TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
YARGITAY CEZA DAİRELERİ KARARLARI 3(TERÖRLE MÜCADELE-RUHSAT SÜRESİ SONA EREN SİLAHIN MÜSADERE USULÜ-YARGILAMANIN YENİLENMESİ -SUÇTA KULLANILAN SILAHIN MÜSADERESI-İMAR KİRLİLİĞİNE SEBEP OLMAK- HAGB) / 24-01-2013

 

 HAGB,6008 SAYILI KANUNUN GEÇİCİ 2. MADDESİ ,TERÖRLE MÜCADELE

3. Ceza Dairesi 2011/6962 E., 2011/8790 K.

"İçtihat Metni"

Kasten yaralama suçundan sanık A…

… Ç……´in; 765 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 456/2,457/1,51/1,59/2. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/5.maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Elmalı Ağır Ceza Mahkemesinin 15.12.2009 tarihli ve 2003/93 esas,2009/ 252 sayılı kararına yönelik itirazın,6008 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 2.maddesi dikkate alındığında kabulüne ilişkin,Antalya 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 28.09.2010 tarihli ve 2010/1542 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı´nın 27.03.2011 tarih ve 2011/3248-15961 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 09.05.2011 tarih ve 2011/156383 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

Antalya 3.ağır Ceza Mahkemesince 25.07.2010 tarihli ve 27652 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6008 sayılı Kanunun geçici 2.maddesi uyarınca itirazın kabul edilerek ,hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kaldırılmasına karar verilmiş ise de,anılan kanunun geçici 2.maddesinde yer alan "Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının geri bırakılması kararı verilmiş olanların,bu kanunun yürürlük tarihinden itibaren onbeş gün içinde mahkemeye başvurmaları halinde,mahkemece,hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı geri alınır ve Ceza muhakemesi Kanununun 231.maddesinin yedinci fıkrasındaki kayıtla bağlı olmaksızın,başvuruda bulunan sanık hakkında yeniden hüküm kurulur."şeklindeki düzenleme karşısında,Kanun´un yürürlük tarihinden önce 15.12.2009 tarihinde Elmalı Ağır Ceza Mahkemesince karar verildiği ve aynı gün bu karara sanık müdafii tarafından,sanığın beraat etmesi gerektiği yönünde itiraz da bulunulduğu,hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik bir itiraz bulunmadığı,mercii Antalya 3.Ağır Ceza Mahkemesinin sadece,hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilebilmesinin şartlarının olup olmadığını,hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararında hukuka aykırılık bulunup bulunmadığını inceleyebileceği,şartların varlığı halinde sanık lehine olan durumun sanık aleyhine olacak şekilde kaldırılıp,yeniden duruşma yapılarak hükmün açıklanmasına karar verilmesi yönünde karar verilemeyeceği gözetilmeden,itirazın reddi yerine yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK´nun 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden Antalya 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 28.09.2010 tarih ve 2010/1542 sayılı kararının 5271 sayılı CMK.nun 309/4-d.maddesi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

RUHSAT SÜRESİ SONA EREN SİLAHIN MÜSADERE USULÜ

8. Ceza Dairesi 2011/7027 E., 2011/5473 K.

Ruhsat süresi dolan tabanca ve eklerinin müsadere edilmesi talebinin, şüpheli hakkında iddianame tanzim edilmesi gerekçesiyle reddi

"İçtihat Metni"

Silah bulundurma ruhsat süresinin dolması sebebiyle ruhsatı iptal edilen M…

… K… hakkında Kartal Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 19.01.2011 tarihli ve 2011/1122 soruşturma, 2011/1006 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı müteakip, adli emanetin 2011/403 sırasına kayıtlı bulunan tabanca ve eklerinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 256/1 ve 257/1. maddeleri uyarınca müsaderesine karar verilmesi talebi üzerine, şüpheli hakkında iddianame ile kamu davası açılması gerektiğinden bahisle müsadere talebinin reddine dair Kartal 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 20.01.2011 tarihli ve 2011/85 değişik iş sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin, (KARTAL) 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.01.2011 tarih ve 2011/230 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak:

6136 sayılı Kanun ve bu Kanun´un uygulanmasına ilişkin yönetmelik hükümleri uyarınca bulundurma ruhsatlı tabancanın zoralımına yönelik taleplerle ilgili kararların, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 257. maddesi uyarınca duruşma açılarak verilmesi ve verilecek kararın temyiz kanun yoluna tabi olması, müsadere talebi ile ilgili olarak şüpheli hakkında iddianame tanzim edilmesini gerektirmediği, Cumhuriyet Başsavcılığınca müzekkere ile yapılan talep üzerine mahkemesince duruşma açılarak, ilgili tarafların duruşmaya davet edilmesi suretiyle müsadere hususunda bir karar verilebileceği gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 26.03.20011 gün ve 15922 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 10.05.2011 gün ve KYB/2011-160341 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Valilik makamının iptal kararı üzerine silah ruhsatını yenileme veya devir işleminin yapılmadığı olayda, iptal edilen ruhsat sahibi hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş olması karşısında, suç konusu olmayıp müsadereye tabii bulunan eşyanın müsaderesi için şüphelisi

bulunmadığından iddianame düzenlenmesi olanaksız olup yazılan istem yazısı üzerine mahkemece gereğinin yapılması zorunlu olduğu halde itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi,

Yasaya aykırı, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay C.Başsavcılığının ihbarname içeriği bu itibarla yerinde görüldüğünden Kartal 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.01.2011 gün, 2011/230 D.İş sayılı kararın CMK.nun 309. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine 23.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

YARGILAMANIN YENİLENMESİ , İLK HEYETİN GÖREV ALAMAYACAĞI

5. Ceza Dairesi 2011/7298 E., 2011/5029 K.

5271 sayılı C.M.K m23/3

İlk yargılamada görev alan mahkeme başkanının, yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine dair kararda görev almış olması

Yargılamanın yenilenmesi

"İçtihat Metni"

Cinsel saldırı suçundan sanık A…

… B……´nin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 102/2, 102/3-d, 62/1. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Bolu Ağır Ceza Mahkemesinin 08/11/2005 tarihli ve 2005/37 esas, 2005/304 sayılı kararının Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 18/05/2010 tarihli ve 2006/8393 esas, 2010/3649 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmesini müteakip, sanık vekili tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin aynı Mahkemenin 23/08/2010 tarihli ve 2010/912 değişik iş sayılı kararına yapılan itirazın reddine dair Düzce Ağır Ceza Mahkemesinin 04/09/2010 tarihli ve 2010/985 değişik iş sayılı kararının;

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 23/3. maddesinde yer alan "Yargılamanın yenilenmesi hâlinde önceki yargılamada görev yapan hâkim aynı işte görev alamaz." şeklindeki düzenleme ile aynı Kanun´un 318/1. maddesindeki "Yargılamanın yenilenmesi istemi, hükmü veren mahkemeye sunulur. Bu mahkeme, istemin kabule değer olup olmadığına karar verir." biçimindeki düzenleme karşısında, ilk kararı veren hâkimin olayla ilgili kanaatinin oluştuğu, görüşünün ilk hükümle belirginleştiği, yeniden yargılama aşamasında ya da bu aşamaya götürecek talebin kabule değer olup olmadığına dair vereceği kararda önceki kanaat ve görüşünün etkisi altında kalabileceği, bu nedenle adil yargılama hakkının bir uzantısı olarak olaya tamamen yabancı, farklı bir hâkimin, yargılamanın yenilenmesi talebini incelemesi gerektiği cihetle, somut olayda ilk yargılamada görev alan mahkeme başkanının yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine dair kararda da görev almış olduğu gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 17.04.2011 gün ve 19918 sayılı kanun yararına bozmaya atfen C.Başsavcılığından tebliğname ile Daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:

Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarname içeriğinin yerinde olduğu, Hakim Ş... D...´in ilk kararı veren heyette de yer aldığı anlaşıldığından, Düzce Ağır Ceza Mahkemesinin 04.09.2010 tarihli 2010/985 Değişik İş sayılı kararının CMK.nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın merciine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

MÜSADEREDE "ALEYHE DEĞİŞTİRMEME"İLKESİNDEN SÖZ EDİLEMEYECEĞİ- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması - Suçta kullanılan silahın müsaderesi

 

8. Ceza Dairesi 2011/9820 E., 2011/6168 K.

"İçtihat Metni"

Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan sanık S…

… A……´un 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun l70/1-c, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 59. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, adli emanetin 2005/51 sırasına kayıtlı tabancanın ordu malı olduğu anlaşıldığından Erzin Garnizon Komutanlığına iadesine dair (ERZİN) Asliye Ceza Mahkemesinin 09.04.2009 tarihli ve 2009/23 esas, 2009/81 sayılı kararını kapsayan dosyasıyla ilgili olarak;

Sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 170/1-c maddesi uyarınca verilen 6 ay hapis cezasından, aynı Kanun´un 62. maddesine göre takdiri indirim uygulanması gerekirken, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunmayan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 59. maddesi gereğince indirim yapılmasında isabet görülmemiş ise de, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olunması karşısında, bu husus kanun yararına bozma incelemesine konu edilmemiştir.

Ancak; sanığın suçta kullandığı adli emanetin 2005/51 sırasına kayıtlı Yavuz 16 Regard marka tabancanın bedeli mukabili sanık tarafından satın alınan zati silah olup, Jandarma Genel Komutanlığına ait birlik kadro silahlarından olmadığının anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 54/1. maddesi gereğince müsaderesine hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şeklide karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 03.05.2011 gün ve 24670 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 14.06.2011 gün ve KYB/2011-196628 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Sanığın suçta kullandığı adli emanetin 2005/51 sırasında kayıtlı Yavuz 16 Regard marka tabancanın, Jandarma Genel Komutanlığının 26.03.2010 tarihli yazı içeriğine göre, bedeli karşılığı sanık tarafından satın alınan şahsi tabanca olup, Jandarma Genel Komutanlığına ait birlik kadro silahlarından olmadığının anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK.nun 54/1. maddesi gereğince müsaderesine karar verilmesi yerine yazılı şekilde Erzin Garnizon Komutanlığına iadesine karar verilmesi, kanuna aykırı olmakla Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 03.05.2011 günlü yazılarına izafeten Yargıtay C.Başsavcılığının 14.06.2011 tarih ve 2011/196628 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren ihbarname içeriği yerinde görülmekle, Erzin Asliye Ceza Mahkemesinin temyiz edilmeksizin kesinleşen 09.04.2009 gün, 2009/23 esas, 2009/81 sayılı kararının CMK.nun 309/4-d maddesi uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre kararın düzeltilmesi mümkün olmakla hüküm fıkrasında yer alan "Adli emanetin 2005/51 sırasında kayıtlı tabancanın ordu malı olduğu anlaşıldığından karar kesinleştiğinde Erzin Jandarma Komutanlığına iadesine" ibaresinin çıkarılmasına ve Ceza Genel Kurulunun 25.09.2006 gün 198/199 sayılı kararında belirtildiği üzere müsaderede "aleyhe değiştirmeme" ilkesinden söz edilmeyeceği için hükme "Adli emanetin 2005/51 sırasında kayıtlı tabancanın suçta kullanıldığı anlaşılmakla 5237 sayılı TCK.nun 54/1. maddesi uyarınca müsaderesine" ibaresinin ilavesi suretiyle hükmün sair kısımlarının aynen korunmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 11.07.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

FİDAN DİKME ŞEKLİNDEKİ (CEZA) YÜKÜMLÜLÜĞÜN YASAYA AYKIRILIĞI

4. Ceza Dairesi 2011/10832 E. 2011/9190 K. 29.06.2011-K.T.

"İçtihat Metni"

Tehdit suçundan sanık S…… Y……´ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 106/1-1. cümle ve 62. maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, aynı maddenin 8/c bendi gereğince sanığın 25 fidan dikmesi hususunda yükümlülük belirlenmesine dair Acıpayam Sulh Ceza Mahkemesinin 15/01/2010 tarihli ve 2009/271 esas, 2010/20 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 26.03.2011 gün ve 15917 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.05.2011 gün ve 160346 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

Tebliğnamede " Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 09/06/2009 tarihli ve 2009/5644 esas, 2009/13118 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231/8. maddesinin alt bentlerinde denetimli serbestlik tedbiri olarak sanıklara yüklenecek yükümlülükler,

a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,

b) Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,

c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine,

Şeklinde belirlenmiş olup, bunların dışında Cumhuriyet savcısının infaz yetkisini kısıtlayacak ve sanığa mali külfet getirecek şekilde, 25 adet fidan dikme hususunda yükümlülük belirlenmesinin mümkün bulunmadığı, sanık hakkında yükümlülük belirlenirken kanun koyucunun amacına uygun, akla ve mantığa muhalif olmayan tarafları tatmin edici, denetime elverişli bir yükümlülüğe hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." denilmektedir.

Gereği görüşüldü;

5271 sayılı C.Y.Y.´nın 231/8 maddesinde "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak; a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine, b) Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına, c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine, karar verilebilir " hükümleri yer almaktadır.

İncelenen dosyada mahkemece belirlenen "25 fidan dikme" biçimindeki denetimli serbestlik tedbirinin, C.Y.Y.´nın 231/8 maddesinin (c) bendinde yer alan takdir edilecek başka yükümlülük kapsamında kaldığı görülmektedir. Mahkemece anılan yasa madde ve fıkrasının (a), (b) ve (c) bendinde açıkça sayılanların dışında takdir edilecek başka bir yükümlülüğün belirlenebilmesi için bu denetimli serbestlik tedbirinin, hukuken ve fiilen infaz olanağının bulunması, Cumhuriyet savcısının infaz yetkisini kısıtlamaması ve sanığa mali (maddi) bir yük getirmemesi gerekir. Somut olayda belirlenen 25 fidan dikme yükümlülüğünün, sanık için maddi bir yük getirdiği ve mahkemece yerine getirilmesi için bir süre de belirlenmediğinden hukuken infaz olanağının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemenin C.Y.Y.´nın 231/8 maddesi uyarınca belirlediği denetimli serbestlik tedbirinin, hukuka aykırı olduğu açıktır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, tehdit suçundan sanık S... Y... hakkında, Acıpayam Sulh Ceza Mahkemesince verilip kesinleşen 15.01.2010 gün ve 2009/271-2010/20 sayılı kararın, 5271 sayılı C.Y.Y.´nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, anılan Yasa maddesinin 4/a fıkrası gereğince, sanık hakkında C.Y.Y.´nın 231/8 maddesi kapsamında hukuka uygun bir denetimli serbestlik tedbiri belirlenmesi işleminin, Acıpayam Sulh Ceza Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 29.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

İMAR KİRLİLİĞİNE SEBEP OLMAK, HAGB

4. Ceza Dairesi 2011/14637 E., 2011/12565 K.

"İçtihat Metni"

İmar kirliliğine sebep olmak suçundan sanık H…… E……´nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 184/1,62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231/5. maddesi uyarınca karar kesinleştikten sonra 2 yıl içerisinde inşaat ruhsatı alınması ya da imar planına uygun hale getirilmesi koşulu ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Büyükçekmece 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/01/2009 tarihli ve 2007/979 esas, 2009/116 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 13.05.2011 gün ve 27753 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.06.2011 gün ve 210550 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

Tebliğnamede "Sanığın inşaat ruhsatı almadan kaçak inşaat yapmak şeklinde kabul edilen eyleminden dolayı, mahkemece 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 184/1. maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası verilmesini müteakip, karar kesinleştikten sonra 2 yıl içerisinde inşaat ruhsatı alınması ya da eski hale getirilmesi koşulu ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231/9. maddesinde yer alan " Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması karan verilebilir." şeklindeki düzenleme karşısında, 6. maddenin (c) bendinde belirtilen mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi şartının derhal yerine getirilemediği hallere mahsus olmak üzere, zararın giderilmesini sağlamak amacıyla koşullu olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği, oysa ki sanığın eyleminde bir zararın meydana gelmediği, kaldı ki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 184/5. maddesinde yer alan "Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aylan olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar plânına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar." şeklindeki düzenlemeye göre, kişinin kararın kesinleşmesinden sonra kaçak inşaatı ruhsata uygun hale getirmesi halinde cezanın bütün sonuçlarıyla ortadan kalkacak olması karşısında, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." denilmektedir.

Gereği görüşüldü;

5271 sayılı CYY.nın 231. maddesinin 6. fıkrasında, "Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için; a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması, c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, gerekir." 9. fıkrasında, "Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir." 5237 sayılı TCY.nın 184. maddesinin 5. fıkrasında ise "Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar." hükmü yer almaktadır.

İncelenen dosyada, mahkemece sanık hakkında hükmolunan 10 ay hapis cezasına ilişkin mahkumiyet hükmünün, CYY.nın 231/9. maddesi hükmü uyarınca yerine getirilmesi olanaksız bir koşula bağlanarak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği görülmektedir. Anılan hüküm ancak; sanığın işlediği suç nedeniyle mağdur veya kamuya verdiği ve parayla ifade edilebilen maddi zararın ödenmesini gerektiren somut olaylarda uygulanabilir. Mahkemenin kabulünde belirttiği üzere ruhsata veya imar planına aykırı olarak yapılan binanın imar kirliliğine yol açması tek başına kamusal maddi zarar olarak değerlendirilemez. Bu suç nedeniyle kamunun uğradığı somut maddi zararın belirlenmesi gerekir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre mahkemece saptanmış ve ödenmesi gereken bu nitelikte bir maddi zarar bulunmamaktadır. 5237 sayılı TCY.nın 184/5. maddesi ise binanın imar planına ve ruhsatına uygun hale getirilmesi koşuluna bağlı özel bir etkin pişmanlık hükmü olarak düzenlenmiştir. TCY.nın 184/5. maddesinde yer alan etkin pişmanlık ve CYY.nın 231. maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulama olanağının, birbirinden bağımsız olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Biri diğerinin ön koşulu sayılamayacağı gibi uygulanmasına engel de oluşturmamaktadır. Mahkemenin, 5237 sayılı TCY.nın 184/5. maddesindeki özel etkin pişmanlık hükmünü dikkate alan gerekçeyle iki ayrı kurumun uygulama koşullarını birleştirerek verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, hukuka uygun olmadığı anlaşılmaktadır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, imar kirliliğine neden olma suçundan sanık H…

… E…

… hakkında, Büyükçekmece 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilip itiraz edilmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair 29.1.2009 gün ve 2007/979-2009/116 sayılı kararın, 5271 sayılı CYY.nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, karardaki hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilebilecek nitelikte olduğundan, "kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl içerisinde bilirkişi raporunda belirtildiği üzere bodrum, zemin kat, iki normal kat ve teras kattan ibaret kaçak vasfındaki binaya ruhsat alınması veya imar planına uygun hale getirilmesi koşulu ile" ibaresinin kararın (2/a) bendinden ÇIKARILMASINA, 13.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

YARGILAMANIN YENİLENMESİNDE ÖNCEKİ HEYETİN DEĞİŞMESİ GEREKİR

1. Ceza Dairesi 2011/5754 E., 2011/4882 K.

"İçtihat Metni"

Öz kardeşini kasten öldürmek suçundan sanık V... A...’ın 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 64/1 maddesi yollamasıyla aynı yasanın 449/1 maddesi gereğince müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı yasanın 31. maddesi gereğince ömür boyu kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, 33. madde gereğince hapislik halinin sona ermesine kadar yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına, 40. madde gereğince de tutukta geçen sürelerin cezalarından mahsubuna dair Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen kararın 21/04/2008 tarih ve 2007/109 Esas, 2008/116 karar sayı ile Yargıtay 1.Ceza Dairesinin 29/09/2009 tarihli ve 2008/10004 Esas, 2009/5455 sayılı ilamıyla kesinleşmesini müteakip sanık müdafiince yapılan yargılamanın yenilenmesi talebi üzerine dosyanın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 23. maddesi gereğince talebin değerlendirilmesi ve heyet tespiti için dosyanın 12/07/2010 tarihinde Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği,Bakırköy 7.Ağır Ceza Mahkemesi 13/07/2010 tarih ve 2010/1034 d.iş sayılı kararıyla Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 23/3 maddesi gereğince talebin değerlendirilmesi ile heyet tespiti için dosyanın Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesinin görevlendirilmesine, mahkeme heyetinin bu şekilde belirlenmesine karar verildiği, Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/109 Esas, 2008/116 sayılı kesinleşen dosyasının Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilerek yargılamanın yenilenmesi talebinin Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi heyetince bakılmasına, heyetin bu şekilde belirlenmesine ilişkin Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 13/07/2010 gün ve 2010/1034 değişik iş sayılı kararının Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 11/04/2011 gün ve B.03.0.CİG.0.00.00.04-105-34-1229-2011/4020/8479 sayılı yazılı talepleri doğrultusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi gereğince kanun yararına bozma talebini içeren 24/05/2011 gün ve 2011/169490 sayılı tebliğnamesine bağlı dosya Dairemize gönderilmekle okundu; gereği konuşulup düşünüldü.

T Ü R K M İ L L E T İ ADINA

I) Olay:

Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesince 21/04/2008 gün ve 2007/109 Esas, 2008/116 sayılı kararı ile Sanık V... A...’ın öz kardeşini kasten öldürmek suçundan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 449/1 maddesi uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 29/09/2009 gün ve 2008/10004 Esas, 2009/5455 sayılı ilamıyla kesinleştiği, sanık müdafii tarafından yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması üzerine 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 23/3 maddesi gereğince talebin değerlendirilmesi amacıyla heyet tespiti için dosyayı Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdiği, Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin de 13/07/2010 tarih ve 2010/1034 d.iş sayılı kararıyla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 23/3 maddesindeki “

“Yargılamanın yenilenmesi halinde önceki yargılamada görev yapan hakim aynı işte görev alamaz”

” şeklindeki düzenleme ile aynı Kanun’un 318/1 maddedeki, “

“Yargılamanın yenilenmesi istemi, hükmü veren mahkemeye sunulur.Bu mahkeme, istemin kabule değer olup olmadığına karar verir.”

” şeklindeki düzenlemeler karşısında, ilk kararı veren heyetin olayla ilgili kanaatinin oluştuğu, görüşünün ilk hükümle belirginleştiği, yeniden yargılama aşamasında ya da bu aşamaya götürecek talebin kabule değer olup olmadığına dair vereceği kararda önceki kanaat ve görüşünün etkisi altında kalabileceği, bu sebeple adil yargılama hakkının bir uzantısı olarak olaya tamamen yabancı, farklı bir heyetin yargılamanın yenilenmesi talebini incelemesi gerektiği hususu gözetilerek başka bir hakimi görevlendirmesi gerekeceği cihetle, Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/04/2008 tarihli kararında imzası bulunan Hakim M... T... haricindeki hakimlerin daha önceki yargılamada görev almaması karşısında, Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesinde adı geçen hakim yerine başka bir hakimi görevlendirmesi yerine, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediği gerekir düşüncesiyle dosyanın Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilerek, 8. Ağır Ceza Mahkemesi heyetince bakılmasına, heyetin bu şekilde belirlenmesine karar verildiği anlaşılmıştır.

II)Kanun yararına bozma istemine ilişkin uyuşmazlığın kapsamı:

Sanık V... A... hakkında Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilip kesinleşmiş mahkumiyet kararına vaki yargılamanın yenilenmesi talebinin heyette karara katılan hakimler dışında hakimlerden oluşan heyetçe mi yoksa Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi heyetince mi sonuçlandırılacağına ilişkindir.

III) Hukuksal değerlendirme;

Sanık V... A... hakkında Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/04/2008 tarih ve 2007/109 Esas, 2008/116 karar sayılı kararıyla 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 449/1 maddesine aykırılıktan verilen hüküm Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 29/09/2008 tarih ve 2008/10004 Esas, 2009/5455 sayılı ilamıyla onanarak kesinleşmiştir. Sanık müdafiinin yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunması üzerine ilk hükmü veren Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi talebin mahkemelerince

değerlendirilmesinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 23. maddesi gereğince uygun olmadığı, talebi değerlendirerek heyeti tespit açısından dosyanın Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verdiği, Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesi yargılamanın yenilenmesi talebinin öncelikle kabule uygun olup olmadığı, kabule uygun görülmesi halinde müteakip işlemlerin yerine getirilmesi için sanık hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararına katılan hakimler dışında Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesine katılacak heyeti tespit edip dosyayı Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesine göndermesi gerekirken 13/07/2010 tarih ve 2010/1034 değişik iş sayılı kararıyla Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesince yargılamanın yenilenmesi talebi hakkında adıgeçen mahkemece bakılmasına ve heyetin bu şekilde oluşturulmasına dair kararının usule aykırı olduğu görülmüştür.

Bu nedenlerle Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/07/2010 tarih ve 2010/1034 değişik iş sayılı Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesince sanık V... A... hakkında verilip kesinleşen 21/04/2008 gün ve 2007/109 Esas, 2008/116 Karar sayılı ilamına dair yargılamanın yenilenmesi talebi hakkında heyetin Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesince oluşturularak bakılmasına ilişkin kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

IV) Sonuç ve karar:

Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının istemi yerinde görüldüğünden, Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/07/2010 gün ve 2010/1034 d.iş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına (TEVDİİNE), 19.07.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

BAŞKA SUÇTAN TUTUKLU KALINAN SÜRENİN MAHSUP EDİLEBİLECEĞİ

10. Ceza Dairesi 2011/13092 E., 2011/31642 K.

"İçtihat Metni"

Yüksek Adalet Bakanlığı´nın, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan hükümlü B…… T…… hakkındaki kesinleşmiş hükmün infazı aşamasında ANKARA 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nce verilen itirazın reddine ilişkin 06.12.2010 tarihli ve 2010/452 değişik iş sayılı kararının kanun yararına bozulmasına yönelik talebi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nca dava dosyasının 14.06.2011 tarihli ihbar yazısı ekinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Hükümlü B…… T…… hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nce 01.05.2007 tarihinde 2006/123 esas ve 2007/107 karar sayı ile 5237 sayılı TCK´nın 188/3, 62 ve 52. maddeleri uyarınca verilen 4 yıl 2 ay hapis ve 1000.-YTL adli para cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği, hükümlünün infaz aşamasında, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nin 2010/93 esasında kayıtlı ve yargılaması devam eden başka davayla ilgili suçtan tutuklu kaldığı sürenin, infaz edilmekte olan hapis cezasından mahsubunu talep etmesi üzerine, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nce 10.11.2010 tarihinde 2010/1059 değişik iş sayı ile Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nin 2010/93 esasında kayıtlı davaya konu olan suçun tarihinin, infaz edilmekte olan hükmün kesinleşme tarihinden sonra olduğu gerekçesiyle, mahsup talebinin reddine karar verildiği, bu karara itiraz edilmesi üzerine Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nce 06.12.2010 tarihinde 2010/452 değişik iş sayı ile ve aynı gerekçeyle itirazın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, " Adı geçen hükümlünün 07/05/2006 tarihinde işlemiş olduğu suç sebebiyle Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 01/05/2007 tarihli ve 2006/123 esas, 2007/107 sayılı karar ile 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırıldığı, söz konusu kararın 28/04/2009 tarihinde temyizde onama üzerine kesinleştiği, müteakiben, 14/12/2009 tarihinde işlediği başka bir suç sebebiyle Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/147 esas sayılı dosyasında yargılamasının devam ettiği, anılan dosyanın henüz kesinleşmemiş olduğu, bu dosya kapsamında 14/12/2009 ile 25/06/2010 tutuklulukta kaldığı sürelerin infazına başlanılan 4 yıl 2 ay hapse ilişkin cezasından mahsubunu talep ettiği, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 20/07/2007 tarihli ve 2007/11007 esas, 2007/9670 sayılı ilamında "...Bu nedenle, mahsup işleminde önemli olan, mahsup yapılacak mahkumiyetin ilişkin olduğu suçun, tutuklu kaldığı suçtan dolayı verilecek hükmün kesinleşmesinden önce işlenmiş olmasıdır. Tutuklu kalınan suçtan dolayı beraat yada mahkumiyet hükmü verilmesi sonuca etkili değildir" şeklindeki ifade karşısında mahsup talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 63. maddesindeki, "hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen...bütün haller nedeniyle geçirilmiş süreler hükmolunan hapis cezasından indirilir" biçimindeki hükmü dar yorumla ve hükümlünün işlediği ikinci suçun tarihinin mahkumiyetine ilişkin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin kararının kesinleşme tarihinden sonra olduğundan bahisle reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. " denilerek, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nin 06.12.2010 tarihli kararının bozulması istenmiştir.

Çözümlenmesi gereken sorun, kesinleşen mahkûmiyetle ilgili hapis cezasından, kesinleşme tarihinden sonra başka suç nedeniyle tutuklu kaldığı sürenin indirilip indirilmeyeceğidir.

