TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR.. SİTEMİZDE YER ALAN BİLGİLERİ İNCELERKEN ARADIĞINIZ SORULARIN CEVABINI BÜYÜK ÖLÇÜDE BULABİLECEKSİNİZ..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
YARGITAY CEZA DAİRELERİ KARARLARI 6 / 25-01-2013

ZİMMET ÖDEME İRADESİ-ETKİN PİŞMANLIK.

YARGITAY

5. Ceza Dairesi 2008/1866 E.N , 2012/1694 K.N.

İlgili Kavramlar

ETKİN PİŞMANLIK

ÖDEME İRADESİ

ZİMMET

Özet

CMK´NIN 2/E, 158/1 VE 160. MADDELERİNE GÖRE SORUŞTURMA, "KANUNA GÖRE YETKİLİ MERCİLERCE SUÇ ŞÜPHESİNİN ÖĞRENİLMESİNDEN İDDİANAMENİN KABULÜNE KADAR GEÇEN EVREYİ" İFADE EDER VE CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI VEYA KOLLUK MAKAMLARINCA SUÇUN İŞLENDİĞİNİN ÖĞRENİLMESİYLE BAŞLAR. CUMHURİYET BAŞSAVCI-LIĞI´NA YAPILAN SUÇ DUYURUSUNDAN ÖNCE İLK İDDİANAMEYE KONU PARAYI TAMAMEN İADE EDEN, DAVA AÇILDIKTAN SONRA ABONELERİN MÜRACAATI ÜZERİNE ORTAYA ÇIKIP BOZMA İLAMI SONRASINDA DÜZENLENEN EK İDDİANAMEYE KONU EDİLEN KISMI DA EK İDDİANAME DÜZENLENMEDEN ÖNCE ÖDEYEN VE ÖDENEN MİKTARLARIN TOPLAMINA NAZARAN ÖDEME İRADESİNİN SORUŞTURMA BAŞLAMADAN ÖNCEYE YÖNELİK OLDUĞU ANLAŞILAN SANIĞIN CEZASINDAN 5237 SAYILI TCK´NIN 248/1. MADDESİ UYARINCA 2/3 ORANINDA İNDİRİM YAPILMASI GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

Suçun 5237 sayılı Yasa´nın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlendiğinin kabul edilmesi karşısında aynı Yasa´nın 53/5. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından, TCK´nın 43. maddesi ile uygulama yapılırken 8 yıl 16 ay 15 gün yerine 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına hükmolunması ise sonuç cezanın doğru olarak belirlenmesi sebebiyle sonuca etkili olmadığından bozma nedeni sayılmamış, bozma üzerine yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.

Ancak;

CMK´nın 2/e, 158/1 ve 160. maddelerine ve Ceza Genel Kurulu´nun Dairemizce de benimsenen 17.10.2006 gün ve 2006/5-165-213 sayılı Kararına göre; soruşturmanın, "kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi" ifade ettiği ve soruşturmanın Cumhuriyet Başsavcılığı veya kolluk makamlarınca suçun işlendiğinin öğrenilmesiyle başladığı dikkate alınarak, sanığın, Cumhuriyet Başsavcılığı´na yapılan ve 16.01.2001 tarihinde havale edilen suç duyurusundan önce 02.02.2001 günlü iddianameye konu 1.818.350.000 lira parayı tamamen iade ettiği, dava açıldıktan sonra abonelerin müracaatı üzerine ortaya çıkan 300.300.000 lirayı ise 27.12.2001 tarihinde ödediği, bu zimmet miktarına ilişkin olarak da Dairemizin bozma ilamı sonrasında 02.11.2004 tarihli ek iddianame ile kamu davasının açıldığı, ödenen miktarların toplamına nazaran sanığın ödeme iradesinin soruşturma başlamadan önceye yönelik olduğu gözetilerek, cezasından 5237 sayılı TCK´nın 248/1. maddesi uyarınca 2/3 yerine aynı Kanun´un 248/2. maddesi gereğince 1/3 oranında indirim yapılması sonucu fazla ceza tayini,

5237 sayılı TCK´nın 53/1. maddesine göre anılan madde ve fıkrada belirtilen hakları kullanmaktan yoksun bırakılmanın, kasten işlenmiş bir suçtan dolayı verilen hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olması karşısında anılan maddenin birinci fıkrasında sayılan hakların tamamı ile ilgili yoksun bırakma kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Ceza miktarı bakımından kazanılmış hak nedeniyle indirim yapılırken, 5320 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu´nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun´un 8/1. maddesi uyarınca uygulama maddesinin halen yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK´nın 326/son maddesi yerine, 5271 sayılı CMK´nın 307. maddesinin yazılması,

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun´un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 07.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

TEHDİDİN BİR BAŞKASI TARAFINDAN ARAT TIRILARAK YAPILMASI

YARGITAY

4. Ceza Dairesi 2009/10548 E.N , 2011/8306 K.N.

İlgili Kavramlar

TEHDİT

Özet

SANIĞIN, KATILANA YÖNELİK "SANA NE YAPACAĞIMI BİLİYORUM, EN KISA ZAMANDA BİR ŞEYLER YAPACAĞIM" BİÇİMİNDEKİ SÖZLER İLE TEHDİT ETMESİ EYLEMİ AÇIKÇA HAYATA, VÜCUT BÜTÜNLÜĞÜNE VEYA CİNSEL DOKUNULMAZLIĞA YÖNELİK BİR ZARAR TEHLİKESİ İÇERMEDİĞİNDEN TCK´NIN 106/1-2. CÜMLESİ UYARINCA HÜKÜM KURULMASI GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

1- Hakaret suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Kararda öngörülen cezaların nitelik ve niceliğine göre hükmün temyiz edilemez olduğu,

Anlaşıldığından, 5320 sayılı Yasa´nın 8/1 ve 1412 sayılı CYY´nin 317. maddesi uyarınca sanık Süleyman müdafiinin tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,

2- Tehdit suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak

a) Sanığın, katılanı; "sana ne yapacağımı biliyorum, en kısa zamanda bir şeyler yapacağım" biçimindeki sözler ile tehdit etmesi eyleminin açıkça hayatına, vücut bütünlüğüne veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir zarar tehlikesi içermemesi karşısında, sanığın eylemi yanlış olarak nitelendirilip TCY´nin 106/1-2. cümlesi yerine, aynı maddenin 1. cümlesinden hüküm kurulmak suretiyle fazla cezaya hükmedilmesi,

b) Sanığın, katılanın kendisini bir başkasına aratarak tehdit ettirdiği şeklindeki savunması ve sanık müdafiinin talep etmesi karşısında, olayın çıkış sebebi üzerinde durularak, sanık lehine TCY´nin 29. maddesindeki haksız tahrik hükmünün uygulanma olanağının tartışılmaması,

c) Sanık müdafiinin 10.07.2007 tarihli son oturumdaki lehe olan hükümlerin uygulanması istemi, TCY´nin 62. maddesindeki takdiri indirimi de içerdiği halde, bu konuda bir karar verilmemesi,

Yasaya aykırı ve Süleyman müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden (HÜKMÜN BOZULMASINA), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 15.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

KAMU GÖREVLİSİNE HAKARET, ZARAR

YARGITAY

4. Ceza Dairesi 2008/23323 E.N , 2011/4147 K.N.

İlgili Kavramlar

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI

KAMU GÖREVLİSİNE HAKARET

ZARAR

Özet

CMK´NIN 231/6-C MADDE VE FIKRASINDA BELİRTİLEN ZARAR KAVRAMINDAN; YALNIZCA BASİT BİR ARAŞTIRMA İLE BELİRLENECEK MADDİ ZARARLARIN ANLAŞILMASI GEREKİR. ANILAN ZARAR, ÖLÇÜLEBİLİR, BELİRLENEBİLİR (SOMUT) MADDİ ZARAR OLUP MANEVİ NİTELİKTEKİ ZARARI KAPSAMAMAKTADIR.

NİTELİĞİ İTİBARİYLE HAKARET SUÇUNDA GİDERİLMESİ GEREKEN MADDİ BİR ZARAR BULUNMADIĞI, HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASINA KARAR VERİLMESİNİ GEREKTİREN DİĞER KOŞULLARIN VARLIĞININ İRDELENİP TARTIŞILMASI GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- TCK´nın 125/1. maddesinde düzenlenen hapis veya adli para cezası biçimindeki seçenekli yaptırımın, aynı maddenin 3-a fıkrasında yer alan görevliye hakaret suçunu da kapsaması karşısında, temel cezanın hapis olarak belirlenmesinde takdir hakkının hangi hukuksal gerekçelere dayanılarak kul-lanıldığının gösterilmemesi,

2- 5271 sayılı CYY´nin 5728 sayılı Yasa ile değişik 231. maddesinin 6/c fıkrasında belirtilen zarar kavramından, Dairemizce de benimsenen YCGK´nın 03.02.2009 gün ve 2008/250-2009/13 sayılı kararında belirtildiği üzere, yalnızca basit bir araştırma ile belirlenecek maddi zararların anlaşılması ge-rekmektedir. Anılan zarar, ölçülebilir, belirlenebilir (somut) maddi zarara ilişkin olup manevi nitelikte zararı kapsamamaktadır.

Bu nedenle, niteliği itibariyle hakaret suçunda giderilmesi gereken maddi bir zarar bulunmadığı gözetilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini gerektiren diğer koşulların varlığının irdelenip tartışılması gerekirken, mağdurun zararının giderilmediği biçimindeki yasal olmayan gerekçe ile hüküm kurulması,

3- 5237 sayılı TCY´nin 62. maddesinde yazılı sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki etkileri gibi hususlar tartışılmadan, "lehine takdiri indirim sebebi görülmediğinden bahisle TCY´nin 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına" denilmek suretiyle yasal ve yeterli olmayan bir gerekçe ile takdiri indirim nedeninin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

Yasaya aykırı ve sanık Ferhat´ın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden (HÜKMÜN BOZULMASINA), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 29.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

EKSİK SORUŞTURMA İŞGAL VE FAYDALANMA

YARGITAY

3. Ceza Dairesi 2010/18223 E.N , 2012/9957 K.N.

İlgili Kavramlar

EKSİK SORUŞTURMA

İŞGAL VE FAYDALANMA

ORMANDAN AÇMA YAPMAK

Özet

ORMAN İŞLETMESİ´NİN 11.04.2008 TARİHLİ YAZISI VE BİLİRKİŞİ RAPORUNDAN SUÇ TUTANAĞININ TANZİM EDİLDİĞİ TARİHTE SAHADA ORMAN KADASTROSUNUN YAPILMADIĞI, SUÇ TUTANAĞI EKİ RAPORDA YERİN KUZEY VE GÜNEYİNİN ORMAN, EĞİMİNİN %30-35 OLARAK GÖSTERİLDİĞİ, KEZA SUÇ TUTANAĞI KAPSAMINDAN SAHADAN ORMAN AĞACI OLAN SAÇLI MEŞE VE ÇINARLARIN KESİLDİĞİNİN ANLAŞILDIĞI OLAYDA; DAVA KONUSU YERE AİT HAVA FOTOĞRAFLARININ DA CELBEDİLİP MAHALLİNDE ZABIT MÜMZİİLERİNİN GÖSTERİMİYLE YENİDEN KEŞİF YAPILARAK MEMLEKET VE AMENAJMAN HARİTALARI İLE HAVA FOTOĞRAFLARININ BİRLİKTE TATBİK EDİLEREK DAVA KONUSU YERİN TOPRAK YAPISI, EĞİMİ, MUHAFAZA KARAKTERİ TAŞIYIP TAŞIMADIĞI, ORMAN BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZUP BOZMADIĞI, EVVELİYATI İTİBARİYLE ORMANDAN KAZANILIP KAZANILMADIĞI, ÜZERİNDE ORMAN BİTKİ ÖRTÜSÜ BULUNMASA BİLE SALT TOPRAĞININ NİTELİĞİ İTİBARİYLE ORMAN TOPRAĞI OLUP OLMADIĞI YÖNÜNDEN TESPİT EDİLECEK TEKNİK VE BİLİMSEL BULGULARA NAZARAN YERİN ORMAN SAYILAN YERLERDEN OLUP OLMADIĞININ KESİN ŞEKİLDE TESPİT EDİLİP SUÇ TUTANAĞININ DÜZENLENDİĞİ TARİHTEN SONRA YERİN ORMAN TAHDİT SINIRLARI DIŞINDA BIRAKILMASININ SANIĞIN SUÇLULUĞUNU ORTADAN KALDIRMAYACAĞI DA GÖZETİLEREK BİR HÜKÜM TESİSİ GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak, gereği görüşülüp düşünüldü:

Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine; ancak;

Orman İşletmesi´nin 11.04.2008 tarihli yazısı ve bilirkişi raporundan suç tutanağının tanzim edildiği tarihte sahada orman kadastrosunun yapılmadığının anlaşılmasına, suç tutanağı eki raporda yerin kuzey ve güneyinin orman, eğiminin %30-35 olarak gösterilmesine, yine suç tutanağı kapsamından sahadan orman ağacı olan saçlı meşe ve çınarların kesildiğinin anlaşılmasına göre dava konusu yere ait hava fotoğraflarının da celbedilip mahallinde zabıt mümziilerinin gösterimiyle yeniden keşif yapılarak memleket ve amenajman haritaları ile hava fotoğraflarının birlikte tatbik edilerek dava konusu yerin toprak yapısı, eğimi, muhafaza karakteri taşıyıp taşımadığı, orman bütünlüğünü bozup bozmadığı, evveliyatı itibariyle ormandan kazanılıp kazanılmadığı, üzerinde orman bitki örtüsü bulunmasa bile salt toprağının niteliği itibariyle orman toprağı olup olmadığı yönünden tespit edilecek teknik ve bilimsel bulgulara nazaran yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığının kesin şekilde tespit edilip suç tutanağının düzenlendiği tarihten sonra yerin orman tahdit sınırları dışında bırakılmasının sanığın suçluluğunu ortadan kaldırmayacağı da gözetilerek bir hüküm tesisi gerektiğinin gözetilmeden eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, müdahil idarenin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca istem gibi (BOZULMASINA), 15.03.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ORMANDAN AÇMA YAPMAK, EKSİK SORUŞTURMA

YARGITAY

3. Ceza Dairesi 2010/2884 E.N , 2011/5572 K.N.

İlgili Kavramlar

EKSİK SORUŞTURMA

İŞGAL VE FAYDALANMA

ORMANDAN AÇMA YAPMAK

Özet

DAVA KONUSU SANIKLARIN KULLANDIKLARI YERLERE İLİŞKİN 01.10.2007 VE 17.10.2007 TARİHLİ BİLİRKİŞİ RAPORLARI ARASINDA ÇELİŞKİ BULUNDUĞUNDAN MAHALLİNDE TUTANAK TANZİMCİSİ DE HAZIR EDİLEREK 3 KİŞİLİK BİLİRKİŞİ HEYETİ İLE KEŞİF YAPILARAK MEMLEKET HARİTASI, HAVA FOTOĞRAFI, AMENAJMAN PLANI TATBİK EDİLİP DAVA KONUSU YERİN ORMAN OLUP OLMADIĞI, EYLEMİN VASFI TEREDDÜDE YER VERMEYECEK ŞEKİLDE TESPİT EDİLMELİ; ECRİMİSİL ÖDEMELERİNİN KİRA BEDELİ OLMAYIP FUZULİ İŞGALLE İLGİLİ OLDUĞU HUSUSU DA GÖZETİLİP KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak, gereği görüşülüp düşünüldü:

Fen bilirkişisi 17.10.2007 tarihli raporunda Bayram´ın kullandığı 6220 m2´lik bölümde bina mevcut olup tescil harici ormanlık sahada kaldığı, Hamdi´nin kullandığı 9396 m2´lik bölümde bina mevcut tescil harici ormanlık alanda kaldığı belirtilmiş, aynı fen bilirkişisinin ve orman yüksek mühendisinin imzaladıkları 01.10.2007 tarihli raporda Bayram´ın kullanımındaki 3495,33 m2´lik kısmının, Hamdi´nin kullanımındaki 6276,79 m2 kısmının memleket haritasında orman olduğu, her iki sanığın evlerinin de orman sayılmayan yerde B ve B1 ile haritada işaretlendiği görülmekle raporlar arasında çelişki oluştuğu anlaşılmasına göre mahallinde tutanak tanzimcisi de hazır edilerek 3 kişilik bilirkişi heyeti ile keşif yapılarak memleket haritası, hava fotoğrafı, amenajman planı tatbik edilip dava konusu yerin orman olup olmadığı, eylemin vasfı tereddüde yer vermeyecek şekilde tespit edilerek hüküm tesisi gerekirken, eksik inceleme ile ayrıca ecrimisil ödemeleri kira bedeli olmayıp fuzuli işgalle ilgili olduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi,

Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısı, müdahil idare vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi (BOZULMASINA), 21.04.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI, KESİN HÜKÜM

YARGITAY

2. Ceza Dairesi 2012/4860 E.N , 2012/3949 K.N.

İlgili Kavramlar

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI

KESİN HÜKÜM

YARGILAMANIN YENİLENMESİ

Özet

CMK´NIN 223. MADDESİNDE SAYILAN, DAVAYI SONUÇLANDIRAN VE UYUŞMAZLIĞI ÇÖZEN BİR HÜKÜM OLMAYAN HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI KARARI, SANIK HAKKINDA KURULAN MAHKUMİYET HÜKMÜNÜN HUKUKİ BİR SONUÇ DOĞURMAMASINI İFADE EDER.

YARGILAMANIN YENİLENMESİ, KESİN HÜKÜMLERE KARŞI BAŞVURULABİLECEK OLAĞANÜSTÜ BİR YASA YOLU OLUP, HÜKÜM NİTELİĞİNDE BULUNMAYAN HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI KARARLARINDA BU YOLA BAŞVURULAMAZ.

 

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

05.05.2010 tarihli ön inceleme sırasında, CMK´nın 318/1. maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulüne karar verilmesi nedeniyle, aynı Yasa´nın 323/1. maddesi kapsamında önceki hükmün onaylanması niteliğindeki 15.09.2010 tarihli yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin kararın temyizi kabil olduğu belirlenmekle yapılan incelemede;

Gaziantep Sekizinci Asliye Ceza Mahkemesi´nin, 30.03.2009 gün, 2008/977, 2009/356 sayılı kararı ile sanığın, elektrik enerjisi hırsızlığı suçundan mahkumiyetine ve 5271 sayılı Yasa´nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun, 03.05.2011 gün, 2011/4-61,79 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, CMK´nın 223. maddesinde sayılan, davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir hüküm değildir. Hükmün açıklanması, düşme kararı verilmesi veya yeni bir mahkumiyet hükmü kurulması halinde, temyiz incelemesine konu olabilecektir. CMK´nın 311 ve devamı maddelerinde düzenlenen yargılamanın yenilenmesi, ancak kesin hükümlere karşı başvurulabilecek olağanüstü bir yasa yolu olup, hüküm niteliğinde bulunmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yargılamanın yenilenmesi isteminin, CMK´nın 318/1. maddesi uyarınca kabule değer olmaması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, anılan madde uyarınca istemin kabulüne karar verilip, yargılama yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı (BOZULMASINA), 22.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

TELEFONLA MESAJ YOLUYLA TEHDİT

YARGITAY

2. Ceza Dairesi 2010/11064 E.N , 2012/2092 K.N.

İlgili Kavramlar

CEZANIN TAKDİRİ

TEHDİT

TELEFONLA MESAJ YOLUYLA TEHDİT

TEMEL CEZANIN BELİRLENMESİ

Özet

HAKARET VE TEHDİT SUÇLARINDA KORUNAN HUKUKİ DEĞERLER BİRBİRİNDEN FARKLIDIR. TEHDİT SUÇU TELEFONLA MESAJ YOLUYLA İŞLENDİĞİNDE KATILAN ÜZERİNDE DAHA FAZLA KORKU VE ENDİŞE YARATACAĞINDAN, TEHDİT SUÇUNDAN CEZA TAYİNİNDE ALT SINIRDAN UZAKLAŞILMASINDA BİR İSABETSİZLİK BULUNMAMAKTADIR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan 5271 sayılı CYY´nin 231/6. maddesinin (a) bendinde yazılı "kasıtlı bir suçtan mahkum olmama" koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;

Sanığa atılı hakaret ve tehdit suçlarında korunan hukuki değerler birbirinden farklı olduğu gibi, telefonla mesaj yoluyla işlenen tehdit suçunun katılan üzerinde bu şekilde işlenmesinin daha fazla korku ve endişe yaratacağı gözetildiğinde, mahkemenin tehdit suçundan alt sınırdan uzaklaşma gerekçesinde isabetsizlik bulunmadığı ve mahkemenin 08.02.2007 tarih, 578-15 sayılı kararının katılan vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine hükmün Dairemizin 09.10.2007 tarih, 9514-12768 sayılı bozma ilamıyla sanık aleyhine de bozulduğu anlaşılmakla bozma ilamından sonra sanık hakkında 765 sayılı TCK´nın 80. ve 81. maddelerinin uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığından tebliğnamedeki bozma düşüncelerine katılınmamıştır.

Bozma üzerine yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün isteme aykırı olarak (ONANMASINA), 06.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

 TÖRE SAİKİYLE VE TASARLAYARAK KARDEŞİNİ ÖLDÜRME

YARGITAY

1. Ceza Dairesi 2011/5057 E.N , 2012/3350 K.N.

İlgili Kavramlar

KASTEN ÖLDÜRME

TASARLAMA

TÖRE SAİKİYLE VE TASARLAYARAK KARDEŞİNİ ÖLDÜRME

Özet

AİLESİNİN RIZASINI ALMADAN M…´NİN K… İLÇESİNDE OTURAN BİR ŞAHISLA KAÇARAK EVLENEN MAKTULÜN EŞİNDEN, YÖRESEL ÖRF VE ADET GEREĞİ SANIĞIN AİLESİNİN BAŞLIK PARASI İSTEDİĞİ, PARANIN ÖDENMEMESİ ÜZERİNE MAKTULÜN KARDEŞİ OLAN SANIĞIN İ…´DEN K…´YA GELDİĞİ, MAKTULÜN OTURDUĞU YERİ TESPİT ETTİKTEN SONRA ARALARINDA HİÇBİR KONUŞMA GEÇMEKSİZİN UZUN NAMLULU SİLAH İLE MAKTULÜ ÖLDÜREN SANIĞIN EYLEMİ; ÖLDÜRMEYE ÖNCEDEN KARAR VERMESİ, BU KARARINDA SEBAT VE ISRAR GÖSTERİP ARADAN GEÇEN VE TASARLAMANIN VARLIĞI İÇİN YETERLİ OLAN ZAMANA RAĞMEN SOĞUKKANLILIKLA EYLEMİNİ GERÇEKLEŞTİRMESİ KARŞISINDA, TÖRE SAİKİYLE VE TASARLAYARAK KARDEŞİNİ ÖLDÜRME SUÇUNU OLUŞTURDUĞU GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

1- Sanık Yaşar´ın konut dokunulmazlığını ihlal suçu yönünden;

Sanık hakkında kurulan hükümde; suçun silahla işlenmesine rağmen TCK´nın 119/1-a maddesinin uygulanmayarak eksik ceza tayini yasaya aykırı ise de, aleyhe temyiz bulunmadığından bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.

2- Sanık Yaşar´ın kardeşini töre saiki ile öldürme, bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak amacıyla öldürme, konut dokunulmazlığını ihlal ve 6136 sayılı Yasa´ya aykırılık suçlarından mahkumiyetine dair kurulan hükümlerin incelenmesinde;

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık Yaşar´ın suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak amacıyla öldürme, konut dokunulmazlığını ihlal ve 6136 sayılı Yasa´ya aykırılık suçlarının nitelikleri tayin, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle değerlendirilip reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde eleştiri ve bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde ve duruşmalı incelemede yetersiz gerekçeye, sübuta, suç niteliğine vesaireye yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,

 

a) Sanık Yaşar´ın bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak amacıyla öldürme, konut dokunulmazlığını ihlal ve 6136 sayılı Yasa´ya aykırılık suçlarından mahkumiyetine dair kurulan öldürme suçu yönünden re´sen de temyize tabi olan hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA,

b) Sanık Yaşar´ın kardeşini töre saiki ile öldürme suçundan mahkumiyetine dair kurulan hüküm yönünden;

Oluşa ve dosya içeriğine göre; maktul Devran ile sanığın kardeş oldukları, maktulün, ailesinin rızasını almadan M…´nin K… ilçesinde oturan Eyyup´la kaçarak evlendiği, yöresel örf ve adet gereği sanık Yaşar´ın ailesinin, maktulün eşinden barışmak için başlık parası istediği, paranın ödenmemesi nedeniyle aile şeref ve namusunu kurtarmak saikiyle maktulü öldürmeye karar verip, olaydan bir gün önce sanığın, İ…´den M…´nin K… ilçesine geldiği, oturduğu yeri tespit ettikten sonra aralarında hiçbir konuşma geçmeksizin maktulü uzun namlulu silah ile vurarak öldürdüğü olayda; sanığın, maktulü öldürmeye önceden karar vermesi, bu kararında sebat ve ısrar gösterip aradan geçen ve tasarlamanın varlığı için yeterli olan zamana rağmen soğukkanlılıkla eylemini gerçekleştirmesi karşısında, töre saikiyle ve tasarlayarak kardeşini öldürme suçundan TCK´nın 82/1-a-d-k maddeleri uyarınca ceza-landırılması yerine suç vasfının yanlış tayini sonucu aynı Yasa´nın 82/1-d-k maddeleri gereğince töre saikiyle kardeşini öldürme suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde ve duruşmalı incelemedeki itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün CMUK 321. madde gereğince tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak (BOZULMASINA), hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçen süre gözönüne alındığında sanık müdafiinin tahliye talebinin reddine, 30.04.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

DOLANDIRICILIK NİTELİKLİ-DİNİ İNANÇ VE DUYDULARIN İSTİSMARI

YARGITAY

15. Ceza Dairesi 2011/11738 E.N , 2012/32041 K.N.

İlgili Kavramlar

DİNİ İNANÇ VE DUYGULARIN İSTİSMARI

NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK

Özet

DİN, BİR TOPLULUĞUN SAHİP OLDUĞU KUTSAL KİTAP, PEYGAMBER VE ALLAH KAVRAMINI DA GENELLİKLE İÇİNDE BULUNDURAN İNANÇ SİSTEMİ VE BU SİSTEME BAĞLI OLARAK YERİNE GETİRMEYE ÇALIŞTIĞI AHLAKİ KURALLAR BÜTÜNÜDÜR. DİNİ İNANÇ, DİNE İNANAN, BELİRLİ BİR DİNE MENSUP KİŞİNİN DUYGULARIDIR. BİR İNSANIN DİNİ İNANÇ VE DUYGULARI İLE DOĞUP BÜYÜDÜĞÜ, TERBİYESİNİ ALDIĞI AİLESİ, ÇEVRESİ VE İÇİNDE BULUNDUĞU TOPLUM ARASINDA ÇOK SIKI BİR İLİŞKİ BULUNMAKTADIR.

TCK´NIN 158/1-A MADDESİNDE DÜZENLENEN NİTELİKLİ UNSURUN GERÇEKLEŞEBİLMESİ VE SUÇUN OLUŞABİLMESİ İÇİN, DİNİ KURALLARA BAĞLI OLANLARIN, ÖNEM VERDİĞİ DEĞERLER, DİNİ İNANÇ VE DUYGULAR ALDATMA ARACI OLARAK KÖTÜYE KULLANILMALI, BU SURETLE GERÇEKLEŞTİRİLEN HİLE İLE HAKSIZ BİR YARAR DA SAĞLANMIŞ OLMALIDIR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Katılan vekilinin 06.07.2006 havale tarihli dilekçesiyle temyiz isteminden vazgeçtiğinden, sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri ile ilgili olarak yapılan temyiz incelemesinde;

Sanık Erdoğan´ın adli sicil kaydında tekerrüre esas mahkumiyeti bulunduğu halde TCK´nın 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile, nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte birtakım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

Dolandırıcılık suçunun dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK´nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.

Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.

Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.

1- Somut olayda; kendilerini hoca olarak tanıtan sanıkların katılanlara kızlarının bahtının kapandığını, evlerinde muska olduğunu söyleyip evlerine gelerek, çeşitli dualar okuyup kızlarının elbisesinden muska çıktığına inandırıp, bu muskayı bozup yeni muska yaptıklarını söyleyerek paralarını almaları, ayrıca evlerinin bahçesinde bir küp altın olduğunu, bu altını çıkarmak için çeşitli dualar ve törenler yapıp getirdiği ilaçla küp içerisindeki maddeyi altına çevirecekleri vaatleri ile katılanları kandırıp altın ve paralarını almaları şeklinde gerçekleşen olayda sanıkların eylemlerinin temas ettiği, 5237 sayılı TCK´nın 158/1-a maddesinde düzenlenen "Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle" nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde dolandırıcılık suçundan karar verilmesi;

2- Sanıkların katılanlardan aynı suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda kısa aralıklarla aynı suçun birden fazla işledikleri anlaşılmakla, cezalarının zincirleme suç hükümlerine göre artırılması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini,

Kabule göre de;

3- Adli para cezalarının 5083 sayılı Kanun´un 1. maddesi ile 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu´nun 04.04.2007 tarih ve 2007/ 11963 sayılı kararının 1. maddesi uyarınca Türk Lirası (TL) olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

4- 5237 sayılı TCK´nın 53/1-c maddesinde belirtilen kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait hizmette bulunmaktan yoksun bırakılma güvenlik tedbirinin aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca koşullu salıverme tarihine kadar uygulanabileceğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), ceza türü ve miktarı bakımından kazanılmış hakkın gözetilmesine, 19.03.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

TAKSİRLE YARALAMA, TEMEL CEZANIN BELİRLENMESİ

YARGITAY

12. Ceza Dairesi 2011/19737 E.N , 2012/11616 K.N.

İlgili Kavramlar

CEZAYI ARTIRICI HALLER

TAKSİRLE YARALAMA

TEMEL CEZANIN BELİRLENMESİ

Özet

5237 SAYILI TCK´NIN 22/4, 61/1 VE 89/1. MADDELERİ UYARINCA TEMEL CEZA BELİRLENDİKTEN SONRA, ANILAN YASA´NIN 89/2(B-E) MADDESİNDEKİ NİTELİKLİ HALLERİN GERÇEKLEŞMESİ NEDENİYLE CEZANIN BİR KEZ YARI ORANINDA ARTIRILMASI GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Taksirle yaralama suçundan, sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin, eksik inceleme ile karar verildiği ve sanığın olayda tam kusurlu olduğu yönünde, sanık müdafiinin ise olayda sanığın kusurunun bulunmadığına ilişkin, yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

5237 sayılı TCK´nın 22/4, 61/1 ve 89/1. maddeleri uyarınca, temel ceza belirlendikten sonra, nitelikli hallerin gerçekleşmesi nedeniyle, 5237 sayılı TCK´nın 61/4 ve 89/2(b,e) maddeleri uyarınca, cezanın bir kez yarı oranında artırılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde, her bir nitelikli hal için ayrı ayrı artırma yapılarak, sanık hakkında fazla ceza tayini,

Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanun´un 8. maddesi gereğince, halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi gereğince, isteme uygun olarak (BOZULMASINA), 09.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİ İHLAL-KAMU YARARI

YARGITAY

12. Ceza Dairesi 2011/7345 E.N , 2012/8936 K.N.

İlgili Kavramlar

KAMU YARARI

ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİ İHLAL

Özet

KATILAN MAĞDURENİN PLAJDA ŞEZLONGA UZANARAK GÜNEŞLENDİĞİ SIRADA, RIZASI OLMADAN, FOTOĞRAFININ ÇEKİLİP DERGİNİN ÖN KAPAĞINDA, BİLGİSİ VE İZNİ OLMADAN YAYINLANDIĞI OLAYDA;

ÖZEL HAYAT KAVRAMI; KİŞİNİN SADECE GÖZLERDEN UZAKTA, BAŞKALARIYLA PAYLAŞMADIĞI, KAPALI KAPILAR ARDINDA, DÖRT DUVAR ARASINDAKİ YAŞANTISI VE MAHREMİYETİNDEN İBARET OLMAYIP, HERKESİN BİLMEDİĞİ VEYA BİLMEMESİ GEREKEN, İSTENİLDİĞİNDE BAŞKA KİŞİLERE AÇIKLANABİLEN, TAMAMEN KİŞİYE ÖZEL HAYAT OLAYLARI VE BİLGİLERİN TAMAMINI İÇERMEKTEDİR. KAMUYA AÇIK ALANDA BULUNULDUĞUNDA DAHİ, "KALABALIĞIN İÇİNDE DİKKAT ÇEKMEZLİK, TANINMAZLIK, BİLİNMEZLİK" PRENSİBİNİN GEÇERLİ OLDUĞU VE KAMUYA AÇIK ALANA ÇIKAN HER KİŞİNİN, BU ALANDAKİ HER GÖRÜNTÜ VEYA SESİNİN KAYDEDİLİP, SÜREKLİ VE İZİNSİZ OLARAK ELDE BULUNDURULMASINA RIZA GÖSTERDİĞİNİN KABULÜ MÜMKÜN DEĞİLDİR.

İçtihat Metni

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin hükümler katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Dosya içeriğine göre; katılan mağdurenin plajda şezlonga uzanarak güneşlendiği sırada, rızası olmadan, sanık Ö.Evren tarafından fotoğrafının çekilip; imtiyaz sahibi, yayıncısı ve kapak sorumlusunun sanık İ.Hakkı olduğu İ… L… isimli derginin Temmuz 2005 sayısının ön kapağında, bilgisi ve izni olmadan yayınlandığı olayda, özel hayat kavramının; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içermesi karşısında, kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, "kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık, bilinmezlik" prensibinin geçerli olduğu ve kamuya açık alana çıkan her kişinin, bu alandaki her görüntü veya sesinin kaydedilip, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterdiğinin kabulünün mümkün bulunmadığı nazara alınmadan; plajda mayolu olmakla, bir dergi kapağında mayolu fotoğrafın yayınlanmasının aynı kapsamda değerlendirilemeyeceği ve olayda kamu yararı da bulunmadığı gözetilmeden, "plajın kamuya açık alan olup, gizli alan olmadığı" şeklindeki, özel hayatı salt mekana indirgeyen ve yasal olmayan gerekçe ile sanıkların beraatlerine karar verilmesi,

Kanuna aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun´un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak (BOZULMASINA), 03.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

DAVA ZAMANAŞIMI NİTELİKLİ HIRSIZLIK SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK

YARGITAY

13. Ceza Dairesi 2011/34143 E.N , 2012/13176 K.N.

İlgili Kavramlar

DAVA ZAMANAŞIMI

NİTELİKLİ HIRSIZLIK

SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK

Özet

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI KARARININ VERİLDİĞİ TARİH İLE DENEME SÜRESİ İÇİNDE İŞLENEN İKİNCİ SUÇTAN VERİLEN MAHKUMİYET KARARININ KESİNLEŞTİĞİ TARİH ARASINDA DAVA ZAMANAŞIMININ DURDUĞU GÖZETİLEREK; SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUĞUN EYLEMİNE UYAN 5237 SAYILI TCK´NIN 142/1-B, 31/2. MADDELERİNE UYAN SUÇUN GEREKTİRDİĞİ CEZANIN TÜRÜ VE ÜST SINIRINA GÖRE, AYNI YASA´NIN 66/1-E, 66/2, 67/4. MADDELERİNDE ÖNGÖRÜLEN (DURMA SÜRESİ HARİÇ) 6 YILLIK UZATILMIŞ DAVA ZAMANAŞIMI SÜRESİ GEÇMİŞTİR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

5271 sayılı CMK´nın 231/6-son cümlesi hükmü uyarınca suç tarihi 29.06.2003 ila hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği 29.01.2007 tarihine kadar bazı kesintilerle, her seferinde yeniden başlayan dava zamanaşımı süresinin işlediği, bu tarihten sonra ve denetim süresi içinde işlenen kasıtlı suçtan dolayı verilen ve 02.05.2008 tarihinde kesinleşen mahkumiyet hükmü nedeniyle 01.12.2008 tarihinde hükmün açıklandığı; böylelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verildiği 29.01.2007 ila deneme süresi içinde işlenen ikinci suçtan verilen mahkumiyet kararının kesinleştiği 02.05.2008 tarihleri arasında dava zamanaşımının durduğu gözetilerek; suça sürüklenen çocuğun eylemine uyan 5237 sayılı TCK´nın 142/1-b, 31/2. maddelerine uyan suçun gerektirdiği cezanın türü ve üst sınırına göre; aynı Yasa´nın 66/1-e, 66/2, 67/4. maddelerinde öngörülen (durma süresi hariç) 6 yıllık uzatılmış dava zamanaşımı süresinin, suç tarihi olan 29.06.2003 ile inceleme tarihi arasında geçmiş bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk İdris müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle (BOZULMASINA), bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK´nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak suça sürüklenen çocuk hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle 5271 sayılı CMK´nın 223/8. maddesi gereğince DÜŞMESİNE, 05.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

6136-BULUNDURMA RUHSATLI SİLAHI TAŞIMA (HAGB) MÜSADERE

8.CD.

E: 2010/7065 K: 2010/8569

15.6.2010

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI

MÜSADERE

5237 SK 54, 5271 SK 231

ÖZET:6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun´a aykırılık suçundan sanık Bekir Güner´in, anılan Kanun´un 13/1, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 62. maddesi gereğince 10 ay hapis ve 375 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, aynı Kanun´un 231/8. maddesi gereğince 5 yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına, Konya adlî emanetinin 2007/216 sırasında kayıtlı 1 adet Atmaca 53 marka 9841258 seri nolu tabanca ve 1 adet şarjör ve kılıfının denetimli serbestlik süresince emanette muhafazasına dair (K) 1. Asliye Ceza Mahkemesinin ...tarihli ve ./.-. sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.

Dosya kapsamına göre, 5237 sayılı Kanun´un 54/1. maddesinde "İyi niyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlâk açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir" hükmünün yer aldığı ve söz konusu maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere, müsaderenin hukukî niteliğinin bir güvenlik tedbiri olduğu, bu nedenle de müsadereye hükmedilmesi için bir suçun işlenmesi zorunlu olmakla birlikte, bu suçtan dolayı bir kimsenin cezaya mahkûm edilmesinin gerekmediği gözetilmeden suç konusu eşyanın müsaderesi yerine yazılı şekilde denetimli serbestlik süresince emanette muhafazasına karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 18.4.2010 gün ve 24915 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından 4.5.2010 gün ve KYB-2010/100742 sayılı ihbarnamesiyle Dairemize tevdii edilmekle incelendi:

TÜRK MİLLETİ ADINA

Sanığın bulundurma ruhsatlı silahını düğüne götürerek, İbrahim Çukur isimli şahsa verip bu şahsın düğünde ateş etmesi şeklinde gerçekleşen eylemde, sanık hakkında 6136 sayılı Yasanın 13/1, 5237 sayılı TCK.nun 62. madde ve fıkraları uyarınca hapis cezasına hükmedilirken, suçta kullanılan ve taşıması suç olan sanığa ait tabancanın 5237 sayılı TCK.nun 54. maddesi uyarınca müsaderesi yerine, denetimli serbestlik süresince adli emanette muhafazasına karar verilmesi,

 

Yasaya aykırı ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 18.4.2010 gün ve 24915 sayılı kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay C.Başsavcılığının ihbarname içeriği bu nedenle yerinde görülmekle K. 1. Asliye Ceza Mahkemesinin ...gün ve ./. Karar sayılı kararının CMK.nun 309. maddesi gereğince (BOZULMASINA),

Ancak belirlenen hukuka aykırılığın düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 1412 sayılı CMUK.nun 322. maddesindeki ve 5271 sayılı CMK.nun 309/4-d madde, fıkra ve bendindeki yetkilere dayanılmak suretiyle hükümden "adli emanetin 2007/216 sırasına kayıtlı 1 adet Atmaca 53 marka 9841258 seri nolu tabanca, şarjör ve kılıfın denetimli serbestlik süresince emanette muhafazasına" ibaresinin çıkarılmasına " tabanca ve şarjörün 5237 sayılı TCK.nun 54. maddesi gereğince müsaderesine" suç teşkil etmeyen kılıfın sanığa iadesine, sair hususların aynen bırakılmasına, dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 15.6.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

CEZA İNFAZI HESAPLAMASINDA ARTIK YILLAR HESAPA KATILMAZ.

T.C

Y A R G I T A Y

BİRİNCİ CEZA DAİRESİ

Y A R G I T A Y İ L A M I

(KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİ)

ESAS NO : 2011/7864

KARAR NO : 2011/8174

TEBLİĞNAME : 1-B/2011/292253

Kasten öldürmeye teşebbüs ve nitelikli kasten yaralama suçlarından sanık Z. Ş. hakkında hükmolunan cezaların 10 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası olarak toplanmasına dair Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemsinin 22/08/2008 tarihli ve 2008/378 değişik iş sayılı kararının infazı sırasında, adı geçen hükümlünün hakkında Gaziantep ve Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılıklarınca koşullu salıverilme tarihleri farklı olarak düzenlenen müddetnamelere yaptığı itirazın kabulü ile şartla salıverilme tarihinin 28/04/2013 olarak belirlenmesine ilişkin Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/04/2011 tarihli ve 2011/377 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair Kahramanmaraş 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 12/07/2011 tarihli ve 2011/504 değişik iş sayılı kararının Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü´nün 26/09/2011 tarihli ve B.03.0.CİG.0.00.00.04-105-46-6898-2011/11800/48264 sayılı istemlerine dayanılarak 5271 sayılı CMK´nun 309. Maddesi gereğince kanun yararına bozulmasına ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.10.2011 tarihli ve 2011/292253 sayılı tebliğnamesine bağlı dosyası, Dairemize gönderilmekle; okundu, gereği konuşuldu düşünüldü:

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

Hükümlü Z. Ş.´e ait Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 2011/7-783 nolu ilamat dosyası incelendiğinde;

Hükümlü´nün Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/08/2008 tarih 2008/378 değişik iş sayılı içtima kararı ile 10 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasının infazı amacı ile 03/03/2006 tarihinde cezaevine alındığı, dosya kapsamında hükümlüye ilişkin infaz hesap tablosunun bulunduğu, tablo hesabında 5237 Sayılı TCK´nun 61/6. maddesinin dayanak yapıldığı anlaşılmaktadır.

