TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR.. SİTEMİZDE YER ALAN BİLGİLERİ İNCELERKEN ARADIĞINIZ SORULARIN CEVABINI BÜYÜK ÖLÇÜDE BULABİLECEKSİNİZ..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
YARGITAY CEZA DAİRELERİ KARARLARI 1(AÇIKTAN İÇKİ SATIŞI YAPMAK-SUÇUN HUKUKİ NİTELENDİRMESİ NEDENİYLE İDDİANAMENİN İADESİ-KORUNMASI GEREKLİ TAŞINIR KÜLTÜR VARLIĞI-ARKEOLOJİK ESER-İZİNSİZ HİNT KENEVİRİ EKMEK) / 24-01-2013

 HAKSIZ FİİLE KARŞI HAKARET BERAT KARARI,TCK M-125,129- HAKARET ( Haksız bir Fiile Karşı ) - HÜKÜMDE ÇELİŞKİ

YARGITAY 4 CEZA DAİRESİ Esas : 2008/22281 Karar : 2011/639 Tarih : 31.01.2011

TCK.125, 129

Sanığın, hakaret eylemini haksız bir fiile tepki olarak gerçekleştirdiğinin kabul edilmesi karşısında, doğrudan ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.

Önce TCY.nın 125/3-a maddesine göre hapis cezası verildikten sonra, ceza verilmesine yer olmadığına karar verilerek çelişkili hüküm kurulması, isabetsizdir.fk

DAVA VE KARAR:

---

YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ KARARI:

Ancak;

Sanığın hakaret eylemini haksız bir fiile tepki olarak gerçekleştirdiğinin kabul edilmesi karşısında, TCY.nın 129/1. maddesi uyarınca doğrudan ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken önce TCY.nın 125/3-a maddesine göre hapis cezası verildikten sonra ceza verilmesine yer olmadığına karar verilerek çelişkili hüküm kurulması,

SONUÇ: Yasaya aykırı ve katılan Osman Kayalı vekilinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN ( BOZULMASINA ), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine ( GÖNDERİLMESİNE ), oybirliğiyle karar verildi.


 

AÇIKTAN İÇKİ SATIŞI YAPMAK

7. Ceza Dairesi 2008/15720 E., 2010/11544 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

Katılan vekilinin hükmü vasıftan temyiz ettiği görülerek yapılan incelemede:

09.01.2002 gün ve 24635 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 4733 sayılı Yasa´nın 8. maddesinin ikinci fıkrası "Satış belgesi almadan satış yapanlar, ellerindeki mamulata el konulmakla birlikte ruhsat harcının on katı tutarında ağır para cezası ile cezalandırılır" hükmü İzinsiz alkollü içki satışını adli yaptırımı öngörmekte olup, maddenin yürürlüğe girmesiyle aynı fiili düzenleyen 4250 sayılı Yasa´nın 28. maddesini de örtülü olarak yürürlükten kaldırmıştır. Buna göre açıktan içki satışı yapmaktan sanık hakkında 4250 sayılı Yasa´nın 28. maddesini uygulama olanağı bulunmamaktadır.

Sanık hakkında uygulanması talep edilen 4733 sayılı Yasa yönünden yapılan incelemeye gelince;

Hükümden sonra Anayasa Mahkemesi´nin 20.07.2006 gün ve 26234 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanan 19.01.2006 gün ve 2005/99-2006/8 sayılı kararı ile 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğü´nün Yeniden Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün Mamullerinin Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046 S.K. ve 233 S.K.H.K.´de Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun´un 8. maddesinin 2. fıkrasının "...ruhsat harcının on katı tutarında ağır para cezası ile cezalandırılır." bölümünün Anayasa´ya aykırı olduğuna ve iptaline, ... İptal edilen bölümü nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan, kalan bölümünün de 2949 sayılı Anayasa Mahkemesi´nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun´un 29. maddesinin ikinci fıkrası gereğince iptaline, iptal edilen fıkranın doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, iptal hükmünün, kararın Resmi Gazete´de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine" karar verildiği, dolayısıyla anılan İptal kararının 20.01.2007 tarihinde yürürlüğe girdiği, böylece sanığa atılı 4733 sayılı Kanun´un 8. maddesinin 2. fıkrası kapsamında satış belgesi almadan tütün ve tütün mamulleri ile alkollü içki satmak eylemlerinin 23.01.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun´la yeniden düzenlenip bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği 08.02.2008 tarihine kadar müeyyidesiz kaldığı cihetle katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan hükmün (ONANMASINA), 01.07.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

SUÇUN HUKUKİ NİTELENDİRMESİ NEDENİYLE İDDİANAMENİN İADESİ

7. Ceza Dairesi 2007/11331 E., 2010/11367 K.

Kaçakçılık suçundan şüpheliler O.Sinan, A.Poyraz ve Hasan haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21.12.2006 tarihli ve 2006/6181-12316-7945 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Kanun´un 174. maddesi gereğince iadesine dair, (Mersin Birinci Asliye Ceza Mahkemesi)´nin 26.12.2006 tarihli ve 2006/1147 iddianame değerlendirme sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin, (Mersin Birinci Ağır Ceza Mahkemesi) nin 11.01.2007 tarihli ve 2007/8 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığı´ndan verilen 18.05.2007 gün ve 26005 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının 20.6.2007 gün ve KYB. 2007-109792 sayılı ihbarnamesi ile Daireye verilmekle okundu.

Mezkur ihbarnamede;

Tüm dosya kapsamına göre; Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının şüpheliler hakkında üzerlerine atılı kaçakçılık suçundan dolayı cezalandırılmaları istemiyle iddianame düzenlenmesi üzerine, mahkemesince iddianameye konu edilen eylemin Cumhuriyet Savcısından farklı olarak vasıflandırılmasın! müteakip ön ödeme yapılmadığından bahisle iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de,

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 170. maddesinde, iddianamede bulunması gereken hususların neler olacağının gösterildiği, aynı Kanunun 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, aynı maddenin 2. fıkrasında ise "suçun hukuki nitelendirilmesi sebebiyle iddianame iade edilemez" hükmü karşısında, Cumhuriyet Savcısının eylemi teşekkül halinde kaçakçılık olarak nitelendirmiş olması karşısında hukuki vasıflandırılmasına dayanılarak iddianamenin iade edilemeyeceği gibi yargılama sırasında suçun vasıf değiştirmesi durumunda mahkemesince de ön ödeme önerisinde bulunulabileceği gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Mersin Birinci Ağır Ceza Mahkemesinin 11.01.2007 gün ve 2007/8 D.İş sayılı kararının CMK´nın 309/4-a maddesi uyarınca (BOZULMASINA), müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına 07.07.2010 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

KORUNMASI GEREKLİ TAŞINIR KÜLTÜR VARLIĞI

7. Ceza Dairesi 2008/19582 E., 2010/12958 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Suç tarihi itibariyle temyiz inceleme gününde, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe hükümler içeren 765 sayılı TCK´nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresi dolmuş ise de;

Halkın sosyal hayatını yansıtan insan yapısı araç ve gereçler dahil bilim, din ve mihaniki sanatlarla ilgili etnografik nitelikteki kültür varlıkları da 2863 sayılı Kanun´un 23. maddesi uyarınca korunması gerekli taşınır kültür var-lıklarındandır.

Aynı Kanun´un 25. maddesi, 23. maddede belirlenen korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarının Kültür Bakanlığı tarafından bilimsel esaslara göre tasnif ve tescile tabi tutulacağı genel hükmünü içermektedir. Bu nedenle etnografik nitelikteki kültür varlıklarının da 23. maddede açıklanan diğer tüm taşınır kültür varlıkları gibi korunması gerekli olup olmadığının belirlenmesi için tasnife tabi tutulmaları ve "müze koleksiyonlarını tamamlayıcı nitelikte oldukları ve belge değeri taşıdıkları" saptandığı takdirde tescil edilmeleri gereklidir. Tasnif sonucu tescil dışı bırakılan ve müzelere alınması gerekli görülmeyen etnoğrafik varlıklar 2863 sayılı Yasa kapsamı dışında bulunduğundan bu kültür varlıkları üzerinde sahipleri her tür tasarrufta bulunabilirler.

Tescili yapılan ancak müzelere alınmaları gerekli görülmeyen korunması gerekli etnoğrafik nitelikteki kültür varlıklarının ticareti ise, anılan Kanun´un 27. maddesi uyarınca Kültür Bakanlığı´nın iznine tabidir.

Yine 2863 sayılı Kanun´un 25. maddesi, 4. madde uyarınca Bakanlığa bildirilen ve 23. maddede belirlenen taşınır kültür ve tabiat varlıklarının tasnif ve tescile tabi tutulacağını öngörmüştür. Tasnif, incelenen taşınır kültür ve tabiat varlığının korunması gerekli olup olmadığının belirlenmesidir. Bu tasnif sonucunda gerekli görülenlerin belge ve envanter listeleri düzenlemek suretiyle tescili yapılır ve bunların birer nüshası müze dosyalarında muhafaza edilir. Devlet müzelerinde bulunması gerekli görülenler usulüne uygun biçimde ve 64. maddede yazılı koşullar uyarınca müzelere alınırlar, müzelere alınmasına gerek bulunmayanlar ise yukarıda açıklanan belgelerle sahiplerine iade olunur. Bu itibarla bir taşınır kültür varlığının hem tescil dışı olması ve hem de müzede korunması gerekli değer taşıması mümkün değildir. Zira tescil dışı bırakılan varlıklar, korunması gerekmeyen ve bu nedenle 2863 sayılı Kanun´un kapsamı dışında kalan kültür varlıklarıdır.

Bu açıklamaların ışığı altında, öncelikle sanıktan elde edilen ve 04.11.2002 günlü bilirkişi raporunda etnoğrafik eser niteliliğinde olduğu açıklanan raporun 1. ve 3. sırasında kayıtlı eşyanın, "Etnoğrafik Nitelikteki Taşınır Kültür Varlıkları Hakkındaki Yönetmelik"in 3. maddesi uyarınca müze koleksiyonlarını tamamlayıcı nitelikte ve belge değeri taşıyıp taşımadığı ve mevcut durumu itibariyle bilim, kültür, din veya güzel sanatlarla ilgileri ile 2863 sayılı Kanun kapsamına girip girmediği yine aynı bilirkişi raporunun 2, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17 sırasında kayıtlı etüdlük malzeme ile 4, 5 ve 6. sırasında kayıtlı etüdlük eser niteliğinde olduğu belirlenen suça konu taşınır kültür varlıkları üzerinde yeniden üniversitelerin arkeoloji ve sanat tarihi kürsülerine mensup öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak, sonucuna göre yukarıdaki açıklamalar ışığında korunması gerekli kültür varlıkları olup olmadıklarının kesin biçimde saptanması gerekirken, bilirkişinin bu eserlerin tamamının 2863 sayılı Yasa´nın 6. maddesi kapsamında taşınır kültür varlığı olduğu, ancak eserlerin orijinalitesini kaybetmesi, alınıp satılması, yurtiçi dolaşımı olması nedeniyle müzelerde etüdlük eser olarak ayrılabileceği şeklindeki kendi içinde çelişkili olan görüşüne itibar edilerek eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi,

Yasaya aykırı, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün (BOZULMASINA), 21.09.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

2863 SAYILI KANUN´A MUHALEFET - ARKEOLOJİK ESER

7. Ceza Dairesi 2008/13457 E., 2010/14806 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

1- Müdahil vekilinin sanık Erol hakkındaki temyizine yönelik yapılan

incelemede;

Yapılan duruşmaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, gösterilen gerekçeye ve takdire göre müdahil vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, sanık Erol hakkındaki kararın istem gibi ONANMASINA,

2- Müdahil vekilinin sanık A.Osman hakkındaki beraat kararına yönelik temyizine gelince;

Jandarma tarafından 11.04.2006 tarihinde saat 23.00 sıralarında telefonla yapılan bir ihbar üzerine Anadol marka pikap kasasında üzeri iki adet tekli yatak ve yataklar altındaki zeytin dalları ile örtülerek gizlenmiş vaziyette ele geçirilen 93 cm. yüksekliğinde, 57 cm. genişliğindeki mermer arkeolojik eserin Müze Müdürlüğü´ne teslim amacı ile bulundurulmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı gözetilmeden yazılı gerekçe ile sanık A.Osman hakkında beraat kararı verilmesi,

Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden sanık A.Osman hakkındaki hükmün 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 27.09.2010 günü oybirliğiyle karar verildi.


İZİNSİZ HİNT KENEVİRİ EKMEK

7. Ceza Dairesi 2009/19884 E., 2010/14808 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

B... ilçe merkezinde oturan sanık İbrahim´in ikamet ettiği yere ne kadar mesafede olduğu tespit edilemeyen Y... beldesi Ç... mevkiinde arazide bulunan beş adet hint kenevirini ektiği konusunda; aralarında husumet bulunduğu anlaşılan ve aynı eylem nedeniyle hakkında dava açılıp beraat eden A.Ali´nin beyanları dışında hiçbir delil bulunmadığı, mevcut husumetten ötürü atfı cürüm olasılığı nedeniyle sadece beraat eden sanığın beyanlarına dayanılarak mahkumiyetine karar verilemeyeceği gibi, sanığın daha önce 765 sayılı TCK´nın 403. maddesinden mahkum edilmiş olmasının da aleyhine delil olarak kullanılması mümkün bulunmadığından şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi;

Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 04.10.2010 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

GÜMRÜKLENMİŞ DEĞERİN BELİRLENMESİ

7. Ceza Dairesi 2008/107 E., 2010/15195 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

1- Açıklanmakla hükmün esasını oluşturan kısa kararda yer almadığı halde, gerekçeli kararın gerekçe bölümünde "sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkememize kanaat gelmediğinden hakkında 5395 sayılı Yasa´nın 23. maddesi takdiren uygulanmamıştır" gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilerek hükmün karıştırılması,

Yasaya aykırı ve,

2- Soruşturma evresinde, 4926 sayılı Yasa´nın 34. maddesi uyarınca sanığa 24.02.2005 tarihinde tebliğ edilen ödeme önerisi üzerine sanığın 10 gün içerisinde ödeyeceğini yazılı olarak bildirmediği gerekçesiyle anılan maddedeki 30 günlük süre beklenmeden dava açılmış olup, yasa ile konulmuş

sürenin sanığın iradesi ile değiştirilemeyeceği gözetilerek ve 4926 sayılı Yasa´nın 34. maddesinin son fıkrasında öngörülen "bu maddenin uygulanmasında para cezasına esas alınacak değer, gümrük idaresince belirlenen değerdir" düzen-lemesindeki "gümrük idaresince" ibaresinin hükümden sonra 30.12.2008 gün ve 27096 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mah-kemesi´nin 18.09.2008 gün ve 2006/47 Esas, 2008/144 Karar sayılı kararı ile Anayasa´ya aykırı görülerek iptal edildiği de dikkate alınmak suretiyle, kurulacak hüküm bakımından maddi gerçeğin belirlenmesinde zorunluluk bulunduğundan, dava konusu eşya konusunda uzman bilirkişiye incelettirilip CİF değerinin belirlenmesi ve bu miktar üzerinden gümrük idaresine hesaplattırılacak güm-rüklenmiş değer üzerinden yeniden ödeme önerisi tebliğ edilerek sonucuna göre bir karar verilmesinin gerekmesi,

Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca sair yönleri incelenmeksizin hükmün (BOZULMASINA), 13.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

YURDA KAÇAK EŞYA SOKMAK , SANIĞIN SORGUSU

7. Ceza Dairesi 2008/12528 E., 2010/16843 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

Yurtdışından yolcu olarak gelen sanığın beraberinde 20 kg toz şeker, 10 kg pirinç ve 6 kg kutu çay yakalandığı, sanık kollukta müdafii hazır bulunmak-sızın verdiği ifadesinde, bu eşyayı satacağını beyan etmiş ise de; 5271 sayılı CMK.148/4* maddesi uyarınca yargılama aşamasında sorgusu yapılmayan sanığın bu beyanının tek başına hükme esas alınamayacağı hususu da dikkate alınarak yargılamaya devamla, sanığın sözü edilen eşyayı satmak amacıyla getirdiğini duruşmada da tekrarlanması halinde eylemin ticari mahiyette kabulüyle, dava konusu eşyanın ithali lisansa, şarta veya izne, kısıntıya, standardizasyon kont-rolüne veyahut belli kuruluşların vereceği uygunluk ve yeterlilik belgesine tabi olup olmaması bakımından araştırma yapılarak 4926 sayılı Yasanın 13/3. maddesi kapsamında eşya olduğunun anlaşılması halinde eylemin kaçakçılık suçunu oluşturacağı, aksi halde sadece ticari nitelikte olan eşya suç tarihi itibariyle lehe yasa olan 4926 sayılı Kanunun 13/2. maddesi kapsamında kalacağı ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 24. maddesine göre kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun saptanması durumunda mahkeme tarafından idari yaptırım kararı verileceği,

Sanığın yukarıda açıklanan biçimde duruşmada beyanda bulunmaması halinde, sanıkta yakalanan eşyanın mahiyet ve miktar itibariyle ticari sayıla-mayacağı ve sonradan yürürlüğe girmesine karşın sanığın lehine bulunması nedeniyle 5607 sayılı Yasanın 6. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkralarına göre bir hüküm kurulması gerektiği cihetle yargılamaya devamla toplanan deliller buna göre değerlendirilip, TCK.nun 7. maddesi de göz önünde tutularak sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik soruşturma ile yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmesi,

Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 23.11.2010 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

5607 SAYILI YASAYA MUHALEFET , İDARİ PARA CEZASI

7. Ceza Dairesi 2008/4970 E., 2010/16210 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

Suç tarihinde yürürlükte bulunan 4926 sayılı Yasanın 3. maddesinin f bendinde "Herhangi bir işlem veya amaç için belli şartlarla Türkiye´ye geçici olarak ithal olunan eşyayı her türlü beyanname veya belge düzenlemek suretiyle gümrük bölgesinden çıkarmadığı halde çıkarmış gibi göstermek, belirtilen şekilde geçici olarak ithal olunan eşyayı satmak veya bilerek satın almak" fiili kaçakçılık suçu olarak tanımlanmış ve aynı yasanın 4/f maddesinde de yasanın 3´üncü maddesinin (f) bendindeki fiillerin işlenmesi halinde fail hakkında eşyanın gümrüklenmiş değerinin üç katından az, altı katından fazla olmamak üzere adli para cezasına hükmolunacağı düzenlenmiş olup; 01.03.2004 ve 02.03.2004 günlü gümrük giriş beyannameleriyle geçici ithalini yaptığı eşyalardan bir kısmının dahildesarfedilmesi nedeniyle yurtdışı edilemediklerinden atılı suç oluşmuş ise de; karar tarihinden sonra 31.03.2007 gün ve 26479 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3/9. maddesinde yer alan "Geçici ithalat dahilde işletme ve gümrük kontrolü altında işleme rejimi çerçevesinde ülkeye getirilen eşyayı, gümrük işlemlerini gerçekleştirmeksizin serbest dolaşıma sokan kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir" hükmü uyarınca sanığın eylemine uygulanabilecek müeyyide idari para cezasına dönüştürüldüğü cihetle 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 24. maddesi gereğince Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idari yaptırım kararı verileceği gözetilerek mahkemece bir karar verilmesinin gerekmesi,

Bozmayı gerektirmiş, katılan idare adına hazine vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 25.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

İHTİLASEN ZİMMET

7. Ceza Dairesi 2010/6032 E., 2010/16926 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

Hükmolunan cezanın nevi ve miktarına göre sanık müdafiinin duruşmalı talebinin (REDDİNE),

Tediye fişleri kullanılarak banka parasının zimmete geçirilmesinde fiilin, basit/ihtilasen zimmet suçunu oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmesi bakımından; eylemlerin 4389 ve 5411 sayılı Yasalar zamanında olanları belirlenerek; Mülga 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22/3. maddesinin ikinci cümlesinde nitelikli zimmet suçunun kriteri "...suç, bankayı aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faliyette bulunmak suretiyle işlenirse ..." şeklinde iken 01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160/2. maddesinde basit ve nitelikli zimmet fiillerinin ayrımında "suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi" kriteri kabul edilerek, "bankayı aldatıcılık" unsuru kaldırılmış olup;

A- Tediye fişinde mudiye ait sahte imza benzetilmiş ve aldatıcı ise 4389 sayılı Yasa ve 5411 sayılı Yasada ihtilasen zimmet,

B- Tediye fişinde mudiye ait sahte imza aldatıcı değil kabaca incelemede sahte olduğu anlaşılıyorsa 4389 sayılı Yasa ve 5411 sayılı Yasada basit zimmet, kabaca incelemede sahte olduğu anlaşılamıyor ancak detaylı inceleme (bilirkişi-Grafoloji uzmanı vs.) sonucunda iğfal kabiliyetinin bulunmadığı kanaatine varılabiliyorsa 4389 sayılı Yasada basit zimmet 5411 sayılı Yasada ihtilasen zimmet,

C- Tediye fişine kandırılarak mudi imzası alındıktan sonra kullanılmış ise 4389 sayılı Yasa ve 5411 sayılı Yasada ihtilasen zimmet,

D- Tediye fişinde mudi imzası yok ve boş ise 4389 sayılı Yasa ve 5411 sayılı Yasada basit zimmet,

E- Tediye fişi imha edilmiş veya düzenlenmeden mal edinme gerçekleşmişse 4389 sayılı Yasa ve 5411 sayılı Yasada basit zimmet,

F- Gişe yetkisinin (limitinin) üzerinde olan işlemle mal edinme gerçekleşmişse 4389 sayılı Yasa ve 5411 sayılı Yasada basit zimmet suçu oluşacaktır.

Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında her bir işlem bakımından ayrı ayrı ba-sit/ihtilasen zimmet olup olmadıkları tespit edilmeden ve 11 adet, müşterilere ait imzaları taşıyan ödeme fişleriyle işlenen fiilin Grafoloji uzmanının 10.7.2008 havale tarihli Ek raporunda da belirtildiği üzere mudiler adına atılan imzaların iğfal kabiliyetini haiz bulunduklarından anılan işlemler bakımından ihtilasen zimmet suçunun oluştuğu gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken eylemlerin tamamı basit zimmet kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi,

Yasaya aykırı, sanık müdafii ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün (BOZULMASINA), bozmanın niteliğine göre ve 5271 sayılı CMK.nun 100. maddesinin 3. fıkrası ve bu fıkranın C bendi hükümleri uyarınca tahliye talebinin reddiyle sanığın tutukluluk halinin deva-mına, 6.12.2010 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

GÜMRÜK KAÇAKÇILIĞI ve MÜSADERE

7. Ceza Dairesi 2008/9063 E., 2010/16594 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

Suç tarihi itibariyle hüküm gününde zamanaşımı süresi dolmuş ise de;

Gümrük giriş beyannamelerinde, dava konusu makinelerin 1996 model olarak beyan edilmesine karşın, yapılan soruşturma sırasında makineleri imal eden firmanın yazı cevabına ve 04.10.2005 günlü bilirkişi raporuna göre, makinelerin on yaşından büyük, eski ve kullanılmış olduğu saptanmıştır.

Suç tarihinde yürürlükte bulunan yasal düzenlemeler incelendiğinde;

22.12.1992 gün ve 92/3902 sayılı İthalat Rejim Kararı´nın; 6.maddesi; "Eski, kullanılmış, yenileştirilmiş mallar ile kusurlu, standart dışı, yatık, düşük kaliteli, atık ve artık malların ithali izne tabidir."

16. maddesi; "Tebliğ ile fiili ithal tarihi itibariyle 5 yaşına kadar eski olarak ithaline imkan sağlanan maddelerin, fiili İthal tarihi itibariyle 5 yaşından eski olarak ithalatına da ithalde ödenecek mali mükellefiyetlere ilave olarak ayrıca CİF bedelinin yüzde 25´i oranında Toplu Konut Fonu tahsil edilmek suretiyle gümrük idarelerince izin verilir."

1918 sayılı Yasa´nın ek 7. maddesi; "İthalat ve ihracat rejimi kararlarında veya 1615 sayılı Gümrük Kanunu´nun 19 ve 20. maddelerine göre Bakanlar Kurulu´nca alınan kararlarda lehe değişiklik yapılması veya bu kararların yürürlükten kaldırılması hallerinde; değiştirilen veya kaldırılan kararlara aykırı davranışta bulunmuş olanlar hakkında, failin lehine olan kararlar ve kanun hükümleri tatbik ve infaz olunur" hükümlerini içermektedir.

92/3902 sayılı İthalat Rejim Karan sonraki yıllarda çıkarılan İthalat Rejim Kararlarıyla yürürlükten kaldırılmış, halen yürürlükte bulunan 20.12.1995 gün ve 95/7606 sayılı İthalat Rejim Karan´nın 7 ve 13. maddeleri ile de 92/3902 sayılı karann 6 ve 16. maddelerine paralel´ düzenlemeler getirilmiş iken, 95/7606 sayılı Karardaki Toplu Konut Fonu tahsiline ilişkin 13. madde 2001/3479 sayılı Karar ile yürürlükten kaldırılmıştır.

Açıklanan yasal düzenlemeler karşısında, suç tarihi itibariyle eylem, Toplu Konut Fonu ödememek amacıyla eski ve kullanılmış makineleri, yeni ve kullanılmamış olarak beyan edip yurda ithal etmek şeklinde gerçekleşmesine karşın, ithalde ödenecek mali mükellefiyetlere ilave olarak ayrıca CİF bedelinin yüzde 25´i oranında Toplu Konut Fonu ödeneceğine ilişkin düzenlemenin yürürlükten kaldırılması nedeniyle ek vergi kaybı ortadan kalkmış ve sanığın fiili, ithali izne tabi eşyayı izin almaksızın yurda ithal etme fiiline dönüşmüştür.

Hükümden sonra 31.03.2007 gün ve 26479 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu´nu yürürlükten kaldıran 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu´nun 3/11. madde fıkrası ile "İthali, lisansa, şarta, izne, kısıntıya veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tabi olan eşyayı, aldatıcı işlem ve davranışlarla ithal eden kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir. Eşyanın değersiz, artık veya atık madde olması durumunda, idari para cezası; dökme halinde gelen eşya için ton başına beşbin Türk Lirası, ambalajlı gelmesi halinde kap başına yüz Türk Lirası olarak hesaplanır." hükmü getirilmiştir.

Belirtilen nedenlerle;

5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu´nun 3/11. madde fıkrası uyarınca, sanığa atılı ve sübut bulan eylemin kabahate dönüştüğü ve kabahatlerde müsaderenin söz konusu olmadığı gözetilerek, 5607 sayılı Kanun´un 14. maddesi ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 3 ve 18. maddeleri de dikkate alınıp, dava konusu eşyaların mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, katılan kurum vekilinin ve sanıklar Naim ve Seyfittin müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), ancak bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CMUK´nın 322. maddesi uyarınca, dava konusu zaptolunan yedi adet makinenin 5607 sayılı Yasa´nın 14. maddesi uyarınca, mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilmek suretiyle hükmün (DÜZELTİLEREK ONANMASINA), 07.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

YURDA KAÇAK EŞYA SOKMAK , SANIĞIN SORGUSU

7. Ceza Dairesi 2008/12528 E., 2010/16843 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

Yurtdışından yolcu olarak gelen sanığın beraberinde 20 kg toz şeker, 10 kg pirinç ve 6 kg kutu çay yakalandığı, sanık kollukta müdafii hazır bulunmak-sızın verdiği ifadesinde, bu eşyayı satacağını beyan etmiş ise de; 5271 sayılı CMK.148/4* maddesi uyarınca yargılama aşamasında sorgusu yapılmayan sanığın bu beyanının tek başına hükme esas alınamayacağı hususu da dikkate alınarak yargılamaya devamla, sanığın sözü edilen eşyayı satmak amacıyla getirdiğini duruşmada da tekrarlanması halinde eylemin ticari mahiyette kabulüyle, dava konusu eşyanın ithali lisansa, şarta veya izne, kısıntıya, standardizasyon kont-rolüne veyahut belli kuruluşların vereceği uygunluk ve yeterlilik belgesine tabi olup olmaması bakımından araştırma yapılarak 4926 sayılı Yasanın 13/3. maddesi kapsamında eşya olduğunun anlaşılması halinde eylemin kaçakçılık suçunu oluşturacağı, aksi halde sadece ticari nitelikte olan eşya suç tarihi itibariyle lehe yasa olan 4926 sayılı Kanunun 13/2. maddesi kapsamında kalacağı ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 24. maddesine göre kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun saptanması durumunda mahkeme tarafından idari yaptırım kararı verileceği,

Sanığın yukarıda açıklanan biçimde duruşmada beyanda bulunmaması halinde, sanıkta yakalanan eşyanın mahiyet ve miktar itibariyle ticari sayıla-mayacağı ve sonradan yürürlüğe girmesine karşın sanığın lehine bulunması nedeniyle 5607 sayılı Yasanın 6. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkralarına göre bir hüküm kurulması gerektiği cihetle yargılamaya devamla toplanan deliller buna göre değerlendirilip, TCK.nun 7. maddesi de göz önünde tutularak sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik soruşturma ile yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmesi,

Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 23.11.2010 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

5607 SAYILI YASAYA MUHALEFET , İDARİ PARA CEZASI

7. Ceza Dairesi 2008/4970 E., 2010/16210 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

Suç tarihinde yürürlükte bulunan 4926 sayılı Yasanın 3. maddesinin f bendinde "Herhangi bir işlem veya amaç için belli şartlarla Türkiye´ye geçici olarak ithal olunan eşyayı her türlü beyanname veya belge düzenlemek suretiyle gümrük bölgesinden çıkarmadığı halde çıkarmış gibi göstermek, belirtilen şekilde geçici olarak ithal olunan eşyayı satmak veya bilerek satın almak" fiili kaçakçılık suçu olarak tanımlanmış ve aynı yasanın 4/f maddesinde de yasanın 3´üncü maddesinin (f) bendindeki fiillerin işlenmesi halinde fail hakkında eşyanın gümrüklenmiş değerinin üç katından az, altı katından fazla olmamak üzere adli para cezasına hükmolunacağı düzenlenmiş olup; 01.03.2004 ve 02.03.2004 günlü gümrük giriş beyannameleriyle geçici ithalini yaptığı eşyalardan bir kısmının dahildesarfedilmesi nedeniyle yurtdışı edilemediklerinden atılı suç oluşmuş ise de; karar tarihinden sonra 31.03.2007 gün ve 26479 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3/9. maddesinde yer alan "Geçici ithalat dahilde işletme ve gümrük kontrolü altında işleme rejimi çerçevesinde ülkeye getirilen eşyayı, gümrük işlemlerini gerçekleştirmeksizin serbest dolaşıma sokan kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir" hükmü uyarınca sanığın eylemine uygulanabilecek müeyyide idari para cezasına dönüştürüldüğü cihetle 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 24. maddesi gereğince Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idari yaptırım kararı verileceği gözetilerek mahkemece bir karar verilmesinin gerekmesi,

Bozmayı gerektirmiş, katılan idare adına hazine vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 25.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

İHTİLASEN ZİMMET

7. Ceza Dairesi 2010/6032 E., 2010/16926 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

Hükmolunan cezanın nevi ve miktarına göre sanık müdafiinin duruşmalı talebinin (REDDİNE),

Tediye fişleri kullanılarak banka parasının zimmete geçirilmesinde fiilin, basit/ihtilasen zimmet suçunu oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmesi bakımından; eylemlerin 4389 ve 5411 sayılı Yasalar zamanında olanları belirlenerek; Mülga 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22/3. maddesinin ikinci cümlesinde nitelikli zimmet suçunun kriteri "...suç, bankayı aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faliyette bulunmak suretiyle işlenirse ..." şeklinde iken 01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160/2. maddesinde basit ve nitelikli zimmet fiillerinin ayrımında "suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi" kriteri kabul edilerek, "bankayı aldatıcılık" unsuru kaldırılmış olup;

A- Tediye fişinde mudiye ait sahte imza benzetilmiş ve aldatıcı ise 4389 sayılı Yasa ve 5411 sayılı Yasada ihtilasen zimmet,

B- Tediye fişinde mudiye ait sahte imza aldatıcı değil kabaca incelemede sahte olduğu anlaşılıyorsa 4389 sayılı Yasa ve 5411 sayılı Yasada basit zimmet, kabaca incelemede sahte olduğu anlaşılamıyor ancak detaylı inceleme (bilirkişi-Grafoloji uzmanı vs.) sonucunda iğfal kabiliyetinin bulunmadığı kanaatine varılabiliyorsa 4389 sayılı Yasada basit zimmet 5411 sayılı Yasada ihtilasen zimmet,

C- Tediye fişine kandırılarak mudi imzası alındıktan sonra kullanılmış ise 4389 sayılı Yasa ve 5411 sayılı Yasada ihtilasen zimmet,

D- Tediye fişinde mudi imzası yok ve boş ise 4389 sayılı Yasa ve 5411 sayılı Yasada basit zimmet,

E- Tediye fişi imha edilmiş veya düzenlenmeden mal edinme gerçekleşmişse 4389 sayılı Yasa ve 5411 sayılı Yasada basit zimmet,

F- Gişe yetkisinin (limitinin) üzerinde olan işlemle mal edinme gerçekleşmişse 4389 sayılı Yasa ve 5411 sayılı Yasada basit zimmet suçu oluşacaktır.

Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında her bir işlem bakımından ayrı ayrı ba-sit/ihtilasen zimmet olup olmadıkları tespit edilmeden ve 11 adet, müşterilere ait imzaları taşıyan ödeme fişleriyle işlenen fiilin Grafoloji uzmanının 10.7.2008 havale tarihli Ek raporunda da belirtildiği üzere mudiler adına atılan imzaların iğfal kabiliyetini haiz bulunduklarından anılan işlemler bakımından ihtilasen zimmet suçunun oluştuğu gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken eylemlerin tamamı basit zimmet kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi,

Yasaya aykırı, sanık müdafii ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün (BOZULMASINA), bozmanın niteliğine göre ve 5271 sayılı CMK.nun 100. maddesinin 3. fıkrası ve bu fıkranın C bendi hükümleri uyarınca tahliye talebinin reddiyle sanığın tutukluluk halinin deva-mına, 6.12.2010 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

GÜMRÜK KAÇAKÇILIĞI ve MÜSADERE

7. Ceza Dairesi 2008/9063 E., 2010/16594 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

Suç tarihi itibariyle hüküm gününde zamanaşımı süresi dolmuş ise de;

Gümrük giriş beyannamelerinde, dava konusu makinelerin 1996 model olarak beyan edilmesine karşın, yapılan soruşturma sırasında makineleri imal eden firmanın yazı cevabına ve 04.10.2005 günlü bilirkişi raporuna göre, makinelerin on yaşından büyük, eski ve kullanılmış olduğu saptanmıştır.

Suç tarihinde yürürlükte bulunan yasal düzenlemeler incelendiğinde;

22.12.1992 gün ve 92/3902 sayılı İthalat Rejim Kararı´nın; 6.maddesi; "Eski, kullanılmış, yenileştirilmiş mallar ile kusurlu, standart dışı, yatık, düşük kaliteli, atık ve artık malların ithali izne tabidir."

16. maddesi; "Tebliğ ile fiili ithal tarihi itibariyle 5 yaşına kadar eski olarak ithaline imkan sağlanan maddelerin, fiili İthal tarihi itibariyle 5 yaşından eski olarak ithalatına da ithalde ödenecek mali mükellefiyetlere ilave olarak ayrıca CİF bedelinin yüzde 25´i oranında Toplu Konut Fonu tahsil edilmek suretiyle gümrük idarelerince izin verilir."

1918 sayılı Yasa´nın ek 7. maddesi; "İthalat ve ihracat rejimi kararlarında veya 1615 sayılı Gümrük Kanunu´nun 19 ve 20. maddelerine göre Bakanlar Kurulu´nca alınan kararlarda lehe değişiklik yapılması veya bu kararların yürürlükten kaldırılması hallerinde; değiştirilen veya kaldırılan kararlara aykırı davranışta bulunmuş olanlar hakkında, failin lehine olan kararlar ve kanun hükümleri tatbik ve infaz olunur" hükümlerini içermektedir.

92/3902 sayılı İthalat Rejim Karan sonraki yıllarda çıkarılan İthalat Rejim Kararlarıyla yürürlükten kaldırılmış, halen yürürlükte bulunan 20.12.1995 gün ve 95/7606 sayılı İthalat Rejim Karan´nın 7 ve 13. maddeleri ile de 92/3902 sayılı karann 6 ve 16. maddelerine paralel´ düzenlemeler getirilmiş iken, 95/7606 sayılı Karardaki Toplu Konut Fonu tahsiline ilişkin 13. madde 2001/3479 sayılı Karar ile yürürlükten kaldırılmıştır.

Açıklanan yasal düzenlemeler karşısında, suç tarihi itibariyle eylem, Toplu Konut Fonu ödememek amacıyla eski ve kullanılmış makineleri, yeni ve kullanılmamış olarak beyan edip yurda ithal etmek şeklinde gerçekleşmesine karşın, ithalde ödenecek mali mükellefiyetlere ilave olarak ayrıca CİF bedelinin yüzde 25´i oranında Toplu Konut Fonu ödeneceğine ilişkin düzenlemenin yürürlükten kaldırılması nedeniyle ek vergi kaybı ortadan kalkmış ve sanığın fiili, ithali izne tabi eşyayı izin almaksızın yurda ithal etme fiiline dönüşmüştür.

Hükümden sonra 31.03.2007 gün ve 26479 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu´nu yürürlükten kaldıran 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu´nun 3/11. madde fıkrası ile "İthali, lisansa, şarta, izne, kısıntıya veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tabi olan eşyayı, aldatıcı işlem ve davranışlarla ithal eden kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir. Eşyanın değersiz, artık veya atık madde olması durumunda, idari para cezası; dökme halinde gelen eşya için ton başına beşbin Türk Lirası, ambalajlı gelmesi halinde kap başına yüz Türk Lirası olarak hesaplanır." hükmü getirilmiştir.

