TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR.. SİTEMİZDE YER ALAN BİLGİLERİ İNCELERKEN ARADIĞINIZ SORULARIN CEVABINI BÜYÜK ÖLÇÜDE BULABİLECEKSİNİZ..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
YARGITAY HUKUK DAİRELERİ KARARLARI 2 / 11-12-2012
  İŞCİ HAKLARI-BOZMA DIŞINDA KALAN HUSUSLARDA HÜKÜM KURULMASI

H.Daire:9  Tarih:2012  Esas No:2012/21654  Karar No:2012/20529

Kaynak:

İlgili Maddeler:

İlgili Kavramlar:BOZMA DIŞINDA KALAN HUSUSLARDA HÜKÜM KURULMASI

T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi Y A R G I T A Y İ L A M I ESAS NO : 2012/21654  KARAR NO : 2012/20529

MAHKEMESİ : TARİHİ : 27/03/2012

NUMARASI : 2012/11-2012/198

DAVACI : DAVALI : DAVA Davacı, kıdem, ihbar ve kötüniyet tazminatı, fazla mesai ücreti, hafta tatil ücreti ile genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi U.Ocak tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A)

Davacı İsteminin Özeti: Davacı, iş sözleşmesinin işverence haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek, kıdem, ihbar ve kötüniyet tazminatları ile fazla mesai, genel tatil ve hafta tatili ücret alacaklarını talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı, davacının işverene ait araçla kaza yaptığını ve zarara sebebiyet verdiğini, haklı nedenle iş akdinin fesh edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. C) Yerel

Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalı temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Mahkemece yapılan yargılama sonunda 27/03/2012 tarihli son duruşmada kısa karar aynen; “Kıdem ve ihbar tazminatları yönünden davanın kabulüne, diğer hususlar yönünden verilen karar kesinleştiğinden yeni karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde açıklanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297 nci maddesi uyarınca, mahkeme kararlarının; a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini, b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini, c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri, ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini, d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını, e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi, içermesi, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi zorunludur. Basit yargılama usulüne tabi yargılamalara ilişkin olarak 6100 sayılı HMK.nun “Hüküm” başlıklı 321. maddesinde aynen; “Hüküm MADDE 321- (1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez. (2) Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.” hükmü düzenlenmiştir. 321. maddedeki “hükme ilişkin tüm hususlar” dan kastedilen HMK.nun 297. maddesindeki unsurlardır. Madde gerekçesinde tefhimin hüküm özetinin yazdırılması olduğu açıklanmıştır. Bu nedenlerle basit yargılamada da tefhim edilecek hüküm HMK.nun 297/2. maddesindeki unsurları taşımakla birlikte HMK.nun 321. maddesi uyarınca gerekçeli olmak zorundadır. Ancak Mahkemelerin iş yoğunluğu ve buna bağlı olarak duruşma dosyalarının çokluğu nedeni ile gerekçenin duruşmada yazdırılamaması halinde gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir. Bu yasal şekil yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetlerine sebebiyet verecek ve kamu düzeni ve barışını olumsuz yönde etkileyecektir (Hukuk Genel Kurulu - 2007/14-778 E, 2007/611 K, Dairemizin 01.04.2008 gün ve 2007/38353 Esas, 2008/7142 Karar sayılı ilamı). Halen yürürlükte olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8 inci maddesine göre, iş mahkemelerince verilen nihaî kararlara karşı kanun yoluna başvurma süresi, karar yüze karşı verilmişse nihaî kararın taraflara tefhimi, yokluklarında verilmiş ise tebliği tarihinden itibaren sekiz gündür. Taraflar hükmün tefhiminin HMK.nun 297/2. maddesinde sayılan unsurları taşımaması halinde hak ve borçlarını bilemeyeceklerinden temyiz süresini kaçırmamak, hak kaybına uğramamak için kararı gereksiz yere temyiz etmek zorunda kaldıkları bir gerçektir. Bu nedenlerle hükmün tefhimi sırasında HMK.nun 297/2. maddesinde belirtildiği üzere “taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Somut olayda, davacının birden fazla talebi olduğu halde hüküm “Kıdem ve ihbar tazminatları yönünden davanın kabulüne, diğer hususlar yönünden verilen karar kesinleştiğinden yeni karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde açıklanmıştır. Bu şekilde kurulan ve açıklanan hükümde taraflara yüklenen hak ve borçların açık ve şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde belirtilmediği ortadadır. Açıklanan hüküm sonucunda davacının hangi taleplerinin ne oranda kabul ve reddedildiği, yargılama giderlerinin (masraf ve vekalet ücretleri) ne şekilde hüküm altına alındığı Yasanın emredici hükmüne rağmen açıkça belirtilmemiştir. 6100 sayılı HMK.nun 298/2. maddesine göre “Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.” Yukarıda belirtildiği üzere duruşmada açıklanan hüküm sonucu ile gerekçeli kararın hüküm sonucunun da aynı olduğu söylenemez. Bu nedenlerle 6100 sayılı yasanın 297, 298/2 ve 321. maddelerinde belirtilen zorunlu unsurların hiç birisini taşımadığı anlaşılan hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 3. Dosyada sorun bozma üzerine verilen kararda bozma dışında kalan hususlarda yeniden hüküm kurulup, kurulmayacağıdır. Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılması bu kısımların bağımsız bir şekilde onandığını göstermez, hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usulü kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Bozma kararı üzerine önceki hüküm tamamen ortadan kalkar. Bu nedenle bozma kararından sonrada Mahkemece HMK.nun 297. maddesinde belirtilen unsurları taşıyacak şekilde yeni bir karar verilmek zorundadır. Somut olayda; Mahkeme tarafından hükmüne uyulan bozma kararı doğrultusunda yapılan inceleme sonunda bütün talepler hakkında yeniden hüküm kurulması gerekirken “diğer hususlar yönünden verilen karar kesinleştiğinden yeni karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde karar verilmesi hatalı olup kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 4. Önceki bozma kararında davalı Üniversitenin harçtan muaf olduğu belirtildiği halde davalı yeniden harç yükletilmesi ve ayrıca temyiz aşamasında da harç alınması hatalıdır. F)Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 12.06.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

BOŞANMA KARARI TEBLİĞ EDİLMEDEN TEMYİZDEN FERAGAT OLMAZ

 T.C. YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 2005/12335 Karar: 2005/14676 Karar Tarihi: 24.10.2005

ÖZET : Temyiz süresi ilamın usulen taraflara tebliği ile işlemeye başlar ( HUMK. m. 432/1 ). Gerekçeli karar tebliğ edilmeden temyizden feragat sonuç doğurmaz. Tarafların 19.03.2003 tarihli "boşanma kararını aldık, temyiz etmiyoruz" şeklindeki dilekçede belirtilen nedenle geçerli bir temyizden feragat niteliğinde olmadığından karar henüz kesinleşmemiştir.

Davacı, 25.03.2003 hakim havale tarihli dilekçesiyle davasından feragat etmiştir. Bu yönde bir karar verilebilmesi için 19.03.2003 tarihli tarafların boşanmasına dair kararın bozulması gerekir.

(1086 S. K. m. 432/1)

Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm ek karar yönünden temyiz edilmekle evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Mahkemece esas hakkında karar verildikten sonra yeniden dosyanın ele alınarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle mahkemenin 25.03.2003 tarihli "ek kararın" bozularak ortadan kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.

Gerekçeli kararın usulüne uygun olarak taraflara tebliğ edilmediği anlaşılmaktadır. Temyiz süresi ilamın usulen taraflara tebliği ile işlemeye başlar ( HUMK. m. 432/1 ). Gerekçeli karar tebliğ edilmeden temyizden feragat sonuç doğurmaz. Tarafların 19.03.2003 tarihli "boşanma kararını aldık, temyiz etmiyoruz" şeklindeki dilekçede belirtilen nedenle geçerli bir temyizden feragat niteliğinde olmadığından karar henüz kesinleşmemiştir.

Davacı, 25.03.2003 hakim havale tarihli dilekçesiyle davasından feragat etmiştir. Bu yönde bir karar verilebilmesi için 19.03.2003 tarihli tarafların boşanmasına dair kararın bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Açıklanan nedenle mahkemenin 19.03.2003 tarihli kararının BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 24.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.


MİRASCILARA İCRA TAKİBİ-ÖDEME EMRİ TEBLİĞİ

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2007/2701 K. 2007/5159 T. 19.3.2007

• ÖDEME EMRİ TEBLİĞİ ( Mirasçılar Hakkındaki Takip İlk Takibin Devamı Olduğundan Mirasçılar Adına Ödeme Emri Çıkarılmasına Gerek Bulunmadığı - Adı Geçenlere Muhtıra Gönderilerek Takibin Kendilerine Karşı da Sürdürüleceği Dileğinin Bildirilmesi İle Yetinileceği )

• MİRASÇILAR HAKKINDAKİ TAKİP ( İlk Takibin Devamı Olduğundan Mirasçılar Adına Ödeme Emri Çıkarılmasına Gerek Bulunmadığı - Adı Geçenlere Muhtıra Gönderilerek Takibin Kendilerine Karşı da Sürdürüleceği Dileğinin Bildirilmesi İle Yetinileceği )

• YETKİ İTİRAZI ( Murisin Külli Halefi Olan Mirasçının Asıl Borçlunun İtiraz Hakkı Kalmadığı Durumlarda Yeniden Yetki İtirazında Bulunulamayacağı )

• MİRASÇILARIN İTİRAZI ( Mirasçı Olunmadığı Mirasın Reddedildiği Gibi İtirazlarla İmhal İtfa Zamanaşımı Benzer İtirazlar Olabildiği )

2004/m.53/son,71

ÖZET : Kural olarak bir takipte tek ödeme emri çıkarılır. Mirasçılar hakkındaki takip ilk takibin devamı olduğundan mirasçılar adına ödeme emri çıkarılmasına gerek bulunmamaktadır. Adı geçenlere muhtıra gönderilerek takibin kendilerine karşı da sürdürüleceği dileğinin bildirilmesi ile yetinilmelidir. Ancak, fazladan ödeme emri çıkarılması yeni bir takibin başlatıldığı anlamına gelmez. Bu nedenle de mirasçılar murisin ölümünden önceki işlemlere karşı itiraz edemezler. Mirasçıların itirazı mirasçı olunmadığı, mirasın reddedildiği gibi itirazlarla, imhal, itfa, zamanaşımı ( İİK. 71 ) benzer itirazlar olabilir.

Murisin külli halefi olan mirasçının asıl borçlunun ( murisin ) itiraz hakkı kalmadığı durumlarda yeniden yetki itirazında bulunması mümkün değildir.

O halde, mahkemece mirasçıların yetki itirazı ile imzaya itirazlarının reddi ile sair itirazlarının İİK.nun 71. maddesi kapsamında nicelenerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : İtiraz eden borçluların murisi Mustafa Coşkun´a ölümünden önce 14.08.1998 tarihinde ödeme emri tebliğ edildiği ve adı geçenin yetki itirazında bulunmadığı anlaşılmaktadır.

İcra takibi sırasında borçlu Mustafa Coşkun´un ölmesinden ve mirasçılarının belirlenmesinden sonra alacaklı vekilinin 01.08.2006 tarihinde mirasçılara ödeme emri tebliğ edilmesini istediği ve icra dairesince bu istemin kabul edildiği tespit edilmiştir.

İİK.nun 53. maddesi gereğince borçlunun ölümü halinde alacaklının takip edebileceği iki yol vardır. Ancak, şu hususu öncelikle vurgulamak gerekir ki aşağıda açıklanacak iki yol da yeni bir takip olmayıp eski takibin devamıdır.

1- Takibi tereke hakkında devam ettirmek;

Bu yolun seçilebilmesi için terekenin henüz taksim edilmemiş veya resmi tasfiyeye tabii tutulmamış yahut mirasçılar arasında aile şirketi tesis edilmemiş olması gerekir. Tereke hakkındaki takipte borçlu hayatta olsaydı hangi usul uygulanacak idi ise o usul uygulanır. Dolayısıyla borçlu hakkında iflas, haciz, rehnin paraya çevrilmesi yollarından hangisi ile takip yapılmışsa takibe o yolla devam edilir.

2- Takibi mirasçılar hakkında devam ettirmek;

Takibin mirasçılar hakkında devamı, haciz yada rehnin paraya çevrilmesi yollarıyla olur. Muris hakkındaki takip iflas yolu ile başlamış ise mirasçılar hakkında iflas yolu ile takibe devam edilemez.

Somut olayda, muris hakları da haciz yoluyla takibe başlanmış ve mirasçılar hakları da takibe devam edilmiştir. Bu takip muris hakkındaki takibin devamıdır. Bu husus İİK.nun 53/son maddesinde ( bu takibin mirasçıya karşı devam edebilmesi ) denmek suretiyle açıkça belirtilmiştir.

Kural olarak bir takipte tek ödeme emri çıkarılır. Mirasçılar hakkındaki takip ilk takibin devamı olduğundan mirasçılar adına ödeme emri çıkarılmasına gerek bulunmamaktadır. Adı geçenlere muhtıra gönderilerek takibin kendilerine karşı da sürdürüleceği dileğinin bildirilmesi ile yetinilmelidir. Ancak, fazladan ödeme emri çıkarılması yeni bir takibin başlatıldığı anlamına gelmez. Bu nedenle de mirasçılar murisin ölümünden önceki işlemlere karşı itiraz edemezler. Mirasçıların itirazı mirasçı olunmadığı, mirasın reddedildiği gibi itirazlarla, imhal, itfa, zamanaşımı ( İİK. 71 ) benzer itirazlar olabilir.

Murisin külli halefi olan mirasçının asıl borçlunun ( murisin ) itiraz hakkı kalmadığı durumlarda yeniden yetki itirazında bulunması mümkün değildir.

O halde, mahkemece mirasçıların yetki itirazı ile imzaya itirazlarının reddi ile sair itirazlarının İİK.nun 71. maddesi kapsamında nicelenerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir. SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 19.03.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.


TEREKENİN TEDBİR MAHİYETİNDE TESPİTİ-SÜREYE TABİ OLMADIĞI

 T.C YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2004/15828 K. 2005/1411 T. 7.2.2005

• TEREKENİN TEDBİR MAHİYETİNDEKİ TESBİT İSTEMİ ( Süreye Bağlı Olmadığı - Bir Aylık Sürenin Geçtiğinden Bahisle Ret Edilemeyeceği )

• TESBİT İSTEMİ ( Terekenin Tedbir Mahiyetinde - Süreye Bağlı Olmadığı/Her An İçin Tesbit İstenebileceği )

• SÜRE ( Terekenin Tedbir Mahiyetinde Tesbit İstemi - Süreye Bağlı Olmadığı/Bir Aylık Sürenin Geçtiğinden Bahisle Ret Edilemeyeceği )

4721/m.589

ÖZET : Terekenin tedbir mahiyetindeki tesbit istemi süreye bağlı değildir. Her an için tesbit istenebilir. Bu yön nazara alınmadan tesbit isteğinin de bir aylık sürenin geçtiğinden bahisle ret edilmesi doğru değildir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre sair temyiz itirazları yersizdir.

2-Terekenin tedbir mahiyetindeki tesbit istemi süreye bağlı değildir. Her an için tesbit istenebilir. ( TMK.md.589 ) Bu yön nazara alınmadan tesbit isteğinin de bir aylık sürenin geçtiğinden bahisle ret edilmesi doğru değildir. SONUÇ : Temyiz edilen kararın 2. bentte gösterilen sebeplerle tesbit talebinin reddi yönünden BOZULMASINA, hükmün diğer bölümlerinin ise 1. bentteki nedenlerle ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 07.02.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.


TEREKENİN MİRASCILARA İNTİKALİ-İŞTİRAK HALİNDE MÜLKİYET

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2005/5701 K. 2005/8247 T. 26.5.2005

• TEREKENİN MİRASÇILARA İNTİKALİ ( Mirasın Taksimine Kadar Mirasçılar Arasında Tereke Üzerinde Elbirliği Mülkiyetin Olması )

• İŞTİRAK HALİNDE MÜLKİYET ( Birden Çok Mirasçı Bulunması Halinde Mirasın İntikaliyle Birlikte Miras Taksimine Mirasçıların Tereke Üzerinde İştirak Halinde Malik Olmaları )

• MİRAS ORTAKLIĞI ( Birden Çok Mirasçı Bulunması Halinde Mirasın Geçmesiyle Birlikte Paylaşmaya Kadar Mirasçılar Arasında Terekedeki Bütün Hak ve Borçları Kapsayan Ortaklığın Meydana Gelmesi )

• TEREKEYE TEMSİLCİ TAYİNİ ( Mirasçılardan Birinin İsteği Üzerine Sulh Hukuk Hakimi Miras Ortaklığına Paylaştırmaya Kadar Temsilci Atayabilmesi )

4721/m.640,488

ÖZET : Birden çok mirasçı bulunması halinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar.Mirasçılardan birinin isteği üzerine miras bırakanın yerleşim yeri Sulh Hakimi miras ortaklığına paylaştırmaya kadar temsilci atayabilir.Tereke temsilcisi özel kayyım niteliğinde olup, mal varlığının yönetimine özen göstermek zorundadır.

DAVA : Davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Birden çok mirasçı bulunması halinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar. Mirasçılardan birinin isteği üzerine miras bırakanın yerleşim yeri Sulh Hakimi miras ortaklığına paylaştırmaya kadar temsilci atayabilir. Terekedeki mallar, alacak ve borçlar temsilci tarafından tutulan deftere göre yöneltiliri. Temsilci yönetimine verilen malların belgelere dayanan hesabını üç ayda bir mirasçılara ve bu hesabın bir örneğini de Sulh Hakimine verir. Şikayet halinde hesap bilirkişiye incelettirilerek, belirlenen duruma göre vasi hakkındaki hükümler uyarınca temsilci hakkında da işlem yapılır.

Tereke temsilcisi özel kayyım niteliğinde olup, mal varlığının yönetimine özen göstermek zorundadır. Vesayet makamının ( Sulh Mahkemesinin ) kararlarına karşı denetim makamına ( Asliye Mahkemesine ) itiraz edilebilir. Denetim makamı gerektiğinde duruşmada yaparak bu itirazı kesin karara bağlar. Mahkemece bu yönde işlem yapılmak üzere dosyanın geri çevrilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : Açıklanan sebeple dilekçenin görev yönünden reddi ile dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 26.05.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.


TEREKENİN İHTİYATI TEDBİR DEFTERİNİN TUTULMASI

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2003/4780 K. 2003/5851 T. 22.4.2003

• TEREKENİN İHTİYATİ TEDBİR NİTELİĞİNDE DEFTERİNİN TUTULMASI ( İstemin Herhangi Bir Süreye Tabi Olmadığı )

• MİRASI KORUMA ÖNLEMLERİ ( Terekenin İhtiyati Tedbir Niteliğinde Defterinin Tutulması - İstemin Herhangi Bir Süreye Tabi Olmadığı )

• ZAMANAŞAMI ( Terekenin İhtiyati Tedbir Niteliğinde Defterinin Tutulması - İstemin Herhangi Bir Süreye Tabi Olmadığı )

4721/m.590, 619

743/m.532, 559

ÖZET :Mirası koruma önlemleri çerçevesinde miras defterinin tutulmasına itiraz, mirasın tutulan deftere göre reddinde olduğunun aksine zamanaşımına tabi değildir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : İstem, Türk Kanunu Medenisinin 559. maddesine ( 4721 S. TMK. 619 ) dayalı mirasın tutulan deftere dayalı reddine ilişkin olmayıp Türk Kanunu Medenisinin 532/3. maddesine ( 4721 S. TMK. 590 ) dayalı, terekenin ihtiyati tedbir niteliğinde defterinin tutulmasına ilişkindir. Bu istem herhangi bir süreye tabi değildir. Mahkemece işin esasının incelenerek bir karar verilmesi gerekirken talebin yazılı gerekçelerle reddi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatıran davacıya geri verilmesine, 22.04.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


TEREKE TASFİYESİ-YETKİLİ VE GÖREVLİ MAHKEME

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2001/5823 K. 2001/7150 T. 7.5.2001

• TEREKE TASFİYESİ ( Yetkili ve Görevli Mahkeme) 

YETKİLİ MAHKEME ( Terekenin Resmi Tasfiyesi)

• MURİSİN SON İKAMETGAHI MAHKEMESİ ( Kesin Yetki-Resmi Tasfiye)

• İKAMETGAH KARİNESİ ( Nüfus Kayıtları)

1086/m.11

1587/m.4

ÖZET : Resmi tasfiye yetki ve görevi miras bırakanın son ikametgahı Sulh Hakimine aittir. Nüfus Kanununun 4. maddesinde yer alan kural gereğince bu, kayıtlar ikametgaha karinedir. Bu konudaki yetki kesin yetki olup yargılamanın her safhasında kendiliğinden nazara alınır.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Resmi tasfiye yetki ve görevi miras bırakanın son ikametgahı Sulh Hakimine aittir ( MY. md. 518, 574, HUMY. md. 11, Türk Medeni Kanunun vesayet ve miras hükümlerinin uygulanmasına dair tüzük md. 50, Yargıtay 2. H.D.nin 23.6.1994 tarihli 6064-6425 sayılı kararı). Miras bırakan Şarkikaraağaç ilçesi nüfusuna kayıtlıdır. Nüfus Kanunun 4. maddesinde yer alan kural gereğince bu kayıtlar ikametgaha karinedir. Murisin ikametgahını Ankara´ya naklettiği de kanıtlanmamıştır. Bu konudaki yetki kesin yetki olup yargılamanın her safhasında kendiliğinden nazara alınır. Dava dilekçesinin yetki yönünden reddi gerekirken davaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Temyiz olunan hükmün açıklanan nedenlerle ( BOZULMASINA) bozma nedenlerine göre sair hususların incelenmesine yer olrnadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 7.5.2001 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 


TEREKE MALLARININ KORUNMASI-KORUNMA TEDBİRİNİN ALINMASI

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2002/12663 K. 2002/13059 T. 25.11.2002

• TEREKE MALLARININ KORUNMASI ( Miras Bırakanın Yerleşim Yeri Sulh Hakiminin İstem Üzerine veya Kendiliğinden Hak Sahiplerine Geçmesini Sağlamak Üzere Gerekli Olan Bütün Önlemeleri Alacağı )

• MİRAS BIRAKANIN YERLEŞİM YERİ SULH HAKİMİ ( İstem Üzerine veya Kendiliğinden Tereke Mallarının Korunması ve Hak Sahiplerine Geçmesini Sağlamak Üzere Gerekli Olan Bütün Önlemeleri Alacağı )

• KORUMA TEDBİRLERİ ( Miras Bırakanın Yerleşim Yerinden Başka Bir Yerde Ölmesi Halinde O Yerin Sulh Hakiminin Ölümü Yerleşim Yeri Sulh Hakimine Gecikmeksizin Bildireceği - Miras Bırakanın Ölüm Yerinde Bulunan Mallarının Korunması İçin Gerekli Tedbirleri Alacağı )

4721/m.531

ÖZET : Miras bırakanın yerleşim yeri Sulh Hakiminin istem üzerine veya kendiliğinden tereke mallarının korunması ve hak sahiplerine geçmesini sağlamak üzere gerekli olan bütün önlemeleri alır. Gerekli giderlerin ileride terekeden alınmak üzere başvuran kişiden, önlem alınmasına hakimin kendiliğinden karar verdiği hallerde devlet tarafından karşılanır. Miras bırakanın yerleşim yerinden başka bir yerde ölmesi halinde ise, o yerin Sulh Hakiminin, ölümü yerleşim yeri Sulh Hakimine gecikmeksizin bildirir ve miras bırakanın ölüm yerinde bulunan mallarının korunması için gerekli tedbirleri alır. 
DAVA : Yukarıda tarihi, numarası, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; Dairenin 9.7.2002 gün ve 8363 - 9179 sayılı ilamıyla dilekçenin reddine karar verilmişti. Sözü geçen Dairemiz kararının düzeltilmesi istenilmekle, evrak okundu, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacı hazinenin terekenin tesbitini istemede hukuki yararı mevcuttur.

Miras bırakanın yerleşim yeri Sulh Hakiminin istem üzerine veya kendiliğinden tereke mallarının korunması ve hak sahiplerine geçmesini sağlamak üzere gerekli olan bütün önlemeleri alır. Gerekli giderlerin ileride terekeden alınmak üzere başvuran kişiden, önlem alınmasına hakimin kendiliğinden karar verdiği hallerde devlet tarafından karşılanır. Miras bırakanın yerleşim yerinden başka bir yerde ölmesi halinde ise, o yerin Sulh Hakiminin, ölümü yerleşim yeri Sulh Hakimine gecikmeksizin bildirir ve miras bırakanın ölüm yerinde bulunan mallarının korunması için gerekli tedbirleri alır. Bu tedbirlerin terekede bulunan mal ve hakların yazımı, mühürlenmesi, resen yönetilmesi, vasiyetnamenin açılması gibi işlemlerdir.

Önlem ( tedbir ) alma isteğinin yetki yahut başka bir sebeple reddedilmesi tereke mallarının kaybına sebep olabileceği gibi hak sahiplerine intikal etmemesi sonucunu da doğurur. Her ne kadar Medeni Kanunun 531. maddesi ile ilgili kararların kesin olduğu Dairemizce açıklanmış ise de ( 2. H.D. 17.2.1999 gün ve 13769/1173, 6.6.2002 gün 6574/7631 sayılı kararları ) bu kararlar tedbirlerin alınmasına ilişkin olup, yetki veya başka bir sebeple reddini içermemektedir. Bu itibarla da kesin olduğu kabul edilemez.

Gerçekleşen bu durum karşısında mahkemece gerekli önlemlerin alınması gerekirken isteğin reddedilmesi isabetsizdir.

İşin temyiz incelemesi sırasında bu yönün gözden kaçtığı görülmekle; hazinenin karar düzeltme isteğinin kabulüne, Dairemizin kararının kaldırılmasına ve hükmün esasının incelenmesine gelince de; yukarıda açıklanan gerekçe ile bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 440 - 442 maddeleri uyarınca davacının karar düzeltme isteğinin kabulü ve dairemizin redde ilişkin kararının kaldırılmasına, işin esasının ise yazılı gerekçe ile BOZULMASINA, 25.11.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.


TEREKE-EKSİK HASIMLA KARAR VERİLMESİ-YETKİLİ MAHKEME

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2002/6691 K. 2002/7367 T. 3.6.2002

• EKSİK HASIMLA KARAR VERİLMESİ ( Yasaya Aykırılığı - Tüm Mirasçıların Davaya Dahil Edilmesi Gereği )

• TEREKE İLE İLGİLİ DAVALAR ( Müteveffanın İkametgahı Mahkemesinin Yetkisi - Buradaki Yetkinin Kesin Olması )

• YETKİLİ MAHKEME ( Tereke İle İlgili Davalar - Müteveffanın İkametgahı Mahkemesi )

1086/m.11/1, 73

ÖZET : 1-Tüm mirasçılar davaya dahil edilmeden eksik hasımla karar verilmesi yasaya aykırıdır.

2-Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun madde 11/1´e göre müteveffanın ikametgahı mahkemesi yetkili olup buradaki yetki kesin yetkidir, hakim tarafından kendiliğinden dikkate alınması gerekir.</B>-

DAVA : Davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1-Tüm mirasçılar davaya dahil edilmeden eksik hasımla karar verilmesi yasaya aykırıdır.

2-Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun madde 11/1´e göre müteveffanın ikametgahı mahkemesi yetkili olup buradaki yetki kesin yetkidir, hakim tarafından kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Muris´in Maçka nüfusuna kayıtlı olduğu ve ikametgahın Trabzon´a nakledildiğine ilişkin bir iddia ve delil de bulunmadığı halde murisin ikametgahının neresi olduğu araştırılmadan işin esası hakkında karar verilmesi de doğru değildir.

SONUÇ : Temyiz edilen kararın ( 1 )nolu bentte gösterilen nedenle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, oybirliğiyle karar verildi.


MİRAS BORCA BATIKLIK-SGK,VERGİ DAİRESİ-HASIM GÖSTERİLMESİ

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi  Esas No: 2010/15095  Karar No: 2011/4530

Davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Davacı vekili tarafından hasımsız olarak açılan mirasın reddi davasında, davacının babasının mirasını borca batık olduğundan reddettiği, bu hususta karar verilmesini talep ettiği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır.

Dava, mirasbırakanın ölüm tarihindeki terekesinin borca batık olması nedeniyle mirasın hükmen (kendiliğinden) reddedilmiş sayılmasına (M.K.m.605/2) ilişkin olup, davanın terekeden alacaklı olanlara karşı açılması ve 23/12/1942 gün 24/29 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre görevli mahkemenin tereke alacaklılarının alacak miktarına göre belirlenmesi gerekir.

Mahkemece, davacının babasının Sosyal Güvenlik Kurumuna 21.893,66 YTL. ve Ziyapaşa Vergi Dairesine 5.679,99 YTL. vergi borcu olduğu belirlenmekle, dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, görev unsuru göz önünde bulundurulmadan davanın esasının incelenmesi,

Kabule göre de; tereke alacaklılarına husumet yöneltilmeden eksik hasımla yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 14/3/2011


MİRASCILIK BELGESİ İSTEMİ TALEBE BAĞLILIK İLKESİ 6100M-24

YARGITAY  7. Hukuk Dairesi ESAS NO : 2011/3738 KARAR NO : 2011/5974

KONU : Mirasçılık Belgesi İstemi, Taleple Bağlılık İlkesi (6100 S. HMK 24. md)

Hasımsız olarak görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

Dava, mirasçılık belgesinin verilmesi istemine ilişkindir.

Davacı Hazine tarafından miras bırakan H… mirasçısı olmadığı gerekçesiyle Hazine´nin mirasçılığına karar verilmesi istemi ile açılan davada mahkemece başka mirasçılar olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de verilen karar usul ve yasaya uygun düşmemiştir.

HUMK.nun 73 ve yeni 6100 sayılı HUMK.nun 24. maddesi hükmüne göre hâkim, iki taraftan birinin talebi olmaksızın, kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz. Kural olarak mahkemenin istek olmaksızın bir davayı inceleyip karara bağlaması olanak dışıdır. Davacı tarafından mirasçılık belgesi istemi ile dava açılmış, mahkemece 17.06.2010 günü düzenlenen tensip zaptında duruşmanın 15.09.2010 gününe bırakılmış olmasına rağmen talep olmadan ve duruşma yapılmadan 05.07.2010 günü gerekçeli karar yazıldığı anlaşılmıştır.

O halde mahkemece yukarıdaki hukuki olgular dikkate alınarak davacının usulüne uygun çağrılarak yargılamanın duruşmalı yapılması, basit yargılama usulüne göre yürütülerek sonuçlandırılması gerekirken, duruşma yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz, davacı Hazine´nin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 13.10.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


MİRASIN HÜKMEN REDTİ-MİRASCIYA RUCU

. Hukuk Dairesi 2002/11232 E., 2002/12852 K.

"ÖZET"

MİRAS BIRAKANIN ÖLÜMÜ ANINDA TEREKENİN BORCA BATIK OLDUĞU HERKESÇE BİLİNİYOR VE SABİT İSE MİRAS REDDEDİLMİŞ SAYILIR. MİRASÇILAR TMK.NUN 550. MADDESİNDE YAZILI EYLEMLERDE BULUNMADIKÇA, BAŞKA BİR İFADEYLE RET HAKKINDAN YOKSUN KALMADIKÇA HER ZAMAN TEREKENİN BORCA BATIK OLDUĞUNUN TESHİLİNİ İSTEYEBİLİR.

"İçtihat Metni"

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Müteveffanın vefatı anında terekenin borca batık olduğu herkesçe biliniyor ve sabit ise miras reddedilmiş sayılır. (TKM. m. 545) Mirasçılar Medeni Kanunun 550. maddesinde yazılı eylemlerde bulunmadıkça, başka bir ifade ile ret hakkından yoksun kalmadıkça her zaman terekenin borca batık olduğunun tesbitini isteyebilirler.

Olayda; davacıların murisi (oğlu) Mehmet 5.1.1993 tarihinde, davalı ..... Demir ve Çelik A.Ş.´ye ait stok sahası içindeki hemzemin geçitte müterafık kusuruyla yol açtığı kazada ölmüştür. Aynı kazada ölen iki yolcunun,

geride kalan hak sahipleri tarafından davalı (...... Demir ve Çelik A.Ş.´ye) karşı Dörtyol Asliye Hukuk Mahkemesinde iki ayrı tazminat davası açılmış, bu davalar sonucunda mahkemece; davalı şirketin, ölenlerin hak sahiplerine tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

Davalı şirket ödediği tazminatların, muris Mehmet´in kusuru oranında rücuan tahsili için "mirasçıları" olan davacılar aleyhine iki ayrı dosya ile 15.9.2000 tarihinde ilamsız icra takibinde bulunmuştur.

İcra takiplerinin kesinleşmesinden sonra davacılar 22.1.2001 tarihinde terekenin borca batık olduğu ileri sürerek mirasın hükmen reddedilmiş sayıldığının tesbitine ve takiplerden dolayı da kendilerinin borçlu olmadıklarının tesbitine karar verilmesini istemişlerdir.

Davacıların murisinin sebep olduğu kazada ölenlerin, geride kalan hak sahipleri tarafından, davalı (........ Demir ve Çelik A.Ş.) ye karşı açılan tazminat davalarının, davalı tarafça o davalarda "üçüncü kişi" durumunda olan davacılara İHBAR edilmiş olması (HUMK. 49, 52), ihbardan sonra; ihbar olunanların, herhangi bir müdahale talebi bulunmadığı gibi, ihbar edenin yerine geçerek ve onun temsilcisi olarak davayı takip etme iradelerine ilişkin bir beyanları da bulunmadığına göre; mirası sahiplenme anlamına gelmez. Davanın ihbarı sadece, üçüncü kişiye karşı açılacak bir rücuan tazminat davasında ihbar edeni, davanın kaybedilmiş olmasından dolayı sorumlu tutulmasına mani olur.

Öte yandan, davalının, ödediği tazminatların rücuan tahsili için davacılar aleyhine yürüttüğü icra takibinin kesinleşmiş olmasından sonra "borca bataklığın tesbiti davası" açılamayacağına ilişkin yasalarımızda bir kural da bulunmamaktadır. Hükmen redde bir süreye tabi değildir, icra takibi kesinleşmeden önce de borca batıklığın bildirilmiş bulunmasına göre, o halde hükmen redde karar verilmiş olmasında bir yanlışlık bulunmamaktadır.

Sonuç : Temyiz edilen kararın gösterilen nedenlerle (ONANMASINA), harcın temyiz edene yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 21.11.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


İŞ KAZASI SONUCU MALULİYETTEN KAYNAKLANAN TAZMİNAT

YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2009/14579 E.N , 2010/12886 K.N.

İlgili Kavramlar

BİNA MALİKİNİN KUSURSUZ SORUMLULUĞU

İŞ KAZASI SONUCU MALULİYETTEN KAYNAKLANAN MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT

Özet

DAVALI, BİNA MALİKİ OLARAK BİR ŞEYİN FENA YAPILMASI VE KÖTÜ BAKIMI SONUCU MEYDANA GELEN ZARARDAN KUSURSUZ SORUMLU OLDUĞU GİBİ, KUSURSUZ OLSA DAHİ ASIL İŞVEREN OLARAK TAŞERONUNUN KUSURUNDAN DOLAYI DA DAVACIYA KARŞI TAŞERONU İLE BİRLİKTE MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN SORUMLUDUR.

İçtihat Metni

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davacı ile davalılardan Ç…taş Çelik İml. Montaj ve Tes. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava, davacının davalı işverenlere ait işyerinde çalışmakta iken uğradığı iş kazası sonucu meslekte kazanma gücünün kaybı nedeni ile uğradığı manevi zararın giderimine ilişkin olup, davanın davalılardan Ç…tek A.Ş. yönünden reddine, diğer davalı yönünden ise kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı ve davalılardan Ç…taş A.Ş. tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya içindeki bilgi ve belgelerden davalı Ç…tek A.Ş. işyerinde yemekhane taşeronu olan davalı Ç…taş A.Ş. çalışanı olan ve aşçı yardımcısı olarak görev yapan davacının yemekhane katındaki asansörün onarımı ile ilgili görev yapan personele yardım için aşçı tarafından ve kendi işi olmayan bir işle görevlendirildiği, onarılan asansörün de işyeri binasına ait olduğu hususu tartışmasızdır.