5237 sayılı TCK´nın 63. maddesinde, hükmün kesinleşmesinden önce gerçekleşen ve kişisel özgürlüğün sınırlanması sonucunu doğuran bütün haller nedeniyle geçirilmiş sürelerin hükmolunan hapis cezasından indirileceği öngörülmüştür. Maddede belirtilen kesinleşme, tutuklu kalınan suç nedeniyle verilen hükmün kesinleşmesidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 31.01.2006 tarihli 2006/4-8 sayılı kararında da belirtildiği üzere; tutuklu kalınan sürenin mahkûmiyetten mahsup edilebilmesi için, tutukluluğun mahsup yapılacak suça konu mahkûmiyete ait olması gerekmeyip, sanığın tutuklu kaldığı suçtan dolayı verilecek hükmün kesinleşmesinden önce, işlemiş olduğu diğer bir suç nedeniyle de tutuklu kalınan sürenin mahsubu olanaklıdır. Önemli olan, mahsuba konu mahkûmiyete ait suçun, tutuklu kalınan suçtan verilen hükmün kesinleşmesinden önce işlenmesidir. Diğer yandan, tutuklu kalınan suçtan verilen kararın kesinleşme tarihinden önce bir başka suç ya da suçların işlenmesi yeterli olup, tutuklu kalınan suçun beraat veya mahkûmiyetle sonuçlanmasının önemi bulunmamaktadır.

Somut olayda, hükümlünün Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nce 01.05.2007 tarihinde 2006/123 esas ve 2007/107 karar sayı ile verilip kesinleşen mahkûmiyet hükmüne konu olan cezasından, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nin 2010/93 esasında kayıtlı ve yargılaması devam eden başka davayla ilgili suçtan tutuklu kaldığı sürenin mahsubu gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi yasaya aykırı olup, kanun yararına bozma talebine dayanan ihbar yazısında ileri sürülen düşünce yerinde olduğundan; Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nin 06.12.2010 tarihli ve 2010/452 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK´nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince BOZULMASINA, aynı Kanun´un 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için, dosyanın adı geçen Mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderilmesine, 20.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

DEVLETİN YARGI ORGANINI AŞAĞILAMA SUÇU-SORUŞTURMA İZNİNE TABİDİR

9. Ceza Dairesi 2011/3435 E. 2011/2702 K. 05.05.2011T.

NOT İLGİLİ MADDE;

Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama

MADDE 301. - (1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.

(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

"İçtihat Metni"

Devletin yargı organlarını alenen aşağılama suçundan şüpheli A... B... hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/08/2010 tarihli ve 2010/11529-9796 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına karşı yapılan itirazın kabulüne, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına ilişkin mercii İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığınca verilen 04/10/2010 tarihli ve 2010/1649 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;

Dosya kapsamına göre; şüphelinin işlediği iddia olunan devletin yargı organlarını alenen aşağılama suçundan soruşturma yapılabilmesinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 301. maddesinin 4. fıkrası gereğince Adalet Bakanlığının iznine tabi olduğu ve Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün B.03.0.CİG.0.00.00.07-106-03-351- 2010/1508 sayılı dosyasında yapılan inceleme sonucunda 08/07/2010 tarihli olur ile soruşturma izni verilmediği, dolayısıyla soruşturma şartının gerçekleşmediği cihetle, itirazın reddi yerine kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığının 20.01.2011 gün ve 2010/861/5042 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.02.2011 gün ve 2011/84835 sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdi kılınmakla;

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı´nın 04.10.2010 tarih ve 2010/1649 değişik iş sayılı kararının CMK´nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

KESİNLEŞMİŞ CEZALARIN SONRADAN ERTELENEMEYECEĞİ

1. Ceza Dairesi 2010/5221 E., 2011/3535 K.

"İçtihat Metni"

Adam öldürmeye teşebbüs suçundan sanık G... D...’ın, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 448, 62, 51/1, 59. maddeleri gereğince 10 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına dair, Bitlis Ağır Ceza Mahkemesinin 26/09/2000 tarihli ve 1999/47, 2000/82 sayılı kararının infazı aşamasında vuku bulan talep üzerine, 4616 sayılı 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlardan dolayı şartla salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun’un 1/4. maddesi uyarınca kamu davasının 5 yıl süre ile ertelenmesine ilişkin, aynı Mahkemenin 13/08/2001 tarihli ve 2001/240-194 sayılı ek kararını kapsayan dosya incelendi.

Dosya kapsamına göre; 22/12/2000 tarihinde yürürlüğe giren 4616 sayılı Kanun’un 1/3. maddesinde yer alan “

“23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş ve ilgili Kanun maddesinde ölüm, müebbet ağır hapis ve üst sınırı on yılı aşan şahsi hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülen suçlardan dolayı haklarında henüz takibata geçilmemiş veya hazırlık soruşturmasına girişilmiş olmakla beraber dava açılmamış olan sanıkların yargılamaları yapılır. Yapılan yargılama sonunda mahkumiyetine karar verilenlere de hükmün kesinleşmesinden sonra bu maddedeki şartla salıverilme hükümleri uygulanır.”

” şeklindeki düzenleme nazara alındığında, somut olayda, suç tarihinin 31/07/1995 olup 10 yıl ağır hapis cezasına hükmolunması karşısında, 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş ve ilgili kanun maddesinde üst sınırı on yılı aşan şahsi hürriyeti bağlayıcı ceza öngören suçlarda hükmün kesinleşmesinden sonra şartla salıvermeye ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği, kamu davasının ertelenmesine karar verilemeyeceği gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden söz edilerek, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 31/08/2010 tarih ve 2010/10365/53638 sayılı istemlerine dayanılarak anılan kararın 5271 sayılı CMK.nun 309.maddesi gereğince kanun yararına bozulmasına ilişkin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22/09/2010 tarih ve 2010/216818 sayılı tebliğnamesine bağlı dosyası Dairemize gönderilmekle okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

I-Olay:

Hükümlü G... D...’ın adam öldürmeye teşebbüs suçundan Bitlis Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanarak mahkemenin 26/09/2000 tarih ve 1999/47 esas, 2000/82 karar sayılı kararı ile 765 sayılı TCK.nun 448, 62, 51/1, 59. maddeleri uyarınca 10 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırıldığı, bu kararın Yargıtay’dan geçerek kesinleştiği, bu kararın infazı aşamasında talep üzerine, aynı Mahkemenin 13/08/2001 tarih ve 2001/240-194 sayılı EK KARARI ile 4616 sayılı Yasanın 1/4. maddesi uygulanmak suretiyle cezanın 5 yıl süre ile ertelenmesine karar verildiği, 5 yıllık sürenin geçmesi üzerine de aynı mahkemenin 15/01/2007 tarih ve 2001/93 esas-2001/141 karar sayılı ek kararı ile gerek adam öldürmeye teşebbüs, gerekse etkili eylem ve 6136 sayılı Yasaya Muhalefet suçları yönünden 4758 sayılı Yasanın geçici 1.maddesi uyarınca KAMU DAVASININ ORTADAN KALDIRILMASINA karar verildiği anlaşılmıştır.

II- Kanun yararına bozma istemine ilişkin uyuşmazlığın kapsamı:

Adam öldürmeye teşebbüs suçundan Bitlis Ağır Ceza Mahkemesinin 26/09/2000 tarih ve 1999/47 esas, 2000/82 karar sayılı kararı ile 765 sayılı TCK.nun 448, 62, 51/1, 59. Maddeleri uygulanarak verilen ve Yargıtay’dan geçerek kesinleşen 10 yıl ağır hapis cezasının infazı sırasında talep üzerine 4616 sayılı Yasanın 1/4. maddesi uyarınca cezanın ertelenmesine karar verilip verilemeyeceğine ilişkindir.

III- Hukuksal Değerlendirme:

22/12/2000 tarihinde yürürlüğe giren 4616 sayılı Yasanın 1/3. maddesinde yer alan “

“23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş ve ilgili kanun maddesinde ölüm, müebbet ağır hapis ve üst sınırı on yılı aşan şahsi hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülen suçlardan dolayı haklarında henüz takibata geçilmemiş veya hazırlık soruşturmasına girişilmiş olmakla beraber dava açılmamış olan sanıkların yargılamaları yapılır. Yapılan yargılama sonunda mahkumiyetine karar verilenlere de hükmün kesinleşmesinden sonra bu maddedeki şartla salıverilme hükümleri uygulanır”

” şeklindeki düzenleme nazara alındığında; somut olayda, suç tarihi 31/07/1995 olup, adam öldürmeye teşebbüs suçundan 10 yıl ağır hapis cezasına hükmolunması ve hükmün kesinleşmesi karşısında, 4616 sayılı Kanun hükümlerine göre şartla salıvermeye ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği gözetilmeksizin hükümlü hakkındaki cezanın ertelenmesine karar verilmesinde isabet görülmediğinden, Bitlis Ağır Ceza Mahkemesinin 13/08/2001 tarih 2001/240 esas, 2001/194 karar sayılı Ek Kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği, bu kararla bağlantılı olan aynı mahkemenin 15.01.2007 tarihli 2001/93 esas, 2001/41 karar sayılı kamu davasının ortadan kaldırılmasına ilişkin kararının “

“öldürmeye teşebbüs suçu”

” ile ilgili kısmının hukuki değerden yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.

IV- Sonuç ve Karar:

Yukarıda açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının istemi yerinde görüldüğünden, Bitlis Ağır Ceza Mahkemesinin 13/08/2001 tarih ve 2001/240 esas, 2001/194 karar sayılı EK KARARININ 5271 sayılı CMK.nun 309. Maddesi uyarınca (BOZULMASINA), diğer işlemlerin yapılabilmesi için Dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 31.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildiği:

 


KARAPARANIN AKLANMASI - ZAMANAŞIMI

7. Ceza Dairesi 2007/17241 E., 2011/3425 K.

"İçtihat Metni"

4208 sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine, 2313 Sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakebesi Hakkında Kanunda, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda ve 178 Sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun´a aykırılık suçundan şüpheliler Y... M... D..., A... T..., E... E... ve A... S... haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Şişli Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 31/01/2007 gün ve 2007/4307 soruşturma ve 2007/2250 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine / kabulüne dair, mercii Beyoğlu 3. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen 12/04/2007 tarihli ve 2007/329 sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 09.11.2007 gün ve 56958 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının 05.12.2007 gün ve KYB. 2007-250900 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

Mezkür ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre, Maliye Bakanlığı Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanlığının 23/11/2006 tarihli ve B.07.0.MSK.0.02.İNC./BATAK/5730 sayılı yazılarıyla yapılan suç duyurusu yazısı ekinde yer alan 15/08/2006 tarihli ve R-6, R-21, R-9, R-14 sayılı raporda özetle, Bankaya ait bir gayrimenkulün Bankanın eski hakim sermayedarı olan B... G... firmalarından olan L...´a satılması ve anılan gayrimenkulün satış bedelinin Bankaca teminat mektubu verilmek suretiyle diğer bankadan temin edilen kredi ile karşılanması, bu işlem gerçekleştirilirken dahili kasa mahsubu yöntemi kullanılmak suretiyle paranın kaynağının gizlenmesi ve bilahare diğer bankaya teminat mektupları dolayısıyla oluşan borcun Banka kaynakları karşılanması ile dolandırıcılık suçunun oluştuğu ve sağlanan menfaatin Raporda açıklanan işlemlere tabi tutulması ile karapara aklama suçu gerçekleşmiş olduğunun ifade edildiği, Maliye Bakanlığı Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanlığının 23/11/2006 tarihli ve B.07.0.MSK.0.02.INC./BATAK/5729 sayılı suç duyurusu yazısı ekinde yer alan 24/08/2006 tarihli ve R-7, R-22, R-15 sayılı raporda da, G... firmasına kullandırılan kredilerin V... F... M... Şubesine EFT ile gönderilmesi akabinde dahili kasa mahsubu yöntemi kullanılmak suretiyle A... S..., E... E... ve H... B... Ö...´ın hesabına aktarılması, A...ve M... firmalarına kullandırılan kredilerin yine dahili kasa mahsubu yöntemi kullanılmak suretiyle A... S..., E... E..., A... G... D... A.Ş. (Raporda açıklandığı üzere Y.... M... D... adına kullanılması) hesaplarına aktarılması ve daha sonra E... E... hesabındaki paraların bir bölümünün genel müdür yardımcısı ve grubun diğer üst düzey yöneticilerin hesabına aktarılması, bu tutarların bir kısmının tekrar D... G... firmalarından D... H... A.Ş hesabına aktarılması ve ayrıca Banka eski genel müdürü E... E...´un görevden ayrılması sebebiyle daha önceden almış olduğu transfer bedelinin 2.950.000 USD´ni Y...M... D...´e ödemesi işlemlerinin, nitelikli dolandırıcılık kaynaklı paranın kaynak veya niteliğinin veya zilyet ya da malikinin değiştirilmesi, gizlenmesi mahiyetinde olduğu, bilerek ve isteyerek gerçekleştirildiği, dolayısıyla 4208 sayılı Kanun´da tanımlanmış olan karapara aklama suçunun maddi ve manevi unsurlarını taşıdığı"nın ifade edildiği, böylece şüphelilerin üzerlerine atılı bulanan suçu işlemiş oldukları suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 4208 sayılı Kanun´un 8. maddesinde yer alan "Karapara aklama suçlarının kovuşturmasında zamanaşımı süresi on yıldır. Dava açılması zamanaşımını keser." hükmü gereğince zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, anılan Kanun´da zaman aşımı konusunda yer alan bu düzenleme sebebiyle, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun zamanaşımına ilişkin hükümlerinin uygulanamayacağı, bu suretle şüpheliler üzerine atılı bulunan suçla ilgili zamanaşımı süresinin dolmadığı dikkate alınmak suretiyle yapılan itirazın kabulü yerine yazılı olduğu şekilde reddine karar verilmiş olmasında isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309.maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

Sanıklara atılı suçun dava zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğuna dair 4208 sayılı Kanunun 8.maddesindeki düzenlemenin 18.10.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5549 sayılı Kanunun 26.maddesi ile yürürlükten kaldırıldığı, 1.6.2005 tarihinden itibaren de 5237 sayılı TCK.nun yürürlüğe girdiği cihetle, olayda zamanaşımı süresinin anılan yasanın 66, 67 ve 282.maddelerine göre belirleneceği nazara alınıp, kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair kararın verildiği 31.01.2007 günü itibariyle, sanıklar yararına olan 5237 sayılı TCK.nun 66/1-e maddesinde düzenlenen 8 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı gözetilerek;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yukarıda belirtilen nedenlerle yerinde görüldüğünden Beyoğlu 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 12.4.2007 günlü ve 2007/329 müteferrik sayılı kararının CMK.nun 309.maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince düşünülmesine, 06.04.2011 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

İDARİ PARA CEZASININ MİKTARINA GÖRE KYB YOLUNA GİDİLMEDİĞİ

7. Ceza Dairesi 2008/1272 E., 2011/15795 K.

İdari para cezasının miktarı itibarıyla Kanun Yararına Bozma yoluna gidilmediği.

"İçtihat Metni"

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu´na aykırı davranmaktan H…… K…… hakkında Afyonkarahisar Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğünün 01.09.2006 tarihli ve 757844 sayılı trafik idari para cezası karar tutanağı ile uygulanan 49,00 Yeni Türk Lirası idari para cezasının iptaline ilişkin talebin reddine dair AFYONKARAHİSAR Sulh Ceza Mahkemesinin 21.09.2007 tarihli ve 2007/271 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 14.12.2007 gün ve 64387 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının 15.01.2008 gün ve KYB. 2007-294068 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

Mezkür ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre, muterizin İstanbul ilinde ikamet edip, Afyon iline hayatında hiç gitmediğini belirterek, mahkemece idari para cezası karar tutanağında aracın plakası, rengi, markası ve modeline ilişkin bilgilerin yer alması gerekçesiyle itirazının reddine karar verildiğini, oysa emniyet kayıtlarında bu bilgilerin zaten bulunduğunu ileri sürmüş olması karşısında, idari para cezasının gıyapta verildiği, bu nedenle tutanakta araç sahibi ve sürücüsüne ait bilgilerin mevcut olmamasının doğal olduğu, plakası, markası ve renginin yazılmasının da mümkün bulunduğu, ancak aracın modelinin 2004 yılı olarak yazılmasının tutanak görevlisi tarafından dosyasına bakılmak suretiyle tespit edilebileceği cihetle, muterizin itirazının yerinde olduğu gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde karar vermesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında açıklandığı üzere, yerel mahkemelerce verilen ve temyiz edilmeksizin kesinleşen hükümlerde çok ciddi boyutlara ulaşan yargılama hukuku ile maddi hukuk kurallarına aykırılık halinde olağanüstü bir yasa yolu olan kanun yararına bozma yoluna başvurulması mümkündür.

İncelenen dosyada; idari para cezası miktarının yukarıda anılan ölçüler içerisinde değerlendirilmesi mümkün bulunmadığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 13.07.2011 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

UYARLAMA YARGILAMASINDA ZAMANAŞIMININ İŞLEMEYECEĞİ

10. Ceza Dairesi 2010/49884 E., 2011/5267 K.

"İçtihat Metni"

Yüksek Adalet Bakanlığı’nın, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan hükümlü T... M... hakkındaki kesinleşmiş hükümle ilgili davanın düşürülmesine ilişkin, EYÜP 3. Asliye Ceza Mahkemesi´nin uyarlama yargılaması sonunda 17.03.2009 tarihinde verdiği 2008/829 esas ve 2009/470 karar sayılı uyarlama kararının kanun yararına bozulmasına yönelik talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca dava dosyasının 12.11.2010 tarihli ihbar yazısı ekinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı.

Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan sanık T... M... hakkında, Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesi´nce 09.05.2005 tarihinde 2004/1160 esas ve 2005/323 karar sayı ile 765 sayılı TCK gereğince kurulan mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun yürürlüğe girmesi nedeniyle aynı Mahkeme tarafından yapılan uyarlama yargılaması sonunda, 17.03.2009 tarihinde 2008/829 esas ve 2009/470 karar sayı ile 765 sayılı TCK´nın 102/4 ve 104/2. maddeleri ile 5271 sayılı CMK´nın 223/8. maddesi gereğince, sanık hakkındaki kamu davasının düşürülmesine karar verildiği anlaşılmıştır.

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında «

«5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun´un "Lehe hükümlerin uygulanmasında usul" kenar başlıklı 9. maddesinin 4. fıkrasında yer alan; "Kesin hükümle sonuçlanmış olan davalarda, sonradan yürürlüğe giren bir kanunla ilgili olarak lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması amacıyla yapılan yargılama bakımından dava zamanaşımına ilişkin hükümler uygulanmaz." şeklindeki düzenleme karşısında; sanık hakkındaki kesinleşmiş hükümle sonuçlanmış olan davanın zamanaşımı sebebiyle ortadan kaldırılmasına karar verilemeyeceği gözetilmeksizin, yazılı biçimde karar verilmesine isabet görülmemiştir.»

» denilerek, Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesi´nin 17.03.2009 tarihli kararının bozulması istenmiştir.

5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/4. maddesinde öngörülen, “

“Kesin hükümle sonuçlanmış olan davalarda, sonradan yürürlüğe giren bir kanunla ilgili olarak lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması amacıyla yapılan yargılama bakımından dava zamanaşımına ilişkin hükümler uygulanmaz”

” hükmü gözetilmeden, uyarlama konusunda bir karar verilmesi gerekirken, sanık hakkındaki kesinleşmiş hükümle ilgili kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine hükmolunması yasaya aykırı olup, kanun yararına bozma talebine dayanan ihbar yazısında ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden;

a) Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesi´nce uyarlama yargılaması sonunda verilen 17.03.2009 tarihli 2008/829 esas ve 2009/470 karar sayılı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince BOZULMASINA,

b) Uyarlama (kesin hükümde değişiklik) yargılaması sonucu verilen hüküm ve kararlarda “

“kazanılmış hakkın korunması”

” kuralının uygulanamayacağı da gözetilerek, 5252 sayılı Kanun´un 9. maddesi uyarınca uyarlama yargılaması yapılıp gerekli kararın verilmesi için, dosyanın adı geçen Mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 27.06.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

4616 S. KANUNUN BİR KEZ UYGULANACAĞI, İNFAZ

1. Ceza Dairesi 2011/990 E., 2011/3245 K.

"İçtihat Metni"

Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 22/07/2008 tarih ve 2008/9935/40390 sayılı kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay C.Başsavcılığının 14/08/2008 gün ve KYB 2008/164925 sayılı ihbar yazısı ile hükümlü İ…

… A…

… hakkında verilen Isparta Ağır Ceza Mahkemesinin 09/04/2008 gün 2008/393 değişik iş sayılı kararın bozulması istemi ile Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi Yüksek Başkanlığından talepte bulunmuştur.

Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 16/12/2010 tarih ve 2008//21190 Esas, 2010/20784 Karar sayılı ilamı görevsizlik kararı verilerek, infaz dosyası Dairemize tevdii edilmiştir.

TALEBİN KONUSU:

Hükümlü İ…

… A…

…´in, Karaman Ağır Ceza Mahkemesinin 25/02/1991 tarih ve 1991/28-27 sayılı içtima kararı ile tespit edilen 36 yıl ağır hapis cezasının infaz edilerek Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesince 13/04/1991 tarihinde 3713 sayılı Yasa gereğince şartla tahliye edildiği, deneme süresi içinde 22/07/1991 tarihinde işlemiş olduğu kasıtlı suç nedeniyle 765 sayılı TCK 17. maddesi gereğince şartla tahliye kararı geri alınarak 22/07/1991 ile 15/07/2016 tarihleri arasındaki sürenin aynen çektirilmesine karar verildiği, infaza 14/02/1992 tarihinde başlandığı, 4616 sayılı Yasa gereğince 10 yıllık indirim yapılarak 20/12/2006 tarihinde tahliye olduğu, şartla tahliyenin geri alınmasına neden olan müebbet hapis cezasının infazına başlandığı, hükümlü hakkında düzenlenen 08/02/2008 tarihli müddetnamede şartla tahliye tarihi 22/12/2022, hak ederek tahliye tarihinin 20/12/2042 tarihi olarak belirlendiği, müddetnameye hükümlü tarafından yapılan itiraz üzerine Burdur Ağır Ceza Mahkemesinin 08/02/2008 tarihli kararı ile itiraz kabul edilerek bu cezası hakkında da 4616 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.Bu karara yapılan itirazın Isparta Ağır Ceza Mahkemesinin 09/04/2008 tarih ve 2008/393 değişik iş sayılı kararı ile itiraz red edilerek kesinleştiği, kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05/02/2002 tarih ve 2002/6-43-151 sayılı kararına aykırı olduğu, hükümlünün iki ayrı Müddetname ile iki kez cezasından 10 yıllık indirim yapılmasının yasaya aykırı olduğundan 5271 sayılı Yasanın 309.maddesi gereğince anılan kararın bozulması talep edilmekle infaz dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TÜRK MİLLETİ ADINA

I-Olay:

1-Hükümlü İ…

… A…

… muhtelif tarihlerde işlemiş olduğu suçlardan dolayı değişik mahkemelerden almış olduğu cezalar Karaman Ağır Ceza Mahkemesinin 25/02/1991 tarih 1991/28-27 sayılı içtima kararı ile 36 yıl ağır hapis cezası olarak infazına karar verildiği, 3713 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesi üzerine, Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesince 13/04/1991 tarihinde şartla tahliyesine karar verilmiştir.Hakederek tahliye tarihi 15/07/2016´dır.

2-Hükümlü deneme süresi içinde işlemiş olduğu kasıtlı suç nedeniyle şartla tahliye geri alınarak, suç tarihinden, bihakkın tahliye tarihine kadar olan sürenin aynen infazına karar verilmiştir.İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/10/2007 tarihli müddetnameye göre bu cezanın infazına 14/02/1992 tarihinde başlandığı, 4616 sayılı Yasa doğrultusunda çekmesi gereken cezadan 10 yıllık indirim uygulandığı, bihakkın tahliye tarihi 20/12/2006 olarak belirlendiği anlaşılmıştır.

3-Hükümlünün deneme süresinde işlediği suçlar nedeniyle;

a-Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/06/1993 tarih 1992/49 Esas1993/118 Karar sayılı ilamla içtimaen 36 yıl Ağır hapis cezası,

b-Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinin 28/11/1995 tarih 1995/313-324 Esas-Karar sayılı ilamı ile müebbet hapis cezası,

c-Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/01/1996 tarih 1994/156 Esas, 1996/10 Karar sayılı ilamı ile 15 yıl hapis cezası, 27/03/2006 tarihli ek kararla ise 10 yıl hapis cezası,

d-Karşıyaka 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 15/06/1996 tarih 1995/975 Esas, 1996/568 Karar sayılı ilamı ile 9 ay hapis cezası,

e-Adana 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/10/1993 tarih 1991/64 Esas, 1993/915 Karar sayılı ilamı ile 3 ay hapis cezası,

f-İzmir 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 07/09/1993 tarih 1992/925 Esas, 1993/606 Karar sayılı ilamı ile 2 yıl 16 ay hapis cezası,

Ek karar ile 1 yıl 6 ay hapis ve 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.Bu cezaları içtima edilerek müebbet hapis cezası olarak infazına karar verilmiştir.

4-Hükümlünün içtimalı bu cezası nedeniyle hakkında 4616 sayılı Yasadan yararlanma talebi üzerine verilen karar yazılı emir yoluyla Dairemize gelmekle, 20/12/2002 tarih, 2002/4768-4839 Esas-Karar sayılı ilamla 4616 sayılı Yasanın uygulanmasına karar verilmiştir.

5-Hükümlünün Burdur C.Başsavcılığınca müebbet hapis cezası nedeniyle düzenlenen 08/02/2008 tarih 2008/469 ilamat sayılı müddetname ile infaza başlama tarihi 20/12/2006 olarak kabul edilip, 4616 sayılı Yasa hükümleri uygulanmaksızın hakederek tahliye tarihi 20/12/2042, şartlı tahliye tarihi ise 20/12/2022 olarak tespit edilmişir.

6-Bu müddetnameye itiraz üzerine Burdur Ağır Ceza Mahkemesinin 20/03/2008 tarih ve 2008/265 sayılı kararı ile itiraz kabul edilerek, hükümlünün müebbet hapis cezasının 647 sayılı Yasanın 19. maddesi gereğince infaz edilmesine, ayrıca 4616 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.Karara karşı C.Savcısı tarafından süresi içinde yapılan itiraz üzerine itirazı inceleyen Isparta Ağır Ceza Mahkemesince 09/04/2008 tarih ve 2008/393 sayılı kararla red edilerek hüküm kesinleşmiştir.

II-Kanun yararına bozma istemine ilişkin uyuşmazlığın kapsamı:

23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen suçlardan dolayı, 4616 sayılı Yasa gereğince yapılacak 10 yıllık indirimin her bir cezadan ayrı ayrımı, yoksa toplam ceza üzerinden yapılacağına ilişkindir.

III-Hukuksal değerlendirme:

22/12/2000 tarihinde yürürlüğe giren 4616 sayılı Yasanın ½ maddesi gereğince müebbet hapis cezasına mahkum olanların çekmeleri gereken toplam cezalarından, şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilenlerin, ayrı ayrı tarihte verilmiş olsa bile indirimin toplam ceza üzerinden yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Yargıtay CGK.nun 05/02/2002 tarih ve 2002/6-42-156 Esas-Karar sayılı ilamında ayrıntıları açıklandığı üzere; 4616 sayılı Yasanın ½. Fıkrasından istifade edebilmek için;

a-Suçun 23/04/1999 tarihinden önce işlenmiş olması,

b-Suçun türü itibari ile 4616 sayılı Yasanın 1/5 fıkrası kapsamındaki istisnalar içinde olmaması,

c-Muhtelif suçlardan dolayı cezaların ayrı ayrı tarihlerde verilmiş olsa bile indirimin bir sefere mahsus olmak üzere en fazla 10 yıl olarak yapılması öngörülmüştür.

Bu tespitler doğrultusunda somut olay incelendiğinde; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 10/10/2007 tarihli müddetname ile şartla tahliyenin geri alınması nedeniyle çekmesi gereken cezadan 4616 sayılı Yasa doğrultusunda 10 yıl indirim yapılarak, hak ederek tahliye tarihi belirlenmiştir.

Şartla tahliyenin geri alınmasına neden olan suçlardan dolayı Burdur C.Başsavcılığınca düzenlenen 08/02/2008 tarih ve 2008/469 ilamat sayılı müddetnamesi ile müebbet hapis cezası üzerinden 10 yıl indirim uygulanmamıştır.

Ancak Isparta Ağır Ceza Mahkemesinin itiraza konu kararında hükümlü hakkındaki müebbet hapis cezasının 647 sayılı Yasanın 19. maddesi gereğince infaz edilmesi ve 4616 sayılı Yasanın uygulanmasına karar verilmiştir.Bu karar 4758 sayılı Yasa ile değişik 4616 sayılı Yasa hükümlerine aykırıdır.Bu nedenle Burdur C.Başsavcılığının düzenlediği müddetnameye itirazın reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.

