TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
YARGITAY CEZA DAİRELERİ KARARLARI 5(HIRSIZLIK-ALACAĞINA KARŞI MAL ALMA -SUÇ VASFI TEMYİZLERİNDE-PARA CEZA MİKTARLARINA BAKILMAZ-İDDANAMENİN İADESİ-KARŞILIKSIZ YARARLANMA SUÇU) / 25-01-2013

 

 

 

FUHŞİYATA ZORLAMA SUCUNUN- İNSAN TİCARETİ SUCUNA DÖNÜŞTÜĞÜ - FUHUŞ SUÇUNUN (TCK.227) İNSAN TİCARETİNE (TCK.80) DÖNÜŞTÜĞÜ YERDE YARGITAY CEZA DAİRESİ KARARI.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi Esas No : 2010/16250 Karar No : 2011/1925

Tebliğname No: 8 - 2010/208074

SUÇ : İnsan ticareti ve insan ticareti suçuna yardım etme

Oluşa, dosya içeriğine, sanıkların tevilli ikrarlarına göre Mağdurenin evli olup, 4 yıldır eşinden ayrı olduğu, 7 ay kadar önce sanık T. ile tanıştığı ve küçük çocuğu ile beraber sanıkla yaşamaya başladığı, sanık T´nin okuma yazma bilmeyen, gidecek yeri ve kazanç getiren işi bulunmayan mağdurenin çaresizliğinden yararlanarak fuhuş yaptırmak amacı ile bulduğu müşterilere götürerek rızası dışında fuhuş yaptırdığı, müşterilerden alınan paraları kendi hesabına bankaya yatırdığı, sanık T´nin uygun olmadığı zamanlarda da mağdureyi aynı evde yaşayan sanık Y´nin fuhuş için müşterilere götürdüğü, sanıkların mağdureyi muhtelif yerlerde barındırdıkları, mağdurenin ayrılmak istediğini bildirdiğinde ise sanık T´nin, polise şikayeti halinde kezzap dökmek ve öldürmek ile tehdit ettiği, kaçmasını engellemek için de mağdurenin nüfus cüzdanına el koyduğu, ayrılmak isteyen mağdureyi sanık T´nin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı, kavga olayının polise ihbarı üzerine durumun ortaya çıktığı, bu suretle sanıklara atılı İNSAN TİCARETİ SUÇUNUN gerçekleştiği anlaşılmakla;

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin tahkikat neticelerine uygun olarak tecelli eden kanaat ve takdirine, tetkik olunan dosya münderecatına göre hükmün (ONANMASINA), 14.3.2011 tarihinde karar verildi.

TÜRK CEZA KANUNU.

İlgili madde: İnsan ticareti

MADDE 80. - [1] (19.12.2006 T. 5560 sk. değ.) Zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak veya esarete tâbi kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak, nüfuzu kötüye kullanmak, kandırmak veya kişiler üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle kişileri ülkeye sokan, ülke dışına çıkaran, tedarik eden, kaçıran, bir yerden başka bir yere götüren veya sevk eden ya da barındıran kimseye sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası verilir.

[2] Birinci fıkrada belirtilen amaçlarla girişilen ve suçu oluşturan fiiller var olduğu takdirde, mağdurun rızası geçersizdir.

[3] Onsekiz yaşını doldurmamış olanların birinci fıkrada belirtilen maksatlarla tedarik edilmeleri, kaçırılmaları, bir yerden diğer bir yere götürülmeleri veya sevk edilmeleri veya barındırılmaları hâllerinde suça ait araç fiillerden hiçbirine başvurulmuş olmasa da faile birinci fıkrada belirtilen cezalar verilir.

[4] Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur. (Ağır Ceza


 

HIRSIZLIK-(İHKAK-I HAK)ALACAĞINA KARŞILIK MAL ALMA(YTCK)

T.C. YARGITAY 2. Ceza Dairesi E:2006/6110 K:2006/12290 T:21.06.2006

5237 s. Yasa m. 144/1-b

765 s. Yasa m. 308

İhkak-ı hak suçundan sanık Zehra Kaplan’ın, 765 sayılı Türk Ceza Kanunun 308 / 1, 119. maddeleri uyarınca 327.156.148 Türk lirası ağır para cezası ile cezalandırılmasına dair, GAZİOSMANPAŞA 2.Sulh Ceza Mahkemesinin 31.12.2002 tarihli ve ... sayılı ceza kararnamesinin infazı sırasında, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun lehe hükümlerinin uygulanması talebi üzerine, anılan kanunda eylemin suç olarak düzenlenmediğinden bahisle sanığın beraatine dair, aynı Mahkemenin 18.09.2005 tarihli ve ... sayılı ek karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 28.04.2006 gün ve 18196 sayılı yazılı emre müsteniden dava dosyası C. Başsavcılığının 31.05.2006 gün ve … sayılı ihbarnamesiyle daireye gönderilmekle okundu;

Mezkür İhbarnamede;

Dosya kapsamına göre, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 7/2, 5252 sayılı Türk Ceza Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9 / 3. maddesindeki “lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.”şeklindeki düzenleme ile Yargıtay 1.Ceza Dairesinin 18.11.2005 tarihli ve 2005 / 2691 – 3395 sayılı ve Yargıtay 10.Ceza Dairesinin 13.10.2005 tarihli ve 2005 / 10431 – 12718 sayılı ilamlarına nazaran, sonraki kanunun unsurlarının veya özel hallerinin değişmesi, cezanın teşdiden tayini nedeni sayılacak olguların tartışılması, alt ve üst sınırlar arasında bir oran belirlenmesi yada artırım veya indirim sebeplerinin değerlendirilmesi, cezanın paraya veya tedbire çevrilmesi veya ertelenmesi hususunda mahkemece takdir hakkının kullanılması ve böylece bireyselleştirme yapılmasının zorunlu olduğu hallerde ise, durusma açılmak suretiyle tüm bunların neden ve gerekceleri de gösterilerek hüküm kurulması gerekeceği gozetilmeden evrak uzerinde karar verilmesınde,

Sanıga isnat edilen ihkak-ı hak suçunun 5237 sayılı Kanunda suc olarak düzenlenmediğinden bahisle beraatine dair karar verilmiş ise de, sanığın, kiracısı olan müştekinin kendisine olan kira borcundan dolayı habersizce evine girerek televizyonunu almak şeklinde mahkemesince belirlenen eyleminin, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 144 / 1 - b. maddesi kapsamında düzenlendiği, bu nedenle sanığın eylemine uyan 765 sayılı Kanunun 308 / 1 maddesi ile 5237 sayılı kanunun 144 / 1 – b maddesinin birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe olan kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğinin dikkate alınmamasında, isabet gorülmediğinden 5271 Sayılı C.M.K.’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın bozulması luzumu yazılı emre atfen ihbar olunmuştur.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Sanığın dava konusu yapılan eyleminin 5237 sayılı T.C.K.’nun 144. maddesinın 1 / b fıkrası kapsamında kalıp kalmadıgının tartısılarak bu madde kapsamında olduğunun kabulü halinde 765 sayılı T.C.K.’nun 308 / 1. maddesi ile 5237 sayılı T.C.K.’nun 144. maddesinin 1 – b fıkrasında öngörülen cezalar karşılaştırılarak lehe olan Kanuna göre hüküm kurulması, sanığın dava konusu yapılan eyleminin 5237 sayılı T.C.K.’nun 144. maddesinin 1 / b fıkrasına uyan suçu oluşturmadığının belirlenmesi halinde sanığın beraatine karar verilmesi ve bu işlemlerin duruşmalı yapılması gerektiği nazara alınmadan 5237 sayılı T.C.K.’nunda ihkak- ı hak suçunun bağımsız bir suç olarak düzenlenmediği gerekçesi ile karar verilmesi isabetsiz olup kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden GAZİOSMANPAŞA 2.Sulh Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 18.10.2005 gün ve … sayılı ek kakarın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesinin 4.fıkrasının C bendi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere BOZULMASINA, 21.06.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



HIRSIZLIK- ALACAĞINA KARŞI MAL ALMA 

T.C. YARGITAY
10. Ceza Dairesi E:2004/18933 K:2005/19582 T:26.12.2005

5237 s. Yasa m. 141,144/1-b

Hırsızlık suçundan sanık İdris hakkında Tokat Asliye Ceza Mahkemesi´nce yapılan yargılama sonunda 4.7.2003 tarih ve 2002/713 esas 2003/417 karar sayılı beraat kararı verildiği; hükmün katılan vekili tarafından süresi içinde temyiz edildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bozma isteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 1.10.2004 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüsüldü:

KARAR : Suca konu 60 AH 065 plakalı otomobili katılan Murat´la birlikte satın aldıklarını ve bedelinin büyuk bir kısmını odediğinı, buna ragmen Murat´ın bu otomobili eşi olan katılan Ayla üzerine tescil ettirdiğini, aracın kendisine ait olduğunu ileri süren sanığın yasal yollara müracaat hakkı varken, alacağını tahsil etmek için otomobili alıp goturmekten ibaret eyleminin kendiliğınden hak almak sucunu oluşturup olusturmadıgının, ayrıca 5237 sayılı TCK.nun 144/1. maddesinin ( b ) bendine uyup uymadığının tartışılmasında zorunluluk bulunması, SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün istem gibi BOZULMASINA 26.12.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

SUÇ VASFI TEMYİZLERİNDE-PARA CEZA MİKTARLARINA BAKILMAZ.

T.C. YARGITAY YASA YARARINA BOZMA 4. Ceza Dairesi TÜRK MİLLETİ ADINA YARGITAY İLAMI Esas No : 2007/8601 Karar No : 2007/8929

Tebliğname No : YYB/2007143280

Hakaret suçundan sanık Türk Ceza Yasasının 125/1-1. cümle,

125/3-a, 31/3, 52. maddeleri uyarınca 600.00 Yeni Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair, Sivas 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 09.04.2007 tarihli ve 2006/447 esas, 2007/214 sayılı karar aleyhine Adalet Bakanlığınca verilen 19.06.2007 gün ve 32262 sayılı Yasa Yararına Bozma isteğini içeren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.07.2007 gün ve 143280 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi ve gereği görüşüldü:

Tebliğnamede "Dosya kapsamına göre, sanık hakkında 125/1-1. cümle 125/3-a maddeleri uyarınca hükmolunan 1 yıl hapis cezasının anılan Yasanın 50/1-a maddesine göre adli para cezasına çevrilmesinde 365 gün yerine, 45 gün adli para cezasına hükmedilmek suretiyle sonuç para cezasının eksik tayin olunmasında isabet görülmemiştir" denilmektedir.

CYY´nın 260/1. maddesi uyarınca "Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır."

1412 sayılı CYY´nın 305/2-1 maddesi ise;

" 1. Ikimilyar liraya kadar (İkimilyar dahil) para cezalarına dair olan hükümler,

2. Yukarı sınırı onmilyar lirayı geçmeyen para cezasını gerektiren suçlardan dolayı verilen beraat hükümleri,

3. Bu Kanun ile sair kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümler, temyiz olunamaz." hükmünü öngörmektedir.

5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyannca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYY´nın 305/1.maddesi hükmüne göre, mahkemece hakaret suçundan verilen 600 YTL adli para cezası miktarı itibarıyla kesin ise de, Ceza Genel Kurulunun 04.10.1993 tarihli 2-187/222 sayılı kararında da belirtildiği gibi, YARGITAYIN DURAKSAMASIZ UYGULAMALARINA GÖRE TÜR VE MİKTARI İTİBARIYLA KESİN OLAN KARARLARIN DAHİ SUÇ VASFINA YÖNELİK TEMYİZİ HALİNDE YARGITAY DENETİMİNE TABİ TUTULACAKLARI, BU DURUMUN MADDİ GERÇEĞİN ORTAYA ÇIKARILMASINI AMAÇLAYAN CEZA YARGILAMASININ DOĞAL SONUCU OLDUĞU BENİMSENMEKTEDİR. BUNA GÖRE SONUÇ ADLİ PARA CEZASI MİKTAR İTİBARİYLE TEMYİZ KESİNLİK SINIRININ ALTINDA KALMIŞ OLSA BİLE VASIF VE TÜRE YÖNELİK TEMYİZLER KESİNLİK SINIRININ AŞILMADIĞI GEREKÇESİYLE REDDOLUNAMAZ.

Açıklanan gerekçelerle yoklukta verilen kararın sanığa tebliği ve temyiz edilmemesi durumunda kesinleştiğinin kabulü gerekmektedir.

Sivas 1. Sulh Ceza mahkemenin 09.04.2007 gün ve 2006/447-2007/214 sayılı kararının

sanık tebliğ edilmediği ve dolayısıyla kesinleşmediği, anlaşıldığından

Tebliğnameye aykırı olarak Yasa Yararına Bozma isteminin REDDİNE, tebligat eksikliğinin mahallinde giderilmesine, dosyanın Yargıtay C.Başsavcılığına İADESİNE, 06.11.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bu karardan da anlaşılacağı üzere suçun vasfına yönelik temyizlerde miktara bakılmıyor.


 

İDDANAMENİN İADESİ

Daire:2 Tarih:2007 Esas No:2007/12931 Karar No:2007/12347

Kaynak:Soruşturma Dosyası

İlgili Maddeler:CMK 174

İlgili Kavramlar:İDDİANAMENİN İADESİ

İDDİANAME ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE

DAVACI : KH

MAĞDUR : A.K.

ŞÜPHELİ : N.T.

MÜSTEKİ-SÜPHELİ : B.Ö.

SUÇ : Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma

(Şüpheli N. ve B. İçin)

Taksirle Yaralama (Şüpheli N. İçin).

SORUŞTURMA EVRAKI İNCELENDİ

Suç tarihinde şüpheli N.T.´ın sevk ve idaresindeki 45 … plaka sayılı otomobili S… istikametinde K… Köyü istikametine gitmekte iken karşı yönden gelen müşteki-şüpheli B.Ö.´nın sevk ve idaresindeki 45 … plaka sayılı motosiklet ile çarpıştığı, çarpışma sonucu mağdurun ile müşteki-şüphelinin doktor raporunda belirtildiği şekilde yaralandığı, mağdurun yaralanması sebebiyle şikayetçi olmadığını beyan ettiği, müşteki-şüphelinin ise şikayetçi olduğunu ve uzlaşmak istemediğini beyan ettiği anlaşılmıştır.

Kaza sonrası yapılan adli muayenede şüpheli N.T.´ın % 2,50 promil, müşteki-şüpheli B.Ö.´nın da % 1,25 promil alkollü olduğu tespit edilmiştir.

Şüphelilerin nüfus ve sabıka kayıtları getirtilmiş, müşteki-şüpheli B.´nin sabıkasız olduğu, şüpheli N.´nin ise tekerrüre esas teşkil etmez nitelikte eski sabıkasının bulunduğu görülmüştür.

Alkollü olmaları sebebiyle güvenli şekilde araç kullanma yetisinden yoksun olmalarına ve emniyetli şekilde araç sevk ve idare edemeyecek durumda olmalarına rağmen trafiğe çıkarak kişilerin hayat ve malvarlığı açısından tehlike yaratan şüpheli N.T. ile müşteki-şüpheli B.Ö.´nın TCK´nın 179.maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işledikleri ayrıca şüpheli N.´ın meydana gelen trafik kazasında müşteki-şüpheli B.´nin yaralanmasına sebebiyet vererek taksirle yaralama suçunu işlediği anlaşılmakla,

Şüphelilerin Mahkemenizde yargılamaları yapılarak,

Şüpheli N.T.´nin eylemine uyan TCK´nın 179/3 delaletiyle 179/2 ve 89/1-4 maddeleri gereğince cezalandırılmasına, cezasının infazı tamamlanıncaya kadar TCK´nın 53. maddesinde sayılan hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına TCK´nın 53/6. maddesi gereğince sürücü belgesinin geri alınmasına,

Müşteki-şüpheli B. Ö.´nın eylemine uyan TCK´nın 179/3 delaletiyle 179/2. maddesi gereğince cezalandırılmasına, cezasının infazı tamamlanıncaya kadar TCK´nın 53. maddesinde sayılan hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına karar verilmesi kamu adına talep ve iddia olunur.

İDDİANAME İADE KARARI

...

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Saruhanlı C.Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede, şüpheli N.T.´ın taksirle iki kişinin yaralanmasına sebebiyet vermek suçundan cezalandırılması talep edilmişse de, dosya içerisinde yaralılardan olan mağdur A.A.´ın, dava konusu kaza sonrası adli raporunun bulunmadığı, bir tek mağdurun kaza nedeniyle yaralandığına dair beyanının yer aldığı, kaza tarihi göz önünde bulundurulduğunda, mağdurun bu aşamadan sonra adli raporunun alınması sonuca etkili ve sağlıklı sonuç doğurmayacağından, mağdurun yaralanıp yaralanmadığı hususunun aynı motorsiklette seyahat ettikleri diğer şüpheli B.Ö.´dan ve ayrıca mağdur 13.02.2007 tarihli savcılıktaki ifadesinde, genel durumunun iyi olması sebebiyle jandarmanın kendisini doktora sevk etmediklerini beyan ettiğinden, jandarmadan da sorulmak suretiyle tespit edilmesi gerektiği, şüpheli N.T.´ın üzerine atılı suçun takibinin şikayete bağlı olduğu, mağdur A.A."ın dava konusu olay nedeniyle kimseden şikayetçi olmadığını belirttiğinden, bu beyanın suçun nitelendirilmesinde değerlendirilmesi gerektiği, şüpheli N.T. hakkında, TCK.nun 53/6 maddesinin tatbiki talep edilmiş olmasına rağmen, şüpheliye ait sürücü belgesinin onaylı suretinin celp edilmediği, şüphelilerin cezalandırılması talep edilen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunda, adli raporlarında belirtilen alkol oranlarının, güvenli şekilde araç kullanmalarını engelleyici seviyede olup olmadığı yönünde tespitin yapılmadığı anlaşılmakla, bu yönlü eksikliklerin giderilmesi amacıyla iddianamenin iadesine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:

Yukarıda açıklanan gerekçe ve oluşan vicdani kanıya göre;

Şüpheli hakkında tanzim olunan iddianamenin CMK.nun 174/1-b maddeleri gereğince İDDİANAMENİN İADESİNE.

Karar kesinleştiğinde dosyanın gereğinin ifası için Saruhanlı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine,

İtiraz yasa yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda karar verildi. 21.03.2007

İDDİANAMENİN İADESİ KARARINA İTİRAZ

İTİRAZ EDEN : Serkan BUDAKOĞLU Cumhuriyet Savcısı - 97923

İTİRAZ OLUNAN KARAR : Saruhanlı Asliye Ceza Mahkemesinin 21.03.2007 tarih ve 2007/10 iddianame İade Nolu kararı. 21.03.2006

İTİRAZ GEREKÇESİ

Cumhuriyet Başsavcılığımızca taksirle yaralama ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçlarından suçundan şüpheliler hakkında iddianame düzenlendiği ve Saruhanlı Asliye Ceza Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı ile şüpheli N.´ın üzerine atılı taksirle yaralama suçunun takibinin şikayete bağlı olduğu kaza nedeniyle yaralanan ancak şikayetçi olmadığını beyan eden mağdur A.´ın bu beyanının suçun nitelendirilmesinde değerlendirilmesi gerektiği, şüpheli N. hakkında TCK´nın 53/6.maddesinin uygulanması istenilmiş olmasına rağmen bu şüpheliye ait sürücü belgesinin onaylı suretinin celp edilmediği, şüphelilerin adli raporlarında belirtilen alkol oranlarının güvenli şekilde araç kullanmalarını engelleyici seviyede olup olmadığı yönünde tespit yapılmadığı gerekçesiyle Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2007/57 numaralı iddianamesinin iadesine karar verilmiştir.

Dosya içerisinde mevcut şüphelilere ilişkin adli raporlarda şüpheliler N.´ın %2,50 promil ve şüpheli B.´ın %1,25 promil alkollü olduğu tespit edildiği, bu hali ile şüphelilerin tespit edilen alkol miktarlarının trafik mevzuatına göre izin verilen 0,50 promil olan seviyenin çok üzerinde olduğu, bu miktarda alkollü iken trafiğe çıkan ve trafik kazasına sebebiyet veren şüphelilerin güvenli şekilde araç kullanamayacak durumda olduklarının kabul edilmesi gerektiği, izin verilen yasal miktarın 0,50 promil olarak tespit edilmesi ile bu miktar üzerindeki alkollü kişinin güvenli şekilde araç kullanmayacağının zımni olarak işaret ettiğini ve meydana gelen kazanın da bu durumu doğruladığı kabul etmek gerektiği, alkolün vücut ve davranışlar üzerindeki etkisine ilişkin bilimsel açıklamalarda 0,5 promil için (Yasal Sınır); belirgin bir gevşeme, dikkatin azalması, koordinasyon ve muhakeme bozukluğunun başlaması, 0,8 promil için; koordinasyon, algı ve muhakemede belirgin bozulma, tepki zamanının, kendini kontrol etme becerisinin zarar görmesi, 1,0 promil için; sarhoşluk belirtileri, muhtemel mahcup edici davranışlar, bir an neşeli bir an üzgün olmak gibi ruh halinde gidip gelmeler, 1,5 promil için; ayakta durma, yürüme ve konuşmada güçlük çekme, denge ve koordinasyonun kaybedilmesi, belirgin olarak sarhoşluk hali, 2,0 promil için; ağrı ve diğer fiziksel duyumların azalması, ağlama ve gülme arasında gidip gelmek gibi belirgin duygusal tutarsızlıklar, 3,0 promil için; reflekslerin azalması, bilinçte bulanıklık, pek çok kişide bilinç kaybı tespitlerinin belirtildiği dikkate alındığında 2,50 ve 1,25 oranında alkollü olan şüphelilerin güvenli şekilde araç kullanamayacak durumda olduklarını kabul etmenin hayatın olağan akışına uygun olduğu, hayatın olağan akışına uygun olan bu durumun ayrıca rapor ile belgelendirmek gerekmediği, ancak mahkemece yine de bu konuda rapor aldırılması düşünülüyor ise alkol oranları soruşturma aşamasında tespit ettirilen şüphelilere ilişkin bu yönlü rapor aldırılmasının yargılama aşamasında her zaman mümkün olduğu, bu yönlü rapor aldırılmamasının iddianamenin iadesini gerektiren bir eksiklik olmadığı, Cumhuriyet Başsavcılığımızın bu suça ilişkin şimdiye kadarki uygulamasının da bu doğrultuda olduğu dikkate alındığında bu gerekçeye dayanan iade kararının usul ve yasaya aykırı olduğu,

Kazada yaralanan mağdur A.´ın şikayetçi olmadığını beyan etmesi sebebiyle şüphelilerin taksirle yaralamaya ilişkin eylemlerinin TCK´nın 89/1 maddesi kapsamında olabileceği ve bu suç yönünden görevli mahkemenin değişmesi söz konusu ise de; mahkemenin iade kararında mağdur A.´ın bu beyanının suçun nitelendirilmesinde değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş ve açıkça görev yönüyle iddianamenin iadesine karar verilmemiştir. Mağdur A.´ın şikayetçi olmadığını beyan etmesi sebebiyle ve bu durum dosya içeriğinden açıkça anlaşıldığı halde mahkemenin iddianame konusu yaralama eyleminin TCK´nın 89/1 maddesi kapsamında kaldığı gerekçesiyle iddianamenin açıkça görev yönüyle iadesine karar vermesi mümkün iken ve iddianamede belirtilen görev nitelendirmesi ile bağlı değil iken böyle yapmayıp mağdurun şikayetçi olmaması durumunun Cumhuriyet savcısınca suçun nitelendirmesinde değerlendirilmesi gerekçesiyle bu hususu iade nedeni yapması da doğru olmayıp usul ve yasaya aykırıdır.

Yine mahkemece iade gerekçesi olarak sayılan şüpheli N. hakkında TCK´nın53/6.maddesinin uygulanmasının istenmesine rağmen bu şüpheliye ait sürücü belgesinin onaylı suretinin istenmemiş olması yargılama aşamasında tamamlanması mümkün olup suçun sübutuna mutlak surette etki eden bir delil de olmadığından ve 5271 Sayılı CMK´nın 174.maddesinde öngörülen iade nedenlerinden biri olarak kabul edilemeyeceğinden mahkemenin bu hususu da iade kararına dayanak yapması doğru olmayıp karar bu yönüyle de usul ve yasaya aykırıdır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle mahkemenizin iddianamenin iadesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmakla,

Mahkemenizin yukarıda tarih ve numarası belirtilen iddianamenin iadesi kararının KALDIRILMASINA, Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2007/122 Esas ve 2007/57 İddianame numarası ile düzenlenen İDDİANAMENİN KABULÜNE,

İtirazımız kabul edilmezse itiraz konusunda karar verilmek üzere dosyanın MANİSA AĞIR CEZA MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,

Karar verilmesi kamu adına talep olunur.

MANİSA AĞIR CEZA MAHKEMESİNİN KARARI

İddianamenin iadesine dair Saruhanlı Asliye Ceza Mahkemesinin 21.03.2007 gün 2007/57 -10 sayılı kararı Saruhanlı Cumhuriyet Savcısı tarafından 22.03.2007 gün ve 2007/8 sayılı yazıları ile itiraz edilmekle, itiraza konu dosya mahkememize gönderilmekle incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

5271 Sayılı CMK.nun 170/3 maddesi gereğince iddianamenin görevli ve yetkili mahkemeye düzenleneceği belirtilmiş olup,

İtiraz gerekçesinde mahkeme gerekirse görevsizlik verebilir gibi gereksiz ve işi uzatmaya dönük gerekçenin kabul edilir yanı bulunmadığı,

5271 Sayılı CMK.nun 170/4 maddesinde "... olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır" kuralı dikkate alındığında alınmayan, toplanmayan delillerle ilişkilendirme yapmak kanunun amir hükmünün yerine getirilmemesi sonucu doğuracaktır.

5271 Sayılı CMK.nun 174/1 maddesi " soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler incelendikten sonra" denilmek suretiyle CMK.nun 170 maddesi irtibatlandırılmış olup bu sebeblerle Cumhuriyet Savcısının itirazı yerinde görülmediğinden REDDİNE,

Soruşturma evrakının iadesine,

Soruşturma evrakı üzerinde yapılan inceleme neticesinde oybirliğiyle karar verildi.02.04.2007

YAZILI EMİR YOLUNA GİDİLMESİ İÇİN

ADALET BAKANLIĞINA İHBAR YAZISI

KONU : Saruhanlı Asliye Ceza Mahkemesi´nin 21.03.2007 tarih ve 2007/10 İddianame iade nolu kararına yapılan itiraz üzerine verilen Manisa Ağır Ceza Mahkemesi´nin 02.04.2007 tarih ve 2007/423 D.İş sayılı kararı aleyhine yazılı emir yoluna gidilmesi talebidir.

GEREKÇE :

Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2007/69 sor. numarası üzerinden yapılan soruşturma sonucunda 2007/122 Esas, 2007/57 İddianame numarası ile düzenlenen iddianame Saruhanlı Asliye Ceza Mahkemesi´nin 21.03.2007 tarih ve 2007/10 iddianame iade nolu kararı ile şüphelinin üzerine atılı suçun takibinin şikayete bağlı olduğu, yaralanan mağdur A.´ın şikayetçi olmadığını beyan etmesinin suçun nitelendirilmesinde değerlendirilmesi gerektiği, şüpheli N.´a ait sürücü belgesinin onaylı suretinin celp edilmediği, şüphelilerin adli raporlarında alkol oranlarının güvenli şekilde araç kullanmalarını engelleyici seviyede olup olmadığı yönünde tespit yapılmadığı gerekçesiyle iadesine karar verilmiş, verilen bu karara Cumhuriyet Başsavcılığımızda yapılan itiraz Manisa Ağır Ceza Mahkemesi´nin 02.04.2007 tarih ve 2007/423 D.İş sayılı kararı ile reddedilmiştir.

Dosya içerisinde mevcut şüphelilere ait adli raporlarda şüpheli N.´ın %2,50 promil, şüpheli B.´ın %1,25 promil alkollü olduğu tespit edilmiştir. Trafik mevzuatına göre izin verilen alkol miktarının %0.50 promil olduğu, bu miktarın tespiti bir anlamda bu miktar üzerinde alkol alarak trafiğe çıkan kişinin güvenli şekilde araç kullanamayacağının kabul edildiğini gösterdiği, bu miktar alkollü olarak trafiğe çıkarak kaza da yapan şüphelilerin güvenli şekilde araç kullanamayacak durumda olduklarını kabul etmek gerektiği gerekçesiyle itiraz edilmiştir. Esasen bu miktar alkollü olan ve kaza da yapan şüphelilerin bu alkol miktarına rağmen güvenli şekilde araç kullanamayacak durumda olup olmadıkları konusunda tereddüt var ise mahkemece bu konuda görüş istenmesi her zaman mümkün olup bu husus iddianamenin iadesini gerektiren bir sebep olarak kabul edilemez. 5271 Sayılı CMK´nın 170/2.maddesindeki "Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler" hükmü gereğince yasal sınırın üzerinde alkol alıp kaza da yapan şüpheliler hakkında iddianame düzenlenmesi için yeterli şüphe oluştuğu kabul edilerek iddianame düzenlenmiştir. 5271 CMK ile getirilen iddianamenin iadesi kurumun amacı kamu davasının olgunlaşmadan ve soruşturmada yeterli delil, iz. eser ve emareler toplanmadan, basit şüpheler üzerine açılmasının önüne geçmektir. İddianamenin iadesini düzenleyen CMK´nın 174.maddesi hükmünün yorumlanmasında aynı kanunun 170/2.maddesinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Cumhuriyet savcısı suçun işlendiği yönünde yeterli güçte şüphe bulunduğunu tespit ettikten sonra suç teşkil eden fiilin işlendiğini ortaya koyan delilleri de tespit ve mahkemeye ibraz ederek iddianame düzenleyecektir. Mahkemenin Cumhuriyet savcısından hüküm vereceği sırada hükmüne esas alacağı her hususu, belgeyi soruşturma evresinde araştırıp dosyaya ibraz etmesini isteyerek bu tür eksikleri iade nedeni yapması 5271 Sayılı CMK getirilen iddianamenin iadesi kurumun amacına aykırıdır. Kanun koyucunun amacı bu doğrultuda olsa idi, toplanmamasını iade nedeni olarak öngördüğü delil için "suçun sükutuna etki edeceği mutlak sayılan" ifadesi ile sınırlama yoluna gitmek yerine, sanığın cezalandırılmasına esas alınacak her türlü araştırmanın yapılmamış olmamasını açıkça iade nedeni olarak düzenlemesi gerekirdi. Nitekim Yargıtay da sanığın cezalandırılmasında esas alınmasına rağmen nüfus ve sabıka kayıtlarının soruşturma dosyasına eklenmemesini iadeyi gerektiren eksiklik olarak kabul etmemektedir. CMK´nın 174.maddesi yorumlanırken aynı kanunun 170.maddesi görmezlikten gelinerek, suç teşkil eden fiilin ispatı için mutlak surette gerekli olan delil dışında her türlü delilin toplanmasını suçun sübutuna mutlak surette etki eden delil olarak nitelendirilerek bunu iddianamenin iadesine dayanak yapmak uygulamada Cumhuriyet savcısının iddianame düzenleyebilmesinin suçun işlendiğinin her türlü şüpheden uzak mutlak şekilde ispatlaması şartına bağlanması sonucunu doğurmaktadır ki bu da CMK´nın 170/2.maddesi hükmüne açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

Şüphelinin eylemi için iddianame ile yapılan hukuki nitelendirme ve sevk maddeleri mahkeme için bağlayıcı olmadığına göre Saruhanlı Asliye Ceza Mahkemesi´nce şüphelinin üzerine atılı suçun takibi şikayete bağlı suçlardan olup mağdurun şikayetçi olmadığını beyan etmesinin Cumhuriyet savcısı tarafından suçun nitelendirilmesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek Cumhuriyet savcısının hukuki nitelendirmesine açıkça müdahale edip bunu iddianamenin iadesine gerekçe yapılması usul ve yasaya aykırıdır.

Duruşmaların Açık ve Kararların Gerekçeli Olması başlığını taşıyan 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası´nın 141/3 .maddesinde "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır", ve 5271 Sayılı CMK´nın 34.maddesinde "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230 uncu madde göz önünde bulundurulur." hükmüne yer verilmiştir. Usul hükümlerinin doğru uygulanmasını amaçlayan itirazımızı inceleyen Manisa Ağır Ceza Mahkemesince, itiraz sebeplerimiz tartışılıp hangi sebeple reddedildiği belirtilmeksizin, "gereksiz ve işi uzatmaya dönük" olduğu belirtilerek hukuki nitelikten uzak gerekçeyle itirazımın reddine karar verilmesi Anayasamızın ve kanunun aradığı anlamda gerekçe olarak kabul edilemeyeceğinden mahkemenin kararı bu sırf bu nedenle dahi usul ve yasaya aykırıdır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle Saruhanlı Asliye Ceza Mahkemesi´nin iddianamenin iadesi kararına itirazımızın reddine dair Manisa Ağır Ceza Mahkemesi´nin usul ve yasaya aykırı olan kararının yazılı emir yoluyla Yüksek Yargıtay tarafından bozulmasına karar verilmesinin sağlanmasının uygun olacağı görüşüyle dosya takdirlerinize arz olunur.

TEBLİĞNAME

YARGITAY İKİNCİ CEZA DAİRESİ

YÜKSEK BAŞKANLIĞINA

Trafik güvenliğini tehlikeye sokma ve taksirle yaralama suçlarından şüpheliler N.T. ve B. Ö. haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Saruhanlı Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 07/03/2007 tarihli ve 2007/69 soruşturma, 2007/122 esas, 2007/57 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Kanun´un 174. maddesi gereğince iadesine dair, Saruhanlı Asliye Ceza Mahkemesinin 21/03/2007 tarihli ve 2007/57-10 iddianamenin iadesi sayılı kararma yönelik itirazın reddine ilişkin, Manisa Ağır Ceza Mahkemesinin 02/04/2007 tarihli ve 2007/423 değişik iş, 2007/315 müteferrik sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.

Dosya kapsamına göre şüpheli N. T.´ın taksirle iki kişinin yaralanmasına sebebiyet vermek suçundan cezalandırılmasının talep edilmesine rağmen, dosya içerisinde mağdur A.A.´ın adlî raporunun bulunmadığı, sadece mağdurun kaza nedeniyle yaralandığına dair beyanının yer aldığı, kaza tarihi göz önüne alındığında, mağdurun bu aşamadan sonra adlî raporunun alınmasının sonuca etkili ve sağlıklı sonuç doğurmayacağından, mağdurun yaralanıp yaralanmadığının aynı motorsiklette seyahat ettiği diğer şüpheliden ve olaya müdahale eden jandarmadan sorulması suretiyle tespiti gerektiği, şüpheli N.´ın üzerine atılı suçun takibinin şikâyete bağlı olduğu ve mağdur A.´ın kimseden şikâyetçi olmadığını belirttiğinden, bu beyanın suçun nitelendirilmesinde değerlendirilmesi gerektiği, şüpheli Nevzat´a ait sürücü belgesinin onaylı suretinin celp edilmediği, şüphelilerin adlî raporlarında belirtilen alkol oranlarının, güvenli şekilde araç kullanmalarını engelleyici seviyede olup olmadığı yönünde tespit yapılmadığından bahisle iddianame iade edilmiş ise de,

5271 sayılı Kanun´un 170/3. maddesinde iddianamede hangi hususların gösterileceği, aynı Kanun´un 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hâllerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, iade sebebi olarak gösterilen hususların gerekli görülmesi hâlinde mahkemesince de tamamlanabileceği, ayrıca şüphelinin üzerine atılı suçun vasfını tayin etme yetkisinin soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısına ait olduğu, suçun hukuki nitelendirilmesi sebebiyle iade karan verilemeyeceği gözetilmeden itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 24.05.2007 gün ve 27144 sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak tebliğ olunur.


 

İDDİANAMENİN İADESİ

T.C. YARGITAY 2.Ceza Dairesi TÜRK MİLLETİ ADINA YARGITAY İLAMI Esas No : 2007/12931 Karar No : 2007/12347

Tebliğname No: KYB/2007/113692

Trafik güvenliğini tehlikeye sokma ve taksirle yaralama suçlarından şüpheliler Nevzat Tekbıçak ve Burak Özcan haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Saruhanlı C.Başsavcılığınca düzenlenen 07.03.2007 tarihli ve 2007/69 soruşturma, 2007/122 esas, 2007/57 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 170.maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Kanun´un 174.maddesi gereğince iadesine dair, (SARUHANLI) Asliye Ceza Mahkemesinin 21.03.2007 tarihli ve 2007/57-10 iddianamenin iadesi sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin, (MANİSA) Ağır Ceza Mahkemesinin 02.04.2007 tarihli ve 2007/423 değişik iş, 2007/315 müt.sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 24.05.2007 gün ve 27144 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay C.Başsavcılığının 28.06.2007 gün ve 2007/113692 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu;

Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;

Dosya kapsamına göre şüpheli N.T.´ın taksirle iki kişinin yaralanmasına sebebiyet vermek suçundan cezalandırılmasının talep edilmesine rağmen, dosya içerisinde mağdur A.A.´ın adli raporunun bulunmadığı, sadece mağdurun kaza nedeniyle yaralandığına dair beyanının yer aldığı, kaza tarihi göz önüne alındığında, mağdurun bu aşamadan sonra adli raporunun alınmasının sonuca etkili ve sağlıklı sonuç doğurmayacağından, mağdurun yaralanıp yaralanmadığının aynı motorsiklette seyahat ettiği diğer şüpheliden ve olaya müdahale eden jandarmadan sorulması suretiyle tespiti gerektiği, şüpheli Nevzat´ın üzerine atılı suçun takibinin şikayete bağlı olduğu ve mağdur A.´in kimseden şikayetçi olmadığını belirttiğinden, bu beyanın suçun nitelendirilmesinde değerlendirilmesi gerektiği, şüpheli N.´a ait sürücü belgesinin onaylı suretinin celp edilmediği, şüphelilerin adli raporlarında belirtilen alkol oranlarının, güvenli şekilde araç kullanmalarını engelleyici seviyede olup olmadığı yönünde tespit yapılmadığından bahisle iddianame iade edilmiş ise de,

5271 sayılı Kanun´un 170/3 .maddesinde iddianamede hangi hususların gösterileceği, aynı Kanun´un 174/1.maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, iade sebebi olarak gösterilen hususların gerekli görülmesi halinde mahkemesince de tamamlanabileceği, ayrıca şüphelinin üzerine atılı suçun vasfını tayin etme yetkisinin soruşturma aşamasında C.Savcısına ait olduğu, suçun hukuki nitelendirilmesi sebebiyle iade kararı verilemeyeceği gözetilmeden itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 Sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden (MANİSA) Ağır Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 02.04.2007 gün ve 2007/423 D.İş, 2007/315 müt.sayılı kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309.maddesinin 4.fıkrasının (a)bendi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde merciince yerine getirilmesine 02.10.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

HIRSIZLIK SUÇ EŞYASININ KABUL EDİLMESİ-BERAT HÜKMÜ BOZULMASI

6. CEZA DAİRESİ Tarih:2010 Esas No:2006/20441 Karar No:2010/11179

Kaynak:YKD

İlgili Maddeler:165

nl2br(YARGITAY 6. Ceza Dairesi 2006/20441 E.N , 2010/11179 K.N. İlgili Kavramlar HIRSIZLIK SUÇ EŞYASININ KABUL EDİLMESİ Özet MAĞDURUN AHIRINDAN ÇALINDIĞI ANLAŞILAN İKİ ADET İNEĞİ, TANIMADIĞI VE AÇIK KİMLİĞİNİ VEREMEDİĞİ BİR KİŞİDEN GEÇİCİ OLARAK BAKMAK İÇİN ALIP KENDİ AHIRINA KOYAN VE 10 GÜN KADAR ELİNDE TUTAN SANIĞIN, BİR İHBAR ÜZERİNE YAKALANDIĞI VE İNEKLERİN EVİNİN BAHÇESİNDE BULUNAN AHIRDA ELE GEÇİRİLDİĞİ OLAYDA; 5237 SAYILI TCK´NIN 165/1. MADDESİNDE TANIMLANAN "SUÇ EŞYASININ KABUL EDİLMESİ" SUÇUNUN SÜBUT BULUP BULMADIĞINA İLİŞKİN KANITLAR VE BU DOĞRULTUDA SUÇ KASTININ VARLIĞI TARTIŞILMALIDIR. İçtihat Metni Sanığın aşamalardaki savunmaları ile tanık İlhan´ın anlatımları doğrultusunda, mağdurun ahırından çalındığı anlaşılan iki adet ineği, tanımadığı ve açık kimliğini veremediği bir kişiden geçici olarak bakmak için alıp kendi ahırına koyan ve 10 gün kadar elinde tutan sanığın bir ihbar üzerine yakalandığında, ineklerin evinin bahçesinde bulunan ahırda ele geçirildiğinin anlaşılması karşısında; 5237 sayılı TCK´nın 165/1. maddesinde tanımlanan "suç eşyasının kabul edilmesi" suçunun sübut bulup bulmadığına ilişkin kanıtlar ve bu doğrultuda suç kastının varlığı tartışılmadan, hırsızlık suçunun manevi unsuru oluşmadığından bahisle beraat hükmü kurulması, Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak (BOZULMASINA), 28.06.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. )


 

SUŞ İŞLEMEYİ MESLEK EDİNEN KİŞİ.

7.CEZA DAİRESİ Tarih:2012 Esas No:2011/9738 Karar No:2012/3210

Kaynak:K.Y.B-2011/ 266750

İlgili Maddeler:5846 S.Y. 81/4

İlgili Kavramlar:SUÇ İŞLEMEYİ MESLEK EDİNEN KİŞİ

nl2br( Y A R G I T A Y İ L A M I 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunuma muhalefet suçundan sanık Ç.S´nin , anılan Kanun´un 81/4, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 52/2.maddeleri gereğince 1 yıl hapis ve 100,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanığın suçu meslek edindiğinin anlaşıldığından bahisle cezasının 5237 sayılı Kanun´un 58/9.maddesine göre mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine dair ....... Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 24/02/2010 tarihli ve 2009/.... esas, 2010/... sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 12.08.2011 gün ve 42878 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının 27.09.2011 gün ve KYB. 2011-266750 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. Mezkür ihbarnamede; Dosya kapsamına göre, adı geçen sanığın benzer bir suçla ilgili hakkında daha önce yapılan yargılama sonucunda ..... Fikir ve Sınai Haklar Mahkemesinin 2006/..... esas, 2007/... sayılı kararı ile verilen 2 ay 15 gün hapis cezasına ilişkin mahkumiyetin ertelenmesini müteakip, sonradan yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun ile sanık lehine getirilen hükümlerin tespiti amacıyla yapılan uyarlama yargılaması sonucunda bu kez 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, söz konusu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına aynı Mahkemenin 22/10/2009 tarihli ek kararı ile karar verildiği, bunun dışında sanığın 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyetin bulunmadığının anlaşılması karşısında, adı geçen sanığın suçu meslek edinen olarak kabulü ile hakkında verilen cezanın mükerrirlere göre infaz edilmesine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden ..... Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 24.02.2010 gün ve 2009/... E. 2010/... sayılı kararının CMK.nun 309.maddesi uyarınca BOZULMASINA, hükümden TCK 58/9 maddesinin uygulandığı fıkranın çıkarılmasına, hükmün sair yönlerinin aynen bırakılmasına, 09.02.2012 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

HIRSIZLIK-KARŞILIKSIZ YARARLANMA SUÇU

Daire:13 Tarih:2012 Esas No:2012/6510 Karar No:2012/10999

Kaynak:uyap

İlgili Maddeler:TCK 163/2

İlgili Kavramlar:KARŞILIKSIZ YARARLANMA-HIRSIZLIK

nl2br(SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkumiyet TEMYİZ EDEN : Sanık müdafii Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak; Sanığın eylemini, katılan adına kayıtlı bulunan 0 364 XXX XX XX abone nolu telefon hattına saplama yaparak gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında; eyleminin 5237 sayılı TCK´nın 163/2. maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilerek, lehe yasanın buna göre tespit edilmesi gerekirken, nitelendirmede hata yapılarak eylemin aynı Yasanın 141/1.maddesine uyduğunun kabulü ile yazılı şekilde karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık C. Ç. müdafiinin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 14/05/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi


 

COCUĞUN BASİT CİNSEL İSTİSMARI-GÖREV ASLİYE CEZA MAHKEMESİ.

14.CEZA DAİRESİ. Tarih:2012 Esas No:2011/9056 Karar No:2012/3661

Kaynak:Dosya

İlgili Maddeler:CMUK 305, TCK 104, 105

İlgili Kavramlar:Kesin karar, cinsel saldırı, görevsizlik

nl2br(T.C. YARGITAY 14. Ceza Dairesi TÜRK MİLLETİ ADINA Y A R G I T A Y İ L A M I Esas No : 2011/9056 Karar No : 2012/3661 Tebliğname No : 5 - 2009/87226 Cinsel taciz suçundan sanık Abdulbaki Kotan´ın yapılan yargılaması sonunda; atılı suçtan mahkûmiyetine dair Selçuk Sulh Ceza Mahkemesinin 30.12.2008 gün ve 2008/289 Esas, 2008/422 Karar sayılı hükme yönelik O Yer Cumhuriyet Savcısının vaki temyiz isteminin reddine ilişkin aynı Mahkemece verilen 13.01.2009 gün 2008/289 Esas, 2009/422 sayılı Ek Kararın süresi içerisinde Yargıtayca incelenmesi O Yer Cumhuriyet Savcısı tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelendi; O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz talebinin suçun vasfına yönelik olduğu bu nedenle temyiz kabiliyetinin bulunduğu anlaşılmakla, Mahkemenin 13.01.2009 gün 2008/289 Esas, 2009/422 Karar sayılı temyizin reddi kararının kaldırılarak gereği düşünüldü: Sanığın yolda gördüğü mağdureye cinsel içerikli sözler söyledikten sonra kolundan tutup motosiklete bindirmek istediği, yürümeye devam eden mağdureyi tacizli sözlerle takip ettiği olayda, cinsel taciz içerikli sözlerle birlikte bedensel temas bulunması nedeniyle sanığın eyleminin çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturacağı, bu suçla ilgili yargılama yapma görevinin asliye ceza mahkemesine ait olduğu, nazara alınarak görevsizlik kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 29.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

6136-TEK BİR TABANCA MERMİSİ BULUNDURMAK-BERAAT.

Daire:8 Tarih:2011 Esas No:2011/11907 Karar No:2011/13334

Kaynak:Yargıtay

İlgili Maddeler:6136 sayılı yasa 13/1

İlgili Kavramlar:6136 sy nın 13. maddesinin fıkraları arasında sıralama, bir adet için beraat hükmüne onama,

( T.C. YARGITAY 8. Ceza Dairesi TÜRK MİLLETİ ADINA Y A R G I T A Y İ L A M I Esas No : 2011/11907 Karar No : 2011/13334 Tebliğname No : 8 - 2009/256997 İNCELENEN KARARIN; MAHKEMESİ : İzmir 8. Sulh Ceza Mahkemesi TARİHİ : 02/04/2009 NUMARASI : 2008/2013-2009/792 SANIK : Kadir KARADEMİR SUÇ : 6136 sayılı Yasaya aykırılık HÜKÜM : Beraat TEMYİZ EDEN : O Yer C.Savcısı Gereği görüşülüp düşünüldü: Mahkemece kanıtlar değerlendirilip gerektirici nedenleri açıklanmak sure- tiyle verilen beraat kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, o yer C.Savcısının yerin- de görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün (ONANMASINA), 23.11.2011 gü- nünde oyçokluğuyla karar verildi. Başkan V. Üye Üye Üye Üye H.Y.Aktan A.C.Özbek H.Akdağ N.Duranoğlu B.Özenir

(K.D) KARŞI DÜŞÜNCE :

6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanunun 13. maddesi satın alınan, taşınan ve bulundurulan ateşli silah ve bunlara ait mermilerin nitelik ve sayı yönünden ayrı ayrı cezayi yaptırıma bağlamıştır. Anılan yasa maddesinin 1. fıkrasında "mutad sayıdan fazla", 2. fıkrasında "vahim miktarda ", 3. fıkrasında "mutad sayıda" ve 4. fıkrasında ise ateşli silahlara ait mermilerin "pek az sayıda" bulundurulması veya taşınması, ağırlaştırıcı veya hafifletici neden olarak hükme bağlanmış ve ceza miktarıda ona göre belirlenmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; sanığın üst aramasında ele geçirilen bir adet ateşli silah mermisinin 17.10.2007 günlü Kriminal Polis Laboratuvarı ekspertiz raporuna göre, nitelikleri itibariyle sağlam ve 6136 sayılı Yasa kapsamında olduğu saptanmıştır. Merminin bir adet olması suç kastını ortadan kaldıran bir neden olmayıp, sadece suç vasfını belirleyen bir unsurdur. Bu noktada failin ateşli silah mermisi süs, kolleksiyon vb. saiklerle bulundurma veya taşıması da suç kastını ortadan kaldırmayacaktır. Tüm bu nedenlerle sanığın eyleminin 6136 sayılı Yasanın 13/4. madde ve fıkrasına uyan suçu oluşturduğu gözetilerek mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, dosya kapsamına uymayan ve yasal olmayan gerekçeyle verilen beraat hükmünün bozulması gerektiği düşüncesiyle, beraat hükmünün onanması yönünde sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.


 

İLETİŞİM TESPİTİ-ŞÜPHELİ VE SANIK SIFATI BULUNMAYAN KİMSE. -  ŞÜPHELİ VEYA SANIK SIFATI BULUNMAYAN KİMSE ( Hakkında İletişimin Tespiti Kararı Verilemeyeceği ) -  İLETİŞİMİN TESPİTİ ( Şüpheli veya Sanık Sıfatı Bulunmayan Kimse Hakkında İletişimin Tespiti Kararı Verilemeyeceği )-  HİZMET İÇİNDE VE DIŞINDA RESMİ SIFATININ GEREKTİRDİĞİ SAYGINLIK VE GÜVEN DUYGUSUNU SARSACAK NİTELİKTE DAVRANIŞLARDA BULUNMAK ( Şüpheli veya Sanık Sıfatı Bulunmayan Kimse Hakkında İletişimin Tespiti Kararı Verilemeyeceği )

YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ E. 2007/8700 K. 2007/8903 T. 6.11.2007

5271/m. 2, 135

2802/m.82, 101

ÖZET : İletişimin tespiti, 5271 Sayılı Kanunun 135. maddesinde düzenlenmiştir.

Anılan madde uyarınca bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surete delil etme imkanının bulunmaması halinde hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde C.Savcısının kararıyla şüpheli veya sanıkların telekomünikasyon yoluyla iletişimleri tespit edilebilir. İletişimin tespiti, soruşturma evresinde şüphelinin kullandığı telefonla yaptığı görüşmelere ilişkin detay bilgilerinin, yani telefonla yapılan bağlantıların kimlerle ve ne zaman yapıldığının belirlenmesi anlamına gelir. Yalnızca şüpheli veya sanıkların iletişimlerinin tespiti, kayda alınması, dinlenilmesi ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi mümkündür. Başka bir anlatımla, şüpheli veya sanık sıfatı bulunmayan kişiler hakkında iletişimin tespiti kararı verilemez. Şüpheli, soruşturma evresinde, suç şüphesi altındaki kişiyi; sanık ise, kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade eder.

DAVA : Hizmet içinde ve dışında resmi sıfatının gerektirdiği saygınlık ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak eyleminden dolayı C.Savcısı hakkında Adalet Bakanlığı´nca yapılan soruşturma aşamasında adı geçen Cumhuriyet Savcısına ait telefonunun iletişiminin tesbiti için C.Başsavcılığı´nca yapılan istemin reddine dair Sulh Ceza Mahkemesi´nin 20.06.2007 tarih ve 2007/540 müteferrik sayılı kararına karşı yapılan itirazın keza reddine ilişkin olarak verilip kesinleşen 2. Asliye Ceza Mahkemesi´nce verilip kesinleşen 22.06.2007 tarih ve 2007/60 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığı´nca verilen, 25.07.2007 gün ve 39711 sayılı kanun yararına bozma isteğini içeren Yargıtay C.Başsavcılığı´nın, 16.08.2007 gün ve 1652476 sayılı tebliğnamesiyle soruşturma dosyası dairemize gönderilmekte incelendi ve gereği düşünüldü:

KARAR : Tebliğnamede, dosya kapsamına göre, C.Savcısı ...´nun, hizmet içinde ve dışında resmi sıfatının gerektirdiği saygınlık ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunduğu gerekçesiyle hakkında soruşturma yapılmak üzere 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu´nun 82. maddesi uyarınca izin verilmesini müteakip yürütülen soruşturma aşamasında, ilgili C.Savcısının adına kayıtlı olan telefon numarasına ait arayan numaraların, bu numaralara ait abonelerin açık kimlik ve adres bilgilerinin yer, tarih, zaman ve baz istasyonunun tespiti için ... C.Başsavcılığı´nca yapılan talebin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 135/6. maddesi uyarınca sınırlı olarak sayılan suçlardan açılmış bir soruşturma bulunmadığından bahisle reddine dair Sulh Ceza Mahkemesi´nce verilen karara yapılan itiraz üzerine, adı geçenin bir suç şüphesi altında olduğunun belirgin olmadığı, 5271 Sayılı Kanunun 135. maddesine göre yapılan soruşturmalarda şüpheli ya da sanık hakkında iletişimin tespitine izin verilebileceği gerekçesiyle açılmış bir ceza soruşturması bulunmadığından bahisle sonuç itibariyle Sulh Ceza Mahkemesi kararının doğru olduğu gibi 2802 Sayılı Kanunun 101. maddesine göre soruşturma ile görevlendirilen kişilerin tüm kurum ve kuruluşlardan bütün delilleri isteyebilecekleri ve bu istemin yerine getirilmesinin zorunlu olduğu gerekçesiyle, 2. Asliye Ceza Mahkemesi´nce İtirazın bu yönlerden reddine karar verilmiş ise de;

1- İletişimin tespiti, 5271 Sayılı Kanunun 135. maddesi kapsamında düzenlenmiş olup, bu madde uyarınca bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması durumunda, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde C.Savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespit edilebileceği, buna karşın Yargıtay 5. Ceza Dairesi´nin 03.10.2005 tarihli ve 2005/14969-20489 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, hangi suça ilişkin olursa olsun iletişimin tespitinin mümkün bulunduğu, 5271 Sayılı Kanunun 135/6. maddesinde sayılan suçlardan olmasının gerekmediği gibi somut olayda ilgili hakkında usulüne uygun şekilde yürütülen soruşturmanın bulunduğu, kuvvetli şüphe sebeplerinin olması ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının da bulunmaması karşısında iletişimin tespiti kararının verilmesi gerekeceği, yine bu soruşturmanın sonucunda adli ve idari yönden ilgili hakkında karar verilecek olması dikkate alınmaksızın, ceza soruşturmasının bulunmadığından bahisle itirazın reddine karar verilmesinde,

2- İlgili C.Savcısı hakkında idari soruşturmanın yürütüldüğünün kabul edilmesi durumunda dahi, iletişimin tespiti için 5271 Sayılı Kanunun 135. maddesi gereğince hakim kararına ihtiyaç bulunduğu, 2802 Sayılı Kanunun "Yetkiler" başlıklı 101. maddesindeki "Adalet müfettişleri lüzum gördükleri kimseleri yeminle dinler gerektiğinde istinabe yoluna başvurabilir ve soruşturmanın zorunlu kıldığı hallerde arama yaparlar. Sübut delillerini, gereken bilgileri bütün daire ve kuruluşlardan doğrudan doğruya toplarlar. Adalet müfettişlerince yapılacak denetim, inceleme ve soruşturmalarda ilgili kuruluş ve kişiler istenecek her türlü bilgi ve belgeyi vermek zorundadırlar." şeklindeki düzenlemenin 5271 Sayılı Kanun hükümlerini ortadan kaldıracak şekilde yorumlanmaması gerektiği, keza aynı yetkilerin C.Savcısına da tanınmış olmasına rağmen 5271 Sayılı Kanunun 135. maddesi gereğince iletişimin tespiti için hakim kararına ihtiyaç bulunması dikkate alınmaksızın, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde 2802 Sayılı Kanunun 101. maddesine göre soruşturma ile görevlendirilen kişilerin tüm kurum ve kuruluşlardan bütün delilleri isteyebilecekleri gerekçesiyle reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir" denilmektedir.

Yasa yararına bozma isteği incelenirken çözümlenmesi gereken ön sorun, bir C.Savcısı´nın "ilçede görev yapan bir bayan avukatla mesleğin gerektirdiğinden fazla samimi olduğu, bir düğüne gittiğinde eşiyle adı geçen avukatın masasında bir süre oturduğu ve aynı piste oynadığı, kızını götürdüğü tenis kursunda görüştüğü, bu davranışları ile adliyede dedikodu çıkmasına sebebiyet verdiği" iddiasıyla 2802 Sayılı Yasanın 82. maddesi uyarınca verilen soruşturma izni kapsamında, soruşturmanın muhatabı olan C.Savcısının telefonla iletişiminin tespiti için yetkili yargıç tarafından verilmiş bir karara gerek bulunup bulunmadığı, başka bir deyişle bu yolda bir istemde bulunulmasının mümkün olup olmadığıdır. Yasa yararına bozma isteğinin incelenmesine geçmeden konuyla ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar vardır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 135. maddesinin 1. fıkrasında "Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması durumunda, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde C.Savcısı´nın kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir, C.Savcısı kararını derhal hakimin onayına sunar ve hakim, kararı en geç yirmidört sat içinde verir. Sürenin dolması veya hakim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir C.Savcısı tarafından derhal kaldırılır. Aynı maddenin 3. fıkrasında "birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkan veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir ( Ek cümle: 25.05.2005-5353/17 md. ). Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hakim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verilebilir.

10.11.2005 tarih ve 25989 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan iletişimin Tespiti, Dinlenmesi, Sinyal Bilgilerinin Değerlendirilmesi ve Kayda Alınmasına Dair Usul ve Esaslar ve Telekomünikasyon iletişim Başkanlığının Kuruluş, Görev ve Yetkileri hakkında Yönetmeliğin 3-f maddesinde, "iletişimin tespiti, iletişimin içeriğine müdahale etmeden iletişim araçlarının diğer iletişim araçlarıyla kurduğu iletişimine ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespit edilmesine yönelik işlemleri ... ifade eder." Aynı yönetmeliğinin 4. maddesinde "Haberleşmenin gizliliği esastır, bu yönetmelikte belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini tespit edemez, dinleyemez, sinyal bilgilerini değerlendiremez ve kayda alamaz. Bu yönetmelik hükümlerine göre yürütülen faaliyetler çerçevesinde elde edilen kayıtlar ve bilgiler, yönetmelikte ve 4/71934 tarihli ve 2559 Sayılı Yasanın ek 7´nci maddesi, 10.03.1983 tarihli ve 2802 Sayılı Yasanın ek 5. maddesi, 01.11.1983 tarihli ve 2937 Sayılı Yasanın 6. maddesi ile 04.12.2004 tarihli ve 527 i Sayılı Yasanın 135. maddesinde belirtilen amaçları ve usul dışında kullanılamaz. Elde edilen bilgi, belge ve kayıtların saklanmasında gizlilik esastır" hükmü yer almaktadır.

Anılan yönetmeliğin, Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince İletişimin Tespiti, Dinlenmesi, Sinyal Bilgilerinin Değerlendirilmesi ve Kayda Alınması bölüm başlığı altındaki 12. maddesinin 1. fıkrasında, "Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması durumunda, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet Savcısı, kararını derhal hakimin onayına sunar ve hakim, kararını en geç yirmidört sat içinde verir. Sürenin dolması veya hakim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet Savcısı tarafından derhal kaldırılır. Anılan maddenin 3. fıkrasında "Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda yüklenen suçun türü hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespit imkanı veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir" hükümleri yer almaktadır.

2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu´nun "Soruşturma" başlıklı 82. maddesi "hakim ve savcıların görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçları, sıfat ve görevleri gereğine uymayan tutum ve davranışları nedeniyle, haklarında inceleme ve soruşturma yapılması Adalet Bakanlığı´nın iznine bağlıdır. Adalet Bakanı inceleme ve soruşturmayı adalet müfettişleri veya hakkında soruşturma yapılacak olandan daha kıdemli hakim veya savcı eliyle yaptırılabilir.

Soruşturma ile görevlendirilen hakim ve savcılar, adalet müfettişlerinin 101 ´inci maddedeki yetkilerini haizdirler."