Öte yandan davalı Ç…tek A.Ş. gerek Borçlar Kanunu´nun 58. maddesi gereğince bina maliki olarak bir şeyin fena yapılması ve kötü bakımı sonucu meydana gelen zarardan ötürü kusursuz sorumlu olduğundan, gerekse Ç…tek A.Ş. kusursuz olsa dahi asıl işveren olarak taşeronu olan Ç…tek A.Ş.´nin kusurundan dolayı davacıya karşı taşeronu Ç…taş A.Ş. ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağından davacı vekilinin 12.06.2008 tarihli duruşmada "ceza dosyasında alınan kusur raporunun yeterli olduğu, yeniden kusur incelemesi yapılmasına gerek bulunmadığı" yönündeki beyanı davalı Ç…tek A.Ş.´nin sorumlu tutulmaması sonucunu doğurmayacaktır.

Mahkemece olayla ilgili olarak aynı heyetten alınan her iki kusur raporunda da davalı Ç…taş A.Ş.´nin %75, davalılardan Ç…tek A.Ş.´nin ise %25 oranında kusurlu olduğu belirlendiği halde, farklı gerekçe ile ceza davası ile davacının taraf olmadığı kurum alacaklarını ilgilendiren rücuen tazminat davasındaki kusur raporlarına gönderme yapılarak davalılardan Ç…tek A.Ş. yönünden davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.

S o n u ç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), bozma nedenine göre davacının diğer davalı Ç…taş A.Ş.´nin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 21.12.2010 tarihli oturumda oybirliğiyle karar verildi.


TEDAVİ GİDERLERİNİN KURUMDAN TAHSİLİ-FAİZ

YARGITAY 21. Hukuk Dairesi 2009/14873 E.N , 2010/11500 K.N.

İlgili Kavramlar

 FAİZ 
TEDAVİ GİDERLERİNİN KURUMDAN TAHSİLİ

Özet

DAVACI, BAKMAKLA YÜKÜMLÜ OLDUĞU KIZININ BÖBREK NAKLİ AMELİYATINDA KULLANILAN MALZEME BEDELİNDEN DAVALI KURUM TARAFINDAN ÖDENMEYEN PARANIN ÖDEME TARİHİNDEN İTİBAREN YÜRÜTÜLECEK TİCARİ FAİZİ İLE BİRLİKTE DAVALI KURUMDAN TAHSİLİNİ TALEP ETMİŞTİR. MAHKEMECE HÜKÜM FIKRASINDA FAİZ BAŞLANGIÇ TARİHİNİN AÇIKÇA BELİRTİLMEYİP KISMİ ÖDEME SAVUNMASI DA ARAŞTIRILMADIĞINDAN, FAİZ BAŞLANGICINA ESAS OLMAK ÜZERE, KURUMUN TEMERRÜDE DÜŞTÜĞÜ TARİH İLE KISMİ ÖDEME YAPILIP YAPILMADIĞI BELİRLENMELİDİR. KISMİ ÖDEME MİKTARI DA NAZARA ALINARAK, KURUM DAVACI TARAFINDAN TEMERRÜDE DÜŞÜRÜLDÜ İSE TEMERRÜT TARİHİNDEN, AKSİ HALDE DAVA TARİHİNDEN İTİBAREN FAİZE HÜKMETMEK GEREKİR.

İçtihat Metni

Davacı, kızına yapılan 9.504,00 TL tedavi giderinin yasal faiziyle birlikte Kurumdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre davalı kurumun aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,

2- Davacı bakmakla yükümlü olduğu kızının böbrek nakli ameliyatında kullanılan malzeme bedelinden davalı kurum tarafından ödenmeyen 9.504,00 TL´nin ödeme tarihinden itibaren yürütülecek ticari faizi ile birlikte davalı kurumdan tahsilini talep etmiş, mahkemece davanın kabulüne ilişkin karar verilmiş ise de, hüküm fıkrasında faiz başlangıç tarihinin açıkça belirtilmemiş olması ve davalı tarafın kısmi ödeme savunmasının araştırılmamış olması isabetsiz olmuştur.

Davalı kurum vekili kullanılan malzemenin protokol kapsamında bulunmadığını, piyasa fiyat araştırması yapılarak belirlenen fiyat üzerinden 1.108,35 TL´nin ödenmesi hususunda kurumun ilgili birimine yazı yazıldığını savunmuş ise de, davalı vekilinin savunmasında belirttiği kısmi ödemenin yapılıp yapılmadığı, yapıldı ise hangi tarihte yapıldığı kurumun temerrüt tarihi veya davacı tarafından ödeme başvurusunun yapıldığı tarih dosya içeriğinden anlaşılamamaktadır.

Yapılacak iş; faiz başlangıcına esas olmak üzere; davacının ödeme talebi ile kuruma başvurduğu, bir başka deyişle kurumun temerrüde düştüğü tarih ile kısmi ödeme yapılıp yapılmadığını belirlemek, kısmi ödeme miktarı da nazara alınarak, kurum davacı tarafından temerrüde düşürüldü ise temerrüt tarihinden, bu yapılmadı ise dava tarihinden itibaren faize hükmetmekten ibarettir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.

S o n u ç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 23.11.2010 tarihli oturumda oybirliğiyle karar verildi.


 TAPU KAYITLARINDA YAPILAN HATALARDAN DEVLETİN SORUMLULUĞU

YARGITAY

20. Hukuk Dairesi 2011/10548 E.N , 2012/222 K.N.

İlgili Kavramlar

SIFAT

TAPU KAYDININ MAHKEME KARARI İLE İPTALİ NEDENİYLE TAZMİNAT

TAPU KAYITLARINDA YAPILAN HATALARDAN DEVLETİN KUSURSUZ SORUMLULUĞU

ZAMANAŞIMI

Özet

TMK´NIN 1007. MADDESİ GEREĞİNCE AÇILAN DAVADA, DAVALI SIFATI HAZİNE´NİNDİR. ALEYHİNE DAVA AÇILANLARIN DAVALI SIFATININ BULUNMAMASI HALİNDE DAVA, SIFAT YOKLUĞUNDAN REDDEDİLMELİDİR. DAVA DİLEKÇESİNDE TARAFLARIN VE VARSA KANUNİ TEM-SİLCİLERİNİN AD VE ADRESLERİNİN BİLDİRİLMESİ GEREKİR. BU BİLDİRİM ESNASINDA YAPILAN YANLIŞLIKLARDAN BAZILARI, DAVANIN SIFAT YOKLUĞUNDAN REDDİ SONUCUNU DOĞURMAYIP, OLUŞAN HATALARIN GİDERİLMESİ MÜMKÜN OLMAKTADIR. TAPU KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜ-ĞÜ´NÜN DAVALI GÖSTERİLMESİNİN VE HAZİNE VEKİLİ TARAFINDAN TEMSİL EDİLMİŞ OLMASININ TEMSİLCİDE YANILGI OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ, DAVANIN HAZİNE´YE YÖNLENDİRİLMESİ İÇİN DAVACI TARAFA OLANAK VERİLMESİ GEREKİR.

TAPU İŞLEMLERİ, KADASTRO TESPİT İŞLEMLERİNDEN BAŞLAYARAK BİRBİRİNİ TAKİP EDEN İŞLEMLER OLUP TAPU KÜTÜĞÜNÜN OLUŞUMU AŞAMASINDAKİ KADASTRO İŞLEMLERİ İLE TAPU İŞLEMLERİ BİR BÜTÜN OLUŞTURDUĞUNDAN, BU KAYITLARDA YAPILAN HATALARDAN DEVLETİN KUSURSUZ SORUMLULUĞU KABUL EDİLMELİDİR. BU İŞLEMLER NEDENİYLE ZARAR GÖRENLER, 10 YILLIK ZAMANAŞIMI SÜRESİ İÇİNDE ZARARLARININ TAZMİNİ İÇİN ADLİ YARGIDA DAVA AÇABİLİRLER.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtay´ca incelenmesi davacı şirket ile katılan şirket tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı S… S… Sentetik Dokuma Sanayi ve Tic. A.Ş. 03.10.2005 tarihli dilekçesiyle, şirketlerinin önceki unvanının T… Sınai ve Ticari Yatırımlar A.Ş. olduğu, tapuda bu şirket adına kayıtlı Ç… köyü 409, 412, 414 ve 64 sayılı parselleri iyi niyetle tapuya güvenerek satın aldıkları, iyi niyetle ellerinde bulundurdukları, bu parsellerin Mayıs 1937 tarih 20, Aralık 1937 tarih, Mayıs 1937 tarih 22 sıra numaralı tapu kayıtlarından geldiği, tüm olarak bakıldığında S… B… V… H… Vakfı şerhi dışında başka şerh bulunmadığı, bu tapuların kapsamındaki 2296 hektar araziden sadece 100 paydan 28 payının kamulaştırıldığı, Hazine´nin tutunduğu Nisan 1954 tarih 12 sıra numaralı tapu kaydının mükerrer olarak oluşturulduğu, bu nedenle değer verilemeyeceği halde, Silivri Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 09.03.2004 gün ve 2003/427-380 sayılı, kendilerine ait tapu kayıtları kapsamında kalan taşınmazların kamulaştırılarak Hazine adına kayıt edilen Nisan 1954 tarih 12 sıra numaralı tapu kaydı kapsamında kaldığı, daha sonra kesinleşmiş 2/B uygulamasıyla Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı, devlet ormanı sınırları içinde kalan taşımazlara ait tapu kayıtlarının değerini yitirdiği gerekçesiyle tapu kayıtlarının iptali ve Hazine adına tesciline ilişkin kararının Yargıtay denetiminden de geçtikten sonra kesinleştiği, bu şekilde uğradığı 296.000,00 TL (YTL) zararın davalı yönetimlerden tahsili ile kendisine verilmesini istemiş, 28.07.2006 tarihli dilekçeyle davasını ıslah ederek faiz isteminde bulunmuştur. T… S… K… Bankası A.Ş. davacı S… S… Sentetik Dokuma Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile aralarındaki kredi sözleşmesi gereği davacı şirketin kendilerine borcu bulunduğu, davacı şirket hakkında icra takibi başlattıkları iddiasıyla davaya aslen katılma isteminde bulunmuştur. Mahkemece kesinleşmiş orman kadastro sınırları içinde kaldığı için değerini yitirmiş tapu kaydı esas alınarak oluşan tapu kayıtlarının hukuki değerinin bulunmadığı, uyuşmazlığın tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanmayıp, hatalı kadastro işlemlerinden kaynaklandığı, bu nedenle Medeni Yasa´nın 1007. maddesindeki tapu kaydının tutulmasından kaynaklanmadığı için 1007. madde hükümlerinin uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın REDDİNE karar verilmiş, hüküm davacı şirket ile katılan şirket tarafından temyiz edilmiştir.

Dava dilekçesindeki açıklamaya ve dosya kapsamına göre dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptali nedeniyle, Medeni Yasa´nın 1007. maddesi gereğince açılan tazminata ilişkindir.

Medeni Yasa´nın 1007. maddesi gereğince açılan tazminat davalarında davalı sıfatı Hazine´nin olup, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü´nün davalı sıfatı yoktur. Yüksek Hukuk Genel Kurulu´nun HGK 2010/7-70-86 sayılı kararında da değinildiği gibi, aleyhine dava açılanların davalı sıfatının bulunmaması halinde dava, sıfat yokluğundan (husumet yönünden) reddedilecektir. HUMK 179/1. maddesi gereğince dava dilekçesinde tarafların ve varsa kanuni temsilcilerinin ad ve adreslerinin bildirilmesi gereklidir. Bu bildirim esnasında yapılan yanlışlıklardan bazıları, davanın sıfat (husumet) yokluğundan reddi sonucunu doğurmamakta, oluşan hataların giderilmesi, davalının temsilcisinde yanılmış olması halinde olduğu gibi olanak dahilindedir. Somut olayda, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü´nün davalı gösterilmesinin ve Hazine vekili tarafından temsil edilmiş olmanın temsilcide yanılgı olarak değerlendirilmesi, davanın Hazine´ye yönlendirilmesi için davacı tarafa olanak verilmesi gereklidir.

Diğer taraftan, mahkemece kesinleşmiş orman kadastro sınırları içinde kaldığı için değerini yitirmiş eski tarihli tapu kayıtları esas alınarak kadastro yoluyla oluşan tapu kayıtlarının hukuki değerinin bulunmadığı, uyuşmazlığın tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanmayıp, hatalı kadastro işlemlerinden kaynaklandığı, bu nedenle Medeni Yasa´nın 1007. maddesindeki tapu kaydının tutulmasından kaynaklanmadığı için 1007. madde hükümlerin uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın REDDİNE karar verilmiştir.

Ne var ki; mülkiyet hakkı Anayasa´nın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan yasalarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Yasa ile değişik Anayasa´nın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle de güvence altına alınmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi´nin (AİHM), TURGUT VE DİĞERLERİ-TÜRKİYE Davası kararında, Devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının, orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai şartların bulunmadığına işaret ederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin kurulamamasını ihlal nedeni olarak saymış, KÖKTEPE-TÜRKİYE davasında ise, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak, gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının 1 No´lu Ek Protokol´ün 1. maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatarak, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden, mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ifade etmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun 18.11.2009 gün ve 2009/4-383 E., 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E., 2010/318 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; tapu işlemleri kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, Borçlar Yasası´nın 125. maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı süresi gözetilerek Medeni Yasa´nın 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adli yargıda dava açabilirler.

Diğer taraftan, tapusu iptal edilen taşınmazların arazi niteliğinde olduğu yönünde uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık bu taşınmazların değerinin ve dolayısıyla davacı şirketin gerçek zararının ne şekilde hesaplanacağına ilişkin olup, arazide değer net gelir esas alınarak belirlenmelidir.

Açıklanan hususlar gözetilerek, tarafların iddia ve savunmaları ile toplanan delillere göre karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeler ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

S o n u ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı şirketin ve katılan şirketin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının temyiz eden şirketlere iadesine 17.01.2012 günü oybirliği ile karar verildi.


KİRA VE BAYİLİK SÖZLEŞMESİ, SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME, VEKALET

YARGITAY 19. Hukuk Dairesi 2011/1931 E.N , 2011/11014 K.N.

İlgili Kavramlar

KİRA VE BAYİLİK SÖZLEŞMESİ

SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME

VEKALET ÜCRETİ

Özet

TARAFLAR ARASINDAKİ AKDİN FESHEDİLMEDİĞİ VE GEÇERLİ OLDUĞU GEREKÇESİYLE VERİLEN RED KARARI ESASA İLİŞKİN NİHAİ KARAR OLUP, AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ´NE GÖRE HESAPLANACAK NİSBİ VEKALET ÜCRETİNE HÜKMEDİLMESİ GEREKİR.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı vekili, davalılar ile taşınmazları üzerinde kurulu bulunan akaryakıt satış ve servis istasyonunun 15 yıl süre ile kiralanması hususunda anlaşma yapıldığını, kira bedelinin peşin olarak ödendiğini, taraflar arasında bayilik sözleşmesi imzalandığını ve müvekkilinin davalılara ait işyerine çeşitli yatırımlar yaptığını ancak Rekabet Kurulu´nun aldığı kararlar doğrultusunda, 18.09.2005 tarihinden önce yapılmış ve süresi 5 yılı aşan sözleşmelerin 18.09.2010 tarihine kadar muafiyetten yararlanabileceği, bu tarihten sonra muafiyet koşullarının ortadan kalkacağının düzenlendiğini, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun´un 56. maddesi uyarınca aynı Kanun´un 4. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle Rekabet Kurulu tarafından geçersiz sayılan anlaşmalar nedeni ile tarafların birbirine verdikleri şeyin BK´nın 63, 64. maddeleri uyarınca iadesi gerektiğini belirterek müvekkili tarafından peşin ödemenin, bedelsiz kalan kira parası ile müvekkilinin yaptığı yatırımlar ve bayiye ödenen primlerin denkleştirici adalet ilkesine göre alacağının davalılardan sorumlulukları nispetinde tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, taraflar arasında akdedilen 05.04.2005 tarihli bayilik sözleşmesinin feshedilmediğini, halen yürürlükte olduğunu, feshedilmeyen bir sözleşmeye dayalı davacının talepte bulunamayacağını bildirerek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, taraflar arasındaki kira ve bayilik sözleşmesinin henüz ayakta iken, sözleşmelerin geçersiz hale geleceğinden bahisle sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı olarak alacak davası açılamayacağı, dava tarihi itibariyle ve halen de taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin devam ettiği, henüz iddia edilen sebepsiz zenginleşme olgusunun işlemeye başlamadığı, dava ön koşulunun henüz oluşmadığı ve davanın zamansız açıldığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Davalı vekilinin temyizi, lehlerine eksik vekalet ücreti takdir edilmesine ilişkindir.

Mahkemece, taraflar arasındaki akdin feshedilmediği ve geçerli olduğu gerekçesiyle verilen red kararı esasa ilişkin nihai karar olup, buna göre davalı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi´nin üçüncü kısmına göre hesaplanacak nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde maktu vekalet ücretine hükmolunması isabetsizdir.

S o n u ç: Yukarıda (1) sayılı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) sayılı bentte açıklanan nedenle hükmün davalı yararına (BOZULMASINA), peşin harcın istek halinde iadesine, 19.09.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


ALACAĞIN MİKTAR OLARAK BELİRLENMESİ, İPOTEK

YARGITAY

19. Hukuk Dairesi 2010/13209 E.N , 2011/9632 K.N.

İlgili Kavramlar

ALACAĞIN MİKTAR OLARAK BELİRLENMESİ

İPOTEĞİN PARAYA ÇEVRİLMESİ

MECBURİ DAVA ARKADAŞLIĞI

MENFİ TESPİT DAVASI

Özet

DAVALI ALACAKLI TARAFINDAN ÖNCELİKLE DAVA DIŞI BİR ŞİRKET İLE ARASINDAKİ DİSTRİBÜTÖRLÜK SÖZLEŞMESİ GEREĞİNCE GENEL MAHKEMEDE DAVA AÇARAK ALACAĞIN MİKTAR OLARAK BELİRLENMESİ GEREKLİ OLUP, ALACAK BELİRLENMEDEN İPOTEK AKİT TABLOSUNA DAYANARAK İPOTEĞİN PARAYA ÇEVRİLMESİ YOLUYLA İCRA TAKİBİ YAPILAMAZ.

DAVACI BORÇTAN ŞAHSEN SORUMLU OLMAYIP, DAVA DIŞI 3. KİŞİ LEHİNE İPOTEK VERMİŞ OLDUĞUNDAN, HEM ASIL BORÇLU HEM DE İPOTEK BORÇLUSU ALEYHİNE BİRLİKTE TAKİP YAPILMASI ZORUNLUDUR.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı vekili, davalının müvekkili aleyhine giriştiği ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe süresinde itiraz edilmediğinden takibin kesinleştiğini, takip dayanağı ipoteğin, dava dışı İ… Otomotiv İnşaat Yatırım Turizm Taahhüt Tic. Ltd. Şirketi ile davalı şirket arasında akdedilen distribütörlük sözleşmesinin teminatı olarak verildiğini, müvekkili ile davalı şirket arasında ticari bir ilişki bulunmadığını, davacının davalı şirkete borcu olmadığını ancak davalı şirketin icra takibinde müvekkilini borçlu taraf olarak göstermek suretiyle icra takibini doğrudan davacıya yönelttiğini, müvekkilinin, dava dışı İ… Otomotiv Ltd. Şti. lehine ipotek veren 3. kişi olduğunu, müvekkilinin borçtan şahsen sorumlu olmadığından, davalının asıl borçlu hakkında da takip yapması gerektiğini iddia ederek borçlu olmadıklarının tespiti ile davalının tazminata mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevabında, dava dışı İ… Otomotiv Ltd. Şti. ile müvekkili şirket arasındaki sözleşmenin teminatı olarak dava konusu taşınmaz üzerine ipotek tesis edildiğini, sözleşmeden doğan alacaklarını tahsil için giriştikleri ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takipte sehven sadece şirket yetkilisi ve ipotekli taşınmaz maliki olan davacı adına ödeme emri gönderildiğini, takibin itirazsız kesinleştiğini, davacının kötüniyetli olarak dava açtığını, davacının, müvekkili şirkete borçlu olan İ… Ltd. Şti.´nin yetkilisi ve işbu şirketin borçlarına karşılık olarak ipotek veren taşınmaz maliki olduğunu, bu nedenle takibe borçlunun dahil edilip edilmemesinin esasen takibin sonuçları itibariyle davacının aleyhine bir durum oluşturmayacağını savunarak davanın reddi ile lehlerine tazminata karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre davalı alacaklı tarafından öncelikle İ… Ltd. Şti. ile arasındaki distribütörlük sözleşmesi gereğince genel mahkemede dava açarak alacağın miktar olarak belirlenmesi gerekli olup, alacak belirlenmeden ipotek akit tablosuna dayanarak ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, davacının tazminat isteminin koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

davacının borçtan şahsen sorumlu olmayıp, dava dışı 3. kişi lehine ipotek vermiş olmasına, bu durumda hem asıl borçlu hem de ipotek borçlusu aleyhine birlikte takip yapılmasının zorunlu olmasına ve somut olayda bu koşulun yerine getirilmemiş olmasına göre yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün (ONANMASINA), 07.07.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


K.MÜL: SİTE TEK BLOK ORTAK GİDERİ VE SİTENİN ORTAK GİDERLERİ

YARGITAY

18. Hukuk Dairesi 2011/1537 E.N , 2011/4475 K.N.

İlgili Kavramlar

KAT İRTİFAKLI ANATAŞINMAZDAKİ ORTAK GİDER BORCUNUN ÖDENMEMESİ

Özet

BİRDEN FAZLA BLOKTAN OLUŞAN ANATAŞINMAZDA SADECE BİR BLOKLA İLGİLİ GİDERLERDEN O BLOK MALİKLERİ SORUMLU OLUP, TÜM BLOKLARIN ORTAK YERLERİYLE İLGİLİ GİDERLERİ ANATAŞINMAZDAKİ TÜM KAT MALİKLERİ ÖDEMEKLE YÜKÜMLÜDÜR.

İçtihat Metni

Dava dilekçesinde icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; kat irtifaklı anataşınmazdaki B blokta bulunan bağımsız bölümler maliki olan davalının ortak gider borcunu ödemediğini, bu nedenle hakkında icra takibine girişildiğini, yapmış olduğu itiraz üzerine takibin durduğunu ileri sürerek haksız itirazının iptalini, %40´dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini istemiş, mahkemece B bloğun yönetiminin ayrı olduğu ve davalıdan ortak gider talep edilmesinin iyiniyet kurallarına aykırı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; B blokun 15 adet bağımsız bölümden oluşup tamamının malikinin davalı olduğu, bunlardan 10 adet bağımsız bölüm için ortak gider ve aidat borcunun ödenmemesi sebebiyle davalı aleyhine icra takibi yapıldığı anlaşılmaktadır.

Birden fazla bloktan oluşan anataşınmazda sadece bir blokla ilgili giderlerden o blok malikleri sorumlu olup, tüm blokların ortak yerleriyle ilgili giderleri ise 634 sayılı Kat Mülkiyeti Yasası´nın 20. maddesi gereğince anataşınmazdaki tüm kat malikleri ödemekle yükümlüdür. Somut olayda anataşınmazın (B) blokunda birden fazla bağımsız bölümün maliki olan davalının ödememekte direndiği borç, bütün siteyi ilgilendiren ve sitenin ortak alanlarının bakım vs. gibi gereksinimlerini karşılamak için ödenmesi gereken ortak gider ve aidat borcudur. Buna göre 05.08.2007 tarihli anataşınmazın kat malikleri kurulu toplantısında ortak giderler için 50 TL aidat belirlendiği, bu giderlerden davalının da sorumlu olduğu gözönönde bulundurularak tüm deliller toplanıp davalının borçlu olduğu miktar kesin olarak belirlenip oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK´nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 04.04.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.



 MÜLHAK VAKIFLAR ALEYHİNE AÇILACAK DAVALARDA YETKİLİ MAHKEME

YARGITAY

18. Hukuk Dairesi 2011/740 E.N , 2011/3562 K.N.

İlgili Kavramlar

MÜLHAK VAKIFLAR ALEYHİNE AÇILACAK DAVALARDA YETKİLİ MAHKEME

Özet

İNTİFA HAKLARININ TESPİT VE TAHSİLİ İÇİN, MÜLHAK VAKIFLAR ALEYHİNE AÇILACAK DAVALARDA YETKİLİ MAHKEME, VAKFIN YERLEŞİM YERİ; MAZBUT VAKIFLARDA İSE BUNLAR VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TARAFINDAN YÖNETİLDİĞİNDEN VAKIFLAR GENEL MÜDÜR-LÜĞÜ´NÜN YERLEŞİM YERİ OLAN ANKARA MAHKEMELERİ YETKİLİDİR.

İçtihat Metni

Dava dilekçesinde, galleye müstahak vakıf evladı olduklarının tespiti istenilmiştir. Mahkemece yetkisizlik kararı verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

5737 sayılı Vakıflar Kanunu´nun 3. maddesine göre, mülhak vakıf: mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi´nin yürürlük tarihinden önce kurulmuş olan yönetimi vakfedenlerin soyundan gelenlere şart edilmiş ve bu kişiler tarafından; mazbut vakıf; bu kanun uyarınca Genel Müdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi´nin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğü´nce yönetilen vakıflar olarak tanımlandıktan sonra, aynı Kanun´un 6. ve 7. maddelerinde ise mazbut vakıfların Vakıflar Genel Mü-dürlüğü tarafından yönetilip temsil edileceği hükme bağlanmıştır.

İntifa haklarının (tevliyet, sükna ve galle) tespit ve tahsili için; mülhak vakıflar aleyhine açılacak davalarda yetkili mahkeme, vakfın yerleşim yeri (kurulduğu yer); mazbut vakıflarda ise bunlar Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yönetilmekte olup yerleşim yeri ile bir ilgilerinin kalmadığından ve Vakıflar Genel Müdürlüğü´nün yerleşim yeri de Ankara olduğundan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 9. maddesi de dikkate alınarak Ankara Mahkemeleri yetkilidir. Kaldı ki, somut olayda fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak galle alacağının tahsili istenilmektedir.

Bu açıklamalar karşısında, davaya devamla tarafların göstereceği deliller toplanıp oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, mazbut vakıfların kurulduğu yer mahkemelerinin yetkili olduğu gerekçesi ile dava dilekçesinin yetki yönünden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK´nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 15.03.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY

17. Hukuk Dairesi 2011/572 E.N , 2011/1621 K.N.

 İlgili Kavramlar

ALACAKLILARDAN MAL KAÇIRILMASI

İPTAL DAVASININ ÖN KOŞULU

MAHKEME KARARLARININ GEREKÇELİ OLMASI

TASARRUFUN İPTALİ

Özet

MAHKEME KARARLARI GEREKÇELİ OLMALIDIR. HAKİMİN UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN OLAY HAKKINDA TÜM KANITLARI TOPLAMASI, TARTIŞMASI, BU KANITLARDAN HANGİSİNE DEĞER VERDİĞİNİ, KANITLARDAN HANGİSİNE DEĞER VERMEDİĞİNİN NEDENİ, HANGİLERİNİ ÜSTÜN TUTTUĞUNUN DAYANAKLARINI DEĞERLENDİRDİKTEN SONRA BİR SONUCA VARMASI ZORUNLUDUR.

İPTAL DAVASINDA, ALACAĞIN TAHSİLİNİ TEMİN İÇİN BORCUN DOĞUMUNDAN SONRA YAPILAN TASARRUFLARIN BUTLANINA HÜKMETTİRİLİR. BU DAVANIN ÖN KOŞULU, BORÇLU HAKKINDA ALINMIŞ KESİN VEYA GEÇİCİ ACİZ BELGESİNİN BULUNMASIDIR.

TASARRUFA KONU OLAN TAŞINMAZ BORÇLU DAVALI TARAFINDAN 3. KİŞİYE, ONUN TARAFINDAN DA BİR BAŞKA KİŞİYE SATILMIŞTIR. MAHKEMECE DAVANIN RED GEREKÇESİ YETERİNCE AÇIKLANMAMIŞ, DAVALI YÖNÜNDEN DAVANIN HANGİ NEDENLE REDDEDİLDİĞİ BELİRTİLMEMİŞ, DİĞER DAVALI YÖNÜNDEN İSE TAŞINMAZI DEĞERİNİN ÜZERİNDE BİR BEDELLE SATIN ALMASI NEDENİYLE DAVANIN REDDİ GEREKTİĞİ BİLDİRİLMİŞTİR. ÜÇÜNCÜ KİŞİ KONUMUNDAKİ DAVALI İLE BORÇLU DAVALI ARASINDA AKRABALIK, ARKADAŞLIK, İŞ ORTAKLIĞI VE KOMŞULUK GİBİ BİR YAKINLIĞIN OLUP OLMADIĞI VE İİK´NIN 278-280. MADDELERİNDE YAZILI İPTAL KOŞULLARININ VARLIĞI ARAŞTIRILIP TARTIŞILMALIDIR.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı vekili davalılardan Ş.Engin´in müvekkiline olan borcu nedeniyle hakkında yaptıkları icra takibi sırasında borçlarına yetecek haczi kabil malının bulunmadığını, ancak alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile kendisine ait taşınmazı davalılardan Semih´e sattığını, onun da diğer davalı Hüseyin´e sattığını öne sürerek yapılan tasarrufun iptalini talep etmiştir.

Davalılardan Hüseyin davanın reddini savunmuş, diğer davalılar cevap vermemiştir.

Mahkemece iptal koşullarının oluşmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava İİK´nın 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkindir. Anayasa´nın 141. maddesinde mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı açıklanmış, aynı zorunluluk HUMK´nın 388. maddesinde de düzenlenmiştir. Bu maddede, hakimin uyuşmazlık konusu olan olay hakkında tüm kanıtları toplaması, tartışması, bu kanıtlardan hangisine değer verdiğini, kanıtlardan hangisine değer vermediğinin nedeni, hangilerini üstün tuttuğunun dayanaklarını değerlendirdikten sonra bir sonuca varmasının zorunlu ve gerekli olduğu vurgulanmıştır. Zira böyle bir yöntemin izlenmesi durumunda ancak kararın gerekçeli olduğu kabul edilebilir. Hükmü kuran hakimin böyle bir yöntemi izlemesi halinde maddi olgularla hüküm fıkrası arasında bir bağlantı kurulmuş olabilecektir. Ayrıca gerekçe sayesinde kararın doğruluğu denetlenmiş ve davanın tarafları tatmin ve inandırılmış olacaktır. Tüm bunlardan başka adil bir yargılamanın yapıldığı sonucuna varılacaktır. Yerel mahkeme kararında öncelikle belirtilen bu hükümlere uyulmamış, mahkeme gerekçesi eksik ve yetersiz bulunmuştur. Ayrıca iptal davasından maksat İİK´nın 278, 279 ve 280. maddelerinde yazıldığı gibi alacağın tahsilini temin için borcun doğumundan sonra yapılan tasarruflarının butlanına hükmettirmektir. Bu davanın önkoşulu ise, borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunmasıdır. Ön koşulun bulunması halinde ise, İİK´nın 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK´nın 278. maddede akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tabi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK´nın 280. maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK´nın 279. maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup, bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır. Somut olayda tasarrufa konu olan taşınmazın 04.10.2006 tarihinde borçlu davalı Ş.Engin tarafından üçüncü kişi konumundaki davalı Semih´e satıldığı, onun tarafından da diğer davalı Hüseyin´e satılmış olduğu anlaşılmaktadır. Ancak mahkemece davanın red gerekçesi yeterince açıklanmamış, davalı Semih yönünden davanın hangi nedenle reddedildiği belirtilmemiş, davalı Hüseyin yönünden ise taşınmazı değerinin üzerinde bir´ bedelle satın alması nedeniyle davanın reddi gerektiği bildirilmiştir. Bu durumda davalı Semih ile borçlu davalı Ş.Engin arasında akrabalık, arkadaşlık, iş ortaklığı ve komşuluk gibi bir yakınlığın olup olmadığının araştırılması ve bu davalılar yönünden davada İİK´nın 278, 279 ve 280. maddelerde yazılı iptal koşullarının oluşup oluşmadığının tartışılması, yine Hüseyin´in borçlu davalı Ş.Engin´in kiracısı olması da gözönünde bulundu-rularak İİK´nın 280. maddesinde yazılı iptal koşullarının bulunup bulunmadığının ayrıntılı bir şekilde tartışılıp değerlendirilmesi ondan sonra toplanan ve toplanacak olan tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yetersiz gerekçe ile ve eksik araştırma inceleme sonucu davanın reddine karar verilmiş olması doğru bulunmamıştır.

S o n u ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (BOZULMASINA) ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 24.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İHALENİN FESHİ-VEKİL YERİNE ASİLE YAPILAN TEBLİGAT.

T.C. YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2008/7759 Karar: 2008/10748 Karar Tarihi: 27.05.2008

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: HUMK´un 62, Avukatlık Kanunu 41 ve Tebligat Kanununun 11. maddeleri gereğince vekille takip edilen işlerde vekile tebligat zorunludur.

Borçlu vekili Avukat İ.S. vekaletnamesini mahkemeye ibraz ederek 08.01.2008 tarihli taşınmaz ihalesinin feshini talep etmiştir. İcra dosyası incelendiğinde, borçlu vekilinin 14.05.2007 tarihinde kıymet takdirine itiraz ettiği, Bayramiç İcra Mahkemesinin 21.06.2007 tarih 2007/45 Esas, 2007/58 karar sayılı kıymet takdirinin 39.972,56 YTL olarak tespitine ilişkin kararının alacaklı vekiline tefhim edildiği böylece alacaklı vekilinin, borçlunun hakkındaki takibi vekille sürdürdüğünü öğrendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca borçlu vekilinin icra dosyasına vekaletnamesini ibraz etmesine gerek yoktur. Bu halde satış ilanı tebligatının borçlu vekiline yapılması gerekirken borçlu asile yapılması usulsüz olup bu husus tek başına ihalenin feshi nedeni olduğundan mahkemece ihalenin feshi yerine yazılı gerekçe ile istemin reddine karar verilmesi isabetsizdir.

Sonuç: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK´un 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 27.05.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.


İHTİYATİ HACİZ KARARI İLAM NİTELİĞİNDE OLMADIĞINDAN TAKİP

GEÇİCİ TEDBİR OLARAK İHTİYATİ HACİZ- İLAMLI İCRA TAKİBİ

Daire : HD Daire No : 12 Esas Yılı : 2005 Esas No : 10507 Karar Yılı : 2005 Karar No : 13864 Karar Tarihi : 27.06.2005

ÖZET: İhtiyati haciz karan, niteliği itibariyle borçlunun malları üzerinde geçici bir tedbir uygulanması amacına yönelik olduğundan, İİK´nın 257. madde koşullarında alınan ihtiyati haciz karan ilam niteliğinde bulunmadığından, buna dayanılarak müstakilen ilamların icrası yoluyla takip yapılamaz.

(2004 S. K. m. 257)

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki taraf vekilleri tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

1- Alacaklı vekilinin temyiz isteminden 21.03.2005 havale tarihli dilekçesiyle feragat ettiği görülmekle vaki feragat nedeniyle alacaklı vekilinin temyiz isteminin reddine,

2- Borçlular vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

İhtiyati haciz kararı, niteliği itibariyle borçlunun malları üzerinde geçici bir tedbir uygulanması amacına yönelik olduğundan İİK.nun 257. madde koşullarında alınan ihtiyati haciz kararı ilam niteliğinde bulunmadığından buna dayanılarak müstakilen ilamların icrası yoluyla takip yapılamaz. Ancak, 4. İcra Müdürlüğünün 1998/1229 esas sayılı dosyasıyla başlatılan ilk takipte borçlu itirazlarının iptali için alacaklının Asliye Hukuk Mahkemesinden itirazın iptaline ilişkin karar alması sonucunda anılan takip dosyasında alacaklı, takibine devam edebilecekken itirazın iptali kararı nedeniyle İİK.nun 257. maddesi koşullarında ihtiyati haciz alarak ikinci kez birinci takipten müstakil olarak ilamların icrası yoluyla takip yapması doğru değildir. 24.12.2003 tarihli ihtiyati haciz kararının asıl alacak ile ilgili olarak verildiği de nazara alınarak, bu aşamada ikinci kez geçerli bir takip olmadığından bu takipte ihtiyati haczin uygulanması yerinde olmadığından Mahkemece ihtiyati haciz işlemlerinin iptaline karar vermek gerekirken reddi isabetsizdir.