Belirtilen nedenlerle;

5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu´nun 3/11. madde fıkrası uyarınca, sanığa atılı ve sübut bulan eylemin kabahate dönüştüğü ve kabahatlerde müsaderenin söz konusu olmadığı gözetilerek, 5607 sayılı Kanun´un 14. maddesi ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 3 ve 18. maddeleri de dikkate alınıp, dava konusu eşyaların mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, katılan kurum vekilinin ve sanıklar Naim ve Seyfittin müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), ancak bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CMUK´nın 322. maddesi uyarınca, dava konusu zaptolunan yedi adet makinenin 5607 sayılı Yasa´nın 14. maddesi uyarınca, mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilmek suretiyle hükmün (DÜZELTİLEREK ONANMASINA), 07.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

BİLİŞİM SİSTEMLERİNİN KULLANILMASI SURETİYLE HIRSIZLIK

7. Ceza Dairesi 2010/8140 E., 2010/16852 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

Cezanın nevi ve miktarına göre katılan vekilinin duruşmalı inceleme talebi yerinde görülmediğinden reddine,

Sanık müdafiinin temyiz itirazları ile katılan vekilinin sair temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine,

Ancak;

1- Bir süre F...bank A... Şube Müdürü olarak görev yaptıktan sonra 31.01.2009 tarihinde görevinden istifa ederek ayrıldığı anlaşılan sanığın, bankada hesapları bulunan S.Sarp ve Ayişe isimli şahısların istemleri olmaksızın, banka çalışanları Pelin ve D.Hatice´yi yönlendirerek onlar adına sistem üzerinden banka kartları ve şifre talep ettirdikten sonra bu banka kartları ve şifreleri eline geçirmek; bilgisayar üzerinden işlem yaparak adı geçen hesap sahiplerinin sisteme tanıtılmış telefon numaraları yerine sisteme kendi telefon numarasını tanıtmak; daha sonra -müfettiş soruşturma raporunda da belirtildiği üzere- kart numarası, kartın son kullanma tarihi, cep telefonu numarası, hesap numarası bilgileri girilmeksizin talep edilmesinin mümkün olmadığı anlaşılan internet bankacılığı şifresini, sözü edilen bilgileri kullanmak suretiyle cep telefonu ile her iki hesap sahibi için ayrı ayrı talep ve temin etmek; 24.04.2007 ile 14.11.2008 tarihleri arasında toplam 35 işlemle, bankadan istifa ederek ayrıldığı 31.01.2009 tarihinden sonra 17.04.2009 ile 02.05.2009 tarihleri arasında ise toplam 3 işlemle internet bankacılığını kullanmak suretiyle S.Sarp´a ait 5 değişik hesaptan Ayişe´ye ait 2 değişik hesaba toplam 480.657 TL ve 275.000 EURO havale yapmak; yine internet bankacılığını kullanmak suretiyle 28.08.2007 tarihinde S.Sarp´a ait hesaptan 3.900 EURO ve 13.600 EURO olmak üzere toplam 17.500 EURO´yu Leyla ve Seyfi isimli şahısların hesaplarına transfer etmek; 25.04.2007-04.05.2009 tarihleri arasında ise, toplam 829 işlemle Ayişe´nin hesabına havale ettiği paraları banka kartı ile F...bank ve diğer bankalara ait ATM cihazlarından çekmek şeklindeki eylemin 24.04.2007 ile 14.11.2008 tarihleri arasındaki döneme tekabül eden kısmının "zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yö-nelik hileli davranışlarla işlenmiş olması" da dikkate alınarak 5411 sayılı Yasa´nın 160/2. maddesinde düzenlenen zincirleme olarak nitelikli zimmet suçunu; 17.04.2009 ila 02.05.2009 tarihleri arasındaki döneme tekabül eden kısmının ise, TCK´nın 142/2-e maddesinde düzenlenen zincirleme olarak bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, isabetsiz şekilde eylemin tamamının 5411 sayılı Yasa´nın 160/1. maddesinde düzenlenen zincirleme olarak basit zimmet suçu kapsamında kaldığı gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmesi,

Kabule göre de;

2- Sanığın cezasından zincirleme suç nedeni ile artırım yapılırken, yasa maddesi olarak TCK´nın 43/1. maddesi yerine 5411 sayılı Yasa´nın 160/1. maddesinin yazılması,

3- Döviz cinsinden zimmet yönünden bankanın zararı belirlenirken, her bir mal edinme tarihindeki TCMB´nin belirlediği efektif satış kuru esas alınarak hesaplama yapılması gerekirken, son eylem tarihindeki efektif satış kuru dikkate alınarak hesaplama yapılması,

4- Karar tarihi itibariyle yeni Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi yürürlükte olduğu halde önceki yıl tarifesi esas alınarak nispi ve maktu vekalet ücreti takdir edilmesi,

Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 13.12.2010 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

KARA PARA AKLAMA

7. Ceza Dairesi 2009/15629 E., 2010/17189 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

I- Katılanlar vekillerinin sanık Şeyma´ya yönelik temyizlerine göre yapılan incelemede;

Sanığın sorgusu 26.03.2003 tarihinde yapıldığından tebliğnamedeki zamanaşımı düşüncesine iştirak edilmemiştir.

Yapılan duruşmaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, gösterilen gerekçeye ve takdire göre, katılanlar vekillerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, sanığın beraatine ilişkin hükmün (ONANMASINA),

II- Katılanlar vekillerinin sanıklar Erkan, Buket, Tufan, Topçu, Cabbar, Solmaz, Yılmaz, Ali, Gülsen, Yaşar, Satılmış ve Günal´a yönelen temyizlerine

gelince;

Zamanaşımını kesen son işlem olan, sanıklar Erkan, Tufan, Topçu ve Solmaz´ın sorgularının yapıldığı 25.01.2000, Cabbar´ın sorgusunun yapıldığı 12.04.2000 ve Yılmaz´ın sorgusunun yapıldığı 31.05.2000 tarihleri itibariyle hüküm tarihinde, 5237 sayılı TCK.nun 66/1-e maddesinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolmuş bulunduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırı ve zamanaşımını kesen son işlem olan, sanıklar Gülsen, Buket ve Günal´ın sorgularının yapıldığı 08.08.2002, Ali, Yaşar ve Satılmış´ın sorgularının yapıldığı 06.09.2002 tarihleri itibariyle temyiz inceleme gününde, 5237 sayılı TCK.nun 66/1-e maddesinde öngörülen zamanaşımı süresi dolduğundan hükmün istem gibi (BOZULMASINA), anılan madde uyarınca sanıklar hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle (ORTADAN KALDIRIL-MASINA),

III- Sanık Cihan, sanık Tuncay ve müdafiinin temyizleri ile, katılanlar vekillerinin bu sanıklara yönelen temyizleri, Yaşar, Songül, Erkan, Tufan, Topçu, Solmaz, Cabbar, Yılmaz, Rüyam, Kader, Zeynep, Merve, Zehra, C... Ltd. Şti. ve A... A.Ş. vekillerinin de malen sorumlu sıfatıyla temyizlerine göre ve hükmölunan cezanın niteliği ve miktarına göre sanık Tuncay müdafiinin duruşma isteğinin reddine karar verilerek yapılan incelemede;

1- Tüm dosya kapsamına göre, sanıklardan Tuncay tarafından temsil edilen K... Ltd. Şti.nin sanık Cihan´ın da katılımıyla Hindistan Devletine ait NFL firmasının açtığı ihaleye katılarak, Hindistan İnterpolünün yazısına göre dolandırıcılık, rüşvet verme ve evrakta sahtecilik suçlarının işlenmesi suretiyle ihaleyi kazanması sonucu sözleşme bedelinin 29.11.1995 tarihinde İsviçre´deki sanıklara ait banka hesaplarına transfer edildiği, bu hesaplardan da 30.11.1995-01.08.1997 tarihleri arasında muhtelif ülkeler ve Türkiye´deki banka hesaplarına transferler yapıldığı ve bu tarihler ile sonrasında paranın çeşitli işlemlere tabi tutulduğu anlaşılmış olup, öncelikle bu eylemlerin 4208 sayılı Yasa kapsamında karapara aklama suçunu oluşturup oluşturmayacağının irdelenmesi gerekmektedir.

4208 sayılı Yasa uyarınca karapara aklama suçunun oluşabilmesi için, anılan yasanın 2/a madde fıkrasında sayılan ve öncül suç olarak nitelendirilen fillerin işlenmesi suretiyle elde edilen paranın, elde edenlerce meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi, bu yolla elde edildiği bilinen karaparanın başkalarınca iktisap edilmesi, bulundurulması, elde edenlerce veya başkaları tarafından kullanılması, kaynak veya niteliğinin veya zilyet ya da malikinin değiştirilmesi, gizlenmesi veya sınır ötesi harekete tabi tutulması veya bu hareketin gizlenmesi, yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla kaynağının veya yerinin değiştirilmesi veya transfer yoluyla aklanması gerekmektedir.

Bu durumda öncül suçların işlenmesi, sonucu elde edilen karapara suçun unsurunu oluşturmaktadır.

Suçtan elde edilen menfaatleri karapara aklama suçunun unsuru olma haline getiren 4208 sayılı Yasadır. 765 sayılı TCK.nun 2. maddesindeki (5237 sayılı TCK.nun 7. maddesi) "işlendiği zamanın kanununa göre cürüm veya kabahat sayılmayan fiilden dolayı kimseye ceza verilemez" hükmü karşısında, 4208 sayılı Yasa geriye yürütülerek öncül suç tanımının bulunmadığı tarihte işlenen fiillere bu nitelikler kazandırılamaz. Bir başka anlatımla atılı suçların 4208 sayılı Yasadan önce işlenmiş olmalan nedeniyle bu suçlar öncül suç olarak tanımlanamayacağından elde edilen paranın karapara olarak nitelendirilmesi olanaklı bulunmamaktadır.

4208 sayılı Yasa kapsamında aklama suçunun unsurunu oluşturan karapara ancak bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra öncül suçların işlenmesi halinde bu niteliği taşıyacaktır.

İşlendiği öne sürülen suçlardan elde edilen para 29.11.1995 tarihinde sanıkların banka hesaplarına yatırılmış, 4208 sayılı Yasa ise bu suçların tamamlanmasından sonra 19.11.1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Açıklanan nedenlerle;

Sanıklara atılı karapara aklama suçunun ve mahkemece sanıklar lehine olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK.nun 282. maddesindeki suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması.

2- Kabule göre de;

Sanıkların işlediği öne sürülen ve öncül suç oldukları kabul edilen fiiller nedeniyle Hindistan´da açılmış ceza davası bulunduğu anlaşılmaktadır.

Karapara aklama suçundan açılan kamu davasında, unsur olan öncül suçun işlenip işlenmediğinin bu suç yönünden yargılama faaliyetinde bulunmayan hakim tarafından çözümü yani nisbi muhakeme ancak öncül suçun yargılama yapılarak kanıtlanmasına olanak bulunmayan sanığın ölümü, zamanaşımı, kamu davasının açılmaması ve benzeri hallerle sınırlıdır.

Sanıklar hakkında Hindistan´da açılmış ceza davası bulunduğuna göre, öncül suç konusunda yargılama yetkisine sahip mahkeme ile bu suçun işlenip işlenmediğini nisbi muhakeme yoluyla belirleyecek mahkemenin farklı sonuçlara ulaşabileceği de gözetilerek, Hindistan´daki yargılama sonucunda verilmiş ve kesinleşmiş bir karar varsa getirtilip incelenerek sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerekirken, eksik soruşturma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, sanık Cihan, sanık Tuncay ve müdafiinin temyizleri ile, katılanlar vekillerinin bu sanıklara yönelen temyizleri, Yaşar, Songül, Erkan, Tufan, Topçu, Solmaz, Cabbar, Yılmaz, Rüyam, Kader, Zeynep, Merve, Zehra, C... Ltd. Şti. ve A... A.Ş. vekillerinin de malen sorumlu sıfatıyla temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca hükmün istem gibi (BOZULMASINA), 29.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

PETROL PİYASASI KANUNUNA AYKIRILIK

7. Ceza Dairesi 2010/14596 E., 2011/669 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

Dosyadaki evrak ve belgelerden sanık hakkında 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun ek 5/1. maddesine muhalefet suçundan açılan kamu davasına Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun ve gümrük idaresinin müdahil olarak katılma talebinde bulundukları, mahkemece de her iki kurumunda ayrı ayrı müdahilliklerine karar verildiği anlaşılmıştır.

Sanığın sahibi ve yetkilisi olduğu akaryakıt istasyonunda, ulusal marker değerlerine uymayan marker seviyesi geçersiz akaryakıtı satmak şeklinde tanımlanan eylemi 5015 sayılı Yasa kapsamında olup, bu suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen müşteki gümrük idaresi vekilinin davaya katılma talebinin kabul edilmiş olması hükmü temyize hak vermeyeceğinden, müşteki gümrük idaresi vekilinin temyiz inceleme İsteğinin CMUK 317. maddesi uyarınca (REDDİNE), 24.01.2011 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

GEREKÇE YETERSİZLİĞİ , HAGB , TAKDİRİ İNDİRİM

7. Ceza Dairesi 2008/17189 E., 2011/2141 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

Sanığın yargılama sürecindeki davranışları olumlu görülerek 5237 sayılı Yasa´nın 62. maddesine göre indirim yapıldığı halde, sanığın duruşmadaki davranışları olumsuz nitelendirilip CMK´nın 231. maddesinin uygulanmaması suretiyle çelişki yaratılması ve suçun niteliği gereği 5271 sayılı CMK´nın 231/6-c maddesinde düzenlenen "suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşulunun aranmayacağı gözetilmeksizin sanık hakkında kamu üzerinde meydana gelen bozulmaya ilişkin zararı tazmin edemeyeceği biçimindeki yasal olmayan gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanmaması,

Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 16.02.2011 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

5411 SAYILI KANUNA MUHALEFET , ZİMMET

7. Ceza Dairesi 2010/12041 E., 2011/2181 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

08.02.2008 tarihinde vezneden aldığı paralarla habersizce ayrılıp bir daha dönmemesi üzerine yapılan inceleme ve soruşturma sonucunda sanığın S... ve Ş... şubelerinde TEDAŞ, BOTAŞ ve TEİAŞ hesaplarından zimmete konu eylemleri gerçekleştirdiğinin tespit edilmesi üzerine her iki şubedeki eylemleri nedeniyle aynı mahkemede iki ayrı dava açılmış ise de,

Yargıtay CGK´nın 20.04.1999 gün ve 1999/61-74 sayılı Kararında belirtildiği gibi aynı suç işleme kararının varlığı, olaysal olarak suçun istenmesindeki özellikler, suçun İşleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlal edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm Özellikleri değerlendirilerek belirlenecektir. Önceki ve sonraki eylemler arasında sübjektif bir bağlantı, aynı suç işleme kararı bulunduğunu gösterir.

Sanığın 2006-2008 yılları arasında aynı bankanın iki ayrı şubesinde görevli iken gerçekleştirdiği eylemlerinin en sonuncusu 08.02.2008 tarihli olup, her iki davaya ait iddianamelerin de bu tarihten sonra düzenlendiği ve böylece dava konusu eylemler arasında hukuki bir kesintinin de söz konusu bulunmadığı, eylemlerinin zincirleme biçimde zimmet suçunu oluşturabileceği de gözetilerek, her iki dosyanın birleştirilip sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi,

Yasaya aykırı, sanık müdafiinin ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün sair yönleri incelenmeksizin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca istem gibi (BOZULMASINA), 01.03.2011 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

1918 SAYILI KANUNA AYKIRILIK , ZORALIM

7. Ceza Dairesi 2008/2221 E., 2011/2361 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

Suç tarihi itibariyle hüküm gününde zamanaşımı gerçekleşmiş bulunduğundan katılan vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değil ise de, dava konusu eşyanın iadesi yönünden yapılan incelemede;

5237 sayılı TCK´nın 54/3. maddesi "suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebiiir." hükmü öngörülmüş olup, iadesine karar verilen çekiciler suçta kullanılan eşya niteliğinde olmayıp, TCK´nın 54/4. maddesi kapsamında bizzat kendisinin suç oluşturması nedeniyle müsadereye tabi olduğu gözetilerek, sanıklar hakkında soruşturma evresinde aynı eylem nedeniyle sahtecilik suçundan evrak tefrik edilerek Ağır Ceza Mahkemesine dava açıldığına göre öncelikle delillerin birlikte değerlendirilmesi bakımından davaların da birleştirilmesi hususu da düşünülüp ve gerektiğinde dış ticaret konusunda uzman bilirkişilere de inceleme yaptırılarak dava konusu çekicilerin ithalinde sahte belge kullanmak suretiyle gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin, Türkiye´ye ithai edilip edilmediği tespit edilip karar yerinde tartışılarak ulaşılacak sonuca göre dava konusu çekicilerin müsaderesine veya iadesine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve eşyanın niteliğinde hataya düşülerek suçta kullanılan eşya olarak kabul edilmek suretiyle iade kararı verilmesi,

Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün isteme aykırı olarak (BOZULMASINA), 14.03.2011 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

SANIĞIN ASKER OLMASI HALİNDE GÖREVLİ MAHKEME

7. Ceza Dairesi 2008/17857 E., 2011/3339 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargı yerini değiştiren görevsizlik kararlarının temyizi mümkün görülerek yapılan inceleme neticesinde,

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu´nun 9. maddesi "Askeri mahkemeler kanunda aksi yazılı olmadıkça, asker kişilerin askeri otan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" hükmünü içerdiği, 5607 sayılı Yasa´nın 17/2. maddesi ise kaçakçılık suçlarında görevli mahkemeyi adlî yargı bünyesinde olan asliye ceza mahkemesini belirlemesi karşısında sanığa isnat edilen eylemin Askeri Ceza Yasası kapsamında kalmadığı, eylemin askeri suça bağlı olmaması, bu konuda 353 sayılı Yasa´nın 9. maddesinde belirtildiği gibi 5607 sayılı Yasa´da göreve ilişkin hüküm bulunması karşısında yargılamanın devamı yerine yazılı şekiide görevsizlik kararı verilmesi,

Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 04.04.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

PETROL KAÇAKÇILIĞI , GÖREV

7. Ceza Dairesi 2011/4842 E., 2011/6532 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

I- 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu´nun ek 5. maddesi uyarınca açılan kamu davasının niteliğine göre suçtan doğrudan zarar görmeyen Maliye Hazinesi´nin davaya katılmasına karar verilmesi hukuken geçersiz olup, hükmü temyize hak vermeyeceğinden, Maliye Hazinesi adına Hazine vekilinin temyiz İnceleme isteminin 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan CMUK´nın 317. maddesi uyarınca istem gibi REDDİNE,

II- Sanık Beyol müdafiinin temyizi ile, malen sorumlu Adem´in müsaderesine karar verilen nakil aracına yönelik temyizine göre yapılan incelemede;

5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu´nun ek 5. maddesinde kaçakçılığın özel bir türü olarak petrol kaçakçılığı suçu düzenlenmiş, anılan Yasa´nın ek 3. maddesinde ise kaçak petrole ilişkin olarak bu Kanun´da yer almayan hususlarda, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.

Bu düzenleme karşısında söz konusu atfın, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu´nun kaçak petrole uygulanabilecek tüm hükümlerine yönelik olduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.

5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu´nda davaya bakmakla görevli mahkemelerin belirfenmemesi ve yapılan atıf nedeniyle, bu davalara bakacak mahkemelerin görevleri ile ilgili olarak Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu´ndaki düzenlemenin uygulanması gerekmektedir.

Suç ve karar tarihlerinde yürürlükte bulunan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu´nun 17. maddesinin 2. fıkrasında "Bu kanun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar, Adalet Bakanlıgı´nın teklifi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu´nca belirlenen Asliye Ceza Mahke-melerinde görülür. Ancak bu suçlarla bağlantılı olarak resmi belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde, görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemesidir." hükmü bulunmaktadır.

Bu kurala göre kaçakçılık davalarının uzman mahkemelerde görülmesinin amaçlandığı açıktır.

Nitekim 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu´nun 17/2. maddesi uyarınca, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, 24.07.2007 gün ve 346 sayıiı kararı ile; kaçakçılık suçlarına, "yargılama yapacak yerde birden fazla asliye ceza veya ağır ceza mahkemeleri varsa 1 numaralı asliye ceza veya ağır ceza mahkemelerinin bakmasını..." kararlaştırmıştır.

Bu durum karşısında, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu´nun ek 5. maddesi uyarınca açılan kamu davasına bakma görevinin 1 nolu Asliye Ceza Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, duruşmaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasa´ya aykırı, sanık müdafii ve malen sorumlunun temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün sair yönleri incelenmeksizin (BOZULMASINA), 11.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

BİLİRKİŞİ YEMİNİ.

YARGITAY 1. Ceza Dairesi 2007/2585 E. 2007/6003 K. 27.09.2007 Karar Tarihi.

Özet

ADLİ YARGI ADALET KOMİSYONU LİSTESİNDEN SEÇİLEN BİLİRKİŞİLERE, YEMİN ETTİKTEN SONRA GÖREVLENDİRİLDİKLERİNDEN, HER İŞTE YENİDEN YEMİN VERİLMESİNE GEREK YOKTUR.

5271 s. Yasa m. 64

2006/310 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay´ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan, dava evrakı C.Başsavcılığının bozma isteyen 17.03.2007 tarihli tebliğnamesi ile Daireye gönderilmekle, incelenerek gereği görüşüldü:

28.08.2006 tarihli raporu hazırlayan bilirkişinin 03.06.2006 tarihli celsede Adli Yargı Adalet Komisyonu listesinden seçilmiş olduğunun anlaşılmasına, 5271 sayılı CMK´nın 64/5. maddesi uyarınca "listelere kaydedilen bilirkişilerin il adli yargı adalet komisyonlarında yemin ettikten sonra görevlendirildikleri her işte yeniden yemin verilmeyeceğinin" hüküm altına alınmış olmasına göre, bilirkişinin yeminin yaptırılmadığına ilişen tebliğna-medeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezayı azaltıcı sebebin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin yeterli delil toplanmadan hüküm kurulduğuna ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün isteme aykırı olarak (ONANMASINA), 27.09.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

HIRSIZLIK KRİZ GECİREN HASTANIN EŞYASINI ÇALMAK.

Dairesi :6. Ceza Dairesi Karar Tarihi :07.10.2009 Esas No :2008/6995 Karar No :2009/12966

Karar Metni:

BİNDİĞİ DOLMUŞTA EPİLEPSİ KRİZİ GEÇİREN YAKINANA YARDIM ETME BAHANESİYLE HASTANEYE GÖTÜREN SANIĞIN, YAKINANIN BAYILMASINDAN YARARLANIP PARA VE EŞYALARINI ÇALMASI EYLEMİ, 5237 SAYILI YASA´NIN 142/2-A MADDESİNE UYAN SUÇU OLUŞTURUR.

SANIK SUÇA KONU TELEFONU KOVUŞTURMA EVRESİNDE KENDİLİ-ĞİNDEN İADE ETTİĞİNE GÖRE, YAKINANDAN KISMİ GERİ VERMEYE İLİŞKİN RIZASI SORULDUKTAN SONRA SANIĞIN DURUMU BELİRLENMELİDİR.

"İçtihat Metni"

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı,

Ancak;

1- Bindiği dolmuşta, epilepsi krizi geçiren yakınanı, araç şoförüyle birlikte yardım etme bahanesiyle hastaneye götüren sanığın, yakınanın bayılmasından yararlanarak, para ve eşyalarını çalması eyleminin 5237 sayılı TCY´nin 142/2-a maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden aynı maddenin (b) bendiyle uygulama yapılması,

2- Sanığın suça konu telefonu "kovuşturma evresinde" kendiliğinden iade ettiğinin anlaşılması karşısında, yakınandan kısmi geri vermeye rızası bulunup bulunmadığı sorulduktan sonra sonucuna göre sanık hakkında TCY´nin 168/4. maddesi aracılığıyla aynı maddenin 1. fıkrasının uygulama olanağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Özgür savunmanının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak (BOZULMASINA), 07.10.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

KİŞİSEL VERİLERİ KAYDETME,ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2012/17703 E. 2012/18222 K. 11.09.2012 Karar Tarihi.

Dava: Şantaj suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii ve Cumhuriyet Savcısı; kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından sanığın beraatine ilişkin hükümler katılan vekili ve Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Karar: A) Sanık hakkında kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan verilen beraat hükmüne yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;

5237 sayılı TCK´nın 135. maddesinde düzenlenen <Kişisel verilerin kaydedilmesi> suçunun oluşabilmesi için belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, hukuka aykırı olarak kaydedilmesi gerekmekte olup; suçun maddi konusunu oluşturan <kişisel veri> kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı, herkes tarafından bilinmeyen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olmayan, kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerektiği; bir özel hayat görüntüsü ya da sesinin, <kişisel veri> olduğunda kuşku bulunmamakta ise de, kişinin özel hayatına ilişkin görüntüsü ya da sesinin, bilgisi dışında, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip aletle belli bir elektronik, dijital, manyetik yere sabitlenmesi eyleminin, 5237 sayılı TCK´nın 134/1. maddesinin 2. cümlesinde tanımlanan özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, kişinin özel hayatına ilişkin görüntü, fotoğraf ya da sesin, 5237 sayılı TCK´nın 135. maddesi kapsamında kişisel veri olarak kabul edilemeyeceği, iddiaya konu olayda, mağdurenin çıplak vaziyetteki görüntü ve fotoğraflarının kaydedilmesinden ibaret eylemin, <Kişisel verilerin kaydedilmesi> suçunu oluşturmayacağı, çekimin, mağdurenin bilgisi ve rızası kapsamında gerçekleşmesi nedeniyle, özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun da oluşmadığı anlaşıldığından, yapılan yargılama sonucunda, sanığa yüklenen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekili ile C.Savcısının sanığa atılı suçun sabit olduğuna ilişkin ve yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle, 5271 sayılı CMK´nın 223/9. maddesi de nazara alınarak, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA,

B) Sanık hakkında şantaj suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;

Dosya kapsamına göre, mağdure, eşi ve sanığın aynı kurumda çalıştıkları, mağdureyle eşi arasında boşanma davası açıldığı dönemde, sanık ile mağdurenin arkadaşlık yaptıkları bu süreçte mağdurenin çıplak vaziyetteki görüntü ve fotoğraflarını elde eden sanığın, boşanmaktan vazgeçip, resmi nikahlı eşiyle beraber yaşamaya devam eden mağdureye, işyerinden ayrılmaz ve A... ilini terk etmezse, görüntü ve fotoğraflarını içerir kayıtlardan oluşturduğu CD´yi çalıştıkları kurumun genel müdürlüğüne göndereceğini belirtip, <A...´yi terk edin gidin, sizi burada yaşatmam> şeklinde sözler söylemesi şeklinde gelişen olayda, sanığın kendisine veya başkasına yarar sağlamaya yönelik hareket ettiğine dair delil bulunmaması karşısında, 5237 sayılı TCK´nın 107/2. maddesinde tanımlanan şantaj suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, eylemin bu haliyle genel kast ile işlenebilen ve 5237 sayılı TCK´nın 106/1-1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle, sanık hakkında yazılı şekilde şantaj suçundan mahkumiyet kararı verilmesi,

C) Sanık hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan verilen beraat hükmüne yönelik temyiz istemlerinin incelenmesine gelince;

5237 sayılı TCK´nın 136/1. maddesinde düzenlenen <Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme> suçunun oluşabilmesi için, belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi gerekmekte olup, bir özel hayat görüntüsü ya da sesinin kaydedilmesi 5237 sayılı TCK´nın 134/1. maddesinin 2. cümlesinde; özel hayata ilişkin görüntü ya da sesin, taksirle ya da tamamen hukuka uygun elde edilmiş olsa dahi, ilgilisinin bilgisi ve rızası dışında ifşa edilmesi, yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, aleniyet kazandırılması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması 5237 sayılı TCK´nın 134/2. maddesinde suç olarak düzenlenmiştir. Dosya içeriğine göre sanığın, mağdurenin bilgisi dahilinde çıplak vaziyetteki görüntü ve fotoğraflarını kaydedip, elde ettiği kayıtlarla oluşturduğu CD´leri, mağdurenin rızası olmaksızın, değişik zamanlarda farklı kurumlara göndermek fiilinin 5237 sayılı TCK´nın 134/2. maddesi kapsamında değerlendirilmesi yerine yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle, sanık hakkında beraat kararı verilmesi,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafii, katılan vekili ve C.Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, şantaj ve verileri hukuka aykırı olarak verme ve ele geçirme suçlarından verilen hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun´un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK´nın 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 11.09.2012 tarihinde hükmün B bendi yönünden oyçokluğu ile diğerleri yönünden oybirliğiyle karar verildi.

KARŞI OY

Müştekinin D... Bölge Müdürlüğünde sekreter olarak çalıştığı ve aynı kurumda işçi olarak çalışan şüpheli ile gönül ilişkisine girdiği ve bu gönül ilişkisi nedeniyle kendisi ile sık sık görüştüğü ve bu görüşmeler sırasında şüphelinin kendisinin çıplak görüntülerini kendisinin haberi olmadan CD´ye çektiği, daha sonra müştekinin bu gönül ilişkisini bitirmek istediğini şüpheliye söylemesi üzerine şüphelinin elinde bulunan bu CD´leri kendisi ile gönül ilişkisine devam etmediği takdirde internete ve çeşitli kurumlara göndereceğini iddia ederek şantaj yaptığı ve daha sonra bu görüntüleri çeşitli kurumlara gönderdiği böylece şüphelinin üzerine atılı hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek, şantaj, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak suçlarından TCK´nın 135/1, 136/1 ve 107. maddeleri gereğince cezalandırılması talebiyle sanık hakkında kamu davası açılmıştır.

Yapılan yargılama sonunda sanık hakkında kişisel verilerin kaydedilmesi ve verilerin hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından beraat, şantaj suçundan ise mahkumiyet hükmü kurulmuştur. Kararın sanık müdafii, katılan vekili ve mahalli Cumhuriyet Savcısının temyizi üzerine Dairemizce kişisel verilerin kaydedilmesi suçundan beraatin onanmasına, kişisel verilerin verme veya ele geçirme olarak adlandırılan mağdurenin çıplak vaziyetteki görüntülerini yayma olarak adlandırılan eylemin özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğu ve şantaj suçunun oluşmayıp eylemin tehdit olarak adlandırılabileceği gerekçesiyle bozma kararı vermiştir.

Biz aşağıdaki gerekçelerle olayda şantaj suçunun oluştuğunu düşündüğümüzden sayın çoğunluğun bu yöndeki görüşüne katılmıyoruz.

1- Katılanın eşi ile boşanma davası olduğu dönemde sanık ile beraber oldukları, katılanın rızası ile çekilen çıplak görüntülerini, katılanın boşanma davası olan eşi ile tekrar barışması üzerine sanığın elindeki çıplak video görüntüleri yayınlayacağı ve A... ilini terk etmesi şeklinde gelişen olayda katılan Cumhuriyet Savcısına verdiği 18.10.2007 tarihli ifadede <Eşimle boşanma davası açmıştık, bu zaman zarfında içine düştüğüm bunalım nedeniyle yine aynı yerde çalışan işçi sanık ile aramızda gönül ilişkisi doğdu ve kendisiyle görüşmeye başladık. Bu görüşmelerimiz sırasında özel görüntülerimi çekmesine izin verdim. Aradan zaman geçtikten sonra ben resmi nikahlı eşimle aramızdaki problemi hallettim ve kendisiyle tekrar beraber yaşamaya başladım. Sanık benim eşimle beraber yaşamama razı olmadı. Bu nedenle sürekli olarak beni arayarak A... ilini terk edin, sizi burada yaşatmam gibi sözlerle rahatsız etmeye başladı. Elinde benim çıplak görüntülerim olduğunu, A... ilini terk etmediğimiz takdirde gerekirse görüntüleri internet yoluyla yayınlayacağını ve ayrıca çalışmış olduğum genel müdürlüğe kadar göndereceğini> belirtmiştir.

2- Katılanın beyanı ve iddianamedeki vasıflandırmaya göre sanığın eylemi TCK´nın 107. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen <Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması> suçu kapsamındadır.

Sanığın amacı kendisiyle daha önce beraber olan katılanın eşiyle tekrar barışıp kendisini terk etmesi üzerine, kendisiyle beraber olmayı sağlamaya yönelik amaçla yapılmış şantajdır. Yoksa sekreter olan katılanı hükümlü kadrosundan işçi olarak çalışan sanığın tehdit etmesi için hiçbir sebep yoktur. Eğer tersi olmuş olsaydı yani katılan sanığın A... ilini terk etmesini isteseydi o zaman tehdit suçu oluşabilirdi.

3- TCK´nın 107/2. maddesi TCK´nın ilk halinde mevcut değildi. 29.06.2005 tarih ve 5377 sayılı Kanunla eklenmiştir. Nitekim bu eklemenin gerekçesi olarak da <Kişinin yarar sağlamak maksadıyla bir başkasının şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususları açıklayacağı veya isnat edeceği tehdidinde bulunması halinin tehdit suçuna ilişkin <sair kötülük> kapsamında değerlendirilmesinin daha az cezayı gerektireceği eleştirisi karşısında, madde metnine söz konusu fıkra eklenmiştir.> açıklaması vardır.

4- Kabule göre de;

<Suçun işleniş biçimi, sanığın amacı, sosyal durumu, geçmişteki kişiliği ve fiilden sonraki davranışları nazara alınarak> gerekçe belirtilmesine rağmen ve hükümlü kadrosundan kamu kurumunda çalışan ve birçok sabıkası bulunan sanık hakkında Suçun işleniş biçimi, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ve sanığın kastının ağırlığı nazara alınarak sanık hakkında temel cezanın alt sınırdan aşılarak tayin edilmesi gerekirken temel cezanın asgari hadden verilmesi.

Tüm açıkladığımız bu nedenlerden dolayı sanığın şantaj suçunu işlediğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun bu konuda bozma düşüncelerine katılmıyoruz


 

YOL TUTUKLAMASI,MAKUL SÜRENİN AŞILMASI,TAZMİNAT- YOL TUTUKLAMASI KARARI -EN KISA SÜREDE HAKİM KARŞISINA ÇIKARILMAMA NEDENİYLE TAZMİNAT -  YOL TUTUKLAMASI KARARI ( Cezaevinden Firara Eksik Teşebbüs Nedeniyle Hakkında Yol Tutuklamasına Karar Verilen Sanığın 12 Gün Sonra Hakim Karşısına Çıkarıldığı/Tahliyesine Karar Verildiği - Makul Sürenin Dahi Aşıldığı/Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Talebinin Kabul Edileceği ) - UYAP ÜZERİNDEN GÖRÜNTÜLÜ SORGU YAPILMASI ( Cezaevinden Firara Eksik Teşebbüs Nedeniyle Hakkında Yol Tutuklamasına Karar Verilen Sanığın 12 Gün Sonra Hakim Karşısına Çıkarıldığı/Tahliyesine Karar Verildiği - Görüntülü Sorgusunun Yapılması Yerine Tutulmasının Hukuka Aykırı Olduğu ) - EN KISA SÜREDE HAKİM KARŞISINA ÇIKARILMAMA NEDENİYLE TAZMİNAT ( Davacı Sanığın Yakalanmasına Karar Verilen Mahkeme İle Yakalandığı Emniyet Müdürlüğü Arasında 1 Saat Mesafe Olduğu - 12 Gün Sonra Hakim Karşısına Çıkarılmasının Hukuka Aykırı Olduğu ) - HAKKINDA YOL TUTUKLAMASINA KARAR VERİLEN SANIĞIN 12 GÜN SONRA HAKİM KARŞISINA ÇIKARILMASI ( Cezaevinden Firara Eksik Teşebbüs Nedeniyle/Tahliyesine Karar Verildiği - Uyap Üzerinden Görüntülü Sorgusunun Yapılması Yerine Tutulmasının Hukuka Aykırı Olduğu ) -  SANIĞIN YAKALANMASINA KARAR VERİLEN MAHKEME İLE YAKALANDIĞI EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ ARASINDA 1 SAAT MESAFE OLMASI ( Sanığın 12 Gün Sonra Hakim Karşısına Çıkarıldığı - Makul Sürenin Dahi Aşıldığı/Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Talebinin Kabul Edileceği )-  CEZAEVİNDEN FİRARA EKSİK TEŞEBBÜS ( Nedeniyle Hakkında Yol Tutuklamasına Karar Verilen Sanığın 12 Gün Sonra Hakim Karşısına Çıkarıldığı/Tahliyesine Karar Verildiği - Makul Sürenin Dahi Aşıldığı/Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Talebinin Kabulü Gereği ) -  KORUMA TEDBİRİ NEDENİYLE TAZMİNAT ( Cezaevinden Firara Eksik Teşebbüs Nedeniyle Hakkında Yol Tutuklamasına Karar Verilen Sanığın 12 Gün Sonra Hakim Karşısına Çıkarıldığı/Tahliyesine Karar Verildiği - Makul Sürenin Dahi Aşıldığı/Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Talebinin Kabul Edileceği )-  SORGUNUN UYAP ÜZERİNDEN YAPILMASI SEÇENEĞİ ( Cezaevinden Firara Eksik Teşebbüs Nedeniyle Hakkında Yol Tutuklamasına Karar Verilen Sanığın 12 Gün Sonra Hakim Karşısına Çıkarıldığı/Tahliyesine Karar Verildiği - Görüntülü Sorgusunun Yapılması Yerine Tutulmasının Hukuka Aykırı Olduğu ) -  MAKUL SÜRE ( Cezaevinden Firara Eksik Teşebbüs Nedeniyle Hakkında Yol Tutuklamasına Karar Verilen Sanığın 12 Gün Sonra Hakim Karşısına Çıkarıldığı/Tahliyesine Karar Verildiği - Makul Sürenin Dahi Aşıldığı/Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Talebinin Kabul Edileceği ) 2709/m. 19 5271/m. 94, 100, 141, 142 765/m.299 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi/m. 5/3

Yargıtay Ceza Daire:12 Tarih:2012 Esas No:2011/20114 Karar No:2012/12183

İlgili Maddeler: 2709/m. 19 5271/m. 94, 100, 141, 142 765/m.299 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi/m. 5/3

ÖZET : En kısa sürede hâkim huzuruna çıkarılmaması nedeniyle tazminat davasında; davacı hakkında cezaevinden firara eksik teşebbüs suçundan Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, hakkında yakalama müzekkeresi düzenlendiği anlaşılmaktadır. Sanığın ( yol tutuklaması ) tutuklanmasına, hakkında tutuklama müzekkeresi düzenlenmesine ve Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla tutuklandığının yakınlarına bildirilmesine karar verilmiştir. Daha sonra tutuklama müzekkeresine istinaden sanık cezaevine konulmuş, bu tarihten 12 gün sonra hakim önüne çıkarılmış, hakkında tutuklanmasına yer olmadığına ve sanığın tahliyesine karar verilmiştir. Sanığın yakalanmasına karar verilen yer mahkemesi ile yakalandığı İlçe Emniyet Müdürlüğü arasında 1 saatlik mesafe bulunmaktadır. Yasal düzenlemeler ve yasadaki emredici hükümlere rağmen gerektirici hiçbir neden bulunmamasına karşın sanık 12 gün cezaevinde tutulmuştur, bu 12 günlük süreyi bırakınız en kısa süre olarak, makul süre olarak dahi kabule imkan bulunmamaktadır. Sanığın yargının yaygın olarak kullandığı Ulusal Yargı Ağı üzerinden de görüntülü olarak sorgusu yapılabilir, yargılamayı yapan ceza mahkemesince tutuklanır veya serbest bırakılabilirdi. Tüm bu nedenlerle makul bir tazminata hükmedilmesi yerine, derdest davalarda koruma tedbirleri nedeniyle tazminat isteminde bulunulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi hukuka aykırıdır.