Aynı yasanın "Yetkiler" başlıklı 101. maddesi ise "Adalet müfettişleri lüzum gördükleri kimseleri yeminle dinler gerektiğinde istinabe yoluyla başvurabilir ve soruşturmanın zorunlu kıldığı hallerde arama yaparlar. Sübut delillerini, gereken bilgileri bütün daire ve kuruluşlardan doğrudan doğruya toparlar. Adalet müfettişlerince yapılacak denetim, inceleme ve soruşturmalarda ilgili kuruluş ve kişiler istenecek her türlü bilgi ve belgeyi vermek zorundadırlar.

5271 sayılı CYY´nın madde 2 ise, "Bu kanunun uygulanmasında;

a- Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,

b- Sanık; kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi, ... ifade eder" hükmünü taşımaktadırlar.

Açıklanan yasal düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, yönetmeliğin 3. maddesinde tanımlanan iletişimin tespiti işlemi, soruşturma evresinde şüphelinin kullandığı telefonla yaptığı görüşmelere ilişkin detay bilgilerin, yani telefonla yapılan bağlantıların kimlerle ve ne zaman yapıldığının belirlenmesi anlamına gelmekte olup, CYY´nın 135/6. maddesi kapsamında bulunmadığından, fıkrada sayılan suçlarla sınırlı kalınmaksızın aynı yasanın 13511. madde uyarınca karar verilmesine engel bir hal bulunmamaktadır. Ancak, CYY´nın 135/1. maddesinde yer alan düzenleme uyarınca, yanlızca şüpheli veya sanığın iletişiminin tespiti, kayda alınması, dinlenilmesi ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi olanaklıdır. Başka bir deyişle ancak CYY´nın "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin ( a ) ve ( b ) bentleri anlamında "şüpheli" ve "sanık" sıfatı bulunan kişiler hakkında iletişimin tesbiti isteminde bulunulması mümkündür.

Somut olayda hakkında soruşturma izni verilen C.Savcısının suç şüphesi altında bulunduğuna ilişkin bir bulgu ya da belgeye rastlanmadığı gibi, aksine soruşturma fezlekesinde "cezai yönden soruşturma açılmasını gerektiren somut bir delilin mevcut olmadığı, ancak eşi ile geçimsizliğini meslektaşlarına deşifre ederek, eşinin de aynı şekilde davranıp, bir bayan avukatın adını bazı hakim ve savcılarla paylaşması neticesinde subjektif değerlendirmelere neden olacak şekilde davranmaları ve adı geçen C.Savcısının çevresindeki insanlarla olan ilişkilerindeki ölçüyü mesleğinin gerektirdiği şekilde ayarlayamamasının ise disiplin yönünden kovuşturmayı gerektirdiği" belirtilmektedir.

Yasanın buyurucu hükmüne göre suç şüphesi altında bulunmayan, yani şüpheli ve sanık sıfatı taşımayan bir kişi hakkında iletişimin tesbiti kararı verilmesi olanaklı değildir. Kaldı ki, 2802 Sayılı Yasanın 82. maddesi yollamasıyla 101. madde ile verilen yetki gereğince soruşturma yapan Başsavcısının, gereken bilgileri bütün daire ve kuruluşlardan doğrudan doğruya toplaması mümkün olup, soruşturmalarda ilgili kuruluş ve kişiler istenecek her türlü bilgi ve belgeyi vermek zorundadırlar.

SONUÇ : Bu itibarla, bu hususta Sulh Ceza Mahkemesi´nden iletişimin tesbiti yolunda istemde bulunulması neticesinde Sulh Ceza Mahkemesi´nin "istemin reddine" dair kararı ile bu karara itiraz üzerine verilen 2. Asliye Ceza Mahkemesi´nin 22.06.2007 tarih ve 2007/60 Müt. sayılı "itirazın reddine" ilişkin kararının sonucu itibarıyla yerinde olduğu anlaşıldığından; dolayısıyla Yargıtay C.Başsavcılığı´nın düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden yasa yararına bozma isteğinin REDDİNE, 06.11.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi


 

HAKSIZ TAHRİK-KARŞILIKLI KIŞKIRTMA-ETKİYE TEPKİ-BELİRLENMESİ

Dairesi 4. Ceza Dairesi Karar Tarihi 13.10.2009 Esas No 2008/1620 Karar No 2009/16173

Karar Metni

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-Karşılıklı kışkırtma oluşturan eylemlerin varlığı halinde mağdur ve sanığın haksız davranışları birbirlerine göre değerlendirilmeli öncelik-sonralık durumları ile etki-tepki biçiminde gelişip gelişmedikleri gözönünde tutulmalı, ulaştıkları boyutlar, ağırlık düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı ve buna göre etki tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilmeli, sanığın haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptandığı takdirde, sanık haksız kışkırtma hükümlerinden yararlandırılmalıdır. Somut olayda sanığın mağdura sövmesi üzerine mağdurun bıçak çektiği ve sanığın da mağduru silahla tehdit ettiğinin anlaşılması karşısında; mağdurun bıçak çekmesinin sanığa sövmesine göre orantısız (aşırı) tepki niteliğinde olduğu, bu nedenle de, sanık hakkında haksız kışkırtma hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmeden, olaya ilk sebebiyet verenin sanık olduğu gerekçesi ile anılan hükümlerin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

2-TCY.nın 53/1.maddesinin c bendindeki "sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet vesayet ve kayyımlık yetkilerini koşullu salıvermeye kadar kullanamayacağı gözetilmeden anılan maddedeki tüm haklardan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi,

Yasaya aykırı ve sanık M........ Ü......... müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki düzeltilerek onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 13.10.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ADAM ÖLDÜRME-ÇALIŞTIĞI İŞLE İLGİLİ İKAZ-HAKSIZ TAHRİK SAYILMAZ. - Haksız Tahrik (Maktulün İşi İle İlgili İkazları) - Maktulün İşi İle İlgili İkazları (Haksız Tahrik)

Y.1. C.D Tarih-23.2 .2010 E.2009/3411 – K.2010/1063

TCK.29,81

Maktulün işi ile ilgili ikazlarından ibaret eylemi haksız tahrik oluşturmaz.

DAVA ve KARAR:

Selahattin`i kasten öldürmekten sanık Ali`nin yapılan yargılanması sonunda; hükümlülüğüne ilişkin (MUĞLA) İkinci Ağır Ceza Mahkemesi`nden verilen 12.9.2008 gün ve 417/214 sayılı hükmün Yargıtay`ca incelenmesi sanık ve müdahiller vekili taraflarından istenilmiş, sanık duruşma da talep etmiş olduğundan dava dosyası C. Başsavcılığından tebliğname ile dairemize gönderilmekle; sanığın duruşmaya müdafii göndermemesi nedeniyle duruşmasız olarak incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ KARARI:

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın adam öldürme suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, takdiri cezayı azaltıcı sebebinin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma nedeni dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık ve müdafiinin sübuta, müdahiller vekilinin sair nedenlere dayanan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Maktulün şef olduğu otelde sanığın masör olarak çalıştığı ve görev yerinden ayrılarak maktulün sorumluluk alanında gevezelik yaptığı için maktul tarafından uyarıldığı, hatta bu nedenle otel sahibi tarafından sanığın işten atıldığı, işten ayrılmasından maktulü sorumlu tutan sanığın olay günü maktul ile karşılaşınca otopsi raporunda belirtildiği şekilde maktulü kafasından darp ederek öldürdüğü olayda; maktulün işi ile ilgili ikazlardan ibaret eyleminin haksız tahrik oluşturmayacağı ve maktulden kaynaklanan haksız tahrik oluşturan eylemlerin bulunmadığı gözetilmeksizin, haksız tahrik hükmü uygulanmak suretiyle eksik ceza tayini,

SONUÇ: Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin ve müdahiller vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün tebliğnamedeki düşünce hilafına BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.


 

NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK-EKSİK SORUŞTURMA.

YARGITAY 11. Ceza Dairesi 2009/16131 E.N , 2010/7284 K.N.

Özet

SANIĞIN TEK BAŞINA ANNESİNİN ÖLÜMÜNÜ GİZLEMEKTEN İBARET EYLEMİNİN HİLE OLARAK KABUL EDİLEMEYECEĞİ GÖZETİLEREK TÜM DELİLLER TOPLANDIKTAN SONRA BANKA GÖREVLİLERİNİN YOĞUNLUK NEDENİYLE HERHANGİ BİR ALDATICI DAVRANIŞ YA DA BELGEYLE KARŞILAŞMADAN VE YETERLİ ÖZENİ GÖSTERMEDEN HESAP SAHİBİ DIŞINDA BİR KİŞİYE ÖDEME YAPMASI HALİNDE NE ŞEKİLDE HİLELİ DAVRANIŞLARLA ALDATILDIĞI AÇIKLANIP, TARTIŞILMALIDIR.

İçtihat Metni

Gerekçeli karar başlığında yanlış gösterilen suç tarihinin son ödeme tarihi olan "05.09.2005" olarak mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüştür.

Sanığın, 20.03.2004 tarihinde öldüğü sabit olan annesi Cevahir´in 2022 sayılı Yasa kapsamında M… Z… Bankası´ndan aldığı yaşlılık ve muhtaçlık maaşını, annesinin ölümünü gizleyip, ilgili kurumlara bildirmeden almaya devam etmek suretiyle haksız menfaat temin ettiğinin iddia ve kabul olunması, sanığın ise, sonradan inkar etse de soruşturma esnasında müdafii eşliğinde, sadece bir kez cenaze giderleri için annesinin maaşını çektiğini, vekaletname istenmediğini savunup, banka görevlisi tanık Murat´ın kısmen sanığı doğrular mahiyette, yöresel adetler gereği kadınların yüzlerini peçe ile kapatmaları, iş yoğunluğunun fazla olması nedeniyle kişilerin mühürleri ve parmak izleri alınmak suretiyle gerçek hak sahibi olup olmadıklarını tespit edemeden ödemede bulunduklarını ifade etmesi karşısında şüphenin sanık aleyhine yorumlanamayacağı, ihtimallere dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulamayacağı, ceza yargılamasının amacı olan maddi gerçeğin kuşkuya neden olmayacak surette belirlenebilmesi açısından, o tarihte bankada görevli ve ödemede bulunan görevliler belirlenerek, iş yoğunluğu nedeniyle kişilere kimlik tespiti yapılmadan ödeme yapılıp yapılmadığı, mühür ve parmak izlerinin huzurlarında alınıp alınmadığı sorulup, sanığın tek başına annesinin ölümünü gizlemekten ibaret eyleminin hile olarak kabul edilemeyeceği gö-zetilerek tüm deliller toplandıktan sonra banka görevlilerinin yoğunluk nedeniyle herhangi bir aldatıcı davranış ya da belgeyle karşılaşmadan ve yeterli özeni göstermeden hesap sahibi dışında bir kişiye ödeme yapması halinde ne şekilde hileli davranışlarla aldatıldığı açıklanıp, tartışılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini yerine eksik soruşturmayla yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUY´nin 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 24.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi


 

NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK, RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK- ÖNCEDEN DOĞMUŞ BORÇ - ZARAR VERME BİLİNÇ VE İRADESİ

YARGITAY 11. Ceza Dairesi 2009/16288 E.N , 2010/6965 K.N.

Özet

ZARAR VERME BİLİNÇ VE İRADESİYLE HAREKET ETMEDİKLERİ ANLAŞILAN SANIKLARIN, DİĞER UNSURLARI TAM OLUP, İMZANIN ÇEK KARNESİ SAHİBİ EŞİN ÖNCEDEN VAR OLAN RIZASIYLA KEŞİDECİ SIFATIYLA SANIK TARAFINDAN ATILDIĞINDA ÇEKİŞME BULUNMAYAN KEŞİDE TARİHİ BOŞ ÇEKE, SONRADAN KEŞİDE TARİHİNİ EKLEMESİ; KEŞİDECİNİN RIZASINA AYKIRI BİR DURUM SAPTANAMADIĞINDAN ÇEKİ SAHTE HALE GETİRMEYECEĞİ CİHETLE RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK VE SUÇA KONU ÇEKİN ÖNCEDEN DOĞMUŞ BORÇ NEDENİYLE VERİLMESİ HALİNDE DOLANDIRICILIK SUÇLARI UNSURLARI İTİBARİYLE OLUŞMAKTADIR.

İçtihat Metni

Ayrıntıları CGK´nın 19.04.2005 tarih ve 2004/221-2005/38 sayılı kararında açıklandığı üzere, sanık Ömer´e ait suça konu çekin, suç tarihinde evli olduğu sanık Gülseren tarafından eşinin öteden beri var olan rızası ve bilgisi dahilinde imzalanıp doldurularak sanık Ergün´e verilmesi, Ergün tarafından da eksik olan keşide tarihi ilave edilerek ciro yolu ile katılana verilmesi ve çekin bankaya ibrazı üzerine karşılıksız çıkmasından ibaret eylemde; sanıkların zarar verme bilinç ve iradesiyle hareket etmediklerinin anlaşılması, diğer unsurları tam olup, imzanın çek karnesi sahibi eşinin önceden var olan rızasıyla keşideci sıfatıyla sanık Gülseren tarafından atıldığı noktasında çekişme bulunmayan keşide tarihi boş çeke, sonradan keşide tarihinin eklenmesinin keşidecinin rızasına aykırı bir durum saptanamadığından çeki sahte hale getirmeyeceği cihetle resmi belgede sahtecilik suçunun unsurları itibariyle oluşmayacağı dolandırıcılık suçu yönünden ise, sanık Ergün müdafiinin 27.02.2007 tarihli yazılı savunmasında belirttiği gibi suça konu çekin, önceden doğmuş borç nedeniyle katılana verilmiş olması halinde dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmayacağı, borç önceden doğmamışsa, sanıkların baştan itibaren düşünce ve eylem birliği içinde hareket edip etmedikleri tartışılıp değerlendirilerek sonucuna göre hukuki durumlarının takdir ve tayini yerine eksik soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırı,

Kabule göre de;

1) Belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdir ve tayini hakime ait olup, adli emanette kayıtlı suça konu ve sahte olduğu kabul edilen çek yaprağı incelenmek suretiyle, özel-liklerinin duruşma tutanağına yazılıp, gerekçede aldatıcılık yeteneği irdelenerek, denetime olanak verecek şekilde suça konu belge aslı dosya içerisinde de bulundurulmadan yazılı şekilde karar verilmesi,

2) Sanıklardan Ergün yönünden, resmi evrakta sahtecilik suçunun cezası, 765 sayılı TCK´nın 342/1. maddesinde 2 yıldan 8 yıla kadar hapis, 5237 sayılı TCK´nın 204/1. maddesinde ise, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis olmasına rağmen, temel cezanın alt sınırdan tayini halinde, hapis cezalarının eşit olacağı ve 5237 sayılı TCK´nın 53. maddesinde düzenlenen ve hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak uygulanan hak yoksunluklarının 765 sayılı Kanun´da bulunmaması karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun aleyhe olduğu gözetilmeden 765 sayılı TCK uyarınca verilecek cezanın ertelenmesinin mümkün olmadığına ilişkin isabetli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırı,

3) Sanıklar Ömer ve Gülseren hakkında 08.02.2008 tarihli Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa´nın 562. maddesiyle değişik CMK´nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilmeyeceğinin takdir ve değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 09.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE TİCARETİ YAPMA, DELİLLER- DELİLLERİ TAKDİR YETKİSİ

YARGITAY 10. Ceza Dairesi 2009/3321 E.N , 2012/3370 K.N.

Özet

HAKİM KARARINI ANCAK DURUŞMAYA GETİRİLMİŞ VE HUZURUNDA TARTIŞILMIŞ DELİLLERE DAYANDIRABİLİR.

BEYANI HÜKME ESAS ALINAN TANIK, HUZURDA DİNLENMELİ VE SONUCUNA GÖRE SANIĞIN HUKUKİ DURUMU BELİRLENMELİDİR.

İçtihat Metni

Dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:

1- 16.04.2004 tarihinde (X) muhbire dört paket halinde eroin satarken yakalandığı belirtilen ve hakkında ayrı bir dava açılan Ahmet´in, Cumhuriyet Savcısı tarafından 20.04.2004 tarihinde alınan ek ifadesinde, daha önce sanık Hasan´a iki kilo esrar sattığını söylemesi üzerine, sanığın evinde yapılan aramada net 274 gram esrar bulunduğu; sanığın, Ahmet´ten kullanmak için esrar aldığını, aldığı esrardan iki üç kez içtiğini, kalan esrarın evinde ele geçirildiğini savunduğu; Ahmet´in beyanı hükme esas alınarak sanığın fiilinin "satmak için uyuşturucu madde bulundurma" suçunu oluşturduğunun kabul edildiği anlaşılmıştır.

CMK´nın 217. maddesinin birinci fıkrasına göre, hakim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Dayanılan beyan delili ise, beyanda bulunan kişinin taraflara soru sorma hakkı da tanınarak huzurda dinlenmesi gerekir.

Somut olayla ilgili olarak, beyanı hükme esas alınan Ahmet´in huzurda tanık olarak dinlenmesi ve sonucuna göre fiilinin "satmak için uyuşturucu madde bulundurma" ya da "kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma" suçlarından hangisini oluşturduğu tartışılarak sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırmayla hüküm kurulması,

2- Kabule göre; adli para cezasının, 5083 sayılı Kanun´un 1. maddesi ile hükümden sonra 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu´nun 04.04.2007 tarihli ve 2007/11963 sayılı kararının 1. maddesi uyarınca Türk Lirası (TL) olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, CMUK´nın 321. maddesi gereğince hükmün (BOZULMASINA), 06.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

BELLİ HAKLARI KULLANMAKTAN YOKSUN BIRAKILMA- SÜRELİ HAPİS CEZASI

YARGITAY 8. Ceza Dairesi 2011/14887 E.N , 2011/18206 K.N.

İçtihat Metni

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Yapılan yargılamaya, toplanan kanıtlara, hükmün dayandığı gerekçe ve takdire göre yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak:

1- Suça konu sahte resmi belgeyi, başka bir şahsın düzenleyerek kendisine verdiğini savunan sanığın, bu savunmasının aksine sahte mühür ürettiğine veya kullandığına ilişkin kanıt bulunmadığı, eyleminin kül halinde sahte resmi belgeyi kullanmaktan ibaret olduğu gözetilmeden, yazılı şekilde sahte mühür ve sahte belge kullanmak suçlarından ayrı ayrı mahkumiyet hükmü kurulması,

2- Belgelerde sahtecilik suçlarında, sahte belgenin aldatıcı nitelikte olup olmadığının tespiti mahkemeye ait olup suça konu belgenin duruşmada incelenip özelliklerinin tutanağa geçirilmesi ve gerekçeli kararda aldatma niteliğinin tartışılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

3- Dosyada mevcut adli sicil kaydında kasıtlı suçtan mahkumiyeti bulunmayan sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususunda oluşan kanaate göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerekirken, "cezaların caydırıcılık ve ıslah etkisinin sağlanması için sanığa bu aşamada cezaya hükmedilmesi gerekli görüldüğünden" şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı biçimde uygulama yapılması,

4- Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan tayin olunan 1 yıl 8 ay hapis cezası 5237 sayılı TCK.nun 49. maddesine göre kısa süreli olmamasına karşın, kısa süreli olduğundan ve ertelendiğinden bahisle, aynı yasanın 53/1. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

5- Suça konu belgenin denetime olanak verecek şekilde dosya içerisinde bulundurulmaması,

Yasaya aykırı, üst C.Savcısı ve sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK.nun 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 28.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

6136-SİLAHIN SAYI VE NİTELİK BAKIMINDAN VAHİM OLMA DURUMU- ATEŞLİ SİLAHLAR

YARGITAY 8. Ceza Dairesi 2009/15737 E.N , 2011/15711 K.N.

İçtihat Metni

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Dairemizce sürdürülen uygulamaya göre, 6136 sayılı Yasanın 13. maddesi uygulamasında 4 adetten fazla tabancanın sayısal bakımdan vahim sayılacağı gözönüne alınarak, sanığın 6136 sayılı Yasa kapsamında niteliksiz 4 adet tabanca bulundurmaktan ibaret eyleminin, tabanca sayısı itibariyle anılan yasanın 13. maddesinin birinci fıkrasına uygun bulunduğu, ancak asgari hadden uzaklaşılarak ceza tayini gerekeceği gözetilmeden, aynı maddenin ikinci fıkrası ile hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 13.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

DENETİMLİ SERBESTLİK TEDBİRİ, MÜKERRİRLERE ÖZGÜ İNFAZ REJİMİ

YARGITAY 7. Ceza Dairesi 2009/16580 E.N , 2012/4058 K.N.

Özet

DENETİM SÜRESİNİ BELİRLEME VE GEREKTİĞİNDE UZATMA GÖREVİNİN, HÜKMÜ VEREN MAHKEMEYE DEĞİL, HÜKÜMLÜNÜN İNFAZ AŞAMASINDAKİ DAVRANIŞLARINI DA DEĞERLENDİREREK KOŞULLU SALIVERME İLE İLGİLİ KARARI VERECEK OLAN MAHKEMEYE AİT OLDUĞU GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

5237 sayılı TCK´nın 58/7. maddesinde, mahkumiyet kararında, hükümlü hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağının belirtileceği öngörülmüştür.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun´un 108. maddesinin 4. fıkrasında "Hakim, mükerrir hakkında cezanın infazının tamamlanmasından sonra başlamak ve bir yıldan az olmamak üzere denetim süresi belirler." 5. fıkrasında "Tekerrür dolayısıyla belirlenen denetim süresinde, koşullu salıvermeye ilişkin hükümler uygulanır." 6. fıkrasında "Hakim, mükerrir hakkında denetim süresinin uzatılmasına karar verebilir. Denetim süresi en fazla beş yıla kadar uzatılabilir." hükümleri mevcuttur.

Bu yasal düzenlemeler karşısında, denetim süresini belirleme ve gerektiğinde uzatma görevinin, hükmü veren mahkemeye değil, hükümlünün infaz aşamasındaki davranışlarını da değerlendirerek koşullu salıverme ile ilgili kararı verecek olan mahkemeye ait olduğu gözetilerek, 5237 sayılı TCK´nın 58/7. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağının belirtilmesi ile yetinilmesi gerekirken, ayrıca denetimli serbestlik tedbiri süresinin de gösterilmesi,

Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden ve bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 322. maddesi uyarınca, hüküm fıkrasındaki "5275 sayılı Yasa´nın 108/4. maddesi gereğince cezasının infazından sonra takdiren 1 yıl süre ile hakkında denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmasına" ibarelerinin çıkarılarak, "cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına" cümlesinin hükme eklenmesi suretiyle hükmün (DÜZELTİLEREK ONANMASINA), hükmün sair kısımlarının aynen bırakılmasına, 07.03.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

TEŞEKKÜL HALİNDE KAÇAKCILIK-EKSİK SORUŞTURMA - MENŞEİ ARAŞTIRMASI

YARGITAY 7. Ceza Dairesi 2009/1486 E.N , 2012/27 K.N.

Özet

EŞYANIN ÇİN MENŞELİ OLMASI HALİNDE AYRICA DAMPİNG VERGİSİNE TABİ OLDUĞU, SÖZ KONUSU FİRMA HAKKINDA AÇILMIŞ BAŞKA DAVALARIN DA BULUNDUĞU HUSUSLARI BELİRTİLEREK FİRMA YETKİLİSİ VE GÜMRÜK MÜŞAVİRİ HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULMASI KARŞISINDA, ANILAN EYLEMİN TEŞEKKÜL HALİNDE KAÇAKÇILIK SUÇUNU OLUŞTURUP OLUŞTURMADIĞININ TESPİTİ BAKIMINDAN, FİRMA YETKİLİLERİ BELİRLENİP, HAKLARINDA KAÇAKÇILIK SUÇUNDAN AÇILMIŞ DAVA YA DA DAVALAR BULUNUP BULUNMADIĞININ ARAŞTIRILMASI VE EŞYA MENŞEİLERİNİN TESPİTİNE ÇALIŞILARAK, SONUCUNA GÖRE HUKUKİ DURUMUN TAYİN VE TAKDİRİNİN GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

T… tekstil firması adına H… Tekstil İhtisas Gümrük Müdürlüğü´nce, 08.08.2002/34582-34595 ve 13.09.2002/39287 gün ve sayı ile tescil edilmiş beyannameler kapsamı eşyaların menşei hakkında tereddüte düşülmesi nedeniyle yapılan yurtdışı araştırması sonucunda, eşya menşeini gösteren belgelerin sahte olduğu, eşya menşeinin tespit edilemediği, eşyanın Çin menşeli olması halinde ayrıca damping vergisine tabi bulunduğu, söz konusu firma hakkında açılmış başka davaların da bulunduğu hususları belirtilerek firma yetkilisi Jak ve gümrük müşaviri Savaş hakkında suç duyurusunda bulunulması karşısında, anılan eylemin teşekkül halinde kaçakçılık suçunu oluşturup oluşturmadığını tespit bakımından, firma yetkilileri de belirlenerek haklarında kaçakçılık suçundan açılmış dava ya da davalar bulunup bulunmadığının eşyanın menşeini tespit zımnında, ihracatçı Bangladeş firmasının kendi ülke makamlarına ihracat sırasında ibraz ettiği belgelerin de araştırılması dahil eşya menşeilerinin tespitine çalışılarak sonucuna göre hukuki durumun tayin ve takdiri gerekirken, eksik soruşturma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, katılan idare vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün (BOZULMASINA), 27.12.2011 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

YAĞMA SUÇUNDA ETKİN PİŞMALIKTAN YARARLANMA

YARGITAY 6. Ceza Dairesi 2009/6942 E.N , 2011/7195 K.N.

Özet

SANIĞIN AİLESİNİN YAĞMALANAN PARAYI KENDİSİNE İADE ETMEK İSTEDİĞİNİ ANCAK KUMAR PARASI OLDUĞU İÇİN KABUL ETMEDİĞİNİ BELİRTEN YAKINANIN BU BEYANI KARŞISINDA MAHKEMECE YAKINANIN ZARARININ VE BU ZARARIN HANGİ AŞAMADA KARŞILANMAK İSTENDİĞİNİN TESPİT EDİLEREK, BİR ÖDEME NOKTASI TAYİN EDİLİP SONUCUNA GÖRE SANIK HAKKINDA 5237 SAYILI TCK´NIN 168/3. MADDESİNİN UYGULANIP UYGULANMAYACAĞININ TARTIŞILMASI GEREKİR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm sanık savunmanı tarafından duruşmalı olarak da temyiz edilmekle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın tebliğnameleri ile Daireye gönderilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre tayin edilen günde yapılan duruşma sonunda dosya okunarak gereği görüşülüp düşünüldü;

I- Sanığın yakınan Ahmet´e yönelik silahla kasten yaralama suçu ile 6136 sayılı Yasa´ya muhalefet suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde:

Adli sicil kaydına göre, silinme şartları oluşmamış kasıtlı suçtan hükümlülüğü bulunan sanık hakkında, 5271 sayılı CMK´nın 231. maddesinin uygulama olanağı bulunmadığı anlaşılmakla yapılan incelemede:

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu´nun takdirine göre sanık Ünsal savunmanı ile o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin istem gibi ONANMASINA,

II- Sanığın yakınan Ali´ye yönelik yağma eylemi nedeniyle kurulan hükmün incelenmesine gelince:

Soruşturmanın sonuçlarını içeren tutanaklar, belgeler ve duruşmalı inceleme sırasında ileri sürülen savunma doğrultusunda yapılan incelemede;

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu´nun takdirine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Kişi suç işledikten sonra pişmanlık gösterebilir ve suçun işlenmesinden önceki hale döndüremez. Ancak gerçekleştirdiği haksızlığı mümkün oldukça ortadan kaldırabilir. Kanun koyucu bu hali öngörüp TCK´nın 168. maddesindeki yasa normuna yer vermiştir.

Bu bağlamda;

Suç tamamlandıktan sonra failin pişman olması durumunda suç sonunda elde edilen eşyanın iade edilerek veya tazmin suretiyle mağdurun zararının giderilmesi halinde şahsi bir hal olan etkin pişmanlıktan söz edilecektir. Anılan koşul yerine getirilirken duyulan pişmanlığın mutlaka sözle ifadesi zorunluluğu bulunmayıp söz veya davranışlar yoluyla ifade edilmesi olayın özelliğine göre olanaklı olabilecektir.

Burada suçun fail tarafından ikrarı değil, suç sonunda elde olunanın serbest iradesi ile iadesidir. Fail veya ortağının iade veya tazmini doğrudan mağdura yapacakları gibi mağdura ulaşması muhtemel kişiler aracılığı ile de mağdur veya mağdura ulaşması muhtemel kişilere de yapılması olanaklı olduğu, iadenin kabul edilmemesinin düşünülemeyeceği yasa normu olup yakınanın değişik nedenlerle zararının karşılanmasını istememesi yeterli olmadığı, somut olayımızda, yakınan Ali´nin 13.09.2007 tarihli celsede sanığın ailesinin yağmalanan parayı kendisine iade etmek istediğini ancak kumar parası olduğu için kabul etmediğini belirtmesi karşısında, mahkemece yakınanın zararının ve bu zararın hangi aşamada karşılanmak istendiğinin de tespit edilerek, bir ödeme noktası tayin edilip sonucuna göre sanık hakkında 5237 sayılı TCK´nın 168/3. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerekirken, yazılı şekilde uygulama yapılması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Ünsal savunmanının temyiz dilekçelerinde ve sanık savunmanlarının duruşmada ileri sürdükleri tüm itiraz ve savunmaları, bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sanık Ünsal hakkında duruşmalı temyiz incelemesi yapılan hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA ilişkin oybirliğiyle verilen karar 25.05.2011 günü Yargıtay Cumhuriyet Savcısının katıldığı oturumda, sanık ve savunmanlarının yokluklarında açıkça ve yöntemince okunup anlatıldı.


 

BASİT ZİMMET - GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMAK - NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK - NİTELİKLİ ZİMMET - RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK

YARGITAY 5. Ceza Dairesi 2007/5928 E.N , 2011/23185 K.N.

Özet

ZİMMET SUÇUNUN OLUŞABİLMESİ İÇİN GÖREVİN NORMAL FONKSİYONU İCABI VE KANUNA UYGUN OLARAK TEVDİİ ZORUNLU OLUP, KENDİSİNE USULSÜZ OLARAK ÖDEME YAPILMASINA OLANAK SAĞLAYAN BELGELER DÜZENLEYEREK KULLANMAK SURETİYLE ÇIKAR SAĞLAMA EY-LEMLERİNİN, BELGELERİN ALDATICI NİTELİKTE OLMASI DURUMUNDA EVRAKTA SAHTEKARLIK VE KAMU KURUMUNA KARŞI DOLANDIRICILIK, ALDATICILIĞIN BULUNMAMASI DURUMUNDA İSE KAMU KURUMUNA KARŞI DOLANDIRICILIK VE GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇLARINI OLUŞTURACAĞI GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Nitelikli zimmet suçundan sanık Zeki´nin yapılan yargılanması sonunda; basit zimmet suçundan lehe kabul edilen 5237 sayılı Yasa hükümleri uyarınca mahkumiyetine dair, (Alanya Birinci Ağır Ceza Mahkemesi)´nden verilen 23.12.2005 gün ve 2005/152 Esas, 2005/214 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay´ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay C.Başsavcılığı´ndan tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

CMK´nın 232/2-c maddesine aykırı olarak gerekçeli karar başlığında suçun işlendiği yerin gösterilmemesi,

CMK´nın 232/7. maddesine aykırı olarak gerekçeli karar ve suretlerinin mahkeme mührü ile mühürlenmemesi,

Oluşa ve dosya içeriğine göre de, sözlü olarak maaş bordrolarını hazırlamak üzere tahakkuk memuru olarak görevlendirilip bu görevi itiraz etmeksizin yürüten sanığın, maaş bordrolarının tahakkukunu doğru olarak düzenleyip İmar ve Fen İşleri Müdürlüklerine ait personelin özel hizmet tazminat tutarlarını icmal bordrosuna fazla olarak geçirip buna bağlı olarak düzenlenen verilen emirleri ile fazla olan miktarların bankada kendi hesabına yatırılmasını sağladığı sabit ise de; zimmet suçunun oluşabilmesi için paraların kendisine görevinin normal fonksiyonu icabı ve kanuna uygun olarak tevdiinin zorunlu olduğu, kendisine usulsüz olarak ödeme yapılmasına olanak sağlayan belgeler düzenleyerek kullanmak suretiyle çıkar sağlama eylemlerinin belgelerin aldatıcı nitelikte olması durumunda evrakta sahtekarlık ve kamu kurumuna karşı dolandırıcılık, aldatıcılığın bulunmaması durumunda da kamu·kurumuna karşı dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma suçlarını oluşturacağı gözetilmeksizin suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde zimmet suçundan hüküm kurulması,

Kabule göre de;

Sanık lehine olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK´nın 212. maddesindeki "sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur" şeklindeki düzenleme nedeniyle, sanığın eyleminde sahtecilik suçunun unsurlarının bulunup bulunmadığının karar yerinde tartışılması ve sahteciliğin varlığının kabulü halinde bu suçtan da mahkumiyet hükmü kurularak sonucuna göre lehe kanunun belirlenmesi gerektiğinin nazara alın-maması,

TCK´nın 61. maddesindeki düzenlemeye aykırı olarak 43. maddenin 248. maddeden sonra tatbiki,

Suçun 5237 sayılı Yasa´nın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesine rağmen sanık hakkında aynı Yasa´nın 53/5. maddesinin uygulanmaması,

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün kazanılmış hak saklı kalmak kaydıyla 5320 sayılı Kanun´un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK´nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 01.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

BASİT VE NİTELİKLİ RÜŞVET - GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMAK - İRTİKAP - ZAMANAŞIMI

YARGITAY 5. Ceza Dairesi 2007/13803 E.N , 2011/22150 K.N.

Özet

GENEL CERRAHİ UZMANI OLARAK GÖREVLİ SANIKLARIN HASTANEDE AMELİYATI YAPMAK İÇİN KATILAN VE MAĞDURLARDAN PARA İSTEYEREK ALMALARI EYLEMLERİNDE, İLGİLİLERİN HAYATİ TEHLİKELERİNİN BULUNMAMASINA, AYNI HASTANEDE BİRDEN FAZLA GENEL CERRAHİ UZMANININ BULUNMASINA VE DOSYA KAPSAMINA GÖRE İRTİKABIN İKNA VE İCBAR UNSURU BULUNMAYIP, SANIKLARIN TEKLİFLERİNİN KARŞI TARAFLARCA KABUL EDİLMESİ ÜZERİNE AMELİYATLARI YAPTIKLARI ANLAŞILDIĞINDAN, EYLEMLER 765 SAYILI YASA´NIN 212/1. MADDESİNE UYAN YAPMASI GEREKEN İŞİ YAPMAK İÇİN RÜŞVET ALMA SUÇUNA VÜCUT VERİR.

765 SAYILI YASA´NIN 212. MADDESİNİN BİR VE İKİNCİ FIKRALARINDA BASİT VE NİTELİKLİ RÜŞVET ALMA SUÇLARI AYRI AYRI DÜZENLENİP YAPTIRIM ALTINA ALINDIĞI HALDE, SONRADAN YÜRÜRLÜĞE GİREN 5237 SAYILI TCK´NIN RÜŞVETİ TANIMLAYAN 252/3. MADDESİNDE SADECE NİTELİKLİ RÜŞVETE YER VERİLMİŞ OLUP, KAMU GÖREVLİSİNİN YAPMASI GEREKEN BİR İŞİ YAPMASI YA DA YAPMAMASI GEREKEN İŞİ YAPMAMASI İÇİN YARAR SAĞLAMASI ŞEKLİNDEKİ EYLEMİ RÜŞVET SUÇU KAPSAMINDAN ÇIKARILIP AYNI YASA´NIN 257/3. MADDESİNDE GÖREVİNİN GEREKLERİNE UYGUN DAVRANMAK İÇİN ÇIKAR SAĞLAMA SUÇU OLARAK DÜZENLENMİŞ OLUP, OLAYDA DAVA ZAMANAŞIMI GERÇEKLEŞMİŞTİR.

İçtihat Metni

İrtikap suçundan sanıklar Fevzi, Celal, Mehmet ve M.Hamdi´nin bozma üzerine yapılan yargılanmaları sonunda; sanıklar hakkındaki kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına dair, (Diyarbakır Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi)´nden verilen 27.02.2006 gün ve 2004/181 Esas, 2006/74 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay´ca incelenmesi katılan vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay C.Başsavcılığı´ndan tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelendi;

Sanıklar hakkında verilen 15.04.2002 günlü kararın, sanıklar Mehmet ve Celal vekilleri ve bu iki sanık yönünden o yer C.Savcısı tarafından temyiz edildiği, sanıklar Fevzi ve M.Hamdi hakkındaki hükümlerin ise temyiz edilmeksizin kesinleştiği gözetilmeden, diğer sanıklarla ilgili temyiz ve bozma kararı üzerine bu sanıklar hakkında tekrar duruşma açılarak verilen hükümlerin hukuki değerden yoksun olduğu ve bu nedenle üzerinde temyiz incelemesi yapılamayacağı anlaşıldığından, katılan vekilinin sanıklar Fevzi ve M.Hamdi hakkındaki hükümlere ilişkin temyiz isteğinin 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gözetilerek CMUK´nın 317. maddesi uyarınca REDDİYLE, incelemenin sanıklar Mehmet ve Celal hakkındaki hükümlerle sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

D… SSK Hastanesi´nde genel cerrahi uzmanı olarak görevli sanıkların hastanede ameliyatı yapmak için katılan ve mağdurlardan para isteyerek almaları eylemlerinde, ilgililerin hayati tehlikelerinin bulunmamasına, aynı hastanede birden fazla genel cerrahi uzmanının bulunmasına ve dosya kapsamına göre irtikabın ikna ve icbar unsurunun bulunmadığı, sanıkların tekliflerinin karşı taraflarca kabul edilmesi üzerine ameliyatları yaptıkları ve eylemlerinin 765 sayılı Yasa´nın 212/1. maddesine uyan yapması gereken işi yapmak için rüşvet alma suçuna vücut vereceği, bu suçun aynı Yasa´nın 102/3 ve 104/2. maddeleri uyarınca 10 yıllık asli ve 15 yıllık ilave zamanaşımı süresinin bulunduğu, 765 sayılı Yasa´nın 212. maddesinin bir ve ikinci fık-ralarında basit ve nitelikli rüşvet alma suçları ayrı ayrı düzenlenip yaptırım altına alındığı halde, sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK´nın rüşveti tanımlayan 252/3. maddesinde "rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır" denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin yapması gereken bir işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlanmasının rüşvet suçu kapsamından çıkarıldığı cihetle, sanıkların eylemlerinin aynı Yasa´nın 257/3. maddesinde düzenlenen görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama suçunu oluşturacağı bu suçun tabi olduğu yasa maddesinde öngörülen cezanın tutarına nazaran 5237 sayılı TCK´nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirlenen 8 yıllık asli ve 12 yıllık ilave zamanaşımına tabi olduğu, suçların tarihi olan 1998 yılı ile inceleme günü arasında bu sürenin gerçekleştiği anlaşıldığından 5237 sayılı TCK´nın 7/2 ile 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gözetilmek suretiyle hükümlerin CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden sanıklar hakkında açılan kamu davalarının aynı Yasa´nın 322 ve 5271 sayılı CMK´nın 223/8. maddeleri uyarınca zamanaşımı sebebiyle DÜŞMESİNE, 18.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

KISA SÜRELİ HAPİS CEZASINA SEÇENEK YAPTIRIMLAR- MUHAFAZA GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMA

YARGITAY 4. Ceza Dairesi 2010/22648 E.N , 2010/18773 K.N.

Özet

MAHKEME TARAFINDAN SEÇENEK YAPTIRIMLARDAN HANGİSİNİN UYGULANACAĞI, TCK´NIN 50. MADDESİNİN İLK FIKRASINDA BELİRTİLEN KRİTERLER DİKKATE ALINARAK SAPTANABİLİR. YASADA BELİRTİLMEYEN BİR YAPTIRIMIN, SEÇENEK YAPTIRIM OLARAK TERCİH EDİLMESİ OLANAĞI BULUNMAMAKTADIR. KISA SÜRELİ HAPİS CEZASI YERİNE UYGULANMASI ÖNGÖRÜLEN SEÇENEK YAPTIRIMININ, ANILAN YASA´NIN 50/1-F MADDESİNDE SÖZÜ EDİLEN; "MAHKUM OLUNAN CEZANIN YARISINDAN BİR KATINA KADAR SÜREYLE VE GÖNÜLLÜ OLMAK KOŞULUYLA KAMUYA YARARLI BİR İŞTE ÇALIŞTIRILMA" SEÇENEK YAPTIRIMI KAPSAMINDA DÜŞÜNÜLMESİ OLANAKLI BULUNSA DAHİ, BU SEÇENEK YAPTIRIMA İNFAZI KISITLAMAYACAK ŞEKİLDE, ÇALIŞTIRILACAK FAALİYET ALANI BELİRTİLMEKSİZİN SOYUT OLARAK "...SÜREYLE KAMUYA YARARLI BİR İŞTE ÇALIŞTIRILMASINA" BİÇİMİNDE VE GÖNÜLLÜLÜK ESASINA UYULARAK HÜKMEDİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan sanık Fatma´nın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 289/1, 62/2, 52/2. maddeleri gereğince 2 ay 15 gün hapis 80 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun´un 50/3. maddesi uyarınca sanığa verilen kısa süreli hapis cezasının, aynı Kanun´un 50/1-d maddesi uyarınca 25 adet çam fidanı dikme seçenek yaptırımına çevrilmesine dair (Kale Sulh Ceza Mahkemesi)´nin 12.01.2010 tarihli ve 2009/165 esas, 2010/2 sayılı kararının Adalet Bakanlığı´nca 29.06.2010 gün ve 43412 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 22.07.2010 gün ve 169919 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

Tebliğnamede "Dosya kapsamına göre, 5237 sayılı Kanun´un 50/1. maddesinde kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar sınırlı olarak sayılmış olup, bunlar arasında fidan dikme yaptırımının bulunmadığı gibi, fidan dikme mükellefiyetinin para sarfı ile yerine getirilebilecek maddi bir edim ihtiva ettiği, hakim ceza ve mükellefiyet tayininde takdir yetkisine haiz ise de, bu takdirini kanundaki ilkeler çerçevesinde kullanmak durumunda olduğu gözetilmeden, işlenen suçla ilgisi olmayan ve hükümlünün ıslahı amacına hizmet etmeyen fidan dikme seçenek yaptırımına hükmedilmesinde isabet görülmemiştir." denilmektedir.

Gereği görüşüldü;

5237 sayılı Türk Ceza Yasası´nın 50/1. maddesinde kısa süreli hapis cezalarının çevrilebileceği seçenek yaptırımlar sınırlı bir şekilde belirtilmiştir:

"Madde 50 - (1) Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;

a) Adli para cezasına,

b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,

c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,

d) Mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,

e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar sü-reyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,

f) Mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya, çevrilebilir."

Yasa koyucu, kişi özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelikteki hapis cezasının aynen çektirilmesinin sakıncaları nedeniyle, kısa süreli hapis cezası yerine, Ceza Hukuku´nun suçla mücadeleye yönelik özel ve genel önleme amaçlarını gözeterek, ıslah edici başka seçenek yaptırımların uygulanmasına olanak sağlamıştır.

Seçenek yaptırımlardan hangisinin uygulanacağı mahkeme tarafından, 50. maddenin ilk fıkrasında belirtilen kriterler dikkate alınarak saptanacağı gibi, yasada belirtilmeyen bir yaptırımın seçenek yaptırım olarak tercih edilmesi olanağı da bulunmamaktadır. Mahkeme tarafından kısa süreli hapis cezası yerine uygulanması öngörülen yaptırımının, 50/1-f maddesinde sözü edilen; "Mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılma" seçenek yaptırımı kapsamında düşünülmesi olanaklı bulunsa dahi, bu seçenek yaptırıma da infazı kısıtlamayacak şekilde ve çalıştırılacak faaliyet alanı belirtilmeksizin, soyut olarak "...süreyle kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına" biçiminde ve gönüllülük esasına uyularak hükmedilmesi gerekeceği gözetilmeden, "hapis cezasının 25 adet çam fidanı dikme seçenek yaptırımına çevrilmesine" karar verilmesi yasaya aykırı görüldüğünden; 5271 sayılı CYY´nin 309/4-d maddesi uyarınca; Kale Sulh Ceza Mahkemesi´nin 12.01.2010 tarihli ve 2009/165 esas, 2010/2 sayılı kararının YASA YARARINA BOZULMASINA, bozulan karardaki öbür hususların aynen bırakılmasına, bozma kararı doğrultusunda ve yasada öngörülen gönüllülük ilkesi de gözetilerek yasaya uygun seçenek yaptırımın hükmedilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere müteakip işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine, 10.11.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMAK, HALK BANKASI PERSONELİ

YARGITAY 4. Ceza Dairesi 2009/7629 E.N , 2011/8081 K.N.

Özet

4603 SAYILI YASA İLE ÖZEL HUKUK STATÜSÜNE TABİ ANONİM ŞİRKET HALİNE DÖNÜŞTÜRÜLEN VE CEZA HUKUKU UYGULAMASINDA (MEMUR) "KAMU GÖREVLİSİ" SAYILMAYAN VE "KAMU GÖREVLİSİ GİBİ" CEZALANDIRILMASI OLANAĞI BULUNMAYAN HALK BANKASI ŞUBE PERSONELİ OLAN SANIKLARIN, GÖREVİ SAVSAMA SUÇUNUN FAİLİ OLMALARI MÜMKÜN DEĞİLDİR. KARAPARANIN AKLANMASININ ÖNLENMESİNE DAİR 4208 SAYILI KANUN´UN UYGULANMASINA İLİŞKİN YÖNETMELİK´İN 6-A MADDESİNDE SINIRLI OLARAK SAYILAN, BANKAYA İBRAZI ZORUNLU BELGELERDEN OLMAYAN AVUKATLIK KİMLİĞİNİ İBRAZ EDEREK İŞLEM YAPTIRMAK İSTEYEN KATILANIN İSTEMİNİN YERİNE GETİRİLMEMESİ EYLEMİNDE GÖREVİ İHMAL SUÇUNUN TİPİKLİK UNSURUNUN GERÇEKLEŞMEDİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

1-a) Sanığa yüklenen görevi kötüye kullanma suçundan doğrudan doğruya zarar görmeyen yakınan Türkiye Barolar Birliği´nin kamu davasına katılma hakkı bulunmadığı ve usulsüz verilmesinden dolayı hukuken geçersiz olan katılma kararının hükmü temyiz etme yetkisi vermeyeceği,

b) O yer C.Savcısının temyiz dilekçesinin süresi içinde verilmediği,

Anlaşıldığından, 5320 sayılı Yasa´nın 8/1 ve 1412 sayılı CYY´nin 317. maddesi uyarınca tebliğnameye aykırı olarak, o yer C.Savcısı ile yakınan Türkiye Barolar Birliği vekilinin TEMYİZ İSTEKLERİNİN REDDİNE,

2- Katılan Mustafa vekilinin sanık hakkında kurulan hükme yönelik temyizlerine gelince;

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede:

25.11.2000 tarihinde yürürlüğe giren 4603 sayılı Yasa´nın 1. maddesinin 2. ve 5. bentleri uyarınca Halk Bankası, Ziraat Bankası ve Emlak Bankası özel hukuk statüsüne tabi anonim şirket haline dönüştürüldüğü ve personeli hakkında 233 ve 399 sayılı Yasa gücünde kararnamelerin uygulanması olanağının ortadan kaldırılması karşısında Ceza Hukuku uygulamasında (memur) "kamu görevlisi" sayılmayan ve "kamu görevlisi gibi" cezalandırılması olanağı bulunmayan Halk Bankası şube personeli olan sanıkların, görevi savsama suçunun faili olması olanağı kalmadığı gibi, avukatlık kimliğinin, Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair 4208 sayılı Kanun´un Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik´in 6-a maddesinde sınırlı olarak sayılan bankaya ibrazı zorunlu belgelerden olmadığı gözetilerek avukatlık kimliğini ibraz ederek işlem yaptırmak isteyen katılanın isteminin yerine getirilmemesi eyleminde görevi ihmal suçunun tipiklik unsuru gerçekleşmediğinden beraat kararı verilmesi gerekirken, bağlayıcı emrin yerine getirilmediğinden bahisle ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi,

Yasaya aykırı ve katılan Mustafa vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye aykırı olarak (HÜKMÜN BOZULMASINA), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 08.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

HAPİS CEZASININ ADLİ PARA CEZASINA ÇEVRİLMESİ -TAKSİRLE ORMAN YANGININA NEDEN OLMAK - ZARAR - ZARARIN HESABI

YARGITAY 3. Ceza Dairesi 2010/795 E.N , 2011/12647 K.N.

Özet

6831 SAYILI KANUN´UN 110/3. MADDESİNDEKİ DÜZENLEMEYE GÖRE; CEZA İNDİRİMİNDE SANIĞIN YANGININ SÖNDÜRÜLMESİNE YARDIMCI OLMASI VE ZARAR MİKTARININ BİRBİRİNDEN BAĞIMSIZ OLARAK AYRI AYRI DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKİR. ANILAN MADDEDE YAZILI YANGIN SONUCU DOĞAN ZARAR, ORMAN ALANINA AİT GERÇEK ZARARI İFADE ETMEKTEDİR. BU ZARARIN HESABINDA, YANGIN SONUCU TAMAMEN YANAN AĞAÇLAR, KISMEN YANAN AĞAÇ VE AĞAÇÇIKLARIN DEĞERİNDE MEYDANA GELEN AZALMA, SÜCEYRAT, TOHUMLAR, BİTKİ ÖRTÜSÜ, ALT TABAKA ORMAN ÖRTÜSÜNÜN YANMASI NEDENİYLE OLUŞAN ZARAR, YANAN ALANDAKİ ORGANİK MADDELER, MİKROORGANİZMALAR VE MİNERALLERDEKİ YOK OLMA, TOPRAĞIN HUMUSLU TABAKASININ YANMASI NEDENİYLE MEYDANA GELEN VERİM GÜCÜNDEKİ AZALMA VE CANLI VARLIKLARIN YOK OLMASINA BAĞLI ZARARLARIN DİKKATE ALINMASI GEREKMEKTEDİR.

TAKSİRLİ SUÇ KAPSAMINDAKİ EYLEM NEDENİYLE VERİLEN HAPİS CEZASI UZUN SÜRELİ DE OLSA PARA CEZASINA ÇEVRİLEBİLİR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak, gereği görüşülüp düşünüldü:

Sanık hakkında temel cezanın tayininde kanun maddesinin 5728 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanun´un 110/3 yerine 110/2. maddesi olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak değerlendirilmiştir.

Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak;

1) 5728 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanun´un 110/3. maddesinde sanığın yangının söndürülmesine yönelik çabaları veya meydana gelen zararın azlığı gözönünde bulundurularak ceza indirimi yapılacağının düzenlenmesine göre yangının söndürülmesine yardımcı olması ve zarar miktarının birbirinden bağımsız olarak ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,

2) Kabule göre de;

a) 6831 sayılı Kanun´un 110/3. maddesinde yazılı yangın sonucu doğan zararın orman alanına ait olup gerçek zararı ifade etmesine, bu zararın hesabında yangın sonucu tamamen yanan ağaçlar, kısmen yanan ağaç ve ağaççıkların değerinde meydana gelen azalma, süceyrat, tohumlar, bitki örtüsü, alt tabaka orman örtüsünün yanması nedeniyle oluşan zarar, yanan alandaki organik maddeler, mikroorganizmalar ve minerallerdeki yok olma, toprağın humuslu tabakasının yanması nedeniyle meydana gelen verim gücündeki azalma ve canlı varlıkların yok olmasına bağlı zararların dikkate alınması gerekmesine, mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda yangın sonucu sahadaki ekonomik değeri bulunmayan orman emvalinin zarar görüp maddi tazminat hesabı yapılmayacağının belirtilmesine karşılık fiili duruma uygun olmayan şekilde yapılan hesaplama sonucu belirlenen zararın dikkate alınması suretiyle hüküm tesisi,

b) 5237 sayılı TCK´nın 50/4. maddesi uyarınca sanığın taksirli suç kapsamındaki eylemi nedeniyle verilen hapis cezasının uzun süreli olsa da para cezasına çevrilebileceği gözetilmeden sonuç ceza yönünden koşulların oluşmadığı gerekçesiyle bu hususta bir değerlendirme yapılmaması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca istem gibi (BOZULMASINA), 22.09.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI, KASTEN YARALAMA- HATALI UYGULAMA

 

 

 

 

YARGITAY 3. Ceza Dairesi 2009/8868 E.N , 2012/2131 K.N.

Özet

ALEYHE TEMYİZ BULUNMAMASI NEDENİYLE YANLIŞ UYGULAMA İLE EKSİK BELİRLENEN CEZA, HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI MÜESSESESİNİN UYGULANABİLİRLİK SINIRLARI İÇERİSİNE GİRMİŞ OLSA BİLE, SANIK BU MÜESSESEDEN YARARLANAMAZ.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak, gereği görüşülüp düşünüldü:

Sanığın, katılanı silahla yaşamsal tehlike geçirecek şekilde yaralaması eylemi için 5237 sayılı TCK´nın 86/1, 86/3-e, 87/1-d maddeleri uyarınca bulunan 3 yıl hapis cezasının 5237 sayılı Yasa´nın 87/1-son maddesi hükmü gereğince 5 yıl hapis cezasının altında kalması nedeniyle buraya yükseltilmesi gerektiği halde, hatalı uygulama yapılarak yazılı şekilde eksik cezaya hükmolunmuş ise de, aleyhe temyiz olmaması nedeniyle bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.

Ancak doğru uygulama yapılsaydı 5237 sayılı Yasa´nın 87/1-son maddesi ile bulunan 5 yıl hapis cezası üzerinden mahkemece kabul olunup takdir edilen 29. madde hükmü gereğince 1/2 oranında indirim yapıldığında 2 yıl 6 ay hapis ve bu miktar üzerinden 62. maddeye göre 1/6 oranında indirim yapıldığında ise 2 yıl 1 ay hapis cezası bulunacaktı. Şu halde 1 yıl 3 ay hapis cezası 5237 sayılı Yasa´nın 87/1-son maddesi gözetilmeden uygulama yapılmış olması nedeniyle 08.02.2008 tarih ve 5728 sayılı Yasa ile değişik 5271 sayılı CMK´nın 231. maddesinde düzenlenmiş bulunan "hükmün açıklanmasının geri bırakılması" müessesesinin uygulanabilirlik sınırları içerisine girmiş bulunmaktadır. Doğru uygulama yapılması halinde 5271 sayılı Yasa´nın 231. maddesinin uygulanma ihtimali bulunmamaktadır. Konuya ilişkin olarak Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu 04.03.2008 gün ve 2008/6-47 esas, 2008/43 sayılı kararında "sanığın önceki yanılgılı uygulama nedeniyle ortaya çıkan hafif sonuç cezadan, ikinci kez mahkumiyetin sonuçlarını da kapsayacak şekilde yararlandırılmasını sağlayacak, sanığa daha önce bir kez tanınmış olan atıfet genişletilmek suretiyle hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına, adalet ve eşitlik ilkelerinin zedelenmesine yol açılmış olacaktır. Benzer konuda Yargıtay CGK´nın 17.11.1988 gün ve 282-348 sayılı kararı ile 23.03.2004 gün ve 41-70 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır." şeklinde belirtilmiş olup, bu açıklamalar ışığında somut olayımıza ilişkin olarak değerlendirme yapıldığında sanık hakkında 5728 sayılı Yasa ile değişik 5271 sayılı CMK´nın 231. maddesinin uygulanma imkan ve kabiliyeti bulunmadığından bu nedenle bozma yapılması düşünülmemiştir.

Yerinde görülmeyen sair itirazların REDDİNE, ancak;

Sanığın üzerine atılı suç için TCK 53/1-c maddesi hükmünün aynı Yasa´nın 53/3. maddesine göre kendi alt soyu bakımından şartla tahliye tarihine kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde cezanın infazı tamamlanıncaya kadar uygulanmasına karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CMUK´nın 322. maddesi gereğince, hüküm fıkrasının bu konu ile ilgili kısmının "5237 sayılı Yasa´nın 53/1-a,b,d,e bentlerinde yazılı hakları kullanmaktan mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar, 53/1-c maddesinde yazılı velayet, vesayet ve kayyımlığa ait yetkileri kendi alt soyu üzerinde kullanmaktan 53/3. maddesi hükmü gereğince şartla tahliye tarihine kadar yoksun bırakılmasına" şeklinde değiştirilmesi ve sair kısımların aynen bırakılması suretiyle hükmün (DÜZELTİLEREK ONANMASINA), 23.01.2012 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR, İTİRAZ

YARGITAY 2. Ceza Dairesi 2012/306 E.N , 2012/4994 K.N.

Özet

KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARARA KARŞI YAPILAN İTİRAZIN REDDİNE KARAR VERİLMESİNDEN SONRA YENİ DELİL VARLIĞI NEDENİ İLE KAMU DAVASI AÇILABİLMESİ, İTİRAZIN REDDİNE KARAR VEREN AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANININ BU HUSUSTA KARAR VERMESİNE BAĞLIDIR. SORUŞTURMANIN VEYA KOVUŞTURMANIN YAPILMASI ŞARTA BAĞLI TUTULMUŞ OLUP DA ŞARTIN HENÜZ GERÇEKLEŞMEDİĞİ ANLAŞILIRSA; ÖNCELİKLE ŞARTIN GERÇEKLEŞMESİNİ BEKLEMEK ÜZERE DURMA KARARI VERİLMELİ, SONRASINDA İSE DAHA ÖNCE KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR İTİRAZI KARARA BAĞLAYAN MERCİİN, YENİDEN KAMU DAVASI AÇILABİLMESİ KONUSUNDAKİ KARARI BEKLENİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

CMK´nın 173/6. madde/fıkrası uyarınca, daha önce kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine karar verilmesinden sonra yeni delil varlığı nedeni ile sanık hakkında kamu davası açılabilmesinin itirazın reddine karar veren Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının bu hususta karar vermesi şartına bağlı olduğunun ve yine aynı Yasa´nın 223/8. madde/fıkrası uyarınca soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da, şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; öncelikle şartın gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilmesi, sonrasında ise daha önce kovuşturmaya yer olmadığına dair itirazı karara bağlayan merciin, yeniden kamu davası açılabilmesi konusundaki kararının beklenilerek sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden açılan dava üzerine yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması;

Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı isteme aykırı olarak (BOZULMASINA), 01.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

HAKARET NETİCESİ HAREKETE BİTİŞİK ŞEKLİ SUÇ, KAST-OLASI KAST

YARGITAY 2. Ceza Dairesi 2012/3647 E.N , 2012/2455 K.N.

Özet

HAKARET SUÇU, NETİCESİ HAREKETE BİTİŞİK ŞEKLİ SUÇTUR. SUÇ KASTININ VARLIĞI İÇİN EYLEMİN İRADİ OLARAK GERÇEKLEŞTİRİLMESİ YETERLİDİR. KANUNDA ÖNGÖRÜLEN NETİCE, HAREKETİN GERÇEKLEŞMESİ İLE DOĞDUĞUNDAN BU SUÇUN OLASI KAST İLE İŞLENEMEYECEK SUÇLARDAN OLDUĞU GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Hakaret suçundan sanık Alp´in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 125/1, 21/2, 62/1, 52/2. maddeleri uyarınca 1.500,00 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair (Silivri İkinci Sulh Ceza Mahkemesi)´nin 17.05.2011 tarihli ve 2010/374 esas, 2011/165 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığı´nca verilen 10.10.2011 gün ve 12571/51686 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 04.01.2012 gün ve 2011/366337 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle okundu.

Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;

Dosya kapsamına göre, sanığın üzerine atılı hakaret suçundan belirlenen cezasından uygulama yeri bulunmayan 5237 sayılı Kanun´un 21/2. maddesine göre indirim yapılamayacağının gözetilmemesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK´nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

Gereği düşünüldü:

Hakaret suçunun, neticesi harekete bitişik şekli suçlardan olması, suç kastının varlığı için eylemin iradi olarak gerçekleştirilmesinin yeterli olması ve kanunda öngörülen neticenin hareketin gerçekleşmesi ile zorunlu olarak doğması nedeniyle, olası kast ile işlenemeyecek suçlardan olduğu gözetilmeden, TCK´nın 21. maddesinin 2. fıkrası uyarınca cezada indirim yapılması nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, Silivri İkinci Sulh Ceza Mahkemesi´nden verilip kesinleşen, 17.05.2011 gün ve 2010/374, 2011/165 sayılı kararın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere (BOZULMASINA), 08.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

KASTEN ÖLDÜRMEYE KALKIŞMA, KASTEN YARALAMA-AV TÜFEĞİ

YARGITAY 1. Ceza Dairesi 2011/6992 E.N , 2012/1862 K.N.