SONUÇ: Borçlular vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda (2) numaralı bentte yazılı nedenlerle İİK. 366. ve HUMK 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 27.06.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İHTİYADİ HACİZ-DERDES DAVA ESNASINDADA KARAR ALINA BİLECEĞİ

T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E. 2005/9183 K. 2005/12547 T. 15.12.2005

• İHTİYATİ HACİZ ( Banka Tarafından Yapılan İlamsız Takibe Vaki İtiraz Üzerine Açılan İtirazın İptali Davası Derdest İken Bankanın Borçlular Hakkında İhtiyati Haciz Talebinde Bulunması )

• DERDEST DAVA ESNASINDA İHTİYATİ HACİZ TALEBİNDE BULUNULMASI ( Yasada Belirtilen İhtiyati Hacizin Koşullarının Gerçekleşmesi Durumunda Derdest Dava Olup Olmadığına Bakılmaksızın Haciz Talebinin Kabulünün Gerekmesi )

• BANKANIN İHTİYATİ HACİZ TALEBİ ( Banka Talebini Kredi Sözleşmeleri İhtarname Hesap Özetleri ve Borçlu Şirketin Mallarını Kaçırdığına Dair Gazete Küpürlerine Dayandırdığından Talebin Kabulünün Gerekmesi )

ÖZET : Alacak rehinle temin edilmemişse ve muaccel hale gelmişse alacaklı ihtiyati haciz isteyebilir. Alacak muaccel değilse aynı maddenin 2.fıkrasında öngörülen koşulların varlığı halinde ihtiyati haciz istenebilir. Borçluya karşı genel haciz yoluyla takip yapmış olan alacaklıların takip kesinleşmeden önce hakkının tehlikeye girmesi halinde ihtiyati haciz talep etmesine engel bulunmamaktadır.

Davacı alacaklı vekili, ihtiyati haciz istemini kredi sözleşmeleri, ihtarname ve hesap özetleri ile gazete küpürlerine dayandırmıştır. Mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek ihtiyati haciz talebi yönünden bir karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki ihtiyati haciz talebinin incelenmesi sırasında kararda yazılı nedenlerden dolayı talebin REDDİNE yönelik olarak verilen kararın süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, E...... Tekstil A.Ş.nin müvekkili bankadan kredi kullandığını, diğer borçluların kredi sözleşmelerinin müteselsil kefili olduğunu, müvekkili bankanın 31.7.1997 tarihli sözleşme kapsamında 2.2.2005 tarihi itibariyle 22.835.677.94 YTL alacağı bulunduğunu, alacağın tahsili amacıyla başlatılan takibe davalıların 23.2.2005 tarihinde itiraz ettiğini, itirazın iptali için açılan davanın derdest olduğunu, borçluların taahhütlerinden kurtulmak amacıyla mallarını gizleme ve kaçırma eğilimleri içinde olduğunu, borçlu şirketlerin yetkilisi olan kişinin hileli işlemlerinin gazetelerde yer aldığını ileri sürerek borçluların mallarına ve alacaklarına ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Mahkemece alacaklı banka tarafından borçlular aleyhine ilamsız icra takibine geçildiği, takibin itiraz üzerine durduğunu, alacağın çekişmeli hale geldiğini, alacağın yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle ihtiyati haciz talebinin REDDİNE karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

İhtiyati haczin koşulları İİK.nun 257. maddesinde düzenlenmiştir. Alacak rehinle temin edilmemişse ve muaccel hale gelmişse alacaklı ihtiyati haciz isteyebilir. Alacak muaccel değilse aynı maddenin 2.fıkrasında öngörülen koşulların varlığı halinde ihtiyati haciz istenebilir. Borçluya karşı genel haciz yoluyla takip yapmış olan alacaklıların takip kesinleşmeden önce hakkının tehlikeye girmesi halinde ihtiyati haciz talep etmesine engel bulunmamaktadır.

Davacı alacaklı vekili, ihtiyati haciz istemini kredi sözleşmeleri, ihtarname ve hesap özetleri ile gazete küpürlerine dayandırmıştır. Mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek ihtiyati haciz talebi yönünden bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 15.12.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

NOT---FAKAT BİR KERE İHTİYATİ HACİZ KARARI ALINDIKTAN SONRA TAKİBE İTİRAZ ÜZERİNE VE TAKİBİN DURMASI ÜZERİNE İİK 264 /2 PROSÜDÜRÜ GEREĞİNCE İHTİYATİ HACİZ DEVAM EDECEĞİNDEN AYNI KONUDA VE AYNI ALACAK İÇİN İLK İHTİYATİ HACİZ HÜKMÜNÜ KANUN DEVAM ETTİRDİĞİ SÜRECE TEKRAR İHTİYATİ HACİZ KARARI ALMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR. AYNI ALACAK İÇİN İKİ KEZ İHTİYATİ HACİZ KARARI ALINAMAZ . İKİNCİ İHTİYATİ HACİZ KARARINI VEREN MAHKEMEYE AYNI ALACAK İÇİN İHTİYATİ HACİZ KARARI ALINDIĞI İÇİN İKİNCİ İHTİYATİ HACİZ KARARININ SEBEPLERİ BULUNMADIĞINDAN DOLAYI İİK 265 E GÖRE DAVA SÜRESİNİ KAÇIRMAMAK KAYDI İLE DAVA AÇILABİLİR.

BU KARAR OLSA GEREK.

GEÇİCİ TEDBİR OLARAK İHTİYATİ HACİZ- İLAMLI İCRA TAKİBİ Daire : HD Daire No : 12 Esas Yılı : 2005 Esas No : 10507  Karar Yılı : 2005

Karar No : 13864 Karar Tarihi : 27.06.2005

tedbir uygulanması amacına yönelik olduğundan, İİK´nın 257. madde koşullarında alınan ihtiyati haciz karan ilam niteliğinde bulunmadığından, buna dayanılarak müstakilen ilamların icrası yoluyla takip yapılamaz.

(2004 S. K. m. 257)

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki taraf vekilleri tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

1- Alacaklı vekilinin temyiz isteminden 21.03.2005 havale tarihli dilekçesiyle feragat ettiği görülmekle vaki feragat nedeniyle alacaklı vekilinin temyiz isteminin reddine,

2- Borçlular vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

İhtiyati haciz kararı, niteliği itibariyle borçlunun malları üzerinde geçici bir tedbir uygulanması amacına yönelik olduğundan İİK.nun 257. madde koşullarında alınan ihtiyati haciz kararı ilam niteliğinde bulunmadığından buna dayanılarak müstakilen ilamların icrası yoluyla takip yapılamaz. Ancak, 4. İcra Müdürlüğünün 1998/1229 esas sayılı dosyasıyla başlatılan ilk takipte borçlu itirazlarının iptali için alacaklının Asliye Hukuk Mahkemesinden itirazın iptaline ilişkin karar alması sonucunda anılan takip dosyasında alacaklı, takibine devam edebilecekken itirazın iptali kararı nedeniyle İİK.nun 257. maddesi koşullarında ihtiyati haciz alarak ikinci kez birinci takipten müstakil olarak ilamların icrası yoluyla takip yapması doğru değildir. 24.12.2003 tarihli ihtiyati haciz kararının asıl alacak ile ilgili olarak verildiği de nazara alınarak, bu aşamada ikinci kez geçerli bir takip olmadığından bu takipte ihtiyati haczin uygulanması yerinde olmadığından Mahkemece ihtiyati haciz işlemlerinin iptaline karar vermek gerekirken reddi isabetsizdir.

SONUÇ: Borçlular vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda (2) numaralı bentte yazılı nedenlerle İİK. 366. ve HUMK 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 27.06.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İKRAMİYE-DÖNER SERMAYE-SADECE 1/4 HACİZ EDİLE BİLECEĞİ

NOT:1/4 ten fazla miktarın haczine karar verilse bile bence iş yasasının 35 inci maddesi karşısında bu haczin işveren tarafından uygulanması KESİNLİKLE doğru değil. Zira, madde 35 emredici bir hüküm ve 1/4 ten fazlasının haczini, devir ve temlikini çok açık şekilde yasaklamış.

İŞ KANUNU

Ücretin saklı kısmı

MADDE 35.- İşçilerin aylık ücretlerinin dörtte birinden fazlası haczedilemez veya başkasına devir ve temlik olunamaz. Ancak, işçinin bakmak zorunda olduğu aile üyeleri için hakim tarafından takdir edilecek miktar bu paraya dahil değildir. Nafaka borcu alacaklılarının hakları saklıdır.

Bakınız Maddeye dikkat edildiğinde Birikmiş nafaka ve cari aylık nafaka hacizlerinde şu nöansa dikkat ediniz önce birikmiş nafakadan maaş haczini yaptırıp geri kalan kısmından nafakayı kesilirse daha avantajlı olacağı düşünüle bilir  .Zira nafaka kesildikten sonra geri kalan rakamın 1/4 ü daha az bir tutar teşkil etmektedir.bu nedenlede , önce haczi yapılıp sonra geri kalandan nafakanın kesilmesini telep edilebilir.nafaka 1/4 e tabi olmadığından maaş kesintisi daha fazla olduğu düşünülerek bu yola baş vurulması durumunda İcra tetkik merciine itiraz yapıla bilir.

T.C. YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2006/11847 Karar: 2006/13146 Karar Tarihi: 16.06.2006

ÖZET: Borçlu ikramiyesinin dörtte biri haczedilebileceğine göre şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekir.

(4857 S. K. m. 28, 32, 35)

Dava: Yukarıda gün ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içerisinde temyizen incelenmesi borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

 Karar: Borçlu vekili müvekkili aleyhine yapılan icra takibi ile, müvekkilinin almakta olduğu maaşının 1/4´ü ile ikramiyesinin tamamına haciz konulduğunu, bunun kanuna aykırı olduğunu, ancak, 1/4´ü oranında kesinti yapılabileceğini bu sebeple şikayetinin kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

4857 S. İş Yasasının 35. maddesinde; <işçilerin aylık ücretlerinin dörtte birinden fazlası haczedilemez.> hükmü yer almaktadır. Ayrıca, Yasanın 32. maddesinde ücretin genel anlamda tanımlanması yapılmış olup, ikramiyenin de ücretten sayılacağı anlaşılmaktadır.

Bu halde adı geçen Kanun maddesi uyarınca borçlu ikramiyesinin 1/4´ü haczedilebileceğine göre şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken aksine düşünce ile 4875 S. Kanunun 28. maddesine paralel olarak düzenleme yapıldığı gözardı edilerek yazılı biçimde şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir.

Sonuç: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 16.06.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

--------------------------------

KAMU ALACAKLARININ TAHSİLİ-SATIŞ İSTEME SURESİ

NOT:Aslında yargıtaydada bu konuda kesin bir görüş birliği var diyemeyiz.

Netice olarak 3 aylık süre dahilinde satış istenmezse 6183´e göre konulmuş haczin düşmeyeceğini; ancak aynı kanunda yer alan ve amme alacağının tahsili için öngörülen 5 yılık genel zamanaşımı süresinin sonunda haczin kalkacağını yolunda işlem devam etmektedir.

T.C. YARGITAY Ondokuzuncu Hukuk Dairesi Esas No   : 1995/07341 Karar No  : 1995/07301

Tarih : 13.09.1995 SIRA CETVELİNE İTİRAZ  KAMU ALACAKLARININ TAHSİLİ

SATIŞ İSTEME SÜRESİ

ÖZET:

Şikayetçi Vergi Dairesi, satışa konu mal üzerindeki haczinin düşmediğim öne sürerek, birinci sırada olacak şekilde sıra cetvelinin iptalini istediğine göre, husumetin, satış bedelinin tamamı kendisine ayrılan alacaklı kişiye yöneltilerek, taraf teşkili sağlandıktan sonra, şikayet hakkında bir karar verilmesi gerekir.

Motorlu taşıl vergisi, satış ve bedelin paylaşıma ´konu malın aynından doğan bir vergi olması sebebiyle, 6183 sayılı ´Yasanın 21/2. maddesi uyarınca, rehinli alacaklardan önce ödenmesi gerekir. Malın ayrımından doğan vergi alacağı için, ayrıca takip yapılması ve. mala haciz konulması gerekli değildir.

6183 sayılı Yasa, özel bir yasa olup, bu yasada haciz tarihinden itibaren belli bir sürede satış istenmediği takdirde haczin düşeceğine dair hüküm bulunmamaktadır.

Bu Yasanın 84. maddesindeki süre, satış süresi olmadığından Vergi Dairesinin haczinin devam ettiğinin kabulü gerekir.

 Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı hazine vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı vekili, Bucak İcra Müdürlüğünce düzenlenen 14.05.1992 tarihli sıra cetvelinde; Vergi Dairesinin 3. sıraya alındığını, Vergi Dairesinin haczinin düşmediği halde düştüğünün kabulünün usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, Vergi Dairesinin 1. sırada olacak şekilde sıra cetvelinin iptalini talep ve dava etmiştir.

Mercii Hakimliğince, Vergi Dairesinin satışa konu aracı 19.10.1990 tarihinde haczettiği, bir yıl içerisinde satış talep edilmediğinden haczinin düştüğü, Vergi Dairesinin süresiz olarak satış talep edebileceğinin kabul edilemeyeceği gerekçesiyle, şikayetin reddine karar verilmiş, hüküm davacı hazine vekilince temyiz edilmiştir.

Şikayetçi Vergi Dairesi, satışa konu mal üzerindeki haczinin düşmediğini ileri sürerek, birinci sırada olacak şekilde sıra cetvelinin iptalini istemiştir. Vergi Dairesi birinci sırada yer almak için bu şikayeti yaptığından, husumetin satış bedelinin tamamı kendisine ayrılan alacaklı Salih Şengül´e yöneltilerek, taraf teşkili sağlandıktan sonra şikayet hakkında karar verilmesi gerekir. Mercii Hakimliğince bu yönün gözden kaçırılması usule aykırıdır.

Motorlu Taşıt Vergisi, satış ve bedelin paylaşıma konu malın aynından doğan bir vergi olması nedeniyle, 6183 Sayılı Yasanın 21/2. maddesi uyarınca rehinli alacaklardan da önce ödenmesi gerekir. Malın aynından doğan vergi alacağı için ayrıca takip yapılması ve mala haciz konulması gerekli değildir.

6183 Sayılı Yasa kamu alacaklarının tahsil usulünü düzenleyen özel bir yasa olduğundan, vergi alacağı için yapılan hacizden sonra satış isteme süresi ile ilgili bu yasanın uygulanması gerekir. 6183 Sayılı Yasada; haciz tarihinden itibaren belli bir süre de satış istenmediği takdirde haczin düşeceğine dair hüküm bulunmamaktadır. Anılan yasanın 84. maddesinde öngörülen süre satış süresi olmadığından, Vergi Dairesinin haczinin devam ettiğinin kabulü gerekir. Mercii Hakimliğince Vergi Dairesinin haczinin düştüğüne ilişkin gerekçesi kabul şekli yönünden doğru değildir.

Sonuç: Yukarıda 3 bent halinde açıklanan nedenlerle hükmün (BOZULMASINA), peşin harcın istek halinde iadesine, 13.09.1995 gününde oybirliğiyle karar verildi


RİZİKONUN TEMİNAT DIŞINDA KALDIĞI İDDİASINI İSPAT YÜKÜ

YARGITAY

17. Hukuk Dairesi 2010/11355 E.N , 2011/9768 K.N.

Özet

KURAL OLARAK RİZİKONUN TEMİNAT DIŞINDA KALDIĞI İDDİASINI SİGORTACI İSPATLAMALIDIR.

SİGORTALI, SİGORTACININ İSTEĞİ ÜZERİNE RÜCU HAKKININ KULLANILMASINA YARARLI BİLGİ VE BELGELERİ GECİKMEKSİZİN SİGORTACIYA VERMEKLE YÜKÜMLÜDÜR.

SİGORTALI, RİZİKONUN GERÇEKLEŞTİĞİNE DAİR DOĞRU İHBAR MÜKELLEFİYETİNİN KASTEN YERİNE GETİRMEZ VEYA İYİNİYET KURALLARINA AÇIKÇA AYKIRI ŞEKİLDE, SİGORTA TEMİNATI DIŞINDA KALAN BİR HUSUSU SANKİ, TEMİNAT İÇİNDE KALMIŞ GİBİ İHBAR EDİLDİĞİ SİGORTACI TARAFINDAN SOMUT DELİLLERLE KANITLANIRSA, İSPAT KÜLFETİ YER DEĞİŞTİRİP SİGORTALIYA GEÇER.

MAHKEMECE TRAFİK KAZASI SONRASI ARAÇ SÜRÜCÜSÜNÜN DEĞİŞTİRİLİP DEĞİŞTİRİLMEDİĞİ, TANIKLAR YENİDEN BİRLİKTE DİNLENEREK GEREKİRSE OLAY YERİNDE KEŞİF YAPILARAK VARSA OLAY MAHALLİNDEKİ KAMERALARDAKİ GÖRÜNTÜLER DE GETİRTİLEREK SONUCUNA GÖRE İSPAT YÜKÜNÜN YER DEĞİŞTİRİP DEĞİŞMEDİĞİ KONUSU TARTIŞILIP HÜKÜM KURULMASI GEREKİR.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkiline ait aracın davalı şirkete kasko sigorta poliçesi ile sigortalı olduğunu, aracın tek taraflı kazada hasar gördüğünü, hasar bedelinin sigorta şirketi tarafından ödenmediğini belirterek 30.000 TL tazminatın avans faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili, kazadan sonra sürücü değişikliği yapıldığını, sigortalının doğru ihbar yükümlülüğünün yerine getirmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davacının ihbar yükümlülüğünü iyiniyet kurallarına uygun şekilde yerine getirmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

Mal sigortası türünden olan kasko sigorta sözleşmeleri gerek kuruluşlarında, gerek devamı sırasında ve gerekse rizikonun gerçekleşmesi aşamasındaki ihbar yükümlülükleri bakımından iyiniyet esasına dayalı sözleşme türlerindendir.

Kasko Sigortası Genel Şartlarının A/1 maddesine göre, gerek hareket gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile üçüncü kişilerin kötüniyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan, TTK 1282. maddesi uyarınca, sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi, aynı Yasa´nın 1281. maddesi hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5. maddesinde sayılan "teminat dışında kalan zararlardan" olması gerekmektedir.

Keza, Kasko Sigortası Genel Şartları B.1.5 maddesine göre, sigortalı, sigortacının isteği üzerine rizikonun gerçekleşmesi nedenlerini ayrıntılı şekilde belirlemeye, zarar miktarı ile delilleri saptamaya ve rücu hakkının kullanılmasına yararlı bilgi ve belgeleri gecikmeksizin sigortacıya vermekle yükümlüdür.

Görüldüğü gibi, ihbar yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemesi durumunda, müeyyidesi genel şartlarda düzenlenmediği gibi, bu husus rizikonun teminat dışında kaldığı haller arasında da sayılmamıştır. Bu halde, konunun TTK´nın 1290 ve 1292/son madde hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Buna göre, sigorta ettiren kimse kasten ihbarda bulunmamış ise, sigorta haklarını zayi edeceği, kusurunun bulunması halinde ağırlığına göre sigortacının ödemekle yükümlü olduğunun kabulü gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sigortalı rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde, sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki, teminat içinde kalmış gibi ihbar edildiği sigortacı tarafından somut delillerle kanıtlanılırsa, ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer.

Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında, kaza tespit tutanağına göre tek taraflı kazanın 01.02.2009 tarihinde saat 03.30´da sürücü Halil tarafından tek taraflı trafik kazasını yaptığı belirtilmiş; zabıt mümzisi Bülent de mahkemede verdiği ifadesinde, kaza tespit tutanağının içeriğini doğrulayarak araç sürücüsünün Halil olduğunu beyan etmiştir. Davalı tanığı Uğur ise, 14.04.2009 tarihli dilekçesinde ve mahkemeye verdiği ifadesinde, kaza esnasında görevli bulunduğunu, bir aracın çok hızlı olarak geldiğini, bariyerlerinin açık olduğunu, kasise girdiğini, fren yaptığını ve direksiyon hakimiyetini kaybedip direklere çarpıp devrildiğini, kazadan hemen sonra aracın yanına gittiğini, araç içinden genç, orta boylu birini araçtan çıkardığını, arkadan gelen Mercedes marka araçtan biri bayan iki bey indiğini, beylerden biri olay yerinde sürücü olarak kaldığını, araçtan çıkarılan sürücünün Mercedes araçla gittiğini, kalan sürücü ile Jandarma gelene kadar beklediğini beyan etmiştir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık trafik kaza sonrası araç sürücüsünün değiştirilip değiştirilmediği, araç sürücünün Halil mi, yoksa başka bir kişi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.

Kaza tespit tutanakları aksi ispat edilene kadar geçerli resmi belge niteliğindedir. Zabıt mümzisi Bülent sürücünün Halil olduğunu söylemiş ise de, davalı tanığı Uğur ise sürücünün genç, orta boylu bir kişinin olduğunu ifade etmiştir. Tanıklar arasındaki çelişki giderilmeden, sürücünün kimliği tespit edilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulamaz.

Bu durumda mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, tanıklar Bülent ve Uğur yeniden birlikte dinlenerek Bülent olay mahalline geldiği sırada, Uğur´un olay mahallinde bulunup bulunmadığı, Uğur ile konuşup konuşmadığı, gerektiğinde olay yerinde keşif yapılarak olayı gördüğünü beyan eden Uğur´un bulunduğu yerden kazanın meydana gelmesini ve sonradan gelişen durumları görebilecek konumda olup olmadığı belirlenmeli, varsa olay mahallindeki kameralardaki görüntüler de getirtilerek, sonucuna göre ispat yükünün yer değişip değişmediği konusu tartışılıp TTK´nın 1281, 1282 ve 1292/son maddeleri uyarınca hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

 S o n u ç: Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 25.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.



ÖDEME TAAHHÜTÜNÜ İHLAL-TAKİBİN KESİNLEŞTİRİLMEDİĞİ

YARGITAY 16. Hukuk Dairesi 2011/1204 E.N , 2011/4027 K.N.

İlgili Kavramlar

BORÇLU SIFATI

ÖDEME ŞARTINI İHLAL SUÇU

TAKİBİN KESİNLEŞMEMESİ

Özet

SANIK VE ALACAKLI VEKİLİNİN BİRLİKTE İCRA DAİRESİNE GİDEREK, SANIĞIN BORCUN TAMAMINI FAİZİ VE TÜM MASRAFLARI İLE ÖDEYECEĞİNİ TAAHHÜT ETTİĞİ HALDE, TAAHHÜDÜNÜ YERİNE GETİRMEDİĞİNDEN BAHİSLE CEZALANDIRILMASINA KARAR VERİLMİŞ İSE DE, İCRA MÜDÜRLÜĞÜ TARAFINDAN ÇIKARILAN ÖDEME EMRİNİN BORÇLUYA TEBLİĞ EDİLMEDEN İADE EDİLMİŞ OLMASI VE SANIĞIN İCRA DAİRESİNDEKİ TAAHHÜDÜNDE DE TÜM SÜRELERDEN FERAGAT ETTİĞİ VE TAKİBİN KE-SİNLEŞTİRİLMESİ YÖNÜNDE BİR BEYANININ BULUNMAMASI KARŞISINDA, BORÇLU SANIK YÖNÜNDEN TAKİBİN KESİNLEŞMEMESİ NEDENİYLE HENÜZ BORÇLU DURUMA DÜŞMEDİĞİ, ÖDEME ŞARTINI İHLAL SUÇUNUN SANIĞININ İSE BORÇLU OLMASI GEREKTİĞİ GÖZETİLMEDEN MAHKUMİYETE KARAR VERİLMESİ İSABETSİZDİR.

İçtihat Metni

Ödeme şartını ihlal suçundan sanık Özcan´ın, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu´nun 340. maddesi uyarınca 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair, (Soma İcra Mahkemesi)´nin 14.05.2010 tarihli, 2009/422 esas ve 2010/312 sayılı kararını kapsayan dosya aleyhine Adalet Bakanlığı´ndan verilen 29.12.2010 gün ve 76716 sayılı kanun yararına bozma talebini içeren Yargıtay C.Başsavcılığı´nın 10.01.2011 gün ve K.Y.B. 2011/1578 sayılı tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi,

Tebliğnamede, sanık hakkında Soma İcra Müdürlüğü´nün 2008/2251 sayılı dosyası üzerinden yapılan icra takibi sırasında, sanık ve alacaklı vekilinin birlikte icra dairesine giderek, sanığın borcun tamamını faizi ve tüm masrafları ila birlikte ödeyeceğini taahhüt ettiği halde, taahhüdünü yerine getirmediğinden bahisle mahkumiyetine karar verilmiş ise de, Soma İcra Müdürlüğü tarafından borçlu-sanığa çıkarılan ödeme emrinin sanığa tebliğ edilemeden iade edilmiş olması ve sanığın icra dairesinde taahhütte bulunmadan önce, tüm sürelerden feragat ettiği ve takibin kesinleştirilmesi yönünde bir beyanının bulunmaması karşısında, taahhüdün geçerli olmayacağı ve atılı suçun oluşmayacağı gözetilmeden, sanığın beraatı yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi isabetsiz olduğundan anılan hükmün 5271 sayılı Ceza Mu-hakemesi Kanunu´nun 309. maddesi uyarınca bozulması gereğine işaret edilmiştir. Gereği görüşüldü:

Dosya kapsamına göre; Soma İcra Müdürlüğü´nün 2008/2251 sayılı dosyası ile yapılan icra takibinde, sanık ve alacaklı vekilinin birlikte icra dairesine giderek, sanığın borcun tamamını faizi ve tüm masrafları ile birlikte ödeyeceğini taahhüt ettiği halde, taahhüdünü yerine getirmediğinden bahisle İİK´nın 340. maddesi uyarınca üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına karar verilmiş ise de, Soma İcra Müdürlüğü tarafından çıkarılan ödeme emrinin borçluya tebliğ edilemeden iade edilmiş olması ve sanığın icra dai-resindeki taahhüdünde de tüm sürelerden feragat ettiği ve takibin kesinleştirilmesi yönünde bir beyanın bulunmaması karşısında, borçlu sanık yönünden takibin kesinleşmemesi nedeniyle adı geçen sanığın henüz borçlu durumuna düşmediği, anılan yasa metninden de anlaşılacağı üzere ödeme şartını ihlal suçunun sanığının borçlu olmasının gerektiği, eş anlatımla henüz borçlu sıfatı yüklenilmeden yapılan taahhüdün de geçerli olmadığı ve atılı suçun oluşmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi isabetsizdir.

Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nca düzenlenen tebliğname yerinde görülmekle, Soma İcra Mahkemesi´nin 14.05.2010 tarihli, 2009/422 esas ve 2010/312 sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 309. maddesi uyarınca (BOZULMASINA),
Bozma kararı üzerine 5271 sayılı CMK´nın 309/4-d maddesi gereğince yeniden hüküm kurulması gerekmekle;

Borçlu sanık Özcan´ın ödeme şartını ihlal suçundan dolayı cezalandırılmasına yer olmadığına, hakkındaki cezanın çektirilmemesine, dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na tevdiine, 04.07.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


DAVANIN İDDİANAME İLE AÇILMASI, DURMA KARARI

YARGITAY 16. Hukuk Dairesi 2010/7543 E.N , 2011/6 K.N.

İlgili Kavramlar

DAVANIN İDDİANAME İLE AÇILMASI

DURMA KARARI

GÖREVLİ MAHKEME

HÜKMEN TESLİM EDİLEN TAŞINMAZA ELATMAK

Özet

DAVANIN, CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI´NCA YAPILACAK SORUŞTURMA SONUNDA İDDİANAME İLE İCRA CEZA MAHKEMESİNE AÇILMASI GEREKİR. SANIKLAR HAKKINDA ŞİKAYET DİLEKÇESİYLE İCRA MAHKEMESİNDE DAVA AÇILDIĞI ANLAŞILMAKLA, MAHKEMECE DURMA KARARI VERİLEREK GEREĞİNİN TAKDİR VE İFASI İÇİN DOSYANIN CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI´NA GÖNDERİLMESİ GEREKİR.

İçtihat Metni

Hükmen teslim edilen taşınmaza elatmak suçundan sanıklar Sezai ve Osman´ın ayrı ayrı beraatlerine karar verilmiş; hüküm, yasal süresi içerisinde şikayetçi vekili tarafından temyiz edildiğinden, Yargıtay C.Başsavcılığı´nın bozma istemli tebliğnamesi ile dosya Daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak gereği görüşüldü:

Sanıklara isnat edilen eylemin oluşması halinde haklarında İİK´nın 342. maddesi yollamasıyla TCK´nın 290/1. maddesinin uygulanması ihtimali nedeniyle, Cumhuriyet Başsavcılığı´nca yapılacak soruşturma sonunda davanın iddianame ile icra ceza mahkemesine açılması gerekmektedir. Somut olayda, sanıklar hakkında şikayet dilekçesiyle icra mahkemesinde dava açıldığı anlaşılmakla, mahkemece CMK´nın 223/8. maddesi uyarınca durma kararı verilerek gereğinin takdir ve ifası için dosyanın C.Başsavcılığı´na gönderilmesi gerektiği gözetilmeksizin yargılamaya devamla sanıkların ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi isabetsiz olduğundan hükmün istem gibi (BOZULMASINA), 24.01.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


GAYRİMENKUL SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİ, KAT KARŞILIĞI İNŞAAT...

YARGITAY 15. Hukuk Dairesi 2011/5829 E.N , 2011/6794 K.N.

İlgili Kavramlar

ESER SÖZLEŞMESİ

GAYRİMENKUL SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİ

GECİKME GİDERİMİ

KAT KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİ

Özet

AKDİN İCRASINDAN VE GECİKMESİ SEBEBİYLE ZARAR VE ZİYAN TALEBİNDEN VAZGEÇTİĞİNİ DERHAL BEYAN EDEREK BORCUN İFA EDİLMEMESİNDEN DOĞAN ZARAR VE ZİYANI TALEP ETMEYE İLİŞKİN HAKKIN KULLANILMASI, KAT KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMELERİNDE, DA-VACILARA DÜŞEN BAĞIMSIZ BÖLÜMLERE AİT ARSA PAYLARININ DAVALI YÜKLENİCİYE GEÇİRİLMESİ KARŞILIĞINDA O BAĞIMSIZ BÖLÜMLERİN TESLİMİ GEREKEN TARİHTEKİ BİTMİŞ HALDEKİ RAYİÇ BEDELLERİNİN (MÜSPET ZARAR) İSTENMESİDİR.

DAVA KONUSU 20 NOLU BAĞIMSIZ BÖLÜMÜN TAPUDA ÜÇÜNCÜ KİŞİYE DEVRİ NEDENİYLE DEĞERİ TALEP EDİLMİŞ, YARGILAMA SONUCUNDA RAYİÇ BEDELE HÜKMEDİLDİĞİNDEN MÜSPET ZARAR KAPSAMINDA TALEP EDİLEN GECİKME GİDERİMİ İSTEMİNİN REDDİNE KARAR VERİLMESİ İSABETLİDİR. 11 NOLU BAĞIMSIZ BÖLÜM AÇISINDAN, GECİKME GİDERİMİ İNŞAATIN TESLİM TARİHİNDEN İFANIN GERÇEKLEŞTİĞİ TARİHE KADAR HESAPLANMALI, TALEPLE BAĞLI KALINARAK HÜKÜM KURULMALIDIR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

Dava, Borçlar Yasası´nın 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan gecikme giderimi istemine ilişkindir.

Yerel mahkemede görülen davanın yapılan açık yargılaması sonucunda davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

2- Davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

D… ili K… mahallesi İ… mevkiinde bulunan tapunun ada no 496 parsel no 4´de kayıtlı 428 m2 tutarındaki taşınmaz arsa davacı Nevriye ile dava dışı Ahmet ve H.İbrahim´e aittir. Arsa malikleri ile davalı yüklenici şirket arasında Denizli Dördüncü Noterliği´nde 21.05.1992 tarih ve 15517 yevmiye sayılı kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi düzenlenmiştir. Sözleşme uyarınca taşınmaz arsaya anahtar teslimi inşaat yapılacağı, inşaata tadilat projelerinin tamamlanması ve ruhsatın alınmasından itibaren başlanacağı, 24 ayda bitirilip teslim edileceği, tayin edilen sürede bitirilemediği takdirde 6 aylık daha ek süre verileceği kararlaştırılmıştır.

Davalı yüklenici inşaata başlamış, edimini önemli oranda ifa etmiştir. Yapılan paylaşıma göre 11-12-18 ve 20 nolu bağımsız bölümler davacıya isabet etmiştir.

Somut olaya ilişkin temel uyuşmazlık 11 ve 20 nolu bağımsız bölümlerin süresinde teslim edilmediğinden dolayı gecikme giderimi istemine ilişkindir.

Denizli Üçüncü Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 2006/100 Esas 2006/172 Karar sayılı dava dosyasında 11 nolu bağımsız bölümle ilgili tapu iptali tescil davası görülmüş, yapılan yargılama sonucunda davanın kabulü ile davalılar adına yazılı tapu kayıtlarının iptaline, davacı Nevriye adına tesciline karar verilmiş, hüküm 19.06.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Bu durumda 11 nolu bağımsız bölüm açısından ifanın gerçekleştiği tarih 19.06.2007 günü olmaktadır.

Davacıya isabet eden 20 nolu bağımsız bölüm davalı yüklenici tarafından Mücahit adlı dava dışı üçüncü kişiye satılmıştır.

Denizli Üçüncü Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 2003/618 Esas 2007/408 Karar sayılı dava dosyasında davacı Nevriye tarafından davalı yüklenici G… İnşaat Mühendislik Turizm ve Ticaret Ltd. Şti. aleyhine açılan davadaki 20 nolu bağımsız bölümün bedeli olarak fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 50.000,00 TL istenmiş, yapılan yargılama sonucunda davanın kabulü ile 50.000,00 TL´ye hükmedilmiştir.

Borçlar Yasası´nın 106/II. maddesinde düzenlenen akdin icrasından ve teehhürü sebebiyle zarar ve ziyan talebinden vazgeçtiğini derhal beyan ederek borcun ifa edilmemesinden mütevellit zarar ve ziyanı talep etmeye ilişkin hakkın kullanılması demek, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde, davacılara düşen bağımsız bölümlere ait arsa paylarının davalı yükleniciye geçirilmesi karşılığında o bağımsız bölümlerin teslimi gereken tarihteki bitmiş haldeki rayiç bedellerinin (müspet zarar) istenmesi demektir. Başka bir anlatımla; mülkiyet hakkı, eksik ayıplı işler bedeli, kira mahrumiyeti ve cezai şart yerine, davacılara isabet eden dairelerin bitirilmiş haldeki rayiç bedeline ve dairelerin de yüklenici adına tesciline hükmedilir.

Dava konusu somut olayda 20 nolu bağımsız bölümün tapuda 3. kişiye devri nedeniyle değeri talep edilmiş, yargılama sonucunda rayiç bedele hükmedilmiştir. O halde 20 nolu bağımsız bölüm için müspet zarar kapsamında talep edilen gecikme giderimi isteminin reddine karar verilmesi usul, yasaya ve yönteme uygun görülmüştür. 11 nolu bağımsız bölüm açısından davacı yanın isteminin kısmen yerinde olduğu anlaşılmıştır. Şöyle ki;

Taraflar arasındaki kat karşılığı inşaat sözleşmesinin 2 ve 3. maddeleri uyarınca inşaatın teslim tarihi tadilat ruhsatının alındığı tarihten itibaren 24 ay olduğu, 30. madde gereğince inşaatın 3. maddenin 3. şıkkında tayin edilen sürede bitirilememesi halinde 6 aylık ilave süre verileceği hüküm altına alınmıştır. İnşaat ruhsatı 16.03.1993 günü alınmış olup 24 ay + 6 aylık bu süreler eklendiğinde inşaatın teslim tarihi 16.09.1995 günü olmaktadır. 11 nolu bağımsız bölüm açısından gecikme giderimi de 16.09.1995 tarihinden ifanın gerçekleştiği 19.06.2007 tarihine kadar hesaplanmalıdır. Ancak davacı 1999 yılından başlamak üzere talepte bulunduğundan taleple bağlı kalınarak 01.01.1999 tarihinden 19.06.2007 tarihine kadarki döneme ait gecikme giderimi belirlenip hüküm altına alınmalıdır.