Hükümlü Z. Ş. hakkında 5237 Sayılı TCK´nun 61/6 maddesi gözetilerek koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasına ilişkin yasal dayanak doğru ise de, Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığının 15/09/2008 tarihli müddetnamesi ile hükümlünün 29/04/2013 olarak tesbit edilen koşullu salıverilme tarihi ile Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 16/02/2011 tarihli müddetnamesinin içeriğine göre 30/04/2013 olarak tesbit edilen koşullu salıverilme tarihleri arasındaki farklılık nedeniyle hükümlünün yaptığı itiraz üzerine, Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesi 29/04/2011 tarih ve 2011/377 değişik iş sayı ile itirazın kabulüne ve artık yıllar dikkate alınarak hükümlünün koşullu salıverilme tarihinin 28/04/2013 olarak tesbiti gerekeceği belirtilmiştir.

5237 Sayılı TCK´nın 61/6 maddesi: “ Hapis cezasının süresi, gün, ay ve yıl hesabıyla belirlenir. Bir gün yirmidört saat; bir ay, otuz gündür. Yıl, resmi takvime göre hesap edilir. Hapis cezası için bir günün, adli para cezası için bir Türk Lirasının artakalanı hesaba katılmaz ve bu cezalar infaz edilmez. “ şeklinde düzenlenmiştir.

Yasal düzenleme karşısında hükümlünün cezalarının öncelikle yıl hesabı ile resmi takvime göre, kalan sürelerin ise, ay ve gün üzerinden belirtilen müddetler üzerinden yapılması gerekliliğinden bahisle, koşullu salıverilme tarihinin 30/04/2011 tarihinin olacağı açık ve net olduğundan, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının, bu yönde yaptığı itirazı inceleyen Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/07/2011 tarih ve 2011/ 504 değişik iş sayılı itirazın reddine dair kararı usule ve yasaya aykırı görüldüğünden, bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

4-SONUÇ VE KARAR ;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının istemi yerinde görüldüğünden, Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/07/2011 tarihli ve 2011/ 504 D.İş sayılı kararının 5271 sayılı CMK.nun 309.maddesi uyarınca BOZULMASINA,

Diğer işlemlerinin yapılabilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına (TEVDİİNE) 21.12.2011 gününde oy birliğiyle karar verildi.


 

ADLİ PARA CEZASININ KONUTTA CEKTİRİLMESİ KARARININ BOZULMASI

Adli Para Cezalarında Konutta infazın mümkün olduğuna dair,

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (5275 sk.nın 110.md.si)

T.C.

YARGITAY

4. Ceza Dairesi YASA YARARINA BOZMA

TÜRK MİLLETİ ADINA

Y A R G I T A Y İ L A M I

Esas No : 2008/21510

Karar No : 2009/12657

Tebliğname No : YYB - 2008/230633

Tehdit ve hakaret suçlarından sanık N. B.´un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 125/1, 62, (iki kez), 106/1, 62 maddeleri gereğince 1.800,00 (iki kez) ve 600,00 Yeni Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Çanakkale Sulh Ceza Mahkemesinin 30.11.2006 tarihli ve 2006/234-693 sayılı kararının infazı sırasında hükümlünün ödeme emrinin tebliğine rağmen 30 gün içerisinde bahsi geçen para cezalarını ödememesi üzerine cezanın 210 gün hapis cezasına çevrilmesini müteakip, hükümlünün talebi üzerine anılan cezanın 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun 110/2. Maddesi uyarınca konutunda çektirilmesine dair Eceabat Sulh Ceza Mahkemesinin 20.02.2007 tarihli ve 2007/22 değişik sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 27.10.2008 gün ve 54421 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.11.2008 gün ve 230633 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

 

Tebliğnamede “Hükümlü hakkındaki toplam 4.200,00 yeni Türk lirası adlî para cezasının iııfazı sırasında yapılan talep üzerine, 5351 sayılı Kanun´la değişik 5275 sayılı Kanun´un 110/2. maddesi uyarınca hapse çevrilen cezanın konutta çektirilmesine karar verilmiş ise de;

5275 sayılı Kanun´un 110/2. maddesinde yer alan "Mahkûmiyete konu suç nedeniyle doğmuş zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesine dair hukukî sorumlulukları saklı kalmak üzere;

Kadın veya altmışbeş yaşını bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları altı ay, veya daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine hükmü veren mahkemece veya hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa o yerde bulunan aynı derecedeki mahkemece karar verilebilir." hükmü ile,

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 52. maddesindeki adlî para cezası başlıklı;

(1) Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayaın hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet hazinesince ödenmesinden ibarettir.

(2) En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı. kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri göz öniinde bulundurularak takdir edilir.

(3) Kararda, adlî para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.

(4) Hakim, ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verilebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmının tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği belirilir" şeklindeki düzenleme karşısında, 5275 sayılı Kanun 110/2. Maddesinin uygulanamayacağı ve hükümlü hakkındaki hapis cezasının konutta çektirilmesine karar verilemiyeceği gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir” denilmektedir.

Gereği görüşüldü;

İncelenen dosyada, tehdit ve hakaret suçlarından dolayı hükmedilen adli para cezalarının ödenmemesi nedeniyle, 5275 sayılı Yasanın 106/3. maddesi uyarınca C. Savcısınca adli para cezalarının hapse çevrilmesine karar verilip, daha sonra da Eceabat Sulh Ceza Mahkemesinden, bu cezanın konutta çektirilmesine karar verilmesi isteminde bulunulduğu ve mahkemenin bu istemi kabul ettiği anlaşılmaktadır.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Yasanın "özel infaz usulleri" başlıklı 110/2. maddesinde belirtilen miktarlardaki süreli hapis cezasına. mahkum olanların `hapis cezalarının´, maddede sayılan koşulların oluşması halinde, hükmü veren mahkemece veya aynı derecedeki başka bir mahkeme kararı ile `konutta çektirilmesine´ karar verilebileceği düzenlenmiştir. Ödenmeyen adli para cezasının, yasanın verdiği yetkiyle Cumhuriyet Savcısı tarafından `hapse´ çevrilmesi durumunda, hükümlü bu cezasını, 5275 sayılı Yasada öngörülen koşullarda ve `hapis cezası´ olarak bir ceza infaz kurumunda çekmektedir. Ancak, hak yoksunlukları bakımından 5275 sayılı Yasanın 106/9. maddesi uyarıca adli para cezası esas alınmaktadır. Dolayısryla, incelenen olayda 5275 sayılı Yasanın 110/2. maddesinde belirtilen "hapis cezalarının ... konutta çektirilmesine" ilişkin düzenlemedeki, hükümlünün yaşına ve ceza miktarına ilişkin objektif koşulların gerçekleştiği kabul edilmelidir. Diğer taraftan, anılan 106/9. maddede, adli para cezasından çevrilen hapsin infazının ertelenemeyeceği ve hakkında koşullu salıverme hükümlerinin uygulanamayacağının belirtilmesine karşın, konutta çektirmeyle ilgili benzeri bir istisnaya yer verilmemesi de, adli para cezasından çevrilen hapsin konutta çektirilmesine engel bulunmadığını göstermektedir. Esasen, mahkemenin vereceği cezanın niteliği konusunda bir söz hakkı bulunmayan sanığın, hapis cezası verilmiş olsaydı yararlanabileceği bir haktan, mahkemenin takdirinin adli para cezası olması nedeniyle yararlandırılmaması da hukuka uygun görülmemektedir.

Açıklanan nedenlerle, Eceabat Sulh Ceza Mahkemesince verilen konutta çektirme kararının hukuka uygun bulunduğu anlaşıldığından, tebliğnamede yer alan YASA YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, 24.06.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KURULDA YUKARDAKİ KARARI BOZMUŞ BOZDUĞU KARARDA AŞAĞIDA.

T.C. YARGITAY

Ceza Genel Kurulu

Esas: 2009/4-187

Karar: 2009/306

Karar Tarihi: 22.12.2009

HAKARET VE TEHDİT SUÇU - HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI - KARARIN KATILANA TEBLİĞ EDİLİP EDİLMEDİĞİ - HENÜZ KESİNLEŞMEMİŞ KARARLARA KARŞI YASA YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURULAMAYACAĞI - DOSYANIN MAHALLİNE GÖNDERİLMESİNE KARAR VERİLDİĞİ

ÖZET: Sulh Ceza Mahkemesinin kararının katılana tebliğ edilip edilmediğinin araştırılması ile tebliğ edilmediğinin belirlenmesi halinde henüz kesinleşmemiş kararlara karşı yasa yararına bozma yoluna başvurulamayacağının değerlendirilmesi, tebliğ edilmiş olduğunun saptanması halinde ise, bu karar ile, bu karara yapılan itiraz üzerine 2. Asliye Ceza Mahkemesince verildiği anlaşılan <itirazın reddine> ilişkin kararın da yasa yararına bozma başvurusuna dahil edilmesinin sağlanması için dosyanın mahalline gönderilmesine karar verilmelidir.

(5237 S. K. m. 52, 106, 125) (1412 S. K. m. 305) (5275 S. K. m. 106, 110) (5271 S. K. m. 231) (YCGK. 03.02.2009 T. 2008/11-250 E. 2009/13 K.) (4.CD 06.11.2007 T. 2007/8612 E. 2007/8939 K.) (4.CD 24.06.2009 T. 2008/21510 E. 2009/12657 K.)

Dava: Hükümlü Naide B.´un;

26.06.2006 tarihinde işlediği hakaret suçundan, 5237 sayılı TCY´nın 125/1 ve 52. maddeleri uyarınca 1800 YTL,

26.06.2006 tarihinde işlediği tehdit suçundan, 5237 sayılı TCY´nın 106/1 ve 52. maddeleri uyarınca 600 YTL,

29.08.2006 tarihinde işlediği hakaret suçundan ise, 5237 sayılı TCY´nın 125/1 ve 52. maddeleri uyarınca 1800 YTL,

Adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin, Çanakkale Sulh Ceza Mahkemesince verilen 30.11.2006 gün ve 234-693 sayılı hükmün, 1412 sayılı CYUY´nın 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 305. maddesi uyarınca kesin nitelikte olması nedeniyle infaz işlemlerine başlanılmış,

Para cezasının infazı sırasında süresi içerisinde ödeme yapılmadığından, adli para cezaları toplam 210 gün hapis cezasına çevrilmiş,

Hükümlünün talebi üzerine de, Eceabat Sulh Ceza Mahkemesince 20.02.2007 gün ve 22 değişik iş sayı ile,

<... Talebin kabulüne, hükümlünün adli para cezasından çevrilen hapis cezasının 5275 sayılı İnfaz Yasasının 110/2. maddesi uyarınca evinde çektirilmesine...> karar verilmesinin ardından, Adalet Bakanlığınca 04.06.2007 gün ve 29333 sayı ile; <... paradan çevrilen hapis cezalarında İnfaz Yasasının 110. maddesinin 2. fıkrası uyarınca infaza karar verilemeyeceği> gerekçesiyle, yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulması nedeniyle, Yargıtay 4. Ceza Dairesince 06.11.2007 gün ve 8612-8939 sayı ile;

<... yasa yararına bozmaya konu edilen kararın, katılana tebliğ edilmemiş olduğundan...>,

Bahisle, yasa yararına bozma talebi reddedilmiştir.

Bunun üzerine 20.03.2008 tarihinde karar katılana tebliğ edilirken; 5271 sayılı CYY´nın 231. maddesinde, 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile yapılan değişiklik nedeniyle de, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini isteyen hükümlü ile ilgili olarak, Çanakkale Sulh Ceza Mahkemesince 28.05.2008 gün ve 234-693 sayılı ek karar ile; (evrak üzerinde yapılan inceleme sonunda)

<...Hükümlünün dosyaya yansıyan kişilik özellikleri nazara alınarak yeniden suç işlemeyeceği konusunda kanaate varılamadığı gibi, hükümlünün gerek soruşturma gerek yargılama aşamasında uzlaşmayı kabul etmeyerek katılanın zararını karşılamadığı, bu nedenle tazmin şartının da gerçekleşmediği anlaşıldığından...> biçimindeki gerekçeye dayanılmak suretiyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması istemi geri çevrilmiş, bu karara karşı hükümlü tarafından yapılan itiraz ise, Çanakkale 2. Asliye Ceza Mahkemesince 17.06.2008 gün ve 178 değişik iş sayı ile reddedilmiştir.

Daha sonra, ilk başvurudaki neden aynen tekrar edilerek, Adalet Bakanlığınca 27.10.2008 gün ve 54421 sayı ile yeniden yasa yararına bozma yoluna başvurulmakla, Yargıtay 4. Ceza Dairesince 24.06.2009 gün ve 21510-12657 sayı ile, , yasa yararına bozma talebinin reddine karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.07.2009 gün ve 230633 sayılı itirazı ise; yasa yararına bozma talebinin yerinde olduğuna, bununla birlikte, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının reddine ilişkin kararın katılana tebliğ edilip edilmediğinin araştırılmasının ardından, bu hususa ilişkin yargılamanın evrak üzerinde yapıldığı Çanakkale Sulh Ceza Mahkemesinin 28.05.2008 gün ve 234-693 sayılı kararına itiraz edilmesi üzerine Çanakkale 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilmiş bulunan 17.06.2008 gün ve 178 değişik iş sayılı kararın da yasa yararına bozma yoluyla getirilebileceğine, sonuç olarak ise, Özel Daire kararının kaldırılması ile Eceabat Sulh Ceza Mahkemesinin 20.02.2007 gün ve 22 değişik iş sayılı kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

Karar: Hükümlü Naide Bulun hakkındaki karara hasren yapılan incelemede:

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık; 5275 sayılı Yasanın 110. maddesinde düzenlenmiş bulunan <özel infaz usullerinin>, hakkındaki para cezası ödenmediği için hapse çevrilmiş olan hükümlüler hakkında da uygulanıp uygulanamayacağının belirlenmesine ilişkin ise de, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun evrak üzerinde değerlendirmeye tabi tutulduğu uyarlama yargılamasına ilişkin olan kararların da yasa yararına bozma başvurusuna konu edilmesinin gerekip gerekmediği konusunun Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak görüşülmesi gerekmiştir.

İncelenen dosya içeriğinden,

Hükümlü hakkında, iki ayrı hakaret ve tehdit olmak üzere üç suçtan verilen adli para cezalarının, ödeme emri tebliğ edilmesine rağmen süresi içerisinde ödenmemesi nedeniyle, 5275 sayılı Yasanın 106/3. maddesi uyarınca toplam 210 gün hapse çevrildiği,

İnfaz aşamasında gerçekleştirilen talep üzerine, Eceabat Sulh Ceza Mahkemesince 210 gün hapis cezasının 5275 sayılı Yasanın 110/2. maddesi uyarınca evde çektirilmesine karar verildiği,

Esas itibarıyla, iki kez Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma başvurusuna konu edilen kararın Eceabat Sulh Ceza Mahkemesinin bu kararı olduğu, oysa, bu arada 5271 sayılı CYY´nın 231. maddesinde 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile yapılan değişiklik nedeniyle gerçekleştirilen uyarlama yargılaması sırasında, Çanakkale Sulh Ceza Mahkemesince 28.05.2008 gün ve 234-693 sayı ile evrak üzerinde yapılan inceleme sonunda gerekçesiyle , bu karara hükümlü tarafından itiraz edilmesi üzerine de Çanakkale 2. Asliye Ceza Mahkemesince 17.06.2008 gün ve 178 değişik iş sayı ile karar verildiği,

Çanakkale Sulh Ceza Mahkemesi kararına hükümlü tarafından itiraz edilmiş olmakla birlikte, bu kararın tebliğ edilip edilmediğinin dosyadan belirlenemediği,

Anlaşılmaktadır.

Öte yandan; ilkeleri Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 gün ve 250-13 sayılı kararında açıklandığı üzere; hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından yapılması gereken değerlendirmede, manevi zararın, objektif koşullar arasında yer alan kapsamında sayılamayacağı, hakaret ve tehdit suçlarında maddi zarardan söz edilemeyeceği, ise ancak duruşmalı yargılamada değerlendirilebileceği açıktır.

Bu durum karşısında, duruşmalı yapılması gereken uyarlama yargılamasının evrak üzerinde yapılmış olması hukuka uygun olmayıp, bu yargılamanın usulüne uygun yapılması ve yargılama sonunda karar verilmesi durumunda, somut olay açısından <özel infaz usullerinin uygulanıp uygulanmayacağı konusunun> tartışılmasına gerek kalmayabilecektir.

Şu halde, uyuşmazlık konusunda karar verilebilmesi için öncelikle Çanakkale Sulh Ceza Mahkemesince verilen uyarlama kararı ile bu karara yapılan itiraz üzerine Çanakkale 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen kararının da, yasa yararına bozma konusu yapılması gerekmektedir. Bu kararlarda bulunduğu saptanan yasaya aykırılık giderilmeden uyuşmazlık konusunda karar verilmesi halinde, hukuka aykırılıkları giderme ve ülkede uygulama birliğini hukuka uygunlukla sağlama amacına hizmet için öngörülen müessesesi, bünyesinde hukuka aykırılık taşıyan hükümlerin onaylanması sonucunu doğuracaktır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına, subjektif koşulların evrak üzerinde değerlendirilmesi suretiyle verilmiş bulunan ilişkin Çanakkale Sulh Ceza Mahkemesinin 28.05.2008 gün ve 234-693 sayılı kararının katılana tebliğ edilip edilmediğinin araştırılması ile tebliğ edilmediğinin belirlenmesi halinde henüz kesinleşmemiş kararlara karşı yasa yararına bozma yoluna başvurulamayacağının değerlendirilmesi, tebliğ edilmiş olduğunun saptanması halinde ise, bu karar ile, bu karara yapılan itiraz üzerine Çanakkale 2. Asliye Ceza Mahkemesince verildiği anlaşılan 17.06.2008 gün ve 178 değişik iş sayılı ilişkin kararın da yasa yararına bozma başvurusuna dahil edilmesinin sağlanması için dosyanın mahalline gönderilmesine karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının DEĞİŞİK GEREKÇE İLE KABULÜNE,

2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 24.06.2009 gün ve 21510-12657 sayılı, yasa yararına bozma isteminin reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın belirtilen işlemlerin yapılması için Çanakkale Sulh Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.12.2009 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

ÖDENMEYEN ADLİ PARA CEZASININ HAPSE CEVRİLMESİ HAPSİNDE KONUTTA CEKTİRİLMESİNE KARAR VERİLEMİYECEĞİ.

YARGITAY

2. Ceza Dairesi 2009/53799 E.N , 2010/7351 K.N.

İlgili Kavramlar

ADLİ PARA CEZASI

KISA SÜRELİ HAPİS CEZALARININ ÖZEL İNFAZ ŞEKİLLERİ

PARAYA ÇEVİRME

Özet

ADLİ PARA CEZASINDAN ÇEVRİLEN HAPİS CEZASININ İNFAZININ ERTELENEMEMESİ, İNFAZINDA KOŞULLA SALIVERME HÜKÜMLERİNİN UYGULANAMAMASI VE HAK YOKSUNLUKLARI BAKIMINDAN ADLİ PARA CEZASININ ESAS ALINACAK OLMASI, HÜKÜMLÜNÜN ADLİ PARA CEZASINI ÖDEMESİ HALİNDE HER ZAMAN İNFAZIN SONLANDIRILABİLMESİ KARŞISINDA, İNFAZ HUKUKUNA İLİŞKİN, PARA CEZASININ ÖDENMESİNİ SAĞLAMA AMACINA YÖNELİK OLMASI NEDENİYLE, BU TÜR HAPİS CEZALARI YÖNÜNDEN ÖZEL İNFAZ USULLERİNİN UYGULANMASI OLANAĞI BULUNMAMAKTADIR.

İçtihat Metni

Basit yaralama suçundan sanık Meliha´nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 86/2, 29/1, 62, 52/2. maddeleri gereğince 1.000 Yeni Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair (İncirliova Sulh Ceza Mah-kemesiynin 06.02.2008 tarihli ve 2007/355 esas, 2008/94 sayılı kararının infazı sırasında hükümlünün para cezasını ödememesi sebebiyle İncirliova Cumhuriyet Başsavcılığınca hapis cezasına çevrilmesini müteakip, cezasının konutunda çektirilmesi talebinin kabulü ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun´un 110/2. maddesi uyarınca konutunda çektirilmesine ilişkin aynı mahkemenin 28.08.2008 tarihli ve 2007/355 esas, 2008/94 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 23.10.2009 gün ve 2009/12370/59941 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.11.2009 gün ve 2009/ 254893 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle okundu.

Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;

Yargıtay Onuncu Ceza Dairesi´nin 23.02.2009 tarihli ve 2009/1261 esas, 2009/2702 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, 5237 sayılı Kanun´un 86/2. maddesi uyarınca verilen adli para cezasının infazının 5275 sayılı Kanun´un 106. maddesine göre yapılması gerektiği, hükümlü tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içerisinde adli para cezası ödenmezse, ödenmeyen kısma gelen gün miktarınca hapsedileceği, aynı maddenin 9. fıkrası uyarınca adli para cezasından çevrilen hapsin infazının ertelenmesi ve şartla salıverilme hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı, ancak hükümlünün hapis yattığı günler dışındaki günlere karşılık gelen miktarı öderse hapisten çıkarılacağı, adli para cezasının ödenmemesi sebebiyle dönüştürülen hapis cezasının, para cezasının yerine getirilmesini sağlamak amacına yönelik, infaz hukukuna ilişkin zorlama hapsi niteliğinde olduğu, 5275 sayılı Kanun´un 110. maddesinde öngörülen özel infaz usullerinin uygulanmasının mümkün bulunmadığı, söz konusu hükmün uygulanması için infaza konu cezanın kısa süreli hapis olması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden, 5271 sayılı CMK´nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

İncirliova Sulh Ceza Mahkemesi´nin 06.02.2008 gün 2007/355, 2008/94 sayılı hükmü ile kasten yaralama suçundan 1.000,00 TL adli para cezası ile hükümlülüğüne karar verilen sanığın, adli para cezasını ödememesi üzerine, İncirliova Cumhuriyet Savcılığı´nın, 01.08.2008 günlü kararı ile adli para cezasının hapse çevrildiği, hükümlünün başvurusu üzerine İncirliova Sulh Ceza Mahkemesi´nce, 5275 sayılı Yasa´nın 110. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının konutunda çektirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.

5275 sayılı Yasa´nın 106. maddesinin 3. fıkrası uyarınca adli para cezasından çevrilen hapis cezasının, aynı maddenin 9. fıkrası uyarınca infazının ertelenememesi, infazında koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanamaması ve hak yoksunlukları bakımından adli para cezasının esas alınacak olması, hükümlünün adli para cezasını ödemesi halinde her zaman infazın son-landırılabilmesi karşısında, infaz hukukuna ilişkin, para cezasının ödenmesini

sağlama amacına yönelik olması nedeniyle, bu tür hapis cezaları yönünden anılan Yasa´nın 110. maddesinde öngörülen özel infaz usullerinin uygulanması olanağı bulunmadığından, yasa yararına bozma istemi yerinde görülmekle, İncirliova Sulh Ceza Mahkemesi´nden verilip kesinleşen 28.08.2008 gün ve 2007/355, 2008/94 sayılı kararın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca (BOZULMASINA), hükümlü Osman ve Fatma kızı, 29.01.1937 doğumlu Meliha´nın, aynı mahkemeden aldığı 1.000,00 TL adli para cezasından çevrilen 50 gün hapis cezasının konutunda çektirilmesi kararının kaldırılmasına, 10.03.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

SÜRÜCÜ BELGESİNDE SAHTECİLİK GÖREVLİYE YALAN BEYANDA BULUNMA

4.CD.

E: 2009/16865 K: 2009/13334

6.7.2009

SÜRÜCÜ BELGESİNE HAKSIZ OLARAK KENDİ FOTOĞRAFINI YAPIŞTIRMA

GÖREVLİYE YALAN BEYANDA BULUNMA

SAHTECİLİK.

5237 SK 268 5237 SK 267 5237 SK 204 5237 SK 206

ÖZET:Sürüce belgesi bulunmayan sanığın, trafik kontrolü sırasında Engin T. isimli kişi adına düzenlenen sürücü belgesine kendi fotoğrafının yapıştırılması suretiyle elde edilen ve iğfal kabiliyetini haiz olduğu saptanan sürücü belgesini sunması biçimindeki eylemi nedeniyle TCK.nun 204/1. maddesi uyarınca sahtecilik suçunun yanı sıra, sahte sürücü belgesinde adı geçen kişi hakkında aracın farının bozuk olması nedeniyle trafik cezasına esas olmak üzere tutanak düzenlenmiş olmasına göre, her ne kadar gerçekte var olan bir kimseye ait bilgiler kullanılmış ise de, TCK.nun 268. maddesinde öngörüldüğü haliyle ortada kabahatin ötesinde soruşturma ve kovuşturma yapılmasının engellenmesi amaçlanan bir suç bulunmaması karşısında eylemin TCK.nun 206. maddesinde düzenlenen yalan bildirimde bulunma suçunu oluşturacağı gözetilmeden, uygulama yeri bulunmayan aynı yasanın 268. maddesinin yollamasıyla 267/7. madde ve fıkrası uyarınca hükümlülüğüne karar verilmesi, yasaya aykırıdır.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

I- Yargılama ve olayın kanıtlanmasına ilişkin gerekçe: Sanığa yükletilen sahtecilik eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Yasaya uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı; böylece olaylara ilişkin sorunlarda gerekçenin yeterli bulunduğu,

Hukuksal tanı: Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Yasada öngörülen suç tipine uyduğu,

Yaptırım: Cezanın yasal bağlamda uygulandığı,

Anlaşıldığından sanık Turgut Karahaliloğlu´nun ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA,

 

II- Sanık hakkında iftira suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteğine gelince,

Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Sürüce belgesi bulunmayan sanığın, trafik kontrolü sırasında E. T. isimli kişi adına düzenlenen sürücü belgesine kendi fotoğrafının yapıştırılması suretiyle elde edilen ve iğfal kabiliyetini haiz olduğu saptanan sürücü belgesini sunması biçimindeki eylemi nedeniyle TCK.nun 204/1. maddesi uyarınca sahtecilik suçunun yanı sıra, sahte sürücü belgesinde adı geçen kişi hakkında aracın farının bozuk olması nedeniyle trafik cezasına esas olmak üzere tutanak düzenlenmiş olmasına göre, her ne kadar gerçekte var olan bir kimseye ait bilgiler kullanılmış ise de, TCK.nun 268. maddesinde öngörüldüğü haliyle ortada kabahatin ötesinde soruşturma ve kovuşturma yapılmasının engellenmesi amaçlanan bir suç bulunmaması karşısında eylemin TCK.nun 206. maddesinde düzenlenen yalan bildirimde bulunma suçunu oluşturacağı gözetilmeden, uygulama yeri bulunmayan aynı yasanın 268. maddesinin yollamasıyla 267/7. madde ve fıkrası uyarınca hükümlülüğüne karar verilmesi,

2- Kabule göre sanık hakkında sahtecilik suçundan kurulan hükümde TCK.nun 62. maddesi uyarınca takdiri indirim uygulanmasını karşın yeterli ve yasal gerekçeye dayanılmadan uygulama dışı bırakılması,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve sanık T. K.´nun temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, tutuklu kaldığı süreye ve suçun niteliğinin değişmiş olmasına göre başka suçtan tutuklu ya da hükümlü bulunmadığı takdirde salıverilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına; yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 06.07.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.,


 

SAHTECİLİK NÜFUS CÜZDANI VE DOLANDIRICILIK.

11.CD.

E: 2006/7200 K: 2007/79

22.1.2007

NÜFUS CÜZDANINDA SAHTECİLİK

KAMU KRUMUNU ARAÇ OLARAK KULLANMAK SURETİYLE DOLANDIRICILIK

5237 SK 204, 5237 SK 158/1-D

ÖZET:Dolandırıcılık suçlarından sanık B.Tnin yapılan yargılaması sonunda: 2004 yılında katılan T.B.ye yönelik dolandırıcılık suçundan 765 sayılı TCK.nun 503/1, 522/1, 5237 sayılı TCK.nun 52/4, 53/1, 58/6 ve 63. maddeleri gereğince 8 ay hapis ve 22 Yeni Türk Lirası adli para cezası, 18.04.2006 tarihinde aynı katılana yönelik dolandırıcılığa teşebbüs suçundan 5237 sayılı TCK.nun 157, 35/2, 52/4, 53/1, 58/6 ve 63. maddeleri gereğince 1 yıl 6 ay hapis ve 2000 Yeni Türk Lirası adli para cezası, 2006 yılı Ocak ayı içinde katılan B. B.ya, 10.01.2006 tarihinde katılan Ü. Y.na yönelik dolandırıcılık suçlarından 5237 sayılı TCK.nun 157, 52/4, 53/1, 58/6 ve 63. maddeleri gereğince ayrı ayrı 3 yıl hapis ve 4000 Yeni Türk Lirası adli para cezası ile mahkûmiyetine dair SAKARYA 3. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 04.07.2006 gün ve 2006/379 Esas, 2006/456 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi sanık ve müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığının onama isteyen 20.10.2006 tarihli tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği görüşüldü:

Sanığın, nüfus müdürlüğünün maddi varlıklarından olan E. K. ve T. K.ya ait, üzerlerine kendi fotoğrafını yapıştırarak elde ettiği sahte nüfus cüzdanlarını göstermek suretiyle alış-veriş yapıp ücretlerinin büyük bir kısmını ödemeyerek katılanları dolandırdığının iddia olunması karşısında; eylemin kamu kurumu olan nüfus müdürlüğünü aracı kılmak suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdir ve değerlendirmesinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde hükümler kurulması,

Yasaya aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 22.01.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi


 

UYŞTURUCU TEDAVİ VE GÜVENLİK TEDBİRİ KARAR İTİRAZA TABİLİĞİ

Daire:10

Tarih:2012

Esas No:2011/25251

Karar No:2012/12909

Kaynak:Mahkeme Arşivi

İlgili Maddeler:TCK 191

İlgili Kavramlar:Tedavi ve güvenlik tedbiri kararı itiraza tabidir

nl2br( T.C. YARGITAY 10. Ceza Dairesi Esas No : 2011/25251 Karar No : 2012/12909 Tebliğname No : 10 - 2010/208945 TÜRK MİLLETİ ADINA VERİLEN YARGITAY KARARI İNCELENEN KARARLA İLGİLİ BİLGİLER : Mahkeme : OSMANİYE 1. Sulh Ceza Mahkemesi Karar Tarihi- Numarası : 09/03/2010 – 2009/496 esas ve 2010/151 karar Sanık : Hakan Taslak Suç : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma Suç Tarihi : 06/04/2009 Karar : Tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri Temyiz Eden : Sanık Tebliğnamedeki Düşünce : Onama Dosya incelendi. GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ : Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 20.03.2012 tarihli ve 2011/785-2012/101 sayılı kararında açıklandığı üzere; “kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma, kabul etme veya bulundurma” suçundan dolayı, TCK´nın 191. maddesinin 2. fıkrası gereğince verilen “tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına” ilişkin kararın, sözü edilen fıkraya 6217 sayılı Kanunla eklenen cümlenin yürürlüğe girdiği 14.04.2011 tarihinden önce ya da sonra verilip verilmediğine bakılmaksızın, temyiz değil itiraz kanun yoluna tabi olması nedeniyle, itirazla ilgili gerekli kararın yetkili ve görevli itiraz merciince verilmesi için, dosyanın incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na İADESİNE, 03/07/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi


 

YAĞMA SUCUNUN OLUŞMASI-TEFECİLİK OLMADIĞI.

Sanığın Eyleminin Bir Bütün Halinde Yağmaya Kalkışma Suçunu Oluşturduğu Gözetilmeden Hüküm Verilmesinin Hukuka Aykırı Olduğuna Dair Yargıtay Kararı

cEZA Daire:6

Tarih:2012

Esas No:2012/4830

Karar No:2012/12657

Kaynak:kişisel arşiv

İlgili Maddeler:149

İlgili Kavramlar:Tefecilik ve yağma

nl2br(T.C. YARGITAY 6. Ceza Dairesi TÜRK MİLLETİ ADINA Y A R G I T A Y İ L A M I Esas No : 2012/4830 TUTUKLU Karar No : 2012/12657 Tebliğname No : 6 - 2011/315580 İNCELENEN KARARIN; MAHKEMESİ : Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi TARİHİ : 07/04/2011 NUMARASI : 2007/15 (E) ve 2011/87 (K) SANIK : Engin AKKUŞ SUÇLAR : Yağmaya kalkışma, Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, yaralama, tehdit, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, 6136 sayılı Kanuna muhalefet HÜKÜM : Mahkumiyet TEMYİZ EDEN : Sanık savunmanı TEBLİĞNAMEDEKİ DÜŞÜNCE : Onama Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü: Yakınan Musa Bayram, oğlu Ali Bayram´ın örgüt üyesi sanık Özer Özdemir tarafından Bursa´dan zorla Erzincan´a getirdiğini iddia etmiş olmasına göre, sanık Engin Akkuş´un söz konusu eylem nedeniyle 5237 sayılı TCK´nun 220/5 maddesi delaletiyle adı geçen sanık hakkında anılan yakınana yönelik eylemleri nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak suçundan dava açılmadığının anlaşılması karşısında, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığınca işlem yapılması olanaklı kabul edilmiştir. I- Sanık hakkında yağmaya kalkışma, tehdit, suç örgütü kurma ve yönetme, yaralama, 6136 sayılı yasaya muhalefet, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelenmesinde, Sanığın yakınan Çetin Gül´e yönelik yağmaya kalkışma suçunun 5237 sayılı TCY.nın 149. maddesinin 1. fıkrasının (c)-(f) bentlerine aykırı biçimde birden çok kişi tarafından, var olan suç örgütünün oluşturduğu korkutucu güçten yararlanılarak işlendiği halde uygulama sırasında (c) bendinin gösterilmemesi gösterilen teşdit gerekçesi karşısında, örgüt üyesi sanıklar Gökmen Doğan, Ümit Karasu ve Ertan Ak´ın sanık Engin Akkuş´un talimatları doğrultusunda yakınan Ercan Çıldır´ı Erzincan ilinden araçla zorla Sivas ili istikametine doğru götürdükleri sırada yakınanın gözlerini bağladıkları, sanık Engin Akkuş´un yolda jandarma kontrolü olduğu yönündeki cep telefonu konuşması ardından sanıkların yakınanı tekrar Erzincan iline bıraktıklarının anlaşılması karşısında sanık hakkında bu suç için kurulan hükümde uygulama yeri bulunmayan 5237 sayılı TCK´nın 110/1. maddesi ile cezadan indirim yapılması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre sanık Engin Akkuş savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin tebliğname gibi ONANMASINA, II-Sanık hakkında yakınan Barbaros Polat´a karşı tehdit suçundan kurulan hükmün temyiz incelenmesine gelince; Yakınanın 2004 yılının 11. ayında işten çıkarılması nedeniyle ekonomik olarak zor durumu düşmesi neticesi, örgüt üyesi sanık Özer Özdemir´den faiz karşılığı borç para aldığı borcun vadesi geldiğinde sanık Özer Özdemir´in yakınanı çağırdığı ve "Ben senin borcunu birkaç ay daha idare ederim ancak borcuna her ay yüzde otuz beş faiz eklerim" dediği,bunun üzerine sanık ile yakınan arasında tekrar Temmuz 2005 tarihinde senet imzalandığı, örgüt üyesi sanık Özer Özdemir´in sık sık telefonla yakınanı arayarak borcunu ödemesi için tehdit ettiği ve "eğer ödemez isen Engin Akkuş ve Ulalar Beldesinde bulunan arkadaşlarının kaçıracağını ve sonunun kötü olacağını" söylediği,örgüt üyesi sanık Özer Özdemir´in girişimlerinin neticesiz kalması üzerine 2005 yılı Ekim ayında sanık Engin AKKUŞ´un devreye girerek yakınanı aradığı, örgüt üyesi sanık Özer´e olan borcunu hemen ödemesini söylediği akabinde yakınanı terminalde yakalayan sanık Engin Akkuş´un "Ben Özer´e benzemem bir daha gelirsem mutlaka öldürmeye gelirim” diyerek tehdit ettiğinin anlaşılması karşısında sanığın eyleminin bir bütün halinde yağmaya kalkışma suçunu oluşturduğu gözetilmeden,kanıtların takdiri ve değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık Engin Akkuş savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 5320 Sayılı Yasanın 8/1.maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı CMUK.nun 326/son maddesinin gözetilmesine, 21.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. )

Sanığın Eyleminin Bir Bütün Halinde Yağmaya Kalkışma Suçunu Oluşturduğu Gözetilmeden Hüküm Verilmesinin Hukuka Aykırı Olduğuna Dair Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY

6.Ceza Dairesi

Esas: 2012/4830

Karar: 2012/12657

Karar Tarihi: 21.06.2012

ÖZET: Yakınanın işten çıkarılması nedeniyle ekonomik olarak zor durumu düşmesi neticesi, örgüt üyesi sanıktan faiz karşılığı borç para aldığı borcun vadesi geldiğinde sanığın yakınanı çağırdığı ve <Ben senin borcunu birkaç ay daha idare ederim ancak borcuna her ay yüzde otuz beş faiz eklerim> dediği, bunun üzerine sanık ile yakınan arasında tekrar senet imzalandığı, örgüt üyesi sanığın sık sık telefonla yakınanı arayarak borcunu ödemesi için tehdit ettiği, örgüt üyesi sanığın girişimlerinin neticesiz kalması üzerine diğer sanığın devreye girerek yakınanı aradığı, örgüt üyesi sanığa olan borcunu hemen ödemesini söylediği akabinde yakınanı terminalde yakalayan sanığın tehdit ettiğinin anlaşılması karşısında sanığın eyleminin bir bütün halinde yağmaya kalkışma suçunu oluşturduğu gözetilmeden karar verilmesi bozmayı gerektirir.

Dava ve Karar: Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Yakınan M. B., oğlu A.B.´ın örgüt üyesi sanık Ö. Ö. tarafından Bursa´dan zorla Erzincan´a getirdiğini iddia etmiş olmasına göre, sanık E. A.´un söz konusu eylem nedeniyle 5237 sayılı TCK´nun 220/5 maddesi delaletiyle adı geçen sanık hakkında anılan yakınana yönelik eylemleri nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak suçundan dava açılmadığının anlaşılması karşısında, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığınca işlem yapılması olanaklı kabul edilmiştir.

I- Sanık hakkında yağmaya kalkışma, tehdit, suç örgütü kurma ve yönetme, yaralama, 6136 sayılı yasaya muhalefet, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelenmesinde,

Sanığın yakınan Ç. G.´e yönelik yağmaya kalkışma suçunun 5237 sayılı TCY. nın 149. maddesinin 1. fıkrasının (c)-(f) bentlerine aykırı biçimde birden çok kişi tarafından, var olan suç örgütünün oluşturduğu korkutucu güçten yararlanılarak işlendiği halde uygulama sırasında (c) bendinin gösterilmemesi gösterilen teşdit gerekçesi karşısında, örgüt üyesi sanıklar G. D., Ü. K. ve E. A.´ın sanık E. A.´un talimatları doğrultusunda yakınan E. Ç.´ı Erzincan ilinden araçla zorla Sivas ili istikametine doğru götürdükleri sırada yakınanın gözlerini bağladıkları, sanık E. A.´un yolda jandarma kontrolü olduğu yönündeki cep telefonu konuşması ardından sanıkların yakınanı tekrar Erzincan iline bıraktıklarının anlaşılması karşısında sanık hakkında bu suç için kurulan hükümde uygulama yeri bulunmayan 5237 sayılı TCK´nın 110/1. maddesi ile cezadan indirim yapılması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre sanık E. A. savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin tebliğname gibi ONANMASINA,

II- Sanık hakkında yakınan Barbaros Polat´a karşı tehdit suçundan kurulan hükmün temyiz incelenmesine gelince;

Yakınanın 2004 yılının 11. ayında işten çıkarılması nedeniyle ekonomik olarak zor durumu düşmesi neticesi, örgüt üyesi sanık Ö. Ö.´den faiz karşılığı borç para aldığı borcun vadesi geldiğinde sanık Ö. Ö.´in yakınanı çağırdığı ve <Ben senin borcunu birkaç ay daha idare ederim ancak borcuna her ay yüzde otuz beş faiz eklerim> dediği, bunun üzerine sanık ile yakınan arasında tekrar Temmuz 2005 tarihinde senet imzalandığı, örgüt üyesi sanık Ö. Ö.´in sık sık telefonla yakınanı arayarak borcunu ödemesi için tehdit ettiği ve <eğer ödemez isen E. A. ve Ulalar Beldesinde bulunan arkadaşlarının kaçıracağını ve sonunun kötü olacağını> söylediği, örgüt üyesi sanık Ö. Ö.´in girişimlerinin neticesiz kalması üzerine 2005 yılı Ekim ayında sanık E. A.´un devreye girerek yakınanı aradığı, örgüt üyesi sanık Ö.´e olan borcunu hemen ödemesini söylediği akabinde yakınanı terminalde yakalayan sanık E. A.´un <Ben Ö.´e benzemem bir daha gelirsem mutlaka öldürmeye gelirim> diyerek tehdit ettiğinin anlaşılması karşısında sanığın eyleminin bir bütün halinde yağmaya kalkışma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, kanıtların takdiri ve değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanık E. A. savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 5320 Sayılı Yasanın 8/1.maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı CMUK. nun 326/son maddesinin gözetilmesine, 21.06.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

İDDANAME OKUNMADAN SAVUNMA ALINMASI CMK.191/3-b BOZULMASI

Daire:12

Tarih:2012

Esas No:2011/22324

Karar No:2012/15651

Kaynak:Eskişehir 2. SCM dosyası

İlgili Maddeler:CMK 191/3-b, 226/2

İlgili Kavramlar:İDDİANAME OKUNMADAN SAVUNMA, EK SAVUNMA

nl2br(1) 01/05/2008 tarihli duruşmada hazır bulunan ve kendisine iddianame tebliğ edilmeyen sanığa, iddianame okunmadan savunmasının tespit edilmesi sureti ile 5271 sayılı CMK´nın 191/3-b maddesine aykırı davranılması, 2)Sanığa ek savunma hakkı tanınmadan sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilmesi sureti ile 5271 sayılı CMK´nın 226/2 maddesine aykırı davranılması, Kabule göre de; 3)Sanığın ilgili merciinden sürücü belgesinin onaylı bir örneği getirtilmeden, dosyada bulunan fotokopisine dayanılarak geri alınmasına karar verilmesi, Kanuna aykırı, ... görülmüş olup, BOZULMASINA, 21.06.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

İDDA NAMEDE ACILMAYAN DAVADAN -HÜKÜM KURMA -BOZMA.