Özet

AV TÜFEĞİ İLE YAKIN MESAFEDEN BACAĞA YÖNELİK YAPILAN ATIŞLARDA, TOPLU SAÇMA GİRİŞİ İLE GENİŞ DOKU VE KEMİK DEFEKTİ (EKSİKLİĞİ, KAYBI) YANINDA ANA DAMAR VE SİNİR PAKETİNİN TAMAMEN PARÇALANIP ANİ VE BOL MİKTARDA KAN KAYBI SONUCU KISA SÜREDE ÖLÜMÜN MEYDANA GELDİĞİNİN BİLİNEN VEYA BİLİNMESİ GEREKEN BİR DURUM OLMASI NEDENİYLE; AV TÜFEĞİYLE YAKIN MESAFELERDEN TOPLU SAÇMA GİRİŞİ MEYDANA GETİRECEK ŞEKİLDE ATIŞ YAPILMASI HALİNDE MUHAKKAK OLAN ÖLÜM NETİCESİNİN GERÇEKLEŞECEĞİNİN SANIK TARAFINDAN BİLİNMESİNİN GEREKTİĞİ, NİTEKİM HAYATİ TEHLİKE GEÇİREN MAĞDURLARIN DA OLAYDAN HEMEN SONRA YAPILAN TIBBİ MÜDAHALELERLE HAYATTA KALABİLDİKLERİ ANLAŞILAN SOMUT OLAYDA; KULLANILAN SİLAHIN ETKİLİ MESAFEDEN VAHİM SONUÇLAR MEYDANA GETİRMEYE ELVERİŞLİ OLMASI, ATIŞ MESAFELERİ VE MEYDANA GELEN YARALARIN NİTELİKLERİ BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLDİĞİNDE, SANIĞIN EYLEMLERİNE BAĞLI OLARAK ORTAYA ÇIKAN KASTI ÖLDÜRMEYE YÖNELİKTİR. SANIĞIN, EYLEMİNİ TAMAMLADIKTAN SONRA, MAĞDURA "ÖLDÜREYİM Mİ SENİ? AMA DEĞMEZ" DEMESİ, KASTININ ÖLDÜRMEYE YÖNELİK OLMADIĞINI GÖSTERMEYE YETMEYECEĞİNDEN ADAM ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS SUÇUNDAN HÜKÜM KURULMALIDIR.

İçtihat Metni

1- Sanık Hüseyin hakkında mağdur Hakan´ı kasten yaralama suçundan açılan dava ile ilgili olarak "5271 sayılı CMK´nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına" karar verilmiş olduğundan ve 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Kanun´un 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK´nın 231/12. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar temyizi kabil olmayıp, itiraz yasa yoluna tabi bulunduğundan, bu hususta mahallince değerlendirme yapılması mümkün görülmüştür.

2- Suçtan zarar gören mağdur Hakan´ın duruşmada alınan ifadesinde sanıktan davacı olduğunu bildirmesi, davaya katılma istemi niteliğinde olduğu halde, katılma konusunda herhangi bir karar verilmediği anlaşılmış ise de; Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 19.10.2010 tarih ve 2010/149-205 sayılı kararında belirtildiği üzere, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp karara bağlanmayan katılma isteklerinin, temyiz incelemesi sırasında karara bağlanması mümkün olduğundan, 5271 sayılı CMK´nın 237. maddesi uyarınca suçtan zarar gören mağdurun öldürmeye teşebbüs suçundan açılan kamu davasına katılan olarak kabulüne karar verilerek yapılan incelemede;

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık Oktay´ın, suçlarının sübutu kabul, mağdur Hüseyin´e yönelen eylem yönünden oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçun niteliği tayin, takdire ve tahrike ilişen cezayı azaltıcı sebeplerin niteliği ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, katılanlar Serkan ve Hakan vekilinin sair nedenlere ilişen, sanık müdafiinin haksız tahrikin derecesine, mağdur Hüseyin´i olası kastla yaralama suçunda haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle;

A) Sanık Oktay hakkında mağdur Hüseyin´i olası kastla yaralama suçundan kurulan hükmün tebliğnamadeki düşünce gibi ONANMASINA,

B) Sanık Oktay´ın mağdurlar Serkan ve Hakan´a yönelen eylemleri yönünden; sanığın, olay günü ve öncesinde dükkanının önünden sık aralıklarla geçerek kendisine sövmelerinden dolayı maruz kaldığı haksız tahrik altında, 12 numara fişek atan av tüfeği ile önce mağdur Serkan´a iki metre mesafeden mağdurun sağ bacağını hedef alarak ateş ettiği, bu atış sonucu sağ dize toplu saçma isabeti nedeniyle sağ diz anteriorundan (önünden) crurise (diz altına) kadar uzanan bölgede ve sağ diz posteriorda (arkada) ayrı ayrı olmak üzere 10x10 cm´lik açık yaralar meydana geldiği, ayrıca aynı bölgede hayat fonksiyonlarındaki etkisi ağır (6. derece) olan çift kırık oluştuğu, kan dolaşımı, motor fonksiyonu ve duyu ile popliteal nabzın bulunmaması, sağ crurisin (diz altının) dize sadece cilt ile tutunması nedeniyle acilen ameliyata alınan ve hayati tehlike geçiren mağdurun, organlardan veya duyularından birinin işlevinin yitirilmesi niteliğinde olan sağ diz altı amputasyonu (kesilmesi) uygulaması yapılmasıyla hayata döndürüldüğü, sanığın daha sonra Serkan´ın vurulduğunu görerek kaçmaya başlayan mağdur Hakan´ın yere düşüp daha fazla uzaklaşamamasından yararlanarak etkili mesafeden ona doğru ateş ettiği, bu atışla sol bacağından toplu saçma isabeti ile vurulan mağdur Hakan´ın, sol diz altı medialinde (iç yanında) 5x5 cm. büyüklüğünde geniş sol diz altı defekti (eksikliği, kaybı) meydana geldiği, bu nedenle acilen ameliyata alınan ve hayati tehlike geçiren mağdur Hakan´ın da, organlardan veya duyularından birinin işlevinin yitirilmesi niteliğinde olan sol diz altı amputasyonu (kesilmesi) uygulaması yapılmasıyla hayata döndürüldüğü olayda;

Av tüfeği ile yakın mesafeden bacağa yönelik yapılan atışlarda, toplu saçma girişi ile geniş doku ve kemik defekti (eksikliği, kaybı) yanında ana damar ve sinir paketinin tamamen parçalanıp ani ve bol miktarda kan kaybı sonucu kısa sürede ölümün meydana geldiğinin bilinen veya bilinmesi gereken bir durum olması nedeniyle; somut olayda av tüfeğiyle yakın mesafelerden toplu saçma girişi meydana getirecek şekilde atış yapılması halinde muhakkak olan ölüm neticesinin gerçekleşeceğinin sanık tarafından bilinmesinin gerektiği, nitekim hayati tehlike geçiren mağdurların da olaydan hemen sonra yapılan tıbbi müdahalelerle hayatta kalabildikleri anlaşılmakla; kullanılan silahın etkili mesafeden vahim sonuçlar meydana getirmeye elverişli olması, atış mesafeleri ve meydana gelen yaraların nitelikleri birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eylemlerine bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu, sanığın eylemini tamamladıktan sonra mağdur Hakan´ın yanına gidip "Öldüreyim mi seni? Ama değmez" demesinin ise bu anlamda kastın öldürmeye yönelik olmadığını göstermeye yetmeyeceği anlaşıldığı halde, sanık hakkında kasten öldürmeye teşebbüs yerine, suçların niteliğinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde kasten yaralama suçlarından hüküm kurulması,

Bozmayı gerektirmiş olup, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükümlerin tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak (BOZULMASINA), sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, olası kastla yaralama suçundan hükmolunan ceza miktarı, bozma nedeni ve CMK´nın 102/2. maddesinde düzenlenen süre dikkate alındığında müdafiinin tahliye isteminin reddine, 15.03.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

KASTEN ÖLDÜRMEYE KALKIŞMA, KASTEN YARALAMA

YARGITAY 1. Ceza Dairesi 2008/2504 E.N , 2012/662 K.N.

Özet

SANIĞIN, AKIL HASTASI OLAN VE RUHSAL AÇIDAN KENDİSİNİ SAVUNAMAYACAK DURUMDA BULUNAN KARDEŞİ MAĞDURUN, YÜZ, GÖVDE, SAĞ VE SOL KOL BÖLGELERİNE ÇOK SAYIDA BIÇAK DARBESİ VURARAK YARALADIĞI; GÖBEĞİN YAKLAŞIK 5 CM. ÜZERİNDEKİ VE GÖBEĞİN YAKLAŞIK 12 CM. YUKARISINDAKİ KESİCİ DELİCİ ALET YARALARININ BATINA, SOL ÖN AKSİLER ÇİZGİNİN ARKUS COSTRUMU KESTİĞİ YERİN HEMEN ÜZERİNDE ARALARINDA 2 CM. ARALIK BULUNAN ÜÇ ADET KESİCİ DELİCİ ALET YARALARINDAN ORTADAKİNİN TORAKSA VE DİAFRAGMAYI 3 CM. RÜPTÜRE EDİP BATINA, DİĞER İKİ YARANIN İSE BATINA NAFİZ OLDUĞU, MAĞDURUN BU YARALANMA NEDENİYLE YAŞAMSAL TEHLİKE GEÇİRDİĞİ OLAYDA; SANIĞIN EYLEMİ İLE AÇIĞA ÇIKAN KASTI ÖLDÜRMEYE YÖNELİKTİR.

İçtihat Metni

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık Cantekin´in suçunun sübutu kabul, cezayı azaltıcı tahrik ve takdiri indirim sebebinin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle değerlendirilip reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma nedeni dışında isabetsizlik görülmediğinden, sanık müdafiinin bir sebebe dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine;

Ancak;

Oluşa ve dosya içeriğine göre; sanığın, akıl hastası olup, ruhsal açıdan kendisini savunamayacak durumda bulunan kardeşi mağdur Aytekin´in, yüz, güvde, sağ ve sol kol bölgelerine çok sayıda bıçak darbesi vurarak yaraladığı, göbeğin yaklaşık 5 cm. üzerindeki ve göbeğin yaklaşık 12 cm. yukarısındaki kesici delici alet yaralarının batına, sol ön aksiler çizginin arkus costrumu kestiği yerin hemen üzerindeki aralarında 2 cm. aralık bulunan üç adet kesici delici alet yaralarından ortadakinin toraksa ve diafragmayı 3 cm. rüptüre edip batına, diğer iki yaranın ise batına nafiz olduğu, mağdurun bu yaralanma nedeniyle yaşamsal tehlike geçirdiği olayda; sanığın eylemi ile açığa çıkan kastının öldürmeye yönelik olup, öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılması gerektiği gözetilmeksizin, suç niteliğinde hata edilerek silahla etkili eylem suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmekle, sanık hakkında kurulan hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), CMUK´nın 326/son maddesine göre ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkının korunmasına, 13.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

TAKSİRLE YARALAMA, BİLİNÇLİ TAKSİR- HAPSİN ADLİ PARA CEZASINA ÇEVRİLMESİ

YARGITAY 12. Ceza Dairesi 2012/6709 E.N , 2012/5105 K.N.

Özet

101 PROMİL ALKOLLÜ OLARAK ARAÇ KULLANAN SANIĞIN, YÖNETİMİNDEKİ OTOMOBİLİ İLE KARIŞTIĞI KAZA SONUCUNDA BİR KİŞİNİN NİTELİKLİ ŞEKİLDE YARALANMASINA NEDEN OLMAK ŞEKLİNDE GELİŞEN EYLEMİNDE BİLİNÇLİ TAKSİR KOŞULLARININ OLUŞTUĞU GÖZETİLMELİDİR.

HAPİS CEZASI İLE ADLİ PARA CEZASININ SEÇENEK OLARAK ÖNGÖRÜLDÜĞÜ HALLERDE, HAPİS CEZASINA HÜKMOLUNMUŞSA, BU CEZA ADLİ PARA CEZASINA ÇEVRİLEMEZ.

İçtihat Metni

Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Dosya içeriğine göre, kaza sırasında 101 promil alkollü olarak araç kullanan sanığın, yönetimindeki otomobili ile karıştığı kaza sonucunda bir kişinin nitelikli şekilde yaralanmasına neden olmak şeklinde gelişen eyleminde bilinçli taksir koşullarının oluştuğunun gözetilmemesi; ayrıca 5237 sayılı TCK´nın 50/2. maddesinde yer alan, "suç tanımında hapis cezası ile adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adli para cezasına çevrilmez." düzenlemesine rağmen sanığa verilen hapis cezasının kanuna aykırı olarak adli para cezasına çevrilmiş olması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedenleri sayılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sanığın kusuru olmadığına, kazaya katılanın eşinin neden olduğuna, erteleme yapılmadığına, katılanın tutumu nedeniyle uzlaşma sağlanamadığına ilişkin tüm temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak (ONANMASINA), 23.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

GÜVENLİK KAMERASI GÖRÜNTÜLERİ-İDDİA VE SAVUNMA HAKKI - HAKKIN KULLANILMASI - NİTELİKLİ HIRSIZLIK

 

 

 

YARGITAY 13. Ceza Dairesi 2011/7180 E.N , 2012/8523 K.N.

Özet

FAKÜLTE BİNASININ, YALNIZCA MAĞDUR TARAFINDAN KULLANILAN ÖĞRETİM ÜYESİ ODASINA KENDİ İSTEĞİ İLE YERLEŞTİRİLEN GÜVENLİK KAMERASI GÖRÜNTÜLERİNİN, 5237 SAYILI TCK´NIN 26/1. MADDESİNDE DÜZENLENEN "HAKKIN KULLANILMASI HUKUKA UYGUNLUK NEDENLERİNDEN" OLAN "İDDİA VE SAVUNMA HAKKININ" KULLANILMASI KAPSAMINDA BİR DELİL OLDUĞU VE 5271 SAYILI CMK´NIN 217/2. MADDESİNE GÖRE DE HUKUKA UYGUN BİR ŞEKİLDE ELDE EDİLDİĞİ KABUL EDİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

Fakülte binasının, yalnızca mağdur tarafından kullanılan öğretim üyesi odasına kendi isteği ile yerleştirilen güvenlik kamerası görüntülerinin 5237 sayılı TCK´nın 26/1. maddesinde düzenlenen "hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedenleri"nden kabul edilen "iddia ve savunma hakkı"nın kullanılması kapsamında bir delil olması ve bu delilin de 5271 sayılı CMK´nın 217/2. maddesine göre hukuka uygun bulunması karşısında,

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nite-lendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Kasten işlenen suçlardan hapis cezasına mahkumiyetin yasal sonucu olan ve 5237 sayılı TCK´nın 53. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen belirli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma tedbirlerinin seçimlik olmadığı gözetilmeden, 5237 sayılı TCK´nın 53/1-c bendinde düzenlenen velayet hakkına; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaya ilişkin hak yoksunluğuna hükmedilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Z.Pınar müdafiinin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak (BOZULMASINA), bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK´nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından 5237 sayılı TCK´nın 53/1-a,b,d,e maddesinin uygulanmasına ilişkin bölüm tümden çıkartılarak yerine "Sanığın kasten işlemiş olduğu suçtan, hapis cezasıyla mahkumiyetin yasal sonucu olarak 5237 sayılı TCK´nın 53/1. maddesinin "a, b, c, d, e" bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmasına" cümlesinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün (DÜZELTİLEREK ONANMASINA), 26.03.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK, YALAN BEYANDA BULUNMAK

YARGITAY 15. Ceza Dairesi 2011/11823 E.N , 2012/32803 K.N.

Özet

SANIĞIN, SSK´DAN EMEKLİ MAAŞI ALDIĞI HALDE BUNU GİZLEYİP, EMEKLİ YA DA ÇALIŞAN OLMADIĞINA DAİR TAAHHÜT İMZALAYARAK DON DESTEĞİ ALMAK SURETİYLE HAZİNE´Yİ ZARARA UĞRATTIĞI İDDİA EDİLMİŞ İSE DE; 26272 SAYILI GENELGENİN 5/B-3 MADDESİNDE YER VERİLEN "BU YARDIMLARDAN YARARLANILABİLMESİ İÇİN, YILLIK GELİR TOPLAMININ HER YIL BAKANLAR KURULU´NCA AÇIKLANAN 16 YAŞ VE ÜZERİ ASGARİ ÜCRET BRÜTÜNÜN YILLIK TOPLAMININ ÜÇ KATINA TEKABÜL EDEN MİKTAR VEYA ALTINDA OLMASI GEREKLİDİR." HÜKMÜ KARŞISINDA, EMEKLİ MAAŞ MİKTARINA GÖRE YARDIM ALMASININ MÜMKÜN BULUNMASI NEDENİYLE OLAYDA DOLANDIRICILIK SUÇU UNSURLARI İTİBARİYLE OLUŞMAYIP EYLEMİN TCK´NIN 206. MADDESİNDE DÜZENLENEN YALAN BEYANDA BULUNMAK SUÇUNA UYACAĞINA İLİŞKİN MAHKEMENİN KABULÜNDE BİR İSABETSİZLİK YOKTUR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Müşteki Hazine vekilinin 29.05.2008 günlü ara kararla davaya katılma talebinin reddine karar verilmiş ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 19.10.2010 gün ve 2010/9-149/205 sayılı kararında açıklandığı üzere, dosya içeriğine göre suçtan zarar görmüş olan müşteki vekilinin CMK´nın 260. maddesi uyarınca kurulan hüküm temyiz ve katılma hakkı bulunduğunun anlaşılması karşısında, katılma isteminin reddine dair 29.05.2008 tarihli kararın kaldırılarak CMK´nın 237/2. maddesi uyarınca suçtan zarar gören Hazine vekilinin davaya katılmasına karar verilerek yapılan incelemede,

Yargıtay CGK´nın 04.10.1993 gün ve 187/227 sayılı kararında açıklandığı üzere tür ve miktarı itibariyle kesin olan kararların suç vasfına yönelik bir temyiz bulunması halinde Yargıtay´ca incelenmesinin olanaklı bulunması, katılan idare vekilinin temyizinin de suç vasfına yönelik olduğunun anlaşılması karşısında, usul ve yasaya aykırı bulunan temyizin reddine dair 26.06.2008 tarihli ek kararın kaldırılarak yapılan temyiz incelemesinde,

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.

Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte birtakım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.

Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

Somut olayda;

Sanığın, SSK´dan emekli olarak maaşı aldığı halde 14.11.2006 tarihinde bunu gizleyerek, emekli ya da çalışan olmadığına dair taahhüt imzalayarak meydana gelen don olayından dolayı devletçe ödenmekte olan 1.349.46 TL almak suretiyle kamu kurumu olan Hazine´yi zarara uğrattığı iddia edilmesine karşılık 27.08.2006 tarihli Resmi Gazete´de yayınlanan 26272 sayılı genelgenin mahkemece değerlendirilen 5/b-3 maddesinin "bu yardımlardan yararlanılabilmesi için, yıllık gelir toplamının her yıl Bakanlar Kurulu´nca açıklanan 16 yaş ve üzeri asgari ücret brütünün yıllık toplamının üç katına tekabül eden miktar veya altında olması gereklidir" hükmü karşısında, sanığın aldığı emekli maaş miktarına göre yardım almasının mümkün bulunması nedeniyle olayda dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmayıp mahkemece eylemin TCK´nın 206. maddesine uyan yalan beyanda bulunmak olarak kabul edilmesinde isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla,

Sanık hakkında resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak suçundan hükmolunan cezanın miktar ve türüne göre hükmün 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 5219 sayılı Kanun´un 3-B maddesi ile değişik 1412 sayılı

CMUK´nın 305/1. maddesi gereğince hüküm tarihi itibariyle, temyizi mümkün olmadığından katılan vekilinin bu suçtan kurulan hükme yönelik temyiz isteğinin aynı Kanun´un 317. maddesi gereğince REDDİNE, 26.03.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


DENETİMLİ SERBESTLİK SÜRESİ, HAK YOKSUNLUĞU- NİTELİKLİ HIRSIZLIK

YARGITAY 13. Ceza Dairesi 2011/3161 E.N , 2012/3277 K.N.

Özet

5237 SAYILI TCK´NIN 142/2-G BENDİNDE YASAL SINIRLAMA GETİRİLMEDİĞİNDEN MADDEDE BAHSİ GEÇEN HAYVANLARIN ÇOBAN VEYA SAHİBİ GÖZETİMİNDE OLUP OLMAMASININ BU BENDİN UYGULANMASI BAKIMINDAN SONUCU ETKİLEMEYECEĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan 5271 sayılı CMK´nın 231/6. maddesinin a bendinde yazılı "kasıtlı bir suçtan mahkum olmama" koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açık-lanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- 5237 sayılı TCK´nın 142/2-g bendinde yasal sınırlama getirilmediğinden ve maddede bahsi geçen hayvanların çoban veya sahibi gözetiminde olup olmamasının, bu bendin uygulanması bakımından sonucu etkilemeyeceği ve dolayısıyla somut olaya göre, müştekinin otlatmakta olduğu küçükbaş hayvanlardan bir adet kuzunun çalınması şeklindeki sanık eyleminin TCK´nın 142/2-g bendine uyduğu gözetilmeden, yasal ve yerinde olmayan gerekçe ile eylemin açıktan hırsızlık kabulüyle TCK´nın 141/1. maddesiyle uygulama yapılarak yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünde, 5237 sayılı TCK´nın 53/3. maddesi gözardı edilerek, 53/1-c bendinde belirtilen haklardan sanığın mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmiş olması,

3- Denetim süresinin belirlenmesinin infaza yönelik bir işlem olduğu gözetilerek, 5237 sayılı TCK´nın 58/6-7. maddesi gereğince mükerrir olan sanık hakkında, cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesiyle yetinilmesi yerine, 5275 sayılı Yasa´nın 108/4. maddesine dayanılarak denetimli serbestlik süresinin belirlenmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Fikret müdafii ve katılan Zülfiye vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak (BOZULMASINA), 15.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi


 

ACİL SAĞLIK HİZMETİ-DOLANDIRICILIK-PARA CEZASI

YARGITAY 15. Ceza Dairesi 2011/11924 E.N , 2012/32898 K.N.

Özet

HİÇBİR SOSYAL GÜVENCESİ OLMAYIP, ÖDEME GÜCÜNÜN BULUNMAMASI NEDENİYLE KENDİSİNDEN ACİL SAĞLIK HİZMETİ BEDELİNİN ALINAMAYACAĞI VE BU NEDENLE HERHANGİ BİR ZARARIN SÖZ KONUSU OLMAYACAĞI ANLAŞILAN SANIĞA ATILI NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇUNUN UNSURLARI OLUŞMADIĞINDAN BERAATİNE KARAR VERİLMESİ GEREKİR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Gerekçeli karar başlığında 07.04.2006 şeklinde yanlış yazılan suç tarihinin 31.03.2006 olarak mahkemesince düzeltilmesi mümkün görülmüştür.

A- Sanık Yunis hakkında verilen beraat hükmünün temyizi üzerine yapılan incelemede;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,

B- Sanık Arif hakkında verilen mahkumiyet hükmünün temyizi üzerine yapılan incelemede;

Sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Sağlık Bakanlığı´nın 11.05.2000 tarihli Resmi Gazete´de yayımlanan Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği´nin 37. maddesinde yataklı tedavi kuruluşları, acil sağlık hizmetlerinin bedelini hizmet sundukları kişinin ödeme imkanları çerçevesinde tahsil ederler hükmü ve Başbakanlığın 2008/13 sayılı genelgesinde;

1) Acil sağlık hizmeti vermekle yükümlü bulunan sağlık kuruluşları, acil vakaları hastanın sağlık güvencesi olup olmadığına veya ödeme gücü bulunup bulunmadığına bakmaksızın kabul edecek ve gerekli tıbbi müdahaleyi kayıtsız-şartsız ve gecikmeksizin yapacaktır. Hiçbir sağlık kuruluşu acil olarak gelen hastalara yeterli personeli veya donanımı olmadığı, ilgili birimi veya boş yatağı bulunmadığı, hastanın sağlık güvencesi olmadığı ve benzeri sebepler ile gerekli acil tıbbi müdahaleyi yapmaktan kaçınmayacaktır.

2) Acil olarak sağlık kuruluşuna müracaat eden hastaların acil tıbbi müdahale ve tedavileri yapılırken hiçbir surette tedavi masraflarının nasıl karşılanacağı sorgulanmayacaktır. Hizmet bedelinin tahsili ile ilgili işlemler acil müdahale sağlandıktan sonra yapılacaktır.

3) Herhangi bir sağlık güvencesi olmayan vatandaşlarımızdan ödeme gücü bulunmayanların acil sağlık hizmeti bedelleri kendilerinden talep edilmeyecektir. Bunlardan kamuya ait sağlık kuruluşlarından ve ayakta teşhis ve tedavi yapan özel sağlık kuruluşlarından acil sağlık hizmeti alanların hizmet bedelleri 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümleri çerçevesinde sağlık kuruluşunun bulunduğu yer sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfından talep edilecektir. Bu konuda gerekli tedbirler ilgili vakıf başkanlıklarınca alınacaktır. Özel hastanelerden acil sağlık hizmeti alanların hizmet bedelleri ise talep edilmesi halinde 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu´nun 32., 5393 sayılı Belediye Kanunu´nun 38. ve 60., 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu´nun 18. maddeleri gereğince sağlık kuruluşunun bulunduğu yerin belediyesince ödenecektir. Bu amaçla belediyelerce bütçelerine yeterli ödenek konulacaktır." hükmünü amirdir.

Somut olayda; sanıklardan Arif´in kızı Tuba´nın oyun oynadığı sırada yüksekten düşmesi sonucu başından yaralandığı, sanık Arif´in kendi kızı ile aynı yaşlardaki komşusu sanık Yunis´in kızı Merve´ye ait yeşil kartı alarak kızını önce Z… Devlet Hastanesi´ne oradan da T… D… C… A… Devlet Hastanesi´nin acil polikliniğine götürerek tedavisini yaptırdığı, sanık Arif´in savunmalarında olay sırasında para bulamadığını, herhangi bir sosyal güvencesinin olmadığını, komşusunun kızına ait yeşil kart ile kızını tedavi ettirmek zorunda kaldığını beyan etmesi karşısında, sanığın hiçbir sosyal güvencesinin olmaması ve ödeme gücünün bulunmaması nedeniyle kendisinden acil sağlık hizmet bedellerinin alınamayacağı ve bu nedenle herhangi bir zararın söz konusu olmayacağı anlaşılmakla, sanığa atılı suçun unsurları bakımından oluşmadığı nazara alınarak beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

Kabule göre de;

1- 5237 sayılı TCK´nın 158/1-e-son maddesi gereğince adli para cezasının tayininde tespit olunacak temel gün, suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı Kanun´un 52. maddesi uyarınca, 20-100 YTL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezasının belirleneceği gözetilmeksizin yazılı şekilde, doğrudan haksız menfaatin iki katının esas alınarak indirimlerin bu miktar üzerinden uygulanması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini,

2- 5237 sayılı Yasa´nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarına ilişkin hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

3- Adli para cezalarının 5083 sayılı Kanun´un 1. maddesi ile 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu´nun 04.04.2007 tarih ve 2007/ 11963 sayılı kararının 1. maddesi uyarınca Türk Lirası (TL) olarak belir-lenmesinde zorunluluk bulunması,

4- Hükümden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazete´de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun´un 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK´nın 231. maddesi uyarınca; hükmolunan cezasının tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 27.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

FİKRİ İÇTİMA, TAKSİRLE YARALAMA, TRAFİK GÜVENLİĞİNİ  TEHLİKEYE SOKMA

YARGITAY  12. Ceza Dairesi 2011/15930 E.N , 2012/177 K.N.

Özet

YÖNETİMİNDEKİ OTOMOBİLLE BÖLÜNMÜŞ YOLDA TERS İSTİKAMETE GİREREK KATILANIN SEVK VE İDARESİNDEKİ OTOMOBİLE ÇARPIP, MAĞDURLARIN ETKİSİ BASİT TIBBİ MÜDAHALE İLE GİDERİLEBİLİR ŞEKİLDE YARALANMALARINA SEBEBİYET VERMEK SURETİYLE KAZAYA KARIŞAN VE 341 PROMİL ALKOLLÜ OLARAK ARAÇ KULLANDIĞI TESPİT EDİLEN SANIĞIN EYLEMİ 5237 SAYILI TCK´NIN 44. MADDESİ UYARINCA YALNIZCA TAKSİRLE YARALAMA SUÇUNU OLUŞTURUR. SANIĞIN AYRICA TRAFİK GÜVENLİĞİNİ TEHLİKEYE SOKMA SUÇUNDAN DA MAHKUMİYETİNE KARAR VERİLMESİ YASAYA AYKIRIDIR.

İçtihat Metni

Taksirle yaralama ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın bir nedene dayanmayan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak,

Yönetimindeki otomobille bölünmüş yolda ters istikamete girerek katılan Kenan´ın sevk ve idaresindeki otomobile çarpıp, mağdurların etkisi basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaralanmalarına sebebiyet vermek suretiyle kazaya karışan ve 341 promil alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sanığın, güvenli sürüş yeteneğini kaybettiği ve dolayısıyla atılı trafik güvenliğini tehlikeye sokma ve taksirle yaralama suçlarının oluştuğunun kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı, ancak bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına neden olan sanığın, 5237 sayılı TCK´nın 44. maddesi uyarınca 61. madde de nazara alınmak suretiyle yalnızca taksirle yaralama suçundan cezalandırılması ile yetinilmesi gerektiği gözetilmeden, sanığın ayrıca trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan da mahkumiyetine ve cezalandırılmasına karar verilmesi,

Kabul ve uygulamaya göre de:

Sanığın taksirle yaralama suçunu bilinçli taksirle işlediği kabul edildiği halde, sanık hakkında tayin olunan cezada 5237 sayılı TCK´nın 22/3. maddesi gereğince arttırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun´un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi gereğince kısmen isteme uygun olarak (BOZULMASINA), 1412 sayılı CMUK´nın 326/son maddesinin saklı tutulmasına, 17.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

AİLE KORUMA KARARI VERİLEN SANIĞIN EVE GİRMESİ -  AİLENİN KORUNMASI KANUNUNA AYKIRILIK ( Kusurlu Eşin Müşterek Eve Yaklaşmaması Tedbir Kararını Tebellüğ Eden Sanık Eşin Daha Sonra Müşterek Konuta Girmek Suretiyle Atılı Suçu İşlemesi )-  TEDBİR KARARI ( Kusurlu Eşin Müşterek Eve Yaklaşmaması Tedbir Kararını Tebellüğ Eden Sanık Eşin Daha Sonra Müşterek Konuta Girmek Suretiyle Atılı Suçu İşlemesi ) -  MÜŞTEREK KONUT ( Kusurlu Eşin Müşterek Eve Yaklaşmaması Tedbir Kararını Tebellüğ Eden Sanık Eşin Daha Sonra Müşterek Konuta Girmek Suretiyle Atılı Suçu İşlemesi ) -  HAKSIZ TAHRİK ( Sanığın Karısının Müşterek Konuta Ait Kapı Kilidini Değiştirmek İstemesinin ve Eve Çilingir Getirmesinin Sanığın İşlediği Suç Yönünden Haksız Tahrik Unsuru Olmaması )

T.C. YARGITAY 7. CEZA DAİRESİ E. 2003/3566 K. 2003/9107 T. 23.10.2003

765/m.51/1

ÖZET : Tedbir kararını tebellüğ eden sanığın daha sonra müşterek konuta girmek suretiyle atılı suçu işlediği ve suçun tamamlandığı bundan sonra karısının müşterek konuta ait kapı kilidini değiştirmek istemesinin ve buna yönelik olarak eve çilingir getirmesinin sanığın işlediği suç yönünden haksız tahrik unsuru olamayacağı ayrıca müştekinin eylemi koruma kararının uygulanmasının doğal bir sonucu olduğu düşünülmeden sanığa verilen cezadan TCK.nun 51/1 maddesi gereğince indirim yapılması yasaya aykırıdır.

DAVA : 4320 sayılı Kanuna muhalefetten sanık Cemal Süha hakkında yapılan duruşma sonunda: Hükümlülüğüne ve ertelemeye dair ( Denizli İkinci Sulh Ceza Mahkemesi )nden verilen 14.12.2001 tarihli hükmün Yargıtay´ca incelenmesi müdahil vekili tarafından süresinde istenilerek dava evrakı Cumhuriyet Başsavcılığının bozma isteyen 19.2.2003 tarihli tebliğnamesiyle daireye verilmekle dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından 4320 sayılı Yasa uyarınca verilen koruma kararında kusurlu eşin müşterek evden uzaklaştırılarak bu evin davacı eşe ve çocuklara tahsisine ve davalının müşterek eve yaklaşmaması tedbir olarak belirlendiğine göre, tedbir kararını tebellüğ eden sanığın daha sonra müşterek konuta girmek suretiyle atılı suçu işlediği ve suçun tamamlandığı, bundan sonra karısının müşterek konuta ait kapı kilidini değiştirmek istemesinin ve buna yönelik olarak eve çilingir getirmesinin sanığın işlediği suç yönünden haksız tahrik unsuru olamayacağı ayrıca müştekinin eylemi koruma kararının uygulanmasının doğal bir sonucu olduğu düşünülmeden sanığa verilen cezadan TCK.nun 51/1 maddesi gereğince indirim yapılması,

SONUÇ : Yasaya aykırı müdahil vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden hükmün isteme uygun olarak ( BOZULMASINA ), 23.10.2003 günü oybirliğiyle karar verildi


 

AİLE KORUMA KARARININ İHLALİ -İDDANAME İLE DAVA ACILMASI -  AİLENİN KORUNMASINA DAİR KANUNA MUHALEFET ( Yargılama Usulü 3005 Sayılı Yasaya Tabi Bulunmayan Eşe Karşı Etkili Eylem Suçundan Ayrı Bir İddianame İle Dava Açılmasının Mümkün Olduğu ) -  EŞE KARŞI MÜESSİR FİİL ( Yargılaması 3005 Sayılı Yasaya Tabi 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Yasanın 2/1 Son Maddesi Uyarınca Cezalandırılması İstemiyle Dava Açılması ) -  MÜESSİR FİİL ( Eşe Karşı - Yargılaması 3005 Sayılı Yasaya Tabi 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Yasanın 2/1 Son Maddesi Uyarınca Cezalandırılması İstemiyle Dava Açılması )

T.C. YARGITAY 7. CEZA DAİRESİ E. 2002/9910 K. 2002/10353 T. 28.6.2002

3005/m.1

4320/m.2/1-son

765/m.51/1, 456/4, 457/1

ÖZET : Sanık hakkında Sulh Hukuk Mahkemesince koruma kararı verildiği halde, müştekiyi darp ettiğinden bahisle, yargılaması 3005 sayılı Yasaya tabi 4320 sayılı Ailenin Korunmasına dair Yasanın 2/1 son maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle dava açıldığına göre, yargılamaya devamla bir hüküm tesisi gerekirken, birlikte görülmesi mümkün olmayan, eşe karşı etkili eylem suçundan, ayrı bir iddianame ile dava açılması mümkün olduğu gözetilmeden, ek savunma hakkı verilmesi, yasaya aykırıdır.

DAVA : Ailenin Korunmasına Dair Kanuna muhalefetten ( eşe karşı müessir fiil ) sanık, İlyas hakkında yapılan duruşma sonunda: Sanığın TCK.nun 456/4, 457/1 ve 51/1 maddeleri uyarınca hükümlülüğüne dair ( Sındırgı Sulh Ceza Mahkemesi )nden verilen 4.9.2001 tarihli hükmün Yargıtayca incelenmesi, yerel Cumhuriyet Savcısı ve sanık tarafından süresinde istenilerek dava evrakı Cumhuriyet Başsavcılığının bozma isteyen 14.5.2002 tarihli tebliğnamesiyle daireye verilmekle dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Sanık hakkında Sulh Hukuk Mahkemesince koruma kararı verildiği halde müştekiyi darp ettiğinden bahisle yargılaması 3005 sayılı Yasaya tabi 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunun 2/1-son maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile dava açılmış olduğuna göre yargılamaya devamla bir hüküm tesisi gerekirken birlikte görülmesi mümkün olmayan takibi şikayete bağlı ve yargılama usulü 3005 sayılı Yasaya tabi bulunmayan eşe karşı etkili eylem suçundan ayrı bir iddianame ile dava açılması mümkün olduğu gözetilmeden ek savunma hakkı verilerek yazılı şekilde hüküm tesisi,

SONUÇ : Yasaya aykırı, Yerel Cumhuriyet Savcısı ve sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün sonuçta isteme uygun olarak ( BOZULMASINA ), 26.6.2002 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK-ZİNCİRLEME SUÇ TÜRÜ.

YARGITAY 11. Ceza Dairesi 2008/3834 E.N , 2011/22615 K.N.

Özet

SUÇ TARİHİNDE BİR BAŞKASI İLE RESMEN EVLİ OLAN SANIĞIN, BU EVLİLİĞİNİ GÖSTERMEYEN VE İLGİLİ MEMUR TARAFINDAN KASTEN DÜZENLENDİĞİ SABİT OLMAYAN SUÇA KONU NÜFUS KAYIT ÖRNEĞİNİ ALIP, EVLENDİRME MEMURLUĞUNA MÜRACAAT EDEREK BERAAT EDEN DİĞER SANIKLA EVLİLİK İŞLEMİ YAPTIRMAK SURETİYLE ZİNCİRLEME BİÇİMDE GERÇEKLEŞTİRDİĞİ EYLEMİNİN, SUÇ TARİHİNDE YÜRÜRLÜKTE OLAN VE LEHE BULUNAN 765 SAYILI TCK´NIN 342/1 VE 80. MADDELERİNDE DÜZENLENEN MEMUR OLMAYAN KİMSENİN RESMİ BELGEDE SAHTECİLİĞİ SUÇUNA UYACAĞI GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Sanık müdafiinin, yasal şartları oluşmayan duruşmalı inceleme isteminin 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 318. maddesi uyarınca reddine karar verilip, incelenerek gereği görüşüldü:

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin tahkikat neticelerine uygun olarak tecelli eden kanaat ve takdirine, tetkik olunan dosya içeriğine göre, sanık müdafiinin mahkemenin yetkisiz olduğuna, sübutun bulunmadığına, sanığın beraat etmesi gerektiğine, eylemin teselsül etmediğine ilişen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:

Suç tarihinde bir başkası ile resmen evli olan sanığın, bu evliliğini göstermeyen ve ilgili memur tarafından kasten düzenlendiği sabit olmayan suça konu nüfus kayıt örneğini alarak, S… Belediyesi Evlendirme Memurluğu´na müracaat ederek beraat eden diğer sanık Aslı ile evlilik işlemi yaptırmak suretiyle zincirleme biçimde gerçekleştirdiği eyleminin, suç tarihinde yürürlükte olan ve lehe bulunan 765 sayılı TCK´nın 342/1 ve 80. maddelerinde düzenlenen memur olmayan kimsenin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde uygulama yapılarak fazla ceza tayini,

Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca istem gibi (BOZULMASINA), 01.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

MÜCBİR SEBEP, DEFTER VE BELGELERİ İBRAZ ETMEMEK

YARGITAY 11. Ceza Dairesi 2008/13158 E.N , 2011/22672 K.N.

Özet

SANIĞIN SORUŞTURMA AŞAMASINDA ALINAN SAVUNMASINDA TUTUKLU OLDUĞUNU BEYAN ETMESİ, 213 SAYILI VUK´NIN 13. MADDESİNDE TUTUKLULUĞUN MÜCBİR SEBEPLER ARASINDA SAYILMASI KARŞISINDA; DEFTER VE BELGELERİN İBRAZI İÇİN TEBLİGATIN YAPILDIĞI TARİHTEN ÖNCE TUTUKLANIP TUTUKLANMADIĞI İLGİLİ CUMHURİYET SAVCILIĞI´NDAN SORULUP SONUCUNA GÖRE HUKUKİ DURUMUNUN TAYİN VE TAKDİR EDİLMESİ GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Gerekçeli karar başlığında yanlış yazılan suç tarihinin 21.04.2006 tarihi olarak düzeltilmesi mümkün görülmüştür.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:

1- Sanığın 2007 yılında soruşturma aşamasında alınan savunmasında, birbuçuk yıldır uyuşturucu suçundan tutuklu olduğunu beyan etmesi, VUK´nın 13. maddesinde tutukluluğun mücbir sebepler arasında sayılması karşısında; defter ve belgelerin ibrazı için tebligat yapıldığı 06.04.2006 tarihinden önce tutuklanıp tutuklanmadığı ilgili Cumhuriyet Savcılığı´ndan sorularak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesinin gerekmesi,

2- 5237 sayılı TCK´nın 53/3. maddesi uyarınca 1. fıkranın (c) bendinde yer alan sanığın kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ilişkin hak yoksunluğunun şartla salıverilme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer hak yoksunluklarının ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar uygulana-bileceğinin gözetilmemesi,

3- 08.02.2008 gün ve 26781 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa´nın 562. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK´nın 231. maddesi gereğince sanık hakkında "hükmün açıklanmasının geri bırakılması" hususunun değerlendirilmesi,

Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca istem gibi (BOZULMASINA), 02.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

KULLANMAK İÇİN UYUŞTURUCU MADDE BULUNDURMAK, KENEVİR EKME- DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

YARGITAY 10. Ceza Dairesi 2009/16663 E.N , 2012/3258 K.N.

Özet

BAŞKA SUÇ NEDENİ İLE YAKALANAN SANIĞIN EVİNDE YAPILAN ARAMADA EKİLİ VAZİYETTE BULUNAN 18 KÖK KENEVİR BİTKİSİ DIŞINDA ESRAR ELDE ETMEK AMACIYLA SÖKÜLMÜŞ, KOPARTILMIŞ VEYA KURUMAYA BIRAKILMIŞ KENEVİR BİTKİSİ ELDE EDİLEMEDİĞİ, SANIĞIN DAHA ÖNCE KULLANDIĞINI SÖYLEDİĞİ MADDENİN ELE GEÇMEMESİ NEDENİYLE UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE OLARAK KABUL EDİLEMEYECEĞİ, UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE KULLANDIĞININ TEKNİK YÖNTEMLERLE DE BELİRLENMEDİĞİ OLAYDA; SANIĞIN EYLEMİNİN SADECE KENEVİR EKME SUÇUNU OLUŞTURDUĞU, SÖZ KONUSU SUÇTAN DA KOVUŞTURMA AŞAMASINDA TEFRİK KARARI VERİLDİĞİ GÖZETİLEREK BERAATİNE KARAR VERİLMESİ GEREKİR.

İçtihat Metni

Dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:

Başka suç nedeni ile yakalanan sanığın evinde yapılan aramada görevlilerce 18 kök kenevir bitkisinin ekili vaziyette ele geçtiği, bunun dışında esrar elde etmek amacıyla sökülmüş, kopartılmış veya kurumaya bırakılmış kenevir bitkisi elde edilemediği, sanığın daha önce kullandığını söylediği maddenin ele geçmemesi nedeniyle uyuşturucu veya uyarıcı madde olarak kabul edilemeyeceği ve uyuşturucu veya uyarıcı madde kullandığının teknik yöntemlerle de belirlenmediği, bu itibarla sanığın eyleminin sadece kenevir ekme suçunu oluşturduğu, söz konusu suçtan da kovuşturma aşamasında tefrik kararı verildiği anlaşılmakla atılı suçtan, beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi;

Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan hükmün (BOZULMASINA), 05.03.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

KULLANMAK İÇİN UYUŞTURUCU MADDE BULUNDURMAK- TEDAVİ VE DENETİMLİ SERBESTLİK TEDBİRİ

YARGITAY 10. Ceza Dairesi 2009/20028 E.N , 2012/6704 K.N.

Özet

UYUŞTURUCU MADDE KULLANAN SANIK HAKKINDA, 5237 SAYILI TCK´NIN 191. MADDESİNDEKİ SEÇENEKLERDEN HANGİSİ ESAS ALINIRSA ALINSIN, TEDAVİ VE DENETİMLİ SERBESTLİK TEDBİRİ UYGULANMASI GEREKMEKTE OLUP, BU KONUDA MAHKEMEYE TAKDİR HAKKI TANINMAMIŞTIR.

İDDİANAMEDE BELİRTİLEN DAVA KONUSU FİİL NEDENİYLE DAHA ÖNCE TEDAVİ VE DENETİMLİ SERBESTLİK TEDBİRİNE HÜKMEDİLMEMİŞ OLMASI ANILAN YASA MADDESİNİN (6). FIKRASININ UYGULANABİLMESİNİN KOŞULUDUR.

İçtihat Metni

Dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:

Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer itirazların reddine, ancak;

Hükümden önce 19.12.2006 tarihli Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun´la değişik 5237 sayılı TCK´nın 191. maddesinde, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmış sanık hakkında, birinci fıkraya göre cezaya hükmedilmeden ikinci fıkra gereğince sadece tedavi ve denetimli serbestlik kararı verilebileceği gibi altıncı fıkra yollaması uyarınca birinci fıkradaki ceza ile birlikte ikinci fıkradaki tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine de hükmedilebileceği öngörülmüştür.

Uyuşturucu madde kullanmış olan sanık hakkında, belirtilen iki seçenekten biri uygulanırken yasal gerekçe gösterilmesi, gerekçesinin somut olgulara ve davranışlarına bağlı olarak sanığın tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uyup uymayacağının değerlendirilmesine dayanması gerekmektedir. Uyuşturucu madde kullanan sanık hakkında, seçeneklerden hangisi esas alınırsa alınsın, tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanması gerekmekte olup, bu konuda mahkemeye takdir hakkı tanınmamıştır.

Öte yandan, 5237 sayılı TCK´nın 191. maddesinin (6). fıkrasının uygulanabilmesinin koşulu olarak, aynı fıkranın son cümlesinde öngörülen "Ancak, bunun için kişi hakkında bu suç nedeniyle önceden tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilmemiş olması gerekir" hükmü, iddianamede belirtilen dava konusu fiil nedeniyle daha önce tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine hükmedilmemiş olması gerektiğini ifade etmektedir.

Somut olayda, yukarıda belirtilen durumlar gözetilmeden, sanık hakkında başka bir fiilinden dolayı açılan başka bir dava sonucu tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri verildiği gerekçesiyle, sadece hapis cezasına hükmolunması ve ceza seçeneği uygulandığı halde, yasal olmayan gerekçeye dayanılarak tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilmemesi,

Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün (BOZULMASINA), 27.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMAK, KANAAT

YARGITAY 9. Ceza Dairesi 2010/4243 E.N , 2012/1683 K.N.

Özet

SANIĞIN, CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI´NA VERİLEN DİLEKÇE İLE YARGI MERCİLERİNCE YAPILAN SORUŞTURMALARA TEPKİ OLARAK "BEN DE SAYIN ÖCALAN DİYORUM VE BU SUÇU İŞLEYİP KENDİMİ İHBAR EDİYORUM" ŞEKLİNDE KANAATİNİ AÇIKLAMAKTAN İBARET EYLEMİNDE ATILI SUÇUN YASAL UNSURLARI İTİBARİYLE OLUŞMADIĞI GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanığın Cumhuriyet Başsavcılığı´na verilen dilekçe ile yargı mercilerince yapılan soruşturmalara tepki olarak "Ben de sayın Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum" şeklinde kanaatini açıklamaktan ibaret eyleminde atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı (BOZULMASINA), 08.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMAK- İFADE HÜRRİYETİ

YARGITAY 9. Ceza Dairesi 2010/5039 E.N , 2012/3760 K.N.

Özet

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI´NIN 26 VE AVRUPA İNSAN HAKLARI VE TEMEL ÖZGÜRLÜKLERİN KORUNMASINA İLİŞKİN SÖZLEŞME´NİN 10. MADDELERİNDE ÖNGÖRÜLEN VE AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ KARARLARI İLE DE DESTEKLENEN İFADE HÜRRİYETİNİN KULLANILMASI KAPSAMINDA KALAN KONUŞMALARIN SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMA SUÇUNU OLUŞTURMAYACAĞI GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Bir derneğin il başkanı olan sanığın canlı yayınlanan R… TV haber bültenine bağlanarak yaptığı konuşma bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası´nın 26 ve Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme´nin 10. maddelerinde öngörülen ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları ile de desteklenen ifade hürriyetinin kullanılması kapsamında kaldığı ve silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunu oluşturmayacağı gibi, konuşmanın niteliği ile gerçekleştirildiği ortama göre suç işlemeye tahrik suçunu da oluşturmayacağı anlaşılmakla yüklenen suçtan beraati yerine, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı (BOZULMASINA), 21.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

HAKKI OLMAYAN YERE TECAVÜZ

YARGITAY 8. Ceza Dairesi 2010/11067 E.N , 2012/3597 K.N.

İçtihat Metni

Gereği görüşülüp düşünüldü:

1- Kadastro çalışmaları sırasında kadastro harici kayalık ve çalılık olarak tescil dışı bırakılan devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yer olduğu belirtilen suça konu taşınmazın TCK.nun 154/2. maddesinde sayılan öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş mera, harman yeri, yol ve sulak gibi yerlerden olup olmadığı ve niteliği, suça konu taşınmaz üzerinde yeniden keşif yapılarak tarafsız bilirkişi ve tanıklardan sorulup kesin olarak saptandıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayini gerektiğinin gözetilmemesi,

2- Kabul ve uygulamaya göre de:

a) Temel ceza belirlenirken suçun işleniş şekli, işlendiği yer ve zaman ile fiilin diğer özellikleri gözetilerek hapis cezasının alt sınırdan tayin edilmesine karşın, hapis cezasının yanında hükmolunan adli para cezasının aynı gerekçelerle alt sınırdan uzaklaşılarak tayini,

b) 5237 sayılı TCK.nda cezaların içtimaının düzenlenmediği gözetilmeden, sanığa hükmolunan adli para cezalarının toplanması,

Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK.nun 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 09.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

SUÇU VE SUÇLUYU ÖVME,SUÇ UNSURLARI OLUŞMAMASI-  İFADE HÜRRİYETİ

YARGITAY 8. Ceza Dairesi 2009/7316 E.N , 2012/17738 K.N.

Özet

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI´NIN 13, 14, 25, 26 VE AİHS´NİN 9/2, 10/2, 17. MADDELERİ BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLDİĞİNDE DEVLET YAHUT HALKIN BİR BÖLÜMÜ İÇİN RAHATSIZ EDİCİ, HOŞA GİTMEYEN KURAL DIŞI, ENDİŞE VERİCİ, FAKAT ŞİDDET VE KIŞKIRTICILIĞI İÇERMEYEN NİTELİKTEKİ SÖZLER DE İFADE HÜRRİYETİ KAPSAMINDADIR.

ŞİDDETİ, SİLAHLI DİRENMEYİ VEYA AYAKLANMAYI TEŞVİK EDEN İFADELERİN KULLANILMADIĞI, İŞLENEN BİR SUÇU YAHUT İŞLEDİĞİ SUÇ NEDENİYLE KİŞİYİ ÖVÜCÜ NİTELİKTE BULUNMAYAN, BAŞKA BİR HÜKÜMLÜ HAKKINDA "SAYIN" DENİLEREK ONUN SAĞLIĞI İLE İLGİLİ KENDİ DEĞER YARGISINI İÇEREN DÜŞÜNCELERİNİ AÇIKLAYAN SANIĞIN EYLEMİNDE, TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI´NIN 90/5. MADDESİ UYARINCA UYGULANMASI GEREKEN AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ İLE AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ´NİN KARARLARI DA GÖZETİLDİĞİNDE YÜKLENEN SUÇUN YASAL UNSURLARI OLUŞMAMIŞTIR.

İçtihat Metni

Gereği görüşülüp düşünüldü:

"İşlenmiş bir suçun" veya "işlemiş olduğu bir suçtan dolayı bir kişinin" alenen övülmesi TCK´nın 215. maddesinde suç olarak düzenlenmiştir. Kişinin, işlediği suç nedeniyle övülmesi, bu kişinin işlediği suçun da övüldüğünü göstermektedir.

Türkiye Cumhuriyet Anayasası´nın 90/5. maddesinde yer alan "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa´ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi´ne başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarda kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." hükmü uyarınca 19.03.1954 günlü Resmi Gazete´de yayımlanan 10.03.1954 tarih ve 6366 sayılı Yasa ile onaylanmış bulunan "İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesi" (AİHS), iç hukukumuzun uyulması zorunlu bir parçası haline gelmiştir.

Sözleşmenin 9. maddesinde din ve inanç hürriyeti, 10. maddesinde ifade hürriyeti, 11. maddesinde örgütlenme hürriyeti düzenlenmiştir. Bu üç madde; sözleşmenin genel amacı olan çoğulcu demokratik rejim için toplumda hoşgörünün sağlanarak çoğulcu demokrasinin yerleştirilmesi ve geliştirilmesine yönelik hükümlerdir.

İfade hürriyeti, bilgi verme ve bilgi edinme hürriyeti sözleşmenin 10. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında, "Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahaleleri olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü, haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar", ikinci fıkrasında ise, "Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin ön-lenmesi, sağlığın ve ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir." denilmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi´nin, ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında, kamuyu ilgilendiren sorunların kamuya açık olarak tam bir serbestlik içerisinde tartışılabilmesi, şiddeti teşvik eden eylemler hariç bu tartışmanın boyutlarının Devlet organları tarafından maksimuma çıkarılması gerektiği vurgulanmaktadır. Süreklilik gösteren bu kararlarda, kamuoyunun bir bölümünün ve hatta çoğunluğun hoşuna gitmeyen, ürkütücü, şok edici, hoşa gitmeyen fikirlerin de sözleşmenin 10. maddesi tarafından korunduğu belirtilmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, Castells/İspanya vb. Kararlar).

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi´nin kararlarında, ifade hürriyetinin iki istisnası olduğuna işaret edilmektedir. Birinci istisna şiddeti teşvik edici ve övücü söylemler, ikinci istisna ise azınlıklara karşı nefret söylemidir. Bunun için önce yazı veya sözün içeriğine bakılmalıdır.

Yazı veya Sözler;

a) Şiddet, bir araç olarak öngörülüyorsa,

b) Kişileri hedef gösterip kanlı bir intikam istiyorsa,

c) Benimsenen düşünceler için şiddete başvurmanın meşru olduğu ileri sürülüyorsa,

d) İnsanda saldırgan duygular uyandıracak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtıyorsa,

İfade hürriyetinden yararlanmayabilir (Sürek/Türkiye, no. 1, Büyük Daire, no 26682/95, Güzel ve Özer/Türkiye, 6 Temmuz 2010 kararı).

Yazı veya sözün kim tarafından, nerede, nasıl bir ortamda, hangi koşullar altında yazıldığı veya söylendiği değerlendirilmelidir. Mahkeme "yakın ve mevcut tehlike" ölçütüne yaklaşarak sözleri söyleyen kişinin ne kadar etkili olduğu, söylenilen yer ve zaman bakımından söylenenlerin şiddet yaratmaya müsait olup olmadığına bakılması gerektiğini kabul etmektedir (Zana/Türkiye, 25 Kasım 1997 kararı).

İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini oluşturup, toplumun ilerlemesi ve her bir bireyin gelişimi için temel koşullardan biridir. İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan "haber" ve "düşünceler" için değil, fakat aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamaz. Sözleşme´nin 10. maddesinde belirtildiği üzere, bu özgürlüğün istisnaları vardır; ancak bu istisnalar dar yorumlanmalıdır (23.09.1994 tarihli Jersild - Danimarka kararı; 21.01.1999 tarihli Janowski-Polonya kararı; 25.11.1999 tarihli Nilsen ve Johnsen-Norveç kararı; 25.07.2001 tarihli Perna-İtalya kararı).

Bu kapsamda şiddete, silahlı direnmeye veya isyana teşvik niteliği taşıyan yaklaşımlar ile azınlıklara yönelik nefret söylemi içeren açıklamalar sözleşmenin koruduğu ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez (02.10.2003 tarihli Kızılyaprak-Türkiye kararı; 27.05.2004 tarihli Yurttaş-Türkiye kararı; 09.03.2004 tarihli Abdullah Aydın-Türkiye kararı).

Yazının içeriğine, şiddeti teşvik edip etmediğine, yazının hangi bağlamda yayınlandığına, yani şiddeti yaratmaya elverişli olup olmadığına bakılmalıdır (Gözel ve Özel/Türkiye, 6 Temmuz 2010 kararı).

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası´nın 13, 14, 25, 26 ve AİHS´nin 9/2, 10/2, 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Devlet yahut halkın bir bölümü için rahatsız edici, hoşa gitmeyen, kural dışı, endişe verici, fakat şiddet ve şiddet kışkırtıcılığı içermeyen nitelikteki sözler de ifade hürriyeti kapsamındadır.

Somut olayda, sanık tarafından kaleme alınan dilekçede, cezaevinde yatan bir hükümlünün sağlığına ilişkin birtakım endişelerden söz edilerek, bu kapsamda bazı taleplerde bulunulmuştur. Şiddeti, silahlı direnmeyi veya ayaklanmayı teşvik eden ifadelerin kullanılmadığı, işlenen bir suçu yahut işlediği suç nedeniyle kişiyi övücü nitelikte bulunmayan, başka bir hükümlü hakkında "sayın" denilerek onun sağlığı ile ilgili kendi değer yargısını içeren düşüncelerini açıklayan sanığın eyleminde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası´nın 90/5. maddesi uyarınca uygulanması gereken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi´nin Skaka/Polonya - 27 Mayıs 2003, Korku/Türkiye - 23 Eylül 2003 tarihli kararları da gözetildiğinde yüklenen suçun yasal unsurları oluşmadığından mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

S o n u ç: Açıklanan nedenlerle; sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 23.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

LEHE YASA DEĞERLENDİRMESİ, DAVANIN REDDİ

YARGITAY 7. Ceza Dairesi 2009/1174 E.N , 2012/1435 K.N.

Özet

5271 SAYILI CMK´NIN 223. MADDESİNİN 7. FIKRASINDA YER VERİLEN "…AYNI FİİL NEDENİYLE, AYNI SANIK İÇİN ÖNCEDEN VERİLMİŞ BİR HÜKÜM VEYA AÇILMIŞ BİR DAVA VARSA DAVANIN REDDİNE KARAR VERİLİR." HÜKMÜ KARŞISINDA; SANIKLAR HAKKINDA DAHA ÖNCE AYNI FİİL NEDENİ İLE AÇILMIŞ BİR DAVA BULUNMADIĞI VE DİĞER DOSYADA YARGILANAN SANIĞIN BAŞKA BİR KİŞİ OLDUĞU GÖZETİLMEDEN MÜKERRERLİK NEDENİYLE KAMU DAVASININ REDDİNE KARAR VERİLMESİ YASAYA AYKIRIDIR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

1- Aynı tarihli eylem nedeniyle Derya hakkında açılan davanın kesinleşip kesinleşmediği tespit edilerek kesinleşmiş ise onaylı örneğinin dosya arasına konulması, kesinleşmemiş ise dosyaların birleştirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi,

2- 5271 sayılı CMK´nın 223. maddesinin 7. fıkrasında "…Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir." hükmü karşısında sanıklar hakkında daha önce aynı fiil nedeni ile açılmış bir dava bulunmamasına rağmen, mahkemece 2006/15 esas sayılı dosyada yargılanan sanığın başka bir kişi olduğu gözetilmeden yargılamaya devamla sonucuna göre hüküm kurulması yerine, mükerrerlik nedeniyle kamu davasının reddine karar verilmesi;

3- Atılı eylemi düzenleyen 2813 sayılı Yasa´nın 32. maddesi, hükümden sonra 10.11.2008 tarihli mükerrer Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 5809 sayılı Yasa´nın 66. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olup, aynı Yasa´nın 63. maddesinde yeniden düzenlenmiş bulunduğundan, anılan düzenleme karşısında 5237 sayılı TCK´nın 7. maddesi uyarınca lehe olan yasanın belirlenip sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulanan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 02.02.2012 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

YAĞMA, HAKARET

YARGITAY 6. Ceza Dairesi 2011/7921 E.N , 2012/415 K.N.