DAVA : Davacının tazminat talebinin reddine ilişkin hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı en kısa sürede hâkim huzuruna çıkarılmaması nedeniyle 5271 sayılı CMK´nın 141 vd. maddeleri uyarınca 2.000 TL. tazminatın, davalı hazineden tahsilini talep etmiş, yargılama yapan İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesince, tazminat istemine konu ceza davasının derdest olup, henüz sonuçlanmadığı, tutuklulukta geçirdiği sürelerin TCK´nın 63. maddesi uyarınca cezasından mahsubunun söz konusu olabileceği, derdest davalarda koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası açılamayacağı gerekçeleriyle, tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Mahkemece, henüz dava açma koşullarının oluşmadığı dolayısıyla derdest davalarda, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası açılamayacağı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiş bulunduğundan, öncelikle derdest davalarda, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası açılıp açılmayacağı konusu değerlendirilmiştir. 5271 sayılı CMK´nm tazminat istemenin koşullan başlığını taşıyan 142. maddesinde; "Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde" bulunulabileceği hükme bağlanmış, 466 sayılı Kanun´un 2. maddesinde ise; "zarar veren işlemlerin yapılmasına esas olan iddialar sebebiyle haklarında açılan davalar sonunda verilen kararların kesinleştiği veya bu iddiaların mercilerince karara bağlandığı tarihten itibaren üç ay içinde," uğranılan zararın tazmininin istenebileceği belirtilmiştir. 466 sayılı Kanundaki bu düzenleme nedeniyle, tazminat istemine konu davaların esasıyla ilgili verilen kararların kesinleşmesi veya verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararların kesinleşmesinden itibaren dava açma süresinin başlayacağı kabul edilmiş, yerleşik uygulama bugüne kadar da bu şekilde sürdürülmüştür. Ancak; 5271 sayılı CMK´nın; "Tazminat istemi" başlıklı 141. maddesi incelendiğinde, bir kısım tazminat nedenleri konusunda karar verilmesi için, davanın esasıyla ilgili bir kararın verilmesi zorunluluğunun bulunmadığı dolayısıyla bu nedenlere dayalı istemlerde, davanın sonuçlanmasına gerek bulunmadığı yasal düzenlemeden açıkça anlaşılmaktadır. Örneğin, gözaltı süresi yasada açıkça belirtilmiş olup, yasadaki bu süre içinde hakim önüne çıkarılıp, çıkarılmadığının saptanmasının davanın esasıyla herhangi bir ilgisi bulunmadığı gibi bu konudaki talep konusunda karar verilmesi için davanın esası hakkında karar verilmesine de gerek bulunmamaktadır. Yine aynı şekilde, kanunî haklan hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan, Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan, yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen, yada hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen, kişilerin tazminat istemleri konusunda, asıl davada hüküm verilmesini veya verilen hükmün kesinleşmesini beklemeye gerek bulunmamaktadır. Zira bu talepler, asıl davanın sonucunu etkileyici veya asıl davanın sonucuna bağlı talepler değildir. Ancak asıl davanın sonucuna bağlı veya asıl davada verilecek kararlan etkileyici talepler yönünden mutlaka davanın esasıyla ilgili verilen karar veya hükmün kesinleşmesi zorunludur. Örneğin, Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklannda kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen, yine mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılanlar hakkında, mutlaka davanın esasıyla ilgili olarak verilen karamı kesinleşmesini beklemek zorunluluğu bulunmaktadır. Zira, davacının tazminat isteme hakkı bu hallerde verilen karar veya hükmün kesişleşmesiyle doğmaktadır. Bu kapsamda somut olay incelendiğinde, davacı en kısa sürede hakim huzuruna çıkarılmadığı iddiasıyla tazminat talebinde bulunmuştur. Bu talep konusunda bir karar verilebilmesi için, yapılacak araştırma yakalanan sanığın hangi sürede hakim huzuruna çıkarıldığını saptamaktan ibaret olup, talebin dava sonucuyla veya verilecek hükümle bir ilgisi bulunmamaktadır. Gözaltında veya tutuklulukta geçen sürelerin, sanığın mahkumiyeti halinde bu cezasından mahsubu imkanının bulunması da ulaşılan bu sonucu değiştirmeyecektir. Hal böyle iken, davanın esasıyla ilgili henüz hüküm verilmediği ve derdest davalarda koruma tedbirlerine dayalı olarak dava açılamayacağına ilişkin gerekçenin yasal bir dayanağı bulunmadığı gibi mahkemenin bu yöndeki değerlendirmesi de isabetsizdir. Davacının en kısa sürede hakim huzuruna çıkarılmaması nedeniyle tazminat istemin de bulunması halinde asıl davanın derdest olmasının dava açmasına engel oluşturmayacağı saptandıktan sonra talebiyle ilgi yapılan değerlendirmede; 5271 sayılı CMK´nın 5353 sayılı Kanun ile değişik 94. maddesinde, "Hâkim veya mahkeme tarafından verilen yakalama emri üzerine soruşturma veya kovuşturma evresinde yakalanan kişi, en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde en yakın sulh ceza hâkimi önüne çıkarılır; serbest bırakılmadığı takdirde, yetkili hâkim veya mahkemeye en kısa zamanda gönderilmek üzere tutuklanır." hükmüne yer verilmiş, maddenin uygulanma koşullan ise gerekçesinde; "Gıyabi tutuklamaya CMK´da yer verilmemiştir. Bunun sonucu olarak, soruşturma veya kovuşturmanın yapıldığı yer dışında bulunan ve hakkında yakalama emri düzenlenmiş bulunan şüpheli veya sanığın yakalanması halinde, aslolan, en geç yirmidört saat içinde yakalama emrini düzenlemiş bulunan hâkim veya mahkeme önüne çıkarılmasıdır. Ancak bu süre içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkanlamayan kişi bakımından bir hâkim güvencesi getirilmiş bulunmaktadır. Böylece kişi, en yakın sulh ceza hâkimi huzuruna çıkarılacaktır. Sulh ceza hâkimi, öncelikle, yakalama emrinin geri alınıp alınmadığını, ayrıca huzuruna getirilen kişinin yakalama emrinde belirtilen kişi olup olmadığını araştıracaktır. Yine, örneğin, yakalama emrini düzenleyen hâkim veya mahkeme, bu emrin ekinde, şüpheli veya sanığa yöneltilmek üzere bazı sorular sorulup cevabı alındıktan sonra serbest bırakılmasmı isteyebilir. Bütün bu durumlarda, soruşturuldugu veya kovuşturuldugu yer dışında yakalanan kişinin gereksiz yere mağdur edilmesi önlenmiş olacaktır. Yakalama emri geri alınmışsa, yakalanan kişi yakalama emrinde belirtilen kişi değilse ya da somut durumda bu kişinin yetkili hâkim veya mahkemeye gönderilmesine gerek bulunmamakta ise, sulh ceza hâkimi kişiyi serbest bırakacaktır. Buna karşılık yakalanan kişinin yetkili hâkim veya mahkemeye gönderilmesi gerekmekte ise, gönderme işlemi de hâkim güvencesinde ve onun kararıyla olacaktır. Bu durumda hâkim, sevk tutuklaması kararı verecektir. Kararda, kişinin gönderileceği hâkim veya mahkeme ile ne zamana kadar götürülmesi gerektiği hususu belirtilecektir." şeklinde açıklanmıştır. Maddenin Adalet Komisyonunda görüşülmesi sırasında, "...mahkemeye gönderilmek üzere tutuklanır." cümlesine açıklık getirilmesi için "mahkemeye" ibaresinden sonra gelmek üzere "en kısa zamanda" ibaresi eklenmiş bu şekilde maddenin uygulanmasına açıklık getirilmiş ve olası hak ihlallerinin de asgariye indirilmesi amaçlanmıştır. İç hukuktaki diğer pozitif hukuk normları incelendiğinde; Anayasa´nın 19. maddesinde ve CMK´da hürriyeti kısıtlamanın çok sıkı koşullara bağlandığı, her ne sebeple olursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişilerin kısa sürede durumları hakkında bir karar verilmesini ve serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvuru haklarının bulunduğu ve yine bu esaslar dışında bir işleme uğrayan kişilerin uğradıkları zararların devletçe ödeneceği hükme bağlanmış, Anayasa´nın 90/son hükmü uyarınca, iç hukuka göre uygulama önceliğine sahip bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5/3. maddesinde de, "yakalanan veya tutuklu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir." hükümlerine yer verilmiştir. Davacının hukuki durumu bu kapsamda değerlendirildiğinde; Gebze Cumhuriyet Başsavcılığının 29/05/2000 gün ve 3627-2177-78 sayılı iddianamesi ile davacı M. Y. hakkında cezaevinden firara eksik teşebbüs suçundan 765 sayılı TCK´nın 299/3, 61/1, 31 ve 33. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Gebze Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, Gebze Ağır Ceza Mahkemesince sanık hakkında 18/10/2007 gün ve 2000/115 sayı ile yakalama müzekkeresi düzenlendiği, davacının bu yakalama kararına istinaden İstanbul Kadıköy Kaymakamlığı İlçe Emniyet Müdürlüğü İskele Polis merkezi Amirliği görevlilerince 28.10.2007 tarihinde yakalandığı, yirmidört saatlik bir zaman dilimi içinde Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca, Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesine sevk edildiği, Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesince sanık hakkında CMK´nın 94. maddesi uyarınca tutuklanma talebinde bulunulduğundan bahisle gereğinin Sulh Ceza Mahkemesince yerine getirilmesi için 29.10.2007 gün ve 1210 sayılı ek karar ile sanık ve evrakının Kadıköy 3. Sulh Ceza Mahkemesine gönderildiği, Kadıköy 3. Sulh Ceza Mahkemesince 29.10.2007 gün ve 2007/1887 Değişik iş sayı ile davacının açık kimliği saptanıp, CMK´nın 147. maddesindeki hakları hatırlatılıp, müdafii huzurunda beyanı alındıktan sonra, sanık hakkında CMK´nın 94. maddesi uyarınca ( yol tutuklaması ) tutuklanmasına, hakkında tutuklama müzekkeresi düzenlenmesine ve Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla tutuklandığının yakınlarına bildirilmesine karar verildiği, 29/10/2007 tarihli tutuklama müzekkeresine istinaden aynı gün Ümraniye cezaevine konulan davacının ( sanık ) 08/11/2007 günü saat 16:45´de yargılandığı Gebze Ağır Ceza Mahkemesine getirilerek hakim önüne çıkarıldığı, Ağır Ceza Mahkemesince CMK´nm 147 vd. maddeleri uyarınca haklan hatırlatılıp, savunması alındıktan sonra, sanığın CMK´nın 100. maddesi uyarınca tutuklanmasına yer olmadığına, 98 ve 199. maddeleri uyannca hakkındaki yakalama müzekkeresinin kaldırılmasına ve sanığın tahliyesine karar verilmek suretiyle duruşmanın önceden talik edilen 27.12.2007 günü saat 09:00´a bırakıldığı anlaşılmaktadır. Kadıköy-Gebze arası bir saatlik mesafe olup, davacının aynı gün Gebze Ağır Ceza mahkemesine gönderilmesi mümkündür, bir an için aynı gün gönderilmesinin mümkün olmadığı kabul edildiği takdirde dahi en geç bir sonraki gün Gebze Ağır Ceza Mahkemesine gönderilebilirdi, diğer yönden yargının yaygın olarak kullandığı Ulusal Yargı Ağı üzerinden de görüntülü olarak sorgusu yapılabilir, yargılamayı yapan ceza mahkemesince tutuklanır veya serbest bırakılabilirdi. Bu açık yasal düzenlemeler ve yasadaki emredici hükümlere rağmen gerektirici hiçbir neden bulunmamasına karşın sanık 12 gün cezaevinde tutulmuştur, bu 12 günlük süreyi bırakınız en kısa süre olarak, makul süre olarak dahi kabule imkan bulunmamaktadır. Tüm bu nedenlerle makul bir tazminata hükmedilmesi yerine, derdest davalarda koruma tedbirleri nedeniyle tazminat isteminde bulunulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykın olup, davacı vekilinin temyiz itirazlan bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK´un 321. maddesi uyannca isteme uygun olarak BOZULMASINA, 15.05.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. )


 

HIRSIZLIK , ŞAHSİ ÇEVİKLİK SURETİYLE HIRSIZLIK

6. Ceza Dairesi 2007/11583 E., 2010/1767 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Sanığın, gece sayılan bir saatte yakınanın işyerinin camını kırmak suretiyle girerek hırsızlık yapmaya kalkışması biçimindeki oluşta, eylemin hırsızlık suçunun yanı sıra 5237 sayılı Yasa´nın 116/2-4 ve 151/1. maddelerindeki işyeri dokunulmazlığını bozmak ve mala zarar vermek suçlarını da oluşturduğu halde, bu suçlardan dava açılmadığının anlaşılmasına göre, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığınca işlem yapılması olanaklı kabul edilmiştir.

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Sanığın, yakınana ait markete 2,5 metre yüksekliğindeki penceresine merdiven koyarak çıkıp camı kırmak suretiyle içeri girerek hırsızlık yapmaya kalkışması biçimindeki eyleminin 5237 sayılı TCK´nın 142/1-b maddesine uyan bina içinde hırsızlık suçunu oluşturduğu, zira, yasa koyucu 5237 sayılı TCY´de,

765 sayılı TCK´nın 493/1. maddesinde yer alan "şahsi çeviklik suretiyle hırsızlık" suçuna benzer bir düzenlemeye yer vermediği; ayrıntısı Ceza Genel Kurulu´nun 12.05.2009 gün ve 2009/6-80-2009/123 sayılı kararında belirtildiği gibi, 5237 sayılı Yasa´nın 142. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinde; suçun; elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle işlenmesi hali nitelikli hırsızlık suçu olarak yaptırıma bağlanmış, aynı fıkranın son bendinde ise (b) bendinde belirtilen suçun, beden veya ruh sağlığı bakımından kendisini savunamayacak kişiye karşı işlenmesi cezanın ağırlatıcı nedeni olarak belirtilmiştir. Buna göre, 142. maddenin 2. fıkrasının (b) bendiyle; elde veya üstte taşınan eşyanın; a) Çekip almak suretiyle, b) Özel beceriyle çalınması, nitelikli hırsızlık olarak düzenlenmiştir. 142. maddenin 2. fıkrasının (b) bendinin gerekçesinden yola çıkılmak suretiyle, "özel beceri" sözcüğünün "elde ve üstte taşınan eşya" koşulundan soyutlanarak (765 sayılı Yasa´nın 493. maddesinin 1. fıkrasının 1. bendindeki) "kişisel çeviklik" halini de kapsadığı yönünde görüşler bulunmakta ise de; madde gerekçelerinin yalnızca yorum aracı olması ve bağlayıcı bulunmaması, metne aykırı olan madde gerekçesinin, maddenin uygulanma alanını genişletmesine olanak sağlamayacağı nazara alındığında ve 142. maddenin 2. fıkrasının (b) bendinin yazımından; gerek çekip almak suretiyle ve gerekse özel beceriyle ger-çekleştirilen hırsızlık fiillerinin, elde veya üstte taşınan eşyaya karşı işlen-mesinin öngörüldüğü, anılan 2. fıkranın son cümlesindeki hükmün de bunu destekleyici nitelikte olduğu gözetilmeden, sanık hakkında 142/1-b maddesi yerine, aynı Yasa´nın 142/2-b maddesiyle uygulama yapılarak fazla ceza verilmesi,

2-5237 sayılı TCK´nın 61. maddesine aykırı olarak 35. maddenin,

143/1. maddeden önce uygulanması,

3-Sanığın, mükerrir olması nedeniyle hakkında 5237 sayılı Yasa´nın 58. maddesinin uygulanmasına karar vermekle yetinilmesi gerektiği gözetilmeden, 5275 sayılı Yasa´nın 108/4-5-6. maddesi uyarınca denetimli serbestlik ted-birlerinin uygulanacağı süreyi de belirtmek suretiyle infazın kısıtlanması,

4-5237 sayılı TCK´nın 53/1. maddesinin (c) fıkrasındaki kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yoksunluğun koşullu salıverme tarihine kadar süreceğinin gözetilmemesi suretiyle aynı maddenin üçüncü fıkrasına aykırı davranılması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Murat savunmanının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak (BOZULMASINA), 24.02.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

HIRSIZLIK , UZLAŞMA

6. Ceza Dairesi 2007/16496 E., 2010/3347 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre, suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Uzlaşma; uzlaşmazlığın taraflarının bu süreçte anlaştırılması ve anlaş-maları anlamına gelir. Uyuşmazlığın tarafı devlet olup, fail ve mağdur ise sujedir. Anlaşma, uzlaşmada bunları taraf haline getirmektedir. Sujeler ancak uzlaşmada anlaşır. Fail ve mağdur karar sürecine katılmış olmakla, açıkladıkları irade esasa alınıp uyuşmazlık çözümlenmelidir. Uzlaşma kurumu onarıcı bir adalettir. Bu bağlamda somut olayda; sanığın, soruşturma aşamasındaki savunmasında uzlaşmak istediğini, yakınanın da 05.10.2006 tarihli oturumda zararının olmadığını ve uzlaşma ile davanın düşürülmesini istediğini belirtmiş olmaları, sanığın suçu kabul etmemesinin de uzlaşma hükümlerinin uygulanmasına engel oluşturmayacağının anlaşılması karşısında; 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasası´nın 24. maddesi ile 5271 sayılı CMK´nın 253 ve 254. maddeleri uyarınca uzlaştırma hükümlerinin yöntemine uygun bir biçimde uygulanması gerektiği gözetilmeden, yasal olmayan gerekçe ile uzlaşma hükümlerinin uygulanamayacağına karar verilmiş olması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Selçuk savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak (BOZULMASINA), 30.03.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

YAĞMA , TCK 53. MADDENİN UYGULANMAMASI

6. Ceza Dairesi 2006/10215 E., 2010/3599 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu´nun takdirine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-Sanıkların, yakınanın çalıştığı Y... Elektronik adlı firmadan 01.01.2004 tarihinde 30 adet bilgisayar aldıkları, karşılığında 7.500.00 ve 12.024.00 TL bedelli iki adet çek verdikleri, 7.500.00 TL bedelli çeki gecikmeli olarak ödedikleri, 12.024.00 TL bedelli çeki elden ödeyeceklerini söyledikleri için yakınanın olay günü İstanbul´dan Edirne´ye gittiği, sanık Mehmet´e ait karate salonunda saat 18.00 sıralarında tahsilat konusunu konuşurken, anılan sanığın yakınandan çeki vermesini istediği, yakınanın ödeme yapılırsa çeki vereceğini söylemesi üzerine, sanık Mahmut´un tabanca çıkartıp boynuna dayayarak "bir basmamla 9 tane hissedersin" dediği, yakınanın ellerini yukarıya kaldırdığı, adı geçen sanığın yakınanın ceplerini karıştırarak çeki aldığı, sanıkların yakınana çekin yerine altı adet 2.000.00 TL bedelli senet verdiklerinin anlaşılması karşısında; eylemin yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yerinde olma-yan gerekçeyle yazılı biçimde uygulama yapılması,

2-Kabule göre de:

Hükümlülüğün yasal sonucu olarak sanıklar hakkında 5237 sayılı Yasa´nın 53. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar Mehmet ve Mahmut savunmanının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi (BOZULMASINA), ceza süresi bakımından 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK´nın 326/son maddesinin gözetilmesine, 01.04.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

YAĞMA , MÜSADERE , ETKİN PİŞMANLIK , KAZANÇ MÜSADERESİ

6. Ceza Dairesi 2009/5489 E. B2010/3584 K. 01.04.2010 karar tarihi

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu´nun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Suça konu altınların bozdurulmasından elde edilen para ile satın alınan cep telefonlarının, sanık ve annesinin anlatımlarıyla kendilerinden alınarak adli emanete alındığının anlaşılması karşısında; kısmi iade nedeniyle yakınandan rızası sorularak, 5237 sayılı TCK´nın 168/4. maddesinin uygulama koşullarının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,

2-5237 sayılı TCY´nin 55. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinde; "...Bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı verilebilmesi için maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir" hükmüne yer verildiği, bu nedenle, el konulmuş olan maddi menfaatlerin suçun mağduruna iade edilebildiği veya iade edilebilme olanağının bulunduğu ya da suçun mağdurunun

belli olduğu durumlarda kazanç müsaderesine hükmetme olanağının bulunmadığı, bu durumda suçun mağdurunun, "kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan değeri", sanıktan talep etme hak ve olanağına sahip olduğu, yakınanı belli olan ve yağma suçunun konusunu oluşturan ziynet eşyalarının toplam tutarının özel hukuk davası yoluyla talep edilebileceği, sanık ve annesinden elde edilen cep telefonlarının yağma suçunun konusunu oluşturan ziynet eşyalarının bozdurulmasından elde edilen para ile alındığı gözetilmeden, 5237 sayılı TCK´nın 55. maddesine yanlış anlam verilerek, telefonların yakınana iadesi yerine müsaderesine karar verilmesi,

3-5237 sayılı Yasa´da yağma eyleminin konutta işlenmesi suçun nitelikli hali olarak düzenlendiğinden, yağma suçunun anılan Yasa´nın 149/1-d maddesi kapsamında gerçekleştirildiği durumda, ayrıca konut dokunulmazlığını bozma suçundan hüküm kurulamayacağının gözetilmemesi

Bozmayı gerektirmiş, sanık Hasan savunmanının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle kısmen istem gibi (BOZULMASINA), 01.04.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

HIRSIZLIK , UZLAŞMA , ETKİN PİŞMANLIK , ZORALIM

6. Ceza Dairesi 2006/17507 E., 2010/3770 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Sanığın önceden kasıtlı suçtan hükümlülüğünün bulunması nedeniyle, hükümden sonra 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa´nın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK´nın 231. maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin, işyeri dokunulmazlığını bozma suçu yönünden uygulanma olanağı bulunmadığı anlaşılmakla yapılan ince-lemede;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre, suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-) Üst aramasında elde edilen ve adli emanete alınan elbise ile cep telefonlarının, suça konu para ile satın alındığının, sanığın anlatımlarıyla anlaşılması karşısında; anılan eşyanın bu şekilde iadesine, yakınanın rızası olup olmadığı sorularak, sonucuna göre, 5237 sayılı TCK´nın 168/4. maddesinde öngörülen etkin pişmanlık hükümlerinin hırsızlık suçu yönünden tartışılması zorunluluğu,

2-) Kasten işlemiş olduğu suç nedeniyle mahkum olan sanık hakkında, işyeri dokunulmazlığını bozma suçundan kurulan hükümde 5237 sayılı TCY´nin 53. maddesinde belirtilen hak yoksunluklarına hükmedilmemesi,

3-) 5237 sayılı TCY´nin 55. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinde; w...Bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı verilebilmesi için maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir" hükmüne yer verildiği, bu nedenle, el konulmuş olan maddi menfaatlerin suçun mağduruna iade edilebildiği veya iade edilebilme olanağının bulunduğu ya da suçun mağ-durunun belli olduğu durumlarda kazanç müsaderesine hükmetme olanağının bulunmadığı, bu durumda suçun mağdurunun, "kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan değeri", sanıktan talep etme hak ve olanağına sahip olduğu, özel hukuk davası yoluyla talep edebileceği, sanıktan elde edilen elbise ve cep telefonlarının hırsızlığa konu para ile alındığı gözetilmeden, elbise ve telefonların yakınana iadesi yerine müsaderesine karar verilmesi,

4-) 5560 sayılı Yasa´nın 24 ve 25. maddeleri ile değişik 5271 sayılı CMK´nın 253 ve 254. maddeleri uyarınca işyeri dokunulmazlığını bozma suçu yönünden uzlaştırma girişiminde bulunulması zorunluluğu,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Recep savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 06.04.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

DOLAYLI YAĞMA , HIRSIZLIK , TEHDİT

6. Ceza Dairesi 2006/17314 E., 2010/3959 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanığın olay günü gündüz vakti çocukları Emine ve Emirhan ile birlikte, müşteri gibi girdikleri işyerinde etraftaki giysilere bakmaya başladıklarının, bir ara sanığın çocuklarının kasanın yanındaki çantayı alarak dışarıya doğru hareketlendikleri sırada durumu fark eden yakınanın "çantasını geri alarak", hırsız var diye bağırması üzerine, sanığın "biz hırsız değiliz, bize dokunmayın, sizi gebertiriz" şeklinde tehdit edip, sinkaflı sözlerle bağırdığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı Yasa´da, 765 sayılı Yasa´nın 495/2. fıkrasındaki kendini cezadan kurtarmak için cebir veya tehdit kullanma biçimindeki dolaylı yağma suçuna yer verilmediğinden; eylemlerinin 5237 sayılı TCY´nin 142/1-b, 35/2, 106/1, 125/1-4 maddelerine uyan hırsızlığa kalkışma, tehdit ve hakaret suçlarını oluşturduğu gözetilmeden yazılı biçimde uygulama yapılması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Ayten savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak (BOZULMASINA), 08.04.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


SUÇUN HUKUKİ SONUÇLARINI ALGILAMA , CEZA SORUMLULUĞU

6. Ceza Dairesi 2009/5499 E., 2010/3920 K.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanık, aşamalarda değişmeyen savunmalarında, uyuşturucu bağımlısı olduğunu, eylemi uyuşturucu parası bulabilmek amacıyla işlediğini bildirmesi karşısında; sanığın suçu İşlediği sırada 5237 sayılı TCY.nın 32 ve 34. maddeleri gereğince, ceza sorumluluğunu tamamen ya da kısmen kaldıracak biçimde, işlediği suçun hukuki sonuçlarını algılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinde önemli derecede azalma olup olmadığı konusunda rapor alınarak sonucuna göre, hukuki durumun belirlenmesi gerektiği düşünülmeden, eksik araştırmayla yetinilerek yazılı biçimde hüküm kurulması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Aydın savunmanının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak (BOZULMASINA), 08.04.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

YAĞMA , SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI

6. Ceza Dairesi 2007/23294 E., 2010/4155 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun Dairemizce de benimsenen 10.06.2008 günlü 148-169 sayılı kararında ayrıntıları açıklandığı üzere, ceza yargılamasında temel kural duruşmanın yüze karşı yapılmasıdır. Bu kuralın istisnaları 5271 sayılı CMK´nın 194, 195 ve 196. maddelerinde açıkça gösterilmiştir. Yasada belirtilen istisnalar dışında sanık veya sanıkların duruşmaya getirtilmeleri zorunludur. Bu nedenle yargılandığı suç dışında başka bir suçtan aynı yer yargı çevresi içerisindeki cezaevinde tutuklu olduğu anlaşılan sanığın, duruşmada hazır bulundurulmadan yokluğunda yargılama yapılıp hükümlülüğüne karar verilmesi suretiyle, 5271 sayılı CMK´nın 196. maddesine aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlanması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Yalçın ve savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak (BOZULMASINA), 14.04.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

NİTELİKLİ YAĞMA , YAĞMA , EKLENTİ

6. Ceza Dairesi 2011/6106 E., 2010/4775 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu´nun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu´nun 27.01.2009 gün ve 20086-203-20093 sayılı kararında belirtildiği gibi, "nitelikli yağma" suçunu yaptırıma bağlayan, 5237 sayılı TCK´nın 149. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde "Yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde" ibaresine yer verilip ayrıca "eklentiden" bahsedilmemesi nedeniyle, suçta ve cezada kanunilik ilkesini düzenleyen 5237 sayılı TCK´nın 2. maddesinin 3. fıkrasındaki; "Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz." hükmü uyarınca, sanığın, tek başına saat 13:30 sıralarında konut eklentisi sayılan apartman merdiveninden çıkmakta olan yakınana arkasından yaklaşıp, omzunda bulunan çantayı yakınanı bir süre sürükleyip "basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek" ölçüde yaraladıktan sonra alması biçiminde gerçekleşen yağma eyleminin, "Yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde" işlenmediği, aynı Yasa´nın 1481. maddesine uyduğu gözetilmeden, yazılı biçimde hüküm kurulması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Erşan ve savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenle istem gibi (BOZULMASINA), 22.04.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

HIRSIZLIK,AÇIKTA BIRAKILAN EŞYA

6. Ceza Dairesi 2008/13764 E., 2010/5312 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanığın suç tarihinde kimliği belirlenemeyen bir arkadaşının kullandığı motosiklet ile yakınanın kullandığı önünde sepet bulunan bisikletin yanından geçerken, sepet içerisindeki çantayı alması şeklinde gerçekleştirdiği eyleminin 5237 sayılı TCK´nın 141/1. maddesinde gösterilen suçu oluşturduğu düşünül-meden, yazılı biçimde uygulama yapılması,

 

Bozmayı gerektirmiş, sanık Engin savunmanının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak (BOZULMASINA), 03.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YAĞMA , YAĞMAYA KALKIŞMA

6. Ceza Dairesi 2008/2656 E., 2010/6169 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Suç tarihinden 5-6 ay önce karşılaştıklarında ağzında jilet çevirip "seni doğrayayım mı, keseyim mi?" diyerek katılan Kürşat´ı korkutan sanığın, olay günü yanına çağırıp "haraç ver" demek suretiyle para istediği, "param yok, olsa verirdim" diye söyleyip ayrılmak isteyen katılana "gitmen için sana emir vermedim" diyerek gitmesine kısa bir süre izin vermediği, ayrılırken de "akşam üzerine kadar parayı getirdin, getirdin" sözlerini söylediğinin anlaşılması karşısında, sanığın ölümle tehdit etmesi biçiminde gelişen önceki davranışları ve kişiliğinin katılan üzerinde korku ve kaygı boyutuna ulaşması ve bunu birey olarak da yaşıyor olması dikkate alındığında, yüklenen yağmaya kalkışma suçunu işlediğinin kanıtlandığı gözetilmeden, hükümlülüğü yerine, kanıtların takdirinde yanılgıya düşülerek yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle beraatine karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, katılanlar vekilinin temyiz itirazları ve tebliğnamedeki bozma düşüncesi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle (BOZULMASINA), 11.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

NİTELİKLİ YAĞMA

6. Ceza Dairesi 2010/6-60 E., 2010/36831 K.

Sanık A... İ... Ç... ´in, mağdurlar O... E... ve O... K... P...’a yönelik olarak iki ayrı nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı TCY’nın 149/1-a ve 53. maddeleri uyarınca iki kez 10’ar yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.02.2008 gün ve 166-40 sayılı hüküm, sanık müdafiinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen, Yargıtay 6. Ceza Dairesince 22.12.2008 gün ve 13121-24199 sayı ile onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise, 09.03.2010 gün ve 36831 sayı ile;

“…Celbedilen nüfus kaydı ve suç tarihine göre, 18 yaşını doldurmamış olan sanık hakkında suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5237 sayılı Yasanın 15-18 yaş grubuna ilişkin 31. maddesinin 3. fıkrası hükmü uygulanıp cezasından yaş küçüklüğü sebebiyle indirim yapılması ve yapılacak indirimin de suç tarihi 17.06.2005 olması nedeniyle anılan maddenin 3. fıkrasının 29.06.2005 tarihli ve 5377 sayılı Yasanın 5. maddesiyle değiştirilmesinden önceki miktarda yani 1/2 oranında olması gerekmektedir. Ayrıca yaş küçüklüğü sebebiyle indirim yapıldığında 5237 sayılı Yasanın 53. maddesindeki güvenlik tedbirleri de aynı maddenin 4. fıkrası uyarınca uygulanamayacaktır”

” açıklamasına dayalı olarak, Özel Daire onama kararının kaldırılması istemiyle itiraz yasa yoluna başvurmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık A... İ... Ç...’in, 17.06.2005 tarihinde, mağdurlar O... E...ve O... K.. P...’ı silahla gasp ettiği hususunda ihtilaf bulunmayan olayda; Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanık hakkında hüküm verilirken “

“sanığın suç tarihi itibarıyla 18 yaşından küçük olduğu”

” olgusunun değerlendirilip değerlendirilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.

Dosya incelendiğinde;

Gaziantep Şehit Kamil Nüfus Müdürlüğü’nden dosyaya celbedilen nüfus kaydına göre, 10.08.1987 doğumlu olan sanık Ali İhsan Çokgezer’in, olay tarihi olan 17.06.2005 günü itibarıyla henüz 17 yaşında olduğu,

Buna rağmen, sanık hakkında hüküm verilirken yaş küçüklüğü nedeniyle indirim yapılmadığı gibi, hak mahrumiyetine de karar verildiği,

Anlaşılmaktadır.

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nın 31. maddesinin son fıkrasına göre, suç tarihinde 17 yaşında olan sanıklara verilen cezadan, yaş küçüklüğü nedeniyle 1/2 oranında indirim yapılması gerekmektedir.

31. maddenin son fıkrasında 1/2 olarak düzenlenmiş bulunan indirim oranının, 08.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Yasanın 5. maddesiyle 1/3 şeklinde değiştirilmiş olması ise; aleyhe bir düzenleme olduğundan, 08.07.2005 tarihinden önce suç işlemiş bulunan onsekiz yaşından küçük sanıkları etkilemeyecektir.

Öte yandan; 5237 sayılı TCY’nın 53. maddesinin 4. fıkrasındaki “

“…fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında 1. fıkra hükmü uygulanmaz”

” hükmü uyarınca, küçük sanıklar hakkında 53. madde gereğince hak yoksunluğuna da karar verilmesi olanaklı değildir.