Açıklanan olgular gözden uzak tutularak davanın tümden reddine karar verilmesi isabetli olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

S o n u ç: Yukarıda 1. bentte yazılı nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca kabulü ile kararın temyiz eden davacı yararına (BOZULMASINA), fazla alınan temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 23.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


ESER SÖZLEŞMESİ , İYİNİYET, ZAMANAŞIMI

YARGITAY

15. Hukuk Dairesi 2011/6282 E.N , 2011/7054 K.N.

 İlgili Kavramlar

ESER SÖZLEŞMESİ

İYİNİYET

ZAMANAŞIMI

Özet

TARAFLARIN YAPTIKLARI PROTOKOL RESMİ BİR ŞEKİLDE YAPILMADIĞI İÇİN GEÇERSİZ İSE DE, TAPUDA PAY DEVRİNİ DE İÇERDİĞİNDEN VE PAY DEVRİ DE YAPILDIĞINDAN GEÇERSİZLİĞİN İLERİ SÜRÜLMESİ DÜRÜSTLÜK İLKESİNE AYKIRIDIR. UYUŞMAZLIK SATIŞ SÖZLEŞMESİ HÜKÜMLERİNE GÖRE DEĞİL, ESER SÖZLEŞMESİNDEKİ DÜZENLEMELERE GÖRE ÇÖZÜMLENMELİDİR. DAVA KONUSU OLAYDA AKİT İFA İLE SONUÇLANMADIĞINDAN TESLİM SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. ESER SÖZLEŞMELERİNDE ZAMANAŞIMININ BAŞLADIĞI TARİH, ESERİN SÖZLEŞMESİNE UYGUN BİR ŞEKİLDE TESLİM EDİLDİĞİ VEYA TARAFLARIN FESİHTE İRADELERİNİN BİRLEŞTİĞİ TARİHTEN İTİBAREN 5 YILDIR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen tetkiki davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış, eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmal edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacılar murisleri Abdullah´ın da aralarında bulunduğu arsa sahipleri ile davalı arasında imzalanan 14.04.1998 tarihli protokol uyarınca A…-G… Kaplıcası´nda bulunan ve tapunun 1 pafta 151, 144, 145, 156 ile İ… mevkiindeki 384 ve 385 parsel nolu taşınmazlar üzerine villa yapımı konusunda anlaşma yaptıklarını, tapuların davalıya devredildiğini, ancak davalının inşaatı yapmadığı gibi arsaları da başkasına sattığını ileri sürerek arsa bedelinden kaynaklanan alacaklarının tahsilini talep ve dava etmişlerdir.

Davalı süresinde verdiği cevap dilekçesinde alacağın zamanaşımına uğradığını, esasen 16.07.2009 tarihinde düzenlenen protokol ile tarafların birbirlerini ibra ettiklerini savunarak davanın reddini istemiş, mahkemece 14.04.1998 tarihli protokol ile dava tarihi arasında 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş, karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir.

BK´nın 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen bu ihtilafta arsa sahipleri açısından uygulanması gereken zamanaşımı süresi BK´nın 126/IV. maddesi uyarınca 5 yıldan ibarettir. Eser sözleşmelerinde zamanaşımının başladığı tarih ise eserin sözleşmesine uygun biçimde teslim edildiği tarih veya yanların fesihte iradelerinin birleştiği tarihtir. 14.04.1998 tarihli protokol resmi şekilde yapılmadığı için geçersiz ise de, tapuda pay devrini de içerdiğinden ve payın devri de yapıldığından geçersizliğin ileri sürülmesi MK´nın 2. maddesi ile bağdaşmaz. O halde uyuşmazlığın satış sözleşmesi hükümlerine değil, eser sözleşmesindeki düzenlemelere göre çözümlenmesi gerekir. Dava konusu olayda akit ifa ile sonuçlanmadığından teslim söz konusu değildir. Akdi ilişkinin 16.07.2009 tarihinde protokol ile sonlandığı kabul edilse bile zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması gereken bu tarih ile dava tarihi arasında davada uygulanması gereken 5 yıllık süre dolmadığından mahkemece davalının zamanaşımı def´inin reddi ile işin esasının incelenerek davanın sonuçlandırılması yerine zamanaşımından red kararı verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür.

S o n u ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacılar yararına (BOZULMASINA), ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine, 30.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İNANÇ SÖZLEŞMESİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL

YARGITAY

14. Hukuk Dairesi 2011/3650 E.N , 2011/4757 K.N.

İlgili Kavramlar

ARSA BEDELİNİN TAHSİLİ

İNANÇ SÖZLEŞMESİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL

İNANÇ SÖZLEŞMESİNİN YAZILI OLMASI

İNANÇLI İŞLEMLER

SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME

Özet

İNANÇLI İŞLEMLER, İNANANIN TEMİNAT OLUŞTURMAK VEYA YÖNETİLMEK ÜZERE MAL VARLIĞI KAPSAMINDAKİ HAKKINI, İNANILANA DEVRETMESİ VE İNANILANIN DA İNANÇ ANLAŞMASINDAKİ KOŞULLARA UYGUN OLARAK İNANÇ KONUSU ŞEYİ KULLANMASINI, AMAÇ GERÇEKLEŞTİĞİNDE BELİRLENEN ŞEKİLDE İNANANA İADE ETMESİNİ İÇERİR. İNANÇLI İŞLEMİN TARAFLARINI İNANAN VE İNANILAN OLUŞTURUR. İNANÇ SÖZLEŞMESİ ANCAK YAZILI DELİLLE KANITLANABİLİR.

MEVCUT HİSSE ÜZERİNDE 4 KATLI BİNA OLUP, BU BİNANIN BİR KISIM DAİRELERİNİN DAVACI ÜZERİNDE, BİR KISMININ İSE BİR BAŞKASINA AİT OLDUĞU, BU DAİRELERLE DAVACININ BİR İLGİSİNİN BULUNMADIĞI VE DAHA SONRA İMAR GEÇTİĞİNDE YARISININ TAPUSUNU DEVREDECEĞİNE İLİŞKİN YAZILI SÖZLEŞME ŞAHİTLER HUZURUNDA İMZALANMIŞTIR. DAVACI BU SÖZLEŞMEYE DAYANARAK MÜLKİYET AKTARIMI İSTEMİNDE BULUNABİLİR. ANCAK İMAR PLANI DIŞINDA OLAN TAŞINMAZIN MÜCAVİR SAHA İÇİNDE KALMASI NEDENİYLE, İMAR PLANI OLMAYAN YERLERDE YAPILAŞMA AMACIYLA ARSA VE PARSELLERİN HİSSELERE AYRILARAK PAYDAN PAY DEVRİ ENGELLENDİĞİNDEN DAVACI MÜLKİYET TALEBİNDE BULUNAMAZ. BİNADA TALEP ETTİĞİ DİĞER BAĞIMSIZ BÖLÜMLERİN DAVALI UHDESİNDE KALMASI, DAVALININ SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMESİNE NEDEN OLACAĞINDAN BU BÖLÜMLERİN DEĞERİNİ İSTEYEBİLİR.

İçtihat Metni

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 18.08.2009 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde alacak istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; alacak isteminin kabulüne dair verilen 23.11.2010 günlü hükmün Yargıtay´ca incelenmesi davacı vekili ve davalı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek arsa bedelinin 1/2´si ile 132 ada 25 sayılı parsel üzerine yapılan binanın 3 ve 4 numaralı bağımsız bölümlerinin bedelinin tahsili taleplerine ilişkindir.

Davalı, yargılamaya katılmamıştır.

Mahkemece, tapu iptali ve tescil istemi, inanç sözleşmesi mülkiyetin geçirilmesinden sonra düzenlendiği, binadaki 3 ve 4 numaralı bağımsız bölümlerin davacı değil onun eşi tarafından yapıldığı gerekçesiyle reddedilmiş, arsanın 1/2 oranındaki değeri olarak bilirkişinin saptadığı 12.700,00 TL´nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Hükmü, davacı temyiz etmiştir.

İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.

İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte, ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.

İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye "inanan" adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de "inanılan" denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise "inanç konusu şey" olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.

İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.

İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delilin, mülkiyetin bir tarafa geçmesinden önce veya sonra düzenlenmiş olmasının bir önemi yoktur. Zira 05.02.1947 tarih ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında bu yönde bir sınırlama getirilmemiş, sadece iddianın yazılı delille kanıtlanmasının mümkün olduğu belirtilmiştir. Kaldı ki, Dairemizin ve Yüksek Hukuk Genel Kurulu´nun uygulamaları da bu doğrultudadır.

İnanç sözleşmesine ilişkin bu genel açıklamalardan sonra, somut olaya gelince;

25.05.2007 tarihli sözleşmedeki tarafların imzası ve içeriğinde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacının dayandığı bu sözleşmede aynen "işbu mevcut hisse üzerinde 4 katlı bina olup, bu binanın zemin ve 1. kat olmak üzere 2 kat benim üzerimde kalıp, diğer 2. kat 3 no´lu ve 3. kat 4 no´lu daireler arsayı aldığımızda beraber yaptığımız Sadık kızı Sevgil´e ait olup, benim bu 3 ve 4 no´lu daireler ile ilgim olmadığından ve ilerde bu yer imar geçtiğinde yarısının tapusunu devredeceğimden bu sözleşmeye şahitler huzurunda imza ederim" sözlerine yer verilmiştir. Görülüyor ki bu sözleşmede davalı, arsanın davacı ile birlikte alındığını, arsa üzerindeki binanın 3 ve 4 numaralı bağımsız bölümlerinin onun tarafından yapılmış olduğunu kabul et-miştir. Dolayısıyla iddia 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı şekilde yazılı delille kanıtlanmıştır. Davacı, bu sözleşmeye dayanarak mülkiyet aktarımı isteminde bulunabilir.

Ne var ki incelenen tapu kaydında, taşınmazın imar planı dışında olduğu, ancak mücavir saha içinde kaldığı anlaşılmaktadır. 3194 sayılı İmar Kanunu´nun 18/son maddesi imar planı olmayan yerlerde yapılaşma amacıyla arsa ve parsellerin hisselere ayrılarak paydan pay devrini engellediğinden, davacının bu aşamada mülkiyet talebinde bulunmasına olanak yoktur. Fakat davada ikinci kademedeki istek olarak binadaki 3 ve 4 numaralı bağımsız bölümlerin bedellerinin tahsili de talep edilmiştir. Davacı mülkiyet talebinde bulunamayacağından, davalının da kabul ettiği binadaki 3 ve 4 numaralı bağımsız bölümlerin davalı uhdesinde kalması sebepsiz zenginleşmesine neden olur. Davalının, sebepsiz zenginleştiği bu değeri bedel olarak davacıya iade etmesi gerekir.

Mahkemece yapılması gereken iş, 132 ada 25 sayılı parsel üzerindeki binanın 3 ve 4 numaralı bağımsız bölümlerinin değerini dava tarihine göre hesaplatmak, davadaki ikinci kademe istemi bunun sonucuna uygun şekilde hükme bağlamak olmalıdır. Değinilen yönün gözardı edilmesi doğru olmamış, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.

S o n u ç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 11.04.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


ELATMANIN ÖNLENMESİ, HUKUKİ YARAR, ORTAK SINIRIN TESPİTİ

YARGITAY

14. Hukuk Dairesi 2010/7468 E.N , 2010/6109 K.N.

İlgili Kavramlar

ELATMANIN ÖNLENMESİ

HUKUKİ YARAR

ORTAK SINIRIN TESPİTİ

Özet

DAVACININ, DAVA AÇMAKTA HUKUKİ YARARI BULUNMASI ASILDIR. YARGI YOLUNA BAŞVURABİLMEK İÇİN HALEN MEVCUT BİR HAK SALDIRIYA UĞRAMALIDIR. KURAL OLARAK GELECEKTEKİ YARARLARA DAYANILARAK DAVA AÇILAMAZ. ÖZEL BİR HUKUKİ YARAR ORTAYA KONMADIKÇA BAĞIMSIZ TESPİT DAVASI DİNLENİLEMEZ.

TARAFLARA AİT TAŞINMAZLARIN ORTAK SINIRININ TESPİTİ, İDARİ KURUMLARCA BELİRLENEBİLECEĞİNDEN TEK BAŞINA BİR DAVA KONUSU YAPILARAK YARGI YERİNDEN TESPİT İSTEMİNDE BULUNULAMAZ. ANCAK YETKİLİ KURUMLARCA BELİRLENEN DURUMA GÖRE ELATMANIN VARLIĞI TESPİT EDİLİRSE HUKUKİ KORUMA İSTENEBİLİR. HAKKIN SALDIRIYA UĞ-RAMASI OLASILIĞI, KURAL OLARAK HAK SAHİBİNE ERKEN DAVA AÇMA HAKKI TANIMAZ. DAVA İLERİDE HAKKIN TECAVÜZE UĞRAMASI HALİNDE EDA DAVASI OLARAK AÇILABİLECEĞİNDEN ELDEKİ DAVANIN HUKUKİ YARAR YOKLUĞU NEDENİYLE REDDİ GEREKİR.

İçtihat Metni

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 29.06.2009 gününde verilen dilekçe ile sınırın tespiti ve elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 23.02.2010 günlü hükmün Yargıtay´ca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu an-laşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

Davacı, 17 parsel sayılı taşınmazı ile davalıya ait 19 parsel sayılı taşınmaz arasındaki ortak sınırın tespitini ve kendisinin sınır tespiti yapmasına engel olan davalının elatmasının önlenmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davaya konu taşınmazların sınırının tespitine ve davalının elatmasının önlenmesine karar verilmiştir.

Hükmü davalı temyiz etmiştir.

Dava, kişilerin var olduğuna inandığı haklarının ihlal edilmesi halinde onların yargı yerine başvurarak hakkın korunmasını istemeleridir. Yargı yoluna başvurabilmek için davacının halen mevcut bir hakkı saldırıya uğramalıdır. Kural olarak gelecekteki yararlara dayanılarak dava açılamaz. Doktrinde ve uygulamada bu olgu "hukuki yarar" şeklinde ifade edilmektedir. Davacının o davayı açmakta hukuki yararı bulunması asıldır. Diğer bir deyimle davacılık sıfatının varlığı, hukuki yarar ile yakından ilgilidir. Sübjektif hakkı ihlal edilen kişinin mahkemeden hukuki koruma istemiyle dava açmasında hukuki yararı vardır.

Usul hukukunda tespit davaları müstakilen düzenlenmemiş ise de uygulama ve doktrinde dava açan kişinin korunması gereken mevcut bir hakkı varsa bu hakkın himayesi için mahkemeden tespit hükmü talep edebileceği kabul edilmektedir. Özel bir hukuki yarar ortaya konmadıkça bağımsız tespit davası dinlenemez.

Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; taraflara ait taşınmazların ortak sınırının tespiti, ilgili idari kurumlarca belirlenebileceğinden tek başına bir dava konusu yapılarak yargı yerinden tespit isteminde bulunulamaz. Ancak yetkili kurumlarca belirlenen duruma göre elatmanın varlığı tespit edilirse hukuki koruma istenebilecektir. Dosyada mevcut 28.01.2010 tarihli fen bilirkişisi raporunda taşınmazların sınırları işaretlenmiş olup, davalının elatmasına ilişkin bir belirleme yapılmamıştır. Görülüyor ki; davacının ortada henüz tecavüze uğrayan bir hakkı, korunması gereken bir hukuki menfaati yoktur. Hakkın saldırıya uğraması olasılığı ise kural olarak hak sahibine erken dava açma hakkı tanımaz. Dava, ileride hakkın tecavüze uğraması halinde eda davası olarak açılabileceğinden eldeki davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi gerekir.

Açıklanan nedenlerle davanın reddi yerine olaya uygun düşmeyen biçimde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.

S o n u ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile kararın (BOZULMASINA), peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 12.07.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


KONUTLARIN GEÇ TESLİM EDİLMESİ NEDENİYLE MAHRUM KALINAN KİRA

YARGITAY

13. Hukuk Dairesi 2011/4202 E.N , 2011/14042 K.N.

İlgili Kavramlar

DAVALILAR ARASINDA YAPILAN SÖZLEŞMENİN DAVACIYI BAĞLAMAMASI

KONUTLARIN GEÇ TESLİM EDİLMESİ NEDENİYLE MAHRUM KALINAN KİRA BEDELİ

Özet

DAVACI İLE DAVALI BELEDİYE ARASINDA YAPILAN SÖZLEŞMEDE BELEDİYE İLE TOKİ ARASINDA YAPILAN PROTOKOLE EKLİ LİSTEDE YAZILI OLDUĞU GİBİ KURA SONUCU BELİRLENECEK KONUTLARIN DAVACIYA TESLİMİ KOŞULU İLE ŞARTLI BAĞIŞ YAPILMIŞ İSE DE, BU SÖZLEŞMEDE AÇIKÇA SÖZ KONUSU PROTOKOLDEKİ ŞARTLARIN BU BAĞIŞ SÖZLEŞMESİ İÇİN DE GEÇERLİ OLACAĞI YÖNÜNDE BİR HÜKÜM BULUNMADIĞI GİBİ, ŞARTLI BAĞIŞ SÖZLEŞMESİNDE GEREK BELEDİYE VE GEREKSE TOKİ YÖNÜNDEN YAPILACAK KONUTLARIN HANGİ SÜRE İÇİNDE YAPILIP TESLİM EDİLECEĞİNE DAİR AÇIK VE BAĞLAYICI BİR HÜKME DE YER VERİLMEMİŞTİR. DAVALI TOKİ İLE DAVALI BELEDİYE ARASINDA TANZİM EDİLEN SÖZLEŞMENİN TESLİM YÜKÜMLÜLÜĞÜ İLE İLGİLİ MADDESİ DAVACIYI BAĞLAMAYACAĞINDAN, DAVACININ BU SÖZLEŞMEYE DAYANARAK TALEPTE BULUNMASI VE DAVANIN KABUL EDİLMESİ USUL VE YASAYA AYKIRIDIR.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davalı G… Belediye Başkanlığı yönünden davanın kabulüne, diğer davalı hakkındaki davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı ve davalı Belediye avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı arsa maliki, taşınmazına konut yapılması konusunda davalılar G… Belediye Başkanlığı ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığı´nın kendi aralarında "K…-G… Toplu Konut Projesi kapsamında Arsa Bedeli karşılığı Konut Devrine" ilişkin 31.05.2006 tarihli sözleşme imzaladıklarını, arsa maliki olarak taşınmazını tapuda 03.07.2006 tarihli şartlı bağış sözleşmesi ile davalı G… Belediyesi´ne devrettiğini, davalı Belediyenin de bu taşınmazı diğer davalı Toki´ye konut yapması için devrettiğini, davalıların kendi aralarında imzaladıkları protokolde konutların tesliminin ruhsat alım tarihinden itibaren 16 ay içinde yapılmasının kararlaştırıldığı halde konutların halen teslim edilmediğini ileri sürerek geç teslim nedeni ile mahrum kalınan kira bedeli olan 17.507,00 TL´nin faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davalı Toki aleyhine açılan davanın husumet nedeni ile reddine, diğer davalı aleyhine açılan davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı Belediye Başkanlığı tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının bütün temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Davalı G… Belediye Başkanlığı´nın temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Davacı, eldeki dava ile davalıların konutları teslim etmediklerinden geç teslim nedeni ile mahrum kalınan kira bedelinin tahsilini istemiştir. Davacı ile davalı Belediye arasında yapılan 03.07.2006 tarihli sözleşmede G… Belediyesi ile Toki arasında yapılan 31.05.2006 tarihli protokole ekli listede yazılı olduğu gibi kura sonucu belirlenecek konutların davacıya teslimi koşulu ile şartlı bağış yapılmış ise de, bu sözleşmede açıkça söz konusu protokoldeki şartların bu bağış sözleşmesi için de geçerli olacağı yönünde bir hüküm bulunmadığı gibi, şartlı bağış sözleşmesinde gerek G… Belediyesi ve gerekse Toki yönünden yapılacak konutların hangi süre içinde yapılıp teslim edileceğine dair açık ve bağlayıcı bir hükme de yer verilmemiştir. Davalılar arasında yapılan protokolde belirlenen 16 aylık sürenin davacı ile davalı Belediye arasında geçerli olduğu kabul edilemez. Davacı, teslim yükümlüğü konusunda davalı Belediye´yi de ayrıca temerrüde düşürmediği dosya kapsamı ile de sabittir. Davalı Toki ile davalı Belediye arasında tanzim edilen 31.05.2006 tarihli sözleşmenin teslim yükümlüğü ile ilgili maddesi davacıyı bağlamayacağından, davacının bu sözleşmeye dayalı olarak talepte bulunması ve davanın kabul edilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

S o n u ç: Yukarıda (1) no´lu bentte açıklanan nedenlerle davacının bütün temyiz itirazlarının reddine, (2) no´lu bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı G… Belediye Başkanlığı yararına (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 06.09.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİ, HAKSIZ ŞART

YARGITAY

13. Hukuk Dairesi 2011/5685 E.N , 2011/12249 K.N.

İlgili Kavramlar

BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİ

HAKSIZ ŞART

YERİNE BAŞKA ÖĞRENCİ ALINIP ALINMADIĞININ ARAŞTIRILMASI

Özet

SENEDİN, DAVACININ KARDEŞİNİN YURTTA KALMA ÜCRETİNE İLİŞKİN DÜZENLENDİĞİ, DAVACI TARAFINDAN İMZALANDIĞI, SÖZLEŞME HÜKÜMLERİNE GÖRE DAVACININ SENETTE YAZILI BORÇ MİKTARINDAN SORUMLU OLDUĞU KABUL EDİLMİŞ İSE DE, YURTTAN AYRILAN ÖĞRENCİNİN SÖZLEŞME SÜRESİ BOYUNCA VE ÜCRETİN DE TAMAMINDAN SORUMLU OLACAĞINA İLİŞKİN SÖZLEŞME HÜKMÜ, HAKSIZ ŞART MAHİYETİNDEDİR. MAHKEMECE, DAVACININ KARDEŞİNİN YURTTAN AYRILDIĞI TARİHTEN SONRA YERİNE BİR BAŞKA ÖĞRENCİNİN KAYDEDİLME OLASILIĞI VE SÜRESİ ARAŞTIRILARAK BU SÜREYLE ORANTILI OLARAK DAVACI SORUMLU TUTULMALIDIR.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı, davalı tarafından hakkında yapılan icra takibine konu senedin teminat senedi niteliğinde olduğunu, kardeşinin üniversite nedeniyle yurda kayıt yaptırarak sağlık sebepleriyle yurtta sadece bir gün kaldığını, davalıdan hizmet almadıkları halde icra takibine konu senedin hizmet karşılığı verildiğini, senet üzerindeki yazı ve rakam miktarının da birbirinden farklı olduğunu ileri sürerek, icra takibine konu senetten dolayı borçlu olmadığının tespiti ile %40 kötü niyet tazminatının davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı, icra takibine konu senedin borç senedi niteliğinde olduğunu savunarak, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, hizmetin ayıplı olduğunun ispat edilemediği, davacıdan kaynaklanan nedenden dolayı hizmet sözleşmesinin tek taraflı olarak feshedildiği, yurt sözleşmesi gereğince "...her ne sebeple olursa olsun, ayrılan öğrencinin tahsil edilen ücretinin iade edilmeyeceği ve 1 yıllık öğrenci ücretinin tahsil edileceği" yönünde bir düzenleme bulunduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki 2. bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Dava konusu 03.10.2006 düzenleme tarihli senedin, davacının kardeşinin yurtta kalma ücretine ilişkin olarak düzenlendiği anlaşılmakta olup, mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Her ne kadar mahkemece davacı tarafından imzalanan sözleşme hükümlerine göre davacının senette yazılı borç miktarından sorumlu olduğu kabul edilmiş ise de, yurttan ayrılan öğrencinin sözleşme süresi boyunca ve ücretin de tamamından sorumlu olacağına ilişkin sözleşme hükmü haksız şart mahiyetindedir. Böyle olunca, mahkemece davacının kardeşinin yurttan ayrıldığı tarihten sonra yerine bir başka öğrencinin kaydedilme olasılığının ve süresinin araştırılması ve bu süreyle orantılı olarak davacının sorumlu tutulması gerekirken, mahkemece yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

S o n u ç: Birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davacı yararına (BOZULMASINA), 14.09.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İCRA DAİRESİNİN MÜKELLEFİYETİ, KATMA DEĞER VERGİSİ

YARGITAY

12. Hukuk Dairesi 2011/7192 E.N , 2011/26510 K.N.

İlgili Kavramlar

GÖREVLİ MAHKEME

İCRA DAİRESİNİN MÜKELLEFİYETİ

KATMA DEĞER VERGİSİ

Özet

MÜZAYEDE MAHALLERİNDE YAPILAN SATIŞLAR KATMA DEĞER VERGİSİNE TABİDİR. İCRA YOLUYLA YAPILAN SATIŞLARDA VERGİNİN MÜKELLEFİ, SATIŞI GERÇEKLEŞTİREN İCRA DAİRELERİDİR. İCRA MÜDÜRLÜĞÜ´NCE KATMA DEĞER VERGİSİNİN TARH VE TAHAKKUK İŞLEMLERİ, ANILAN VERGİNİN MÜKELLEFİ SIFATI İLE YAPILMAKTA OLUP, BU İŞLEMLERDEN DOĞAN İHTİLAFLARIN ÇÖZÜM YERİ DE VERGİ MAHKEMELERİDİR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Katma Değer Vergisi Kanunu´nun 1/3-d maddesine göre; müzayede mahallerinde yapılan satışlar katma değer vergisine tabidir. Burada satılan malın ait olduğu kişinin KDV mükellefi olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır. Kanun koyucu tarafından bu yerlerdeki satışlar özel olarak KDV´ye tabi tutulmuştur. KDV Kanunu´nun 40. maddesine 4108 sayılı Kanun´la eklenen (5) numaralı fıkra ile Kanun´un 17. maddesinin 1. fıkrasında sayılan kurum ve kuruluşlara, sadece vergiye tabi işlemlerinin bulunduğu dönemler için beyanname verdirme, beyanname yerine kaim olmak üzere işleme esas belgeleri kabul etme, bu mükelleflere ait verginin beyan ve ödeme zamanı ile tahsiline ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda Maliye Bakanlığı´na yetki verilmiş bulunmaktadır. Söz konusu yetki çerçevesinde Kanun´un 1/3-d maddesi uyarınca müzayede yoluyla satış yapan icra dairelerinin, bu satışlarıyla ilgili KDV´nin beyan ve ödenmesi ile ilgili işlemleri, KDV genel tebliğlerinde yer alan açıklamalara uygun yürütülür. Bu bağlamda 48 seri no´lu KDV genel tebliğinin (D) bölümünde, icra yoluyla yapılan satışlarda verginin mükellefinin satışı gerçekleştiren icra daireleri olduğu düzenlemesi yer almaktadır.

 

Buna göre İcra Müdürlüğü´nce, KDV´nin tarh ve tahakkuk işlemleri, anılan verginin mükellefi sıfatı ile yapılmakta olup, bu işlemlerden doğan ihtilafların çözüm yeri de vergi mahkemeleridir.

O halde mahkemece yargı yolu nedeniyle şikayet dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken işin esası incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz ise de, sonuçta istem reddedildiğinden sonucu doğru mahkeme kararının onanması gerekmiştir.

S o n u ç: Şikayetçinin temyiz itirazlarının reddi ile sonucu doğru mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366. ve HUMK 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), 01.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


KIDEM TAZMİNATININ EN YÜKSEK BANKA FAİZİ İLE TAHSİLİ

YARGITAY

12. Hukuk Dairesi 2011/5337 E.N , 2011/22110 K.N.

İlgili Kavramlar

FAİZİN HESAPLANMASI

KIDEM TAZMİNATININ EN YÜKSEK BANKA FAİZİ İLE TAHSİLİ

Özet

TAKİP DAYANAĞI İLAMDA, KIDEM TAZMİNATININ DAVA TARİHİNDEN İTİBAREN MEVDUATA UYGULANAN EN YÜKSEK BANKA FAİZİ İLE BİRLİKTE TAHSİLİNE HÜKMEDİLDİĞİNE GÖRE; İLAMDAKİ HAKKIN DOĞUM TARİHİNDEN İTİBAREN BİRER YILLIK DÖNEMLER İTİBARİYLE, TARAFLARIN BİLDİRDİĞİ BANKALARIN FİİLEN UYGULADIĞI EN YÜKSEK FAİZ ORANI TESPİT ETTİRİLDİKTEN SONRA İSTENEBİLECEK FAİZ MİKTARI HESAPLANMALIDIR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Takip dayanağı Hatay İş Mahkemesi´nin 22.04.2009 tarih ve 2006/724 E.-2009/79 K. sayılı ilamında 10.993,15 TL kıdem tazminatının dava tarihi olan 12.05.2006 tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek banka faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. İcra emri tebliğinden sonra borçlu vekili icra mahkemesine başvurarak kıdem tazminatı alacağına uygulanması gereken en yüksek banka mevduat faiz oranlarının kamu bankalarından sorulup faiz hesabı yapılarak, kıdem tazminatına işlemiş faiz yönünden icra emrinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

HGK´nın 20.09.2006 tarih, 12-594/534 sayılı kararında da vurgulandığı üzere bu durumda mahkemece yapılacak iş; tarafların bildirdikleri bankalardan hakkın doğum tarihinden itibaren birer yıllık devreler halinde bankalarca mevduata fiilen uygulanan en yüksek faiz oranının sorulması ve hakkın doğum tarihinden itibaren takip tarihine kadar istenebilecek faiz miktarının bilirkişiye hesaplattırılması şeklinde olmalıdır. Bu ilkeye uygun olmayan yalnızca kamu bankaları faiz oranlarına göre hesaplama yapan bilirkişi raporu ile sonuca gidilmesi isabetsizdir.

S o n u ç: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK´nın 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 15.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 ÇEK YETKİSİZ TEMSİLLE İMZALANMASI-KAŞİDECİNİN SORUMLULUĞU

YARGITAY

11. Hukuk Dairesi 2010/683 E.N , 2011/8676 K.N.

İlgili Kavramlar

KEŞİDECİNİN SORUMLULUĞU

YETKİSİZ TEMSİLLE İMZALANAN ÇEKLERE DAYALI ÇEK BEDELİ VE TAZMİNAT İSTEMİ

Özet

TEMSİL YETKİSİ BULUNMAYAN BİR KİMSENİN MUHATABIN TEMSİLCİSİYMİŞ GİBİ ONUN ADINA SENEDİ İMZALAMASI HALİNDE SORUMLULUĞU, KABUL ETMİŞ MUHATABINKİ GİBİ OLACAKTIR.

BİRLİKTE İMZA İLE DÜZENLENEN ÇEK KARŞILIĞI BORÇ YÜKÜMLÜLÜĞÜ DOĞABİLECEK ŞİRKET ADINA, DAVALININ TEK İMZA İLE BİZZAT DÜZENLEDİĞİ VE İMZALADIĞI KARŞILIKSIZ ÇEKE DAYALI OLARAK DAVACIYA KARŞI KEŞİDECİ GİBİ SORUMLU OLMASI VE ÇEK TAZMİNATINDAN SO-RUMLULUĞUNA HÜKMEDİLMESİ GEREKİRKEN, ALACAĞIN ŞAHSİ SORUMLULUKTAN KAYNAKLANAN BİR ALACAK OLDUĞU GEREKÇESİYLE ÇEK TAZMİNATINA İLİŞKİN TALEBİN REDDİNE KARAR VERİLMESİ İSABETLİ OLMAMIŞTIR.

İçtihat Metni

Taraflar arasında görülen davada (Kayseri Asliye Ticaret Mahkemesi)´nce verilen 09.09.2009 tarih ve 2008/167-2009/476 sayılı kararın Yargıtay´ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilek-çesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, dava dışı Ak… Asansör A.Ş. tarafından Ar… Ltd. Şti.´ye verilen ayrı ayrı 27.500 TL bedelli 3 adet çekin ciro yolu ile B… Tekstil Ltd. Şti.´ye oradan da ciro yolu ile müvekkili bankanın Kayseri Kurumsal Şubesine geçtiğini, çeklerin karşılığı ödenmediği için Kayseri İkinci İcra Müdürlüğü´nün 2007/8632 esas sayılı dosyası ile takibe konu edildiğini, ancak keşideci şirket Ak… A.Ş. anasözleşmesinde yetkili kılınan üç kişiden en az ikisinin imzası ile ilzam olunabileceği ve takibe konu çeklerdeki tek imzanın eksik temsille atıldığı belirtilerek İkinci İcra Mahkemesi´nin 2007/738 Esas sayılı dosyası ile itirazda bulunulduğunu ve itirazın kabulüne şirket hakkındaki takibin durdurulmasına, 16.500 TL tazminata karar verildiğini, takibe konu çekleri yetkisiz ve tek kişi imzalayan şirket yetkilisi H.Adnan´ın TTK 730-590. maddeleri gereğince şahsen sorumlu olduğu için 2007/946 D.İş sayılı kararla ihtiyati haciz kararı alınarak Kayseri Birinci İcra Müdürlüğü´nün 2007/9109 esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, bu takibe de davalı tarafından Üçüncü İcra Mahkemesi´ne mükerrerlik iddiası ile itiraz edildiğini ve takibin iptaline ve banka aleyhine 32.800 TL tazminata karar verildiğini, kararın temyiz aşamasında olduğunu ileri sürerek davalı tarafından yetkisiz olarak keşide edilen çek nedeni ile ödemek zorunda kaldıkları 19.381,44 TL´nin ödeme tarihi olan 23.11.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile, davalının yetkisiz olarak imzaladığı, bu nedenle şahsen sorumlu olduğu üç adet çek bedeli olan 82.500 TL alacağın ibraz tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek yasal faizi ile ve %5 çek tazminatıyla birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davaya konu çeklerin kambiyo senedi vasfında olmadığını, keşidecinin imzasının zorunlu unsur olduğunu, eksik imzalı çekin TTK 540 maddesine göre geçerli evrak niteliği taşımadığını ve eksik unsurlu çek olduğunda adi havale niteliğinde kabul edilebileceğini, kambiyo senedi vasfında bulunmayan çeklerin ciro yolu ile devrinin mümkün olmadığını, davacının alacağını ispat etmesi gerektiğini, müvekkili ile davalı arasında hiçbir ticari ilişki bulunmadığını, Ak… A.Ş. lehine hükmedilen tazminatın müvekkilinden tahsilinin talep edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, çeklerin B… Ltd. Şti. tarafından İ… Bankası´na devredilmesine rağmen B… Ltd. Şti.´den sonra İ… Bankası Kayseri Şubesi´nin cirosunun çeklerde bulunmamasının ciro silsilesinin kopmasına neden olduğunu, hamil olmayan davalının müvekkili aleyhine dava açmasının mümkün olmadığını, ticari mümessil olan banka şube müdürünün İ… Bankası A.Ş. kaşesi altına imza atmadığını, çeklerin kurumsal şube kaşesi altında imzalandığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, dava konusu çeklerdeki keşideci kısmında bulunan imzanın davalıya ait olduğu, çekleri şirket kaşesi altında imzalayan davalının tek başına şirketi temsil ve ilzama yetkili olmadığı, bu durumda TTK 730/3. maddesi göndermesi ile çekler hakkında da uygulanması gereken TTK 590. maddesi gereğince davalının kişisel sorumluluğunun bulunduğu, sadece davalı tarafından imzalanan bu çeklerin şirketi sorumluluk altına sokmayacağı ancak, davacıya ciro yolu ile gelen ve unsurları tam olan çeklerdeki imzaların iki yerine tek imzalı olması nedeniyle davacı bankanın kusurlu kabul edilemeyeceği, alacağın TTK 590. maddesi gereğince şahsi sorumluluktan kaynaklanan bir alacak olduğu, bu nedenle TTK 695/3. maddesindeki çek tazminatına hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının şahsen imzaladığı çek bedellerinin ibraz tarihlerinden itibaren değişen oranlarda yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, davacının icra mahkemesi kararı doğrultusunda ödediği tazminata ilişkin talebinin ve %5 çek tazminatı ödenmesine ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Dava, yetkisiz temsille imzalanan çeklere dayalı çek bedeli ve tazminat istemine ilişkindir. TTK´nın 590. maddesindeki, "Temsile salahiyetli olmadığı halde bir şahsın temsilcisi sıfatıyla bir poliçeye imzasını koyan kimse, o poliçeden dolayı bizzat mesul olur ve poliçeyi ödediği takdirde temsil olunanın haiz olabileceği haklara sahip olur. Salahiyetini aşan temsilci için dahi hüküm böyledir" hükmü gereği karşılığı bulunmayan ve davalı tarafından tek imza ile imzalanan şirkete ait çeklerden davalının şahsen sorumlu olduğuna mahkemece karar verilmiştir. TTK 695/3. maddesinde ise, "Gösterilen paraya mukabil muhatap nezdinde karşılığı bulunmadan bir çek keşide eden kimse; çekin kapatılmayan miktarının yüzde beşini ödemekle mükellef olduktan başka hamilin bu yüzden uğradığı zararı tazmine mecburdur" hükmü bulunmaktadır. TTK 695/3. maddesinde belirtilen "tazminat", bir "zarar" karşılığı ödenmesi gereken bir zarar değildir. Bu, bir nevi "medeni ceza"dır. Dolayısıyla hamilin zarar görmüş olmasına dahi gerek yoktur (İsmail Doğanay, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, 2. Cilt, 2004, s. 2118).