Özet

OLAY GECESİ KATILANA AİT İŞYERİNE GELEN SANIĞIN; KATILANA YÖNELİK "BANA 200 TL VERECEKSİN, VERMEZSEN SENİ ÖLDÜRÜRÜM, BACINI SİNKAF EDERİM, ÇOCUĞUNU YAŞATMAM, SENİN YÜZÜNDEN HAPSE GİRDİM, YİNE GİRERİM, BU SEFER SENİ KİMSE KURTARAMAZ" ŞEKLİNDEKİ SÖZLERİ, BİR BÜTÜN HALİNDE YAĞMA SUÇUNUN UNSURU OLAN TEHDİT KAPSAMINDA KALDIĞI GÖZETİLMEDEN AYRICA HAKARET SUÇUNDAN MAHKUMİYET KARARI VERİLMESİ YASAYA AYKIRIDIR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

I- Yağma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde:

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu´nun takdirine göre sanık Mehmet ve savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğname gibi ONANMASINA,

II- Hakaret suçundan kurulan hükmün incelenmesinde:

Olay gecesi katılana ait işyerine gelen sanığın, katılana yönelik "bana 200 TL vereceksin, vermezsen seni öldürürüm, bacını sinkaf ederim, çocuğunu yaşatmam, senin yüzünden hapse girdim, yine girerim, bu sefer seni kimse kurtaramaz" şeklindeki sözlerinin, bir bütün halinde yağma suçunun unsuru olan tehdit kapsamında kaldığı gözetilmeyerek, ayrıca hakaret suçundan da mahkumiyetine karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Mehmet ve savunmanının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak (BOZULMASINA), 19.01.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

ÖZEL BECERİYLE HIRSIZLIK, BİNA İÇİNDE HIRSIZLIK- NİTELİKLİ HIRSIZLIK - HIRSIZLIK

YARGITAY 6. Ceza Dairesi 2009/16266 E.N , 2012/2075 K.N.

Özet

HIRSIZLIĞIN "ÖZEL BECERİYLE" İŞLENMESİ HALİNİN KİŞİLERİN ÜZERİNDEKİ EŞYANIN ÇALINMASI SIRASINDA GÖSTERİLMESİ GEREKİR. SANIĞIN MAĞDURA AİT KONUTUN ÇATISINA MERDİVEN DAYAMAK SURETİYLE ÇIKIP HIRSIZLIK YAPMASI EYLEMİNİN 5237 SAYILI TCK´NIN 142/1-B MADDESİNDEKİ SUÇU OLUŞTURDUĞU GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Adli sicil kaydına göre kasıtlı suçtan hükümlülüğü bulunan sanık hakkında, hükümden sonra 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa´nın 562. maddesi ve 25.07.2010 tarih ve 27652 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 6008 sayılı Kanun´un 7. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK´nın 231/5-14. maddesinin uygulama olanağı bulunmadığı anlaşılmakla yapılan incelemede;

Sanığın gerekçeli karar başlığına kaydına uygun olarak yazılmayan soyadının yerinde düzeltilmesi olanaklı kabul edilmiştir.


 

VERGİ USUL KANUNU´NA MUHALEFET, RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK- ZİMMET

YARGITAY 5. Ceza Dairesi 2009/802 E.N , 2012/45 K.N.

Özet

SERBEST MUHASEBECİ OLUP KOOPERATİFİN MUHASEBE İŞLEMLERİNİ YAPMAYI SÖZLEŞMEYLE ÜSTLENEN SANIĞIN 3568 SAYILI SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLİK VE YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK KANUNU´NUN 47. MADDESİ UYARINCA GÖREVİ SEBEBİYLE İŞLEDİĞİ SUÇLARDAN DOLAYI, KAMU GÖREVLİLERİ GİBİ CEZALANDIRILMASI GEREKMEKTEYSE DE SÖZ KONUSU KANUN VE UYGULAMA YÖNETMELİĞİ HÜKÜMLERİNE GÖRE MÜŞTERİLERİNİN VERGİLERİNİ YATIRMA GÖREVİ BULUNMADIĞI GİBİ 26.01.1996 TARİHLİ RESMİ GAZETE´DE YAYIMLANAN MECBURİ MESLEK KARARLARINA İLİŞKİN GENELGE´NİN 1. MADDESİYLE MUHASEBECİLERİN MÜŞTERİ ADINA 3. KİŞİLERE (VERGİ DAİRESİ, SSK, BAĞ-KUR VE BENZERİ KURUMLARA) ÖDEME YAPMAK ÜZERE HER NE İSİM ALTINDA OLURSA OLSUN PARA, ÇEK GİBİ MALİ DEĞERLER ALMALARININ YASAKLANMIŞ OLMASI NEDENİYLE KOOPERATİF YÖNETİM KURULU BAŞKANINDAN KOOPERATİF ADINA TAHAKKUK EDECEK VERGİLERİN ÖDENMESİ İÇİN ALDIĞI İDDİA EDİLEN PARA VE ÇEKLERİN KENDİSİNE GÖREVİ NEDENİYLE TEVDİ EDİLDİĞİNİN VE BUNLAR ÜZERİNDE GÖZETİM VE MUHAFAZA GÖREVİNİN BULUNDUĞUNUN KABUL EDİLEMEYECEĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Zimmet suçundan sanıklar Süleyman, Hasan G., Yusuf, Ahmet, Ali, Hasan E., Mustafa, Hebip, Hüseyin ve Murat´ın yapılan yargılanmaları sonunda; sanıklar Süleyman ve Hasan G.´nin atılı suçtan mahkumiyetine diğer sanıkların beraetlerine dair, (Alanya Birinci Ağır Ceza Mahkemesi)´nden verilen 12.03.2008 gün ve 2002/65 Esas, 2008/87 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde o yer Cumhuriyet Savcısı, sanıklar Hasan G. ve Süleyman müdafiileri ile sanık Hasan G. tarafından temyiz edilmesi ve incelemenin duruşmalı yapılmasının talep edilmesi üzerine dava evrakı C.Başsavcılığı´ndan tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelendi:

O yer Cumhuriyet Savcısının gerekçeli temyiz dilekçesinin içeriğine nazaran sanıklar Süleyman ve Hasan G. hakkındaki mahkumiyet ve sanıklar Yusuf ve Hasan E. hakkındaki beraet hükümlerini kapsamadığı anlaşılmakla temyiz talebinin sadece sanıklar Mustafa, Hebip, Hüseyin, Murat, Ali ve Ahmet hakkında zimmet suçundan verilen beraet kararlarıyla sınırlı olduğunun kabul edilmesine ve sanıklara tayin edilen cezaların süresine göre sanıklar Hasan G. ve Süleyman müdafiileri ile sanık Hasan G.´nin duruşma isteklerinin CMUK´nın 318. maddesi gereğince reddiyle, incelemenin duruşmasız yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası´nın 14.03.2002 tarihli yazısı içeriğinden sanıklar Mustafa, Hüseyin ve Murat´ın kooperatifi temsil yetkileri bulunmadığının ve dosya kapsamından kooperatif iş ve işlemlerinin fiilen yönetim kurulu başkanı olan sanık Hasan G. tarafından yürütülüp sanıklar Hebip, Ahmet ve Ali´nin davaya konu eylemlere iştirak ettiklerine dair her türlü kuşkudan uzak, cezalandırmaya yeterli kanıtların elde edilemediğinin anlaşılması nedeniyle delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraet hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazlarının reddiyle Mustafa, Hebip, Hüseyin, Murat, Ali ve Ahmet hakkındaki hükümlerin tebliğname gibi ONANMASINA,

Sanıklar Hasan G. ve Süleyman hakkında zimmet suçundan kurulan hükümlere yönelik itirazlara gelince:

Serbest muhasebeci olup S.S. K… Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi´nin muhasebe işlemlerini yapmayı sözleşmeyle üstlenen sanık Süleyman´ın 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu´nun 47. maddesi uyarınca görevi sebebiyle işlediği suçlardan dolayı kamu görevlileri gibi cezalandırılması·gerekmekteyse de söz konusu Kanun ve uygulama yönetmeliği hükümlerine göre müşterilerinin vergilerini yatırma görevi bulunmadığı gibi 26.01.1996 tarihli Resmi Gazete´de yayımlanan Mecburi Meslek Kararlarına İlişkin Genelge´nin 1. maddesiyle muhasebecilerin müşteri adına 3. kişilere (Vergi Dairesi, SSK, Bağ-Kur ve benzeri kurumlara) ödeme yapmak üzere her ne isim altında olursa olsun para, çek gibi mali değerler almalarının yasaklanmış olması nedeniyle koo-peratif yönetim kurulu başkanı olan sanık Hasan G.´den kooperatif adına tahakkuk edecek vergilerin ödenmesi için aldığı iddia edilen para ve çeklerin kendisine görevi nedeniyle tevdi edildiğinin ve bunlar üzerinde gözetim ve muhafaza görevinin bulunduğunun kabul edilemeyeceği, keza sahte faturalarla gerçeğe aykırı vergi indirimi yapmak gibi hileli hareketlerle kooperatif adına düşük vergi ödenmesini sağlamak şeklindeki eylemlerinin de 213 sayılı Vergi Usul Kanunu´nun 359. maddesinde yer alan özel düzenleme nedeniyle zimmet suçuna vücut vermeyeceği bu itibarla diğer zimmet iddialarına ilişkin olarak sanık Hasan G. tarafından bilirkişi raporlarının tanziminden sonra ileri sürülen kooperatife ait otobüsün alınmasından kalan borcun ödendiği, harcamaların gider pusulaları ile yapıldığı, sahte faturaların kullanılmasından haberinin olmadığı yönündeki savunmaları gözetilerek, otobüs borcunun ödenmesine ilişkin olarak bilgisi olduğu anlaşılan Latif, Hacı, Mehmet E. ve Mehmet S. isimli şahıslar ve gerektiğinde sonradan ibraz edilen harcama pusulaları adına düzenlenmiş olan kişiler ile tespiti halinde sanık tarafından ibraz edilen harcama listelerinde adına ödeme yapıldığı belirtildiği halde ödeme belgesi bulunmayan şahısların çağrılıp tanık olarak dinlenmesinden ve kooperatif paralarının fiilen kimlerin zilyetliğinde olduğu hususunda sanıkların tekrar beyanlarının alınmasından sonra dosyanın tüm ekleriyle birlikte emekli Sayıştay uzman denetçilerinden oluşturulacak yeni bir heyete tevdii ile suça konu dönemde kooperatifin gelir gider ve mevcutlarının karşılaştırılması suretiyle sanıkların uhdelerinde kalan bir miktarın bulunup bulunmadığına dair rapor alınmasından sonra 3568 sayılı Kanun´un 47. maddesi, 1163 sayılı Kanun´un 62. maddesi ve 5237 sayılı TCK´nın 212. maddesi de nazara alınıp davaya konu belgelerin düzenlenmesi nedeniyle "memurun resmi belgede sahteciliği" suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı da değerlendirilerek sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği gözetilmeden ve sanıkların fikir ve irade birliği içinde hareket ettiklerine ilişkin delillerin nelerden ibaret olduğu karar yerinde gösterilip tartışılmadan yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,

Kanuna aykırı, o yer Cumhuriyet Savcısının ve sanıklar müdafiilerin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 10.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ZİMMET - HİZMET NEDENİYLE EMNİYETİ SUİSTİMAL - DAVA ZAMANAŞIMI

YARGITAY 5. Ceza Dairesi 2008/3246 E.N , 2012/2123 K.N.

Özet

SUÇ TARİHİNDE SPOR TOTO TEŞKİLAT MÜDÜRLÜĞÜ; FUTBOL VE DİĞER SPOR MÜSABAKALARINDA BAHİS VE ŞANS OYUNLARI DÜZENLENMESİ HAKKINDA 7258 SAYILI KANUN UYARINCA GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ´NE BAĞLI BİR KURULUŞ OLUP, TOPLANAN OYUN BEDELLERİNİN DEVLET MALI SAYILACAĞI VEYA MENSUPLARININ KAMU GÖREVLİSİ GİBİ CEZALANDIRILACAKLARI KONUSUNDA AÇIKLAYICI VE DÜZENLEYİCİ BİR HÜKÜM DE BULUNMADIĞINDAN, BU PARALARIN MAL EDİNİLMESİ EYLEMİ HİZMET NEDENİYLE EMNİYETİ SUİSTİMAL SUÇUNU OLUŞTURUR VE ANILAN SUÇ İÇİN YASADA ÖNGÖRÜLEN DAVA ZAMANAŞIMI GERÇEKLEŞMİŞTİR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

Suç tarihinde Spor Toto Teşkilat Müdürlüğü; Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında 7258 sayılı Kanun uyarınca Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü´ne bağlı bir kuruluş olup, toplanan oyun bedellerinin Devlet malı sayılacağı veya mensuplarının kamu görevlisi gibi cezalandırılacakları konusunda açıklayıcı ve düzenleyici bir hüküm de bulunmadığından, bu paraların mal edinilmesi eyleminin hizmet nedeniyle emniyeti suistimal suçunu oluşturacağı, bu suçun tabi olduğu Yasa maddesinde öngörülen cezanın üst sınırı itibariyle 765 sayılı TCK´nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde belirtilen 7 yıl 6 aylık asli ve ilave zamanaşımına tabi olduğu, suç tarihi olan 10.10.1999´dan inceleme gününe kadar bu sürenin gerçekleştiği anlaşıldığından 5237 sayılı TCK´nın 7/2. maddesi ile 5320 sayılı Kanun´un 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle hükmün CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun´un 322/1 ve 5271 sayılı CMK´nın 223/8. maddeleri uyarınca kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 15.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

DİNSEL TÖRENLE EVLENME-SUCA SÜRÜKLENEN COCUK- EVLENME OLMAKSIZIN DİNSEL TÖRENLE EVLENME - CEZA SORUMLULUĞUNUN TESPİTİ

YARGITAY 4. Ceza Dairesi 2010/22652 E.N , 2010/20463 K.N.

Özet

SUÇA SÜRÜKLENEN 12-15 YAŞ GRUBUNDAKİ ÇOCUKLARIN ALGILAMA VE DAVRANIŞLARINI YÖNLENDİRME YETENEĞİNİN SAPTANMASI İÇİN MAHKEMECE SOSYAL İNCELEME YAPTIRILMALI, YAPTIRILMADIĞI TAKDİRDE GEREKÇESİ KARARDA TARTIŞILMALIDIR. SOSYAL İNCELEME RAPORUNDA BELİRLENEN SAPTAMALAR ÇERÇEVESİNDE KÜÇÜĞÜN İŞLEDİĞİ FİİLİN HUKUKİ ANLAM VE SONUÇLARINI ALGILAMA VE DAVRANIŞLARINI YÖNLENDİRME YETENEĞİNİN BULUNUP BULUNMADIĞI KONUSUNDA KARAR VERME YETKİSİ MAHKEMEYE AİT OLUP, BU KONUDA KARARA VARABİLMEK İÇİN SOSYAL İNCELEME RAPORU VE UZMAN HEKİM RAPORUNDAN YARARLANILMALIDIR.

İçtihat Metni

Evlenme olmaksızın dinsel törenle evlenme suçundan sanık Seher´in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 230/5, 31/2, 62, 52. maddeleri uyarınca 500 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair (Mut Sulh Ceza Mahkemesi)´nin 02.04.2010 tarihli ve 2009/437 esas, 2010/136 sayılı kararının Adalet Bakanlığı´nca 02.07.2010 gün ve 2010/44370 sayılı yazısı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 22.07.2010 gün ve 2010/175687 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

Tebliğnamede "Dosya kapsamına göre, 28.09.1994 doğum tarihli suça sürüklenen çocuk Seher´in suç tarihi olan 03.07.2008 tarihi itibarıyla 12-15 yaş grubunda yer aldığı, 5237 sayılı Kanun´un 31/2. maddesi uyarınca işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığının uzman hekim raporu ile tespiti gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir." denilmektedir.

Gereği görüşüldü;

5237 sayılı TCY´nin 31/2. maddesinde, fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmuş olup da 15 yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması durumunda ceza sorumluluğunun bulunmadığı, ancak aksi halde verilecek cezada indirim yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Suça sürüklenen 12-15 yaş grubundaki çocuklar hakkındaki algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin saptanmasıyla ilgili olarak 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasası´nın 35/1. maddesinde şu hüküm yer almaktadır: "Bu Kanun kapsamındaki çocuklar hakkında mahkemeler, çocuk hakimleri veya Cumhuriyet Savcılarınca gerektiğinde çocuğun bireysel özelliklerini ve sosyal çevresini gösteren inceleme yaptırılır. Sosyal inceleme raporu, çocuğun işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin mahkeme tarafından takdirinde gözönünde bulundurulur." Bu yasal düzenleme ile sosyal inceleme raporunda belirlenen saptamalar çerçevesinde küçüğün işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığı konusunda karar verme yetkisi mahkemeye ait bulunmaktadır. Ancak mahkeme bu konuda karara varabilmek için sosyal inceleme raporu ve uzman hekim raporundan yararlanmalıdır. Nitekim, Resmi Gazete´nin 24.12.2006 tarih ve 26386 sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren Çocuk Koruma Kanunu´nun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 20/1. maddesinde sosyal inceleme raporu alınması gerektiği belirtilmiş, aynı maddenin 7. fıkrasında ise, mahkemece çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması halinde, kararda gerekçesinin gösterilmesi zorunlu kılınmıştır.

Yönetmeliğin 20/2-4. madde ve fıkralarında sosyal inceleme raporu ile uzman hekim raporunun alınması gerektiği şöyle açıklanmıştır:

"(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını bitirmiş, onbeş yaşını doldurmamış bulunan çocuklar ile onbeş yaşını doldurmuş ancak onsekiz yaşını doldurmamış sağır ve dilsizlerin işledikleri fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdiri bakımından sosyal inceleme yaptırılması zorunludur.

(3) Fiili işlediği sırada oniki yaşını bitirmiş, onbeş yaşını doldurmamış bulunan çocuklar ile onbeş yaşını doldurmuş ancak onsekiz yaşını doldurmamış sağır ve dilsizlerin işledikleri fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdir yetkisi münhasıran mahkemeye aittir. Sosyal incelemeyi yapan bilirkişi, çocuğun içinde bulunduğu aile ortamı, sosyal çevre koşulları, gördüğü eğitim, fiziksel ve ruhsal gelişimi hakkında bir rapor düzenler. Hakim, bu yaş grubuna giren çocuğun kusur yeteneğinin olup olmadığını takdir ederken, görevlendirdiği bilirkişinin hazırlamış bulunduğu raporda yer verilen gözlem, tespit ve değerlendirmeleri gözönünde bulundurur.

(4) İkinci ve üçüncü fıkralardaki hallerde, hakim veya mahkeme, sosyal inceleme raporu ile birlikte çocuğun işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin belirlenebilmesi amacıyla adli tıp uzmanı, psikiyatrist ya da zorunluluk halinde uzman hekimden görüş alır."

İncelenen dosyada, sanık hakkında sosyal inceleme raporu alınmasına karşın uzman hekim raporu alınmadan ve yasal zorunluluk bulunduğu halde TCY´nin 31/2. maddesi uyarınca, küçük sanığın işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdiri yönünde bir değerlendirme yapılmadan hüküm kurulması yasaya aykırı görüldüğünden; 5271 sayılı CYY´nin 309/4-b maddesi uyarınca; Mut Sulh Ceza Mahkemesi´nin 02.04.2010 tarihli ve 2009/ 437 esas, 2010/136 sayılı kararının (YASA YARARINA BOZULMASINA), bozma doğrultusunda yeniden yargılama yapılmak üzere gereğinin mahkemesince yerine getirilmesine, 08.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

MEŞRU SAVUNMA VE ZORUNLULUK HALİ - HAKSIZ TAHRİK - GÖREVİ YAPTIRMAMAK İÇİN DİRENME - ARAMA KARARI

YARGITAY 4. Ceza Dairesi 2009/10254 E.N , 2011/8079 K.N.

Özet

SANIĞIN, ÜZERİNİ ARAMAK İSTEYEN YAKINAN POLİS MEMURUNA YUMRUKLA VURMAK SURETİYLE DİRENDİĞİNİN İDDİA VE KABUL EDİLMESİ; TANIKLAR İLE YAKINANIN, SANIĞI ARAMAK İSTEDİKLERİNDE KENDİSİNE MAHKEME KARARI GÖSTERDİKLERİNİ SÖYLEMELERİNE KARŞIN BAHSİ GEÇEN KARARIN DOSYADA MEVCUT OLMAMASI KARŞISINDA; YAKINANIN YERİNE GETİRMESİ GEREKEN HUKUKA UYGUN BİR GÖREV BULUNUP BULUNMADIĞININ TESPİTİ AÇISINDAN, SANIĞA GÖSTERİLDİĞİ İFADE EDİLEN MAHKEME KARARININ VARSA DOSYAYA KONULMASI VE KANITLAR BİRLİKTE TARTIŞILARAK SONUCUNA GÖRE TCY´NİN 29. YA DA 25/1. MADDELERİNİN UYGULANMA OLANAKLARININ DA DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKİR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1- Sanığın, üzerini aramak isteyen yakınan polis memuruna yumrukla vurmak suretiyle direndiğinin iddia ve kabul edilmesi, CYY´nin 119. maddesi uyarınca sanığın üzerinde kural olarak hakim kararı olmadan arama yapılamaması, tanıklar Ali ve İrfan ile yakınanın, sanığı aramak istediklerinde kendisine mahkeme kararı gösterdiklerini söylemelerine karşın bahsi geçen kararın dosyada mevcut olmaması karşısında; yakınanın yerine getirmesi gereken hukuka uygun bir görev bulunup bulunmadığının tespiti açısından sanığa gösterildiği ifade edilen mahkeme kararının varsa dosyaya konulması ve kanıtlar birlikte tartışılarak sonucuna göre TCY´nin 29. ya da 25/1. maddelerinin uygulanma olanağının bulunup bulunmadığı da değerlendirildikten sonra sanığın hukuki durumunun belirlenmesi, gerektiğinin gözetilmemesi,

2- Kabule göre de;

Adli sicil kaydına göre mükerrir olan sanık hakkında TCY´nin 58. maddesinin uygulanmaması,

Yasaya aykırı ve sanık Talip´in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak CYY´nin 326/son maddesi gözetilerek (HÜKMÜN BOZULMASINA), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 08.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

KASTEN YARALAMA-KEMİK KIRILMASI-YAŞAMSAL TEHLİKE

YARGITAY 3. Ceza Dairesi 2009/16853 E.N , 2012/3821 K.N.

Özet

KATILANIN RAPORUNDA, KEMİKTE KIRIK OLDUĞU VE BU NEDENLE YAŞAMININ TEHLİKEYE MARUZ KALDIĞI, MEYDANA GELEN KIRIĞIN YAŞAM FONKSİYONLARINA ETKİSİNİN 3. DERECEDE OLDUĞU BELİRTİLDİĞİNE GÖRE 5237 SAYILI TCK´NIN 86/1, 87/1-D MADDELERİNİN UYGULANMASIYLA YETİNİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak; gereği görüşülüp düşünüldü:

Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak;

1- Sanık Mehmet hakkında, 5237 sayılı TCK´nın 53. maddesinin 3. fıkrasına aykırı olarak 1. fıkranın (c) bendinde yer alan kendi alt soy üzerindeki haklarından koşullu salıverilme tarihi yerine cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi,

2- Sanık Mehmet hakkında kurulan hükümde, mağdurun raporunda, kemikte kırık olduğu, bu nedenle yaşamının tehlikeye maruz kalıp ve kırığın yaşam fonksiyonlarına etkisinin 3. derecede olduğu belirtilmiştir. Mağdurun yaralanması sonucu yaşamsal tehlike ile birlikte kemikte kırık meydana gelmiş olup, bu şekilde 5237 sayılı TCK´nın 87/1-d ve 87/3. maddesinde ayrı ayrı yaptırımlara bağlanan iki ayrı sonuçtan dolayı cezalandırılması gerektiği gözetilerek TCK´nın 86/1, 87/1-d maddelerinin uygulanması ile yetinilmesi gerekirken ayrıca TCK´nın 87/3. maddesinin de tatbiki suretiyle fazla ceza tayini,

3- Sanık Ali hakkında 6136 sayılı Yasa´yla muhalefet suçundan kurulan hükümden sonra 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun´un 562. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, CMK´nın 231/5, 14. madde ve fıkralarında öngörülen, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasında ceza sınırının 2 yıla çıkartılması ile soruşturma ve kovuşturması şikayete bağlı suç olma şartının kaldırılması kuralları gereğince bu hususların mahalli mahkemece birlikte değerlendirilmesi lüzumu,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 08.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

YARGITAY´CA TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİ, ESKİ HALE GETİRME

YARGITAY 2. Ceza Dairesi 2012/1366 E.N , 2012/3302 K.N.

Özet

TEMYİZ BAŞVURUSU İLE BİRLİKTE ESKİ HALE GETİRME İSTEMİNDE BULUNULMASI HALİNDE; BU İSTEM HAKKINDA KARAR VERME YETKİSİ YARGITAY´IN İLGİLİ DAİRESİNE AİTTİR. MAHKEMECE İSTEMİN REDDİNE İLİŞKİN VERİLEN KARAR HUKUKİ DAYANAKTAN YOKSUN VE YOK HÜKMÜNDEDİR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanık Metin´in 14.10.2011 tarihli dilekçesindeki anlatımından temyiz başvurusu ile birlikte eski hale getirme isteminde de bulunduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Eski hale getirme isteği hakkındaki karar verme yetkisi, 5271 sayılı CYY´nin 42/1. maddesi uyarınca Yargıtay´ın ilgili Dairesine ait olduğundan, (Alaşehir Birinci Asliye Ceza Mahkemesi)´nin 14.10.2011 günlü, 2011/25 Esas, 2011/205 sayılı eski hale getirme isteminin reddine ilişkin karar hukuki dayanaktan yoksun ve yok hükmünde bulunduğundan, "eski hale getirme isteğinin reddine" ilişkin kararın kaldırılmasına karar verilerek yapılan incelemede;

Sanığın yokluğunda verilen 01.06.2011 günlü hükmün, soruşturma evresinde ifadesi alınırken ve kovuşturma evresinde ise sorgusu yapılırken bildirdiği adrese yöntemine uygun biçimde tebliğ edildiği halde, yasal süresi içinde temyiz dilekçesi vermediği, eski hale getirme istemine ilişkin dilekçesinde ileri sürdüğü sürenin geçirilmesi ile ilgili nedenler de yasal ve yerinde görülmediğinden eski hale getirme isteminin reddine,

Eski hale getirme istemindeki nedenler yerinde görülmediğinden temyiz isteminin reddine dair Alaşehir Birinci Asliye Ceza Mahkemesi´nin 14.10.2011 gün ve 25-205 sayılı karara yönelik temyiz itirazlarının reddiyle, temyiz isteminin reddine dair ek kararın istem gibi (ONANMASINA), 15.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ZİNCİRLEME SUÇ - KISA SÜRELİ HAPİS CEZASI YERİNE SEÇENEK YAPTIRIMLAR - HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI - HAKARET - ANAYASA VE AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ´NE AYKIRILIK

YARGITAY 2. Ceza Dairesi 2010/6038 E.N , 2012/4079 K.N.

Özet

TEK BİR FİİLLE BİRDEN FAZLA MAĞDURA HAKARETTE ZİNCİRLEME SUÇ HÜKÜMLERİ UYGULANMALIDIR.

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASINDA GÖZETİLECEK ZARAR, BASİT BİR ARAŞTIRMA İLE BELİRLENECEK MADDİ ZARAR OLUP, MANEVİ ZARARLAR BU KAPSAMA DAHİL DEĞİLDİR.

SANIKLAR HAKKINDA HÜKMEDİLEN 2 AY 27 GÜN HAPİS CEZASININ 5237 SAYILI TCY´NİN 50. MADDESİNİN 1. FIKRASININ (D) BENDİ UYARINCA "2 AY SÜREYLE K… S… KÖYÜ DIŞINA ÇIKMAKTAN YASAKLANMASI" SEÇENEK YAPTIRIMINA ÇEVRİLEREK, SANIKLARIN YAŞADIKLARI KÖYDEN DIŞARI ÇIKMALARI TAMAMEN YASAKLANARAK ANILAN YASA MADDESİNİN 1. FIKRASININ (D) BENDİNE AYKIRI NİTELİKTE VE AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ´NİN EKİ OLAN 4 NO.LU PROTOKOLÜN 2. MADDESİNDE DÜZENLENEN "SERBEST DOLAŞIM ÖZGÜRLÜĞÜ" İLE ANAYASA´NIN 23. MADDESİNDE YER ALAN "SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜ" HAKKININ ORTADAN KALDIRILMASI SONUCUNU DOĞURABİLECEK BİÇİMDE HÜKÜM KURULAMAYACAĞI GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Dava dosyası başvuruların nitelik ve kapsamına göre görüşüldü.

I- 5320 sayılı Yasa´nın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYY´nin 310. maddesi gereğince Asliye Ceza Mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet Savcıları, mahkemelerinin yargı çevresi içerisindeki Sulh Ceza Mahkemelerinin hükümlerine karşı, karar tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz yoluna başvurabileceğinden, yasal süresinden sonra o yer Cumhuriyet Savcısı Murat (95…) tarafından yapılan 25.12.2007 havale tarihli temyiz isteminin tebliğnameye uygun olarak aynı Yasa´nın 317. maddesi gereğince REDDİNE;

II- Sanıklar Halit, Mevlüt ve Durmuş haklarında hakaret suçu ile ilgili kararlarda öngörülen cezaların nitelik ve niceliğine göre hükümlerin 5320 sayılı Yasa´nın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan, 1412 sayılı CYY´nin 305/1. maddesi gereğince hüküm tarihi itibariyle temyiz edilemez olduğu anlaşıldığından, sanıklar savunmanının (müdafiinin) temyiz isteğinin tebliğnameye uygun olarak aynı Yasa´nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE;

III- Sanıklar Hatice ve Ümmü hakkında hakaret suçundan kurulan hükümlere yönelik temyize gelince;

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Duruşma süresini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; sanıkların tek bir eylemle (fiille) katılanlar İsmail ve Ramazan´a hakarette bulundukları mahkemece kabul edildiği halde, 5237 sayılı TCY´nin 43/2. maddesinin yollaması ile aynı Yasa´nın 43/1. maddesi uyarınca sanıklara verilen cezada artırım yapılmaması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 03.02.2009 tarih ve 2008/11-250 esas, 2009/13 sayılı kararında da kabul edildiği gibi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinde gözetilecek zarar, mahkemece kanaat verici basit bir araştırma ile belirlenecek maddi zararlar olup, manevi zararlar bu kapsama dahil edilmemesi gerekmektedir. Somut olayda, katılanların hakaret suçundan doğan maddi bir zararları olmadığı gibi, herhangi bir tazminat istemleri de bulunmamaktadır. Adli sicil kaydına göre sabıkasız oldukları anlaşılan sanıkların, 5271 sayılı CYY´nin 231. maddesinin 6. fıkrasının (b) bendi uyarınca "kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak yeniden suç işlemeyecekleri hususunda kanaate varılması" koşulunun oluşup oluşmadığı değerlendirilerek sonucuna göre, Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerekirken, "CMK´nın 231/6-c maddesi gereğince" biçimindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle, sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,

2- Türk Ceza Yasası´nda açıkça "suçta ve cezada yasallık (kanunilik)" ilkesi düzenlenmiştir. Söz konusu bu ilkenin yer aldığı 5237 sayılı TCY´nin 2. maddesinin (1). fıkrasına göre; yasanın (kanunun) açıkça suç saymadığı bir eylem (fiil) için kimseye ceza verilemez, güvenlik tedbiri uygulanamaz. Yasada (kanunda) yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.

Yine aynı Yasa´nın 2. maddesinin (2). fıkrasına göre ise, idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.

Sanıklar hakkında uygulanan 5237 sayılı TCY´nin 50. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde ise; "belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma" seçenek yaptırımı öngörüldüğü halde;

Sanıklar hakkında hükmedilen 2 ay 27 gün hapis cezasının 5237 sayılı TCY´nin 50. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca "2 ay süreyle K… S… Köyü dışına çıkmaktan yasaklanması" seçenek yaptırımına çevrilerek, sanıkların yaşadıkları köyden dışarı çıkmaları tamamen yasaklanarak 5237 sayılı TCY´nin 50. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendine aykırı nitelikte ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi´nin eki olan 4 no.lu protokolün 2. maddesinde düzenlenen "serbest dolaşım özgürlüğü" ile Anayasa´nın 23. maddesinde yer alan "seyahat özgürlüğü" hakkının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek biçimde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı ve sanıklar Hatice ile Ümmü´nün savunmanının (müdafiinin) temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, (HÜKÜMLERİN BOZULMASINA), 23.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

SUÇA KATILMA, KASTEN YARALAMA, KASTEN ÖLDÜRME- SUÇA YARDIM ETME

 

 

 

YARGITAY 1. Ceza Dairesi 2011/3398 E.N , 2012/975 K.N.

Özet

SANIKLARLA MAKTUL ARASINDA ÇIKAN TARTIŞMA SIRASINDA MAKTULE SALDIRAN SANIĞIN, YUMRUKLA VE OLAY YERİNDE ELE GEÇİRDİĞİ PET SU ŞİŞESİ İLE MAKTULE VURDUĞU, BU SIRADA DİĞER SANIĞIN DA ANİ VERDİĞİ KARARA DAYALI OLARAK ARABASINDAN ALDIĞI BIÇAKLA MAKTULÜN YANINA GELİP BIÇAKLA GÖĞÜS BÖLGESİNE VURMAK SURETİYLE ONU ÖLDÜRDÜĞÜ OLAYDA; SANIĞIN, DİĞER SANIK İLE FİKİR BİRLİĞİ İÇERİSİNDE HAREKET ETTİĞİNİ KABULE YETECEK KESİN DELİLLER BULUNMADIĞI GİBİ SANIĞIN ANİ GELİŞEN OLAYDA MAKTULE YUMRUK VE PET SU ŞİŞESİ İLE VURMA ŞEKLİNDEKİ EYLEMİNİN SUÇA DOĞRUDAN KATILMA YA DA SUÇA YARDIM OLARAK KABUL EDİLEMEYECEĞİ; MAKTULE YÖNELİK YARALAMA EYLEMİ İLE İLGİLİ OLARAK HUKUKİ DURUMUNUN TCK´NIN 86. MADDESİ KAPSAMINDA ALINACAK RAPORUN SONUCUNA GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

1-) Oluşa, dosya içeriğine ve gerekçeye göre; sanık Murat´ın maktule yönelik hakaret suçundan beraatine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından tebliğnamedeki suçun sübut bulduğu ve şikayet yokluğu nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiğine yönelen bozma düşüncesi benim-senmemiştir.

2-) Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık Murat´ın kasten insan öldürme suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, cezayı azaltıcı takdiri indirim sebebinin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle değerlendirilmiş, sanık Murat´ın maktulü tehdit ve maktule karşı hakaret suçlarından elde edilen delillerin hükümlülüğe yeter nitelik ve derecede bulunmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınıp beraat hükümleri verilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedeni dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık Murat müdafiinin haksız tahrik bulunduğuna yönelen, sanık Hakan müdafiinin yerinde görülmeyen, katılan Ayhan vekilinin bir nedene dayanmayan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle;

A-) Sanık Murat´ın maktulü tehdit ve hakaret suçlarından beraatine dair hüküm ile re´sen de temyize tabi olan kasten insan öldürme suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün tebliğnamedeki düşünce gibi (ONANMASINA),

B-) Sanık Hakan´ın eylemi yönünden;

Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanık Murat´ın olaydan 6 ay öncesine kadar birlikte yaşadığı Fazilet´in maktulün üvey kızı olduğu ve sanık Murat´tan ayrıldıktan sonra annesi ve maktul ile aynı evde kalmaya başladığı, sanık Murat´ın zaman zaman telefon açarak Fazilet´ten tekrar kendisi ile birlikte olmasını istediği, ancak Fazilet´in kabul etmediği, olay günü Murat´ın yanında arkadaşı Hakan olduğu halde Fazilet ile görüşmek amacıyla maktulun evinin bulunduğu yere geldikleri, sanıkları gören Fazilet´in olay yeri yakınında bulunan markete girerek maktule telefon açıp Murat´ın yakınlarda olduğunu bildirdiği, bunun üzerine maktulun markete gelerek Fazilet´i alıp eve götürmek istediği sırada sanıklarla maktul arasında tartışma çıktığı, tartışma sırasında maktule saldıran sanık Hakan´ın yumrukla ve olay yerinde ele geçirdiği pet su şişesi ile maktule vurduğu, bu sırada sanık Murat´ın ani verdiği karara dayalı olarak arabasından aldığı bıçakla maktulün yanına gelip bıçakla göğüs bölgesine vurmak suretiyle onu öldürdüğü olayda; kasten öldürme suçunda sanık Hakan´ın, sanık Murat ile fikir birliği içerisinde hareket ettiğini kabule yetecek kesin deliller bulunmadığı ve sanığın ani gelişen olayda maktule yumruk ve pet su şişesi ile vurma şeklindeki eyleminin suça doğrudan katılma ya da suça yardım olarak kabul edilemeyeceği anlaşıldığından, sanık Hakan´ın maktule yönelik yaralama eylemi ile ilgili olarak hukuki durumunun TCK´nın 86. maddesi kapsamında alınacak raporun sonucuna göre değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde kasten öldürme suçuna yardımdan hüküm kurulması,

Yasaya aykırı ve sanık Hakan müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak (BOZULMASINA), bozma nedenine göre sanık Hakan´ın tahliyesine, başka suçtan hükümlü ya da tutuklu değil ise derhal tahliyesi için gereği yapılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na yazı yazılmasına, 21.02.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

KASTEN YARALAMA, KASTEN ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS ,ASLİ FAİLLİK

YARGITAY 1. Ceza Dairesi 2010/1434 E.N , 2012/219 K.N.

Özet

YAŞAMSAL TEHLİKEYE NEDEN OLAN YARALANMALAR SANIK TARAFINDAN MEYDANA GETİRİLMİŞ İSE DE, DİĞER SANIKLARIN OLAYIN BAŞINDAN SONUÇ ALININCAYA KADAR DAYANIŞMA VE KARAR BİRLİĞİ İÇERİSİNDE HAREKET EDİP, BİRLİKTE HAREKETLERİYLE SAVUNMAYI İMKANSIZ KILMALARI GÖZÖNÜNE TUTULDUĞUNDA, SANIKLARIN ÖLDÜRMEYE KALKIŞMA EYLEMİNİ ASLİ FAİL OLARAK BERABERCE GERÇEKLEŞTİRDİKLERİ KABUL EDİLMELİDİR.

İçtihat Metni

1- Sanık Semih müdafiinin 02.02.2010 tarihli dilekçesi ile temyiz talebinden feragat ettiği, 07.05.2009 tarih ve 5966 yevmiye nolu vekaletnamesinde temyizden feragat etmeye yetkisi olduğu, hükmün re´sen de temyize tabi olmadığı anlaşılmakla feragat nedeniyle temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.

2- Sanık Fatih müdafiinin sanık Fatih´in mağdur Mert´e yönelik kasten yaralama suçundan verilen kamu davasının düşürülmesine dair kararının temyizde hukuki yararı bulunmadığından, sanık müdafiinin bu suçtan gerekçeye yönelik olmayan temyiz isteminin, CMUK´nın 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmiş, sanık Fatih hakkında mağdur Mert´e yönelik yaralama suçundan kurulan hüküm inceleme dışı bırakılmıştır.

3- Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık Fatih´in suçunun sübutu kabul, takdire ve tahrike ilişen cezayı azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma nedeni dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna vesaireye yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Tüm dosya kapsamına göre; olaydan önce mağdur Burhan´ın sanık Fatih´in bir arkadaşına ait araca zarar vermesi nedeniyle aralarında husumet bulunduğu, olay gecesi sanıklar Semih, Fatih ve mağdur Burhan ile tanıkların biraraya gelerek birlikte alkol aldıkları, sarhoşluğun etkisiyle aralarında baş gösteren tartışma sonrasında devriye gezen kolluk görevlilerinin olay mahalline intikali üzerine tarafların ayrıldıkları, sanıklar Semih ve Fatih´in, sanıklardan Fatih´in evine giderek, ona ait bıçağı sanık Semih´in, beyzbol sopasını ise sanık Fatih´in üzerlerine alarak hazırlıklı şekilde mağdur Burhan ile aralarında kurdukları telefon irtibatı sonucunda kararlaştırdıkları olay yerinde tekrar biraraya geldikleri, taraflar arasında yeniden çıkan tartışma sırasında sanık Fatih´in sopayla, sanık Semih´in ise, bıçakla 8 kez vücudunun çeşitli bölgelerine vurmak suretiyle mağduru yaşamsal tehlike geçirecek şekilde yaraladıkları olayda; her ne kadar yaşamsal tehlikeye neden olan yaralanmalar sanık Semih tarafından meydana getirilmiş ise de, sanıkların olayın başından sonuç alınıncaya kadar dayanışma ve karar birliği içerisinde hareket edip, birlikte hareketleriyle savunmayı imkansız kılmaları gözönüne tutulduğunda, sanıkların öldürmeye kalkışma eylemini TCK´nın 37/1. maddesi kapsamında asli fail olarak beraberce gerçekleştirdikleri halde suç vasfında yanılgıya düşülerek sanık Fatih hakkında yazılı şekilde kasten yaralama suçundan hüküm kurularak eksik ceza tayini,

Bozmayı gerektirmiş olup, sanık Fatih müdafiinin temyiz itirazları üzerine incelenen hükmün, tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), CMUK´nın 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı itibariyle sanık Fatih´in kazanılmış hakkının saklı tutulmasına 23.01.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

TRAFİK GÜVENLİĞİNİ TEHLİKEYE SOKMA

YARGITAY 12. Ceza Dairesi 2012/12992 E.N , 2012/5144 K.N

Özet

ALKOL VE UYUŞTURUCU MADDE ETKİSİYLE VEYA BAŞKA BİR NEDENLE "EMNİYETLİ BİR ŞEKİLDE" ARAÇ KULLANAMAYACAK KİŞİNİN, BU HALDE ARAÇ KULLANMASI SUÇU, KASITLA İŞLENEBİLECEK BİR SUÇTUR. ALKOL VE UYUŞTURUCU MADDENİN SIRF KULLANILMIŞ OLMASI BU SUÇUN OLUŞMASI İÇİN YETERLİ OLMAMAKLA BİRLİKTE ADLİ TIP KURUMU BEŞİNCİ İHTİSAS KURULU RAPORLARINDA İSTİKRARLI BİR ŞEKİLDE VURGULANDIĞI ÜZERE, BİREYSEL FARKLILIKLARI DA ELİMİNE EDEBİLECEK ŞEKİLDE 100 PROMİLDEN YÜKSEK OLARAK SAPTANAN ALKOL DÜZEYİNİN, GÜVENLİ SÜRÜŞ YETENEĞİNİ KAYBETTİRECEĞİNİN, BİLİMSEL OLARAK KABULÜ GEREKİR.

İçtihat Metni

Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, mahalli Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelendi gereği düşünüldü:

5237 sayılı TCK´nın 179/3. maddesinde düzenlenen; alkol ve uyuşturucu madde etkisiyle veya başka bir nedenle "emniyetli bir şekilde" araç kullanamayacak kişinin, bu halde araç kullanması suçu kasıtla işlenebilecek bir suçtur. Alkol ve uyuşturucu maddenin sırf kullanılmış olması bu suçun oluşması için yeterli olmamakla birlikte Adli Tıp Kurumu Beşinci İhtisas Kurulu raporlarında istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere; alkollü bir şekilde trafikte seyreden bir sürücünün alkol konsantrasyonu hangi seviyede olursa olsun bireysel farklılıklar göstermekle birlikte trafik güvenliği açısından değişen derecelerde risk oluşturabileceği, ancak bu durumun tehlike arz edecek düzeyde olup olmadığı, dolayısıyla sürücünün tesiri altında bulunduğu alkol seviyesinde araç kullanması halinde, güvenli sürüş yeteneğini kaybedip etmediği, bireyin o andaki sürüş ehliyetini belirleyebilecek dikkat, algı, denge, refleks, psikomotor ve nöromotor koordinasyon gibi nörolojik, nistagmus, akomadasyon, görme gibi oftalmolojik ve genel durumunun tespitine yönelik detaylı dahili muayenesine yönelik tıbbi verilerin değerlendirilmesi ile mümkün olabileceği, ancak böyle bir tespit yapılmamış olsa bile bireysel farklılıkları da elimine edebilecek şekilde 100 promilden yüksek olarak saptanan alkol düzeyinin, güvenli sürüş yeteneğini kaybettireceğinin, bilimsel olarak kabulü gerektiği anlaşılmakla;

İncelenen dosyada; 104 promil alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücü belgesiz sanığın, güvenli sürüş yeteneğini kaybettiği ve dolayısıyla atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği halde, beraatine karar verilmesi isabetsiz olup, mahalli Cumhuriyet Savcısı temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün isteme aykırı olarak (BOZULMASINA), 23.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK, SOSYAL İNCELEME RAPORU- KAPALI YARGILAMA

YARGITAY 15. Ceza Dairesi 2011/11336 E.N , 2012/7199 K.N.

Özet

KANUNLARDA SUÇ OLARAK SAYILAN FİİLLERİ İŞLEDİKLERİ İÇİN SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA YAPILAN ONSEKİZ YAŞINDAN KÜÇÜKLER İÇİN "SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK" İFADESİ KULLANILMALIDIR.

18 YAŞINDAN KÜÇÜK OLAN VE SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLAR HAKKINDA KAPALI OTURUMDA YAPILAN YARGILAMA SONUNDA VERİLEN HÜKMÜN DE KAPALI OTURUMDA AÇIKLANMASI GEREKİR. ÇOCUK MAHKEMELERİNDE YAPILAN DURUŞMALARA CUMHURİYET SAVCISI KATILAMAZ.

ÇOCUK KORUMA KANUNU´NUN UYGULANMASINA İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDAKİ YÖNETMELİĞİN 20/1-7. MADDESİ VE 5395 SAYILI ÇOCUK KORUMA KANUNU´NUN 35. MADDESİ UYARINCA; FİİL İŞLENDİĞİ SIRADA 15 YAŞINI DOLDURMUŞ OLUP DA 18 YAŞINI DOLDURMAMIŞ ÇOCUKLARIN İŞLEDİKLERİ FİİLİN HUKUKİ ANLAM VE SONUÇLARINI ALGILAMA VE BU FİİLLE İLGİLİ OLARAK DAVRANIŞLARINI YÖNLENDİRME YETENEĞİNİN OLUP OLMADIĞININ TAKDİRİ BAKIMINDAN, SOSYAL YÖNDEN İNCELEME YAPTIRILMASININ GEREKLİ OLDUĞU, MAHKEMECE SOSYAL İNCELEME RAPORUNA GEREK GÖRÜLMEDİĞİ TAKDİRDE İSE GEREKÇESİNİN KARARDA GÖSTERİLMESİNİN ZORUNLU OLDUĞU GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Suça sürüklenen çocuğun 18 yaşından küçük olması karşısında yargılamasının kapalı oturumlarda gerçekleştirilmesi gerekirken bazı oturumların açık yapılarak ve yaşı küçük sanıklar hakkında kapalı oturumda yapılan yargılama sonunda hükmün de kapalı oturumda açıklanması gerektiği göze-tilmeyerek, açıkça okunması suretiyle CMK´nın 185. maddesine muhalefet edilmesi ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu´nun 48/3. maddesine göre Çocuk Mahkemeleri ile Çocuk Ağır Ceza Mahkemeleri bulunmayan yerlerde, bu mahkemeler kurulup göreve başlayıncaya kadar çocuklar tarafından işlenen suçlara ait soruşturma ve kovuşturmalar Cumhuriyet Başsavcılığı ve görevli mahkemelerce bu kanun hükümlerine göre yapılır düzenlemesi karşısında Çocuk Koruma Kanunu hükümlerine göre yargılama yapılması gerekirken aynı Kanun´un 25. maddesine göre Çocuk Mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet Savcısı bulunmaz hükmüne muhalefet edilmesi hususlarının telafisi mümkün olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, suça sürüklenen çocuk müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- 5395 sayılı Yasa´nın 3/a-2 maddesine göre kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuk için suça sürüklenen çocuk ifadesinin kullanılması gerekirken sanık ifa-desinin kullanılması,

2- Çocuk Koruma Kanunu´nun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmeliğin 20/1-7. maddesi ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu´nun 35. maddesi uyarınca; fiil işlendiği sırada 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmamış çocukların işledikleri fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdiri bakımından, sosyal yönden inceleme yaptırılmasının gerekli olduğu, mahkemece sosyal inceleme raporuna gerek görülmediği takdirde ise gerekçesinin kararda gösterilmesinin zorunlu olduğu gözetilmeden eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

3- 5237 sayılı Kanun´un 50/3. maddesi gereğince, fiili işlediği tarihte 18 yaşını doldurmamış olan suça sürüklenen çocuk hakkında tayin edilen kısa süreli hapis cezasının aynı maddenin 1. fıkrasında yazılı seçenek yaptırımlarından birine çevrilmesinin zorunlu olduğunun gözetilmesi,

4- Adli para cezalarının 5083 sayılı Kanun´un 1. maddesi ile 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu´nun 04.04.2007 tarih ve 2007/ 11963 sayılı kararının 1. maddesi uyarınca Türk Lirası (TL) olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 07.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

TEKERRÜR, NİTELİKLİ HIRSIZLIK- MÜKERRİRLERE ÖZGÜ İNFAZ REJİMİ

YARGITAY 13. Ceza Dairesi 2011/10287 E.N , 2012/11791 K.N.

Özet

YÜRÜME ENGELLİ OLAN VE BU DURUMU SANIK TARAFINDAN DA BİLİNEN KATILAN MAĞDURUN CEP TELEFONUNU KAPIP KAÇAN SANIK HAKKINDA 5237 SAYILI TCK´NIN 142/2-B VE SON HÜKMÜNÜN UYGULANMASI GEREKİR.

SANIĞIN TEKERRÜRE ESAS ALINAN İLAMINDA KOŞULLARI OLUŞMASINA RAĞMEN ÖNCEKİ MAHKUMİYETİ NEDENİYLE 765 SAYILI TCK´NIN 81. MADDESİNİN UYGULANMAMIŞ OLMASINA GÖRE, 5275 SAYILI CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUN´UN 108/3. MADDESİNDE DÜZENLENEN İKİNCİ DEFA TEKERRÜR HÜKMÜNÜN UYGULANAMAYACAĞI GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

Yürüme engelli olan ve bu durumu sanık tarafından da bilinen katılan mağdurun cep telefonunu kapıp kaçan sanık hakkında 5237 sayılı TCK´nın 142/2-b ve son madde, fıkra ve bendi hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanığın tekerrüre esas alınan Ankara Yirmibirinci Asliye Ceza Mahkemesi´nin 2005/99-725 sayılı ilamında, koşulları oluşmasına rağmen Samsun Birinci Asliye Ceza Mahkemesi´nin 2001/1290-1284 sayılı ilamı nedeniyle 765 sayılı TCK´nın 81. maddesinin uygulanmamış olmasına göre, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun´un 108/3. maddesinde düzenlenen ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşmadığının gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Yıldıray´ın temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak (BOZULMASINA), bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK´nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından sanık hakkında "5275 sayılı Yasa´nın 108/3. maddesinin uygulanmasına" ilişkin bölümün çıkarılması suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün (DÜZELTİLEREK ONANMASINA), 22.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

TAKSİRLE YARALAMA, BİRDEN FAZLA KİŞİNİN YARALANMASI

YARGITAY 12. Ceza Dairesi 2011/11938 E.N , 2012/3457 K.N.

Özet

SANIĞIN SEBEP OLDUĞU KAZA SONUCUNDA; SANIKTAN ŞİKAYETÇİ OLMAYAN MAĞDUR İLE DİĞER ARACIN SÜRÜCÜSÜ OLAN KATILANIN BASİT TIBBİ MÜDAHALE İLE GİDERİLEBİLİR DERECEDE YARALANDIKLARI, DİĞER KATILANLARDA İSE ADLİ TIP RAPORUNA GÖRE "HERHANGİ BİR TIBBİ MÜDAHALE GEREKTİRECEK TRAVMATİK LEZYON BULUNMADIĞI"NIN ANLAŞILMASI KARŞISINDA; SANIĞIN EYLEMİ 5237 SAYILI TCK´NIN 89/1. MADDESİ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Taksirle yaralama suçundan mahkumiyetine ilişkin hüküm sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

TCK´nın 52/3. maddesi gereğince "tam gün sayısının" gösterilmesi zorunluluğu bulunmadığından tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiş,

Sanığın diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;

1- Sanığın sebep olduğu kaza sonucu sanıktan şikayetçi olmayan Ayşe ile diğer aracın sürücüsü olan katılan Bünyamin´in basit tıbbi müdahale ile giderilebilir derecede yaralandıkları, katılanlar Ahmet ve Seçkin´de ise adli tıp raporuna göre "herhangi bir tıbbi müdahale gerektirecek travmatik lezyon bulunmadığı"nın anlaşılmasına göre sanığın eylemine uyan 5237 sayılı TCK´nın 89/1. maddesi yerine 89/4. maddesi ile cezalandırılması sureti ile fazla ceza tayini,

2- Kabul ve uygulamaya göre de;

a) Sanık hakkında tayin edilen uzun süreli hapis cezası adli para cezasına çevrilirken TCK´nın 50/1-a-4 madde ve fıkraları olması gereken yasal dayanağının gösterilmemesi,

b) Sanık hakkında tayin edilen 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında sonuç cezanın hesap hatası sonucu 16.200 TL yerine 9.900 TL olarak belirlenmesi,

c) 5237 sayılı TCK´nın 50/4. maddesi gereğince taksirli suçtan verilen uzun süreli hapis cezasının bilinçli taksir halinde adli para cezasına çevrilemeyeceğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı isteme aykırı olarak sonuç ceza açısından 1412 sayılı CMUK´nın 326/4. maddesi hükmü de gözetilmek suretiyle (BOZULMASINA), 20.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK, EKSİK SORUŞTURMA- TEMYİZ YETKİSİ - SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA ÖRGÜT KURMAK-ÜYE OLMAK - DAVAYA KATILMA

YARGITAY 15. Ceza Dairesi 2011/25994 E.N , 2012/34654 K.N.

Özet

YÜKLENEN SUÇLARDAN DOĞRUDAN DOĞRUYA ZARAR GÖRMEYEN VE DURUŞMADAN HABERDAR OLMASINA KARŞIN 5271 SAYILI CMK´NIN 238. MADDESİ UYARINCA, DAVAYA KATILMA İSTEMİNDE BULUNMAYAN VE KATILAN SIFATINI ALMAYAN ŞİKAYETÇİ ADINA VEKİLİNİN HÜKÜMLERİ TEMYİZE YETKİSİNİN BULUNMADIĞI VE MALİYE HAZİNESİ´NİN İSE SUÇ İŞLEMEK İÇİN ÖRGÜT KURMAK VE ÜYE OLMAK SUÇLARINDAN DOĞRUDAN DOĞRUYA ZARAR GÖRMESİ SÖZ KONUSU OLMADIĞINDAN BU SUÇLARA İLİŞKİN OLARAK DAVAYA KATILMASINA KARAR VERİLMESİ HUKUKEN GEÇERSİZ OLDUĞU CİHETLE HÜKMÜ TEMYİZE YETKİ VERMEYECEĞİ GÖZETİLMELİDİR.

SANIKLARIN ÇEŞİTLİ YÖNTEMLERLE HAKSIZ ÇIKAR SAĞLADIĞININ İDDİA OLUNMASI KARŞISINDA; 5549 SAYILI "SUÇ DELİLLERİNİN AKLANMASININ ÖNLENMESİ HAKKINDA KANUN" KAPSAMINDA HAZIRLANAN ARAŞTIRMA-İNCELEME RAPORU DOĞRULTUSUNDA "AKLAMA SUÇU" AÇISINDAN MASAK TARAFINDAN YAPILAN SUÇ İHBARININ AKIBETİNİN, VERGİ USUL KANUNU´NA MUHALEFET SUÇLAMASI İLE İLGİLİ BİLDİRİM SONUCUNUN, AYNI OLAY NEDENİYLE İLGİLİ KAMU GÖREVLİLERİ HAKKINDA İDARİ VE CEZAİ SORUŞTURMA YAPILIP YAPILMADIĞININ ARAŞTIRILMASI, RAPORLAR ARASINDAKİ YAKLAŞIM GÖRÜŞ FARKLILIKLARININ KARAR YE-RİNDE TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, GEREKTİĞİNDE TARAFSIZ-KONUSUNDA UZMAN BİLİRKİŞİ VEYA BİLİRKİŞİ KURULUNDAN ORGANİZASYONLAR NEDENİYLE HAKSIZ EDİNİLEN YARAR OLUP OLMADIĞININ, VAR İSE NE ŞEKİLDE EDİNİLDİĞİNİN, EDİNİLME TARİHİ İLE MİKTARI HUSUSLARINDA AYRINTILI RAPOR ALINMASI, SANIKLARIN UNVANI, BELİRTİLEN ŞİRKETTEKİ GÖREV-SORUMLULUK VE YETKİLERİ İLE FİİLLERDEKİ SOMUT ROLLERİ KUŞKUYA YER BIRAKMAYACAK ŞEKİLDE BELİRLENEREK CEZAİ SORUMLULUKLARININ AYRI AYRI TAYİN VE TAKDİRİ GEREKİR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

I- Katılan vekilinin sanıklar hakkında "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma-örgüte üye olma" suçlarından, şikayetçi T… Mobilya A.Ş. vekilinin ise "suç işlemek amacıyla örgüt kurma-örgüte üye olma" ve "dolandırıcılık" suçlarından kurulan "beraat" hükümlerine yönelen temyizlerinin incelenmesinde;

Yüklenen suçlardan doğrudan doğruya zarar görmeyen ve duruşmadan haberdar olmasına karşın 5271 sayılı CMK´nın 238. maddesi uyarınca, davaya katılma isteminde bulunmayan ve katılan sıfatını almayan T… Mobilya Sanayi ve Ticaret A.Ş. adına vekilinin hükümleri temyiz yetkisi bulunmadığından adı geçen şirket vekilinin 12.10.2010 havale tarihli temyiz inceleme isteğinin ve Maliye Hazinesi´nin ise anılan suçlardan doğrudan doğruya zarar görmesi söz konusu olmadığından bu suçlara ilişkin olarak davaya katılmasına karar verilmesi hukuken geçersiz olup hükmü temyize yetki vermeyeceğinden katılan idare vekilinin 01.10.2010 havale tarihli dilekçesiyle vaki temyiz inceleme isteğinin 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 317. maddesi gereğince ayrı ayrı REDDİNE,

II- Katılan vekilinin, sanıklar hakkında; "nitelikli dolandırıcılık" suçlarından kurulan "beraat" hükümlerine yönelen temyizine gelince:

C… Holding bünyesinde yer alan C… Uluslararası Fuarcılık ve Tic. A.Ş. (M… K… V.D.-211…510)´nin ortak, yetkilisi, birlikte hareket eden çeşitli kademelerdeki görevlileri oldukları ileri sürülen sanıklar hakkında, 29.09.2006 tarihli isimsiz imzasız ihbar mektubu ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü´nce başlanılan soruşturmada; 26.01.2005 tarihli 2005/131 sayılı Müsteşarlık Makamı´nın onayı ile yürürlüğe giren ve fuar tarihlerinde yürürlükte olan "Yurtdışı Fuar Katılımlarının Desteklenmesine İlişkin Tebliğ-2004/6 sayılı" çerçevesinde; organizatör ve katılımcı firmalara sağlanacak teşviklerden yararlanma amacıyla unvanı yukarıda yazılı B sınıfı Organizatör C… şirketinin, yurt dışı fuarcılık alanında faaliyet gösterebilmesi için yılda belli sayının üzerinde organizasyon düzenlemesi gerektiği, aksi takdirde izninin iptal edileceği gerçeği nazara alınarak; 2005 ve 2006 yıllarında 14 ayrı yurt dışı fuarlarında yerli firmaların gerekli katılımını sağlamak ve daha fazla teşvik alabilmek hedefiyle, "...fuar alan kiralarını Müsteşarlığa tescil aşamasında m2 başına olması gerektiğinden fazla yüksek fiyata kiralanacakmış gibi tescil ettirmek..." "...pazarlama elemanları aracılığı ile, katılım halinde katılımcı firmalar yüksek meblağlı fatura tanzim edileceği; fatura karşılığı katılımcıya ödenecek teşvik parasının C…´a ödemelerinin fuara katılmaları için yeterli olacağını bildirip, katılımcının ödemesi gereken "katılım bedelinin" tamamını devletten alınacak teşvik ile karşılamak..."; "...katılımcı firmanın bilahare C…´a hizmet bedeli faturası keserek C… tarafından kesilen faturanın ödenmeyen kısmını muhasebeleştirmek..."; "organizasyon için yapmış olduğu harcamaları yurtdışındaki firmalarla anlaşıp kabarık faturalarla fazla göstermek..."; "fuar bitimi katılımcı firmaların ve kendisinin teşvik talepleri ile ilgili bazı banka ödeme belgeleri üzerinde oynama yapılarak evrak sunmak..." gibi yöntemlerle haksız çıkar sağlandığının iddia olunması karşısında; 5549 sayılı "Suç Delillerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun" kapsamında hazırlanan 30.07.2008 gün ve 70-1 sayılı araştırma-inceleme raporu doğrultusunda "aklama suçu" açısından MASAK tarafından, 19.09.2008 tarihinde yapılan suç ihbarının akıbetinin, Vergi Usul Kanunu´na Muhalefet suçlaması ile ilgili bildirim sonucunun araştırılması, aynı olay nedeniyle 30.03.2007 günlü Fezlekede "Ankara ayağı" olarak niteleme nazara alınarak ilgili kamu görevlileri hakkında idari ve cezai soruşturma yapılıp yapılmadığının tespiti, aynı hususun İhracatçılar Birliği Genel Sekreterliği´nden de sorulması, sanık Ece müdafiinin duruşmada belirttiği üzere "fuara katılan firmalarla ilgili suç duyurusu yapılıp-yapılmadığının" ortaya çıkarılması, yukarıda anılan 30.07.2008 tarihli rapor ile Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu´nun hazırladığı 26.06.2008 gün 1 sayılı inceleme raporu ile arasındaki yaklaşım görüş farklılıklarının karar yerinde tartışılıp değerlendirilmesi, gerektiğinde tarafsız-konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan organizasyonlar nedeniyle haksız edinilen yarar olup olmadığının, var ise ne şekilde edinildiğinin, edinilme tarihi ile miktarı hususlarında ayrıntılı rapor alınması, sanıkların unvanı, belirtilen şirketteki görev-sorumluluk ve yetkileri ile fiillerdeki somut rolleri kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenerek cezai sorumluluklarının ayrı ayrı tayin ve takdiri gerekirken eksik soruşturmayla yazılı biçimde hüküm tesisi;

Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun´un 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 12.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

İDDİANAMENİN İADESİ, ÇOCUĞUN NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMARI- MAĞDURUN KİMLİĞİ

YARGITAY 14. Ceza Dairesi 2011/14137 E.N , 2011/626 K.N.