IV) Sonuç ve karar:

Yukarıda açıklanan nedenlerle; 4616 sayılı Yasanın ½ maddesi gereğince çekmesi gereken cezadan 10 yıllık indirimin bir sefere mahsus yapılması gerektiğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talebinin kabulüne; Burdur Ağır Ceza Mahkemesinin 20/03/2008 gün, 2008/265 değişik iş sayılı kararı usul ve yasaya uygun olmadığından, Burdur C.Başsavcılığının itirazının kabulü yerine Reddine karar verilmesi isabetsiz olduğundan,Isparta Ağır Ceza Mahkemesinin 09/04/2008 tarih ve 2008/393 sayılı kararının 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, diğer işlemlerin yerine getirilmesi için dosyanın mahalli mahkemesine TEVDİİNE, 18/05/2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

SUÇU VE SUÇLUYU ÖVME - İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ Esas No:2009/13825 Karar No:2012/23385

Gereği görüşülüp düşünüldü: “İşlenmiş bir suçun” veya “işlemiş olduğu bir suçtan dolayı bir kişinin” alenen övülmesi TCK.nun 215. maddesinde suç olarak düzenlenmiştir. Kişinin, işlediği suç nedeniyle övülmesi, bu kişinin işlediği suçun da övüldüğünü göstermektedir.

Türkiye Cumhuriyet Anayasasının 90/5. maddesinde yeralan “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarda kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmü uyarınca 19.03.1954 günlü Resmi Gazete´de yayımlanan 10.03.1954 tarih ve 6366 sayılı Yasa ile onaylanmış bulunan “İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesi” (AİHS), iç hukukumuzun uyulması zorunlu bir parçası haline gelmiştir.

Sözleşmenin 9. maddesinde din ve inanç hürriyeti, 10. maddesinde ifade hürriyeti, 11. maddesinde örgütlenme hürriyeti düzenlenmiştir. Bu üç madde; sözleşmenin genel amacı olan çoğulcu demokratik rejim için toplumda hoşgörünün sağlanarak çoğulcu demokrasinin yerleştirilmesi ve geliştirilmesine yönelik hükümlerdir.

İfade hürriyeti, bilgi verme ve bilgi edinme hürriyeti sözleşmenin 10. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında, “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahaleleri olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü, haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar”, ikinci fıkrasında ise, “Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” denilmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında, kamuyu ilgilendiren sorunların kamuya açık olarak tam bir serbestlik içerisinde tartışılabilmesi, şiddeti teşvik eden eylemler hariç bu tartışmanın boyutlarının Devlet organları tarafından maksimuma çıkarılması gerektiği vurgulanmaktadır. Süreklilik gösteren bu kararlarda, kamuoyunun bir bölümünün ve hatta çoğunluğun hoşuna gitmeyen, ürkütücü, şok edici fikirlerin de sözleşmenin 10. maddesi tarafından korunduğu belirtilmektedir. (Handyside / Birleşik Krallık, Castells / İspanya vb. Kararlar)

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında, ifade hürriyetinin iki istisnası olduğuna işaret edilmektedir. Birinci istisna şiddeti teşvik edici ve övücü söylemler, ikinci istisna ise azınlıklara karşı nefret söylemidir. Bunun için önce yazı veya sözün içeriğine bakılmalıdır.

Yazı veya Sözler;

a) Şiddet, bir araç olarak öngörüyorsa,

b) Kişileri hedef gösterip kanlı bir intikam istiyorsa,

c) Benimsenen düşünceler için şiddete başvurmanın meşru olduğu ileri sürülüyorsa,

d) İnsanda saldırgan duygular uyandıracak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtıyorsa,

İfade hürriyetinden yararlanmayabilir. (Sürek / Türkiye, no.1 Büyük Daire, no 26682/95, Güzel ve Özer / Türkiye, 6 Temmuz 2010 kararı)

Yazı veya sözün kim tarafından, nerede, nasıl bir ortamda, hangi koşullar altında yazıldığı veya söylendiği değerlendirilmelidir. Mahkeme “yakın ve mevcut tehlike” ölçütüne yaklaşarak sözleri söyleyen kişinin ne kadar etkili olduğu, söylenilen yer ve zaman bakımından söylenenlerin şiddet yaratmaya müsait olup olmadığına bakılması gerektiğini kabul etmektedir. (Zana / Türkiye, 25 Kasım 1997 kararı)

İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini oluşturup, toplumun ilerlemesi ve her bir bireyin gelişimi için temel koşullardan biridir. İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan “haber” ve “düşünceler” için değil, fakat aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın “demokratik toplum” olamaz. Sözleşme´nin 10. maddesinde belirtildiği üzere, bu özgürlüğün istisnaları vardır; ancak bu istisnalar dar yorumlanmalıdır. (23.09.1994 tarihli Jersild – Danimarka kararı; 21.01.1999 tarihli Janowski – Polanya kararı; 25.11.1999 tarihli Nilsen ve Johnsen – Norveç kararı; 25.07.2001 tarihli Perna – İtalya kararı).

Bu kapsamda şiddete, silahlı direnmeye veya isyana teşvik niteliği taşıyan yaklaşımlar ile azınlıklara yönelik nefret söylemi içeren açıklamalar sözleşmenin koruduğu ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. (02.10.2003 tarihli Kızılyaprak – Türkiye kararı; 27.05.2004 tarihli Yurttaş – Türkiye kararı ; 09.03.2004 tarihli Abdullah Aydın – Türkiye kararı)

Yazının içeriğine, şiddeti teşvik edip etmediğine, yazının hangi bağlamda yayınlandığına, yani şiddeti yaratmaya elverişli olup olmadığına bakılmalıdır. (Gözel ve Özel / Türkiye, 6 Temmuz 2010 kararı)

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13, 14, 25, 26 ve AİHS´nin 9/2, 10/2, 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Devlet yahut halkın bir bölümü için rahatsız edici, hoşa gitmeyen, kural dışı, endişe verici, fakat şiddet ve şiddet kırkırtıcılığı içermeyen nitelikteki, sözler de ifade hürriyeti kapsamındadır.

Somut olayda, sanık tarafından okunan bildiride Ülkede meydana gelen terör olaylarının sonlanması için doğru görülen öneriler açıklanmış ve bazı yargılamalara ilişkin çözümler açıklanmıştır. Şiddeti, silahlı direnmeyi veya ayaklanmayı teşvik eden ifadelerin kullanılmadığı, işlenen bir suçu yahut işlediği suç nedeniyle kişiyi övücü nitelikte bulunmayan, düşüncelerini açıklayan sanığın eyleminde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90/5. maddesi uyarınca uygulanması gereken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları da gözetildiğinde yüklenen suçun yasal unsurları oluşmadığından mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Sonuç; Açıklanan nedenlerle; sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 04.07.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

BASIN KANUNU 11 - ŞİKAYET SÜRESİNİN ARAŞTIRILMASI, KYOK

4. Ceza Dairesi 2010/22650 E., 2011/6288 K.

"İçtihat Metni"

İftira, hakaret suçlarından şüpheliler S…

… K…

…, M…

… B…

… E…

… ve M…

… D…

… haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/01/2007 tarihli ve 2006/20627 soruşturma, 2007/114 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine dair mercii Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesi başkanınca verilen 23/03/2007 tarihli ve 2007/144 değişik iş sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 02.07.2010 gün ve 44477 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.07.2010 gün ve 175669 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

Tebliğnamede"

Dosya kapsamına göre,

1- Müşteki M…

… C…

… A…

…´nun 18/12/2006 tarihli şikayet dilekçesi ve 27/12/2006 tarihli savcılık ifadesinde Akşam Gazetesinin 20/06/2006 tarihli sayısında yayınlanan "mühendisin iddiası beni bekçi yaptılar" başlıklı yazı içeriğinde yer alan sözlerle kendisine görevinden dolayı hakaret ve iftira edildiğini ileri sürdüğü, Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı, müştekinin aleyhine işlenen suçlan, hakkında yapılan disiplin soruşturması sırasında (26.06.2006) öğrenmesine karşın, şüpheliler hakkındaki kamu davasının Basın Kanununun 26/1 maddesinde öngörülen iki aylık kanunî sürede açılmadığı ve bu sürenin hak düşürücü niteliği itibariyle resen dikkate alınması gerektiğini belirterek şüpheliler S…

… K..., M…

…B…

… E…

… ve M…

… D…

… hakkında 10/01/2007 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı verdiği, Basın Kanunu´nun 26/2 maddesinde "Bu süreler basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildiği tarihte başlar. Basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmemesi halinde yukarıdaki sürelerin başlama tarihi, suçu oluşturan fiilin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından öğrenildiği tarihtir. Ancak bu süreler, Türk Ceza Kanununun dava zamanaşımına ilişkin maddesinde öngörülen süreleri aşamaz." hükmü yer aldığı, Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı verirken Basın Kanunu´nun 26/2 maddesi gereğince davanın kanunî süresinde açılıp açılmadığı ve aynı Kanun´un 11. maddesi uyarınca cezai sorumluluğu bulunanların belirlenmesi açısından herhangi bir araştırma yapmadığı, Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı iki aylık dava açma süresinin başlangıcının belirlenmesinde, kamu adına kovuşturulması gerekli suçlar açısından, günlük süreli yayının Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilip edilmediğini araştırarak teslim edilmişse teslim tarihini, teslim edilmemişse suç oluşturan fiillerin savcılık tarafından öğrenildiği (müştekinin şikayet dilekçesini verdiği) tarih yerine suçun müşteki tarafından öğrenildiği tarihi esas aldığı, ayrıca Basın Kanunu´nun 11. maddesi hükümleri uyarınca suç konusu yazı sebebiyle kimlerin cezai sorumluluğu bulunduğu konusunda 20/06/2006 tarihli Akşam Gazetesi getirtilerek irdelenmediğinden, dava açma süresi ve cezai sorumluluğun tespitiyle ilgili soruşturma eksikliğinin giderilmesi bakımından itirazın kabulü yerine, reddine karar verilmesinde,

2- 5187 sayılı Basın Kanunu´nun 26. maddesinde öngörülen ve hak düşürücü olan sürenin günlük süreli yayın olan Akşam Gazetesinin sorumluları M…

… B…

… E…

… ve M

… D…

… yönünden söz konusu olduğu, şüpheli S…

… K…

… bakımından eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 125/2. maddesi kapsamında kaldığı ve aynı Kanun´un 73. maddesi uyarınca 6 aylık şikâyet süresine tabi olduğu gözetilmeden itirazın bu şüpheli yönünden kabulü yerine, reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir" denilmektedir.

Gereği görüşüldü;

Yakınan M…

… C…

… A…

… 18.12.2006 tarihli şikayet dilekçesi ve 27.12.2006 tarihli savcılık ifadesinde, Akşam Gazetesinin 20.6.2006 tarihli sayısında yayınlanan "mühendisin iddiası beni bekçi yaptılar" başlıklı yazı içeriğinde yer alan sözlerle kendisine görevinden dolayı hakaret ve iftira edildiğini ileri sürmüştür. Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı, basın yoluyla işlenen suçlara ilişkin kamu davalarının, Basın Yasasının 26/1 maddesinde öngörülen iki aylık yasal sürede açılması ve bu sürenin hak düşürücü niteliği itibariyle resen dikkate alınması gerektiğini belirterek şüpheliler S…

… K…

…, M…

… B…

… E…

… ve M…

… D…

… hakkında 10.1.2007 tarihli kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiştir. Basın Yasasının 26/2 maddesinde "Bu süreler basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildiği tarihte başlar. Basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmemesi halinde yukarıdaki sürelerin başlama tarihi, suçu oluşturan fiilin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından öğrenildiği tarihtir. Ancak bu süreler, Türk Ceza Kanununun dava zamanaşımına ilişkin maddesinde öngörülen süreleri aşamaz." hükmü yer almaktadır. Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının, takipsizlik kararı verirken, Basın Yasasının 26/2 maddesi gereğince davanın yasal süresinde açılıp açılmadığı ve aynı Yasanın 11. maddesi uyarınca cezai sorumluluğu bulunanların belirlenmesi açısından herhangi bir araştırma yapmadığı görülmektedir. Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı iki aylık dava açma süresinin başlangıcının belirlenmesinde, kamu adına kovuşturulması gerekli suçlar açısından, günlük süreli yayının Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilip edilmediğini araştırarak teslim edilmişse teslim tarihini, teslim edilmemişse suç oluşturan fiillerin savcılık tarafından öğrenildiği (yakınanın şikayet dilekçesini verdiği) tarih yerine suçun yakınan tarafından öğrenildiği tarihi esas almıştır. Ayrıca, Basın Yasasının 11. maddesi hükümleri uyarınca suç konusu yazı nedeniyle kimlerin cezai sorumluluğu bulunduğu konusu da 20.6.2006 tarihli Akşam Gazetesi getirtilerek irdelenmemiştir. C.Y.Y.´nın 160. maddesinin, Cumhuriyet savcısına yüklediği sorumluluk ve verdiği yetkinin gereği somut olayda Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca yerine getirilmemiş ve dava açma süresinin başlangıcıyla ilgili hukuka aykırılık nedeni 7.3.2006 tarihli itiraz dilekçesinde açıkça ileri sürülmesine karşın merci tarafından itirazın reddine karar verilmiştir. Merciin, savcılığın hiçbir soruşturma ve araştırma yapmamasını dikkate almadan verdiği itirazın reddi kararının, dava açma süresi ve cezai sorumluluğun tespitiyle ilgili soruşturma eksikliğinin giderilmemesi yönüyle hukuka aykırı olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu durumda soruşturmanın hangi merci tarafından yapılması gerektiği sorunu ortaya çıkmaktadır. Y.C.G.K.´nun 4.12.2007 tarih ve 2007/247-257 sayılı kararında özetle "Cumhuriyet savcısı tarafından ceza yargılamasının temel hedefi olan maddi gerçeğe ulaşma amacına yönelik olarak gerekli kanıtların toplanmadığı hatta buna teşebbüs bile edilmediği çok açık olarak anlaşılmakta, başka bir anlatımla soruşturma evresinin tamamlanmadığı net bir biçimde tespit edilmekteyse, soruşturma evresi Cumhuriyet savcısınca tamamlanmalıdır. Aksinin kabulü halinde, soruşturma safhasının asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı varken istisnai yetkili olan sulh ceza hakiminin soruşturmayı yapması sonucuna ulaşılır ki bu C.Y.Y.´nın getirdiği sisteme ve yasanın amacına aykırıdır." denilerek soruşturma eksikliğinin nasıl giderilmesi gerektiği gösterilmiştir. Yapılan açıklamalara göre itiraz merciinin, itirazı kabul edip dosyayı soruşturmayı tamamlaması için Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesi hukuka uygun olacaktır.

Yasa yararına bozma isteğinin (2) numaralı bendinde belirtilen nedene gelince; 5187 sayılı Basın Yasasının 26/1 maddesinde öngörülen dava açma süreleri, basın yoluyla işlenen suçlar açısından, aynı Yasanın 1. ve 3. maddelerine göre basın özgürlüğünden; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını kullanarak yararlanacak ve cezai sorumlulukları anılan Yasanın 11. maddesinde belirtilen basın görevlileri için öngörülmüştür. İncelenen dosyada, yakınan aleyhine açıklama yaptığı iddia edilen belediye başkanı şüpheli S…

… K…

…´ın yazının yayımlandığı gazetede Basın Yasasının 11. maddesi kapsamında değerlendirilebilecek bir görevinin bulunduğu ileri sürülmemiştir. Bu durumda adı geçen şüpheli yönünden Basın Yasasının 26/1 maddesindeki dava açma süresinin dikkate alınması olanaksızdır. Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı ve mercii Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesinin şüpheli S…

… K…

… ile ilgili soruşturmada Basın Yasasının 26/1 maddesinin geçerli olmadığını dikkate almadan verdikleri kararların hukuka uygun olmadığı açıktır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünceler yukarıda belirtilen nedenlerle yerinde görüldüğünden, iftira ve hakaret suçlarından şüpheliler S…

… K…

…, M…

… B…

… E…

… ve M…

… D…

… hakkında Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığınca verilip kesinleşen 23.3.2007 gün ve 2007/144 D.İş sayılı kararın, 5271 sayılı C.Y.Y.´nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı yasa maddesinin 4-a fıkrası gereğince sonraki işlemlerin yerinde tamamlanmasına, 05.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

CEZAEVİ İDARESİNİN TAKDİRİ, MEKTUBA EL KOYMA

9. Ceza Dairesi 2011/5182 E., 2011/3465 K.

"İçtihat Metni"

Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü K… G……´e gönderilen bir adet taahhütlü mektuba 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun´un 68/3, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük´ün 91/3. maddeleri uyarınca el konulmasına ilişkin, Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığının 27/07/2010 tarihli ve 2010/290 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair Tekirdağ İnfaz Hakimliğinin 18/08/2010 tarihli ve 2010/615 sayılı kararına karşı vaki itiraz üzerine, itirazın kabulüne ve anılan kararın kaldırılmasına ilişkin Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/09/2010 tarihli ve 2010/1083 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;

Tüm dosya kapsamına göre, Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü

K…… G…… adına, Kandıra 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü bulunan E... K... tarafından gönderilen mektuptaki ifadelerin, 19/12/2000 tarihinde yapılan ve hayata dönüş operasyonu olarak bilinen müdahalenin nedeni olan açlık grevi ile ölüm orucu eylemlerini yüceltici ifade ve ibarelerin örgüt dayanışmasını artıncı, örgütün amacı doğrultusunda eylem gerçekleştirenleri ve gerçekleştirilen eylemleri övücü, yüceltici içerik taşıması sebebiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun´un 68/3. maddesi gereğince ilgilisine verilmemesine dair kurul kararına yapılan itirazı reddine dair Tekirdağ İnfaz Hakimliğinin 18/08/2010 tarihli ve 2010/615 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddi yerine yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığının 15.02.2011 gün ve 1677/9222 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.04.2011 gün ve 110015 sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdi kılınmakla;

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Kanun yararına bozma talebine atfen düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.09.2010 tarih ve 2010/1083 değişik iş sayılı kararının CMK´nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

YEDİEMİNLİK GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMA-SATIŞ YERİNE GÖTÜRMEME- Kabule göre bozma olmaması. - Muhafaza görevini kötüye kullanma.

4. Ceza Dairesi 2011/10834 E., 2011/7593 K.

"İçtihat Metni"

Muhafaza görevini kötüye kullanmak suçundan sanık M…

… G…

…´ün, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 289/1, 289/1-2, 62, 52. maddeleri uyarınca 1 ay 7 gün hapis ve 740,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, 51/1 maddesi gereğince hapis cezasının ertelenmesine, sanık hakkında aynı Kanun´un 53/1-2 maddesinin uygulanmasına dair Derinkuyu Sulh Ceza Mahkemesinin 26/03/2010 tarihli ve 2009/197 esas, 2010/52 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 26.03.2011 gün ve 2011/15924 sayılı yazısı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.05.2011 gün ve 2011/160353 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

Tebliğnamede "1- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 22/12/2009 tarih ve 2008/7470 esas, 2009/21076 karar, 26/01/2010 tarih ve 2008/6720 esas, 2010/777 sayılı kararlarında belirtildiği üzere, "...vedia sözleşmesinin bir türü olan yedieminlik kurumunun yediemine yüklediği muhafaza ve iade görevinin yalnızca kendisine teslim edilen yerde saklama ve iade etme yükümlülüğü yüklediği, hacizli malı satış yerine götürme yükümlülüğünün bulunmadığı...", somut olayda da, haczedilerek sanığa yediemin olarak teslim edilen malların, satış gününde satış yerine götürülmemesi şeklinde gerçekleşen eylemin, atılı suçun maddi unsurunu oluşturmayacağı gözetilmeksizin, sanığın beraati yerine yazılı şekilde karar verilmesinde,

2- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 53/4. maddesinde yer alan "Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz." şeklindeki düzenleme karşısında, kısa süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında, aynı Kanun´un 53/1. maddesindeki haklardan yoksun bırakılmasına karar verilemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında, isabet görülmemiştir" denilmektedir.

Gereği görüşüldü;

Muhafaza görevini kötüye kullanma suçu, fail açısından yapılan sınıflandırmaya göre özgü bir suçtur. Bu suç ancak yasal düzenlemede belirtilen hukuki ve fiili nitelikleri taşıyan kişiler tarafından işlenebilir. Özgü suçların failleri belirli bir yükümlülük altında bulunmaktadır. Bu nedenle özgü suçlar doktrinde yükümlülük suçları olarak da adlandırılmaktadır. 5237 sayılı T.C.Y.´nın 289. maddesinde düzenlenen muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun faili, kendisine rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş malın resmen teslim edildiği kişidir. Hukuk uygulamasında bu kişiler yediemin olarak anılmaktadır. Yedieminin, suçun yapısı ve görevlendirilmesinin dayanağını oluşturan ilgili yasalardan kaynaklanan bazı yükümlülükleri vardır. İcra ve İflas Yasası hükümleri uyarınca yürütülen takipler nedeniyle gerçekleştirilen haciz işlemi sırasında yediemin olarak görevlendirilen kişinin, İ.İ.Y.´nın 88. ve 358. ile halen yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Yasasının 468. maddeleri içeriğinden saptanan yükümlülükleri şunlardır: 1) Kendisine resmen teslim edilen malı/malları saklamak, korumak ve olduğu gibi (aynen) bırakmak. 2) Resmen teslim işlemini gerçekleştiren yetkili organ istediğinde hacizli malı kendisine teslim edilen yerde geri vermek veya hazır etmek. Belirtilen yükümlülükler aynı zamanda T.C.Y.´nın 289. maddesinde öngörülen teslim amacını oluşturmaktadır. Bu açıklamalar karşısında, yediemin sanıktan hacizli malı icra dairesi tarafından belirlenen satış yerine götürmesinin beklenmesi ve satış yerine götürmeme biçimindeki ihmali davranışın teslim amacı dışında bir tasarruf olarak değerlendirilmesi olanaklı değildir.

İncelenen dosyada yer alan iddianameye göre sanık hakkında icra takibi sırasında haczedilip kendisine yediemin olarak teslim edilen hacizli malları yapılan tebligata karşın satış yerine getirmeyerek muhafaza görevini kötüye kullandığı iddiasıyla kamu davası açıldığı görülmektedir. Dosyada bulunan haciz tutanağı, şartname, satış ilanı, muhtıra ile birinci artırma tutanağına göre hacizli malların yediemine teslim edildiği yer ile icra dairesince satışın yapılmasına karar verilen yer farklıdır. İcra dairesince sanığa muhtıra gönderilerek hacizli malları belirlenen satış yerine getirmesi istenmiştir. Yukarıdaki paragrafta belirtilen açıklamaya göre, yediemin sanığın hacizli malları satış yerine götürmemesi, teslim amacı dışında bir tasarruf olarak değerlendirilemeyecektir. Mahkemece, suçun maddi unsurunun oluşmadığı gözetilmeden kurulan mahkumiyet hükmünün, hukuka aykırı olduğu anlaşılmaktadır.

Yasa yararına bozma isteğinde yer alan diğer bozma nedenine gelince;

Y.C.G.K.´nun 13.6.2006 tarih ve 2006/151-157 sayılı kararında "........Öte yandan, yasa yararına bozma kurumu, kesin hükmün otoritesini etkileyen, ileri sürülen hukuka aykırılıkların saptanması ile sınırlı ve bu aykırılıkların savunma hakkını kısıtlama veya kaldırma sonucunu doğurduğu yahut hükmü etkilediğinin belirlenmesi durumunda, hükmün bu nedenlere dayalı olarak bozulmasını gerektiren, olağanüstü yasa yoludur.

Yargıtay´ın olağan yasa yolu olan temyiz denetimi sırasında yasaya ve yargısal kararlara dayalı olarak gerçekleştirdiği uygulamaların tümünün, yasa yararına bozma kurumunda da geçerli olduğu söylenemez. Dolayısıyla, Yargıtay´ın öğretici ve yol gösterici niteliği gereği temyiz denetimi sırasında uyguladığı "kabule göre bozma" yöntemine, istisnai ve olağanüstü bir yol olan yasa yararına bozma istemi üzerine yapılan incelemede başvurulması sistemin özüne aykırıdır. Özel Daire kararı bu yönüyle de isabetli bulunmamıştır." denilerek olağanüstü nitelikte bir yasa yolu olan yasa yararına bozmanın kapsamı açıklığa kavuşturulmuştur. Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma başvurusunda yer alan (2) numaralı nedenin kabule göre bozmanın konusunu oluşturduğu ve esastan incelenemeyeceği konusunda kuşku bulunmamaktadır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamenin (2) numaralı bendinde yer alan düşünce, kabule göre bozma nedeni kapsamında kaldığından, Adalet Bakanlığının bu bentle ilgili yasa yararına bozma isteğinin REDDİNE, ancak suçun maddi unsurunun oluşmadığına ilişkin istek isabetli bulunduğundan, muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan sanık M…

… G…

… hakkında, Derinkuyu Sulh Ceza Mahkemesince verilen 26.3.2010 tarih ve 2009/197-2010/52 sayılı kararın, C.Y.Y.´nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, hükümdeki hukuka aykırılık, sanığa verilen cezanın kaldırılmasını gerektirmekle, anılan yasa maddesinin 4-d fıkrası gereğince, sanığın, muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan BERAATİNE, 1.6.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

MÜKERRERLİĞE SEBEP OLAN CEZA HAGB İSE MÜKERRERLİK OLMAZ

8. Ceza Dairesi 2011/3630 E., 2011/3861 K.

"İçtihat Metni"

Ruhsatsız silâh taşıma ve genel güvenliği kasten tehlikeye düşürmek suçlarından sanık M…

… Z…

…´nin, 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun´un 13/1, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 170/1-c, 62, 52/2 ve 58. maddeleri uyarınca 10 ay hapis, 500 Türk lirası ve 5 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre infazına dair (TRABZON) 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 09/12/2009 tarihli ve 2009/579-707 sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak:

Dosya kapsamına göre, sanığın adli sicil kaydında bulunan Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 20/05/2008 tarihli, 2007/365 esas, 2008/219 sayılı kararı sebebiyle inceleme konusu suçtan verilen cezasının mükerrirlere göre infazına karar verilmiş ise de; tekerrüre esas alınan 20/05/2008 tarihli anılan mahkeme kararında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231 maddesi uyarınca sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer verildiği, aynı Kanun maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmayacağı, dolayısıyla henüz kesinleşmemiş bir mahkûmiyet hükmünden dolayı 5237 sayılı Kanunun 58/6 maddesinde yer alan tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağının nazara alınmamasında isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 11.01.2011 gün ve 2886 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 25.02.2011 gün ve KYB-2011/43312 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Sanığın adli sicil kaydında bulunan Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 20/05/2008 tarih, 2007/365 esas ve 2008/219 sayılı kararı nedeniyle inceleme konusu suçtan verilen cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş ise de; tekekkrüre esas alınan 20.05.2008 tarihli anılan kararda sanık hakkındaki hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231. maddesi uyarınca hükmün açık açıklanmasının geri bırakılmasına yer verildiği, aynı kanun maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmayacağı, dolayısıyla henüz kesinleşmemiş bir mahkumiyet hükmünden dolayı 5237 sayılı TCK.nun 58/6 maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulamasının mümkün olmadığı gözetilmeden, yasaya aykırı olarak sanığa verilen cezaların mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilemeyeceğinin gözetilmemesi,

Yasaya aykırı olduğundan kanun yararına bozma talebine dayanan ihbarnamede ileri sürülen düşünce bu nedenle yerinde görüldüğünden, Trabzon 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.12.2009 tarihli ve 2009/579 esas, 2009/707 sayılı kararının 5271 sayılı CMK´nun 309. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), hüküm fıkrasından 6136 sayılı Yasaya aykırılık ve genel güvenliği kasten tehlikeye sokma suçları nedeniyle verilen cezalardan "sanığın Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 20/05/2008 tarih, 2007/365 esas ve 2008/219 sayılı kararı ile cezalandırıldığı ve deneme süresi içerisinde yeniden suç işlediği anlaşılmakla, TCK.nun 58/7 maddesi gereğince mükerrrilere özgü infaz rejiminin ve infazdan sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına" bölümünün çıkarılmasına, hükmün diğer bölümlerinin aynen muhafazasına, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 26.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

15 DEN KÜÇÜK ÇOCUKLARA ALGILAMA YETENEĞİ RAPORU ZORUNLULUĞU

3. Ceza Dairesi 2011/12859 E., 2011/18663 K.

"İçtihat Metni"

Basit yaralama suçundan sanık H…

… Ç…

…´nin;5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 86/1(2 defa),86/2(iki kez),86/3-e(dört kez),62(dört kez ),31/3(dört kez) ve 35.maddeleri gereğince iki kez 1 yıl 1 ay 10 gün hapis ve 2000 Türk Lirası ile 1000 Türk Lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına dair Ankara 2.Çocuk Mahkemesinin 14.07.2010 tarihli ve 2008/116 esas,2010/662 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı´nın 23.06.2011 tarih ve 2011/8320-35708 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 09.08.2011 tarih ve 2011/240764 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun, "Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması halinde ceza sorumluluğu yoktur.Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.İşlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı halinde,bu kişiler hakkında suç,ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla;müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan on bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu halde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz."şeklindeki 31/2.maddesi karşısında ,kayden 01.09.1991 doğumlu olup,suçun işlendiği 28.07.2006 tarihinde 15 yaşını ikmal etmediği anlaşılan sanık hakkında üzerine atılı fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ehliyeti açısından rapor aldırılmadan yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK´nun 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünceler yerinde görüldüğünden Ankara 2.Çocuk Mahkemesinin 14.07.2010 tarih ve 2008/116-2010/662 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK´ nun 309. maddesi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine,dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

HAPİS VE ADLİ PARA CEZASININ BİRLİKTE ERTELENEBİLECEĞİ

4. Ceza Dairesi 2010/15023 E., 2010/12860 K.

"İçtihat Metni"

Tehdit ve hakaret suçlarından sanık H... M...´nun 765 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 191/1, 482/2. maddeleri gereğince 2 ay hapis (iki kez) ve 600 yeni Türk lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun´un 6. maddesi uyarınca hapis cezalarının ayrı ayrı ertelenmesine dair Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 20.03.2008 tarihli ve 2005/621 esas, 2008/273 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 27.04.2010 gün ve 27192 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.05.2010 gün ve 113814 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

Tebliğnamede " Dosya kapsamına göre, sanık hakkında 765 sayılı Kanun´un 482/2. maddesi gereğince suç tarihi itibarıyla 489 yeni Türk lirası adlî para cezasına hükmedilebileceği gözetilmeden 600 yeni Türk lirasına hükmolunmak suretiyle fazla ceza tayininde,

Sanık hakkında hakaret suçundan verilen 2 ay hapis cezasının 647 sayılı Kanun´un 6. maddesi gereğince ertelenmiş bulunulması karşısında, aynı suçtan verilen 600 yeni Türk lirası adlî para cezasının da ertelenmesi gerektiğinin gözetilmemesinde,

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 5728 sayılı Kanun´la değişik 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerekip gerekmediği hususunun tartışılmamasında, karar verilmesinde isabet görülmemiştir" denilmektedir.