Şu halde; somut olayda, 17.06.2005 olan suç tarihinde 18 yaşından küçük olduğu anlaşılan sanık hakkında, yaş küçüklüğü nedeniyle 5237 sayılı TCY’nın 31/son maddesi uyarınca 1/2 oranında indirim yapılmamış ve aynı Yasanın 53/4. maddesi uyarınca uygulama yeri bulunmadığı halde, 53/1. madde gereğince hak yoksunluğuna hükmedilmiş olması yasaya aykırıdır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nun 322. maddesindeki yetkiye istinaden; sanık hakkındaki hükmün, yaş küçüklüğü nedeniyle indirim yapılmak ve hak yoksunluklarına ilişkin kısım çıkarılmak suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 22.12.2008 gün ve 13121-24199 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,

3- Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.02.2008 gün ve 166-40 sayılı hükmünün “

“yaş küçüklüğü nedeniyle indirim yapılmamış olması”

” ve “

“uygulama yeri bulunmadığı halde hak yoksunluğuna karar verilmiş olması”

” isabetsizliklerinden

BOZULMASINA,

4- Ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, sanık hakkında her iki suçtan verilmiş bulunan hükmün;

“a- Sanığın, mağdur O...’a karşı işlediği suçla ilgili olarak; 5237 sayılı TCY’nın 149/1-( a ) maddesi uyarınca verilen 10 yıl hapis cezasından, suç tarihi de nazara alınmak suretiyle yaş küçüklüğü nedeniyle aynı Yasanın 31/3. maddesi uyarınca 1/2 oranında indirim yapılarak 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına,

b- Sanığın, mağdur O... K...´a karşı işlediği suçla ilgili olarak; 5237 sayılı TCY’nın 149/1-( a ) maddesi uyarınca verilen 10 yıl hapis cezasından, suç tarihi de nazara alınmak suretiyle yaş küçüklüğü nedeniyle aynı Yasanın 31/3. maddesi uyarınca 1/2 oranında indirim yapılarak 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına,

c- Her iki suçla ilgili olmak üzere; 5237 sayılı TCY’nın 53/4. maddesi uyarınca, suçu işlediği sırada 18 yaşından küçük olan sanık hakkında 53. maddenin 1. fıkrasının uygulanma olasılığı bulunmadığından, 53. maddenin uygulanmasına ilişkin kısmın hüküm fıkrasından çıkartılmasına”

” Karar verilmek suretiyle, DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

5- Dosyanın, Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.05.2010 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi


 

TEMYİZİ KABİL OLAN VE OLMAYAN HÜKÜMLER

6. Ceza Dairesi 2010/6-90 E., 2010/126 K.

Sanık M.. A..’ın, güveni kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı TCY’nın 155/2, 168/2, 31/3, 62, 52/2 ve 50/1-c, a maddeleri uyarınca 2000 YTL ve 160 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, İ.. 4. Çocuk Mahkemesince verilen 14.12.2007 gün ve 311-652 sayılı hükmün, sanık müdafii ile yerel Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesince 26.12.2008 gün ve 16112-25061 sayı ile;

“5275 sayılı Yasanın 122. maddesi ile 647 sayılı Yasanın yürürlükten kaldırılmış olması ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCY’nın 50/5. maddesinde öngörülen düzenlemeye göre, hükmolunan cezanın tür ve miktarı bakımından, 5219 sayılı Yasa ile değişik 1412 sayılı CMUK’nun 305/1. maddesi gereğince hükmün temyizi olanaklı bulunmayıp kesin nitelikte olduğundan, sanık M.. savunmanı ile o yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteğinin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 317. maddesi uyarınca reddine”

” karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.07.2009 gün ve 171073 sayılı ihbarnamesine konu edilen Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 26.06.2009 gün ve 34550 sayılı yazısıyla;

“…Dosya kapsamına göre, sanığın, müşteki adına MNG kargo aracılığıyla gönderilen ve içerisinde hurda altın bulunan paketin hata sonucu çalıştığı iş yerine teslim edildiğini bildiği halde, bu altınları iade etmeyerek satmaya çalışması şeklinde kabul edilen eylemin 5237 sayılı Kanun’un 160. maddesinde düzenlenen şikayete bağlı suçu oluşturduğu ve müştekinin de şikayetinden vazgeçmesi sebebiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesi uyarınca düşme kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde isabet görülmemiştir”

” açıklamasıyla, yasa yararına bozma yoluna başvurulması üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 12.03.2010 gün ve 16736-2698 sayı ile;

“…Sanık hakkında hükmolunan 2000 TL. ve 160 TL´den ibaret cezalar tek bir hükmü meydana getirdiği cihetle, 6. Ceza Dairesinin anılan red kararı sanığın temyiz hakkını engelleyici bir karar olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 5271 sayılı CMK´nın 308. maddesi uyarınca itirazda bulunmaya yetkisi vardır. Bu nedenle kanun yararına bozma istemine konu İstanbul 4. Çocuk Mahkemesinin 14.12.2007 gün ve 2007/311-652 sayılı kararı henüz kesinleşmediğinden, kanun yararına bozma isteminin CMK’nın 309. maddesi uyarınca reddine, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 26.12.2008 gün ve 2008/16112-25061 sayılı kararına karşı CMK´nın 308. maddesi uyarınca itirazda bulunulup bulunulmayacağının takdir ve ifası için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine…

…” karar verilmiş,

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca da, 09.04.2010 gün ve 171073 sayı ile;

“…İstanbul 4. Çocuk Mahkemesinin 14.12.2007 gün ve 2007/311-652 sayılı kararı ile güveni kötüye kullanma suçundan dolayı sanık hakkında özgürlüğü bağlayıcı cezadan çevrili olarak 2.000 TL adli para cezasına ve doğrudan (gün adli para cezası olarak) verilen 160 TL adli cezasına hükmedilmiştir. Hükmedilen toplam ceza miktarı 2.160 TL´dir. Sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmüdür ve bu karar hükmolunan cezanın türü, miktarı açısından temyiz yasa yoluna tabidir. Söz konusu hüküm, kararın türü ve cezanın miktarı açısından kesin nitelikte değildir”

” görüşüyle, Özel Dairenin “

“temyizin reddine”

” ilişkin kararının kaldırılması istemiyle itiraz yasa yoluna başvurulmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık Murat Acar’ın, 29.06.2007 tarihinde, yanlışlıkla çalıştığı şirkete gönderilen koliyi açarak içindekileri mal edinmek suretiyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği olayda; Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, hükmün temyiz kabiliyetinin bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

Dosya incelendiğinde;

Sanık hakkında hırsızlık suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda, güveni kötüye kullanmak suçundan hüküm verilirken, 5237 sayılı TCY’nın 155/2. maddesinin hapis ve para cezasını birlikte içermesi, sanık hakkında verilen hapis cezasının da aynı Yasanın 50. maddesi uyarınca paraya çevrilmesi nedeniyle, ayrı ayrı 2000 YTL ve 160 YTL adli para cezalarına hükmedildiği ve yasalarımızda cezaların içtimaına ilişkin bir hüküm bulunmadığı için bu iki cezanın toplanamadığı anlaşılmaktadır.

Ceza Genel Kurulunun 15.07.2008 gün ve 174-191 sayılı kararında da açıkça belirtildiği üzere;

Yeni ceza adalet sisteminde, önceki sistemde var olan “

“cezaların içtimaı”

” hükümlerine yer verilmemiştir. Bununla birlikte verilen cezaların toplanamayacağı veya hangi şartlarda toplanabileceğine ilişkin tek düzenleme 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 99. maddesinde yer almaktadır. Bu maddenin başlığı; “

“Birden fazla hükümdeki cezaların toplanması”

” olup; buna göre, “

“Bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107. maddenin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir”

Şu halde, birden fazla hükümde yer alan cezalar sadece koşullu salıvermenin hesaplanması amacına dönük olarak infaz aşamasında toplanabilir, bunun dışında ise “

“cezaların içtimaı”

” mümkün değildir.

Öte yandan, 1412 sayılı CYUY’nın halen yürürlükte bulunan ve temyiz yasa yolunu düzenleyen 305. maddesinin ilk fıkrası; “

“Ceza mahkemelerinden verilen hükümler temyiz olunabilir…

…” şeklinde başlamaktadır. Maddenin 1. bendinde ise “

“İkimilyar liraya kadar (ikimilyar dahil) para cezalarına dair olan hükümler…

… temyiz olunamaz”

” hükmü yer almaktadır.

Buna göre; bir kararın temyiz edilebilmesi için, o kararın “

“hüküm”

” niteliğini taşıması gerekmekte olup; mahkûmiyet kararının hüküm sayılacağı ise 5271 sayılı CYY’nın 223/1. maddesinde açıkça belirtilmiştir.

Bununla birlikte, bir suç nedeniyle verilen karar içerisinde yer alan cezalardan her biri ayrı bir hükmü oluşturmayıp, bu cezaların tamamı tek bir hükmü meydana getirmektedir. Bu nedenle de; hükmün içerisinde birden fazla “

“cezanın”

” bulunduğu hallerde, temyiz sınırının belirlenmesi açısından cezaların her birinin miktarına değil, toplam ceza miktarına bakılması gerekir. Buna karşılık, aynı kararın içerisinde birden çok hükmün bulunması halinde, temyiz sınırı her hüküm için diğerinden bağımsız olarak ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 99. maddesindeki düzenleme ise

“birden fazla hükümdeki cezaların”

” temyiz yasa yoluna başvurma sınırı ile ilgili olarak değil, fakat infaz işlemleri ile ilgili olarak toplanması ya da toplanamamasına ilişkindir.

Diğer taraftan; “

“temyiz yasa yoluna başvurma”

” kişiye tanınmış bir hak olduğuna göre, bu hakkın daraltılması yorum yoluyla değil, ancak açık bir yasal bir düzenleme ile sağlanabilir.

Şu halde, somut olayda tek suç için verilen hükümde yer alan toplam para cezası miktarı 2160 YTL olduğundan, hükmün 1412 sayılı CMUK’nun 305. maddesi uyarınca temyiz kabiliyeti bulunmaktadır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Yargıtay 6. Ceza Dairesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 26.12.2008 gün ve 16112-25061 sayılı “

“temyizin reddine dair”

” kararının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın temyiz incelemesi yapılması için Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.05.2010 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.


 

SARKINTILIK , YAĞMA

6. Ceza Dairesi 2010/6-67 E., 2010/133 K.

Yağma ve sarkıntılık suçlarından yargılanan sanık Y... P...’in, yağma suçunu işlediğine dair cezalandırılmasına yeterli kanıt bulunmadığından beraatına, mağdura yönelik diğer eyleminin ise, ırza tasaddi suçuna uyduğu kabul edilerek, 765 sayılı TCY’nın 416/2. maddesi uyarınca 4 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, A.. 3. Ağır Ceza Mahkemesince 17.10.2002 gün ve 275-389 sayı ile verilen hükmün, sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 17.10.2006 gün ve 8190-9910 sayı ile ırza tasaddi suçundan kurulan hükmün onanmasına, yağma suçundan kurulan hükmün ise;

“Sanığın altı aylık süre içinde, belirli tarihlerde, katılan E... Ö...’dan, ‘

‘Ailene zarar veririm, seni yok ederim, kız kardeşini dağa kaldırırım’ diyerek, para aldığının, aşamalarda değişmeyen iddia, dolaylı kabullenme ve dosya içeriği ile kanıtlandığı halde, hükümlülüğü yerine, yerinde olmayan gerekçeyle beraatına karar verilmesi”

” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise, 23.07.2007 gün ve 60-284 sayı ile;

“Toplanan delillere göre, 1985 doğumlu mağdurun öğrenci olduğu, sanık ile tanıştıkları, birlikte arkadaşlık yapmaya başladıkları, mağdurun dersaneye giderken ailesinden habersiz olarak zaman zaman evden para aldığı, sanıkla gidip 6´lı ganyan oynadıkları, mağdurun bu durumu ailesinden sakladığını, olay günü sanığı kucağına oturtup dudaklarından öpmek suretiyle zorla tasaddide bulunduğu, bu suçtan mahkûmiyetine karar verildiği ve cezasının kesinleştiği, bu olay nedeni ile mağdurun şikayetçi olurken evden aldığı paraların ne şekilde harcandığının ailesine ispat etmekte zorlanması sebebiyle, daha önce evden ailesinden habersiz olarak aldığı paraların sanığın zorlaması ile alındığına dair soruşturma ve kovuşturma sırasında beyanda bulunduğu, tasaddi olayından önceki tarihlerde bu paranın sanık tarafından zorla alındığının iddia edildiği, aradan uzun zaman geçmesine rağmen mağdurun sanığın kendisinden zorla para isteyip aldığı yönünde her hangi bir şikayetinin bulunmadığı, yukarıda izah edildiği üzere mağdurun evden, ailesinden habersiz aldığı paralarla ganyan oynaması, böyle beyanda bulunduğu takdirde ailesinin kendisine kızacağı düşüncesi ile son olay çıktıktan sonra bu yönde beyanda bulunduğu, bu yöndeki mücerret beyanının başkaca yan delillerle desteklenmediği, bu nedenle sanığın üzerine atılı yağma suçunu işlediğine dair cezalandırılmasına yeterli mağdurun soyut iddiası dışında delil bulunmadığının, sanığın atılı suçu işlediğine dair mahkememizde tam bir vicdani kanaat oluşmadığından sanığın üzerine atılı suç şüpheli kalmış, şüpheden da sanık yararlanır prensibi gereğince daha önce mahkememizce yağma suçundan verilen beraat kararında direnilerek sanığın beraatına karar vermek gerekmiştir”

” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının “

“bozma ”

” istekli 15.03.2010 gün ve 251969 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığa yüklenen yağma suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğine göre;

E.. Ö.. ile babası R.. ve annesi A.. Ö.. vekili Av C.. K.., 24.05.2002 tarihinde Adana C.Başsavcılığına sunduğu dilekçede, lisede okuyan ve üniversiteye hazırlık için dershaneye giden E..’ün, aynı mahallede oturan ve dolmuşta karşılaşarak tanıştığı Y.. P.. adlı kişinin tehditleri ile onunla görüşmek zorunda kaldığını, 6 aylık süre zarfında tehditlerini sürdüren bu kişinin E..’ten cep telefonunu ve çeşitli zamanlarda para aldığını, en son 15.05.2002 tarihinde de tenha bir yerde dudaklarından öpüp zorla kucağına oturtmaya çalıştığını belirterek şikayetçi olmuştur.

Mağdur E... Ö..., 24.05.2002 tarihinde kolluk tarafından alınan ifadesinde; yaklaşık 6 ay kadar önce dershaneden eve giderken dolmuşta Y.. P.. adlı kişi ile tanıştıklarını, bir iki gün sonra dershane yakınındaki bir ganyan bayiinde buluştuklarını, burada Y..’ın devamlı olarak görüşmek istediğini dile getirdiğini, kendisinin ise derslerini aksatamayacağını belirterek teklifini kabul etmek istemediğini, bunun üzerine Y..’ın, tehdit edip ailesine zarar vereceğini, onları yok edeceğini söylediğini, korktuğunu ve devamlı görüşmeye başladıklarını, kimseye bir şey söyleyemediğini, bir gün Y..’ın şehir dışına çıkacağını ve para lazım olduğunu söylediğini, bulamayacağını belirtince kendisini yine tehdit ettiğini, korkup harçlıklarından biriktirmiş olduğu 50 milyon Lirayı verdiğini, bir hafta kadar sonra cep telefonundan arayıp çağırdığını, evlerinin yanına gittiğinde yine para istediğini ve tehdit ettiğini, dershaneden para istendiğini söyleyerek evden aldığı 30 milyon Lirayı ertesi gün buluştuklarında Y..’a verdiğini, bu olaydan 2-3 hafta sonra telefonla arayıp, şehir dışına çıkacağını söyleyip buluşmak istediğini, buluştuklarında Panasonic GD.90 marka cep telefonunu tehditle aldığını, bir süre sonra telefonu geri istediğinde çalındığını söyleyerek geri vermediğini, yaklaşık bir ay sonra bu kez de 70 milyon Lira para istediğini, veremeyeceğini söyleyince tehdit ve hakaret ettiğini, bunun üzerine dershane taksidi için yanında bulunan 60 milyon Lirayı verdiğini, birkaç gün sonra da dershaneye gelip kendisini anons ettirip birlikte çıktıklarını ve yine para istediğini, en son 15.05.2002 tarihinde buluştuklarında tenha bir yerde dudaklarından öpüp zorla kucağına oturttuğunu, elinden kurtulup kaçtığını ve ailesine durumu bildirdiğini, şikayetçi olduğunu beyan etmiştir.

Aynı gün C.savcısı tarafından alınan ifadesinde benzer şekilde anlatımda bulunmakla beraber bu kez, sanığa verdiği paranın toplam 105 milyon Lira olduğunu belirtmiştir.

Duruşmada ise olayları benzer şekilde anlatmakla birlikte, sanığa 10-15 seferde toplam 500 milyon Liraya yakın para verdiğini, sanığa vermek için evde yatağın arasında duran 300 milyon Lirayı aldığını, ayrıca dershane taksidi olarak ödemesi için kendisine verilen 60 milyon Lirayı düşürdüğünü söylediğini, diğer kısmını ise harçlıklarından verdiğini, paraları ve cep telefonunu sanığın ailesine ve kendisine zarar vereceğine ilişkin tehditleri üzerine vermek zorunda kaldığını, sanığın sürekli olarak ailesine zarar vereceğini, kızkardeşlerini dağa kaldıracağını söyleyerek kendisini tehdit ettiğini, yine sanığın tehditleri sonucunda 3-4 defa sanığın evine gittiğini söylemiştir.

Sanık Y.. P.., aşamalardaki ifadelerinde tutarlı ve benzer şekilde, yüklenen suçlamayı kabul etmediğini, mağdur ile 7-8 aydır tanışmakta olduklarını, altılı ganyan oynarken beraber oynamak istediğini ve ortak olmak için 5 milyon Lira verdiğini, beraberce ganyan oynadıklarını, bir gün Kadirli’ye gideceği sırada parası olmadığı için 30 milyon Lira borç istediğini, mağdurun da rızası ile verdiğini, dönünce de parasını iade ettiğini, ayrıca mağdurun cep telefonunu ödünç olarak istediğini ve iki gün kullandıktan sonra geri verdiğini, kesinlikle tehditle para almadığını beyan etmiştir.

Savunma tanığı olarak dinlenen sanığın annesi Ş.. K.. Y.. ile kızkardeşi A.. P.. U.. ise, mağdur E..’ün sık sık sanıkla birlikte evlerine geldiğini, çok zaman sabahtan akşama kadar evlerinde kaldığını, zorla gelmiş bir halinin olmadığını, sanıkla birlikte altılı ganyan oynayıp at yarışlarını seyrettiklerini belirtmişlerdir.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Mağdur E..’ün, aşamalarda değişmeyen ve tutarlı bir şekilde ortaya koyduğu iddialar, kısmen sanığın kaçamaklı savunması ile de doğrulanmıştır. Nitekim, yerel mahkemece, mağdurun iddiaları samimi görülerek, sanığın ırza tasaddi suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu hüküm kesinleşmiştir. Dosya kapsamında, mağdurun, sanığa iftira edip, suç atması için saptanmış herhangi bir neden bulunmadığı da nazara alındığında, mağdurun iddialarının bir kısmının kabul edilmesi, bir kısmının ise iddianın bölünmesi suretiyle kabul edilmemesi çelişki yaratacağı gibi, kanıtların takdirinde yanılgı niteliğindedir. Zira, mağdurun, altı aylık bir süre içerisinde sanığın baskılarına ve zorlamalarına maruz kaldığı, bu aşamada yaşının küçük ve öğrenci olması nedeniyle korkup, durumu herhangi bir kimseye söyleyemediği ve sanığın eylemlerinin ulaştığı boyut artınca, her şeyi göze alarak durumu ailesine anlattığı anlaşılmaktadır. Sanığa iftira etmesi için herhangi bir neden bulunmayan mağdurun, aşamalardaki tutarlı anlatımları ve sanığın, mağdura ait telefonu bir süre kullanmak üzere aldığına ve yine mağdurdan bir miktar parayı borç olarak aldığına dair kaçamaklı kabul niteliğindeki savunmaları nazara alındığında, sanığa yüklenen yağma suçunun sabit olduğu anlaşılmaktadır.

Bu itibarla yerel mahkemece, mağdurun anlatımları bölünmek ve bir kısmına itibar edilip, bir kısmına itibar edilmemesi suretiyle kanıtların değerlendirilmesinde takdir yanılgısına düşülerek, dosya kapsamına uymayan ve varsayımlara dayalı gerekçelerle sanığın, yağma suçundan mahkûmiyeti yerine beraatına karar verilmesi isabetsiz olup, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.07.2007 gün ve 60-284 sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.06.2010 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliğiyle karar verildi.

 


ŞANTAJ , YAĞMA

6. Ceza Dairesi 2009/11754 E., 2010/7967 K.

Yerel Mahkemece verilen hüküm duruşmalı olarak temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Sanık savunmanının duruşmalı inceleme isteğinin hükmolunan cezanın tür ve miktarına göre 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK.nun 317. maddesi uyarınca tebliğname gibi (REDDİNE),

Sanığın, kendini "Murat" olarak tanıtıp yakınanlardan 50.000 dolar para almak amacıyla değişik zamanlarda mağdurların ev, iş ve cep telefonlarını arayarak "parayı vermedikleri takdirde çocuklarına zarar vereceğini, elinde bulunan uygunsuz fotoğrafları yakınlarına göndereceğini ve ayaklarına sıkacağı" biçiminde tehditlerde bulunduğunun ve yakınan Kemal´in cep telefonuna kayıtlı "bugün ölmek için güzel bir gün", "ben ölmeden önce güldürürüm", "senin için vur emri verildi", "50 bin dolar" biçimindeki sanığın kabullendiği ses kayıtlarından anlaşılması karşısında; eyleminin bir bütün halinde yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden kanıtların takdir ve değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı biçimde uygulama yapılması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Önder savunmanının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle istem gibi (BOZULMASINA), sanığın kazanılmış hakkının CMUK.nun 326/son maddesi uyarınca korunmasına, 02.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

HIRSIZLIK , LEHE OLAN KANUN

6. Ceza Dairesi 2010/6-104 E., 2010/145 K.

Hırsızlık suçundan sanık B... S...´ün beraatına ilişkin, Mersin 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 10.05.2004 gün ve 956-394 sayılı hüküm, katılan kurum vekili tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 10.12.2007 gün ve 18666-13899 sayı ile;

“Sanığın enerji hırsızlığı suçunu işlediğinin; kaçamaklı savunması, suç saptama tutanağı ve abone enerji tüketim belgesi içeriğiyle kanıtlandığı gözetilmeden, yüklenen suçtan hükümlülüğü yerine, kanıtların takdirinde yanılgıya düşülerek beraatına hükmolunması”

” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Bozmadan sonra yargılama yapan Mersin 2. Asliye Ceza Mahkemesince 17.04.2008 gün ve 166-391 sayı ile; ilk hükümdeki gerekçelerle direnilerek, sanığın beraatına karar verilmiştir.

Bu hükmün de katılan kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının “

“onama”

” istemli 19.04.2010 gün ve 182347 sayılı tebliğnamesiyle, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hırsızlık suçunun sabit olup olmadığına ilişkin ise de, dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleş¬

¬mediği hususunun öncelikle değerlendirilmesi gerekmiştir.

İnceleme konusu somut olayda;

Sanığa yüklenen suçun cezası 765 sayılı TCY’nın 492. maddesinin 2. fıkrasında 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmiştir. Suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan 765 sayılı TCY’nın 102/4. maddesi uyarınca bu suçun asli zamanaşımı 5 yıldır. Dava zamanaşımını kesen son işlem sanığın 08.12.2003 tarihindeki sorgusu olup, bu tarihten sonra zamanaşımını kesen başkaca bir işlem bulunmamakta, yerel mahkemenin 17.04.2008 tarihli direnme kararından sonra, dosyanın Yargıtay C.Başsavcılığında bulunduğu bir aşamada 08.12.2008 tarihinde asli dava zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, sanık hakkındaki direnme hükmünün bozulmasına ve bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Mersin 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.04.2008 gün ve 166-391 sayılı direnme hükmünün gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,

2- 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanık B... S... hakkında hırsızlık suçundan açılmış olan kamu davasının, 765 sayılı TCY’nın 102/4 ve 5271 sayılı CYY’nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,

3- Dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.06.2010 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteğe aykırı olarak oybirliği ile karar verildi.


 

NİTELİKLİ HIRSIZLIK , BAĞLANTILI DAVALARDA GİDERLER

6. Ceza Dairesi 2010/6-121 E., 2010/147 K.

Sanık F... A...´in, hırsızlık suçundan, lehe olan 5237 sayılı TCY’nın 142/1-b ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık hakkında 53. maddenin uygulanmasına ve ertelemeye yer olmadığına ilişkin, Akçakoca Asliye Ceza Mahkemesince verilen 11.10.2005 gün ve 164-196 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 01.12.2009 gün ve 10017-15652 sayı ile;

“I- Sanık F... A... hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

5237 sayılı TCK’nun 141 ve 142. maddelerinde tanımlanan hırsızlık suçu ile 765 sayılı TCK’nun 493/1. maddesinde yer alan suçun öğelerinin farklı olduğu, sanığın, diğer sanık Ü.. İ.. ile birlikte, yakınana ait daireye, giriş kapısını sert bir cisimle zorlayıp açarak girip hırsızlık suçunu işlediği ve yakınmanın da devam ettiğinin anlaşılması karşısında; eylemin 5237 sayılı Yasanın 142/1-b maddesinde belirtilen hırsızlık suçunun yanı sıra aynı Yasanın 151/1. maddesindeki mala zarar verme, 116/1, 119/1-c maddelerindeki gündüzleyin konut dokunulmazlığını bozma suçlarını da oluşturduğu gözetilmeden bu konularda değerlendirme yapılmaması, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Sanığın, 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmasına, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca da kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanık hakkında uygulanmamasına, karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması,

2- 5237 sayılı TCK’nun erteli para cezalarının çektirilmesine ilişkin bir düzenleme içermediği gözetilmeden, aynı Yasanın 51/7. maddesi uyarınca sanık hakkındaki erteli para cezasının aynen infazına karar verilmesi,

3- Sanıklardan, neden oldukları yargılama giderlerinin ayrı ayrı alınması gerekirken, ‘

‘müşterek ve müteselsilen’ alınmasına karar verilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nun 326/2. maddesine aykırı davranılması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık F... A... savunmanının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi bozulmasına, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından ‘

‘53/1 ve 51/7. maddelerin uygulanması’ ve ‘

‘yargılama giderinin sanıklardan müşterek ve müteselsilen tahsil edilerek Hazineye gelir kaydedilmesine’ ilişkin bölümler çıkarılarak, yerine ‘

‘53/1. maddesinde belirtilen ve 53/3. maddesindeki kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri dışındaki haklardan sanığın mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar; 53/3. maddesi gözetilerek 53/1-c maddesi uyarınca kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise koşullu salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmasına’ ve ‘

‘sanıklardan neden oldukları yargılama giderinin ayrı ayrı alınmasına’ cümlelerinin eklenmesi suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün düzeltilerek onanmasına”

” karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise, 21.05.2010 gün ve 113684 sayı ile;

“İkamet tezkeresi sahibi (Dursun ve Zekiye kızı, 1975 Kırıkkale doğumlu) hakkında hırsızlık suçundan soruşturma yapılıp iddianame düzenlenmiştir.

Sanığın tutuklu olarak katıldığı oturumda ise sorgusu yapılırken kimliği (Kaya ve Ümmi kızı, Çorum 1955 doğumlu) Fidan Ayçiçek olarak tutanağa geçirilmiş ve aynı oturumda bu kimlikle ilgili nüfus kaydı okunmuştur.

Yapılan duruşma sonucunda (K... ve Ü... kızı, Çorum 1955 doğumlu) F... A... hakkında Akçakoca Asliye Ceza Mahkemesinin 11.10.2005 tarihli ve 2004/164-2005/196 sayılı kararıyla mahkûmiyet hükmü (5237 sayılı TCK’nun 142/1-b, 62, 63/1, 53/1. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası) kurulmuştur.

Sanık müdafiinin temyizi üzerine bu sanık hakkındaki hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.

İnfaz aşamasında, hakkında hüküm kurulan (Kaya ve Ümmi kızı, Çorum 1955 doğumlu) F... A... vekili tarafından iddianame konusu suç ve kişi ile ilgisinin bulunmadığı ileri sürülmüştür.

Kovuşturma evresinde ortaya çıkan farklı kimlik bilgilerinin nedeni hakkında araştırma yapılarak gerçeğe ulaşılması ve durumun değerlendirilmesi gerektiği, ancak hakkında dava açılan sanıkla ilgili hüküm kurulabileceği hususlarının gözetilmediği anlaşılmıştır.

Sanığın kimliği hakkındaki açık uyumsuzluğun giderilmemesi ve hakkında dava açılmamış bir kişi hakkında hüküm kurulması nedeniyle; CMK’nun 147, 191, 209, 225. maddeleri karşısında mahkeme hükmünün ve Yüksek Daire kararının yerinde olmadığı”

” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Dairenin sanık F... A... hakkındaki kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İnceleme, sanık F... A... hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yerel mahkeme hükmünün, iddianamede kimlik bilgileri gösterilen sanık hakkında verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Vatansız olup, hakkında Kırıkkale Valiliği tarafından 11.12.2003 gün ve 71/585 sayılı ikamet tezkeresi düzenlenmiş olan D... ve Z... kızı, 1975 doğumlu F... A... hakkında Akçakoca C.Başsavcılığının 09.07.2004 gün ve 125 sayılı iddianamesi ile hırsızlık suçundan kamu davası açıldığı, yerel mahkeme tarafından sanığa ait nüfus kaydının talep edilmesi üzerine, Akçakoca Nüfus Müdürlüğü tarafından 46267224520 TC. Kimlik numaralı, K... ve Ü... kızı, 10.06.1955 doğumlu, Kırıkkale-Merkez Yenimahalle nüfusuna kayıtlı F... A... ´e ait kaydın gönderildiği, sanığın tutuklu olarak bulunduğu oturumda sorgusu yapılırken nüfus müdürlüğünden getirtilen kayıttaki bilgilerin kimlik bilgileri olarak duruşma tutanağına geçirildiği ve bu kimlik bilgileri esas alınarak sanık hakkında hükümlülük kararı verildiği anlaşılmaktadır.

5271 sayılı CYY´nın 225. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, hüküm, ancak hakkında iddianame ile kamu davası açılan fail hakkında verilebilir.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Akçakoca C.Başsavcılığının 09.07.2004 gün ve 125 sayılı iddianamesi ile vatansız olup, ikamet tezkeresi bulunan D... ve Z... kızı, 1975 doğumlu F... A... hakkında hırsızlık suçundan kamu davası açıldığı halde, 46267224520 TC. kimlik numaralı, K... ve Ü... i kızı, 10.06.1955 doğumlu, Kırıkkale-Merkez Yenimahalle nüfusuna kayıtlı ve incelemeye konu bu kamu davası ile ilgisi bulunmayan F... A... hakkında hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

Bu itibarla haklı nedene dayanan Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire düzeltilerek onanma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin sanık F... A... hakkındaki 01.12.2009 gün ve 10017-15652 sayılı düzeltilerek onanma kararının KALDIRILMASINA,

3- Akçakoca Asliye Ceza Mahkemesinin 11.10.2005 gün ve 164–

–196 sayılı hükmünün BOZULMASINA,

4- Dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.06.2010 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.


 

MÜDAFİİN GÖREVLENDİRİLMESİ , TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİ

6. Ceza Dairesi 2010/6-124 E., 2010/156 K.

Hırsızlık suçundan sanık B...H...´ın, 765 sayılı TCY´nın 493/2, 522 ve 523. maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Konya 3. Asliye Ceza mahkemesince verilen 08.01.2003 gün ve 31-390 sayılı hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 15.09.2005 gün ve 16500-7461 sayı ile;

"Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak; sanığın eylemine uyan 765 sayılı TCY´nın 493/2, 522, 523. maddelerine göre cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY´nın aynı suça uyan 142/2-d, 143, 168/1. maddelerinde öngörülen özgürlüğü bağlayıcı cezanın türü, alt ve üst sınırları bakımından anılan Yasanın 7/2, 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddeleri ışığında sanık yararına olması ve 5237 sayılı Yasa hükümleri uyarınca yeniden değerlendirme ve uygulama yapılmasında zorunluluk bulunması" isabetsizliğinden bozulmuştur.

Bozmaya uyan yerel mahkemece 20.03.2006 gün ve 752-195 sayı ile, sanığın bu kez 5237 sayılı TCY´nın 142/2-d, 143, 168/1 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş, sanık müdafiinin hükme ilişkin temyiz istemi Yargıtay 6. Ceza Dairesince 24.12.2008 gün ve 24130-24410 sayı ile;

"Yasal süre içinde temyiz başvurusunda bulunmayan sanık B...H... savunmanının bu konudaki isteğinin, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollaması ile 1412 sayılı CMUK´nun 317. maddesi gereğince" reddedilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise, 25.05.2010 gün ve 93305 sayı ile;

"Bozma üzerine yeniden duruşma açan mahkemenin isteği üzerine sanığa CMK´nun 150/3. maddesi gereğince Konya Barosu tarafından Av. Ahmet Avcı müdafii olarak tayin edilmiştir.

Sanığa bozma ilamı sonrası yapılan duruşma tebliğ olunamamış ve duruşmaya katılmayan sanık, müdafii tarafından temsil edildiğinden başka bir yolla da haberdar edilmemiştir.

Zorunlu müdafii yüzüne karşı açıklanan yerel mahkeme hükmünü 29.03.2006 tarihinde temyiz etmiş olup, temyiz istemi yasal süresi içinde yapılmadığından Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 24.12.2008 gün ve 2007/24130-2008/24410 sayılı kararı ile temyiz isteğinin reddine karar verilmiştir.

Konya 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.03.2006 tarihli ve 2005/752-2006/195 sayılı kararı sanığın kendisine tebliğ olunmamıştır.

İnfaz aşaması sırasında sanık tarafından kanun yolu başvurusu niteliliğinde olan 26.11.2009 ve 04.12.2009 tarihli dilekçeler verilmiştir. 26.11.2009 tarihli dilekçesinde lehe olan hükümlerin uygulanması isteminde bulunmuştur. 04.12.2009 tarihli dilekçede ise sonuç olarak; tebligat yapılmadığı için temyiz hakkını kullanamadığını, doğrudan cezaevine gönderildiğini, süreyi kaçırmada kusuru olmadığını beyan ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.

Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.03.2008 tarihli ve 2008/7-56 sayılı kararında da açıklandığı üzere, zorunlu müdafiin yüzüne karşı yapılmış olan tefhim kendisine zorunlu müdafii atandığından haberdar edilmeyen sanık açısından hukuki sonuç doğurmaz" görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Dairenin temyizin reddi kararının kaldırılması ve dosyanın temyiz incelemesi için Özel Daireye gönderilmesi isteminde bulunmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, zorunlu müdafii huzurunda verilmiş bulunan kararın kendisine zorunlu müdafii görevlendirildiğinden haberi olmayan sanığa ayrıca tebliğ edilmesinin gerekip gerekmediği ve buna bağlı olarak sanığın öğrenme üzerine yaptığı temyizin süresinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Özel Dairenin 15.09.2005 tarihli bozma ilamı üzerine yerel mahkemenin, 22.11.2005 tarihinde düzenlenen tensip tutanağıyla birlikte sanığa müdafii tayini için baroya yazı yazdığı, Konya Barosu´nun 24.11.2005 gün ve 6709 sayılı yazısı ile müdafii olarak Av. Ahmet Avcı´nın görevlendirildiği, bozma sonrası 20.03.2006 tarihli ilk oturuma sanık müdafiinin katıldığı, ancak sanığın katılmadığı, bu oturumda yüzüne karşı tefhim edilen hükmü müdafiinin süresinden sonra 29.03.2006 tarihinde temyiz ettiği, bu temyiz isteminin de Özel Daire tarafından 1412 sayılı CYUY´nın 317. maddesi uyarınca reddedildiği, gerekçeli kararın ve zorunlu müdafii görevlendirildiği hususunun sanığa tebliğ edilmediği, sanığın cezaevinden mahkemeye hitaben gönderdiği 26.11.2009 tarihli dilekçesinde; "5237 sayılı TCK´nun lehe olan hükümlerinin uygulanmasını" istediği, yine 04.12.2009 tarihli dilekçesinde ise; "kendisine tebligat yapılamadığı için hükmü temyiz edemediğini, temyiz hakkını kullanmak istediğini, CYY´nın 40-42. maddeleri uyarınca isteminin değerlendirilmesi gerektiğini" belirttiği, yerel mahkemenin de 08.12.2009 tarihinde infazın durdurulmasına karar verdiği anlaşılmaktadır.

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 18.03.2008 gün ve 7-56 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında vurgulandığı üzere; 5271 sayılı Yasanın 150. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkraları ve aynı Yasanın 2. maddesindeki tanım uyarınca, ceza yargılamasında, zorunlu veya istek üzerine atanan müdafii ile vekaletnameli müdafii arasında herhangi bir fark öngörülmemiş, 5271 sayılı CYY´nın 150/son madde ve fıkrasında zorunlu müdafiilik ile ilgili sair ayrıntılar çıkarılacak yönetmeliğe bırakılmıştır.

Bu konuda çıkarılması öngörülen ve 02.03.2007 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunan "Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafii ve Vekillerin Görevlendirilmeleri İle Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik" ise, gerek sanığa müdafii görevlendirildiği tarihte, gerekse hüküm tarihi itibarıyla henüz yürürlüğe girmemiştir. Bu nedenle sorunun çözümünde, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan yasal düzenlemelere itibar edilmesi gerekir.

5271 sayılı CYY´nın zorunlu müdafiliğe, tebligata ve yasa yollarına başvuruya ilişkin hükümler, 1412 sayılı CYUY´nın halen geçerliliğini koruyan temyize ilişkin hükümler ile 7201 sayılı Tebligat Yasası´nda yer alan hükümler birlikte değerlendirildiğinde; sanığa haber verilmeden zorunlu müdafii atanmasında, bu müdafiinin sanığın bulunmadığı hallerde görev yapmasında ve tefhimin bu müdafie yapılmasında usulsüzlük bulunmadığı, başka bir deyişle olayımız açısından müdafie yapılan tefhimin geçerli olduğu, bu nedenle de müdafiinin temyiz dilekçesinin süreden sonra olması itibarıyla, sanık açısından temyiz davası açma olanağının yitirildiği sonucuna varılabilir ise de; uyuşmazlık konusu, vazgeçilmez ve gözardı edilemez nitelikteki savunma hakkı ve daha geniş anlamda da adil yargılanma hakkı ile ilgili olduğundan, çözümün savunma hakkına ilişkin düzenlemelerden yola çıkılarak aranması isabetli olacaktır.

Anayasanın 36. maddesinde; "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" hükmüne yer verilmiş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "adil yargılanma hakkını" düzenleyen 6. maddesinin 3. fıkrasının b ve c bentlerinde ise; "her sanığın en azından,

...b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;

c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir avukatın yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için mali olanaklardan yoksunsa ve adaletin selameti gerektiriyorsa mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek…

…" hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Buradan çıkarılması gereken sonuç; savunma hakkının, temel insan hakları arasında yer alan hak arama özgürlüğünün bir gereği olduğu ve avukat tutma hakkının da savunma hakkından ayrı düşünülemeyeceği gerçeğidir.

Mevzuatımızda zorunlu müdafiilik sistemini öngören yasanın amacı, kendisini savunmak için yeterli maddi olanağı bulunmayanların, bu hakkı kullanamamalarından kaynaklanabilecek olası hak kayıplarının önlenmesi, dolayısıyla da savunma hakkının etkin kullanılabilmesinin sağlanması suretiyle adil yargılamanın gerçekleştirilmesidir. Bunun doğal sonucu olarak, maddi olanakları elverişli olan sanık nasıl ki vekâletname vermek suretiyle dilediği avukatı serbestçe tayin edebiliyorsa, maddi olanağı bulunmayan sanığın da aynı şekilde müdafiiliğini üstlenecek avukatını serbestçe belirleyebilmesi, en azından kendisine tayin edilen avukatı değiştirme hakkının bulunması, daha da ötesi, görülmeye başlayacak davada kendisine müdafii olarak bir avukat atanacağının sanığa bildirilmesi gereklidir. Kendisine müdafii atandığını dahi bilmeyen ya da kendisine müdafii atanmakla birlikte bu avukatın değiştirilmesini isteme hakkına sahip bulunmayan bir sanığın, atandığını dahi bilmediği veya beğenmediği halde muhatap olmak zorunda kaldığı müdafiin tüm tasarruflarından sorumlu tutulması gerektiğini veya bu müdafiin yaptığı tüm işlemleri peşinen kabul etmiş sayılacağını söylemek nasıl mümkün değilse, böyle bir durumda savunma hakkının tam anlamıyla kullanılabileceğini düşünmek de olası değildir.