Özet

YAPILAN BÜTÜN ARAŞTIRMA VE SORUŞTURMAYA RAĞMEN MAĞDURUN KİMLİĞİNİN TESPİT EDİLEMEMESİ, ŞÜPHELİ HAKKINDA İDDİANAME DÜZENLENMESİNE ENGEL DEĞİLDİR.

İçtihat Metni

Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan şüpheli Ufuk hakkında yapılan soruşturma neticesinde Kırklareli Cumhuriyet Başsavcılığı´nca düzenlenen 08.12.2009 tarihli ve 2009/2966 soruşturma, 2009/1344 esas, 2009/162 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Kanun´un 174. maddesi gereğince iadesine dair (Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi)´nin 10.12.2009 tarihli ve 2009/158 iddianamenin değerlendirilmesi sayılı kararını kapsayan dosyanın incelenmesinde;

Dosya kapsamına göre, R… İlköğretim Okulu bahçesinde yangın merdiveni altında bir kişinin çocuklara cinsel istismarda bulunduğunun tanıklar Gülcan ve Özkan´ın ifadelerinde belirtildiği, ayrıca suçun gerçekleştiği yerden alınan meni lekelerinden 2 tanesinin şüpheliden alınan kan numunesinden izole edilen DNA´larla genetik özellikler itibariyle uyumlu olduğunun belirlenmesi sebebiyle şüphelinin üzerine atılı suçu gerçekleştirdiği, mağdurların açık kimliklerinin ise tespit edilemediği, suçun mağdurlar üzerinde doğuracağı olumsuz etki gözönüne alındığında tespit edilmemesinin suçun oluşumunu etkilemeyecek ve bu gerçeği değiştiremeyecek olması karşısında toplanan delillerin şüpheli hakkında kamu davasının açılmasını gerektirir nitelikte bulunduğu gibi, bu delillerin mahkemesince takdir ve değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeksizin, iddianamenin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde iadesine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 09.04.2011 gün ve B.03.0.CİG.0.00.00.04-105- 39-0513-2011/3987/18439 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´ndan tebliğname ile Daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun;

"Kamu davasını açma görevi" kenar başlıklı 170. maddesinin ikinci fıkrasında;

"Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler."

"Kamu davasını açma görevi" kenar başlıklı 170. maddesinin üç ila altıncı fıkralarında;

"(3) Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede;

a) Şüphelinin kimliği,

b) Müdafii,

c) Maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği,

d) Mağdurun veya suçtan zarar görenin vekili veya kanuni temsilcisi,

e) Açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan kişinin kimliği,

f) Şikayette bulunan kişinin kimliği,

g) Şikayetin yapıldığı tarih,

h) Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri,

i) Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,

j) Suçun delilleri,

k) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri,

Gösterilir.

(4) İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır.

(5) İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür.

(6) İddianamenin sonuç kısmında, işlenen suç dolayısıyla ilgili kanunda öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesinin istendiği; suçun tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ilgili tüzel kişi hakkında uygulanabilecek olan güvenlik tedbiri açıkça belirtilir."

"iddianamenin iadesi" kenar başlıklı 174. maddesinin birinci fıkrasında;

"Madde 174 (1) Mahkeme tarafından, iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle;

a) 170. maddeye aykırı olarak düzenlenen,

b) Suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen,

c) Ön ödemeye veya uzlaşmaya tabi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde ön ödeme veya uzlaşma usulü uygulanmaksızın düzenlenen,

İddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığı´na iadesine karar verilir."

Hükümleri yer almaktadır.

Her ne kadar, 5271 sayılı Kanun´un 170. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinde, mağdurun kimliği iddianamede bulunması gereken unsurlar arasında sayılmış ise de; bunun yapılan soruşturma sonucunda mağdurun kimliğinin elde edilmesi durumuna ilişkin olduğu, yapılan bütün araştırma ve soruşturmaya rağmen mağdurun kimliğinin tespit edilememesinin şüpheli hakkında iddianame düzenlenmesine engel durum oluşturmayacağı açıktır. Ceza yargılaması için diğer asli unsurların bulunduğu bir durumda, zorun-luluktan kaynaklanan bu eksiklik ceza yargılamasının yapılmasına engel teşkil etmeyecektir.

Somut olay ve dosya kapsamındaki bilgilere göre; olay yeri olan R… İlköğretim Okulu yanında evleri olan Gülcan ve Özkan´ın, sözü edilen okul bahçesi içerisindeki yangın merdiveninin altında şüphelinin, yapılan bütün araştırmalara rağmen açık kimlik bilgilerine ulaşılamayan 7-10 yaşlarındaki üç kız çocuğundan birinin ağzına cinsel organını soktuğunu gördükten sonra bu fiile engel olmak için tanıklardan Özkan´ın olay yerine koşması üzerine şüphelinin kaçtığı yönünde tanıklık yapmaları yanında ayrıca, suç yerinden alınan meni lekelerinden iki tanesinin şüpheliden alınan kan numunesinden izole edilen DNA´larla genetik özellikler itibariyle uyumlu olduğunun belirlendiği, yapılan bu saptamanın da tanıkların anlatmış oldukları olayla uyumluluk arz ettiği, esasen ve gerçekte ortada suçun mağdurunun var olduğu, fakat yapılan bütün araştırma ve soruşturmaya rağmen kimlik bilgilerinin tespit edilemediği ve yapılan soruşturmada toplanan delillerin kamu davasının açılmasına ilişkin yeterli şüphe oluşturması karşısında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın kanun yararına bozma isteği yerinde görülmekle, Kırklareli Cumhuriyet Başsavcılığı´nca düzenlenen iddianamenin iadesine ilişkin Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi´nin itiraz edilmeksizin kesinleşen 10.12.2009 tarih ve 2009/158 sayılı Kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 309. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın merciine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na TEVDİİNE, 11.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

SUÇA KATILMA, NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMAR- YARDIM ETME - FAİLLİK

YARGITAY 14. Ceza Dairesi 2011/326 E.N , 2011/236 K.N.

Özet

SANIĞIN NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMAR SUÇUNU İŞLEMESİ SIRASINDA ARACIN HEMEN YANINDA HAZIR BEKLEYEN DİĞER SANIKLAR 5237 SAYILI TCK´NIN 37/1. MADDESİ ANLAMINDA SUÇA İŞTİRAK ETMİŞ OLUP, HER ÜÇ SANIK HAKKINDA CİNSEL SALDIRI SUÇUNDAN HÜKÜM TESİS EDİLİRKEN 5237 SAYILI TCK´NIN 102/3-D MADDESİNİN UYGULANMASI GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak suçlarından sanıklar Seyithan, Özkan ve Burak´ın yapılan yargılamaları sonunda; atılı suçlardan mahkumiyetlerine dair (Kayseri İkinci Ağır Ceza Mahkemesi)´nden verilen 02.12.2010 gün ve 2010/333 Esas, 2010/355 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtay´ca incelenmesi sanıklar müdafileri tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´ndan tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

Dosya kapsamına göre sanıklar Burak ile Özkan´ın diğer sanık Seyithan´ın işlediği nitelikli cinsel saldırı suçuna olay anında aracın hemen yanında hazır beklemeleri nedeniyle 5237 sayılı TCK´nın 37/1. maddesi anlamında iştirak ettikleri ve bu haliyle her üç sanık hakkında cinsel saldırı suçundan hüküm tesis edilirken 5237 sayılı TCK´nın 102/3-d maddesinin uygulanması ve sanıklar Burak ile Özkan hakkında da aynı Kanun´un 39. maddesinin uygulanmaması gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle sanıklar hakkında eksik ceza tayini karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Delillerle iddia ve savunma tahlil ve takdir edilmiş sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan yerinde görülmeyen sanıklar müdafilerinin temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükümlerin tebliğname gibi (ONANMASINA), 15.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

CEZA EVİNE TELEFON SİM KARTI SOKMAK SUÇU.

T.C. BOZMA YARGITAY 4. Ceza Dairesi Esas No : 2008/7105 Karar No : 2009/7663

Tebliğname No : 4 – 2008/66231

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : Mersin Çocuk 2.Mahkemesi

TARİHİ : 26.11.2007

NUMARASI : 07/20 – 07/2

SANIK(LAR) : Zeynep Erden

SUÇ(LAR) : İnfaz kurumuna yasak eşya sokma

SUÇ TARİHİ : 16.10.2007

HÜKÜM(LER) : Hükümlülük

TEMYİZ EDEN : O yer C.Savcısı

TEBLİĞNAMEDEKİ İSTEK: Ret

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Sanığın cezaevine sokmak isterken görevlilerce yapılan aramada ele geçirilen sim kartlarının elektronik haberleşme aracı olan cep telefonunun ayrılmaz bir parçası olması nedeniyle eylemin 5237 sayılı TCY’nın 297/1, 35. maddelerine uyduğu gözetilmeden; aynı Yasanın 297/2. madde ve fıkrasıyla hüküm kurulması,

2- Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan cezanın adli para cezası olması ve sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmaması karşısında; 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 23. maddesi ve 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilmeyeceğinin tartışılmaması,

Yasaya aykırı ve O yer C.Savcısının temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki temyiz isteminin reddi düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 14.04.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

YARALAMA-ELE GECİRİLEMİYEN SOPA´NIN SİLAH OLUP OLMADIĞI- ELE GEÇİRİLEMEYEN SİLAH - SİLAHLA KASTEN YARALAMA

T.C. YARGITAY 2.CD. E: 2009/36182 K: 2011/4586 8.3.2011

5237 SK 6/1-F, 5237 SK 86/3-E

Dosya içeriğine göre, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;

Sanığın suçta kullandığı ve ele geçirilemeyen sopanın biçimi ve özellikleri mağdur, tanık ve sanıktan sorulup, mağdura ait adli raporda gösterilen yaralanmasının meydana geliş biçimi ve ölçütleri ile vücutta meydana getirdiği tahribatın ağırlığı itibariyle bu sopanın silah sayılmasına elverişli özellikler taşıyıp taşımadığı dolayısı ile 5237 Sayılı TCK´nın 6. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde açıklanan   saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış veya saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli eşya olup olmadığı hususları irdelenip kesin olarak belirlenmeden, silah kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 08/03/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

GÖREVİ SU İSTİMAL-NOTER- İLGİLİSİ OLMAYANA ÖRNEK VERME

T.C. Yargıtay Ceza Dairesi 4 Tarih 13.03.2007 Esas No 2007/1403 Karar No 2007/2438

SAHTECİLİK SUÇU - TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİNİN İŞLEMİN İLGİLİSİ OLMAYAN MALİKE VERİLDİĞİ - İŞLEM ÖRNEKLERİNİN İLGİLİLER MÜMESSİL VEYA VEKİLİ VEYA MİRASÇILARINA VERİLECEĞİ HÜKMÜNÜN İHLAL EDİLİP EDİLMEDİĞİNİN SAPTANMASI GEREĞİ .

GÖREVİ SUİSTİMAL VE RESMİ EVRAKTA SAHTECİLİK SUÇU - TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİNİN İŞLEMİN İLGİLİSİ OLMAYAN MALİKE VERİLDİĞİ - İŞLEM ÖRNEKLERİNİN İLGİLİLER MÜMESSİL VEYA VEKİLİ VEYA MİRASÇILARINA VERİLECEĞİ HÜKMÜNÜN İHLAL EDİLİP EDİLMEDİĞİNİN SAPTANMASI GEREĞİ

Noterlik Kanunu (1512): MADDE 94

Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) (YÜR. TAR.: 01.06.2005) (5271): MADDE 170

Özet

Noterlik Başkatibi olan şüphelinin, tahliye taahhütnamesinin bir örneğini suret çıkarma ve bu belgeyi, işlemin ilgilisi olmayan, taşınmazın sahibi Türk Hava Kurumu vekiline vermiştir. Eyleminde, şüphelinin, noterler tarafından yapılan işlemlerin örnekleri, ancak ilgililerine, kanuni mümessil veya vekillerine yahut da mirasçılarına verileceği hükmüne uygun davranıp davranmadığının takdir ve nitelemesinin görevli mahkemece yapılması ve Cumhuriyet Savcısının yeterli şüphe oluşturacak delil bulunması halinde dava açması gerekir.

İçerik

Dava: Görevi suistimal ve resmi evrakta sahtecilik suçlarından şüpheli Uğur hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı´nca düzenlenen 31.05.2006 tarihli ve 2006/4869-3797 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine dair, mercii İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen 13.07.2006 tarihli ve 2006/969 müteferrik sayılı karar aleyhine Adalet Bakanlığı´nca verilen 23.01.2007 gün ve 3310 sayılı yasa yararına bozma isteğini içeren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 06.02.2007 gün ve 18704 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası daireye gönderilmekle incelendi ve gereği görüşüldü:

Karar: Tebliğnamede denilmektedir .

... Noterlik Başkatibi olan şüphelinin, 27.11.2000 tarihli 17667 sayılı düzenleme şeklindeki tahliye taahhütnamesinin bir örneğini 28.05.2003 tarihli 5937 sayılı suret çıkarma ve bu belgeyi, işlemin ilgilisi olmayan, taşınmazın sahibi Türk Hava Kurumu vekiline vermesi eyleminde, şüphelinin, Noterlik Kanunu´nun 94. maddesinde öngörülen hükmüne uygun davranıp davranmadığının takdir ve nitelemesinin görevli mahkemece yapılması ve Cumhuriyet Savcısının 5271 sayılı CYY´nın 170/2. maddesi uyarınca yeterli şüphe oluşturacak delil bulunması halinde dava açmasının gerekmesi karşısında,

Sonuç: Tebliğnamedeki düşünce yerinde bulunduğundan İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi´nin 2006/969 müteferrik karar sayılı ilişkin kararın CYY´nın 309. maddesi uyarınca yasa yararına bozulmasına, dosyanın iddianame ile dava açılmak üzere Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderilmesine, 13.03.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

ADAM ÖLDÜRME KORKU VE PANİK YARATACAK ŞEKİLDE ATEŞ ETME

T.C Y A R G I T A Y BİRİNCİ CEZA DAİRESİ Y A R G I T A Y İ L A M I ESAS NO : 2008/8692 KARAR NO : 2011/8296

TEBLİĞNAME : 1-B/08/138508

Bilinçli taksirle İ. D.´i öldürmekten, korku ve panik yaratacak şekilde ateş etmekten ve izinsiz silah taşımaktan sanık S. K. ´nin bozma üzerine yapılan yargılanması sonunda: hükümlülüğüne ilişkin ( ) ......Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 26/02/2008 gün ve 267/47 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi sanık müdafii ile müdahiller vekili taraflarından istenilmiş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle: incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

TÜRK MİLLETİ ADINA

1.Sanık S..´ın 6136 sayılı Kanunun 13/1 maddesine muhalefet ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçları yönünden yapılan incelemede;

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıkların suçlarının sübutu kabul, oluşa ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde nitelendirilmesinde isabetsizlik görülmemiş ise de, sanıkların üzerine atılı suçlarının öngörülen cezasının üst sınırı itibariyle 765 sayılı TCK.nun 102/4 ve 104/2 maddelerine göre belirlenen ve suçun işlendiği 13/04/2004 tarihinde işlemeye başlayan 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımı süresinin inceleme tarihinden önce dolduğu anlaşılmakla, sanıklar hakkında kurulan hükümlerin (BOZULMASINA), ancak bozma sebebi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi yollamasıyla, 1412 sayılı CMUK.nun 322. maddesinin tanıdığı yetki kullanılmak suretiyle, sanıklar hakkında açılan kamu davalarının 765 sayılı TCK.nun 102/4, 104/2 ve CMK.nun 223/8 maddeleri uyarınca (DÜŞMESİNE),

2.Sanık S...´ın maktul İ...´e karşı eylemi yönünden 08/11/2007 tarihli, 2006/5375 Esas, 2007/8256 Karar sayılı bozma ilamında sanığın 5237 Sayılı Kanunun 81/1, 21/2 maddelerine göre cezalandırılması gerektiğinin belirtilmesi ve yerel mahkemece 26/02/2008 tarihli yapılan duruşmada bozma ilamına uyulmasına karar verilmesi karşısında, bozma ilamı doğrultusunda olası kastla öldürme suçundan hüküm kurulması yerine yazılı şekilde bilinçli taksirle öldürme suçundan 765 Sayılı TCK.nun 455/1 ve 45/3 maddeleri ile hüküm kurulması suretiyle bozma ilamının etkisiz hale getirilmesi yasaya aykırı bulunduğundan, hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA),22/12/2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

İDDİANAMENİN İADESİ, ŞÜPHELİNİN İFADESİ-  TERK ( Mağdurların Beyanlarının Alınmamasının İddianamenin İadesi Nedeni Yapılamayacağı ) -  MAĞDURLARIN BEYANININ ALINMAMASI ( Terk – İddianamenin İadesi Nedeni Olarak Kabul Edilemeyeceği ) -  İDDİANAMENİN İADESİ ( Terk – Mağdurların Beyanlarının Alınmamasının İddianamenin İadesi Nedeni Yapılamayacağı )

T.C. YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ E. 2011/3633 K. 2011/2581 T. 30.3.2011

5271/m. 170

5237/m.97

ÖZET : Terk etme suçunda; mağdurların beyanlarının alınmamasının iddianamenin iadesi nedeni yapılması hukuka aykırıdır.

DAVA : Terk etme suçundan şüpheliler M. A. ve R. A. haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Gölyaka Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 1.11.2010 tarihli ve 2010/631 soruşturma, 2010/285 esas. 2010/177 Sayılı iddianamenin 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Kanun’un 174. maddesi gereğince iadesine dair Gölyaka Sulh Ceza Mahkemesi’nin 12.11.2010 tarihli ve 2010/177 Sayılı karar ına yönelik itirazın reddine ilişkin ( GÖLYAKA ) Asliye Ceza Mahkemesi’nin 7.12.2010 tarihli ve 2010/35 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak;

Dosya kapsamına göre, Gölyaka Sulh Ceza Mahkemesince, mağdurların beyanlarının alınmaması iddianamenin iadesi sebebi olarak gösterilmiş ise de. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170/3. maddesinde iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanun’un 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, 5271 Sayılı Kanunun 170/2. maddesinde yer alan “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa. Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.” hükmü uyarınca Cumhuriyet savcısının dava açmasının zorunlu olduğu ve bu durumda mahkemece, iddianamede gösterilen olaylarla ilgili olarak ibraz edilen deliller ve yargılama sırasında ibraz edilebilecek diğer deliller birlikte değerlendirilerek yargılama sonucuna göre bir karar verileceği, mahkeme aşamasında mağdurların beyanlarının alınmasının mümkün olduğu gibi,   ayrıca eylemin niteliği gözönüne alındığında yaşı küçük ve halen Sosyal Hizmetler Düzce Çocuk Yuvasında kalan mağdurların soruşturma aşamasında beyanlarının alınmasının psikolojik problemlere de yol açabileceği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı C.M.K.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 30.1.2011 gün ve 6769 Sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay

C.Başsavcılığının 17.2.2011 gün ve KYB/20011-84822 Sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 5271 Sayılı C.M.K.nun 174/1. maddesinde iddianamenin iadesi nedenleri sınırlı olarak gösterilmiş olup, bu gösterilen hallerden birinin bulunması durumunda mahkemece iddianamenin C.Başsavcılığına iadesine karar verilebilir.

 “Mağdur beyanlarının alınması” hususu 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 174. maddesinin 1. fıkrası kapsamında iddianamenin iadesi sebebi olarak değerlendirilemeyeceğinden kanun yararına bozma istemine dayalı ihbarname içeriği yerinde görülmekle,

SONUÇ : Gölyaka Sulh Ceza Mahkemesi’nin 12.11.2010 gün ve 2010/177-2009/631 Sayılı iddianamenin iadesi kararına yönelik itirazın kabulü yerine, reddine ilişkin Gölyaka Asliye Ceza Mahkemesi’nin 7.12.2010 tarih ve 2010/35 değişik iş sayılı kararının C.M.K.nun 309/4. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), müteakip işlemlerin mahallinde icrasına, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 30.3.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

İDDANAME MAĞDURUN İFADESİNİN ALINMAMASI İADEYİ GEREKTİRMEZTERK ( Mağdurların Beyanlarının Alınmamasının İddianamenin İadesi Nedeni Yapılamayacağı ) -  MAĞDURLARIN BEYANININ ALINMAMASI ( Terk – İddianamenin İadesi Nedeni Olarak Kabul Edilemeyeceği )-  İDDİANAMENİN İADESİ ( Terk – Mağdurların Beyanlarının Alınmamasının İddianamenin İadesi Nedeni Yapılamayacağı )

T.C. YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ E. 2011/3633 K. 2011/2581 T. 30.3.2011

5271/m. 170

5237/m.97

ÖZET : Terk etme suçunda; mağdurların beyanlarının alınmamasının iddianamenin iadesi nedeni yapılması hukuka aykırıdır.

DAVA : Terk etme suçundan şüpheliler M. A. ve R. A. haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Gölyaka Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 1.11.2010 tarihli ve 2010/631 soruşturma, 2010/285 esas. 2010/177 Sayılı iddianamenin 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Kanun’un 174. maddesi gereğince iadesine dair Gölyaka Sulh Ceza Mahkemesi’nin 12.11.2010 tarihli ve 2010/177 Sayılı karar ına yönelik itirazın reddine ilişkin ( GÖLYAKA ) Asliye Ceza Mahkemesi’nin 7.12.2010 tarihli ve 2010/35 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak;

Dosya kapsamına göre, Gölyaka Sulh Ceza Mahkemesince, mağdurların beyanlarının alınmaması iddianamenin iadesi sebebi olarak gösterilmiş ise de. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170/3. maddesinde iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanun’un 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, 5271 Sayılı Kanunun 170/2. maddesinde yer alan “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa. Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.” hükmü uyarınca Cumhuriyet savcısının dava açmasının zorunlu olduğu ve bu durumda mahkemece, iddianamede gösterilen olaylarla ilgili olarak ibraz edilen deliller ve yargılama sırasında ibraz edilebilecek diğer deliller birlikte değerlendirilerek yargılama sonucuna göre bir karar verileceği, mahkeme aşamasında mağdurların beyanlarının alınmasının mümkün olduğu gibi, ayrıca eylemin niteliği gözönüne alındığında yaşı küçük ve halen Sosyal Hizmetler Düzce Çocuk Yuvasında kalan mağdurların soruşturma aşamasında beyanlarının alınmasının psikolojik problemlere de yol açabileceği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı C.M.K.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 30.1.2011 gün ve 6769 Sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 17.2.2011 gün ve KYB/20011-84822 Sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 5271 Sayılı C.M.K.nun 174/1. maddesinde iddianamenin iadesi nedenleri sınırlı olarak gösterilmiş olup, bu gösterilen hallerden birinin bulunması durumunda mahkemece iddianamenin C.Başsavcılığına iadesine karar verilebilir.

“Mağdur beyanlarının alınması” hususu 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 174. maddesinin 1. fıkrası kapsamında iddianamenin iadesi sebebi olarak değerlendirilemeyeceğinden kanun yararına bozma istemine dayalı ihbarname içeriği yerinde görülmekle,

SONUÇ : Gölyaka Sulh Ceza Mahkemesi’nin 12.11.2010 gün ve 2010/177-2009/631 Sayılı iddianamenin iadesi kararına yönelik itirazın kabulü yerine, reddine ilişkin Gölyaka Asliye Ceza Mahkemesi’nin 7.12.2010 tarih ve 2010/35 değişik iş sayılı kararının C.M.K.nun 309/4. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), müteakip işlemlerin mahallinde icrasına, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 30.3.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

İDDİANAMENİN İADESİ ( Mağdurun Kesin Raporunun Aldırılmaması İade Sebebi Olmadığı Gibi Suçun Hukuki Nitelendirmesinin Değişebileceği Gerekçesiyle de İddianamenin İadesi Kararı Verilemeyeceği ) -  MAĞDURUN KESİN RAPORUNUN ALDIRILMAMASI ( İddianamenin İadesi Sebebi Olmadığı Gibi Suçun Hukuki Nitelendirmesinin Değişebileceği Gerekçesiyle de İddianamenin İadesi Kararı Verilemeyeceği ) -  KASTEN YARALAMA ( Mağdurun Kesin Raporunun Aldırılmaması İddianamenin İadesi Sebebi Olmadığı Gibi Suçun Hukuki Nitelendirmesinin Değişebileceği Gerekçesiyle de İddianamenin İadesi Kararı Verilemeyeceği )

YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ E. 2010/15596 K. 2010/16779 T. 26.5.2010

5271/m.170/3,174

ÖZET : Mağdurun kesin raporunun aldırılmaması iddianamenin iadesi sebebi olmadığı gibi, suçun hukuki nitelendirmesinin değişebileceği gerekçesiyle de iddianamenin iadesi kararı verilemez.

DAVA : Kasten yaralama suçundan şüpheli Dilek hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12.01.2010 tarihli ve 2007/111878 soruşturma, 2010/2388 esas, 2010/856 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Kanun´un 174/1. maddesi gereğince iadesine dair, ( Bakırköy Üçüncü Sulh Ceza Mahkemesi )´nin 01.02.2010 tarihli ve 2010/102 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin, ( Bakırköy Onüçüncü Asliye Ceza Mahkemesi )´nin 12.02.2010 tarihli ve 2010/164 değişik iş sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığı´nca verilen 18.04.2010 gün ve 2010/4573-24901 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.05.2010 gün ve 2010/100755 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle okundu.

Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 170/3. maddesinde, iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanun´un 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, iddianamenin iadesi sebepleri arasında mağdurun kesin raporunun aldırılmamasının yer almadığı, yargılama aşamasında davayı gören mahkeme tarafından raporun yeterli bulunmaması halinde yetkili kurumdan tekrar rapor aldırılabileceği cihetle, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK´nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

Gereği düşünüldü:

KARAR : Bakırköy Üçüncü Sulh Ceza Mahkemesi´nin, 01.02.2010 tarih, 2010/102 sayılı kararı ile "müştekinin kesin raporunun aldırılmadığı, yüzünde tarif edilen yaranın,   sabit iz niteliğinde olması halinde, yargılama yapma görev ve yetkisi Asliye Ceza Mahkemesine ait olacağından, kesin raporunun alınması gerektiği" gerekçesiyle iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de, kesin raporun aldırılmaması, CMK´nın 174. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen iddianamenin iadesi sebepleri arasında yer almadığı gibi, kesin rapor, aynı fıkranın ( b ) bendinde belirtilen, suçun sübutuna etki edecek delillerden de olmayıp, anılan maddenin 2. fıkrasında, suçun hukuki nitelendirmesi sebebiyle iddianamenin iade edilemeyeceğinin de düzenlenmesi karşısında, hukuki nitelendirmede değişiklik olması halinde mahkemenin görevsizlik kararı vererek dosyayı görevli mahkemeye göndermesi mümkün olmakla, sırf suçun hukuki nitelendirmesinin değişebileceği gerekçesiyle iddianamenin iadesi kararı verilemeyeceğinden, itiraz merciince itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görülmekle;

SONUÇ : Bakırköy Onüçüncü Asliye Ceza Mahkemesi´nden verilip kesinleşen, 12.02.2010 gün ve 2010/164 D. İş sayılı kararın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 309. maddesinin 4. fıkrasının ( a ) bendi uyarınca ( BOZULMASINA ), sonraki işlemlerin itiraz merciince yerine getirilmesine, 26.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

YAĞMA BANKA KREDİ KARTI,ŞANTAJ ZİNCİRLEME SUÇ.

Daire:CGK Tarih:2011 Esas No:2011/166 Karar No:2011/213

Kaynak:UYAP

İlgili Maddeler:TCK 245/1, 43, 148, 107

İlgili Kavramlar:BANKA-KREDİ KARTI ZİNCİRLEME SUÇ, YAĞMA ŞANTAJ

nl2br( T.C. YARGITAY Ceza Genel Kurulu Esas No : Karar No : İtirazname : TUTUKLU 2011/6-166 2011/213 2010/274077 Y A R G I T A Y K A R A R I Kararı veren Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi Mahkemesi : ÜSKÜDAR 1. Ağır Ceza Günü : 22.10.2008 Sayısı : 298-256 Davacı : K.H Katılan : Zihni Demir Sanıklar : 1- Erdoğan Yıldız 2- Özkan Yıldız Sanıklar Erdoğan Yıldız ve Özkan Yıldız’ın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı TCY´nın 109/2, 109/3-a,b ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay, yağma suçundan TCY´nın 149/1-a, c, d, h ve 62. maddeleri uyarınca 10 yıl 10 ay, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan TCY´nın 245/1 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay, şantaj suçundan TCY´nın 107/2 ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 80 Lira adli para, yaralama suçundan ise 86/1, 87/1-d, son ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin, Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.10.2008 gün ve 298-256 sayılı hükmün sanıklar müdafiileri ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 04.05.2011 gün ve 29973-6581 sayı ile; “…II- Sanık Erdoğan Yıldız hakkında kurulan mahkumiyet hükümleri ile sanık Özkan Yıldız hakkında şantaj ve banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarına gelince; Duruşma sonunda oluşan vicdani kanıya göre, kabul ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; 1-) Oluşa ve dosya içeriğine göre, sanıklar ile haklarında ayırma kararı verilen Seda Pisil ve Müşerref Acar´ın, silah zoruyla katılanın soyunmasını sağlayıp uygunsuz vaziyette görüntülerini çektikleri, banka ve kredi kartları ile parasını alıp değişik miktarlarda birden fazla senet imzalattıktan ve 50.000 dolar getireceği sözünü aldıktan sonra polise haber vermesi durumunda görüntüleri internete vereceklerini, rezil edeceklerini, ailesini öldüreceklerini söyleyip serbest bıraktıklarının anlaşılması karşısında, sanıkların eyleminin bir bütün halinde yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, ayrıca şantaj suçundan da yazılı biçimde hüküm kurulması, 2-) Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması eyleminde sanıkların, katılanın değişik bankalardan almış olduğu banka ve kredi kartlarını kullanarak yarar sağladıklarının anlaşılmasına göre, banka sayısınca suç oluştuğunun gözetilmemesi, 3-) Adli sicil kaydına göre, Kadıköy 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/115-688 esas ve karar sayılı ilamı ile tekerrüre esas hükümlülüğü bulunan sanık Erdoğan Yıldız hakkında, 5237 sayılı Yasanın 58/6-7. maddesi ile uygulama yapılmaması” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 22.06.2011 gün ve 274077 sayı ile; “l) Sanıklar hakkında yağma suçu yanında şantaj suçu da oluşmuştur. Sanığın zorla evde tutulduğu sırada cebindeki parasının alınması, zorla senetlerin imzalatılması kredi ve banka kartlarının alınarak para çekilmesi işlemlerinin bir tek yağma suçunu oluşturduğu kuşkusuzdur. Ancak sanığın çırılçıplak resimlerinin çekilerek on gün içinde 50.000 dolar nakit getirmesinin istenmesi, getirmediği ya da polisi haberdar ettiği takdirde bu resimlerin internete verileceği, ailesine resimlerin gönderileceğinin bildirilmesiyle ayrıca şantaj suçu da oluşmuştur. 5237 sayılı Kanunun genel felsefesi ne kadar eylem o kadar suç, ne kadar suç o kadar cezadır. Bu nedenle şantaj suçunun yağma suçunun içinde eridiği kabul edilemez. Bu nedenle itiraz yoluna gitmek gerekmiştir. 2) Sanıkların katılanın üzerindeki banka ve kredi kartlarını alarak değişik bankalardan para çekmeleri eylemi tek bir banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu oluşturur. Çünkü TCK’nın 245/1. maddesinde öngörülen suçun mağduru kart hamili olup eylem tektir. Birden fazla aynı kart hamiline ait kartın kullanılması teşdit nedeni olabilir. Kartların değişik zamanlarda kullanılması zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını gerektirebilir. Yargıtay 6. Ceza Dairesinin banka sayısınca suç oluşacağına ilişkin bozma gerekçesine katılmak mümkün değildir” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur. Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanıkların yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, yaralama, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması ve şantaj suçlarından cezalandırılmalarına karar verilen olayda Yargıtay C.Başsavcılığı ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunda farklı bankalara ait her kart için banka sayısınca suç oluşup oluşmayacağının, 2- Sanıkların eylemlerinin yağma suçunun yanında şantaj suçunu da oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya içeriğinden; Haklarında yakalama kararı olup yargılama dosyası tefrik edilen sanıklar Müşerref Acar ve Seda Pisil´in Yalova´da emlakçılık yapan katılan Zihni Demir aracılığı ile ev satın aldıkları, bu alışveriş nedeniyle katılana 2.500 Lira kaparo verdikleri, bir süre sonra ev almaktan vazgeçen sanıkların vermiş oldukları parayı geri aldıkları, bu sırada katılan ile sanık Seda arasında bir yakınlaşma olduğu ve telefonla görüşmeye başladıkları, Suç tarihinde sanıklardan Seda Pisil´in katılan Zihni Demir’i İstanbul´a davet ettiği, durumdan şüphelenmeyen katılanın İstanbul´a gelip sanık Seda ile buluştuğu, birlikte alışveriş yaptıktan sonra sanık Erdoğan Yıldız’a ait olup sanık Seda´nın kullandığı araç ile saat 18.00 sıralarında eve geldikleri, Sanık Seda´nın, katılan ile birlikte girdiği odadan bir bahane bularak çıktıktan hemen sonra diğer sanıklar Müşerref Acar, Özkan Yıldız ve Erdoğan Yıldız´ın ellerinde bıçak, tabanca ve sopa olduğu halde odaya girip katılana vurmaya başladıkları, bir süre darp ettikten sonra cebir ve tehditle üzerinde bulunan 600 Lira parası ile 5890 …. ….9018 ve 5890 …. …. 4369 nolu Akbank banka kartlarını, 4355 …. …. 2352 nolu Akbank (AXESS) ve Yapı Kredi Bankasına ait 4506 .... .... 6518 nolu (WORLD) kredi kartlarını aldıkları ve kartların şifrelerini katılandan öğrendikleri, sanıklar Seda ve Müşerref´in bu kartlardan para çekmek üzere evden ayrıldığı, sanıklar Özkan Yıldız ve Erdoğan Yıldız´ın ise katılanın yanında kaldığı, Akbank kartları kullanılarak katılanın Akbank Yalova Şubesindeki 232-…7853 nolu hesabından 02.30´da 300 Lira, 02.33´te 600 Lira, 02.34´te 100 Lira olmak üzere toplam 1.000 Lira, Yapı ve Kredi Bankasına ait kredi kartı kullanılarak saat 03.00´de 500 Lira, saat 03.15´te 200 Lira ve 03.17´ de 100 Lira olmak üzere toplam 800 Liranın ATM cihazlarından çekildiği, daha sonra sanıklar Seda ve Müşerref’in olayın meydana geldiği eve döndükleri, İstedikleri miktarda paraya ulaşamayan sanıkların katılana 50.000 USD bedelli 4 adet, 50.000 Lira bedelli 1 adet olmak üzere toplam 5 adet senet imzalattıkları ve zorla alkol içirdikleri, sanık Seda’nın katılanın cep telefonunu alarak, bu telefondan ileride delil olarak kullanılmak üzere kendi telefonuna mesajlar gönderdiği, sanık Seda´nın makas ile katılanın saçının bir kısmını ve bıyığını kestiği, cep telefonu ile katılanın çıplak görüntülerini kaydedip, olay nedeniyle polise başvurması ve 50.000 USD getirmemesi halinde görüntü ve resimlerini ailesine göndereceklerini, internette yayınlayacaklarını, tüm Yalova´ya dağıtılarak kendisini rezil edeceklerini söylemek suretiyle tehdit ettikleri, katılanın üzerindeki elbiselere elkoyup, yeni elbiseler giydirerek saat 06.00 sıralarında da serbest bıraktıkları, Katılanın şikayeti üzerine soruşturmaya başlayan Cumhuriyet savcısının istemi ile, Ümraniye 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen arama kararı kapsamında sanıklar Seda Pisil ve Müşerref Acar´ın ikamet ettiği ve olayın meydana geldiği evde kollukça yapılan aramada, 6136 sayılı Yasa kapsamında yer alan bir bıçak, katılan Zihni Demir imzalı 50.000 USD bedelli 4 adet, 50.000 Lira bedelli 1 adet olmak üzere toplam 5 adet senet, naylon poşet içinde katılana ait kısa kollu gömlek, üzerinde saçlar bulunan katılana ait iç çamaşırı ve sanık Seda Pisil’e ait Nokia 6670 marka cep telefonuna el konulduğu, Sanık Seda’ya ait olduğu anlaşılan ve aramada el konulan cep telefonunun video ve fotoğraf bölümünde katılan Zihni Demir’in çıplak görüntü ve fotoğraflarının bulunduğu, ses kayıt bölümünde ise sanık Seda Pisil ile katılanın olaydan önceki günlerde yapmış oldukları telefon görüşmelerine ait kayıtlarının yer aldığı, Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan rapora göre, olay nedeniyle kafa ve yüz bölgesinde meydana gelen yaralanmaların katılanın yaşamını tehlikeye soktuğu, Ekspertiz raporuna göre; aramada ele geçen bıçağın 6136 sayılı Yasa kapsamında yasak bıçaklardan (kasatura) olduğu, tabancanın ise 6136 sayılı Yasa kapsamına girmeyen tabanca olduğu, Anlaşılmaktadır. 1- Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunda farklı bankalara ait her kart için banka sayısınca suç oluşup olmayacağına ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirmesinde; Özel Daire, Yargıtay C.Başsavcılığı ve yerel mahkeme arasında sanıkların banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu işlediklerine ilişkin bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Haksız olarak ele geçen birden çok bankaya ait kart kullanılarak yarar sağlanması durumunda banka sayısınca suç oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu aşamada banka kartı, kart hamili, mağdur, suçtan zarar gören, zincirleme suç kavramları ve TCY’nın 245. maddesinde düzenlenen banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Banka kartı; 01.03.2006 gün ve 26095 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürür¬lüğe giren 5464 sayılı Banka ve Kredi Kartları Yasasının 3. maddesinde; “mevduat hesabı veya özel cari hesapların kullanımı dahil bankacılık hizmetlerinden yararlanmayı sağlayan kart” olarak tanımlanmıştır. Banka kartında mülkiyet bankaya, kullanım hakkı ise kart hamiline ait olmaktadır. Anılan Yasada kart hamilinin; banka kartı veya kredi kartı hizmet¬lerinden yararlanan gerçek ya da tüzel kişi olduğu belirtilmektedir. 765 sayılı TCY’nda karşılığı bulunmayan “Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması” suçu 5237 sayılı TCY’nın 245. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında; “Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” denilmektedir. Maddenin gerekçesinde de; “Madde, banka veya kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle bankaların veya kredi sahip¬lerinin zarara so¬kulmasını, bu yolla çıkar sağlanmasını önlemek ve failleri cezalandırmak amacıyla kaleme alınmıştır” denilmek suretiyle bu suçun yasaya konulmasının amacı açıklanmıştır. Anılan Yasa maddesindeki düzenleme karşısında; a- Başkasına ait banka veya kredi kartının her ne suretle olursa olsun ele geçirilmesi veya elde bulundurulması, b- Kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın kartın kullanılması veya kullandırılması, c- Kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlaması, Koşullarının birlikte gerçekleş¬mesi halinde TCY’nın 245/1. maddesinde yazılı olan suç oluşabilecektir. TCY’nın 245/1. maddesinde yer alan “her ne suretle olursa olsun” ifadesi ile de banka veya kredi kartının yasalarda suç oluşturmayan eylemlerle ele geçirilmesi kastedilmektedir. Bu düzenleme ile yasa koyucu, banka ya da kredi kartının failin eline hukuka uygun yollardan geçmesi halinde doğabilecek duraksamaları gidermek istemiş ve bu ele geçirme hukuka uygun olsa bile banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılmasını yaptırıma bağlamıştır. (Fahri Gökçen Taner, “Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu Bir Bileşik Suç mudur?”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl: 2007, Cilt 56, Sayı 2, s. 80) Konunun açıklığa kavuşturulabilmesi için mağdur kavramı üzerinde de durulmalıdır. Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, “haksızlığa uğramış kişi” olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak bir gerçek kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri olanaklı ise de bunlar mağdur olamayacaklardır. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. Bazı suçlarda mağdur belirli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir. (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökcen - A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Ankara, 2007, s.444; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Ankara, 2008, s. 208-211; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2. Bası, Ankara, 2009, s.146-147; Yaşar Osman -Gökcan Hasan Tahsin –Artuç Mustafa, Türk Ceza Kanunu, 6. cilt, Ankara, 2010, s.7702-7703) TCY’nın 245/1. maddesinde düzenlenen suçun mağduru kredi veya banka kartı hamilidir. Ayrıca birinci fıkrada; “kartın kendisine verilmesi gereken kişi”den söz edilmekte olup, bu kişi de esasen kart hamilidir. Suçun işlenmesinde her ne kadar banka ve kredi kurumunun bilişim sistemi aracı olarak kullanılmakta ve banka kartlarının mülkiyeti bankaya ait ise de; bu hususlar suçun mağduru olduğu anlamına gelmemekte, bu durumda banka veya kredi kurumları “suçtan zarar gören” konumundadır. Öğretide de; TCY’nın 245. maddesinin bilişim suçları içinde düzenlenmiş olmakla birlikte birinci fıkranın malvarlığına karşı suçlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, suçun mağduru ve mal varlığı azalanın kart hamili olduğu baskın görüş olarak benimsenmektedir. (Osman Yaşar, Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, Cilt V, s 6798, Kubilay Taşdemir, Bilişim, Banka ve Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması, s.319, Sacit Yılmaz, Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı 87, s.268, Doç.Dr. Tuğrul Katoğlu-Banka ve kredi kartlarının kullanımı ile ilgili suçlar, Hukuki ve Cezai Açıdan Banka Kartı ve Kredi Kartı Sempozyumu 2009, s.101; Veli Özer Özbek, Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu, Dokuzeylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, s.1029, Cilt 9, Özel Sayı 2007; Mesut Budak, Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması, Yüksek Lisans Tezi, s.45) 5237 sayılı TCY’na hakim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza” söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır” şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCY’nın “suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. Ceza hukukunda yasadaki suç tanımına uygun olarak gerçekleşen her netice ilke olarak ayrı bir suç oluşturur ve fail kaç netice meydana getirmiş ise o kadar suç işlemiş sayılarak her birinden dolayı ayrı ve bağımsız cezalandırılır. Ancak bazı hallerde birden fazla netice meydana gelmiş olsa bile, faile meydana gelen netice kadar ceza verilmeyerek tek bir ceza verilmesi ile yetinilir. Birden fazla neticenin meydana gelmesine karşın faile tek ceza verilmesini gerektiren hallerden biri de zincirleme suçtur. Zincirleme suçta faile tek ceza verilirken, yasanın öngördüğü miktarda bir artırım da yapılması sözkonusudur. Zincirleme suç, 765 sayılı Yasanın 80. maddesinde; “Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır” şeklinde düzenlenmişken, 5237 sayılı TCY´nın 43/1. maddesinde; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır” biçiminde düzenlenmiştir. 5237 sayılı Yasanın 43/1. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması, c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir. 765 sayılı TCY’nda yer alan “muhtelif zamanlarda vaki olsa bile” ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda diğer koşulların da varlığı halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi olanaklıdır. Nitekim 765 sayılı TCY’nın yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir. 5237 sayılı TCY´nın 43/1. maddesinde bulunan, “değişik zamanlarda” ifadesinin açıklığı karşısında öğretide de, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki, bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu halde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCY’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde gözönüne alınabilecektir. Burada “aynı zaman” ve “değişik zaman” kavramları üzerinde de durulmalıdır. Yasada bu konuda bir açıklık bulunmadığından ve önceden kesin saptamaların yapılması da olanaklı olmadığından, bu husus her somut olayın özelliği gözönüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin “değişik zamanlarda” işlenip işlenmediği belirlenmelidir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanıkların, katılanın üzerinde bulunan iki bankaya ait banka ve kredi kartlarını yağma suretiyle ele geçirip, cebir ve tehdit kullanarak kartların şifrelerini öğrendikten sonra bankalara ait ATM cihazlarından 6 ayrı işlemle toplam 1.800 Lirayı çekerek TCY’nın 245/1. maddesinde düzenlenen banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu işledikleri, işlemlerin yapıldığı ATM cihazları ve işlem zamanlarının net olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. Sanıkların eylemleri sonucu malvarlığında azalma meydana gelen, diğer bir ifade ile suçun mağduru olan kişi kart hamilidir. Kart hamilinin malvarlığına yönelik bu suçun banka veya kredi kartları aracılığıyla işlenmiş olması korunan hukuki yararın katılanın malvarlığı olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Suçta kullanılan banka ve kredi kartlarının hangi bankaya ait olduğunun da suçun oluşumu bakımından bir önemi bulunmamaktadır. Suçun mağduru kart hamili olduğuna göre Özel Dairenin banka sayısınca suç oluşacağı yönündeki bozma nedeninde isabet bulunmamaktadır. Öte yandan, sanıkların katılandan yağma suretiyle elde ettikleri iki bankaya ait banka ve kredi kartları ile değişik zaman aralıklarında toplam 6 kez para çekme işlemi yaptıkları, banka yazılarından işlemlerin değişik zamanlarda yapıldığının kesin olarak belirlendiği anlaşıldığından sanıklar hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Bu itibarla, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi V. Dirim “5237 sayılı TCK´nun 245(1). maddesinde düzenlenen kredi kartının kötüye kullanılması suçu, her ne kadar Kanun´un "Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar" başlıklı 9. bölümünde düzenlenmiş ise de; tıpkı yağma suçu gibi karma niteliği olan ve malvarlığına yönelik vasfı daha ağır basan bir suçtur. Bu suçla öncelikli olarak korunan hukuki değer, kişilerin malvarlığıdır. Kanunkoyucu bu sebeple malvarlığına karşı suçlar için vazedilen etkin pişmanlık hükmünün ( madde : 168 ), kredi kartının kötüye kullanılması suçunda da uygulanması gerektiğini kabul etmiştir. (TCK´nun 5560 SK ile değişik 245(5). maddesi hükmü) Bu suçun mağduru kredi kartı sahibidir. Esasen yeni suç teorisine göre, yalnızca gerçek kişiler suçun mağduru olabilir. Tüzel kişiler ise suçun mağduru değil, suçtan zarar göreni olabilirler. Somut olayda suçun mağduru ilgili bankalar değil, katılan gerçek kişidir. Yeni Türk Ceza Adalet Sisteminde "Kaç tane fiil varsa o kadar suç, kaç tane fiil varsa o kadar ceza" kuralı geçerlidir. Bu kuralın istisnalarından biri de zincirleme (Eski tabiriyle müteselsil) suçtur. TCK´nun 43 (1). maddesine göre, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi halinde, tek ceza verilecek ancak; bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılacaktır. Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, mutlaka değişik zamanlarda işlenen birden fazla fiilin varlığı gereklidir. Ancak, dar yorumla değişik zamanlarda işlendiği kabul edilebilecek fiillerin birden fazla olması, her zaman hukuken de birden fazla fiilin ve dolayısıyla birden fazla suçun varlığını kabul etmemizi gerektirmez, örneğin; fail, Ankara - Çankaya´da bulunan apartmanın 8. katına girip, evde bulunan hanımefendiye ait ziynet eşyalarını, beyefendiye ait cüzdandan parasını ve orta yerde bulunan otomobil anahtarını alıp, aşağıya İnerek apartmanın önündeki otomobili de alıp götürmüşse, başta Yargıtay´ımız olmak üzere bütün uygulamacılar ve akademisyenler, müşterek zilyetlik kavramını da dikkate alarak, bu fiillerin aynı zamanda işlendiğini ve bir bütün olarak tek bir hırsızlık suçunu oluşturduğunu kabul etmektedir. Oysa dar bir yorumla bu fiillerin değişik zamanlarda işlendiği değerlendirilerek, birden fazla hırsızlık suçunun varlığı da kabul edilebilir. Buna karşılık fail, girdiği evden aldığı otomobil anahtarını yanına alıp örneğin, Ayvalık´a giderek Ayvalık´taki yazlığın önündeki otomobili de almış götürmüşse ya da Çankaya´daki evden aldığı anahtarla bir hafta sonra tekrar gelerek otomobili apartmanın önünde park edildiği yerden alıp götürmüşse, artık fiili kesinti dolayısıyla değişik zamanlarda işlenen birden fazla hırsızlık suçunun varlığını kabul etmemiz gerekmektedir. Keza kasten yaralama suçunda, kısa aralıklarla yapılan silah atışı ya da atılan yumruk sayısı birden fazla diye, örneğin atış ya da darbe sayısı kadar fiilin ve kasten yaralama suçunun varlığını kabule imkan yoktur. Kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunda da, kredi kartlarının birden fazla bankaya ait olması ve / veya birden fazla para çekme işlemi yapılması halinde de eylemler arasında hukuki ve fiili kesinti yoksa, başka bir ifadeyle değişik zamanlarda işlenen birden fazla fiil yoksa, bir bütün olarak tek bir suçun varlığını kabul etmek gerektiğini düşünmekteyiz. Buna karşılık fail örneğin, günlük para çekme limitini doldurmuş, ertesi gün tekrar para çekmişse artık değişik zamanlarda işlenen birden fazla fiilden söz etmemiz gerekir. Somut olayda, iki ayrı bankadan alınan kredi kartlarının, faillerce hukuka aykırı şekilde ( yağma yoluyla ) elde edilip, bu kartlar kullanılmak suretiyle, 6 ayrı işlemle, 47 dakika içinde ( 02.30 ilâ 03.17 ) katılan mağdura ait hesaplardan toplam 1.800 TL para çekildiğinde bir kuşku bulunmamaktadır. Bize göre, hukuki ve fiili kesinti olmaksızın tamamı 47 dakika içinde ( aynı zamanda ) gerçekleşen para çekme işlemlerinin bir bütün olarak tek bir fiil olduğunu ve tek bir kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunun işlendiğini kabul etmek gerekir” görüşüyle sanıklar hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmaması gerektiği yönünde karşı oy kullanmıştır. 2- Sanıkların eylemlerinin yağma suçunun yanında şantaj suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine gelince; Yağma suçları, 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nda Özel Hükümler kitabında, kişilere karşı suçlara ilişkin ikinci kısmın malvarlığına karşı suçlar başlıklı onuncu bölümünde 148 ila 150. maddelerinde düzenlenmiştir. Yasanın 148. maddenin 1. fıkrasında yağma suçunun temel şekli, 2. fıkrasında senedin yağması, 3. fıkrasında cebir karinesine yer verilmiş, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddede ise kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla yağma ile yağmada değer azlığı yaptırıma bağlanmıştır. Yağmanın temel şekli 5237 sayılı Yasanın 148. maddesinin 1. fıkrasında tanımlan¬mıştır. 5237 sayılı Yasanın 148/1. maddesi uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakı¬mından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit edilerek veya cebir kullanılarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştirileceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir. Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malı, zilyedin rızası olmadan faydalan¬mak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle almaktır. Bu itibarla “zor yoluyla hır¬sızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır. Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluş¬muş bileşik bir suç olup, bu itibarla birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluş¬turan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi özgürlüğü, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuksal değerlerdir. Yağma suçu birden çok suçun bir araya gelmesiyle oluşmuş olsa da, onlardan ayrı ve bağımsız bir suçtur. Bu nedenle hırsızlık suçu için öngörülen suçu etkileyen nedenler yağma suçunda uygulama alanı bulamayacağı gibi, iki farklı suç olmaları nedeniyle yağma ve hırsızlık suçları arasında zincirleme suç ilişkisinden de bahsedilemez. Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, akabinde bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır. Şantaj suçu ise 5237 sayılı TCY’nın 107. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin 1. fıkrasında “Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalan¬dırılır” şeklinde düzenlenen bu suçta, anılan hükmün yeterli olmadığı ve eksik yönlerinin bulunduğu, bunun sonucu olarak da şantaj oluşturabilecek bazı eylemlerin bu madde kapsamında kalmayacağı eleştirileri üzerine, 5237 sayılı TCY’nın 107. maddesine, 08 Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Yasa ile; “Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması halinde de birinci fıkraya göre cezaya hükm¬olunur” biçiminde ikinci fıkra eklenmiştir. Nitekim, değişikliğe ilişkin gerekçede de “Kişinin yarar sağlamak maksadıyla bir başka¬sının şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususları açıklayacağı veya isnat edeceği tehdidinde bulunması halinin tehdit suçuna ilişkin ‘sair kötülük’ kapsamında değerlendiril¬mesinin daha az cezayı gerektireceği eleştirisi karşısında, madde metnine söz konusu fıkra eklenmiştir” denilmektedir. 5237 sayılı TCY’nın 107. maddesine eklenen bu yeni fıkra ile; “Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidi” şeklinde gerçekleş¬tirilen eylemler de şantaj suçu kapsamına alınmıştır. Değişikliğin gerekçesinde sözü edilen tehdit suçunun basit şekli ise, 5237 sayılı TCY’nın 106/1. maddesinde; “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunul¬mazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur” biçiminde düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCY’nın yürürlüğe girdiği 01 Haziran 2005 ile bu Yasanın 107. maddesine 2. fıkranın eklendiği 5377 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarih olan 08 Temmuz 2005 tarihleri arasında, “bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidi” şeklinde gerçekleştirilen eylemler TCY’nın tehdit suçunu düzenleyen 106. maddesi kapsamında değerlendirilmelidir. TCY’nın 106. maddesinde düzenlenen tehdit suçuyla, 107. maddesinde düzenlenen şantaj suçu arasında özel norm - genel norm ilişkisi bulunduğu düşünülebilir ise de, 107. maddenin 2. fıkrasında düzenlenen suçun tehdidin özel bir türü olduğu, bu nedenle bir olayda 106. maddedeki genel tehdit suçunun mu, yoksa 107. maddenin 2. fıkrasındaki şantaj suçunun mu gerçekleştiği konusunda tereddüt ortaya çıkarsa, olayın durumuna göre mağdurun şeref ve saygınlığına zarar verebilecek bir hususu açıklamakla veya isnat etmekle tehdit edilip bir yarar sağlamaya zorlama var ise 107. maddenin 2. fıkrasındaki şantaj suçunun oluştuğu kabul edilmelidir. Buna göre TCY’nın 107/2. fıkrasında düzenlenen şantaj suçu, tehdit suçunun özel bir görünümü olup, koşulları var ise öncelikle TCY’nın 107/2. maddesinin uygulanması gerekmektedir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanıkların yağma suçunu işlemek için bir plan dahilinde olay yerine getirdikleri katılanı, olay günü saat 18.00’den ertesi gün 06.00’ya kadar cebir ve tehdit kullanarak hürriyetinden yoksun bırakıp, hayati tehlike geçirecek şekilde yaraladıkları, katılanın üzerinde bulunan 600 Lira parası ile banka ve kredi kartlarını aldıkları, tehditle şifresini öğrendikleri kartları kullanarak iki bankaya ait ATM cihazından toplam 1.800 Lira para çektikleri ve katılana toplam 5 adet yüksek miktarlı senet imzalattıkları, anılan eylemler cereyan ederken cep telefonu ile katılanın çıplak görüntü ve fotoğraflarını kaydedip, katılanı olayı polise bildirmesi ve 50.000 USD getirmemesi durumunda görüntüleri internete verecekleri ve ailesine gönderecekleri şeklinde tehdit ettikleri olayda, sanıkların amaçlarının baştan beri yağma suçunu işlemek olduğu, katılanın görüntü ve fotoğraflarını kaydetmelerinin yağma suçunun devamı şeklinde olup, olayda tehdit suçunun özel bir görünüm şekli olan şantaj suçunun ayrıca oluşmadığı, şantaj içerikli ifadelerin yağma suçunun tehdit unsuru içinde kaldığı ve sanıkların eylemlerinin bir bütün halinde yağma suçunu oluşturduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının şantaj suçu yönünden reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Başkanı ve ondört Genel Kurul üyesi; “5237 sayılı TCY’na hakim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza’ söz konusu olacağından sanıklar tarafından bir plan dahilinde olay yerine getirilip cebir ve tehditle hürriyetinden yoksun kılma, yağma ve yaralama eylemlerine maruz kalan katılanın üzerindeki giysilerinin çıkarılıp çıplak görüntü ve fotoğraflarını çekip, polise şikayette bulunmaması ve 50.000 dolar para getirmesi isteğinde bulunmaları, aksi halde görüntülerinin internete verileceği ve ailesine gönderileceği tehdidinde bulunmalarının ayrıca TCY´nın 107/2. maddesinde düzenlenen şantaj suçunu da oluşturacağı” görüşüyle itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği yönünde karşı oy kullanmışlardır. Sonuç olarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kısmen kabulüne, Özel Daire kararından banka veya kredi kartlarının kötüye kullanma suçuna ilişkin (2) nolu bozma nedeninin çıkarılmasına, yerine banka veya kredi kartlarının kötüye kullanma suçu yönünden sanıklar hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmamasının isabetsiz olduğuna ilişkin bozma nedeninin eklenmesine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, a) Şantaj suçu yönünden REDDİNE, b) Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu yönünden KABULÜNE, 2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 04.05.2011 gün ve 29973-6581 sayılı kararında yer alan “Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması eyleminde sanıkların, katılanın değişik bankalardan almış olduğu banka ve kredi kartlarını kullanarak yarar sağladıklarının anlaşılmasına göre, banka sayısınca suç oluştuğunun gözetilmemesi” şeklindeki (2) nolu bozma nedeninin KARARDAN ÇIKARTILMASINA, 3- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 04.05.2011 gün ve 29973-6581 sayılı bozma kararına; “Sanıkların katılana ait banka ve kredi kartlarını değişik zamanlarda birden çok işlemde kullanarak yarar sağladıklarının anlaşılması karşısında, sanıklar hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi” hususunun (2) nolu bozma nedeni olarak EKLENMESİNE, 4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere, Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanması suçuna ilişkin uyuşmazlık yönünden 04.10.2011 günü yapılan birinci müzakerede oyçokluğu ile, şantaj suçuna ilişkin uyuşmazlık yönünden ise 04.10.2011 ve 11.10.2011 tarihlerinde yapılan ilk iki müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 18.10.2011 günü yapılan üçüncü müzakerede oyçokluğu ile karar verildi. )


 

HAKARET (ULAN) KELİMESİNE MAHKUMİYET KURULMASI YERİNE BERAAT

T.C. YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ E. 2004/9137 K. 2005/25385 T. 16.11.2005

5237/m.125

DAVA : Sövme suçundan sanık Hüseyin´in yapılan yargılaması sonucunda; BERAATİNE dair ( MALKARA ) Sulh Ceza Mahkemesinden verilen 27.3.2003 tarihli hükmün Yargıtayca incelenmesi şahsi davacılar tarafından istenmekle ve dosya C.Başsavcılığının 5.4.2004 tarihli tebliğnamesiyle dairemize gelmekle yapılan inceleme sonunda gereği düşünüldü.