 TTK 590. maddesine göre, temsil yetkisi bulunmayan bir kimsenin muhatabın temsilcisiymiş gibi, onun adına senedi imzalaması halinde, sorumluluğu, kabul etmiş muhatabınki gibi olacaktır (Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 1997, s. 884).

TTK 590. maddesinde yer alan özel hüküm uyarınca, temsile yetkili olmadığı halde bir şahsın temsilcisi sıfatıyla poliçeye imzasını (bu imza keşide, kabul, ciro, aval, araya girme imzası olabilir) koyan kimse, o poliçeden dolayı bizzat sorumlu ve poliçeyi ödediği takdirde de temsil olunanın haiz olduğu haklara sahip olur. Bu kural, BK 39. maddesinde öngörüldüğü şekilde, yetkisiz temsilcinin tazminatla yükümlü olması değil, poliçeden bizzat sorumlu tutulması, yani yetkisiz temsilcinin keşide, kabul, ciro, aval, araya girme gibi kambiyo işleminin bizzat alacaklısı ve borçlusu sayılması, temsil edilenin ise anılan işlemler dolayısıyla herhangi bir hakkı ve borcunun bulunmamasıdır. Birlikte imzanın şart edildiği durumlarda tüzel kişinin unvanı altında tek başına imza atan yetkili TTK 590. maddesi uyarınca sorumlu olur (Poroy/Tekinalp, Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 2007, s. 132-133).

Yukarıdaki açıklamalar ışığında, çift imza ile düzenlenen çek karşılığı borç yükümlülüğü doğabilecek şirket adına, davalının tek imza ile bizzat düzenlediği ve imzaladığı karşılıksız çeke dayalı olarak davacıya karşı keşideci gibi sorumlu olması ve TTK 695/3. maddesi gereği çek tazminatından sorumluluğuna hükmedilmesi gerekirken, alacağın TTK 590. maddesi gereğince şahsi sorumluluktan kaynaklanan bir alacak olduğu gerekçesiyle çek tazminatına ilişkin talebin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

S o n u ç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına (BOZULMASINA), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 11.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


İŞCİ ALACAĞI-EK DAVA- VEKALET ÜCRETİ HÜKMEDİLMESİ

T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi ESAS NO : 2011/53901  KARAR NO : 2012/1608 TARİH:24.01.2012

YARGITAY İLAMI MAHKEMESİ : KDZ.Ereğli 1. İş Mahkemesi TARİHİ : 12/10/2011 NUMARASI : 2011/6218-2011/1037

DAVACI : S. K, ADINA AVUKAT METİN BÜYÜKYILMAZ

DAVALI : EREĞLİ DEMİR VE ÇELİK FABRİKALARI TAŞ ADINA,AVUKAT CANAN ERGUN

DAVA Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı alacağının ödetilmesine karar

verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi U.Ocak tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

 YARGITAY KARARI

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı, iş sözleşmesinin işverence haksız feshedildiğini ileri sürerek, bakiye kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarını talep etmiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı, davanın reddini istemiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, davanın kabulüne ancak, kısmi davada davacı lehine 1.100,00 TL vekalet ücretine hükmedilmiş olması dikkate alınarak, ek dava niteliğindeki bu davada ikinci kez vekalet ücretine hükmedilmesi TMK. 2. maddesi uyarınca "hakkın kötüye kullanılamaması" kuralına aykırı olacağından davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

D) Temyiz:

Kararı taraflar temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm ve davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz

itirazları yerinde değildir.

2- Yargılama giderlerinden sayılan ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 323 üncü, Avukatlık Kanunu´nun 169 uncu ve Avukatlık Ücret Tarifesinin linçi maddelerinde düzenlenen, ancak müstakil bir varlığı olmayan ve ait olduğu davanın konusunu teşkil eden hak ve alacağa sıkı sıkıya bağlı bulunan avukatlık ücretinin, davada haksız çıkan tarafa yükletilmesi gerekir. Zira, haksız davranışta bulunan bir kimsenin, bu haksız davranışının bütün sonuçlarından sorumlu tutulması, hukukun genel kurallarındandır. Konuya ilişkin 6100 sayılı Yasanın 329 uncu maddesinin birinci fıkrası bu ilkeye dayanmaktadır. Değinilen Yasanın 330 uncu maddesi uyarınca, vekâlet ücretine yönelik hüküm fıkrasının taraf lehine kurulması gerekir. Kural olarak, davada haklı çıkan taraf kendisini vekil ile temsil ettirmiş ise, vekâlet ücreti diğer yargılama giderleri gibi haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan tarafa verilir. Her iki tarafın kısmen haklı kısmen haksız çıkması durumunda, her iki taraf ayrı ayrı vekâlet ücretinden sorumlu tutulacak, vekâlet ücreti kabul edilen miktara göre davacı yararına, reddedilen miktara göre ise davalı yararına hüküm altına alınacaktır.

Vekâlet ücretinin, Adalet Bakanlığı tarafından onaylanarak her yıl Aralık ayında Türkiye Barolar Birliği tarafından yayımlanan Avukatlık Ücret Tarifesine göre belirlenmesi gerekir.

4667 sayılı .Yasanın 77 nci maddesiyle değişik 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 164/son maddesinde, tarifeye dayalı olarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olacağı belirtilmiş, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3 üncü maddesinde de "Yargı yeri erince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek vekâlet ücreti ..." biçiminde anılan yasal hükme paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere, gerek Avukatlık Yasası gerekse Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde yer alan düzenlemeler, hükmün kimlere yönelik olarak kurulacağına ilişkin Hukuk Muhakemeleri Kanununun hükümlerini bertaraf edici nitelikte değildir. Aksine, hükmün ve ayrıntısı niteliğindeki yargılama giderlerinin ve yargılama giderlerine dahil bulunan vekâlet ücretinin davanın tarafları hakkında kurulması gerekir. Avukatlık Yasasındaki "vekâlet ücreti avukata aittir" biçimindeki düzenleme, hükmü kuran mahkemeye değil, vekil ile vekil edene yönelik bir kuraldır. Bu yorum ve varılan sonuç aynı maddedeki "bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez" biçimindeki kural ile de doğrulanmaktadır.
Avukatlık (vekâlet) ücreti, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 323/1-ç maddesinde açıkça belirtildiği üzere yargılama giderlerindendir. Bu itibarla, diğer yargılama giderleri gibi müstakil bir varlığı olmayan ve ait olduğu davanın konusunu teşkil eden hak ve alacağa sıkı bir surette bağlı feri haklardandır. Feri hakların sonuçlandırılması ve karara bağlanması, asıl hakkın sonuçlandırılmasına ve karar verilmesine bağlı olacaktır.
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297 nci maddesine göre, hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunludur. Bu nedenle davaların birleştirilmesi durumunda, asıl ve birleşen davaların birbirinden bağımsız, müstakil davalar olması nedeniyle, her bir dava hakkında o davaya ilişkin vekâlet ücretleri ve mahkeme masraflarıyla birlikte ayrı ayrı hüküm kurulması gereklidir.

Gerek yasal, gerekse hakkaniyet ve takdiri indirimler nedeniyle davanın kısmen kabul edilmesi halinde, indirimden dolayı reddedilen kısım yönünden davalı yararına vekâlet ücreti takdir edilip edilmeyeceği önem kazanmaktadır. Dairemizin önceki kararlarında, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinden yapılan indirimler sebebiyle davalı tarafın kendisini avukat ile temsil ettirmesi durumunda, reddedilen kısım için davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiği ifade edilmekteydi (Yargıtay 9.HD. 11.02.2010 gün 2008/17722 E, 2010/3192 K). Ancak, davanın açıldığı veya ıslah yoluyla dava konusunun artırıldığı aşamada, mahkemece ne oranda ve miktarda indirim yapılacağı işçi tarafından bilenememektedir. Dairemizce 2011 yılı itibarıyla maktu ve nispi vekâlet ücretlerinin yüksek oluşu da dikkate alınarak, konunun yeniden ve etraflıca değerlendirilmesine gidilmiş ve her türlü indirimden kaynaklanan ret sebebiyle davalı yararına avukatlık ücretine karar verilmesinin adaletsiz sonuçlara yol açtığı sonucuna varılmıştır. Özellikle seri davalarda indirim sebebiyle kısmen reddine karar verilen az bir miktar için dahi, her bir dosyada zaman zaman işçinin alacak miktarını da aşan maktu avukatlık ücretleri ödetilmesi durumu ortaya çıkmaktadır. Yine daha önceki kararlarımızda fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinden yapılan indirim sebebiyle ret vekâlet ücretine hükmedilmekte, buna karşın Borçlar Kanununun 325/son, 16l/son maddeleri ile 43 ve 44. maddelerine göre ve yine 5953 sayılı Yasada öngörülen yüzde beş fazla ödemelerden yapılan indirim sebebiyle reddine karar verilen miktar için avukatlık ücretine karar verilmemekteydi. Bu durum uygulamada hakkaniyete aykırı sonuçlara yol açmaktadır. Konuyla ilgili olarak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde de herhangi bir kurala yer verilmediğinden, Dairemizce önceki uygulamadan vazgeçilmiş ve fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinden indirim yapılması durumunda, reddine karar verilen miktar bakımından kendisini vekille temsil ettirmiş olan davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilemeyeceği kabul edilmiştir. Bu itibarla, Borçlar Kanununun 43, 44, 161/son ve 325/son maddelerinin uygulanmasından kaynaklanmış olsa dahi, kısmen reddedilen miktar için davalı yararına vekâlet ücreti takdir edilemez.

Somut olayda mahkemece kısmi davada davacı lehine 1.100,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi dikkate alınarak, ek dava niteliğindeki bu davada ikinci kez" vekalet ücretine hükmedilmesi TMK. 2. maddesi uyarınca "hakkın kötüye kullanılamaması" kuralına aykırı olacağı gerekçesi ile davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmemiştir.

 Kıdem ve ihbar tazminatına ilişkin daha önce Kdz. Ereğli 1. iş Mahkemesi 2009/301 E. 20010/1143 K. Sayılı dosyasında açılan 1 TL talepli alacakların kabulüne karar verilmiştir.

Karar davalı tarafın temyizi üzerine Dairemiz 2011/13360 E. 2011/8996 K. Sayılı ilamıyla 28.03.2011 tarihinde onanmıştır. Onama ile hükmedilen 223,90 TL onama harcı davalı tarafından 18.04.2011 tarihinde mahkeme veznesine yatırılmıştır.

Bakiye alacaklara yönelik bu dava 27.05.2011 tarihinde açılmıştır. Davalının bilirkişi raporu ile tespit edilen alacakları karar harcının yatırdığı 18.04.2011 tarihi ile davanın açıldığı 27.05.2011 tarihi arasında yatırması imkanı varken ödeme yoluna gitmemiş dava açıldıktan sonra da bu alacakları ödememiştir.

Davalının kesin yargı kararma dayanan alacakları ödeme imkanı varken davanın açılmasına sebebiyet verdiği gözetilmeden davacının yasal hakkını yargı yoluyla araması halini hakkın kötüye kullanması olarak değerlendirmek mümkün değildir.

Davacı lehine hükmedilen miktar üzerinden vekalet ücreti takdiri gerekirken yazılı gerekçeyle reddi hatalı olup kararın bozulması gerekmiştir.

F) Sonuç:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alman temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 24.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan Uy e Uy e Üye Üye

M. KILIÇOĞLU Ö. H. TUNA M. ÇAMUR M. AKKUŞ M. ARI


ÇEKTEKİ DEĞİŞİKLİLİK- PARAFIN GERÇEK OLMADIĞI-İBRAZ SÜRESİ

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO : 2011/11749  KARAR NO :2011/30663 TARİH:26.12.2011  YARGITAY İLAMI İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : Ankara 5. İcra Hukuk Mahkemesi . TARİHİ : 10/03/2011 NUMARASI : 2010/1044-2011/143

DAVACI : BORÇLU :.............. Yapı Uyg. İnş. Mak. Turz. Mim. San ve Tiç.  Ltd. Şti.

DAVALI : ALACAKLI :............... Bank A.Ş.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki taraflarca istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu´nun 207. maddesinde: "Senetteki çıkıntı, kazıntı veya silinti ayrıca onanmamışsa, inkâr hâlinde göz önünde tutulmaz. Bu tür çıkıntı, kazıntı veya silinti mahkemece senedin geçerliliğine ve anlamına etkili olacak nitelikte görülürse, senet kısmen veya tamamen hükümsüz sayılabilir." hükmü yer almaktadır (1086 S. HUMK. 298. madde). Yani, senette mevcut olan çıkıntı veya senet metni altındaki hak ve silinti ayrıca tasdik edilmemiş ise inkarı halinde yok hükmündedir. Bu nedenle senet üzerinde yapılan değişikliklerin, geçerli olabilmesi için, düzenleyen tarafından imza veya paraf edilmek suretiyle onaylanması gerekir. Bu şekilde yapılan imzaya veya paraf imzasına itiraz halinde, mahkemece, yöntemince imza incelemesi yapılmalıdır. Düzeltmenin onaylı Olmaması veya imzanın keşideciye ait olmadığının anlaşılması halinde, düzeltme yok hükmünde olup, senedin düzeltme öncesi durumuna göre değerlendirme yapılır.

Somut olayda, çekin keşide tarihinin 25.05.2010 iken üzerinin çizilerek 26.10.2010 olarak değiştirildiği, alınan bilirkişi raporunda da takip konusu çekin keşide tarihinde yapılan değişikliğe ilişkin paraf imzasının keşideci şirket yetkilisine ait olmadığı belirtildiğine göre, söz konusu değişiklik , yukarıda açıklanan madde gereğince, geçerli değildir. Bu durumda çek, keşide tarihi olarak kabul edilmesi gereken tahrifattan önceki tarih olan 25.05.2010 tarihinden itibaren 10 günlük ibraz süresi geçtikten sonra 26.10.2010 tarihinde ibraz edilmekle TTK´nun 708/1.maddesi uyarınca çek niteliğini kaybetmiş bulunmaktadır.

O halde mahkemece, İIK´nun 170/a maddesi uyarınca takibin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde imza itirazının kabulüne ve takibin durdurulmasına karar verilmesi

isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), Bozma nedenine göre alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 26/12/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 Başkan Üye Üye Üye Üye

 E.Uzuner N.Şimşek S.Atalay İ.Altan Z.Turanlı


ÇEKTE YAPILAN TAHRİFAT-AYNI GÜN BANKAYA İBRAZI-HUKUKİ SONUÇ

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO : 2011/11491  KARAR NO : 2011/29620  TARİH:20.12.2011

YARGITAY İLAMI İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İstanbul 18. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ :21/12/2010

NUMARASI : 2010/92-2010/1507 *

DAVACI : BORÇLU: ......... İletişim Ve Bilişim Tek. İht. Ve İhr. San. Tic. Bb,Mehmet

Kaya

DAVALI : ALACAKLI:........ Akaryakıt Uluslar Arası Nak. Ve Otom. İnş. Lojistik

İth. İhr. San. Ve İte. Ltd.Şti

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından borçlu hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlatılmıştır. Borçlunun mahkemeye başvurusu; takip dayanağı çekin keşide tarihinde değişiklik yapıldığı, bu nedenle de çek vasfını yitirdiğine ilişkindir.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu´nun 207. maddesinde: "Senetteki çıkıntı, kazıntı veya silinti ayrıca onanmamışsa, inkar halinde göz önünde tutulmaz. Bu tür çıkıntı, kazıntı veya silinti mahkemece senedin geçerliliğine ve anlamına etkili olacak nitelikte görülürse, senet kısmen veya tamamen hükümsüz sayılabilir." hükmü yer almaktadır (1086 S. HUMK. 298. madde). Buna göre senette mevcut olan çıkıntı veya senet metni altındaki hak ve silinti ayrıca tasdik edilmemiş ise inkar halinde yok hükmündedir. Senet üzerinde yapılan değişikliklerin, geçerli olabilmesi için, düzenleyen tarafından imza veya paraf edilmek suretiyle onaylanması gerekir. Bu şekilde yapılan imzaya veya paraf imzasına itiraz halinde, mahkemece, yöntemince imza incelemesi yapılmalıdır. Düzeltmenin onaylı olmaması veya imzanın keşideciye ait olmadığının anlaşılması halinde, düzeltme yok hükmünde olup, senedin düzeltme öncesi durumuna göre değerlendirme yapılır.

Takibe konu edilen çekin keşide tarihinde tahrifat yapılması halinde, tahrifat yapılmadan önceki haliyle, çek; TTK´nun 708/1. maddesi uyarınca yasal (10) günlük süresinde bankaya ibraz edilmişse, bu durumda tahrifat çek yönünden hüküm ifade etmez.

Somut olayda; takip konusu çekin keşide tarihinde bir imza veya paraf bulunmamaktadır. Mahkemece alınan bilirkişi raporuna göre de çekin keşide tarihi "05.09.2009" iken "05.08.2009" olarak değiştirilmiştir. Bu durumda yapılan bu değişiklik yukarıda açıklanan madde gereğince geçerli değildir.

Tahrifatsız hali ile çekin keşide tarihi 05.08.2009 olup aynı gün (05.08.2009 tarihinde) -süresinde- muhatab bankaya ibraz edildiği anlaşıldığından yapılan tahrifat bir hukuki sonuç doğurmaz. Bu durumda mahkemece takibin iptali talebinin reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK´nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 20/12/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan Üye Üye Üye Üye

 E.Uzuner N.Şimşek S.Atalay I.Altan Z.Turanlı


KOMBİYO SENEDİNDE TAHRİFAT-DÜZELTMENİN PARAFLANMAMASI

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi  ESAS NO :2011/10281  KARAR NO :2011/28978  YARGITAY İLAMI

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ankara 8.İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ :22/02/2011

NUMARASI :2011/33-2011/185 DAVACI :Borçlu:K. O

DAVALI :Alacaklı:A. D

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu´nun 207. maddesinde "Senetteki çıkıntı, kazıntı veya silinti ayrıca onanmamışsa, inkar halinde göz önünde tutulmaz. Bu tür çıkıntı, kazıntı veya silinti mahkemece senedin geçerliliğine ve anlamına etkili olacak nitelikte görülürse, senet kısmen veya tamamen hükümsüz sayılabilir." hükmü yer almaktadır (1086 Sayılı HUMK 298. madde). Buna göre mevcut olan çıkıntı veya senet metni altındaki hak ve silinti ayrıca tasdik edilmemiş inkar halinde yok hükmündedir. Senet üzerinde yapılan değişikliklerin geçerli olabilmesi için, düzenleyen tarafından imza ve paraf edilmek suretiyle onaylanması gerekir. Bu şekilde yapılan imzaya veya paraf imzasına itiraz halinde, mahkemece yöntemince imza incelemesi yapılmalıdır. Düzeltmenin onaylı olmaması veya imzanın keşideciye ait olmadığının anlaşılması halinde, düzeltme yok hükmünde olup senedin düzeltme öncesi durumuna göre değerlendirme yapılır. TTK´nun 688. maddesinde bononun zorunlu unsurları sayılmış maddenin 5. fıkrasında; "Kime kimin emrine ödenecek ise onun ad ve soyadını" ihtiva etmesi lüzumuna yer verilmiştir. Bu durumda bononun gerçek veya tüzel kişi olarak bir lehtarının bulunması gereklidir.

Somut olayda, 30.10.2009 tanzim 31.10.2010 vade tarihli senette lehtar Abdullah Doğanay´m ismi çizilmiş olup, yeniden yazılan Hüseyin Fırat ismi ise, paraflanmadığından senedin kambiyo vasfı taşımadığının ve bu yöndeki borçlu şikayetinin kabulü gerekir. Takibe dayanak yapılan 30.10.2009 tanzim ve 30.11.2010 vadeli senette ise, tanzim ve vade tarihlerinde tahrifat yapıldığı iddia edilmiştir. Bu senet yönünden bilirkişi aracılığı ile senette tahrifat bulunup bulunmadığı belirlenmeli tahrifatın varlığı tespit edildiği takdirde senedin tahrifattan önceki haline göre kambiyo vasfı niteliği tartışılarak sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK´nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 12/12/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

------------------------------

SENET VE ÇEKLERDE,ÇIKINTI,SİLİNTİ,KAZINTI-PARAFLA ONAYLANMA

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO : 2011/7224 KARAR NO : 2011/24222

YARGITAY İLAMI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : Çorlu İcra Hukuk Mahkemesi

TARİHİ : 02/12/2010

NUMARASI : 2010/688-2010/788

DAVACI : BORÇLU : .................. MAKİNE SAN.VE TİC. LTD.ŞTİ

DAVALI : ALACAKLI : HAKKI TURGUT

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından başlatılan çeke dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe karşı borçlunun, dayanak senetteki keşide tarihi değiştirildiğinden çek vasfı bulunmadığını ve zamanaşımına uğradığını belirterek takibin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır.

 Bilindiği üzere 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu´nun 207. maddesinde: "Senetteki çıkıntı, kazıntı veya silinti ayrıca onanmamışsa, inkâr hâlinde göz önünde tutulmaz. Bu tür çıkıntı, kazıntı veya silinti mahkemece senedin geçerliliğine ve anlamına etkili olacak nitelikte görülürse, senet kısmen veya tamamen hükümsüz sayılabilir." hükmü yer almaktadır (1086 S. HUMK. 298. madde). Yani, senette mevcut olan çıkıntı veya senet metni altındaki hak ve silinti ayrıca tasdik edilmemiş ise inkar halinde yok hükmündedir. Bu nedenle senet üzerinde yapılan değişikliklerin, geçerli olabilmesi için, düzenleyen tarafından imza veya paraf edilmek suretiyle onaylanması gerekir. Bu şekilde yapılan imzaya veya paraf imzasına itiraz halinde, mahkemece, yöntemince imza incelemesi yapılmalıdır. Düzeltmenin onaylı olmaması veya imzanın keşideciye ait olmadığının anlaşılması halinde, düzeltme yok hükmünde olup, senedin düzeltme öncesi durumuna göre değerlendirme yapılır.

Somut olayda, dayanak çekin keşide tarihinde yapılan düzeltmenin paraf edildiği ve şikayet dilekçesinde parafın borçlu şirket yetkilisine ait olmadığı yönünde bir iddia ileri sürülmediği görülmektedir.

O halde, mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler gereğince, keşide tarihindeki düzeltmenin geçerli olduğu kabul edilerek bu yöndeki şikayetin reddi ile sair itiraz nedenleri incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK´nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 24/11/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan Üye Üye Üye Üye

E.Lzuner N.Tanık S.Atalay A.Doğan Z.Turanlı


BİLİRKİŞİ SECİMİNE İTİRAZ-BİLİRKİŞİNİN RET EDİLMESİ.

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi  ESAS NO :2011/4363  KARAR NO :2011/20418  TARİH:25.11.2011

YARGITAY İLAMI 

İNCELENEN KARARIN TARİHİ :28/09/2010

NUMARASI :2008/615-2010/907 DAVACI :BORÇLU :A. S DAVALI :ALACAKLI :Y. Y

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

Borçlu Aydın Sancar kendisine gönderilen örnek 10 ödeme emri tebligatının usulsüz olduğunu takip dayanağı bonodaki imzanın kendisine ait olmadığını icra mahkemesine verdiği dilekçede ileri sürerek takibin durdurulmasını ve ödeme emri tebliğ tarihinin tebligata ıttıla tarihi olan 28.6.2008 olarak düzeltilmesini talep etmiştir.

Mahkemece 15.3.2010 tarihli duruşmada verilen ara kararında imza yönünden bilirkişi incelemesi yapılmasına, bilirkişi olarak grafolog İsmail Özkan´ın görevlendirilmesine karar verilmiş anılan bilirkişi 16.7.2010 tarihli raporunda senetteki borçlu imzasının, A. S´ın elinden çıkmış samimi imzaları olduğu kanaatine varılmıştır. Borçlu vekili Av.Abdulkadir Sarakıya 24.8.2010 tarihli rapora itiraz dilekçesinde, bilirkişi İ. Ö hakkında Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/16219 esas sayılı soruşturma dosyası ile yaptıkları şikayetlerinin olduğunu bilirkişinin tarafsızlığım yitirme ihtimali sözkonusu olduğundan bilirkişiyi reddettiklerini ve dosyanın Adli Tıp Kurumu Fizik inceleme ihtisas Dairesi Başkanlığına gönderilerek yeniden rapor alınmasını talep etmiştir. Alacaklı ise davanın reddini talep etmiştir. Mahkeme bilirkişinin reddi talebi konusunda herhangi bir karar vermeden raporun yeterli ve gerekçeli olduğundan söz ederek davanın reddine karar vermiştir. Temyize eklenen Cumhuriyet Savcılığına verilen şikayet dilekçesinin tarafları farklı olan Şişli 8. icra Müdürlüğünün dosyası ile ilgili olarak Av.Abdulkadir Sarıkaya tarafından düzenlendiği görülmektedir. 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu yürürlükten kaldıran Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, bilirkişinin 15.5.2010 tarihinde mahkemece kendiliğinden seçildiği tarih dikkate alındığında olaya uygulanması gereken 1086 Sayılı Kanunun 276. maddesi hükmü uyarınca bilirkişi ancak iki taraf ittifak edemedikleri takdirde tahkikat hakimi tarafından seçilir. Mahkemece taraflara üzerinde anlaştıkları bilirkişi olup olmadığı sorulmadan resen bilirkişi seçilmesi anılan madde hükmüne aykırıdır. Ayrıca bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde raporu veren bilirkişi hakkında Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet dilekçesi verildiği, bilirkişi ret talebi ile birlikte yeniden bilirkişi incelemesi yapılması talep edildiğinden, mahkemece bilirkişinin reddi ile ilgili olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi ayrıca yeniden farklı bilirkişiden rapor alınarak itirazın değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.´nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 25.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan Üye Üye Üye Üye

E.Uzuner N.Şimşek S.Atalay İAltan Z.Turanlı


T.C YARGITAY 15.HUKUK DAİRESİ

Esas : 2011/4385  Karar: 2012/291 TARİH:25.01.2012

YARGITAY İLAMI

Mahkemesi :Anamur Asliye Hukuk Hakimliği

Tarihi :26.08.2008

Numarası :2007/40-2008/419

Davacı :A, D Vek. Av. Halil ibrahim Ozyurt

Davalı :M. K Vek. Av. Aytaş Aktaş

Dahili davalılar : 1-İ. A, 2-M .K Vek. Av. Ayşe Yıldız,

3-H. T Vek. Av. Emrah Oğul

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış, eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmal edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

-KARAR-

Dava, eser sözleşmesi ilişkisi nedeniyle verilen çeklerden dolayı işin bitirilmemesi, eksik ve ayıplı yapılmasından dolayı borçlu bulunulmadığının tesbiti istemine ilişkindir. Mahkemece davanın dahili davalı M. K yönünden feragat nedeniyle, davalı M. K ile dahili davalılar İ. A ve H. T yönünden esastan reddine dair verilen karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Dava, iptali istenen çeklerin lehdari olan Mehmet Kurt hasım gösterilerek açılmıştır. Davacı vekili, dava dilekçesinde M. K ile sera yapım sözleşmesi imzaladıklarını, iş bedelinin 153.000,00 TL olup kendisine ait araçlar ve çekler vererek bedeli ödediğini, yüklenicinin 30.09.2006 günü teslim etmesi gereken işi tamamlamadığı ve teslim etmediğini ileri sürerek dilekçesinde banka, hesap numarası, keşide tarihleri ile meblağlarını gösterdiği çeklerin ödenmesinin ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasını ve çeklerin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Dava dilekçesinde çek iptali denilmiş olmakla birlikte iddia ve ileri sürülen maddi vakıalara göre dava, İİK´nm 72. maddesinde düzenlenen menfi tesbit davasıdır. Menfi tesbit davaları keşideci tarafından sadece lehdara karşı açılabileceği gibi, hamil ya da hamillere veya lehdar ile birlikte hamillere karşı açılması da mümkündür. Lehdar ile hamiller arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığından bunların davada birlikte yer almaları mecburiyeti yoktur. Az yukarıda belirtildiği gibi eldeki dava sadece lehdar-yüklenici M .K aleyhine açılmıştır.

Çek hamilleri İ A, H T ve M K dahili davalı olma talebinde bulunan olarak dilekçe vermiş iseler de; zorunlu dava arkadaşlığı bulunmayan hallerde davalı olabilecek tüm kişileri hasım gösterip göstermemek davacının iradesine bağlı olduğu, davacı tarafından bu şahısların davaya katılması için bir dilekçe verilmesi ya da bu dava ile birleştirilmek üzere hamiller aleyhine açılıp birleştirilen dava sözkonusu olmadığından, hamillerin verdikleri dilekçe ile dahili davalı oldukları ve davada taraf olduklarının kabulü mümkün değildir. Davanın açılıp yürütüldüğü tarihte yürürlükte bulunan HUMK´da tanımlanmamış olmakla birlikte, öğreti ve Yargıtay içtihatlarında feri müdahale "davayı kazanmasında menfaati bulunan davacı ya da davalı yanında davaya katılma", asli müdahale ise, "kişi ya da kişilerin açılmış bir davada kendi yararlarına hakkın tesbitini istemeleri" olarak tanımlanmıştır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu´nun 65. maddesinde asli müdahale 66. maddesinde feri müdahale düzenlenmiştir. Katılma dilekçesi veren kişiler bağımsız bir hak talep etmedikleri, dava konusu hakkın kendilerine ait olduğunu iddia etmedikleri, istemlerinin hamili oldukları çeklerle ilgili verilen ihtiyati tedbirin kaldırılması ve kendileri yönünden davanın reddini sağlamak olduğundan dilekçeleri feri müdahale niteliğindedir. Feri müdahale halinde harç yatırılmasına gerek olmadığı gibi, yer aldıkları davada hüküm sadece taraflar hakkında verilir. Feri müdahilin lehine veya aleyhine hüküm kurulamaz.

Bu durumda mahkemece öncelikle davacının çeklerin iptali istemi menfi tesbit (borçlu bulunulmadığının tesbiti) talebi niteliğinde olduğu, sadece lehdar aleyhinde davası açılması mümkün bulunduğu ve dava bu şekilde açıldığı, davacının bilahare hamilleri davaya katma hali sözkonusu olmadığı, hamillerin davada taraf olmaması sebebiyle onların yaptığı icra takibinin ihtiyati tedbir yoluyla durdurulamayacağı gözönünde tutularak dilekçelerinin ihtiyati tedbire itiraz ve feri müdahale niteliğinde değerlendirilip, bunlar yönünden sadece ihtiyati tedbir konusunda karar vermekle yetinilmesi, feri müdahil olan bu şahısların leh ya da aleyhlerine hüküm tesis edilmemesi, davalı yüklenici M K ile ilgili sunulan sözleşme, yaptırılan delil tesbiti, toplanan kanıtlara göre ve gerekirse konusunda uzman teknik bilirkişiden gerçekleştirilen imalât ve yapılan ödemelere göre dava konusu çeklerin bedelsiz kalıp kalmadığı konusunda rapor alınıp sonucuna uygun olarak ve sadece davacı ile davalı M K yönünden karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, fazla alman temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 25.01.2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

Başkan Üye Üye Üye Üye

İhsan Ulusoy A.Özgür M.Öztürk T.Gürsoy F.Aydın

(Muhalif)

- KARŞI OY YAZISI -

Dava, İİK´nm 72. maddesi uyarınca takipten önce senet lehtarı aleyhinde açılmıştır. Mahkeme kararıyla sonradan yapılan icra takibi tedbiren durdurulmuştur. İcra takibini yapanlar davaya asli müdahil olarak katıldıklarından davada taraf sıfatını almışlardır. Esasen duran icra takibini yürütmek için başka imkânları da yoktur. Bu durumda hamiller hakkında dava açma zorunluluğu bulunmamakla beraber, hamiller davada taraf sıfatını aldıklarından hem senet lehtarı ve hem de takip yapan izzet ve Hüseyin hakkında da işin esasının incelenmesi, sera yapımında eksik ve kusur varsa o oranda davacının senet lehtarına borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi, hamillerin de senedi keşidecinin zararına bilerek aldıkları usulen ispat edilemediği takdirde davacıya bu kişilere yemin teklifine hakkı olduğu hatırlatılıp dava sonuçlandırılmalıdır.

Davanın bu şekilde incelenmesinde hem takibi durdurmaya çalışan keşideci davacının ve hem de tedbir kararını kaldırıp icra takibinin devamını isteyen senet hamillerinin hukuki yararları bulunduğundan aksine oluşan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Başkan

İhsan Ulusoy


İHTİYATİ TEDBİRİN KALDIRILMASI-TAKİPTEN SONRA MAHKEMESİNDEN

T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi  ESAS NO : 2012/4891

KARAR NO : 2012/3111 TARİH: YARGITAY İLAMI MAHKEMESİ : Üsküdar 1. İş Mahkemesi

TARİHİ : 10710/2011 NUMARASI : 2011/3 İHTİYATİ HACİZ

İSTEYEN DAVACI : Z. G ---ADINA AVUKAT SALİH YALÇI

İTİRAZ EDEN : .............. İNŞ OTOMOTİV TEKST.TUR SAN TIC LTD

ŞTİ ADINA AVUKAT AHMET ERGÜN ÇİFTÇİ

DAVA ;Davacı vekili, davacının Üsküdar 4. İş Mahkemesinin 2011/1 Esas, 2011/239 karar sayılı ilamı ile işçilik alacaklarının belirlendiğini, borçlu şirketin borcu ödemekten kaçınmaya çalışmasından dolayı alacaklarının tahsilinin tehlike altında olduğunu, alacağın tahsili için borçlunun borca yetecek kadar taşınır ve taşınmaz malları ile 3. kişideki hak ve alacaklarına İİK´nun 257. maddesi uyarınca ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini istemiştir.

 Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, işçilik

alacaklarının kesinleşmeyen karara dayandığı, işçi alacağı olması ve ilama dayanması nedeni ile teminat olmaksızın istemin kabulüne karar verilmiştir.

Davalı vekilinin tehiri icra kararı için icra dosyasına

teminat mektubu koyduklarını, alacağın tamamının garanti altında olduğu ve ihtiyati haczin kaldırılması istemi ile yaptığı itiraz üzerine duruşmalı olarak yapılan yargılama sonunda, takibe konu alacağın teminat altına alındığı gerekçesi ile İİK.´nun 259/2 maddesi uyarınca itirazın kabulüne ve ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.