Gereği görüşüldü;

1- Hakaret suçu nedeniyle yapılan uygulamada 765 sayılı TCY.nın sanık lehine bulunduğu kabul edilerek anılan yasa hükümlerinin bütün olarak uygulanmasına karar verilmesine ve 482/2. madde uyarınca hükmedilen 2 ay hapis cezasının, 647 sayılı Yasanın 6. maddesi gereği ertelenmesine karşın, aynı madde gereği verilen ve hükmün ikinci yaptırımı olan 600 YTL adli para cezasının ertelenmemesine karar verilerek yasaya aykırı davranılması,

2- 765 sayılı TCY.nın 19 ve aynı Yasanın Ek 1-4. maddeleri uyarınca, suç tarihine göre 482/2. maddede düzenlenen hakaret suçu nedeniyle en çok 489 YTL adli para cezasına hükmedilebileceği gözetilmeksizin, 600 YTL para cezası şeklinde hüküm kurulması,

3- Dosyada bulunan adli sicil kaydına göre daha önce işlediği bir suçu bulunmayan sanığın yargılamaya konu tehdit ve hakaret suçları nedeniyle CYY.nın "hükmün açıklanmasının geri bırakılması" kurumunu düzenleyen 231/5. maddesi hükmünden yararlanıp yararlanamayacağının tartışılmaması,

Yasaya aykırı görüldüğünden, 5271 sayılı CYY´nın 309/4.b,d maddesi hükümleri uyarınca; ESKİŞEHİR 3. Sulh Ceza Mahkemesinin ve 20.3.2008 tarihli ve 2005/621 esas, 2008/273 sayılı kararının YASA YARARINA BOZULMASINA, bozma nedenleri uyarınca yeniden yargılama yapılmak üzere müteakip işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine, 9.6.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

TRAFİK İDARİ PARA CEZASI TALEBİNİN REDDİ

7. Ceza Dairesi 2008/19249 E., 2011/17715 K.

"İçtihat Metni"

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu´nun 31/1a. maddesine aykırılıktan M…

… D…

…´a ait 34 ED 3730 plakalı aracın 52,00 Yeni Türk lirası idari para cezası ile cezalandırılmasına dair Yalova Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce düzenlenen 19/03/2007 tarihli ve EI 124979 sayılı trafik ceza tutanağına yönelik itirazın reddine ilişkin, Yalova 1.Sulh Ceza Mahkemesinin 11/02/2008 tarihli ve 2007/471 değişik iş sayılı kararını müteakiben aynı konuda yapılan itirazın kabulüne dair Yalova 1.Sulh Ceza Mahkemesinin 30/05/2008 tarihli ve 2007/325 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 18.11.2008 gün ve 57935 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının 18.12.2008 gün ve KYB. 2008/253508 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

Mezkür ihbarnamede;

Yalova Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünce muteriz M... D... hakkında verilen idari para cezasına yapılan itirazın Yalova 1.Sulh Ceza Mahkemesinin 11/02/2008 tarihli ve 2007/471 sayılı kararı ile sonuçlandırılması sebebiyle, aynı konuya ilişkin daha sonra yapılan talebin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 223/7. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde itirazın kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309.maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Yalova 1.Sulh Ceza Mahkemesinin 30.05.2008 gün ve 2007/325 D. iş sayılı kararının CMK.nın 309/4 maddesi uyarınca BOZULMASINA, sözü edilen kararın kaldırılmasına, 17.10.2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

İdari cezanın kaldırılması ile ilgili olarak önce itirazın reddine karar verilmiş olmasına göre bilahare aynı konuda itirazın kabulüne karar verilmesi hukuken mümkün değildir. Bu nedenle de hukuken yok hükmündedir. Nitekim esastan karar verildikten sonra dosyanın ele alınarak yeniden karar verilmesi Yargıtay içtihatlarına göre hukuken yok hükmünde sayılmaktadır. İzah edilen nedenlerle verilen ikinci kararın hukuken yok hükmünde olduğu belirtilerek kanun yararına bozma talebinin reddi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.


 

ÇEK - HAGB UYGULAMASININ SANIK ALEYHİNE OLACAĞI

10. Ceza Dairesi 2011/13891 E., 2011/58015 K.

"İçtihat Metni"

Yüksek Adalet Bakanlığı´nın, karşılıksız çek keşide etme suçundan sanık Ö... A... hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik itirazın reddine ilişkin TARSUS Ağır Mahkemesi´nin 24.02.2011 tarihli ve 2011/648 değişik iş sayılı kararının kanun yararına bozulması talebi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nca 20.06.2011 tarihli ihbar yazısı ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı.

Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Tarsus 3. Asliye Ceza Mahkemesi´nce 03.11.2010 tarihinde 2009/487 esas ve 2010/543 karar sayı ile sanığın karşılıksız çek keşide etme suçu sabit görülerek "3167 sayılı Kanun´un 16/1. maddesi gereğince 3.200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, ayrıca aynı Kanunun 16/3. maddesi gereğince 1 yıl süre ile çek hesabı açtırmasının yasaklanmasına" hükmolunduğu ve CMK´nın 231/5. maddesi gereğince bu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, katılan vekilinin bu karara itirazının ise Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi´nce 24.02.2011 tarihinde 2011/648 değişik iş sayı ile reddedildiği anlaşılmıştır.

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, "5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231/6-c maddesinde, "Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekir." şeklinde düzenlenen şartın sanık tarafından yerine getirilmediği nazara alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının oluşmadığı cihetle, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. " denilerek, Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi´nin 24.02.2011 tarihli kararının bozulması istenmiştir.

Tarsus 3. Asliye Ceza Mahkemesi´nce, suç tarihinde yürürlükte olan 3167 sayılı Kanun hükümlerinin, 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete´de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu´na göre sanığın lehine olduğu kabul edilmiş ve 3167 sayılı Kanun uyarınca hüküm kurularak, CMK´nın 231/5. maddesi gereğince bu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise de;

5560 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı CMK´nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için "suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi" koşulunun yerine getirilmesi gerekmektedir.

Somut olayda, sanık tarafından mağdurun zararı giderilmediği için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı yasaya aykırıdır. Diğer yandan, 3167 sayılı Kanun´un 16/c. maddesinde öngörülen ödemenin yapılması durumunda ceza davasının düşmesine karar verileceği, buna karşın hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde, tazmin ile ceza davasının düşmesi sonucu doğmayacağı gibi, sadece ön koşullardan birisinin yerine getirilmiş olacağı ve ayrıca sanık hakkında 5 yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanması gibi ek bir yükümlülüğe de hükmedileceği ve denetim süresi içinde sanık kasten yeni bir suç işlediğinde veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davrandığında mahkemece hüküm açıklanacağından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin sanığın aleyhine olduğu açıktır.

Belirtilen nedenlerle, sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği gözetilmeden, katılan vekilinin itirazının kabulü yerine reddine karar verilmesi yasaya aykırı olup, kanun yararına bozma isteği bu nedenle yerinde olduğundan; Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi´nin 24.02.2011 tarihli ve 2011/648 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK´nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince BOZULMASINA; aynı Kanun´un 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca itiraz merciince gerekli işlemlerin yapılması için, dosyanın adı geçen Mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderilmesine, 05.12.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

MAHKEMENİN DELİLLERİ TAKDİR YETKİSİ KANUN YARARINA BOZULAMAZ

7. Ceza Dairesi 2008/13530 E., 2011/21529 K.

"İçtihat Metni"

3213 sayılı Maden Kanununun 12.maddesine aykırı davranmak eyleminden dolayı B... O... hakkında Antalya İl Özel İdaresinin 07.11.2005 tarihli ve 1201 -1202 sayılı kararları ile uygulanan 10.500,00 Yeni Türk lirası ve 36.000,00 Yeni Türk lirası idari para cezalarına yönelik başvurunun reddine dair, Serik Sulh Ceza Mahkemesinin 06.12.2006 tarihli ve 2006/253 müteferrik sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin, Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.02.2007 tarihli ve 2007/190 -190 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 30.06.2008 gün ve 37347 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının 28.07.2008 gün ve KYB. 2008-149683 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

Mezkür ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre, muterizin ruhsat ve izin almadan çıkardığı 3213 sayılı Maden Kanunun 1-a grubu madenlere giren malzemeyi, ticari amaç gütmeden köyün ihtiyaçlarında kullanmadığından bahisle mahkemece itirazın reddine karar verilmiş ise de, bu yönde mahkemece hiçbir araştırma yapılmadığı gibi, aynı yerden daha önce çıkarılan malzeme ile ilgili olarak aynı mahkemede görülen 2006/157 müteferrik sayılı dosyada yapılan keşif sonucunda tanzim edilen bilirkişi raporuna göre, kazı alanından alınan stabilize malzemenin köy mezarlığının dolgusunda ve yol yapımında kullanıldığının bildirilmiş olması karşısında, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı içtihadı birleştirme kararında da belirtildiği üzere kanun yararına bozmaya konu olabilecek yasaya aykırılık halleri uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ile esasa etkili usul hatalarıdır. Buna göre, maddi ceza yasaları ile yargılama yasası kurallarına aykırılık hallerinde bu yola başvurulması mümkün olmakla birlikte hakimin takdir, tercih ve değerlendirmesine ilişkin sorunlar bakımından anılan yola gitme olanaksızdır.

Kanun yararına bozma talebine konu olayda; mahkeme tarafından usule uygun olarak dinlenilen tutanak tanıkları beyanlarında, tutanak içeriğinin doğru olduğunu açıklamışlar, sanığın 12.12.2005 tarihli eylemi nedeniyle verilen idari para cezasına ilişkin mahkemenin 2006/157 esas sayılı dava dosyasındaki delillerde mahkemece incelenip, tartışıldığı bu suretle delil takdiri yapılarak verilen karar aleyhine kanun yararına bozma yoluna gidilemeyeceği cihetle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 21.11.2011 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

KAMUYA YARARLI İŞTE ÇALIŞMA ŞARTLA TAHLİYE TARİHİHİ GEÇEMEZ

3. Ceza Dairesi 2011/17907 E., 2011/23270 K.

5275 CİGHK 105-4 GÖRE - KAMUYA YARARLI İŞTE ÇALIŞTIRMA ŞARTLA TAHLİYE TARİHİHİ GEÇEMEZ

"İçtihat Metni"

Hükümlü A... G...´ün,Yalova Ağır Ceza Mahkemesinin 15.10.2010 tarihli ve 2010/1727 değişik iş sayılı içtima kararına konu 9 ay 30 gün hapis cezasının infazı sırasında,hükümlünün mahkumiyet süresinin yarısını iyi halle geçirmesi sebebiyle mahkumiyet süresinin geri kalan yarısını (bihakkın tahliye tarihine kadar-143 gün)kamuya yararlı temizlik işlerinde çalışarak geçirmesine dair aynı mahkemenin 02.02.2011 tarihli ve 2007/51 esas,2009/170 sayılı ek kararını müteakip,hükümlünün mahkeme kararında belirtilen çalışma esasları ile rejimlere uymaması sebebiyle geri kalan 107 günlük sürenin aynen çektirilmesine ilişkin aynı mahkemenin 05.04.2011 tarihli ve 2007/51 esas,2009/170 sayılı ek kararına karşı yapılan itirazın reddine dair Bursa 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 15.04.2011 tarihli ve 2011/550 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı´nın 23.08.2011 tarih ve 2011/10891-44407 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 26.09.2011 tarih ve 2011/270896 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 105/4.maddesindeki "iki yıl veya daha az süre ile hapis cezasına mahkum olanlardan, hükümlülük süresinin yarısını iyi halle geçirenlerin,istekleri bulunmak koşulu ile kendilerinin veya yasal temsilcilerinin veya Cumhuriyet Başsavcılığının istemi üzerine, mahkumiyet sürelerinin geriye kalan yarısının kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına mahkemece karar verilebilir." hükmünde geçen hükümlülük süresinin ceza infaz kurumunda geçen şartla tahliye süresi esas alınmak suretiyle hesaplanması gerekirken sanık aleyhine olacak şekilde hükümlülük süresinin hesaplanmasında bihakkın tahliye tarihinin esas alındığı gözetilmeden itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK´nun 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.04.2011 tarih ve 2011/550 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK´nun 309/3. maddesi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

6136SİLAH RUHSATI İPTAL EDİLMİŞSE SİLAHIN MÜSADERESİ GEREKİR

8. Ceza Dairesi 2010/3010 E., 2010/9713 K.

"İçtihat Metni"

6136 sayılı Kanuna muhalefet suçlarından sanıklar E... Y..., H... Y..., K... Y..., Ö... Y... ve S... G...´ün, unsurları oluşmayan suçtan dolayı beraatlerine ve silahların ruhsat sahiplerine iadesine dair (MALAZGİRT) Asliye Ceza Mahkemesinin 11.11.1998 tarihli ve 1995/80 esas, 1998/85 sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak;

Tüm dosya kapsamına göre,

6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Kanun´un geçici 9. maddesindeki "(...) (1) 442 sayılı Köy Kanununun 74 üncü maddesine göre, mülki amirlerce gönüllü korucu olarak tespit edilen kişiler ile halen geçici köy korucusu olarak görev yapanlar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 90 gün içinde ellerinde bulundurdukları tabanca, makineli tabanca veya hafif makineli tüfek sınıfından silahları mülki makamlara teslim ettikleri takdirde haklarında takibat yapılmaz ve isteyenlere yukarıda belirtilen tabanca ve tüfek sınıfından birer adet olmak üzere ve harçsız olarak menşelerine bakılmaksızın valilerce taşıma veya bulundurma ruhsatı düzenlenebilir. Bu şekilde ruhsata bağlanan silahlar, veraset yoluyla intikal dışında devir veya hibe edilemez, satılamaz, gerekli görüldüğünde Bakanlar Kurulunca toplatılmasına karar verilebilir. Gönüllü korucu ve geçici köy koruculuğu görevine son verilenlerin ruhsatları iptal edilebilir. Ruhsatları iptal edilen veya toplatılmasına karar verilen silahlar, Devlet malı sayılarak mülki makamlarca bir tutanak karşılığında İçişleri Bakanlığına teslim edilir. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ateşli silahlarla bunlara ait mermilerin ve Kanunen memnu bıçak ve benzerlerini bulunduran veya taşıyan gönüllü korucu ve geçici köy korucuları hakkında bu fiillerden dolayı takibat yapılmaz. Hükmolunan cezalar icra ve infaz edilemez ve kanuni neticeleri ortadan kalkar. Taşıma ve bulundurma ruhsatlarının verileceği kişiler, bu uygulamaya dair diğer hususlar, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle tespit edilir." hükmüne göre karar tarihinde suça konu silahların ruhsatsız oldukları ve ruhsat yenileme işlemlerinin de yapılmadığının anlaşılması karşısında mahkemece müsadere kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 26.1.2010 gün ve 3801 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığından 15.2.2010 gün ve KYB/2010-23274 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Gereği görüşülüp düşünüldü:

1- Sanıklar H... Y... ve K... Y... hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan dava açılmadığı ve herhangi bir karar da verilmediği anlaşılmakla Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının isteminin sanıklar H... Y... ve K... Y... yönünden oybirliğiyle (REDDİNE),

2- Sanıklar E... Y..., Ö... Y... ve S... G... hakkında kurulan hükme yönelik kanun yararına bozma talebine ilişkin yapılan incelemede;

Geçici köy korucusu olan sanıklara ait ve ruhsata bağlanmaları mümkün olmayan dava konusu kaleşnikof marka tüfeklerin 765 sayılı TCK´nun 36/2. madde ve fıkrası uyarınca müsaderelerine karar verilmesi gerekirken ruhsat sahiplerine iadesi ve gereğinin takdir ve ifası için idareye teslimine karar verilmesi isabetsiz olduğundan,

Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay C.Başsavcılığınca düzenlenen ihbarname içeriği bu nedenle yerinde görüldüğünden Malazgirt Asliye Ceza Mahkemesinin 11.11.1998 tarih ve 1995/80 esas 1998/85 karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca (BOZULMASINA), hükümden "Emanetin 1995/43 ve 45 sıralarında kayıtlı silahların ruhsat sahiplerine iadesine, gereğinin takdir ve ifası için idareye teslimine" ilişkin bölüm çıkarılarak yerine "Adli emanete kayıtlı Z 57820, ZU 13811998, FE 5987 M seri numaralı kaleşnikof marka tüfekler ve eklerinin 765 sayılı TCK´nun 36/2. madde ve fıkrası uyarınca müsaderesine" dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 1.7.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ADLİ PARA CEZASINDA 5237 TCK 53-1 HAK YOKSUNLUĞU OLMAZ

3. Ceza Dairesi 2011/12845 E., 2011/21529 K.

"İçtihat Metni"

Yaralama suçundan sanık B... Y...´in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 86/2, 86/3-e, 29, 62/1, 52. maddeleri gereğince 1480 Türk lirası adli para cezasına çevrilmesine,aynı kanunun 53/1-a-b-d-e. bentlerindeki haklardan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya, 53/1-c. bendindeki haklardan koşullu salıverilmesine kadar yoksun bırakılmasına dair Diyarbakır 5.Asliye Ceza Mahkemesinin 18.02.2011 tarihli ve 2010/475 Esas-2011/211 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı´nın 26.06.2011 tarih ve 2011/8573-36221 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 18.08.2011 tarih ve 2011/245785 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre,

1-Sanık hakkında üzerine yaralama suçundan dolayı verilen 5237 sayılı Kanunun 86/2, 86/3-e, 29, 62/1.maddeleri uyarınca belirlenen 37 gün hapis cezasının,aynı kanunun 52/2 maddeleri gereğince günlüğü 20,00 yeni Türk Lirası üzerinden 740 Türk lirası adli para cezalarına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde fazla ceza tayininde,

2-5237 sayılı Kanunun 53.maddesi gereğince, adli para cezasına mahkumiyet halinde anılan maddenin 1.fıkrasındaki hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceğinin gözetilmemesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK´nun 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Adalet Bakanlığı´nın kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden Diyarbakır 5.Asliye Ceza Mahkemesinin 18.02.2011 tarih ve 2010/475 esas, 2011/211 sayılı kararının 5271 sayılı CMK´nun 309/4 maddesinin (d) bendi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, sanığa hükmedilen sonuç adli para cezasının 740 Türk Lirası adli para cezasına indirilmesine, infazın bu miktar üzerinden yapılmasına; TCK.´nun 53.maddesi uyarınca hak yoksunluğuna hükmedilmesine ilişkin kısmın hüküm fıkrasından çıkarılmasına, hükmün diğer bölümlerinin aynen korunmasına,dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

AKIL HASTASI SANIK HAKKINDA TAKİPSİZLİK VERİLEMEYECEĞİ-MAHKEMEDEN TCK 32´YE GÖRE GÜVENLİK TEDBİRİ İSTENİR

8. Ceza Dairesi 2011/10974 E., 2011/13420 K.

"İçtihat Metni"

Kasten yangın çıkarma suçundan şüpheli O... K... hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda şüphelinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 32/1. maddesi kapsamında akıl hastası olması sebebiyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına, aynı Kanun´un 32/1 ve 57. maddelerine göre gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması için Sulh Ceza Mahkemesine müzekkere yazılmasına dair Kuşadası Cumhuriyet Başsavcılığının 03.11.2010 tarihli ve 2010/6635 esas, 2010/3525 sayılı kararını müteakip, adı geçenin 3 haftayı geçmemek üzere bir sağlık kurumunda gözlem altına alınmasına ilişkin (KUŞADASI) 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 05.11.2010 tarih ve 2010/621 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak;

Dosya kapsamına göre, şüpheli hakkında soruşturma evresinde Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinden alınan 13.10.2010 tarihli, 20492 sayılı sağlık kurulu raporunda, işlediği suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılamayacak durumda olup, davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli ölçüde azalmış olduğu ve 5237 sayılı Kanun´un 32/1. maddesinden istifade edeceğinin bildirilmiş olması ve anılan fıkrada bu durumda olan kişiye ceza verilmeyeceğinin düzenlenmiş bulunması karşısında, akıl hastası olan şüpheli hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığına karar verilemeyeceği, mahkemesince yapılacak yargılama sonucunda anılan madde kapsamında kaldığı anlaşılan sanık hakkında ceza verilmeyip, güvenlik tedbirine hükmedilmesi gerekeceği gözetilmeden, talebin bu yönden reddi yerine, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 16.06.2011 gün ve 34612 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 29.06.2011 gün ve KYB-2011/237583 sayılı ihbar- namesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Kasten yangın çıkarma suçundan şüpheli hakkında, soruşturma evresinde Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinden alınan 13.10.2010 tarihli, 20492 sayılı sağlık kurulu raporunda işlediği suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılamayacak durumda olup, davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli ölçüde azalmış olduğu ve 5237 sayılı Kanunun 32/1. maddesinden istifade edebileceği bildirilmiş olması ve anılan fıkrada bu durumda olan kişiye ceza verilmeyeceğinin düzenlenmiş bulunması karşısında, akıl hastası olan şüpheli hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığına karar verilemeyeceği, mahkemesince yapılacak yargılama sonucunda beraatine karar verilmeyip suçun sabit olması halinde anılan madde kapsamında kaldığı anlaşılan sanık hakkında ceza verilmeyip, güvenlik tedbirine hükmedilmesi gerekeceği cihetle talebin reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi,

Yasaya aykırı ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay C.Başsavcılığının ihbarname içeriği bu nedenle yerinde görülmekle Kuşadası 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 05.11.2010 gün ve 2010/621 D.İş sayılı kararının CMK.nun 309. maddesi gereğince (BOZULMASINA), müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 24.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ALENEN HAYASIZCA HAREKET-SUÇ TARİHİ ESKİ İSE 765 TCK LEHEDİR

5. Ceza Dairesi 2010/6074 E., 2010/6241 K.

"İçtihat Metni"

Alenen hayasızca vaz´u harekette bulunmak suçundan sanık A... S...´ın 5237 sayılı TCK.nun 225. maddesi gereğince 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına dair, Akhisar 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.06.2008 gün ve 2004/467 Esas, 2008/342 sayılı kararının;

Mahkemece suç tarihinin 05.06.2004 olarak kabul edilerek sanığın alenen hayasızca vaz´u harekette bulunmak olarak tespit edilen eyleminden dolayı 5237 sayılı TCK.nun 225. maddesine göre 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına şeklinde hüküm kurulmuş ise de, mülga 765 sayılı TCK.nun alenen hayasızca vaz´u hareket suçunu düzenleyen 419/ilk cümlesinde 15 günden 2 aya kadar hapis ve adli para cezasının öngörülmesi karşısında, 765 sayılı Kanunun anılan hükmünün sanık lehine olduğu gözetilmeksizin 5237 sayılı Kanunun 225. maddesi hükmünün uygulanması suretiyle fazla ceza tayin edilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi gereğince bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 27.05.2010 gün ve 33698 sayılı Kanun Yararına Bozmaya atfen C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenerek gereği düşünüldü:

Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarname içeriğinin yerinde olduğu anlaşıldığından Akhisar 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.06.2008 tarihli 2004/467 Esas, 2008/342 sayılı kararının CMK.nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, mahkemece teşdiden ceza tayin edildiğinden ve takdir hakkı kullanılması gerektiğinden, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın merciine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.07.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

KAÇAKÇILIK SUÇLARININ ARŞİV KAYDINDAN SİLİNEMEYECEĞİ

7. Ceza Dairesi 2008/19264 E., 2011/21433 K.

"İçtihat Metni"

Teşekkül oluşturmak suretiyle ticari amaçla gümrük kaçakçılığı yapmak suçundan sanık F... B...´un, 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun´un 27/2-3, 33/son maddeleri gereğince 137.061.988,80 Türk lirası ağır para cezası ile cezalandırılmasına dair Osmaniye Ağır Ceza Mahkemesinin 19.12.1991 tarihli ve 1991/18 esas, 1991/161 sayılı kararının infazını müteakip, hükümlünün 22.09.2008 tarihli dilekçesi ile yaptığı arşiv kaydının silinmesi talebinin kabulü ile 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu´nun geçici 2.maddesi uyarınca arşiv kaydının silinmesine ilişkin Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.10.2008 tarihli ve 2008/490 değişik iş sayılı ek kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 27.11.2008 gün ve 60140 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının 22.12.2008 gün ve KYB. 2008-261940 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

Mezkür ihbarnamede;

5252 sayılı Adli Sicil Kanunu´nun geçici 2.maddesi 2.fıkrasında "Birinci fıkra gereğince işlem yapılarak arşive alınan kayıtlar hakkında, 3682 sayılı Kanun´un 8 inci maddesinde öngörülen sürelerin dolduğu veya ertelenmiş olan hükmün esasen vaki olmamış sayıldığı hallerde bu tarih esas alınarak, Anayasanın 76 ncı maddesi ve özel kanunlarda sayılan suç ve mahkumiyetler dışındaki kayıtlar için ilgilinin, Cumhuriyet başsavcılığının veya Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün talebi üzerine hükmü veren mahkemece veya talep edenin bulunduğu yer asliye ceza mahkemesince arşiv kaydının silinmesine karar verilir." şeklindeki düzenleme karşısında, sanığın eyleminin Anayasanın 76.maddesi kapsamında kaldığı ve 5352 sayılı Kanunun geçici 2.maddesinin 2.fıkrası uyarınca mahkumiyet hükmünün arşiv kaydından çıkarılmasının mümkün olmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.10.2008 gün ve 2008/490 değişik iş sayılı kararının CMK.nun 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına, 24.11.2011 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

6136 SAYILI KANUNA MUHALEFET -ARŞİV KAYDINDAN SİLİNEMEYECEĞİ

8. Ceza Dairesi 2011/16743 E. 2011/16146 K.15.12.2011T.

"İçtihat Metni"

6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun´a muhalefet suçundan sanık M... K...´ın, 6136 sayılı Kanun´un 13/1, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun´un 4, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 72. maddeleri uyarınca 4.070.000 Türk lirası ağır para cezası ile cezalandırılmasına dair Sincan Asliye Ceza Mahkemesinin 16.10.1997 tarihli ve 1996/622 esas, 1997/645 sayılı kararının infazını müteakip, hükümlünün adli sicil ve arşiv kaydının silinmesi talebinin reddine ilişkin Sincan 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.03.2011 tarihli ve 1996/622 esas sayılı ek kararına yönelik itiraz üzerine, arşiv kaydının silinmesine dair (SİNCAN) 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/04/2011 tarihli ve 2011/962 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak; [/u]

[u]5352 sayılı Adlî Sicil Kanunu´nun geçici 2. maddesi 2. fıkrasında "Birinci fıkra gereğince işlem yapılarak arşive alınan kayıtlar hakkında, 3682 sayılı Kanun´un 8 inci maddesinde öngörülen sürelerin dolduğu veya ertelenmiş olan hükmün esasen vaki olmamış sayıldığı hallerde bu tarih esas alınarak. Anayasanın 76 ncı maddesi ve özel kanunlarda sayılan suç ve mahkûmiyetler dışındaki kayıtlar için ilgilinin, Cumhuriyet Başsavcılığının veya Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün talebi üzerine hükmü veren mahkemece veya talep edenin bulunduğu yer asliye ceza mahkemesince arşiv kaydının silinmesine karar verilir." şeklindeki düzenleme karşısında, sanığın suçunun Anayasanın 76. maddesi ve 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun kapsamında kaldığı, 5352 sayılı Kanunun geçici 2. maddesinin 2. fıkrası uyarınca mahkûmiyet hükmünün arşiv kaydından çıkarılmasının mümkün olmadığı cihetle, itirazın reddi yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 22.09.2011 gün ve 47934 sayılı kanun

yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 18.10.2011 gün ve KYB-2011/291278 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Gereği görüşülüp düşünüldü:

5352 sayılı Adli Sicil Kanunun geçici 2. maddesinde, suç tarihi gözönüne alınarak aynı Yasanın yürürlük tarihinden önceki kayıtların silinmesine ilişkin koşullar düzenlenmiş olmakla, talep sahibinin mahkumiyetine konu kaydın da bu kapsamda bulunduğu, bu nedenle yürürlükten kaldırılan 3682 sayılı Adli Sicil Kanununun 8. maddesinde belirlenen koşullar oluştuğunda, silinmesi mümkün suçlara dair adli sicil kayıtlarının mahkemece verilen silme kayıtlarına dayanılarak ve Adli Sicil İstatistik Genel Müdürlüğünce oluşturulan komisyonca adli sicil kaydından çıkarıldığı belirtilen madde metinlerinde "affa uğramış olsalar bile" ibaresi bulunan, başta Anayasanın 76. maddesi ile özel kanunlarda sayılan suç ve cezaların ise 5352 sayılı Yasanın 10. maddesine göre istenildiğinde verilmek üzere arşiv kaydına alındığı, aynı kanunun 12. maddesinde sayılan koşullar dışında silinmesine yasal olanak bulunmadığı, sözü edilen bu durum karşısında arşiv kaydının silinmesinin mümkün olmadığı gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde, bu kaydın arşiv kayıtlarından çıkarılmasına karar verilmesi,

Yasaya aykırı ve Adalet Bakanlığı´nın Kanun Yararına Bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarname içeriği bu itibarla yerinde görüldüğünden Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.04.2011 gün, 2011/962 değişik iş sayılı kararının CMK.nun 309. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), müteakip işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 15.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ANAYASANIN 76. MD. KAPSAMINDAKİ SUÇLAR ARŞİVDEN SİLİNEMEZ

10. Ceza Dairesi 2011/13918 E., 2011/58014 K.

"İçtihat Metni"

Yüksek Adalet Bakanlığı´nın, karşılıksız çek keşide etme suçundan hükümlü M... B... hakkındaki arşiv kaydının silinmesine ilişkin BEYOĞLU 2. Asliye Ceza Mahkemesi´nce verilen 04.10.2010 tarihli ve 2010/477 değişik iş sayılı kararının kanun yararına bozulmasına yönelik talebi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nca dava dosyasının 29.06.2011 tarihli ihbar yazısı ekinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Karşılıksız çek keşide etme suçundan hükümlü M... B...´nın 3167 sayılı Kanun´un 16/1. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi´nce verilen 19.12.1988 tarihli ve 1998/831 esas, 1988/985 karar sayılı hükmüne ilişkin olarak, aynı Mahkemece 04.10.2010 tarihinde 2010/477 değişik iş sayı ile arşiv kaydının silinmesine karar verildiği anlaşılmıştır.