KARAR : Sanığın olay tarihinde şahsi davacıların evinin balkonuna konan güvercinleri uçurmak için balkona taş attığını göre şahsi davacı Şennur´un, sanığı uyarması üzerine, "gir ulan içeri, ben kadın denen mahlukla konuşmam, kocan nerede" diyerek aşağılayıcı nitelikte sövme unsuru içeren sözler sarfettiği, daha sonrada Şennur´un eşi olan şahsi davacı Yıldıray´a "gel ulan buraya" demek suretiyle sövme suçunu işlediği, şahsi davacıların iddiası, tanıklar, Münevver, Turgut ve Bahar´ın ifadeleri ile anlaşılmasına rağmen yetişme tarzı ve kültür seviyesi gibi yasal olmayan gerekçe ile beraat kararı verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş şahsi davacıların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı iste gibi BOZULMASINA, 16.11.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

HAKARET: İNTERNET YOLU İLE HAKARET(SÖVME)

YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ E. 2004/8763 K. 2005/21445 T. 5.12.2005

5237/m.125

İNTERNET YOLUYLA HAKARET VE SÖVME ( Servis Sağlayıcısından Gönderen Bilgisayarın ( İ.P ) Numarasının Sorulması Bu Yolla Bilgisayarın Kime Ait Olduğunun Saptanması Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gereği )

ELEKTRONİK POSTA YOLUYLA HAKARET VE SÖVME ( Gönderilen Bilgisayarın Kime Ait Olduğu ve Bulunduğu Yerin Saptanması Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gereği )

E-MAİL YOLUYLA HAKARET VE SÖVME ( Gönderilen Bilgisayarın İP Numarası Tesbit Edilip Kime Ait Olduğu ve Bulunduğu Yerin Saptanması ve Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gereği )

HAKARET VE SÖVME ( E-Posta Yolu İle Yapılan – Gönderilen Bilgisayarın Kime Ait Olduğu ve Bulunduğu Yerin Saptanması Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gereği )

ÖZET : E-Posta yolu ile yapılan hakaret ve sövmede;

Sözü edilen iletiyi internet servis sağlayıcısından gönderen bilgisayarın ( İ.P ) numarasının sorulması, bu yolla bilgisayarın kime ait olduğunun saptanması sonucuna göre;

1-İnternet kafe gibi umuma açık yerlerde bulunan bir bilgisayardan ileti gönderilmiş ise sanığın beraatine,

2- Sanığın evi ya da işyerinde bulunan kişisel bilgisayarından gönderilmiş ise mahkumiyetine,

3- Olayla ilgisi bulunmayan bir üçüncü kişinin kişisel bilgisayarından gönderilmiş ise, bu şahsın tanık olarak dinlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak; sanığın kendisine zayıf not veren öğretim görevlisi, mağdur ile birkaç kişiye gönderdiği “e-posta” iletisiyle mağdura sövmekten ibaret eyleminde;

Sözü edilen iletiyi internet servis sağlayıcısından gönderen bilgisayarın ( İ.P ) numarasının sorulması, bu yolla bilgisayarın kime ait olduğunun saptanması sonucuna göre;

1- İnternet kafe gibi umuma açık yerlerde bulunan bir bilgisayardan ileti gönderilmiş ise sanığın beraatine,

2- Sanığın evi ya da işyerinde bulunan kişisel bilgisayarından gönderilmiş ise mahkumiyetine,

3- Olayla ilgisi bulunmayan bir üçüncü kişinin kişisel bilgisayarından gönderilmiş ise, bu şahsın tanık olarak dinlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken,

Eksik soruşturma sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve O yer C.Savcısının temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 5.12.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ADAM ÖLDÜRME-KASTEN YARALAMA SONUCU ÖLÜME NEDEN OLMA

YARGITAY 1. Ceza Dairesi 2008/394 E.N , 2009/6639 K.N.

İçtihat Metni

Olası kastla N____´i öldürmekten sanık H____´in yapılan yargılan-ması sonunda: Hükümlülüğüne ilişkin (G___ Ağır Ceza Mahkemesinden)verilen 31.05.2007 gün ve 310/204 sayılı hükmün Yargıtay´ca incelenmesi sanık ile müdahiller vekili taraflarından istenilmiş olduğundan, dava dosyası C.Başsavcılığı´ndan tebliğname ile Dairemize gönderilmekle incelendi ve aşa-ğıdaki karar tespit edildi.

Hükmolunan ceza miktarı dikkate alınarak, sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin CMUK´nın 318. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun takdire ve tahrike ilişen cezayı azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle kısmen kabul, kısmen reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma nedeni dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiilerinin 5237 sayılı TCK´nın 27. maddesinin uygulanması gerektiğine ve suç vasfının taksirle öldürme olduğuna, katılanlar vekilinin suç vasfına ve haksız tahrik hükmünün uygulanmasının yersizliğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine;

Ancak;

Oluşa, toplanan kanıtlara ve dosya içeriğine göre; olay günü sabahın erken saatlerinde 4 ayrı at arabası ile gelerek sanığa ait fabrikanın bahçesinden hurda demir parçalarını alan ve olay yerinden uzaklaşmaya çalışırlarken yolda aracıyla işyerine gelmekte olan sanıkla karşılaşan maktul ve yanındakileri durdurmak maksadıyla sanığın, havaya, yere ve at arabasının tekerine doğru birden fazla tabancası ile ateş ettiği, yapılan bu atışlarla yerde asfalt zemin üzerinde birbirine 2 metre mesafede iki adet mermi izi oluştuğu, maktulün üzerinde bulunduğu at arabasının sol ön tekerinin patlamış olduğu, sanığın yaptığı atışlar sonucu at arabasının üzerinde bulunan maktulün sağ meme 1 cm. medialinden isabet alarak öldüğü, cesetten forme 2x1,5 cm. ebadında şekilsiz levha haline gelmiş kurşun nüve parçası elde edildiği, Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulu´nun 31.05.2006 tarih ve 1537 sayılı raporunda; cesetten çıkartılan kurşunun fiziksel özellikleri, otopside tarif edilen atipik giriş deliği, vücutta oluşturduğu kaburga kırığı ile izlediği yol ve el-biselerdeki delikler birlikte dikkate alındığında,   kişinin ölümüne neden olan ateşli silah kurşununda tespit edilen deformasyonun sert bir zemine, asfalt veya demire çarpma sırasında meydana gelebileceğinin belirtildiği olayda;

Sanığın at arabasıyla uzaklaşmaya çalışan maktul ve yanındakileri durdurmak maksadıyla havaya, asfalt zemine ve at arabasının   tekerlerine doğru ateş ederken, seken mermi çekirdeklerinden birinin maktule isabet ederek onun ölümüne yol açtığı anlaşılmakla; sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK´nın 87/4. maddesi   kapsamında kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, suç vasfında yanılgıya düşülerek olası kastla öldürme suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün değişik gerekçe ile tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), 04.11.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

ADAM ÖLDÜRME-KANGÜTME SAİKİYLE-TASARLAYARAK-KASTEN ÖLDÜRME

YARGITAY 1. Ceza Dairesi 2009/7856 E.N , 2009/5711 K.N.

İçtihat Metni

E____´ı kan gütme saikiyle taammüden öldürmekten ve izinsiz silah taşımaktan sanık A____, işbu suça katılmaktan sanıklar Y____ ile T____´in yapılan yargılanmaları sonunda: Hükümlülüklerine ilişkin (T_____ Birinci Ağır Ceza Mahkemesi)´nden verilen 12.11.2007 gün ve 05/299 sayılı hükmün duruşmalı olarak Yargıtay´ca incelenmesi sanıklar müdafii tarafından istenilmiş olduğundan, dava dosyası C.Başsavcılığı´ndan tebliğname ile Dairemize gönderilmekle duruşmalı olarak incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1- Tasarlayarak insan öldürme suç yönünden;

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıkların suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde sanık A___´ın tasarlayarak öldürme suçunun, sanıklar Y____ ve T___´in tasarlayarak öldürmeye yardım suçunun niteliği tayin, cezayı azaltıcı takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebinin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma sebepleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık A____ müdafiinin temyiz dilekçesinde ve duruşmada suç vasfına, yasal savunmaya vesaireye, sanıklar Y____ ve T____ müdafiinin temyiz dilekçesinde ve duruşmada sübuta, eksik incelemeye vesaireye yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,

A)Sanıklar Y____ ve T____ hakkında tasarlayarak insan öldürmeye yardım suçundan kurulan hükümlerin tebliğ namedeki düşünce gibi (ONANMASINA),

B)Sanık A___ hakkında kan gütme ve tasarlayarak insan öldürme suçu yönünden;

1-a) Oluşa ve delillere göre; sanık A___´ın, 06.11.1998 yılında dedesi K___´i öldüren maktul E___´ı uzun süre tutuklu kalıp tahliye olduktan ve olayın üzerinden yaklaşık 8 yıl geçtikten sonra silahla öldürdüğü olayda, sanığın intikam almak görev bilinciyle hareket etmediği, yerleşik Yargıtay içtihadına göre öldürenin öldürülmesinin kan gütme saikini oluşturmayacağı düşünülmeden, tasarlayarak insan öldürme yerine yazılı şekilde hüküm ku-rulması,

b) Sanık A___´ın dedesinin maktul tarafından öldürülmesinin sanık açısından haksız tahrik oluşturacağının düşünülmemesi,

2- Sanık A___ hakkında 6136 sayılı Yasa´ya aykırılık suçu yönünden;

Hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa´nın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK´nın 231. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçen süreye göre sanık Akın´ın tahliye talebinin reddine, 07.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ADAM ÖLDÜRME İNDİRİMİN ASGARİ ORANDA YAPILMASI.

T.C. YARGITAY 1.Ceza Dairesi Esas: 2006/4417 Karar: 2006/5347 Karar Tarihi: 01.12.2006

ÖZET: Oluş ve delillere göre; sanıkların ormanda karşılaştıkları maktul ile aralarında çıkan tartışma sırasında maktulün kendilerine hakaret etmesi nedeniyle atılı suçu işlemeleri karşısında; 5237 sayılı TCK´nın 29. maddesinde öngörülen maktulden kaynaklanan hakaret niteliğindeki haksız fiilin sanıklarda meydana getirdiği hiddet ve şiddetli eylemin etkisi dikkate alınarak tahrik sebebiyle yapılacak indirimin asgari oranda yapılmasının adil olacağı göze­tilmeden yazılı şekilde indirim yapılarak noksan ceza tayini kanuna aykırıdır.

(5237 S. K. m. 29) (765 S. K. m. 51/1)

Adam öldürmek suçundan Muhammet ile Muzaffer haklarında verilen hüküm Dairemizce onanarak kesinleşmiş olup, 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı Yasa´nın yürürlüğe girmesi nedeniyle yeniden duruşma açılarak TCK´nın 81, 29, 62/1, 53, 63, 54. maddeleri gereğince hükümlülüklerine dair Alanya Birinci Ağır Ceza Mahkemesi ´nden verilen 26.10.2005 gün ve 65/139 sayılı kararın Yargıtay´ca incelenmesi hükümlüler ile müdahil vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığı´ndan tebliğname ile Daire­mize gönderilmekle incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Hükümlüler Muhammet ve Muzaffer haklarında 765 sayılı TCK´nın 64/1, 448, 51/1 ve 59. maddeleri gereğince kurulup, Yargıtay Birinci Ceza Dairesince onanmak suretiyle kesinleşen hükümden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK´nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun´un 9. maddesi uyarınca yeniden duruşma açılarak yapılan uyarlama sonucu kurulan hükümde bozma sebebi dışında kanuna aykırı cihet görülmediğinden hükümlüler vekilinin suç vasfına, tahrikte yapılan indirimin az olduğuna, vesaireye, müdahiller vekilinin ise, 5237 sayılı TCK´nın 29 ve 62. maddelerinin uygulanmasının gerekmediğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itiraz­larının reddine,

Ancak;

Oluş ve delillere göre; sanıkların ormanda karşılaştıkları maktul ile aralarında çıkan tartışma sırasında maktulün kendilerine hakaret etmesi nedeniyle atılı suçu işlemeleri karşısında; 5237 sayılı TCK´nın 29. maddesinde öngörülen maktulden kaynaklanan hakaret niteliğindeki haksız fiilin sanıklarda meydana getirdiği hiddet ve şiddetli eylemin etkisi dikkate alınarak tahrik sebebiyle yapılacak indirimin asgari oranda yapılmasının adil olacağı göze­tilmeden yazılı şekilde indirim yapılarak noksan ceza tayini,

Sonuç: Yasaya aykırı olup, müdahil vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün tebliğ namedeki gibi BOZULMASINA, bozma sebe­bine, tutuklulukta ve hükümlülükte geçen süreye göre hükümlü Muzaffer’in tahliye isteğinin reddine, 01.12.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

ADAM ÖLDÜRME HAKSIZ TAHRİK LEHE KANUN.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi E.2006/655 K.2006/3710 T.22.9.2006

OLAYIN OLUŞU, İŞLENİŞ BİÇİMİ VE MEVCUT DELİL İTİBARIYLA “HAFİF TAHRİK” YERİNE AĞIR TAHRİK MADDESİNİN UYGULANMASI, YASAYA AYKIRIDIR.

5237/md. 29 (765/md.51)

A.A.´yı kasten öldürmekten, A.A.´yı yaralamaktan sanık Y.H., işbu suçlara fer´i fail şekilde katılmaktan sanıklar S.H., Y.H., Y.A.´yı yaralamaktan sanık A.A.´nın yapılan yargılamaları sonunda: sanıklar Y.H. ile A.A.´nın hükümlülüklerine, sanık S.H.´nın beraatine ilişkin İ. 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nden verilen 30.5.2005 gün ve 141/196 sayılı hükmün Yargıtay´ca incelenmesi sanıklar ile katılan sanıklar müdafileri tarafından istenilmiş olduğundan dava dosyası C. Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi:

1- Sanıklar S.´nin beraat hükmünü gerekçeye yönelik olmayan temyizde hukuki menfaati bulunmadığından müdafiinin bu sanıkla ilgili temyiz isteminin reddine

2- A.A. Vekili süresindeki temyiz dilekçesinde hükmü müdahil sıfatına hasrettiği cihetle süresinden sonra ilaveten sanık sıfatıyla yaptığı temyiz isteminin reddine, temyizin müdahil vekili sıfatı ile yapılmasına,

3- Yasal yetkisi bulunmadığından müdahilin duruşma isteminin reddine karar verildi.

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık Y. ve Y.´nin suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, takdir cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma sebepleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanıklar Y. ve Y. müdafiinin Y. hakkında meşru müdafaa hali bulunduğuna, sanık Y. hakkında sübuta, müdahil vekilinin eksik inceleme ilişkin ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle sanık S. hakkındaki beraat hükmünün tebliğnamedeki düşünce gibi (onanmasına),

Sanık Y. hakkındaki hükmün incelenmesinde;

Maktulün kardeşi K.´nın eşi ve sanıklar Y. ve Y.´nin kızkardeşi olan Ç.´nin olaydan birkaç gün önce kayınbabası A. ve kayınvalidesi tarafından dövüldüğü bilahere bu sebeple sanıklarca A.´nın evinin camlarının kırıldığı, olay günü de kızkardeşleri Ç.´yi görmeye giden sanık Y. ve diğer kızkardeşi S.´nin eve kabul edilmemeleri üzerine sanık Y. ile Y.´nin evin önüne gelip içeri girmek için ısrarla kapı zilini çaldıkları, bu esnada kendilerine A.´nın eşi ve kızı Ş.´nin camdan küfrettikleri, daha sonra A. ve oğlu maktulün kapıyı açıp dışarı çıkması üzerine çıkan kavgada maktulün Y. tarafından bıçaklanıp öldürüldüğü, A.´nın da yaralandığının oluş ve kabulden anlaşılmasına, sanık Y.´nin maktulün dışarıya elinde bıçakla çıkarak kendisine saldırdığı, kendisinin de onun elinden bıçağı alıp maktule vurduğu yolundaki beyanı ile doğrulanmamasına göre, önceki dövme ve olay günündeki sövme eyleminin failinin maktul olmaması, sanığın kızkardeşinin dövülmesinden sonra sanık tarafça A.´nın evinin camlarının kırılması, olay günü de sanıkların ısrarla eve girmek için zile basmaları üzerine maktulün ve babasının ellerinde sopalarla çıkıp kavgaya girişmeleri ve kan izlerinin de hemen kapının önünde olup bıçaklamaların da burada gerçekleştiğinin anlaşılması karşısında etki-tepki kuralı da gözetilerek maktulden kaynaklanan bu hareketin ancak basit tahrik olarak değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden cezanın ağır tahrik sebebiyle ve üstelik azami oranda indirime tabi tutularak yazılı şekilde hüküm tesisi,

Sanık Y. hakkındaki hükmün incelenmesinde;

Hükümden sonra 5237 sayılı TCK´nın yürürlüğe girmesi sebebiyle yeni bir değerlendirme yapılması lüzumu;

Bozmayı gerektirip, müdahil vekili ile sanık Y. müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde bulunduğundan sanık Y. hakkındaki adam öldürme suçundan kurulan hüküm ile şahısta ve fiilde irtibat sebebiyle yaralama suçundan kurulan hükmün ve sanık Y. hakkındaki mahkumiyet hükmünün kısmen tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, 22.9.2006 günü oybirliği ile karar verildi.


 

ADAM ÖLDÜRME NİTELİKLİ ÖLDÜRME -HAKSIZ TAHRİK-MANEVİ TAZMİNAT- GÜVENLİK TEDBİRLERİ

Yargıtay 1. Ceza Dairesi E.2005/480 K.2005/704 T.5.4.2005

TASARLAMA UNSURU SABİT OLMADAN, NİTELİKLİ ADAM ÖLDÜRME MADDESİ UYGULANAMAZ; HAKSIZ TAHRİK DURUMU VARİT DEĞİLSE, HAKSIZ TAHRİK HÜKMÜ İLE CEZA İNDİRİLEMEZ; TALEP HALİNDE, MÜDAHİL LEHİNDE MANEVİ TAZMİNATA HÜKMETMEK GEREKİR; YENİ CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNDEN SONRA, KASITLI İŞLENEN SUÇTAN DOLAYI HAPİS CEZASI VERİLİRSE, İNFAZ SÜRESİNCE, BELLİ HAKLARI KULLANMAKTAN YOKSUN BIRAKILMA KARARI DA VERİLİR.

5237/md. 29, 53, 82 (765/md.31,33,51,450)

Y. D.yi taammüden öldürmekten ve izinsiz silah taşımaktan sanık H. H. T., işbu öldürme suçuna sanığı azmettirmekten ve izinsiz silah taşımaktan sanık V. A.nın yapılan yargılanmaları sonunda: sanık H. H. T.nin hükümlülüğüne, sanık V. A.nın beraatına ilişkin S. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 17.7.2003 gün ve 74/53 sayılı hükmün Yargıtay´ca incelenmesi sanık H. H. T. ile müdahiller taraflarından istenilmiş, sanık duruşma da talep etmiş ve hüküm kısmen re´sen de temyize tabi bulunmuş olduğundan dava dosyası C. Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle: sanık H. H. hakkında duruşmalı, müdahillerin temyizleri veçhile incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi:

A- a )Kayden anne adı "Z..re" olan sanık V.´nin "Z..fe" anne adı üzerinden celbolunan sabıka kaydı ile hüküm kurulması, hükmün niteliğine göre bozma nedeni yapılmamıştır.

b )Hükmü temyiz edenlerin sıfat ve haklarına göre sanık V. hakkında 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan kurulan beraat hükmü inceleme dışı bırakılmıştır.

B )Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık H.H.nin suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde adam öldürme suçu hariç suçlarının niteliği tayin olunmuş, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, sanık V.nin üzerine atılı adam öldürmeye azmettirme suçundan mahkumiyetine yeter kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraatına karar verilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma sebepleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık H. H. müdafiinin duruşmalı incelemede ağır tahrik bulunduğuna, yasak silah taşımak suçundan teşditli ceza uygulanmaması gerektiğine, her iki suçta da TCK.nun 59. maddesi şartlarının bulunduğuna, müdahiller F.a, F.e, H. ve H. ( Y. oğlu )vekilinin sanık V. yönünden sübuta, vesaireye yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle sanık V. hakkındaki adam öldürmeye azmettirmek suçundan verilen beraat hükmünün tebliğnamedeki düşünce gibi ( ONANMASINA ),

Sanık H. H. hakkındaki hükmün incelenmesinde; Sair temyiz itirazları yerinde değilse de;

a )Adam öldürme olayının, nişanlısına kaçan kızın teslim edilip edilmemesi hususunun sanık V.nin dükkanı içinde anlaşmazlıkla sonuçlanmasının hemen sonrasında vuku bulduğu cihetle, taammüt unsurlarının gerçekleşmediği düşünülmeden TCK.nun 448. maddesi ile hüküm tesisi gerekirken, yazılı şekilde suç vasfının belirlenmesinde hata edilmesi,

b )Sanığın, dükkandan çıkan maktulün önüne geçerek hemen ateş ettiği yolunda Tanık V. Y.nin hazırlıkta verdiği ifadenin, sanık V.nin maktulün dükkandan çıkar çıkmaz silah sesleri geldiğine dair beyanı ile de doğrulandığı halde olay öncesinde maktulün kendisine küfrettiğine dair savunmanın varit olmadığı ve haksız tahrik hali bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde TCK.nun 51/1. maddesi ile uygulama yapılması,

c )Takdir olunacak miktarda müdahiller lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, taleplerin davayı uzatmaya matuf olduğundan bahisle hukuk mahkemesinde dava açmalarında muhtariyetlerine karar verilmesi,

d )TCK.nun 33. maddesinin adam öldürme suçuna ait ceza yönünden uygulanması yerine 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan verilen hapis cezasını da kapsayacak şekilde cezaların içtimaından sonra uygulanmasına hükmedilmesi,

Kabul ve uygulamaya göre de;

Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 4771 sayılı Kanun hükümleri de dikkate alınarak TCK.nun 450/4 ve 5111. maddesinin tatbiki sonucu müebbet ağır hapis cezasına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi,

Sonuç: Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin ve müdahiller vekilinin sair temyiz itirazları bu itibarla yerinde bulunduğundan kısmen re´sen de temyize tabi bulunan hükmün kısmen tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, 5.4.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

ADAM ÖLDÜRME SUÇ DEDİLLERİNİ YOK ETMEK - HAKSIZ TAHRİK - VEKALET ÜCRETİ

Yargıtay 1. Ceza Dairesi E.2004/5159 K.2005/690 T.4.4.2005

MAKTÜLÜN VURULMASINDAN SONRA, ÖLDÜ DÜŞÜNCESİ İLE ARACA BİNDİRİLİRKEN, SANIĞIN ISRARI İLE YARDIM ETME EYLEMİ, SUÇ DELİLLERİNİ GİZLEMEK ŞEKLİNDE DEĞERLENDİRİLEBİLİR; ADAM ÖLDÜRME SUÇUNA İŞTİRAK OLMAZ; MAKTULÜN, SANIĞA YÖNELİK, HAKSIZ TAHRİK OLUŞTURACAK HİÇBİR EYLEMİ YOKSA, SANIĞIN CEZASI, TAHRİK HÜKMÜ İLE İNDİRİLEMEZ; VEKALET ÜCRETİ, VEKİL YERİNE, MÜDAHİLE VERİLEMEZ.

5237/md. 29, 281, 283 (765/md.51,296)

Gasp suçunu kolaylaştırmak maksadıyla Özcan´ı birlikte öldürmekten ve gasptan sanıklar Kadir ile Ahmet, iş bu ölümle biten kavgada suç delillerini gizlemekten sanıklar Yusuf ile Naci´nin yapılan yargılanmaları sonunda: Hükümlülüklerine sanık Ahmet´in gasp suçundan beraatine ilişkin E. 1.Ağır Ceza Mahkemesi´nden verilen 17.12.2003 gün ve 468/605 sayılı hükmün Yargıtay´ca incelenmesi müdahiller tarafından istenilmiş olduğundan dava dosyası C. Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle, incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi:

1- Sanık Ahmet müdafii yüzüne karşı 17.12.2003 günü tefhim edilen hükmü 24.9.2004 günü temyiz ettiğinden, yasal süresinden sonra vaki temyiz isteminin CMUK´nın 310 ve 317. maddesi uyarınca reddine,

2- Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklar Kadir, Yusuf ve Naci´nin suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, cezayı azaltıcı tahrik ve takdiri tahfif sebeplerinin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, gasp suçundan sanık Ahmet hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma sebepleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, müdahiller İsmail, Turhan ve Rezzan vekili ile müdahil Şefika vekillerinin sanıklar Kadir ve Ahmet´in adam öldürmek, Kadir´in hırsızlık ve Naci ile Yusuf´un suç delillerini gizlemek suçlarının vasfına, Ahmet´in gasp suçunun sübutuna, TCK´nın 51. maddesinin uygulanmasının gerekmediğine vesaireye ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

a ) Oluş ve kabule göre; sanık Ahmet´in öldürme eylemi öncesinde veya sırasında asli fail sanık Kadir´e yardımda bulunduğuna, herhangi bir aşamada yardımda bulunmayı vadeylediğine ilişkin kanıt bulunmadığı, ancak maktul Özcan´ın vurulmasından sonra öldü düşüncesiyle araca bindirilirken sanık Kadir´in ısrarı ile yardım etmesi ve suç delillerini gizlemesi fiili TCK´nın 296. maddesi kapsamında değerlendirilebileceği gözetilmeden, yazılı şekilde unsurları oluşmayan adam öldürme suçuna fer´an iştirakten hüküm kurulması, b ) Kabul ve dosyadaki delillere göre; maktulün sanık Ahmet´e yönelik tahrik teşkil eden herhangi bir haksız davranışı bulunmadığı halde, sanık Ahmet lehine TCK´nın 51/1. maddesi uygulanarak cezasından indirim yapılması,

c ) Hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi nazara alınarak 700.000.000.-lira maktu vekalet ücretine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde vekalet ücretinin eksik tayini,

bb ) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.4.2004 gün ve 47/101 sayılı kararı uyarınca hükmedilen vekalet ücretinin vekili yerine müdahile verilmesi lüzumu,

Sonuç : Yasaya aykırı ve müdahiller vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden sanıklar hakkındaki hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, 4.4.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

ADAM ÖLDÜRME-  HAFİF TAHRİK.

Yargıtay 1.Ceza Dairesi E.2003/4262 K.2004/754 T.10.3.2004

İLK HAKSIZ HAREKETİN MAKTÜL VE MAĞDURLARIN BULUNDUĞU GRUP TARAFINDAN GELMİŞ OLMASI, SANIK HAKKINDA HAFİF TAHRİK HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASINI GEREKTİRİR.

5237/md. 29 (765/md. 51)

C.´yi kasten öldürmekten, A.´yı kasten öldürmeye tam derecede teşebbüsten, F. ve R.’yi ayrı ayrı bıçakla yaralamaktan sanık G.’nin yapılan yargılanması sonunda; hükümlülüğüne ilişkin B. 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nden verilen 18.2.2003 gün ve 532/39 sayılı hükmün duruşmalı olarak Yargıtay´ca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş ve hüküm kısmen re´sen de temyize tabi bulunmuş olduğundan dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan tebliğname ile Dairemize gönderilmekle: duruşmalı olarak incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık G.’nin adam öldürme, adam öldürmeye tam teşebbüs ve müessir fiil suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, takdire ilişkin cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle kısmen kabul ve kısmen reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık G. vekilinin duruşmalı incelemede yasal savunma koşullarının bulunduğuna Türk Ceza Kanunu’nun 50.maddesinin uygulanması gerektiğine, kabule göre de maktul ve mağdur A.´a karşı eyleminden suç vasfına, eksik soruşturmaya, 647 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, Sanık vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;

a) Daha önce vuku bulan çocuk kavgası ile ilgili olarak maktul ve mağdur tarafın sanığın bulunduğu yere hesap sormak için geldiklerinde çıkan kavgada, ilk haksız hareketin maktul ve mağdurların bulunduğu grup tarafından gelmiş olması karşısında Türk Ceza Kanunu’nun 51/1.maddesi uyarınca hafif haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

b) Kabul ve uygulamaya göre de içtima sonucu Türk Ceza Kanunu’nun 77/1-2.maddesine aykırı olarak 33 yıl 4 ay ağır hapis cezası yerine, yazılı şekilde diğer cezaları tenzil etmeden fazla ceza tayin edilmesi,

Yasaya aykırı olup, sanık vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden sanık hakkında kurulan hükümlerin BOZULMASINA 10.3.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK - ZİNCİRLEME SUÇ

YARGITAY 11. Ceza Dairesi 2011/7126 E.N , 2011/2820 K.N

Özet

SANIĞIN, KARDEŞİ MAĞDUR ADINA TESCİLLİ OLAN TAŞINMAZI, ŞİKAYETÇİYE SATIŞINI GERÇEKLEŞTİRMEK AMACIYLA DİĞER SANIKLARDAN YARDIM İSTEDİĞİ, FOTOĞRAFI DİĞER SANIKLARDAN BİRİNE VE FAKAT NÜFUS BİLGİLERİ MAĞDURA AİT OLAN 08.06.2000 TARİHİNDE "KAYIPTAN VERİLME" NÜFUS İDARESİNE SAHTE DÜZENLETTİRİLMİŞ NÜFUS CÜZDANI İLE AYNI GÜN NOTERDE "TAŞINMAZ SATIŞ YETKİSİNİ" HAVİ SAHTE VEKALETNAMENİN SANIK LEHİNE DÜZENLETTİRİLDİĞİ, 09.06.2000 TARİHİNDE İSE BU SAHTE BELGELERLE SANIĞIN TAPU SİCİL MÜDÜR-LÜĞÜNE TAŞINMAZIN SATIŞININ YAPILMASI İÇİN BAŞVURUDA BULUNDUĞU, ANCAK TAPU GÖREVLİLERİNİN TAPU SENEDİNDEKİ MALİKİN FOTOĞRAFI İLE KENDİLERİNE İŞLEMLERİN İKMALİ İÇİN SUNULAN NÜFUS CÜZDANINDAKİ FOTOĞRAFIN FARKLI OLDUĞUNU FARKETMELERİ ÜZERİNE YAPILAN ARAŞTIRMA SONUCU DURUMUN ORTAYA ÇIKMASI ŞEKLİNDE GERÇEKLEŞEN SOMUT OLAYDA; SANIKLARA YÜKLENEN "SAHTECİLİK" EYLEMLERİ BİR BÜTÜN HALİNDE "ZİNCİRLEME ŞEKİLDE RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK" SUÇUNU OLUŞTURACAĞI VE TEK MAHKUMİYET HÜKMÜ KURULMASI GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık Sabahattin´in ve diğer sanıklar mü-dafilerinin suç unsurlarının oluşmadığına, zamanaşımının gerçekleştiğine ilişen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:

1- Sanık F.Sibel´in kardeşi mağdur Mehmet adına tescilli olan taşınmazı, şikayetçi Durmuş´a satışını gerçekleştirme amacına yönelik olarak, diğer sanıklardan yardım istemesi, fotoğrafı sanık Burhanettin´e ait ve fakat nüfus bilgileri mağdur Mehmet´e ait olan 08.06.2000 tarihinde "kayıptan verilme" nüfus idaresine sahte düzenlettirilmiş nüfus cüzdanı ile aynı gün Beyoğlu Birinci Noterliği´nde "taşınmaz satış yetkisini" havi sahte vekaletnamenin sanık F.Sibel lehine düzenlettirilmesi, 09.06.2000 tarihinde ise bu sahte belgelerle Üsküdar Tapu Sicil Müdürlüğü´nde taşınmazın satışının yapılması için sanık F.Sibel´in başvuruda bulunması, ancak tapu görevlilerinin tapu senedindeki malik Mehmet´in fotoğrafı ile kendilerine işlemlerin ikmali için sunulan nüfus cüzdanındaki fotoğrafın farklı olduğunu farketmeleri üzerine yapılan araştırma sonucu durumun ortaya çıkması şeklinde gerçekleşen somut olayda; sanıklara yüklenen "sahtecilik" eylemlerinin bir bütün halinde "zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik" suçunu oluşturacağı ve tek mahkumiyet hükmü kurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde sahtecilik suçlarından ayrı ayrı karar verilmesi suretiyle sanıklara fazla ceza tayini,

2- Sanık Sabahattin´in "fiili birlikte gerçekleştiren-asli fail" olduğu gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm tesisi,

3- Mahkum edilmiş olanlara, sebebiyet verdikleri yargılama giderlerinin ayrı ayrı yükletileceğine dair CMK´nın 3262. maddesindeki emredici hükme muhalefet edilmesi,

Yasaya aykırı, sanık Sabahattin ile diğer sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 81. maddeleri uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), sanık Sabahattin açısından kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 28.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ÖZEL BELGEDE SAHTECİLİK SURETİ İLE DOLANDIRICILIK.

YARGITAY 11. Ceza Dairesi 2008/18284 E.N , 2009/6127 K.N.

Özet

SAHTE KİMLİK BELGESİNİ KULLANARAK CARİ HESAPLAR AÇTIRDIKTAN SONRA "BANKAMATİK KARTI" VE "TELECARD" ALMAK İÇİN BANKALARA BAŞVURUDA BULUNAN SANIĞIN ELİNE KARTLAR GEÇMEDEN GERÇEK ŞAHSIN DURUMU ÖĞRENİP ŞİKAYETÇİ OLDUĞU OLAYDA; BANKALARIN CEVABİ YAZILARINDAN, KREDİ KARTI NİTELİĞİ TAŞIMAYAN BANKAMATİK KARTI İLE TELECARD´IN, HESABA TANIMLI KARTLAR OLUP, HESAPTA BULUNAN PARANIN ÇEKİLMESİ YA DA HESABA PARA YATIRILMASI İŞLEMLERİ YAPILABİLEN BU KARTLAR KULLANILARAK ALIŞVERİŞ YAPILIP ATM´DEN PARA ÇEKİLMESİNİN ANCAK HESAPTA PARA BULUNMASI YA DA KARTA LİMİT VERİLMESİ HALİNDE OLANAKLI OLDUĞU, BANKALARIN ŞUBELERİNDE 10.00 TL YATIRILARAK AÇTIRILAN CARİ HESAPLARA BAĞLI KREDİ LİMİTİ BULUNMADIĞININ BİLDİRİLMESİ KARŞISINDA; TALEPTE BULUNULAN KARTLAR SANIĞA VERİLMİŞ OLSAYDI DAHİ, SANIĞIN ANCAK SAHTE İSİMLE AÇTIRDIĞI HESAPLARDA PARA BULUN-DURDUĞU SÜRECE KARTLARI KULLANMASININ OLANAKLI OLACAĞI, DOLAYISIYLA BANKANIN VEYA ADINA SAHTE HESAP AÇTIRILAN ŞAHSIN ZARARINA İŞLEM YAPILMASININ MÜMKÜN OLMAYACAĞINDAN, 765 SAYILI TCK´NIN 5041. MADDESİNDEKİ (5237 SAYILI TCK´NIN 1581-J MD.) "TAHSİS EDİLMEMESİ GEREKEN KREDİNİN AÇILMASINI SAĞLAMAK" ÖĞESİ GERÇEKLEŞMEDİĞİNDEN DOLANDIRICILIK SUÇUNUN UNSURLARI İTİBARİYLE OLUŞMADIĞI ANCAK; CARİ HESAP AÇTIRIRKEN ÖZEL BELGE NİTELİĞİNDE OLAN "BANKACILIK HİZMETLERİ SÖZLEŞMESİ"Nİ SAHTE İSİM İLE İMZALAYAN SANIĞIN "ÖZEL BELGEDE SAHTECİLİK" SUÇUNDAN MAHKUMİYETİNE KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

1- Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığa yüklenen "sahte nüfus cüzdanı düzenletip kullanmak" suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezayı artırıcı ve azaltıcı bir sebebin bulunmadığı takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 7 ve 5349 sayılı Kanun´la değişik 5252 sayılı Türk Ceza Ka-nunu´nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun´un 9. maddeleri uyarınca mahkemece 765 ve 5237 sayılı Yasa hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların denetime imkan verecek şekilde gösterilip birbiriyle karşılaştırılması suretiyle lehe yasa belirlenerek sonucuna göre hüküm kurulmuş, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olması nedeniyle 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5278 sayılı Kanun´un 562. maddesinin 1. fıkrası ile değişik CMK´nın 2315-14. fıkralarından yararlanamayacağı anlaşılmış ve incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin samimi ikrarda bulunan sanık hakkında takdiri indirim hükmünün uygulanması gerektiğine ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA,

2- Sanık müdafiinin "dolandırıcılık" suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyizine gelince;

Murat adına oluşturulmuş sahte kimlik belgesini kullanarak Türkiye İ… Bankası K… Şubesi ile Y… K… Bankası Ç… Şubesinde cari hesap açtıran sanığın, İ… Bankasından "bankamatik kartı", Y… K… Bankasından ise "Telecard" almak için başvuruda bulunduğu, ancak kartlar eline geçmeden, gerçek Murat´ın olayı öğrenip şikayetçi olmasından ibaret olayda; adı geçen her iki bankanın cevabi yazılarından, kredi kartı niteliği taşımayan bankamatik kartı ile telecardın, hesaba tanımlı kartlar olup, hesapta bulunan paranın çekilmesi ya da hesaba para yatırılması işlemleri yapılabilen bu kartlar kullanılarak alışveriş yapılıp ATM´den para çekilmesinin ancak hesapta para bulunması ya da karta limit verilmesi halinde olanaklı olduğu, somut olayda T. İ… Bankası K… şubesi ile Y… K… Bankası Ç… şubesinde Murat adına 10.00 TL yatırılarak açtırılan cari hesaplara bağlı kredi limiti bulunmadığının bildirilmesi karşısında; talepte bulunulan kartlar sanığa verilmiş olsaydı dahi, sanığın ancak sahte isimle açtırdığı hesaplarda para bulundurduğu sürece kartları kullanmasının olanaklı olacağı, dolayısıyla bankanın veya adına sahte hesap açtırılan Murat´ın zararına işlem yapılmasının mümkün olmayacağından, 765 sayılı TCK´nın 5041. maddesindeki (5237 sayılı TCK´nın 1581-j md.) "tahsis edilmemesi gereken kredinin açılmasını sağlamak" öğesi gerçekleşmediğinden dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı ancak; cari hesap açtırırken özel belge niteliğinde olan "bankacılık hizmetleri sözleşmesi"ni Murat sahte ismi ile imzalayan sanığın tüm unsurları ile oluşan "özel belgede sahtecilik" suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde dolandırıcılığa teşebbüs suçundan mahkumiyetine hükmolunması,

Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 81. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 11.05.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

UYUŞTURUCU TEDAVİ VE DENETİMLİ SERBESTLİK KANUN YARARINA BOZMA- GEREKÇE DENETİMİ - UYUŞTURUCU MADDE KULLANMA

YARGITAY 10. Ceza Dairesi 2011/12994 E.N , 2011/56809 K.N.

Özet

5560 SAYILI KANUN´LA DEĞİŞİK 5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU´NUN 191. MADDESİNDE DÜZENLENEN SEÇENEK YAPTIRIMLAR UYGULANIRKEN, YASAL VE YETERLİ GEREKÇENİN GÖSTERİLMESİ GEREKİR. GÖSTERİLEN GEREKÇENİN YERİNDE OLUP OLMADIĞI OLAĞAN YASA YOLU İNCELEMESİNDE DENETLENEBİLİR. OLAĞANÜSTÜ BİR YASA YOLU OLAN KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİ ÜZERİNE DENETLENEMEZ. ANCAK, AÇIKÇA YASAYA AYKIRI OLAN VEYA KENDİ İÇİNDE ÇELİŞEN BİR GEREKÇE DE GEREKÇE SAYILAMAZ. MAHKEME TARAFINDAN SANIĞIN UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE KULLANIP KULLANMADIĞI AÇIKÇA BELİRTİLMEDEN, BİR YANDAN UYUŞTURUCU MADDE KULLANDIĞINA İLİŞKİN SAVUNMASINA YOLLAMA YAPILDIĞI, DİĞER YANDAN TEDAVİYE HÜKMOLUNMADIĞI AN-LAŞILDIĞINDAN; ÖNCELİKLE SANIĞIN UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE KULLANDIĞININ KABUL EDİLİP EDİLMEDİĞİNİN GEREKÇESİYLE BİRLİKTE GÖSTERİLMESİ, SONUCUNA GÖRE TCK´NIN 191. MADDESİNDE ÖNGÖRÜLEN SEÇENEK UYGULAMALARDAN BİRİNE GÖRE HÜKÜM KURULMASI GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Yüksek Adalet Bakanlığı´nın, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan sanık Abdulkadir hakkında (Kayseri Beşinci Sulh Ceza Mahkemesi)´nce 21.01.2010 tarihinde 2009141 esas ve 201055 karar sayı ile verilen mahkumiyet hükmünün kanun yararına bozulmasına ilişkin talebi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nca 03.06.2011 tarihli ihbar yazısı ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:

Mahkemece sanığın TCK´nın 1911 ve 62. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, ayrıca aynı Kanun´un 1912. maddesi gereğince ceza süresince denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına hük-molunmuştur.

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında;

"1- 19.12.2006 tarihli ve 26381 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun´un 7. maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 191. maddesi değiştirilmiş ve bu madde uyarınca, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak suçundan dolayı yapılacak yargılama sonucunda mahkemelere 2 seçenek sunulmuş olup, anılan maddenin 2. fıkrası gereğince hüküm vermeden önce uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine; kullanmamakla birlikte, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında denetimli serbestlik tedbirine karar verilebileceği, aynı maddenin 5. fıkrasına göre de, tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranan kişi hakkında açılmış olan davanın düşmesine karar verilmesi gerektiği, aksi takdirde, davaya devam olunarak hüküm verilmesi gerekeceği, diğer bir durumda ise, mahkemece 6. fıkra uyarınca uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişinin, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı cezaya hükmedildikten sonra da iki ila dördüncü fıkralar hükümlerine göre tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulabileceği ve bu durumda hükmolunan cezanın infazının erteleneceği, 7. fıkra gereğince kişinin mahkum olduğu cezanın, tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranması halinde infaz edilmiş sayılacağı, aksi takdirde derhal infaz edilmesi gerekeceği cihetle mahkemenin bu hususları tartışarak sanığın hukuki durumunu tayin ve takdir etmesi gerektiği,

2- Uyuşturucu madde kullanmakta olduğunu belirten sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 1912. maddesi uyarınca tedaviye de hükmedilmesi gerektiği,

Gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." denilerek, belirtilen hükmün bozulması istenmiştir.

19.12.2006 tarihli Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun´la değişik 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 191. maddesinde; uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında;

a) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmamış ise, birinci fıkraya göre cezaya hükmedilmeden ikinci fıkra uyarınca sadece denetimli serbestlik tedbirine karar verilmesi,

b) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmış ise, birinci fıkraya göre cezaya hükmedilmeden ikinci fıkra gereğince sadece tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilebileceği gibi, altıncı fıkranın yollaması uyarınca birinci fıkradaki ceza ile birlikte ikinci fıkradaki tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmedilebileceği, belirtilen iki seçenekten biri uygulanırken, yasal ve yeterli gerekçenin gösterilmesi gerekmektedir. Gösterilen gerekçenin yerinde olup olmadığı olağan yasa yolu incelemesinde denetlenebilir; ancak olağanüstü bir yasa yolu olan kanun yararına bozma isteği üzerine denetlenemez. Diğer yandan, açıkça yasaya aykırı olan veya kendi içinde çelişen bir gerekçe, gerekçe sayılmaz.

Somut olayda, mahkeme tarafından sanığın uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıp kullanmadığı açıkça belirtilmeden, bir yandan uyuşturucu madde kullandığına ilişkin savunmasına yollama yapıldığı, diğer yandan tedaviye hükmolunmadığı anlaşıldığından; öncelikle sanığın uyuşturucu veya uyarıcı madde kullandığının kabul edilip edilmediğinin gerekçesiyle birlikte gösterilmesi, sonucuna göre TCK´nın 191. maddesinde öngörülen seçenek uygulamalardan birine göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi yasaya aykırı olup, kanun yararına bozma talebi bu nedenle yerinde görüldüğünden; Kayseri Beşinci Sulh Ceza Mahkemesi´nin 21.01.2010 tarihli, 2009141 esas ve 201055 karar sayılı hükmünün 5271 sayılı CMK´nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince (BOZULMASINA); aynı maddenin 4. fıkrasının (b) bendi uyarınca yeniden yargılama yapılarak sonucuna göre gereken hükmün verilmesi için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderilmesine, 31.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

UYUŞTURUCU MADDE İHRAÇ ETMEK (NAKLETMEK)FİKRİ İÇTİMA.

YARGITAY 10. Ceza Dairesi 2010/44988 E.N , 2011/4284 K.N.

Özet

GÜMRÜK İŞLEMLERİNDEN SONRA, SUÇ KONUSU UYUŞTURUCU MADDE İLE HAVALİMANINDAN YURT DIŞINA ÇIKMAK İSTERKEN YAKALANAN SANIĞIN EYLEMİ İHRACA TEŞEBBÜS VE TAMAMLANMIŞ NAKLETME OLMAK ÜZERE İKİ AYRI SUÇU OLUŞTURUR. TCK´NIN 44. MADDESİ GEREĞİNCE, HER İKİ SUÇ NEDENİYLE YAPILACAK UYGULAMA İLE BELİRLENECEK SONUCUN KARŞILAŞTIRILARAK DAHA AĞIR SONUÇ DOĞURAN SUÇ ESAS ALINARAK HÜKÜM KURULMASI GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Uyuşturucu madde ihraç etme suçundan sanık S.Said hakkında (Bakırköy Onikinci Ağır Ceza Mahkemesi)´nce yapılan yargılama sonucu, 06.04.2010 tarihinde 200864 esas ve 2010138 karar sayı ile uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın bozma isteyen tebliğnamesi ile 19.10.2010 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:

Hükmün verildiği 06.04.2010 tarihli oturuma katılan Cumhuriyet Savcısının, 09.03.2010 tarihli oturumda esasa ilişkin görüşünü belirtmiş olması ve daha sonra yeniden görüş sorulmasını gerektiren bir işlem yapılmaması ne-deniyle tebliğnamedeki (1) numaralı bozma düşüncesi benimsenmemiştir.

1- Gümrük işlemlerinden sonra, suç konusu uyuşturucu madde ile havalimanından yurt dışına çıkmak isterken yakalanan sanığın eyleminin biri ihraca teşebbüs, diğeri tamamlanmış nakletme olmak üzere iki ayrı suçu oluşturduğu; TCK´nın 44. maddesi gereğince, tamamlanmış nakletme suçu için belirlenen sonuç ile ihraca teşebbüs suçundan yapılacak uygulama ile belirlenecek sonucun karşılaştırılması ve daha ağır sonuç doğuran suç esas alınarak hüküm kurulması gerekirken, belirtilen nitelikte somutlaştırma ve karşılaştırma yapılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Adli Emaneti´nin 2008413 sırasında kayıtlı 3944 gram eroin ile birlikte suç konusu eroinden alınan aynı emanet numarasında kayıtlı numuneler, Jandarma Genel Komutanlığına gönderilmek için alınan ve İstanbul Kriminal Polis Laboratuarında kalan numunelerin de müsaderesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, miktarı da 39.44 gram şeklinde eksik yazılmak suretiyle sadece emanetteki uyuşturucu maddenin müsaderesine karar verilmesi,

Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün (BOZULMASINA), CMUK´nın 326son maddesi uyarınca, sanığın ceza miktarı açısından kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 02.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ÖRGÜT MENSUBU SUÇLU HAKKINDA KOŞULLU SALIVERİLME VE İNFAZ- SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA KURULAN ÖRGÜTE ÜYE OLMA

YARGITAY 9. Ceza Dairesi 2011/12507 E.N , 2012/1273 K.N.

Özet

5237 SAYILI YASA´NIN 589. MADDESİNDE YER ALAN HUSUSLAR, ÖRGÜT MENSUBU OLMA SUÇUNDAN MAHKUMİYETİN KANUNİ SONUCU OLARAK UYGULANAN İNFAZA İLİŞKİN BİR DÜZENLEME OLUP KAZANILMIŞ HAKKA KONU EDİLEMEZ. 01.06.2005 TARİHİNDEN SONRA, SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA KURULMUŞ BİR ÖRGÜTÜN ÜYESİ OLMA SUÇUNU İŞLEYEN HÜKÜMLÜLER HAKKINDA, 5275 SAYILI YASA´NIN 1074. MADDESİNDE GÖSTERİLEN KOŞULLU SALIVERİLME SÜRESİ VE İNFAZ REJİMİ UYGULANMALIDIR.

4422 SAYILI YASA DÖNEMİNDE İŞLENEN SUÇA İLİŞKİN OLARAK LEHE OLAN İNFAZ KANUNUNUN BELİRLENMESİNDE; 3713 SAYILI KANUN´UN 5532 SAYILI KANUN İLE DEĞİŞTİRİLMEDEN ÖNCEKİ 171. MADDESİ HÜKÜMLERİ İLE SONRADAN YÜRÜRLÜĞE GİREN 5275 SAYILI KANUN´UN 1074. MADDESİ HÜKÜMLERİ ARASINDA LEHE KANUN DEĞERLENDİRMESİ YAPILDIĞINDA HER İKİ DURUMDA DA KOŞULLU SALIVERİLME İÇİN CEZAEVİNDE İYİ HALLİ OLARAK GEÇİRİLMESİ GEREKEN SÜRE HÜKMEDİLEN SÜRELİ HAPİS CEZASININ DÖRTTE ÜÇÜ OLMAKTADIR. BU DURUM İSE DEĞERLENDİRMEYE KONU EDİLEN HER İKİ KANUN HÜKMÜNÜN AYNI SONUCU VERDİĞİNİ GÖSTERMEKTEDİR.

İçtihat Metni

Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan hükümlü Nazım´ın 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair (Ankara Onbirinci Ağır Ceza Mahkemesi)´nin 22.10.2005 tarihli ve 2004145 esas 2005388 sayılı kararının infazı esnasında, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun´un 1074 ve 1081. maddelerine göre infaz edilecek cezadan 14 üzerinden indirim yapılmasına ilişkin (Ankara Onbirinci Ağır Ceza Mahkemesi)´nin 30.06.2010 tarihli ve 2010668 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun´un 1074. maddesinde yer alan "Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkumiyet halinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler." şeklindeki düzenleme örgüt üyesi olmak suçundan mahkum olmayı kapsamadığı halde, hükümlü hakkında cezasının 14´ünün indirilmesi suretiyle şartla tahliyenin uygulanmasına karar verilemeyeceği gözetilerek itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı´nın 08.06.2011 tarih ve 2011 751132699 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 28.06.2011 tarih ve 2011233630 sayılı tebliğnamesi ile Daireye ihbar ve dava evrakı tevdi kılınmakla;

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün üyesi olma suçundan verilen cezanın infazının ne şekilde yapılacağı hususu ile ilgili olarak;

1) 5237 sayılı TCK´nın yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden sonrasında işlenen suçlar bakımından:

5237 sayılı TCK´nın 589. maddesinin, örgüt mensubu suçlu hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına hükmedileceği hükmünü içerdiği, anılan hükmün örgüt mensubu olma kanuni sonucundan mahkumiyetin kanuni sonucu olarak uygulanan infaza ilişkin bir düzenleme olduğu ve kazanılmış hakka konu edilemeyeceği, aynı Kanun´un "Tanımlar" başlıklı 61-j maddesine göre örgüt mensubu suçlu deyiminden; bir suç örgütünü kuran, yöneten, örgüte katılan veya örgüt adına diğerleriyle birlikte veya tek başına suç işleyen kişinin anlaşılacağı, buna göre 5237 sayılı TCK´nın 220. maddesi kapsamındaki suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün üyesi olanlar hakkında 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun´un 1074. maddesinde gösterilen koşullu salıverilme süresi ve aynı maddede düzenlenen infaz rejiminin uygulanacağı,

2) Dava konusu olayda olduğu gibi 01.08.1999 ile 01.06.2005 tarihleri arasında yürürlükte bulunan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu döneminde işlenen suçlar bakımından:

5237 sayılı TCK´nın 72. maddesine göre suçun işlendiği zamanda yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun hükümlerinin farklı olması halinde hükümlünün lehine olan kanunun uygulanacağı ve infaz olunacağı, aynı maddenin 3. fıkrasına göre infaz rejimine ilişkin hükümlerin derhal uygulanacağı fakat koşullu salıverilmenin, infaz rejimine ilişkin hükümlerin derhal uygulanmasının istisnaları arasında sayıldığı dikkate alın-dığında; koşullu salıverme ile ilgili olarak da lehe infaz kanununun tespit edilmesi gerektiği; suç tarihinde yürürlükte bulunan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu´nun 13. maddesinde bu kanun kapsamına giren suçlardan mahkum olanlar hakkında Terörle Mücadele Kanunu´nun 17. maddesi hükümlerinin uygulanacağı atfının bulunduğu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu´nun 18.07.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki lehe olan 171. maddesine göre 647 sayılı Kanun´un 19. maddesinin bir ve ikinci fıkraları ile ek 2. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı ve koşullu salıverilme için hükümlülük süresinin dörtte üçünün iyi halli olarak çekilmesi gerektiği, bu durumda 3713 sayılı Kanun´un 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 171. maddesi hükümleri ile sonradan yürürlüğe giren ve yukarıdaki 1. bölümde uygulaması açıklanan 5275 sayılı Kanun´un 1074. maddesi hükümleri arasında yapılacak lehe kanun değerlendirmesinde, her iki durumda da koşullu salıverilme için cezaevinde iyi halli olarak geçirilmesi gereken sürenin hükmedilen süreli hapis cezasının dörtte üçü olacağı, bu durumda ise değerlendirmeye konu edilen her iki kanun hükmünün aynı sonucu vermesi ve 5275 sayılı Kanun´un 107. maddesinde öngörülen denetim süresinin infaz rejimine ilişkin olup TCK´nın 73. maddesine göre derhal uygulanması gerektiği sonucuna varıldığından;

Örgüt mensubu suçlunun cezasının infazına ilişkin olarak verilen Ankara Onbirinci Ağır Ceza Mahkemesi´nin 30.06.2010 tarihli ve 2010668 Değişik iş sayılı kararı ile anılan karara yönelik itirazın reddine dair Ankara Onikinci Ağır Ceza Mahkemesi´nin 26.01.2011 tarihli ve 201149 Değişik iş sayılı kararında bir isabetsizlik bulunmadığından ve kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran bu gerekçelerle yerinde görülmediğinden REDDİNE, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na TEVDİİNE, 02.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ÖRGÜT -SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİ OLMA

YARGITAY 9. Ceza Dairesi 2009/22491 E.N , 2012/1684 K.N.

Özet

BELLİ BİR ORGANİZASYON DAHİLİNDE VE GİZLİLİK ÇERÇEVESİ İÇİNDE HAREKET EDEREK ÖRGÜTE KATILMAK İSTEYEN KİŞİLERLE İRTİBATA GEÇİP, ONLARI KENDİ ARACIYLA UZUN SÜREN BİR YOLCULUK SONRASI DOĞRUDAN ÖRGÜT MENSUPLARINA TESLİM EDEN SANIĞIN EYLEMİ SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİ OLMA SUÇUNU OLUŞTURDUĞU GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

1- Sanık Halime hakkında kurulan hükme yönelik temyizin incelemesinde,

Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

2- Sanık Salih hakkında kurulan hükme yönelik temyize gelince;

Hükmedilen cezanın süresine göre şartları bulunmadığından, sanık Salih müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin 1412 sayılı CMUK´nın 318. maddesi gereğince REDDİNE,

Sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Terör örgütlerinin yurtiçi ve yurtdışındaki kamplarına örgüte katılmak üzere eleman göndermenin, bu örgütlere üye sağlamanın başlıca yollarından biri olduğu, terör örgütlerinin amaç suçun işlenmesi yolunda güven, disiplin ve sıkı irtibata önem veren iş bölümüne dayalı, hiyerarşik düzene sahip yapılar olarak istihbarat, gizlilik, güvenlik ve denetim konularında duyarlı oldukları, işleyiş ve yapılanma itibariyle bu özellikleri gösteren terör örgütlerinin, örgütün "hiyerarşik yapısına" dahil edilmek üzere gönderilen elemanları, irtibat halinde olmadıkları, güvenilir bulmadıkları, denetlemedikleri kaynaklardan kabul etmeyecekleri gibi, gizlilik ve güvenlik kuralları ile hiyerarşiye uymayan kişilerin bu tür faaliyetlerine de izin vermeyecekleri, terör örgütlerine yeni eleman temin etme, barındırma, gönderme veya ulaşımını sağlama gibi faaliyetlere ilişkin organizasyonun örgütsel yapı dışında değerlendirilemeyeceği gözönüne alındığında;

Somut olay bakımından, silahlı terör örgütüne yardım suçundan mahkum olan sanık Halime aracılığıyla, Gurbet ve Suzan´ın PKK terör örgütünün dağ kadrosuna katılmaya karar verdiklerini öğrenen sanık Salih´in, adı geçen kişilerin örgütün kırsaldaki kampına katılmalarını sağlamak üzere örgütçe yapılan organizasyon dahilinde bir kod adı kullanıp gizliliğini de sağlayarak gençlerle telefon aracılığıyla irtibat kurduğu, uzun süren telefonlaşmalar sonrasında, yapılan plan gereğince 05.11.2006 günü sabahı yine telefon ederek kendilerini alacağını ve hazırlanmaları gerektiğini söylediği, öğlen vakti Silopi ilçe merkezine gelince yeniden aradığı ve buluştuklarında tanışıp yanlarına kimliklerini de almalarını sağlayarak kendi aracıyla yola çıktıkları, yolda bir çevirme olması halinde Şırnak´a, orayı geçince de Uludere´ye gidildiği ve akraba olduklarını söylemeleri konusunda uyarıda bulunduğu, kendilerini karşılayacak örgüt mensupları ile cep telefonundan görüşmeler yaptığı, sınır bölgesindeki buluşma noktasına geldiklerinde kendilerini bekleyen örgüt mensubuna beraberindekileri teslim ederek geri döndüğü, Gurbet ile Suzan´ın örgüt mensubu ile birlikte kendilerini bekleyen araçla örgütün yurtdışındaki bir kampına götürüldükleri olayda; belli bir organizasyon dahilinde ve gizlilik çerçevesi içinde hareket ederek örgüte katılmak isteyen kişilerle irtibata geçip onları kendi aracıyla uzun süren bir yolculuk sonrası doğrudan örgüt mensuplarına teslim eden sanığın eyleminin silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu oluşturacağı; hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kanuna aykırı olup, hükmün bu sebepten dolayı (BOZULMASINA), 09.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

YARALAMA (HAYVAN TARAFINDAN)FİKRÎ İÇTİMA

YARGITAY 8. Ceza Dairesi 2011/12803 E.N , 2011/16532 K.N.

İçtihat Metni

Gereği görüşülüp düşünüldü:

1- Üst Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarına ilişkin yapılan incelemede;

Üst Cumhuriyet Savcısının 30 günlük temyiz süresi geçtikten sonra 04/02/2009 tarihinde temyiz talebinde bulunduğu anlaşılmakla, CMUK.nun 317. maddesi uyarınca temyiz talebinin oybirliğiyle (REDDİNE),

2- Sanığın temyiz itirazlarına ilişkin yapılan incelemede;

Dosya kapsamına göre, başkalarının sağlığı bakımından kontrol altına alınmasında ihmal gösterilen hayvanın şikayetçiyi ısırarak basit tıbbi müdahale gerektirecek biçimde yaralanmasına sebebiyet vermesi şeklinde gelişen olayda, hayvanın sahibi olan sanığın eyleminin taksirle yaralama ve hayvanı tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakma suçlarını oluşturduğu ve 5237 sayılı TCK.nun 44. maddesi uyarınca daha ağır cezayı gerektiren taksirle yaralama suçundan cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 19.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

SAHTE PLAKA-RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK.

YARGITAY 8. Ceza Dairesi 2011/11059 E.N , 2011/16541 K.N.