Davacı vekili, ihtiyati haciz kararının kaldırılması kararını 6100 sayılı HMK,un geçici 3/1 maddesi uyarınca süresinde kanun yoluna getirmiş olup, Dairemizin Hukuk Muhakemeleri Kanunu´nun 341, geçici 3 ve icra iflas Kanunu´nun 265/son maddeleri uyarınca kanun yoluna tabi ihtiyati haczin kaldırılması kararını denetleme görevi nlaşılmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi B.Kar tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

İcra İflas Kanunu´nun 257. Maddesine göre "Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa veya borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir". Aynı kanunun takip eden 258. Maddesinde ise, "ihtiyati hacze 50 nci maddeye göre yetkili mahkeme tarafından karar verileceği, alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeğe mecbur olduğu belirtilmiş, 265 maddesinde de "borçlunun kendisi dinlenmeden verilen ihtiyati haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı; huzuriyle yapılan hacizlerde haczin tatbiki, aksi halde haciz tutanağının kendisine tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde mahkemeye müracaatla itiraz edebileceği, itiraz üzerine verilen karara karşı istinaf yoluna başvurulabileceği, Bölge adliye mahkemesinin bu başvuruyu öncelikle inceleyeceği ve verdiği kararın kesin olduğu" düzenlenmiştir.

İhtiyati haciz kararı vermede yetkili ve görevli mahkeme İcra ve İflas Kanunu´nun 50. maddesinde düzelenmiş olup buna göre "Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur".

Dava tarihinde yürürlükte ve kıyasen -uygulanacak olan 6100- sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ise 290. maddesinde ise açıkça "İhtiyati tedbirin, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edileceği" belirtilmiştir.

Keza, IIK.nun 266. Maddesi uyarınca "Borçlu, para veya mahkemece kabul edilecek rehin veya esham yahut tahvilat depo etmek veya taşınmaz rehin yahut muteber bir banka kefaleti göstermek şartı ile ihtiyati haczin kaldırılmasını mahkemeden isteyebilir. Takibe başlandıktan sonra bu yetki, icra mahkemesine geçer".

icra Hakimliğinin görevi, talebin İİK.nun 266. maddesinde yazılı olan ihtiyatı haczin teminat karşılığında kaldırılmasına yönelik olması halinde ve takibe başlanmasından sonra ileri sürülmesi haline münhasırdır.

Dosya içeriğine göre davacı vekili, davalı borçlu işverenin taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarına davacının kesinleşmeyen işçilik alacaklarının belirlenen miktarı kadar ihtiyati haciz konmasına karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece bu istek kabul edilmiştir. Ancak ihtiyati haciz isteyen davacı işçi vekili aracılığı ile itiraz eden davalı işveren aleyhine 05.10.2011 tarihinde icra takibine başlamış ve 12.10.2011 tarihinde de alman ihtiyati haciz kararının uygulanmasını talep etmiştir.

İtiraz eden davalı işveren vekili, icra takibi aşamasında, icra dosyasına teminat koyduklarını belirterek ihtiyati haczin kaldırılmasını istemiştir.

itiraz İİK.nun 266. maddesinde yazılı olan ihtiyati haczin teminat karşılığında kaldırılmasına yönelik olup, takibe başlanmasından sonra ileri sürüldüğünden, yetkili ve görevli mahkeme anılan madde uyarınca icra Hukuk Mahkemesi´dir.

Mahkemece itirazın kaldırılmasına yönelik uyuşmazlığı çözümlenmesi için dosyanın yetkili ve görevli Üsküdar İcra Mahkemesine gönderilmesi gerekirken, görevsizlik kararı yerine yazılı şekilde ihtiyati haczin kararının kaldırılmasına karar vermesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alman temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 13.02.2012 tarihinde İİK.´nun 265. Maddesi uyarınca kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Başkan Üye Üye Üye Üye

Ü. SAYIŞ M. ÇAMUR M. AKKUŞ M. ARI M. K. TEPEDELEN


İCRA TAKİBİNDEN SONRA-SATIŞIN DURDURULMAS-İHTİYATİ TEDBİR...

T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi ESAS NO : 2012/3094 KARAR NO : 2012/3110 TARİH:06.02.2012

YARGITAY İLAMI ESAS NO : 2012/3094 KARAR NO : 2012/3110 MAHKEMESİ : Antalya 2. İş Mahkemesi TARİHİ : 15/12/2011

NUMARASI : 2011/628 İHTİYATİ TEDBİR . . .

İSTEYEN DAVACILAR: 1- Y. A----- 2-F. E ADLARINA

AVUKAT LİDER TANRIKULU

DAVALI : MEHMET DEDEOĞLU

DAVA TÜRÜ : MENFİ TESPİT

Davacılar vekili, davacı Yılmaz´dan diğer davacı annesinin kefil olarak imzaladığı senedin işe girerken davalı şirket temsilcisi tarafından alınarak icraya konulduğunu, icra takibi sonrası yaşadığı evin satışa çıkarıldığını, borçlu olmadığının tespiti ile evin satışının durdurulması için tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, tensiple boşanma ve nafaka davaları dışında ancak aynı davada çekişmede olan taşınır ve taşınmaz mallar hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği, dava konusu dikkate alındığında tedbir talebinin yasaya uygun bulunmadığı, davacının talebinin muhtemel alacağını güvenceye almaya yönelik ihtiyati haciz talebi olarak nitelendirilebilir ise de sözkonusu alacağın mevcudiyetinin ve miktarının yargılamaya muhtaç bulunduğu ve yasa da öngörülen şartlar bulunmadığı gerekçesi ile ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verilmiştir.

Verilen ret kararının davacı vekili tarafından kanunun

yoluna getirilmiş olup, Dairemizin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ve geçici 3/1 maddesi uyarınca kanun yoluna tabi ret kararını denetleme görev olduğu anlaşılmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi B.Kar tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle mahkemenin satışın durdurulması konusunda verdiği kararın gerekçesi icra İflas Kanunumun 72/3 maddesi uyarınca "icra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında mahkemeden ihtiyati tedbir yolu ile icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir" hükmü karşısında hatalı ise de, icra takibinden sonra takibin durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği, icra takibi nedeni ile satışın ihtiyati tedbir yolu ile durdurulması isteminin bu gerekçe ile reddinin gerektiği anlaşıldığından ret kararı sonuç itibari ile usul ve yasaya uygun olduğundan, davacının kanunu yoluna başvurusunun REDDİNE, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine 06.02.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


BOŞANMA-KARŞI DAVA SÜRESİNDE ACILMAMIŞOLSADA TEFRİK EDİLMESİ

T.C. YARGITAY 2.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2010/18530  KARAR NO :2011/19756

TARİH 24.11.2011  YARGITAY İLAMI İNCELENEN KARARIN : MAHKEMESİ:Eyüp 1. Aile Mahkemesi

TARİHİ:26.05.2010 NUMARASI:Esas no:2009/557 Karar no:2010/44

DAVACI-DAVALI:M. S    DAVALI-DAVACI:H. S

KARŞILIKLI BOŞANMA

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm her iki boşanma davası ve ferileri yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Mahkemece karşı davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Karşı dava süresinde açılmamış olsa dahi ret kararı verilmeyip esasen tefrik edilmesi gerekir. Ancak karşı dava da boşanmaya ilişkin olduğuna göre davalardan biri hakkında verilecek hüküm diğerinin sonucunu etkileyecektir. Bu itibarla aralarındaki bağlantı nedeniyle tefrik edilse dahi birleştirilmesi gerekecektir. O nedenle dava ve karşı davanın birlikte görülmesi ve delillerin birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmesi usul ekonomisine uygun düşecektir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunundaki düzenleme ( md. 133/2, 166/1-4) davaların birleştirilmesine ve birlikte görülmesine engel değildir. Bu sebeple tefrik kararı da verilmeyip davaların birlikte görülmesi ve taraf delillerinin birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiş, bozma sebebine göre de karşı davacı kadının sair yönlere ilişkin temyiz itirazları ile davacı -karşı davalı kocanın temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı-karşı davacı kadının sair yönlere dair temyiz itirazları ile davacı-karşı davalı kocanın temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gür içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.24.11.2011 (Per.)

Başkan Üye Üye Üye Üye

Necdet Gürbüztürk Nail Ozkılıç Halim Kayapınar Mahmut Kamacı Yahya Memiş


USULSÜZ TEBLİGAT´IN ACIKCA DİLEKÇEDE BELİRTİLMESİ.

YARGITAY 12. Hukuk Dairesi  ESAS NO : 2011/2856  KARAR NO : 2011/18899  İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :Kadıköy 1.İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ :09/12/2010 NUMARASI :2010/1434-2010/1700

DAVACI :BORÇLU DAVALI :ALACAKLI:

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı vekili tarafından başlatılan kira alacağına ilişkin takibe karşı borçlunun, ödeme emri tebliğ tarihinde şehir dışında olduğunu belirterek borca itirazının İIK.’nun 65 maddesi gereğince kabulü ile takibin durdurulması ve hacizlerin kaldırılması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, talebin ödeme emri tebliğinin usulsüzlüğü şikayeti olarak değerlendirilerek istemin kabulü ile tebliğ tarihinin düzeltilmesine ve hacizlerin kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

İİK´nun 65. maddesine dayanan gecikmiş itirazda, tebligatın usulüne uygun olarak yapılmış olması, ancak, muhatabın bir engel nedeniyle süresinde itiraz edememesi halinde gecikmiş itirazda bulunacak kişinin mazeretini gösterir delillerle birlikte, esasla ilgili itirazlarını ve dayanaklarını, engelin kalktığı günden itibaren üç gün içinde icra mahkemesine bildirmesi gerekir. Maddeden de anlaşılacağı üzere, gecikmiş itirazın ön koşulu, usulüne uygun bir tebligatın yapılmış olmasıdır.

Usulsüz tebligatta ise, İİK.’nun 65. maddesine göre yapılacak incelemeden farklı olarak, tebligat usulüne uygun olarak yapılmamıştır. Bu durumda, mahkeme, tebliğ işleminin 7201 Sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak yapılıp yapılmadığını inceleyecek ve aynı kanunun 32. maddesi gereğince öğrenme tarihine göre tebliğ tarihini düzeltecektir.

Borçlunun dilekçesinde, gecikmiş itirazdan söz etmesi sonuca etkili değildir. Zira, HMK.’nun 33. maddesi gereğince, hukuki sebebin ve uygulanacak yasa maddesinin tespiti hakimin görevine giren bir konudur (HGK.5.6.1991-1991/12-258E-344K).

 Somut olayda, borçlunun başvuru dilekçesinde, ödeme emri tebligatı usulsüzlüğünü ileri sürmediği, ödeme emri tebliğ tarihinde şehir dışında olduğundan bahisle tebligattan ancak, döndükten sonra haberdar olduğunu belirterek İİK.’nun 65.maddesine göre itirazının kabulünü talep ettiği görülmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere, mahkemece, tebligat usulsüzlüğüne ilişkin hukuki tavsif yapılması hali, bu hususun iddia edilmesine bağlıdır.
O halde, mahkemece, borçlunun tebligatın usulsüzlüğüne yönelik şikayeti bulunmadığı dikkate alınarak İİK.nun 65.maddesi muvacehesinde işin esası incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK´nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 13/10/2011 gününde oybirliğiyle karar

verildi.

L.Uzuner

Y.Z.Aksoy

S.Atalay

LAltan

Z.Turanlı


KİRACIYA GÖNDERİLEN ÖDEME EMRİ HAKLI İHTAR YERİNE GEÇECEĞİ

T.C. YARGITAY

6.Hukuk Dairesi

Esas: 1999/2591  Karar: 1999/2573 Karar Tarihi: 22.03.1999

TEMERRÜT NEDENİYLE KİRALAYANIN TAHLİYESİ DAVASI - KİRA PARALARININ EKSİK ÖDENMESİ - KİRACININ TEMERRÜDÜ KOŞULLARI - İCRA TAKİBİ İÇİN GÖNDERİLEN ÖDEME EMRİNİN İHTAR YERİNE GEÇECEĞİ

ÖZET: Borçlar kanununun 260. maddesi gereğince kiracının temerrüdünden bahsedilmek için muacceliyet kesbeden kiraların ihtarname ile verilecek yasal süre içerisinde kiracı tarafından ödenmesi için kiracıya yasal içerikli bir ihtar gönderilmesi gerekir. İcra yoluyla yapılan takiplerde de gönderilen ödeme emri ihtar yerine geçeceği için ve taraflar arasında düzenlenmiş kira sözleşmesi de tarafların beyanına göre 6 aydan daha uzun süreli bulunduğunun anlaşılmasına göre ihtarda borcun verilecek 30 günlük yasal süre içerisinde ödenmesi gerektiğinin açıkça belirtilmesi lazımdır. Olayımızda davanın dayanağını teşkil eden 21.5.1998 tarihli ödeme emrinde belli bir süre gösterilmediği için bunun geçerli bir ihtar olarak kabulü mümkün değildir. Bu yönden davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde kabul kararı verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından hükmün bozulması icap etmiştir.

(818 S. K. m. 260)

Dava: Mahalli Mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tahliye davasına dair karar davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Dava temerrüt nedeniyle kiralananın tahliyesi isteğine ilişkindir. Mahkemece istem gibi karar verilmiş ve hüküm davalı vekili tarafından temyiz olunmuştur.

Davacı, davalının 1994 yılından beri kiracı olup, 1997 yılında Ocak, Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs ayları kiralarını ödemediğinden icra takibi yapıldığını yine de eksik ödediğini bildirerek akdin feshi ile kiralanandan tahliyesini talep etmiştir.

Davalı ise kiraları ödediğini, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Borçlar kanununun 260. maddesi gereğince kiracının temerrüdünden bahsedilmek için muacceliyet kesbeden kiraların ihtarname ile verilecek yasal süre içerisinde kiracı tarafından ödenmesi için kiracıya yasal içerikli bir ihtar gönderilmesi gerekir. İcra yoluyla yapılan takiplerde de gönderilen ödeme emri ihtar yerine geçeceği için ve taraflar arasında düzenlenmiş kira sözleşmesi de tarafların beyanına göre 6 aydan daha uzun süreli bulunduğunun anlaşılmasına göre ihtarda borcun verilecek 30 günlük yasal süre içerisinde ödenmesi gerektiğinin açıkça belirtilmesi lazımdır. Olayımızda: Davanın dayanağını teşkil eden 21.5.1998 tarihli ödeme emrinde belli bir süre gösterilmediği için bunun geçerli bir ihtar olarak kabulü mümkün değildir. Bu yönden davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde kabul kararı verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından hükmün bozulması icap etmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile HUMK.nun 428. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 22.3.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


NAFAKA:REŞİT COCUK-YARDIM NAFAKASI-ÜNİVERSTEYE HAZIRLIK

T.C. YARGITAY 3.Hukuk Dairesi Esas: 2008/15718 Karar: 2008/16244

Karar Tarihi: 07.10.2008

NAFAKA DAVASI - DAVACININ ÜNİVERSİTE EĞİTİMİ YAPMAK İSTEDİĞİ - ÜLKE ŞARTLARI - DAVACININ ÜNİVERSİTE SINAVLARINI KAZANMASI İÇİN BABASININ EKONOMİK DESTEĞİNE İHTİYACI OLDUĞU - DAVANIN KABULÜ GEREĞİ

ÖZET: Ülke şartları gözönüne alınarak üniversite eğitimi yapmak isteyen davacının bu isteği olağan karşılanarak üniversite sınavlarını kazanması için babasının ekonomik desteğine ihtiyacı olduğu gözetilerek yardım nafakası alması gerektiğinin gözetilmesi gerekir.

(4721 S. K. m. 328, 364)

Dava: Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içerisinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki tüm kağıtlar okunarak gereği düşünüldü.

Karar: Davada; davacının davalının oğlu olduğu, önceki iştirak nafakası olan 125 YTL davacının reşit olmasıyla son bulduğu şimdi ise davacının liseyi bitirdiği, üniversiteye hazırlandığı, hazırlık için dersaneye gittiği, davalıdan (babadan) aylık 400 YTL yardım nafakası talep edilmiş, mahkemece; davacının liseyi bitirdiği, üniversiteyi kazanamadığı gerekçesiyle davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

TMK 364. maddesi, <Herkes yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.> yasanını 328. maddesinde <çocuk ergin olduğu durumda eğitimine devam ediyorsa ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenecek ölçüde olmak üzere, eğitim sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdür.> hükmünü getirmiştir.

Somut olayda davacı 20.07.1989 doğumlu olup, 19 yaşında lise mezunu bir işte çalışmaz ve üniversite hazırlık kursuna devam etmektedir.

Ancak; davacının üniversite sınavlarını kazanıp, üniversite eğitimi yapabilmesi için üniversite hazırlık kursuna gitmesi gerektiği gözönüne alındığında bir süre daha ekonomik olarak babasının yardımına ihtiyacı vardır.

O durumda mahkemece; ülke şartları gözönüne alınarak üniversite eğitimi yapmak isteyen davacının bu isteği olağan karşılanarak üniversite sınavlarını kazanması için babasının ekonomik desteğine ihtiyacı olduğu gözetilerek yardım nafakası alması gözetilmeden yazılı gerekçelerle davanın reddi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı biçimde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istem halinde temyiz edene iadesine, 07.10.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.


İSTİRDAT DAVASI-HİLE İDDİASI TANIKLA İSPAT EDİLE BİLİR

19. Hukuk Dairesi  2008/8464 E.N  2008/11318 K.N.  İlgili Kavramlar

o İSTİRDAT DAVASI  o HİLE

Özet

Hile iddiası tanıkla ispat edilebilir.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki istirdat davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmalı, davalı vekilince de duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine, temyiz dilekçelerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı vekili, davalının Tavas İcra Müdürlüğü´nün 2005/182 sayılı takip dosyasından 2 adet bonoya dayanarak müvekkili aleyhine takibe geçtiğini, 75 yaşında olan ve işitme kaybı bulunan müvekkilinin davalıya borcu bulunmadığını, senetlerin hile ile alındığını, davalının kötüniyetli olduğunu ileri sürerek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevabında, iddianın gerçek dışı olduğunu, davacının borçlu olmadığını yazılı delille kanıtlaması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre, davacının senedin teminat olarak verildiğini kanıtlayamadığı, yemin teklif etmeyeceğini beyan ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

 Davacı, dava konusu senedin gerçek bir borcu yansıtmadığını, dava dışı Mustafa ve Tafire´nin borcu için hile ile alındığını, bu nedenle davalıya borcu bulunmadığını ileri sürerek borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir. Buna karşılık davalı, dava konusu senedin davacıya verilen borç para karşılığında düzenlendiğini savunmuştur.

Davacı delil olarak protokol, icra dosyası ve tanık beyanlarına dayanmıştır. HUMK´nın 293/5. maddesine göre hile iddiası tanıkla ispat edilebilir. Davacının dayandığı protokol fotokopi olup, 07.02.2005 tarihini taşımaktadır. Davalının alacaklı olduğu dosyadan alacaklı vekili Av. Yücel 07.02.2005 tarihinde borçluların menkullerinin satışının düşürülmesini talep etmiş, İcra Müdürlüğünce satış işlemi yapılmamasına karar verilmiştir. Davacının dayandığı protokolde alacaklı vekili Av. Yücel´in isim ve imzası da bulunduğundan, HUMK´nın 335. maddesine göre protokolün ibrazı veya nerede bulunduğunu beyan etmek üzere tanık sıfatıyla dinlenmek için vekilinin çağrılıp, beyanı alındıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün (BOZULMASINA),

bozma nedenine göre davalının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin harçların istek halinde iadesine, 20.11.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.


HAKSIZ REKABETİN ÖNELENMESİ İLAMIN İCRASI-KESİNLEŞMESİ

12. Hukuk Dairesi  2006/24548 E. N.  2007/1635 K.N.  İlgili Kavramlar

MARKA HAKKINA TECAVÜZ

HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN İLAMIN İCRASI

HAKSIZ REKABET

1086 s. HUMK/443

ÖZETİ

Haksız rekabetin önlenmesine ilişkin ilamlar şahsın hukukuna ait olması nedeniyle, kesinleşmeden takip konusu yapılamaz. HUMK gereğince bu nitelikteki kararlar, kesinleşmeden İcra olunamazlar.

İçtihat Metni

Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

İ. 2 No´lu Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi´nin 21.09.2006 tarih 2005/176 E., 2006/236 K. sayılı marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi kararına dayalı olarak ilamlı takip yapılmaktadır.

Haksız rekabetin önlenmesine ilişkin ilamlar şahsın hukukuna ait olması nedeniyle, kesinleşmeden takip konusu yapılamaz. HUMK´nun 443/4. maddesi gereğince bu nitelikteki kararlar, kesinleşmeden İcra olunamazlar (12. HD. 15.04.1997 tarih, 4159 E., 4679 K.)

Karardaki veka1et ücreti ve yargılama giderleri gibi ilamın fer´i nitelikteki bölümlerin de takibe konulabilmesi için asla bağlı olarak kesinleşmesi gerekir.

Açıklanan nedenle borçluların şikayetinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine dair hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlular vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK´nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 01.02.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.


BORCLUDAN FAZLA TAHSİL EDİLEN PARANIN İADESİ.

12. Hukuk Dairesi 2008/16170 E.N.  2008/16127 K.N.

İCRA HUKUKU İLAMLARIN İCRASI  KESİNLEŞME KOŞULU  İCRA MAHKEMESİ KARARI

(İİK m. 361,; HUMK m. 443/4)

Özet

Taşınmaza ve buna ilişkin ayni haklara ve aile ve şahsın hukukuna ait ilamlar kesinleşmedikçe infaz olunamaz. İcra Mahkemesi kararlarının infazı için kesinleşme koşulu aranmaz.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü;

İcra Mahkemesince 11.07.2007 tarihinde dosya üzerinde karar verilmiş olup, anılan karar borçlu vekiline 20.07.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir. Borçlu vekilinin ise İzmir 9.1cra Mahkemesine 25.07.2007 tarihinde temyiz dilekçesini verdiği ve anılan mahkemece aynı gün 2007/212 muhabere numarası ile muhabere defterine kaydının yapıldığı anlaşılmıştır. Bu durumda alacaklı vekilinin 25.07.2007 tarihli temyiz istemi 10 günlük yasal sürededir. Dairemizce maddi yanılgı sonucu süre aşımı nedeniyle temyiz isteminin reddine karar verilmesi doğru olmadığından borçlu vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemiz 30,11.2007 tarih ve 2007/19570-22541 sayılı temyiz isteminin reddine ilişkin kararının kaldırılmasına oybirliği ile karar verildikten sonra 11.07.2007 tarih ve 2007/101-94 sayılı mahkeme kararma yönelik temyiz incelemesine geçildi;

İİK.’in 361. maddesi gereğince icra dairelerince borçludan fazla para tahsil olunarak alacaklıya verildiği yahut yanlışlıkla bir tarafa para tediye olunduğu hesap neticesinde anlaşılırsa verilen para ayrıca hükme hacet kalmaksızın o kimseden geri alınır.

Somut olayda alacaklı vekili tarafından ilama dayalı olarak ilamlı icra takibi yapıldığı, borçlunun itirazı takibi durdurmadığı için adı geçenin dosya borcunu ödediği daha sonra Bergama İcra Mahkemesinin 08.03.2007 tarih ve 2006/152 esas, 2007/31 karar sayılı karan ile borçlunun şikâyetinin kabul edilerek takibin İptaline karar verildiği görülmektedir.

HUMK’un 443/4. Maddesi gereğince gayrimenkule ve buna müteallik ayni haklara ve aile ve şahsın hukukuna mütedair hükümler kesinleşmedikçe infaz olunamaz. Ayrıca, İİK’in 363 ve sonraki maddelerinde, İcra Mahkemesince verilecek kararlardan temyizi kabil olanlar belirlenmiş, bunların infaz edilebilmesi için kesinleşmesi gerektiğine dair bir hükme yer verilmemiştir. Bir başka deyişle icra mahkemesi kararlarının infazı için kesinleşmesi zorunlu bulunmamaktadır.

Bu durumda, İİK’in 361. Maddesinde belirtilen koşullar oluşmuş ve borçlu ödenmemesi gereken parayı ödemiş olduğundan bu meblağı herhangi bir hükme hacet kalmadan alacaklıdan ve bu takip dosyasında isteyebilir. (HGK.nun 06.12.1995 tarih ve 1995/12-860E. 1995/1078K). O halde, Mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken takibin iptali kararının kesinleşmediği gerekçesi ile istemin reddi isabetsizdir.

 SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’un 428. Maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 23.09.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.


KATKI PAYI ALACAĞI-İLAM KESİNLEŞMEDEN TAKİBE KONULA BİLECEĞİ

12. Hukuk Dairesi  2009/22399 E.N  2010/3825 K.N.  22.02.2010 K.T

İlgili Kavramlar

İLAMIN KESİNLEŞMESİ

İLAMLI TAKİP

KATKI PAYI ALACAĞI

Özet

TAKİBE KONU KATKI PAYI ALACAĞINA İLİŞKİN İLAM, TARAFLARIN ŞAHSI YA DA AİLEVİ YAPILARINA İLİŞKİN HUKUKİ DURUMLARINDA BİR DEĞİŞİKLİK YARATMAYAN, SONUÇLARI İTİBARİYLE ANCAK TARAFLARIN MAL VARLIĞINI ETKİLEYEBİLEN, BOŞANMA İLAMININ FER´İ NİTELİĞİNDE OLMAYIP ONDAN BAĞIMSIZ OLAN EDAYA İLİŞKİN BİR İLAM OLUP, KESİNLEŞMEDEN İCRAYA KONULMASI MÜMKÜNDÜR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

HUMK´nın 443/4. maddesi gereğince "...aile ve şahsın hukukuna mütedair hükümler katiyet kesp etmedikçe icra olunamaz". Anılan maddede belirtilen hükümler, Medeni Kanun´un "Kişiler Hukuku" ve "Aile Hukuku" kitaplarında yer alan konulara ilişkin tüm hükümler olmayıp, kişinin doğrudan şahsı ya da ailevi yapısı ile ilgili hukuki durumunda değişiklik yaratan ilamlar ile bu ilamların fer´i (eki) niteliğindeki hükümlerdir. (Örneğin ad, soyad, yaş tashihi, velayetin nez´i, babalık davası, nesep tashihi, boşanma ve bunun fer´i niteliğindeki hükümler gibi...)

Somut olayda takibin dayanağı olan ilam, Medeni Kanun´un 227 ve devamı maddelerine dayalı katkı payı alacağına ilişkin olup, bu nevi ilamlar konu olarak anılan Kanun´un "Aile Hukuku" kitabında yer alsa da, tarafların şahsı ya da ailevi yapılarına ilişkin hukuki durumlarında bir değişiklik yaratmayan, sonuçları itibariyle ancak tarafların mal varlığını etkileyebilen, boşanma ilamının fer´i niteliğinde olmayıp ondan bağımsız olan edaya ilişkin ilamlardır. Bu nitelikleri itibariyle de katkı payı alacağına ilişkin ilamların, diğer edaya ilişkin ilamlar gibi, kesinleşmeden icraya konulmaları mümkündür. O halde mahkemece şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

 Sonuç: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK´nın 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 22.02.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi


NAFAKA AYRI YAŞAMAYA DAYALI TEDBİR NAFAKASI

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2006/18876 K. 2006/22114T. 24.11.2006

• TEDBİR NAFAKASI ( Ayrı Yaşama Hakkına Dayalı - Ayrı Yaşama Süresince Devam Edeceği )

• AYRI YAŞAMA HAKKINA DAYALI TEDBİR NAFAKASI ( Ayrı Yaşama Süresince Devam Edeceği )

4721/m. 169, 197

ÖZET : Dosya kapsamından müstakilen açılan tedbir nafakası davasının daha sonra açılan boşanma davası ile birleştirildiği, yargılama sonunda boşanma davasının reddine, birleştirilen nafaka davası nedeni ile de tedbir nafakasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu tedbir nafakası, ayrı yaşama hakkına dayalı olup ayrı yaşama devam ettiği sürece devam eder. Hükmedilen bu nafaka MK´nın 169. maddesinde öngörülen nafaka değildir.

DAVA : Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Dayanak ilamdan anlaşılacağı üzere alacaklı ve borçlunun eş oldukları ancak, alacaklının ayrı yaşaması nedeniyle borçlu aleyhine açmış bulunduğu müstakilen tedbir nafakası davasının daha sonra borçlunun açmış bulunduğu boşanma davası ile birleştirildiği ve ilgili mahkemece boşanma davasının reddine, birleştirilen nafaka davası nedeni ile alacaklı lehine 19.11.2004 tarihinden itibaren aylık 400.- YTL nafakaya hükmedildiği görülmektedir. İşbu tedbir nafakası TMK´nun 197. maddesine dayanmakta olup, alacaklı ayrı yaşadığı sürece devam edeceği gerek dairemizin, gerekse Yüksek Yargıtay 2. Hukuk Dairesi´nin uygulamaları ile sabittir. Diğer bir anlatımla, mahkemesince hükmedilen işbu nafaka TMK´nun 169. maddesinde öngörülen tedbir nafakası olmadığından, mahkemenin aksine görüşünde isabet yoktur. O halde, şikayetin reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 336 ve HUMK. 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 24.11.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İCRA İŞLEMİNİ ŞİKAYET:MÜKERRER İKİ DOSYADAN´DA TAHSİL HARCI

T.C. YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2011/3662 Karar: 2011/19138 Karar Tarihi: 18.10.2011

ŞİKAYET DAVASI - TAHSİL HARCI YATIRILMASI KARARININ İPTALİ İSTEMİ - AYNI ALACAK İÇİN TAHSİLDE TEKERRÜR OLMAMAK KAYDIYLA BİRDEN FAZLA TAKİP YAPILMASININ MÜMKÜN OLMASI - TAHSİL HARCININ TAHSİLAT YAPILAN TAKİP DOSYASINDAN VE BİR DEFA ALINACAĞI

ÖZET: Aynı alacak için tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla birden fazla takip yapılması mümkündür. Bu durumda icra takiplerinden birinde alacağın tahsil edilmesi halinde, diğer takip dosyası da infaz edilmiş olacağından tahsil harcı yalnızca tahsilat yapılan takip dosyasından ve bir defa alınır.

(492 S. K. m. 23) (2004 S. K. m. 16)

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Alacaklı vekilinin icra mahkemesine başvurusunda borçlu aleyhine başlatılan Adana İcra Müdürlüğü’nün 2010/1226 ve 2010/1227 Esas sayılı icra takiplerinin aynı alacak için tahsil de tekerrür olmamak kaydıyla yapıldığını, borcun 2010/1226 Esas sayılı icra takip dosyasında ödendiği ve bu dosyada tahsil harcı alındığını belirterek 2010/1227 Esas sayılı icra takip dosyasında da bu dosyada borçlu olan Ş. K. adına kayıtlı taşınmazlar üzerindeki hacizlerin tahsil harcı alınmaksızın kaldırılması talebi üzerine icra müdürlüğünce tahsil harcı yatırılması gerektiğine ilişkin verilen kararın iptalini istediği anlaşılmıştır.

492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 23. maddesi uyarınca <Her ne sebep ve suretle olursa olsun, icra takibinden vazgeçildiğinin zabıtnameye yazılması için vazgeçilen miktara ait tahsil harcının yarısı alınır. Ancak haczedilen mal, satılıp paraya çevrildikten sonra vazgeçilirse tahsil harcı tam olarak alınır.> Öte yandan, hacizlerin kaldırılması istemi, alacağın haricen tahsil edildiğine teşkil edeceğinden, hacizlerin kaldırılması için anılan yasa hükmüne uygun olarak tahsil harcının ödenmesi zorunludur.

Aynı alacak için tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla birden fazla takip yapılması mümkündür. Bu durumda icra takiplerinden birinde alacağın tahsil edilmesi halinde, diğer takip dosyası da infaz edilmiş olacağından tahsil harcı yalnızca tahsilat yapılan takip dosyasından ve bir defa alınır.

O halde mahkemece borçlu tarafından aynı alacak için tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla yapılan 2010/1227 Esas sayılı icra takip dosyası için tahsil harcı alınması açıklanan nedenlerle yerinde olmadığından şikayetin kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.

Sonuç: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366. ve HUMK.´nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 18.10.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


iŞÇİLERE HAZIRLANMIŞ MAKTU İŞTEN AYRILMA BELGESİ GEÇERSİZDİR

T.C YARGITAY 9.HUKUK DAİRESİ Esas No: 2007/273 Karar No: 2007/8421 Tarihi: 26.03.2007

MAKTU OLARAK HAZIRLANIP İŞÇİLERE İMZALATTIRILAN İŞTEN AYRILMA BELGELERİ GEÇERSİZ FESİH

ÖZETİ: Dosya içeriğine göre, davalı işverence tanzim edilen işten ayrılma bildirgesinde, davacının iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu´nun 17. maddesi uyarınca işveren tarafından feshedildiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır. Davacı, davalı işveren tarafından ibraname ve işten ayrılma dilekçesi sunulmadan önce, bu belgelerin matbu,tarihsiz, işe giriş ve çıkış tarihleri ile ücret hanesi boş bulunan, ancak önceden imzalatıldığını belirterek, bu hali ile onaylı örneklerini dava dilekçesi ekinde sunmuştur. Davalı işveren tarafından sunulan belgelerde ise, boşluk bulunan yerlerin kalemle doldurulduğu görülmektedir. Bu olgu, davacının iddiasını doğrulamaktadır. Ayrıca işverenin sunduğu bu kayıtlar kuruma bildirilen işten ayrılma bildirgesi ile çelişki teşkil etmektedir. İş sözleşmesinin davalı işveren tarafından feshedildiğinin kabulü gerekir. Davalı işveren fesih bildiriminde 4857 sayılı İş Kanunu´nun 19 maddesindeki koşullara uymadığından, fesih geçersizdir. Davanın kabulü ---------------------------------

İŞÇİ İBRANAMESİNİN İMZASIZ OLUŞU GECERSİZDİR.

T.C. YARGITAY 9.Hukuk Dairesi Esas: 2006/22037 Karar: 2007/8814 Karar Tarihi: 29.03.2007 

İŞÇİ ALACAKLARI DAVASI - İHBAR VE KIDEM TAZMİNATI TALEBİ - DAVACIDAN ALINAN İBRANAMEYE DAYANILARAK TALEBİN REDDEDİLMİŞ OLMASI - DÜZENLEME TARİHİ BULUNMAYAN İBRANAMENİN GEÇERSİZ OLMASI - TALEBİN KABULÜ GEREĞİ

ÖZET:

İstekler davacıdan alman ibraname dikkate alınarak reddedilmiştir. Borcu sona erdiren bir belge olan ibranamelerde düzenleme tarihinin bulunması gerekmektedir. Hükme esas alman ibraname ise tarihsiz olup geçersizdir. Kıdem ve ihbar tazminatlarının bir değerlendirmeye tabi tutularak hüküm altına alınması gerekir.

(1086 S. K. m. 438) (1475 S. K. m. 14) (4857 S. K. m. 17)

Dava: Davac

ı, ihbar, kıdem tazminatı, yıllık izin, fazla mesai ile bayram gündeliklerinin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş ve davalı avukatınca da duruşma talep edilmiş ise de; HUMK. nun 438. maddesi gereğince duruşma isteğinin miktardan reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Uyuşmazlık, kıdem ihbar tazminatı, istekleri noktalarında toplanmaktadır. Söz konusu istekler davacıdan alınan ibraname dikkate alınarak reddedilmiştir. Borcu sona erdiren bir belge olan ibranamelerde Dairemizin kökleşmiş içtihatları uyarınca düzenleme tarihinin bulunması gerekmektedir. Hükme esas alınan ibraname ise tarihsiz olup geçersizdir. Kıdem ve ihbar tazminatlarının bir değerlendirmeye tabi
tutularak hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 29.03.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.