T.C.

YARGITAY

9. Ceza Dairesi

TÜRK MİLLETİ ADINA

Y A R G I T A Y İ L A M I

Esas No                : 2012/2664      

Karar No              : 2012/7416

Tebliğname No : 4 - 2008/66828

İNCELENEN KARARIN;

Mahkemesi : Selçuk Asliye Ceza Mahkemesi

Tarihi     : 12.04.2007

Numarası            : 2006/221 - 2007/101

Sanıklar                : 1- Mehmet KILINÇ, 2- Ali DURABAY, 3- Ali KILINÇ, 4- Mehmet DURABAY

Katılanlar             : 1- Ali Kırbaş, 2- Hamit Kırbaş

Suç         : Tehdit, mala zarar verme

Suç tarihi             : 26.03.2006

Hüküm : 1- Sanıklar Mehmet Durabay ve Mehmet Kılınç hakkında; TCK´nın 151/1, 62, 52. maddeleri uyarınca mahkumiyet

2- Sanık Ali Kılınç hakkında; TCK´nın 106/1, 62, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri uyarınca mahkumiyet

3- Sanık Ali Durabay hakkında; TCK´nın 106/1-1, 51/7. maddeleri uyarınca mahkumiyet

Temyiz edenler : Sanıklar

Tebliğnamedeki düşünce            : Ret - Bozma

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanıklar Mehmet Kılınç ve Mehmet Durabay hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükümlerin temyizinin mümkün olup olmadığı hususundaki ön sorun nedeniyle yapılan değerlendirme ve tartışmalar sonunda, adı geçen sanıklar hakkında mala zarar verme suçundan kamu davası açılmadığı halde bu suçtan mahkumiyet hükmü kurulması nedeniyle hükümlerin temyizi kabil olduğu Daire başkanı Ekrem Ertuğrul ile Üye Abdurrahman Kavun´un karşı oyları ve oy çokluğuyla kabul edilerek yapılan incelemede;

İddianamede sanıklar Mehmet Kılınç ve Mehmet Durabay hakkında tehdit, Ali Durabay ve Ali Kılınç hakkında mala zarar verme suçundan dava açıldığı halde açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiillerin dışına çıkılarak sanıklar Mehmet Kılınç ve Mehmet Durabay hakkında mala zarar verme, Ali Durabay ve Ali Kılınç hakkında tehdit suçundan dolayı yargılama yapılması ve dava açılmayan suçtan hüküm kurulması suretiyle 5271 sayılı CMK´nın 225/1. maddesine aykırı davranılması,

./..

-2-

Esas No                : 2012/2664      

Karar No              : 2012/7416

Kanuna aykırı, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, tayin edilen ceza miktarları yönünden kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 04.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

KARŞI OY:

5237 sayılı TCK´nın 50 veya 52. maddeleri uygulanmak suretiyle hükmolunan ve herhangi bir hak kısıtlaması doğurmayan 2000 liraya kadar ( 2000 lira dahil) adli para cezasına ilişkin mahkumiyet hükümleri kesindir.

Kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek koşuluyla suç vasfına yönelik olarak temyiz edilmesi halinde incelenebilir. Bunun dışında hangi nedenle olursa olsun kesin nitelikteki bir hükmün incelenmesi mümkün değildir.

İncelenen dosyada sanıklar Mehmet Kılınç ve Mehmet Durabay hakkında TCK´nın 151/1, 62, 52/2. maddeleri uyarınca 300´er lira adli para cezasına hükmedilmiş olup suç vasfına yönelik bir temyiz de bulunmamaktadır.

Kesin olarak verilen hükümlerde hukuki hata yapılmış olması bunları temyizi kabil hale getirmez. Ancak, bu hatalar kanun yararına bozma yöntemi ile giderilebilir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyizi kabil olup olmadığı yönündeki ön sorun tartışmasında, sayın çoğunluğun sanıklar hakkında anılan suçlardan dava açılmaması sebebiyle kesin olarak verilen hükümlerin temyizi kabil olduğu yönündeki görüşlerine katılmıyoruz.


 

ERTELİ CEZANIN İNFAZINA AYNI DOSYA ÜZERİNDEN KARAR VERİLME

103

Daire:3

Tarih:2012

Esas No:2011/31599

Karar No:2012/17500

Kaynak:Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkeme dosyası

İlgili Maddeler:TCK 51/7

İlgili Kavramlar:ERTELİ CEZANIN İNFAZI

5237 sayılı TCK´nın 51/7. maddesi uyarınca hükümlünün denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemesi halinde erteli hapis cezasının kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine dair kararın, erteleme kararını veren mahkeme tarafından erteli cezaya ilişkin dosya üzerinden verilmesi gerektiği düşünülmeden sanık hakkıda yazılı şekilde hüküm tesisi,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten 5320 sayılı Yasanın 8/1 maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CMUK´un 322. maddesi gereğince, hüküm fıkrasının bu konu ile ilgili kısmının "Sanığın sabıkasında mevcut Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesine ait 2007/537 Esas 2007/778 Karar sayılı erteli ilam nedeniyle kararın kesinleşmesine müteakip mahkemesine ihbarda bulunulmasına" şeklinde değiştirilerek sair kısımların aynen bırakılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 30/04/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

COCUĞUN CİNSEL İSTİSMARI-TCK 102-(Bacak elleme)

Cinsel saldırı

MADDE 102. - (1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.

(3) Suçun;

a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

b) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

c) Üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı,

d) Silâhla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,

İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.

(4) Suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda kişi ayrıca kasten yaralama suçundan dolayı cezalandırılır.

(5) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.

(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

T.C.

YARGITAY

5. CEZA DAİRESİ

E. 2004/6002

K. 2006/3852

T. 4.5.2006

• SARKINTILIK ( Sanığın Kütüphanede Yanlız Başına Bulunan 9 Yaşındaki Mağdurenin Bacaklarını Tutarak Okşaması - Eylemin Irz ve Namusa Tasaddi Vasfıda Olduğu )

• IRZ VE NAMUSA TASADDİ ( İftira Atması İçin Bir Nedeni Bulunmayan 9 Yaşındaki Mağdurenin Bacaklarının Okşanmasının Sarkıntılık Olarak Değerlendirilemeyeceği - Irz ve Namusa Tasaddi Vasfında Bulunan Eyleme İlişkin Delillerin Tartışılması ve Değerlendirilmesi Görevinin Asliye Ceza Mahkemesine Ait Olduğu )

• GÖREV ( Sanığn 9 Yaşındaki Mağdurenin Bacağından Tutarak Okşamaktan İbaret Eyleminin Irz ve Namusa Tasaddi Suçunu Oluşurduğu - Delillerin Tartışılıp Değerlendirilmesi Görevinin Asliye Ceza Mahkemesine Ait Olduğu )

5237/m. 102

ÖZET : Sanığın mağdurenin bacağından tutarak okşadığı, içeriye tanıklar E.ve S.´in girmesi ile eylemine son verdiği, bu durumda sanığa isnat olunan eylemin gerçekleştiğinin anlaşılması ve atılı suçun ırz ve namusa tasaddi vasfında bulunup bulunmadığı ile 5237 sayılı TCK.nun hükümleri de irdelenmek suretiyle bu konuda delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi görevinin üst dereceli Asliye Ceza Mahkemesine ait bulunduğu nazara alınarak görevsizlik kararı verilmesi gerekir.

DAVA : Sarkıntılık suçundan sanık S.G.´in yapılan yargılanması sonunda; atılı suçtan beraetîne dair Kuşadası Sulh Ceza Mahkemesinden verilen 23.1.2003 gün ve 2002/179Esas, 2003/66 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay´ca incelenmesi Üst C.Savcısı tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Sanığı önceden tanımayan ve iftira atması içinde herhangi bir nedeni bulunmayan 9 yaşındaki mağdure B.´nin aşamalarda süren anlatımları, teşhis tutanağı ve tanık beyanları karşısında, sanığın olay günü kütüphanede yalnız olarak bulunan mağdurenin yanına gelerek"sen insan anatomisini, nasıl hamile kalındığını biliyormusun" dediği, mağdure oradan gitmek istediğinde ise sanığın mağdurenin bacağından tutarak okşadığı, içeriye tanıklar E.ve S.´in girmesi ile eylemine son verdiği, bu durumda sanığa isnat olunan eylemin gerçekleştiğinin anlaşılması ve atılı suçun ırz ve namusa tasaddi vasfında bulunup bulunmadığı ile 5237 sayılı TCK.nun hükümleri de irdelenmek suretiyle bu konuda delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi görevinin üst dereceli Asliye Ceza Mahkemesine ait bulunduğu nazara alınarak görevsizlik karan verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde beraet kararı verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, üst C.Savcisımn temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1 .maddesi de gözetilerek CMUK.nun 321. maddesi uyannca ( BOZULMASINA ), 04.05.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

COCUĞUN BASİT CİNSEL İSTİSMARI-TCK 103/1 (Kalça elleme)

Çocukların cinsel istismarı

MADDE 103. - (1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden;

a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,

Anlaşılır.

(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, onbeş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.

(7) Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ E. 2008/15019T.C.

YARGITAY

5. CEZA DAİRESİ

E. 2008/15019

K. 2009/1909

T. 19.2.2009

• ÇOCUĞUN BASİT CİNSEL İSTİSMARI ( Sanığın Mağdurenin Kalçasını Sıkmak Şeklinde Gerçekleşen ve Vücut Temasını da İçeren Eyleminde Oluştuğu )

• BASİT CİNSEL SALDIRI ( Sanığın Mağdurenin Kalçasını Sıkmak Şeklinde Gerçekleşen ve Vücut Temasını da İçeren Eylemi Çocuğa Basit Cinsel İstismar Suçunu Oluşturduğu )

5237/m.103/1

ÖZET : Sanığın, mağdurenin kalçasını sıkmak şeklinde gerçekleşen ve vücut temasını da içeren eylemi, çocuğa basit cinsel istismar suçunu oluşturur.

DAVA : Çocuğunbasit cinselistismarı ve basit cinsel saldırı suçlarından sanık Ensar´ın yapılan yargılanması sonunda; eylemlerinin çocuğunbasit cinsel istismarı ve cinsel taciz suçlarını oluşturduğunun kabulü ile mahkumiyetine dair, ( İstanbul Dördüncü Ağır Ceza Mahkemesi )´nce 10.04.2008 tarih ve 2007/285 Esas, 2008/102 Karar sayı ile verilen hükümlerin süresi içinde Yargıtay´ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan, dava evrakı Yargıtay C.Başsavcılığı´nın 18.11.2008 günlü tebliğnamesi ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle, sanık hakkında 29.12.2006 günlü basit cinsel istismar eyleminden dolayı kurulan mahkumiyet hükmünün usul ve yasaya uygun olmakla ONANMASINA,

Sanık hakkında 15.03.2006 günlü eylemden dolayı kurulan hükme gelince;

Sanık müdafiinin diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanığın oluşu kabul edilen 15.03.2006 günü mağdurenin kalçasını sıkmak şeklinde gerçekleşen ve vücut temasını da içeren eyleminin, çocuğunbasit cinselistismarı vasfında bulunduğu ve TCK´nın 103/1. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeyerek cinsel taciz olarak kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Yasa´nın 8/ı. maddesi gözetilerek CMUK´nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca kazanılmış hak saklı kalmak üzere ( BOZULMASINA ), 19.02.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 

T.C.

YARGITAY

5. Ceza Dairesi

TÜRK MİLLETİ ADINA

Y A R G I T A Y İ L A M I

Esas No : 2010/2229

Karar No : 2010/7067

Tebliğname No : 5 – 2009/67798

Irza geçmeye teşebbüs ve mesken masuniyetinin ihlali suçlarından sanık M. K.’ın bozma üzerine yapılan yargılanması sonunda; eylemi basit cinsel saldırıya teşebbüs niteliğinde görülerek bu suçtan ve mesken masuniyetinin ihlali suçundan mahkümiyetine dair, Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 20.10.2008 gün ve 2008/101 Esas, 2008/269 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Sanığın katılanın vücudunu okşamak suretiyle gerçekleştirdiği eyleminin tamamlanan basit cinsel saldırı suçuna uyduğu gözetilmeden teşebbüs hükümleri uygulanmak suretiyle eksik ceza tayini,

Mesken masuniyetinin ihlali suçunun takibi şikayete bağlı olsun veya olmasın 5560 sayılı Yasanın 24. maddesi ile değişik CMK.nun 253. maddesine göre uzlaşma kapsamında kaldığı, uzlaşmanın ise bir kovuşturma şartı olduğu nazara alınarak 5271 sayılı Yasanın 253 ve 254. maddeleri uyarınca uzlaştırma işlemi yapılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarih ve 2008/11-250 E. 2009/13 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinde dikkate alınacak zararın maddi zarar olduğu, manevi zararı kapsamadığının belirtilmesi ve olayda da katılanın dosyaya yansıyan maddi bir zararının da bulunmadığı gözetilmeden katılanın zararının giderilmemesi nedeniyle 5271 sayılı CMK.nun 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK.nun 321 ve 326. maddeleri uyarınca hükmün BOZULMASINA, 30.09.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

CİNSEL İSTİSMAR-SANIĞIN CEZA EHLİYETİNİN OLUP OLMADIĞI

YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ E. 2008/12050T.C.

YARGITAY

5. CEZA DAİRESİ

E. 2008/12050

K. 2008/10423

T. 27.11.2008

• ÇOCUĞUN BASİT CİNSEL İSTİSMARINA TEŞEBBÜS ( Sanığın Suçu İşlediği Sırada Ceza Ehliyetini Kısmen veya Tamamen Kaldıracak Mahiyette Bir Akıl Hastalığına Duçar Olup Olmadığının Belirlenmesi )

• SANIĞIN PSİKOLOJİK DURUMUNUN SAPTANMASI ( Adli Tıp Kurumu İlgili İhtisas Dairesinden Rapor Aldırılması Gerektiği-Uzman Olmayan Doktordan Alınan Raporun Hükme Esas Alınamayacağı )

• KİŞİYİ HÜRRİYETİNDEN YOKSUN KILMAK ( Diğer Herhangi Bir Suçtan Ayrı Olarak Değerlendirildiği-Gerçek İçtimanın uygulandığı )

5237/m.32,102

ÖZET : Sanığın psikolojik rahatsızlığının olup olmadığının tespiti için sanık veya müdafiinden gelen talebe binaen mahkemenin rapor aldırmak için adli tıp kurumuna başvurması gerekmektedir. Bu konuda uzman olmayan bir doktor tarafından verilen rapor, hüküm kurulması için yeterli dayanak oluşturmaz.

DAVA : Çocuğunbasit cinsel istismarına teşebbüs ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak suçlarından sanık Ö. İ.´in yapılan yargılanması sonunda; çocuğunbasit cinselistismarı ve atılı diğer suçtan mahkümiyetine dair, S.. 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 20/02/2008 gün ve 2007/229 Esas, 2008/62 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay´ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay C.Başsavcılığının 29/08/2008 günlü tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle gereği düşünüldü:

KARAR : Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Sanığın ve özellikle annesi tanık S. İ.´in sanığın askerliğini zorla yaptığı ve psikolojik rahatsızlığının bulunduğuna dair beyanları, sanık müdafiin bu yöndeki talebi karşısında, bu hususun üzerinde durularak, sanığın suçu işlediği sırada ceza ehliyetini kısmen veya tamamen kaldıracak mahiyette bir akıl hastalığına duçar olup olmadığı, 5237 sayılı TCK.nun 32/1-2. maddelerinin de değerlendirilecek şekilde, Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan rapor alınarak saptandıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeyerek konunun uzmanı da olmayan K... Adli Tıp Şube Müdürlüğünden alınan 13/12/2000 günlü raporla yetinilmek suretiyle eksik soruşturmayla yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 27.11.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

CİNSEL İSTİSMAR-FAZLA CEZA TAYİNİ-CEZA İNDİRİMİ YAPILMASI.

YARGITAY

5. CEZA DAİRESİ

E. 2007/7133

K. 2007/6558

T. 20.9.2007

• CEZA TAYİNİ ( Basit Cinsel İstismar - 1/2 Yerine 1/3 Hatalı İndirim Uygulanarak Fazla Ceza Tayini/Ceza İndiriminde Sanığın Yaşına ve İndirim Miktarına Dikkat Edilmesi Gerektiği )

• BASİT CİNSEL İSTİSMAR ( Yaşı Küçük Mağdurun Uzman Bulunmadan Bir Defaya Mahsus Dinlenebileceği - Ceza İndiriminde Sanığın Yaşına ve 1/2 İndirim Miktarına Dikkat Edilmesi Gerektiği )

• YAŞI KÜÇÜK SANIK ( Basit Cinsel İstismar - 1/2 Yerine 1/3 Hatalı İndirim Uygulanarak Fazla Ceza Tayin Edilmesi/Ceza İndiriminde Sanığın Yaşına ve 1/2 İndirim Miktarına Dikkat Edilmesi Gerektiği )

5271/m.236

5237/m.31, 103

ÖZET : Çocuğunbasit cinselistismarı suçundan sanık olan şahsın yapılan yargılamasında; mağdur çocukların tanık olarak dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişinin bulundurulması gerekli ise de, ilgili madde uyarınca çocukların her dinlenmesinde psikolojisi daha da bozulacağından zorunluluk arz eden haller hariç mağdur çocuklar bu suça ilişkin soruşturma veya kovuşturmada tanık olarak bir defa dinlenebilecektir.

Yaşı küçük sanık hakkında TCK´da öngörülen 1/2 indirim oranının 1/3 olarak hatalı uygulanıp sanığa fazla ceza tayin edilmesi bozma sebebidir.

DAVA : Çocuğunbasit cinselistismarı suçundan sanık Ahmet´in yapılan yargılanması sonunda; atılı suçtan mahkumiyetine dair Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 29.11.2006 gün ve 2005/372 Esas, 2006/466 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay´ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle gereği düşünüldü:

KARAR : CMK.nun 236/3. maddesinin açık hükmü nedeniyle mağdur çocukların tanık olarak dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişinin bulundurulması gerekli ise de, aynı maddenin ikinci fıkrasında her dinlenmesinde psikolojisi daha da bozulacağından zorunluluk arz eden haller hariç mağdur çocukların bu suça ilişkin soruşturma veya kovuşturmada tanık olarak bir defa dinlenebileceğinin öngörülmesi itibarıyla subuta dayanak gösterilen Kriminal raporu, sanığın tevilli ikrarı, Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun mütalaasında 5237 sayılı TCK.nun 103/6. maddesinin uygulanması gerekliliğinin belirlenmesi ve tanık beyanı nazara alındığında, kovuşturma evresinde CMK.nun 236/3. maddesine aykırı davranılması sonuca etkili görülmediğinden tebliğnamede bu hususta bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiş; suçun sonucunda mağdurenin beden ve ruh sağlığının bozulması sebebiyle sanık hakkında verilen cezada uygulama maddesinin 103/6 yerine 104/6 şeklinde yazılması mahallince düzeltilebilir yazım hatası olarak kabul edilmiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

29.06.2005 yayım tarihli 5377 sayılı Kanunun 08.07.2005 tarihinde yürürlüğe girdiği nazara alınarak sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nun 31/3. maddesi uyarınca 1/2 yerine 1/3 indirim oranı uygulanarak fazla ceza tayini;

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1.maddesi gözetilerek CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak anılan madde hükmünde indirim oranının belirliliği ve takdire taalluk etmemesi nazara alınarak bu hususun yeniden yargılama yapılmaksızın düzeltilmesi mümkün bulunduğundan CMUK.nun 322.maddesindeki yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasında yer alan 5237 sayılı TCK.nun 103/1-4-6. maddeleri gereğince sanığa tayin olunan 15 yıl hapis cezasının aynı yasanın 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezasına indirilmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 20.09.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

BAŞKASI ADINI TAŞIYARAK OY VERMEYE TEŞEBBÜS ETMEK

Daire:8

Tarih:2010

Esas No:2008/10668

Karar No:2010/10900

Kaynak:Antalya 8. Asliye Ceza

İlgili Maddeler: 298 sayılı Yasanın 160/2. maddesi

İlgili Kavramlar: BAŞKASININ ADINI TAŞIYARAK OY VERMEYE TEŞEBBÜS EDEN.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delilere, mahkemenin tahkikat neticelerine uygun olarak tecelli eden kanaat ve takdirine göre yerinde görülmeyen sair itirazlarının reddine, ancak:

Hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa’nın 306. maddesi ile değişik 298 sayılı Yasanın 160. maddesinin 2. fıkrasında hapis cezası yanında para cezası öngörülmediğinden sadece hapis cezasına hükmedilmesi zorunluluğu,

Yasaya aykırı görüldüğünden hükmün CMUK.nun 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), ancak, bu aykırılığın CMUK.nun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından para cezaları çıkarılarak sonuç cezanın “2 yıl 6 ay hapis” olarak bırakılması suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün istem gibi (DÜZELTİLEREK ONANMASINA), 29.09.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

CİNSEL SALIDI-ADAM ÖLDÜRME-KONUT DOKUNULMAZLIĞI BOZMA-SİLAH

T.C

Y A R G I T A Y

BİRİNCİ CEZA DAİRESİ

Y A R G I T A Y İ L A M I

ESAS NO : 2010/2194

KARAR NO : 2010/7114

TEBLİĞNAME : 1-B/2010/62706

Kaynak:mahkeme dosyası

İlgili Maddeler:102

İlgili Kavramlar:Cinsel saldırıda silah kullanmak

V. Sevim’i kasten öldürmekten, cinsel istismardan, konut dokunulmazlığını bozmaktan ve izinsiz silah taşımaktan sanık A. Deveci’nin yapılan yargılanması sonunda: Hükümlülüğüne ilişkin (…) İkinci Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 28/09/2009 gün ve 6/237 sayılı hükmün duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş ve hüküm kısmen re’sen de temyize tabi bulunmuş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle; sanığın duruşmaya müdafii göndermemesi nedeniyle duruşmasız olarak incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

TÜRK MİLLETİ ADINA

1) Sanığın cinsel saldırı suçunu silahla işlemesi nedeniyle 5237 sayılı TCK.nun 102/3.maddesi uyarınca yarı oranında artırılması gerektiğinin gözetilmemesi, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

2) Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık A.Deveci’nin adam öldürme, cinsel saldırı, konut dokunulmazlığını bozma, 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçlarının niteliği tayin, cezayı azaltıcı bir sebep bulunmadığı takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde eleştiri nedeni dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin adam öldürme suçunda tahrikin varlığına, cinsel saldırı ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarında sübuta, tüm suçlar yönünden takdiri indirimin uygulanması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, adam öldürme suçu yönünden re’sen de temyize tabi bulunan hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi (ONANMASINA), 02/11/2010 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

SAHTE EVRAKLA İŞLEM NOTER VE BANKANIN SORUMLULUĞU.(ÇEK)

4. Hukuk Dairesi 2007/6459 E.N , 2007/8597 K.N.

İlgili Kavramlar

BANKANIN ÖZEN YÜKÜMLÜLÜĞÜ

MANEVİ TAZMİNAT

NOTERLERİN ÖZEN YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Özet

İŞLEM YAPILIRKEN İMZA ONAYI YAPILAN KİŞİNİN KİMLİĞİNİ İSPAT İÇİN SUNDUĞU BELGENİN İNCELENMESİNDE KAMU HİZMETİ YAPAN NOTERLERİN GEREKLİ TÜM DİKKAT VE ÖZENİ GÖSTERMELERİ GEREKİR. DAVALI BANKANIN DA ÇEK HESABI AÇTIRAN KİŞİNİN KİMLİK BİLGİLERİNE İLİŞKİN BELGELERİN ASILLARINI İSTEMESİ, SOSYO-EKONOMİK DURUMU HAKKINDA GEREKLİ ARAŞTIRMAYI YAPMASI GEREKİR. AÇIKLANAN NEDENLERLE GEREKLİ ÖZENİN GÖSTERİLMEMESİ SONUCU, DAVACI ADINA DÜZENLENEN KARŞILIKSIZ ÇEKLER NEDENİYLE DAVACI İŞ VE SOSYAL ÇEVRESİNDE ZOR DURUMDA KALMIŞ, ONURU İNCİNMİŞTİR.

İçtihat Metni

Davacı Övün vekili tarafından, davalı Y... K... Bankası A.Ş. ve diğerleri aleyhine 02.02.1999 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 12.10.2004 günlü kararın Yargıtay´ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dava, manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı, kendisine ait sürücü belgesi kullanılarak davalı Necati tarafından düzenlenen sahte belgeler ve A... Üçüncü Noterliği´nde tanzim edilen imza onayı ile davalı Y... K... Bankası A.Ş.´nin A... Şubesinde çek hesabı açtırıldıgını, kullanılan çeklerin karşılıksız çıkması üzerine hakkında Cumhuriyet Savcılığı tarafından kovuşturmalar yapılıp, ceza davaları açıldığını, işyerine gönderilen bildirimler ve çevrede yapılan araştırmalar nedeniyle onurunun incindiğini belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Mahkemece, zararın davalı Necati´nin haksız ve hukuka aykırı eyleminden doğduğu, diğer davalıların olayda kusurları bulunmadığından sorumluluklarının söz konusu olamayacağı gerekçesiyle davalı banka ve noter M.Y. hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.

Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; davacının kaybolan sürücü belgesi davalı Necati tarafından ele geçirilmiş, resmi değiştirilerek ve bu kimlik ile ikametgah ilmühaberi alınarak davalı notere imza onayı için başvurulmuştur. Noter tarafından üzerinde tahrifat yapılmış sürücü kimliği esas alınarak imza onayı düzenlenmiştir. Davalı bu imza onayı ile birlikte kimliğin fotokopisi, ikametgah ilmühaberi ve Nüfus Cüzdan Örneği fotokopisini ibraz ederek davalı banka şubesinden çek hesabı açılması talebinde bulunmuş ve talebi yerinde görülerek açılan çek hesabından 10.07.1998 tarihinde çek karnesi verilmiştir. Davalı Necati´nin imzaladığı çeklerden biri karşılıksız çıkmış ve davacı hakkında karşılıksız çek düzenlemek nedeniyle işlemler yapılmıştır. Davacının bu şekilde durumu öğrenip davalı banka şubesine başvurması üzerine, davalı banka tarafından bu konuda Merkez Bankası´na bildirimde bulunulmuştur.

Davalılardan M.Y., A... Üçüncü Noteridir. 1512 sayılı Noterlik Kanu-nu´nun 1. maddesine göre, noterlik bir kamu hizmeti olup, noterler hukuki güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendirir ve kanunlarla verilen başka görevleri yaparlar. Anılan Yasa´nın 90. maddesinde, hukuki işlemlerin altındaki imzanın onaylanmasının imzayı atan şahsa ait olduğunun bir şerhle belgelendirilmesi şeklinde yapılacağı, 92. maddesinde ise, onaylama şerhinin işlemin yapıldığı yer ve tarihi, ilgilinin kimliği, adresi ve vergi kimlik numarasını, noter ilgiliyi tanımıyorsa, kimliği hakkında gösterilen ispat belgesini ve işleme katılanların ve noterin imza ve mührünü taşıması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Sahte kimlik ile davalı tarafından imza onayı yapıldığı anlaşılmaktadır. İşlem yapılırken imza onayı yapılan kişinin kimliğini ispat için sunduğu belgenin incelenmesinde kamu hizmeti yapan noterlerin gerekli tüm dikkat ve özeni göstermeleri gerekir. Olayımızda kamu hizmetinin gerektirdiği özenin gösterilmemiş olması sonucu, davacı adına düzenlenen karşılıksız çekler nedeniyle davacı iş ve sosyal çevresinde zor durumda kalmış, onuru incinmiştir.

Davalı Y... K... Bankası A.Ş.´nin durumuna gelince; Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki 3167 sayılı Yasa´nın 2. maddesi gereğince; bankalar, çek hesabı açmak maksadıyla bu Kanunla kendilerine verilen görev ve yükümlülükleri yerine getirirken, çek hesabı açtırmak isteyenin yasaklılık ve engel durumu bulunup bulunmadığını, TC. Merkez Bankası´nca 9. maddeye göre bankalara yapılan duyumlar çerçevesinde her birinin kendi nezdinde oluşturduğu kayıtlardan araştırırlar, ayıca bu kişinin ekonomik ve sosyal durumu gibi hususların belirlenmesinde gerekli basiret ve özeni gösterirler, aynı Yasa´nın 3. maddesine göre ise; bankalar çek hesabı açtıranların açık kimlik ve adreslerini saptamak için fotoğraflı nüfus cüzdanı örnekleri ile yerleşim yeri belgelerini, tacir olanların ayrıca ticaret sicili kayıtlarını almak, bunların açık kimliklerini, adreslerini, vergi kimlik numaralarını ve çek hesabının kapatılma hallerini onbeş gün içinde TC. Merkez Bankası´na bildirmek zorundadır. Ayrıca Bankalar Yasası´nda da banka mudi-lerinin kimliklerinin gerçeğe uygun tespit edilmesi konusunda düzenleme mevcuttur. Açıklanan yasal düzenlemeler gözetildiğinde, davalı bankanın, çek hesabı açtıran şahsın kimlik bilgilerine ilişkin belgelerin asıllarını istemeden, sosyo-ekonomik durumu hakkında gerekli araştırmayı yapmadan kendisine çek karnesi verdiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, davalı Necati çek karnesi alarak bu çekleri de kullanmış ve davacı hakkında karşılıksız çek düzenlemekten yasal işlemler yapılmıştır.

Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ile olayların gelişimine göre davalılar Y... K... Bankası A.Ş. ve M.Y.´nin dava konusu olayların meydana gelmesine eylemleriyle neden oldukları gözetilerek sorumluluklarına karar verilmesi gerekirken, sorumluluğu gerektirir eylemleri bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA) ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 25.06.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

SAHTE EVRAKLA CALINTI ARAÇ İŞLEMİ NOTERİN SORUMLULUĞU

YARGITAY

4. Hukuk Dairesi

Esas : 2008/9353

Karar : 2009/4553

Tarih : 26.03.2009

Davacı O.S. vekili Avukat G. K. tarafından, davalı M.E.V. aleyhine 25/03/2005 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 18/10/2007 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüflüldü.

Dava, haksız eylem nedeniyle uğranılan zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, istem reddedilmifl; karar davacı tarafından temyiz olunmuştur.

Davacı, davalı noter huzurunda yapılan satıfl senedi ile ikinci el oto satın aldığını, daha sonra aracın çalıntı olduğu anlaflılarak geri alındığını, davalı noterin gerekli özeni göstermemesi nedeniyle sahte belge ile satıfl gerçeklefltiğini, belirterek uğradığı zararın ödetilmesini istemiştir.

Davalı ise, yasal yetkisine göre hareket ettiğini, yapılan işlemde kendisine herhangi bir kusur yüklenemeyeceğini, savunarak istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, davalı noterin sorumluluğunun aracın belgelerinin doğru olup olmadığını arafltırmak düzeyinde olmadığı, aksine alıcının dikkatli davranması gerektiği ve davalı noterin eylemleri ile zarar arasında nedensellik bağı bulunmadığı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir.

Dosyadaki belgelerden davacıya, aslında dava dıflı fi.M.’ye ait aracın M.E. adına düzenlenmifl sahte sürücü belgesiyle sahte trafik tescil belgesi düzenlenerek satıldığı anlaflılmaktadır. Çalıntı araçla ilgili polis ekspertiz raporlarında aracın trafik ve tescil belgelerinin sahte olmakla birlikte aldatma yeteneğinin bulunduğu belirlenmiştir. Davalı notere sunulan motorlu araca ait iliflik kesme belgesindeki model, tescil tarihi, ağırlık, flasi numarası ve istiap haddine ilişkin bilgiler sahte tescil ve trafik belgeleri ile uyuşmamaktadır. Her ne kadar model, ağırlık, flasi numarası ve istiap haddindeki eksiklik veya farklılıkların bir bölümünün yanlıfl kayıt, bir bölümünün unutulma nedeniyle farklı olduğu düşünülebilirse de aracın en son gördüğü işlem tarihine ilişkin tescil tarihi de trafik ve tescil belgesi ile uyuşmamaktadır. Trafik ve tescil belgesinde bu tarih 25/10/2002 olarak yazılıyken iliflik kesme belgesinde 18/05/2004 yazılıdır. Davalı noterin bu farklılığın sebebini arafltırmadan ve diğer olguları da değerlendirmeden satıfl işlemini gerçeklefltirmesinde gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü gösterdiğinden söz edilemez. Bu nedenle, davalı noterin sorumlu olmadığı yönündeki gerekçe ve varılan sonuç doğru değildir. Ne var ki davacı da satın aldığı araca ilişkin gerekli inceleme ve arafltırmayı eksik yapmıfltır. Belgelerde yazılı bilgilerin araçta yer alan bilgilere uygunluğunu denetlemediği gibi belgeler arasındaki farkları da incelememifl olduğundan davacının da bölüflük kusurlu olduğu kabul edilerek belirlenecek tazminattan uygun bir miktar da indirim yapılması gerekir. Mahkemece yukarıda belirlenen yönler gözetilmeyerek istemin tümden reddedilmifl olması usul ve yasaya uygun düflmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ

Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA ve peflin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 26/03/2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

YARGITAY

4. Hukuk Dairesi 2008/1699 E.N , 2008/13767 K.N.

İlgili Kavramlar

MADDİ TAZMİNAT

MANEVİ TAZMİNAT

NOTERİN HUKUKİ SORUMLULUĞU

NOTERİN ÖZEN YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Özet

Noterlerİn sorumlu olmalarI İçİn kusurlu olmalarI gerekmez. Araç satIş İçİn vekaletname düzenleyen noterİn bİr gün sonra kendİsİne kullanIlan kİmlİğİn sahtelİğİ bİldİrİldİğİ halde durumu aynI gün Noterler Bİrlİğİ´ne bİldİrmeyİp geç bİldİrdİğİ, bu sürede satIş sözleşmesİnİn yapIldIğI anlaşIldIğIndan doğan zarar İle eylemİ arasInda uygun İllİyet bağI bulunmaktadIr.

Katİ satIş sözleşmesİnİ düzenleyen noterİn de ruhsattakİ şasİ numarasI İle İbraz edİlen İlİşİk kesme belgesİndekİ numarayI karşIlaştIrmayarak satIşI yapmasInda oluşan zarar İle eylem arasInda İllİyet bağI bulunmaktadIr.

DavacIlarIn da sİgorta polİçesİndekİ İsİm İle ruhsattakİ İsİm arasIndakİ farkI göremeyİp vekalet tanzİmİnden satIşa kadarkİ tutumlarIyla zarar doğmasIna neden olduklarI anlaşIldIğIndan tazmİnattan İndİrİm yapIlmasI gerekİr.

İçtihat Metni

Davacı A.Erdoğan vd. vekili tarafından, davalı Nurhayat vd.leri aleyhine 03.12.2004 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 18.09.2007 günlü kararın Yargıtay´ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun ge-rektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı A.Erdoğan´ın maddi ve manevi tazminat taleplerinin tümden reddi ile davacı Ö.Deniz´in manevi tazminat talebinin reddine yönelik yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Davacı Ö.Deniz´in maddi tazminat istemine yönelik temyiz itirazlarına gelince; dava, noterin kusursuz sorumluluğuna dayalı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.

Davacılar, sahte kimlik kullanan ve kendisini Hüseyin olarak tanıtan kişinin, kullandığı sahte kimlik ile kendilerinden A.Erdoğan adına araç satışı için B... Yirmisekizinci Noterliği´nin 037186 yevmiye nolu vekaletnamesi ile yetki verdiğini, bu vekalete istinaden S... İkinci Noterliği´nin 10639 yevmiye nolu kati satış sözleşmesi ile A.Erdoğan´ın diğer davacı Ö.Deniz´e Hüseyin´in vekili sıfatı ile aracı sattığını, ancak aracın çalıntı çıktığını, ruhsatının da sahte olarak düzenlenmiş bulunduğunu, her iki noterin de araç ruhsatının sahte olduğunu anlamamış olmaları nedeni ile ayrıca S... İkinci Noter vekilinin İzmir Motorlu Taşıtlar Vergi Dairesi´nden gelen ilişik kesme yazısındaki şasi numarasının ruhsattaki ile aynı olmadığını da anlamaması nedeni ile doğan zararlarından sorumlu olduklarını ileri sürerek 25.000 YTL maddi, 5.000 YTL manevi tazminatın davalılardan alınarak kendilerine ödenmesini talep etmişlerdir.

Davalı S... İkinci Noter vekili, araç ruhsatlarının tek tip olmadığını, bu sebeple üzerinde silinti, kazıntı ya da sahtelik şüphesi uyandıracak bir durum bulunmayan, bilgileri B... Yirmisekizinci Noterliği tarafından çıkartılan araç satışına dair vekaletnamedeki bilgiler ile aynı olduğu anlaşıldığından ruhsattan şüphelenmediğini, şasi no´sunun ise çoğu ilişik kesme belgelerinde yer almadığını, diğer bilgiler tuttuğundan şasi no´su üzerinde durulmadığını, vekaleti teyit ettiğini, davacıların satış sözleşmesini yapmadan aracın sahteliğini fark ettiklerini, kötü niyetli olarak bu yola başvurduklarını savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı B... Yirmisekizinci Noteri, araç satışı için vekalet çıkartırken ruhsat görme mecburiyetlerinin bulunmadığını, yalnız kimlik kontrolü yapıp fotokopisini evraka eklediklerini, davacıların vekalet aldıktan bir gün sonra noterliği arayarak baş katip ile görüştüklerini ve vekalete konu kimliğin sahte olduğunu söylediklerini, buna karşın bilerek kati satış sözleşmesini yapmakta kötü niyetli olduklarını bildirerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, noterlerin sorumluluğu kusursuz sorumluluk ise de sınırsız sorumluluk anlamına gelmeyeceği, üçüncü kişilerin ağır kusurları ile sebebiyet verdikleri zararlarda noterlerin sorumlulukları arasındaki illiyet bağının kesileceğini, noterlerin ibraz edilen belgeleri kaynaklarından denetleme yükümlülükleri bulunmadığını, sonradan işleme konu belgenin sahte olduğunun, aracın çalıntı olduğunun anlaşılmasının noterin sorumlu tutulmasını mümkün kılmadığını beyanla sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir.

Noterlerin, Noterlik Yasası´nın 162. maddesi uyarınca, sorumlu olmaları için kusurlu olmalarının gerekmediği tartışmasızdır.

 

Diğer bir anlatımla, tüm kusursuz sorumluluk hallerinde olduğu üzere, zarar gören, davalının kusurunu kanıtlamak zorunda değildir. Kusursuz sorumluluğun, kusurlu sorumluluktan tek farkı bu noktada toplanmaktadır. Bu bağlamda zarar gören, kusurlu sorumlulukta olduğu üzere zararını, zararla eylem arasındaki uygun illiyet bağını kanıtlamak zorundadır.

Somut olayda, araç satışı için vekaletname tanzim etmiş bulunan davalı B... Yirmisekizinci Noteri´nin vekaletname tanziminden bir gün sonra kendisine evrak tanziminde kullanılan kimliğin sahte olduğu yolunda telefon açılmış bulunmasına rağmen durumu aynı gün Noterler Birliği´ne bildirmediği, birkaç gün beklediği, bu süre zarfında da kati araç satış sözleşmesinin yapıldığı anlaşıldığından doğan zarar ile gelen ihbar telefonunu zamanında bildirmemesi nedeni ile eylemi arasında uygun illiyet bağı bulunmaktadır.

Kati araç satış sözleşmesini tanzim eden S... İkinci Noter vekilinin de işleme konu ruhsatta yer alan şasi no´su ile ibraz edilen ilişik kesme belgesindeki motor şasi no´sunun aynı olmadığını fark etmeyerek satış işlemini yaptığı anlaşıldığından zarar ile eylemi arasında uygun illiyet bağı bulunmaktadır.

Kusursuz sorumluluğun tüm hallerinde, uygun illiyet bağının zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusuru ile beklenmeyen bir halin varlığı durumunda kesileceği, gerek teoride ve gerekse yargısal kararlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Aksi halde risk veya şart nazariyesi öne çıkacak ve zararın var olduğu her halde, kusursuz sorumlu olanın sorumluluğu yoluna gidilecektir ki böyle bir sonuç, hukukumuzda kabul edilmemiştir.