İçtihat Metni

Gereği görüşülüp düşünüldü:

I- Ceza Genel Kurulunun 16.11.2007 gün, 2007/3-167 esas, 2007/222 sayılı kararında belirtildiği üzere, Üst C.Savcısının mülhakat Asliye Ceza Mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süresi; 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun kıyasen uygulanan 310/3. maddesine göre tefhimden itibaren bir ay olup, Üst C.Savcısının 05/12/2006 günü verilen hükme yasal süre geçtikten sonra vaki 14/11/2006 tarihli temyiz isteminin CMUK.nun 317. maddesi gereğince oybirliğiyle (REDDİNE),

II- Sanık müdafiinin temyiz isteminin incelenmesinde;

1- Suça konu emanete kayıtlı plaka ile motorlu araç tescil ve motorlu araç trafik belgelerinin sahte olup olmadıkları hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılarak sahte olduğunun belirlenmesi halinde belgede sahtecilik suçundan belgenin aldatıcı nitelikte olup olmadığının tespiti mahkemeye ati olduğundan duruşmada incelenerek özelliklerinin duruşma tutanağına geçirilmesi, gerekçeli kararda aldatıcı olup olmadığının tartışılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Belgede sahtecilik suçunun oluşması için suça konu yazı veya mührün kağıt üzerinde olması zorunlu olmayıp metal üzerine yazı yazılması halinde de 5237 sayılı TCK.nun 204. maddesinde yazılı suçun oluşacağı ve anılan maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere araç plakaları da resmi belge olduğu cihetle, somut olayda sahte plaka ile tescil ve trafik belgelerinin değişik tarihlerde düzenlendiği belirlenemediğinden zincirleme suçun oluşması için değişik zamanlarda aynı suçun birden fazla işlenmesi zorunlu olup,

TCK.nun 43. maddesinin uygulanma koşulları bulunmadığı cihetle sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK.nun 204. maddesindeki sahtecilik suçunu oluşturduğu, belge sayısı, suçun işleniş biçimi, kastın yoğunluğu gözetilerek ceza tayini ile suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK. ve suçtan sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasanın olaya ilişkin tüm hükümleri uygulanarak sonucuna göre hangisinin sanık lehine olduğunun 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi uyarınca karşılaştırılmak suretiyle belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması,

3- Hükümden önce 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5275 sayılı "Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun"un 122. maddesiyle 647 sayılı Yasanın yürürlükten kaldırıldığı gözetilmeden, 4786 sayılı Yasa ile değişik 5/5. madde ve fıkrası uyarınca ödenmeyen para cezasının gecikme zammı ile tahsiline karar verilmesi,

Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK.nun 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 19.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

YASAKLI OLMASINA RAĞMEN SPOR MÜSABAKALARINDA BULUNMA- ANAYASA MAHKEMESİ´NİN İPTAL KARARI

YARGITAY  Ceza Dairesi 2011/10702 E.N , 2012/21 K.N.

Özet

SANIĞIN, YASAKLI OLMASINA RAĞMEN SPOR MÜSABAKALARINDA BULUNMA EYLEMİNİN UYGUN BULUNDUĞU 5149 SAYILI YASA´NIN 183. MADDESİ ANAYASA MAHKEMESİ´NİN 20.11.2007 TARİHLİ RESMİ GAZETE´DE YAYIMLANAN 05.01.2006 GÜNLÜ KARARI İLE İPTAL EDİLDİĞİNDEN, BU KONUYA İLİŞKİN YENİDEN DÜZENLEMENİN YAPILDIĞI 5728 SAYILI YASA´NIN YÜRÜRLÜĞE GİRDİĞİ 08.02.2008 TARİHİNE KADAR EYLEM YAPTIRIMSIZ KALDIĞINDAN SANIĞIN BERAATİNE KARAR VERİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Hükümden sonra, Anayasa Mahkemesi´nin 20.11.2007 gün ve 26706 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanan 05.01.2006 gün ve 200555-20064 sayılı kararı ile, suç ve karar tarihinde yürürlükte bulunan ancak 14.04.2011 gün ve 27905 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 6222 sayılı Yasa ile mülga olan 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun´un 18. maddesinin 3. fıkrasının Anayasa´ya aykırı olduğundan iptaline karar verildiği, anılan iptal kararının Resmi Gazete´de yayımı tarihinde yürürlüğe girdiği, böylece sanığın üzerine atılı 5149 sayılı Kanun´un 18. maddesinin 3. fıkrası kapsamında kalan yasaklı olmasına rağmen spor müsabakalarında bulunma eylemi, 23.01.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun´la yeniden düzenlenip yürürlüğe girdiği 08.02.2008 tarihine kadar müeyyidesiz kaldığı cihetle sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden mahkumiyet hükmünün (BOZULMASINA), 5237 sayılı TCK´nın 71. maddesi ve 5320 sayılı Yasa´nın 8. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 322. maddesi uyarınca suç oluşturmayan atılı fiilden sanığın BERAATİNE, 26.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

BANKA ZARARI - NİTELİKLİ ZİMMET - ZİMMET

YARGITAY 7. Ceza Dairesi 2008/13185 E.N , 2011/18429 K.N.

Özet

ZİMMET NEDENİYLE MEYDANA GELEN BANKA ZARARININ ÖDETTİRİLMESİNE KARAR VERİLMESİ İLE YETİNİLMESİ GEREKİRKEN HUKUK MAHKEMELERİNDE DAVA KONUSU OLABİLECEĞİ DE GÖZETİLMEDEN, ZARARIN TALEP TARİHİNDEN İTİBAREN HESAPLANACAK KANUNİ FAİZİ İLE BİRLİKTE ÖDETTİRİLMESİNE HÜKMOLUNMASI YASAYA AYKIRIDIR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

I- Katılan vekilinin yasal süresinden sonra vaki temyiz inceleme isteğinin, 5320 sayılı Yasa´nın 81. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 317. maddesi gereğince istem gibi REDDİNE,

II- Yapılan duruşmaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, gösterilen gerekçeye ve takdire göre sanık Nafiz müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA,

III- Sanık Hasan müdafiinin temyizine göre yapılan incelemede;

Nispi vekalet ücretinin eksik tayini aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Zimmet nedeniyle meydana gelen Banka zararının ödettirilmesine karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, hukuk mahkemelerinde dava konusu olabileceği de gözetilmeden, zararın talep tarihi olan 15.07.2004 tarihinden itibaren hesaplanacak kanuni faizi ile birlikte ödettirilmesine hükmolunması,

Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden ve bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa´nın 81. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 322. maddesi uyarınca, "talep tarihi olan 15.07.2004 tarihinden itibaren hesaplanacak kanuni faizi ile birlikte" ibarelerinin hükümden çıkarılması suretiyle hükmün (DÜZELTİLEREK ONANMASINA), 02.11.2011 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

CEZA YARGILAMASINDA KUŞKUN SANIK YARARLANIR (HIRSIZLIK)

YARGITAY 6. Ceza Dairesi 2007/15889 E.N , 2011/2142 K.N.

Özet

YAKINANIN ÇALINAN MOTOSİKLETİNİN YANINA GELDİĞİNDE KİLİDİNİN AÇILDIĞINI GÖRDÜĞÜ VE ANAHTARI ARADIĞINDA CEBİNDE VE MİSAFİRLİĞE GİTTİĞİ ARKADAŞININ EVİNDE BULAMADIĞINA DAİR ANLATIMI İLE SANIKLARIN SÖZ KONUSU MOTOSİKLETİN ANAHTARININ KİLİDİNİN ÜZERİNDE OLDUĞU YÖNÜNDEKİ SAVUNMALARINA GÖRE; "KUŞKUDAN SANIK YARARLANIR" İLKESİ GEREĞİNCE, SUÇA KONU MOTOSİKLETİN, ANAHTARI ÜZERİNDE İKEN ÇALINDIĞININ KABULÜ GEREKİR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Yakınanın çalınan motosikletinin yanına geldiğinde kilidinin açıldığını gördüğü ve anahtarı aradığında cebinde ve misafirliğe gittiği arkadaşının evinde bulamadığına dair anlatımı ile sanıkların söz konusu motosikletin anahtarının kilidinin üzerinde olduğu yönündeki savunmalarına göre; "kuşkudan sanık yararlanır" ilkesi gereğince, suça konu motosikletin, anahtarı üzerinde iken çalındığının kabulü gerektiğinden, sanıkların eyleminin TCK´nın 1411. maddesine uyduğu gözetilmeden, yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden, 1422-d maddesiyle uygulama yapılarak fazla ceza tayini,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar Kemal ve Adem savunmanının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle isteme aykırı olarak (BOZULMASINA), 03.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ZİMMET NOTERİN SORUMLULUĞU

YARGITAY 5.Ceza Dairesi 2007/126 E.N , 2011/25109 K.N.

Özet

GECİKMELERLE YATIRDIĞI HARÇ, DAMGA VERGİSİ, DEĞERLİ KAĞIT BEDELLERİ İLE HİÇ YATIRMAYARAK MAL EDİNDİĞİ KATMA DEĞER VERGİSİ TUTARLARININ; 1512 SAYILI YASA UYARINCA NOTER OLAN SANIĞA GÖREVİNDEN DOLAYI TEVDİ EDİLMİŞ OLMASI, MUHAFAZA VE DENETİM SORUMLULUĞUNUN BULUNMASI KARŞISINDA ATILI EYLEM ZİNCİRLEME BİÇİMDE ZİMMET SUÇUNU OLUŞTURUR.

İçtihat Metni

Zimmet suçundan sanık Mehmet´in bozma üzerine yapılan yargılanması sonunda; atılı suçtan beraetine dair, (Silifke Ağır Ceza Mahkemesi)´nden verilen 17.04.2006 gün ve 2005331 Esas, 200687 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay´ca incelenmesi C.Savcısı tarafından istenilmiş olduğundan, dava evrakı Yargıtay C.Başsavcılığı´ndan tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

1512 sayılı Noterlik Kanunu´nun 151. maddesine göre Türk Ceza Kanunu uygulamasında kamu görevlisi sayılan noterlerin bu Kanun´un 118. maddesi gereğince noterliklerde yapılan işlemler ve düzenlenen kağıtlar dolayısıyle özel kanunları uyarınca ödenmesi gereken ve makbuz karşılığı tahsil ettikleri vergi, resim ve harçlar ile değerli kağıt bedellerini aynı Kanun´un 119., daha sonra yürürlüğe giren 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu uyarınca tahsil ettikleri katma değer vergisini ise anılan Kanun´un 46. maddesinde gösterilen sürelerde ilgili vergi dairesine yatırmalarının gerektiği, olay tarihlerinde noter olan sanığın 2001 yılı Ağustos ayından 2002 yılı Eylül ayına kadar yaptığı işlemler sırasında bu verginin asıl mükellefi iş sahiplerinden peşin tahsil ettiği toplam 18.738.950.000 lira tutarındaki (18.738,95 TL) katma değer vergilerini yatırmayarak mal edindiğinin, yine 2001 yılı Eylül, Kasım ve Aralık ayları içerisinde mevzuat gereği 15´er günlük dönemler halinde ve her dönem sonunda 7 iş günü içerisinde Maliye´ye yatırmak zorunda olduğu toplam 11.149.841.479 lira (11.149,84 TL) harç, damga vergisi ve değerli kağıt bedellerini dönemler itibariyle yatırması gereken 25.09.2001, 09.10.2001, 26.11.2001, 11.12.2001 ve 10.01.2002 tarihleri yerine 23 ila 94 gün arasındaki gecikmelerle yatırmak suretiyle bu miktarları 17.10.2002 tarihli inceleme tutanağında belirtilen sürelerde uhdesinde tuttuğunun idari soruşturma raporu ve ekinde yer alan tespitler ve sanığın ikrarıyla sabit olduğu, 2001 yılı Eylül, Kasım ve Aralık ayları içerisinde yatırmadığı harç, damga vergisi ve değerli kağıt bedellerinin, 1512 sayılı Noterlik Kanunu´nun 118, 119 ve 120. maddeleri uyarınca S… İkinci Noteri olan sanığa görevinden dolayı tevdii edilmiş olması, bu değerler üzerinde muhafaza ve denetim sorumluluğunun bulunması ve açıklanan düzenlemeler karşısında ilgililerinden nakden alıp, beyan ve ödeme için öngörülen zaman aralıklarında muhafaza ederek, doğru ve eksiksiz biçimde Hazine´ye intikalini teminle görevli olan sanığın eyleminin zincirleme biçimde basit zimmet suçunu oluşturacağı, noterlik görevinin niteliği ve suça konu paranın bu görevden dolayı tevdi edilmiş olması nedenleriyle katma değer vergisini ödemeyen diğer serbest meslek erbaplarıyla eş tutulamayacağı ve ödemeden kaçınmanın gecikme zammına neden olmasının da bu durumu değiştirmeyeceği, ilk hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesinin de sanık açısından yalnızca ceza miktarı itibariyle kazanılmış hakka konu olacağı gözetilmeden, oluşa uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı biçimde beraet kararı verilmesi

Kanuna aykırı ve C.Savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun´un 81. maddesi de gözetilerek CMUK´nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 08.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ZİMMET NİTELİKLİ- KOOPARATİF MEMURU-MÜSADERE - RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK

YARGITAY 5. Ceza Dairesi 2007/9276 E.N , 2011/24622 K.N.

Özet

KOOPERATİF MEMURLARI, KOOPERATİFİN PARA VE MALLARI İLE EVRAK VE BELGELERİ ÜZERİNDE İŞLEDİKLERİ SUÇLAR NEDENİYLE KAMU GÖREVLİLERİ GİBİ CEZALANDIRILIRLAR. KOOPERATİFİN YÖNETİM KURULU BAŞKANI OLAN SANIĞIN, KOOPERATİF ANA SÖZLEŞMESİNİN 46. MADDESİ UYARINCA KOOPERATİFE AİT EVRAKIN MUTEBER OLMASI İÇİN GEREKLİ OLAN TEMSİLE YETKİLİ İKİ KİŞİNİN İMZASINDAN BİRİNİ SUÇ TARİHİNDE YÖNETİMDE YER ALMAYAN ŞAHSIN İMZASINI ATMAK SURETİYLE KOOPERATİFE AİT ÇEKLERİ SAHTE OLARAK DÜZENLEMEK ŞEKLİNDEKİ EYLEMİ, SUÇ TARİHLERİNDE YÜRÜRLÜKTE BULUNAN 765 SAYILI TCK´NIN 339 VE 80. MADDELERİNDEKİ RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK, SUÇ TARİHİNDEN SONRA YÜRÜRLÜĞE GİREN 5237 SAYILI TCK´NIN 2042 VE 43. MADDELERİ UYARINCA DA KAMU GÖREVLİSİNİN RESMİ BELGEDE SAHTECİLİĞİ SUÇUNU OLUŞTURUR.

MAĞDURUN BELLİ OLDUĞU VE MADDİ MENFAATİN SUÇUN MAĞDURUNA İADE EDİLEBİLECEĞİ DURUMLARDA, 5237 SAYILI TCK´NIN 552. MADDESİ UYARINCA ZİMMETİN MADDİ KONUSUNU OLUŞTURAN DEĞERLERİN KARŞILIĞININ MÜSADERESİNE KARAR VERİLEMEYECEĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Nitelikli zimmet ve resmi evrakta sahtecilik suçlarından sanık Rafet´in yapılan yargılanması sonunda; zimmet suçundan lehe kabul edilen 5237 sayılı, atılı diğer suçtan 765 sayılı Yasa hükümleri uyarınca mahkumiyetine dair, (Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi)´nden verilen 29.11.2005 gün ve 2005208 Esas, 2005272 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtay´ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay C.Başsavcılığı´ndan tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

Teselsül eden son suç tarihinin 31.08.1997 olarak mahallinde karar başlığına ilavesi olanaklı kabul edilmiş, mahkemenin gerekçesine ve mevcut uygulamaya göre hükmün 2. bendinde basit kullanma zimmeti suçunu işlediği şeklindeki ibarenin yazım hatası olduğu değerlendirilmiş, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu´nun 62son maddesi gereğince, kooperatif memurlarının, kooperatifin para ve malları ile evrak ve belgeleri üzerinde işledikleri suçlar nedeniyle kamu görevlileri gibi cezalandırılacaklarının hükme bağlanmış olması karşısında, kooperatifin yönetim kurulu başkanı olan sanığın kooperatif ana sözleşmesinin 46. maddesi uyarınca kooperatife ait evrakın muteber olması için gerekli olan temsile yetkili iki kişinin imzasından birini suç tarihinde yönetimde yer almayan Nahide´nin imzasını atmak suretiyle kooperatife ait çekleri sahte olarak düzenlemek şeklindeki eyleminin suç tarihlerinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK´nın 339 ve 80. maddelerindeki resmi belgede sahtecilik, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK´nın 2042 ve 43. maddeleri uyarınca da kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde lehe kabul edilen 765 sayılı TCK´nın 3421, 80 ve 59. maddeleri ile hüküm kurulması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma sebebi sayılmamış, Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 04.03.2008 tarih ve 6-4743 sayılı kararında da açıklandığı üzere uygulama yeri olmayan 765 sayılı TCK´nın 3421, 80 ve 59. maddelerinin yerel mahkemece uygulanmış olması sebebiyle ceza 1 yıl 11 ay 10 gün hapse kadar düşmüş ve 5271 sayılı Yasa´nın 231. maddesinde düzenlenmiş bulunan "hükmün açıklanmasının geri bırakılması" müessesesinin uygulanabilirlik sınırları içerisine girmiş ise de; sanığın sabit kabul edilen eyleminin asıl cezası 1 yıl 11 ay 10 gün olmayıp, lehe olan 765 sayılı TCK´nın 339, 80 ve 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay olacağından; hükmolunması gereken ceza miktarı itibarıyla, CMK´nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına olanak bulunmadığı anlaşılmış, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 16.12.2008 gün ve 2008146-235 sayılı kararına göre mağdurun belli olması ve maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilebileceği durumlarda, 5237 sayılı TCK´nın 552. maddesi uyarınca zimmetin maddi konusunu oluşturan değerlerin karşılığının müsaderesine karar verilemeyeceğinin gözetilmemesi,

Sanık hakkında 5237 sayılı Yasa´nın 531. maddesi uyarınca uygulama yapılırken aynı maddenin 3. fıkrası gözetilmeksizin 531-c madde ve bendinde sayılan kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkı, vesayet veya kayyımlığa ait hakların koşullu salıverilmeye kadar kısıtlanması yerine infaz süresince yoksun bırakılma kararı verilmesi,

5237 sayılı Yasa´nın 535. maddesi uyarınca uygulama yapılırken suçun 5237 sayılı Yasa´nın 531-d maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlendiği gözetilmeksizin anılan Yasa´nın 531-a maddesindeki hak ve yetkileri kullanmaktan yoksun bırakılmasına hükmedilmesi,

Zimmet suçundan lehe kabul edilerek 5237 sayılı Yasa´ya göre hüküm kurulmuş olması karşısında 5275 sayılı Yasa´nın 99. maddesinde, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümlerin bulunması halinde, koşullu salıverme hükümlerinin uygulanabilmesi açısından mahkemeden bir toplama kararı isteneceği hükmüne yer verilmiş ise de, bu hükmün uygulanabilmesi için, hükmolunan cezaların kesinleşmesi ve infaz edilebilme koşullarını kazanmaları gerektiği, kesinleşmeyen hükümlerdeki cezaların yeni ceza sisteminde toplanmasına yasal olanak bulunmadığı gözetilmeksizin, uygulama maddesi de gösterilmeksizin cezaların içtimaına karar verilmesi,

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 5320 sayılı Kanun´un 81. maddesi gözetilerek CMUK´nın 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), ancak bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, aynı Yasa´nın 322. maddesi uyarınca, hükümde yer alan cezaların içtimaına, 5237 sayılı Yasa´nın 535. maddesinin uygulanması ile kazanç müsaderesine ve nispi harca ilişkin kısımların çıkarılması ve mahkemenin takdiri de gözetilerek hüküm fıkrasına "sanığın 531-c madde ve bendinde sayılan kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkı, vesayet veya kayyımlığa ait hakların koşullu salıverilmeye kadar kısıtlanmasına ve suçun 5237 sayılı Yasa´nın 531-d maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi nedeniyle anılan Yasa´nın 535. maddesi uyarınca takdiren 5 yıl süreyle cezanın infazından sonra işlemek üzere 531-d maddesinde sayılan kooperatif yöneticisi olmak hak ve yetkisinin kullanılmasından yasaklanmasına" ibarelerinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükümlerin (DÜZELTİLEREK ONANMASINA), 29.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

HAGB- ANAYASAL BİR HAK OLAN HER ŞİKAYET HAKKI İFTİRA DEĞİLDİR

YARGITAY 4. Ceza Dairesi 2010/21412 E.N , 2011/12045 K.N.

Özet

İFTİRA SUÇUNUN OLUŞABİLMESİ İÇİN; YETKİLİ MAKAMLARA İHBAR VEYA ŞİKAYETTE BULUNARAK İŞLEMEDİĞİNİ BİLDİĞİ HALDE, HAKKINDA SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA BAŞLATILMASINI YA DA İDARİ BİR YAPTIRIM UYGULANMASINI SAĞLAMAK İÇİN BİR KİMSEYE HUKUKA AYKIRI BİR FİİL İSNAT EDİLMESİ GEREKİR. KAYMAKAMLIK MAKAMINA VERDİKLERİ ŞİKAYET DİLEKÇESİNDE, "MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ TARAFINDAN YAPILAN ÖĞRENCİ TAŞIMA İHALESİNE SİYASİ NEDENLERLE FESAT KARIŞTIRILDIĞININ KÖYDE DEDİKODU OLARAK SÖYLENDİĞİNİ..." İFADE EDEN SANIKLARIN, ŞİKAYETLERİNE KONU İDDİALARININ İSPAT EDİLEMEMİŞ OLMASI TEK BAŞINA SUÇUN OLUŞUMU İÇİN YETERLİ SAYILAMAZ. ANAYASAL BİR HAK OLAN ŞİKAYET HAKKINI KULLANAN SANIKLARIN NE ŞEKİLDE İFTİRA KASTI İLE HAREKET ETTİĞİ AÇIKLANMADAN HÜKÜMLÜLÜK KARARI VERİLMESİ YASAYA AYKIRIDIR.

İNCELENEN DOSYADA; İFTİRA SUÇUNUN MAĞDURU OLAN KATILANLARIN, MADDİ NİTELİKTE BİR ZARARIN SÖZ KONUSU OLMAMASI NEDENİYLE BU KOŞULUN YERİNE GETİRİLİP GETİRİLMEDİĞİNİN ARAŞTIRILIP İRDELENMESİNE GEREK BULUNMAMAKTADIR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Sanıklara ait nüfus ve adli sicil kayıtları getirilip okunmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulmak suretiyle CYY´nin 2091. maddesine uyulmaması,

2- İftira suçunun oluşabilmesi için; yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesi gerekir. Yargılamaya konu somut olayda; sanıkların Kaymakamlık makamına verdikleri şikayet dilekçesinde, "Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından yapılan öğrenci taşıma ihalesine siyasi nedenlerle fesat karıştırıldığının köyde dedikodu olarak söylendiğini..." ifade etmelerinin sanıkların şikayetine konu iddialarının ispat edilememiş olmasının tek başına suçun oluşumu için yeterli sayılamayacağı, Anayasal bir hak olan şikayet hakkını kullanan sanıkların ne şekilde iftira kastı ile hareket ettiği açıklanmadan hükümlülük kararı verilmesi,

3- Kabule göre;

5271 sayılı CYY´nin 5728 sayılı Yasa ile değişik 2315. maddesi uyarınca mahkemece hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,

b) Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekmektedir.

Anılan maddenin 6c fıkrasında belirtilen zarar kavramı, ölçülebilir, belirlenebilir (somut) maddi zarara ilişkin olup, manevi nitelikte zararı kapsamamaktadır.

İncelenen dosyada, sanıklara yükletilen iftira suçunun mağduru olan katılanların, maddi nitelikte bir zararının söz konusu olmaması nedeniyle bu koşulun yerine getirilip getirilmediğinin araştırılıp irdelenmesine gerek bulunmamaktadır. Yapılan açıklamalar karşısında, sanıkların hukuksal durumunun, aynı fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki koşullar yönünden yeniden tartışılması zorunluluğu,

Bozmayı gerektirmiş ve sanıklar Zinnur, Mehmet ve Nurullah´ın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden (HÜKÜMLERİN BOZULMASINA), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esashüküm mahkemesine gönderilmesine, 05.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

TEHDİDİN KAVGA ANINDA OLAYA TEPKİ OLARAK İŞLENMESİ

YARGITAY 4. Ceza Dairesi 2009/9501 E.N , 2011/12093 K.N

İçtihat Metni

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Tehdit fiili, kişinin ruh dinginliğini bozan, iç huzurunu, bilinç ve irade özgürlüğünü ihlal eden bir olgudur. Fiilin mağdur üzerinde ciddi bir korku yaratabilmesi açısından sonuç almaya objektif olarak elverişli, yeterli ve uygun olması gerekir. Ayrıca tehdidin somut olayda muhatap üzerinde etkili olması şart değildir. Bu nedenle mağdurun korkup korkmadığının araştırılması gerekmez.

Tehdit suçunun manevi öğesi genel kasttan ibaret olup suçun yasal tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek işlenmesini ifade eder. Olayda tasarlamanın varlığı aranmadığı gibi, saikin de önemi yoktur.

Kavga ve tartışma sırasında haksız bir fiilin kendisinde husule getirdiği şiddetli öfke ve elemin (gazabın) failin iradesini etkileyen bir etken olarak kusur yeteneğinde meydana getirdiği azalma nedeniyle koşulları varsa ancak yasal indirim nedeni olarak kabul edilebilmesi olanaklı ise de, önceden ilke boyutunda kastı kaldıran ve suçun oluşumunu engelleyen bir husus olarak kabulü mümkün değildir.

Bu açıklamalar doğrultusunda, mağdure B… A…´nun dinlenip tüm kanıtlar birlikte dğerlendirilerek, sonucuna göre tehdit sözlerinin söylendiğinin kabul edilmesi durumunda, tehdidin objektif olarak korku yaratacak nitelikte olmasının yeterli sayılması nedeniyle tehdit suçunun oluşacağı gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı biçimde karar verilmesi,

Yasaya aykırı ve O yer C. Savcısının temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 05.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

KASTEN YARALAMA - KISA SÜRELİ HAPİS CEZASINA SEÇENEK YAPTIRIM

YARGITAY 3. Ceza Dairesi 2011/36560 E.N , 2011/23317 K.N.

Özet

HÜKMOLUNAN KISA SÜRELİ HAPİS CEZASININ 5237 SAYILI YASA´NIN 501-F MADDESİNDEKİ SEÇENEK YAPTIRIMLARDAN BİRİNE ÇEVRİLEBİLMESİ İÇİN SANIĞIN GÖNÜLLÜ OLUP OLMADIĞI ARAŞTIRILIP, RIZASININ ALINMASI GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Kasten yaralama suçundan sanık Tuncay´ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 862, 291, 62. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezasının aynı Kanun´un 501-f maddesi gereğince 2 ay 15 gün süre ile genel ve yardımcı hizmetler iş kolunda kamuya yararlı bir işte çalıştırılma yaptırımına çevrilmesine dair, (Akhisar Birinci Sulh Ceza Mahkemesi)´nin 29.09.2009 tarihli ve 200929 Esas-2009487 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı´nın 09.04.2011 tarih ve 20113992-18444 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 24.05.2011 tarih ve 2011169489 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre, 5237 sayılı Kanun´un 501-f maddesinde; mahkum olunan kısa süreli hapis cezasının, ceza süresinin yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak şartıyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılma seçenek yaptırımına çevrilebileceğinin hüküm altına alındığı gözetilmeksizin sanığın gönüllü olup olmadığı araştırılıp, rızası alınmadan yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK´nın 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Adalet Bakanlığı´nın kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden Akhisar Birinci Sulh Ceza Mahkemesi´nin 29.09.2009 tarih ve 200929 Esas, 2009487 sayılı kararının 5271 sayılı CMK´nın 3093. maddesi gereğince kanun yararına (BOZULMASINA), müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na TEVDİİNE, 14.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ORMAN ALANINDAN İŞGAL VE FAYDALANMA, ZORALIM

YARGITAY 3. Ceza Dairesi 2010/4432 E.N , 2011/7689 K.N.

Özet

1964 VE 1986 TARİHİNDE KESİNLEŞEN TAHDİT ÇALIŞMALARI SONRASINDA ORMAN SINIRLARI İÇİNDE KALDIĞI BELİRLENEN DAVA KONUSU YERLE İLGİLİ OLARAK, SONRADAN 2002 YILINDA TESİS EDİLEN TAPU HUKUKEN GEÇERSİZDİR. EMLAK VERGİLERİ ÖDENİP BELEDİYE TARAFINDAN DA TAMİRAT İZNİ VERİLMESİ SANIKTA SUÇ KASTININ BULUNMADIĞINI GÖSTERİR. ANCAK; SUÇ SAHASI ÜZERİNE YAPILAN TESİS NİTELİKLİ BİNANIN MÜSADERE EDİLMESİ GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak; gereği görüşülüp düşünüldü:

Mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi raporları ile 1964 yılında yapılıp kesinleşen tahdit sınırları içinde kalan, 1977 yılında 1744 sayılı Kanun uyarınca yapılan 2. madde uygulamaları sonucunda 1986´da kesinleşen 8 nolu ko-misyon çalışması sonrasında da orman olan kısımda bulunduğu belirlenen suç yerinde sanığın inşaat yapmasında, yerin aynı zamanda yenileme çalışması sırasında 2002 yılında O… Belediyesi tüzel kişiliğine tescil edilen 5624 ada 2 nolu kadastro parselinde de kaldığının anlaşılması ve mahkemenin de kabulü gibi emlak vergileri ödenip belediye tarafından da tamirat izni verilmesi karşısında suç kastının bulunmadığının kabulü ile beraat hükmü kurulmasında yasaya aykırı bir yön görülmediğinden tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

Ancak;

Yukarıda açıklandığı üzere 1964 ve 1986 tarihinde kesinleşen tahdit çalışmaları sonrası yerin kesinleşen orman sınırları içinde kaldığının belirlenmesi nedeniyle sonradan 2002 yılında tesis edilen tapunun hukuken geçersiz olacağı gözetilerek orman olduğu kesinlik kazanan suç sahası üzerine yapılan tesis nitelikli binanın 6831 sayılı Kanun´un 5728 sayılı Kanun ile değişik 933. maddesi uyarınca 5237 sayılı TCK´nın 54. maddesi uyarınca müsaderesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, katılan vekili ve o yer C.Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi (BOZULMASINA), 02.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

KONUT DOKUNULMAZLIĞINI BOZMAK, KONUT SAHİBİNİN RIZASI

YARGITAY 2. Ceza Dairesi 2010/16470 E.N , 2011/39182 K.N.

Özet

OLAY GÜNÜ SAAT 21.30 SIRALARINDA KOMŞUSU VE EV SAHİBİ OLAN ŞAHSIN EVİNE GELDİĞİ, KAPIYI ÇALMASI ÜZERİNE, EV SAHİBİNİN EŞİNİN KAPIYI AÇTIĞI, EVDE DİĞER KATILANIN DA OLDUĞUNU ÖĞRENEN SANIĞIN KATILANI KAPIYA ÇAĞIRDIĞI VE KAPIYA GELEN KATILANA SALDIRARAK DARP ETMEYE BAŞLADIĞI, İÇERİ KAÇAN KATILANIN PEŞİNDEN EVE GİRİP DARP ETMEYE DEVAM ETTİĞİ OLAYDA; EV SAHİBİNİN SANIĞI İÇERİYE DAVET ETTİĞİ VE ŞİKAYETÇİ OLMADIĞI DA NAZARA ALINDIĞINDA RIZASI HİLAFINA KONUTA GİRME UNSURUNUN NE ŞEKİLDE GERÇEKLEŞTİĞİ AÇIKLANMALIDIR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken sanığın kişilik özellikleri de dikkate alınarak bir daha suç işlemeyeceği hususunda mahkemeye olumlu kanaat gelmediğinin tartışılması karşısında tebliğnamedeki (1) nolu bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

Dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;

Oluşa ve dosya içeriğine göre, sanığın olay günü saat 21.30 sıralarında komşusu ve ev sahibi olan Ahmet´in evine geldiği, kapıyı çalması üzerine, Ahmet´in eşinin kapıyı açtığı, evde diğer katılan Şerafettin´in de olduğunu öğrenen sanığın Şerafettin´i kapıya çağırdığı ve kapıya gelen Şerafettin´e saldırarak darp etmeye başladığı, içeri kaçan Şerafettin´in peşinden eve girip darp etmeye devam etmesi şeklinde gerçekleşen olayda, ev sahibi Ahmet´in sanığı içeriye davet ettiği ve şikayetçi olmadığı

da nazara alındığında rızası hilafına konuta girme unsurunun ne şekilde gerçekleştiği açıklanıp karar yerinde tartışılmadan sanığın konut dokunulmazlığını bozma suçundan mahkumiyetine karar verilmesi,

2- Sanığa atılı ve 765 sayılı TCK´nın 4561. maddesinde düzenlenen kasten yaralama suçunun ilk hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 19.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Yasa ile uzlaşma kapsamına alındığı ve mağdurun şikayetçi olmadığı da gözetilmeden bu tarihten önce yapılan uzlaşma işlemi ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı istem gibi (BOZULMASINA), 21.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi


 

ELEKTRİK HIRSIZLIĞI - ÇALINTI EŞYANIN EKONOMİK DEĞERİ,

YARGITAY 2. Ceza Dairesi 2010/15826 E.N , 2011/37821 K.N.

Özet

ABONESİZ VE SAYAÇSIZ ELEKTRİK KULLANDIĞI TESPİT EDİLEN SANIĞIN KAÇAK ELEKTRİK KULLANDIĞI SÜRENİN; DOĞRU BULGU VE BELGELERE DAYANDIRILMASI KAYDIYLA ELEKTRİK KULLANILMAYA BAŞLANDIĞI TARİH İLE KAÇAK ELEKTRİK TESPİTİNİN YAPILDIĞI TARİH ARASINDAKİ SÜRE OLDUĞU, DOĞRU BULGU VE BELGELER BULUNMAMASI HALİNDE BU SÜRENİN 90 GÜN OLARAK ALINMASI GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İŞYERİNİ 2004 YILI EYLÜL AYINDA KİRALADIĞINA İLİŞKİN SANIK BEYANI GÖZETİLEREK, SUÇA KONU İŞYERİNİ NE ZAMAN KİRALADIĞI VE HANGİ TARİHTEN İTİBAREN ELEKTRİK KULLANMAYA BAŞLADIĞI ARAŞTIRILIP TESPİT EDİLMESİ HALİNDE, BU TARİH İLE TESPİT TARİHİ ARASINDAKİ SÜREDE; TESPİT EDİLEMEMESİ HALİNDE İSE 90 GÜNLÜK SÜREDE KURULU GÜCE GÖRE, KAÇAK KULLANILAN ELEKTRİĞİN SUÇ TARİHİNDEKİ NORMAL TARİFEYE GÖRE, CEZASIZ VE VERGİSİZ DEĞERİ UZMAN BİLİRKİŞİYE HESAPLATTIRILMALI, 765 SAYILI TCK´NIN 5221. MADDESİNİN UYGULANMASINDA TESPİT EDİLEN BU DEĞER ESAS ALINMALIDIR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Dosya içeriğine göre, sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;

Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği´nin 15. maddesi uyarınca alınan 21.03.2003 tarih ve 122 sayılı Enerji Piyasası Kurulu Kararı ekinde belirtilen Kaçak ve Usulsüz Elektrik Enerjisi Kullanımı ile Güvence Bedellerinin Hesaplanması ve Güncelleştirilmesine İlişkin Esaslar hakkındaki kararın Kaçak ve Usulsüz Elektrik Enerjisi Kullanımına İlişkin Ortak Hükümler başlıklı 1. maddesinin b (2) bendine göre, abonesiz ve sayaçsız elektrik kullandığı tespit edilen sanığın kaçak elektrik kullandığı sürenin; doğru bulgu ve belgelere dayandırılması kaydıyla elektrik kullanılmaya başlandığı tarih ile kaçak elektrik tespitinin yapıldığı tarih arasındaki süre olduğu, doğru bulgu ve belgeler bulunmaması halinde bu sürenin 90 gün olarak alınması gerektiği ve sanığın soruşturma aşamasındaki savunmasında, suça konu işyerini 2004 yılı Eylül ayında kiraladığını beyan ettiği gözetilerek, sanığın suça konu işyerini ne zaman kiraladığı ve hangi tarihten itibaren elektrik kullanmaya başladığı araştırılıp tespit edilmesi halinde, bu tarih ile tespit tarihi arasındaki sürede; tespit edilememesi halinde ise 90 günlük sürede kurulu güce göre, kaçak kullanılan elektriğin suç tarihindeki normal tarifeye göre, cezasız ve vergisiz değeri uzman bilirkişiye hesaplattırılıp 765 sayılı TCK´nın 5221. maddesinin uygulanmasında tespit edilen bu değerin esas alınması gerektiği gözetilmeden bilirkişi tarafından 922 gün üzerinden hesaplanan kaçak elektrik bedeli esas alınıp pek fahiş kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi (BOZULMASINA), 31.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

KASTEN ADAM ÖLDÜRME HAKSIZ TAHRİK UYGULAMASI.

YARGITAY 1. Ceza Dairesi 2010/3234 E.N , 2012/1724 K.N.

Özet

SANIĞIN, RESMİ EŞİ VE ÇOCUKLARIYLA BİRLİKTE YAŞADIĞI EVİNE EVLİLİK DIŞI İLİŞKİ YAŞADIĞI BAYANI GETİREREK AHLAK DIŞI DAVRANIŞLA BİRLİKTE YAŞAMASI, AYRICA METRESİNİN KIZ KARDEŞİYLE HERKESÇE BİLİNECEK ŞEKİLDE İLİŞKİ KURDUĞUNUN DUYULUP İFADE EDİLMESİ, EŞİ MAKTULEYE KARŞI ŞİDDET KULLANARAK ONU BOŞANMAYA ZORLAMASI VE DOLAYISIYLA KENDİSİNİN HAKSIZ ZEMİNDE BULUNMASI KARŞISINDA; HER NE KADAR EŞİNİN KENDİSİNE SADAKAT GÖSTERME-DİĞİNİ SÖYLEMİŞ İSE DE, BU NEDENLE ONU ÖLDÜRMESİ EYLEMİNDE HAKSIZ TAHRİK HÜKÜMLERİNDEN YARARLANMASI HAKKANİYET VE NİSFETLE BAĞDAŞMAMAKTADIR.

İçtihat Metni

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedeni dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin bir nedene dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle;

A- 6136 sayılı Yasa´ya aykırılık suçundan kurulan hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi (ONANMASINA),

B- Eşini öldürme suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Oluşa, dosya içeriğine, tanıklar Fatma G., Fatma S., Hanefi, Sabite´nin anlatımlarına göre; 1997 yılında evlenen sanık İsmail ile maktule Hava´nın bu evliliklerinden dört çocukları dünyaya geldiği, olaydan yaklaşık 3-4 ay önce tanık Yonca ile metres hayatı yaşamaya başlayan ve metresinin kız kardeşi ile de herkesçe bilinecek şekilde ilişki kurduğu duyulup ifade edilen sanığın, bir süre sonra Yonca´yı eşi ve çocuklarıyla birlikte kaldığı eve getirerek bu yaşantısını sürdürdüğü, ekonomik bağımsızlığı bulunmayan maktulenin maruz kaldığı aile içi şiddet ve baskı nedeniyle kumaya rıza gösterdiği, sanığın metresi Yonca ve kardeşi Songül´ün maktulenin nikahını vermesi yönünde onu baskı altına almak ve bu şekilde boşanmayı sağlamak amacıyla onun erkek bir şahısla konuştuğu yönünde dedikodu çıkardıkları, maktulenin ise iddia olunan ilişkiyi inkar ettiği, maktulenin üzerine kayıtlı bulunan ancak maktule tarafından kullanıldığı kesin olmayan cep telefonu hattının sanığın komşusu tanık Abdurrahman´ın kullandığı telefon hattından olaydan önceki tarihlerde birçok kez aranıldığı anlaşılmış ise de, bu görüşmeleri kesin olarak maktulenin yaptığı bilinmediği gibi karşı aramaların da bulunmadığı, sanığın annesi tanık Fatma´nın dahi gelininin temiz ve namuslu bir kadın olduğunu söylediği, sanığın olay gecesi eşi maktulenin kafasına bitişiğe yakın mesafeden tabancayla bir el ateş ederek onu öldürdüğü, sanık savunmasında eşi maktulenin başka biriyle iki kez ilişkiye girdiğini söylemesi üzerine sinirlenerek eylemi gerçekleştirdiğini belirttiği olayda;

Sanığın, resmi eşi ve çocuklarıyla birlikte yaşadığı evine evlilik dışı ilişki yaşadığı bayanı getirerek ahlak dışı davranışla metres hayatı yaşaması, ayrıca metresinin kız kardeşiyle herkesçe bilinebilecek şekilde ilişki kurduğunun duyulup ifade edilmesi, eşi maktuleye karşı şiddet kullanarak onu boşanmaya zorlaması ve dolayısıyla kendisinin haksız zeminde bulunması karşısında; her ne kadar eşinin kendisine sadakat göstermediğini söylemişse de, bu nedenle onu öldürmesi eyleminde haksız tahrik hükümlerinden yararlanmasının hakkaniyet ve nisfetle bağdaşmayacağı dikkate alındığında, daha az ceza almaya yönelik soyut savunmaya itibar edilerek haksız tahrik hükmü uygulanmak suretiyle yazılı şekilde eksik ceza tayini,

Bozmayı gerektirmiş olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, re´sen de temyize tabi bulunan hükmün tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak (BOZULMASINA), 13.03.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

KASTEN YARALAMA, TEMEL CEZANIN BELİRLENMESİ

YARGITAY 1. Ceza Dairesi 2008/8219 E.N , 2012/623 K.N.

Özet

MAĞDURUN; ORGANLARINDAN BİRİNİN İŞLEVİNİ SÜREKLİ ZAYIFLATACAK, HAYATİ TEHLİKE GEÇİRECEK VE HAYAT FONKSİYONLARINI AĞIR (4) DERECEDE ETKİLEYECEK NİTELİKTE YARALANDIĞI VE TCK´NIN 861. MADDESİ İLE YAPILAN UYGULAMA SIRASINDA, TEMEL CEZANIN 1 YIL HAPİS CEZASI OLARAK BELİRLENDİĞİ OLAYDA, EN AĞIR CEZAYI GEREKTİREN ORGAN İŞLEVİNİN SÜREKLİ ZAYIFLAMASI, MAĞDURUN YAŞAMSAL TEHLİKE GEÇİRMESİ NEDENİYLE SUÇTA BİRDEN FAZLA NİTELİKLİ HALİN VARLIĞI NEDENİYLE TEMEL CEZA ÜST SINIRA YAKLAŞILARAK BELİRLENMELİ VE 5237 SAYILI TCK´NIN 861, 863-E, 871-A,D, 29 VE 62. MADDELERİ UYARINCA UYGULAMA YAPILMALIDIR.

İçtihat Metni

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık Adnan´ın mağdurlar Oktay ve Serkan´ı kasten yaralama, 6136 sayılı Yasa´ya aykırılık suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, takdire ve yaralama suçları yönünden tahrike ilişen cezayı azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçeler ile değerlendirilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin yasal savunma koşullarının varlığına yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

a) Sanık Adnan´ın mağdur Oktay´ı kasten yaralama suçundan kurulan hüküm yönünden,

Mağdurun, organlarından birinin işlevini sürekli zayıflatacak, hayati tehlike geçirecek ve hayat fonksiyonlarını ağır (4) derecede etkileyecek nitelikte yaralandığı, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası içeren TCK´nın 861 maddesi ile yapılan uygulama sırasında, temel cezanın 1 yıl hapis cezası olarak belirlendiği olayda, en ağır cezayı gerektiren organ işlevinin sürekli zayıflaması, mağdurun yaşamsal tehlike geçirmesi suçu nedeniyle 871-a-d maddesi esas alınarak 5237 sayılı TCK´nın 861, 863-e, 871-a,d, 29 ve 62. maddeleri uyarınca uygulama yapılmasıyla yetinilmesi ve suçta birden fazla nitelikli halin varlığı nedeniyle temel cezanın üst sınıra yaklaşılarak belirlenmesi yerine, 5237 sayılı TCK´nın 871-a-d maddesi uyarınca belirlenen ceza üzerinden 873 maddesiyle artırım yapılması,

b) Sanık Adnan hakkında mağdur Serkan´ı kasten yaralama ve 6136 sayılı Yasa´ya aykırılık suçlarından kurulan hükümler yönünden,

Hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa´nın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK´nın 231. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinin gerekmesi,

Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak (BOZULMASINA), CMUK´nın 326son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkının korunmasına 08.02.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

İDDİANAMENİN İADESİ, ŞÜPHELİNİN İFADESİ

YARGITAY 13. Ceza Dairesi 2011/27923 E.N , 2012/2008 K.N.

Özet

5271 SAYILI CMK´NIN 1703-C MADDE VE FIKRASINA GÖRE, İDDİANAMEDE GÖSTERİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR ARASINDA MAĞDURUN KİMLİĞİ DE SAYILMIŞTIR. ANILAN YASA´NIN 1741-B MADDE VE FIKRASI UYARINCA DA SUÇUN SÜBUTUNA ETKİ EDECEĞİ MUHAKKAK OLAN BİR DELİL TOPLANMADAN HAZIRLANAN İDDİANAMENİN İADE EDİLMESİ GEREKTİĞİ BELİRTİLMİŞTİR. SOMUT OLAYDA, CUMHURİYET SAVCISI´NIN HIRSIZLIK SUÇUNA KONU MALIN KİME AİT OLDUĞUNU ARAŞTIRMADAN NEREDEN, NE ŞEKİLDE ALINDIĞINI BELİRLEMEDEN İDDİANAME DÜZENLEMESİ YASAYA AYKIRIDIR.

İçtihat Metni

Kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık ve dolandırıcılık suçlarından şüpheli R.K. hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nca düzenlenen 19.10.2010 tarihli ve 201073531 soruşturma, 201038892 esas, 201013588 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Kanun´un 174. maddesi gereğince iadesine dair, (Ankara Onbirinci Asliye Ceza Mahkemesi)´nin 08.11.2010 tarihli ve 2010408 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin (Ankara Sekizinci Ağır Ceza Mahkemesi)´nin 26.11.2010 tarihli ve 20101300 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı´nın 11.01.2011 tarih ve 20103751245 sayılı ihbarnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

Ankara Onbirinci Asliye Ceza Mahkemesi´nce, davaya dayanak teşkil eden tek delilin, şüphelinin kendi adına kayıtlı 0 539 … … 79 numaralı telefondan şikayetçiyi arayarak, hırsızlık olayından haberdar olduğunu söyleyip, banka hesapları ve kredi kartı bilgisini istemesi olduğu belirtilerek, soruşturmanın eksik yapıldığı ileri sürülüp, kişilerin cep telefonu ile insanları arayıp birtakım menfaatler sağlamak suretiyle dolandırıcılık yaptıkları bilin-mekle birlikte, şüphelinin ifadesinin alınarak, bu hattı kendisinin kullanıp kullanmadığı, hırsızlık olayından ne şekilde haberdar olduğu gibi soruların sorulması gerektiğinden bahisle iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 1703. maddesinde iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanun´un 1741. maddesinde iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, aynı Kanun´un 1702. maddesinde yer alan "Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler." hükmü uyarınca Cumhuriyet Savcısının dava açmasının zorunlu olduğu ve suçun hukuki nitelendirilmesinin de Cumhuriyet Savcısına ait olduğu, bu durumda mahkemece, iddianamede gösterilen olaylarla ilgili olarak ibraz edilen deliller ve yargılama sırasında ibraz edilebilecek deliller birlikte değerlendirilerek yargılama sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği, somut olayda şüphelinin müştekiyi kendi kullandığı cep telefonundan arayarak, kendisini baş komiser olarak tanıtıp, olaydan bir süre önce müştekinin aracından yapılan hırsızlık olayını bildiğini söyleyip, bu tür olayların önüne geçmek için banka hesapları ve kredi kartı bilgisini istemesi üzerine, müştekinin bu bilgileri temin ettikten sonra kendisini arayacağını söylemesini müteakip, şüphelinin telefonu kapattığı ve tekrar arandığında da ulaşılamadığı, keza Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı´ndan gelen iletişimin tespiti raporuna göre şüphelinin 18 ve 19 Haziran 2010 tarihinde 2 gün içerisinde farklı şehirlerde oturan birçok kişiyle görüşme yaptığının anlaşıldığı, bu kişilerden İlknur isimli kişinin tanık olarak alınan beyanında, 0 539 … … 79 numaralı telefonla arayan bir kişinin kendisini baş komiser olarak tanıttığını ve kredi kartı dolandırıcılığını önlemek için, bazı cep telefonu numaralarına kontör göndermesini istediğini, parayı gönderdikten sonra aradığında, cep telefonuna ulaşılamadığını ifade etmiş olması karşısında, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMUK´nın 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulmasına lüzumunun ihbar olunduğu anlaşılmış olmakla,

Gereği görüşülüp düşünüldü:

"Yeni Türk Ceza Adalet Sistemi"nde benimsenen, "Kişilerin Lekelenmeme Hakkı" ile "Eksiksiz Soruşturma ve Tek Celsede Duruşma" prensipleri uyarınca, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcılarının makul sürede bütün delilleri toplamaları, sadece mahkumiyetle sonuçlanacağını değerlendirdikleri hususları dava konusu yapmaları, beraatle sonuçlanacağını değerlendirdikleri eylemleri dava konusu yapmamaları, yani bir nev´i filtre görevi yapmaları gerekir.

Bu prensiplerin hayata geçirilebilmesi için mevzuatımızda ilk defa, 5271 sayılı CMK´nın 1602. maddesi hükmü ile; soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcılarına şüphelinin lehine olan delilleri (de) toplama ve şüphelinin haklarını koruma yükümlülüğü getirilmiş, ayrıca; 170 ve 174. madde hükümleri ile de, iddianamenin iadesi kurumuna yer verilmiştir.

Soruşturma evresi uzun sürebilir. Ancak, kovuşturma evresinin yeni bir delil toplanmasına gerek kalmadan ve bir iki celsede yargılamanın bitirilmesi hedeflenmiştir.

5271 sayılı CMK´nın 174. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi hükmüne göre de "Suçun sübutuna etki edeceği muhakkak olan bir delil toplanmadan" hazırlanan iddianamenin iade edilmesi gerekir.

Kaçak veya gaiplik halleri ve benzeri istisnai durumlarda şüpheli ya da sanığın ifadesi alınmadan da dava açılabilirse de; kural olarak "şüphelinin ifadesi" toplanması gereken en önemli delillerden birisi olarak kabul edilmektedir.

Somut olayda araçtan hırsızlık ve dolandırıcılığa teşebbüs suçlarıyla ilgili olarak yürütülen soruşturmada, atılı suçlardan hakkında iddianame düzenlenen 0 539 … ... no´lu telefonun kayden sahibi görünenen R.K. da dahil olmak üzere; atılı suçların kim ya da kimler tarafından, ne şekilde işlendiğine dair, hiçbir delil elde edilebilmiş değildir. İade kararında da belirtildiği üzere; belki de olaylarla hiçbir alakası olmayabilecek olan R.K.´nın dinlenilmesi ve oluşacak duruma göre toplanması gereken ilave bütün delillerin toplanması, suçun sübutuna etki edeceği muhakkak olan bir delil olduğundan, bu delil ya da deliller toplanmadan iddianame düzenlenmesi, usul ve yasaya aykırıdır.

Bu gerekçeler dikkate alındığında, Ankara Sekizinci Ağır Ceza Mahkemesi´nce, iddianamenin iadesine ilişkin itirazın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun görülmekle, kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na TEVDİİNE, 02.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMAK, HIRSIZLIK, ZİLYEDİN RIZASI- ZİLYETLİĞİN DEVRİ

YARGITAY 15. Ceza Dairesi 2011/10179 E.N , 2011/1985 K.N.

Y.TCK´NUNDA HIRSIZLIK 141 DEN BAŞLAR.----- GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA TCK 155 MADDESİDİR.

Özet

TAŞINIR MALIN ALINMASININ HIRSIZLIK SUÇUNU OLUŞTURABİLMESİ İÇİN, ZİLYEDİN RIZASININ BULUNMAMASI GEREKİR. GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNDA İSE, ZİLYETLİK RIZAYLA FAİLE DEVREDİLMELİDİR.

MÜŞTEKİNİN, AYNI İŞYERİNDE ÇALIŞTIKLARI SANIĞIN KONUŞMA YAPMAK İÇİN İSTEMESİ ÜZERİNE CEP TELEFONUNU GEÇİCİ SÜRE İÇİN VERDİĞİNİ BELİRTMESİ KARŞISINDA; CEP TELEFONUNUN ZİLYETLİĞİNİN BELİRLİ BİR SÜRE İÇİN MÜŞTEKİ TARAFINDAN SANIĞA DEVREDİLMİŞ OLMASI NEDENİYLE EYLEMİN GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNU OLUŞTURDUĞU GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanık hakkında TCK´nın 508. maddesinden dava açılmış olup, C.Savcısının aynı Yasa´nın 491. maddesine göre cezalandırılması istemine dair mütalaasını sanığın bulunduğu oturumda vermiş ve mütalaaya karşı savunma yapmış olmakla, sanığa ayrıca ek savunma hakkı verilmemesi sonuca etkili olmadığından ve sanığın sabıka kaydında görülen kayıtların araştırılarak tekerrür nedeniyle hakkında 81. maddenin uygulanıp uygulanmayacağının araştırılmaması karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni sayılmamıştır.

Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK´nın 2316. maddesinin (a) bendinde yazılı "kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma" nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;

Yapılan yargılamaya, toplanan delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine göre sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak,

Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya bir başkasına yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak, hırsızlık suçunun temel şeklidir. Taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir.

Güveni kötüye kullanma suçunda ise, başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine cezalandırılmaktadır. Zilyetlik rızayla faile devredilmelidir.

Müştekinin anlatımlarında, aynı işyerinde çalıştıkları sanığın konuşma yapmak için istemesi üzerine cep telefonunu geçici süre için verdiğini belirtmesi karşısında; cep telefonunun zilyetliğinin belirli bir süre için müşteki tarafından sanığa devredilmiş olması nedeniyle eylemin güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu anlaşılmakla, bu suçtan cezalandırılması gerekirken yazılı gerekçeyle hırsızlık suçunu oluşturduğunun kabulü ile karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 81. maddesi de gözetilerek CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 22.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

UYUŞTURUCU YILLIK KULLANMA MİKTARININ SINIRI.

T.C. YARGITAY 4.Ceza Dairesi Esas: 1988/4840 Karar: 1988/5608 Karar Tarihi: 21.09.1988

BURADA KİŞİNİN UYUŞTURUCU SATICILIĞI,TİCARETİ YAPIP YAPMADIĞI. KULLANICI İSE BUNUN BİR SINIRININ OLDUĞUNUN TESPİTİ AMACIDIR.

ÖZET: Sanıkların esrar içicisi olduklarını ve dava konusu esrarı kılık ihtiyaçlarını karşılamak için temin edip birlikte naklederken yakalandıklarını savunmuş olmalarına ve birlikte naklederken yakalattıkları safi 3.737.99 kg esrarın iki kişinin yıllık ihtiyaçlarının üstünde olmadığı anlaşılmış bulunmasına göre sanıkların esrarı kullanmak maksadıyla bulundurduklarının kabulü gerekirken satmak maksadıyla naklettiklerine ilişkin kesin kanatlar gösterilmeden varsayımlardan haraket edilerek ve esrarın miktarına dayanılarak haklarında yazılı maddeler uyarınca ceza tayini yasaya aykırıdır.

(765 S. K. m. 59, 81, 403, 404)

Dava: Örgüt oluşturarak satmak maksadıyla uyuşturucu maddelerden esrar nakletmekten sanıklar Halil K. ve Ali M.´nun yapılan yargılamaları sonunda; TCK.nun 403/3-4-5, 404/son 81/1, 59. maddeleri geneğince sanık Halil´in 18 yıl 4 ay ağır hapis 2.492.500 lira ağır para cezasıyla sanık Ali´nin 9 yıl 8 ay 20 gün ağır hapis, 1453.958 lira ağır para cezasıyla mahkumiyetlerine, haklarında 31,33. maddelerin uygulanmasına, suç konusu esrarların ve suçta kullanılan motorsikletin müsaderesine dair Kayseri Devlet Güvenlik Mahkemesinden verilen 3.8.1988 gün ve 1988 13 esas, 1988/11 karar sayılı hüküm sanık Halil Karadağ yönünden temyiz tabi olduğu gibi süresi içinde Yargıtayca incelenmesi sanıklar tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelendi.

Sanıkların yasal süre geçtikten sonra 17.8.1988 tarihinde verdikleri temyiz layihaları ile yaptıkları duruşma istemlerinin reddiyle duruşmasız inceleme yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü.

Sanık Ali hakkında 81/1 maddenin 50. maddeden sonra uygulanmaması sonucu etkili görülmediğinden bozma sebebi sayılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerekçe ve takdire göre sair temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine,

Ancak;

 1- Sanıkların esrar içicisi olduklarını ve dava konusu esrarı kılık ihtiyaçlarını karşılamak için temin edip birlikte naklederken yakalandıklarını savunmuş olmalarına ve birlikte naklederken yakalattıkları safi 3.737.99 kg esrarın iki kişinin yıllık ihtiyaçlarının üstünde olmadığı anlaşılmış bulunmasına göre sanıkların esrarı kullanmak maksadıyla bulundurduklarının kabulü gerekirken satmak maksadıyla naklettiklerine ilişkin kesin kanatlar gösterilmeden varsayımlardan haraket edilerek ve esrarın miktarına dayanılarak haklarında yazılı maddeler uyarınca ceza tayini.

2- Sanık Halil K.´ın uygulama gereğince 16 yıl 8 ay yerine 18 yıl 4 ay ağır hapse mahkum edilmesi.

3- Sanık Ali hakkında şiddet sebebi gösterilmeden ve taktire de yer verilmeden 81/1. maddeye dayanılarak cezada üst sınır düzeyinde ve 1/6 oranında artırma yapılması,

4- Kabule görede sanık Ali ´nin polisce yakalanmasından sonrada sanık Halil´in Tomarza ilçesine gidip bireysel olarak temin ettiği safi 1.247 kg esrardanda sorumlu tutulması sonucu hakkında fazla ağır para cezası tayini,

Sonuç: Yasaya aykırı temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünde hüküm CMUK.nun 321. maddesi gereğince tebliğname gibi BOZULMASINA 21.09.1988 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

UYUŞTURUCUYU BULUNDURMA VE KULLANMANIN 191/1-2 AYRILMASI.

MADDE 191. - (1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendisi tarafından kullanılmak üzere uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran bitkileri yetiştiren kişi, bu fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(2) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında, tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur.

(3) Hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen kişi, belirlenen kurumda uygulanan tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmakla yükümlüdür. Hakkında denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen kişiye rehberlik edecek bir uzman görevlendirilir. Bu uzman, güvenlik tedbirinin uygulama süresince, kişiyi uyuşturucu veya uyarıcı maddenin kullanılmasının etki ve sonuçları hakkında bilgilendirir, kişiye sorumluluk bilincinin gelişmesine yönelik olarak öğütte bulunur ve yol gösterir; kişinin gelişimi ve davranışları hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hâkime verir.

(4) Tedavi süresince devam eden denetimli serbestlik tedbirine, tedavinin sona erdiği tarihten itibaren bir yıl süreyle devam olunur. Denetimli serbestlik tedbirinin uygulanma süresinin uzatılmasına karar verilebilir. Ancak, bu durumda süre üç yıldan fazla olamaz.

(5) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı hükmolunan ceza, ancak tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmaması hâlinde infaz edilir. Kişi etkin pişmanlıktan yararlanmışsa, davaya devam olunarak hakkında cezaya hükmolunur.

Etkin pişmanlık

MADDE 192. - (1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarına iştirak etmiş olan kişi, resmî makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini sağlaması hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.

(2) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, resmî makamlar tarafından haber alınmadan önce, bu maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.

(3) Bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı indirilir.

(4) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmî makamlara başvurarak tedavi ettirilmesini isterse, cezaya hükmolunmaz.


 

İZİNSİZ KENEVİR EKMEK-  KULLANMAK İÇİN UYUŞTURUCU MADDE BULUNDURMAK -GÖREVLİ MAHKEME

T.C. YARGITAY Onuncu Ceza Dairesi E:2006/4978 K:2008/1717 T:04.02.2008

Özet: İzinsiz kenevir ekmek ve kullanmak için esrar bulun*durmak fiillerinin iki ayrı suç oluşturduğu, sanıkların yetiştirdiği kenevir miktarının kullanma sınırlarının üzerinde bulunduğu, sanıkların işledikleri eylemler ile ilgili davaların; gerek suç tari*hinde yürürlükte olan 2313 sayılı Yasa´nın 27, gerek hüküm tarihinde yürürlükte olan 4926 sayılı Yasa´nın 30 ve geçici 1. maddeleri, gerekse sonradan yürürlüğe giren 5607 sayılı Ya*sa´nın 17 ve geçici 1. maddeleri gereğince birlikte kovuşturulup karara bağlanması doğru değildir.