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, "5352 sayılı Adlî Sicil Kanunu´nun geçici 2. maddesi 2. fıkrasında "Birinci fıkra gereğince işlem yapılarak arşive alınan kayıtlar hakkında, 3682 sayılı Kanun´un 8 inci maddesinde öngörülen sürelerin dolduğu veya ertelenmiş olan hükmün esasen vaki olmamış sayıldığı hallerde bu tarih esas alınarak, Anayasanın 76 ncı maddesi ve özel kanunlarda sayılan suç ve mahkûmiyetler dışındaki kayıtlar için ilgilinin, Cumhuriyet başsavcılığının veya Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün talebi üzerine hükmü veren mahkemece veya talep edenin bulunduğu yer asliye ceza mahkemesince arşiv kaydının silinmesine karar verilir." şeklindeki düzenleme karşısında, sanığın eyleminin Anayasanın 76. maddesi kapsamında kaldığı ve 5352 sayılı Kanunun geçici 2. maddesinin 2. fıkrası uyarınca mahkûmiyet hükmünün arşiv kaydından çıkarılmasının mümkün olmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." denilerek, Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi´nin 04.10.2010 tarihli kararının bozulması istenmiştir.

Hükümden sonra 08.03.2003 tarihli Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 4814 sayılı Kanun´la 3167 sayılı Kanun´da yapılan değişiklik ve 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete´de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı "Çek Kanunu" ile 3167 sayılı "Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun"un yürürlükten kaldırılarak, dava konusu suçun unsurları ve yaptırımlarının farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olması göz önünde bulundurularak, 5237 sayılı TCK´nın 7/2. maddesi uyarınca uyarlama yapılması durumunda, adli sicil kaydının silinmesiyle ilgili yeniden talepte bulunulması ve konunun değerlendirilmesi olanaklı görülmüştür.

Kanun yararına bozma talebine dayanan ihbar yazısında ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden; Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi´nin 04.10.2010 tarihli ve 2010/477 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK´nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince BOZULMASINA; aynı Kanun´un 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için, dosyanın adı geçen Mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderilmesine, 05.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

HIRSIZLIK SUÇUNUN ARŞİV KAYDINDAN SİLİNEMEYECEĞİ

13. Ceza Dairesi 2011/16235 E., 2011/6151 K.

"İçtihat Metni"

Hırsızlık suçundan sanık E... K...´un, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 491/ilk, 522/1, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun´un 4. maddeleri gereğince 600.000 Türk lirası ağır para cezası ile cezalandırılmasına, cezanın 647 sayılı Kanun´un 6. maddesi uyarınca ertelenmesine dair Malatya 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 24/12/1998 tarihli ve 1997/716 esas, 1998/1084 sayılı kararını müteakip, hükümlünün adlî sicil arşiv kaydının silinmesi talebinin, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu´nun geçici 2/2. maddesi uyarınca kabulüne, arşiv kaydının silinmesine ilişkin aynı Mahkemenin 27/04/2009 tarihli ve 2009/561 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 23.11.2009 tarih ve 2009/13496/66415 sayılı Kanun Yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyasının Yargıtay C.Başsavcılığının 18.12.2009 tarih ve 2009/272087 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle incelendi.

MEZKUR İHBARNAMEDE;

5352 sayılı Adlî Sicil Kanunu´nun geçici 2. maddesi 2. fıkrasında "Birinci fıkra gereğince işlem yapılarak arşive alınan kayıtlar hakkında, 3682 sayılı Kanun´un 8 inci maddesinde öngörülen sürelerin dolduğu veya ertelenmiş olan hükmün esasen vaki olmamış sayıldığı hallerde bu tarih esas alınarak, Anayasanın 76 ncı maddesi ve özel kanunlarda sayılan suç ve mahkûmiyetler dışındaki kayıtlar için ilgilinin. Cumhuriyet başsavcılığının veya Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün talebi üzerine hükmü veren mahkemece veya talep edenin bulunduğu yer asliye ceza mahkemesince arşiv kaydının silinmesine karar verilir." şeklindeki düzenleme karşısında, sanığın eyleminin Anayasanın 76. maddesi kapsamında kaldığı ve 5352 sayılı Kanunun geçici 2. maddesinin 2. fıkrası uyarınca mahkûmiyet hükmünün arşiv kaydından çıkarılmasının mümkün olmadığı gözetilmediğinden 5271 sayılı CMK.nun 309.maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşılmış,

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay C.Başsavcılığının ihbar yazısı incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden kabulü ile hırsızlık suçundan hükümlü E... K... hakkında Malatya 2.Sulh Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 27.04.2009 tarih ve 2009/561 değişik iş sayılı kararın (Anayasa Mahkemesinin 14.04.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 20.01.2011 gün ve 2008/44-2011/21 sayılı iptal kararının yürürlüğe henüz girmediği de gözetilerek) 5271 sayılı CMK.nın 309.maddesi gereğince BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, 23.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ADLİ SİCİL ARŞİV KAYDININ SİLİNMESİ - YÜZ KIZARTICI SUÇLAR

13. Ceza Dairesi 2011/13960 E., 2011/6988 K.

"İçtihat Metni"

Hırsızlık suçundan sanık İ... B...´un 765 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 491/3, 522, 523, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun´un 4, 765 sayılı Kanun´un 491/3, 62, 522, 523/1, 59/2, 647 sayılı Kanun´un 4, 765 sayılı Kanun´un 72. maddeleri gereğince 368.082.000 Türk lirası ağır para cezası ile cezalandırılmasına dair Erzurum Sulh Ceza Mahkemesinin 03/10/2000 tarihli ve 2000/330-1219 sayılı ilamının 5352 sayılı Adlî Sicil Kanunu´nun geçici 2/2 ve 3682 sayılı Adlî Sicil Kanunu´nun 8. maddeleri gereğince silinerek adlî sicil arşiv kaydından çıkartılmasına dair Erzurum 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 25/03/2009 tarihli ve 2009/463 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 04.09.2009 tarih ve 2009/10771/50076 sayılı Kanun Yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.10.2009 tarih ve 2009/214737 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle incelendi.

MEZKUR İHBARNAMEDE;

5352 sayılı Adlî Sicil Kanunu´nun geçici 2. maddesinin suç tarihi itibarıyla aynı Kanun´un yürürlük tarihinden önceki kayıtların silinmesine ilişkin koşulları düzenlemiş olduğundan, adı geçenin mahkumiyetine konu kaydında bu kapsamda olduğu, dolayısıyla mülga 3682 sayılı Adli Sicil Kanunu´nun 8. maddesinde belirtilen şartlar oluştuğunda, silinmesi mümkün suçlara ilişkin adli sicil kayıtlarının mahkemelerce verilen silme kararlarına istinaden veya Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce oluşturulan komisyon tarafından Adli Sicil kaydından çıkartıldığı, madde metinlerinde "affa uğramış olsalar bile" ibaresi bulunan, başta Anayasanın 76. maddesi ile özel kanunlarda (2839 sayılı Milletvekili Seçim Kanunu´nun 11. maddesi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu´nun 48. maddesi, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun´un 7. maddesi vb. gibi) sayılan suç ve cezaların ise 5352 sayılı Kanun´un 10. maddesine istinaden istenildiğinde verilmek üzere arşiv kaydına alındığı, aynı Kanun´un 12. maddesinde sayılan şartlar dışında silinmesine yasal olanak bulunmadığı, bu bağlamda adı geçenin silmeye konu suçunun Anayasanın 76. maddesinde sayılan suçlardan olması sebebiyle bahse konu kaydın mevzuat gereği adli sicil kaydından çıkartılarak arşiv kaydına alındığı ve arşiv kaydının da silinmesinin mümkün olmadığı gözetilmediğinden 5271 sayılı CMK´nun 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşılmış,

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Kanun Yararına Bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden KABULÜ ile hırsızlık suçundan hükümlü İ... B... hakkında Erzurum 1.Sulh Ceza Mahkemesine verilip kesinleşen 25.03.2009 tarih ve 2009/463 D.İş sayılı kararının CMK´nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.11.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

ADLİ SİCİL ARŞİV KAYDININ SİLİNMESİ - 1 YILDAN FAZLA HAPİS

3. Ceza Dairesi 2011/17900 E., 2011/19927 K.

"İçtihat Metni"

Kasten yaralama suçundan sanık H... B...´ın;765 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 456/2,457/1,51/1,59. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Kozan Asliye Ceza Mahkemesinin 15.04.1987 tarihli ve 1986/97 esas,1987/239 sayılı kararının infazını müteakip,hükümlünün talebi üzerine 3682 sayılı Adli Sicil Kanununun 8. ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu´nun geçici 2.maddeleri uyarınca arşiv kaydının silinmesine ilişkin aynı Mahkemenin 06.12.2010 tarihli ve 2010/389 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı´nın 05.08.2011 tarih ve 2011/9941-41493 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 27.09.2011 tarih ve 2011/266763 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

5352 sayılı Adli Sicil Kanunu´nun geçici 2.maddesi 2.fıkrasındaki "Birinci fıkra gereğince işlem yapılarak arşive alınan kayıtlar hakkında, 3682 sayılı Kanun´un 8. maddesinde öngörülen sürelerin dolduğu veya ertelenmiş olan hükmün esasen vaki olmamış sayıldığı hallerde bu tarih esas alınarak, Anayasanın 76. maddesi ve özel kanunlarda sayılan suç ve mahkumiyetler dışındaki kayıtlar için ilgilinin, Cumhuriyet Başsavcılığı´nın veya Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü´nün talebi üzerine hükmü veren mahkemece veya talep edenin bulunduğu yer Asliye Ceza Mahkemesince arşiv kaydının silinmesine karar verilir." şeklindeki düzenleme karşısında,sanığın eyleminin Anayasanın 76.maddesi kapsamında kaldığı ve 5352 sayılı Kanunun geçici 2.maddesinin 2 .fıkrası uyarınca mahkumiyet hükmünün arşiv kaydından çıkarılmasının mümkün olmadığı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK´nun 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Adalet Bakanlığı´nın kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden Kozan Asliye Ceza Mahkemesinin 06.12.2010 tarih ve 2010/367 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK´nun 309. maddesi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, bozma kararı gereğince karar örneğinin gereği için Adalet Bakanlığı, Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü´ne gönderilmesi ve dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

AVUKAT SORUŞTURMA DOSYASINI VEKALETSİZ İNCELEYEMEZ !

15. Ceza Dairesi 2011/10088 E., 2011/5760 K.

"İçtihat Metni"

Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/20020 sayılı dosyası üzerinden yürütülen soruşturma sırasında, aynı Cumhuriyet Başsavcılığınca Avukat T... Ö...´ün soruşturma dosyasını inceleme talebinin reddine yönelik karara karşı adı geçen avukatın itirazının kabulüne dair Bursa 2.Sulh Ceza Mahkemesinin 21/04/2010 tarihli ve 2010/763 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 28/04/2010 tarihli ve 2010/129 değişik iş sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 09/11/2010 gün ve 2010/13065/68197 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02/12/2010 gün ve 2010/295774 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.

Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;

1136 sayılı Avukatlık Kanunu´nun 46/2.maddesinde "Avukat veya stajyer, vekaletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebilir. Bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesi zorunludur. Vekaletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisi verilmez.",

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun "Tanımlar" başlıklı 2.maddesinde "Bu Kanunun uygulanmasında; a) Şüpeli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,... b) Müdafii: Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı, c) Vekil: Katılan, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişiyi ceza muhakemesinde temsil eden avukatı, d) Soruşturma: Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi, e) Kovuşturma: İddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi,... f) Malen sorumlu: Yargılama konusu işin hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddi ve mali sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişiyi,... ifade eder.",

"Soruşturmanın Gizliliği" başlıklı 157.maddesinde "Kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir." hükümlerinin bulunduğu, Cumhuriyet Başsavcılıkları İle Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik´in "Soruşturma Evrakının İncelenmesi" başlıklı 45.maddesinin iptali için açılan davanın Danıştay 10.Dairesinin 22/05/2008 tarihli ve 2005/5971 esas, 2008/3448 sayılı kararı ile reddedildiği, anılan maddede, "Müdafi soruşturma evresinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla görevlendirme yazısı veya vekaletname ibraz ederek soruşturma evrakı içeriğini inceleyebilir ve dilekçeyle müracaatı halinde istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.

Mağdur veya şikayetçinin vekili soruşturma evresinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla görevlendirme belgesi veya vekaletname ibraz ederek soruşturma evrakının içeriği ile elkonulan ve muhafazaya alınan eşyayı inceleyebilir ve dilekçeyle müracaatı halinde istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir..." hükmüne yer verildiği,

Belirtilen yasal düzenlemeler ile dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, genel olarak soruşturma evresinin gizli olduğu, şüpheli müdafii ya da katılan, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişi vekili olan avukatın soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla soruşturma evrakını inceleyebileceği, ancak bunun için de avukatın müdafii veya vekil olduğuna dair görevlendirme yazısı veya vekaletname ibraz etmesi gerektiği, vekaletname ya da görevlendirme yazısı olmadan sadece mahkemelerdeki dava dosyaları ile icra dairelerindeki takip dosyalarının incelenebileceği, soruşturma dosyalarının ise incelenemeyeceği gözetilmeden, inceleme talebinin reddine dair Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı kararına karşı itirazın kabulüne ilişkin karara yönelik itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 Sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 28.04.2010 gün ve 2010/129 D. Iş sayılı kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309.maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmek üzere dosyanın Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ERTELİ PARA CEZASI 5237 TCK 51/1E GÖRE AYNEN İNFAZ EDİLEMEZ

13. Ceza Dairesi 2011/30175 E., 2011/9192 K.

"İçtihat Metni"

Hırsızlık suçundan sanık M... A...´un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 142/1-b maddesi uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, evvelce işlemiş bulunduğu suçtan dolayı Kırıkkale 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 04/03/2004 tarihli ve 2003/383 esas, 2004/135 sayılı kararına konu erteli 762.762.000 Türk lirası ağır para cezasının 765 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 95/2. maddesi uyarınca infazına dair Kırıkkale 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/03/2008 tarihli ve 2007/80 esas, 2008/101 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 23.02.2011 tarih ve 2011/1975/10733 sayılı kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.04.2011 tarih ve 2011/118310 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle incelendi.

MEZKUR İHBARNAMEDE

Dosya kapsamına göre,sanığın sabıkasında mevcut Kırıkkale Sulh Ceza Mahkemesince verilen erteli ağır para cezasının 765 sayılı Kanun´un 95/2. maddesi uyarınca aynen infazına karar verilmiş ise de, 5237 sayılı Kanun´un 51. maddesinin 7. fıkrasında, denetim süresi içerisinde yeniden suç işlenmesi durumunda sadece erteli hapis cezasının infazının öngörüldüğü cihetle, sanığa adlî para cezası verilmesi sebebiyle yürürlükte bulunmayan anılan madde uyarınca sanığın aleyhine olarak erteli cezanın infazına karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK.´nın 309.maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlışılmış olmakla,

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı yerinde görüldüğünden istemin kabulü ile hırsızlık suçundan sanık M... A... hakkında verilen Kırıkkale 2.Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2008 tarih ve 2007/80 esas, 2008/101 sayılı verilip, kesinleşen hükmün, 5271 sayılı CMK.nun 309/4-d maddesi gereğince BOZULMASINA, hükümde yer alan 765 sayılı TCK.nın 95/2. maddesinin uygulanmasına ilişkin parağrafın hüküm fıkrasından çıkarılmasına, hükmün diğer kısımlarının AYNEN MUHAFAZASINA, 14.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

CEZA ZAMANAŞIMI - UYARLAMA ZAMANAŞIMININ KESİLMEYECEĞİ

5. Ceza Dairesi 2011/11780 E., 2011/25072 K.

"İçtihat Metni"

Zimmet suçundan sanık M... C...´un, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 203 ve 80. maddeleri gereğince 11 yıl 8 ay ağır hapis ve 4.305.000 Türk lirası ağır para cezası ile cezalandırılmasına dair, Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinin 26.06.1990 tarihli ve 1990/70 Esas, 1990/114 sayılı Kararını müteakip, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun lehe hükümlerinin uygulanması talebi üzerine yapılan inceleme sonucunda, sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 247/1, 247/2 ve 43/1. maddeleri uyarınca 8 yıl 16 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin aynı Mahkemenin 13.06.2005 tarihli ve 1990/70 Esas, 1990/114 sayılı Ek Kararının infazı sırasında, hükümlü vekilince yapılan ceza zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle, cezanın ortadan kaldırılması talebinin reddine dair, Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinin 20.05.2011 tarihli ve 2011/215 müteferrik sayılı Kararına yönelik itirazın kabulüne, cezanın infazına yer olmadığına ilişkin Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.06.2011 tarihli ve 2011/444 Değişik İş sayılı Kararının;

Dosya kapsamına göre, merci Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesince, ilk kararın kesinleştiği 06.12.1990 tarihinden itibaren 20 yıllık ceza zamanaşımı süresinin 06.12.2010 tarihi itibarıyla dolmuş olduğundan bahisle 8 yıl 16 ay 15 gün hapis cezasının infaz edilmesine yer olmadığına karar verilmiş ise de, ilk kararın Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 06.12.1990 tarihli ilamı ile onanarak kesinleşmesini müteakip, Pendik Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 19.02.1991 tarihinde sanık hakkında yakalama müzekkeresi çıkarıldığı ve ceza zamanaşımı süresinin kesilerek yeniden işlemeye başladığı, firarda olan sanığın yakalama işlemlerinin sürdüğü sırada 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu uyarınca yapılan uyarlama yargılaması sonucunda sanık hakkında verilen mahkümiyet hükmünün temyiz edilmeksizin 09.09.2005 tarihinde kesinleşerek yeniden infaz işlemlerine başlandığı ve sanığın halen firarda olup yakalanamadığının anlaşılması karşısında, sanık hakkında hükmolunan cezanın süresi itibarıyla 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 112/3. maddesine göre 20 yıllık ceza zamanaşımı süresine tabi olduğu, aynı Kanunun 113. maddesi uyarınca ceza zamanaşımı süresinin hükmün kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 02.05.2006 tarihli ve 2006/6-135 Esas, 2006/128 sayılı Kararında da belirtildiği üzere, sonraki lehe kanun sebebiyle yapılan uyarlama yargılamasında verilen kararlar hüküm niteliğinde olduklarından, ceza zamanaşımı süresinin de uyarlama kararının kesinleşmesinden itibaren yeniden işlemeye başlayacağı nazara alındığında sürenin dolmamış olduğu gözetilmeden, itirazın reddi yerine, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 26.07.2011 gün ve B.03.0.CİG.0.00.00.04-105-71-6034-2011/9576/40314 sayılı Kanun yararına bozmaya atfen C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye ihbar ve dava evrakı ile birlikte tevdii kılınmakla incelenerek gereği düşünüldü:

Hükümlü hakkında Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.06.1990 gün ve 1990/70-114 sayılı mahkümiyet hükmünün Dairemizce 06.12.1990 tarihinde onanması üzerine kesinleştiği ve 765 sayılı TCK.nun 113. maddesine göre ceza zamanaşımının işlemeye başladığı, 5237 sayılı TCK.nun yürürlüğe girmesi nedeniyle mahkemece 5252 sayılı Yasanın 9. maddesi uyarınca mahkümiyet hükmünde değişiklik yargılaması yapılarak 13.06.2005 günlü ek kararla cezasının yeniden belirlendiği, uyarlama yargılamasının yeni yasanın uygulanması koşullarının belirlenmesi amacı ile sınırlı ve kendine özgü bir yargılama olduğu, bu yargılama sonunda verilen karar hüküm niteliğinde ve temyizi kabil olmakla birlikte, sonradan yürürlüğe giren lehe yasanın hükümlü lehine uygulanması ve infaz yeteneği bulunan ilk hükmü değiştirmekten ibaret ve infaza ilişkin bir karar olduğu, bu nedenle ceza zamanaşımını yeniden başlatıcı vasfı bulunmadığı gibi 765 sayılı TCK.nun 114 ve 5237 sayılı TCK.nun 71. maddelerinde ceza zamanaşımını kesen nedenler arasında da sayılmadığı, kanunda sınırlı olarak gösterilen zamanaşımını başlatan ve kesen nedenlerin yorum ve kıyas yoluyla hükümlü aleyhine genişletilemeyeceği, 19.02.1991 tarihli yakalama kararından itibaren yirmi yıllık ceza zamanaşımının dolduğu, kaldı ki 13.06.2005 günlü ek karar duruşma dışı verilse dahi davanın esasını çözmesinden dolayı temyizinin olanaklı bulunduğu ve kesinleşmediği anlaşıldığından CMK.nun 309. maddesi uyarınca yerinde görülmeyen istemin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ÇEK - 5271/195 - SAVUNMA ALMADAN MAHKUMİYET VERİLEMEZ

10. Ceza Dairesi 2011/13930 E., 2011/58001 K.

"İçtihat Metni"

Yüksek Adalet Bakanlığı´nın, karşılıksız çek keşide etme suçundan sanık M... Ö... hakkında BURSA 3. Asliye Ceza Mahkemesi´nce 05.10.2010 tarihinde 2010/284 esas ve 2010/1196 karar sayı ile verilen mahkûmiyet hükmünün, kanun yararına bozulmasına ilişkin talebi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nca dava dosyasının 28.06.2011 tarihli ihbar yazısı ekinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Mahkemece sanığın 3167 sayılı Kanun´un 16/1. maddesi gereğince 1.244 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, ayrıca aynı Kanunun 16/3. maddesi gereğince 1 yıl süre ile çek hesabı açtırmasının yasaklanmasına hükmolunmuştur.

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, "3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun´un 16/b-4. maddesinde yer alan "Bu suçlardan dolayı yapılan yargılamalarda 04/04/1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 225 inci maddesi uygulanabilir." şeklindeki düzenlemeye, 20/12/2009 tarihli ve 27438 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu´nda yer verilmemiş olması karşısında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 195. maddesi uyarınca, sanığa gelmese dahi yokluğunda duruşma yapılabileceğine dair açıklamalı davetiye gönderilmesinin yeterli olmayacağı, savunması alınmadan karar verilemeyeceği gözetilmeden, savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." denilerek, belirtilen hükmün bozulması istenmiştir.

Aksine bir hüküm öngörülmedikçe, her ceza muhakemesi işlemi, o işlemin yapıldığı tarihte yürürlükte olan kurallara göre yapılır.

3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun´un 16b maddesinin dördüncü fıkrasında, 16. maddede öngörülen suçlardan dolayı yapılan yargılamalarda 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu´nun 225. maddesinin uygulanabileceği belirtilmiştir. 5320 sayılı Kanunun 18. maddesi gereğince 1412 sayılı Kanun 01.06.2005 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmış ve aynı tarihte yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 195. maddesinde, 1412 sayılı Kanunun 225. maddesine benzer düzenleme yapılmıştır. Böylece, 3167 sayılı Kanunun 16b maddesinde belirtilen 1412 sayılı Kanun´un 225. maddesinin yerini 5271 sayılı Kanun´un 195. maddesi almıştır.

20.12.2009 tarihli Resmi Gazete´de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı "Çek Kanunu" ile 3167 sayılı "Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun" yürürlükten kaldırılmış olup, bu kanunda 3167 sayılı Kanun´un 16b maddesinin 4. fıkrasına uygun bir hükme yer verilmemiştir. Bu nedenle, 5941 sayılı Kanun´un yürürlüğe girdiği 20.12.2009 tarihinde sonra, karşılıksız çek keşide etme suçları yönünden 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´un 195. maddesinin uygulanması mümkün değildir. Ancak, 20.12.2009 tarihinden önce 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 195. maddesine uygun olarak tebligat yapılmış olması durumunda, sanığın sorgusu yapılmadan hüküm kurulması mümkün ve geçerlidir.

Somut olayda, 5941 sayılı Kanun´un yürürlüğe girdiği 20.12.2009 tarihinden önce, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 195. maddesine uygun olarak yapılmış bir tebligat bulunmadığı halde, sanığın savunmasının tespiti amacıyla 30.06.2010 tarihinde yapılan istinabe talebinin cevabı beklenmeden, 5941 sayılı Kanun´un yürürlüğe girmesinden sonra 5271 sayılı Kanun´un 195. maddesi uyarınca yapılan tebligata dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması yasaya aykırı olup, kanun yararına bozma isteği bu nedenle yerinde olduğundan; Bursa 3. Asliye Ceza Mahkemesi´nin 05.10.2010 tarihli 2010/284 esas ve 2010/1196 karar sayılı hükmünün 5271 sayılı CMK´nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince BOZULMASINA; aynı maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi uyarınca yeniden yargılama yapılarak sonucuna göre gereken hükmün verilmesi için, dosyanın adı geçen Mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderilmesine, 05.12.2011 tarihinde oybirliğiye karar verildi.


 

ÇEK - 6762 TTK GÖRE İBRAZ YERİ FARKI İSE SÜRE 1 AYDIR

10. Ceza Dairesi 2011/13954 E., 2011/57197 K.

"İçtihat Metni"

Yüksek Adalet Bakanlığı´nın, karşılıksız çek keşide etme suçundan sanık Y... A... hakkında Bakırköy 32. Asliye Ceza Mahkemesi´nce 21.01.2009 tarihinde 2008/979 esas ve 2009/28 karar sayı ile verilen mahkûmiyet hükmünün, kanun yararına bozulmasına ilişkin talebi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nca dava dosyasının 29.06.2011 tarihli ihbar yazısı ekinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Mahkemece sanığın 3167 sayılı Kanun´un 16/1. maddesi gereğince 8.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, ayrıca aynı Kanunun 16/3. maddesi gereğince 1 yıl süre ile çek hesabı açtırmasının yasaklanmasına hükmolunmuştur.

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, "6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu´nun 708. maddesinde açıklandığı üzere keşide yeri ve ödeme yeri aynı olan çeklerde ibraz süresi 10 gün olup, suça konu çekin kanunî ibraz süresi geçirildikten sonra 27/02/2007 tarihinde, ibraz edildiği ve bu çek yönünden sanığa atılı suçun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden beraatı yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." denilerek, belirtilen hükmün bozulması istenmiştir.

6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu´nun 708/1. maddesinde "Bir çek, keşide edildiği yerde ödenecekse on gün; keşide edildiği yerden başka bir yerde ödenecekse bir ay içinde muhataba ibraz edilmelidir." hükmü öngörülmüştür.