Somut olayda, davacılardan A.Erdoğan´ın şikayetçi ifade tutanağındaki beyanından sahte kimlik kullanarak araç satışı için kendilerine vekalet veren şahsa aynı gün araç satış bedelini ödedikleri, ilişik kesme belgesi geldikten sonra işbu belge ile birlikte sahte ruhsat da kendilerinde olduğu halde sahteliği ve şasi no´ları arasındaki farkı görmedikleri gibi kati satış sözleşmesini yaptıktan sonra ruhsat kılıfı içinde bulunan sigorta poliçesinden aracın başkası adına sigortalı olduğunu görmeleri üzerine şüphelenerek gerçek Hüseyin´e, ondan sonra da aracın gerçek sahibine ulaştıkları ve aracın çalıntı olduğunu anladıkları anlaşılmakla, zararın doğumuna vekalet tanziminden aracın kati satışının yapıldığı güne kadarki tutumlarıyla neden oldukları anlaşılmakla birlikte, bu durum davalıların eylemleri ile zarar arasındaki uygun illiyet bağını kesmez, ancak zarardan indirim nedeni olarak kabul edilebilir. Bu nedenle davacı O.Deniz´in maddi tazminat talebine ilişkin davanın tümden reddi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle (BOZULMASINA), (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacı A.Erdoğan´ın tüm, O.Deniz´in diğer temyiz itirazlarının reddine ve temyiz eden davacılardan O.Deniz´den peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 10.11.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

SAHTE EVRAKLA İŞLEM YAPAN NOTERİN SORUMLU TUTULMASI.

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2001/10740

K. 2002/2575

T. 21.3.2002

• SAHTE VE GEÇERSİZ VEKALETNAME ( Pay Devrinin İptali İstemi - Özel Vekaletnamenin Sahteliği Savının Vekaletnameyi Düzenleyen Noteri de Kapsadığı ve İlgili Noterin Taraf Olmadığı Bir Davada Bu Konunun Çözüme Bağlanmayacağının Gözetileceği )

• PAY DEVRİNİN İPTALİ İSTEMİ ( Özel Vekaletnamenin Sahteliği Savının Vekaletnameyi Düzenleyen Noteri de Kapsadığı ve İlgili Noterin Taraf Olmadığı Bir Davada Bu Konunun Çözüme Bağlanmayacağının Gözetileceği )

• ÖZEL VEKALETNAMENİN SAHTELİĞİ ( Savının Vekaletnameyi Düzenleyen Noteri de Kapsadığı ve İlgili Noterin Taraf Olmadığı Bir Davada Bu Konunun Çözüme Bağlanmayacağının Gözetileceği - Pay Devrinin Sahteliği )

• NOTERE HUSUMET YÖNELTİLMESİ GEREĞİ ( Pay Devrinin İptali İstemi - Özel Vekaletnamenin Sahteliği Savının Vekaletnameyi Düzenleyen Noteri de Kapsadığı ve İlgili Noterin Taraf Olmadığı Bir Davada Bu Konunun Çözüme Bağlanmayacağının Gözetileceği )

6762/m.520

ÖZET : Dava, davalılardan Sinan Sakınç´ın davacının davalı şirketteki paylarını vekaleten eşi olan diğer davalıya devrinin sahte ve geçersiz vekaletnameyle gerçekleştirildiği savına dayalı pay devrinin iptali istemine ilişkindir. Özel vekaletnamenin sahteliği savının vekaletnameyi düzenleyen noteri de kapsadığı ve ilgili noterin taraf olmadığı bir davada bu konunun çözüme bağlanmayacağı gözetilerek, davacıya tanınacak uygun sürede notere karşı dava açması sağlanarak açılması halinde eldeki dava ile birleştirildikten sonra sahtelik olgusunun aydınlatılmasında zorunluluk bulunmaktadır.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 8. Ticaret Mahkemesi´nce verilen 06.06.2001 tarih ve 2001/144-2001/425 sayılı kararın Yargıtay´ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 19.03.2002 günde davacı avukatı Atay Doğan ile davalı avukatı Fadime Selmanlı gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Yaşar Arslan tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı, müvekkilinin davalı şirketteki 4 payının, şirket müdürü olan davalılardan Sinan Sakınç tarafından müvekkilinin imzasını içermeyen sahte vekaletname ile eşi olan diğer davalıya düşük bedelle satıldığını ileri sürerek, devir işleminin iptalini, şirketin mal varlığının tespiti ile devir tarihindeki alacağın davalı şirketten tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, şirket kayıtlarında devir belgesine ve grafolog bilirkişiler kurulu raporuna dayanılarak, devir işlemi dayanağı 03.11.1997 tarihli vekaletnamedeki imzanın davacıya ait olduğu, devir sonrası TTK.nun 520. maddesi uyarınca gereken prosedürün tamamlandığı, davacının talimatı dışında ve düşük bedelle pay devri yapıldığının kanıtlanamadığı gibi, davacının bu nedene dayanarak vekil hakkında dava açabileceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1-Dava, davalılardan Sinan Sakınç´ın davacının davalı şirketteki paylarını vekaleten eşi olan diğer davalıya devrinin sahte ve geçersiz vekaletnameyle gerçekleştirildiği savına dayalı pay devrinin iptali istemine ilişkin bulunmakla, 03.11.1997 tarihli özel vekaletnamenin sahteliği savının vekaletnameyi düzenleyen noteri de kapsadığı ve ilgili noterin taraf olmadığı bir davada bu konunun çözüme bağlanmayacağı gözetilerek, davacıya tanınacak uygun sürede notere karşı dava açması sağlanarak açılması halinde eldeki dava ile birleştirildikten sonra sahtelik olgusunun aydınlatılmasında zorunluluk görüldüğünden, kararın öncelikle usule ilişen bu yön bakımından bozulması gerekmiştir.

 

2-Ayrıca, şirket payını devralanın vekil sıfatı ile hareket eden davalının eşi olması ve vekilinin eşinin üçüncü kişi sayılmayacak olması karşısında, devir işleminin vekilin kendisiyle işlem yapma yasağı kuralına aykırı olup olmadığı da irdelenmesi gerekirken bu husus gözden kaçırılarak eksik inceleme ile devir işlemine geçerlilik tanınması da doğru bulunmamış, kararın bu yönden de bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, 250.000.000-lira duruşma vekillik ücretinin davalılardan alınarak, davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 21.03.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 1998/5399

K. 1998/9821

T. 29.12.1998

• NOTERİN GÖREVE İLİŞKİN KİŞİSEL SORUMLULUĞU ( Kusursuz Sorumluluk Esasına Göre Düzenlendiği - Zarar Görenin veya Üçüncü Kişinin Ağır Kusurunun veya Mücbir Sebep Halleri Gibi İlliyet Bağını Kesin Bir Durumun Varlığının Kanıtlanması Halinde Sorumluluktan Kurtulunabileceği )

• KUSURSUZ SORUMLULUK ( Zarar Görenin veya Üçüncü Kişinin Ağır Kusurunun veya Mücbir Sebep Halleri Gibi İlliyet Bağını Kesin Bir Durumun Varlığının Kanıtlanması Halinde Sorumluluktan Kurtulunabileceği - Noterin Göreve İlişkin Kusursuz Sorumluluğunun Olduğu )

• SORUMLULUKTAN KURTULUŞ ( Noterin Göreve İlişkin Kusursuz Sorumluluğunun Olduğu - Zarar Görenin veya Üçüncü Kişinin Ağır Kusurunun veya Mücbir Sebep Halleri Gibi İlliyet Bağını Kesin Bir Durumun Varlığının Kanıtlanması Halinde Sorumluluktan Kurtulunabileceği )

1512/m.162

818/m.44,98/2

ÖZET :Noterlerin göreve ilişkin kişisel sorumlulukları, kusursuz sorumluluk esasına göre düzenlenmiş bulunmaktadır. Ne varki, doktrinde de değenildiği üzere, kusursuz sorumlulukta da zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurunun veya mücbir sebep halleri gibi illiyet bağını kesin bir durumun varlığının kanıtlanması halinde sorumluluktan kurtulunabilinecektir.

DAVA : Taraflar arasındaki davadan dolayı Hatay 2.Asliye hukuk Mahkemesince verilen 23.2.1998 tarih ve 158-72 sayılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 1.12.1998 gününde davacı avukatı Ünsal Şahin ile davalı avukatı Atilla Ceylan gelip ihbar edilen ve vekili gelmediğinden temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraf avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması duruşmadan sonraya bırakılmıştı. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın Hatay İstiklal Şubesi´ne yatırdığı ( 55.000 ) Hollanda Florini mevduat ve faizlerinin Kartal Şubesinden sahte vekaletnameye dayanılarak çekildiğini ileri sürerek, ( 61.798 ) HF.nin veya ( 1.100.000.000 ) liranın ve ( 25.000.000 ) lira manevi tazminatın davalı bankadan ve birleştirilen davanın davalısı olan vekaletnameyi düzenleyen noter ile parayı çeken kişiden tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı banka vekili, ödemenin davacı vekiline yapıldığını, manevi tazminatı istenemeyeceğini, istenen faizin fahiş olduğunu savunmuştur.

 

Birleştirilen dava davalıları noter Akın Ekmekçi ve vekil sıfatıyla parayı çeken Dursun Özdağlı davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece, Dairemiz bozma ilamına uyulduktan sonra mübrez delillere, parayı çeken vekilin yargılandığı ceza dava dosyası kapsamına ve bilirkişi raporuna dayanılarak, notere ibraz edilen davacıya ait nüfus cüzdanının igfal kabiliyeti bulunduğundan davalı notere kusur atfedilemeyeceği, bu vekaletnameyle parayı çeken vekilinin ceza davasında beraat ettiği parayı çekmesinde usulsüzlük olmadığı, bundan dolayı davalı bankanın da sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

1- Davacının, davalı bankanın Antalya-İstiklal Şubesindeki hesabına 55.000 Hollanda Florini yatırdığı ve bu hesaptan paranın dava dışı kimse tarafından vekil marifetiyle sahtecilik işlemleri ile çekildiği taraflar arasında çekişmesiz bulunmaktadır. Bir güven müessesesi olan banka akdi ilişki gereğince mudiinden aldığı parayı güvenli saklamak ve koşulları oluştuğunda yine mudiine iade etmekte yükümlüdür. Meğerki mudiinde bu paranın zayiinde hesap cüzdanını saklamakta veya zayii halinde bankaya geç bildirimde kusurlu bulunsun. Bu takdirde hesap sahibi mudiin de BK.nun 98/2 nci maddesi yollaması ile aynı yasanın 44 nci maddesi hükmü uyarınca zararın oluşumunda birlikte kusurunun değerlendirilmesi gerekir. Ancak, dava konusu olayda davacı hesap sahibine atfı kabil bir kusur olduğu davalı bankaca ileri sürülmemiş ve dosyada da bu konuda bir delil bulunmamaktadır. Nitekim, davalı banka müfettişince yapılan soruşturma sonucu düzenlenen raporda da bankanın sorumluluğu kabul edilmiştir. O halde, davalı bankanın sorumluluğu dikkate alınarak karar verilmek gerekirken, reddine karar verilmiş olması isabetli görülmemiştir.

2- Dairemizin bozma kararına uyulmasından sonra hakkında aynı mahkemede açılan ve bu dava ile birleştirilen davadaki davalı Ali Özdağlı´nın durumuna gelince, bu davalı avukat olup dava dışı kimsenin sahte oluşturduğu vekaletname ile davacı adına bankadan parayı hesaptan çeken kişidir.

Gerek bu dava dosyası içindeki bilgi ve belgelerden gerekse dosyaya ekli ceza dava dosyasına ilişkin dosyaya ibraz edilen evrak kapsamından bu davalının, dava dışı ve asıl sorumlu olması gereken kişi olan ve kendisini davacının adı olan Celile olarak tanıtan kişi ile bir yolculuk sebebiyle tanıttığını, ev edinmek amacı ile bu davalıya vekaletname vererek parasını bankadan çekmesini istediğini, kendisinin de bu vekaletname gereğince parayı hesaptan provizyon yolu ile çektiğini ve bir süre sonra bu şahsa ibraname karşılığı teslim ettiğini açıklamakta ancak bu kişinin adresini bilmediğini beyan ettiği anlaşılmaktadır.

Mahkemece, bu kişinin aynı olay sebebiyle ağır ceza mahkemesinde beraat etmiş olmasına ve bilirkişi raporuna dayanarak hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir. Dosyadaki Kartal 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 17.9.1996 gün ve 1996/202-266 sayılı kararında bu davalı hakkında mahkumiyetini gerektirir yeterli delil elde edilmediği gerekçesiyle beraat karar verildiği anlaşılmaktadır. Öncelikle bu şekilde verilen beraat kararları, BK.nun 53 ncü maddesi hükmü uyarınca hukuk hakimini bağlamayacağı gibi, haksız fiile yönelik kusurun mevcudiyeti bakımından da ceza hukukunun sorumluluğuna ilişkin hükümleriyle de hukuk hakimi bağlı bulunmamaktadır.

Öte yandan, mahkemece alınan bilirkişi kurulu raporunda ceza davası sebebiyle alınan grafoloji bilirkişi raporuna dayanarak vekaletname ve ibranamedeki imzaların davacıya ait olduğu kanısı ile davalı D.Ali Özdağlı´nın sorumluluğuna gidilemeyeceği sonucuna varmış ise de dava dosyasında bir örneği bulunan bu raporda bilirkişice vekaletname ve ibranamedeki imzalar bakımından mukayese ve inceleme yapılmış ve her iki imzanın ve yazının birbirine uyumlu oldukları açıklanmıştır. Bu sonuç doğaldır. Zira, her iki belgedeki imza da dava dışı kadına ilişkindir. Davacının imzası bu raporda inceleme konusu yapılmamıştır. O halde, bilirkişi kurullarının bu rapora yanlış anlam vererek bu imzaların davacıya ait olduğu sonucuna varmaları maddi yanılgıya dayalı olup bu sebeple mahkemece hükme esas alınması mümkün değildir.

Avukatlık Kanunu´nun l, 2 ve 34 ncü maddeleri hükümlerine göre, avukatlık serbest bir meslek olmakla birlikte kamu hizmeti amaçlı olup, bu mesleğin amacı hukuki ilişkilerin düzenlenmesine, her türlü hukuki sorunların çözümlenmesinde ve genellikle hukuk kurallarının tam olarak uygulanması konusunda yargı ile resmi ve özel kuruluşlara yardımcı olmak, bu amaçla hukuki bilgi ve deneyimlerini yargı ve kişilerin yararlanmasına tahsistir. Keza avukatlar bu sebeble yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen ve doğruluk içinde yerine getirmekle de yükümlü tutulmuşlardır. Görüldüğü gibi Avukatlık Kanunu bu mesleği ifa edenlere normal bir görevi ifa dışında önemli bir özen yükümlülüğü getirmiş bulunmaktadır.

Bu durum karşısında mahkemece, yukarıda belirtilen nedenlerle ceza mahkemesi karar ve maddi yanılgıya dayalı bilirkişi kurulu raporu dikkate alınmayarak sahtekarlığa aracı olan durumuna düşen bu davalının davranış ve eylemlerinin, mesleğe özgü özen yükümlülüğü kapsamında kalıp kalmadığı, Borçlar Kanunu´nun sorumluluğa ilişkin hükümleri dikkate alınarak incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ve değerlendirme ile bu davalı hakkındaki davanın reddine karar verilmiş olması isabetli görülmemiştir.

3- Davalılardan sahte vekaletnameyi düzenleyen Noter Akın Ekmekçi´nin durumuna gelince; mahkemece bu davalı hakkında sahte nüfus kaydına dayalı olarak gerçekleştirilen vekaletnamenin düzenlenmesinde bir kusurunun bulunmadığının kabulü gerekçe yapılarak bu davalı hakkındaki dava reddolunmuş bulunmaktadır.

Oysa 1512 sayılı Noterlik Kanunu´nun 162 nci maddesindeki düzenlemeye göre, noterlerin bu göreve ilişkin kişisel sorumlulukları, kusursuz sorumluluk esasına göre düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu itibarla mahkemece davalı noterin kusurunun mevcut olmadığına ilişkin gerekçesinde bir isabet bulunmamaktadır.

Ne varki, doktrinde de değenildiği üzere, kusursuz sorumlulukta da zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurunun veya mücbir sebep halleri gibi illiyet bağını kesin bir durumun varlığının kanıtlanması halinde sorumluluktan kurtulunabilinecektir ( Bkz.R.Özüarı, Açıklamalı Noterlik Kanunu, 3 Bas., Ank.1987 sh.148 vd. Dr. Bilal Kartal, Noterlerin Hukuki Sorumluluğu ve Kusursuz Sorumluluk, Yargıtay Dergisi, Cilt 24 say. 3 sh.340 vd.Tekinay, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler Cilt.l, 1985 İst.sh 764 vd. )

Dava konusu olayda da noterlikçe vekaletname düzenlenmesinde işlemlerin yasa ile genelgelere uygun gerçekleştirildiği ve dava konusu vekaletnamenin gerçeğe aykırılığı belirlenemeyen ve üçüncü kişice gerçekleştirilen sahte nüfus cüzdanına dayanılarak gerçekleştirildiği anlaşılmakla olayda noterin sorumluluğunu gerektiren uygun illiyet bağı kesilmiş bulunmaktadır.

O halde, noter hakkındaki davanın reddolunmuş olması bu gerekçe ile yerinde bulunmakla davacı vekilinin bu davalıya yönelik temyiz itirazların reddi ile kararın onanması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( l ) ve ( 2 ) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile davalılar banka ile D.Ali Özdağlı hakkındaki davanın reddine, ilişkin mahkeme kararının BOZULMASINA, ( 3 ) numaralı bentte gösterilen nedenlerle davalılardan noter Akın Ekmekçi hakkındaki kararın ONANMASINA, 30.000.000 lira duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 29.12.1998 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2003/8441

K. 2004/11257

T. 22.11.2004

• GÖREVİ SAVSAMA ( Gerekli Özeni Göstermediği İçin Bildirilen Sahte Belge Uyarınca Araç Satış Sözleşmesi Düzenleyen Noterin Hukusal Yanılgısının Görevi Savsama Suçunu Ortadan Kaldırmayacağı - Görevi Savsama Suçunun Genel Kasıtla İşlendiği Özel Kastın Aranmadığı )

• GENEL KASIT ( Görevi Savsama Suçunun Genel Kasıtla İşlendiği Özel Kasıt Gerekmediği - Bildirilen Sahte Belge Uyarınca Araç Satış Sözleşmesi Düzenleyen Noterin Eyleminin Hukusal Yanılgıya Dayanması Suçu Ortadan Kaldırmayacağı )

• NOTERİN GÖREVİ SAVSAMASI ( Noterin Gerekli Özeni Göstermediğinden Sahte Belge Uyarınca Araç Satış Sözleşmesi Düzenlemesi Şeklindeki Eyleminin Hukusal Yanılgıyla Oluşmasının Suçu Ortadan Kaldırmayacağı - Görevi Savsama Suçunun Genel Kasıtla İşlendiği Özel Kasıt Gerekmediği )

765/m.230

ÖZET : Noter olan sanığın, aracın satış işleminin yapıldığı sırada, iş sahipleri tarafından başlangıçta sunulan eski tarihli olması nedeniyle kabul edilmeyen motorlu taşıtların Satış ve Devrine ait ilişik kesme belgesi ile sonradan sunulan sahte ilişik kesme belgelerinin seri ve sıra numaralarının aynı olduğu gözetilmeyerek, bu hususta gerekli özen gösterilmeden sahte belge uyarınca araç satış sözleşmesi düzenleme biçimindeki eyleminde, sanığın hukuksal yanılgısının suçu ortadan kaldırmayacağı gözetilmelidir.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-Noter olan sanığın, 53 xx 000 plaka nolu aracın satış işleminin yapıldığı sırada, iş sahipleri tarafından başlangıçta sunulan eski tarihli olması nedeniyle kabul edilmeyen 28.9.1999 tarihli motorlu taşıtların Satış ve Devrine ait ilişik kesme belgesi ile sonradan sunulan 30.6.2000 tarihli sahte ilişik kesme belgelerinin seri ve sıra numaralarının aynı olduğu gözetilmeyerek, bu hususta gerekli özen gösterilmeden sahte belge uyarınca araç satış sözleşmesi düzenleme biçimindeki eyleminde, sanığın hukuksal yanılgısının suçu ortadan kaldırmayacağı genel kasıtla işlenen görevi savsama suçunda özel kasta ağırlık verilerek yasal olmayan gerekçeyle beraat kararı verilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve katılan idare vekilinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 22.11.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2005/4237

K. 2006/13244

T. 28.6.2006

• NOTER BAŞKATİBİNİN SAHTE NÜFUS CÜZDANIYLA VEKALETNAME DÜZENLEMESİ ( Aldatma Kabiliyetinin Bulunup Bulunmadığının Uzman Bilirkişi Raporuyla Belirlenmesi Sanığın Gereken Dikkat ve Özeni Gösterip Göstermediğinin Belirlenmesi Gereği - Görevi İhmal )

• GÖREVİ İHMAL ( Noter Başkatibinin Sahte Nüfus Cüzdanıyla Vekaletname Düzenlenmesi - Aldatma Kabiliyetinin Bulunup Bulunmadığının Uzman Bilirkişi Raporuyla Belirlenmesi Sanığın Gereken Dikkat ve Özeni Gösterip Göstermediğinin Belirlenmesi Gereği )

5237/m. 257

ÖZET : Sanık noter başkatibine vekaletname düzenlenmesi için sunulan nüfus cüzdanlarının sahte olup olmadıkları ve aldatma kabiliyetlerinin bulunup bulunmadıkları uzman bilirkişi raporuyla belirlenmesi sonucuna göre vekaletnamelerin düzenlenmesinde sanığın gereken dikkat ve özeni gösterip göstermediği konusu tartışılarak hukuksal durumunun belirlenmesi gerekirken eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi, Yasaya aykırıdır.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Katılan hazinenin zarar iddiası nedeniyle suça konu vekaletnamelerle satış ve intikal yapıldığı açıklanan taşınmazların edinme nedenleri ve tüm tedavül kayıtlarıyla beraber gösterir tapu kayıtları ile vekaletnamelerin düzenlenmesinde kullanılıp sahte oldukları iddia edilen nüfus cüzdanları ve sanık tarafından düzenlenen vekaletnamelerin asılları veya onaylanmış suretlerinin Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde dosyaya eklenmesi sahte nüfus cüzdanlarıyla vekaletname düzenledikleri iddia edilen ve nüfus kayıtlarına göre de sağ oldukları belirlenen N. ve N.´nin tanık sıfatıyla dinlenilmeleri, sanık noter başkatibine vekaletname düzenlenmesi için sunulan nüfus cüzdanlarının sahte olup olmadıkları ve aldatma kabiliyetlerinin bulunup bulunmadıkları uzman bilirkişi raporuyla belirlenmesi sonucuna göre vekaletnamelerin düzenlenmesinde sanığın gereken dikkat ve özeni gösterip göstermediği konusu tartışılarak hukuksal durumunun belirlenmesi gerekirken eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve katılan Hazine vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 28.06.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

TAAHHÜDÜ İHLAL,CEZANIN İNFAZI İLE DİĞER İHLALLERE CEZA UYGUL

T.C. YARGITAY

11.Ceza Dairesi

Esas: 2010/9318

Karar: 2011/3860

Karar Tarihi: 27.06.2011

Dava ve Karar: Ödeme şartının ihlali suçundan E A’ın, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 340. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair A.. İcra Ceza Mahkemesinin 16/12/2009 tarihli ve 2009/307 esas, 2009/559 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii B...... Ağır Ceza Mahkemesinin 21/04/2010 tarihli ve 2010/754 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya aleyhine Adalet Bakanlığından verilen 26.11.2010 gün ve 70538 sayılı kanun yararına bozma talebini içeren Yargıtay C.Başsavcılığının 08.12.2010 gün ve K.Y.B. 2010/302012 sayılı tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi,

 

Tebliğnamede, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 5358 sayılı Yasa ile değişik 340. maddesinde, <111 inci madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez.> hükmünün öngörülmüş olması karşısında, sanığın A...... İcra Müdürlüğü’nün 2008/2619 esas sayılı icra dosyasındaki borcu nedeniyle, 28/11/2008 tarihli taahhütle borcunu dört taksitte ödeyeceğine dair taahhüdünü yerine getirmemesi sebebiyle yapılan şikayet sonucu A... İcra Ceza Mahkemesinin 04/06/2009 tarih ve 2009/35-222 sayılı kararı gereğince üç aya kadar hapsen tazyikine karar verildiği ve sanığın bu cezasının infaz edilmiş olması sebebiyle ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29/09/2009 tarihli ve 2009/16-188 esas, 2009/205 sayılı kararında belirtildiği üzere, borçlunun ilk taksidi ödememesi sonucu verilen üç aya kadar hapsen tazyik kararının tamamen infazı halinde, takip eden taksitlerin ödenmemesi halinde sanığın cezalandırılmayacağı, mahkemece ilk taksidin ödenmemesi nedeniyle verilen hapsen tazyik kararının infaz edilip edilmediği araştırılmadan sanığın yeniden cezalandırılmasına dair verilen karara karşı yapılan itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesi isabetsiz olduğundan anılan hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca bozulması gereğine işaret edilmiştir. Gereği görüşüldü:

YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ KARARI

Dosya kapsamına göre, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 5358 sayılı Yasa ile değişik 340.maddesi <111 inci madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikayeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez.> hükmünü içermektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.09.2009 gün ve 188-205 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, ilk taksitin ödenmemesi üzerine, borçlunun hapsen tazyik ile cezalandırılmasından sonra bu cezanın infazı sırasında söz konusu taksiti ödemesi halinde tahliye edilecek, ancak sonraki taksiti ödememesi durumunda eylemi yeniden yaptırımı gerektirecektir. Ancak, ilk taksitin ödenmemesi üzerine üç aya kadar tazyik hapsi kararının tamamının infazı halinde takip eden taksitlerin ödenmemesi durumunda artık borçlunun cezalandırılması olanağı kalmayacaktır. Bir başka anlatımla, ilk taksitin ödenmemesi nedeniyle maddede öngörülen cezanın tamamının infazı halinde, yaptırım uygulama olanağı kalmadığından, diğer taksitlerin ödenmemesi ayrıca bir taahhüdü ihlal kabahatini oluşturmayacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; borçlunun A...... İcra Müdürlüğünün 2008/2619 esas sayılı dosyasında başlatılan takip nedeniyle 28.11.2008 tarihinde borcu taksitler halinde ödeme taahhüdünde bulunduğu 10.01.2009 tarihli ilk taksidini ödememesi üzerine yapılan şikayet sonucu A.... İcra Mahkemesinin 04.06.2009 tarih ve 2009/35-222 sayılı kararıyla üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına karar verildiği, aynı borcun 10.07.2009 tarihli ikinci taksitini ödememesi nedeniyle yapılan şikayet üzerine ilk taksitin ödenmemesinden dolayı verilen tazyik hapsinin infaz edilip edilmediği araştırılmadan A...... İcra Mahkemesinin 16.12.2009 tarih ve 2009/307-559 sayılı kararı ile üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına karar verildiği, itirazının B...... Ağır Ceza Mahkemesinin 21.04.2010 tarih ve 2010/754 değişik iş sayılı kararı ile reddedildiği, diğer taraftan borçlunun ilk taksiti ödememesi nedeniyle üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına ilişkin A...... İcra Mahkemesinin 04.06.2009 gün ve 2009/35-222 sayılı kararının 22.03.2009 tarihinde tamamının (üç ay) infaz edildiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda borçlunun, aynı borçtan dolayı ve her bir taksit için ayrı ayrı olmak üzere toplam altı aya kadar tazyik hapsine karar verilmiş olup, bu durum yasaya aykırıdır. Mahkemece, borçlunun ilk taksiti ödememek suretiyle ödeme taahhüdüne aykırı davranması nedeniyle üç aya kadar tazyik hapsine ilişkin ilk hükmün infazı beklenerek, borçlunun, bu tazyik hapsinin infazına başlanmasından sonra o güne kadar icra veznesine yatırması gereken borcu ödemesi nedeniyle tahliye edilmiş ise, ödenmeyen diğer taksit yönünden kalan süre kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına karar vermesi gerekmektedir. Yerel mahkemece, ilk taksitin ödenmemesinden dolayı verilen tazyik hapsi kararının infaz edilip edilmediği araştırılmadan, ikinci taksitin ödenmemesi nedeniyle yapılan şikayet üzerine borçlunun yeniden üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına karar verilmesi yasaya aykırıdır.

Somut olayda ilk taksitin ödenmemesi nedeniyle borçlunun üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına ilişkin A...... İcra Mahkemesinin 04.06.2009 tarih ve 2009/35-222 sayılı kararının tamamen infaz edildiği dosya içerisindeki infaz evrakının anlaşılmakla, ikinci taksitin ödenmemesi nedeniyle borçlunun üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair A...... İcra Mahkemesinin 16.12.2009 tarih ve 2009/307-559 sayılı kararı, İİK’nun 340.maddesinin son cümlesindeki bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresinin üç ayı geçemeyeceği hükmüne aykırılık oluşturduğundan, itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsizdir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle kanun yararına bozma istemine ilişkin Yargıtay C.Başsavcılığının tebliğnamesi yerinde görüldüğünden, kabulü ile B...... Ağır Ceza Mahkemesinin 21.04.2010 tarih ve 2010/754 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nun 309.maddesi uyarınca bozulmasına, Bozma kararı üzerine 5271 sayılı CMK’nun 309/4-d maddesi gereğince yeniden uygulama yapılması gerektiğinden;

Borçlunun ödeme şartını ihlal eyleminden dolayı tazyik hapsi ile cezalandırılmasına yer olmadığına, hakkındaki mahkumiyet hükmünün çektirilmemesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.06.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

KARGO ŞİRKETİNİN KAÇAK SİGARA TESLİM ETMESİ

T.C.

YARGITAY

7. CEZA DAİRESİ

E. 2009/10032

K. 2012/3282

T. 23.2.2012

• KAÇAK SİGARA ( Kargo Şirketinin Müdürü Olan Sanığın Kaçak Sigaraların Kendi Nezaretinde Araca Yüklendiği Fakat Eşyanın Kaçak Olduğunu Bilmediğini Belirttiği - Eşyaların Kargo Şirketinde Kimler Tarafından Teslim Alındığının Tespiti İle Beyanlarının Alınacağı)

• KARGO ŞİRKETİNİN KAÇAK SİGARA TESLİM ETMESİ ( 1000 Karton Miktarındaki Sigara Eşyasının Kargoya Kabulünün Titizlikle Yapılması Gerektiği - İrsaliyelerin Nakil Aracının Sürüsücüne Kimler Tarafından ve Ne Zaman Teslim Edildiğinin Tespitiyle Bu Kişilerin de Beyanlarının Alınacağı)

• SİGARA KAÇAKÇILIĞI ( Sanığın Kargo Şirketinin Müdürü Olduğu/1000 Karton Miktarındaki Sigara Eşyasının Kargoya Kabulünün Titizlikle Yapılması Gerektiği - Eşyaların Kargo Şirketinde Kimler Tarafından Teslim Alındığının Tespiti İle Beyanlarının Alınarak Karar Verileceği)

5607/m.3

ÖZET : Sanık, müdürlüğünü yaptığı kargo şirketinde kaçak sigaraların kendi nezaretinde araca yüklendiğini, ancak eşyanın kaçak olduğunun bilmediğini beyan etmişse de,1000 karton miktarındaki sigara eşyasının kargoya kabulünün titizlikle yapılmasının gerektiği, ileri sürülen mazeretin geçerli olamayacağı gözetilerek eşyaların kargo şirketinde kimler tarafından teslim alındığının tespiti ve beyanlarının alınmasının gerekmesi, irsaliyeli faturada ismi geçenlerden beyanları alınmamış olanların da beyanlarına başvurulması, irsaliyelerin nakil aracının sürücüsüne kimler tarafından ve ne zaman teslim edildiğinin tespitiyle bu kişilerin de beyanlarının alınmasından sonra karar verilmesi gerekir.

DAVA : Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1-Sanığın dava konusu kaçak sigaraların müdürlüğünü yaptığı kargo şirketine kendi nezaretinde araca yüklendiğini, ancak eşyanın kaçak olduğunun bilmediğini beyan etmiş ise de,

1000 karton miktarındakin sigara eşyasının kargoya kabulünün titizlikle yapılmasının gerektiği, bu konuda sanık tarafından ileri sürülen mazeretin geçerli olamayacağı gözetilerek söz konusu eşyaların kargo şirketinde kimler tarafından teslim alındığının tespiti ve beyanlarının alınmasının gerekmesi,

2-Jandarma komutanlığı tarafından mahkemeye gönderilen eşyalarla ilgili kargo şirketinin düzenlendiği irsaliyeli fatura fotokopilerinin okunaklı suretleri getirtilerek;

a-) İrsaliyeli faturada ismi geçenlerin tespit edilip beyanları alınmamış olanların da beyanlarına başvurulması,

b-) Sözkonusu irsaliyelerin nakil aracının sürücüsüne kimler tarafından ve ne zaman teslim edildiğinin tespitiyle bu kişilerin de beyanlarının alınmasından sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması,

SONUÇ : Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı yasanın 8/1 maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 23.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

KAÇAK SİGARALARI RİZAEN BULUNDURMAK

4733 Sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun´un 8/4 maddesinden ceza davası açılacaktır. Bu hükümde şöyledir:"Ambalajlarında bandrol, etiket, hologram, pul, damga veya benzeri işaret bulunmayan ürünleri ya da taklit (...)(*) işaretleri taşıyan ürünleri ticari amaçla bulunduran, nakleden, satışa arz eden veya satanlar (Ek ibare: 6111 - 13.2.2011 / m.175) "ile ambalajları üzerinde bulunan ürün bilgileri ile bandrol, etiket, hologram, pul, damga veya benzeri işaretlerin içerdiği bilgilerin farklı olması halinde, bu ürünleri üreten veya ithal edenlere" iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Bu fıkrada belirtilen ürünlere el konulması, muhafazası ve tasfiyesi ile bunları ihbar edenlere ve yakalayan kamu görevlilerine ikramiye ödenmesi hususlarında 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu´nda kaçak eşya için öngörülen usuller uygulanır. Bu ürünlere el konulduğu tarihten itibaren onbeş gün içinde, numune alınarak ve gerekli tespitler yapılarak, soruşturma evresinde hakim, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından imha suretiyle tasfiye kararı verilebilir".

T.C.

YARGITAY

7. CEZA DAİRESİ

E. 2011/8808

K. 2011/17296

T. 11.10.2011

• RIZAEN TİCARİ NİTELİKTEKİ KAÇAK SİGARALARI BULUNDURMAK ( Sanığın Çok Sayıda Olan Kaçak Paketleri Görmesine ve Küçük Vilayette Olmasına Rağmen Arama Yapılan Saate Kadar Paketlerin Sahibine Haber Vermediği - Suçun Oluşacağı )

• KAÇAK EŞYA BULUNDURMAK ( Sanığın Çok Sayıda Olan Kaçak Paketleri Görmesine ve Küçük Vilayette Olmasına Rağmen Arama Yapılan Saate Kadar Paketlerin Sahibine Haber Vermediği - Rızaen Ticari Nitelikteki Kaçak Eşyayı Bulundurma Suçunun Oluştuğu )

• SUÇÜSTÜ OLAYA MÜDAHALE ( Sanığın Çok Sayıda Olan Kaçak Paketleri Görmesine ve Küçük Vilayette Olmasına Rağmen Arama Yapılan Saate Kadar Paketlerin Sahibine Haber Vermediği - Rızaen Ticari Nitelikteki Kaçak Eşyayı Bulundurma Suçunun Oluştuğu )

5607/m.3, 9

ÖZET : Olay ve yakalama tutanağına göre, erkek bir şahsın, ismini verdiği sanığın ikametinde 50 box kaçak sigara bulunduğunu ihbar etmesi üzerine arama kararı istendiği, arama kararı alınana kadar bahse konu sigaraların yer değiştirebileceği düşünülerek ikamet etrafında gerekli tedbirler alındığı, bu sırada bahse konu evin bahçesinden yan tarafta bulunan evin bahçesine içlerinde kaçak sigara bulunduğu tahmin edilen sigara kutularının bir kadın tarafından atıldığının görüldüğü, müracaat savcısının talimatı doğrultusunda olayın suçüstü cereyan etmesi sebebiyle olaya müdahale edildiği sırada, arama kararının olay yerinde bulunan kolluk görevlilerine intikal ettirildiği ve yapılan aramada bahçeye atılmış bulunan çok sayıda paket davaya konu sigaraların ele geçirildiği, bu şekilde gerçekleşen olayda, sanığın kaçak sigaraları bilerek kabul ettiği, diğer sanığın da akşam eve gelip sigaraları görmesine rağmen sigaraların sahibi bulunan amcasının oğluna küçük bir vilayette akşam ya da olay günü olan tarihte aramanın yapıldığı saate kadar arayıp bulma imkanı varken böyle bir çaba göstermemiş olması karşısında bu sanığın da rızaen ticari nitelikteki kaçak sigaraları bulundurduğunun kabulü gerekir.

DAVA : Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Katılan vekilinin temyizinin beraat eden sanıklara yönelik olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;

Olay ve yakalama tutanağına göre, erkek bir şahsın, N. K. isimli kişinin ikametinde 50 box kaçak sigara bulunduğunu ihbar etmesi üzerine arama kararı istendiği, arama kararı alınana kadar bahse konu sigaraların yer değiştirebileceği düşünülerek ikamet etrafında gerekli tedbirler alındığı, bu sırada bahse konu evin bahçesinden yan tarafta bulunan evin bahçesine içlerinde kaçak sigara bulunduğu tahmin edilen sigara kutularının bir kadın tarafından atıldığının görüldüğü, müracaat savcısının talimatı doğrultusunda olayın suçüstü cereyan etmesi sebebiyle olaya müdahale edildiği sırada, arama kararının olay yerinde bulunan kolluk görevlilerine intikal ettirildiği ve yapılan aramada bahçeye atılmış bulunan 13170 paket davaya konu sigaraların ele geçirildiği, bu şekilde gerçekleşen olayda, sanık M.´ın kaçak sigaraları bilerek kabul ettiği, diğer sanık N.´ın da akşam eve gelip sigaraları görmesine rağmen sigaraların sahibi bulunan amcasının oğlu H.´ı Van gibi küçük bir vilayette akşam ya da olay günü olan 12.10.2005 tarihinde aramanın yapıldığı saate kadar arayıp bulma imkanı varken böyle bir çaba göstermemiş olması karşısında bu sanığın da rızaen ticari nitelikteki kaçak sigaraları bulundurduğunun kabulü gerektiğinden oluşa uygun düşmeyen gerekçe ile yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan 5320 Sayılı yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 Sayılı C.M.U.K. nun 321. maddesi uyarınca hükümün BOZULMASINA, 11.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

YALANCI TANIKLIKTAN ŞİKAYET ETMEK ,SUC UYDURMA FİİLİ DEĞİLDİ

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2009/9527

K. 2009/7602

T. 15.4.2009

� YALAN YERE TANIKLIK YAPMAK ( Sanığın İlgili Kişiler Hakkında Yalan Yere Tanıklık Yapmak Suçundan Dolayı Yaptığı Şikayetin Takipsizlik Kararı İle Sonuçlandığı - Sanığın Aynı Kişiler Hakkında Tekrar Şikayette Bulunmasının Suç Uydurma Eylemini Oluşturmayacağı )

� SUÇ UYDURMA ( Sanığın İlgili Kişiler Hakkında Yalan Tanıklık Yapmak Suçundan Dolayı Yaptığı Şikayetin Takipsizlik Kararı İle Sonuçlandığı - Sanığın Aynı Kişiler Hakkında Tekrar Şikayette Bulunmasının Suç Uydurma Eylemini Oluşturmayacağı )

� HAKKINDA KOVUŞTURMAMA KARARI VERİLEN ŞİKAYET İÇİN YENİDEN SAVCILIĞI BAŞVURULMASI ( Suç Uydurma Eylemini Oluşturmayacağının Dikkate Alınması Gerektiği )

5237/m.271

ÖZET : Sanığın ilgili kişiler hakkında manevi tazminat davasında yalan tanıklık yaptıklarına ilişkin olarak avukatı aracılığıyla yaptığı yakınma kovuşturmama kararı ile neticelenmiş ve karar kesinleşmiştir. Sanığın aynı olaylara ilişkin tekrar şikayette bulunmasının, suç uydurma suçunu oluşturmayacağı gözetilmelidir.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanığın daha önce yakınanlar hakkında, Şişli 5. Asliye Hukuk Mahkemesindeki manevi tazminat davasında yalan tanıklık yaptıklarına ilişkin olarak avukatı aracılığıyla Şişli C. Başsavcılığına yaptığı yakınmasının 18.05.2002 tarihli kovuşturmama kararı ile sonuçlanması ve itirazının da 25.07.2002 tarihli merci kararı ile reddedilmesinden sonra aynı olaya dayalı olarak ikinci kez avukatı aracılığıyla Şişli C. Başsavcılığına verdiği 02.08.2002 tarihli dilekçeyle yakınanlar aleyhine aynı iddialarını tekrarladığının oluşa uygun biçimde kabul edilmesi karşısında; vuku bulmuş bir olaya ilişkin olarak verilen yakınma dilekçesindeki iddiaların suç uydurma suçunu oluşturmayacağı gözetilmeden, yetersiz gerekçelerle hükümlülüğe karar verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş ve sanık Sedat Tanju Öztoprak müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, 1412 sayılı CYY.nın 326/son. maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 15.04.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

AVUKATIN HACİZ SIRASINDAKİ GÖREVİ YARGI FALİYETİNDE OLMADIĞI

T.C. YARGITAY

4.Ceza Dairesi

Esas: 2009/3133

Karar: 2011/3082

Karar Tarihi: 14.03.2011

TEHDİT VE HAKARET SUÇLARI - SANIKLARIN HACZİ ENGELLEMEYE YÖNELİK KATILAN AVUKATA TEHDİTLE DİRENME EYLEMLERİ - AVUKATIN HACİZ SIRASINDAKİ GÖREVİNİN YARGI FAALİYETİNE İLİŞKİN BULUNMADIĞI - FAZLA CEZA BELİRLENMESİNİN İSABETSİZLİĞİ

ÖZET: Sanıkların haczi engellemeye yönelik katılan avukata tehditle direnme eylemleri nedeniyle, alacaklı vekili olan avukatın haciz sırasındaki görevinin <yargı faaliyetine> ilişkin bulunmadığı gözetilmeden fazla ceza belirlenmesi isabetsizdir.