MAL REJMİ--TASARRUFUN KISITLANMASI TEDBİR TALEBİ

T.C. YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 2010/21219 Karar: 2010/21853  Karar Tarihi: 23.12.2010

ÖZET: Olayda, mahkemece yapılacak iş, davalıya ait taşınmazların değerleri konusunda gerektiğinde bilirkişiden görüş almak, belirlenen değerlere göre, evlilik birliğinden doğan mali yükümlülüğün kapsamını ve gerektirdiği ölçüyü tespit etmek ve ulaşılacak sonuç uyarınca karar vermek gerekirken, eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

(4721 S. K. m. 199)

Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Türk Medeni Kanunu´nun 199. maddesi gereğince tasarruf yetkisinin sınırlanmasına karar verilebilmesi için, ailenin ekonomik varlığının korunması ve evlilik birliğinden doğan mali yükümlülüğün yerine getirilmesinin bunu gerektirmesi zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde, eşlerden birinin istemi üzerine hakim belirleyeceği malvarlığı değerleriyle ilgili tasarrufların istemde bulunan eşin rızasıyla yapılabileceğine karar verebilir. Taraflar arasında görülmekte olan bir boşanma davası bulunmamaktadır. Gerek işbu dosyadaki gerekse reddedilen vesayet davasındaki delillerden davalının evlilik birliğinden doğan mali yükümlülüğü yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu bakımdan davalının tasarrufunun davacının rızasına bağlanması gerektiği esas itibarıyla doğrudur. Ancak, mahkeme davalıya ait tüm taşınmazlar üzerindeki tasarruf yetkisini sınırlamıştır. Taşınmazların değerleriyle ilgili bir araştırma yapılmadığı gibi, evlilik birliğinden doğan mali yükümlülüğün yerine getirilmesinin gerektirdiği ölçü de tespit edilmemiştir. Mahkemece yapılacak iş, davalıya ait taşınmazların değerleri konusunda gerektiğinde bilirkişiden görüş almak, belirlenen değerlere göre, evlilik birliğinden doğan mali yükümlülüğün kapsamını ve gerektirdiği ölçüyü tespit etmek ve ulaşılacak sonuç uyarınca karar vermek gerekirken, açıklanan husus gözetilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.12.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.


AÇIĞA İMZALI BOŞ SENEDİ ANLAŞMAYA AYKIRI DOLDURMA

T.C. YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 1985/5422 K. 1986/6629 T. 25.12.1986

• AÇIĞA İMZA ( Senedin Geçerliliği )

• SENEDİN ANLAŞMAYA AYKIRI DOLDURULMASI ( İspat Edilmedikçe Senedin Geçerli Olması )

• TANIK BEYANI ( Senedin Anlaşmaya Aykırı Doldurulduğunun İspatı )

818/m.289,290

ÖZET : Açığa imza atılması yoluyla düzenlenen senedin anlaşmalara aykırı olarak doldurulduğu kanıtlanamazsa bu senet hukuken geçerlidir. Yazılı delil karşısında tanık dinletilmesi istemi karşı tarafın açık onayı olmadan kabul edilemez.

DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalıya kuracağı sermaye şirketinde kullanılmak üzere 3.12.1982 tarihli taahhütname ve borç senedi başlıklı bege ile 5.000.000 TL. para verdiğini 10.4.1984 tarihinde ödenmemesi halinde 1.000.000 TL. ceza koşulunun kararlaştırlıdığını, yaptığı icra takibine itiraz edildiğini söz ederek 6.000.000 TL.`sının % 15 icra inkar tazminatı ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, taahütname ve borç senedindeki imzanın kendisine ait olduğunu kabul etmiş, bu belgeyi B. isimli şahsa boş olarak imzalayıp verdiğini sonradan üzerinin doldurulduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece belgedeki metin aralıklarının imzaya denk düşürülmek için birer satır atlanarak sayfanın doldurulduğu satırların metinde muntazam ve aynı çizgi üzerinde gibi yazılmasına rağmen isimlerin aynı çizgi üzerinde kalmadıkları bu nedenle metnin imzadan sonra yazılmıs olabileceği şeklindeki bilirkişi raporu benimsenerek davanın reddine karar verilmiştir.

Hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davalı boş kağıda attığı imzanın üst tarafının aleyhine doldurulup, borçlandarıldığını savunmuştur. Bu durum itibariyle uyuşmazlık itimadi muameleden doğduğu açıktır. Açığa imza atılmak suretiyle tanzim olunan senet anlaşmalara aykırı biçimde doldurulduğu usulen ve yasal delillerle kanıtlanmadığı takdirde hukuken geçerlidir.

Yazılı delil karşısında tanık dinletilmesine ilişkin istem karşı tarafın açık muvafakatı olmaksızın kabul edilemez.

İmzalı boş kağıdı karşısındakine veren kimse onun üzerine kendisini zararlandırıcı mahiyette ilaveler yapılabileceğini bilir. Bu nedenle doğacak tehike ve rizikoları ilk başta kabul etmiş sayılır. Mahkemenin bu yönü gözden kaçırarak hukuken geçerli senede rağmen bilirkişi görüşüne dayanarak davanın reddetmesi usule ve yasaya aykırıdır, hükmün bozulması gerekir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nederlerle davacı yararına BOZULMASINA, 25.12.1986 gününde oybirliğiyle karar verildi.


T.C. YARGITAY
 19. HUKUK DAİRESİ E. 2002/4074 K. 2003/6530 T. 18.6.2003

• MENFİ TESBİT DAVASI ( Boş Senede İmza Atıldığı ve Senedin Anlaşmaya Aykırı Doldurulduğu İddiasıyla - Taraf Yemininin Kesin Delil Niteliği )

• TARAF YEMİNİNİN KESİN DELİL NİTELİĞİ ( Boş Senede İmza Atıldığı ve Senedin Anlaşmaya Aykırı Doldurulduğu İddiasına Dayalı Menfi Tesbit Davası )

• BOŞ SENEDE İMZA ATILDIĞI VE SENEDİN AKDE AYKIRI DOLDURULDUĞU İDDİASINA DAYALI MENFİ TESBİT DAVASI ( Taraf Yemininin Kesin Delil Niteliği )

• YEMİNİN KESİN DELİL NİTELİĞİ ( Boş Senede İmza Atıldığı ve Senedin Akde Aykırı Doldurulduğu İddiasına Dayalı Menfi Tesbit Talebi )

2004/m.72

1086/m.344

ÖZET avacı davalıdan borç para aldığını, karşılığında süt vererek borcunu ödediğini, parayı alırken davalıya boş bono imzalayarak verdiğini, daha sonra davalının bonoyu doldurarak icra takibine konu yaptığını, borçlu olmadığının tesbitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, takip konusu senet karşılığının nakten borçluya verildiğini, boş senede imza attığı iddialarının ve senedin taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı doldurulduğunun yazılı delille ispat edilmesi gerektiğini, davacının tanık dinletmesine muvafakatlarının olmadığını savunmuştur. Mahkemece, davacının davalı tarafa yemin teklif ettiği ve davalının da yemini eda ettiği, taraf yeminin kati delil olduğu, davalının icra takibini davacının imzasını taşıyan bono gereği yaptığını, davacının bononun bedelsiz kaldığını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin verilen karar usul ve yasaya uygun olup onanması gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı davalıdan 600.000.000.TL aldığını, karşılığında süt vererek borcunu ödediğini, parayı alırken davalıya boş bono imzalayarak verdiğini, daha sonra davalının bonoyu doldurarak icra takibine konu yaptığını, borçlu olmadığının tesbitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, takip konusu senet karşılığının nakten borçluya verildiğini, boş senede imza attığı iddialarının ve senedin taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı doldurulduğunun yazılı delille ispat edilmesi gerektiğini, davacının tanık dinletmesine muvafakatlarının olmadığını savunarak davanın reddine ve alacağın %40´ı oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesi istenmiştir.

Mahkemece, davacının davalı tarafa yemin teklif ettiği ve davalının da yemini eda ettiği, taraf yeminin kati delil olduğu, davalının icra takibini davacının imzasını taşıyan bono gereği yaptığını, davacının bononun bedelsiz kaldığını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

 SONUÇ : Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacının yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 18.6.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.


VASİNİN DAVA AÇABİLMESİ İCİN VESAYET MAKAMINDAN İZİN ALMASI

4. Hukuk Dairesi 2008/3977 E.N , 2008/14550 K.N.

İlgili Kavramlar

o VESAYET MAKAMININ GÖREVLERİ

o VASİNİN DAVAYI TAKİBİ

o MANEVİ TAZMİNAT

o MADDİ TAZMİNAT

Özet

VASİNİN VESAYET ALTINDAKİ KİŞİ ADINA DAVA AÇABİLMESİ VESAYET MAKAMININ İZNİNE TABİ OLUP, VASİNİN İZİN ALMAKSIZIN DAVA AÇMASI DURUMUNDA, MAHKEME VASİYE BU YÖNDE İLAM ALIP SUNMAK ÜZERE UYGUN BİR SÜRE VERMELİDİR.

İçtihat Metni

Davacı Hatice (Buğra ve T.Barış´a vesayeten) vekili tarafından, davalı A.Sancak vd. aleyhine 23.06.2000 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 24.12.2007 günlü kararın Yargıtay´ca incelenmesi taraflar vekillerince süresi içinde istenilmekle, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dava, maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.

Davacı küçükler Buğra ve T.Barış´a vesayeten Hatice vekili tarafından açılan 23.06.2000 tarihli dava dilekçesinde; küçüklerin anne ve babasının 17.08.1999 tarihinde meydana gelen deprem sırasında vefat ettiklerini beyanla, yıkılan ev ve içindeki eşyalar için maddi tazminat, anne ve babalarını birlikte kaybeden küçüklere manevi tazminat talebinde bulunulmuş, işbu dosya ile birleştirilen tarafları ve dava sebebi aynı olan 24.06.2005 tarihli dava dilekçesi ile de destek tazminatı talebinde bulunulmuştur.

Davalılar davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.

Mahkemece, asıl ve birleşen dosyadaki davaların kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir.

Dava, küçük Buğra ve T.Barış vasisi Hatice´nin genel vekaletnamesine istinaden vekil tarafından açılmıştır. Vasi tayinine ilişkin Yalova Sulh Hukuk Mahkemesi´nin 1999/858-867 esas karar sayılı ilamı dosyaya sunulmuş ise de, vasinin görülmekte olan davayı açma konusunda izin aldığı ileri sürülmediği gibi, buna ilişkin bir karar da ibraz edilmemiştir.

Vesayet altına alınan küçüklerin vasileri tarafından temsil edileceği kuşkusuzdur. 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi´nin 391. maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu´nun 448. maddesi düzenlemeleri bu yöndedir. 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi´nin 405/8. maddesi, sulh mahkemesinin iznine tabi tuttuğu işler arasında husumeti de saymış; böylece, gerek vesayet altındaki kişi adına vasi tarafından dava açılabilmesini ve gerekse kendilerine karşı açılmış bir davada vasi tarafından temsil edilebilmelerini vasinin sulh mahkemesinden izin alması koşuluna bağlamıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu´nun 462/8. maddesi de, vasinin vesayeti altındaki kişi adına dava açabilmesini vesayet makamının iznine tabi kılmış; öncekinden farklı olarak, vesayet altındakine karşı açılmış olan davalar yönünden bu izin koşulunu kaldırmıştır.

Böylece, anılan her iki Kanuna göre de, konusu ve türü ne olursa olsun, vasinin, vesayeti altındaki kişi adına herhangi bir davayı açabilmesi, her halükarda, bu konuda izin almış olması koşuluna bağlıdır. Bu konu kamu düzenine ilişkin olduğundan herhangi bir davada vasinin bu yönde izin almış olup olmadığı hususu, mahkemece ve Yargıtay´ca re´sen gözetilmelidir. Hukuk Genel Kurulu´nun 2005/21-195 Esas, 2005/209 Karar sayılı ilamları da aynı hususa işaret etmekte olup, vasinin izin almaksızın dava açması durumunda, davayı gören mahkemenin, vasiye bu yönde ilam alıp sunmak üzere uygun bir süre vermesi gerekir; bu husus yerine getirilmeden yargılama yapılarak davanın sonuçlandırılması kanuna aykırıdır. Böylesi bir kanuna aykırılık ise, Yargıtay´ın temyiz incelemesi sırasında re´sen dikkate alması gereken bir bozma nedenidir.

Somut olay bu açıklamalar çerçevesinde değerlendirildiğinde; vesayet altındaki davacılara temsilen açılan davayı açma konusunda, dava tarihinde

yürürlükte 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi´nin 405/8. maddesi ya da davanın yargılaması sürerken yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu´nun 462/8. maddesi uyarınca vesayet makamından izin alındığına dair bir ilam sunulmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, mahkemece yapılması gereken iş; vasiye, eldeki davayı açması konusunda vesayet makamından izin alması ve buna dair ilamı dosyaya sunması için uygun bir sürenin verilmesi; bu nitelikte bir ilam alınıp sunulduğu takdirde davaya devamla esas hakkında hüküm kurulması; aksi takdirde, esasa girişilmeksizin davanın salt bu nedenle reddine karar verilmesidir.

Mahkemece, kamu düzenine ilişkin bu gereklilik gözardı edilerek, yargılama yapılmak suretiyle işin esası hakkında karar vermiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenden dolayı (BOZULMASINA), bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden taraflardan peşin alınan harçların istekleri halinde geri verilmesine 24.11.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.


VASİ SIFATINA KARŞI YAPILAN İTİRAZLARI İNCELEME GÖREVİ

T.C. YARGITAY Ikinci Hukuk Dairesi

Esas No : 2005/18551

Karar No : 2006/6248

Tarih : 25.4.2006

* DENETİM MAKAMI ( Vasinin Sıfatına Karşı Yapılan İtirazları veya Vasinin İleri Sürdüğü Kaçınma Sebeplerini İnceleme Görevi Öncelikle Vesayet Makamı Sulh Mahkemesine Onun Kabul Etmemesi Halinde Denetim Makamı Asliye Mahkemesine Ait Olduğu ) 

* VASİ SIFATINA KARŞI YAPILAN İTİRAZLARI İNCELEME GÖREVİ ( Vasinin İleri Sürdüğü Kaçınma Sebeplerini İnceleme Görevi Öncelikle Sulh Mahkemesine Onun Kabul Etmemesi Halinde Denetim Makamı Asliye Mahkemesine Ait Olduğu )

* VASİ TAYİNİ ( Vasinin Sıfatına Karşı Yapılan İtirazları veya Vasinin İleri Sürdüğü Kaçınma Sebeplerini İnceleme Görevi Öncelikle Vesayet Makamı Sulh Mahkemesine Onun Kabul Etmemesi Halinde Denetim Makamı Asliye Mahkemesine Ait Olduğu )

* VASİNİN İLERİ SÜRDÜĞÜ KAÇINMA SEBEPLERİ ( İnceleme Görevi Öncelikle Sulh Mahkemesine Onun Kabul Etmemesi Halinde Denetim Makamı Asliye Mahkemesine Ait Olduğu )

* VESAYET MAKAMI ( Vasinin Sıfatına Karşı Yapılan İtirazları veya Vasinin İleri Sürdüğü Kaçınma Sebeplerini İnceleme Görevi Öncelikle Vesayet Makamı Sulh Mahkemesine Onun Kabul Etmemesi Halinde Denetim Makamı Asliye Mahkemesine Ait Olduğu )

ÖZET :

Vasi tayini için kişinin mal varlığının kötü yönetilmesi sebebiyle gerek kendisini ve gerekse ailesini darlık ve yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan eylemlerin varlığının gerçekleşmesi gerekir.

Vasinin sıfatına karşı yapılan itirazları veya vasinin ileri sürdüğü kaçınma sebeplerini inceleme görevi öncelikle vesayet makamı Sulh Mahkemesine, onun kabul etmemesi halinde denetim makamı Asliye Mahkemesine aittir.

DAVA :

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen murafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan bugün temyiz eden S.T. vekili Av. F.G. ve karşı taraf Av. F.K. geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonra bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR :

1. Davalı vekilinin 7.7.2005 tarihli dilekçesinde yer alan reddi hakim talebinin inandırıcı hiçbir delile dayanmadığına, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 35. maddesi gereğince, bu halde, ret isteğinin, reddi talep edilen hakimin kendisi tarafından geri çevrilmesinin mümkün bulunmasına ( HUMK. m. 35/2 ), bu durumda reddi hakim talebinin, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 33. maddesinde gösterilen inceleme merciine gönderilmemiş olmasında bir usulsüzlük bulunmadığına göre, davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları yersizdir.

2. Vasi tayinine ilişkin kararın esasına yönelik temyizine gelince,

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle malvarlığının kötü yönetilmesi sebebiyle kendisini ve ailesini darlık ve yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan eylemlerin varlığının gerçekleşmiş bulunmasına, davacının mahkemeye başvurusu ihbar niteliğinde olup, ihbar edenin vazgeçmesinin sonuç doğurmayacağına göre yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.

3. Davalı vasinin sıfatına yönelik itirazına gelince,

Türk Medeni Kanununun 422. maddesi gereğince vasinin sıfatına karşı yapılan itirazları veya vasinin ileri sürdüğü kaçınma sebeplerini ( özürleri ) inceleme görevi öncelikle vesayet makamı Sulh Mahkemesine onun kabul etmemesi halinde denetim makamı Asliye Mahkemesine aittir. ( 5133 S.K. md. 2-3, TMK md 397 ) Öyle ise vasinin şahsına yönelik itiraza ilişkin dilekçenin açıklanan kurallar çerçevesinde değerlendirilip, vasiyet makamınca itiraz ve özür nedenleri yerinde görülmediği takdirde dilekçenin görev yönünden reddi ile denetim makamınca bu konuda kesin bir karar verilmek üzere dosyanın geri çevrilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ :

Davalı vekilinin reddi hakim talebiyle ilgili temyiz itirazlarının yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple REDDİNE, hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, davalının vasinin sıfatına karşı itirazıyla ilgili olarak da 3. bentte gösterilen sebeple dilekçenin görev yönünden reddi ile dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 25.04.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.


VESAYET İLE İLGİLİ VERİLEN NİHAİ KARARLARIN TEMYİZİMÜMKÜNDÜR

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2002/5555 K. 2002/6108 T. 9.5.2002

• VESAYET DAVASI ( Davacının MK´nın Aradığı Şartların Gerçekleştiğini İddia Ederek Halasının Vesayet Altına Alınmasını Kendisinin de Vasi Olarak Atanmasını Talep Etmesi )

• VESAYETİ GEREKTİREN HALLER ( Somut Olayda Vesayet Altına Alınması İstenilen Kişinin Hastalığının Onda Akıl Hastalığı ve Akıl Zayıflığına Neden Olmadığının Anlaşılmış olması )

• VESAYET MAKAMININ KARARLARINA İTİRAZ ( Temyiz Yoluna Gidilebilmesinin Mümkün Olması )

• AKIL HASTALIĞI VE AKIL ZAYIFLIĞI ( Dava Konusu Olayda Vesayeti Gerektiren Şatların Olmadığının Saptanmış Olması ve Bu Nedenle Davanın Reddedilmesinin Gerekmesi )

• KENDİSİNE VASİ ATANMASI TALEP OLUNANIN RIZASI ( İdrak ve Muhakeme Kaabiliyetleri Olan Kişilerin Ancak Kendi İstekleri Halinde Vesayet Altına Alınabilmesinin Mümkün Olması )

4721/m.488,405

743/m.432,355

ÖZET : 1. Vesayet makamının, vesayeti gerektiren hallerin varlığının ileri sürülmesi halinde, bu hususta verdiği nihai kararların temyizi mümkündür.

2. Fiziksel yetersizliği sebebiyle kendi işini göremeyecek durumda olmasına rağmen bu durumun idrak ve muhakeme melekelerini bozmayan kişi ancak kendi istemesi halinde vesayet altına alınabilir.

DAVA : Taraflar arasındaki ( vesayet ) davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükümle 27.2.2002 tarihli ek kararda ( Davacı tarafından ) temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacı, Medeni Kanunun 355. maddesindeki sebebin varlığını ileri sürerek 1322 doğumlu olan halası Ayşe Çekli´nin vesayet altına alınmasını kendisinin de vasi atanmasını istemiştir.

Mahkemece; dava reddedilmiştir.

Kararı davacı temyiz etmiş; vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesi 27.2.2002 tarihli ek kararı ile davacının temyiz isteğini, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 488. maddesine dayanarak kararın temyizi kabil olmadığından bahisle reddetmiştir. Bu ret kararı da süresi içinde temyiz edilmiştir.

1 - Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 488. maddesi, yürürlükten kaldırılan Medeni Kanunun 432. maddesini karşılamaktadır. ( madde gerekçesi ) Sözü edilen madde; vesayet makamının hafif yolsuzluklarda vasiyi görevden alınacağı hususunda uyarma, gecikmesinde tehlike bulunan hallerde vasiye geçici olarak işten el çektirme, gerektiğinde vasinin mallarına haciz koyma ve tevdii ettirme şeklinde oluşan önlemi almaya ilişkin kararlarına karşı ilgililerce itiraz edilebileceğine, bu nitelikteki kararlara itirazı inceleyen denetim merciinin kararının kesin olacağına ilişkindir. 488. madde, vesayet makamının vesayetin esası hakkında verdiği nihai kararlara karşı temyiz yolunu kapatan bir düzenleme değildir.

Vesayet makamının vesayeti gerektiren hallerin varlığının ileri sürülmesi halinde bu hususta verdiği nihai kararlar temyizi kabildir. Bu bakımdan vesayet makamının "temyiz isteğinin reddine" ilişkin 27.2.2002 tarihli ek kararının yukarıda açıklanan sebeple bozulmasına, işin esasının incelenmesine karar verildi.

2 - Vesayet altına alınması talep edilen Ayşe Çekli´nin 1322 ( Miladi: 1906 ) doğumlu olduğu; yaşlı olması ve ayaklarının sakat olması sebebiyle fiziksel yetersizlikten dolayı kendi işlerini göremeyecek durumda olduğu, bu fiziksel yetersizliğinin ve geniliteye bağlı kognitif fonksiyonlardaki kısmı azalma nedeniyle bakıma muhtaç olduğu; bu durumun idrak ve muhakeme melekelerini bozmadığı, akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bulunmadığı, toplanan delillerle alınan raporlarla sabittir. Açıklanan ve kişide saptanan bu olgular, kişinin kendisinin istemesi halinde vesayet altına alınmasını gerektiren sebeplerdir. 355. maddede ( yeni Yasanın 405. maddesindeki ) sebeple kanıtlanmamıştır.Ret kararı doğrudur.

SONUÇ : Temyize konu hükmün gösterilen sebeplerle ONANMASINA, oybirliğiyle karar verildi.


VASİ TAYİNİ-MAHKEMENİN İŞİ İNCELEYİP SONUCLANDIRMASI GEREKTİ

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 1985/1349 K. 1985/1612   T. 21.2.1985

• VASİ TAYİNİ

743/m.369

ÖZET : Vasi tayini, kamu düzeni ile ilgili olup; sulh mahkemeleri kendilerine yapılan ihbar üzerine işi inceleyip sonuçlandırmakla görevlidirler.

DAVA VE KARAR : Zennur Soğucaklı tarafından açılan vasi tayini davasının yapılan muhakemesi sonunda davanın reddine dair verilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Vasi tayini, kamu düzeni ile ilgili olup durumları incelenmesi için bir dava biçiminde ilgililer tarafından başvurulması gerekli değildir. Medenî Kanunun 354, 355 ve 357. maddelerinde Sulh Mahkemelerinin kendilerine yapılacak ihbar üzerine işi inceleyip sonuçlandırmaları açıkça öngörülmüştür. Bu durumda vesayet altına alınması istenilen kişinin bulunup mahkeme önüne getirilmesi ve muayenesinin yaptırılması gerekir. Mahkemeye ait bulunduğu halde aksine düşüncelerle bu yönden davacıya yüklenmesi ve sonuçta davanın reddine karar verilmesi Usul ve Kanun’a aykırıdır.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın gösterilen sebeple ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.


KOOPERATİF BORCU İÇİN ÜYELERE HACİZ İHBARNAMESİ GÖNDERİLEMEZ

YARGITAY 16. Hukuk Dairesi   2007/2457 E.N   2007/3532 K.N.

Özet

KOOPERATİF BORCU İÇİN ÜYELERE HACİZ İHBARNAMESİ GÖNDERİLMESİ USULSÜZDÜR.

İçtihat Metni

İİK’nın 338/1. maddesine muhalefet etmek ve tazminat istemli olarak sanık S.Feride hakkında açılan davada, gerçeğe aykırı beyanda bulunmak suçundan İİK’nın 338. maddesi gereğince 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, tazminat isteminin ise tefrik edilmesine karar verilmiş, hüküm yasal süresi içerisinde sanık tarafından temyiz edildiğinden, Yargıtay C.Baş-savcılığı’nın bozma istemli tebliğnamesiyle dosya Daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak, gereği görüşüldü:

Müşteki gerçeğe aykırı beyanda bulunmak suçundan cezalandırılması ve tazminat istemiyle sanık hakkında şikayette bulunmuş olmasına, ceza davası ile birlikte tazminat davasının da genel hükümlere göre yargılanmasının mümkün olduğu düşünülmeden tazminat davasının tefrikine karar verilmesi doğru bulunmamış ise de, bu konu temyiz sebebi yapılmadığından inceleme dışı bırakılmıştır.

Sanığın sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Kooperatifin kuruluş amacı gözetildiğinde, kural olarak alacaklılarına karşı sadece kooperatifin sorumlu olması ve ortağın kooperatifle olan münasebetleri bakımından kooperatife karşı üçüncü kişi sayılamayacağı hususları gözetildiğinde, kooperatif borcu için üyelerine haciz ihbarı gönderilmesi usulsüzdür. Bu nedenle sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken mahkumiyetine karar verilmesi nedeniyle hükmün istem gibi (BOZULMASINA), 03.10.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.


FERAGAT´IN FESHİ-FERAGAT İCİN HİLEYE ALDATMAYA BAŞ VURULMASI

T.C. YARGITAY 1. Hukuk Dairesi Esas: 2008/7643 Karar: 2008/12182   Tarih: 21.11.2008

ÖZET: Feragat, kesin hükmün hukuksal sonuçlarını doğurur.

Rızayı ifsat eden bir nedenle malul olduğu ileri sürülerek feragatın feshi davası açılabilir. Bu nedenle, hataya dayalı ise feragatın feshine karar verilmesi gerekir.

(818 sayılı BK. m. 23, 28) (1086 sayılı HUMK. m. 91, 95)

KARAR METNİ:

Taraflar arasında görülen davada;

 Davacı vekili, müvekkili adına ve davalılar aleyhine (Bala Asliye Hukuk Mahkemesi)´nin 1998/276 esas s. dosyası ile tapu iptal davası açtığını, davalılar vekilinin yargılamanın başlangıcından beri müvekkili davacıya ilişkin olan 616 no.lu parsel ile davalılara ilişkin olan 583 notu parselin farklı yerler olduğunu beyan etmesi karşısında, 17.04.2003 günlü oturumda davalılar vekilinin dürüstlüğüne ve iyiniyetine güvenerek feragatin gerçekleştiğini, ancak davalılar vekilinin iyiniyetli olmadığını (Bala Asliye Hukuk Mahkemesi)´nin 2003/132 esas s. dosyasında açmış oldukları elatmanın önlenmesi davasında yapılan keşif sonunda alınan rapor ile öğrendiğini, davalıların hile ve hatası ile feragatin yapıldığını ileri sürerek, Borçlar Yasası´nın 23 ve 28. maddeleri gereğince feragatin iptal edilmesine karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

Davalılar, davanın hakdüşürücü süre sebebiyle reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, Borçlar Kanunu´nun 23 ve 28. maddelerinde ön görülen koşulların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; tetkik hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.

Dava, davadan feragatin iptali (feshi) isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden özellikle Bala Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 17.04.2003 tarih, 1998/276 esas, 2003/106 s. tapu iptali, yine taraftan aynı ve karşılıklı olarak aynı yer Asliye Hukuk Mahkemesinde açılıp rüy´et edilen elatmanın önlenmesi istekli dava dosyalarının tetkikinden; öncesi Hazine´ye ilişkin 64.600 m2 yüzölçümlü 616 parsel s. taşınmazın 4753 s. Kanun hükümleri gereğince Recep´e, keza 44.800 m2 mesahadaki 583 parsel s. taşınmazın da 1997 gününde Hazine´ce Nazım´a satış suretiyle temlik edildiği, Nazım´ın 583 parseldeki 1/3 payını üzerinde ipka ederek 2/3´ünü her birine 1/3´er olmak üzere Üçler ve Orhan´a temlik ettiği, 616 parsel maliki Recep´in 02.10.1998 gününde 583 parsel maliklerine yönelik çifte tapu (mükerrer kayıt) olgusunun varlığından bahisle davalıların tapusunun sicilden terkini istekli davanın Bala Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 17.04.2008 tarih, 1998/276 esas, 2003/106 s. kararı ile feragat sebebiyle sonuçlanıp kesinleştiği, sonradan aynı yer mahkemesinde Recep aleyhine 583 parsel maliklerince elatmanın önlenmesi davası açıldığı ve bunun üzerine Recep vekili Av. Sabite´nin "iptal davasındaki davalılar vekili Av. Sadık´ın, Recep´in malik olduğu tapu ile müvekkillerine ilişkin tapunun aynı yere ilişkin olmadığı, ayrı ayrı yerleri kapsadığını bildirmesi" üzerine iptal davasından feragat ettiğini, oysa haktan vazgeçme gibi bir düşünce ve irade beyanının bulunmadığı durumda müvekkili Recep aleyhine açılan elatmanın önlenmesi davasının mahkemece iptal davasındaki feragatin haktan feragat olarak nitelendirilmek suretiyle aleyhlerinde karara bağlandığını ileri sürerek eldeki feragatin iptali konusundaki davayı açtığı ve mahkemece feragatin hata ürünü olmadığı haktan feragat olduğu kabul edilerek davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Gerçekten de, 1998/276 s. tapu iptal davasında Recep vekili Av. Sabite´nin 17.04.2003 günlü oturumda vekaletnamedeki haiz olduğu feragat yetkisine istinaden davadan feragat ettiği ve usulünce feragatin imzası ile tevsik edildiği oturum zaptıyla sabit olduğu gibi her iki tarafın dayandığı tapuların 40.618.66 m2´lik bölümünün iç içe girdiği ve bu yer için mükerrer tapu oluştuğu, elatmanın önlenmesi davalarıyla da sabittir.

Hemen belirtilmelidir ki, vazgeçme kesin hükmün hukuksal sonuçlarını doğurur. Ancak, feragatte hasıl olan neticenin buna sebep olan feragatin rızayı ifsat eden bir nedenle malul olduğu kanıtlanırsa, doğurduğu netice bakımından hileye, hataya maruz kalan kimseye talep hakkı bahşedeceğinde kuşku bulunmamaktadır. Somut olayda Av. Sabite iptal davasındaki feragat iradesi açıklamasını, sair taraf vekili Av. Sadık´ın "her iki tarafın adlarına kayıtlı tapuların ayrı ayrı yerlere ilişkin olduğu ve çifte tapunun bulunmadığı" beyanı üzerine yaptığı biçiminde savunmada bulunmuş, mahkemece bu kabule itibar edilmemişse de, müvekkili Recep´in bu nedenle yaptığı şikayeti üzerine hakkında görevi kötüye kullanmak fiilinden dolayı açılan kamu davasında Ankara Yedinci Ağır Ceza Mahkemesi´nin 24.07.2006 gün 2006/182 esas, 2006/267 s. kararında Av. Sadık´ın her iki tarafın tapu kaydının aynı yere ilişkin olmadığı, ayrı ayrı yerlere ait bulunduğuna dair beyanı hükme esas alınmak suretiyle
beraatle sonuçlanmıştır. Esasen, eldeki davanın 01.06.2006 günlü oturumunda da Av. Sadık´ın dava edilen yerlerin ayrı ayrı yerler olduğunu, tarafların tapularının başka başka yerlere ait bulunduğu şeklindeki beyanı sonradan taraflar arasında karşılıklı olarak açılıp görülen elatmanın önlenmesi davalarında ortaya çıkan her iki tarafın dayandığı tapuların 40.618.66 m2´lik yeri için mükerrer oluşturulan (çifte) tapu olgusu ile örtüşmüyor ise de bu maddi gerçek karşısında davadan feragatin sair taraf vekilinin beyanından kaynaklanan hataya bağlı olduğu kabul edilmelidir. Kaldı ki, varlığı sabit olan bahse konu bildirim karşısında feragatin davaya konu edilen haktan değil, davanın takibinden feragat olduğu biçiminde değerlendirilmelidir. Zira çifte kayıt olgusu nedeniyle açılan dava sebebiyle sonradan varlığı ortaya çıkan kayıtların tedahül ettiği (iç içe girdiği) gerçeği karşısında davadan feragatin taraflar arasındaki çıkacak her türlü çekişmeyi çözümsüz bırakacağı kuşkusuzdur. Kaldı ki, esas haktan feragat usul hükümlerine değil, taalluk ettiği esas hakkın tabi olduğu hükümlere bağlıdır. Sair taraftan, haktan feragat için bir sebebin varlığı da iddia ve ispat edilmiş değildir.

O halde, iptal davasındaki feragatin hataya dayalı olduğu gözetilmek suretiyle davanın kabulüne ve feragatin feshine (iptaline) karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.

Davacının, temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.nun 428. maddesi hükümü gereğince (BOZULMASINA), alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.11.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi


KOMŞULUK HUKUKU-SIVA YAPMAK İCİN YANDAKİ BİNAYA İSKELE KURMA

T.C. YARGITAY

1.Hukuk Dairesi Esas: 2010/283 Karar: 2010/1989 Karar Tarihi: 24.02.2010

ÖZET: Olayda, davacı ve müdahilin bina duvarının yağmur suları ve rutubetten korunmak için sıva yaptırmak zorunda kaldığı ve bunun için de mutlak surette davalı taşınmazına iskele kurmak ve onun taşınmazına zorunlu olarak müdahale etmesi gerektiği belirlendiği sabit olduğundan istek de gözetilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekir.

(4721 S. K. m. 737, 750) (1086 S. K. m. 73)

Dava: Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, 127 ada, 7 parsel sayılı taşınmazın kayıt maliki dava dışı Hediye ile davacı şirketin kat karşılığı inşaat sözleşmesi yaptığını, inşaatın Ç... Belediyesi tarafından alınan inşaat plan ve ruhsatına uygun olarak inşaatın tamamlandığını, inşaatın komşu 6 sayılı parsele bakan cephenin dış yüzeyinin sıvanmasına davalı 6 parsel malikinin izin vermediğini, duvarın dış yüzeyinin sıvanamaması nedeniyle bağımsız bölümlerin rutubetlendiğini, davanın komşuluk hukuku ilkelerine aykırı hareket ettiğini ileri sürerek el atmanın önlenmesine ve sıva yapılmasına izin verilerek muarazanın giderilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı ve müdahil davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; tetkik hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.

Karar: Dava; el atmanın önlenmesi ve sıva yapılmasına izin verilmesi isteğine ilişkindir.

Mahkemece; husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 7 sayılı parselde davacı şirketin mülkiyetten kaynaklanan bir hakkı bulunmadan taşınmazda tasarruf ettiği binanın davalının maliki bulunduğu taşınmaza bakan duvarına sıva ve boya yapmak istediği halde davalının müsaade etmediği ve gerekli izni vermediği ileri sürülerek eldeki davayı açtığı ve dava sırasında taşınmazda bağımsız bölüm maliki olan Cevdet´in harcını yatırmak suretiyle davaya asli müdahale talebinde bulunduğu ve mahkemece müdahale talebinin reddine, asıl davanın da 7 sayılı davacının kullanımında bulunulan binanın çekme mesafesine uygun yapılmadığı, davalının 7 sayılı taşınmazla ilgili inşaat ruhsatının iptali konusunda dava açtığını gerekçe yapmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki; gerçekten de hukukumuzda asli müdahale yoluyla bir kimsenin taraf olacağına dair yasal bir düzenleme bulunmamakla beraber açılmış bir davaya harcını da ikmal etmek suretiyle müdahale talebinde bulunarak müstakilen hak iddia etmesi ve Yasa’nın kendisine tanıdığı imkanları elde etmesine engel bir hüküm bulunmamaktadır.

Bu sebeple, Cevdet´in asli müdahale talebinin ara kararı ile reddine karar verilmiş olmasının doğru olduğu söylenemez.