Kendisine zorunlu bir müdafii görevlendirileceğinin sanığa bildirilmediği ve sanığın bu konudaki iradesine değer verilmediği ya da başka bir ifadeyle sanığın bu konudaki iradesinin dosya kapsamından anlaşılamadığı durumlarda, hükmün müdafii yanında sanığın kendisine de tebliğinin, adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu kabul edilmelidir.

Bununla birlikte, kendisine zorunlu müdafii atanacağının sanığa bildirildiği ve sanığın da buna herhangi bir itirazının bulunmadığı durumlarda; zorunlu müdafie yapılan tefhim veya tebliğ işlemlerinin aynen vekâletnameli müdafide olduğu gibi geçerli olacağı ve gerek tefhime, gerekse tebliğe bağlı olan sürelerin işlemeye başlayacağı hususunda duraksama yaşanmamaktadır. Dolayısıyla, böyle durumlarda Tebligat Yasasının 11. maddesi uyarınca işlem yapılması gerekeceğinden, tebligat asile değil, vekile (müdafie) yapılmalıdır. Aksi halde, zorunlu müdafiliğe yasanın arzu etmediği anlamda simgesel bir anlam yüklenmiş olur ki, bu kabul birçok kargaşayı da birlikte getirir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığa mahkemenin istemi üzerine baro tarafından görevlendirilen zorunlu müdafiinin yüzüne karşı yapılmış olan tefhim, kendisine zorunlu müdafii atandığından haberdar edilmeyen sanık Bilge Horasan açısından hukuksal sonuç ifade etmediği gibi, temyiz süresini de başlatmayacağından; sanığın öğrenme üzerine verdiği 26.11.2009 ve 04.12.2009 tarihli temyiz iradesini içeren dilekçelerine istinaden temyiz davasının incelenmesi zorunluluğu bulunmaktadır.

Bu itibarla; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin "temyizin reddine" ilişkin kararının kaldırılmasına ve sanığın öğrenme üzerine verdiği dilekçeler nedeniyle temyiz incelemesi yapılması için dosyanın Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 24.12.2008 gün ve 24130-24410 sayılı sanık müdafiinin temyizinin reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın, sanık Bilge Horasan´ın temyiz dilekçesine dayalı olarak temyiz incelemesi yapılması için Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.06.2010 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.


 

TEMYİZ İSTİDA VE LAYİHASININ TEBLİĞİ VE CEVABI

6. Ceza Dairesi 2010/6-130 E., 2010/170 K.

Sanıklar Ö... K... ve F... T...´nın, geceleyin hırsızlık suçundan 5237 sayılı TCY´nın 142/1-b ve 143. maddeleri uyarınca 5´er yıl hapis; geceleyin konut dokunulmazlığını bozmak suçundan, TCY´nın 116/1-4 ve 39/1. maddeleri uyarınca 1´er yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, koşulları bulunmadığından haklarında CYY´nın 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına ilişkin, Aydın 1. Asliye Ceza Mahkemesince 05.08.2008 gün ve 343-693 sayı ile verilen kararın, sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 28.04.2010 gün ve 2791-4990 sayı ile;

"1- Suç tarihinde güneşin 05.08´de doğduğunun dosya içerisindeki belgeden anlaşılması, tanık Halil Uçkuner´in olay sonrası alınan ifadesinde, eylem saatini 04.15 olarak bildirmesi, yine kollukça düzenlenen tutanakta, ihbarın saat 04.30´da yapıldığının belirtilmesi karşısında; suçun 5237 sayılı TCY´nın 6/e. maddesinde tanımlanan gece sayılan zaman diliminde işlendiğine ilişkin kanıtların duraksamaya yer bırakmayacak şekilde saptanmadan ve karar yerinde gösterilip tartışılmadan anılan Yasanın 143. maddesi uyarınca artırım yapılması, konut dokunulmazlığını bozmak suçundan hüküm kurulurken ise, aynı Yasanın 116. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması suretiyle fazla cezalara hükmedilmesi,

2- Konut dokunulmazlığını bozmak suçu yönünden; diğer sanık ile önceden verdikleri karar doğrultusunda suça doğrudan katılan sanıklar hakkında TCK´nun 37/1. maddesi yerine 39/1. maddesi ile uygulama yapılması ve sanık sayısına göre haklarında TCK´nun 119/1-c maddesi uyarınca artırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesi" gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığı ise, 04.06.2010 gün ve 278035 sayı ile;

"5237 sayılı TCK´nun 6/1-e. maddesinde gece vakti deyiminden, ´güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zaman süresi anlaşılır´ şeklinde tarif edilmiştir. Dosya içersinde Adalet Bakanlığı internet sitesinden alınan Aydın İline ait güneşin doğuş- batış zamanları çizelgesinde, suç tarihinde güneşin doğuşu için 05.08 gösterilmiş ancak üst taraftaki uyarıda yaz saati uygulamasında aşağıdaki değerlere (1) saat ilave edileceği bildirilmiş, 30.03.2008 tarihinde yaz saati uygulaması başladığı çizelgenin altındaki uyarıda mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Kandilli Rasathanesi internet sitesinde aynı çizelge bulunmaktadır. Bu bilgiler ışığında suç tarihi olan 02.05.2008 tarihinde Aydın İlinde güneşin 06.08´de doğduğu, TCK´nun 6/1-e. maddesi gözetildiğinde ise, gecenin bitiş saatinin 05.08 olduğu, Yüksek Dairenin bir numaralı bozma gerekçesinde güneşin doğuş saatinin 05.08 olduğu gösterilirken muhtemelen yaz saati uygulamasının değerlendirilmediği ve bir numaralı bozma gerekçesinde gösterildiği şekilde, eylem saatinin 04.15 veya 04.30 olduğundan, suçun gece sayılan 05.08´den önce işlenmesi nedeniyle hırsızlık suçunda TCK´nun 143. maddesinin, konut dokunulmazlığını bozmak suçunda ise 116/4. maddesini uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Anlatılan nedenle tebliğnemedeki görüş doğrultusunda, konut dokunulmazlığına ilişkin olarak eleştiriler gösterilmek suretiyle hükümlerin onanması kanaatindeyiz" görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve TCY´nın 53/1. maddesine ilişkin açıklama ve TCY´nın 37/1 ve 119/1-c. maddelerine ilişkin eleştiri saklı kalmak kaydıyla, yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanıkların gece vakti hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozmak suçlarından cezalandırılmalarına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasında çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, suçların gece vakti işlenip işlenmediğinin belirlenmesine ilişkindir.

Ancak, Özel Dairece, Yargıtay C.Başsavcılığının tebliğnamesinin sanıklara tebliğ edilmeden temyiz incelemesi yapılmış olması hususu, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak ele alınarak öncelikle görüşülmüştür.

İncelenen dosya içeriğine göre;

Sanıkların, haklarındaki temyiz talepleri üzerine, Özel Dairece temyiz incelemesi yapılırken, Yargıtay C.Başsavcılığının 29.01.2009 gün ve 278035 sayılı onama istekli tebliğnamesinin sanıklara tebliğ edildiğine dair herhangi bir tebligat parçası bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 26.09.2006 gün ve 204-197 ile 30.10.2007 gün ve 226-215 sayılı kararları başta olmak üzere, yerleşik kararlarında da açıklandığı üzere; hükmü temyiz etmeleri halinde veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi halinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamenin, sanık veya müdafii ile katılan veya vekiline tebliğ olunacağı, 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte olan 1412 sayılı CYUY´nın 316. maddesine 02.01.2003 gün ve 4778 sayılı Yasanın 2. maddesi ile eklenip, 19.03.2003 gün ve 4829 sayılı Yasanın 20. maddesiyle değiştirilen 3. fıkrasında düzenlenmiştir. Adil yargılanma hakkı ve savunma hakkı ile ilgili bulunan bu hüküm buyurucu nitelikte olup uyulması zorunludur.

Anılan düzenleme, Anayasanın 90. maddesi uyarınca bir iç hukuk normu haline gelen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi´nin 6. maddesi ile de ilgilidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 09.11.2000 gün ve 36590-97 sayılı Göç/Türkiye kararı bu konuya temas etmektedir. Nitekim bu karar üzerine, 2003 yılında mevzuatımızda yukarıda sözü edilen düzenleme yapılmış, 5271 sayılı CYY´ nın 297. maddesinde de aynı hükme yer verilmiştir.

Somut olayda, Yargıtay C. Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamenin, hükmü temyiz eden sanıklara tebliğ edilmediği görülmektedir. Özel Dairece, sanıklara tebliğname tebliğ edilmeden inceleme yapılarak karar verilmiş olması, 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY´nın 316/3. maddesinin buyurucu hükmüne aykırılık oluşturmaktadır.

Bu nedenle, itirazın bu değişik gerekçe ile kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına, tebliğnamenin sanıklara tebliğinden sonra temyiz incelemesi yapılarak bir karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE,

2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 28.04.2010 gün ve 2791-4990 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3- Dosyanın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinin sanıklar Ö... K... ile F... T...´ya tebliğinden sonra, temyiz incelemesi yapılması için Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.07.2010 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.


 

KISA SÜRELİ HAPİS CEZASINA SEÇENEK YAPTIRIMLAR

6. Ceza Dairesi 2008/26402 E., 2010/14106 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

5237 sayılı TCK´nın 50. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendindeki düzenlemenin, "...belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma..."yi öngördüğü, yasada geçen "etkinlik" kavramının ise, "...insanın, çevresiyle arasındaki ilişkileri düzenleyen her türlü eylem-çalışma, iş yapma, işlerlik ve devinimi" ifade ettiği, bu nedenle kütüphanede kitap okumanın bir etkinliği yapmaktan yasaklanma olarak kabul edilemeyeceği gözetilmeden, sanık hakkında belirlenen kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı hapis cezasının, 5237 sayılı TCK´nın 50. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi gereğince, "sanığın 3 ay 10 gün süreyle haftada 2 gün günde 2 saat kütüphanede kitap okuma" seçenek yaptırımına çevrilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Ömer savunmanının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğ-nameye aykırı olarak (BOZULMASINA), 21.09.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

MÜDAFİİ ÜCRETİ,GELİRİ OLMAYAN SANIĞA YÜKLETİLEMEZ.

T. C. YARGITAY 6. Ceza Dairesi Esas No : 2012/6243 TUTUKLU Karar No : 2012/14162

Yargıtay 6. Ceza Dairesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesine atıfta bulunarak, CMK’da “Yargılama giderleri” arasında yer alan müdafii ücretinin “mali geliri olmayan sanığa yükletilemeyeceğine” karar verdi.

Tebliğname No : 6 – 2011/334622

İNCELENEN KARARIN;

MAHKEMESİ : Gaziantep 4. Ağır Ceza Mahkemesi

TARİHİ : 03/06/2011

NUMARASI : 2011/417 (E) ve 2011/138 (K)

SANIK : M. B.

SUÇ : Yağma, yaralama

HÜKÜM : Mahkumiyet

TEMYİZ EDEN : Sanık savunmanı

TEBLİĞNAMEDEKİ DÜŞÜNCE : Red-Onama

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

I- Sanık hakkında yaralama suçundan kurulan hükmün incelenmesinde,

Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCY.nın 50/5. maddesinde öngörülen düzenlemeye göre, hükmolunan cezanın tür ve miktarı bakımından, 5219 sayılı Yasa ile değişik 1412 sayılı CMUK.nun 305/1. maddesi gereğince hükmün temyizi olanaklı bulunmayıp kesin nitelikte

olduğundan, sanık M. B. savunmanının temyiz isteğinin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK.nun 317. maddesi uyarınca istem gibi REDDİNE,

II- Sanık hakkında yağma suçundan kurulan hükmün temyiz incelenmesine gelince;

Sanığın, yağma eylemini anneannesi olan ve aynı konutta ikamet ettiği yakınan Yüksel Boy’a karşı işlediğinin anlaşılması karşısında 5237 sayılı TCY.nın 149. maddesinin 1. fıkrasının (a)-(d)-(h) bentlerine aykırı biçimde silahla, geceleyin ve konutta işlendiği halde uygulama sırasında (d) bendinin gösterilmemesi gösterilen teşdit gerekçesi karşısında bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Yasa koyucu, suç işlememiş olmasına karşın hakkında çeşitli nedenlerle ceza soruşturması yapılan ve bu süreçte kendisini yeterince savunamayacağı varsayılan bazı kişilerin yargılanmalarının adil yapılabilmesinin sağlanması ve bu durumda olan kişilerin ceza almamalarındaki toplumsal yararı gözeterek, istemleri olmasa dahi zorunlu olarak müdafii atanmasını düzenlemiştir. Bu duruma 5271 sayılı Yasanın 74/2 ve 150. maddeleri örnek olarak gösterilebilir.

5320 sayılı Yasanın 13/1. maddesinde, Ceza Muhakemeleri Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafii ve vekile ücret ödeneceği, bu ücretin yargılama giderlerinden sayılacağı, 5271 sayılı CMK.nun 324. maddesinde yargılama giderlerinin neleri kapsayacağı ve aynı Yasanın 325 maddesinde de, bütün yargılama giderlerinin cezaya ya da güvenlik tedbirine mahkum edilen sanığa yükleneceğinin düzenlenmiş olmasına karşın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesinde, her sanığın kendi kendini savunmaktan başka, kendisinin seçeceği ya da mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından, yararlanma hakkına da sahip olduğu belirtilmiş ve TC.Anayasa’sının 90. Maddesinin son fıkrasında usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş uluslar arası sözleşmelerin yasa gücünde olduğu, anayasaya aykırılıklarının ileri sürülemeyeceği ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası sözleşmelerle yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslar arası sözleşme hükümlerinin esas alınacağı belirtilmiştir. Anılan maddeye göre, hakim uyuşmazlıklarda, temel hak ve özgürlükleri düzenleyen ulusal yasalarla, uluslar arası sözleşmelerin çelişmesi durumunda şüphesiz ki uluslar arası sözleşme hükümlerine göre hareket etme durumundadır.

Bu açıklamalar ışığında;

Mahkemece 5271 sayılı Yasası’nın 150/3. maddesi uyarınca,sanığın savunmasını yapmak üzere zorunlu savunmanın görevlendirilmesi nedeniyle, savunmana ödenen avukatlık ücretinin, dosyadaki bilgilerden mali geliri bulunmadığı anlaşılan sanığa, yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı olduğundan,

Bozmayı gerektirmiş, sanık savunmanının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından yargılama giderlerinin tahsiline ilişkin bölümden “462.00 TL müdafii giderinin ” çıkarılarak, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 12.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”


 

GELİRİ OLMAYAN SANIĞA ,MÜDAFİİ ÜCRETİ YÜKLETİLEMİYECEĞİ

T. C. YARGITAY 6. Ceza Dairesi Esas No : 2012/6243 TUTUKLU Karar No : 2012/14162

Yargıtay 6. Ceza Dairesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesine atıfta bulunarak, CMK’da “Yargılama giderleri” arasında yer alan müdafii ücretinin “mali geliri olmayan sanığa yükletilemeyeceğine” karar verdi.

Tebliğname No : 6 – 2011/334622

İNCELENEN KARARIN;

MAHKEMESİ : Gaziantep 4. Ağır Ceza Mahkemesi

TARİHİ : 03/06/2011

NUMARASI : 2011/417 (E) ve 2011/138 (K)

SANIK : M. B.

SUÇ : Yağma, yaralama

HÜKÜM : Mahkumiyet

TEMYİZ EDEN : Sanık savunmanı

TEBlİĞNAMEDEKİ DÜŞÜNCE : Red-Onama

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

I- Sanık hakkında yaralama suçundan kurulan hükmün incelenmesinde,

Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCY.nın 50/5. maddesinde öngörülen düzenlemeye göre, hükmolunan cezanın tür ve miktarı bakımından, 5219 sayılı Yasa ile değişik 1412 sayılı CMUK.nun 305/1. maddesi gereğince hükmün temyizi olanaklı bulunmayıp kesin nitelikte olduğundan, sanık M. B. savunmanının temyiz isteğinin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK.nun 317. maddesi uyarınca istem gibi REDDİNE,

II- Sanık hakkında yağma suçundan kurulan hükmün temyiz incelenmesine gelince;

Sanığın, yağma eylemini anneannesi olan ve aynı konutta ikamet ettiği yakınan Yüksel Boy’a karşı işlediğinin anlaşılması karşısında 5237 sayılı TCY.nın 149. maddesinin 1. fıkrasının (a)-(d)-(h) bentlerine aykırı biçimde silahla, geceleyin ve konutta işlendiği halde uygulama sırasında (d) bendinin gösterilmemesi gösterilen teşdit gerekçesi karşısında bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Yasa koyucu, suç işlememiş olmasına karşın hakkında çeşitli nedenlerle ceza soruşturması yapılan ve bu süreçte kendisini yeterince savunamayacağı varsayılan bazı kişilerin yargılanmalarının adil yapılabilmesinin sağlanması ve bu durumda olan kişilerin ceza almamalarındaki toplumsal yararı gözeterek, istemleri olmasa dahi zorunlu olarak müdafii atanmasını düzenlemiştir. Bu duruma 5271 sayılı Yasanın 74/2 ve 150. maddeleri örnek olarak gösterilebilir.

5320 sayılı Yasanın 13/1. maddesinde, Ceza Muhakemeleri Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafii ve vekile ücret ödeneceği, bu ücretin yargılama giderlerinden sayılacağı, 5271 sayılı CMK.nun 324. maddesinde yargılama giderlerinin neleri kapsayacağı ve aynı Yasanın 325 maddesinde de, bütün yargılama giderlerinin cezaya ya da güvenlik tedbirine mahkum edilen sanığa yükleneceğinin düzenlenmiş olmasına karşın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesinde, her sanığın kendi kendini savunmaktan başka, kendisinin seçeceği ya da mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından, yararlanma hakkına da sahip olduğu belirtilmiş ve TC.Anayasa’sının 90. Maddesinin son fıkrasında usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş uluslar arası sözleşmelerin yasa gücünde olduğu, anayasaya aykırılıklarının ileri sürülemeyeceği ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası sözleşmelerle yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslar arası sözleşme hükümlerinin esas alınacağı belirtilmiştir. Anılan maddeye göre, hakim uyuşmazlıklarda, temel hak ve özgürlükleri düzenleyen ulusal yasalarla, uluslar arası sözleşmelerin çelişmesi durumunda şüphesiz ki uluslar arası sözleşme hükümlerine göre hareket etme durumundadır.

Bu açıklamalar ışığında;

Mahkemece 5271 sayılı Yasası’nın 150/3. maddesi uyarınca,sanığın savunmasını yapmak üzere zorunlu savunmanın görevlendirilmesi nedeniyle, savunmana ödenen avukatlık ücretinin, dosyadaki bilgilerden mali geliri bulunmadığı anlaşılan sanığa, yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı olduğundan,

Bozmayı gerektirmiş, sanık savunmanının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından yargılama giderlerinin tahsiline ilişkin bölümden “462.00 TL müdafii giderinin ” çıkarılarak, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 12.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”


 

YAŞI KÜÇÜK SANIK , HAPİS CEZASININ ERTELENMESİ

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2008/19123 E. 2010/15522 K. 05.10.2010 Karar Tarihi.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre, suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-) Fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış olan sanık hakkında verilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezalarının 5237 sayılı Yasanın 50/3. maddesi uyarınca aynı maddenin birinci fıkrasında yazılı seçenek yaptırımlardan birine Çevrilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

2-) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması ve suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması durumunda uygulanabilecek olan 5237 sayılı TCK´nun 51. maddesi ile sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması ve suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, koşullarının varlığı halinde uygulanabilecek olan CMK´nun 231. maddesinin koşulları ve sonuçlarının aynı olmadığı; hükmolunah cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis olması veya adli para cezası olması halinde öncelikle yasal bir zorunluluk olarak 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5-14. fıkralarında düzenlenmiş bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılma koşullarının bulunup bulunmadığı resen değerlendirilecek, olumsuz sonuca ulaşıldığı takdirde cezanın kişiselleşti-rilmesine ilişkin 5237 sayılı Yasanın 50 ve 51. maddeleri yönünden değerlendirme yapılabilecektir.

Hal böyle olunca;

Anılan yasa maddeleri belli bir sıra içinde değerlendirilirken denetime olanak verecek bir biçimde yasal ve yeterli gerekçelerinin ayrı ayrı karar yerinde gösterilmesi gerektiği gözetilmeden "sanığın suçtan pişmanlık duyduğuna dair bir gözlemimiz bulunmadığından lehe hükümlerin uygulanmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesine, cezanın paraya çevrilmesine ya da ertelenmesine takdiren yer olmadığına" denilerek yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Fırat savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 05.10.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

HIRSIZLIK , MALA ZARAR VERME , UZLAŞMA

6. Ceza Dairesi 2009/20491 E., 2010/16312 K.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

A- Sanık Hüseyin Y... hakkında kurulan hükmün temyiz incelemesinde;

Dosyanın UYAP sistemi üzerinden elektronik ortamda gönderilen bilgilerinin incelenmesinde, 03.05.2009 tarihli "Dosya Gönderme Formu" ile temyiz incelemesi için gönderilmesinden sonraki bazı yazışmalarda, sanık Hüseyin Y...´nin gerçek kimliğinin Ümit olduğunun iddia edilmesi karşısında; bu husus araştırılarak sonucuna göre hukuki durumun belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

B- Sanık Hüseyin M... hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarına gelince,

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, uyulan bozmaya, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre; suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Hırsızlığın yapıldığı şirketi temsile yetkili olduğu anlaşılan yakınan İm-dat´ın 30.12.2008 tarihli oturumda "benim zararımı ve şirketin zararını giderdiler ... sanık vekillerine makbuz verdim, ben şikayetçi değilim ..." şeklindeki anlatımı, adı geçen yakınan tarafından dosyaya sunulan 26.12.2008 tarihli dilekçe ve ekindeki makbuz içeriğine göre de, sanık Hüseyin Y... tarafından tüm zararlarının tazmin edildiği ve şirkete ait paranın ve kasaya verilen zararın ödendiğinin belirtilmesi karşısında; sanık hakkında hırsızlık ve mala zarar verme suçları nedeniyle kurulan hükümlerde 5237 sayılı TCY´nın 168/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının kararda açıklanıp tartışılmaması,

2- Suç ve hüküm tarihlerinde yürürlükte bulunan 5560 sayılı Yasanın 24. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK´nun 253/1. maddesi gözetildiğinde, sanığın işlediği geceleyin işyeri dokunulmazlığını bozma suçunun uzlaşma kapsamında bulunduğunun anlaşılması karşısında; taraflar arasında öncelikle 5271 sayılı CMK.nun 253 ve 254. maddeleri gereğince uzlaştırma girişiminde bulunulması, uzlaştırma girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine yargılamaya devam olunarak sonucuna göre hukuki durumun belirlenmesi, her ne kadar aynı Yasa ve maddenin 18. fıkrasında "Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez." şeklinde düzenleme ile müştekinin soruşturma evresinde alınan 20.01.2007 tarihli ifadesinde uzlaşmak istemediği anlaşılmakta ise de, bu düzenlemenin ilk uzlaşma işleminin başarısızlıkla sonuçlanması durumunda mahkemece yeniden uzlaştırma girişiminde bulunulmayacağını ifade ettiği, mahkemece bu yönde bir girişimde bulunulmadan tarafların kendiliklerinden uzlaşıp bu doğrultudaki isteklerini iletmeleri ve koşullarının bulunması halinde uzlaşma nedeniyle davanın düşmesine karar verilmesine yasal bir engel bulunmadığı, yakınan İmdat´ın 30.12.2008 ve sanığın 14.03.2009 tarihli oturumlarda uzlaştıklarını beyan etmeleri karşısında; geceleyin işyeri dokunulmazlığını bozmak suçundan dolayı açılan kamu davası ile ilgili uzlaşma nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiği düşünülmeden, anılan suçun uzlaşma kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Hüseyin M... ile sanık Hüseyin Y... savunmanlarının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak (BOZULMASINA), 21.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

KİŞİYİ HÜRRİYETİNDEN YOKSUN BIRAKMA , YAĞMA

6. Ceza Dairesi 2009/10734 E., 2010/17185 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Katılanı bağlamak için üzerindeki giysinin kollarını kesip parçalara ayıran sanık hakkında, mata zarar vermek suçundan zamanaşımı içinde işlem yapılması olanaklı kabul edilmiştir.

I- Yağma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde:

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu´nun takdirine göre, sanık Selami ve savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve yasaya uygun bulunan hükmün, tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA,

II- Kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakmak suçundan kurulan hükmün incelenmesinde:

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu´nun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Katılanın sürücülüğünü yaptığı ticari taksiye müşteri olarak binen sanığın, yolda taksiyi durdurup bıçakla tehdit etmek suretiyle katılanı etkisiz hale getirip, ellerini, ayaklarını ve ağzını bağladıktan sonra 60 Türk Lirası parasını, altın yüzüğünü ve cep telefonunu yağmaladığı ve otoyu da alarak kaçtığı, otonun birkaç saat sonra kaza yapmış olarak başka semtte bulunduğu, katılana ait cep telefonunun da otonun İçinde ele geçirildiğinin anlaşılması karşısında; katılandan zor kullanılarak para ve eşyasının alınmasının, yağma suçunun maddi öğesi olduğu ve bu durumun kişiyi özgürlüğünden yoksun kılma suçu yönünden ayrıca "ekonomik bakımdan önemli bir kayıp" olarak değerlendinlemeyeceği gözetilmeden ve katılanın sanık tarafından alıkonulduğu süre içinde ekonomik bakımdan önemli bir kayba uğradığına ilişkin kanıtların neler olduğu, karar yerinde denetime olanak verecek biçimde açıklanıp tartışılmadan, 5237 sayılı TCK´nın 109/4. maddesiyle cezada arttırma yapılması,

2- Sanığın mükerrirliğine esas alman Eyüp Birinci Ağır Ceza Mahkemesinin 24.04.2003 gün ve 2002/132 esas, 2003/173 sayılı kararında, yaş küçüklüğü nedeniyle 765 sayılı TCK´nın 55/3. maddesinin uygulanmış olması karşısında; 5237 sayılı TCK´nın 58. maddesinin 5. fıkrası gereğince, aynı maddenin 6 ve 7. fıkralarının uygulanamayacağının gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Selami ve savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle teb-liğnameye aykırı olarak (BOZULMASINA), 01.11.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

BİR HUKUKİ ALACAĞIN TAHSİLİ AMACIYLA YAĞMA

6. Ceza Dairesi 2010/5158 E., 2010/20925 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm sanıklar savunmanları tarafından duruşmalı olarak da temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Cezanın türü ve süresine göre sanıklar savunmanlarının duruşmalı inceleme isteminin 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi yollaması ile 1412 sayılı CMUK´nın 318. (5271 sayılı CMK 299) maddesi uyarınca REDDİNE,

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu´nun takdirine göre, suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Hükümde, sanık Göral´ın isminin yanlış yazılması,

2- Özgürlüğü kısıtlama suçuyla ilgili, Cumhuriyet Savcısının esas hakkındaki görüşü alınmadan hüküm kurulmak suretiyle 5271 sayılı CMK´nın 216. maddesine aykırı davranılması,

3- Sanık Fazıl´ın; kardeşi Yükselin daha Önce birlikte yaşadığı katılan Zübeyde´ye almış olduğu gayrimenkulleri tekrar geri almak için, diğer sanıklarla birlikte katılanları konutlarından alarak olay yerine götürüp, silah tehdidi ile zorla senet almaları şeklinde gerçekleşen eylemde; sanık ile katılanlar arasında bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın bulunmadığı gözetilmeden, sanığın yağma suçu nedeniyle TCK´nın 149/1-a-c-h madde ve fıkraları yerine, aynı Yasa´nın 150/1. maddesi yollaması ile tehdit suçuyla uygulama yapılması,

4- Sanıkların, katılan Zübeyde´ye alınan gayrimenkulleri tekrar geri almak için, silah tehdidi ile her iki katılana bir adet senet imzalatmaları, tek bir yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeyerek, katılan sayısınca yağma suçundan hüküm kurulması,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar Göral, Zekeriya, Aydın ve Fazıl savunmanlarının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle kısmen istem gibi (BOZULMASINA), 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK´nın 326/son maddesi gereğince sanık Fazıl´ın ceza süresi bakımından kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 21.12,2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

HIRSIZLIK , AĞAÇ KESMEK

6. Ceza Dairesi 2010/10391 E., 2011/1736 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Suçtan zarar görme ihtimali bulunan Orman İdaresinin katılma talebinin reddine ilişkin 15.11.2006 tarihli ara kararının kaldırılarak, CMK´nın 237/2. maddesine göre anılan idarenin katılma talebinin kabulü ile yapılan incelemede;

Sanıkların, hisse sahibi oldukları yakınanın bahçesindeki orman emvali niteliğindeki ağaçları idareye haber vermeksizin kesip götürme şeklinde gerçekleşen eyleminin bütün halinde 6831 sayılı Orman Kanunu´nun 106. maddesi yollamasıyla aynı Yasa´nın 109. maddesindeki kabahat fiilini oluşturduğu, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Yasa´nın 7/1. ve 5326 sayılı Yasa´nın 24/1. maddesi uyarınca da idari yaptırım kararının mahkemece verilmesi gerektiği gözetilmeden, eylem ikiye bölünerek, hırsızlık suçundan beraat, kabahat fiili yönünden ise yazılı biçimde suç duyurusunda bulunulması,

Bozmayı gerektirmiş, yakınan vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi (BOZULMASINA), 23.02.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ÇIKAR AMAÇLI SUÇ ÖRGÜTÜ , YAĞMA

6. Ceza Dairesi 2010/27135 E., 2011/5539 K.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

1-) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.02.2010 gün, 2009/8-151 sayılı kararında da belirtildiği gibi, sanıkların yüklenen yağma suçunu, kurup yönettikleri, üyesi olarak içinde bulundukları çıkar amaçlı suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlediklerinden ötürü 5271 sayılı CMK´nun 250/1-b maddesine göre özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmış, 5237 sayılı TCY´nın 220. maddesindeki suçtan sanıkların beraatlarına karar verilmiş ve bu hükümlerin kesinleşmiş olması nedeniyle yağma suçunun örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş sayılamayacağı açıktır. Beraat kararıyla evrakın bağlantı kuramının kesilmesi, hukuk birliği ilkesi gereği aynı suç İçin iki farklı usulün uygulanamaması, doğal yargıç ilkesi, savunma hakkı, özel görevli Mahkemenin görev alanının sınırlı oluşu dikkate alınarak görevsizlik kararı verilerek, dosyanın genel görevli ve yetkili Mahkemeye gönderilmesi yerine, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

2-) Kabul ve uygulamaya göre de;

25.07.2010 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6008 sayılı Yasanın 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK´nun 250/4. maddesi uyarınca 15-18 yaş gurubunda olan sanık Ali Rıza´nın, özel yetkili mahkemede yargılanamayacağı hususunun gözetilmesi zorunluluğu,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar Ali Rıza, Tekin ve Erdal savunmanı ile sanık Erdal´ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 19.04.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

KONUTTA YAĞMA , EKLENTİDE YAĞMA

6. Ceza Dairesi 2010/31811 E., 2011/6306 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

I- Mala zarar verme suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

647 sayılı Yasa´nın, 5275 sayılı Yasa´nın 122. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olması ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK´nın 50/5. maddesinde öngörülen düzenlemeye göre, hükmolunan cezanın türü ve miktarına göre, 1412 sayılı CMUK´nın 5219 sayılı Yasa ile değişik 305/1. maddesi gereğince hükmün temyizi olanaklı bulunmadığından, 5320 sayılı Yasa´nın 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 sayılı CMUK´nın 317. maddesi gereğince sanık Sezer savunmanının temyiz talebinin istem gibi REDDİNE,

II- Yağma suçundan kurulan hükmün incelenmesine gelince;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu´nun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu´nun 27.01.2009 gün ve 2008/6-203-2009/3 sayılı kararında belirtildiği gibi, nitelikli yağma suçunu yaptırıma bağlayan, 5237 sayılı TCY´nin 149. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde "Yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde" ibaresine yer verilip, ayrıca "eklentiden" bahsedilmemesi nedeniyle, suçta ve cezada kanunilik ilkesini düzenleyen 5237 sayılı TCY´nin 2. maddesinin 3. fıkrasındaki; "Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz." hükmü uyarınca, konut eklentisi sayılan, apartman merdiveninde gerçekleştirilen yağma suçunun, 5237 sayılı Yasa´nın 149/1-d bendi kapsamında kabulü olanaklı olmadığı gözetilmeden anılan bent ile uygulama yapılarak temel cezanın alt sınırının üstünde uygulanması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Sezer savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle teb-liğname gibi (BOZULMASINA), 02.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

HIRSIZLIK , MALA ZARAR VERMEK

6. Ceza Dairesi 2010/25993 E., 2011/6572 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Sanığın, uyuşturucu bağımlısı olduğunu iddia etmesi ve Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baştabipliği´nin 24.10.2007 tarihli yazısında "Karışık madde kullanımı + Antisosyal Kişilik Bozukluğu" tanısıyla olay öncesinde anılan hastanede tedavi gördüğünün belirtilmiş olması karşısında; 5237 sayılı TCK´nın 32 ve 34. maddeleri ışığında, sanığın suç tarihinde işlediği eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinde tamamen ya da önemli derecede azalma olup olmadığı araştırılıp, yöntemince raporla saptandıktan sonra sonucuna göre, sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme İle yazılı şekilde hüküm kurulması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Mehmet savunmanının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenle istem gibi (BOZULMASINA), 03.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

İDDANAME VE EKLERİNİN OKUNMAMASI

Daire:12 Tarih:2012 Esas No:2012/1346 Karar No:2012/21126

Kaynak:Kişisel

İlgili Maddeler:CMK.nun 191/1-b

İlgili Kavramlar:İddianame ve eklerinin okunmaması

(T.C. YARGITAY 12. Ceza Dairesi TÜRK MİLLETİ ADINA Y A R G I T A Y İ L A M I Esas No : 2012/1346 Karar No : 2012/21126 Tebliğname No : 9 - 2009/115781 İNCELENEN KARARIN;

Mahkemesi : Şanlıurfa 2. Asliye Ceza Mahkemesi Tarihi : 05/03/2009 Numarası : 2008/382-2009/95 Sanık : Suç : Taksirle öldürme Suç Tarihi : 04/05/2008 Hüküm : 5237 sayılı TCK´nın 85/1, 53/6, 51/1-3. maddeleri uyarınca mahkumiyet Temyiz Eden : Sanık müdafii Tebliğnamedeki düşünce : Bozma Sanığa 17.11.2008 tarihli duruşma gününü bildirir davetiyenin 20.06.2008 tarihinde bizzat tebliğ olunarak, 18.12.2008 tarihli ikinci oturumda hazır bulunan sanığa, üzerine atılı suçu anlatıldıktan ve 5271 sayılı CMK´nın 147. maddesi uyarınca yasal hakları hatırlatıldıktan sonra, sanığın suçu ve haklarını bildiğini, savunma yapmaya hazır olduğunu beyan edip, müdafii huzurunda savunmasının alınmış olması karşısında, sanığın hakkında düzenlenen iddianame ve içeriği ile atılı suçtan haberdar olarak savunma yaptığı ve savunma hakkının kısıtlanmadığı anlaşılmakla, tebliğnamedeki, “Sanığın savunmasının alınmasında CMK.nun 191/1-b.maddesi uyarınca iddianeme ve ekleri okunmayarak savunma hakkının kısıtlanması,” düşüncesiyle bozma öneren görüşe iştirak edilmemiştir.... ................. hükmün isteme aykırı olarak DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 09.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

CMUK KANUNİ MADDELERİ.

DURUŞMANIN BAŞLAMASI

Madde 191 - (1) Sanığın ve müdafiinin hazır bulunup bulunmadığı, çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmedikleri saptanarak duruşmaya başlanır. Sanık, duruşmaya bağsız olarak alınır. Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın başladığını, iddianamenin kabulü kararını okuyarak açıklar.

 (2) Tanıklar duruşma salonundan dışarı çıkarılırlar.

 (3) Duruşmada, sırasıyla;

a) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır,

b) İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunur,

c) Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147 nci Maddede belirtilen diğer hakları bildirilir,

d) Sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır.

İFADE VE SORGUNUN TARZI

Madde 147 - (1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:

a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür.

b) Kendisine yüklenen suç anlatılır.

c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.

d) 95 inci Madde hükmü saklı kalmak üzere, yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir.

e) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.

f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır.

g) İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.

h) İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılır.

i) İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır. Bu tutanakta aşağıda belirtilen hususlar yer alır:

1. İfade alma veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih.

2. İfade alma veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği.

3. İfade almanın veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise nedenleri.

4. Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı.

5. İmzadan çekinme hâlinde bunun nedenleri.