(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 230) (5237 S. K. m. 61, 265)

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede:

1- Sanık M. A. hakkında tehdit ve hakaret suçlarından kurulan beraat hükümlerinin incelenmesinde;

Eylemlere ve yükletilen suçlara yönelik katılan Y. K.´ın temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye aykırı olarak, temyiz davasının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA,

2- Sanıklar M. A. ve İ. A. hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;

Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

a- Anayasanın 141/3, 5271 saydı CYY. nın 34, 230/1. maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının davanın tarafları ile herkesi inandıracak ve Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde olması, Yargıtay’ın gerekçelerde denetimi sağlaması ve disiplin işlemini yerine getirmesi için, kararın dayandığı tüm veriler ile bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, bu bağlamda iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler, kanıtların tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen kanıtların belirtilmesi, yargılama sonucunda oluşan vicdani kanıya göre, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen eylem ve bunun nitelendirilmesine ilişkin değerlendirmelerin açıkça gerekçeye yansıtılması gerektiği, buna göre sanıkların hangi söz ve eylemlerle, nerede hakaret ve tehdit suçlarını işledikleri, hakaret suçlarında aleniyet unsurunun ne şekilde oluştuğu, sanıkların tehdit eylemlerinin olayın gelişimine, eylemler arasındaki zaman aralığına göre ne şekilde fikir ve irade birliği içinde gerçekleştirildiği kanıtlara dayalı olarak gösterilmeden, yetersiz gerekçe karar verilmesi,

b- Sanıkların haczi engellemeye yönelik katılan avukata tehditle direnme eylemleri nedeniyle, alacaklı vekili olan avukatın haciz sırasındaki görevinin <yargı faaliyetine> ilişkin bulunmadığı gözetilmeden, TCY. nın 265/2 madde ve fıkrası uygulanarak fazla ceza belirlenmesi,

c- TCY. nın 61. maddesindeki ölçütler ve aynı yasanın 3. maddesindeki <fiilin ağırlığıyla orantılı ceza verilmesi ilkesi> çerçevesinde somut olay açıkça irdelenerek temel cezaların saptanılması gerektiği gözetilmeden, yalnızca soyut yasal ifadeler tekrar edilerek temel cezaların alt sınırlardan uzaklaşılarak belirlenmesi ve seçenek yaptırım olarak adli para cezası öngörülen suçlarda hapis cezalarının tercih edilmesi,

d- Sanıklara yaralama suçundan hükmolunan cezadan teşebbüs nedeniyle TCY. nın 35/2. maddesi ile indirim yapılırken gerekçe gösterilmeden üst sınırın altında indirim oranı uygulanması,

Sonuç: Yasaya aykırı ve sanıklar M. A., İ. A. müdafii ve katılan Y. K.´ın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükümlerin BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 14.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

 

1- 16.maddenin 3.fıkrasının son paragrafı. Haczedilecek mala icra memurunun karar vermesi; ” İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir

2- Madde 2 . İcra memurlarının yapacakları bütün işlemlerin gerekçeli olması zorunluluğu;” “İcra ve iflas dairelerince verilen kararlar gerekçeli olarak tutanaklara yazılır.

Bu iki düzenleme avukatı haciz işlemlerinde etkisiz duruma getirmiştir. Bu kanundan önceki uygulamada İİK’da böyle bir düzenleme olmamasına rağmen de GERÇEK UYGULAMADA avukatlar bütün haciz işlemlerinde aktif olarak yer almaktaydı, hacze ve muhafazaya avukatlar karar vermekteydi. Yeni değişiklik bu uygulamayı yoruma yer bırakmayacak şekilde düzenlemiştir.

Şimdi yeni uygulama ile İcra memurlarına getirilen bu sınırlamalar aynı zamanda avukata getirilen sınırlamalardır. İİK 99.madde icra memuruna haczedilen malın muhafazası konusunda geniş yetki veriyordu. İİK’da yapılan yeni değişiklikle icra memurlarının bu takdir yetkisi kaldırıldı. Değişik 99. Maddeye göre artık haczedilen malın borçluya ya da üçüncü şahsa aidiyeti konusunda icra memuru karar veremeyecek. Maddenin yeni haline göre haczedilen şey üzerinde üçüncü şahıs hak iddiasında bulunduğunda mal muhafaza altına alınamayacak, alacaklıya istihkak davası açmak için yedi günlük süre verilecektir. Oysa maddenin eski halinde taşınır malın borçlunun veya üçüncü şahsın yedinde olup olmadığına icra memuru karar vermekteydi. Maddenin yeni halinde ise üçüncü şahsın her hangi bir hak iddiası yeterli görülmektedir.

Eski maddede iik 88/2 maddesinde bir ibare vardı,iik 99 maddesince 3 .kişi elinde bulunan mal haciz edilir alacaklının muaffakatı üzerine o kişiye teslim edile bilirdi yani ister alacaklı malı o kişiye teslim ederim isterse etmem alır götürürüm diye taktir hakkını veriyordu,bu taktir hakkı Antalya ili Serik ilcesi icra hukuk mahkemesince anayasaya aykırılığı ileri sürülerek, anayasa mahkemesi kararı ile iptal edildi hemde yeni düzenleme maddesinde yer aldı.Yoksa borcla borcluyla hic ilgisi olmayan kişilerinde malları bu şekil haksız ve hukuksuz haciz edile bilinmekteydi.

Anayasa Mahkemesi, “…alacaklının muvafakatı ve …” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 13. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulması hakkında karar verdi.

21 Ocak 2012 CUMARTESİ

Resmî Gazete

Sayı : 28180

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

Esas Sayısı : 2010/90

Karar Sayısı : 2012/1 (Yürürlüğü Durdurma)

Karar Günü : 12.1.2012

YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNDE BULUNAN: Serik İcra Hukuk Mahkemesi

YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN KONUSU: 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 88. maddesinin ikinci fıkrasının sonuna 17.7.2003 günlü, 4949 sayılı İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 21. maddesiyle eklenen cümlede yer alan “…alacaklının muvafakatı ve …” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 13. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemidir.

YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN İNCELENMESİ

Yürürlüğün durdurulması istemini de içeren başvuru kararı ve ekleri, bu konudaki esas inceleme raporu ile ekleri, itiraz konusu ibare, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

 

9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 88. maddesinin ikinci fıkrasının sonuna 17.7.2003 günlü, 4949 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle eklenen cümlede yer alan “… alacaklının muvafakatı ve…” ibaresi, 12.1.2012 günlü, E. 2010/90, K. 2012/4 sayılı kararla iptal edildiğinden, bu ibarenin, uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı güne kadar YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA, 12.1.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Düzenleme öncesi uygulamada haczedilmezliğe, muhafazaya gerçek olarak avukatlar karar vermekteydi. Oysa bu uygulama 2004 sayılı İİK’nun özüne ve sözüne (lafzına ve ruhuna) aykırıydı. Yeni düzenlemeyle açık bir şekilde haczedilmezliğin sınırları çizildi ve bu yeni kurallar doğrultusunda hangi malların haczedileceği doğrudan icra memuruna bırakıldı. Bu konuda avukatın talebinin bir önemi kalmadı. Bunun gibi hangi durumlarda muhafaza kararı verilebileceğine de yeni düzenlemelerle açıklık getirildi.

Değişiklik öncesi uygulamada yasanın özüne ve sözüne aykırı olarak avukatlar işyerlerinde, evlerde hiçbir kural tanımaksızın hareket edebilmekteydiler. Evlerin en mahrem yerlerine kadar girmekte, işyerlerinde işyerine ait evrakları alt üst etmekteydiler. YUKARDAKİ YARGITAY İCTİHAT KARARI GÖZ ÖNÜNE ALINDIĞINDA ARTIK avukatın haciz mahalline alınmaması suç değildir. İİK’da yapılan yeni değişiklikler hacizde avukatı işlevsiz hale getirmiştir.Yasa, haciz işleminin gerçekleştirilmesi için sadece icra memurunu görevlendirdiyse eğer (ki öyledir), haciz mahallinde kanuni görevini ifa eden de icra memurudur. Alacaklı ya da vekili değildir.

Alacaklı vekili olan avukatın haciz mahalline girmesi bir haktır dersek, bu hakkın alacaklı asil için de var oladuğunu söylememiz gerekir.

Keza alacaklı ve vekilinin böyle bir hakkı var ise borçlunun da haciz esnasında, evini, işyerini vs. alacaklı ve vekiline açma yükümlülüğünün de olduğunu söylememiz gerekecektir. Oysa borçlu sadece icra memurunun görevine engel olmamakla yükümlüdür. Evine işyerine vs. alacaklı(lar) ve vekilinin girmesine katlanmak zorunda değildir.

Gerek mülga yönetmelik ve gerekse İcra ve İflas Kanunu´nda avukatın "haciz mahalline girebileceği değil haciz tutanağını hazır bulunanların imzalayacağı " hususunda açıklık getirmiş olduğunu görülmektedir.

daha bu konunun tam detayına değinmekte istemiyorum cünki arkasından haciz maahile girerek avukat edasıyle "Konut dokunulmazlığını ihlal eden"avukat yanında calışan katipler ve buna göz yuman kamu görevlisi icra memurlarıda işe karışacak bu sefer konu tam dahılacaktır.

İİK’daki yeni düzenlemelere rağmen sırf borçluyu korkutmak, borçluyu sıkıntıya sokmak, taciz etmek için haciz yapılması zorlaşmaktadır.

Avukat ünvanı taşıyan bazı baro başkanlarının İİK’da yapılan değişiklikleri eleştirmek amacıyla kullandıkları “korkutma” gibi ifadeler bir hukukçuya yakışmayacak ifadelerdir. Hukuk kişilerin psikolojisini olumsuz etkilemeyi, korkutmayı kabul etmez. Bu ifadeler hukukçulara yakışmaz. Hukukçular herkesten daha çok kişinin vücut bütünlüğüne ve yaşama hakkına saygı göstermek zorundadırlar.(BORÇLU VE YAKINLARINI NASIL KORKUTUYORLARDI) borcluya PTT kanalı ile gönderdikleri Hukuk büroları yazılı antetli kağıtta,evinize polisle hacze gelinecek cilingirle kapı acılacak, kapı aclmassa kırılcak eşyanız alınacak. Kapının zilini calma yok sen evdede olsan cilingirle polisle paldır küldür girecem diyor yani  sonra yazıda hakkınızda ceza davası acılacak 3 ay hapis verilecek, oy kullanmaya gittiğinizde polisce yakalanacaksınız , görüyormusunuz insanın oy kullanma üzgürlüğünü bile abzüt kelimeler ile dolu kahıtla korkutarak elinden alıyorlardı bunlar tabiki suctur.

Anayasa ve İcra İflas Yasasının (İİK) ihlal edildiğini ve İİK’nın yanlış ve taraflı yorumlanması sonucu insanların ayrımcılığa uğradığını, devlet kurumları aracılığı ile haklarının alenen ihlal edildiğini, bile bile yasaya aykırı davranışın meşrulaştırıldığı ve kişilerin ve devlet kurumlarının yasaya aykırı davranmaya zorlandığını, beraberinde kişilerin yasal haklarını arama hakkının kesintiye uğratıldığını iddia etmekteyim. Temel hak ve hürriyetler Anayasamızın ilgili maddelerinde, temel hak ve hürriyetlerin ne zaman nasıl sınırlandırılacağı Madde 13’te, ne zaman ve nasıl durdurulacağı Madde 15’te, temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamayacağı Madde 14’te ve Medeni Kanunun 2.maddesinde, kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevlerin devlet memurlarının eliyle görüleceği Madde 128’de, devlet memurlarının Anayasa ve yasalara bağlı kalmak zorunluluğu Madde 129’da ve ayrıca 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 6. maddesinde, devlet memurlarının Anayasa ve yasalara aykırı emri yerine getiremeyeceği Madde 11’de, Madde 137’de ve ayrıca 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 11. maddesinde belirtilmiştir. YGHK kararlarına 1. derece mahkemeler itiraz edemez ve direnemezler. YHGK kararlarına 2. derece mahkemeler itiraz edebilir olup, bu mahkemeler şu an o gün ve bugün itibariyle mevcut değildir. Dolayısıyla da karara itiraz eden olmamıştır. Sonuçta da karar, yasa benzeri bir karar olmuştur. Ülkemizde kişilerin Anayasa mahkemesine itiraz etme hakkı da yoktur. Bir alacaklının SSK emeklisi bir borçlunun maaşının haczedilmesi talebi üzerine . İİK 82. maddesi diğer kanunlarda haczedilemeyeceği belirtilen şeylerin haczolunamayacağını belirtmektedir. İcra dairesi SSK maaşının haczedilemeyeceğini bildiğinden alacaklının talebine olumsuz yanıt vermiştir. Bilindiği üzere genel tanımıyla “yasaların yapmayı emrettiğini yapmamak, yapılmamasını emrettiğini yapmak” suçu oluşturmaktadır. A- Alacaklının yasaya aykırı olduğunu bildiği bir uygulamayı talep etmesi dürüstlük kuralına aykırıdır. Medeni Kanunun 2. maddesinde “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” ve 3. maddesinde “Kanunun iyi niyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz.” Denmesine rağmen yasaya aykırı bir talepte bulunmak dürüst bir davranış değildir. Yasaya aykırı talep içeriği suç olan bir davranışı talep etmektir. Devlet memurlarının dolayısıyla da icra memurunun içeriği suç olan bir talebi yerine getirmemesi gerekir. Anayasamızın 11. maddesi “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.” diyerek hem alacaklıyı hemde icra memurunu; 129. maddesi “Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.” ve Anayasamızın 137. maddesinde “Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz. Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.” diyerek kamu görevlilerinin Anayasa ve yasalara bağlı kalmak zorunda olduğunu emretmiştir. Ayrıca 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 6. maddesi “Devlet memurları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve kanunlarına sadakatle bağlı kalmak ve milletin hizmetinde Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını sadakatle uygulamak zorundadırlar.” yine 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 11. maddesinde “Devlet memuru amirinden aldığı emri, Anayasa, kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Amir emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, memur bu emri yapmağa mecburdur. Ancak emrin yerine getirilmesinden doğacak sorumluluk emri verene aittir.” diyerek Anayasa ve yasaya aykırı emrin yerine getirilemeyeceğini kamu görevlilerine emretmiştir. Buna rağmen ilgi kararda söz konusu talebin yasaya aykırı olduğunu kabul etmekle beraber sadece icra memurunun takdir hakkı olmadığından bahisle icra memurunun yasaya aykırı bile olsa talebi yerine getirmek zorunda olduğu kararını vermiştir. Dolayısıyla Anayasa ve yasalara aykırı dahi olsa alacaklının talebinin yerine getirilmesi emredilmiştir. Hem YHGK mensupları hem de icra memurları kamu görevlisidir. Dolayısıyla icra memurunun kamu görevlisi olduğu ve tüm herkes gibi Anayasa ve yasalara sadakatle bağlı kalmak zorunda olduğu göz ardı edilmiştir. Ayrıca Anayasamızın 14. maddesinde “Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.” denmesine rağmen alacaklıya yasaya aykırı talepte bulunma hakkı verilmiştir. Medeni Kanunun 3. maddesinde “Kanunun iyi niyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz.” denmekte olup yasaya aykırı talepte bulunmanın neresinin iyi niyetli bir davranış olduğu düşünülmelidir. Yasaya aykırı bir talepte bulunmak aynen kararda ifade edildiği gibi borçlunun itirazını gerektirmekte olup, alacaklıyı fırsatçılığa ve fırsattan istifadeciliğe itmektedir. Karar içerisinde bahsi geçen “Buna karşılık, borçlu haczi caiz olmayan bir malın haczine, malın haczi sırasında muvafakat verebileceği gibi, şikâyet yoluna gitmeyerek zımnen rıza gösterebilir. Bu durumda borçlu artık, haczedilen bu nitelikteki mal yada hakkından mahrum kalmanın bütün sonuçlarını bilmektedir.” ifadesi fırsatçılığı n diğer tanımıdır. Borçlunun psikolojisi bozuk, moral olarak çökük, maddi manevi problemler yaşayan biri olduğu göz önüne alınırsa ve özellikle borçlunun (tüm vatandaşlar gibi) devlete ve devlet dairelerine olan güveni göz önüne alınırsa yapılan davranış düşünce sınırlarını zorlamaktadır. Tüm vatandaşlar gibi borçlu da devlet dairelerinin Anayasa ve yasalara aykırı bir uygulamayı yapmayacağını düşünmektedir.

ben de bu düşünce içerisindeydim. Ancak gördüm ki icra daireleri yasaya aykırı talebi yerine getirmek zorundadır. Bir vatandaş ve adaletin ilk kapısı olan bir teşkilatta 28 sene hizmet etmiş biri olarak bu uygulamayı içime sindiremediğimi belirtmek isterim. Ülkemiz içinde yasaya aykırı davranışta bulunma hakkı sadece alacaklıda ve yasaya aykırı davranışta bulunma hak ve yetkisi sadece icra dairelerinde bulunmaktadır. Ülkemizde bahsi geçenlerin haricinde yasaya uymama hakkı olan başkaca bir kişi yada kurum olmadığı düşünülürse Anayasamızın 10. maddesinde bahsi geçen “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.” ifadesinin ne anlamı kalmıştır. Göz göre göre YHGK alacaklıyı ayrıcalıklı bir zümre haline getirmiş, icra memurlarını diğer vatandaş ve devlet memurlarından ayırarak yasaya aykırı davranışta bulunmak zorunda bırakmıştır. Beraberinde borçlu itiraz edebilse dahi yasaya aykırı bir talepte bulunabilmenin ve bu yerine getirmenin hukuk devleti niteliği ile bağdaşırlığı sorgulanmalıdır. Hangi hukuk devletinde yasaya aykırı bir talepte bulunulabilmektedir? İlgi karar içerisinde bir açık (kesin olarak belirtilmeyen bir durum) olduğundan bahsedilerek durumun alacaklı lehine bozulması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Basında da yer aldığı üzere yasalardaki boşluklardan faydalanmak tabiri devreye girmiştir.

Karar içerisinde bahsi geçen “Buna karşılık, borçlu haczi caiz olmayan bir malın haczine, malın haczi sırasında muvafakat verebileceği gibi, şikâyet yoluna gitmeyerek zımnen rıza gösterebilir. Bu durumda borçlu artık, haczedilen bu nitelikteki mal yada hakkından mahrum kalmanın bütün sonuçlarını bilmektedir.” İfadesinin fırsatçılık olduğu iddiama bir örnek vermek istiyorum. Bilindiği üzere “kişinin haline münasip tek evinin” haczolunamayacağı İİK 82. maddede emredilmektedir. Karara göre borçlu bu tek evinin haczedilmesine muvafakat verebilir yada zımnen rıza gösterebilir. Akıl ve mantık yolu ile düşünürsek, bunu da İİK ile birleştirirsek hangi borçlu oturduğu tek evinin %40 değerine satılması ihtimalini göz önüne alarak bu evin haczedilmesine muvafakat verir? 50.000TL değerindeki bir evin 20.000TL’ye satılmasına rıza gösterecek devamında bu 20.000TL meblağdan bir kısım masraflar (tahminen 5.000TL) düşecek ve borcundan 15.000TL civarında bir meblağ düşeceğini bile bile bir vatandaşın buna rıza göstereceğini düşünmek biraz saflıktır. Gerçeklerin ne kadar geçerli olduğunu bilmem ama düşünce şu şekilde olmalıdır. Kişi evini haczettirmez. Kendisi bunu 50.000TL’ye yakın bir değere (misalen 40.000TL) satar ve borcunu herhangi bir masraf ödemeden bu meblağ kadar öder. Tabi biz bu mantığı yukarda bahsettiğim devlet organlarının yasaya uygun davranma zorunluluğunu ve vatandaşın devlet organlarına olan güvenini eklersek bahsettiğim mantık geçerli olmaz, kişi evinin haczedilmesine zımnen rıza gösterir. Devamında intiharlar, boşanmalar, cinnetler ve devlete olan güvenin sarsılması sonucu ortaya çıkar ve YHGK bunların karardan kaynaklananlarının sorumluluğunu üstlenmez. Belki yargı kurumlarının adı adalet kurumu olsaydı iş farklı olabilirdi. Yasa Koyucu, İcra ve İflas Kanunun 79. maddesinde haczi icra memurunun yapacağını belirtmiştir. 80. maddesinde icra memurunun yetkilerini ve 81. maddesinde kolluk kuvvetlerinin icra memuruna yardım etme zorunluluğundan bahsetmiştir. 82. maddesinde “Haczi Caiz Olmayan Mallar ve Haklar” başlığı altında “aşağıdaki şeyler haczolunamaz” demiştir. İlgi kararda ise “Gerek İcra ve İflas Yasası´nın 79. maddesinde, gerekse 85. madde ifadesinden ortaya çıkan sonuç, icra müdürüne haciz uygulaması konusunda bir takdir yetkisi tanınmadığıdır. Gerçekten de 79. madde kesin bir ifadeyle icra dairesinin haczi yapacağından, 85. madde; maddede belirtilen yasal koşullar altında borçlunun mal ve haklarının haczolunacağından söz etmektedir. 85. madde sadece, "alacaklara yetecek miktarın" saptanması konusunda icra müdürüne bir takdir hakkı tanımaktadır.” demiştir. Eğer haczi icra memuru yapacaksa (İİK madde 79) haczi yapamayacak olan kimdir? Basit bir mantık ile yola çıkarsak haczi yapamayacak olan haczi yapan kişidir. Görüldüğü üzere YHGK Yasa Koyucunun koyduğu yasayı kendine göre bir mantık yürüterek değiştirmiştir. Anayasamızın 7. maddesi “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” ve 11. maddesi “Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” ve 14. maddesi “Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.” demektedir. Bu maddelerden çıkan sonuç aynı zamanda “hiç kimse kendine yasama yetkisi veremez” olmalıdır. Yukarıda belirttiğim basit mantık kuralına (aynı zamanda kitap okuma kuralı) ve İİK 261. maddeyi de eklersek açıkladığım sonuç daha iyi anlaşılabilir. Yasa Koyucu, İİK 261. madde de “İhtiyati haciz kararları, 79 dan 99 uncuya kadar olan maddelerdeki haczin ne suretle yapılacağına dair hükümlere göre icra edilir.“ demiştir. Yani 79-99. maddeler bir bütündür. Orada açıklanmak istenen aynı konudur. Bu haciz işleminin nasıl yürütüleceğidir. YHGK İİK’nın bazı maddelerini dikkate alırken her nedense bu maddeyi görememiştir. YHGK kendini alenen Yasa Koyucu yerine koymuştur. Bilindiği üzere bu karara itiraz edebilecek kişi ve kuruluş mevcut değildir. Olsa ve etse de değişen bir şey olmayacağı kararın verilme sürecinden belli olmaktadır. Çünkü hemen hemen aynı kişiler (Yargıtay mensupları) kararı vermektedir. Devam etmeye gerek duymuyorum. Karar tüm aklı selim Düşüncelerimi sizlerle paylaşıyorum.Zaten bu düşünceme sebep hacze giden avukatların borclu istediğini düşünsün, istediğini yapsın. Devlet alacaklıdan taraf. düşüncenin hakim olması üzerine ben yasaya aykırı taleplerin yerine getirilme sebebini araştırdım.

Buda bana “insan haklarına saygılı”, “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”, “maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkı”, “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.” ifadelerinin ne kadar uygulandığını ve uygulanabilir olduğunu göstermiştir. Görüldüğü üzere devletimin bir organı temel hak ve hürriyetlerin engellenmesine sebep olmuştur ve bu üst düzey bir yargı kurumudur. Yukarıda belirttiğim Anayasa ve yasa maddelerine aykırı davranılmaktadır. İhlal edilen hakların ve diğer insanların ihlal edilen hakları şunlardır: Alenen ihlal edilenler: • • • • • Ayrımcılık yasağı Yasa önünde eşitlik Mülkiyet hakkı Adil yargılanma hakkı Etkin hukuki bir yola başvurma hakkı (YHGK kararlarına itiraz edilememesi, 2. derece mahkemelerin olmaması, Anayasa Mahkemesine kişilerin başvuramaması) Tanınan ayrıcalık sebebiyle alacaklının ihlal etmesine fırsat verilenler: • • • İnsan onuruna saygı Masumiyet karinesi ve savunma hakkı Özel hayat ve aileye saygı Şu şekilde de ifade edilebilir: 1. Adil yargılanma hakkı, 2. Anayasanın 10. maddesinde 3. Anayasanın 17. maddesinde dokunulmazlığı, 4. Anayasanın 21. maddesinde 5. Anayasanın 35. maddesinde 6. Anayasanın 36. maddesinde edilmektedir. bahsi geçen Kanun önünde eşitlik hakkı, bahsi geçen maddi ve manevi varlığımın bahsi geçen konut dokunulmazlığı hakkı, bahsi geçen mülkiyet hakkı, bahsi geçen hak arama hürriyeti ihlal İstendiğinde her konuya bir mazeret bulunabilir. Örneğin kanunları bilmemenin bir mazeret olmadığı belirtilebilir. Bu mazeret bir hukuk devletinde yasaya aykırı bir talepte bulunabilmenin ve yerine getirilmesinin mazereti olamaz. Devlet mazeret sunmaz. Yasaya aykırı talepte bulunma hakkı yok edilmeli, yasaya aykırı bir talebin yerine getirilmesi mecburiyeti engellenmeli, hak ve hürriyetler geri verilmelidir. Bunlar olsa dahi ilgi kararın sebep olduğu boşanmaların, intiharların, cinnetlerin, maddi manevi sorunların vs. bedelini elbette YHGK ödeyemeyecek, vatandaşın kaybolan güveni yerine getirilemeyeceğinden dolayı bu yeni değişikliklere gidilerek isabetlide bir karar alınmıştır.

BU NEDENLEDİRKİ;Bundan sonraki uygulamalarda İİK’da yapılan bu değişiklikleri yeterince anlayamayan, icra memurları veya avukatlar ceza davalarının muhatabı olabileceklerdir.

(gönderen teoman » 02 Ağu 2012, 03:58 )

4.Yargıtay Ceza Dairesi

Esas No:2010/4980

Karar No:2012/4215

Karar Tarihi:29.02.2012

TCK-M=265/2

1- Borcu nedeniyle sanığa ait evde icra memurları ile birlikte haciz işlemi yapan mağdur avukata, yumrukla vurup ” ben seni öldüreceğim, cinayet işleyeceğim bu iş burada kalmayacak” diyerek tehdit etmesi biçimdeki haczin yapılmasını engellemekten ibaret sanığın eyleminin bütünüyle TCY.nın 265/2. maddesinde düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek tehditle birlikte yaralama suçundan hüküm kurulması,

2- Kabule göre de;

Tekerrüre esas geçmiş hükümlülükleri bulanan sanık hakkında 5237 sayılı TCY’nın 58 maddesinin uygulanmaması,

Yasaya aykırı O yer C.Savcısının temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyama esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine,yeniden hüküm kurulurken karşı temyiz olmadığından 5520 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte olan 1402 sayılı CMY.nın 326/son maddesinin gözetilmesine 29.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

TEFECİLİK, YETERSİZ GEREKÇE İLE BERAAT

YARGITAY

4. Ceza Dairesi 2009/28169 E.N , 2012/2664 K.N.

İlgili Kavramlar

TEFECİLİK

YETERSİZ GEREKÇE İLE BERAAT

İçtihat Metni

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Yakınanların aşamalardaki sanığın kendilerine faiz karşılığı borç verdiğine ilişkin anlatımları ve tanık M… A…´ın duruşmada sanığın tefecilik yaptığının köyde bilindiğini ve diğer tanıkların da sanığın isteyen herkese borç para verdiği ve karşılığında boş senet aldığını belirtmeleri ve sanığın işyerinde de çok sayıda boş senet ele geçirilmesi karşısında, sanığın faiz karşılığı borç para verip vermediğinin saptanması bakımından borç verdiği kişilere karşı başlattığı icra takiplerinin bulunup bulunmadığının araştırılması, bulunduğunun belirlenmesi durumunda ilgili icra dosyalarındaki borçlular dinlenerek senet miktarlarının asıl borcun karşılığınımı oluşturduğu ve faiz öngörülüp öngörülmediği araştırılıp saptanması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi,

Yasaya aykırı ve katılan Maliye Hazinesi vekilinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 14.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

İDDİANAMENİN İADESİ.SUÇUN HUKUKİ NİTELENDİRİLMESİ GEREKÇESİ

a)İddianamenin iadesi, suçun hukuki nitelendirilmesinin yanlış yapıldığı gerekçesine dayanamaz,

b)Şüphelinin kimliği iddianamede açıkça yer almaktadır. Ceza Yargılaması Yasasının 170 ve 174. maddelerinde de; şüphelinin nüfus kaydı ya da sabıka kaydına ilişkin bir belgenin soruşturma evrakına eklenmemesi, iddianamenin iadesi nedeni olarak öngörülmemiştir.

Yargıtay 2. CD. 14.06.2006 gün ve 2006/4907 esas 2006/12064 karar sayılı hükmü)

Tehlikeli şekilde vasıta kullanmak usçundan şüpheli Derviş Güzelad hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28.9.2005 tarihli ve 2005/41997-14503-3744 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Kanun’un 174. maddesi gereğince iadesine dair, Adana 6.Asliye Ceza Mahkemesinin 07.10.2005 tarihli ve 2005/957 müteferrik sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 10.03.2006 gün ve 49534 sayılı ihbarnamesiyle daireye gönderilmekle okundu;

Mezkür İhbarnamede;

Tüm dosya kapsamına göre, şüphelinin üzerine atılı suçun vasfını tayin etme yetkisinin soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcısına ait olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170.maddesinde belirtilen hususların hukuki nitelendirmeyi kapsamadığı, bu konunun mahkemece yargılama aşamasında tartışılması gerektiği, benzer bir olay nedeniyle Yargıtay 9.Dairesinin 26.12.2005 tarihli ve 2005/7863-9798 sayılı ilamı ile de kabul edilmiş bulunduğu gözetilmeden, itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 Sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu yazılı emre atfen ihbar olunmuştur.

 

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :

Kamu adına ceza davası açma görevi, Cumhuriyet Savcısı tarafından yerine getirilir. (5271 Sayılı CYY.m.170/1). Cumhuriyet Savcısının hazırladığı iddianamenin, verildiği mahkemece kabulüyle dava açılmış olur (m.175/1). Cumhuriyet Başsavcılığı ceza davasında suçtan zarar görenler ile zarar görecek olan kamuyu temsil eder. Devleti temsil eden bir makamın kamu adına ceza davasını açıp yürütmesi “Ceza davasının kamusallığı” ilkesini göstermektedir. 5271 sayılı Yeni Ceza Yargılama Yasasında şahsi dava kurumuna yer verilmemiştir. Böylece ceza davasında kural olarak ceza davasında kişisellik değil, kamusallık ilkesi benimsenmiştir. Mahkemenin kovuşturma evresinde kanıtları (delilleri) tartışarak maddi gerçeğe ulaşabilmesi, o eylemin (fiilin) iddianameyle dava konusu yapılmasına bağlıdır. İddianamede ise, şüpheliye atılı suçu oluşturan olaylar, mevcut kanıtlarla ilişkilendirilerek açıklanır ve iddianamenin sonuç kısmında şüphelinin eylemine uyan hükme göre cezalandırılması istenir (m.170).

Mahkeme, davasız yargılama olmaz ilkesi uyarınca yargılamayı, sanığın iddianame ile dava açılmamış olan suçlarını kapsayacak biçimde genişletemez. Mahkeme yalnızca iddianamede belirtilen eylem ve fail konusunda hüküm verebilir. (5271 sayılı CYY.nın 225/1.maddesi). Ancak, kural olarak mahkeme iddianamede gösterilen eylemi hukuki açıdan nitelendirirken iddia ve savunmayla bağlı değildir (m.225/2). Mahkeme, “maddi gerçeği araştırma” ilkesi gereği, gerçekleşmiş saydığı eylemin hukuki nitelendirmesini yapmakta ve suçun öğelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmaktadır. Başka bir deyişle eylemin hangi suçu oluşturduğunu belirlemektedir.

İddianamenin düzenlenmesinden sonra, kovuşturma evresinde; kanıtların ortaya konulması, suçun hukuki niteliğinin değişmesini veya cezanın artırılmasını ya da cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek yeni durumlar ortaya çıkması durumunda sanığa ek savunma hakkı verilir. Dava açıldıktan sonra ortaya çıkan olaylar bağımsız bir suç görünümünde ve yeni suçların ortaya çıkması biçiminde ise bunlar hakkında ise ayrıca iddianame düzenlenmelidir.

Yeni Ceza Yargılaması Yasasında, iddianamenin değerlendirilmesine olanak tanınmıştır. Gerekli bilgileri içermeyen iddianame iade edilecektir. İddianamenin iadesi kurumu, yeni 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasasıyla birlikte hukuk sistemimize girmiştir. İddianamenin iadesi kurumu ile istenen/amaçlanan soruşturma evresinin iyi bir şekilde yapılması ve iyi hazırlanmış bir dosya ile kovuşturma evresinin kısa sürede sona ermesinin sağlanmasıdır.

Ceza Yargılaması Yasasında, iddianamenin iadesinin düzenleyen hükümde, üç iade nedeni öngörülmüştür (m.174/1).

1-İddianame, 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasasının 170.maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen hususların gösterilmemesi,

2-İddianamenin, suçun ispatına (sübutuna) etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir kanıt (delil) toplanmadan düzenlenmesi.

3-Önödeme ya da uzlaşma yoluyla çözümlenecek bir suç olduğu, soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde, iddianamenin önödeme ya da uzlaşma yöntemi (usulü) uygulanmaksızın düzenlenmesi.

Bu hallerden birinin gerçekleşmiş olması durumunda, davanın açıldığı görevli ve yetkili mahkeme iddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verir.

İddianamenin iadesi, suçun hukuki nitelendirilmesinin yanlış yapıldığı gerekçesine dayanamaz (m.174/2). Çünkü, hüküm ancak iddianamede gösterilen suça ilişkin eylem/eylemler ve fail/failler hakkında verilir. Mahkeme, eylemin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalara bağlı değildir (m.225). mahkemeler, eylemi hukuken nitelendirmekte serbesttirler.

 

Yasa (kanun) yararına bozma istemine konu somut olaya ilişkin, verilen kararları ve gelişmeleri incelediğimizde durumu şöyle özetleyebiliriz.

Şüpheli hakkında “Tehlikeli şekilde araç kullanmak” suçundan dolayı, 5237 Sayılı TCY.nın 179/2 maddesi uyarınca, Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen, 28.9.2005 günlü 2005/41997 sayılı iddianame ile, Adana 4.Sulh Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. Davanın açıldığı görevli ve yetkili bu mahkeme tarafından “suçun unsurlarının olayda ne şekilde gerçekleştiğinin, iddianamede anlatılmadığı, olayda ne şekilde gerçekleştiğinin, iddianamede anlatılmadığı, olayla delillerin ilişkilendirilmediği, şüphelinin lehine olan hususların gösterilmediği, kasten veya olası kastla işlenebilecek suçta şüphelinin bu kastının hangi delile dayanarak tespit edildiğinin açıklanmadığı, şüphelinin nüfus kaydının ve sabıka kaydının dosyaya konulmadığı” gerekçesiyle, 3.10.2005 günlü ve 2005/353 sayılı kararla iddianame Cumhuriyet Başsavcılığına iade edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığınca bu karara itiraz edilmesi üzerine ise; Adana 6.Asliye Ceza Mahkemesince itiraz nedenleri irdelenmeden, “İddianamenin iadesine ilişkin kararda usul ve yasaya bir aykırılık bulunmadığı” gerekçesi ile itirazın reddine karar verilmiştir.

Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iade kararına konu iddianamede, şüpheliye atılı suçu oluşturan eylemler/olaylar mevcut kanıtlarla ilişkilendirilerek açıklandığı açıkça görülmektedir. İddianamenin sonuç kısmında şüphelinin eylemine uyan hükme göre cezalandırılması da istenmiştir. Kural olarak mahkeme iddianamede gösterilen eylemi hukuki açıdan nitelendirirken iddia ve savunmayla bağlı değildir (m.225/2). Mahkeme, “maddi gerçeği araştırma ilkesi” gereği, suçun öğelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğini de araştırmaktadır. Baka bir deyişle eylemin hangi suçu oluşturduğunuda belirlemektedir. Bu nedenle iddianamenin iadesi; suçun hukuki nitelendirmesinin yanlış yapıldığı, suçun öğelerinin tek tek irdelenerek oluşup oluşmadığının tartışılıp değerlendirilmediği gerekçesine dayandırılamaz. Mahkemeler iddianamede gösterilen eylem/eylemler ile şüpheli/şüpheliler hakkında karar verir, daha doğrusu mahkemeler iddianamede gösterilen eylem ile şüpheli dışında karar veremez bu konuda bağlılık söz konusudur. Ancak, mahkemeler, eylemi hukuken nitelendirmekte ise serbesttirler. Bundan dolayı yasada da açıkça belirtildiği gibi, suçun hukuki nitelendirilmesi nedeniyle iddianame iade edilemez (m.174/2).

İddianamede, 5271 Sayılı Ceza Yargılaması Yasasının 170.maddesi uyarınca yer alması zorunlu olan durumlarda, eksiksiz gösterilmiştir.

Şüphelinin kimliği iddianamede açıkça yer almaktadır. Ceza Yargılaması Yasasının 170 ve 174.maddelerinde de şüphelinin nüfus kaydı ya da sabıka kaydına ilişkin bir belgenin soruşturma evrakına eklenmemesi, iddianamenin iadesi nedeni olarak öngörülmemiştir.

Yapılan bu açıklamalar ışığında, Adalet Bakanlığının “kanun yararına bozma” isteği doğrultusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname yerinde görüldüğünden; şüpheli Derviş GÜZELAD hakkında Adana 6.Asliye Ceza Mahkemesince verilip kesinleşen 7.10.2005 gün ve 2005/957 D.İş sayılı kararın Ceza Yargılaması Yasasının 309.maddesi uyarınca BOZULMASINA, sonraki işlemlerin yerel makamlarca tamamlanmasına, 14.6.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

İDDİANAMENİN TEBLİĞİ TARİHİ (SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI

Y1CD 2.3.2010 E.2008/9961 – K.2010/1250

- Sanıklar Arasında Menfaat Çatışması Bulunması (Aynı Vekille Temsil)

– İddianamenin Tebliği Tarihi (Savunma Hakkının Kısıtlanması)

– İddianamede Suç Ve Sevk Maddelerinin Açıkca Belirtilmemesi –

1136 Sa.Ka.38/b – 1412 Sa.Ka.321 – CMK.152,170/3, 176,190/2,302

 

1. Sanıkların aralarında menfaat çatışması olduğu anlaşıldığı halde, her iki sanığın da aynı müdafii ile temsil ettirilerek kamu davasının yürütülüp sonuçlandırılması suretiyle, CMK.`nun 152 ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu`nun 38/b maddelerine muhalefet edilmesi;

2. Sanığa iddianame tebliğinden itibaren bir hafta süre geçmeden ve duruşmaya ara verilmesini istemeye hakkı bulunduğu hatırlatılmadan savunma hakkının kısıtlanması;

3. İddianamede, sanıklara atfedilen eylem ve suçların açıkça belirlenip, sevk maddelerinin ayrı ayrı gösterilmesi sağlandıktan sonra hüküm kurulması; usule aykırıdır.

DAVA ve KARAR:

Fatma`yı taammüden öldürmekten ve izinsiz silah taşımaktan sanık Zeki ile İdris`in yapılan yargılanmaları sonunda;

Hükümlülüklerine ilişkin (DİYARBAKIR) İkinci Ağır Ceza Mahkemesi`nden verilen 7.4.2008 gün ve 469/165 sayılı hükmün Yargıtay`ca incelenmesi sanıklar müdafii tarafından istenilmiş, sanık Zeki müdafii duruşma da talep etmiş olduğundan dava dosyası C. Başsavcılığından tebliğname ile dairemize gönderilmekle; sanık Zeki hakkında duruşmalı, sanık İdris`in temyizi veçhile incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi:

YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ KARARI:

1- Kardeş olan sanıklardan İdris`in, soruşturma aşamasında maktuleyi abisi sanık Zeki`nin azmettirmesi sonucu öldürdüğünü, sanık Zeki ise kardeşini azmettirmediği yönündeki savunmalarına karşın, kovuşturma aşamasında, sanık İdris müsnet suçu tek başına işlediğini, sanık Zeki de müsnet suçu işlemediğini, kardeşinin maktuleyi öldürdüğünü beyan etmesi karşısında, sanıkların aralarında menfaat çatışması olduğu anlaşıldığı halde, her iki sanığın da aynı müdafii ile temsil ettirilerek kamu davasının yürütülüp sonuçlandırılması suretiyle,

CMK.`nun 152 ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu`nun 38/b maddelerine muhalefet edilmesi,

2- Tutuklu sanık Zeki`ye iddianamenin 16.1.2007 tarihinde tebliğ edildiği ve bir haftalık süre geçmeden 19.1.2007 tarihli duruşmada, huzurda iddianamenin okunmasından sonra duruşmaya ara verilmesini istemeye hakkı bulunduğu hatırlatılmadan savunma hakkının kısıtlanması suretiyle, CMK.`nun 176, 190/2. maddelerine aykırı davranılması,

3- Sanıklar hakkında adam öldürmeye teşebbüs suçundan kamu davası açıldıktan sonra mağdurenin 31.12.2006 tarihinde öldüğü, iddianamede öldürme suçuna ilişkin unsurlardan bahsedilmediği anlaşılmakla, mahkemece usulünce ek iddianame düzenlettirilerek, sanıklara atfedilen eylem ve suçların açıkça belirlenip, sevk maddelerinin ayrı ayrı gösterilmesi sağlandıktan sonra hüküm kurulması gerekirken, 5271 sayılı CMK.`nun 170/3. ve diğer maddelerinde belirtilen yasal unsurları içermeyen iddianameye dayanılarak hüküm kurulması;

SONUÇ: Usule aykırı olup, sanık İdris ve Zeki müdafiinin sanık Zeki yönünden duruşmalı incelemede ve temyiz dilekçesindeki temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, kısmen re`sen de incelemeye tabi hükümlerin sair cihetleri incelenmeksizin, öncelikle bu nedenle, tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.