Somut olayda, suç konusu 31.01.2007 keşide tarihli, keşide yeri İstanbul ve ödeme yeri (muhatap banka şubesinin bulunduğu yer) Diyarbakır olan çekin, ibraz süresinin bir ay olması nedeniyle, 27.02.2007 tarihinde süresi içinde ibraz edildiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteğinin REDDİNE, dosyanın adı geçen Mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderilmesine, 21.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

ÇOCUKLAR İÇİN ÖDENMEYEN PARA CEZASI HAPSE ÇEVRİLMEZ

3. Ceza Dairesi 2011/17906 E., 2011/17254 K.

"İçtihat Metni"

Kasten yaralama suçundan sanık A... K...´un,5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 86/2,31/3,52/2. maddeleri gereğince 1800 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına,ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin ihtarına dair Kahramanmaraş 3.Sulh Ceza Mahkemesinin 21.06.2011 tarihli ve 2010/1573 Esas-2011/1069 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı´nın 23.08.2011 tarih ve 2011/10896-44412 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 28.09.2011 tarih ve 2011/270873 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre,sanık hakkında 5237 sayılı Kanunun 86/2,31/3.maddeleri gereğince hükmedilen 80 gün adli para cezasının,aynı Kanununun 52/2.maddesi uyarınca günlüğü 20 Türk Lirasından hesaplanması sonucunda 1600 Türk Lirası yerine,1800 Türk Lirası adli para cezasına hükmolunması suretiyle fazla ceza tayininde,

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanununun 106/4.maddesi uyarınca çocuklar hakkında hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi halinde,bu cezanın hapse çevrilemeyeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde,

Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerekip gerekmediği hususunun değerlendirilmemesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK´nun 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

 

Kahramanmaraş 3.Sulh Ceza Mahkemesinin 21.06.2011 tarih ve 2010/1573 esas,2011/1069 sayılı kararının 5271 sayılı CMK´nun 309/3 maddesi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

TELEFONDA SES KAYDININ YASAL DELİL OLDUĞU-  HAKARET VE TEHDİT ( İçeren Telefon Görüşmesinin Kayda Alınması - Bu Kaydın Yasal Delil Olduğu ) - TELEFON GÖRÜŞMESİNİN KAYDA ALINMASI ( Şikayetçi Tarafından Hakaret ve Tehdit İçeren - Bu Kaydın Yasal Delil Olduğu )-  YASAL DELİL ( Şikayetçi Tarafından Hakaret ve Tehdit İçeren Telefon Görüşmesinin Kayda Alınması - Bu Kaydın Yasal Delil Olduğu )-  SÖVME ( İçeren Telefon Görüşmesinin Kayda Alınması - Bu Kaydın Yasal Delil Olduğu )

T.C. YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ E. 2008/11929 K. 2009/922 T. 22.1.2009

5237/m.125

ÖZET : Soruşturma aşamasında tutanak ile çözümü yapılan ve şikayetçi tarafından kayda alınan teyp kasetine göre, şikayetçi ile görüşen kişinin telefonda şikayetçiye sövme ve tehdit içeren sözler söylemesi karşısında, sanık tarafından inkar edilen bu görüşmedeki şahsın sanık olup olmadığı araştırılıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, dinleme kararı olmadan iki kişi arasında geçen telefon görüşmesinin teybe alınmasıyla elde edilen delilin 5271 sayılı CMK’na göre geçerli delil niteliğinde olmadığından bahisle yasal olmayan gerekçe ile atılı suçlardan beraat kararı verilmesi, yasaya aykırıdır.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : 1- Sanık hakkında geceleyin konut dokunulmazlığını ihlal suçundan kurulan beraat hükmünün yapılan temyiz incelemesinde;

Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA,

2- Sanık hakkında sövme ve tehdit suçlarından kurulan beraat hükümlerinin incelenmesinde;

Soruşturma aşamasında 31.05.2005 tarihli tutanak ile çözümü yapılan ve şikayetçi tarafından kayda alınan teyp kasetine göre, şikayetçi ile görüşen kişinin telefonda şikayetçiye sövme ve tehdit içeren sözler söylemesi karşısında, sanık tarafından inkar edilen bu görüşmedeki şahsın sanık olup olmadığı araştırılıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, dinleme kararı olmadan iki kişi arasında geçen telefon görüşmesinin teybe alınmasıyla elde edilen delilin 5271 sayılı CMK’na göre geçerli delil niteliğinde olmadığından bahisle yasal olmayan gerekçe ile atılı suçlardan beraat kararı verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 22.01.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

DÖNER BIÇAĞININ SİLAH NİTELİĞİ

8. Ceza Dairesi 2011/14076 E., 2011/16161 K.

"İçtihat Metni"

Bıçak veya diğer aletleri izinsiz olarak satma, satın alma, tasıma veya bulundurma suçundan sanık S... T...´un, 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun´un 15/1, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 52. maddeleri uyarınca 6 ay hapis ve 500,00 yeni Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının 5237 sayılı Kanun´un 51. maddesi uyarınca ertelenmesine dair (KÜÇÜKÇEKMECE) 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 15/05/2008 tarihli ve 2008/111 esas, 2008/435 sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak;

1- Sanığın eylemi mahkemesince 6136 sayılı Kanun´un 15/1. maddesi kapsamında değerlendirilerek ceza verilmiş ise de, dosya kapsamında bulunan 02/08/2007 tarihli ve BLS-2007/12001 sayılı ekspertiz raporuna göre, sanığın üzerinde ele geçirilen bıçağın, 6136 sayılı Kanun´un 4. maddesinde belirtilen yasak niteliğini haiz bıçaklardan olmadığının belirtilmiş olması ve mahkemece sanığın üzerinde ele geçirilen döner bıçağının, maksat dışı kullanılmak için bulundurulduğunun kabul edilmiş olması karşısında, eylemin anılan Kanun´un 4/3. maddesi delaletiyle aynı Kanun´un 15. maddesi son fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, keza son fıkrada yer alan "Bu Kanunun 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yazılı olan yivli ve yivsiz silahlarla bıçak ve diğer aletleri, hal ve şartlara göre sırf saldırıda kullanmak amacıyla taşıyanlar, üç aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır." biçimindeki hükmün sanık lehine olduğu gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde,

2- 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu´nun 5/2. maddesinde yer alan "Bu kanunlarda Türk Ceza Kanununda belirlenen cezalar sistemine uygun değişiklik yapılıncaya kadar, (...) alt veya üst sınırlar arasında uygulama yapılmasını gerektirir nitelikteki adli para cezalarında cezanın alt sınırı dörtyüzellimilyon, üst sınırı yüzmilyar Türk Lirası olarak uygulanır. Bu fıkra hükümleri, nispî nitelikteki adli para cezaları hakkında uygulanmaz." şeklindeki düzenleme nazara alındığında, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan 6136 sayılı Kanun´un 15/1. maddesinde öngörülen para cezası miktarının 450,00 yeni Türk lirası olduğu gözetilmeden, sanığın aleyhine olacak şekilde 5728 sayılı Kanun´la değişik 15/1. maddeye göre para cezasının hesaplanarak fazla ceza tayin olunmasında, isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 12.08.2011 gün ve 42744 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 27.09.2011 gün ve KYB-2011/266773 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Gereği görüşülüp düşünüldü:

İstanbul Polis Kriminal Laboratuvarı Ekspertiz raporuna göre, sanıkta yakalanan döner bıçağının 6136 sayılı Yasanın 4. maddesinde tanımlanan yasak nitelikteki bıçaklardan olmadığının belirlenmesi karşısında, suç tarihinde yürürlükte olmayan ve 08.02.2008 tarihinde yürürlüğü giren 5728 sayılı Yasanın 158. maddesi ile 6136 sayılı Yasanın 15. maddesine eklenen son fıkra ile sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi,

Yasaya aykırı ve Adalet Bakanlığı´nın Kanun Yararına Bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarname içeriği bu itibarla yerinde görüldüğünden Küçükçekmece 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 15.05.2008 gün, 2008/111 esas, 2008/435 sayılı kararının CMK.nun 309/4-d maddesi uyarınca (BOZULMASINA),sanığın üzerinde taşıdığı döner bıçağının 6136 sayılı Yasanın 4. maddesinde tanımlanan yasak nitelikte bıçaklardan olmadığı anlaşılmakla sanığın atılı suçtan beraatine; emanetin 2007/2138 sırasında kayıtlı eşyanın bizatihi suç teşkil etmediğinden sanığa iadesine; müteakip işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 15.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ERTELİ HAPİSTE HAK YOKSUNLUĞUNA KARAR VERİLEMEYECEĞİ

3. Ceza Dairesi 2011/28068 E., 2011/18667 K.

"İçtihat Metni"

Kasten yaralama suçundan sanık Ü... B...´nın 5237 sayılı Türk Ceza kanunu´nun 86/1, 86/3-e. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,cezasının aynı Kanunun 51/a-b maddesi gereğince ertelenmesine, anılan Kanunun 53/1.- a- b- d- e maddesinde belirtilen haklardan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar,53/1- c maddesindeki haklardan koşullu salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmasına dair, Kayseri 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.05.2011 tarihli ve 2011/297 esas, 2011/451 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 16.09.2011 tarih ve 2011/11474-47232 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.10.2011 gün ve 2011/291280 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´ nun 53/3 maddesinde yer alan " Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz.Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir." şeklindeki düzenleme karşısında,1 yıl 6 ay hapis cezası ertelenen sanık hakkında kendi alt soyu üzerindeki velayet vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından hak yoksunluğunun uygulanamayacağının gözetilmemesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK´ nun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumunun ibhar olunduğu anlaşıldı.

Gereği düşülüp düşünüldü;

Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden Kayseri 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.05.2011 tarih ve 2011/297 esas, 2011/451 sayılı kararının 5271 sayılı CMK´ nun 309/4-d maddesi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, bozma nedeni doğrultusunda hak mahrumiyetine dair hükümden "...("c"bendindeki hak yoksunluğunun ise sadece koşullu salıverilme tarihine kadar )yoksun bırakılmasına..." ibaresinin karar metninden çıkarılmasına, hükmün diğer kısımlarının aynen bırakılmasına, Dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ERTELİ MAHKUMİYETTE VELAYET VESAYET YETKİSİNİN KISITLANMASI

3. Ceza Dairesi 2011/11273 E., 2011/12873 K.

"İçtihat Metni"

Yaralama suçundan sanık M... B...´nun;5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 86/1,86/3,87/1-d,29,62,51/1 . maddeleri uyarınca 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesine,aynı kanunun 53/1-a-b-d-e.bentlerindeki haklardan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya,53/1-c.bendindeki haklardan koşullu salıverilmesine kadar yoksun bırakılmasına dair Samsun 5.Asliye Ceza Mahkemesinin 28.03.2011 tarihli ve 2010/669 Esas-2011/179 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı´nın 17.05.2011 tarih ve 2011/6415-28495 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 21.06.2011 tarih ve 2011/210527 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53/3.maddesinde yer alan "Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi alt soyu üzerindeki velayet,vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz.Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın e bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir" hükmüne aykırı olarak,hapis cezası ertelenen sanık hakkında aynı kanunun 53/3.maddesinde belirtilen hak yoksunluklarına hükmedilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK´nun 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma yazısına dayanan tebliğnamede,5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 53/3.maddesinde belirtilen hak yoksunluklarına hükmedildiği belirtilmekte ise de;mahkemenin gerekçeli kararın 8.bendinde açıkça 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53/1-c maddesi gereğince sanığın şartla tahliye olduktan sonra velayet hakkından vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksun bırakılmasına yer olmadığına karar verdiği, 5237 ayılı TCK´nun 53/3. maddesi uyarınca ertelenen hükümlü hakkında 1. fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmasına karar verilmesinin hakimin takdirinde olduğu anlaşılmakla, bu hususun kanun yararına bozma yasa yoluna konu edilmesi yerinde görülmediğinden, (Samsun ) 5.Asliye Ceza Mahkemesinin 28.03.2011 gün ve 2010/669-2011/179 sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 28.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

AVUKATIN GÖREVİ İHMAL SUÇU-MAHKEMEYE GÖREVLİ MÜDAFİ GÖNDERİLMESİ

4. Ceza Dairesi 2010/30698 E., 2011/16613 K.

"İçtihat Metni"

İhmal suçundan şüpheli Avukat M... K... ve A... E... haklarında son soruşturmanın açılması talebini kapsayan Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/02/2010 tarihli ve 2010/2320 soruşturma, 2010/932 esas, 2010/60 sayılı iddianame üzerine, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu´nun 59. maddesi uyarınca son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına dair Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/03/2010 tarihli ve 2010/60-75 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 26.11.2010 gün ve 2010/70545 sayılı yazısı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.12.2010 gün ve 2010/302005 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

Tebliğnamede "Tüm dosya kapsamına göre; şüphelilerin, bıçakla yaralama, çocuğu rızası ile yanında tutmak suçlarından dolayı İzmir 4. Çocuk Mahkemesinin 2007/31 esas sayılı dosyasına kayden görülen kamu davasında yaşı küçük mağdur Ş... Ş... için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 234/2. maddesi gereğince vekil görevlendirilmesi amacıyla 16/08/2007 ve 16/10/2007 tarihlerinde İzmir Barosu Başkanlığına yazı yazılmasına rağmen, baroda vekil ve müdafi atamalarından sorumlu üyeler olarak 08/03/2008 tarihine kadar görevlendirme yapmadıkları, bilâhare Avukat K... E... vekil olarak görevlendirildiği hâlde mahkemeye bilgi vermedikleri anlaşılmakla, mevcut delillerin son soruşturmanın açılması için yeterli olup, delillerin takdirinin de son soruşturma aşamasında davayı görecek olan mahkemesine ait bulunduğu gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir" denilmektedir.

Gereği görüşüldü;

1136 sayılı Avukatlık Yasasının 62. maddesinde "Bu Kanun ve diğer kanunlar gereğince avukat sıfatı ile veya Türkiye Barolar Birliğinin yahut baroların organlarında görevli olarak kendisine verilmiş bulunan görev ve yetkiyi kötüye kullanan avukat Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesi hükümlerine göre cezalandırılır." hükümleri yer almaktadır.

İncelenen dosyada, İzmir 4. Çocuk Mahkemesinin, 2007/31 esas sayılı dosyası üzerinden yürüttüğü yargılamada, 18 yaşından küçük mağdur Ş... Ş...´e C.Y.Y.´nın 234/2 maddesi gereğince bir vekil görevlendirilmesi isteğini İzmir Barosu Başkanlığına 6.8.2007 ve 16.10.2007, tarihli yazılarla ilettiği, isteğin yerine getirilmemesi üzerine mahkemece 24.1.2008 tarihli oturumda suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Mahkemenin vekil görevlendirilmesi isteğine ilişkin yazıları, İzmir Barosu Başkanlığının İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği 7.10.2008 ve 14.7.2009 tarihli yanıt yazıları ile duruşma tutanaklarının, şüpheli avukatlar açısından 5271 sayılı C.Y.Y.´nın 170/2 maddesi uyarınca son soruşturmanın açılması kararı verilebilmesi (iddianame düzenlenebilmesi) için suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu açıktır. İzmir Barosu Başkanlığı Yönetim Kurulu Üyesi olup suç tarihi itibariyle müdafii ve vekil görevlendirmesi işlerinden sorumlu şüpheli avukatlar A... E... ve M... K...´ın eylemlerinin, ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunun öğelerini oluşturup oluşturmadığının, leh ve aleyhlerine toplanacak tüm kanıtların, mahkemece birlikte tartışılıp değerlendirilmesi sonucu belirlenmesi gerekmektedir. Yapılan açıklamalara göre, son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına ilişkin kararın, hukuka aykırı olduğunda kuşku yoktur.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce belirtilen nedenlerle yerinde görüldüğünden, görevi kötüye kullanma suçundan şüpheliler A... E... ve M... K... hakkında Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilip kesinleşen 11.3.2010 gün ve 2010/60-75 sayılı kararın, C.Y.Y.´nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sonraki işlemlerin aynı yasa maddesinin 4/a fıkrası gereğince yerinde tamamlanmasına, 28.9.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

DOĞRUDAN VERİLEN PARA CEZASININ AYNEN İNFAZ OLAMAYACAĞI

8. Ceza Dairesi 2011/11053 E., 2011/13416 K.

"İçtihat Metni"

6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun´a aykırı davranmak suçundan sanık İ... Y...´ın, anılan Kanun´un 13/1-son, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 52/1-2. maddeleri gereğince 1 yıl hapis ve 600,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, sanığın para cezasından mükerrir sabıkalı olduğu anlaşıldığından 5237 sayılı Kanun´un 58. maddesinin uygulanmasına, Antalya 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.02.2006 tarihinde kesinleşmiş, 15.12.2005 tarihli ve 2003/772 esas, 2005/908 sayılı erteli kararının aynen infazına ilişkin (ANTALYA) 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.05.2009 tarihli ve 2008/352 esas, 2009/653 sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak;

1- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 22.03.2007 tarihli ve 2006/10559 esas, 2007/4396 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 58, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun´un 106 ve 108. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, adlî para cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine imkân sağlayan bir düzenleme bulunmadığı gibi,

5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun´un 8/1. maddesi uyarınca, hükmün verildiği tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu´nun 305/1-1. bend ile 305/son maddelerine göre ikimilyar liraya kadar olan para cezalarının kesin olması ve tekerrüre esas alınamayacak olmaları karşısında, sanığın sabıkasına esas önceki para cezasının 342,00 Türk lirası olduğu nazara alındığında, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilemeyeceğinin gözetilmemesinde,

2-5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 51. maddesinde sadece hapis cezalarının ertelenmesi ve erteli hapis cezasının aynen infazına ilişkin hususların düzenlendiği, anılan madde de para cezalarının ertelenmesi ve aynen infazı konusunda ise bir düzenleme bulunmadığı gözetilmeden, sanık hakkındaki Antalya 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.02.2006 tarihinde kesinleşmiş, 15.12.2005 tarihli ve 2003/772 esas, 2005/908 sayılı erteli kararın aynen infazına karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 29.07.2011 gün ve 40717 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 23.08.2011 gün ve KYB-2011/263183 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi:

TÜRK MİLLETİ ADINA

Gereği görüşülüp düşünüldü:

1- 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 58, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106 ve 108. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, adli para cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulamasının mümkün olmadığı gözetilmeden, yasaya aykırı olarak sanığın cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi,

5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 8/1. maddesi uyarınca hükmün verildiği tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 305/1-1 bend ile 305/son maddelerine göre ikimilyar liraya kadar olan para cezalarının kesin olması ve tekerrüre esas alınamayacak olması karşısında, sanığın sabıkasına esas mahkumiyetinin 765 sayılı TCK.nun 456/4. madde ve fikrası uyarınca doğrudan verilmiş 342 Türk lirası para cezası olduğu nazara alındığında, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilemeyeceğinin gözetilmemesi,

2- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 51. maddesinde sadece hapis cezalarının ertelenmesi ve erteli hapis cezasının aynen infazına ilişkin hususların düzenlendiği, anılan madde de para cezalarının ertelenmesi ve aynen infazı konusunda bir düzenleme bulunmadığı gözetilmeden, sanık hakkındaki Antalya 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.02.2006 tarihinde kesinleşmiş 15.12.2005 tarihli 2003/772 esas, 2005/908 sayılı erteli kararının aynen infazına karar verilmesi,

Yasaya aykırı ve bu nedenle kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Antalya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin temyiz edilmeksizin kesinleşen 27.05.2009 tarihli ve 2008/352 esas, 2009/653 sayılı kararının CMK.nun 309. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), anılan hükmün 4/d fıkrası uyarınca hüküm fıkrasında yer alan "sanığın Antalya 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.12.2005 tarih, 772-908 sayılı yaralama suçundan 01.02.2006 tarihinde kesinleşmiş kararı ile para cezasından mükerrer sabıkalı olduğundan sanık hakkında TCK.nun 58. maddesinin uygulanmasına, sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına, sanığın Antalya 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.02.2006 tarihinde kesinleşmiş kararı ertelenmiş ve kesinleşme kararının TCK.nun 58. maddesi uyarınca aynen infazına" ibaresinin hükümden çıkarılmasına, sair hususların aynen bırakılmasına, dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılına tevdiine, 24.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

GÜN PARA CEZASININ 1000TL OLAMAYACAĞI HAKKINDA

3. Ceza Dairesi 2011/17894 E., 2011/18668 K.

"İçtihat Metni"

Kasten yaralama suçundan sanıklar M... Z... Ö... ve K... Öz...´ın 5237 sayılı Türk Ceza kanunu´nun 86/2,29/1,62/1. maddeleri gereğince 50 tam gün adli para cezası ile cezalandırılmasına,aynı Kanunun 52/2.maddesi uyarınca günlüğü 1.000 yeni Türk Lirasından 2.240 yeni Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmalarına dair, Eyüp 1.Sulh Ceza Mahkemesinin 22.05.2008 tarihli ve 2006/80 esas, 2008/343 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 04.08.2011 tarih ve 2011/9916-41421 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.09.2011 gün ve 2011/266011 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre;

1-Suçun 03.04.2005 tarihinde işlenmiş olması karşısında,01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9.maddesi 3.fıkrasında yer alan "lehe olan hüküm,önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak,ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir."şeklindeki düzenlemeye ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "zaman bakımından uygulama" başlıklı 7.maddesine nazaran öncelikle lehe Kanunun tespit edilerek uygulama yapılması gerektiğinin gözetilmemesinde,

2-5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 52.maddesinin 2.fıkrasında "En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adli para cezasının miktarı,kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri göz önünde bulundurularak takdir edilir."şeklinde düzenlemelere yer verilmesi karşısında,sanıklar hakkında kanunda yazılı olmadığı şekilde gün adli para cezasının 1.000 yeni Türk Lirasından adli para cezasına çevrilmesinde,

3-5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231.maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun kararda değerlendirilmemesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK´ nun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumunun ibhar olunduğu anlaşıldı.

Gereği düşülüp düşünüldü;

Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünceler yerinde görüldüğünden Eyüp 1.Sulh Ceza Mahkemesinin 22.05.2008 tarih ve 2006/80-2008/343 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK´ nun 309. maddesi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine,dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

HAGB DEĞERLENDİRİLMEMESİ - HAKİMİN TAKDİR HAKKI

7. Ceza Dairesi 2008/14516 E., 2011/17749 K.

"İçtihat Metni"

1632 sayılı Askeri Ceza Kanununa aykırılıktan sanık M... F... K...´nın, anılan Kanunun 63/1-A, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 62, 50 ve 52.maddeleri uyarınca 2.000,00 Yeni Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair, Tortum Sulh Ceza Mahkemesinin 19.02.2008 tarihli ve 2007/45 esas 2008/4 sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 05.09.2008 gün ve 11268/46611 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının 17.09.2008 gün ve KYB. 2008-185875 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

Mezkür ihbarnamede;

Hüküm tarihinden sonra 08.02.2008 tarihli ve 26781 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 562.maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesi 1 ve 14. fıkraları karşısında, anılan Kanunun geçici 1. madde 2. fıkrası ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7/2.maddesi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 98. maddesi uyarınca sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere kanun yararına bozmaya konu olabilecek yasaya aykırılık halleri uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ile esasa etkili usul hatalarıdır. Buna göre, maddi ceza yasaları ile yargılama yasası kurallarına aykırılık hallerinde bu yola başvurulması mümkün olmakla birlikte hakimin takdir, tercih ve değerlendirmesine ilişkin sorunlar bakımından anılan yola gitme olanaksızdır.

Mahkeme tarafından delil takdiri yapılarak verilen karar aleyhine kanun yararına bozma yoluna gidilemeyeceği cihetle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 25.10.2011 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

İZİNSİZ HİNT KENEVİRİ EKİMİNE HAGB UYGULANMASI - ŞİKAYET

10. Ceza Dairesi 2011/22448 E., 2011/58826 K.

"İçtihat Metni"

Yüksek Adalet Bakanlığı´nın, izinsiz kenevir ekme suçundan sanık A... Ş... hakkında, Terme Asliye Ceza Mahkemesi´nce 29.03.2007 tarihinde 2007/55 esas ve 2007/64 karar sayı ile verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararının kanun yararına bozulmasına yönelik talebi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 04.02.2008 tarihli ihbar yazısı ve Yüksek Yargıtay 7. Ceza Dairesi´nin 28.09.2011 tarihli, 2008/1979 esas ve 2011/16461 karar sayılı görevsizlik kararı ekinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Mahkemece sanığın izinsiz kenevir ekme suçu sabit görülerek "2313 sayılı Kanun´un 23. maddesinin 4. fıkrasının son cümlesi ve TCK´nın 62. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına" hükmolunmuş ve bu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, "Dosya kapsamına göre, 5271 sayılı Kanun´un 5560 sayılı Kanun´la değişik 231/14. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarla ilgili olarak karar verilebileceği cihetle, sanığa isnat edilen suçun şikayete bağlı olmadığı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." denilerek, belirtilen kararın bozulması istenmiştir.

Kanun yararına bozma yolunun, hâkim ya da mahkemeler tarafından verilip, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar ve hükümlerdeki, verildikleri tarihte yürürlükte bulunan hukuk kurallarına aykırılıkların giderilmesi için başvurulan olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, incelemeye konu karardan sonra CMK´nın 231. maddesinde 08.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ile sözü edilen maddenin 6. fıkrasına 25.07.2010 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6008 sayılı Kanunla eklenen cümle dikkate alınarak, sanığın hukuksal durumunun yeniden değerlendirilip belirlenmesinin Mahkemesince yapılarak, bir karar verilmesi olanaklı görülmüştür.

Kanun yararına bozma talebine dayanan ihbar yazısında ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden; Terme Asliye Ceza Mahkemesi´nin 29.03.2007 gün ve 2007/55 esas, 2007/64 karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK´nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince BOZULMASINA; aynı Kanun´un 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için, dosyanın adı geçen Mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderilmesine, 19.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

KASITLI SUÇTAN SABIKASI OLANA HAGB UYGULANAMAYACAĞI

13. Ceza Dairesi 2011/13482 E., 2011/6990 K.

"İçtihat Metni"

Hırsızlık suçundan sanık P... K...´ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 141/1, 143, 35/2, 62. maddeleri uyarınca 5 ay 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığın İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/157 esas, 2004/271 sayılı kararıyla verilmiş 6 yıl 8 ay hapis cezasını içeren mahkumiyeti bulunduğundan anılan Kanun´un 58/6-7 ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tebdirlerinin İnfazı Hakkında Kanun´un 108/1-C-2 maddeleri uyarınca cezasının mükerirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, cezasının infazından sonra 5275 sayılı Kanun´un 108/4-6.maddeleri nazara alınarak denetimli serbestlik tebdiri uygulanmasına dair İzmir 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.09.2007 tarihli ve 2007/392-384 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 20.08.2009 tarih ve 2009/9644/46500 sayılı Kanun Yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.09.2009 tarih ve 2009/199263 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle incelendi.