 

KANUN YOLUNUN ACIK GÖSTERİLMEMESİ

Yargıtay Ceza Daire:5 Tarih:2012 Esas No:2012/9688 Karar No:2012/8990

Kaynak:Dava dosyası

İlgili Maddeler:CMK md.34/2,231/2,232/6,40

İlgili Kavramlar:Kanun yolunun açıkça gösterilmemesi

Mühür bozmak suçundan sanık .... hakkında yapılan yargılama sonunda, atılı suçtan mahkumiyetine dair Manavgat 2. Asliye Ceza Mahkemesi´nden verilen ... gün, ...esas, ...karar sayılı hükmü sanığın temyizi üzerine Dairemizin 21/11/2011 gün ve 2011/8540 Esas, 2011/24001 Karar sayılı ilamı ile bozma yönündeki kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 20/02/2012 gün ve 2007/219092 sayılı yazısı ile itiraz isteminde bulunulması üzerine dosya Daireye verilmekle incelendi:

Dairemizce de benimsenen YCGK´nın 14/02/2012 gün ve 2011/401 Esas, 2012/39 Karar sayılı kararı ile 10/04/2012 gün ve 2011/485 Esas, 2012/146 sayılı kararı ve diğer benzer kararlarında ayrıntısı açıklandığı üzere, kararda başvurulacak kanun yollarına ilişkin bildirimde başvuru şekli ve merciinin bildirilmemiş olması nedeniyle bildirimin eksik olduğu, bu durumun eski hale getirme nedeni olarak kabulü ile temyiz başvurusunun süresinde yapıldığı ileri sürülebilirse de, sadece başvuru şeklinin ve merciinin gösterilmemiş veya yanlış gösterilmiş olmasının kanun yolu süresinin işlemeye başlamasını engellemeyeceği, kararda temyiz süresinin doğru olarak gösterildiği anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, İTİRAZIN KABULÜNE,

Dairemizce verilen 21./11/2011 tarih, 2011/8540 Esas, 2011/24001 Karar sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

Sanığın, 04/05/2007 tarihinde tebliğ edilen hükmü yasal temyiz süresi geçtikten sonra veridği 15/05/2007 günlü dilekçe ile temyiz ettiği anlaşıldığından, sanığın temyiz isteminin 5320 sayılı yasanın 8/1.maddesi gereğince yürürlükte bulunan CMUK´nın 317.maddesi gereğince REDDİNE, 18/09/2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Mühür bozmak suçundan sanık .... hakkında yapılan yargılama sonunda, atılı suçtan mahkumiyetine dair Manavgat 2. Asliye Ceza Mahkemesi´nden verilen ... gün, ...esas, ...karar sayılı hükmü sanığın temyizi üzerine Dairemizin 21/11/2011 gün ve 2011/8540 Esas, 2011/24001 Karar sayılı ilamı ile bozma yönündeki kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 20/02/2012 gün ve 2007/219092 sayılı yazısı ile itiraz isteminde bulunulması üzerine dosya Daireye verilmekle incelendi: Dairemizce de benimsenen YCGK´nın 14/02/2012 gün ve 2011/401 Esas, 2012/39 Karar sayılı kararı ile 10/04/2012 gün ve 2011/485 Esas, 2012/146 sayılı kararı ve diğer benzer kararlarında ayrıntısı açıklandığı üzere, kararda başvurulacak kanun yollarına ilişkin bildirimde başvuru şekli ve merciinin bildirilmemiş olması nedeniyle bildirimin eksik olduğu, bu durumun eski hale getirme nedeni olarak kabulü ile temyiz başvurusunun süresinde yapıldığı ileri sürülebilirse de, sadece başvuru şeklinin ve merciinin gösterilmemiş veya yanlış gösterilmiş olmasının kanun yolu süresinin işlemeye başlamasını engellemeyeceği, kararda temyiz süresinin doğru olarak gösterildiği anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, İTİRAZIN KABULÜNE, Dairemizce verilen 21./11/2011 tarih, 2011/8540 Esas, 2011/24001 Karar sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA karar verildikten sonra gereği düşünüldü: Sanığın, 04/05/2007 tarihinde tebliğ edilen hükmü yasal temyiz süresi geçtikten sonra veridği 15/05/2007 günlü dilekçe ile temyiz ettiği anlaşıldığından, sanığın temyiz isteminin 5320 sayılı yasanın 8/1.maddesi gereğince yürürlükte bulunan CMUK´nın 317.maddesi gereğince REDDİNE, 18/09/2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

KONUT DOKUNULMAZLIĞINI BOZMAK- KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ

TC YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Tarih:2012 Esas No:2011/6731 Karar No:2012/45397

Kaynak:UYAP

İlgili Maddeler:116

İlgili Kavramlar:KONUT DOKUNULMAZLIĞI-KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ

Konut dokunulmazlığını bozma suçu kişi özgürlüğü aleyhine işlenen suçlardan olup, bu suçta korunan hukuki yarar; mülkiyet, hakkı olmayıp, konutta oturanların kişi özgürlüğüdür. Somut olayda, katılanla sanık arasında alacak-borç ilişkisinden kaynaklanan bir anlaşmazlık nedeniyle, katılanın borcuna karşılık teminat olarak evinin mülkiyetini gayrimenkul devir sözleşmesi ile sanığa devrettiği halde, evinde oturmaya devam ettiği, sanığın ise suç tarihinde katılanın evini boşaltıp taşınıp taşınmadığını kontrol etmek için çilingir vasıtasıyla kapıyı açtırıp içerisini kontrol ederek kilidi değiştirdiğinin anlaşılması karşısında; sanığın eyleminin konut dokunulmazlığını bozma suçunu oluşturduğu halde, yasal olmayan gerekçeyle beraat kararı verilmesi, Konut dokunulmazlığını bozma suçu kişi özgürlüğü aleyhine işlenen suçlardan olup, bu suçta korunan hukuki yarar; mülkiyet, hakkı olmayıp, konutta oturanların kişi özgürlüğüdür. Somut olayda, katılanla sanık arasında alacak-borç ilişkisinden kaynaklanan bir anlaşmazlık nedeniyle, katılanın borcuna karşılık teminat olarak evinin mülkiyetini gayrimenkul devir sözleşmesi ile sanığa devrettiği halde, evinde oturmaya devam ettiği, sanığın ise suç tarihinde katılanın evini boşaltıp taşınıp taşınmadığını kontrol etmek için çilingir vasıtasıyla kapıyı açtırıp içerisini kontrol ederek kilidi değiştirdiğinin anlaşılması karşısında; sanığın eyleminin konut dokunulmazlığını bozma suçunu oluşturduğu halde, yasal olmayan gerekçeyle beraat kararı verilmesi,


 

NİTELİKLİ ZİMMET , BASİT ZİMMET

5. Ceza Dairesi 2011/8593 E., 2011/24357 K.

Zimmet suçundan sanık Halis´in bozma üzerine yapılan yargılanması sonunda; atılı suçtan mahkümiyetine dair, B... 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 25/11/2005 gün ve 2005/237 Esas, 2005/232 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan, dava evrakı Yargıtay C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

Suçu 5237 sayılı Kanunun 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işleyen sanık hakkında aynı Yasa ve maddenin 5. fıkrası uyarınca cezanın infazından sonra başlamak üzere hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin nazara alınmaması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Türk Telekomünikasyon A.Ş. Avcılar Telekom Müdürlüğü´nde sözleşmeli gişe memuru olarak görev yapan sanığın telefon ve kablo tv abonelerinden manuel olarak tahsil ettiği toplam 878.990.000 lirayı (878,99 TL.) sisteme kayıtlamayarak mal edindiği, abonelerin paralarını aldıktan sonra ellerindeki orjinal faturaya "Gişe-4" tahsilat damgasını vurarak verdiği, bilgisayardan tahsilat fişi çıkartarak ilgilisine vermediği, bu şekilde tahsil ettiği fatura bedellerini kasaya intikal ettirmediği, faturalarının ödenmediğini tespit eden bazı abonelerin Avcılar Telekom Müdürlüğüne müracaatı üzerine sanığın zimmetinin ortaya çıktığı, hileli davranışlar nedeniyle daire içi olağan denetimle durumun belirlenemeyeceği dikkate alınarak bu şekilde oluşan fiilin bütünüyle 765 sayılı TCK.nun 202/2, 80, 202/3, 59/2, 219/4. maddelerinde belirtilen müteselsilen nitelikli zimmet suçunu oluşturacağı ve lehe yasa değerlendirmesinin bununla 5237 sayılı TCK.nun 247/1-2, 43, 248/1, 62, 53. maddeleri arasında yapılması gerektiği, ilk hükmün sanık tarafından temyiz edilmesinin onun açısından yalnızca ceza miktarı itibariyle kazanılmış hakka konu olacağı gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması, Gerekçeli kararın mahkeme mührü ile mühürlenmemesi suretiyle CMK.nun 232/7. maddesine muhalefet edilmesi,

Kabule göre de;

CMK.nun 2/e, 158/1 ve 160. maddelerine ve Ceza Genel Kurulu´nun Dairemizce de benimsenen 17/06/2006 gün ve 2006/5-165-213 sayılı Kararına göre soruşturmanın "kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi" ifade ettiği ve soruşturmanın Cumhuriyet Başsavcılığı veya kolluk makamlarınca suçun işlendiğinin öğrenilmesiyle başladığı dikkate alınarak, zimmete konu miktarın idari tahkikat sırasında, soruşturma başlamasından önce tamamen geri ödendiği, bu itibarla sanığın cezasından 5237 sayılı TCK.nun 248/1. maddesi uyarınca 2/3 yerine anılan Yasa ve maddenin 2. fıkrası uyarınca 1/2 oranında indirim yapılması sonucu sanık hakkında fazla ceza tayini,

“Sanığın hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar 5237 sayılı Kanunun 53/1-2 maddede sayılan hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına”

” şeklindeki ibarenin infazda tereddüt doğuracağının düşünülmemesi,

Kanuna aykırı ve sanık müdafiin temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK.nun 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 24/11/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

MÜHÜR BOZMA , İDDİANAMENİN KABULÜ

5. Ceza Dairesi 2011/11689 E., 2011/24988 K.

Mühür bozma suçundan sanık Gökhan ın yapılan yargılanması sonunda; mahkümiyetine dair, İ... 13. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 23.12.2008 gün ve 2007/509 Esas, 2008/772 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay´ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay C.Başsavcılığından tebliğname ve Yüksek 2. Ceza Dairesi´nden görevsizlik kararı ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

Ayrıntısı Dairemizce de benimsenen CGK.nun 14.06.2011 gün ve 2011/2-60 Esas ve 2011/126 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının koşullarından olan ““sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahküm olmamış bulunması”” hususunun tespiti açısından önceki mahkümiyet hükmü ile ilgili olarak, sonradan yürürlüğe giren yasa hükümleri uyarınca uyarlama yapılıp yapılmadığının araştırılması zorunlu olmadığı gibi sanığın sabıkasına konu 3167 sayılı Kanunun 16. maddesinde düzenlenen karşılıksız çek keşide etme eyleminin 20.12.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5941 sayılı yasada suç olmaktan da çıkarılmaması karşısında, söz konusu yasa değişikliği nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının tartışılması ve 5271 sayılı CMK.nun 174/3. maddesi uyarınca iddianamenin kabulü kararı verilmesinin zorunlu bulunmaması ile sanığın sorgusu yapılmadan evvel iddianamenin yüzüne okunarak yüklenen suçlamanın anlatılması nedeniyle savunma hakkının kısıtlanmasından söz edilemeyecek olması karşısında iddianamenin kabulü kararının okunmaması nedeniyle hükmün bozulması gerektiğine dair tebliğnamedeki düşüncelere iştirak edilmemiştir.

Delillerle iddia ve savunma, duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan yerinde görülmeyen sanık müdafiin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 06.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

SANIKTAN SON SÖZÜNÜN SORULMAMASI , SAVUNMA HAKKI

5. Ceza Dairesi 2011/9879 E., 2011/25469 K.

Mühür bozma suçundan sanık B……. Y…….´ın yapılan yargılanması sonunda; atılı suçtan mahkümiyetine dair, Şişli 5. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 19.06.2008 gün ve 2006/1437 Esas, 2008/718 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay´ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay C.Başsavcılığından tebliğname ve Yüksek 4. Ceza Dairesi´nden gönderme kararı ile daireye verilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

Sanığın işlediği kabul edilen mühür bozma suçunun temas ettiği 5237 sayılı TCK.nun 203/1. maddesinde seçimlik ceza öngörülmesi ve aynı Kanunun 50/2. maddesinde ise, "hapis cezası ile adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adli para cezasına çevrilmez" hükmünün yer alması nedeniyle, tercih ve tayin edilecek hürriyeti bağlayıcı ceza sonradan paraya çevrilemeyeceği için sanığa para cezası verilmesi düşünülüyor ise adli para cezasının 52 ve 61. maddelerdeki esaslara göre doğrudan tayin ve tespiti yerine anılan düzenlemelere aykırı biçimde önce hürriyeti bağlayıcı ceza verilip müteakiben 52/2. madde 50/1-a uyarınca bu cezanın paraya çevrilmesi, sanığa hapis cezası verilmesi düşünülüyor ise de aynı Yasanın 50/2. maddesindeki kısıtlama nedeniyle sanık hakkında hükmolunan kısa süreli hapis cezasının aynı maddenin 2. ve 3. fıkra hükümleri gereğince adli para cezası dışındaki seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi hususunun tartışılması gerektiğinin düşünülmemesi,

Karar başlığında suç tarihinin 09/06/2005 yerine, 02/08/2005 olarak gösterilmesi,

CMK.nun 216/3. maddesine aykırı olarak son oturumda hazır bulunan sanıktan son sözünün sorulmaması,

İddianame ekli duruşma gününün bildirildiği davetiyenin tebliğ edilmemiş olması ve zorla getirme kararı ile duruşmaya getirilerek sanığın savunmasının alınması karşısında, ilk defa sorgusu sırasında okunan iddianame ile sorgu arasında en az bir hafta süre bulunması gerektiği yönündeki CMK.nun 176/4. maddesine aykırı davranıldığı gibi duruşmaya ara verilmesini isteme hakkı olduğunun da hatırlatılmaması suretiyle CMK.nun 176/4 ve 190/2. maddelerine uyulmaması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

Sanığın amcası olan tanık C…

…. Y…

…..´ın 5271 sayılı CMK.nun 45/d maddesi uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı kendisine hatırlatılmadan, yönteme aykırı biçimde dinlenmesi,

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

HİZMET NEDENİ İLE EMNİYETİ SUİSTİMAL

5. Ceza Dairesi 2007/10163 E., 2011/25556 K.

Zimmet suçundan sanık T…….. A……´in yapılan yargılanması sonunda; atılı suçtan beraetine dair, Ağrı Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 14.02.2006 gün ve 2004/197 Esas, 2006/21 Karar sayılı hükümlerin Yargıtay´ca incelenmesi katılan vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelendi;

Katılanın duruşma isteme yetkisi bulunmadığından vekilinin duruşma isteminin CMUK.nun 318. maddesi gereğince reddiyle, incelemenin duruşmasız olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

Suç tarihinde B..... İ. Sendikası Ağrı Şubesinde şube başkanı olarak görev yapan sanığın, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK, Sendikalar Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde memur gibi cezalandırılma olanağının bulunmaması nedeniyle, 765 sayılı TCK.nun da düzenlenen "zimmet" suçunun faili olamayacağı, Ağrı Belediyesi tarafından sendika üyesi işçilerin maaşlarından kesilerek sendika genel merkezine gönderilmek üzere kendisine teslim edilen sendika aidatlarını sendikaya intikal ettirmeyerek mal edinmesi şeklinde gerçekleştiği iddia olunan eylemin sübutu halinde "hizmet nedeniyle emniyeti suistimal" suçunu oluşturacağı, ancak kanunda bu suç için öngörülen cezanın üst sınırı itibariyle 765 sayılı TCK.nun 102/4 ve 104/2. maddelerinde belirtilen 7 yıl 6 aylık asli ve ilave zamanaşımına tabi olduğu, suç tarihi ve inceleme günü arasında bu sürelerin dolduğu anlaşıldığından, hükmün 5237 sayılı TCK.nun 7/2. maddesi ile 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilmek suretiyle CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanunun 322/1 ve 5271 sayılı CMK.nun 223/8. maddeleri uyarınca davanın zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 19.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


BİR SUÇUN İŞLENDİĞİNİ ÖĞRENEN CUMHURİYET SAVCISININ GÖREVİ

5. Ceza Dairesi 2007/13971 E., 2011/25865 K.

Gerekçeli kararın mahkeme mührü ile mühürlenmemesi suretiyle CMK.nun 232/7. maddesine muhalefet edilmesi,

Kabule göre de;

CMK.nun 2/e, 158/1 ve 160. maddelerine ve Ceza Genel Kurulu´nun Dairemizce de benimsenen 17/06/2006 gün ve 2006/5-165-213 sayılı Kararına göre soruşturmanın "kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi" ifade ettiği ve soruşturmanın Cumhuriyet Başsavcılığı veya kolluk makamlarınca suçun işlendiğinin öğrenilmesiyle başladığı dikkate alınarak, zimmete konu miktarın idari tahkikat sırasında, soruşturma başlamasından önce tamamen geri ödendiği, bu itibarla sanığın cezasından 5237 sayılı TCK.nun 248/1. maddesi uyarınca 2/3 yerine anılan Yasa ve maddenin 2. fıkrası uyarınca 1/2 oranında indirim yapılması sonucu sanık hakkında fazla ceza tayini,

“Sanığın hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar 5237 sayılı Kanunun 53/1-2 maddede sayılan hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına”

” şeklindeki ibarenin infazda tereddüt doğuracağının düşünülmemesi,

Kanuna aykırı ve sanık müdafiin temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK.nun 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 24/11/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

MÜHÜR BOZMA SUÇU , SEÇENEK YAPTIRIMLAR

5. Ceza Dairesi 2011/10539 E., 2011/25878 K.

Mühür bozma suçundan sanık Hamit in yapılan yargılanması sonunda bu suçtan mahkümiyetine dair, S... Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 26/12/2008 gün ve 2008/234 Esas, 2008/349 Karar sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi sanık tarafından süresinde istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ve Yüksek 4. Ceza Dairesi´nden gönderme kararı ile daireye verilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Suç ihbarına ilişkin yazıda, suça konu yerin 23/11/2005 tarihinde mühürlenerek faaliyetinin durdurulduğu, bundan sonra mühür fekki nedeniyle aynı iş yerinin üç kez mühürlendiğinin bildirilmesi karşısında, sanık hakkında açılan tüm dava dosyalarının getirtilip, yargılaması süren varsa, kişisel ve eylemsel bağ nedeniyle bu dosya ile birleştirilmesi, buna olanak yoksa denetime olanak sağlamak için dosya arasına konulup, iddianame tarihlerine göre hukuki kesintinin gerçekleşip gerçekleşmediği de belirlenerek, sonucuna göre zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerekirken, eksik soruşturma ile karar verilmesi,

Dosyada mühür bozma tutanağı bulunmakla birlikte, mühürleme tutanağının onaylı sureti dosyaya getirtilmeden hükme dayanak yapılan 25/06/2008 tarihli olduğu anlaşılan mühürleme belgesinin aslı veya onaylı örneği getirtilmeden hüküm kurularak CMK.nun 209. maddesine aykırı davranılması,

Tutanak mümzii tanıklara dinlenmelerinden önce "gerçeği söylemelerinin önemi, gerçeği söylememeleri halinde yalan tanıklık suçundan dolayı cezalandırılacakları ve doğruyu söyleyecekleri hususunda yemin edecekleri" hatırlatılmayarak CMK.nun 53. maddesine muhalefet edilmesi,

Kabule göre de;

5237 sayılı TCK.nun 203/1. maddesinde hapis cezası ile adli para cezasının seçenek olarak öngörülmesi karşısında, hapis cezasının tercih edilmesine neden olan hukuki gerekçeler yeterli şekilde açıklanmayarak CMK.nun 230. maddesinin ihlal edilmesi,

5237 sayılı TCK.nun 50/2. madde ve fıkrasında belirtilen "suç tanımında hapis cezası ile adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adli para cezasına çevrilmez." hükmüne aykırı şekilde mahkemece 5237 sayılı TCK.nun 203. maddesinde düzenlenen suça özgü hapis cezası tercih edilmiş olmasına rağmen bu cezanın daha sonra adli para cezasına çevrilmesi,

Hükümden önce 08.02.2008 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren ve TCK.nun 7/2. maddesi uyarınca sanık yararına olan 5728 sayılı Kanunun 562. maddesinin 1. fıkrası ile değişik CMK.nun 231/5. maddesinde hapis cezası için öngörülen sınırın 2 yıla çıkarılması ve anılan maddenin 2. fıkrası ile de 231/14. maddesindeki soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suç olma koşulunun kaldırılması karşısında, adli sicil kaydından sabıkasız olduğu anlaşılan sanık hakkında mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının karar yerinde tartışılmaması,

Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 29.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ZİMMET , DENETİM GÖREVİNİ İHMAL ETMEK

5. Ceza Dairesi 2007/3925 E., 2011/25885 K.

Zimmet ve denetim görevinin ihmali suretiyle zimmete neden olmak suçlarından sanıklar A.. S......, A...... E.... A...... ve L..... Ö.....´in yapılan yargılanmaları sonunda; sanık A.. S......´nın atılı zimmet suçundan mahkümiyetine, diğer sanıkların üzerlerine atılı denetim görevinin ihmali suretiyle zimmete neden olmak suçundan beraetlerine dair, Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 30.12.2005 gün ve 2005/64 Esas, 2006/364 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtay´ca incelenmesi katılan vekili ve sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

Sanıklar A...... E.... A...... ve L..... Ö..... haklarında denetim görevinin ihmali suretiyle zimmete neden olmak suçundan verilen hükmün incelenmesinde;

Sanıklara isnat olunan denetim görevinin ihmali suretiyle zimmete neden olmak suçunun kanunda öngörülen cezasının üst sınırı itibariyle 765 sayılı TCK.nun 102/4 ve 104/2. maddelerine göre 7 yıl 6 aylık asli ve ilave zamanaşımına tabi olduğu, en son suç tarihi olan 21.02.2003 ile inceleme günü arasında bu sürenin gerçekleştiği anlaşıldığından, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, aynı Yasanın 322/1 ve 5271 sayılı CMK.nun 223/8. maddeleri uyarınca sanıklar hakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,

Sanık A.. S...... hakkında zimmet suçundan kurulan hükmün incelenmesinde ise;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Dağıtım Hizmetleri Yönetmeliğinin 126. maddesinde 01.10.1999 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde yapılan değişiklik sonucu dağıtıcıların merkez ve şubelerde asli görevlerinin yanında merkez amirinin emriyle her türlü posta ve gişe işlemlerinde çalıştırılmalarının mümkün olduğu, idari soruşturma raporlarına, savunmaya ve dosya kapsamına göre dağıtıcı olan sanığın Ümraniye PTT Müdürlüğü Ferah Şubesinde tahsilat memuru olarak havale servisinde fiilen görevlendirildiği, yasal engel bulunmadığı gibi bu görevlendirmeyi benimseyip merkezi tahsilat sistemi (MTS) ile telefon fatura tahsilatı yapıp ilgiliye tahsilat makbuzu verdikten hemen sonra sistemden tahsilatın iptali işlemi gerçekleştirmek suretiyle toplam on adet fatura bedeli 322.900.000 lirayı ve manuel sistemle tahsil ettiği ancak kayıtlara işlemediği otuz adet telefon fatura tahsilatı 660.900.000 TL ve otuzdört adet mektup gönderisi pul bedeli 19.350.000 TL olan toplam 1.002.650.000 lirayı bağlı bulunduğu idare veznesine yatırmayıp faydalanmak kastı ile uhdesinde tuttuğu, borç düşümleri yapılamayan ve telefonları görüşmeye kapatılan abonelerin başvurmasıyla durumun ortaya çıktığı ve böylece sanığın eyleminin zincirleme nitelikli zimmet suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde basit zimmetten hüküm kurulması,

CMK.nun 2/e, 158/1 ve 160. maddelerine ve Ceza Genel Kurulu´nun Dairemizce de benimsenen 17.06.2006 gün ve 2006/5-165-213 sayılı Kararına göre soruşturmanın, "kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi" ifade ettiği ve soruşturmanın Cumhuriyet Başsavcılığı veya kolluk makamlarınca suçun işlendiğinin öğrenilmesiyle başladığı dikkate alınarak, sanığın soruşturma başlamasından önce 21.03.2003 tarihinde zimmetine geçirdiği parayı tamamen iade ettiğinden cezasından 5237 sayılı TCK.nun 248/1. maddesi uyarınca 2/3 yerine 1/2 oranında indirim yapılması sonucu fazla ceza tayini,

Suç tarihindeki ekonomik koşullar ve paranın satın alma gücü nazara alınıp zimmete konu 1.002.650.000 TL ve kullanma zimmetini oluşturan 2.783.000.000 TL.nin nemasının toplamının azlığı nedeniyle sanık hakkında TCK.nun 249. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

Sanığın 5237 sayılı TCK.nun 53/3. maddesine göre 53/1-c maddesinde yer alan kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri ile haklarından koşullu salıverilme tarihine, 53/1. maddesinde yazılı diğer haklardan 53/2. maddesi gereğince hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden 53/1. maddede sayılan hakların tamamından hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun kılınması,

Suçun 5237 sayılı TCK.nun 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesine rağmen sanık hakkında aynı Yasanın 53/5. madde ve fıkrası gereğince cezanın infazından sonra başlamak üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Suç tarihinin Ekim 2002-21 Şubat 2003 tarihleri arası olmasına rağmen karar başlığında yanlış gösterilmesi,

Kanuna aykırı, katılan vekili ve sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nun 321. maddesi uyannca BOZULMASINA, 29.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

KAZANÇ MÜSADERESİ , SUÇA YARDIM ETME

5. Ceza Dairesi 2011/6521 E., 2012/183 K.

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanık M…….. D……. hakkında verilen hükümlerin incelenmesinde;

Sanığın aşamalarındaki ikrarına göre çalıştığı kooperatifin üyeleri tarafından 2000-2005 yıllarında posta çeki hesabına yatırdığı paraları sahte imzalarla çektiği halde hesaplara intikal ettirilmediği, Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavir B…….. S……..´in soruşturma aşamasında düzenlediği rapor ve ekindeki altı nolu cetvelde bu paranın önemli bir kısmını bankadaki kendisine ait kredi kartı ve mevduat hesaplarına aynı veya çok yakın tarihlerde yatırdığına ilişkin tespit yapılarak, sanığın banka hesapları ile mal edinilen paralar arasında illiyet bağının kurulduğu anlaşıldığından tebliğnamedeki eksik soruşturma yapıldığına ilişkin bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 16/12/2008 gün ve 2008/146-235 sayılı Kararına ve 5237 sayılı TCK´nın 55/1. maddesine göre mağdurun belli olması ve maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilebileceği durumlarda suçun maddi konusunu oluşturan değerlerin müsaderesine karar verilemeyeceği gözetilmeden suçun karşılığı olan değerlerin müsaderesine hükmedilmesi,

Kanuna aykırı, malen sorumlu vekili ve sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK´nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu cihetin yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanunun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasındaki " sanık F……… adına kayıtlı 3. A. 75.. plakalı aracın satışından elde edilen 5.421 TL, katılan üçüncü kişi M……. T………´a sanık M…….. vekili vasıtasıyla satıldığı belirlenen dairenin satışından elde edilen 72.500 TL, tanık A…… Ö……..´ün hesabında bulunan ve sanık M……..´ye ait olan 11.611,89 TL´nin TCK´nın 55/1-2 maddesi gereğince zoralımına " dair bölümün çıkartılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Sanık F……… E…… hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince;

TCK´nın 39. maddesine göre diğer sanık M……. D……..´ın hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçuna yardım etmekten sorumlu tutulabilmesi için, "suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek, suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak veya suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak " suretiyle suçun suçun işlenmesine yardım etmesi ve CMK´nın 230. maddesi gereğince de suç oluşturduğu sabit görülen fiili ile buna ilişkin kanıtların kararda açıkça gösterilmesi gerektiği ve elde edilen paradan yararlanmasının tek başına suça yardım olarak değerlendirilemeyeceği gözetilmeden, sanığın suça katılma biçimi ile bunu kanıtlayan deliller karar yerinde açıklanıp tartışılmadan yazılı biçimde mahkümiyet kararı verilmesi,

Kanuna aykırı ve sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gözetilerek CMUK´nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi


 

GÖREVDE YETKİYİ KÖTÜYE KULLANMA , KOOPERATİF YÖNETİM KURULU

5. Ceza Dairesi 2009/14755 E., 2012/377 K.

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

Sanıkların kooperatif para ve mallarını zimmetlerine geçirme kastı ile hareket ettikleri hususunda yeterli kanıt bulunmadığına ilişkin saptamada bir isabetsizlik yok ise de; bilirkişi raporlarında da açıklandığı gibi; yönetim kurulu üyesi olan sanıklar Y.... K...., M..... K........, S……… K………., N...Y...... ve M...... G......´ın aşırı iskontolu mal satışı yaparak kooperatifin zarar etmesine sebebiyet vermeleri, kooperatifin gelir ve giderleri ile alınan kredilerine dair kayıtları düzenli tutmamaları, yönetim giderleri maliyetini aşırı oranda artırmaları, imalat defterine madde girişlerini kaydetmemeleri, yönetim kurulunca alınan kararları defterlere işlememeleri, fatura alınması zorunlu hizmet ve alımlarda fatura almamaları ve ambar stok fişlerini stok sorumlusuna imzalatmamaları eylemlerinin görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı, sanık N...Y......´ın ayrıca kooperatif yönetim kurulu üyesi olmasına rağmen kooperatife mal satması ve mal alması eylemlerinde 1163 sayılı Yasanın 59/6. maddesine muhalefet niteliğinde olacağı ve denetleme kurulu üyeleri olan sanıklar O……. C……, H……. Ç……. ve S……. B…….´ın ise denetleme görevlerini yerine getirmeyerek sanıkların belirtilen eylemleri gerçekleştirmelerine sebebiyet verdikleri ve sözkonusu fiillerinin 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu´nun 66 ve 67. maddelerine muhalefet niteliğinde olduğu gözetilerek atılı suçlardan sanıkların cezalandırılmaları yerine, yazılı gerekçelerle beraetlerine karar verilmesi,

Kanuna aykırı ve katılanlar vekillerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 sayılı Yasanan 8/1. maddesi gözetilerek CMUK´nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 09/02/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

RÜŞVET SUŞUNDA-SUÇ VASFININ TAYİNİ.

5. Ceza Dairesi 2010/9500 E., 2012/459 K.

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

B…….. E…….. Dağıtım A.Ş. S…….. işletme müdürlüğünde teknisyen olan sanığın, sayaç ambarında sayaçların korunması - saklanması - iadesi ile görevli olduğu, 27/01/2005 günü önceden sayacı sökülen müşteki İ…….. M…….´in bu kuruma gittiğinde sanıkla görüştüğü, sanığın sayacı iade etme konusunda isteksiz davrandığı, daha sonra "Perşembe günü 50 TL getir sayacını vereyim" diyerek para istediği, bunun üzerine müştekinin kuruma baş vurup şikayetçi olduğu, 10/02/2005 günü de sanığın aynı şekilde arızalı sayacını geri almak isteyen müşteki T……. H…….´dan 200 TL para istediği, iade etmek zorunda olduğu sayaçları iade etmek için müştekilerden para isteyen sanığın, müştekinin şikayeti üzerine seri numaraları alınan paralarla birlikte yakalandığının anlaşılması karşısında, rüşvet teklifinin kabul edilmemesi ve sanığın yakalanması için yapılan anlaşmanın da serbest irade ürünü olmaması nedeniyle rüşvet anlaşmasının oluşmadığı nazara alındığında sanığın eyleminin 765 sayılı Yasanın 212/1. maddesine uyan yapması gereken işi yapmak için rüşvet almaya teşebbüs suçunu oluşturduğu, ancak 765 sayılı Yasanın 212. maddesinin bir ve ikinci fıkralarında basit ve nitelikli rüşvet alma suçları ayrı ayrı düzenlenip yaptırım altına alındığı halde, sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK´nın rüşveti tanımlayan 252/3. maddesinde "rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır" denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin yapması gereken bir işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlamasının rüşvet suçu kapsamından çıkarıldığı cihetle, sanığın eylemlerinin aynı yasanın 257/3. maddesinde düzenlenen görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama suçu niteliğinde olduğu ve lehe kanun değerlendirmesinin bu suçlar arasında yapılması gerektiği gözetilmeyerek suç vasfında yanılgıya düşülüp yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gözetilerek CMUK´nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 14/02/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

C.SAVCISINCA İŞLEME KONULMAMA KARARI-KANUN YARARINA BOZMA.

T.C. YARGITAY 5.Ceza Dairesi Esas: 2012/3839 Karar: 2012/5355 Karar Tarihi: 16.05.2012

Kanun Yararına Bozma İsteminde Cumhuriyet Savcısı Tarafından Verilen İşleme Konulmama Kararının Ceza Soruşturmasına Dayanmadığı, Kovuşturmasızlık Kararı Vasfında Olmadığı İçin İtiraza Konu Edilemeyeceğine İlişkin Yargıtay Kararı

ÖZET: Müşteki vekilinin şikayeti üzerine D… Cumhuriyet Başsavcılığınca evrak üzerinde yapılan inceleme sonunda <iddia konusunda hukuka aykırı bir durumun olmadığı, idari yargıyı ilgilendirdiği ve ciddi bir araştırmaya gerek duyulmaksızın yersiz olduğunun tespit edildiği> gerekçesiyle dilekçenin işleme konulmamasına karar verildiği, bu karar bir ceza soruşturmasına dayanmadığı ve kovuşturmasızlık kararı vasfında olmadığı için itiraza konu bir karar sayılamayacağı gözetilerek itiraz merciince <inceleme yapılmasına yer olmadığına> karar verilmesi gerektiği halde itirazın kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.

Dava ve Karar: Görevi kötüye kullanma suçundan şüpheli A… G… hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda, Düzce Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/10/2011tarihli ve 2011/10208 soruşturma, 2011/6280 sayılı şikayetin işleme konulmamasına dair karara karşı yapılan itirazın kabulüne ve anılan Kararın kaldırılmasına ilişkin mercii Bolu Ağır Ceza Mahkemesince verilen 13/01/2012 tarihli ve 2011/1534 değişik iş sayılı kararının;

Benzer konuya ilişkin Danıştay l. Dairesinin 2004/794 esas, 2005/301 sayılı ilamında belirtildiği üzere, Cumhuriyet savcıları tarafından verilen işleme konulmama kararlarına karşı 4483 sayılı Kanun´da itiraz yolu öngörülmediğinden kesin olduğu cihetle, itirazın bu yönden reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309 uncu maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 29/02/2012 gün ve B.03.0.CİG.0.00.00.04-105-81-1462-2011/3466/12806 sayılıkanun yararına bozmaya atfen C.Başsavcılığından tebliğnameyle daireye ihbar ve dava evrakıyla birlikte tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:

Müşteki vekilinin şikayeti üzerine Düzce Cumhuriyet Başsavcılığınca evrak üzerinde yapılan inceleme sonunda <iddia konusunda hukuka aykırı bir durumun olmadığı, idari yargıyı ilgilendirdiği ve ciddi bir araştırmaya gerek duyulmaksızın yersiz olduğunun tespit edildiği> gerekçesiyle 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun 4/son maddesi gereğince dilekçenin işleme konulmamasına karar verildiği, bu karar bir ceza soruşturmasına dayanmadığı ve kovuşturmasızlık kararı vasfında olmadığı için CMK´nın 172-173 üncü maddeleri kapsamında itiraza konu bir karar sayılamayacağı gözetilerek itiraz merciince <inceleme yapılmasına yer olmadığına> karar verilmesi gerektiği halde yazılı biçimde itirazın kabulüne karar verilmesi,

Sonuç: Kanuna aykırı ve bu itibarla kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname münderecatı yerinde görüldüğünden Bolu Ağır Ceza Mahkemesince kesin olarak verilen 13/01/2012 gün ve 2011/1534 Değişik İş sayılı Kararın CMK´nın 309 uncu maddesi uyarınca BOZULMASINA, müştekinin dilekçesinin işleme konulmaması kararına karşı idari yargı yoluna başvurmakta muhtariyetine, müteakip işlemlerin mahkemesince yapılmasına ve dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına Tevdiine, 16.05.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

HAGB KARARI VERİLMEMESİ,SABIKALI OLDUĞUNDAN BAHİSLE.

T.C. YARGITAY 5.Ceza Dairesi Esas: 2012/2748 Karar: 2012/5356 Karar Tarihi: 16.05.2012

 Mühür Bozma Suçunda Sanığın Sabıkalı Olduğundan Bahisle Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına Yer Olmadığına Karar Verilmesinin Hukuka Aykırı Olduğuna Dair Yargıtay Kararı

ÖZET: Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken nesnel ve öznel koşulların bulunup bulunmadığı tartışılıp yasal ve yeterli gerekçe gösterilmesi gerektiği ve adli sicil kaydı da bulunmadığı halde, sabıkalı olduğundan bahisle noksan ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi isabetsizdir.