 

ADAM ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS-(Suçun İcrasından Gönüllü Vazgeçme)

Y1CD 9.2.2010 E.2009/10077 – K.2010/707

- Suçun İcrasından Gönüllü Vazgeçme

– Adam Öldürmeye Teşebbüs (Suçun İcrasından Gönüllü Vazgeçme)

– Kasten Yaralama Suçu

– Yargıtayca Davanın Esasına Hükmedilecek Haller

– Hukuka Aykırılığın Düzeltilmesi

– Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının İtiraz Yetkisi –

TCK.29,36,62,86/1,87 – 1412 Sa.Ka.322 – CMK.303,308

Sanığın mağdurun hayati bölgesini hedef seçip, bıçakla karın bölgesine vurarak, sağ böbreğinin alınmasına ve hayati tehlike geçirmesine neden olduğu, fiilinin bu haliyle öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğu anlaşılmış;

Ancak sanığın eylemini gerçekleştirdikten sonra etkin pişmanlık göstererek olayı tanık Süleyman`a bildirdiği, Süleyman`ın da acil yardım ekibini araması üzerine olay yerine gelen görevlilerin mağduru hastaneye götürdüğü, yapılan müdahale üzerine mağdurun sağlığına kavuştuğu olayda;

TCK.`nun 36.maddesinde düzenlenen “gönüllü vazgeçme” hükümleri dikkate alınmalıdır.

DAVA ve KARAR:

İbrahim Mercanoğlu`nu yaralamaktan sanık Figen`in bozma üzerine yapılan yargılaması sonunda: Hükümlülüğüne ilişkin (ANTALYA) Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesince verilen 3.6.2009 gün ve 478/2877 sayılı hükmün Yargıtay`ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava dosyası C. Başsavcılığından tebliğname ile dairemize gönderilmekle; incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ KARARI:

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın “kasten yaralama” suçunun sübutu kabul ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, cezayı azaltıcı haksız tahrik ve takdiri indirim nedeninin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, bozmaya uyularak verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin suç vasfına yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi ile,

Sanığın mağdurun hayati bölgesini hedef seçip, bıçakla karın bölgesine vurarak, sağ böbreğinin alınmasına ve hayati tehlike geçirmesine neden olduğu, fiilinin bu haliyle öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğu anlaşılmış, ancak sanığın eylemini gerçekleştirdikten sonra etkin pişmanlık göstererek olayı tanık Süleyman`a bildirdiği, Süleyman`ın da acil yardım ekibini araması üzerine olay yerine gelen görevlilerin mağduru hastaneye götürdüğü, yapılan müdahale üzerine mağdurun sağlığına kavuştuğu olayda,

TCK.`nun 36. maddesinde düzenlenen “gönüllü vazgeçme” hükümleri dikkate alınıp, CMUK.`nun 322. maddesindeki yetkiye dayanılarak,

SONUÇ: Hüküm fıkrasının mahsus bölümüne, “TCK.`nun 86/1.” maddesinden önce gelmek üzere, “TCK.`nun 36. maddesi yollaması ile” ibaresinin eklenmesine karar verilmek suretiyle düzeltilen hükmün, tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA, oybirliği ile karar verildi.


 

SÜRÜCÜ BELGESİNİN GERİ ALINMASI

T.C.

YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu

E: 2006/11-299

K: 2006/328

T: 31.05.2006

SÜRÜCÜ BELGESİNİN GERİ ALINMASI

Özet: 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 51/3. maddesindeki, sürücü belgesinin geçici bir süreyle geri alın­masına ilişkin hüküm, hız sınırını aşmayı itiyat haline getiren ve böylece karayolundaki seyir güvenliğini hem kendisi ve hem de başkaları açısından tehlikeye sokan sürücülerin yol açabile­cekleri kazaları önlemek ve onları aynı hatayı tekrarlamaktan kaçınmaya zorlamak amacıyla konulmuştur.

Sürücü belgesi almış olmakla birlikte, yasal hız sınırım aşmayı itiyat haline getiren bir kişi bu özelliği itibariyle, sürücü belgesine sahip olmayan, ancak, hız sınırlarına riayet eden başka sürücülere oranla, trafik güvenliği açısından daha büyük bir tehlike taşıyacağı dikkate alınarak, değerlendirme yapılması gerekir.

2918 s. KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU (1)(2) [Madde 51]

Taraflar arasındaki “istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Adana İkinci Asliye Ticaret Mahkemesi)’nce davanın reddine dair verilen 25.05.2004 gün ve 2003/321-2004/210 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onbirinci Hukuk Daire­sinin 27.06.2005 gün ve 2004/10172-2005/6817 sayılı ilamı ile, (…Davacı vekili, müvekkili şirkete kasko sigortalı ve davalıların sigorta ettireni ve sürücüsü bulunduğu aracın uğradığı (27.525.000.000) TL hasar bedelinin sigorta ettirene ödendiğini, ancak daha sonra davalı sürücüsünün ehliyetinin kaza sırasında geçici olarak geri alındığının, dolayısıyla hasar bedelinin Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A-5-4 maddesi uyarınca teminat kapsamı dışında kaldığının anlaşıldığını ileri sürerek, anılan meblağın temerrüt faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, müvekkiline yapılan 15.02.2002 tarihi itibariyle BK’nın 66. maddesi uyarınca davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkillerden Cengiz’e husumet yöneltilemeyeceğini, genel şartların anılan hükmü uyarınca sürücü belgesi geçici olarak geri alınan müvekkilinin hiç ehliyeti olmayan kişilerle bir tutulamayacağını ve bu durumun tazminat ödenmesine engel olmayacağını, BK’nın 62. maddesi uyarınca bu durumu bilerek ödeme yapan davacının istirdat talebinde bulunamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davalı sürücünün kaza sırasında sürücü belgesinin geçici süre ile geri alındığının sabit olduğu, ancak sürücü belgesi bulunan davalının, hiç sürücü belgesi olmayan kişiyle bir tutulmasının sözleşmenin amacına ve hakkaniyet ilkesine uygun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1 Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan alacağın, sözleşme akidinden istirdadı istemine ilişkindir. Davacı sigorta şirketi vekili, gerçekte teminat kapsamı dışında kalan hasar bedelinin sehven sigorta ettirene ödendiğini ileri sürerek istirdat talebinde bulunduğuna göre, bu talebin sigorta sözleşmesinin tarafı olmayan sürücüye yöneltilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla mahkemece, davalı Cengiz hakkındaki davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değilse de

2 sonucu itibarıyla doğru olan davalı Cengiz hakkındaki davanın reddi kararının onanması gerekmiştir.

3 Ancak, Kasko Sigortası Genel Şartlarının A-5-4 maddesi uyarınca, taşıtın Karayolları Trafik Kanunu hükümlerine göre gerekli sürücü belgesine sahip olmayan kimseler tarafından kullanılması sırasında meydana gelen hasarlar teminat kapsamı dışındadır. Sürücü belgesinin aynı yasa hükümlerine göre geçici olarak geri alındığı sırada meydana gelen hasarların da bu madde kapsamı içinde kalacağı, dolayısıyla teminat kapsamı dışında olduğu tabiidir. Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden davalı sürücünün dava konusu trafik kazası sırasında ehliyetinin geçici olarak geri alındığı anlaşılmaktadır. Esasen bu konuda taraflar arasında uyuşmazlık da bulunmamaktadır. Bu durum karşısında mahkemece, dava konusu hasar bedelinin kasko sigortası teminatı kapsamı dışında olduğu kabul edilerek sonucuna göre hüküm kurmak gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, davacı vekilinin davalı C… Ltd. Şti.’ye yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile kararın bozulması gerekmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden: Davacı vekili

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görü­şüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle; somut olayda davalılardan Cengiz’in sürücü belgesinin, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 51/3. maddesi uyarınca ve hız sınırlarını yüzde otuzdan fazla aşmak suretiyle ihlal suçunu bir yıl içerisinde beş defa işlemiş olması nedeniyle 04.05.2001 tarihinden itibaren bir yıl süreyle geri alınmış bulunmasına, uyuşmazlık konusu trafik kazasının, bu bir yıllık süre içerisinde 10.11.2001 tarihinde meydana gelmesine, dolayısıyla, kaza tarihi itibariyle davalı Cengiz’in, araç kullanmasına hukuken olanak veren bir sürücü belgesine sahip bulunmamasına;2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 51/3. madde­sindeki, sürücü belgesinin geçici bir süreyle geri alınmasına ilişkin hükmün, hız sınırını aşmayı itiyat haline getiren ve böylece karayolundaki seyir güvenliğini hem kendisi ve hem de başkaları açısından tehlikeye sokan sürücülerin yol açabilecekleri kazaları önlemek ve onları aynı hatayı tekrarlamaktan kaçın­maya zorlamak amacıyla konulduğunun açık olmasına; anılan Kanun hük­münde, “… Süresi sonunda psiko-teknik değerlendirmeden ve psikiyatri uzmanının muayenesinden geçirilerek sürücü belgesi almasına mani hali olmadığı anlaşılanların belgeleri iade edilir.” denilmek suretiyle, salt geçici alma süresinin bitmesinin, sürücü belgesinin ilgiliye mutlak surette iade edilmesini gerektirmeyeceğinin açıklanmış ve iade için, sürücünün maddede belirtilen koşulları taşıdığına ilişkin bir saptamanın şart koşulmuş bulunmasına, Kanunun bu hükmünün, belirli bir süre içerisinde hız sınırını belli bir sayının üzerinde ihlal eden sürücüleri kaza yapma açısından potansiyel bir tehlike olarak kabul ettiğinin açıkça anlaşılmasına;gerçekten de, sürücü belgesi almış olmakla birlikte, yasal hız sınırını aşmayı itiyat haline getiren bir kişinin, bu özelliği itibariyle, sürücü belgesine sahip olmayan, ancak, hız sınırlarına riayet eden başka sürücülere oranla, trafik güvenliği açısından daha büyük bir tehlike taşıyacaklarının da açık bulunmasına;nihayet, Yerel Mahkemenin direnme kararında dayandığı, Onbirinci Hukuk Dairesinin 20.10.1999 gün ve 1999/7632-10556 sayılı kararının, somut olay özelliklerinden kaynaklanan bir gerekçeyi ve sonucu içermesine, anılan Özel Dairenin daha sonraki istikrarlı uygulamasının, yukarıda açıklanan ilkelere paralel yönde bulunmasına göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’nın 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 31.05.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

BİLİNÇLİ TAKSİR HAPSİN ADLİ PARA CEZASINA ÇEVRİLMESİ TAKSİRL

12. Ceza Dairesi 2012/6709 E., 2012/5105 K.

BİLİNÇLİ TAKSİR

HAPSİN ADLİ PARA CEZASINA ÇEVRİLMESİ

TAKSİRLE YARALAMA

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 22 ]

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 50 ]

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 89 ]

"İçtihat Metni"

Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Dosya içeriğine göre, kaza sırasında 101 promil alkollü olarak araç kullanan sanığın, yönetimindeki otomobili ile karıştığı kaza sonucunda bir kişinin nitelikli şekilde yaralanmasına neden olmak şeklinde gelişen eyleminde bilinçli taksir koşullarının oluştuğunun gözetilmemesi; ayrıca 5237 sayılı TCK´nın 50/2. maddesinde yer alan, "suç tanımında hapis cezası ile adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adli para cezasına çevrilmez." düzenlemesine rağmen sanığa verilen hapis cezasının kanuna aykırı olarak adli para cezasına çevrilmiş olması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedenleri sayılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sanığın kusuru olmadığına, kazaya katılanın eşinin neden olduğuna, erteleme yapılmadığına, katılanın tutumu nedeniyle uzlaşma sağlanamadığına ilişkin tüm temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak (ONANMASINA), 23.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

FİKRİ İÇTİMA TAKSİRLE YARALAMA TRAFİK GÜVENLİĞİNİ TEHLİKEYE

12. Ceza Dairesi 2011/15930 E., 2012/177 K.

FİKRİ İÇTİMA

TAKSİRLE YARALAMA

TRAFİK GÜVENLİĞİNİ TEHLİKEYE SOKMA

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 44 ]

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 89 ]

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 179 ]

"İçtihat Metni"

Taksirle yaralama ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın bir nedene dayanmayan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak,

Yönetimindeki otomobille bölünmüş yolda ters istikamete girerek katılan Kenan´ın sevk ve idaresindeki otomobile çarpıp, mağdurların etkisi basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaralanmalarına sebebiyet vermek suretiyle kazaya karışan ve 341 promil alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sanığın, güvenli sürüş yeteneğini kaybettiği ve dolayısıyla atılı trafik güvenliğini tehlikeye sokma ve taksirle yaralama suçlarının oluştuğunun kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı, ancak bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına neden olan sanığın, 5237 sayılı TCK´nın 44. maddesi uyarınca 61. madde de nazara alınmak suretiyle yalnızca taksirle yaralama suçundan cezalandırılması ile yetinilmesi gerektiği gözetilmeden, sanığın ayrıca trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan da mahkumiyetine ve cezalandırılmasına karar verilmesi,

Kabul ve uygulamaya göre de:

Sanığın taksirle yaralama suçunu bilinçli taksirle işlediği kabul edildiği halde, sanık hakkında tayin olunan cezada 5237 sayılı TCK´nın 22/3. maddesi gereğince arttırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun´un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi gereğince kısmen isteme uygun olarak (BOZULMASINA), 1412 sayılı CMUK´nın 326/son maddesinin saklı tutulmasına, 17.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

GÜVENLİK KAMERASI GÖRÜNTÜLERİ , HAKKIN KULLANILMASI

13. Ceza Dairesi 2011/7180 E., 2012/8523 K.

GÜVENLİK KAMERASI GÖRÜNTÜLERİ

HAKKIN KULLANILMASI

NİTELİKLİ HIRSIZLIK

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 26 ]

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 53 ]

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 142 ]

5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 217 ]

"İçtihat Metni"

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

Fakülte binasının, yalnızca mağdur tarafından kullanılan öğretim üyesi odasına kendi isteği ile yerleştirilen güvenlik kamerası görüntülerinin 5237 sayılı TCK´nın 26/1. maddesinde düzenlenen "hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedenleri"nden kabul edilen "iddia ve savunma hakkı"nın kullanılması kapsamında bir delil olması ve bu delilin de 5271 sayılı CMK´nın 217/2. maddesine göre hukuka uygun bulunması karşısında,

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nite-lendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Kasten işlenen suçlardan hapis cezasına mahkumiyetin yasal sonucu olan ve 5237 sayılı TCK´nın 53. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen belirli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma tedbirlerinin seçimlik olmadığı gözetilmeden, 5237 sayılı TCK´nın 53/1-c bendinde düzenlenen velayet hakkına; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaya ilişkin hak yoksunluğuna hükmedilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Z.Pınar müdafiinin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak (BOZULMASINA), bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK´nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından 5237 sayılı TCK´nın 53/1-a,b,d,e maddesinin uygulanmasına ilişkin bölüm tümden çıkartılarak yerine "Sanığın kasten işlemiş olduğu suçtan, hapis cezasıyla mahkumiyetin yasal sonucu olarak 5237 sayılı TCK´nın 53/1. maddesinin "a, b, c, d, e" bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmasına" cümlesinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün (DÜZELTİLEREK ONANMASINA), 26.03.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

DENETİMLİ SERBESTLİK SÜRESİ HAK YOKSUNLUĞU NİTELİKLİ HIRSIZL

13. Ceza Dairesi 2011/3161 E., 2012/3277 K.

DENETİMLİ SERBESTLİK SÜRESİ

HAK YOKSUNLUĞU

NİTELİKLİ HIRSIZLIK

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 53 ]

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 58 ]

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 141 ]

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 142 ]

"İçtihat Metni"

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan 5271 sayılı CMK´nın 231/6. maddesinin a bendinde yazılı "kasıtlı bir suçtan mahkum olmama" koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açık-lanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- 5237 sayılı TCK´nın 142/2-g bendinde yasal sınırlama getirilmediğinden ve maddede bahsi geçen hayvanların çoban veya sahibi gözetiminde olup olmamasının, bu bendin uygulanması bakımından sonucu etkilemeyeceği ve dolayısıyla somut olaya göre, müştekinin otlatmakta olduğu küçükbaş hayvanlardan bir adet kuzunun çalınması şeklindeki sanık eyleminin TCK´nın 142/2-g bendine uyduğu gözetilmeden, yasal ve yerinde olmayan gerekçe ile eylemin açıktan hırsızlık kabulüyle TCK´nın 141/1. maddesiyle uygulama yapılarak yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünde, 5237 sayılı TCK´nın 53/3. maddesi gözardı edilerek, 53/1-c bendinde belirtilen haklardan sanığın mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmiş olması,

3- Denetim süresinin belirlenmesinin infaza yönelik bir işlem olduğu gözetilerek, 5237 sayılı TCK´nın 58/6-7. maddesi gereğince mükerrir olan sanık hakkında, cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesiyle yetinilmesi yerine, 5275 sayılı Yasa´nın 108/4. maddesine dayanılarak denetimli serbestlik süresinin belirlenmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Fikret müdafii ve katılan Zülfiye vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak (BOZULMASINA), 15.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

İDDİANAMENİN İADESİ, MAĞDURUN KİMLİĞİ, NİTELİKLİ HIRSIZLIK

13. Ceza Dairesi 2011/17629 E., 2011/6976 K.

İDDİANAMENİN İADESİ

MAĞDURUN KİMLİĞİ

NİTELİKLİ HIRSIZLIK

5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 170 ]

5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 174 ]

"İçtihat Metni"

Nitelikli hırsızlık suçundan şüpheli Turan hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı´nca düzenlenen 04.11.2009 tarihli ve 2009/50943 soruşturma, 2009/24656 esas, 2009/62 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 170/3-c maddesi gereğince iadesine dair, (Antalya Çocuk Mahkemesi)´nin 05.11.2009 tarihli ve 2009/2 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin, (Antalya Birinci Ağır Ceza Mahkemesi)´nin 09.11.2009 tarihli ve 2009/1497 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı´nın 17.01.2010 tarih ve 2009/274/2074 sayılı kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 03.02.2010 tarih ve 2010/19362 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

 

Mezkur ihbarnamede;

Tüm dosya kapsamına göre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 170/3. maddesinde iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanun´un 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, suça konu malların nereden alındığı ve kime ait olduğu hususlarının gösterilmediği, soruşturma aşamasındaki 15.08.2009 tarihli tutanakta şüphelinin söz konusu malları aldığı yeri göstermesine rağmen sahibinin tespit edilemediği cihetle, iddianamenin iadesi kararına yapılan itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK´nın 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşılmış olmakla;

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Yeni Türk Ceza Adalet Sisteminde benimsenen, "Kişilerin Lekelenmeme Hakkı" ile "Eksiksiz Soruşturma ve Tek Celsede Duruşma" prensipleri uyarınca, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcılarının makul sürede bütün delilleri toplamaları, sadece mahkumiyetle sonuçlanacağını değerlendirdikleri hususları dava konusu yapmaları, beraatle sonuçlanacağını değerlendirdikleri eylemleri dava konusu yapmamaları, yani bir nev´i filtre görevi yapmaları gerekir.

Bu prensiplerin hayata geçirilebilmesi için mevzuatımızda ilk defa, 5271 sayılı CMK´nın 160/2. maddesi hükmü ile; soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcılarına şüphelinin lehine olan delilleri (de) toplama ve şüphelinin haklarını koruma yükümlülüğü getirilmiş, ayrıca; 170 ve 174. madde hükümleri ile de, iddianamenin iadesi kurumuna yer verilmiştir.

Soruşturma evresi uzun sürebilir. Ancak, kovuşturma evresinin yeni bir delil toplanmasına gerek kalmadan ve bir iki celsede bitirilmesi hedeflenmiştir.

5271 sayılı CMK´nın 170. maddesinin 3. fıkrasının c) bendinin açık hükmüne göre, iddianamede gösterilmesi gereken hususlar arasında mağdurun kimliği de sayılmıştır.

Nihayet, 5271 sayılı CMK´nın 174. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi hükmüne göre de "Suçun sübutuna etki edeceği muhakkak olan bir delil toplanmadan" hazırlanan iddianamenin iade edilmesi gerekir.

Somut olayda Cumhuriyet savcısının, suça konu malın kime ait olduğunu araştırmadan ve bunu nereden, ne şekilde alındığını belirlemeden iddianame düzenlemesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu gerekçeler dikkate alındığında, Antalya Birinci Ağır Ceza Mahkemesi´nce, iddianamenin iadesine ilişkin itirazın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun görülmekle, kanun yararına bozma isteminin (REDDİNE), müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na (TEVDİİNE), 30.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

HÜKMÜN ACIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI-ETKİN PİŞMANLIK.

13. Ceza Dairesi 2011/8126 E., 2011/2131 K.

ETKİN PİŞMANLIK

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 168 ]

5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 231 ]

"İçtihat Metni"

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

Sanıklardan İbrahim´in suç tarihinden önce kasıtlı suçtan hükümlülüğü bulunmamakta ise de, 5237 sayılı Yasa´nın 168/1. maddesinin uygulanma koşullarının gerçekleşmemesine rağmen, bu madde ile uygulama yapılması suretiyle cezanın 2 yılın altında belirlenmesi karşısında; sanığın sabit kabul edilen eylemi nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamı dışında kalan bir cezanın hükmolunması gerekirken, yanılgılı uygulama sonucu hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanabilme sınırı içerisine giren bir cezanın verilmesi halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Aksi halin, sanığın; önceki yanılgılı uygulama sebebiyle ortaya çıkacak sonuçtan İkinci kez yararlandırılmasının sağlanmasına, hakkaniyete aykırı sonuçlar doğmasına, adalet ve eşitlik ilkelerinin zedelenmesine yol açacağını belirten Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 04.03.2008 gün ve 2008/6-47 esas-2008/43 sayılı kararı gereğince, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanma olanağı bulunmadığı anlaşılmakla yapılan incelemede;

Sanıkların, geceleyin girmiş oldukları müştekiye ait işyerinin kepenk kilidini kesmek suretiyle zarar vererek hırsızlık suçunu işlediklerinin anlaşılması karşısında; haklarında 5237 sayılı TCK´nın 116/2-4 ve 151/1. maddeleri gereğince işyeri dokunulmazlığını ihlal ve mala zarar verme suçlarından da hüküm kurulmaması, sanıkların müştekinin işyerinden beş çuval sanayi kablosunu çaldıkları ve görülmeleri üzerine verilen eşkale göre yapılan araştırma sonucunda suç yerine yakın bir yerde iki çuval suç eşyasının ele geçirildiği, yakındaki boş bir binada da sanıkların yakalandığının anlaşılması karşısında, suça konu eşyaların kendiliğinden iadesinin söz konusu olmadığı halde 5237 sayılı TCK´nın 168/1. maddesinin uygulanmak suretiyle cezadan fazla indirim yapılması karşı temyiz olmadığından ve suça konu eşyaların iadesi nedeniyle yapılan indirim maddesinin TCK´nın 168. maddesi yerine 145. maddesi olarak hükümde gösterilmiş olması yerinde düzetilmesi olanaklı yazım hatası olarak kabul edilmekle bozma nedeni yapılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre,

Sanıklar müdafiinin sübuta ve suçun teşebbüs aşamasında kaldığına ilişkin ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, eleştiri dışında sanıklar hakkındaki usul ve yasaya uygun bulunan hükmün kısmen istem gibi (ONANMASINA), 06.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK-ACİL SAĞLIK HİZMETLERİ

15. Ceza Dairesi 2011/11924 E., 2012/32898 K.

ACİL SAĞLIK HİZMETLERİ

ADLİ PARA CEZASI TAYİNİ

NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 53 ]

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 158 ]

"İçtihat Metni"

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Gerekçeli karar başlığında 07.04.2006 şeklinde yanlış yazılan suç tarihinin 31.03.2006 olarak mahkemesince düzeltilmesi mümkün görülmüştür.

A- Sanık Yunis hakkında verilen beraat hükmünün temyizi üzerine yapılan incelemede;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,

B- Sanık Arif hakkında verilen mahkumiyet hükmünün temyizi üzerine yapılan incelemede;

Sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Sağlık Bakanlığı´nın 11.05.2000 tarihli Resmi Gazete´de yayımlanan Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği´nin 37. maddesinde yataklı tedavi kuruluşları, acil sağlık hizmetlerinin bedelini hizmet sundukları kişinin ödeme imkanları çerçevesinde tahsil ederler hükmü ve Başbakanlığın 2008/13 sayılı genelgesinde;

1) Acil sağlık hizmeti vermekle yükümlü bulunan sağlık kuruluşları, acil vakaları hastanın sağlık güvencesi olup olmadığına veya ödeme gücü bulunup bulunmadığına bakmaksızın kabul edecek ve gerekli tıbbi müdahaleyi kayıtsız-şartsız ve gecikmeksizin yapacaktır. Hiçbir sağlık kuruluşu acil olarak gelen hastalara yeterli personeli veya donanımı olmadığı, ilgili birimi veya boş yatağı bulunmadığı, hastanın sağlık güvencesi olmadığı ve benzeri sebepler ile gerekli acil tıbbi müdahaleyi yapmaktan kaçınmayacaktır.

2) Acil olarak sağlık kuruluşuna müracaat eden hastaların acil tıbbi müdahale ve tedavileri yapılırken hiçbir surette tedavi masraflarının nasıl karşılanacağı sorgulanmayacaktır. Hizmet bedelinin tahsili ile ilgili işlemler acil müdahale sağlandıktan sonra yapılacaktır.

3) Herhangi bir sağlık güvencesi olmayan vatandaşlarımızdan ödeme gücü bulunmayanların acil sağlık hizmeti bedelleri kendilerinden talep edilmeyecektir. Bunlardan kamuya ait sağlık kuruluşlarından ve ayakta teşhis ve tedavi yapan özel sağlık kuruluşlarından acil sağlık hizmeti alanların hizmet bedelleri 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümleri çerçevesinde sağlık kuruluşunun bulunduğu yer sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfından talep edilecektir. Bu konuda gerekli tedbirler ilgili vakıf başkanlıklarınca alınacaktır. Özel hastanelerden acil sağlık hizmeti alanların hizmet bedelleri ise talep edilmesi halinde 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu´nun 32., 5393 sayılı Belediye Kanunu´nun 38. ve 60., 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu´nun 18. maddeleri gereğince sağlık kuruluşunun bulunduğu yerin belediyesince ödenecektir. Bu amaçla belediyelerce bütçelerine yeterli ödenek konulacaktır." hükmünü amirdir.

Somut olayda; sanıklardan Arif´in kızı Tuba´nın oyun oynadığı sırada yüksekten düşmesi sonucu başından yaralandığı, sanık Arif´in kendi kızı ile aynı yaşlardaki komşusu sanık Yunis´in kızı Merve´ye ait yeşil kartı alarak kızını önce Z…

… Devlet Hastanesi´ne oradan da T…

… D…

… C…

… A…

… Devlet Hastanesi´nin acil polikliniğine götürerek tedavisini yaptırdığı, sanık Arif´in savunmalarında olay sırasında para bulamadığını, herhangi bir sosyal güvencesinin olmadığını, komşusunun kızına ait yeşil kart ile kızını tedavi ettirmek zorunda kaldığını beyan etmesi karşısında, sanığın hiçbir sosyal güvencesinin olmaması ve ödeme gücünün bulunmaması nedeniyle kendisinden acil sağlık hizmet bedellerinin alınamayacağı ve bu nedenle herhangi bir zararın söz konusu olmayacağı anlaşılmakla, sanığa atılı suçun unsurları bakımından oluşmadığı nazara alınarak beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

Kabule göre de;

1- 5237 sayılı TCK´nın 158/1-e-son maddesi gereğince adli para cezasının tayininde tespit olunacak temel gün, suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı Kanun´un 52. maddesi uyarınca, 20-100 YTL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezasının belirleneceği gözetilmeksizin yazılı şekilde, doğrudan haksız menfaatin iki katının esas alınarak indirimlerin bu miktar üzerinden uygulanması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini,

 

2- 5237 sayılı Yasa´nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarına ilişkin hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

3- Adli para cezalarının 5083 sayılı Kanun´un 1. maddesi ile 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu´nun 04.04.2007 tarih ve 2007/ 11963 sayılı kararının 1. maddesi uyarınca Türk Lirası (TL) olarak belir-lenmesinde zorunluluk bulunması,

4- Hükümden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazete´de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun´un 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK´nın 231. maddesi uyarınca; hükmolunan cezasının tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 27.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

DOLANDIRICILIK NİTELİKLİ-EKSİK SORUŞTURMA YAPILMASI.

15. Ceza Dairesi 2011/11169 E., 2012/6259 K.

ADLİ PARA CEZASININ TESPİTİ

EKSİK SORUŞTURMA

NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 52 ]

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 61 ]

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 158 ]

5510 S. SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU [ Madde 55 ]

5510 S. SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU [ Madde 96 ]

"İçtihat Metni"

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

SGK Genel Müdürlüğü´nün katılan olmasına rağmen karar başlığında müşteki olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilebilir yazım hatası kabul edilmiştir.

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin yargılama neticesine uygun olarak tecelli eden kanaat ve takdirine, tetkik olunan dosya içeriğine göre sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

A- 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu´nun 55/son maddesi ve Sosyal Sigortalar Yoklama Yönetmeliği´nin 73 ve devamı maddesi ile ilgili tebliğin 6 ve 7. maddeleri kapsamında;

"Gelir veya aylık almakta iken ölen ya da gerekli koşulları kaybedenlerin zamanında belirlenerek, öncelikle bunlar adına yapılan ödemelerin durdurulması, daha sonra da gelir/aylığın kesilerek varsa yersiz ödemelerin geri alınması amacıyla bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen usul ve esaslar dahilinde yoklama işlemleri yapılır. Ölüm geliri veya ölüm aylığı alanlar için, sigortalının; dul eşinin evlenmediği hususları, Sosyal Güvenlik Kurumu´nca yürütülecek yoklama işlemleri ile tespit edilir.

Kurum gerekli gördüğü zaman ve hallerde belirleyeceği yöntemlerle gelir veya aylık alanlarla bunların veli, vasi, kayyım ve vekillerinin, tebliğin 6. maddesinde yer alan bilgilerinin tespiti amacıyla yoklama yaptırabilir. Yoklama işlemi gelir veya aylık ödeyen bankalar ve PTT şubelerine de yaptırılabilir. Kurumca, gelir/aylık alma şartlarının devam edip etmediğinin tespiti amacı ile gerekli görülen hallerde, kendi mevzuatlarına göre kayıt veya tescil yapan ilgili kurum, kuruluş, birlik ve odalar ile vergi dairelerinden usulüne göre düzenlenmiş belge istenebilir, Kurum ödemeler kütüğü ile Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü´nün nüfus kütükleri her ay 15 günü geçmemek üzere belirli periyotlarla karşılaştırılarak, cinsiyet değişikliği, ölüm veya evlenme nedeniyle gelir ve aylık alma hakkını yitirdiği tespit edilen sigortalı ve hak sahiplerinin gelir/aylık ödemeleri durdurulur.

B- 5510 sayılı Yasa´nın 96. maddesine göre; "kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır" hükümlerini amirdir.

1- Sanığın babasından kalan emekli aylığını alma koşullarını kaybedip kaybetmediğinin dönem içerisinde araştırılıp araştırılmadığı, en geç 15´er günlük periyotlar dahilinde yapılması gereken yoklamaların yapılıp yapılmadığı, hangi tarihte kişinin aldığı yersiz ödemelerin tespit edildiği hususlarının ilgili kurumdan sorulması, sonrasında sanığın hukuki durumunun takdir edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

2- Gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti bakımından; mahkemenin tensip tutanağının 6. bendinde yer alan sanığın babasından ve eşinden hangi tarihler arasında ne miktarda aylık aldığının, toplam borç miktarının ne kadar olduğunun, geri ödeme bulunup bulunmadığının sorulması şeklindeki ara kararına cevap verilmemesi üzerine 26.02.2008 tarihli celsede yazının tekidi üzerine Sosyal Güvenlik Kurumu´ndan yazıya cevap verilmemesi karşısında yazı cevabı beklenilmeksizin eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi,

3- Kurumun veya sanığın hatalı işlemi nedeniyle yersiz ödeme yapılıp yapılmadığının tespiti ile, yersiz ödemenin, sanığın ödemesine göre faizli veya faizli olmaması da dikkate alınarak, miktarının tespiti, hatanın sanıkta olması halinde hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemelerin, hatanın kurumda olması halinde, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemelerin talep edilebileceği hüküm altına alınmakla ve somut olayda, hatalı işlemin tespit edildiği tarih olan 24.11.2005 tarihinden geriye doğru hatanın kaynaklandığı ilgiliye göre 5 veya 10 yıllık yersiz ödemenin tespitinin gerekmesi ile sonucuna göre, elde edilen menfaat belirlenerek, adli para cezasının miktarının tayin edilmesi gerektiği dikkate alınmadan eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kabule göre de;

Adli para cezalarının 5083 sayılı Kanun´un 1. maddesi ile 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu´nun 04.04.2007 tarih ve 2007/ 11963 sayılı kararının 1. maddesi uyarınca Türk Lirası (TL) olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 31.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

DOLANDIRICILIK-ADLİ PARA CEZASININ TESPİTİ.

15. Ceza Dairesi 2011/66151 E., 2012/5686 K.

ADLİ PARA CEZASININ TESPİTİ

DOLANDIRICILIK

HİLE

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 52 ]

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 61 ]

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 158 ]

"İçtihat Metni"

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.

Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte birtakım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.

Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

Somut olayda;

Sanığın, müşteki Döne adına sahte olarak düzenlenen ve başka bir davaya konu olan sahte nüfus cüzdanını kullanıp noterden müşteki kendisine vekalet verilmiş gibi işlem yaptıktan sonra bu vekalete dayanarak müşteki adına şirket kurup, bankadan çek karnesi de alarak bu çek sayfalarından birini aldığı mal karşılığında 30.06.2006 gün ve 1.500 TL bedelli olarak düzenleyip bankayı aracı kılmak suretiyle müşteki Mustafa´ya verdiği anlaşılmakla, dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.

5237 sayılı Yasa´da 765 sayılı Yasa´dan farklı olarak "gün para cezası sistemi" kabul edildiği için bu sistemde nispi para cezasına yer verilmemiştir. İlgili maddelerin gerekçe bölümlerinde de 5237 sayılı TCK´nın sisteminde nispi para cezasının öngörülmediği açıkça belirtilmektedir. Ancak, 5237 sayılı Ya-sa´nın 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Yasa´nın 19. maddesi ile değişik TCK´nın 158/1. fıkrasına eklenen "...Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz." cümlesi ile getirilen yeni değişikliğe ilişkin gerekçede de belirtildiği üzere, 158. maddenin 1. fıkrasına eklenen son cümledeki "...adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz." hükmünün uygulanabilmesi için öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olması gerekmektedir.

5237 sayılı TCK´nın 52. maddesinin 1. fıkrası "Adli para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan paranın hükümlü tarafından Devlet Hazinesi´ne ödenmesinden ibarettir." şeklindeki adli para cezasının tanımı yapıldıktan sonra aynı maddenin 3. fıkrasında "Kararda, adli para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir." ve aynı Kanun´un 61. maddesinin 8. fıkrasında ise "Adli para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır. Adli para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur." hükümleri ile yasa koyucu adli para cezasının mutlaka gün üzerinden tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir.

5237 sayılı TCK´nın 158. maddesinin 1. fıkrasının (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde adli para cezasının tayininde öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olup olmadığına bakılacaktır.

Eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli değil ise, 5 ila 5.000 tam gün arasında TCK´nın 61. maddesi hükmü gözönünde bulundurularak takdir edilen gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı Kanun´un 52. maddesi uyarınca, 20-100 YTL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir.

Eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli ise; o takdirde tespit olunacak temel gün, suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı Kanun´un 52. maddesi uyarınca, 20-100 YTL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir.

Bu açıklama kapsamında sonuç adli para cezası belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde uygulama ile suçtan elde edilen menfaat 1.500 TL olduğu halde eksik adli para cezası tayini aleyhte temyiz bulunmadığından bozma nedeni sayılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün (ONANMASINA), 30.01.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

BASIN YOLU -HALKA BİLGİ VERMEYEN VE KÜÇÜK DÜŞÜRÜCÜ YAZILAR

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 1996/8296

K. 1996/9384

T. 10.12.1996

• BASIN YOLUYLA HAKARET ( Eleştiri ve Yorumda Hukuka Uygunluk Sınırının Aşılması-Kamuyu Aydınlatıcı Niteliği Olmayan Yazı )

• HALKA BİLGİ VERMEYEN VE KÜÇÜK DÜŞÜRÜCÜ YAZILAR ( Basın Yoluyla Hakaret )

• ELEŞTİRİ SINIRI ( Basın Yoluyla Hakaret )

• HUKUKA UYGUNLUK SINIRININ AŞILMASI ( Basın Yoluyla Hakaret-Eleştiri ve Yorum )

765/m.191, 480, 482

ÖZET : Sahibi ve sorumlu müdürü olduğu dergide katılanı amaçlayarak, haber açısından yarar sağlamayan, okuyanlar üzerinde katılanın çayırda otlayan hayvana benzediği izlenimini uyandırıp, küçük düşürücü değer yargısında bulunması nedeniyle eleştiri sınırını aşan yazı yayınlayan sanığın eyleminde, suç oluşmuştur.

DAVA : Basın yoluyla hakaret ve tehdit suçlarından sanık Hüseyin´in yapılan yargılaması sonunda, beraatine ilişkin ( Karamürsel Asliye Ceza Mahkemesi )´nden verilen 1995/128 esas,1995/120 karar sayılı ve 17.7.1995 tarihli hükmün temyiz yoluyla incelenmesi katılan Canatan vekili tarafından istenilmiş ve temyiz edilmiş olduğundan, Yargıtay C. Başsavcılığı´nın 27.6.1996 tarihli bozma isteyen tebliğnamesiyle 25.11.1996 tarihinde Daireye gönderilen dava dosyası, başvurunun nitelik ve kapsamına göre görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak; sanığın sahibi ve sorumlu müdürü olduğu "........... ....." isimli aylık derginin suç tarihli sayısının 12. sayfasında katılan öğretmeni amaçlayarak "... hiç kimse devlet okulunda ağalık gösterisinde bulunamaz, okulları kendi çiftlikleri, öğrencileri kendi damızlık hayvanları sananlar... bu tür insanlar okuldan çok çayırlara layıktır" sözlerine yer vererek, verilen haber açısından bir yarar sağlamayan; okuyanlar üzerinde katılanın çayırda otlayan hayvana benzediği izleniminin uyanmasına yol açacak biçimde küçük düşürücü değer yargısında bulunan ve bu nedenle de haber ve eleştiri sınırını aşan sanığın eylemini, hukuka uygun kılan eleştiri ve yorum çerçevesinde kaldığını bildiren bilirkişi kurulunun yetersiz düşüncesiyle ve de sanığın pehlivan olması nedeniyle bu biçimde yazı yazdığını belirten gerekçeyle hüküm kurulması,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve katılan Canatan vekilinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden ( HÜKMÜN BOZULMASINA ), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine,10.12.1996 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

GÖREVLİYE SÖVME ( Avukat Olan Sanığın Askeri Yargıya Karşı E

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 1997/10420

K. 1997/11091

T. 11.12.1997

• GÖREVLİYE SÖVME ( Avukat Olan Sanığın Askeri Yargıya Karşı Eleştirilerini Dile Getirmesi )

• ELEŞTİRİ SINIRININ AŞILMASI ( Avukat Olan Sanığın İfadelerinin Savunma Çerçevesinde Kalmasının Hukuka Uygunluk Nedeni Olması )

• SAVUNMA ÇERÇEVESİNDE KALAN İFADELER ( Avukat Olan Sanığın Askeri Yargı İle İfadelerin Eleştiri Sınırlarının Aşılmamış Olması )

765/m.268

ÖZET : Avukat olan sanık, 9.6.1994 tarihli dilekçesinde; Askeri Yargıtay´ın dosyayı peşin yargı ile incelediği, ciddiye alınamayacak gerekçeler ileri sürdüğü, kararın vicdanları sızlattığı, mağdure ve yakınlarının Askeri Yargı´ya güvenlerinin kalmadığı, bozma kararında hayali suçlamalarla mağdureyi suçlu göstermeye çalıştıkları ve temyiz dilekçesinde ise; Daire´nin konuya objektif bakmadığı, bozma kararının hukuk ve adalet mantığına aykırı olduğu, sanığın kurtulması için gerekçe yaratıldığı gibi sözler sarfetmiştir. Söz konusu eylemlerde, suçu hukuka uygun kılan eleştiri sınırlarının aşılmadığı ve savunma çerçevesinde kalıp suç unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden beraat yerine mahkumiyet kararı verilmesi hatalıdır.