MEZKUR İHBARHANEMEDE;

Dosya kapsamına göre; hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 19.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun´un 23. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231.maddesine göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmemesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK´nun 309.maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşılmış olmakla;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Kasıtlı suçtan hükümlülüğü bulunan sanık hakkında 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı yasanın 262.maddesiyle değişik 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231.maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulama olanağının bulunmadığı anlaşılmakla tebliğnamedeki kanun yararına bozma düşüncesine iştirak edilmediğinden istemin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.11.2011gününde oybirliği ile karar verildi


 

SUÇ İŞLEME EĞİLİMİ GEREKÇE GÖSTERİLEREK HAGB UYGULANMAMASI

5. Ceza Dairesi 2010/4517 E., 2010/6149 K.

"İçhihat Metni"

Irza tasaddi ve alıkoyma suçundan sanık İ... Y...´ın, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 415/1, 59, 430/2, 59 ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 4. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis ve 600 yeni Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair, İskenderun Ağır Ceza Mahkemesinin 28.03.2006 tarihli ve 2005/246 Esas, 2006/186 sayılı kararının infazı sırasında, 5278 sayılı Kanunla değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231/5. maddesine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik talebin sanığın daha önceden sabıkalarının bulunduğu gerekçesiyle reddine ilişkin aynı mahkemenin 29.07.2009 tarihli ve 2005/246 Esas, 2006/186 sayılı ek kararına karşı yapılan itirazın reddine dair, Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.12.2009 tarihli ve 2009/154 Değişik İş sayılı kararının;

Tüm dosya kapsamına göre, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkümiyetinin bulunması gerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmiş ise de; sanığın adli sicil kaydındaki ilamın adli sicilden silinme koşullarının oluşması karşısında, 5271 sayılı Kanunu´nun 231. maddesinin uygulanması için gerekli şartların mevcut olduğu gözetilmeden itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi gereğince bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 18.04.2010 gün ve 24928 sayılı Kanun yararına bozma istemlerine atfen C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye ihbar ve dava evrakı ile birlikte tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:

Sanığa ait 27.02.2002 günlü adli sicil kaydına ve dosya içeriğine göre Batman Asliye Ceza Mahkemesinin 04.11.1997 günlü kararı ile kasten müessir fiil suçundan dolayı 765 sayılı TCK.nun 456/2, 457/1 ve 55/3. maddeleri gereğince 1 yıl 9 ay 10 gün hapis cezası verilip ertelenmesinden sonra 27.08.2001 tarihinde iş bu yargılamaya konu suçları işlediği, erteli mahkümiyetin adli sicilden silinme koşullarının oluşması halinde bundan dolayı daha önce kasti suçtan mahkum olmuş sayılıp CMK.nun 231/6-a maddesine de dayanılarak hükmün açıklanmasının ertelenmesinin yasal engeli kabul etme olanağı bulunmamakla birlikte, aynı maddenin 6-c fıkrasındaki düzenleme nedeniyle bu hususun sanığın suç işleme hususundaki eğilimini belirlemek yönünde mahkemece değerlendirilip, olumsuz kanaat oluştuğunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesinin mümkün bulunduğu ve bu nedenle mahkemenin uygulamasında bir isabetsizliğin bulunmadığı anlaşıldığından kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.07.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ŞARTA BAĞLI HAGB HÜKMÜNÜN İNFAZININ SAVCILIKÇA YAPILACAĞI

5. Ceza Dairesi 2011/8215 E., 2011/23711 K.

"İçtihat Metni"

Zimmet suçundan sanık M... Ç...´in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 202/1, 219/3, 59/2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 43/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 11 ay 10 gün hapis ve 176,48 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231/9. maddesi uyarınca katılanın maddi zarar miktarı 637,48 Türk lirasını bir seferde ödemesi şartıyla sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5271 sayılı Kanunun 231/8. maddesi gereğince sanığın 5 sene süreyle denetime tabi tutulmasına dair, Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.03.2010 tarihli ve 2004/267 Esas, 2010/33 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca anılan ilamın yerine getirilip getirilmediğinin takibinde denetimli serbestlik ve yardım merkezleri şube müdürlüğünün görevi bulunmadığından bahisle mahkemesine iade edilmesi üzerine, ilamat evrakının gereğinin yerine getirilmek üzere Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine ilişkin aynı Mahkemenin 25.10.2010 tarihli ve 2004/267 Esas, 2010/33 sayılı kararına yönelik itirazın kabulü ile kararın kaldırılmasına ilişkin Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.11.2010 tarihli ve 2010/810 değişik iş sayılı kararının;

Suçun işlenmesiyle mağdurun veya müştekinin uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi şartıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun´un 5. maddesi gereğince hükmün Cumhuriyet Başsavcılığınca infaz edilmesi gerektiği cihetle, itirazın reddi yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 15.06.2011 gün ve B.03.0.CIG.0.00.00.04-105-25-4405-2011/7786/34111 sayılı kanun yararına bozmaya atfen C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye ihbar ve dava evrakı ile birlikte tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun´un 5, Ceza ve İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 51/2, Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Yönetmeliğinin 79/1 ve 122/1-2 maddeleri ile dosya içeriğine nazaran kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname münderecatı yerinde olduğundan Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesinden kesin olarak verilen 22.11.2010 gün ve 2010/810 değişik iş sayılı kararın CMK.nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahkemesince yapılmasına ve dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

HAGB UYARLAMASININ DURUŞMALI OLMASI GEREKTİĞİ

3. Ceza Dairesi 2011/38876 E., 2011/24909 K.

"İçtihat Metni"

Kasten yaralama suçundan sanık H... M...´nun,765 sayılı Türk Ceza Kanununun 86/2,87/1-c,62. maddeleri 13 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Susurluk Asliye Ceza Mahkemesinin 12.12.2007 tarihli ve 2006/234 esas,2007/269 sayılı kararının Yargıtay 3.Ceza Dairesinin 02.02.2011 tarihli ve 2009/18489 esas,2011/1199 karar sayılı ilamıyla onanmasına karar verilerek kesinleşmesini müteakip infazı sırasında,sanık müdafii tarafından yapılan 08.02.2008 tarihli ve 26871 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun lehe hükümlerinin uygulanması talebinin reddine ilişkin aynı mahkemenin 27.05.2011 tarihli ve 2006/234 esas,2007/269 sayılı ek kararına yönelik itirazın reddine dair Balıkesir 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 07.07.2011 tarihli ve 2011/736 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı´nın 14.10.2011 tarih ve 2011/12917-52998 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 25.10.2011 tarih ve 2011/366369 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre,

1-Hükmün kesinleşmesinden sonra 5560 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231.maddesi ile yürürlüğe giren hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin tartışılmasının takdir hakkının kullanılmasını gerektirdiği ve dolayısıyla duruşmalı inceleme yapılarak hüküm kurulması gerektiği,

2-5271 sayılı Kanunun 231.maddesi uyarınca,hükmolunan ceza miktarının iki yıl hapis cezasını veya adli para cezasını içermesi ve işlenen suçun da inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması durumunda, Türk Ceza Kanunu ve özel kanunlardaki istisnalar dışında kalan diğer suçlar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesinin mümkün olduğu, anılan maddedeki kararın verilebilmesi için aranan 6.fıkranın (c) bendindeki zararın giderilmesi şartının ise,yalnızca zarar suçları bakımından uygulama yeteneğinin bulunduğu cihetle, sanığın sabıkasında yer alan ilamların tekerrüre esas teşkil etmemesi, ortada herhangi bir zararın bulunmaması karşısında 5271 sayılı Kanunun 231.maddesinin uygulanması için gerekli şartların mevcut olduğu cihetle, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK´nun 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen 2 nolu bozma düşüncesindeki husus 1 nolu bozma düşüncesine bağlı olarak duruşmalı yargılama sonucunda mahkemesince takdir edilmesi gerektiğinden, öncelikli 1 nolu bozma düşüncesi yerine görülerek Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.07.2001 tarih ve 2010/736 değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK´ nun 309. maddesi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi


 

HAGB KARARI (2 YIL 1 AY) HAPİS CEZASINA UYGULANAMAZ.

3. Ceza Dairesi 2011/12743 E., 2011/19928 K.

"İçtihat Metni"

Kasten yaralama suçundan sanık A... B...´ın,5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 86/1,87/1-d,29,31/3,62/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231/5-8.maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl süreyle denetime tabi tutulmasına dair Elmalı Ağır Ceza Mahkemesinin 24.11.2009 tarihli ve 2008/189 esas, 2009/236 sayılı kararına yapılan itiraz üzerine,kararın temyize tabi olduğundan bahisle dosyanın Yargıtay´ın ilgili ceza dairesine gönderilmesi amacıyla mahkemesine iadesine ilişkin,Antalya 3.Ağır Ceza mahkemesinin 26.05.2010 tarihli ve 2010/852 değişik iş sayılı kararına karşı, Adalet Bakanlığının 15.06.2011 tarih ve 2011/7846-34241 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.06.2011 tarih ve 2011/237603 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/5.maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için mahkum olunan hapis cezasının üst sınırının 2 yılı geçmemesi gerektiği cihetle,2 yıl 1 ay hapis cezası verilen sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin mümkün bulunmadığı gözetilmeden,itirazın kabulü yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK´ nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü;

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz yasayoluna tabi bulunması nedeniyle, gerek itiraz edilerek gerekse itiraz yasayoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi halinde olağanüstü bir yasayolu olan yasa yararına bozma konusu yapılabileceğinden kuşku bulunmamaktadır. Ancak yasa yararına bozma yasayolunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı denetlenebilecek, bu kapsamda, 5271 sayılı Yasanın 309. maddesinde aleyhe bozma yasağının sadece davanın esasını çözümleyen hükümlerle sınırlı olarak kabul edilmesi nedeniyle verilen karar 5271 sayılı Yasanın 5-14. fıkralarındaki koşullar kapsamında denetlenecek, somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun İnkılap Yasasında belirtilen suçlardan bulunup bulunmadığı, askeri ceza yasası ile 15 yaşından büyükler açısından 3713 sayılı Yasa kapsamındaki suçlardan olup olmadığı ve denetim süresinin doğru tayin edilip edilmediği, gibi hususlar denetlenebilecektir. Ancak burada unutulmaması gereken husus bu yasayolunda denetlenenin hüküm olmayıp, bu hüküm üzerine inşa edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı olduğudur.

Sanık hakkında hükmedilen sonuç cezanın 2 yıl 1 ay hapis cezası olması nedeniyle hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmedilmesi ; 5271 sayılı Türk Ceza Kanununun hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının belirlendiği 231/5-14.fıkralardaki koşullara açıkça aykırılık oluşturmaktadır.

Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünceler yerinde görüldüğünden Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.05.2010 tarih ve 2010/852 değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK´ nun 309. maddesi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

AĞAÇ DİKME YÜKÜMLÜLÜĞÜYLE HAGB VERİLMESİ

3. Ceza Dairesi 2011/12855 E., 2011/19930 K.

"İçtihat Metni"

Basit yaralama suçundan sanık S... Y...´in,5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 86/1,86/3,62. maddeleri gereğince 11 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına,sanık hakkındaki hükmün hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,sanığın 5 sene süreyle denetime tabi tutulmasına,denetim süresi içinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/8-c maddesi uyarınca sanığın 1 sene süre ile haftada 8 saati geçmemek kaydı ile ağaç dikme işlerinde çalıştırılmasına dair Kazan Asliye Ceza Mahkemesinin 18.06.2009 tarihli ve 2008/109 esas, 2009/172 sayılı kararına karşı, Adalet Bakanlığının 24.06.2011 tarih ve 2011/8493-36081 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.08.2011 tarih ve 2011/241836 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/8.maddesinin alt bentlerinde mahkemenin belirleyeceği süreyle sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak sanıklara yüklenecek yükümlülükler,

a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,

b) Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,

c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine,

Şeklinde belirlenmiş olup, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 09/06/2009 tarihli ve 2009/5644 esas, 2009/13118 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, bunların dışında Cumhuriyet savcısının infaz yetkisini de kısıtlayacak şekilde, yılın her zamanı mümkün olmayan ağaç dikme yükümlülüğünün, her hafta yerine getirilmesinde imkansızlık bulunduğu gibi,sanık hakkında yükümlülük belirlenirken kanun koyucunun amacına uygun, akla ve mantığa muhalif olmayan tarafları tatmin edici, denetime elverişli bir yükümlülüğe hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK´ nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü;

Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünceler yerinde görüldüğünden Kazan Asliye Ceza Mahkemesinin 18.06.2009 gün ve 2008/109-2009/172 sayılı kararının 5271 sayılı CMK´ nun 309. maddesi gereğince kanun yararına BOZULMASINA,müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine,dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

HAGB KARARI OLANA-TEKRAR (HAGB) KARARI VERİLİP VERİLMİYECEĞİ

3. Ceza Dairesi 2011/12858 E., 2011/18661 K.

"İçtihat Metni"

Kasten yaralama suçundan sanık S... K...´ın,5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 86/2,86/3-a,62,52/2. maddeleri uyarınca 3000 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına,5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231/6.maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Eşme Sulh Ceza Mahkemesinin 17.03.2011 tarihli ve 2010/207 esas, 2011/97 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Eşme Asliye Ceza Mahkemesinin 06.04.2011 tarihli ve 2011/29 değişik iş sayılı kararına karşı, Adalet Bakanlığının 20.06.2011 tarih ve 2011/8122-34984 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09.08.2011 tarih ve 2011/240760 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

Sanığın evvelce işlemiş olduğu bir başka suçundan dolayı yapılan yargılama sonucunda Eşme Sulh Ceza Mahkemesinin 22.10.2009 tarihinde kesinleşen,17.09.2009 tarihli ve 2006/204 esas,2009/116 sayılı kararı ile verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararından sonra,16.04.2010 tarihinde kanun yararına bozmaya konu bu suçunu işlemiş olması karşısında,5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 6.maddesinin (a) bendinde aranan , "Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması"şartının gerçekleşmemiş olduğu,aksi halde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği her durumda kişinin yeni bir suç işlemesi halinde,verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği,bu durumun cezaların caydırıcılığı bir yana,teşvik edici bir unsur haline geleceği gözetilmeden,itirazın kabulü yerine,yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK´ nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 2009/3-64 esas,2009/83 sayılı kararında; "5271 sayılı CYY´nın 260 ila 323. maddelerinde yasa yollarına ilişkin hükümlere yer verilmiştir.

260 ila 266. maddelerinde, yasa yollarına ilişkin genel hükümlere yer verilmiş olup bu hükümler aksine bir düzenleme bulunmadığı taktirde tüm yasayolları için uygulanabilir niteliktedir.

5271 sayılı CYY´da teorik ayrıma uygun olarak yasayolları, olağan ve olağan üstü yasayolları olmak üzere ikiye ayrılmış, 267 ila 307. maddelerinde olağan yasayolları olan itiraz, istinaf ve temyize ilişkin hükümlere, 308 ila 323. maddelerinde ise olağan üstü yasayolları olan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazı, yasa yararına bozma ve yargılamanın yenilenmesine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.

5271 sayılı CYY´sı ile olağan yasayolları, 1412 sayılı CYUY´nın hükümlerinden farklı olarak itiraz, istinaf ve temyiz olarak düzenlenmiş, 5235 sayılı Yasa ile de istinaf incelemesini yapacak olan bölge adliye mahkemelerinin yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde kurulması öngörülmüştür.

5271 sayılı CYY, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş, yine aynı şekilde 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Yasanın 18/a maddesiyle 1412 sayılı CYUY tüm ek ve değişiklikleriyle yürürlükten kaldırılmıştır. 5235 sayılı Yasa ile kurulması öngörülen Bölge Adliye Mahkemelerinin kurulup henüz faaliyete geçmemesi nedeniyle 5271 sayılı Yasanın istinafa ilişkin hükümleri ile temyize ilişkin hükümleri yürürlüğe girmiş olmasına karşın uygulama olanağına kavuşmamış, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi ile "Bölge adliye mahkemelerinin, göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri" nin uygulanacağı hüküm altına alınmış, bu şekilde 1412 sayılı CYUY´nın 322. maddesinde yer alan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı ve karar düzeltmeye ilişkin hükümleri hariç olmak üzere temyize ilişkin tüm hükümlerinin uygulanması sağlanmış, 5271 sayılı CYY´nın 308. maddesinde Yargıtay C.Başsavcılığı itirazına, 1412 sayılı CYUY hükümlerine göre daha geniş bir şekilde yer verilmesi ve yeni sistemde karar düzeltme yasa yolunun öngörülmemesi nedeniyle 1412 sayılı CYUY´nın 322. maddesinin dört, beş ve altıncı fıkralarının yürürlükte kalmalarına gerek görülmemiştir.

Bu genel açıklamalar ışığında itiraz ve temyize ilişkin hükümler incelendiğinde;

5271 sayılı CYY´nın 267 ila 271. maddelerinde itiraza ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, itiraz kural olarak hakimlik kararlarına, yasada açıkça belirtilmiş olmak koşulu ile de mahkeme kararlarına karşı başvurulan olağan bir yasayoludur.

Nitekim yasada da itiraz yasayoluna tabi olan mahkeme kararları ilgili hükümlerinde açıkça belirtilmiş, Yasanın 268. maddesinde itiraz usulü ile itiraz mercilerine ilişkin hususlara, 271. maddede itiraz mercilerinin inceleme yöntemi ile merciince verilecek kararlara yer verilmiş, buna karşın itiraz merciince yapılacak denetimin kapsamına ilişkin açık bir hükme yer verilmemiştir.

Ancak öğretide; itiraz incelemesinin kararın hem maddi, hem de hukuki yönden ele alınmasını ve bunun hukuka uygunluğunun denetlenmesini gerektirdiği, itiraz yasayolunda bir karara temel teşkil eden deliller ve maddi olgular ile bunu doğuran hukuki durumun birlikte değerlendirileceği, itirazda temyizden farklı olarak gerekiyorsa, Esas No

: 2011/12858 hukuki sorun yanında maddi sorununda ele alınacağı ittifakla kabul edilmiştir. (Erdener Yurtcan; Ceza Yargılaması Hukuku 12. Bası, 479-481-Kunter-Yenisey-Nuhoğlu; Ceza Muhahekemesi Hukuku,16. Bası sh. 1401 - Veli Özer Özbek; Yeni CMK´nın Anlamı, sh. 1065 - Öztürk-Erdem, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku 10. Bası, sh. 708)

5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen uygulanma zorunluluğu bulunan 1412 sayılı Yasanın 305. maddesi uyarınca ceza mahkemesince verilen hükümler temyiz yasayoluna tabidir.

Hükümler ise, 5271 sayılı Yasanın 223. maddesinde;

a) Beraat,

b) Ceza verilmesine yer olmadığı,

c) Mahkûmiyet,

d) Güvenlik tedbirine hükmedilmesi,

e) Davanın reddi,

f) Davanın düşmesi,

g) Adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı,

Şeklinde belirtilmiştir.

1412 sayılı Yasanın 305. maddesi uyarınca yukarıda sayılan hükümlerden birinin verildiği ahvalde, kesin nitelikteki hükümler istisna olmak üzere bu kararlara başvurulabilecek olağan yasayolu temyizdir.

1412 sayılı CYUY´nın 320. maddesinde "Yargıtay, temyiz dilekçesi ile layihasında irad olunan hususlar ile temyiz talebi usule ait noksanlardan dolayı olmuş ise temyiz dilekçesinde bu cihete dair beyan edilecek vakıalar hakkında tetkikler yapabileceği gibi hükme tesiri olacak derecede kanuna muhalefet edilmiş olduğunu görürse talepte mevcut olmasa dahi bu hususu tetkik eder";

321. maddesinde ise, "Yargıtay, aleyhine itiraz olunan hükmü hangi cihetten kanuna muhalif görmüşse o cihetten bozar.

Hükmün bozulmasına sebep olan kanuna muhalefet keyfiyeti, bu hükme esas olarak tespit edilen vakıalarda olmuş ise bu muameleler dahi aynı zamanda bozulur." hükümleri yer almaktadır.

Bu maddelere göre, Yargıtay temyiz nedenleriyle bağlı olmaksızın, temyiz dilekçesinde ileri sürülsün veya sürülmesin son karara etkili olan tüm yasaya aykırılıkları kendiliğinden inceleyip hükmü bozabilir. Yargıtay´ca yapılacak denetimde mevcut kanıtların Yerel Mahkemece yanlış değerlendirildiği ve bu nedenle somut olaya ilişkin hukuki nitelemenin yanlış yapıldığı sonucuna varılırsa, karar esastan bozulmakla birlikte uygulanması gereken hukuki kurallar da gösterilecektir. Lehe temyiz davasında ise suç niteliğinin belirlenmesinde yanılgıya düşüldüğü belirlenirse, cezanın türü ve miktarı yönünden kazanılmış hak saklı tutulmak suretiyle yasaya aykırı olan hükmün bozulmasına karar verilecek, suç niteliği dışındaki sair hallerde ise eleştiri ile yetinmek suretiyle aleyhe temyiz bulunmadığını vurgulamak suretiyle hüküm onanacaktır.

Olağan yasayolları olan itiraz ve temyize ilişkin hükümlerden sonra, uyuşmazlığın çözümü için olağanüstü bir yasayolu olan yasa yararına bozma kurumunun uygulanma koşulları ile sonuçlarının da belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

Öğretide "olağanüstü temyiz" denilen 23.03.2005 gün ve 5320 sayılı Ceza Muhakemeleri Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasa´nın 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CYUY´nda "yazılı emir" olarak adlandırılan bu olağanüstü yasayolu, 5271 sayılı CYY´nın 309 ve 310. maddelerinde ise "kanun yararına bozma" olarak yeniden düzenlenmiştir.

5271 sayılı Yasanın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay´ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay´ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Bozma nedenleri;

5271 sayılı Yasanın 223 üncü maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için, verilecek hüküm veya kararda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.

Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.

Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi,"tekriri muhakeme" yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.

4´üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.

Yasa yollarına ilişkin bu açıklamalar ışığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun hukuki niteliği ve bu kararın yapısı değerlendirildiğinde;

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu hukukumuzda ilk kez 15.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 23. maddesi ile çocuklar hakkında, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 23. maddesiyle 5271 sayılı Yasanın 231. maddesine eklenen 5-14. fıkralar ile de büyükler için kabul edilmiş, aynı Yasanın 40. maddesiyle 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi değiştirilmek suretiyle denetim süresindeki farklılık hariç olmak koşuluyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı koşullara tabi kılınmıştır.

Yetişkin sanıklar yönünden başlangıçta şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen bu müessese, 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Yasanın 562. maddesiyle 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklik ile hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları için uygulanabilir hale getirilmiş, böylece başlangıçta yetişkin sanıklar hakkında şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak uygulanan bu kurum Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Yasalarında yer alan suçlar ayrık olmak üzere tüm suçları kapsayacak şekle dönüştürülmüş, ancak; 01.03.2008 tarihinde yürürlüğe giren 26.02.2008 gün ve 5739 sayılı Yasa ile 3713 sayılı Yasanın 13. maddesinde yapılan değişiklik ve 1632 sayılı Askeri Ceza Yasasına eklenen Ek 10. madde ile; 15 yaşından büyüklerin işledikleri terör suçları ile 1632 sayılı Yasada yer alan suçlar yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsam dışına çıkarılarak kurumun uygulanma alanı tekrar daraltılmıştır.

Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CYY´nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.

Yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında tesis edilen mahkûmiyet hükmünde, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması, suçun, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Yasalarında yer alan suçlar ile 01.03.2008 tarihinden itibaren işlenen suçlar yönünden suçun ayrıca 15 yaşından büyükler açısından 3713 sayılı Yasa kapsamındaki suçlar ile 1632 sayılı Yasa kapsamında yer alan suçlardan olmaması halinde, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunan veya mahkûm olmasına karşın 3682 sayılı Adli Sicil Yasası uyarınca silinme koşulları oluşan, 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlar yönünden ise 5237 sayılı TCY´nın 58. maddesinde tekerrür hükümlerinin uygulanması için öngörülen sürelerin geçtiği mahkûmiyetlerde, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi koşullarının birlikte gerçekleşmesi ve mahkemece de, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması halinde hiçbir isteme bağlı kalmaksızın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacak, denetim süresince de dava zamanaşımı süresi duracaktır.

Maddede sayılan objektif ve subjektif koşulların da bulunması halinde, önceki hükmün kesinleşmiş olması veya hukuki yararı bulunmak koşuluyla infaz edilmiş olması da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesine engel oluşturmayacak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği halde hükmolunan ceza, kişiselleştirmeye ilişkin erteleme veya adli para cezasına çevrilemeyeceği gibi 5237 sayılı TCY´nın 50. maddesindeki tedbirlere de dönüştürülemeyecek, sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlememesi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranması halinde,hakkında tesis edilen hüküm kaldırılarak davanın düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde hakkındaki mahkûmiyet hükmü açıklanacak, yükümlülüklerin yerine getirilememesi durumunda ise, kısmen infaza karar verilebileceği gibi koşulları bulunmakta ise hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesi suretiyle yeni bir mahkûmiyet hükmü de tesis edilebilecektir.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibariyle bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması halinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması halinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmü, ikinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek yasayolu, 5271 sayılı CYY´nın 231. maddesinin 12. fıkrasında açıkça "itiraz" olarak belirtilmiş olup, itiraz merciince de inceleme 231. maddenin 5-14. fıkralarında koşular dikkate alınarak, suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılmalı, hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar 231. maddenin uygulanma koşullarını değiştirmediği sürece itiraz merciince denetime konu edilmemelidir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği hüküm ise, bilahare davanın düşmesi kararı verildiğinde veya hükmün açıklanması ya da yeni bir hüküm kurulması halinde varlık kazanacağından ve ancak bu halde 1412 sayılı CYUY´nın 305 ve 5271 sayılı CYY´nın 223. maddeleri uyarınca temyiz edilebilme olanağına kavuşabileceğinden, bu aşamadan önce henüz hukuken varlık kazanmamış bulunan, bu hükmün temyiz merciince denetlenebilme olanağı bulunmamaktadır.

Yasa yararına bozma yasa yolu ise, temyiz ve istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlere karşı başvurulabilen olağanüstü bir yasa yolu olup, amacı, ülke sathında uygulama birliğine ulaşılması, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesidir. Bu yasa yoluna başvurabilmenin ilk ve temel koşulu verilen hüküm veya kararın istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır.

Bu kapsamda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz yasayoluna tabi bulunması nedeniyle, gerek itiraz edilerek gerekse itiraz yasayoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi halinde olağanüstü bir yasayolu olan yasa yararına bozma konusu yapılabileceğinden kuşku bulunmamaktadır. Ancak yasa yararına bozma yasayolunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı denetlenebilecek, bu kapsamda, 5271 sayılı Yasanın 309. maddesinde aleyhe bozma yasağının sadece davanın esasını çözümleyen hükümlerle sınırlı olarak kabul edilmesi nedeniyle verilen karar 5271 sayılı Yasanın 5-14. fıkralarındaki koşullar kapsamında denetlenecek, somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun İnkılap Yasasında belirtilen suçlardan bulunup bulunmadığı, askeri ceza yasası ile 15 yaşından büyükler açısından 3713 sayılı Yasa kapsamındaki suçlardan olup olmadığı ve denetim süresinin doğru tayin edilip edilmediği, gibi hususlar denetlenerek, saptanan bu hukuka aykırılıklar nedeniyle karar bozulacak, saptanan hukuka aykırılıkların yeni bir yargılamayı gerektirdiği ahvalde yeniden yargılama yapılarak, karardaki hukuka aykırılığın giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilecek, yargılama gerekmeyen ahvalde ise hukuka aykırılık Yargıtay ilgili ceza dairesince veya Ceza Genel Kurulunca giderilecektir. Ancak burada unutulmaması gereken husus bu yasayolunda denetlenenin hüküm olmayıp, bu hüküm üzerine inşa edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı olduğudur.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının dayanağını oluşturan mahkûmiyet hükmü ise hükmün açıklanması, düşme kararının verilmesi veya yeni bir mahkûmiyet hükmünün tesisinden sonra temyiz incelemesine konu olabilecek, temyiz yasayoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde ise koşulları bulunduğu taktirde yasa yararına bozma yasayolu ile incelenebilecek ve denetlenebilecektir. Sayılan üç olasılıktan birinin gerçekleşmesi halinde hüküm varlık kazanacağından, ancak bu aşamada olağan yasayolu olan temyiz yasa yolu devreye girecek, varlık kazanan hükmün temyiz edilmesi halinde, aleyhe temyiz bulunup bulunmadığı da dikkate alınmak suretiyle temyiz incelemesi yapılacak, bu aşamada hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar denetlenebilecek, hükmün varlık kazanması ve temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde ise, hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar, 5271 sayılı CYY´nın 309 ve 310. maddelerindeki koşullar dikkate alınmak suretiyle yasa yararına bozma istemine konu olabilecektir.

Görüldüğü gibi hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar ancak hükmün hukuken varlık kazanması halinde olağan ve olağanüstü yasa yolları denetimine konu olabileceğinden, henüz hukuken varlık kazanmayan bir hükmün ne olağan ne de olağanüstü yasayolu denetimine konu olması mümkün değildir. Bu itibarla, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verildiği ahvalde hükmün içeriğine dahil bulunan hukuka aykırılıkların, yasa yararına bozma yasayoluyla denetlenmesi olanağı bulunmamaktadır.Yasa koyucu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği mahkûmiyet hükmünün olağan yasayolu olan temyizen incelenmesini dahi yasaklamışken, henüz doğmamış bu hükümdeki hukuka aykırılıkların, olağan denetim süreci sonlanmadan, olağanüstü yasa yararına bozma yasayoluyla denetlenebileceğini kabul etmek yasayollarında hakim olan temel ilkelere de açıkça aykırıdır.

Aksi kabul, temyiz ve yasa yararına bozma yasayolunun gerek başvuru koşulları, gerekse sonuçlarındaki farklılıklar ile olağanüstü bir yasayolu olan yasa yararına bozma kurumunun konuluş amacı nazara alındığında ileride telafisi mümkün olmayan sorunlara da yol açabilecektir.