Dava ve Karar: Mühür bozma suçundan sanık D. U.´nun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 203/1, 52 nci maddeleri uyarınca 2.400,00 Türk Lirası adli para cezasıyla cezalandırılmasına dair Kartal 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/12/2011 tarihli ve 2011/697-676 sayılı kararının;

Dosya kapsamına göre,

1- Sanığın sabıkası bulunduğundan bahisle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmediği belirtilmiş ise de, sanığın dosyada yer alan adli sicil kaydına göre sabıkası bulunmadığının gözetilmemesinde,

2- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 61/9 uncu maddesinde yer alan <Adli para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü suçlarda bu cezaya ilişkin gün biriminin alt sınırı, o suç tanımındaki hapis cezasının alt sınırından az; üst sınırı da, hapis cezasının üst sınırından fazla olamaz.> şeklindeki düzenleme karşısında, suç tarihi itibarıyla sanık hakkında hükmolunan cezanın en az 180 gün adli para cezası olması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde eksik ceza tayininde,

İsabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 309 uncu maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 20/01/2012 gün ve B.03.0.CİG.0.00.00.04-105-34-453-2012/817/3667 s. Kanun yararına bozmaya atfen C.Başsavcılığından tebliğnameyle daireye ihbar ve dava evrakıyla birlikte tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:

Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken CMK´nın 231/6. bendinde öngörülen nesnel ve öznel koşulların bulunup bulunmadığı tartışılıp yasal ve yeterli gerekçe gösterilmesi gerektiği ve adli sicil kaydı da bulunmadığı halde, sabıkalı olduğundan bahisle noksan ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,

5237 sayılı TCK´nın 61/9 uncu maddesinin <Adli para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü suçlarda bu cezaya ilişkin gün biriminin alt sınırı, o suç tanımındaki hapis cezasının alt sınırından az; üst sınırı da, hapis cezasının üst sınırından fazla olamaz.> hükmüne, suç tarihine ve 203/1 inci maddede öngörülen ceza miktarına göre sanığa tayin edilecek cezanın 180 gün karşılığı adli para cezasından az olamayacağının gözetilmemesi,

Sonuç: Kanuna aykırı ve bu itibarla kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname münderecatı yerinde görüldüğünden Kartal 3. Asliye Ceza Mahkemesince kesin olarak verilen 26/12/2011 gün ve 2011/697 Esas, 2011/676 Karar sayılı kararın CMK´nın 309 uncu maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahkemesince yapılmasına ve dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 16.05.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

DAVA AÇILMAYAN SUÇTAN,HÜKÜM KURULMASININ HUKUKA AYKIRILIĞI

T.C. YARGITAY 9.Ceza Dairesi Esas: 2012/2664 Karar: 2012/7416 Karar Tarihi: 04.06.2012

Dava Açılmayan Suçtan Hüküm Kurulmasının Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin Yargıtay Kararı

ÖZET: İddianamede sanıklar M… K… ve M… D… hakkında tehdit, A… D… ve A… K… hakkında mala zarar verme suçundan dava açıldığı halde açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiillerin dışına çıkılarak sanıklar M… K… ve M… D… hakkında mala zarar verme, A… D… ve A… K… hakkında tehdit suçundan dolayı yargılama yapılması ve dava açılmayan suçtan hüküm kurulması suretiyle kanuna aykırı davranılması isabetsizdir.

Dava ve Karar: Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanıklar M… K… ve M… D… hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükümlerin temyizinin mümkün olup olmadığı hususundaki ön sorun nedeniyle yapılan değerlendirme ve tartışmalar sonunda, adı geçen sanıklar hakkında mala zarar verme suçundan kamu davası açılmadığı halde bu suçtan mahkumiyet hükmü kurulması nedeniyle hükümlerin temyizi kabil olduğu Daire başkanı E… E… ile Üye A… K…´un karşı oyları ve oy çokluğuyla kabul edilerek yapılan incelemede;

İddianamede sanıklar M… K… ve M… D… hakkında tehdit, A… D… ve A… K… hakkında mala zarar verme suçundan dava açıldığı halde açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiillerin dışına çıkılarak sanıklar M… K… ve M… D… hakkında mala zarar verme, A… D… ve A… K… hakkında tehdit suçundan dolayı yargılama yapılması ve dava açılmayan suçtan hüküm kurulması suretiyle 5271 sayılı CMK´nın 225/1. maddesine aykırı davranılması,

Sonuç: Kanuna aykırı, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, tayin edilen ceza miktarları yönünden kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 04.06.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

KARŞI OY

5237 sayılı TCK´nın 50 veya 52. maddeleri uygulanmak suretiyle hükmolunan ve herhangi bir hak kısıtlaması doğurmayan 2000 liraya kadar (2000 lira dahil) adli para cezasına ilişkin mahkumiyet hükümleri kesindir.

Kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek koşuluyla suç vasfına yönelik olarak temyiz edilmesi halinde incelenebilir. Bunun dışında hangi nedenle olursa olsun kesin nitelikteki bir hükmün incelenmesi mümkün değildir.

İncelenen dosyada sanıklar M… K… ve M… D… hakkında TCK´nın 151/1, 62, 52/2. maddeleri uyarınca 300´er lira adli para cezasına hükmedilmiş olup suç vasfına yönelik bir temyiz de bulunmamaktadır.

Kesin olarak verilen hükümlerde hukuki hata yapılmış olması bunları temyizi kabil hale getirmez. Ancak, bu hatalar kanun yararına bozma yöntemi ile giderilebilir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyizi kabil olup olmadığı yönündeki ön sorun tartışmasında, sayın çoğunluğun sanıklar hakkında anılan suçlardan dava açılmaması sebebiyle kesin olarak verilen hükümlerin temyizi kabil olduğu yönündeki görüşlerine katılmıyoruz.


 

RUHSATLI SİLAHIN GÜNÜ GECMESİ MÜSADERE GÖREV SUL CEZA

T.C. YARGITAY 8.Ceza Dairesi Esas: 2012/3057 Karar: 2012/5713 Karar Tarihi:  23.02.2012

 6136 Sayılı Kanuna Muhalefet Suçunda Kanun Maddesi Gereği Suç Teşkil Etmeyip Sahibi Hakkında Bir Dava Açılmayıp Sadece Müsaderesi Gereken Silahla İlgili Sulh Ceza Hakimliğinin Görevli Bulunduğuna İlişkin Yargıtay Kararı

ÖZET: Kanun maddesinde yer alan Suç konusu olmayıp sadece müsadereye tabi bulunan eşyanın müsaderesine sulh ceza hakimi tarafından duruşma yapılmaksızın karar verilir hükmü uyarınca, suç teşkil etmeyip sahibi hakkında bir dava açılmayıp sadece müsaderesi gereken silahla ilgili sulh ceza hakimliği görevli bulunduğundan, O… Ağır Ceza Mahkemesinin kararında isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir.

6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun´a aykırılık suçundan şüpheli T. Ö. hakkında yapılan yargılama sonucunda, mahkemenin görevsizliğine, dosyanın Ordu Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine dair Ordu 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 14.10.2010 tarihli ve 2010/723-1314 sayılı kararı ile Ordu 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.04.2011 tarihli ve 2010/742 esas, 2011/283 sayılı görevsizlik kararı arasında ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığı üzerine, ordu 1. Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına dair (ORDU) Ağır Ceza Mahkemesinin 10/06/2011 tarihli ve 2011/524 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak:

Dosya kapsamına göre, taşıma ruhsatlı tabancaya ilişkin müsadere talebinin asıl davaya bakmakla görevli asliye ceza mahkemesince duruşma açılarak sonuca bağlanması gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK. nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 04.10.2011 gün ve 50742 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 03.01.2012 gün ve KYB-2011/360034 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Müsadereye konu silahın T. Ö. adına taşıma ruhsatı bulunduğu, ruhsat süresi geçtikten sonra ilgiliye tebligat yapılarak ruhsatını yeniletmesi için süre verildiği, ancak adı geçenin süresinde ruhsatını yeniletmemesi üzerine Valilik oluru ile silahın ruhsatı iptal olunarak el konulduğu ve üçüncü kişilere devrinin sağlanması için süre tanındığı, ancak ilgilinin bu sürede de silahı devretmemesi nedeniyle silahın müsaderesinin talep olunduğu olayda,

5271 sayılı CMK. nun 259. maddesinde yer alan <Suç konusu olmayıp sadece müsadereye tabi bulunan eşyanın müsaderesine sulh ceza hakimi tarafından duruşma yapılmaksızın karar verilir> hükmü uyarınca, suç teşkil etmeyip sahibi hakkında bir dava açılmayıp sadece müsaderesi gereken silahla ilgili sulh ceza hakimliği görevli bulunduğundan, Ordu Ağır Ceza Mahkemesinin 10.06.2011 tarihli ve 2011/524 değişik iş sayılı kararında isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay C.Başsavcılığınca düzenlenen ihbarname içeriği yerinde görülmediğinden kanun yararına bozma isteminin reddine, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, evrakın Adalet Bakanlığına gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 23.02.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

PTT GÖREVLİSİNİN HİLELİ TEBLİGATI,RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK.

Dairesi :6.Ceza Esas No :2004/9182 Karar No :2006/3490 Karar Tarihi :06.04.2006

Konusu :Resmi belgede sahtecilik.

KARAR: “…Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bu-lunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görül-memiştir.

Ancak;

1) Sanığın PTT dağıtıcısı olduğu, olay tarihinde katılan Yurdanur adına İzmir Altıncı İcra Müdürlüğünce çıkartılan tebligatı, katılan belirtilen adreste oturmadığı halde "yeğeni Ş.....´ye" tebliğ etmiş gibi tebligatı çıkaran mercie iade ettiği, o isimde bir kişinin katılanın yeğeni olmadığı gibi, apartmanda da oturmadığı ve tanınmadığının saptandığı, tebligatın kapıcı tarafından apartman girişinde görülüp katı-lanın annesine verildiğinin anlaşılması karşısında; sanığın tebligatı hiç yapmadığı halde yapmış gibi gösterip İcra Müdürlüğüne iade ettiği, böylelikle eyleminin 765 sayılı TCY.nın 339/1-1. cümlesine uyduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

2)Sanığın eylemine uyan 765 sayılı TCY.nın 339/1-1. cümlesi, 59. maddeleri ile hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY.nın aynı suça uyan 204/2, 62/1. maddelerinin ayrı ayrı ve bir bütün olarak uygulanması sonucunda; 765 sayılı TCY.sı hükümlerinin sanık yararına bulunduğunun gözetilmesi zorunluluğu,

3)Gerekçeli karar bölümünde sanığın eyleminin 765 sayılı TCK.nun 240. maddesinde tanımlanan görevi kötüye kullanma suçunu oluşturup bu maddeden cezalandırılacağı belirtilmesine rağmen, kısa kararda aynı Yasanın 230. maddesi ile uygulama yapılıp hükmün karıştırılması,

Bozmayı gerektirmiş, katılan idare vekilinin temyiz itirazı ile tebliğnamedeki düşünce bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi (BOZULMASINA)oybirliğiyle karar verildi.”


 

RÜŞVET VERMEYE TEK TARAFLI TEKLİF TEŞEBBÜS SUÇUNU OLUŞTURUR

T.C. YARGITAY 5.Ceza Dairesi Esas: 2012/527 Karar: 2012/4353 Karar Tarihi: 25.04.2012

 Rüşvet Suçunda Anlaşma Olmaksızın Tek Taraflı Teklif Halinde Teşebbüs Hükümlerinin Tartışılmasının Gerektiği Gözetilmeden Hüküm Kurulmasının Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin Yargıtay Kararı

ÖZET: Hükümlünün sabit kabul edilen rüşvet teklif etme suçu T.C.K.da bağımsız bir suç olarak düzenlenmesine rağmen kanun maddesine göre; rüşvet suçunun, görevin gereklerine aykırı olarak bir işin yapılması veya yapılmaması için ilgili kişiyle kamu görevlisi arasında anlaşmaya varılması halinde tamamlanmış sayıldığı, anlaşma olmaksızın tek taraflı teklif halinde ise teşebbüs hükümlerinin tartışılmasının gerektiği gözetilmeden hüküm kurulması hükmün bozulmasını gerektirmiştir.

Dava: Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelendi;

Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun Dairemizce de benimsenen, 7.11.2006 gün ve 2006/213-229 Sayılı Kararında ayrıntısı açıklandığı üzere; C.M.K.nın 34/2, 231/2 ve 232/6 ncı maddeleri gereğince kararda başvurulacak yasa yolu, süresi, mercii ve başvuru şeklinin açıkça gösterilmesinin gerektiği, aksi halde aynı Kanunun 40. maddesi uyarınca eski hale getirme nedenlerinin oluşacağı, yasa yoluna başvuru şeklinin, süresinin ve merciin gösterilmediği 23.6.2005 tarihli kararın 24.7.2007´de hükümlüye tebliğ edilmesinden sonra hükümlünün 6.4.2010 tarihli temyiz dilekçesinin süresinde verildiği kabul edilip buna göre inceleme yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

Karar: Hükümlü E. D.´in 14.9.2000 tarihinde işlediği rüşvet teklif etme suçu sebebiyle 765 Sayılı T.C.K.nın 213/1, 219/3, 59/2. ve 219/son maddeleri gereğince 1 yıl 1 ay 10 gün ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına dair hükmün, Dairemizin 8.3.2004 tarihli onama ilamıyla kesinleştiğinin anlaşılması karşısında,

5252 Sayılı Kanunun 9/1 inci maddesine göre, 1 Haziran 2005 tarihinden önce kesinleşmiş hükümlerle ilgili olarak 5237 Sayılı T.C.K.nın lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde duruşma yapılmaksızın da karar verilebileceği öngörülmüşse de; sonradan yürürlüğe giren kanunla suçun unsurlarında, sair cezalandırılabilme şartlarında, suçun karşılığında öngörülen ceza yaptırımlarında ve bir cezaya mahkûm olmaya bağlı kanuni neticelerindeki değişikliklerin ve bunların uygulama olanaklarının değerlendirilebilmesi, olaya tatbik imkanı bulunan yasaların leh ve aleyhteki bütün hükümleri ayrı ayrı ele alınarak sonuçlar karşılaştırılıp, lehe olan Kanunun belirlenebilmesi, değişen temel cezayla artırım ve indirim oranları belirlenirken takdir hakkının isabetli kullanılabilmesi ve gerektiğinde kesinleşen önceki hükümde değişiklik yapılabilmesi için duruşma açılıp tüm bunların sebep ve gerekçeleri ile her iki yasayla ilgili değerlendirme sonuçlarının denetime olanak verecek şekilde kararda gösterilerek hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden dosya üzerinden yazılı şekilde karar verilmesi,

Kabule göre de;

Hükümlünün sabit kabul edilen rüşvet teklif etme suçu 765 Sayılı T.C.K.da bağımsız bir suç olarak düzenlenmesine rağmen 5237 Sayılı T.C.K.nın 252/1-3 üncü maddesine göre; rüşvet suçunun, görevin gereklerine aykırı olarak bir işin yapılması veya yapılmaması için ilgili kişiyle kamu görevlisi arasında anlaşmaya varılması halinde tamamlanmış sayıldığı, anlaşma olmaksızın tek taraflı teklif halinde ise teşebbüs hükümlerinin tartışılmasının gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

8.2.2008 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren ve 5237 Sayılı T.C.K.nın 7/2. maddesi uyarınca hükümlü yararına olan 5728 Sayılı Kanunun 562. maddesinin 1. fıkrasıyla değişik C.M.K.nın 231/5. maddesinde hapis cezası için öngörülen sınırın 2 yıla çıkarılması ve anılan maddenin 2 nci fıkrası ile de 231/14. maddesindeki soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suç olma koşulunun kaldırılması karşısında, belirlenecek sonuç cezaya göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının karar yerinde tartışılması lüzumu,

Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, hükümlünün temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükmün, 5320 Sayılı Kanunun 8/1 inci maddesi de gözetilerek C.M.U.K.nın 321. maddesi uyarınca bozulmasına, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 25.04.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

DAVAYA KATILMA,HAKLARDAN YARARLANMA OLANAĞI SAĞLNMADAN HÜKÜM

T.C. YARGITAY 5.Ceza Dairesi Esas: 2012/3006 Karar: 2012/3636 Karar Tarihi: 11.04.2012

 NOT:Davaya Katılma Ve Ceza Muhakemesi Kanununun Mağdur Ve Katılanlar İçin Öngördüğü Haklardan Yararlanma Olanağı Sağlanmadan Hüküm Kurulmasının İsabetsiz Olduğuna İlişkin Yargıtay Kararı.

ÖZET: Sanık hakkında rüşvet alma suçundan kamu davası açıldığı, hazinenin bu suçun zarar göreni olduğu, bu sıfatının gereği olarak kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmesi için Maliye Bakanlığı Baş Hukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü´nün duruşmadan haberdar edilmesi gerektiği halde, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve Ceza Muhakemesi Kanununun mağdur ve katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizdir.

Dava ve Karar: Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

Sanık hakkında rüşvet alma suçundan kamu davası açıldığı, 3628 sayılı Yasanın 14 ve 18 inci maddelerine göre hazinenin bu suçun zarar göreni olduğu, bu sıfatının gereği olarak CMK´nın 233 ve 234 üncü maddeleri gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmesi için Maliye Bakanlığı Baş Hukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü´nün duruşmadan haberdar edilmesi gerektiği halde, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve Ceza Muhakemesi Kanununun mağdur ve katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek yazılı biçimde hüküm kurulması,

Sonuç: Kanuna aykırı, sanık müdafii, O Yer C.Savcısı ve müşteki hazine vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden esası incelenmeyen hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1 inci maddesi gözetilerek CMUK´nın 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, 11.04.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

MAĞDURUN ŞİKAYETTEN VAZ GECMESİ-KATILAN MÜDAFİYEDE SORULMASI- RUH SAĞLIĞINI BOZACAK ŞEKİLDE ÇOCUĞUN NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMARI SUÇU - MAĞDUR VEKİLİNİN DURUŞMA ESNASINDA SANIKLARIN CEZALANDIRILMASINI TALEP ETTİĞİ - MAĞDUR VEKİLİNE DAVAYA KATILMAK İSTEYİP İSTEMEDİĞİNİN SORULMASI GEREĞİ

T.C. YARGITAY 5.Ceza Dairesi Esas: 2009/11951 Karar: 2009/15015 Karar Tarihi: 28.12.2009

ÖZET: Çocuğun cinsel istismarı suçundan açılan kamu davasında suç tarihinde on beş yaşını doldurmamış mağdura, atanan zorunlu vekilin iradesine üstünlük tanınması gerektiği gözetilerek, duruşma esnasında sanıkların cezalandırılmasını talep eden mağdur vekiline, davaya katılmak isteyip istemediğinin sorulması gerekir.

(5271 S. K. m. 234, 238) (YCGK. 03.06.2008 T. 2008/5-56 E. 2008/156 K.)

Dava: Ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan sanık Muhammed´in, ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun basit cinsel istismar, şantaj ve suçu bildirmeme suçlarından sanık Neçirvan´ın yapılan yargılanmaları sonunda; Muhammed´in çocuğun nitelikli cinsel istismarı, Neçirvan´ın da çocuğun basit cinsel istismarı suçundan mahkumiyetlerine, Neçirvan´ın diğer suçlardan ise beraetine dair, Van 2. Ağır Ceza Mahkemesi´nden verilen 24.02.2009 gün ve 2007/164 Esas, 2009/27 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay´ca incelenmesi sanık Muhammed müdafii ve mağdur vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C. Başsavcılığı´ndan tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

Karar: Kovuşturma aşamasında 18 yaşını doldurmamış olan mağdurun, sanık Muhammed hakkında şikayetçi olup davaya katılmak istemediği, diğer sanık hakkında da duruşmada şikayetçi olmadığı anlaşılmakta ise de, Ceza Genel Kurulu´nun dairemizce de benimsenen 03.06.2008 gün 2008/5-56-156 sayılı kararında belirtildiği üzere; çocuğun cinsel istismarı suçundan açılan kamu davasında suç tarihinde 15 yaşını doldurmamış mağdura, CMK´nun 234/2. maddesi uyarınca atanan zorunlu vekilin iradesine üstünlük tanınması gerektiği gözetilmeden, duruşma esnasında sanıkların cezalandırılmasını talep eden mağdur vekiline, CMK´nun 238/2. maddesi gereğince davaya katılmak isteyip istemediği sorulmadan hüküm kurulması,

Sonuç: Kanuna aykırı, sanık müdafii ile mağdur vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK´nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 28.12.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

YEDİ EMİNİN HACİZLİ MALI SATIŞ YERİNE GÖTÜRMEME

4. Ceza Dairesi 2011/12316 E., 2011/8440 K.

Muhafaza görevini kötüye kullanmak suçundan sanık S.....´nin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 289/1, 62, 50, 52/1-2. maddeleri uyarınca 80,00 Türk Lirası, 1.500,00 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair (Bafra Sulh Ceza Mahkemesi)´nin 19.10.2010 tarihli ve 2010/313-866 sayılı kararının Adalet Bakanlığı´nca 17.04.2011 gün ve 19868 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın 24.05.2011 gün ve 175508 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

Tebliğnamede "Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi´nin 22.12.2009 tarih ve 2008/7470 esas, 2009/21076 karar, 26.01.2010 tarih ve 2008/6720 esas, 2010/777 sayılı kararlarında belirtildiği üzere, "...vedia sözleşmesinin bir türü olan yedieminlik kurumunun yediemine yüklediği muhafaza ve iade görevinin yalnızca kendisine teslim edilen yerde saklama ve iade etme yükümlülüğü yüklediği, hacizli malı satış yerine götürme yükümlülüğünün bulunmadığı...", somut olayda sanığın savunmalarında hacizli malları satış yerine götürmediğini açıklaması karşısında, hacizli malı satış yerine götürme yükümlülüğünün bulunmadığı cihetle, kanuni unsurları oluşmayan suçtan dolayı beraat kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde isabet görülmemiştir" denilmektedir.

Gereği görüşüldü;

Muhafaza görevini kötüye kullanma suçu, fail açısından yapılan sınıf-landırmaya göre özgü bir suçtur. Bu suç ancak yasal düzenlemede belirtilen hukuki ve fiili nitelikleri taşıyan kişiler tarafından işlenebilir. Özgü suçların failleri belirli bir yükümlülük altında bulunmaktadır. Bu nedenle özgü suçlar doktrinde yükümlülük suçları olarak da adlandırılmaktadır. 5237 sayılı TCY´nin 289. maddesinde düzenlenen muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun faili, kendisine rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş malın resmen teslim edildiği kişidir. Hukuk uygulamasında bu kişiler yediemin olarak anılmaktadır. Yedieminin, suçun yapısı ve görevlendirilmesinin dayanağını oluşturan ilgili yasalardan kaynaklanan bazı yükümlülükleri vardır. İcra ve İflas Yasası hükümleri uyarınca yürütülen takipler nedeniyle gerçekleştirilen haciz işlemi sırasında yediemin olarak görevlendirilen kişinin, İİY´nin 88. ve 358. ile halen yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Yasası´nın 468. maddeleri içeriğinden saptanan yükümlülükleri şunlardır: 1) Kendisine resmen teslim edilen malı/ malları saklamak, korumak ve olduğu gibi (aynen) bırakmak. 2) Resmen teslim işlemini gerçekleştiren yetkili organ istediğinde hacizli malı kendisine teslim edilen yerde geri vermek veya hazır etmek. Belirtilen yükümlülükler aynı zamanda TCY´nin 289. maddesinde öngörülen teslim amacını oluşturmaktadır. Bu açıklamalar karşısında, yediemin sanıktan hacizli malı icra dairesi tarafından belirlenen satış yerine götürmesinin beklenmesi ve satış yerine götürmeme biçimindeki ihmali davranışın teslim amacı dışında bir tasarruf olarak değerlendirilmesi olanaklı değildir.

İncelenen dosyada yer alan iddianameye göre sanık hakkında icra takibi sırasında haczedilip kendisine yediemin olarak teslim edilen hacizli malları yapılan tebligata karşın satış yerine getirmeyerek muhafaza görevini kötüye kullandığı iddiasıyla kamu davası açıldığı görülmektedir. Dosyada bulunan haciz tutanağı ve birinci artırma tutanağına göre hacizli malların yediemine teslim edildiği yer ile icra dairesince satışın yapılmasına karar verilen yer farklıdır. İcra dairesince sanığa muhtıra gönderilerek hacizli malları belirlenen satış yerine getirmesi istenmiştir. Yukarıdaki paragrafta belirtilen açıklamaya göre, yediemin sanığın hacizli malları satış yerine götürmemesi, teslim amacı dışında bir tasarruf olarak değerlendirilemeyecektir. Mahkemece, suçun maddi unsurunun oluşmadığı gözetilmeden kurulan mahkumiyet hükmünün, hukuka aykırı olduğu anlaşılmaktadır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan sanık Seniye hakkında, Bafra Sulh Ceza Mahkemesi´nce verilen 19.10.2010 tarih ve 2010/313-866 sayılı kararın, CYY´nin 309. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), hükümdeki hukuka aykırılık sanığa verilen cezanın kaldırılmasını gerektirmekle, anılan Yasa maddesinin 4-d fıkrası gereğince, sanığın, muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan BERAATİNE, 16.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

TEHDİT , ZİNCİRLEME SUÇ , TAKDİRİ İNDİRİM

4. Ceza Dairesi 2009/10844 E., 2011/12017 K.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede ;

Sanık müdafiinin, atılı suçların sanık tarafından işlenmediğine ve cezalandırılmaya yeterli delil bulunmadığına, eksik soruşturma ile hüküm kurulduğuna ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE,

Ancak;

1-Sanık müdafiinin, lehe olan yasa maddelerinin uygulanmasını talep etmesi karşısında, katılan A…… oğlu A…… T……´a karşı TCY.nın 106/1,62. maddeleri uyarınca verilen hapis cezasının TCY.nın 50. maddesi uyarınca adli para ya da başkaca tedbirlere çevrilip çevrilmeyeceği hususunda bir karar verilmemesi,

2-Sanık hakkında katılanlar M…… oğlu A…… T…… ile H…… T……´a karşı işlediği hakaret ve silahla tehdit suçlarından hüküm kurulurken oluşa göre TCK.nun 43/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,

3-Hakaret ve mala zarar verme suçlarının düzenlendiği TCK.nun 125. ve 151/1. maddelerinde seçenekli cezalar öngörülmesi karşısında, hangi nedenle hapis cezasının tercih edildiğinin açıklanmaması,

4-Sanığın sabıkasına esas kasten yaralama suçuna ilişkin mahkeme ilamının kesinleşme ve infaz tarihlerini gösterir onaylı bir suretinin mahkemesinden istenmemiş olması,

5-Cezanın ertelenmesinden dolayı denetim süresinin alt sınırının TCY.nın 51/3. maddesine göre mahkum olunan ceza süresinden az olamayacağının gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş ve sanık A…… Y…… müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 04.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

TEHDİT , DELİLLERİN TARTIŞILMASI

4. Ceza Dairesi 2009/4043 E., 2011/12041 K.

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe İçeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanık ile katıfan arasında önceye dayalı husumet bulunmaması, katılanın aşamalarda değişmeyen biçimde sanığın kendisini telefon ile arayarak; "yuzunuzu kezzapla yıkadınız mı, yıkamadıysanız yakında yıkayacaksınız..." şeklindeki sözler ile tehdit ettiğini beyan etmesi ve telefon görüşme kayıtlan karşısında, katılanın anlatımları yöntemince irdelenip, hangi nedenle anlatımına itibar edilmediği açıklanmadan ve tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip tartışılmadan, yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması,

Yasaya aykırı ve katılan Gökhan´ın temyiz nedenleri ile tebliğ namedeki düşünce yerinde görüldüğünden (HÜKMÜN BOZULMASINA), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 05.07.2011 tarihinde oybir-liğiyle karar verildi


 

RUHSATSIZ İNŞAAT

4. Ceza Dairesi 2009/10590 E., 2011/12059 K.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanığın zemin üstü ve birinci kat ruhsatsız inşaatıyla ilgili olarak 04/03/2005 tarihinde tutanak düzenlendikten sonra, 31/03/2005 tarihinde aynı inşaata devam edip 2. katı çıkması nedeniyle yeni tutanak düzenlendiği, birinci tutanak ile ilgili davanın 30/11/2005 tarihinde açılıp iddianamede 31/03/2005 tarihli tutanaktan söz edilmediği, bu nedenle de sonradan düzenlenen iddianamedeki eylemin birinci iddianamedeki eylemden farklı olduğu gözetilerek, ilk açılan dava neticesi TCK.nun 184/1, 62. maddelerinden verilen ve kesinleşen cezada TCK.nun 43/1. maddesiyle yapılacak arttırım miktarı kadar cezaya hükmedilmesi gerekirken, bu hususta kesin hüküm bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi;

Yasaya aykırı ve katılan G…… B…… B…… vekilinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 05/07/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

KORKU VE PANİK YARATACAK ŞEKİLDE ATEŞ AÇMAK

4. Ceza Dairesi 2009/9819 E., 2011/12534 K.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1- Silahla tehdit ve korku ve panik yaratacak şekilde ateş etmek suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;

a- Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun Dairemizce de benimsenen 06.07.2010 tarih ve 8-51/162 sayılı kararında belirtildiği üzere; sanığın, katılanları tehdit ettikten sonra bina dışına çıkarak havaya ateş etmesi şeklinde gerçekleşen eyleminin hukuki anlamda tek fiil olduğu ve tek fiil ile hem silahlı tehdit hem de genel güvenliği tehlikeye sokma suçunun meydana geldiği, 5237 sayılı TCY´nın 44. maddesi gereğince daha ağır cezayı gerektiren 5237 sayılı TCK´nun 106/2-a maddesinde tanımlanan silahlı tehdit suçundan cezalandırılması ile yetinilmesi gerekirken ayrıca aynı Kanunun 170/1 -c bendinde tanımlanan suçtan da hükümlülük kararı verilmesi,

b-5237 sayılı TCY.nın 53/1-(c) bendinde yer alan hak yoksunluğunun kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverme tarihine kadar, diğer kişilere karşı belirtilen yetkiler yönünden ve 53/1- a,b,d,e bentlerindeki hak yoksunlukları bakımından mahkum olunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar geçerli olacağının gözetilmemesi,

2- 6136 sayılı yasaya aykırılık ve hakaret suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;

08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve TCY.nın 7/2 madde ve fıkrası uyarınca sanık yararına olan 5728 sayılı Yasanın 562.maddesinin 1.fıkrası ile CYY.nın 231/5 madde ve fıkrasında öngörülen, hükmolunan cezanın geri bırakılması sınırının iki yıla çıkarılması ve söz konusu 562.maddesinin 2.fıkrası ile de CYY.nın 231/14 madde ve fıkrasındaki, suçun soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete bağlı olması koşulunun kaldırılması karşısında, sanığın adli sicil kaydında yer alan ilamların silinme koşullarının da araştırılarak, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının tartışılması zorunluluğu,

Bozmayı gerektirmiş ve sanık C…… Ö…… müdafîinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN başkaca yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 13.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

KAMU GÖREVİNİ USULSÜZ ÜSTLENME

4. Ceza Dairesi 2011/9185 E., 2011/12608 K.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

1- Görevi savsama ve suçu ihbar etmeme eylemleriyle ilgili olarak,

Suçtan zarar görmediği halde mahkemece Yasaya aykırı gerekçeyle kamu davasına katılan olarak kabulünün, mağdura bu niteliği ve dolayısıyla Yasa yoluna başvurmak hak ve yetkisini kazandırmadığı,

Anlaşıldığından, 5320 sayılı Yasanın 8/1 ve 1412 sayılı CYY.nın 317.maddesi uyarınca yakınan Ali Erdem vekilinin tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,

2- Kamu görevini usulsüz üstlenme suçuna ilişkin hükme yönelik temyize gelince;

Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Köprülü Belediye Başkanı olan sanığın, Köprülü Beldesi Baş Yayla mevkiinde bulunan yakınanlara ait evlerin önündeki istinat duvarlarını kaçak olduğu gerekçesiyle belediye iş makineleriyle yıktırması eylemi nedeniyle açılan kamu davasında;

Sanık savunmalarında "yıkım yapılan yerin, Belediye Meclisinin almış olduğu 17.04.2002 tarih ve 2 sayılı kararı ile mahalle oluşması için İlçe İdare Kurulu´na başvurduklarını, 01.05.2002 tarihli İlçe İdare Kurulu kararı sonucunda 24.11.2003 tarihinde A…… Valisinin onayı ile P……yeni mahallesinin oluştuğunu, sözkonusu B…

… Y…… mevkiinin de bu mahalle içerisinde kaldığını, yıkımların Belediyenin 09.08.2004 tarihli kararına istinaden 01.06.2005 tarihinde yapıldığını, yıkımdan önce tebligat yapılarak muhatapların bilgilendirildiğini ve uyarıldığını, yapı sahiplerinin belirtilen sürede sözkonusu yapıları yıkmadığını, Valiliğin, yaylanın mahalle olmasına onay vermesi üzerine buranın belediyeye ait bir mahal olduğunu düşünerek buraya müdahale ettiklerini" öne sürmüş olup; mera, yaylak ve kışlakların tahsis ve kullanım amacının Mera Kanununun14. maddesi uyarınca ilgili Bakanlığın talebi, Maliye Bakanlığının ve Valiliğin uygun görüşü üzerine Bakanlıkça değiştirilebileceği, kadimden beri yayla olarak kullanılan Baş Yaylasının, tahsis amacının değiştirilmesi hususunda bir karar verilmediği gözetilerek, sanığın sözkonusu idari kararların hukuksal değerden yoksun olduğunu bilip bilemeyeceği tartışılıp kast unsurunun varlığı belirlenip, yıkılan yerlerin kaçak yapılaşma olup olmadığı araştırılıp sonucuna göre; sanığın yasada belirlenen koşullara aykırı olduğunu bilerek yapıları yıktırdığının kabul edilmesi halinde TCY´nın 257. maddesinin uygulanması gerektiği düşünülmeden, eksik soruşturma ve yetersiz gerekçeyle yazılı biçimde hüküm kurulması,

Bozmayı gerektirmiş ve yakınan A…… E…… vekili ile sanık M…… K…… müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 14.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

BELLİ HAKLARI KULLANMAKTAN YOKSUN BIRAKILMA

4. Ceza Dairesi 2007/5316 E., 2011/21607 K.

Zincirleme biçimde zimmet suçundan sanık G…….. Y……..´un bozma üzerine yapılan yargılanması sonunda; atılı suçtan mahkümiyetine dair, Karaman Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 18.01.2007 gün ve 2006/233 Esas, 2007/7 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay´ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Lehe kanun tespiti yapılırken 5237 sayılı TCK.nun 43. maddesiyle alt sınırdan uzaklaşılmadan 1/4 oranında artırım yapıldığı halde, 765 sayılı TCK.nun 80. maddesi ile ceza tayininde asgari had olan 1/6 yerine teşdit uygulanarak 1/2 oranında artırım yapılması suretiyle orantılılık ilkesine aykırı biçimde uygulama yapılarak 5237 sayılı Yasanın lehe olduğu sonucuna varılması,

Sanık lehine olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK.nun 61/5. maddesindeki sıralamaya göre aynı Kanunun 247/1, 249, 43 ve 248. maddelerinin bu sıraya göre uygulanması gerektiği nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması ve ayrıca karşılaştırma uygulaması sırasında 765 sayılı TCK.nun 80. maddesinin 219 ve 202/3. maddelerinden sonra uygulanması suretiyle aynı Kanunun 29. maddesine aykırı davranılması,

5237 sayılı TCK.nun 53/3. maddesine göre 53/1-c maddesinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri ile ilgili hak yoksunluğunun koşullu salıvermeden sonra uygulanamayacağı gözetilmeden, bunu da kapsayacak biçimde hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar 53/1. maddede yer alan bütün haklardan ve bunları kullanmaktan yoksun bırakılmasına karar verilmesi,

Kanuna aykırı ve sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 05.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

GÖREVLİ ZABITA MEMURUNA SİLAHLA DİRENME.