DAVA : Görevliye sövme suçundan sanık N. E. hakkında TCY´nin 268/3, 80, 59/2, 647 Sayılı Yasa´nın 4, 6. maddeleri uyarınca sanığın 1.750.000 lira ağır para cezasıyla hükümlülüğüne ve cezasının ertelenmesine ilişkin Ankara Ağır 2. Ceza Mahkemesi´nden verilen 1996/100 Esas, 19961253 Karar sayılı ve 3.12.1996 tarihli hükmün temyiz yoluyla incelenmesi sanık N. E. müdafıi tarafından istenilmiş ve temyiz edilmiş olduğundan; Yargıtay C. Başsavcılığı´nın 13.11.1997 tarihli bozma isteyen tebliğnamesiyle 24.11.1997 tarihinde Daire´ye gönderilen dava dosyası başvurunun nitelik ve kapsamına göre görüşüldü.

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak; 1- Avukat olan sanığın, 4. Kolordu Askeri Mahkemesi´ne verdiği 9.6.1994 tarihli dilekçesinde; Askeri Yargıtay 2. Dairesi´nin dosyayı yüzeysel ve peşin yargı ile incelediği, kararda ciddiye alınmayacak gerekçeler ileri sürdüğü, hukukla hiç ilgisi bulunmayan subay üye ile Askeri Yargıtay dairesi´nin aynı noktada buluştuğu, kararın vicdanları sızlattığı, mağdure ve yakınlarının özellikle Askeri Yargıtay´ya inançlarının kalmadığı, bozma kararlarında hayali suçlamalara yer vererek mağdureyi suçlu göstermeye çalıştıkları, bozma kararının, Genel Kurmay Adli Müşavirliği´ndeki akrabaları olduklarını sandığımız hakimlerce kesin olarak bozduracağını iddia eden sanığı haklı çıkardığından söz ettiği ve ayrıca 2.8.1995 tarihli temyiz dilekçesinde ise; daire´nin konuya nesnel ( objektif ) bakmadığı, tarafsızlığı yitirdiğine ilişkin kanılarının sürdüğü, vicdani rahatsızlık duymayacaklarını umarak aslında verilecek kararı bilmelerine karşın temyiz hakkını kullanmaya gerek duydukları, bozma kararının hukuk ve adalet mantığından yoksun olduğu, sanığın kurtarılması için gerekçe yaratıldığı, hukuk adına üzüntü veren şeyin direnmeden sonra dosyanın Daireler Genel Kurulu´na gönderilmediği gibi sözlere yer verme eylemlerinde, suçu hukuka uygun kılan eleştiri sınırlarının aşılmadığı ve savunma çerçevesinde kalıp süç öğelerinin oluşmadığı gözetilmeden, beraat yerine hükümlülük kararı verilmesi,

2- Kabule göre; bir yıl arayla işlenen suçların aynı kararla gerçekleştirildiğinden söz edilemeyeceği gözetilmeden, müteselsil suçta suçları kaynaştıran ( içtima ) "aynı suç işleme kararı" yerine, "aynı suç kastına" dayanılarak TCY´nin 71. maddesi yerine, aynı yasanın 80. maddesinin uygulanması,

Yasaya aykırı ve sanık N. E. müdafıinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 11.12.1997 tarihinde, oybirliği ile karar verildi.


 

ÇOCUKLAR HAKKINDA KISA SÜRELİ HAPİS CEZASININ TEDBİRE ÇEVRİL

Daire:2

Tarih:2008

Esas No:2008/15582

Karar No:2008/18843

Kaynak:infaz dosyası

İlgili Maddeler:TCK 50/3 , 50/1-f , 50/6

İlgili Kavramlar:ÇOCUKLAR HAKKINDA KISA SÜRELİ HAPİS CEZASININ TEDBİRE ÇEVRİLMESİNDEN SONRA, TEDBİRE UYULMAMASI HALİNDE YENİDEN HAPİS CEZASINA ÇEVRİLEMEZ

Basit yaralama suçundan sanıklar R. B. ve T. Ş.´in, 5237 sayılı TCK´nun 86/2, 29, 31/3, 62/1.maddeleri gereğince 1 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına, cezalarının anılan Kanun´un 50/3 ve 50/1-f maddesine göre mahkum olunan cezanın yarısı kadar Malatya Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezi Şube Müdürlüğünün listesinde bulunan orman ağaçlandırma ve bakımı hizmetinde çalıştırılmak üzere kamuya yararlı bir işte çalışması tedbirine çevrilmesine dair, (MALATYA) Çocuk Mahkemesinin 29.11.2007 tarihli ve 2007/188 esas, 2007/132 sayılı kararının infazı sırasında, sanıklardan T. Ş.´in, seçenek yaptırımın gereklerini yerine getirmediğinden bahisle 1 ay 20 gün hapis cezasının derhal infazına ilişkin, aynı Mahkemenin 04.03.2008 tarihli ve 2007/188 esas, 2007/132 sayılı ek kararına yönelik itirazın reddine dair, (MALATYA) 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 19.03.2008 tarihli ve 2008/183 müt. sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 13.05.2008 gün ve 2008/27908 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay C. Başsavcılığının 06.06.2008 gün ve 2008/116115 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu;

Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;

1-5237 sayılı TCK´nun "Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar" başlıklı 50/1-f maddesinde "Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama süresinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlemesindeki özelliklere göre; Mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya, çevrilebilir:" hükmünün yer aldığı, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin infazı Hakkında Kanun´un 105/1.maddesinde ise "Türk Ceza Kanunu´nun 50.maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan kısa süreli hapis cezasının yaptırım seçeneklerinden kamuya yararlı bir işte çalıştırma; hükümlünün, ücretsiz olarak bir kamu kurumunun ya kamu yararına hizmet veren bir özel kuruluşun belirli hizmetlerinde çalıştırılmasıdır." hükmüne yer verilerek, 2.fıkrasında da "Denetimli serbestlik ve yardım merkezleri, bölgelerinde bulunan bir tür kurumlardan hükümlüleri ne suretle çalıştırabileceklerine dair bilgi alırlar ve hizmetler listesini oluştururlar. Bu listeler mahkemelere verilir. Mahkeme, bu listelerden uygun gördüğü hizmeti ve süresini hükümlüye önerir ve bunu reddetme hakkına sahip olduğunu hatırlatır." şeklinde düzenlemeye yer verilerek seçenek yaptırım olarak kamu yararına bir işte çalıştırılmanın şartlarının belirlenmiş olması karşısında, Cumhuriyet savcısının infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde, yer belirtmek suretiyle kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezanın seçenek yaptırıma çevrilmesi sebebiyle (MALATYA) Çocuk Mahkemesinin 29.11.2007 tarihli ve 2007/188 esas, 2007/132 sayılı kararında,

2-01.03.2008 tarihli ve 26803 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5739 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun´un 106.maddesi 4.fıkrasında yer alan "Çocuklar hakkında hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi halinde, bu ceza hapse çevrilemez. Bu takdirde onbirinci fıkra hükmü uygulanır." şeklindeki düzenleme karşısında, seçenek yaptırımı yerine getirmeyen çocuk suçlu hakkındaki tedbirin anılan maddenin 11.fıkrası uyarınca para cezasına çevrilmesi ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanununa göre tahsil edilmesi için ilamın mahallin en büyük mal memurluğuna gönderilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi nedeniyle (MALATYA) 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 19.03.2008 tarihli ve 2008/183 müteferrik sayılı kararında, isabet görülmediğinden 5271 Sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

1- (1) numaralı (MALATYA) Çocuk Mahkemesinin 29.11.2007 tarihli kararına yönelik kanun yararına bozma istemi ile ilgili olarak yapılan incelemede;

Kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden (MALATYA) Çocuk Mahkemesinden verilip kesinleşen 29.11.2007 gün ve 2007/188-132 sayılı kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi kanununun 309.maddesinin 4.fıkrasının (d) bendi uyarınca BOZULMASINA, Hükümlüler hakkında yerel mahkemece hükmedilen kısa süreli hapis cezasının 5237 sayılı TCK´nun 50/1-d madde-fıkrası uyarınca cezanın yarısı kadar 25 gün süre ile kamuya yararlı bir işte çalıştırılma" seçenek tedbirine çevrilmesine, "hüküm kesinleştikten sonra C.Başsavcılığınca yapılan tebligata rağmen, otuz gün içinde seçenek yaptırımın gereklerinin yerine getirilmesine başlanamaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde, 5237 sayılı TCK´nun 50/6.maddesi gereğince, mahkemesince kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verileceğine" ilişkin ibarenin hüküm fıkrasından çıkarılmasına, hükmün diğer kısımlarının aynen korunmasına,

2- (2) numaralı (MALATYA) 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 19.03.2008 tarihli kararına yönelik yasa yararına bozma isteminin incelenmesinde;

Yasa yararına bozma talebi hükümlü T. Ş. yönünden yerinde görülmekle (MALATYA) 2.Ağır Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 19.03.2008 gün ve 2008/183 müteferrik sayılı kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 309. maddesinin 4.fıkrasının (b) bendi uyarınca BOZULMASINA, bozma sonrası işlemlerin yerel mahkemesince yerine getirilmesine 11.11.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

PATLAYICI, PARLAYICI, TEHLİKELİ VE ZARARLI MADDELERLE ÇALIŞA

Danıştay 1. Daire 2005/1246 E.N , 2006/178 K.N.

Özet

PATLAYICI, PARLAYICI, TEHLİKELİ VE ZARARLI MADDELERLE ÇALIŞAN İŞYERLERİNDE VE İŞLERDE ALINACAK TEDBİRLER HAKKINDA TÜZÜĞÜN YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILMASINA DAİR TÜZÜK TASARISI HAKKINDA.

İçtihat Metni

TUTANAK

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca hazırlanarak Başbakanlığın 30.11.2005 günlü, Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü 5268 sayılı yazısıyla gönderilen " Parlayıcı, Patlayıcı, Tehlikeli ve Zararlı Maddelerle Çalışılan İşyerlerinde ve İşlerde Alınacak Tedbirler Hakkında Tüzüğün Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Tüzük Tasarısı" Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Baş İş Müfettişleri ... ve ..., İş Müfettişi ..., İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğünde Şube Müdürü ..., Sağlık Bakanlığı Hukuk Müşaviri ..., aynı Bakanlıkta Şube Müdürü ..., Bakanlık Görevlileri ... ve ..., Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Avukatı ..., Türk-İş Hukuk Danışmanı ... ile Hak-İş Hukuk Müşaviri ...´in katıldıkları toplantıda incelendi.

Gereği Görüşülüp Düşünüldü

Dosyanın İncelenmesinden, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca hazırlanarak Başbakanlığın 30.11.2005 günlü, KKGM 5268 sayılı yazısıyla gönderilen " Parlayıcı, Patlayıcı, Tehlikeli ve Zararlı Maddelerle Çalışılan İşyerlerinde ve İşlerde Alınacak Tedbirler Hakkında Tüzüğün Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Tüzük Tasarısının gerekçesinde, 22.5.2003 günlü, 4857 sayılı İş Kanununun 120 nci maddesi ile 25.8.1971 günlü, 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesi hariç diğer maddelerinin yürürlükten kaldırıldığı, Geçici 2 nci maddesinde ise 1475 sayılı Kanuna göre halen yürürlükte bulunan tüzük ve yönetmeliklerin bu Kanun hükümlerine aykırı olmayan hükümlerinin yeni yönetmelikler çıkarılıncaya kadar yürürlükte kalacağının öngörüldüğü, 4857 sayılı İş Kanununun 78 İnci maddesine dayanılarak hazırlanan Patlayıcı Ortamların Tehlikelerinden Çalışanların Korunması Hakkında Yönetmelik, Kimyasal Maddelerle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik ile Kanserojen ve Mutajen Maddelerle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmeliğin 26.12.2003 günlü ve 25328 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği, bu durumda mülga 1475 sayılı İş Kanununun 74 üncü maddesine dayanılarak çıkarılmış olan Parlayıcı, Patlayıcı, Tehlikeli ve Zararlı Maddelerle Çalışılan İşyerlerinde ve İşlerde Alınacak Tedbirler Hakkında Tüzüğün yürürlükten kaldırılması gerektiğinin bildirildiği anlaşılmıştır.

4857 sayılı İş Kanununun 78 inci maddesinin 1 inci fıkrasında; "Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınması, makineler, tesisat, araç ve gereçler ile kullanılan maddeler sebebiyle ortaya çıkabilecek iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi, yaş, cinsiyet ve özel durumları sebebiyle korunması gereken kişilerin çalışma şartlarının düzenlenmesi amacıyla tüzük ve yönetmelikler çıkarır" hükmü yer almıştır.

İş Kanunu Tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında 78 inci maddeyle ilgili olarak verilen değişiklik önergesinde "Avrupa Birliği Direktifinde de yer aldığı üzere iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin temel ilkelerin tüzükle düzenlenmesi, yönetmeliklerin ise bu temel ilkelerin detaylandırılması amacıyla kullanımı sağlıklı bir mevzuat çatısı kurulması bakımından isabetli olacaktır." gerekçesiyle anılan maddeye, "yönetmelikler" sözcüğünden önce gelmek üzere "tüzük ve" ibaresinin eklenmesi teklif edilmiş ve önerge kabul edilerek 78 inci madde bu haliyle yasalaşmıştır.

Bu çerçevede yasa koyucunun iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin temel ilkelerin tüzükle düzenlenmesini amaçladığı tartışmasızdır.

Diğer yandan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca 4857 sayılı Kanunun 78 inci maddesine dayanılarak çıkarılan ve 9.12.2003 günlü, 25311 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği"nin şekil yönünden tamamının ve ayrıca 7,9,14 ve 16 ncı maddelerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle açılan davada, Danıştay Onuncu Dairesinin 24.5.2004 günfü, E: 2004/1942 sayılı kararıyla, 4857 sayılı Kanunun 78 inci maddesi uyarınca iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili ilkelerin öncelikle üst hukuk normu olan bir tüzükle düzenlenmeksizin doğrudan yönetmelikle düzenlenmesini anılan Kanun hükmüne aykırı bularak, İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliğinin yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

4857 sayılı Kanunun 78 inci maddesinin yasalaşma evresindeki gerekçesi ve Danıştay Onuncu Dairesinin anılan kararı da dikkate alındığında, maddede belirtilen hususların düzenlenmesi amacıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının tüzük ve yönetmelik çıkaracağı hükmünün, Anayasamızın 115 inci maddesine göre Bakanlar Kurulunca çıkarılabilecek olan tüzükle düzenlenmesi gereken hususlan yönetmelikle düzenleyebileceği yolunda Bakanlığa bir takdir yetkisi tanıdığı şeklinde yorumlanmasının mümkün olmadığı, yapılacak düzenleyici işlemin öncelikle tüzük olması gerektiği, yönetmelikle getirilecek düzenlemelerin ise ancak maddede belirtilen hususları kapsayan bir tüzüğün çıkarılmasından sonra yapılabileceği, 78 inci maddeye dayanılarak çıkarılmak istenen İş Sağlığı Ve Güvenliği Tüzüğüne ilişkin Taslağın da Dairemizin 10.2.2006 günlü ve E: 2005/1187, K: 2006/174 sayılı kararıyla iade edildiği görüldüğünden, Parlayıcı, Patlayıcı Tehlikeli ve Zararlı Maddelerle Çalışılan İşyerlerinde Ve İşlerde Alınacak Tedbirler Hakkında Tüzüğün, bu Tüzükte belirtilen konuları yeterli bir biçimde içinde barındıran başka bir tüzüğün çıkarılması suretiyle kaldırılması gerekirken, yerine, Patlayıcı Ortamların Tehlikelerinden Çalışanların Korunması Hakkında Yönetmelik, Kimyasal Maddelerle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik ve Kanserojen ve Mutajen Maddelerle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmeliğin çıkarıldığından bahisle kaldırılmak istenilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.


 

GÖREVİ SAVSAKLAMA-HASTANEYE YRALI GELENİN ÖLMESİ.

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2003/1064

K. 2004/2055

T. 11.2.2004

• HASTAHANEYE YARALI GETİRİLENİN ÖLMESİ ( Görevli Doktor ve Hemşire Sanıklarca Yeterli Kontrol Muayene ve Müdahale Yapılmaması - Görevi Savsamak Veya Taksirle Ölüme Neden Olmak/Adli Tıp Kurumunca Kusur Oranlarının Tespiti Gerekeceği )

• GÖREVİ SAVSAMAK ( Hastahaneye Yaralı Getirilenin Görevli Doktor ve Hemşire Sanıklarca Yeterli Kontrol Muayene ve Müdahale Yapılmaması Nedeniyle Ölmesi - Ölüm Kaçınılmaz İse Bu Suçun Oluşacağı )

• TAKSİRLE ÖLÜME NEDEN OLMAK ( Hastahaneye Yaralı Getirilenin Görevli Doktor ve Hemşire Sanıklarca Yeterli Kontrol Muayene ve Müdahale Yapılmaması Nedeniyle Ölmesi - Ölümde Görevi Savsama Etkili İse Bu Suçun Oluşacağı )

• DOKTORUN YETERLİ KONTROL MUAYENE VE MÜDAHALE YAPMAMASI ( Hastahaneye Yaralı Getirilenin Ölmesi - Görevi Savsamak Veya Taksirle Ölüme Neden Olmak/Adli Tıp Kurumu Raporuna Göre Belirleneceği )

765/m.230,455/1-son

ÖZET : Trafik kazası sonucu hastaneye yaralı getirilen ölenin, görevli doktor ve hemşire olan sanıklar tarafından yeterli kontrol ve muayene ile gelişen klinik bulgulara uygun müdahale yapılmadığından ölmesi olayında, Yüksek Sağlık Şurası raporuna göre de 4/8 kusurlu kabul edilmeleri karşısında; tüm dosyaların Adli Tıp Kurumuna yollanarak, sanıkların savsamalarının olup olmadığı, sanıkların yasal sorumluluklarını yerine getirseler dahi ölümün gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda rapor alınıp, ölüm kaçınılmaz ise görevi savsama, ölümde bu savsama etkili ise taksirle ölüme neden olma suçundan hüküm kurulmalıdır.

DAVA : Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre koşulları bulunmayan duruşma isteğinin reddiyle yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak; trafik kazası sonucu hastane acil servisine getirilen ölenin, yapılan ilk müdahaleden sonra yatırıldığı ortopedi servisinde görevli sanık doktor İlker ile hemşire Hatice´nin uzun süre geçmesine rağmen zamanında ve yeterli kontrol-muayene ile ölende gelişen klinik bulgulara uygun gerekli müdahaleyi yapmak ya da yapılmasını sağlamaları gerekirken bunu yapmamaları nedeniyle Yüksek Sağlık Şurasının 28.12.2001 tarih ve 10448 sayılı kararı ile ölüm olayında her bir sanığın 4/8 oranında kusurlu bulunduğunun belirtilmiş olması karşısında; dosya ile birlikte, ölen ile ilgili tüm raporlar ile hastane kayıt ve belgeleri gönderilmek suretiyle, Adli Tıp Kurumundan sanıkların tedavide kusur veya savsamalarının bulunup bulunmadığı, bulunduğu saptandığı takdirde yükletilen savsama niteliğindeki eylemler ile ölüm arasındaki illiyetin belirlenmesine yönelik olarak, sanıkların kendilerine yasal normlar çerçevesinde yükletilen sorumluluklarını yerine getirmeleri durumunda dahi ölüm olayının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine ilişkin görüş alınarak; sanıkların bu yöndeki sorumluluklarını yerine getirmiş olmaları halinde yine de ölüm olayı kaçınılmaz biçimde gerçekleşeceği sonucuna varılması durumunda, eylemlerinin görevi savsama suçunu; ölüm olayının gerçekleşmesinde, sanıkların kendilerine yükletilen sorumluluklarını yerine getirmemelerinin etkili olduğu sonucuna varılması durumunda da taksirle ölüme neden olmak suçunu oluşturacağı ve kusur oranlarına göre cezalandırılmaları gerekeceği gözetilmeden, eksik soruşturmayla görevi savsama suçundan hüküm kurulması,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve sanıklar İlker, Hatice´nin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden ( HÜKMÜN BOZULMASINA ), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 11.2.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi


 

DOKTORUN-AMELİYAT SIRASINDA TAKSİRLE ÖLÜME NEDEN OLMAK

T.C.

YARGITAY

2. CEZA DAİRESİ

E. 1996/268

K. 1996/1025

T. 5.2.1996

• AMELİYAT SIRASINDA TAKSİRLE ÖLÜME NEDEN OLMAK ( Biten Oksijen Tüpü Yerine Karbondioksit Tüpünün Bağlanması )

• YÜKSEK SAĞLIK ŞURASI RAPORU ( Kusur Oranları Bakımından Bağlayıcılığı Bulunmadığı )

• DOKTORLARIN KUSUR ORANI ( Yüksek Sağlık Şurası Raporunun Bağlayıcılığı Bulunmadığı )

• TEDBİRSİZLİK VE DİKKATSİZLİK SONUCU ÖLÜME SEBEBİYET VERMEK ( Ameliyat Sırasında Biten Oksijen Tüpü Yerine Karbondioksit Tüpünün Bağlanması )

• ADLİ TIP KURUMUNDAN RAPOR ALINMASI ( Ameliyatta Kusurlu Hareketleriyle Ölüme Sebep Olan Doktor ve Teknisyenlerin Kusur Oranları Hakkında )

765/m.455

ÖZET : Ameliyat sırasında biten oksijen tüpünü teknisyen sanıkların değiştirttikleri yetkisiz hizmetlinin, yanlışlıkla karbondioksit tüpünü bağlaması sonucu ölümün meydana geldiği olayda, ameliyat öncesi ve ameliyat sırasında görevini yerine getirmeyerek asli kusurlu olan doktor sanığın ve onun kadar olmasa da ağırlıklı kusurları bulunan teknisyen sanıkların kusurlarının derecesi hakkında Adli Tıp Kurumu´ndan rapor alınması yerine, gerekçesi yetersiz ve bağlayıcılığı olmayan Yüksek Sağlık Şurası raporuna itibar edilmesi yasaya aykırıdır.

DAVA : Tedbirsizlik ve dikkatsizlik neticesi ölüme sebebiyet vermekten sanık Mehmet, Hüsniye ve Bediha haklarında yapılan duruşma sonunda; mahkumiyetlerine dair, ( Akhisar Asliye Ceza Mahkemesi )´den verilen 3.5.1995 tarihli hükmün Yargıtay´ca incelenmesi sanık Mehmet ile müdahil Mustafa tarafından dilekçeyle istenmek ve dava evrakı Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 20.12.1995 tarihli tebliğnamesiyle Daireye gönderilmekle okundu:

KARAR : Sanık Hüsniye vekilleri, 29.5.1995 tarihli dilekçe ile temyiz taleplerinden vazgeçtiklerinden müdahil Mustafa ile sanık Mehmet vekilinin temyiz isteklerine hasren yapılan incelemede;

Emeti´nin, Devlet Hastanesinde yapılan guatr ameliyatı esnasında, bir saatlik ameliyatta 15 dakikalık oksijen kaldığının anlaşılması üzerine, oksijen tüpünün değiştirilmesi sırasında; oksijen tüpü yerine üzerinde karbondioksit yazısı ve CO2 rumuzunu taşıyan, rengi ayrı, vanası farklı olarak kırmızı olan karbondioksit tüpünün takılmasından bir süre sonra, hastanın dudaklarının morarması ile bu durumun fark edilmesi ve yapılan müdahaleye rağmen hastanın bu sebeple ölmesi şeklinde cereyan ettiği belirlenen olayda;

Ameliyattan önce anestezi işlerini bizzat hazırlayıp, ameliyat esnasında bulunup bizzat yapmak ve teknisyenlere nezaret etmekle görevli hastane Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Sanık Mehmet´in, bu görevlerin hiç birini yerine getirmemek ve baştan sona özensiz ve denetimsiz davranmakla, olayda asli kusurlu olması gerektiği, anestezi teknisyeni sanıklar Hüsniye ile Bediha´nın da anestezi cihazını ve ameliyat masasını ameliyattan önce kontrolle ameliyata hazır hale getirmek, oksijen ve azotperoksit tüplerinin dolu olup olmadığını kontrol etmekle ve ameliyat esnasında değiştirilen oksijen tüpünü de bizzat değiştirmekle görevli oldukları halde, ameliyat öncesinde bunları yapmayarak bir saatlik ameliyatta 15 dakikalık oksijen kaldığını ancak ameliyat esnasında farkedip, kendileri yerine yetkisiz hizmetliye tüpü değiştirtmek ve tüm ayırıcı özelliklerine rağmen kontrol etmemekle, sıfatları ve konumları itibariyle Uzman Dr. kadar olmasa da ağırlıklı ve büyük kusurlarının bulunduğu, tıbbi konularda Yüksek Sağlık Şurası´ndan kusurlu olunup olunmadığı yönünden rapor alınması gerekli ise de, kusur oranları bakımından bu raporun bağlayıcılığı bulunmadığı gözetilmeden, nedenlerini de yeterince açıklamayan Yüksek Sağlık Şurası´nın sanıklara ayrı ayrı 3/8´er kusur izafe eden, hiç bir gerekçe gösterilmeden mücerret bir ifade ile 5/8 oranındaki kusuru da ( diğer sebeplerle sağlık personelinin kusur ve ihmaline izafe edilemeyecek diğer faktörlere ) bağlayan raporundaki bu kusur oranlarına dayanılarak ve yukarıda belirtilen oluş, sanıkların konumu ve tüm dosya münderecaatı değerlendirir şekilde Adli Tıp Kurumu´ndan yeni bir rapor alınmadan eksik soruşturma ile hüküm tesisi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, müdahil Mustafa ile sanık Mehmet vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı isteme aykırı olarak ( BOZULMASINA ), 5.2.1996 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

İDDANAMENİN İADESİ-HIRSIZLIK SUCUNDAN

T.C.        KANUN YARARINA BOZMA

YARGITAY

13. Ceza Dairesi

TÜRK MİLLETİ ADINA

Y A R G I T A Y İ L A M I

Esas No                : 2011 / 17629  

Karar No : 2011 / 6976

Tebliğname No : KYB – 2009 / 19362

Nitelikli hırsızlık suçundan şüpheli (T.T.) hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04.11.2009 tarihli ve 2009/50943 soruşturma, 2009/24656 esas, 2009/62 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 170/3-c. maddesi gereğince iadesine dair, Antalya Çocuk Mahkemesinin 05.11.2009 tarihli ve 2009/2 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin, Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.11.2009 tarihli ve 2009/1497 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 17.01.2010 tarih ve 2009/274/2074 sayılı Kanun Yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.02.2010 tarih ve 2010/19362 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle incelendi.

MEZKUR İHBARNAMEDE;

Tüm dosya kapsamına göre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 170/3. maddesinde iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanun´un 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, suça konu malların nereden alındığı ve kime ait olduğu hususlarının gösterilmediği, soruşturma aşamasındaki 15.08.2009 tarihli tutanakta şüphelinin söz konusu malları aldığı yeri göstermesine rağmen sahibinin tespit edilemediği cihetle, iddianamenin iadesi kararına yapılan itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK.’nun 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşılmış olmakla;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

“Yeni Türk Ceza Adalet Sistemi”nde benimsenen, “Kişilerin Lekelenmeme Hakkı” ile “Eksiksiz soruşturma ve Tek Celsede Duruşma” prensipleri uyarınca, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılarının mâkul sürede bütün delilleri toplamaları, sadece mahkûmiyetle sonuçlanacağını değerlendirdikleri hususları dava konusu yapmaları, beraatle sonuçlanacağını değerlendirdikleri eylemleri dava konusu yapmamaları, yâni bir nev´i filtre görevi yapmaları gerekir.

Bu prensiplerin hayata geçirilebilmesi için mevzuatımızda ilk defa, 5271 sayılı CMK.’nun 160 / 2. maddesi hükmü ile; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcılarına şüphelinin lehine olan delilleri (de) toplama ve şüphelinin haklarını koruma yükümlülüğü getirilmiş, ayrıca; 170 ve 174. madde hükümleri ile de, iddianamenin iadesi kurumuna yer verilmiştir.

Soruşturma evresi uzun sürebilir. Ancak, kovuşturma evresinin yeni bir delil toplanmasına gerek kalmadan ve bir iki celsede bitirilmesi hedeflenmiştir.

5271 sayılı CMK’nun 170. maddesinin 3. fıkrasının c) bendinin açık hükmüne göre, iddianamede gösterilmesi gereken hususlar arasında mağdurun kimliği de sayılmıştır.

Nihayet, 5271 sayılı CMK´nun 174. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi hükmüne göre de "Suçun sübutuna etki edeceği muhakkak olan bir delil toplanmadan" hazırlanan iddianamenin iade edilmesi gerekir.

Somut olayda Cumhuriyet savcısının, suça konu malın kime ait olduğunu araştırmadan ve bunu nereden, ne şekilde alındığını belirlemeden iddianame düzenlemesi, usul ve yasaya aykırıdır.

Bu gerekçeler dikkate alındığında, Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesince, iddianamenin iadesine ilişkin itirazın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun görülmekle, kanun yararına bozma isteminin ( REDDİNE ), müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ( TEVDİİNE ), 30.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

CİNSEL SALDIRIDA SİLAH KULLANMAK

Daire:1

Tarih:2010

Esas No:2010/2194

Karar No:2010/7114

Kaynak:mahkeme dosyası

İlgili Maddeler:102

İlgili Kavramlar:Cinsel saldırıda silah kullanmak

T.C

Y A R G I T A Y

BİRİNCİ CEZA DAİRESİ

Y A R G I T A Y İ L A M I

ESAS NO : 2010/2194

KARAR NO : 2010/7114

TEBLİĞNAME : 1-B/2010/62706

V. Sevim’i kasten öldürmekten, cinsel istismardan, konut dokunulmazlığını bozmaktan ve izinsiz silah taşımaktan sanık A. Deveci’nin yapılan yargılanması sonunda: Hükümlülüğüne ilişkin (…) İkinci Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 28/09/2009 gün ve 6/237 sayılı hükmün duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş ve hüküm kısmen re’sen de temyize tabi bulunmuş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle; sanığın duruşmaya müdafii göndermemesi nedeniyle duruşmasız olarak incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

TÜRK MİLLETİ ADINA

1) Sanığın cinsel saldırı suçunu silahla işlemesi nedeniyle 5237 sayılı TCK.nun 102/3.maddesi uyarınca yarı oranında artırılması gerektiğinin gözetilmemesi, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

2) Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık A.Deveci’nin adam öldürme, cinsel saldırı, konut dokunulmazlığını bozma, 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçlarının niteliği tayin, cezayı azaltıcı bir sebep bulunmadığı takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde eleştiri nedeni dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin adam öldürme suçunda tahrikin varlığına, cinsel saldırı ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarında sübuta, tüm suçlar yönünden takdiri indirimin uygulanması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, adam öldürme suçu yönünden re’sen de temyize tabi bulunan hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi (ONANMASINA), 02/11/2010 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUCU-HIRSIZLIK OLUŞTURMAZ

YARGITAY

15. Ceza Dairesi 2011/10179 E.N , 2011/1985 K.N.

Özet

TAŞINIR MALIN ALINMASININ HIRSIZLIK SUÇUNU OLUŞTURABİLMESİ İÇİN, ZİLYEDİN RIZASININ BULUNMAMASI GEREKİR. GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNDA İSE, ZİLYETLİK RIZAYLA FAİLE DEVREDİLMELİDİR.

MÜŞTEKİNİN, AYNI İŞYERİNDE ÇALIŞTIKLARI SANIĞIN KONUŞMA YAPMAK İÇİN İSTEMESİ ÜZERİNE CEP TELEFONUNU GEÇİCİ SÜRE İÇİN VERDİĞİNİ BELİRTMESİ KARŞISINDA; CEP TELEFONUNUN ZİLYETLİĞİNİN BELİRLİ BİR SÜRE İÇİN MÜŞTEKİ TARAFINDAN SANIĞA DEVREDİLMİŞ OLMASI NEDENİYLE EYLEMİN GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNU OLUŞTURDUĞU GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Sanık hakkında TCK´nın 508. maddesinden dava açılmış olup, C.Savcısının aynı Yasa´nın 491. maddesine göre cezalandırılması istemine dair mütalaasını sanığın bulunduğu oturumda vermiş ve mütalaaya karşı savunma yapmış olmakla, sanığa ayrıca ek savunma hakkı verilmemesi sonuca etkili olmadığından ve sanığın sabıka kaydında görülen kayıtların araştırılarak tekerrür nedeniyle hakkında 81. maddenin uygulanıp uygulanmayacağının araştırılmaması karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni sayılmamıştır.

Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK´nın 231/6. maddesinin (a) bendinde yazılı "kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma" nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;

Yapılan yargılamaya, toplanan delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine göre sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak,

Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya bir başkasına yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak, hırsızlık suçunun temel şeklidir. Taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir.

Güveni kötüye kullanma suçunda ise, başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine cezalandırılmaktadır. Zilyetlik rızayla faile devredilmelidir.

 

Müştekinin anlatımlarında, aynı işyerinde çalıştıkları sanığın konuşma yapmak için istemesi üzerine cep telefonunu geçici süre için verdiğini belirtmesi karşısında; cep telefonunun zilyetliğinin belirli bir süre için müşteki tarafından sanığa devredilmiş olması nedeniyle eylemin güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu anlaşılmakla, bu suçtan cezalandırılması gerekirken yazılı gerekçeyle hırsızlık suçunu oluşturduğunun kabulü ile karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 81. maddesi de gözetilerek CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 22.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

HIRSIZLIK SUCU OLUŞTUĞU-GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUCU OLMADIĞI

YARGITAY

15. CEZA DAİRESİ KARARI

Esas No:2011/23971

Karar No:2012/7309

Karar Tarihi: 08.02.2012

Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.

Somut olayda;

Müşteki Ahmet Paşaloğlu´na ait otoparkta işçi olarak çalışan sanığın, katılan tarafından otoparka bırakılan ve kendisine teslim edilmeyen katılana ait otomobili terminale kolisini götürmek amacı ile otoparktan çıkarıp otopark sahibinin ve katılanın rızası olmadan alıp geçici bir süre kullanıp iade edilmek üzere işlediği eyleminin TCK´nun 146.maddesinde belirtilen kullanma hırsızlığı suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi,

Kabule göre de, suç tarihi itibariyle uygulanan Kanun maddesindeki adli para cezasının alt sınırının beş tam gün karşılığı olduğu gözetilmeden yazılı şekilde fazla ceza tayini,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu seplerden dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 08.02.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

ÇEK-ŞİKAYET HAKKININ BULUNMASI YANLIŞ DEĞERLENDİRİLMESİ

YARGITAY

15. CEZA DAİRESİ

Esas No:2011/2101

Karar No:2011/3173

Karar Tarihi: 04.10.2011

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Karşılıksız çek keşide etmek suçunda şikayet hakkı TTK´nın 702.maddesinde açıklandığı üzere çeki ibraz eden yetkili ve yasal hamil ile bunun rücu hakkına sahip bulunduğu, anılan Yasa´nın 700.maddesi uyarınca ciro ve teslim yoluyla çeki elinde bulunduran kişilere ait olup, şikayet dilekçesini veren katılanın dosya içerisinde bulunan suça konu çeke ait fotokopide (3).ciranta olarak cirosunun bulunduğu, dolayısıyla şikayet hakkının mevcut olduğu anlaşılmakla, yargılamaya devam edilerek sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, katılanın şikayet hakkının bulunmadığı gerekçesiyle düşme kararı verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 04.10.2011 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Karşılıksız çek keşide etmek suçunda şikayet hakkı TTK´nın 702.maddesinde açıklandığı üzere çeki ibraz eden yetkili ve yasal hamil ile bunun rücu hakkına sahip bulunduğu, anılan Yasa´nın 700.maddesi uyarınca ciro ve teslim yoluyla çeki elinde bulunduran kişilere ait olup, şikayet dilekçesini veren katılanın dosya içerisinde bulunan suça konu çeke ait fotokopide (3).ciranta olarak cirosunun bulunduğu, dolayısıyla şikayet hakkının mevcut olduğu anlaşılmakla, yargılamaya devam edilerek sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, katılanın şikayet hakkının bulunmadığı gerekçesiyle düşme kararı verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 04.10.2011 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


 

DOLANDIRICILIK- BİLEŞİM SİSTEMLERİ ARACILIĞI İLE

YARGITAY

15. CEZA DAİRESİ

Esas No:2012/1704

Karar No:2012/31436

Karar Tarihi: 12/03/2012

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.

Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.

Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

Somut olayda; sanığın http://www.sahibinden.com internet sitesi aracılığıyla araç satışı için ilan verdiği, katılanın, bu ilanı görerek sanığı ilanda gösterilen cep telefonundan aradığı, sanığın, 11/08/2008 ve 12/08/2008 tarihlerinde olmak üzere, kaparo bedeli, eşi hastanede olmasından dolayı acilen paraya ihtiyacı olması, hastaneden çıktıktan sonra kendisinin yanına gelmesi için parasının kalmaması gibi bahanelerle, üç defa ayrı ayrı kapora dışı bedel olarak toplam 2.500.00 TL parayı, katılandan istediği, katılanın, parayı, sanığın PTT hesabına gönderdiği eylemde, bilişim sisteminin aracı kılınması suretiyle olandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiş ve tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 12/03/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır. Somut olayda; sanığın http://www.sahibinden.com internet sitesi aracılığıyla araç satışı için ilan verdiği, katılanın, bu ilanı görerek sanığı ilanda gösterilen cep telefonundan aradığı, sanığın, 11/08/2008 ve 12/08/2008 tarihlerinde olmak üzere, kaparo bedeli, eşi hastanede olmasından dolayı acilen paraya ihtiyacı olması, hastaneden çıktıktan sonra kendisinin yanına gelmesi için parasının kalmaması gibi bahanelerle, üç defa ayrı ayrı kapora dışı bedel olarak toplam 2.500.00 TL parayı, katılandan istediği, katılanın, parayı, sanığın PTT hesabına gönderdiği eylemde, bilişim sisteminin aracı kılınması suretiyle olandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiş ve tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 12/03/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

KASTEN YARALAMA, TEMEL CEZANIN BELİRLENMESİ

YARGITAY

1. Ceza Dairesi 2008/8219 E.N , 2012/623 K.N.

İlgili Kavramlar

KASTEN YARALAMA

TEMEL CEZANIN BELİRLENMESİ

Özet

MAĞDURUN; ORGANLARINDAN BİRİNİN İŞLEVİNİ SÜREKLİ ZAYIFLATACAK, HAYATİ TEHLİKE GEÇİRECEK VE HAYAT FONKSİYONLARINI AĞIR (4) DERECEDE ETKİLEYECEK NİTELİKTE YARALANDIĞI VE TCK´NIN 861. MADDESİ İLE YAPILAN UYGULAMA SIRASINDA, TEMEL CEZANIN 1 YIL HAPİS CEZASI OLARAK BELİRLENDİĞİ OLAYDA, EN AĞIR CEZAYI GEREKTİREN ORGAN İŞLEVİNİN SÜREKLİ ZAYIFLAMASI, MAĞDURUN YAŞAMSAL TEHLİKE GEÇİRMESİ NEDENİYLE SUÇTA BİRDEN FAZLA NİTELİKLİ HALİN VARLIĞI NEDENİYLE TEMEL CEZA ÜST SINIRA YAKLAŞILARAK BELİRLENMELİ VE 5237 SAYILI TCK´NIN 861, 863-E, 871-A,D, 29 VE 62. MADDELERİ UYARINCA UYGULAMA YAPILMALIDIR.

İçtihat Metni

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık Adnan´ın mağdurlar Oktay ve Serkan´ı kasten yaralama, 6136 sayılı Yasa´ya aykırılık suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, takdire ve yaralama suçları yönünden tahrike ilişen cezayı azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçeler ile değerlendirilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin yasal savunma koşullarının varlığına yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

a) Sanık Adnan´ın mağdur Oktay´ı kasten yaralama suçundan kurulan hüküm yönünden,

Mağdurun, organlarından birinin işlevini sürekli zayıflatacak, hayati tehlike geçirecek ve hayat fonksiyonlarını ağır (4) derecede etkileyecek nitelikte yaralandığı, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası içeren TCK´nın 861 maddesi ile yapılan uygulama sırasında, temel cezanın 1 yıl hapis cezası olarak belirlendiği olayda, en ağır cezayı gerektiren organ işlevinin sürekli zayıflaması, mağdurun yaşamsal tehlike geçirmesi suçu nedeniyle 871-a-d maddesi esas alınarak 5237 sayılı TCK´nın 861, 863-e, 871-a,d, 29 ve 62. maddeleri uyarınca uygulama yapılmasıyla yetinilmesi ve suçta birden fazla nitelikli halin varlığı nedeniyle temel cezanın üst sınıra yaklaşılarak belirlenmesi yerine, 5237 sayılı TCK´nın 871-a-d maddesi uyarınca belirlenen ceza üzerinden 873 maddesiyle artırım yapılması,

b) Sanık Adnan hakkında mağdur Serkan´ı kasten yaralama ve 6136 sayılı Yasa´ya aykırılık suçlarından kurulan hükümler yönünden,

Hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa´nın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK´nın 231. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinin gerekmesi,

Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak (BOZULMASINA), CMUK´nın 326son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkının korunmasına 08.02.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

KASTENADAM ÖLDÜRME -HAKSIZ TAHRİK

YARGITAY

1. Ceza Dairesi 2010/3234 E.N , 2012/1724 K.N.

İlgili Kavramlar

HAKSIZ TAHRİK

KASTEN İNSAN ÖLDÜRME

Özet

SANIĞIN, RESMİ EŞİ VE ÇOCUKLARIYLA BİRLİKTE YAŞADIĞI EVİNE EVLİLİK DIŞI İLİŞKİ YAŞADIĞI BAYANI GETİREREK AHLAK DIŞI DAVRANIŞLA BİRLİKTE YAŞAMASI, AYRICA METRESİNİN KIZ KARDEŞİYLE HERKESÇE BİLİNECEK ŞEKİLDE İLİŞKİ KURDUĞUNUN DUYULUP İFADE EDİLMESİ, EŞİ MAKTULEYE KARŞI ŞİDDET KULLANARAK ONU BOŞANMAYA ZORLAMASI VE DOLAYISIYLA KENDİSİNİN HAKSIZ ZEMİNDE BULUNMASI KARŞISINDA; HER NE KADAR EŞİNİN KENDİSİNE SADAKAT GÖSTERME-DİĞİNİ SÖYLEMİŞ İSE DE, BU NEDENLE ONU ÖLDÜRMESİ EYLEMİNDE HAKSIZ TAHRİK HÜKÜMLERİNDEN YARARLANMASI HAKKANİYET VE NİSFETLE BAĞDAŞMAMAKTADIR.