· 5237 s. TÜRK CEZA KANUNU (1) [Madde 191]

· 4926 s. KAÇAKÇILIKLA MÜCADELE KANUNU [Madde 30]

· 4926 s. KAÇAKÇILIKLA MÜCADELE KANUNU [Geçici Madde 1]

· 5607 s. KAÇAKÇILIKLA MÜCADELE KANUNU [Madde 17]

· 5607 s. KAÇAKÇILIKLA MÜCADELE KANUNU [Geçici Madde 1]

· 2313 s. UYUŞTURUCU MADDELERİN MURAKABESİ HAKKINDA KANUN [Madde 27]

İzinsiz hint keneviri ekmek ve kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçlarından sanıklar Ayhan ve Cengiz hakkında (Bayındır Asli*ye Ceza Mahkemesi)´nce yapılan yargılama sonunda; 28.10.2005 tarihinde 2005/249 esas ve 2005/431 karar sayı ile bu fiiller tek suç kabul edilerek, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan verilen mahkumiyet hükmünün, Cumhuriyet Savcısı ile sanıklar tarafından süresi içinde temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nca bozma isteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 11.04.2006 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde tartışılan delillere ve dosya içeriğine uygun gerekçeye göre, yerinde görülmeyen diğer itirazların reddine, ancak;

1- İzinsiz kenevir ekmek ve kullanmak için esrar bulundurmak fiillerinin iki ayrı suçu oluşturduğu; sanıkların yetiştirdikleri kenevirlerin 81 kök olması, 9 kökünü söküp kurumaya bırakmaları ve kriminal polis laboratuarı tarafından düzenlenen raporda kenevirlerin tamamından net 1344 gram esrar elde

edileceğinin belirtilmesi, bu miktar esrarın kullanma sınırlarının üzerinde bu*lunması nedeniyle, sanıkların kenevirleri, elde edecekleri esrarı kullanmak için yetiştirdikleri kabul edilemeyeceğinden, izinsiz kenevir ekme suçunun, suç tarihinde yürürlükte iken, 5377 sayılı Kanun´la 08.07.2005 tarihinde madde

metninden çıkarılan 5237 sayılı TCK´nın 191. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "Kendisi tarafından kullanılmak üzere uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran bitkileri yetiştiren kişi, bu fıkra hükmüne göre cezalandırılır" hükmünün kapsamına girmediği gözetilmeden; Ceza Genel Kurulu´nun 22.05.2007 tarihinde verdiği 2007/85-109 sayılı kararında da belirtildiği üzere, 2313 sayılı Kanun´un 27. maddesinin yollaması ile gerek hüküm tarihinde yürürlükte olan 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu´nun 30 ve geçici 1. maddelerine, gerekse sonradan yürürlüğe giren 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu´nun 17 ve geçici 1. maddelerine aykırı olarak, sözü edilen iki suçla ilgili davaların birlikte kovuşturulup karara bağlanması,

2- Kabule göre;

a) Sanıkların izinsiz kenevir ekmek ve kullanmak için esrar bulundurmak fiillerinin iki ayrı suçu oluşturduğu gözetilmeden, her iki fiilin bütünüyle kul*lanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunu oluşturduğu kabul edi*lerek, sadece bu suçtan hüküm kurulması,

b) Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçu ile ilgili olarak; hükümden sonra 19.12.2006 tarihli Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun´la değişik 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 191.maddesinde; uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında;

aa) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmamış ise, birinci fıkraya göre cezaya hükmedilmeden ikinci fıkra uyarınca sadece denetimli serbestlik ted*birine karar verilmesi,

bb) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmış ise, birinci fıkraya göre cezaya hükmedilmeden ikinci fıkra gereğince sadece tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilebileceği gibi, altıncı fıkranın yollaması uyarınca birinci fıkradaki ceza ile birlikte ikinci fıkradaki tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine hükmedilebileceği,

cc) Sadece ikinci fıkranın uygulandığı durumlarda, tedavinin ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranması halinde davanın düşmesine karar verilmesi, aksi halde birinci fıkra uyarınca ceza tayin edilmesi,

Öngörülmüş olduğundan; bu değişiklik karşısında, uyuşturucu madde kullanmış olan sanıkların hukuksal durumunun yeniden değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, Cumhuriyet Savcısı ile sanıkların temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün istem gibi (BOZULMASINA), 04.02.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

UYUŞTURUCUNUN SATMA AMACLI BULUNDURULMASI.

T.C. YARGITAY 10.Ceza Dairesi Esas: 2006/3894 Karar: 2007/573 Karar Tarihi: 29.01.2007

ÖZET: Sanığın bahçesinden dişi hint keneviri ektiği, kısabir süre önce topladığı ve satma gayreti içerisinde olduğu yönünde edinilenbilgi üzerine başlatılan soruşturma sırasında, sanığın evinde yapılan aramadakurumaya bırakılmış dişi hint keneviri bitkisi ele geçirilmiş ise de, ele geçenmadde miktarının bir yıllık kişisel kullanım ihtiyacının çok üzerinde olmasıkarşısında, sanığın bu maddeyi satmak amacıyla bulundurduğunun kabul edilmesigerektiğinden, satmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçundancezalandırılması yerine, yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırıdır.

(5237 S. K. m. 191)

Satmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçundansanık H. F. G. hakkında Bafra Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda21.10.2005 tarihinde 2005/185 Esas, 2005/140 karar sayı ile kullanmak amacıylauyuşturucu madde bulundurmak suçundan mahkumiyet kararı verildiği, hükmün sanıktarafından süresi içinde temyiz edildiği, Yargıtay C.Başsavcılığınca onamaisteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 21.03.2006 tarihinde Dairemizegönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ;

Dosya kapsamına göre; görevlilerce yapılan istihbari çalışmalarda,sanığın bahçesinden dişi hint keneviri ektiği, kısa bir süre önce topladığı vesatma gayreti içerisinde olduğu yönünde edinilen bilgi üzerine başlatılansoruşturma sırasında, sanığın evinde yapılan aramada kurumaya bırakılmış 2.164gr. (1.500 gr toz esrar elde edilebilir) dişi hint keneviri bitkisi elegeçirilmiş ise de, ele geçen madde miktarının bir yıllık kişisel kullanımihtiyacının çok üzerinde olması karşısında, sanığın bu maddeyi satmak amacıylabulundurduğunun kabul edilmesi gerektiğinden, satmak amacıyla uyuşturucu maddebulundurmak suçundan cezalandırılması yerine, yazılı şekilde hüküm kurulması,Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerine görülmüş olduğundan,hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, yeniden hükmü kurulurken CMUK. nın326/son maddesinin gözetilmesine, 29.01.2007 tarihinde oybirliği ile kararverildi.

 


 

T.C. YARGITAY Ceza Genel Kurulu Esas: 2004/10-107 Karar: 2004/136 Karar Tarihi: 15.06.2004

ÖZET: Sanığın külliyetli miktarda kenevir bitkisi ektiği yolundaki ihbar nedeniyle yakalanması, uyuşturucu maddenin elde edildiği yer ve bulundurulan miktarın sanığın kişisel olarak tüketebileceği miktarın çok üzerinde olması karşısında, bulundurmanın kullanma amacına yönelik olmadığı belirlenmiştir. Sanığın saptanan bu eyleminin uyuşturucu madde bulundurmak suçunu oluşturduğunun kabulü gerekir.

(765 S. K. m. 403, 404, 405)

Satmak için esrar bulundurmak suçundan sanık Cumhur G......´in beraatına ilişkin İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 27.11.2000 gün ve 406-409 sayılı hüküm C.Savcısı tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 20.05.2002 gün ve 188821-19114 sayı ile;

<Narkotik şube görevlilerince esrar içtiği ve külliyetli miktarda kenevir bitkisi ektiği öğrenilen sanığın yakalandığında bu bilgiyi doğrulayarak Gaziemir otoban yolu altında dere yatağında ekip yetiştirdiği ve bir kısmı kurumuş, bir kısmı kurutulmaya bırakılmış, işlenmemiş halde toplam daralı 90 kilogram (işlendiği takdirde net 26.670 kilogram esrar elde edilebilecek nitelikteki) uyuşturucu maddenin yerini gösterip ele geçmesini sağladığı anlaşılan olayda, edinilen istihbari bilginin mahiyetine ve ele geçen suç konusu maddenin kişisel kullanım miktarının üzerinde olmasına göre sanığın eyleminin satmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak olarak değerlendirilip TCK.nın 403/5, 405/2. maddeleri ile cezalandırılması yerine yazılı şekilde beraatına karar verilmesi> isabetsizliğinden bozulmuştur.

Yerel Mahkeme 01.10.2003 gün ve 349-435 sayı ile;

<Sanık soruşturmanın başından beri gerek emniyette, sulh ceza hakimliğinde ve mahkememizdeki ifadesinde esrar satışı yapmadığını, içici olduğunu ve içmek amacıyla yakalanan hint kenevirini ektiğini söylemiş olup, soruşturmanın tüm aşamalarında ifadelerinde hiçbir sapma yapmamıştır.

Yüksek Yargıtay 10. Ceza Dairesi bozma ilamını iki gerekçeye dayandırmıştır. Bunlar;

a- Edinilen istihbari bilginin mahiyeti,

b- Ele geçen suç konusu maddenin miktarının kişisel kullanım miktarının üzerinde bulunması,

Her ne kadar Yüksek Yargıtay yukarıda (A) kısmında belirtilen elde edilen istihbari bilginin mahiyeti nedeni ile kararın bozulmasına karar vermiş ise de dosyada bulunan istihbari bilginin düzenlendiği 09.08.2000 tarihli olay tespit, yakalama ve zapt etme tutanağının tetkikinden de anlaşılacağı üzere sanığın esrar içtiği ve külliyetli miktarda kenevir bitkisi ektiği bilgileri alınmış ve bu istihbari bilgi ışığında sanık takibe alınmıştır. Tutanak mümzileri komiser Numan D., polis memuru Hüseyin T. mahkememizde tanık sıfatı ile dinlenmiş olup, bu tanıklar da sanığın esrar içtiği ve kenevir bitkisi ektiği yolunda duyumlar aldıklarını söyleyerek düzenlenen tespit tutanağının doğru olduğunu belirtmişlerdir. Bu itibarla sanık hakkında alınan istihbari bilgilerde sanığın esrar sattığı veya satmak için kenevir bitkisi ektiği yolunda hiçbir bilgi yoktur.

Yüksek Yargıtay’ın yukarıda (B) bölümünde belirttiği ve suç konusu maddenin miktarı itibariyle kişisel kullanım miktarının üzerinde bulunması gerekçesine gelince; yukarıda da izah edildiği üzere sanık yakalandığında içmek maksadı ile hint keneviri ektiğini güvenlik güçlerine söylemiş ve güvenlik güçleri de sanığın gösterdiği yerde kenevir bitkisini elde etmiştir. Ekspertiz raporuna göre bu kenevir bitkisinden 26 kilo 670 gram net esrar elde edilebileceği anlaşılmaktadır.

Sanığın esrar sattığı veya satmak için bu kenevir bitkisini ektiğine dair savunmasının aksine hiçbir kanıt yoktur. Sırf miktara bakılarak bu esrar maddesinin satılmak için bulundurduğu sonucuna varılması, miktar dışında sanığın sattığına veya satmak için kenevir ektiğine dair başkaca bu iddiayı doğrulayan kanıtlar elde edilemediğinden miktara bakılarak bunu içmek için değil, satmak için bulundurduğu sonucuna varılmasının doğru olmadığı kanaatine varılmıştır. Sanık esrar içicisi olduğuna göre uzun bir süre ihtiyacını karşılayacak kadar ekmiş olabileceğini düşünmek gerekir.> gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de C.Savcısı tarafından süresi içinde temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C. Başsavcılığının <bozma> istekli 7.5.2004 gün ve 60140 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

CEZA GENEL KURULU KARARI

İnceleme Konusu olayda;

Kolluk tarafından düzenlenen yakalama, yer gösterme, arama ve zapt etme tutanaklarında;

Kaçakçılık ve İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerince yapılan istihbari çalışma sonucunda B........´da lastik tamirciliği yapan Cumhur isimli kişinin esrar içtiği ve külliyetli miktarda kenevir bitkisi ektiği bilgisinin edinilmesi üzerine takibe alınan bu kişinin 9.8.2000 günü yakalandığı, üzerinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanmadığı, konu kendisine açıklandığında doğrulayarak esrar içicisi olduğunu, halen Gaziemir Otoban yolu altında dere yatağına kenevir ektiğini, yeri göstereceğini açıklaması üzerine tarif ettiği yere gidildiği, dere yatağında bir kısmı kesilerek kurumuş halde, bir kısmı da yeni kesilerek kurutulmaya bırakılmış toplam daralı ağırlığı 90 kg kadar gelen kenevir bitkisi uç kısımlarının elde edilerek zaptedildiği, bu kişiyle yapılan görüşmede, esrar içicisi olduğunu, pahalı olduğu için almaya gücünün yetmediğini, bundan dolayı ekmek zorunda kaldığını, kimseye vermediğini söylediği, evinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanmadığı belirtilmiştir.

İzmir Polis Kriminal Laboratuarınca düzenlenen 9.8.2000 gün ve 619 sayılı raporda; incelenmek üzere gönderilen toplam net 88 kilogram 900 gram ağırlığındaki maddenin esrar ihtiva eden ve esrar elde etmede kullanılabilen taze durumdaki hint keneviri bitkisinin gövde ve uç kısımları olduğu, kurutulduktan sonra eleme usulü ile yapılan miktarsal çalışmalar sonucu, bu miktardan %30 oranında olmak üzere net 26 kilogram 670 gram esrar elde edilebileceği belirtilmiştir.

Sanık tüm aşamalarda benzer biçimde; esrar içtiğini, pahalı olduğundan almaya gücünün yetmediğini, bu nedenle içmek amacıyla kenevir bitkisi ektiğini, ekim yaptığı yeri polislere gösterdiğini, esasen dışarıdan görünmediği için esrar ektiği yeri çitlerle kapatmaya gerek duymadığını, zaman zaman buraya gidip kendisi için kesip kurutarak esrar içtiğini, kimseye satmadığını, dere yatağı sulak olduğu için kenevirlerin çok büyüdüğünü, bundan dolayı fazla miktarda yakalattığını savunmuştur.

Kolluk görevlisi tanıklar Numan D. ile Hüseyin T. ise tutanak içeriğindeki bilgileri tekrarlayarak doğrulamışlardır.

TCY´nın 403. maddesinin 5. fıkrası, uyuşturucu maddeyi <yanında veya başka bir yerde> bulunduranların cezalandırılmalarını öngörmektedir. Öte yandan, 404. maddenin 2. fıkrası kullanma maksadıyla uyuşturucu madde bulundurma eylemini ayrıca suç olarak düzenlemiş ve çok daha az bir yaptırımla karşılamıştır.

Görüleceği üzere, uyuşturucu madde bulundurma eyleminin nitelendirilmesinde belirgin rol oynayan husus, bulundurmanın gayesidir. Kullanma amacıyla uyuşturucu madde bulun-durma eylemi 404. maddenin 2. fıkrasında yazılı suçu oluşturacaktır. 403. maddenin 5. fıkrasında yazılı bulundurma eylemi ise, kullanma maksadının dışında kalan bulundurma fiillerine münhasırdır.

Uyuşturucu madde bulundurmanın kullanma maksadına matuf olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması gereken ve öğreti ile uygulamada da kabul görmüş olan bazı kriterler bulunmaktadır.

Bunlardan ilki; failin bulundurduğu uyuşturucu maddeyi başkasına satma, devir veya tedarik etmek hususunda herhangi bir davranış içine girdiğinin tespit edilememesidir.

İkinci kriter, bulundurulan yer ve bulunduruluş biçimidir; kişisel kullanım için uyuşturucu madde bulunduran kimse, bunu her zaman kolaylıkla erişebileceği bir yerde, örneğin genellikle evinde veya işyerinde bulundurur, yine uyuşturucunun çok sayıda küçük paketçikler halinde olması, kullanım dışında bir amaçla bulundurulduğu hususunda önemli bir belirtidir.

Üçüncü kriter de, bulundurulan miktardır. Özellikle uyuşturucu maddelerden esrarın elde edilmesinde kullanılan kenevir bitkisi ülkemizin kimi yörelerinde yılda birkaç kez ekilmesine karşın bazı bölgelerde yılda bir kez ekilmektedir. Öte yandan gerek esrarın temin edilmesinde, gerekse özelliğini yitirmeden çok uzun süre muhafaza edilmesinde çeşitli güçlükler bulun-maktadır. Yine Adli Tıp Kurumunun mütalaalarında esrar kullananların her defasında 1-1,5 gram olmak üzere günde üç kez esrar tüketebildikleri bildirilmektedir. Esrar kullanma alışkanlığı olanların bunları gözönüne alarak, bir yıllık ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda esrar maddesini ihtiyaten yanlarında veya ulaşabilecekleri bir yerde bulundurabildikleri de bilinen bir husustur. Buna göre, esrar kullanan faillerin, yukarıda nedenleri açıklanan ve olağan sayılan bu süre içinde kişisel olarak kullanıp tüketebilecekleri miktarın üzerinde esrar maddesi bulundurmaları halinde, bulundurmanın kişisel kullanım amacına yönelik olmadığı kabul edilmelidir.

Somut olayda, zaman zaman esrar kullandığı ve geçmişte evinde saksı içinde kenevir bitkisi ekerek kişisel kullanımı için esrar elde ettiği bilinen sanığın, bu kez şehir dışında, otoban köprüsünün altındaki dere yatağında kenevir bitkisi yetiştirdiği ve bir kısmını keserek kurutmaya bıraktığı, yakalanan bitki gövde ve uç kısımlarından toplam net 26 kilogram 670 gram esrar maddesi elde edilebileceği anlaşılmaktadır. Sanığın külliyetli miktarda kenevir bitkisi ektiği yolundaki ihbar nedeniyle yakalanması, uyuşturucu maddenin elde edildiği yer ve bulundurulan miktarın sanığın kişisel olarak tüketebileceği miktarın çok üzerinde olması karşısında, bulundurmanın kullanma amacına yönelik olmadığı belirlenmiş olup, sanığın saptanan bu eylemi TCY´nın 403. maddesinin 5. fıkrasında düzenlenen uyuşturucu madde bulundurmak suçunu oluşturmaktadır. Bu itibarla, sanığın uyuşturucu madde bulundurmak eyleminin kullanma amacına yönelik olduğuna ilişen Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 15.06.2004 günü tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

YEREL MAHKEME KARARI İLE BU KARARIN YARGITAYCA BOZULMASI KARARI.

TC. B A F R A AĞIR CEZA MAHKEMESİ Esas No:2005/185 Karar No:2005/140 Savcılık No:2005/845

KARAR

Karar :Sanığın on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair karar.

Yukarıda açık kimliği ve suçu yazılı sanık hakkında mahkememizde yapılan açık yargılama ve dosyanın incelenmesi sonunda

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :

Bafra C.Başsavcılığının 22.09.2005 tarih ve 2005/845 esas sayılı iddianamesiyle yukarıda açık kimliği ve suçu yazılı sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nın 188/3,53,58,54,63maddesi gereğince cezalandırılması talebiyle mahkememize kamu davası açılmıştır.

Bafra emniyetine yapılan bir ihbar sonucunda sanığın evinde yapılan aramada 318 gr.toz,2714 gr.kubar halde olmak üzere toplam 3.032 gr.uyuşturucu madde ele geçirildiği,sanığın ele geçirilen esrar maddesinin kendisine ait olduğunu kabul ettiği,bir yıldır esrar içtiğini,sanığın ele geçirilen uyuşturucu maddeyi satmak amacıyla bulundurduğundan bahisle cezalandırılması talebiyle mahkememize kamu davası açıldığı anlaşılmış ise de;

Sanık H. F. G. tüm aşamalarda alınan savunmalarında hakkındaki uyuşturucu ticareti yapmak suçunu kabul etmediğini,bir yıldan beri esrar kullandığını,daha önceden alkol aldığını,alkol pahalı olduğu için esrar içmeye başladığını,ele geçirilen esrar maddesini ilçe merkezinde bulunan evinin bahçesinde yetiştirdiğini,esrar içmekle ilgili tedavi edilmek istediğini belirttiği anlaşılmıştır.

Ele geçirilen uyuşturucu madde ile ilgili olarak Samsun Polis Krıminal laboratuarınca düzenlenen 27.09.2005 tarihli raporda ele geçirilen maddenin esrar olduğu,1.500 gr.net esrar elde edilebileceğinin belirtildiği anlaşılmıştır.

Adli tıp uygulamalarına ve kabule göre 2.gr.kadar olan esrar maddesinin,esrar içicisinin bir yıllık ihtiyacını karşılayabilecek miktarda olduğu,bu nedenle bu miktara kadar ele geçirilen esrar ile ilgili olarak içmek için bulundurduğunun kabul edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Adli Tıp Kurumunun bir yıllık esrar ihtiyacı ile ilgili kriterleri,sanığın esrarı satmak için değil içmek için bulundurduğu hususundaki savunmaları,ekspertiz raporu,olay tutanakları ve tüm dosya kapsamı ile sanığın ele geçirilen uyuşturucu maddeyi iddia edildiği şekilde satmak için bulundurduğuna dair delil elde edilemediği sanığın ele geçirilen uyuşturucuyu içmek için bulundurduğu ve bu konuda tedavi olmayı kabul ettiği anlaşıldığından müsnet suçtan sanığın eylemine uyan 5237 sayılı TCK.nın 191 maddesi gereğince cezalandırılmasına,sanık hakkında aynı maddenin 2-4-5 maddeleri gereğince tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulamasına ve esrar maddesinin aynı kanunun 54.maddesi gereğince müsaderesine dair aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.

H Ü K Ü M :

Gerekçesi ekli kararda açıklandığı üzere;

1.Sanık H. F. G.’in uyuşturucu madde içmek suçu subuta erdiğinden eylemine uyan 5237 sayılı TCK.nun 191/1 maddesi gereğince suçun işleniş biçimi ve suçun konusunun önem ve değeri gözetilerek takdiren asgari hadden ceza tayini ile Bir yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,

2.Sanığın suçunu ikrarı hakkında takdiri indirim sebebi kabul edilerek 5237 sayılı TCK.nun 62/1 maddesi gereğince cezasından takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,

3.Sanığa hükmolunan cezada yasal ve takdiri başkaca artırım veya indirim yapılmasına takdiren yer olmadığına,

4.Sanığın tutuklulukta ve nezarette geçen süresinin 5237 sayılı TCK.nun 63 maddesi gereğince cezasından mahsubuna,

5.5237 Sayılı TCK.nun 191/2 maddesi gereğince sanık hakkında tedavi ve denetimli serbestlik tedbirin uygulanmasına,

6.5237 Sayılı TCK.nun 191/4 maddesi gereğince tedavi süresince devam eden denetimli serbestlik tedbirine,tedavinin sona erdiği tarihten itibaren 1 yıl süre ile devam olunmasına,

7.Ancak tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmaması halinde sanık hakkında hükmolunan cezanın 5237 sayılı TCK.nun 191/5 maddesi gereğince infaz edilmesine,

8.Bafra Adli emanetinin 2005/346 s ırasında kayıtlı 318 gr.toz esrar maddesi ile 2714 gr.kubar halinde esrar maddesinin 5237 sayılı TCK.nın 54.maddesi gereğince MÜSADERESİNE.

9.Sanığın başka suçtan hükümlü veya tutuklu değilse Bihakkın tahliyesine, tahliyesi hususunda C.Başsavcılığına müzekkere yazılmasına,

10.Yargılama nedeniyle yapılan ve aşağıda dökümü yazılı (19.00 ) YTL.mahkeme giderinin sanıktan tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine,

11.Mahkememizce verilen karara karşı tarafların tebliğ tarihinden itibaren (7 gün) mahkememize verilecek veya gönderecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt katibine beyanda bulunmak sureti ile Yargıtay’ca incelenmek üzere temyiz yoluna başvuru hakkının bulunduğunun ihtarına,

Dair, yasa yolları açık olmak üzere,sanık ve vekilinin yüzüne karşı, C.Savcısının huzuru ile,talebe uygun,oybirliğiyle verilen karar açıkca okunup usulen anlatıldı. 21.10.2005

Yargılama Gideri:

Toplam sarf giderleri 19.000.000 TL. (19.00 YTL.)YTL.

Konu ile ilgili Yargıtay Kararı

YARGITAY BOZMA İLAMI

Satmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak usçundan sanık H. F. G. hakkında Bafra Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda 21.10.2005 tarihinde 2005/185 Esas, 2005/140 karar sayı ile kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçundan mahkumiyet kararı verildiği, hükmün sanık tarafından süresi içinde temyiz edildiği, Yargıtay C.Başsavcılığınca onama isteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 21.03.2006 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ;

Dosya kapsamına göre; görevlilerce yapılan istihbari çalışmalarda, sanığın bahçesinden dişi hint keneviri ektiği, kısa bir süre önce topladığı ve satma gayreti içerisinde olduğu yönünde edinilen bilgi üzerine başlatılan soruşturma sırasında, sanığın evinde yapılan aramada kurumaya bırakılmış 2.164 gr. (1.500 gr toz esrar elde edilebilir) dişi hint keneviri bitkisi ele geçirilmiş ise de, ele geçen madde miktarının bir yıllık kişisel kullanım ihtiyacının çok üzerinde olması karşısında, sanığın bu maddeyi satmak amacıyla bulundurduğunun kabul edilmesi gerektiğinden, satmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçundan cezalandırılması yerine, yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerine görülmüş olduğundan, hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, yeniden hükmü kurulurken CMUK.nın 326/son maddesinin gözetilmesine, 29.01.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

UYUŞTURUCU TİCARETİ TEŞEKKÜL HALİNİN OLUŞMASI

Esas No : 2006/565 Karar No : 2006/3869 Tarih : 16.3.2006

TEŞEKKÜL HALİNDE UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ YAPMAK ( Örgütün Varlığının Kabul Edilebilmesi İçin Üye Sayısının En Az Üç Kişi Aralarında Hiyerarşik İlişki Suç İşlemek Amacı Etrafında Fiili Birleşme Niteliği İtibariyle Devamlılık Göstermesi Gereği )

ÖRGÜT VARLIĞININ KABUL EDİLEBİLMESİ KOŞULLARI ( Üye Sayısının En Az Üç Kişi Aralarında Hiyerarşik İlişki Suç İşlemek Amacı Etrafında Fiili Birleşme Niteliği İtibariyle Devamlılık Göstermesi Gereği )

SUÇ İŞLEMEK İÇİN ÖRGÜT KURMAK ( Sanıklar Sayısal Yeterlikte Olsa da Aralarında Hiyerarşik İlişki ve Suç İşleme İradelerinde Devamlılık Saptanamaması - Suçun Oluşmadığı )

UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ YAPMAK ( Örgüt Varlığının Kabul Edilebilmesi İçin Üye Sayısının En Az Üç Kişi Aralarında Hiyerarşik İlişki Suç İşlemek Amacı Etrafında Fiili Birleşme Niteliği İtibariyle Devamlılık Göstermesi Gereği )

ÖZET :

Suç işlemek için örgüt kurmak suçunun işlendiğinin ve örgütün varlığının kabul edilebilmesi için; üye sayısının en az üç kişi olması, üyeler arasında gevşek de olsa hiyerarşik bir ilişkinin bulunması, suç işlenmese bile suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşmenin olması, niteliği itibariyle devamlılık göstermesi gereklidir. Örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından, amaçlanan suçları işlemeye elverişli olmalıdır. Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan hem de örgüte üye olmak suçundan ayrı ayrı cezalandırılır.

Olayda, sanıkların örgüt oluşturmak için sayısal yeterlikte olsa da, aralarında hiyerarşik ilişki ve suç işleme iradelerinde devamlılık saptanmadığından suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçu oluşmamıştır.

DAVA :

Teşekkül halinde uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan sanıklar, M.T., F.B., T.Y. ve İ.N. hakkında İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, 21.10.2005 tarih ve 20003/272 esas, 2005/416 karar sayı ile mahkumiyet kararı verildiği; sanıklar M.T. ve F. B. yönünden resen de temyize tabi olan hükmün sanıkların müdafileri tarafından temyiz edildiği, M.T. ve F.B. müdafilerinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını talep ettikleri; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükmün bozulması isteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 31.01.2006 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Sanıklar M. ve F. Hakkındfa duruşmalı, diğer sanıklar yönünden duruşmasız olarak dosya incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR :

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde tartışılan delillere ve dosya içeriğine uygun gerekçeye göre sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının ve sanıklar M.T. ve F.B. müdafilerinin duruşmadaki sözlü savunmalarının reddine, ancak;

5237 sayılı TCK´nın 220. maddesinde düzenlenen "Suç işlemek için örgüt kurmak" suçunun işlendiğinin ve örgütün varlığının kabul edilmesi için; üye sayısının en az üç kişi olması, üyeler arasında soyut bir birleşme değil gevşek de olsa hiyerarşik bir ilişkinin bulunması, suç işlenmese bile suç işleme amacı etrafında fiili bir birleşmenin olması, niteliği itibariyle devamlılık göstermesi gereklidir. Örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından, amaçlanan suçların suçları işlemeye elverişli olması da aranmalıdır. Örgüt yapılanmasında işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibariyle somutlaştırılması mümkün, ancak zorunlu değildir. Soyut olarak sanık sayısının üç kişi veya daha fazla olması örgütün varlığının kabulü için yeterli olmayıp bu durumda iştirak ilişkisinden söz edilebilir.

Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan hem de örgüte üye olmak suçundan ayrı ayrı cezalandırılır.

Somut olaya bakıldığında; sanıkların örgüt oluşturmak için sayısal yeterlikte olduğu anlaşılmakta ise de, aralarında hiyerarşik ilişki ve suç işleme iradelerinde devamlılık saptanmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan durum karşısında sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK´nın 220. maddesinin uygulanmasının koşullarının bulunmadığının ve bu nedenle 5237 sayılı TCK´nın 188/5. maddesinin uygulanamayacağının belirtilmemesi,

SONUÇ :

Yasaya aykırı, sanıkların müdafilerinin temyizi itirazları ile sanıklar M.T. ve F.B. müdafilerinin duruşmadaki sözlü savunmaları bu nedenle yerinde görüldüğünden M.T. ve F.B. yönünden resen de temyize tabi olan hükmün istem gibi, BOZULMASINA, tahliye talebinin reddine, 16.03.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA, PTT,TEBLİGAT EVRAKI TARİHİNDE DEĞİŞİKLİĞİ

YARGITAY 11. Ceza Dairesi 2009/331 E.N , 2011/22669 K.N.

Özet

PTT DAĞITICISI OLAN SANIĞIN TEBLİGAT TARİHİNİ DEĞİŞTİRMEKTEN İBARET EYLEMİ, TEBLİGAT EVRAKLARI ÜZERİNDE GER-ÇEKLEŞTİRİLEN SAHTECİLİĞİN ÇIPLAK GÖZLE DAHİ İLK BAKIŞTA FARK EDİLMESİ NEDENİYLE SAHTECİLİK SUÇUNUN UNSURU OLAN ALDATMA YETENEĞİNİN BULUNMAMASI KARŞISINDA; SUÇ TARİHİNDE YÜRÜRLÜKTE OLAN 765 SAYILI TCK´NIN 240 (5237 SAYILI TCK´NIN 257/1) MADDESİNDE DÜZENLENEN "GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA" SUÇU KAPSAMINDA KALDIĞINDAN, DEĞİŞEN SUÇ VASFINA GÖRE ASLİ DAVA ZAMANAŞIMI GERÇEKLEŞMİŞTİR.

İçtihat Metni

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafii ve katılan vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 7 ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun´un 9. maddeleri hükmü karşısında; PTT dağıtıcısı olan sanığın içinde icra takip dosyası ile ilgili ödeme emri bulunan tebligatı 12.11.2004 günü tebliğ etmesine karşın, tebligatın üzerindeki tarih üzerinde tahrifat yaparak 11.11.2004 günü yapılmış gibi değiştirdiği, suçun konusunu oluşturup dosya içerisinde suretleri bulunan tebligat evraklarının yapılan incelemelerinde, belgeler üzerinde gerçekleştirilen sahteciliğin çıplak gözle dahi ilk bakışta farkedilebildiği, sahtecilik suçunun unsuru olan aldatma yeteneğinin bulunmaması nedeniyle sanığın eyleminin suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK´nın 240. maddesi (01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun´un 257/1. maddesi) kapsamında kaldığının anlaşılması karşısında, sanığın değişen suç vasfına göre eylemine uyan "görevi kötüye kullanma" suçunun yasada gerektirdiği cezasının türü ve üst sınırı itibariyle tabi olduğu, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan 765 sayılı TCK´nın 102/4. maddesinde öngörülen asli dava zamanaşımının, kesici son işlem olan mahkumiyet hükmünün verildiği 26.04.2006 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşılmış, sanık müdafiinin ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta aynı Kanun´un 322. maddesinde öngörülen yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının gerçekleşen asli zamanaşımı nedeniyle 765 sayılı TCK´nın 102/4 ve 5271 sayılı CMK´nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞÜRÜLMESİNE, 01.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ASKERİ ŞAHISLARA TEBLİGAT ,RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK

YARGITAY 11. Ceza Dairesi 2009/21093 E.N , 2011/24215 K.N.

Özet

ER OLARAK ASKERLİĞİNİ YAPMAKTA OLAN SANIĞIN YOKLUĞUNDA VERİLEN MAHKUMİYET HÜKMÜNÜN, 7201 SAYILI TEBLİGAT KANUNU´NUN 14. MADDESİ UYARINCA KITA KUMANDANI VE MÜESSESE AMİRİ GİBİ EN YAKIN ÜSTÜ YERİNE AYNI ASKERİ BİRLİKTE GÖREVLİ SİVİL MEMURA TEBLİĞİ GEÇERSİZ OLDUĞUNDAN ÖĞRENME ÜZERİNE YAPILAN TEMYİZ BAŞVURUSUNUN SÜRESİNDE OLDUĞU KABUL EDİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Er olarak askerliğini yapmakta olan sanığın yokluğunda verilen mahkumiyet hükmünün, 22.06.2007 günü aynı askeri birlikte sivil memur olarak görev yaptığı anlaşılan Semih isimli şahsa tebliğ edildiği, 7201 sayılı Tebligat Kanunu´nun 14. maddesi uyarınca astsubaylar hariç olmak üzere erata yapılacak tebliğlerin, kıta kumandanı ve müessese amiri gibi en yakın üste yapılması gerektiği cihetle, gerekçeli kararın tebliği geçersiz olup, yokluğunda verilen hükmün, sanığa tebliğ olunduğuna dair dosyada başkaca belgeye de rastlanmadığından 29.06.2007 tarihli vekaletname ile sanık müdafiliğini üstlenen Av. M.Zahit´in öğrenme üzerine 02.07.2007 tarihinde yaptığı temyiz başvurusunun süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede gereği görüşüldü:

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezayı artırıcı ve azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş ve incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün isteme aykırı olarak (ONANMASINA), 29.12.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ - HÜKMÜN GEREKÇESİ - İLETİŞİM TESPİT TUTANAKLARI - İLETİŞİMİN TESPİTİ, DİNLENİLMESİ, KAYDA ALINMASI

YARGITAY 10. Ceza Dairesi 2011/13077 E.N , 2011/56510 K.N.

Özet

İLETİŞİMİN TESPİTİ VE DİNLENİLMESİ KARARLARI İLE OLAY TUTANAKLARININ ASILLARI VEYA ONAYLI ÖRNEKLERİ DOSYADA BULUNDURULMALIDIR.

TELEFON KONUŞMALARINA İLİŞKİN ÇÖZÜM TUTANAKLARI SANIKLARA OKUNMALIDIR. KENDİLERİNE AİT OLMADIĞINI SÖYLEDİKLERİNDE SES KAYITLARI DİNLETİLMELİ, KABUL ETMEDİKLERİNDE ADLİ TIP KURUMU FİZİK İHTİSAS DAİRESİ YA DA UZMAN BİR KURUM VEYA KURULUŞA SES ANALİZİ YAPTIRILARAK KONUŞMALARIN SANIKLARA AİT OLUP OLMADIĞI SAPTANMALIDIR.

HÜKMÜN GEREKÇE BÖLÜMÜNDE SANIKLARIN LEHİNDEKİ VE ALEYHİNDEKİ DELİLLERİN BELİRTİLMESİ ZORUNLUDUR. BU KAPSAMDA SOMUT OLAYA İLİŞKİN OLARAK; HANGİ SANIĞIN, HANGİ TARİHTE, KİMİNLE, NE ŞEKİLDE TELEFON KONUŞMASI YAPTIĞININ VE BU KONUŞMALARIN GERÇEKLEŞEN SOMUT OLGULARLA BAĞLANTISININ GÖSTERİLMESİ, TÜM DELİLLERİN AYRI AYRI TARTIŞILARAK DEĞERLENDİRİLMESİ, HÜKME ESAS ALINAN VE REDDEDİLENLERİN BELİRLENMESİ VE ULAŞILAN KANIYA GÖRE SANIKLARIN SABİT KABUL EDİLEN FİİLLERİ AÇIKLANARAK BUNUN NİTELENDİRİLMESİ GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:

1- Sanıklar Adem, A..., Zafer ve Ramazan hakkındaki iletişimin tespiti ve dinlenmesi kararları ile sanıklar A..., Okan ve Zafer hakkındaki olay tutanaklarının asılları veya onaylı örneklerinin getirtilmesi,

2- Telefon konuşmalarına ilişkin çözüm tutanaklarının sanıklara okunması ve bu konuşmaların kendilerine ait olup olmadığının sorulması, kendilerine ait olmadığını söylediklerinde ses kayıtları dinletilerek seslerin kendilerine ait olup olmadığının sorulması, kendilerine ait olmadığını söyledikleri takdirde Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi ya da uzman bir kurum veya kuruluşa ses analizi yaptırılarak konuşmaların sanıklara ait olup olmadığının saptanması,

3- CMK 230/1. maddesi gereğince hükmün gerekçe bölümünde, sanıkların lehindeki ve aleyhindeki delillerin belirtilmesi, bu kapsamda hangi sanığın, hangi tarihte, kimle, ne şekilde telefon konuşması yaptığının ve bu konuşmaların nasıl yorumlandığının açıklanması, gerçekleşen somut olgularla bağlantısının gösterilmesi, tüm delillerin ayrı ayrı tartışılarak değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilenlerin belirlenmesi, ulaşılan kanıya göre sanıkların sabit kabul edilen fiilleri açıklanarak bunun nitelendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma sonucu yetersiz ve soyut gerekçe ile hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, sanık A... müdafii ile sanıklar Adem, Zafer, Ramazan ve Okan´ın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükümlerin (BOZULMASINA), tutuklama koşullarında değişiklik bulunmaması nedeniyle sanıkların salıverilmelerine ilişkin taleplerinin reddine, 25.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ YAPMAK- UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE ETKİSİ DOĞURAN MADDE TİCARETİ YAPMAK

YARGITAY 10. Ceza Dairesi 2010/30978 E.N , 2012/2008 K.N.

Özet

UYUŞTURUCU MADDELERE DAİR 1961 TEK SÖZLEŞMESİ´NİN 1 VE 2 NUMARALI CETVELLERİNDE, 5237, 2313, 3298 SAYILI YASALARDA, 2313 VE 3298 SAYILI KANUNLARIN VERDİĞİ YETKİ UYARINCA ÇIKARILAN BAKANLAR KURULU KARARLARINDA SAYILAN UYUŞTURUCU VE UYARICI MADDELER ARASINDA YER ALMAMASI NEDENİYLE UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE OLARAK KABUL EDİLMESİNE OLANAK BULUNMAYAN "CLONAZEPAM" AKTİF MADDESİNİ İÇEREN R… İSİMLİ İLAÇ OLARAK BELİRTİLEN TABLETİN, "UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE ETKİSİ DOĞURAN" BİR MADDE OLUP OLMADIĞI KONUSUNDA ADLİ TIP KURUMU BEŞİNCİ İHTİSAS KURULU´NDAN RAPOR ALINMALI; ÜRETİMİNİN RESMİ MAKAMLARIN İZNİNE VEYA SATIŞININ YETKİLİ TABİP TARAFINDAN DÜZENLENEN REÇETEYE BAĞLI OLUP OLMADIĞI, SAĞLIK BAKANLIĞI İLAÇ VE ECZACILIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ´NDEN SORULMALI, SONUCUNA GÖRE SANIĞIN EYLEMİNİN TCK´NIN 188. MADDESİNİN 6. FIKRASINDA DÜZENLENEN "UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE ETKİSİ DOĞURAN MADDENİN TİCARETİNİ YAPMA" SUÇUNU OLUŞTURUP OLUŞTURMADIĞI TARTIŞILMALIDIR.

İçtihat Metni

Dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:

İ… Kriminal Polis Laboratuarı´nın 02.04.2008 tarihli raporuna göre, sanığın evinde bulunan 140 adet tabletin "clonazepam" aktif maddesini içeren R… isimli ilaç olduğu, "clonazepam" isimli maddenin 5237 sayılı TCK´nın 188. maddesinin 4. fıkrasında, 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun´da, 3298 sayılı Uyuşturucu Maddelerle İlgili Kanun´da, Uyuşturucu Maddelere Dair 1961 Tek Sözleşmesi´nin 1 ve 2 numaralı cetvellerinde, 2313 ve 3298 sayılı Kanunların verdiği yetki uyarınca çıkarılan Bakanlar Kurulu kararlarında sayılan uyuşturucu ve uyarıcı maddeler arasında yer almaması nedeniyle uyuşturucu veya uyarıcı madde olarak kabul edilmesine olanak bulunmadığı dikkate alınarak, İ… Kriminal Polis Laboratuarı´nın 02.04.2008 tarihli raporunda "clonazepam" aktif maddesini içeren R… isimli ilaç olarak belirtilen tabletin, 5237 sayılı TCK´nın 188. maddesinin altıncı fıkrasında belirtildiği şekilde;

a) "Uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran" bir madde olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Beşinci İhtisas Kurulu´ndan rapor alınması,

b) Üretiminin resmi makamların iznine veya satışının yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olup olmadığının, Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü´nden sorulması,

Sonucuna göre eyleminin TCK´nın 188. maddesinin 6. fıkrasında düzenlenen "uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran maddenin ticaretini yapma" suçunu oluşturup oluşturmadığı tartışılarak, sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün (BOZULMASINA), bozma nedenine ve tutuklu kaldığı süreye göre sanığın salıverilmesine, başka suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadığı takdirde serbest bırakılmasının sağlanması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na yazı yazılmasına 29.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

MALA ZARAR VERME ,KOMŞU ARAZİDEKİ AĞAÇ DALLARININ ZARARI - MÜLKİYET VE KOMŞU HAKKI - ZORUNLULUK HALİ VE HAKKIN KULLANILMASI

YARGITAY 9. Ceza Dairesi 2011/9814 E.N , 2012/5939 K.N.

Özet

TÜRK MEDENİ KANUNU´NUN 740. MADDESİ İLE MÜLKİYETİN TAŞKIN KULLANIMINA KISITLAMA GETİRİLMİŞTİR. BUNA GÖRE, MÜLK SAHİBİ BU HAKKINI, ÖNCEDEN İSTEMDE BULUNMASINA KARŞIN TAŞAN DAL VE KÖKLER UYGUN BİR SÜRE İÇİNDE KALDIRILMADIĞI TAKDİRDE KENDİSİ KULLANABİLECEĞİ GİBİ, BU ZARARIN MAHKEME ARACILIĞI İLE GİDERİLMESİNİ DE İSTEYEBİLİR. SANIĞIN TAŞAN DALLARI KALDIRMASI HUSUSUNDA UYARIDA BULUNMASI VE KATILANIN DA UYGUN BİR SÜRE İÇİNDE TAŞKIN DALLARI KALDIRMAMASI KEYFİYETİ OLAYDA GERÇEKLEŞMEDİĞİNDEN, HAKKIN KULLANIMINDAN VE DOLAYISIYLA HUKUKA UYGUNLUK HALİNİN VARLIĞINDAN SÖZ EDİLEMEYECEĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Türk Medeni Kanunu´nun "Mülkiyet hakkının içeriği" başlıklı 683. maddesi; "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir" hükmü ile malikin mülkiyet hakkını yasal sınırlar içinde kullanabilme yetkisini düzenlemiştir. Öte yandan, anılan Kanun´un taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen "komşu hakkı" bölümünde yer alan 740. maddesi ise, başkasının mülküne taşarak zarar veren dal ve köklerin, zarar gören mülk sahibinin istemi üzerine uygun bir süre içinde kaldırılmaması halinde, zarar gören mülk sahibi tarafından kesilebileceği ve kendi mülkiyetine geçirilebileceği hükmünü içermektedir. Görüleceği üzere bu madde ile de mülkiyetin taşkın kullanımına kısıtlama getirilmiştir. Buna göre, mülk sahibi bu hakkını, önceden istemde bulunmasına karşın taşan dal ve kökler uygun bir süre içinde kaldırılmadığı takdirde kendisi kullanabileceği gibi, bu zararın mahkeme aracılığı ile giderilmesini de isteyebilir.

Somut olayda, sanık ile katılanın bitişik arazilerde komşu oldukları, katılana ait ağacın dallarının sanığa ait bahçeye taştığı ve slaj makinesinin kullanılmasına engel olduğu sabit ise de, sanığın taşan dalları kaldırması hususunda henüz bir uyarıda bulunmaması ve katılanın da uygun bir süre içinde taşkın dalları kaldırmaması keyfiyetinin olayda gerçekleşmemesi nedeniyle sanığın Türk Medeni Kanunu´nun 740. maddesinde belirtilen şekilde taşkın kısımdaki dalları kesme ve mülkiyetine geçirme hakkının henüz doğmadığı, bu nedenle hakkın kullanımından ve dolayısıyla hukuka uygunluk halinin varlığından söz edilemeyeceği ve CMK´nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığından, tebliğnamede sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozma öneren düşünceye iştirak edilmemiştir.

Öte yandan sanığın taşkın dalları kesmek biçimindeki yukarıda açıklanan eyleminin zorunluluk hali nedeniyle gerçekleştirilmesinden dolayı ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, hukuka uygunluk sebebinin varlığı nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi sonucu iti-bariyle doğru bulunduğundan, gerekçedeki bu isabetsizlik bozma nedeni yapılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre Cumhuriyet Savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün (ONANMASINA), 09.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi


 

 

 

 

Mala zarar verme-Mülkiyet hakkı

CEZA Daire:9 Tarih:2012 Esas No:2012/33 Karar No:2012/12011

Kaynak:Kişisel ARŞİV.

İlgili Maddeler:TCK.nu 151-152

 (Türk Medeni Kanununun “Mülkiyet hakkının içeriği” başlıklı 683. maddesi: “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir” hükmü ile malikin mülkiyet hakkını yasal sınırlar içinde kullanabilme yetkisini düzenlemiştir. Öte yandan, anılan Kanunun taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen “komşu hakkı” bölümünde yer alan 740. maddesi ise, başkasının mülküne taşarak zarar veren ağaçlara ait dal ve köklerin, zarar gören mülk sahibinin istemi üzerine uygun bir süre içinde kaldırılmaması halinde, zarar gören mülk sahibi tarafından kesilebileceği ve kendi mülkiyetine geçirilebileceği hükmünü içermektedir. Görüleceği üzere bu madde ile de mülkiyetin taşkın kullanımına kısıtlama getirilmiştir. Buna göre, mülk sahibi, önceden istemde bulunmasına karşın taşan dal ve kökler uygun bir süre içinde kaldırılmadığı takdirde kendisi kullanabileceği gibi, bu zararın mahkeme aracılığı ile giderilmesini de isteyebilir. Somut olayda, sanık ile katılanın bitişik arazilerde komşu oldukları, katılana ait zeytin ağaçlarının dallarının sanığa ait nar ağaçlarına zarar verdiği ve sanığın uzun süre katılanı bu konuda uyarmasına rağmen katılanın herhangi bir tedbir almadığı sanığın aksi sabit olmayan savunması ve dosya kapsamından anlaşılmakla unsurları yönünden oluşmayan atılı suçtan sanığın beraati yerine, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 02.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. )


 

KAST-OLASI KAST MALA ZARAR VERME

YARGITAY 9. Ceza Dairesi 2011/2993 E.N , 2012/5599 K.N.

Özet

SANIKLARIN KENDİLERİNİ YAKALAMAK İSTEYEN POLİS MEMURLARININ ELLERİNDEN KURTULMAK İÇİN ARKADAKİ VE ÖNDEKİ POLİS ARAÇLARINA ÇARPIP KENDİLERİNE YOL AÇARAK KAÇMALARI EYLEMİNDE, ARAÇLARA DOĞRUDAN KASTLA ZARAR VERİLDİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanıkların kendilerini iki araçla takip ederek yakalamak isteyen polis memurlarınca önleri kesilip araçları durdurulduktan sonra ellerinden kurtulmak için geri manevrayla önce arkadaki sonra da öndeki polis araçlarına çarpıp kendilerine yol açarak kaçmaları eyleminde, araçlara doğrudan kastla zarar verildiği gözetilmeden yazılı gerekçe ile eylemin olası kastla işlendiği kabul edilerek cezasından TCK´nın 21/2. maddesi uyarınca indirim yapılması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin (ONANMASINA), 26.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

GÖREVLİ MAHKEME ,ZORALIM YARGILAMASI

YARGITAY 8. Ceza Dairesi 2012/16333 E.N , 2012/18878 K.N.

Özet

SUÇ KONUSU OLMAYIP, SUÇTA KULLANILMAYAN VE SAHİBİ HAKKINDA CEZA DAVASI AÇILMAYIP BULUNDURULMASI, TAŞINMASI İZNE TABİ BULUNDUĞU İÇİN ZORALIMI GEREKEN EŞYALARIN SULH CEZA HAKİMİ TARAFINDAN MÜSADERESİNE KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Suç konusu olmayıp, suçta kullanılmayan ve sahibi hakkında ceza davası açılmayıp bulundurulması, taşınması izne tabi bulunduğu için zoralımı gereken eşyaların, CMK´nın 259. maddesi uyarınca sulh ceza hakimi tarafından müsaderesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, eşya sahibi vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 31.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

6136-RUHSATSIZ SİLAH TAŞIMAK -GÖREVLİ MAHKEME- 6136 SAYILI YASA´YA AYKIRILIK

YARGITAY 8. Ceza Dairesi 2010/13323 E.N , 2012/13545 K.N.

Özet

SUÇA KONU SİLAHI ÜÇ HAFTA ÖNCE SATIN ALDIĞINI BEYAN EDEN SANIĞIN EYLEMİNİN 6136 SAYILI YASA´NIN 13/1. MADDESİNE AYKIRILIK OLUŞTURABİLECEĞİ VE BU SUÇA BAKMA GÖREVİNİN ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE AİT OLDUĞU GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Sanık hakkında 6136 sayılı Yasa´nın 13/3. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle dava açılmış ise de; suça konu silahı üç hafta önce satın aldığını beyan eden sanığın eyleminin aynı Yasa´nın 13/1. madde ve fıkrasındaki suçu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delilleri takdir ve tartışmasının 5235 sayılı Yasa´nın 11. maddesi uyarınca asliye ceza mahkemesinin görevi kapsamında bulunduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, o yer C.Savcısı ile sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeksizin hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 24.04.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

GÜMRÜK KAPISI DIŞINDAN İTHALAT, KAÇAKÇILIK- MUAFİYET VE İSTİSNA

YARGITAY 7. Ceza Dairesi 2010/10328 E.N , 2012/4145 K.N.

Özet

EŞYANIN YURDA İTHALİNE İLİŞKİN OLARAK GÜMRÜK MEVZUATINDA HANGİ HALLERDE MUAFİYET VE İSTİSNA TANINACAĞI SAYILMIŞ OLUP, GÜMRÜK KAPISI DIŞINDAN EŞYA İTHALİNDE BİR MUAFİYET VE İSTİSNA DÜZENLENMEMİŞTİR. YASAL OLMAYAN ŞEKİLDE BAŞKA ÜLKE TOPRAKLARINA GİDEREK ORADAN SATIN ALDIĞI DAVA KONUSU EŞYAYI YİNE YASAL OLMAYAN ŞEKİLDE GÜMRÜK KAPISI DIŞINDAN YURDA İTHAL ETTİĞİ SABİT OLAN SANIĞIN, İTHAL ETTİĞİ EŞYANIN TİCARİ NİTELİKTE OLUP OLMADIĞINA BAKILMAKSIZIN, 5607 SAYILI KANUN´UN 3/1 MADDE FIKRASI UYARINCA CEZALANDIRILMASINA KARAR VERİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Eşyanın yurda ithaline ilişkin olarak gümrük mevzuatında hangi hallerde muafiyet ve istisna tanınacağı sayılmış olup, gümrük kapısı dışından eşya ithalinde bir muafiyet ve istisna düzenlenmediği gibi 5607 sayılı Kanun´un 3/1. maddesinde; "Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın Türkiye´ye ithal eden kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, belirlenen gümrük kapıları dışından Türkiye´ye ithal edilmesi halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır." amir hükmü öngörülmüş bulunmaktadır.

Anılan Kanun´un 3/5. maddesinin uygulanabilmesinin koşulu ise birinci ila dördüncü fıkralarda tanımlanan fiillere iştirak etmemek olup, yasal olmayan şekilde başka ülke topraklarına giderek oradan satın aldığı dava konusu eşyayı yine yasal olmayan şekilde gümrük kapısı dışından yurda ithal ettiği sabit olan sanığın, ithal ettiği eşyanın ticari nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın, 5607 sayılı Kanun´un 3/1 madde fıkrası uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, katılan idare temsilcisinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün isteme aykırı olarak (BOZULMASINA), 05.03.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

KAÇAK PETROL - KATILMA HAKKI - TİCARİ AMAÇLA SATIN ALMA

YARGITAY 7. Ceza Dairesi 2010/8259 E.N , 2012/2432 K.N.

Özet

SUÇTAN DOĞRUDAN ZARAR GÖRMEYEN İDARENİN DAVAYA KATILMASINA KARAR VERİLMESİ HUKUKEN GEÇERSİZ OLUP, HÜKMÜ TEMYİZE HAK VERMEZ.

SANIĞIN, SUÇ KONUSU KAÇAK AKARYAKITI TİCARİ FAALİYETİ OLAN YÜK TAŞIMA İŞİNDE KULLANDIĞI ARACINDA SARF EDECEK OLMASI NEDENİYLE EYLEMİN, 5015 SAYILI YASA´NIN EK 5/1. MADDESİ KAPSAMINDA KAÇAKÇILIK SUÇUNU OLUŞTURDUĞU GÖZETİLEREK MAHKUMİYETİNE HÜKMEDİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

1- Suçtan doğrudan zarar görmeyen gümrük idaresinin davaya katılmasına karar verilmesi hukuken geçersiz olup, hükmü temyize hak vermeyeceğinden, gümrük idaresi adına Hazine vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan CMUK´nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,

2- 5271 sayılı CMK´nın 260/1. maddesi gereğince, katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunan Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu´nun hükmü temyize hakkı bulunduğu gözetilerek;

a- Sanık Abdullah hakkında verilen beraat hükmüne ilişkin temyiz incelemesinde;

5015 sayılı Yasa´nın ek 5/1. maddesinde "Kaçak petrolü satışa arz eden, satan, bulunduran, bu özelliğini bilerek ticari amaçla satın alan veya saklayan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kaçak petrolün ve kaçakçılıkta kullanılan suç araç ve gereçlerinin müsaderesine de hükmolunur" düzenlenmesi öngörülmüş olup, sanığın aracında kullanmak için satın aldığını beyan ettiği, yönetimindeki kamyonun yakıt deposunda ele geçen dava konusu toplam 140 lt motorinin TÜBİTAK Enerji Enstitüsü´nde yaptırılan analizi sonucu belirlenen seviyede ulusal marker içermediği ve standarda uygun bulunmadığı bildirildiğine göre, sanığın suç konusu kaçak akaryakıtı ticari faaliyeti olan yük taşıma işinde kullandığı aracında sarfedecek olması nedeniyle anılan Yasa maddesi kapsamında kaçakçılık suçunun oluştuğu gözetilerek mahkumiyeti yerine, oluş ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,

b- Sanık Reşit hakkında kurulan hükme ilişkin temyizinde;

5271 sayılı CMK´nın 5560, 5728 ve 6008 sayılı Yasalar ile değişik 231. maddesinin 5, 6 ve 14. fıkralarında yapılan değişikler uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulaması olanaklı olduğu halde, 5237 sayılı TCK´nın 7. maddesi gözetilerek, yasal koşullarının oluşup oluşmadığının sap-tanması ve sonucuna göre uygulama yapılması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi,

Yasaya aykırı, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu vekili ve sanık Reşit´in temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 15.02.2012 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

YAĞMA SUÇU İÇECEĞE UYUŞTURUCU KOYMAK SURETİ

YARGITAY 6. Ceza Dairesi 2011/9428 E.N , 2012/232 K.N.

Özet

BİRLİKTE ANKARA´YA GELDİKLERİ VE MOLA VERDİKLERİ SIRADA, YAKINANIN KAHVESİNE UYUŞTURUCU MADDE KOYARAK BAYILMASINI SAĞLAYAN VE ÜZERİNDE BULUNAN 1.750 TL PARA İLE ARACIN ANAHTARINI ALAN SANIĞIN EYLEMİNİN TCK´NIN 148/1-3. MADDESİNDE YAZILI SUÇU OLUŞTURDUĞU GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu´nun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Oluş ve dosya kapsamına göre sanık ve yakınanın birlikte Ankara´ya geldikleri mola verdikleri sırada sanığın, yakınanın kahvesine uyuşturucu madde koyarak bayılmasını sağlayıp üzerinde bulunan 1.750 TL para ile aracın anahtarını alması şeklinde gerçekleşen eylemin 5237 sayılı TCK´nın 148/1-3 maddesindeki suçu oluşturduğu gözetilmeden, yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde uygulama yapılması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Ramazan savunmanının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak (BOZULMASINA), 17.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

YAĞMA SUCUNA DÖNÜŞMESİ-HIRSIZLIK-TEHDİD.

YARGITAY 6. Ceza Dairesi 2008/605 E.N , 2012/3975 K.N.

Özet

SANIĞIN KİMLİĞİ BELİRLENEMEMİŞ İKİ ARKADAŞIYLA BİRLİKTE YAKINANIN İŞYERİNE GELİP, BİR ARKADAŞIYLA BİRLİKTE YAKINANA FİYAT SORUP OYALADIKLARI, DİĞER ARKADAŞININ İÇERİDEN CEP TELEFONU İLE YAZARKASADAN PARALARI ALDIĞI SIRADA KENDİSİNİ GÖREN TANIĞIN HABER VERMESİ ÜZERİNE, SANIK VE ARKADAŞLARININ KAÇMAYA BAŞLA-DIKLARI, YAKINANIN DA KESİNTİSİZ TAKİP EDEREK PARAYI ALAN KİŞİYİ YAKLAŞIK 10 METRE İLERİDE YAKALAYIP İŞYERİ İÇİNE GERİ GETİRİP ÜZERİNDEKİ CEP TELEFONUNU GERİ ALDIĞI VE HENÜZ PARAYI ALAMADAN, SANIK İLE SUÇ ARKADAŞININ GELİP BIÇAKLARLA YAKINAN VE TANIĞI TEHDİT EDİP, ARKADAŞLARINI SERBEST BIRAKTIRARAK BERABER KAÇTIKLARI OLAYDA; HIRSIZLIK EYLEMİNİN HENÜZ TAMAMLANMADIĞI VE SANIĞIN BIÇAK ÇEKİP YAKINANI TEHDİT ETMESİYLE EYLEMİN TAMAMLANMIŞ YAĞMAYA DÖNÜŞTÜĞÜ GÖZETİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu´nun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Sanığın kimliği belirlenememiş iki arkadaşıyla birlikte yakınanın işyerine gelip, bir arkadaşıyla birlikte yakınana fiyat sorup oyaladıkları sırada, diğer arkadaşının içeriden cep telefonu ile yazarkasadan paraları aldığı sırada kendisini gören tanığın haber vermesi üzerine, sanık ve arkadaşlarının kaçmaya başladıkları, yakınanın da kesintisiz takip ederek parayı alan kişiyi yaklaşık 10 metre ileride yakalayıp işyeri içine geri getirip üzerindeki cep telefonunu geri aldığı ve henüz parayı alamadan, sanık ile suç arkadaşının gelip bıçaklarla yakınan ve tanığı tehdit edip, arkadaşlarını serbest bıraktırarak beraber kaçtıkları olayda, hırsızlık eyleminin henüz tamamlanmadığı ve sanığın bıçak çekip yakınanı tehdit etmesiyle eylemin tamamlanmış yağmaya dönüştüğü gözetilmeden yazılı biçimde hırsızlık ve tehdit suçlarından hüküm kurulması;

2- Sanığın, TCY´nin 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmasına, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca da kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanık hakkında uygulanmamasına karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde uygulama yapılması;

Bozmayı gerektirmiş, sanık Aydan savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak (BOZULMASINA), 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi yollaması ile 1412 sayılı CMUK´nın 326/son maddesinin gözetilmesine 07.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

 

 

 
                                  Sayaç