Henüz hukuki varlık kazanmayan bir hükmü, ancak kesinleşmiş hükümlere karşı son yasal çare olarak başvuralabilecek bir yasa yolu denetimine tabi kılmak,

5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5. fıkrasının; "…

…Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder"

11. fıkrasının; "Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar"

10. fıkrasının; "Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir"

8. fıkrasının; "Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur" şeklindeki düzenlemelerine açıkça aykırı olduğu gibi, bir kararın olağan denetim yolları ile incelenmeksizin, doğrudan olağanüstü yasa yoluna tabi kılınması sonucunu doğuracağından, yasa yollarındaki sisteme de aykırılık oluşturur. Diğer yönden, bir kararın biri olağanüstü diğeri olağan olmak üzere iki kez aynı temyiz merciince farklı yöntemlerle incelenmesi usul karmaşasına yol açacak ve böyle bir uygulama yasa yollarının konuluş amacına da aykırılık teşkil edecektir."şeklindeki kararı da gözetilerek henüz hukuki varlık kazanmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının olağanüstü yasa yolu olan kanun yararına bozmaya konu edilemeyeceğinden;

Eşme Sulh Ceza Mahkemesinin 17.03.2011 tarihli ve 2010/207E.-2001/97sayılı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının hukuki varlık kazanmadığı kabul edildiğinde; bu karara yönelik yapılan itirazın Eşme Asliye Ceza Mahkemesinin 06.04.2011 tarih ve 2010/29 değişik iş sayılı kararı ile reddine karar verilmesinin de anılan hükme hukuki varlık kazandırmadığı kabul edilerek yapılan incelemede;

Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı CMK´nun 309. maddesinde öngörülen şartlar oluşmadığından kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın mahallinde gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

HAGB HÜKMÜNÜN MERCİİ TARAFINDAN ESASTAN İNCELENEMEYECEĞİ

3. Ceza Dairesi 2010/6412 E., 2010/8487 K.

"İçtihat Metni"

Ormandan tarla açmak suretiyle işgal ve faydalanma suçundan sanık T... Ç...´ın, 6831 sayılı Orman Kanunun 93/1-2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 62, 51, 52/2. maddeleri uyarınca 6.000,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair, Tirebolu Sulh Ceza Mahkemesinin 10/11/2009 tarihli ve 2009/251-331 sayılı kararına yönelik itirazın, cezanın seçenek yaptırıma çevrilmiş olması dolayısıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına ilişkin, Tirebolu Asliye Ceza Mahkemesinin 22/01/2010 tarihli ve 2010/15 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 08.04.2010 tarih ve 18133 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.04.2010 tarih ve 2010/88421 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

Tüm dosya kapsamına göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararma karşı itiraz yasa yoluna başvurulması hâlinde, itiraz merciinin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesinin koşullarının olup olmadığını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararında hukuka aykırılık bulunup bulunmadığını inceleyebileceği, mercii tarafından suçun sübutu, nitelendirilmesi gibi esasa ilişkin değerlendirme yapılamayacağı, açıklanmayan mahkumiyet hükmü içeriğindeki hukuka aykırılıkların denetlenemeyeceği, bu gibi hukuka aykırılıkların ancak davanın düşmesi kararı verildiğinde veya hükmün açıklanması ya da yeni bir hüküm kurulması halinde temyiz yasa yolu ile incelenebileceği cihetle, itirazın reddi yerine, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK´nın 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü;

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının denetlenmesine ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 07.04.2009 tarih 2009/64-83 sayılı kararında ;

"…

… Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibariyle bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması halinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması halinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmü, ikinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek yasa yolu, 5271 sayılı CYY´nın 231. maddesinin 12. fıkrasında açıkça "itiraz" olarak belirtilmiş olup, itiraz merciince de inceleme 231. maddenin 5-14. fıkralarında koşullar dikkate alınarak, suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılmalı, hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar 231. maddenin uygulanma koşullarını değiştirmediği sürece itiraz merciince denetime konu edilmemelidir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği hüküm ise, bilahare davanın düşmesi kararı verildiğinde veya hükmün açıklanması ya da yeni bir hüküm kurulması halinde varlık kazanacağından ve ancak bu halde 1412 sayılı CYUY´nın 305 ve 5271 sayılı CYY´nın 223. maddeleri uyarınca temyiz edilebilme olanağına kavuşabileceğinden, bu aşamadan önce henüz hukuken varlık kazanmamış bulunan, bu hükmün temyiz merciince denetlenebilme olanağı bulunmamaktadır" denilmek suretiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlara yönelik itirazların merciince hangi hukuki çevçevede değerlendirilmesini gerektiği açıklanmıştır.

Hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar ancak hükmün hukuken varlık kazanması halinde olağan ve olağanüstü kanun yolları denetimine konu olabilecektir. Açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmünün, hükmün açıklanması, düşme kararı verilmesi veya yeni bir mahkûmiyet hükmünün tesisinden sonra ancak temyiz incelemesine konu olabilmesi, temyiz kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde ise koşulları bulunduğu takdirde kanun yararına bozma kanun yolu ile incelenebilecek olması ve ancak bu aşamada hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıkların denetlenebilecek olması karşısında, açıklanmayan ve hukuken varlık kazanmamış bulunan hükmün içeriğine dahil bulunan hukuka aykırılıkların, itiraz yolu ile incelenmesi olanağı bulunmamaktadır.

İtiraz merciince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının koşullarının bulunup bulunmadığına ilişkin bir değerlendirme yapılmadan, bu karara konu olan ve CMK´nın 231.maddesinin 5.fıkrası uyarınca henüz hukuki varlık kazanmamış olan hükmün değerlendirilmesi aynı yasanın 231. ve 271.maddelerindeki düzenlemelere aykırıdır. İtiraz merciince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar, 231.maddenin 6.fıkrasında yer alan suç ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılmalıdır.

Buna göre; Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden Tirebolu Asliye Ceza Mahkemesinin 22/01/2010 tarihli ve 2010/15 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesinin 4.fıkrasının (a) bendi uyarınca kanun yararına BOZULMASINA, sonraki işlemlerin itiraz merciince yerine getirilmesine, 12.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

HÜKÜM KURULMADAN HAGB KARARI VERİLEMEYECEĞİ.

13. Ceza Dairesi 2011/14076 E., 2011/6975 K.

"İçtihat Metni"

Kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık,konut dokunulmazlığını ihlal suçlarından sanık V... T...´un 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 142/1-b, 35.,31/3. maddeleri uyarınca 8 ay Hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının aynı Kanun´un 51. maddesi uyarınca ertelenmesine dair Manisa 4. Asliye Ceza Mahkemesi´nin 22.09.2008 tarihli ve 2008/472 esas, 2008/389 sayılı kararını kapsayan dosya ile geceleyin bina içinde muhafazaya alınmış olan eşya hakkında hırsızlığa teşebbüs,cam kırmak suretiyle nas-ı ızrar suçlarından sanık V... T... hakkında yapılan yargılama sonunda, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu´nun 23/1-2-3. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanığın 5 yıl süre ile denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına ilişkin Manisa 4. Asliye Ceza Mahkemesi´nin 14.06.2006 tarihli ve 2006/676 esas,2006/475 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 06.10.2009 tarih ve 2009/11719/55793 sayılı Kanun Yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet.Başsavcılığının 19.10.2009 tarih ve 2009/231560 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle incelendi.

MEZKUR İHBARNAMEDE;

A- Manisa 4. Asliye Ceza Mahkemesi´nin 22.09.2008 tarihli ve 2008/472 esas, 2008/389 sayılı kararı yönünden;

Suç tarihinden önce hapis cezasına mahkum edilmediği anlaşılan sanık hakkında tayin olunan kısa süreli hapis cezasının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 50/3. maddesi uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasındaki tedbirlerden birine çevrilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde ve hüküm tarihi itibarıyla da 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerekip gerekmediği tartışılmadan yazılı şekilde karar verilmesinde,

B- Manisa 4. Asliye Ceza Mahkemesi´nin 14.06.2006 tarihli ve 2006/676 esas,2006/475 sayılı kararı yönünden;

1-Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 2. Ceza Dairesi´nin 24.09.2008 tarihli ve 2008/22700 esas, 2008/14606 sayılı ilamında belirtildiği üzere,5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231/5. maddesinde yer alan "sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise;mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir."şeklindeki düzenleme karşısında , sanık hakkında öncelikle suçun sabit olması halinde ceza hükmü kurulması gerektiği nazara alınmadan, yazılı şekilde karar verilmesinde,

2-Suç tarihi olan 13.11.2005 tarihi itibarıyla 12-15 yaş grubunda olan sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinde, 5395 sayılı kanunun 23. maddesi uyarınca 3 yıl süre ile denetim süresine tabi tutulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde denetim süresinin 5 yıl olarak tespit edilmesinde isabet görülmediğinden, 5271 sayılı CMK.nun 309.maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşılmış olmakla;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Kanun Yararına Bozma istemi yerinde görülmekle:

Manisa 4.Asliye Ceza Mahkemesinin 22/09/2008 tarihli ve 2008/472 esas,2008/389 sayılı kararı ile,aynı Mahkemenin 14/06/2006 tarihli ve 2006/676 esas,2006/475 sayılı kararlarının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı kanunun 309/4-b maddesi uyarınca Mahkemesince yeniden yargılama yapılması için dosyaların mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine 22/11/2011 günü oybirliği ile karar verildi.


 

SİLİNME KOŞULLARI OLUŞAN CEZALARIN HAGB ‘YE ENGEL OLMADIKLARI

3. Ceza Dairesi 2011/12842 E., 2011/17255 K.

"İçtihat Metni"

Yaralama suçundan sanık N... S...´un,5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 86/2,86/3-a,62/1,52. maddeleri uyarınca 3500 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına,5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 231/5.maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Karapınar Sulh Ceza Mahkemesinin 10.05.2011 tarihli ve 2011/78 esas, 2011/184 sayılı kararına karşı, Adalet Bakanlığının 19.07.2011 tarih ve 2011/9246-39371 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.08.2011 tarih ve 2011/258379 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/6-a maddesinde "Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması"şeklinde düzenleme nazara alındığında,sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkumiyetinin bulunması karşısında 5271 sayılı Kanunun 231/6 maddesinde yer alan objektif unsurun gerçekleşmediği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK´ nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü;

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, hukukumuzda ilk kez 15.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 23. maddesi ile çocuklar hakkında, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 23. maddesiyle 5271 sayılı Yasanın 231. maddesine eklenen 5-14. fıkralar ile de büyükler için kabul edilmiş, aynı Yasanın 40. maddesiyle 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılık hariç olmak koşuluyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı koşullara tabi kılınmıştır.

Yetişkin sanıklar yönünden başlangıçta şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen bu müessese, 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Yasanın 562. maddesiyle 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklik ile hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları için uygulanabilir hale getirilmiş, böylece başlangıçta yetişkin sanıklar hakkında şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak uygulanan bu kurum Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Yasalarında yer alan suçlar ayrık olmak üzere, tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.

Ancak 01.03.2008 tarihinde yürürlüğe giren 26.02.2008 gün ve 5739 sayılı Yasa ile 3713 sayılı Yasanın 13. maddesinde yapılan değişiklik ve 1632 sayılı Askeri Ceza Yasasına eklenen Ek 10. madde ile 15 yaşından büyüklerin işledikleri terör suçları ile 1632 sayılı Yasada yer alan suçlar yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği hüküm altına alınmakla, hükmün uygulanma koşulları daraltılmıştır.

Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip olup, bu husus Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 19.02.2008 gün ve 346-25 sayılı kararında "Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CYY´nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Müessesenin yargılama yasasında düzenlenmiş bulunması da onun karma niteliğini değiştirmez" şeklinde açıkça vurgulanmıştır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının koşulları;

a) Suça ilişkin koşullar;

1- Yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü tesis edilmeli ve hükmolunan ceza ise iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olmalıdır.

2- Suç, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Yasalarında yer alan suçlardan bulunmamalıdır.

3- 01.03.2008 tarihinden itibaren işlenen suçlarda ise, suçun ayrıca 3713 sayılı Yasa ile 1632 sayılı Yasa kapsamında yer alan suçlardan olmaması gerekmektedir.

b) Sanığa ilişkin koşullar;

1- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış olması,

2- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi,

3- Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,

Gerekmektedir.

Tüm bu koşulların bulunması halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.

5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 6. fıkrasının (a) bendinde olumsuz koşul olarak öngörülen daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamaktan anlaşılması gereken husus, mahkûmiyetin kasıtlı bir suçtan doğmasıdır. Anılan bendde hükmolunan ceza yönünden herhangi bir ayrım gözetilmediğinden, hükmolunan cezanın hapis veya adli para cezası olmasının, bu koşul açısından herhangi bir önemi bulunmamaktadır.

Ancak yasa koyucu, mahkûmiyetle ilgili olarak başkaca bir ölçü getirmediğinden, adli sicilden silinen mahkûmiyetler, ertelenmiş ve vaki olmamış sayılan mahkûmiyetler, üzerinden çok uzun sürelerin geçmesi nedeniyle tekerrüre esas oluşturmayan mahkûmiyetler de hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararına engel oluşturacak mıdır? Bu konularda gerek yasa metninde gerekse gerekçede herhangi bir açıklık bulunmamaktadır.

Yasa koyucu herhangi bir düzenleme getirmediğine göre, bu hükmü mutlak şekilde yorumlamanın, adalet ilkesiyle bağdaşıp bağdaşmayacağı ya da yasa koyucunun gerçek muradının bu olup olmadığı da gözönüne alınmalıdır.

Bu soruna çözüm bulabilmek için yasa koyucunun mahkûmiyetin sonuçlarını bertaraf etmek için öngördüğü diğer kurumların da değerlendirilmesi gerekmektedir.

647 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca ertelenmiş mahkûmiyetlerde, sanığın deneme süresinde kasıtlı bir suç işlememesi halinde önceki mahkûmiyet 765 sayılı TCY´nın 95/2. maddesi uyarınca esasen vaki olmamış sayılacağından, bu nitelikteki bir mahkûmiyetin, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yasal bir engel oluşturabileceğini kabul etmek olası değildir.

Yine aynı şekilde 3682 sayılı Adli Sicil Yasasının 8 ve 5352 sayılı yeni Adli Sicil Yasasının Geçici 2. maddesi hükümleri uyarınca silinme koşulları oluşan adli sicil kayıtlarının, adli sicilden silinmiş olup olmadığına bakılmaksızın, bu kayıtların da, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yasal bir engel oluşturabileceğini kabul etmek hukuk ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.

Buna karşın, 5237 sayılı TCY´nın 51. maddesi uyarınca ertelenmiş mahkûmiyetlerde ceza infaz edilmiş sayılacağından ve 5352 sayılı Adli Sicil Yasasının 9. maddesi uyarınca oluşturulan adli sicil kayıtları ceza veya güvenlik tedbirlerinin infazının tamamlanması ile Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce silinerek bu kayıtlar arşiv kaydına alınacağından, bu tür mahkûmiyetlerin varlığı halinde sanık hiçbir şekilde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasından yararlanamayacak mıdır? Soruları gündeme gelebilecektir.

Hak yoksunluklarını kural olarak 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinde cezanın infazı ile sınırlandıran, doğmuş hak mahrumiyetlerini ortadan kaldırmak için Adli Sicil Yasasına eklediği 13/a maddesi ile yasak hakların geri verilmesi müessesini kabul eden ve 5237 sayılı TCY´nın 58. maddesinde tekerrür hükümlerinin uygulanması açısından infazdan itibaren beş ve üç yıllık süreler öngören yasa koyucunun, bir kez mahkûm olan bir kişinin ömür boyu bu mahkûmiyetinin olumsuz sonuçlarından etkilenmesi gerektiğini kabul ettiği düşünülemez. Bu nedenlerle, yeni yasa dönemindeki mahkûmiyetler açısından da, belirli sürelerin geçmesi ile bu mahkûmiyetlerin 231. maddenin uygulanmasına yasal engel oluşturmayacağını kabulde zorunluluk bulunmaktadır.

Bu itibarla, 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlardan dolayı mahkûm edilen sanıklar yönünden, 5237 sayılı TCY´nın tekerrür hükümlerinin uygulanması için 58. maddesinde öngörülen sürelerin nazara alınması ve bu sürelerin geçmiş olduğu hallerde önceki mahkûmiyetin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşularının değerlendirilmesi yönünden engel oluşturmayacağının kabulü adalet ve hakkaniyete uygun olacaktır.

O halde, 01.06.2005 tarihinden önce işlenen suçlar yönünden, önceki mahkûmiyetin 765 sayılı TCY´nın 95/2. maddesi uyarınca esasen vaki olmamış sayılacağı haller veya 3682 sayılı Adli Sicil Yasasının 8 ve 5352 sayılı Adli Sicil Yasasının geçici 2. maddesi hükümleri uyarınca silinme koşulları oluşan önceki mahkûmiyetler, adli sicilden silinmiş olup olmadığına bakılmaksızın; 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlardan dolayı mahkûm edilen sanıklar yönünden ise, 5237 sayılı TCY´nda tekerrür hükümlerinin uygulanması için 58. maddesinde öngörülen sürelerin geçmiş olduğu haller, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarının değerlendirilmesinde olumsuz koşul olarak belirtilen engel bir neden olarak kabul edilemeyecektir.

Yukarıda anlatılanlar ışığında;sanığın adli sicil kaydında yer alan sabıkasının 3682 sayılı Adli Sicil Yasasının 8 ve 5352 sayılı Adli Sicil Yasasının geçici 2. maddesi hükümleri uyarınca silinme koşulları oluştuğundan,hükmün açıklanmasının geri bırakılmasında sanığa ve suça ilişkin koşulların gerçekleşmesi karşısında Karapınar Sulh Ceza Mahkemesinin 10.05.2011 tarihli ve 2011/78 esas, 2011/184 sayılı kararında bir isabetsizlik bulunmaması nedeniyle Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görülmediğinden kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere, Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ZARAR GİDERİLMEDEN HAGB UYGULANAMAYACAĞI

12. Ceza Dairesi 2011/5008 E., 2011/1349 K.

"İçtihat Metni"

Taksirle yaralama suçundan sanık M... S...´in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 89/2, 62, 52/2. maddeleri uyarınca 1.500 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süre ile denetime tâbi tutulmasına dair Isparta 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 10/05/2010 tarihli ve 2009/317 esas, 2010/356 sayılı kararı ile ilgili olarak;

Tüm dosya kapsamına göre, müdahilin 10/05/2010 tarihli karar duruşmasında, kaza sonucunda yaralandığını ve hastane masraflarını kendisinin ödediğini, motorsikletine kazadan dolayı yaptırdığı tamir masraflarını kendisinin karşıladığını ve zararının giderilmediğini beyan etmiş olması karşısında, 5271 sayılı Kanunun 231/6 maddesinde yer alan objektif unsurun gerçekleşmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığının 14.07.2010 gün ve 8469-46737 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.08.2010 gün ve 2010/180428 sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar edilmiş,

Dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince; 27.10.2010 gün ve 13311/11116 sayı ile;

İtiraz merci olan Isparta 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.05.2010 gün ve 2010/135 müteferrik sayılı kararının da kanun yararına bozma konusu yapılıp yapılmayacağı, hususu Adalet Bakanlığına ihbar edilmekle, Adalet Bakanlığınca merci kararına yönelik kanun yararına bozma istemini içeren 16.02.2011 gün ve 9567 sayılı ihbar yazısına atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.04.2011 gün ve 2011/110012 sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve dosya tevdi kılınmakla;

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Sanığın taksirle yaralama suçundan 5237 sayılı TCK´nın 89/1, 62 ve 52. maddeleri uyarınca 1500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkındaki hükmün 5271 sayılı CMK´nın 231/5. maddesi uyarınca açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin Isparta 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 10/05/2010 tarihli ve 2009/317 esas, 2010/356 sayılı kararına karşı C.Savcısı tarafından zarar giderilmediğinden hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle itiraz edilmesi üzerine, İtiraz merci olan Isparta 3. Asliye Ceza Mahkemesi 28.05.2010 gün ve 2010/135 müteferrik sayılı karar ile itirazın reddine karar verilmiş, Adalet Bakanlığınca, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin objektif şartlarının gerçekleşmediği gerekçeleriyle, Sulh Ceza Mahkemesi ve itiraz mercii kararlarına karşı kanun yararına bozma kanun yoluna başvurulmuştur.

Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

Kanun yararına bozma talebine atfen düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Isparta 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 10.05.2010 tarih ve 2009/317 esas, 2010/356 sayılı kararı ile Isparta 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.05.2010 tarih ve 2010/135 müteferrik sayılı kararları 5271 sayılı CMK´nın 231/6. Maddesindeki şart gerçekleşmediğinden isabetsiz olup, anılan kararların 5271 sayılı CMK´nın 309. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ÇOCUĞUN BASİT CİNSEL İSTİSMARI

5. Ceza Dairesi 2010/4396 E., 2010/9885 K.

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 52 ]

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 61 ]

“İçtihat Metni”

Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanık H... A..’nın yapılan yargılanması sonunda; eyleminin sarkıntılık suçunu oluşturduğunun kabulü ile mahkumiyetine dair, Beykoz 1. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 30.12.2008 gün ve 2007/263 Esas, 2008/1071 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

5237 sayılı TCK.nun 61/9. maddesinde belirtilen “

“adli para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü suçlarda bu cezaya ilişkin gün biriminin alt sınırı, o suç tanımındaki hapis cezasının alt sınırından az, üst sınırı da, hapis cezasının üst sınırından fazla olamaz”

”, şeklindeki düzenlemenin 19.12.2006 tarihinde 5560 sayılı Kanunla yürürlüğe girdiği, bu tarihten önceki seçimlik cezalarda temel adli para cezasının alt sınırının 5237 sayılı TCK.nun 52/2. maddesi uyarınca 5 gün olduğu nazara alındığında seçimlik cezalardan adli para cezasının tercih edilmesi halinde 5237 sayılı Yasanın sanık lehine olacağının gözetilmemesi,

Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

DOLANDIRICILIK , GÖREVİ İHMAL, İNANCI KÖTÜYE KULLANMA- ZİMMET

5. Ceza Dairesi 2008/4015 E., 2010/9655 K.

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 248 ]

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 53 ]

5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 2 ]

5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 158 ]

5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 160 ]

“İçtihat Metni”

Zimmet, dolandırıcılık, görevi ihmal ve inancı kötüye kullanma suçlarından sanık S... M.... Ö...’nün bozma üzerine yapılan yargılanması sonunda; eylemlerinin kül halinde zimmet suçunu oluşturduğunun kabulüyle mahkümiyetine dair, Sinop Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 19.07.2006 gün ve 2004/104 Esas, 2006/100 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

Helaldı Tarım Kredi Kooperatifi yetkili memuru olarak görev yapan ve TCK.nun 53/1-d maddesinde öngörülen biçimde kooperatifin yöneticisi veya denetçisi sıfatı da bulunmayan sanık hakkında aynı maddenin 5. fıkrasının uygulanmasına yasal olanak bulunmadığından tebliğnamedeki bu hususa ilişkin bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

CMK.nun 2/e, 158/1 ve 160. maddelerine ve Ceza Genel Kurulu’nun dairemizce de benimsenen 17.06.2006 gün ve 2006/5-165-213 sayılı kararına göre soruşturmanın, “Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi” ifade ettiği ve soruşturmanın Cumhuriyet Başsavcılığı veya kolluk makamlarınca suçun işlendiğinin öğrenilmesiyle başladığı dikkate alınarak, idari tahkikat sırasında, soruşturma başlamasından önce zimmetine geçirdiği parayı tamamen iade eden sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nun 248/1. maddesi uyarınca 2/3 yerine ½ oranında indirim yapılması sonucu fazla ceza tayini,

5237 sayılı TCK.nun 53/1-c maddesine göre tayin olunan hak yoksunluğunun koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceğinin düşünülmemesi,

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 13.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ZİMMET VE GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA

5. Ceza Dairesi 2006/12817 E., 2010/7690 K.

5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 212 ]

5252 S. TÜRK CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ ... [ Madde 9 ]

5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 230 ]

5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 34 ]

5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 223 ]

5320 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ... [ Madde 8 ]

765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 102 ]

1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 321 ]

1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 322 ]

“İçtihat Metni”

Zimmet ve görevi kötüye kullanmak suçlarından sanıklar M.... S.... ve U..... K.....’nın yapılan yargılanmaları sonunda; sanık M.....’nin lehe kabul edilen zimmet suçundan 5237 sayılı TCK uyarınca sanık U....’nun eyleminin görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturduğunun kabulüyle 5237 sayılı TCK hükümlerine göre mahkümiyetlerine dair, Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 28.10.2005 gün ve 2002/85 Esas, 2005/317 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi sanıklar müdafiileri tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay C.Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

Sanık U..... K..... hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Sanığa isnat ve kabul olunan görevi kötüye kullanmak suçunun tabi olduğu yasa maddesinde öngörülen cezanın tür ve miktarına nazaran 765 sayılı TCK.nun 102/4 ve 104/2. maddelerinde belirlenen 7,5 yıllık asli ve ilave zamanaşımına tabi olduğu, suç tarihi olan 25.12.2001 ile inceleme günü arasında bu sürenin gerçekleştiği anlaşıldığından, 5237 sayılı TCK.nun 7/2. maddesi ile 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gözetilmek suretiyle hükmün CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden sanık hakkında açılan kamu davasının aynı Yasanın 322 ve 5271 sayılı CMK.nun 223/8. maddeleri uyarınca zamanaşımı sebebiyle DÜŞMESİNE,

Sanık M..... S..... hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;

Görevi kötüye kullanma suçundan açılan dava hakkında bir karar verilmesi mümkün bulunmuş, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafiin sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Hükme esas alınan bilirkişi raporuna, kaçamaklı sanık savunmalarına, tanık beyanlarına ve dosya içeriğine göre, Çukurca İlçe Tarım Müdürlüğünde Veteriner Sağlık Teknisyeni olarak görev yapan sanığın ilçe tarım müdür vekili olarak görevli bulunduğu dönemlerde temizlik malzemesi, yakacak, onarım işlerine ilişkin olarak komisyon kararları düzenleyip komisyonda bulunan üyelerin yerine taklit etmek suretiyle imza atıp, gerçekte alım yapılmadığı halde, Ege Ticaret firmasından 1.500.000.000 ve 750.000.000 TL. bedelinde odun, G.... Ticaret firmasından 475.000.000 ve 264.380.000 TL. bedelinde temizlik malzemesi, C...... Limited Şirketinden 588.000.000 TL. bedelinde inşaat malzemesi, Ş...... İnşaat Firmasından 281.000.00 TL. bedelinde inşaat malzemesi alımı yapılmış gibi tahakkuk müzekkereleri ve verile emirleri düzenlediği, 25.12.2001 günlü 1500.00 TL.’lik yakacak alımına ilişkin tahakkuk müzekkeresi dışındaki tahakkuk memuru imzalarını da ilgililer yerine taklit etmek suretiyle attığı ve bu suretle ilgili firmalara ödeme yapılmasını sağladığı, firma yetkililerince alınan bu paralardan KDV düşüldükten sonra kalan kısmın sanığa ödendiği ve sanığın bu meblağları mal edindiği anlaşılmış, oluş mahkemece de bu şekilde kabul edilmiş olduğu halde; bir kamu görevlisinin zimmet suçunun oluşması için mal edilen paraların kendisine görevinin normal fonksiyonu icabı ve gerçek belgelerle tevdii edilmiş bulunmasının gerekmesine, sanığın iğfal kabiliyetine haiz olduğu açıkça anlaşılan, düzenlediği gerçek dışı evraklarla ilgili firmalara ödeme yapılmasını sağlayıp daha sonra paraları almış bulunmasına göre, bu paralar üzerinde sanığın koruma ve gözetim sorumluluğundan söz edilemeyeceği cihetle, haksız çıkar sağlamış olmasının zimmet suçunu değil, müteselsil resmi evrakta sahtecilik ve kamu kurumunu dolandırmak suçlarını oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kabule göre de;

Hükmün gerekçesinde duruşma savcısının esas hakkındaki görüşü belirtilmeyerek 5271 sayılı CMK.nun 230/1-a maddesine, Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde kanıtların değerlendirilmesi, tutarlı şekilde tartışılması ve varsa çelişkilerin giderilmesi ve sanığın hangi eyleminin ya da eylemlerinin zimmet olarak kabul edildiği açıklanmaksızın yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle Anayasanın 141, CMK.nun 32 ve 230. maddelerine muhalefet edilmesi,

5252 sayılı Yasanın 9/3 ve CMK.nun 34 ve 230. maddeleri uyarınca lehe olan hükmün önceki ve sonraki kanunların bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçlarının birbiriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi ve her iki kanunla ilgili uygulamanın gerekçeleri ile birlikte denetime olanak verecek şekilde kararda gösterilmesi gerektiğinin, 5237 sayılı TCK.nun 212. maddesindeki “

“sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur”

” biçimindeki düzenleme nedeniyle, sanığın gerçekleşen eylemlerinde sahtecilik suçunun unsurlarının bulunup bulunmadığının karar yerinde tartışılması ve sahteciliğin varlığının kabulü halinde bu suçtan da mahkümiyet hükmü kurularak, buna göre lehe yasanın belirlenmesi gerektiğinin düşünülmemesi,

Sanığın eylemini teselsülen gerçekleştirdiğinin gözetilmemesi,

G..... ticaret firmasından temizlik malzemesi alınmadığı halde 475.000.000 TL.lik fatura alındığı iddiası ile ilgili olarak damga vergisi ve KDV düşüldükten sonra 389.500.000 TL.’nin sanığa ödendiği gözetilmeksizin, kurum zararının bu iddia ile ilgili olarak 222.070.000 TL. olduğunu mütalaa eden hatalı bilirkişi raporu esas alınarak mal edinilen toplam para miktarının 3.037.969.000 TL. olduğu kabul edilmek suretiyle bu miktarın düşülmesinden sonra sanığın fazladan ödediği kabul edilen paranın iadesine karar verilmesi,

Sanığın kendi altsoyu yönüyle 5237 sayılı TCK.nun 53/1-c maddesinde düzenlenen hak yoksunluğunun koşullu salıverme tarihi ile sınırlı olduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi,

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün kazanılmış hak saklı kalmak kaydıyla 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK.nun 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 22.10.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

 
                                  Sayaç