İçtihat Metni

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedeni dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin bir nedene dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle;

A- 6136 sayılı Yasa´ya aykırılık suçundan kurulan hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi (ONANMASINA),

B- Eşini öldürme suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Oluşa, dosya içeriğine, tanıklar Fatma G., Fatma S., Hanefi, Sabite´nin anlatımlarına göre; 1997 yılında evlenen sanık İsmail ile maktule Hava´nın bu evliliklerinden dört çocukları dünyaya geldiği, olaydan yaklaşık 3-4 ay önce tanık Yonca ile metres hayatı yaşamaya başlayan ve metresinin kız kardeşi ile de herkesçe bilinecek şekilde ilişki kurduğu duyulup ifade edilen sanığın, bir süre sonra Yonca´yı eşi ve çocuklarıyla birlikte kaldığı eve getirerek bu yaşantısını sürdürdüğü, ekonomik bağımsızlığı bulunmayan maktulenin maruz kaldığı aile içi şiddet ve baskı nedeniyle kumaya rıza gösterdiği, sanığın metresi Yonca ve kardeşi Songül´ün maktulenin nikahını vermesi yönünde onu baskı altına almak ve bu şekilde boşanmayı sağlamak amacıyla onun erkek bir şahısla konuştuğu yönünde dedikodu çıkardıkları, maktulenin ise iddia olunan ilişkiyi inkar ettiği, maktulenin üzerine kayıtlı bulunan ancak maktule tarafından kullanıldığı kesin olmayan cep telefonu hattının sanığın komşusu tanık Abdurrahman´ın kullandığı telefon hattından olaydan önceki tarihlerde birçok kez aranıldığı anlaşılmış ise de, bu görüşmeleri kesin olarak maktulenin yaptığı bilinmediği gibi karşı aramaların da bulunmadığı, sanığın annesi tanık Fatma´nın dahi gelininin temiz ve namuslu bir kadın olduğunu söylediği, sanığın olay gecesi eşi maktulenin kafasına bitişiğe yakın mesafeden tabancayla bir el ateş ederek onu öldürdüğü, sanık savunmasında eşi maktulenin başka biriyle iki kez ilişkiye girdiğini söylemesi üzerine sinirlenerek eylemi gerçekleştirdiğini belirttiği olayda;

Sanığın, resmi eşi ve çocuklarıyla birlikte yaşadığı evine evlilik dışı ilişki yaşadığı bayanı getirerek ahlak dışı davranışla metres hayatı yaşaması, ayrıca metresinin kız kardeşiyle herkesçe bilinebilecek şekilde ilişki kurduğunun duyulup ifade edilmesi, eşi maktuleye karşı şiddet kullanarak onu boşanmaya zorlaması ve dolayısıyla kendisinin haksız zeminde bulunması karşısında; her ne kadar eşinin kendisine sadakat göstermediğini söylemişse de, bu nedenle onu öldürmesi eyleminde haksız tahrik hükümlerinden yararlanmasının hakkaniyet ve nisfetle bağdaşmayacağı dikkate alındığında, daha az ceza almaya yönelik soyut savunmaya itibar edilerek haksız tahrik hükmü uygulanmak suretiyle yazılı şekilde eksik ceza tayini,

Bozmayı gerektirmiş olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, re´sen de temyize tabi bulunan hükmün tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak (BOZULMASINA), 13.03.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

ÖRGÜT-SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİ OLMA

YARGITAY

9. Ceza Dairesi 2009/22491 E.N , 2012/1684 K.N.

İlgili Kavramlar

SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİ OLMA

Özet

BELLİ BİR ORGANİZASYON DAHİLİNDE VE GİZLİLİK ÇERÇEVESİ İÇİNDE HAREKET EDEREK ÖRGÜTE KATILMAK İSTEYEN KİŞİLERLE İRTİBATA GEÇİP, ONLARI KENDİ ARACIYLA UZUN SÜREN BİR YOLCULUK SONRASI DOĞRUDAN ÖRGÜT MENSUPLARINA TESLİM EDEN SANIĞIN EYLEMİ SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİ OLMA SUÇUNU OLUŞTURDUĞU GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

1- Sanık Halime hakkında kurulan hükme yönelik temyizin incelemesinde,

Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

2- Sanık Salih hakkında kurulan hükme yönelik temyize gelince;

Hükmedilen cezanın süresine göre şartları bulunmadığından, sanık Salih müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin 1412 sayılı CMUK´nın 318. maddesi gereğince REDDİNE,

Sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Terör örgütlerinin yurtiçi ve yurtdışındaki kamplarına örgüte katılmak üzere eleman göndermenin, bu örgütlere üye sağlamanın başlıca yollarından biri olduğu, terör örgütlerinin amaç suçun işlenmesi yolunda güven, disiplin ve sıkı irtibata önem veren iş bölümüne dayalı, hiyerarşik düzene sahip yapılar olarak istihbarat, gizlilik, güvenlik ve denetim konularında duyarlı oldukları, işleyiş ve yapılanma itibariyle bu özellikleri gösteren terör örgütlerinin, örgütün "hiyerarşik yapısına" dahil edilmek üzere gönderilen elemanları, irtibat halinde olmadıkları, güvenilir bulmadıkları, denetlemedikleri kaynaklardan kabul etmeyecekleri gibi, gizlilik ve güvenlik kuralları ile hiyerarşiye uymayan kişilerin bu tür faaliyetlerine de izin vermeyecekleri, terör örgütlerine yeni eleman temin etme, barındırma, gönderme veya ulaşımını sağlama gibi faaliyetlere ilişkin organizasyonun örgütsel yapı dışında değerlendirilemeyeceği gözönüne alındığında;

Somut olay bakımından, silahlı terör örgütüne yardım suçundan mahkum olan sanık Halime aracılığıyla, Gurbet ve Suzan´ın PKK terör örgütünün dağ kadrosuna katılmaya karar verdiklerini öğrenen sanık Salih´in, adı geçen kişilerin örgütün kırsaldaki kampına katılmalarını sağlamak üzere örgütçe yapılan organizasyon dahilinde bir kod adı kullanıp gizliliğini de sağlayarak gençlerle telefon aracılığıyla irtibat kurduğu, uzun süren telefonlaşmalar sonrasında, yapılan plan gereğince 05.11.2006 günü sabahı yine telefon ederek kendilerini alacağını ve hazırlanmaları gerektiğini söylediği, öğlen vakti Silopi ilçe merkezine gelince yeniden aradığı ve buluştuklarında tanışıp yanlarına kimliklerini de almalarını sağlayarak kendi aracıyla yola çıktıkları, yolda bir çevirme olması halinde Şırnak´a, orayı geçince de Uludere´ye gidildiği ve akraba olduklarını söylemeleri konusunda uyarıda bulunduğu, kendilerini karşılayacak örgüt mensupları ile cep telefonundan görüşmeler yaptığı, sınır bölgesindeki buluşma noktasına geldiklerinde kendilerini bekleyen örgüt mensubuna beraberindekileri teslim ederek geri döndüğü, Gurbet ile Suzan´ın örgüt mensubu ile birlikte kendilerini bekleyen araçla örgütün yurtdışındaki bir kampına götürüldükleri olayda; belli bir organizasyon dahilinde ve gizlilik çerçevesi içinde hareket ederek örgüte katılmak isteyen kişilerle irtibata geçip onları kendi aracıyla uzun süren bir yolculuk sonrası doğrudan örgüt mensuplarına teslim eden sanığın eyleminin silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu oluşturacağı; hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kanuna aykırı olup, hükmün bu sebepten dolayı (BOZULMASINA), 09.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ÖRGÜT MENSUBU SUÇLU HAKKINDA KOŞULLU SALIVERİLME VE İNFAZ

YARGITAY

9. Ceza Dairesi 2011/12507 E.N , 2012/1273 K.N.

İlgili Kavramlar

ÖRGÜT MENSUBU SUÇLU HAKKINDA KOŞULLU

SALIVERİLME VE İNFAZ

SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA KURULAN ÖRGÜTE ÜYE OLMA

Özet

5237 SAYILI YASA´NIN 589. MADDESİNDE YER ALAN HUSUSLAR, ÖRGÜT MENSUBU OLMA SUÇUNDAN MAHKUMİYETİN KANUNİ SONUCU OLARAK UYGULANAN İNFAZA İLİŞKİN BİR DÜZENLEME OLUP KAZANILMIŞ HAKKA KONU EDİLEMEZ. 01.06.2005 TARİHİNDEN SONRA, SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA KURULMUŞ BİR ÖRGÜTÜN ÜYESİ OLMA SUÇUNU İŞLEYEN HÜKÜMLÜLER HAKKINDA, 5275 SAYILI YASA´NIN 1074. MADDESİNDE GÖSTERİLEN KOŞULLU SALIVERİLME SÜRESİ VE İNFAZ REJİMİ UYGULANMALIDIR.

4422 SAYILI YASA DÖNEMİNDE İŞLENEN SUÇA İLİŞKİN OLARAK LEHE OLAN İNFAZ KANUNUNUN BELİRLENMESİNDE; 3713 SAYILI KANUN´UN 5532 SAYILI KANUN İLE DEĞİŞTİRİLMEDEN ÖNCEKİ 171. MADDESİ HÜKÜMLERİ İLE SONRADAN YÜRÜRLÜĞE GİREN 5275 SAYILI KANUN´UN 1074. MADDESİ HÜKÜMLERİ ARASINDA LEHE KANUN DEĞERLENDİRMESİ YAPILDIĞINDA HER İKİ DURUMDA DA KOŞULLU SALIVERİLME İÇİN CEZAEVİNDE İYİ HALLİ OLARAK GEÇİRİLMESİ GEREKEN SÜRE HÜKMEDİLEN SÜRELİ HAPİS CEZASININ DÖRTTE ÜÇÜ OLMAKTADIR. BU DURUM İSE DEĞERLENDİRMEYE KONU EDİLEN HER İKİ KANUN HÜKMÜNÜN AYNI SONUCU VERDİĞİNİ GÖSTERMEKTEDİR.

İçtihat Metni

Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan hükümlü Nazım´ın 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair (Ankara Onbirinci Ağır Ceza Mahkemesi)´nin 22.10.2005 tarihli ve 2004145 esas 2005388 sayılı kararının infazı esnasında, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun´un 1074 ve 1081. maddelerine göre infaz edilecek cezadan 14 üzerinden indirim yapılmasına ilişkin (Ankara Onbirinci Ağır Ceza Mahkemesi)´nin 30.06.2010 tarihli ve 2010668 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun´un 1074. maddesinde yer alan "Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkumiyet halinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler." şeklindeki düzenleme örgüt üyesi olmak suçundan mahkum olmayı kapsamadığı halde, hükümlü hakkında cezasının 14´ünün indirilmesi suretiyle şartla tahliyenin uygulanmasına karar verilemeyeceği gözetilerek itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı´nın 08.06.2011 tarih ve 2011 751132699 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 28.06.2011 tarih ve 2011233630 sayılı tebliğnamesi ile Daireye ihbar ve dava evrakı tevdi kılınmakla;

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün üyesi olma suçundan verilen cezanın infazının ne şekilde yapılacağı hususu ile ilgili olarak;

1) 5237 sayılı TCK´nın yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden sonrasında işlenen suçlar bakımından:

5237 sayılı TCK´nın 589. maddesinin, örgüt mensubu suçlu hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına hükmedileceği hükmünü içerdiği, anılan hükmün örgüt mensubu olma kanuni sonucundan mahkumiyetin kanuni sonucu olarak uygulanan infaza ilişkin bir düzenleme olduğu ve kazanılmış hakka konu edilemeyeceği, aynı Kanun´un "Tanımlar" başlıklı 61-j maddesine göre örgüt mensubu suçlu deyiminden; bir suç örgütünü kuran, yöneten, örgüte katılan veya örgüt adına diğerleriyle birlikte veya tek başına suç işleyen kişinin anlaşılacağı, buna göre 5237 sayılı TCK´nın 220. maddesi kapsamındaki suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün üyesi olanlar hakkında 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun´un 1074. maddesinde gösterilen koşullu salıverilme süresi ve aynı maddede düzenlenen infaz rejiminin uygulanacağı,

2) Dava konusu olayda olduğu gibi 01.08.1999 ile 01.06.2005 tarihleri arasında yürürlükte bulunan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu döneminde işlenen suçlar bakımından:

5237 sayılı TCK´nın 72. maddesine göre suçun işlendiği zamanda yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun hükümlerinin farklı olması halinde hükümlünün lehine olan kanunun uygulanacağı ve infaz olunacağı, aynı maddenin 3. fıkrasına göre infaz rejimine ilişkin hükümlerin derhal uygulanacağı fakat koşullu salıverilmenin, infaz rejimine ilişkin hükümlerin derhal uygulanmasının istisnaları arasında sayıldığı dikkate alın-dığında; koşullu salıverme ile ilgili olarak da lehe infaz kanununun tespit edilmesi gerektiği; suç tarihinde yürürlükte bulunan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu´nun 13. maddesinde bu kanun kapsamına giren suçlardan mahkum olanlar hakkında Terörle Mücadele Kanunu´nun 17. maddesi hükümlerinin uygulanacağı atfının bulunduğu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu´nun 18.07.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki lehe olan 171. maddesine göre 647 sayılı Kanun´un 19. maddesinin bir ve ikinci fıkraları ile ek 2. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı ve koşullu salıverilme için hükümlülük süresinin dörtte üçünün iyi halli olarak çekilmesi gerektiği, bu durumda 3713 sayılı Kanun´un 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 171. maddesi hükümleri ile sonradan yürürlüğe giren ve yukarıdaki 1. bölümde uygulaması açıklanan 5275 sayılı Kanun´un 1074. maddesi hükümleri arasında yapılacak lehe kanun değerlendirmesinde, her iki durumda da koşullu salıverilme için cezaevinde iyi halli olarak geçirilmesi gereken sürenin hükmedilen süreli hapis cezasının dörtte üçü olacağı, bu durumda ise değerlendirmeye konu edilen her iki kanun hükmünün aynı sonucu vermesi ve 5275 sayılı Kanun´un 107. maddesinde öngörülen denetim süresinin infaz rejimine ilişkin olup TCK´nın 73. maddesine göre derhal uygulanması gerektiği sonucuna varıldığından;

Örgüt mensubu suçlunun cezasının infazına ilişkin olarak verilen Ankara Onbirinci Ağır Ceza Mahkemesi´nin 30.06.2010 tarihli ve 2010668 Değişik iş sayılı kararı ile anılan karara yönelik itirazın reddine dair Ankara Onikinci Ağır Ceza Mahkemesi´nin 26.01.2011 tarihli ve 201149 Değişik iş sayılı kararında bir isabetsizlik bulunmadığından ve kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran bu gerekçelerle yerinde görülmediğinden REDDİNE, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na TEVDİİNE, 02.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

İFTİRA, ŞİKAYET HAKKI

YARGITAY

4. Ceza Dairesi 2009/27469 E.N , 2012/1074 K.N.

İlgili Kavramlar

İFTİRA

ŞİKAYET HAKKI

İçtihat Metni

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun niteliği, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü :

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

Anayasanın 74.ncü maddesinde düzenlenen şikayet hakkı kullanılırken, belirli bir kimseye suç oluşturan bir eylemin yüklenmesinin şikayetin doğal sonucu olduğu gözetildiğinde;

Suç tarihinde P… Devlet Hastanesinde sözleşmeli ebe olarak görev yapan sanık F... A...´ın aynı hastanede Başhekim olan temyiz davasına konu iftira suçunun katılanı T... Ç... hakkında zorla ırzına geçtiği iddiasıyla şikayetçi olması, yapılan soruşturmada T... Ç...´ın tutuklanmasına karar verilmesi üzerine de tutuklamadan 14 gün sonra el yazılı dilekçesiyle şikayetinden vazgeçerek, zorla ırzına geçildiği iddiasının doğru olmadığını bildirmesi karşısında;

F... A...´ın hangi beyanının diğerine üstün tutulduğunu dosyadaki kanıtlarla birlikte değerlendirip taktir etme yetkisi mahkemeye ait olup, dosyada tanık anlatımları da bulunmasına ve dava açılması için yeterli şüphe nedeninin oluşmasına karşın soruşturmayı yapan Cumhuriyet Savcısının kamu davası açmak yerine delil taktiri yaparak mağdure F...´in sonraki beyanını önceki beyanına üstün tutmak suretiyle T... Ç... hakkında ırza geçme suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi iftira suçunun kesin kanıtı olamayacağı görüşüyle tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir,

Eyleme ve yükletilen suça yönelik O yer Cumhuriyet Savcısı ile katılanın temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye aykırı olarak, temyiz davasının esastan reddi ile hükmün ONANMASINA, 18.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

GÖREVİ SAVSAKLAMA-HASTAHANEYE YARALI GETİRİLENİN ÖLMESİ

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2003/1064

K. 2004/2055

T. 11.2.2004

• HASTAHANEYE YARALI GETİRİLENİN ÖLMESİ ( Görevli Doktor ve Hemşire Sanıklarca Yeterli Kontrol Muayene ve Müdahale Yapılmaması - Görevi Savsamak Veya Taksirle Ölüme Neden Olmak/Adli Tıp Kurumunca Kusur Oranlarının Tespiti Gerekeceği )

• GÖREVİ SAVSAMAK ( Hastahaneye Yaralı Getirilenin Görevli Doktor ve Hemşire Sanıklarca Yeterli Kontrol Muayene ve Müdahale Yapılmaması Nedeniyle Ölmesi - Ölüm Kaçınılmaz İse Bu Suçun Oluşacağı )

• TAKSİRLE ÖLÜME NEDEN OLMAK ( Hastahaneye Yaralı Getirilenin Görevli Doktor ve Hemşire Sanıklarca Yeterli Kontrol Muayene ve Müdahale Yapılmaması Nedeniyle Ölmesi - Ölümde Görevi Savsama Etkili İse Bu Suçun Oluşacağı )

• DOKTORUN YETERLİ KONTROL MUAYENE VE MÜDAHALE YAPMAMASI ( Hastahaneye Yaralı Getirilenin Ölmesi - Görevi Savsamak Veya Taksirle Ölüme Neden Olmak/Adli Tıp Kurumu Raporuna Göre Belirleneceği )

765/m.230,455/1-son

ÖZET : Trafik kazası sonucu hastaneye yaralı getirilen ölenin, görevli doktor ve hemşire olan sanıklar tarafından yeterli kontrol ve muayene ile gelişen klinik bulgulara uygun müdahale yapılmadığından ölmesi olayında, Yüksek Sağlık Şurası raporuna göre de 4/8 kusurlu kabul edilmeleri karşısında; tüm dosyaların Adli Tıp Kurumuna yollanarak, sanıkların savsamalarının olup olmadığı, sanıkların yasal sorumluluklarını yerine getirseler dahi ölümün gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda rapor alınıp, ölüm kaçınılmaz ise görevi savsama, ölümde bu savsama etkili ise taksirle ölüme neden olma suçundan hüküm kurulmalıdır.

DAVA : Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre koşulları bulunmayan duruşma isteğinin reddiyle yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

 

Ancak; trafik kazası sonucu hastane acil servisine getirilen ölenin, yapılan ilk müdahaleden sonra yatırıldığı ortopedi servisinde görevli sanık doktor İlker ile hemşire Hatice´nin uzun süre geçmesine rağmen zamanında ve yeterli kontrol-muayene ile ölende gelişen klinik bulgulara uygun gerekli müdahaleyi yapmak ya da yapılmasını sağlamaları gerekirken bunu yapmamaları nedeniyle Yüksek Sağlık Şurasının 28.12.2001 tarih ve 10448 sayılı kararı ile ölüm olayında her bir sanığın 4/8 oranında kusurlu bulunduğunun belirtilmiş olması karşısında; dosya ile birlikte, ölen ile ilgili tüm raporlar ile hastane kayıt ve belgeleri gönderilmek suretiyle, Adli Tıp Kurumundan sanıkların tedavide kusur veya savsamalarının bulunup bulunmadığı, bulunduğu saptandığı takdirde yükletilen savsama niteliğindeki eylemler ile ölüm arasındaki illiyetin belirlenmesine yönelik olarak, sanıkların kendilerine yasal normlar çerçevesinde yükletilen sorumluluklarını yerine getirmeleri durumunda dahi ölüm olayının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine ilişkin görüş alınarak; sanıkların bu yöndeki sorumluluklarını yerine getirmiş olmaları halinde yine de ölüm olayı kaçınılmaz biçimde gerçekleşeceği sonucuna varılması durumunda, eylemlerinin görevi savsama suçunu; ölüm olayının gerçekleşmesinde, sanıkların kendilerine yükletilen sorumluluklarını yerine getirmemelerinin etkili olduğu sonucuna varılması durumunda da taksirle ölüme neden olmak suçunu oluşturacağı ve kusur oranlarına göre cezalandırılmaları gerekeceği gözetilmeden, eksik soruşturmayla görevi savsama suçundan hüküm kurulması,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve sanıklar İlker, Hatice´nin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden ( HÜKMÜN BOZULMASINA ), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 11.2.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

GÖREVİ KÖTÜYE KULANMA-TAŞIT KANUNUNA AYKIRI DAVRANMA.

YARGITAY

4. Ceza Dairesi 2011/8646 E.N , 2012/771 K.N.

İlgili Kavramlar

237 SAYILI TAŞIT KANUNUNA AYKIRILIK

DERNEKLER YASASINA AYKIRI DAVRANMA

GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMAK

İçtihat Metni

1-Sanıklar A... Ç..., A... A..., M... T... ve İ... K... hakkındaki Dernekler Yasasına aykırı davranma suçlarına ilişkin hükümlere yönelik temyiz incelemesinde,

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre sanıkların Dernekler Yasasına aykırı davranma eylemlerinin soruşturulmasının 4483 sayılı Yasaya tabi olmaması nedeniyle zamanaşımını durduran bir sebep bulunmadığı anlaşılmakla dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Suçların oluştuğu 05.08.2003 tarihine göre temyiz süreci içinde dava zamanaşımının gerçekleştiği,

Anlaşıldığından sanıklar M... T..., A... A..., İ... K... ve sanık A... Ç... müdafilerinin ve katılan Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı vekilinin temyiz nedenleri yerinde bulunmakla, sanıklar yararına olduğu anlaşılan 765 sayılı TCY.nın 102/4,104/2 ve 5271 sayılı CYY.nın 223.maddeleri uyarınca, tebliğnameye aykırı olarak KAMU DAVALARININ DÜŞÜRÜLMESİNE,

2-Sanıklar E… A…. ve V… M... hakkındaki Taşıt Yasasına aykırı davranma suçlarına ilişkin hükümlere yönelik temyize gelince;

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre sanıkların araç görevlendirme oluru verme ya da oluru onaylama yetkileri bulunmadığı anlaşılmakla yapılan incelemede:

Eylemlere ve yükletilen suçlara yönelik katılan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı vekilinin temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye aykırı olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,

3-Sanıklar A... A... ve M... T... hakkındaki Taşıt Yasasına aykırı davranma ve görevde yetkiyi kötüye kullanma, sanıklar M... B..., Veramiz Mutlu, M... Engin, A... Ç…, E... A..., E... A..., A... Ö..., İ... K..., M... U... Y... hakkındaki görevde yetkiyi kötüye kullanma suçlarına ilişkin hükümlere yönelik temyize gelince;

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.           ,

Ancak;

a) Nevşehir Tarım İl Müdürlüğünde görevli teknisyenler E... A..., E... A..., M... U... Y... ve A... Ö...´ın N… T… Hizmet Derneği tarafından işletilen balya makinesi ile çiftçilere yapılan balya sayısı, bedelinin hesaplanması ve kayıtların tutulması ile görevli olmalarına karşın balya bedellerini ve bununla ilgili giderleri resmi olmayan kağıtlarda ve ajandalardaki notlarla takip ettikleri, balya bedellerinin bir kısmını tahsil etmedikleri bir kısmını ise geç yada eksik tahsil ederek çiftçilerin üzerinde bırakarak ve Nevşehir Tarım İl Müdürü ve N… T… Hizmet Derneği´nin Yönetim Kurulu Başkanı olan sanık M... T..., Tarım İl Müdür Yardımcısı olan sanık M... B... ve aynı kurumda Şube müdürü olan sanık A... A...´ün balya gelir ve giderleri üzerinde gerekli denetimi yapmayarak 19.819.025.108 TL kurum zararına sebebiyet verdikleri ; A… İlçe Tarım Müdürü olan sanık A... Ç... ve Şube Müdürü olan sanık A... Can A...´ün petrol bayiinden aldıkları mazot karşılığı fazla ödeme yapılmasına neden olduklarının ve sanıklar E... A....A... A...,M... T...,M... B..., V… M… ve İ... K...´ın temin edilen fidanları döner sermaye saymanlığı ve ambar kayıtlarına intikal ettirmeyerek gelir ve giderleri resmi olmayan kayıtlarla takip ederek usulsüz harcırah ödenmesine sebebiyet vererek kurumu zarara uğrattıkları yönünüdeki müfettiş raporu ve idari soruşturmadaki ön inceleme raporunda yer alan iddialar yöntemince irdelenip tartışılmadan yeterli bilimsel ve teknik açıklama ve gerekçe içermeyen 12.04.2010 havale tarihli bilirkişi raporuna dayanılarak yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi,

b) Sanıklar A... A... ve M... T...´in Tarım II Müdürlüğüne ait araçları N… T… Hizmet Derneğine ait fidanları almak ve dağıtımını yapmak için görevlendirme ve tahsis etme eylemlerinde 237 sayılı Taşıt Yasasının 16. Maddesindeki "tahsis olunduğu iş dışında kullanma" öğesinin ne şekilde oluşmadığı tartışılmadan yasal olmayan yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi,

c) Kabule göre de; beraat eden sanıklar yararına hükmolunan vekalet ücretinin Hazine yerine Katılan Tarım ve Köyişleri Bakanlığından alınmasına karar verilmesi,

Yasaya aykırı katılan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı vekilinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 17.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

GÖREVİ YAPTIRMAMAK İÇİN DİRENME GÖREVLİYE HAKARET

YARGITAY

4. Ceza Dairesi 2010/3735 E.N , 2012/404 K.N.

İlgili Kavramlar

GÖREVİ YAPTIRMAMAK İÇİN DİRENME

GÖREVLİYE HAKARET

İçtihat Metni

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1) Olay tarihinde sanığın kaçak olduğu bildirilen mazotu boşalttığı sırada şikayetçi polis memurlarınca yakalandığı, yakınanlarca sanığa yasal işlem yapılması sırasında tartışma çıktığı, tartışma sırasında sanığın görevlilere hakaret ettiği, kaçak akaryakıtı almak isteyen yakınanları" dağa çıkıp terörist olacağım hepinizi öldüreceğim" biçimindeki sözlerle tehdit ettiği, yakınan F…´in sol bacağı ön yüzüne elindeki huni ile vurarak yaralanmasına neden olduğu anlaşıldığından, sanığın eylemlerinin bir bütün halinde 765 sayılı TCY´nın 258/1 maddesindeki görevi yaptırmamak için direnme suçuna uyduğu gözetilmeden, görevliye direnme suçu ile birlikte 765 sayılı TCY´nın 266/1 maddesindeki görevliye hakaret suçundan da hükümlülük kararı verilmesi,

2) Kabule göre de;

Anayasa Mahkemesi´nin 11/03/2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 32/25 sayılı kararıyla 765 sayılı TCY.nın 258.maddesi 3.fıkrasının iptal edildiğinin gözetilmemesi,

Yasaya aykırı sanık M… Y... ´ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamaye aykırı olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 11/01/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

TAKSİRLE YARALAMA-89/1 EK SAVUNMA HAKKI VERİLMEMESİ

T.C.

YARGITAY

9. Ceza Dairesi

TÜRK MİLLETİ ADINA

Y A R G I T A Y İ L A M I

Esas No                : 2009/220          

Karar No              : 2010/11625

Tebliğname No : 9 - 2007/169043

İNCELENEN KARARIN;

Mahkemesi : İzmir 12. Asliye Ceza Mahkemesi

Tarihi     : 05/04/2007

Numarası            : 2007/82 - 2007/170

Sanık     : Mehmet TÜTÜN

Katılan  : Bilge Bayram

Suç         : Taksirle yaralama

Suç Tarihi            : 11.03.2006

Hüküm : TCK´nın 89/1, 53/6. maddeleri gereğince mahkumiyet

Temyiz eden     : Sanık müdafii

Tebliğnamedeki düşünce            : Bozma

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanık hakkında 5237 sayılı TCK´nın 89/4. maddesinin uygulanması talebiyle kamu davası açıldığı halde ek savunma hakkı tanınmadan 89/1. maddesi uyarınca ceza tayini suretiyle CMK´nın 226. maddesine muhalefet edilmesi,

Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeksizin hükmün öncelikle bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 10.11.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

TAKSİRLE YARALAMA-EK SAVUNMA HAKKI VERİLMESİ

T.C.

YARGITAY

12. Ceza Dairesi

TÜRK MİLLETİ ADINA

Y A R G I T A Y İ L A M I

Esas no : 2011/10963     

Karar no              : 2012/3127

Tebliğname no : 9 - 2010/128131

İNCELENEN KARARIN;

Mahkemesi : Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi

Tarihi     : 11/03/2010

Numarası            : 2009/1288 - 2010/464

Sanık     : Fatma Bahar Atılcan

Suç         : Taksirle yaralama

Suç Tarihi            :18/07/2009

Hüküm : 5237 sayılı TCK´nın 89/1, 89/2-b, 62, 52/2, 53/6. maddeleri gereğince mahkumiyet

Temyiz Eden      : Sanık müdafii

Tebliğnamedeki düşünce            : Bozma

Taksirle yaralama suçundan sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmü sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:

5271 sayılı CMK´nın 226/2. maddesi uyarınca cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanabileceği haller ilk defa duruşmada ortaya çıkarsa ek savunma hakkı verilmesi gerektiği, somut olayda ise trafik kazası tespit tutanağında sanığın sürücü belgesinin bulunduğunun tespit edildiği sürücü belgesinin geri alınmasının yargılamanın başından beri verilen cezaya ek olarak uygulanabilir nitelikte olup ek savunma hakkı verilmesini gerektirmediği anlaşılmakla tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin kusur dağılımına, teşdid uygulanmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmamış olmasına ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 16.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

SUŞ VASFI TAYİNİ--HIRSIZLIKMI-DOLANDIRICILIKMI

YARGITAY

6. Ceza Dairesi

E:2007/6748

K:2011/8822

Yakınana, sokakta adıyla hitap ederek önceden tanıyormuş gibi yaklaşıp, “dolar bozdurmak istediğini” söyleyerek, 200 Türk Lirası parasını kendisine vermesini sağladıktan sonra, ilerideki bir evi gösterip “dolar evde, ayrıca sana bir düğün davetiyesi var, alıp getireyim “ diyerek olay yerinden kaçan sanığın belirlenen kastının, yakınanın üzerindeki parayı çalmak olduğu, bu bağlamda somut eylemin 765 sayılı TCK´nun 491/ilk maddesinde tanımlanan hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, dolandırıcılık suçundan mahkumiyet hükmü kurulmuş ise de;

Somut olaya göre, sanığın eylemine uyan ve 765 sayılı TCK´nun 491/ilk maddesinde tanımlanan hırsızlık suçunun aynı Yasanın 102/4. maddesinde öngörülen 5 yıllık zamanaşımına bağlı olduğu, suçun işlendiği 10.02.2003 tarihinden inceleme tarihine kadar anılan Yasanın 102/4 ve 104/2. maddesinde öngörülen 7 yıl 6 aylık sürenin geçmiş bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Ahmet Y.... ve savunmanının temyiz itirazları ve tebliğnamedeki düşünce bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK´nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMASİNE, 27.06.2011 tarihinde obirliğiyle karar verildi.


 

KARŞILIKSIZ YARARLANMA-KABLOLU YAYINA BONE OLMADAN KULLANMA.

YARGITAY

11. Ceza Dairesi

E:2010/10806

K:2011/2783

Karşılıksız yararlanma suçundan sanık Bekir Y.....´ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 163/1, 62. maddeleri uyarınca 1 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun´un 51/2. maddesi gereğince katılan kurumun zararı olan 128 yeni Türk lirasının ödenmesi şartına bağlı olarak hapis cezasının ertelenmesine dair, Bakırköy 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/10/2007 tarihli ve 2007/304 esas, 2007/728 sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre;

1-Sanığın Türksat Uydu Haberleşme ve Kablo TV. A.Ş.´ne ait kablolu yayından abone olmadan kaçak bağlantı yaparak faydalanması eyleminin 5237 sayılı Kanun´un 163/2. maddesi kapsamında kaldığı dikkate alınmadan, yazılı şekilde uygulama yapılarak eksik ceza tayin olunmasında,

2-Sanık hakkında verilen 1 ay 20 gün kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezanın ertelenmiş olmasına nazaran, 5237 sayılı Kanun´un 51/3. maddesi uyarınca denetim süresi belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesindeİsabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 16.06.2010 gün ve 2010/7323/39059 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay C. Başsavcılığının 29.06.2010 gün ve KYB.2010/153264 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü:

İncelenen dosya içeriğine göre, kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarname içeriği yerinde bulunduğundan, Bakırköy 13.Asliye Ceza Mahkemesinin 03.10.2007 gün ve 2007/304 esas, 2007/728 sayılı kararının CMK.nın 309.maddesinin 4.fıkrasının (c) bendi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak koşuluyla BOZULMASINA, ihbarnamenin ikinci bendinde yer alan bozma nedeni yönünden aynı maddenin 4.fıkrasının (d) bendine göre karar verilmesi mümkün olduğundan hükme "sanığın 5237 sayılı TCK.nın 51.maddesinin 3.fıkrası uyarınca takdiren 1 yıl müddetle denetim süresine tabi tutulmasına, denetim süresinde sanığa rehberlik edecek uzman kişinin görevlendirilmesine yer olmadığına, denetim süresinin iyi halli olarak geçirildiği takdirde cezanın infaz edilmiş sayılmasına" ibareleri eklenmesine, hükümdeki diğer hususların aynen yerinde bırakılmasına, infazın bu hükme göre yerine getirilmesine, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 24.6.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

TEHDİD SİLAHLI-MALA ZARAR VERME-GÜVENLİĞİ TEHLİKEYE.SOKMA

YARGITAY

8. Ceza Dairesi

E:2009/3057

K:2011/5449

Silahlı Tehdit

Mala Zarar Verme

Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması

Özet

Evde bulunduğu sırada aralarında husumet bulunan mağdurun evine ve evinin altında bulunan işyerine ateş ederek ev ve işyerinin camlarının kırılmasına sebep olan sanıkların eylemlerinin, belli bir kişiye yönelik olması nedeniyle 5237 sayılı TCK´nın 106/2-a ile aynı Yasa´nın 106/3. madde ve fıkrası yollaması ile 151/1. madde ve fıkralarında düzenlenen silahlı tehdit ve mala zarar verme suçlarını oluşturduğu gözetilmelidir.

5237 s. Yasa m. 106/2-a,106/3,170/1

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak:

1- Sanıkların, evde bulunduğu sırada aralarında husumet bulunan mağdurun evine ve evinin altında bulunan işyerine ateş ederek ev ve işyerinin camlarının kırılmasına sebebiyet vermek şeklinde gerçekleşen eyleminin belli bir kişiye yönelik olması nedeniyle 5237 sayılı TCK´nın 106/2-a ile aynı Yasa´nın 106/3. madde ve fıkrası yollaması ile 151/1. madde ve fıkralarında düzenlenen silahlı tehdit ve mala zarar verme suçlarını oluşturduğu gözetilmeden, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan hüküm kurulması,

2- Sanıklar müdafiinin 09.04.2007 tarihli duruşmadaki lehe hükümlerin uygulanmasına ilişkin isteminin takdiri indirim ve seçenek yaptırımları da kapsadığı gözetilmeden, bu hususta bir karar verilmemesi,

3- Sanık Veysi´nin tekerrüre esas sabıkalarının olması karşısında, cezasının 5237 sayılı TCK´nın 58. maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve infazdan sonra uygulanmak üzere denetimli serbestlik tedbirine karar verilmemesi yasaya aykırı,

4- Sanık Erkan hakkında kurulan hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun´un 562. maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231. maddesi ve bu maddenin 6. fıkrasına 25.07.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6008 sayılı Yasa´nın 7. maddesi ile eklenen cümle gözetilerek, koşullarının varlığı halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılması zorunluluğu,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sanıkların genel güvenliği kasten tehlikeye sokma suçundan CMUK´nın 326/son madde ve fıkrası uyarınca ceza süresi ve tekerrür uygulaması itibariyle kazanılmış hakkı saklı kalmak kaydıyla, hükümlerin 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi gereğince bu sebeplerden dolayı (BOZULMASINA), 23.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

GÖREVİ YAPTIRMAMAK İÇİN DİRENME

YARGITAY

4. Ceza Dairesi

E:2011/5249

K:2011/8707

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak; 

1. Sanıkların görevli polis memurlarına karşı hangi eylemleriyle cebir, şiddet ve tehdit kullanarak direndikleri açıklanmadan, ´Polislere karşı güç kullandıkları´ biçimindeki soyut ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması,

2. Kabule göre de;

a. Suçun birden fazla kişi tarafından ve dört görevli polis memuruna karşı işlenmesi nedeniyle sanıklar hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 265/3 ve 43/2. maddelerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

b. 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 62. maddesinde öngörülen ´Failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar´ irdelenmeden ve susma hakkı bulunan sanıkların ´Suçu inkar ettikleri´ biçimindeki yasal olamayan yetersiz gerekçe ile anılan maddenin uygulanmamasına karar verilmesi,

c. Suç tarihinde 18 yaşından küçük olan sanıklar Hıdır İlik ve Ramazan Tuç hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 31/3. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

d. Suç tarihinde 18 yaşından küçük olan sanıklar Hıdır İlik ve Ramazan Tuç hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun 24. üncü maddesi uyarınca ´Uzlaşma´ hükümlerinin uygulanmaması,

e. Sanık Kadir Çetintaş hakkında, 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 53/1. maddesi uyarınca hükmolunan hak yoksunluklarının uygulanma süresinin kararda gösterilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş ve sanıklar Hıdır İlik ve Ramazan Tuç müdafii ile Sanık Kadir Çetintaş temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 1412 sayılı Ceza Yargılama Yasasının 326/son maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 21/06/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

KORKU KAYGI PANİKYARATMEK İCİN ATEŞ ETMEK-RUHSATSIZ SİLAH.

YARGITAY

8. Ceza Dairesi

E:2010/15746

K:2011/5118

Gereği görüşülüp düşünüldü:

1- Sanık hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde;

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin tahkikat neticelerine uygun olarak tecelli eden kanaat ve takdirine, tetkik olunan dosya içeriğine göre sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün (ONANMASINA),

2- Sanık hakkında genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak ve silahla tehdit suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesine gelince;

Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak:

Sanığın mağdurun işyerine girerek içeride müşterilerin de bulunduğu bir anda ruhsatsız tabancası ile 4 kez yere doğru ateş edip ardından "bir dahaki sefere kafana sıkacağım" diyerek tehditte bulunmaktan ibaret eylemi nedeniyle sanık hakkında silahla tehdit ve korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçlarından açılan davalarda, 765 sayılı TCK.nun 264/7. madde ve fıkrasındaki "... eylem başka bir suçu oluştursa bile ..." şeklindeki düzenleme nedeniyle, suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK.na göre sanığın eyleminin hem korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme hem de silahla tehdit suçunu oluşturacağı, ancak anılan düzenlemeye 5237 sayılı TCK.nun 170/1-c madde ve fıkrasında yer verilmemesi karşısında aynı Yasanın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralı uyarınca en ağır cezayı gerektiren fiilden hüküm kurulması ve buna göre de, sanığın lehine olan 5237 sayılı TCK.nun 106/2-a madde ve fıkrası uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, silahla tehdit ve korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçlarından ayrı ayrı mahkumiyet hükümleri kurulması,

Bozmayı gerektirmiş sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan CMUK.nun 326/son madde ve fıkrası uyarınca ceza miktarı bakımından sanığın kazanılmış hakları saklı kalmak koşuluyla hükmün bu sebepten dolayı istem gibi (BOZULMASINA), 16.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

 
                                  Sayaç
Bugün Tekil: 140 Bugün Çoğul: 0 Dün Tekil: 308 Toplam Tekil: 218096 Toplam Çoğul: 30
        Dataişlem