4. Ceza Dairesi 2009/15576 E., 2011/17492 K.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1-Görevliye hakaret suçuna ilişkin temyizde;

08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve TCY.nın 7/2 madde ve fıkrası uyarınca sanık yararına olan 5728 sayılı Yasanın 562.maddesinin 1.fıkrası ile CYY.nın 231/5 madde ve fıkrasında öngörülen, hükmolunan cezanın geri bırakılması sınırının iki yıla çıkarılması ve söz konusu 562.maddesinin 2.fıkrası ile de CYY.nın 231/14 madde ve fıkrasındaki, suçun soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete bağlı olması koşulunun kaldırılması karşısında, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının tartışılması zorunluluğu,

2-Tehdit suçuna ilişkin temyize gelince,

Yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

a)Mağdur zabıta memurlarının suç tarihinde görevli olduklarına ilişkin belgenin getirtilip dosyaya konulmaması,

b)5393 sayılı Belediye Kanununun 51.maddesi uyarınca olayın geçtiği pazar yerindeki düzenin sağlanmasıyla görevli olan belediye zabıtası mağdurların, uygun olmayan yerde satış yapmaması için yaptıkları uyarı ve yasağa ısrarla uymak istemeyen sanık hakkında mevzuatta öngörülen ceza ve diğer yaptırımları uygulama yetkilerini kullandıkları sırada, sanığın bunu engellemek amacıyla silahlı tehditte bulunması karşısında, eyleminin görevliye direnme suçunu oluşturacağı gözetilmeden, kanıt takdiri ile suç niteliğini tespitte yanılgıya düşülerek yazılı biçimde hüküm kurulması,

c)Suçta kullanılan emanette kayıtlı tabancanın müsaderesine karar verilmemesi,

Yasaya aykırı ve sanık Y…

…. A.. G…

….. müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 12.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

MAHKEME TARAFINDAN UZLAŞTIRMA

4. Ceza Dairesi 2009/15579 E., 2011/17491 K.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-Sanığa yükletilen takibi şikayete bağlı sair tehdit suçunun uzlaşma kapsamında kalmasına karşısında, CYY.nın 254.maddesi uyarınca uzlaşma işlemi yapılmadan hüküm kurulması,

2-TCY.nın 53/1-c maddesinde öngörülen hak yoksunluğunun sanığın kendi alt soyu bakımından koşullu salıverme tarihine kadar geçerli olacağının gözetilmemesi,

3-Sanığın adli sicil kaydında geçen erteli ilamların aynen infaz edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesi bakımından mahkemesine bildirimde bulunulması konusunda bir karar verilmemesi,

Yasaya aykırı ve sanık R……. K……. ve O yer C.Savcısının temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 12.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

TEHDİT-MUHTARI TEHDİD- GÖREVSİZ MAHKEMEDE YARGILAMA

4. Ceza Dairesi 2009/12298 E. 2011/17636 K.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede :

Köy muhtarı olan yakınanın "....muhtarlık adına hukuk mahkemesinde takip edilen mera davası nedeniyle karşı taraf muhtarı sanık evime gelip beni ( mahkeme kararı bile olsa bu mera bize dedelerimizden kaldı, buraya hayvanlarınızı sokamazsınız, devlet size vermiş olsa bile biz vermeyiz kan dökeriz) diyerek beni tehdit etti...." biçimindeki iddiası karşısında, mağdur ve sanığın muhtarları olduğu Güzeldere ve Gölyayla köyleri arasında hukuk mahkemelerinde mera davasının olup olmadığının araştırılması, sonucuna göre;

1-) Bu şekilde bir dava köyler arasında mevcut ise, 442 Sayılı Köy Yasasının 37/7 madde ve fıkrasına göre davalarda köyü temsil yetkisi olan muhtarın bu hususta tehdit edilmesinin TCY 265/1. maddesinde tanımlanan "...kamu görevinin engellenmesi..." suçunu oluşturduğu kanıtları değerlendirmenin Asliye Ceza Mahkemesinin görevine girdiği gözetilmeden görevsiz mahkemede yargılamaya devamla davanın neticelendirilmesi,

2-) Kabule göre de; tehditin konusunu kişisel bir uyuşmazlık oluşturuyorsa,

Sanığın mağduru "..aksi halde kan dökülür..," diyerek tehdit ettiğine ilişkin iddianın soruşturrna aşamasında anlatımlarına başvurulan tanıklar A.. K..... K...... ve R..... G.....´in anlatımlarıyla doğrulanması karşısında, adı geçen tanıkların mahkemece dinlenmesi, kanıtların bir bütün olarak değerlendirilip , eylemin oluşmadığı sonucuna varılırsa beraat, eylemin gerçekleştiği sonucuna varılırsa TCY 106/1- 1 bendi uyarınca hüküm kurulması gerekirken, tehdidin sair tehdit niteliğinde olduğu ve şikayetten vazgeçildiği gerekçesiyle düşme kararı verilmesi,

Yasaya aykırı ve O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 18.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

MAĞDURUN ŞİKAYETTEN VAZGEÇMESİ,MÜDAFİİN KATILMA İSTEMİ REDDİ

4. Ceza Dairesi 2009/17715 E. 2011/19718 K. 31.10.2011 Karar Tarihi

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Mağdur İ……. Ç……´ın, 28.09.2006 tarihli duruşmada sanık hakkında şikayetinden vazgeçtiğini ifade etmesi, şikayetinden vazgeçtiği tarih itibariyle 16 yaşında olması, dosyada bulunan rapora göre şikayetten vazgeçme hakkını kullanacak erginlikte olduğunun açıklanması karşısında; 15.04.1942 tarih ve 14/9 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı ile TMK´nun 16. maddesine göre kişiye sıkı şekilde bağlı şikayet hakkından feragat edilmesi nedeni ile mahkemenin, CMK 234 madde gereğince mağdura atanan zorunlu vekilin katılma isteminin reddine karar vermesinde isabetsizlik olmadığı

Anlaşıldığından, 5320 sayılı Yasanın 8/1 ve 1412 sayılı CYY.nın 317.maddesi uyarınca mağdur İ...... C.. vekilinin tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE, 31.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

TEHDİT , "GEREKİRSE DAĞA KAÇIRIP GEZDİRECEĞİM" SÖZÜ

4. Ceza Dairesi 2009/19649 E. 2011/20252 K. 02.11.2011Karar Tarihi.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Tehdit suçunun manevi öğesinin genel kasıt olması, suçun yasal tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek işlenmesinin yeterli bulunması, ayrıca tasarlamanın aranmaması ve saikin de bir öneminin bulunmaması karşısında, sanığın kendisinden ayrılan kız arkadaşı katılanla yeniden bir araya gelmek amacıyla tanık huzurunda sarf ettiği "gerekirse kızı dağa kaçırıp gezdireceğim" biçimindeki vücut ve cinsel dokunulmazlığına saldırı niteliğindeki sözlerin TCY.nın 106/1.maddesinin 1.cümlesine uyan tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden, tehdit kastının bulunmadığı biçimindeki yasal olmayan gerekçeyle beraat kararı verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş ve katılan D……. Y…….. vekilinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 02.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

KÖY MUHTARININ,SUÇU BİLDİRMEMESİ

4. Ceza Dairesi 2009/21017 E., 2011/21674 K.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

5237 sayılı TCK´nun 154/2. maddesinde; köy tüzel kişiliğine ait olup köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş bulunan mera, harman yeri, yol ve sulak gibi taşınmaz malların kısmen veya tamamen zapt edilmesi, bunlar üzerinde tasarrufta bulunulmasının suç olarak düzenlendiği, köy muhtarı olan sanığın, köylünün ortak kullanım alanı olan yerlere tecavüzlerin önlenmesi için Cumhuriyet Başsavcılığına ihbarda bulunmamasından ibaret eyleminin, aynı yasanın 279. maddesinde düzenlenen kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçunu oluşturacağı gözetilmeden yetersiz gerekçelerle beraat kararı verilmesi,

Yasaya aykırı ve katılanlar Z…….. Y……. ve M……. D……..´in temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 21.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

TEFECİLİK SUÇU , KAMU DAVASINA KATILMA HAKKI

4. Ceza Dairesi 2009/21672 E., 2011/22022 K.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

1-Sanığa yüklenen tefecilik suçunun mağdurunun vergi gelirinden mahrum kalan hazine olduğu suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen yakınan S……. D………´nin kamu davasına katılma hakkı bulunmadığı, yasaya aykırı gerekçeyle kamu davasına katılan olarak kabulünün, yakınana bu niteliği ve dolayısıyla Yasa yoluna başvurmak hak ve yetkisini kazandırmadığı,

Anlaşıldığından, 5320 sayılı Yasanın 8/1 ve 1412 sayılı CMUK´nun 317.maddesi uyarınca yakınan Sönmez Demirci vekilinin tebliğnameye aykırı olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,

2-Maliye Hazinesinin sanık hakkında kurulan hükmü temyize gelince;

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede :

Suçtan zarar gören Maliye Bakanlığına duruşma günü bildirilerek kamu davasına katılma olanağı sağlanmadan hüküm kurularak 5271 sayılı CYY.nın 234/6-1 ve 238.maddelerine aykırı davranılması,

Yasaya aykırı ve yakınan Maliye Hazinesi vekili ile Üst C.Savcısının temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 23.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA

4. Ceza Dairesi 2009/22065 E., 2011/22880 K.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Meslek odasına kayıtlı olarak faaliyet gösteren serbest muhasebeci sanığın, yakınanın müdürü olduğu şirketin tasfiye işlemlerini yapmak için herhangi bir yazılı sözleşme imzalamadan anlaştığı yakınandan farklı tarihlerde şirketin ilgili kurumlara olan borcunu ödemek amacıyla para aldığı, paranın bir kısmını talimata uygun olarak kullanmasına karşın bir kısmını üzerinde tuttuğu ve tasfiyeyi gerçekleştirmediği dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Bu durumda sanığın şirketin tasfiyesiyle ilgili olarak yapması gereken ve yaptığı işlerin neler olduğu ve yakınandan tasfiye işlerinde kullanılmak üzere aldığı paranın kendisinde kalan kısmını ne yaptığının gerektiğinde uzman bilirkişi incelemesi yaptırılarak araştırılması ve tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek sonucuna göre;

 

a) Sanığın, tasfiye işlemleri nedeniyle yapılması gereken tüm işlemleri mesleğinin ve şirketle yaptığı anlaşmanın gereklerine uygun olarak yerine getirdiği ve savunmasındaki gibi kendisinde kalan para üzerinde kullanım amacı dışında tasarrufta bulunmadığı saptanır ise beraatine karar verilmesi,

b) Sanığın, (a) bendinde belirtilen biçimde davranmadığı ve eylemin suç oluşturduğu kanaatine ulaşıldığı takdirde ise sanığın 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik , Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Yasasının 33. maddesine dayanarak Türmob Genel Kurulunda alınan 26/10/1996 tarih ve 1996/1 sayılı mecburi meslek kararlarına ilişkin genelgede belirtilen yasağa uymadan vergi dairesi, SSK ve benzeri kurumlara ödeme yapmak üzere aldığı para, görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş veya gözetimiyle yükümlü olduğu mal olarak değerlendirilemeyeceğinden zimmet suçunun unsurlarının oluşmayacağı ancak mesleki hizmet ilişkisine dayalı olarak sözü edilen paranın alınmasının TCY.nın 155/2. maddesindeki suçu oluşturup oluşturmadığının tartışılması, gerekirken eksik soruşturma ve yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması,

Yasaya aykırı ve katılan O... K…

…´nun temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 30/11/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

ZİNCİRLEME SUÇ , BELLİ HAKLARI KULLANMAKTAN YOKSUN BIRAKILMA

4. Ceza Dairesi 2009/25036 E., 2011/23391 K.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-Sanığın anne ve babasını birbirinden bağımsız birden çok fiile tehdit ettiğine ilişkin kanıtlar açıklanıp gösterilmeden ve elindeki bıçakla anne ve babasının üzerine yürümesi biçimindeki hareketin, tek fiil olduğu ve TCY.nın 43/2.maddesinin uygulama olanağının tartışılması gerektiği gözetilmeden, yetersiz gerekçeyle TCY.nın 106/ 2a maddesinin iki kez uygulanması suretiyle hüküm kurulması,

2-Kabule göre; TCY.nın 53/1-c maddesinde öngörülen hak yoksunluğunun süresi açısından aynı Yasa maddesinin 3.fıkrası hükmünün dikkate alınmaması,

Yasaya aykırı ve sanık M.... Y..... müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 07.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

İNFAZ KURUMUNA VEYA TUTUKEVİNE YASAK EŞYA SOKMAK

4. Ceza Dairesi 2010/4696 E., 2011/23484 K.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Suç tarihinde ceza infaz kurumunda hükümlü olarak kalan sanıklar üzerinde yapılan aramada, suça konu esrar maddelerinin ele geçtiği ,sanık A……. D…

……´in soruşturma sırasında alınan beyanlarında, suça konu esrarı diğer sanık N…….´tan aldığını, kendisinin cezaevine sokmadığını belirtmesi, sanık N.... D.....´ın ise suça konu uyuşturucuyu hükümlü B…….. Y……..´ten aldığını, bu sırada hükümlü M……. D……..´ın da bu olaya tanık olduğunu, atılı suçlamayı kabul etmediğini belirtmesi karşısında, sanık savunmalarında geçen hususların yöntemince araştırılarak,suça konu maddelerin kimden ne surette elde edildiği doğru olarak açıklandığı sonucuna varıldığında, haklarında suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY.nın 297/4. maddesinin uygulanması olanağının bulunduğu ve bu durumda, anılan Yasanın 297/1-4, 62 maddelerinin uygulanmasıyla özgürlüğü bağlayıcı cezanın daha az olacağı gözetilmeden, eksik soruşturma ile yazılı biçimde karar verilmesi

2- Sanık savunmalarına göre, aralarında menfaat çatışması bulunan sanıklara ayrı ayrı müdafi atanarak savunmalarının tespiti yerine, aynı müdafii ile davanın yürütülerek 5271 sayılı CMK´nun 152/1. ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 38/b. maddesine aykırı davranılması,

Yasaya aykırı sanıklar N.... D..... ve A…

…. D…

….. müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamaye uygun olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 07.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

TEHDİT SUÇ ÖRGÜTLERİNİN KORKUTUCU GÜCÜNDEN FAYDALANARAK DAVA AÇILMASI

4. Ceza Dairesi 2009/20374 E. 2011/23891 K. 13.12.2011Karar Tarihi

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede :

Sanığın borcunu tahsil amacıyla yakınanı "Ben T………liyim beni tanıyor musun? Bin tane P……..lı adamım var seni öldüreceğim" diyerek tehdit etme eyleminden dava açılmış olması karşısında, iddia konusu suçun TCY. 106/2-d maddesinde tanımlandığı, kanıtları değerlendirmenin ve oluşmuş ise eylemi nitelendirmenin Asliye Ceza Mahkemesinin görevine girdiği gözetilmeden, iddianamedeki yanlış nitelendirme ve sevk maddesine bağlı kalınıp görevsiz mahkemede yargılamaya devamla davanın neticelendirilmesi;

Bozmayı gerektirmiş ve O yer C.Savcısının temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeksizin HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 13.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

FOTOKOPİ NÜFUS CÜZDANI-ALDATMA YETENEĞİ.

YARGITAY CEZA DAİRESİ:11 Tarih:2010 Esas No:2010/5286 Karar No:2010/11044

Kaynak:Antalya 11. Asliye Ceza

İlgili Maddeler:TCK 204, 267

İlgili Kavramlar: ASLI ELE GEÇİRİLEMEYEN, FOTOKOPİDEN İBARET NÜFUS CÜZDANININ ALDATMA YETENEĞİNİN NE ŞEKİLDE OLUŞTUĞU AÇIKLANMADAN

1- Sanığın geçmiş hükümlülüklerinden en ağırının tekerrüre esas alınmasının gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığa yüklenen şikayetçi Üzeyir Kocabıçak’a yönelik işlenen sahtecilik ve iftira, katılan Tolga Büyükkalay’a karşı işlenen dolandırıcılık suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasıflarının tayin, cezaları azaltıcı sebeplerin nitelik ve dereceleri takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre anılan suçlardan verilen hükümlerde eleştiri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanığın bir sebebe dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA,

2- Sanığın şikayetçi Rahmi Yıldız’a yönelik işlediği sahtecilik ve iftira suçlardan kurulan hükümlerin temyizine gelince:

Sanığın üst aramasında el konulan Rahmi Yıldız adına düzenlenmiş, aslı ele geçirilemeyen, fotokopiden ibaret nüfus cüzdanının aldatma yeteneğinin ne şekilde oluştuğu açıklanmadan ve yakalanması sırasında sanığın emniyet görevlilerine kendisini Rahmi Yıldız olarak tanıtmadığı gözetilmeden yazılı şekilde her iki suçtan da mahkumiyet hükümleri kurulması,

Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

TAPULU YERDEN İZİNSİZ AĞAÇ KESMEK

3. Ceza Dairesi 2009/21256 E., 2010/16247 K.

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;

Gereği görüşülüp düşünüldü;

Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine; Ancak;

Keşif sonrası bilirkişi raporu düzenleyen orman mühendisi Remzi Atar´ınyeniden ifadesine başvurularak sanığın kamyoneti ile naklederken yakalandığı 4 ster emvalin kesim tarihi, kesim şekli, cinsi ve miktarı itibariyle tapulu yerden tahrip edilen alandan elde olunup olunmadığının açıklattınlması ve tapulu yerden elde olunmuş ise ilgili tapu kaydının malikleri tanık olarak dinlenerek suç tarihi öncesinde sanığa tapulu yerlerinden kesim izni verip vermedikleri sorularak sonucuna nazaran sanığın eyleminin hırsızlık mı yoksa tapulu araziden izinsiz kesim mi olduğu tartışılarak bir hüküm kurulması gerektiği gözetilmeksizin bu yönlerden eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, katılan temsilcisinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi (BOZULMASINA), 28.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

YARALAMA-YÜZDE SABİT ESER BIRAKACAK ŞEKİLDE.

3. Ceza Dairesi 2008/1816 E. 2010/21063 K. 20.12.2010 Karar Tarihi.

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak, gereği görüşülüp düşünüldü;

1- Suçun işlendiği yer ve zaman diliminin gerekçeli karar başlığına yazılmaması suretiyle 5271 sayılı CMK´nın 232/2-c maddesine muhalefet edilmesi,

2- Sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının tayini sırasında tahrik hükümleri uygulanırken kanun ve maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK´nın 232/6. maddesine aykırı davranılması,

3- Adli Tıp uygulamalarına ve Dairemizin istikrarlı içtihatlarına göre yüzdeki sabit izlerin tespiti bakımından sağlıklı bir değerlendirebilme yapılabilmesi için olay tarihinden itibaren altı aylık bir sürenin geçmesi arandığı, olay tarihinden altı ay geçmeden alınan rapor hükme esas olamayacağından, meydana gelen arızasının "çehrede sabit eser" niteliğinde olup olmadığına dair yeni rapor alınıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesinin gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi,

4- Kabule göre de; Adli Tıp Kurumu Ankara Şubesinin 13.05.2006 ve 09.10.2006 tarihli raporlarında; mağdurun yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde hafif olup, yüzde sabit iz oluşturur nitelikte olduğunun tespiti karşısında, Dairemizin istikrarlı uygulamaları da dikkate alındığında, sanığın eyleminin neticesi itibariyle ağırlaşmış yaralama suçu oluşturacağı ve ceza hesaplanmasına 86/1. maddeden başlanması gerektiğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu İtibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı (BOZULMASINA), 20.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ORMANDAN AĞAC KESME-KÖY MUHTARI- SORUŞTURMA İZNİ ALINMASI.

3. Ceza Dairesi 2010/4824 E. 2011/2699 K. 24.02.2011 Karar Tarihi

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak, gereği görüşülüp düşünüldü;

1- Orman İdaresi sanık Osman dışındaki sanıklar bakımından davaya katılmadığının tespit edilmiş olmasına göre, bu sanıklar bakımından hükmü temyize yetkisi bulunmamakla, temyiz isteminin CMUK´nın 317. maddesi uyarınca reddine,

2- Katılan İdarenin sanık Osman hakkındaki temyiz isteminin incelenmesinde;

Köy muhtarı olan sanığın köyün köprüsünü tamir ettirme eylemi 442 sayılı Kanun´un 13. maddesinde belirtilen zorunlu görevlerinden olmakla, hakkında 4483 sayılı Yasa gereğince soruşturma izni alınmadan davaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi (BOZULMASINA), 24.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ORMANDAN KAÇAK AĞAÇ KESME-ORMAN SINIRLARINDA YAKALANMA

3. Ceza Dairesi 2009/25235 E., 2011/2918 K.

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak, gereği görüşülüp düşünüldü;

Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine; ancak,

I- Suça konu emvalin devlet ormanından temin edildiği ve sanığın orman sınırları içinde yakalandığının anlaşılmasına göre; sanığın eyleminin 6831 sayılı Orman Kanunu´nun 91/5. maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğu ve eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı gözetilmeksizin suç vasfında düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi,

II- Kabul ve uygulamaya göre de;

1- 5728 sayılı Yasa değişikliği ile 108. maddenin 1. fıkrasında yer alan suç karşılığı uygulanacak cezaların belirlenmesinde, nakledilen emvalin değerinin azlığı gözönünde bulundurularak verilecek cezaların yarısına kadar indirilebileceğinin maddenin 3. fıkrasında düzenlenmiş bulunduğu ve 5728 sayılı Yasa ile değişik 108/1. madde hükmünün sanık lehine olduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi,

2- Orman İdaresinin tazminat talebinde bulunmadığı nazara alınmaksızın katılan kurumun zararının karşılanmamış olmasından bahisle sanık hakkında CMK231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı istem gibi (BOZULMASINA), 28.02.2011 günü oybirliğiyle karar verildi.


 

İŞGAL VE FAYDALANMA

3. Ceza Dairesi 2010/4899 E., 2011/3787 K.

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak, gereği görüşülüp düşünüldü;

Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine; ancak;

1) Dosya içinde bulunan kadastro tespit tutanaklarına göre suça konu yerin bulunduğu bölgede 3402 sayılı Yasa´ya göre arazi kadastrosunun yapıldığı ve 13.12.1999 tarihinde kesinleştiği, fen bilirkişisi raporunda zabıt tutulan yerin 130 ada 48 numaralı parsel kapsamında kaldığının belirtildiği, getirtilen tapu kaydına göre ise yerin tarla vasfı ile özel şahıslar adına kayıtlı olduğu, orman bilirkişisi raporuna göre ise suça konu yerin orman sayılan yerlerden olduğunun tespit edilmesine göre; bu çelişkinin, konusunda uzman bilirkişiler marifetiyle tekrar yapılacak keşif İcrası ile suça konu yerin, yapılan kadastro tespitine göre orman alanında kalıp kalmadığının tespiti suretiyle giderilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayini gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması,

2) Kabule göre ise;

Sanığın sabıka kaydında geçen ilamlar getirtilerek silinme koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenip CMK 231/5 maddesi uyarınca bir değerlendirme yapılması gereğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi (BOZULMASINA), 17.03.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

MİLLİ PARK

3. Ceza Dairesi 2009/25492 E., 2011/5543 K.

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak, gereği görüşülüp düşünüldü:

Hazine vekilinin, 02.05.2008 tarihli dilekçesi temyiz isteminden vazgeçme dilekçesi olarak yorumlanarak sanık vekilinin temyiz talebine hasren yapılan incelemede;

Ertelenen cezaya ilişkin denetim süresinin hükmolunan ceza süresinden az olamayacağının gözetilmemesi temyiz edenin sıfatı nedeniyle bozma sebebi yapılmamıştır.

Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine; ancak;

Milli Parklar Şube Müdüriüğü´nün 25.07.2007 tarihli yazısı ekinde dava konusu yerin içinde bulunduğu Milli Park orman sınırına ait sınır ilanı gönderilmiş ise de, Milli Parklar Yönetmeligi´nin 9. maddesi uyarınca milli park sınırlarının suça konu yerin bulunduğu U... Köyünde ilan edilip edilmediğinin, ilan tarihinin merciinden sorulup buna ilişkin ilan tutanaklarının celbedil-mesinden sonra 6831 sayılı Kanun´un 111. maddesinin tatbik edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi (BOZULMASINA), 21.04.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

KASTEN YARALAMA , OLASI KAST

3. Ceza Dairesi 2011/5807 E., 2011/6800 K.

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;

Gereği görüşülüp düşünüldü;

Sanığın temyiz isteminden vazgeçmesi nedeniyle Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi´nin görevsizlik kararı üzerine, yaralama suçundan kurulan hükme yönelik olarak yapılan incelemede;

Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine. Ancak;

İddia, savunma, doktor raporu ve tüm dosya kapsamına uygun olarak kabul edilen oluşa göre, sanığın mağdur ile boğuştuğu ve sanığın mağdurun kolundan tutup evin giriş kapısı önündeki merdivene kadar sürükleyerek burada merdivenden ittirerek yere düşürmesi sonucu mağdurun sağ el bileğinde coiles kırığı olacak şekilde yaralaması ile sonlanan olayda sanığın kasten ittirmesi sonucu mağdurda meydana gelen başka ve ağır sonuçtan kasten yaralamadan sorumlu tutularak cezalandırılması yerine olası kast ile cezasından indirim yapılması suretiyle eksik ceza tayini,

Bozmayı gerektirmiş, o yer C.Savcısınm temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı (BOZULMASINA), 17.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

CEZANIN ERTELENMESİ , HAKSIZ TAHRİK , TEKERRÜR

2. Ceza Dairesi 2009/15742 E., 2010/18481 K.

Sanığın daha önce üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması karşısında, suçu işledikten sonraki durumu dikkate alınarak cezasının ertelenip ertelenmeyeceği konusu değerlendirilmelidir.

(5237 s. TCK m. 29, 50/1, 51, 58/2, 86/2) (5271 s. CMK m. 231/6) (5275 s. CGİK m. 108)

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan 5271 sayılı CMK´nın 231/6. maddesinin a bendinde yazılı "kasıtlı bir suçtan mahkum olmama" koşulunun bulunmaması nedeniyle sanık hakkında hükmün açık-lanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan in-celemede;

Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;

1-Sanığın 16.11.2006 tarihinde poliste ve 01.12.2006 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı´nda müşteki sıfatıyla verdiği ifadelerinde, oğlu olan mağdurun evde huzursuzluk çıkartarak kendisine saldırdığını, hakaret edip, tehdit ettiğini iddia etmesi karşısında, anılan hususlar taraflara sorularak, sanık hakkında tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması

gerektiğinin gözetilmemesi,

2-5237 sayılı TCK´nın 58. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun´un 108. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemeler karşısında, ancak hapis veya adli para cezasına ilişkin geçmiş mahkumiyetlerin tekerrüre esas alınabileceği gözetilmeden, sanığın TCK´nın 50. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi gereğince

amatör lig karşılaşmalarına gitmekten yasaklanmaya dair tedbire çevrilmiş olan ilam nedeniyle mükerrir olduğu gerekçesi ile eylemine uyan TCK´nın 86/2.maddesinde öngörülen seçimlik yaptırımlardan hapis cezası tercih edilip,

cezanın da mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi,

3- Sanığın daha önce üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması karşısında, suçu işledikten sonra yargılama sürecinde pişmanlık gösterip göstermediği dikkate alınıp, tekrar suç işleyip işlemeyeceği konusunda oluşan kanaat değerlendirilerek cezasının ertelenip ertelenmeyeceğine karar verilmesi gerekirken, geçmiş mahkumiyetini değerlendiren ve 5237 sayılı TCK´nın 51. maddesinde yer verilmeyen, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle cezanın ertelenmemesine karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi (BOZULMASINA), 08.06.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi


 

LEHE OLAN KANUN UYGULAMASI-CEZALARIN KARŞILAŞTIRILMASI

2. Ceza Dairesi 2009/16674 E., 2010/21739 K.

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

1-Sanık hakkında şikayetçi G... A........´a karşı hakaret suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik olarak yapılan incelemede, 16.11.2006 tarihli oturumda ´´müştekilerden Nuran´dan alacaklıyım, paramın verilmesini isterim, uzlaşmak istemiyorum´´ diyen sanığın beyanının şikayetçi G....´i kapsayıp kapsamadığı anlaşılamadığından, mahkemece 5271 Sayılı CMK.nun 253-254. maddelerinde belirtilen esas ve usule göre uzlaştırma işlemlerine girişilmeden eksik kovuşturmaya dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması,

2-Yapılan uzlaştırma işlemlerinden sonuç alınmaması halinde, 5237 Sayılı TCK.nun 7/2 ve 5252 Sayılı kanunun 9/3. maddeleri uyarınca sanığın hakaret eyleminin uyduğu kabul edilen her iki kanunun bütün hükümlerinin somut olaya ayrı ayrı uygulanması ve her iki kanuna göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra sonuç cezaların karşılaştırılması suretiyle sanığın lehine olan kanunun tespiti gerekirken, açıklanan şekilde ve denetime olanak verecek biçimde değerlendirme yapılmadan ve 5237 Sayılı TCK.nun 125/1.maddesinde seçimlik olarak öngörülen cezalardan adli para cezasının tercih edilmesi halinde bu cezanın ertelenemeyeceği, oysa adli sicil kaydına göre önceki mahkumiyetlerin silinme koşullarının oluştuğu anlaşılan sanık hakkında 765 Sayılı TCK.nun 482/3.maddesi gereğince tayin edilecek hapis cezasının paraya çevrilmesi halinde ertelenebileceğinden sanık lehine olacağı gözetilmeden, mahkemece seçimlik ceza olarak para cezasını öngördüğünden bahisle 5237 Sayılı TCK.nun 125/1.maddesi lehe kabul edilerek

yazılı şekilde karar verilmesi,

3-Hükümden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa´nın 562.maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK.nun 231.maddesi uyarınca; hükmolunan cezanın tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 30/06/2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

LEHE OLAN HÜKÜMLERİN UYGULANMASINDA USUL

2. Ceza Dairesi 2010/2-100 E., 2010/169 K.

Sanık H... Ö...´in, elektrik hırsızlığı suçundan 765 sayılı TCY´nın 492/2, 522/1, 523/1 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 720 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, bu cezasının 647 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca ertelenmesine ilişkin, Hatay 1. Asliye Ceza Mahkemesince 21.12.2005 gün ve 214-1032 sayı ile verilen kararın, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 26.09.2007 gün ve 8167-11947 sayı ile;

"15.03.2003 tarihli kaçak elektrik kullanma tespit tutanağı ile sayacın mühürlü olduğunun belgesi olan, elektrik bağlantı iş bitim belgesinin onaylı suretlerinin katılan kurumdan getirtilerek bir karar verilmesi gerekirken onaysız fotokopi belgelere dayanılarak hüküm kurulmak suretiyle 5271 sayılı CMK´nun 169. maddesine aykırı davranılması" gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel Mahkeme ise, 20.02.2008 gün ve 821-90 sayı ile;

"Dosyanın incelenmesinde, 14.03.2003 tarihli kaçak cereyan kullanma tutanağında, üzerinden ölçüm dışı elektrik kullanıldığı belirtilen sayacın mühürlü olduğunun açıkça belirtildiği, dosyada bulunan ve sayacın mühürlendiğine ilişkin belge niteliğinde olan 02.10.2000 tarihli elektrik bağlantı iş bitimi başlıklı belgenin alt tarafında ´Aslı Gibidir, Döne Sarsar´ ibaresinin yazılı olduğu görülmektedir.

Suç tespit tutanağında sayacın mühürlü olduğu açıkça belirtilmiş olması karşısında, iş bitim belgesi temin edilemese bile sonucun değişmeyeceği, zira aksi ispatlanmamış olan 15.03.2003 tarihli suç tutanağında sayacın mühürlü olduğu belirtilmiştir.

Yukarıda anlatılan durum karşısında Yargıtay bozma ilamının yerinde olmadığı ve eski kararda direnilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bozma istekli 03.03.2010 gün ve 153998 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay 2. Ceza Dairesine, bu Dairece de hükmün direnme kararı niteliğinde olması nedeniyle 31.03.2010 gün ve 7883-10005 sayı ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanığın elektrik hırsızlığı suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, yeterli soruşturma yapılıp yapılmadığının belirlenmesine ilişkindir.

Ancak incelenen dosya içeriğine göre;

1- Suç tarihinin 1 Haziran 2005 tarihinden önce olduğu nazara alındığında, yerel mahkemece, 5252 sayılı Yasanın 9, 765 sayılı TCY´nın 2 ve 5237 sayılı TCY´nın 7. maddelerine uygun olarak lehe yasa karşılaştırması yapılmasının gerekip gerekmediği,

2- Bozmadan sonra yapılan yargılamada, sanık adına çıkartılan duruşma davetiyesinin adresin yetersiz olması nedeniyle tebliğ yapılmadan iade edilmesi karşısında, bozma kararından haberdar olmayan sanığın yokluğunda direnme kararı verilmesinin olanaklı olup olmadığı,

3- Yine bozmadan sonra yapılan yargılamada, 20.02.2008 tarihinde karar verildiği halde, 08.02.2008 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa ile değişik CYY´nın 231. maddesi uyarınca, sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığının tartışılmasının gerekip gerekmediği,

Hususları, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak, öncelikle değerlendirilmiştir.

Birinci nedeninin incelenmesinde;

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, 5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasanın; "Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul" başlıklı 9. maddesinde;

"(1) 1 Haziran 2005 tarihinden önce kesinleşmiş hükümlerle ilgili olarak, Türk Ceza Kanununun lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde, duruşma yapılmaksızın da karar verilebilir.

 

(2) Birinci fıkra hükmü, 1 Haziran 2005 tarihinden önce verilip de Yargıtay tarafından lehe olan hükümlerin uygulanması hususunda değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle bozularak mahkemesine gönderilen hükümler hakkında da uygulanır.

(3) Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.

(4) Kesin hükümle sonuçlanmış olan davalarda, sonradan yürürlüğe giren bir kanunla ilgili olarak lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması amacıyla yapılan yargılama bakımından dava zamanaşımına ilişkin hükümler uygulanmaz" hükmüne yer verilmiştir.

Maddenin 3. fıkrasındaki düzenleme; olaya her iki yasanın ilgili tüm hükümleri birbirine karıştırılmaksızın uygulanmak suretiyle ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesini ve bunların karşılaştırılmasını gerekli kılmaktadır. Lehe yasanın saptanması için, maddi olaya eski yasalar ile yeni yasa yekdiğerinin hiçbir hükmü karıştırılmadan bir bütün halinde uygulanacak ve uygulama sonucunda ortaya çıkan sonuçlar birbirleriyle karşılaştırılacaktır. Ancak bu karşılaştırmada, hükmün tesisi aşamasında uygulanması gereken normlarla, hükmün infazına ilişkin normlar birlikte değil, ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Bu değerlendirmede hükmün tesisi aşamasında uygulanması gereken düzenlemelerin aynı yasa kapsamında bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, sadece tek bir yasa değil, bir müesseseyle ilgili düzenlemelerin yer aldığı tüm yasalar birlikte gözetilecektir.

Değerlendirme yapılırken hükmün gerekçe bölümünde yukarıda belirtilen ilkelere uygun olarak, her iki yasaya göre uygulama yapılarak sonuçları gerekçeleriyle birlikte belirtilmeli, lehe yasanın hangisi olduğu saptandıktan sonra, hüküm fıkrasında; lehe olduğu kabul edilen yasa ilgili tüm hükümleriyle birlikte olaya uygulanmak suretiyle hüküm tesis edilmelidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31.01.2006 gün ve 10-8 sayılı kararında da belirtildiği gibi; lehe durumun doğma olasılığının bulunduğu her halde 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesindeki ilkelere uygun olarak denetlenebilir açıklıkta karşılaştırma ve uygulama yapılması yasal gerekliliktir.

İncelenen dosyada;

Yerel mahkemece sanığın işlediği sabit görülen suç itibariyle 765 sayılı TCY ile uygulama yapılmış, ancak lehe yasanın tespiti bakımından, 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesinde öngörüldüğü üzere, "765 ve 5237 sayılı Yasalar olaya uygulanmak ve ortaya çıkan sonuçlar birbirleriyle karşılaştırılmak" suretiyle bir değerlendirme yapılmadığı gibi, bu yönüyle denetlenebilir bir hüküm de kurulmamıştır.

İkinci nedenin incelenmesinde;

5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY´nın 326. maddesinde, "Yargıtay´dan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.

Sanık veya müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekir" hükmü yer almaktadır.

Bu hüküm gereğince, bozma kararı sanık lehine olsa dahi bozmadan sonra yapılan yargılamada yerel mahkemece sanık, katılan ve varsa vekillerine duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ olunmalı, duruşma gününden haberdar edilmelidirler. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, tebligat yapılamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen sanığın duruşmaya gelmemesi halinde, verilecek ceza bozmaya konu olan cezadan daha hafif ise yargılamaya devam olunarak bir karar verilmelidir.

 

Somut olayda bozmadan sonra yapılan yargılamada, sanık adına çıkartılan duruşma davetiyesinin, adresin yetersiz olması nedeniyle tebliğ edilmeden iade edildiği görülmektedir. Oysa, yargılama aşamasında daha önce sanığın iş adresi olan, "B…

… Pasajı, İ…

… Düğün Salonu üstü, Ö…

… E…

… , Hatay" adresine tebligat yapıldığı anlaşılmaktadır. Yerel mahkemece sanığa usulüne uygun tebligat yapılıp, bozma ilamından haberdar edilmesi ve diyeceklerini bildirme olanağının sağlanması gerekirken, bu usulî zorunluluğa uyulmadan, yargılamaya devamla savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yokluğunda karar verilmesi, CYUY´nın 326/2 ve 308/8. maddelerine aykırıdır.

Üçüncü nedenin incelenmesinde;

Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CYY´nın 223. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.

Koşullu bir düşme nedeni oluşturan "hükmün açıklanmasının geri bırakılması" müessesesi, mahkûmiyet, suç niteliği ve ceza miktarına ilişkin objektif koşulların varlığı halinde, diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce ve re´sen mahkemece değerlendirilerek, uygulanması yönünde kanaate ulaşıldığı takdirde, hiçbir isteme bağlı olmaksızın öncelikle uygulanacak, koşullarının bulunmadığı veya uygulanmaması yönünde kanaate ulaşıldığı taktirde ise diğer kişiselleştirme nedenleri değerlendirilebilecektir.

Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında da vurgulandığı üzere, sanık hakkında sonuç cezanın tayininden sonra, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis cezası olması veya adli para cezası olması halinde, öncelikle yasal bir zorunluluk olarak 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5-14. fıkralarında düzenlenmiş bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı, hiçbir isteme gerek kalmaksızın re´sen değerlendirilecek, olumsuz sonuca ulaşıldığı takdirde, cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin, 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri ile 5237 sayılı Yasanın 50 ve 51. maddeleri yönünden bir değerlendirme yapılabilecektir.

Somut olayda, 08.02.2008 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile CYY´nın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında gerçekleştirilen değişiklikler sonucunda, bu maddede öngörülen objektif ve subjektif koşulların varlığı halinde uygulanması olanağı bulunan "hükmün açıklanmasının geri bırakılması" kurumunun tatbik alanı genişletilmiş ve herhangi bir sabıkası bulunmayan sanık hakkında tayin olunan ceza da nazara alındığında, uygulanabilir hale gelmiştir. Ancak, Yerel mahkemece 20.02.2008 tarihinde direnme hükmü kurulurken bu Yasal değişiklik nazara alınmamış ve CYY´nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Yerel mahkemenin direnme hükmü bu yönüyle de isabetsizdir.

Bu itibarla, diğer yönlerinin bu aşamada incelenmesine gerek bulunmayan yerel mahkeme hükmünün;

1- Suç tarihinin 1 Haziran 2005 tarihinden önce olduğu nazara alındığında, yerel mahkemece herhangi bir şekilde lehe yasa karşılaştırması yapılmamasının, 5252 sayılı Yasanın 9, 765 sayılı TCY´nın 2 ve 5237 sayılı TCY´nın 7. maddelerine,

2- Bozmadan sonra yapılan yargılamada, sanık adına çıkartılan duruşma davetiyesinin adresin yetersiz olması nedeniyle tebliğ yapılmadan iade edilmesi karşısında, lehine olsa dahi bozma kararından haberdar olmayan sanığın yokluğunda direnme kararı verilmesinin 1412 sayılı CYUY´nın 326. maddesine,

3- Yine bozmadan sonra yapılan yargılamada, 20.02.2008 tarihinde karar verildiği halde, 08.02.2008 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa ile değişik CYY´nın 231. maddesi uyarınca, sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığının tartışılmamasının yasaya,

Aykırılığı isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Hatay 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.02.2008 gün ve 821-90 sayılı direnme hükmünün, saptanan usul yanılgıları nedeniyle diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na TEVDİİNE, 06.07.2010 günü yapılan müzakerede sonuçta tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi.


 

 

 

 
                                  Sayaç