Diğer taraftan 7 nolu taşınmazda yer alan binanın davalının taşınmazına komşu olduğu ve bu yere bakan duvarın korunması ve tabiat hadiselerinden etkilenerek binanın bir zarar görmemesi için sıvanması ve boyanmasında zaruret bulunduğu elde edilen bilirkişi raporunda belirtilmiştir. Taşınmazda bulunan binanın çekme mesafesine uyulmaması veya kaçak yapılması idareyi ve idari yaptırımı gerektiren hususlardır. Oysa, eldeki davada istek, 4721 sayılı TMK´nın komşuluk hukuku ile ilgili yasal düzenlemelere dayanmaktadır. Keza TMK´nın 750. maddesine göre komşuluk haklarının kullanılması için gerekli olan işlerin yapılması için komşu taşınmaz maliki birtakım vecibelere katlanmak zorundadır.

O halde, gerek mahkeme gerekçesinde gerekse davalının savunmasında ileri sürüldüğü gibi, davacı ve asli müdahilin isteğini kötü niyet olarak nitelemek olanak dışıdır.

Hal böyle olunca, davacı ve müdahilin bina duvarının yağmur suları ve rutubetten korunmak için sıva yaptırmak zorunda kaldığı ve bunun için de mutlak surette davalı taşınmazına iskele kurmak ve onun taşınmazına zorunlu olarak müdahale etmesi gerektiği belirlendiği dosya kapsamı ile sabit olduğundan istek de gözetilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir.

Sonuç: Davacı ve müdahil davacının, temyiz itirazları açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK´nın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.02.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


İCRA EMRİNİN VEKİLE DEĞİL ASİLE TEBLİĞİ YASAYA AYKIRILIĞI

İCRA EMRİNİN VEKİLE DEĞİL ASİLE TEBLİĞ EDİLMESİ YASAYA AYKIRIDIR

Y.12.Hukuk Dairesi. E: 2010/15248  K: 2010/28616  T: 2.12.2010

ÖZET: Vekil ile takip edilen işlerde vekile tebligat yapılması gerekir. İcra emrinin vekile değil asile tebliğ edilmesi yasaya aykırıdır. Bu nedenle borçlu asile gönderilen tebligat işlemi iptal edilmelidir.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından borçlular hakkında ilama dayalı olarak icra takibi başlatılmış, borçlular vekili, icra emrinin vekil yerine borçlu asillere tebliğ edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek icra emrinin iptali istemiyle icra mahkemesine başvurmuş, mahkemece, borçluların icra emrinin geri bırakılması gibi taleplerinin olması halinde, bu taleplerini de aynı şikayet dilekçesinde yapma imkanları olduğu halde, bunun yapılmadığı, şikayet dilekçesinde ileri sürülen bu sebebe bağlı olarak icra emrinin iptal edilemeyeceği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir.

7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 11, Avukatlık Kanunu’nun 41 ve HUMK’un 62 ve 68. maddeleri gereğince vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur.

Takip dosyasında icra emrinin vekil yerine asillere tebliğ olunması anılan yasa hükümlerine aykırıdır. Vekile çıkarılmış bir tebligat bulunmadığına göre usulsüz tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Yasası’nın 32. maddesinin somut olayda uygulama yeri de bulunmamaktadır.

O halde mahkemece borçlu asillere çıkartılan icra emri tebliğ işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle şikâyetin reddine dair hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ: Borçlular vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’un 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 02.12.2010 gününde


USULSÜZ TEBLİGAT-ÖĞRENME TARİHİNİN TEBLİĞTA-GECİKMİŞ İTİRAZ.

Y12HD

Esas : 2011/2856 Karar : 2011/18899Tarih : 13.10.2011

ÖDEME EMRİ TEBLİĞİNİN USULSÜZLÜĞÜ

USULSÜZ TEBLİGAT

GECİKMİŞ İTİRAZ

İİK.32, 65

HMK.33

Usulsüz tebligatta ise, İİK.’nun 65. maddesine göre yapılacak incelemeden farklı olarak, tebligat usulüne uygun olarak yapılmamıştır. Bu durumda, mahkeme, tebliğ işleminin 7201 Sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak yapılıp yapılmadığını inceleyecek ve aynı kanunun 32. maddesi gereğince öğrenme tarihine göre tebliğ tarihini düzeltecektir.fk

DAVA VE KARAR:

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Alacaklı vekili tarafından başlatılan kira alacağına ilişkin takibe karşı borçlunun, ödeme emri tebliğ tarihinde şehir dışında olduğunu belirterek borca itirazının İIK.’nun 65 maddesi gereğince kabulü ile takibin durdurulması ve hacizlerin kaldırılması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, talebin ödeme emri tebliğinin usulsüzlüğü şikayeti olarak değerlendirilerek istemin kabulü ile tebliğ tarihinin düzeltilmesine ve hacizlerin kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

İİK`nun 65. maddesine dayanan gecikmiş itirazda, tebligatın usulüne uygun olarak yapılmış olması, ancak, muhatabın bir engel nedeniyle süresinde itiraz edememesi halinde gecikmiş itirazda bulunacak kişinin mazeretini gösterir delillerle birlikte, esasla ilgili itirazlarını ve dayanaklarını, engelin kalktığı günden itibaren üç gün içinde icra mahkemesine bildirmesi gerekir. Maddeden de anlaşılacağı üzere, gecikmiş itirazın ön koşulu, usulüne uygun bir tebligatın yapılmış olmasıdır.

Usulsüz tebligatta ise, İİK.’nun 65. maddesine göre yapılacak incelemeden farklı olarak, tebligat usulüne uygun olarak yapılmamıştır. Bu durumda, mahkeme, tebliğ işleminin 7201 Sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak yapılıp yapılmadığını inceleyecek ve aynı kanunun 32. maddesi gereğince öğrenme tarihine göre tebliğ tarihini düzeltecektir.

Borçlunun dilekçesinde, gecikmiş itirazdan söz etmesi sonuca etkili değildir. Zira, HMK.’nun 33. maddesi gereğince, hukuki sebebin ve uygulanacak yasa maddesinin tespiti hakimin görevine giren bir konudur (HGK.5.6.1991-1991/12-258E-344K).

Somut olayda, borçlunun başvuru dilekçesinde, ödeme emri tebligatı usulsüzlüğünü ileri sürmediği, ödeme emri tebliğ tarihinde şehir dışında olduğundan bahisle tebligattan ancak, döndükten sonra haberdar olduğunu belirterek İİK.’nun 65.maddesine göre itirazının kabulünü talep ettiği görülmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere, mahkemece, tebligat usulsüzlüğüne ilişkin hukuki tavsif yapılması hali, bu hususun iddia edilmesine bağlıdır.

O halde, mahkemece, borçlunun tebligatın usulsüzlüğüne yönelik şikayeti bulunmadığı dikkate alınarak İİK.nun 65.maddesi muvacehesinde işin esası incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir.

SONUÇ: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle ( BOZULMASINA ), bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, oybirliğiyle karar verildi.

 Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas No : 2010/27844  Karar No : 2011/8259

Mahkemesi : İcra Hukuk Mahkemesi  Borçlu : ... Üniversitesi

Alacaklı : ... A.Ş.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından "… Üniversitesi Döner Sermaye İşletmesi Müdürlüğü" aleyhine genel haciz yoluyla yapılan takipte örnek 7 numaralı ödeme emri adı geçen müdürlüğe 17/5/2010 tarihinde tebliğ edilmiş, … Üniversitesi Rektörlüğü´nce 28/5/2010 tarihinde asıl alacağın bir kısmına, ayrıca faiz oran ve miktarına itiraz edilmiş, ancak icra müdürlüğünce 04/06/2010 tarihinde itirazın süre yönünden reddine karar verilmiştir.

Şikayetçi … Üniversitesi Rektörlüğü Vekili, 10/06/2010 tarihinde İcra Mahkemesine verdiği başvuru dilekçesinde, takibin Üniversite Rektörlüğü yerine temsilcide hata yapılarak ayrı bir tüzel kişiliği ve taraf ehliyeti bulunmayan … Üniversitesi Döner Sermaye İşletmesi Müdürlüğü´ne tebliğ edildiğini, bu tebligatın usulsüz olduğunu, bu nedenle tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olan 24/05/2010 tarihi olarak düzeltilmesine ve icra müdürlüğünün 04.06.2010 tarihli red işleminin iptali ile itirazlarının süresinde yapıldığının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Hukuk davalarında olduğu gibi icra takibinde de tarafların, taraf ehliyetine sahip olmaları gerekir. Yalnız gerçek ve tüzel kişilerin taraf ehliyeti vardır. Borçlu olarak gösterilen … Üniversitesi Döner Sermaye İşletmesi Müdürlüğü, … Üniversitesi’ne bağlı bir birim olup, ayrı bir tüzel kişiliği olmadığından takipte taraf ehliyeti bulunmamaktadır. HUMK´nun 76. maddesine göre hukuki tavsif hakime ait olup, şikayetçi vekilinin icra mahkemesine başvurusu Döner Sermaye İşletme Müdürlüğüne ödeme emri çıkarılamayacağına yönelik şikayet niteliğinde kabul edilip tüzel kişiliği olmayan Müdürlük hakkında takip yapılması usulsüz olduğundan ve bu durumun kamu düzeni ile ilgili olması nedeniyle mahkemece re´sen gözetilerek takibin iptaline karar verilmemesi temyiz edenin sıfatına göre bozma nedeni sayılmamış, kararın onanması gerekmiştir.

Sonuç : Alacaklının temyiz itirazlarının reddi ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), 17.15.TL onama harcının mahsubuna bakiye 1,25 TL harcın temyiz edenden alınmasına, 03/05/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


ÖDEME EMRİNİN TEBLİĞİNİN USULSÜZLÜĞÜ-GECİKMİŞ İTİRAZ

Y12HD Esas : 2011/2856  Karar : 2011/18899  Tarih : 13.10.2011

ÖDEME EMRİ TEBLİĞİNİN USULSÜZLÜĞÜ  USULSÜZ TEBLİGAT

GECİKMİŞ İTİRAZ  İİK.32, 65  HMK.33

Usulsüz tebligatta ise, İİK.’nun 65. maddesine göre yapılacak incelemeden farklı olarak, tebligat usulüne uygun olarak yapılmamıştır. Bu durumda, mahkeme, tebliğ işleminin 7201 Sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak yapılıp yapılmadığını inceleyecek ve aynı kanunun 32. maddesi gereğince öğrenme tarihine göre tebliğ tarihini düzeltecektir.fk

DAVA VE KARAR:

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Alacaklı vekili tarafından başlatılan kira alacağına ilişkin takibe karşı borçlunun, ödeme emri tebliğ tarihinde şehir dışında olduğunu belirterek borca itirazının İIK.’nun 65 maddesi gereğince kabulü ile takibin durdurulması ve hacizlerin kaldırılması istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, talebin ödeme emri tebliğinin usulsüzlüğü şikayeti olarak değerlendirilerek istemin kabulü ile tebliğ tarihinin düzeltilmesine ve hacizlerin kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

İİK`nun 65. maddesine dayanan gecikmiş itirazda, tebligatın usulüne uygun olarak yapılmış olması, ancak, muhatabın bir engel nedeniyle süresinde itiraz edememesi halinde gecikmiş itirazda bulunacak kişinin mazeretini gösterir delillerle birlikte, esasla ilgili itirazlarını ve dayanaklarını, engelin kalktığı günden itibaren üç gün içinde icra mahkemesine bildirmesi gerekir. Maddeden de anlaşılacağı üzere, gecikmiş itirazın ön koşulu, usulüne uygun bir tebligatın yapılmış olmasıdır.

Usulsüz tebligatta ise, İİK.’nun 65. maddesine göre yapılacak incelemeden farklı olarak, tebligat usulüne uygun olarak yapılmamıştır. Bu durumda, mahkeme, tebliğ işleminin 7201 Sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak yapılıp yapılmadığını inceleyecek ve aynı kanunun 32. maddesi gereğince öğrenme tarihine göre tebliğ tarihini düzeltecektir.

Borçlunun dilekçesinde, gecikmiş itirazdan söz etmesi sonuca etkili değildir. Zira, HMK.’nun 33. maddesi gereğince, hukuki sebebin ve uygulanacak yasa maddesinin tespiti hakimin görevine giren bir konudur (HGK.5.6.1991-1991/12-258E-344K).

Somut olayda, borçlunun başvuru dilekçesinde, ödeme emri tebligatı usulsüzlüğünü ileri sürmediği, ödeme emri tebliğ tarihinde şehir dışında olduğundan bahisle tebligattan ancak, döndükten sonra haberdar olduğunu belirterek İİK.’nun 65.maddesine göre itirazının kabulünü talep ettiği görülmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere, mahkemece, tebligat usulsüzlüğüne ilişkin hukuki tavsif yapılması hali, bu hususun iddia edilmesine bağlıdır.

O halde, mahkemece, borçlunun tebligatın usulsüzlüğüne yönelik şikayeti bulunmadığı dikkate alınarak İİK.nun 65.maddesi muvacehesinde işin esası incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsizdir.

SONUÇ: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle ( BOZULMASINA ), bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, oybirliğiyle karar verildi.

Y12HD 13.10.2011 - K.2011/18899


KAÇAK ELEKTRİK KULLANMA -İSPAT YÜKÜ-TAZMİNAT

7. Hukuk Dairesi 2006/1597 E., 2006/1617 K.

İSPAT YÜKÜ

KAÇAK ELEKTRİK KULLANIMI

4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 6 ]

818 S. BORÇLAR KANUNU (Madde 104)

3095 S. KANUNİ FAİZ VE TEMERRÜT FAİZİNE İLİŞKİN KANUN [ Madde 1 ]

3095 S. KANUNİ FAİZ VE TEMERRÜT FAİZİNE İLİŞKİN KANUN [ Madde 2 ]

"İçtihat Metni"

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın Yargıtay´ca incelenmesi taraflarca istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hâkiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:

1- Dava, niteliği ve içeriği itibariyle tacir ya da (tacir sayılan) taraflar arasında kaçak elektrik kullanmadan bir başka deyişle haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacağının tahsili için başlatılan icra takibine karşı öne sürülen itirazın iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece, davalı tarafça öne sürülen yetki ve işbölümü itirazı ve zamanaşımı defi konusunda bir karar verilmeksizin, davanın esasına girilerek hüküm kurulmuş ise de; dava dilekçesinin davalı tarafa 13.07.2005 günü tebliğ edildiği, davalı şirket adına vekaletname ibraz eden Av. Necati´nin yasal süresi içinde verdiği 25.07.2005 havale günlü dilekçesi ile davanın esasına cevap verdiği, daha sonra vekaletname ibraz eden Av. Özgen´in ise 14.09.2005 havale günlü dilekçesi ile itiraz ve defi öne sürdüğü dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Yasal (10) günlük cevap süresi içinde, öne sürülmeyen yetki ve işbölümü itirazlarının ve yine savunmanın genişletildiği itirazı ile karşılanması halinde yasal cevap süresi içinde öne sürülmeyen zamanaşımı definin dikkate alınmasına imkân bulunmamaktadır. Davacı vekili davalı tarafından esasa cevap verildikten ve yasal cevap süresi de geçtikten sonra verdiği davalı tarafa ait dilekçenin duruşma sırasında kendisine verilmesi üzerine savunmanın genişletildiği itirazında bulunmuştur. Hal böyle olunca mahkemece davalı tarafından öne sürülen bu savunma nedenleri konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi neticeye etkili görülmemiş, davalının bu konuyu açıkça temyize getirmemesi de dikkate alınarak bu yanılgı bozma sebebi yapılmamıştır.

2- İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliğine ve özellikle iddia ve savunmanın kıymetlendirilmesi yönünden bilgilerine başvurulan ve hükme dayanak yapılan uzman bilirkişi raporunun niteliği, içeriği ve dosya kapsamında toplanıp değerlendirilen delillere, delillerin takdir, tahlil ve tartışımına ilişkin hükümde gösterilen gerekçelere, 4077 sayılı Kanuna göre Tüketici Mahkemelerinin ancak tüketiciler tarafından açılacak bu kanunda düzenlenen mal ve hizmet alımlarına ilişkin konularda açılacak davalara bakmak üzere kurulmuş bulunmasına, davacı ve davalı tarafın tacir olması nedeniyle görülmekte olan davanın genel mahkemelerin görevine girmesine göre davacı tarafın tüm ve davalı tarafın aşağıdaki bentler dışında kalan yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının (REDDİNE), alınması gereken harç peşin ödendiğinden davacı taraftan yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

3- Mahkemece, iddia ve savunma, davacı tarafından dosyaya ibraz edilen delil ve belgeler ile özellikle benimsenen uzman bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç davanın niteliğine uygun düşmediği gibi mahkemece yapılan araştırma ve soruşturma da hüküm vermeye yeterli değildir. Dava haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Davalı tarafın kaçak elektrik kullandığı iddiasını kabul etmemesi karşısında, davalının kaçak elektrik kullandığını ve uğradığı zararı ispat yükü davacı taraf üzerindedir. Davacı tarafından dosyaya ibraz edilen, kaçak elektrik tutanağı, tespit tutanağı, abone dosyası gibi deliller davacının tek taraflı olarak düzenlediği belgeler olup, davalı şirket yetkililerinin imzasını içermediğinden ve davalı tarafça da kabul edilmediğinden bu belge ve deliller davalının kaçak elektrik kullandığını kabule yeterli değildir. Hal böyle olunca, öncelikle ispat yükünün davacı taraf üzerinde olduğu davacı tarafa hatırlatılarak tarafların tüm delillerinin sorulup saptanması, gösterdikleri ve gösterecekleri delillerin eksiksiz toplanması, toplanan ve toplanacak tüm delillere göre davalının kaçak elektrik kullandığı kanısına varıldığı taktirde Enerji Tarifeleri Yönetmeliği ve Elektrik Tarifeleri hükümleri doğrultusunda davalı tarafın sorumlu tutulabileceği kaçak elektrik bedelinin ve takip tarihi itibarıyla işlemiş gecikme faizlerinin hesaplanması için konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan rapor alınması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken henüz taraf teşkili dahi sağlanmadan yaptırılan inceleme sonucunda alınan uzman bilirkişi raporu benimsenerek ve deliller tümü ile toplanmadan eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.

4- Kabule göre de; davanın niteliği, dosyanın içeriği, tarafların sıfatı dikkate alındığında davacı tarafın haksız fiilin meydana geldiği günden 01.01.2000 gününe kadar değişken oranlı reeskont faizi, bu tarihten sonra da 3095 sayılı Kanunun 2. maddesi hükmünde yazılı değişken oranlı avans faizi isteme hakkı bulunduğu ancak, icra takibinde değişken oranlı olduğunu dahi açıklamaksızın % 48 oranında reeskont faizi istediği anlaşılmaktadır. HUMK´nın 74. maddesi hükmüne göre talebin (isteğin) aşılamayacağı göz önünde bulundurularak takip tarihinden önceki döneme ait işlemiş faiz hesabının yıllık % 48 oranını aşmayacak biçimde ve reeskont faizine göre yaptırılması, takip tarihinden sonraki dönem için de yine yıllık % 48 oranı ile sınırlı reeskont faizine hükmedilmesi gerekirken istemi aşacak biçimde hesap yapan uzrnan bilirkişinin raporu esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi haksız fiilden kaynaklanan alacakların likid olmadığı, miktarının ancak yargılama sonucunda belirleneceği, likit olmayan alacaklar için başlatılan icra takiplerine itiraz edilmesi halinde açılacak itirazın iptali davalarında icra inkâr tazminatına hükmedilemeyeceği dikkate alınmaksızın davacı tarafın icra inkâr tazminatı isteminin de kabul edilerek hüküm kurulması dahi isabetsiz, davalı tarafın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde davalı tarafa iadesine, 17.05.2006 günü oybirliği ile karar verildi.


HAKİMİN SORUMLULUĞUNA DAYALI MANEVİ TAZMİNAT

T.C. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ  E. 2004/16718   K. 2005/404

T. 27.1.2005

• HAKİM SORUMLULUĞU ( İlk Derece Mahkemelerinde Görevli Hakimler Hakkındaki Tazminat Davalarında Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesinin Görevli Olduğu - Bölge Adliye Mahkemeleri Göreve Başlayıncaya Kadar Yargıtayın Görevli Olduğu )

• HAKİM SORUMLULUĞUNA DAYALI MANEVİ TAZMİNAT ( Davasında Görevli Mahkemenin Müddabihe Göre Belirlenmeyeceği - Davalı Tarafa Dava Dilekçesinin Tebliği Gereği )

• GÖREV ( Hakimler Aleyhine Görevlerinden Dolayı Açılan Tazminat Davalarında Bölge Adliye Mahkemeleri Yürürlüğe Girinceye Kadar Yargıtayın Görevli Olduğu - Asliye Hukuk Mahkemesi Hakiminin Görevinden Dolayı Sorumluluğu )

1086/m.573, 575

ÖZET : HUMK.nun 573 ve 575 maddelerinde hakimlerin sorumluluğu ve hakimlerin görevleri gözetilerek aleyhlerine açılacak davaların nerede açılacağı düzenlenmiştir. HUMK.nun 575/II. fıkrasındaki düzenleme gözetilerek karar verilmesi gerekir.

DAVA : Davacı Bilim Araştırma Vakfı temsilcisi Oben Karatepe tarafından, davalı Orhan Sezgin aleyhine 6.10.2004 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; mahkemenin görevsizliğine dair verilen 20.10.2004 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili ve davacı temsilcisi taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : Dava HUMK.nun 573. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Davacı, davalının Fatih 4. Asliye Hukuk Mahkemesi hakimi olarak yargılama yaptığı bir davada anılan yasa maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle 2.000.000.000 lira manevi tazminat isteminde bulunmuş, yerel mahkemece evrak üzerinde yapılan inceleme sonunda dava konusu miktar gözetilerek Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

HUMK.nun 573 ve 575 maddelerinde hakimlerin sorumluluğu ve hakimlerin görevleri gözetilerek aleyhlerine açılacak davaların nerede açılacağı düzenlenmiştir. HUMK.nun 575/11. fıkrasındaki düzenleme gözetilerek karar verilmesi gerekir. Davalı tarafa dava dilekçesi tebliğ edilmeden ve yasal düzenlemeler gözetilmeden yukarıda açıklanan gerekçelerle görevsizlik kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın taraflar yararına BOZULMASINA ve temyiz eden taraflardan peşin alınan harçların istekleri halinde geri verilmesine 27.1.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

TRAFİK KAZASI NEDENİYLE TAZMİNAT, ZAMANAŞIMI

YARGITAY

4. Hukuk Dairesi 2011/11890 E.N , 2011/13090 K.N.

İlgili Kavramlar

TRAFİK KAZASI NEDENİYLE TAZMİNAT

ZAMANAŞIMI

ZARARLI SONUÇ BAKIMINDAN GELİŞEN DURUM

Özet

DAVA, YARALAMALI TRAFİK KAZASINA DAYALI HAKSIZ EYLEMDEN KAYNAKLANAN ZARARLI SONUÇ BAKIMINDAN GELİŞEN DURUM SONUCUNDA OLUŞAN KALICI SAKATLIK NEDENİYLE YENİDEN MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİNE İLİŞKİNDİR.

HAKKINDA KAMU DAVASI AÇILIP MAHKUMİYETLE SONUÇLANAN DAVALININ EYLEMİ, OLAY TARİHİNDE YÜRÜRLÜKTE BULUNAN 765 SAYILI TCK´NIN 459/2 HÜKMÜ KAPSAMINDADIR. 2918 SAYILI YASA 109/2. MADDE VE BK 60/2. MADDE HÜKÜMLERİ GEREĞİNCE MADDİ TAZMİNAT DAVASINDA UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI SÜRESİ UYGULANMALIDIR.

 MAHKEMECE, DAVACININ DAVA KONUSU TRAFİK KAZASI SONUCU SÜREKLİ MALULİYETİNİN OLUŞUP OLUŞMADIĞI HUSUSUNDA ADLİ TIP KURUMU ÜÇÜNCÜ İHTİSAS KURULU´NDAN RAPORUNUN ALDIRILMASI; DAVACILARIN, MANEVİ TAZMİNAT TAKDİRİNDE SON AMELİYATLARININ DA GÖZÖNÜNE ALINMASINA YÖNELİK KESİNLEŞEN DAVADAKİ BEYANLARI DİKKATE ALINARAK, DAVACININ ALINACAK RAPORUNA GÖRE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT KOŞULLARININ OLUŞUP OLUŞMADIĞININ DEĞERLENDİRİLMESİ VE UYGUN SONUÇ ÇERÇEVESİNDE BİR KARAR VERİLMESİ GEREKİR.

İçtihat Metni

Davacı Mehmet ve Gülsen vekili tarafından, davalı Semiha ve diğerleri aleyhine 16.04.2009 gününde verilen dilekçe ile yaralamalı trafik kazasına dayalı oluşan maluliyet nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 09.06.2011 günlü kararın Yargıtay´ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dava, yaralamalı trafik kazasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın esastan ve ayrıca zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

Davacılar, davaya konu trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi zararlarının tazmini için açılan ilk davada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, bu kararın kesinleştiğini, ancak bu dava devam ederken 24.08.2007 ve 12.09.2007 tarihlerinde 3. ve 4. ameliyatları olduğunu, bu ameliyatların sonunda sakat kalıp, sürekli maluliyetinin oluştuğunu beyan ederek maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.

Davalılar, süresinde zamanaşımı def´inde bulunmuş, ayrıca ilk davada davacının maddi ve manevi zararlarının kesinleşerek hüküm altına alındığı gerekçesiyle esastan da davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, davacının 3. ve 4. ameliyatları ile ilgili belgelerin kesinleşen 2009/180 E.-2009/237 K. sayılı dosyada sunulup bilirkişi incelemesinin yapılmış olduğu, bu nedenle eldeki davada belirtilen taleple ilgili olarak dava açamayacağı gibi ameliyatların 24.08.2007 ve 12.09.2007 tarihlerinde yapıldığı, dava tarihine karar 1 yıldan fazla süre geçtiği gerekçesi ile davanın zamanaşımı nedeniyle de reddine karar verilmiştir.

Dosya kapsamına göre: Davacıların yaralanmasına neden olan trafik kazası 17.04.2004 gününde meydana gelmiştir. Davacılar tarafından 25.08.2005 tarihinde açılan ve mahkemenin 2009/180 E.-237 K. sayılı dosyasında verilen 25.02.2008 tarihli kararda, davacıların dava tarihine kadar yapılan tedavi ve ulaşım gideri ile manevi tazminata hükmedilmiştir. Kararın davacılar tarafından temyizi üzerine Dairemizin 26.01.2009 gün ve 2008/5775 E.-2009/1116 K. sayılı ilamı ile "Dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakların saklı tutularak tedavi giderine yönelik istemde bulunulmuş, tedavinin halen devam ettiği belirtilmiştir. Davacılar, dava tarihinden sonra yapılan tedavi giderini harcını yatırmak suretiyle 20.08.2008 tarihli ıslah dilekçesinde talep etmiştir. Dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmuş olması, tedavinin devam ettiğinin açıklanması ve harcı yatırılan ıslah dilekçesinin ek dava niteliğinde olduğu kabul edilerek dava tarihinden sonra yapılan tedavi giderlerine yönelik de karar verilmelidir." gerekçesi ile karar bozulmuştur. Yargılamaya devamla, bozma ilamına uyularak verilen 08.06.2009 tarihli karar ile davacıların dava tarihinden sonra yapılan tedavi giderleri de hüküm altına alınmış ve karar kesinleşmiştir. Özetlenen bu dosyada da, davacı Mehmet´in 3. ve 4. ameliyatlarının yapıldığı, buna ilişkin raporların dosyaya sunulduğu ve bu ameliyatlara ilişkin tedavi giderinin ıslah dilekçesi ile talep edildiği anlaşılmaktadır.
Temyiz incelemesine konu dava ise, 16.04.2009 tarihinde açılmıştır. Aynı olay nedeniyle davacı Mehmet´in 3. ve 4. ameliyatlarından sonra oluşan kalıcı sakatlık sonucu maluliyet zararı ve manevi tazminat talep edilmektedir.

Şu durumda, haksız eylemden kaynaklanan zararlı sonuç bakımından gelişen durumun söz konusu olduğu açıktır. Davacılar da, gelişen durum sonucunda oluşan kalıcı sakatlık nedeniyle yeniden maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davaların tarafları aynı olmakla birlikte, dayanılan maddi olgular (vakıalar) anlamında dava sebepleri bir olmadığı gibi; dava konusu (talep sonucu) da aynı değildir. Mahkemenin, davacının 3. ve 4. ameliyatları ile ilgili belgelerin daha önce kesinleşen 2009/180 E.-2009/237 K. sayılı dosyasına sunulup bilirkişi incelemesi yapıldığından bu ameliyatlarla ilgili dava açılamayacağına ilişkin gerekçesi bu bakımdan yerinde görülmemiştir.

Yine, davaya konu tazminat talepleri yaralamalı trafik kazasına dayanmaktadır. Davalı hakkında kamu davası açılıp mahkumiyetle sonuçlanmıştır. Davalının eylemi, olay tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK´nın 459/2 hükmü kapsamında olup; 2918 sayılı Yasa 109/2. madde ve BK 60/2. madde hükümleri gereğince uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması söz konusudur. Ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında, dava tarihi itibariyle henüz zamanaşımı da gerçekleşmemiştir. Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki açıklamalar ışığında davacı Mehmet´in dava konusu trafik kazası sonucu sürekli maluliyetinin oluşup oluşmadığı hususunda Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulu´ndan raporunun aldırılması; davacıların, manevi tazminat takdirinde son ameliyatlarının da gözönüne alınmasına yönelik kesinleşen davadaki beyanları dikkate alınarak, davacının alınacak raporuna göre maddi ve manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi ve uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesinden ibarettir. Yanılgılı değerlendirme ve yetersiz gerekçeye dayalı olarak davanın reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.

S o n u ç: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA) ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 07.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


-DAVA DİLEKÇESİNDE ADRES EKSİKLİĞİ-DİLEKÇENİN İPTALİ

6100 (HMK)Dava dilekçesinin içeriği

MADDE 119-

(1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:

a) Mahkemenin adı.

b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri.

c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.

ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri.

d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri.

e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri.

f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.

g) Dayanılan hukuki sebepler.

ğ) Açık bir şekilde talep sonucu.

h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası.

(2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır.

.T.C. YARGITAY  4. HUKUK DAİRESİ  E. 2006/10317   K. 2007/8766    T. 27.6.2007

• DAVA DİLEKÇESİNDE ŞEKİL KOŞULU ( Davacı Adresi Yazılmamış İse İlk İtiraz Yoluyla Dava Dilekçesinin İptali İstenebileceği - İptal Kararından Önce Adres Eksikliğinin Giderilmesi İçin Davacıya Süre Verilmemiş Olmasının İsabetli Olmadığı )

• DİLEKÇEDE DAVACI ADRESİNİN BULUNMAMASI ( İlk İtiraz Yoluyla Dava Dilekçesinin İptali İstenebileceği - İptal Kararından Önce Adres Eksikliğinin Giderilmesi İçin Davacıya Süre Verilmemiş Olmasının İsabetli Olmadığı )

• DAVACI ADRESİNİN TAMAMLANMASI İÇİN DAVACIYA SÜRE VERİLMESİ GEREĞİ ( Dilekçede Davacı Adresi Yazılmamış İse İlk İtiraz Yoluyla Dava Dilekçesinin İptali İstenebileceği )

• DAVACI ADRESİNİN VEKALETNAMEDE BULUNMASI ( Dilekçede Davacı Adresi Yazılmamış İse İlk İtiraz Yoluyla Dava Dilekçesinin İptali İstenebileceği - İptal Kararından Önce Adres Eksikliğinin Giderilmesi İçin Davacıya Süre Verilmesi Gereği )

1086/m.179/1, 187/7

ÖZET : Dava dilekçesinde davacı adresi yazılmamış ise ilk itiraz yoluyla dava dilekçesinin iptali istenebilir. Ancak, iptal kararından önce adres eksikliğinin giderilmesi için davacıya süre verilmemiş olması isabetli değildir.

DAVA : Davacı vekili tarafından, davalı H. AŞ vd. Aleyhine 19.04.2006 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davacının açık adresi bulunmadığından HUMK´un 179. maddelerine göre dava dilekçesinin iptaline dair verilen 1.06.2006 günlü kararın Yargı tayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat isteğine ilişkindir. Davalı cevabında ileri sürülen ilk itiraz üzerine dava dilekçesinde davacının adresinin bulunmaması nedeniyle dava dilekçesinin iptaline karar verilmiş ve karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

HUMK´un 179/1 maddesi uyarınca, dava dilekçesinde davacının adresinin yazılı olması gerekir. Aynı Kanunun 187/7. Maddesine göre dava dilekçesinde davacının adresi yoksa davalı bunu ilk itiraz olarak ileri sürerek dava dilekçesinin iptalini isteyebilir. Ancak bunun için önce davacı ya dava dilekçesindeki adres noksanlığını gidermesi için süre verilmeli, buna rağmen giderilmez ise dava dilekçesinin iptaline karar verilmelidir. Kaldı ki, dava dilekçesi ekindeki vekaletname örneğinde davacının adresi de bulunmaktadır. Bu duruma göre öncelikle davacıya adres için beyanda bulunma imkanı verilerek bunun sonucuna göre bir karar verilmelidir. Yerel mahkemece bu yön üzerinde durulmadan ilk duruşmada yazılı şekilde karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir. 

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 27.06.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

• DAVA DİLEKÇESİNDE DAVACININ ADRESİNİN BULUNMAMASI ( Dilekçe Ekindeki Vekaletnamede Açık Adres Bulunması Halinde Kanuni Eksiklik Sayılamayacağı - Dava Dilekçesinin İptaline Karar Verilemeyeceği )

• DAVACININ ADRESİNİN DAVA DİLEKÇESİNDE BULUNMAMASI ( Vekaletnamede Açık Adres Bulunduğundan Dava Dilekçesinin İptaline Karar Verilemeyeceği )

• ADRESİN DAVA DİLEKÇESİNDE BULUNMASI MECBURİYETİ ( Dava Dilekçesinde Açık Adresi Bulunmayan Davacının Ekteki Vekaletnamede Adresinin Bulunması - Dava Dilekçesinin İptaline Karar Verilemeyeceği )

• VEKALETNAMEDE DAVACININ AÇIK ADRESİNİN BULUNMASI ( Dava Dilekçesinde Açık Adresi Bulunmayan Davacının - Dava Dilekçesinin Eksiklik Bulunduğundan İptaline Hükmedilemeyeceği )1086/m.179, 187

ÖZET : Dava dilekçesinde davacı adresinin de yazılı olması gerekir. Dava dilekçesinde kanuni eksiklik bulunması halinde davalı ilk itirazda bulunabilir. Somut olayda dava, vekil tarafından açılmıştır. Dilekçe ekindeki vekaletnamede, davacının açık adresi bulunmaktadır. Bu durumda dava dilekçesinde davacı adresinin bulunmaması kanuni eksiklik sayılamaz.

DAVA : R. ile N. aralarındaki tapu iptali ve tescil davasında dava dilekçesinin iptaline dair Konya 1. Asliye Hukuk Hakimliği´nden verilen 08.04.2004 gün ve 1219/158 sayılı hükmün Yargıtay´ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, 17771 ada 7 nolu parselin davalı adına kayıtlı 1/2 payının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline, olmadığı takdirde satış bedeli olarak ödenen 65.896 USD´nin dava tarihinden itibaren dövize uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, cevabında öncelikle dava dilekçesinde davacı adresinin olmaması nedeniyle dava dilekçesinin iptaline karar verilmesini istemiş, esas yönünden de davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece dava dilekçesinde davacı adresinin bulunmaması nedeniyle dava dilekçesinin iptaline karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, harici satın alma yoluyla oluşan zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde ödenen bedelin iadesi isteğine ilişkindir.

Mahkemece, HUMK´nun 179/1. maddesi hükmüne dayanılarak dava dilekçesinde davacının açık adresinin belirtilmemiş olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin iptaline karar verilmiştir. HUMK´nun 179/1. maddesi uyarınca dava dilekçesinde davacının adresinin de yazılı olması gerekir. Aynı kanunun 187/7. maddesine göre de dava dilekçesinde davacı adresi yoksa davalı dava dilekçesinin düzenlenmesinde kanuni noksanlık bulunduğunu bildirerek ilk itirazda bulunabilir. Somut olayda, dava dilekçesi davacı vekili tarafından düzenlenmek suretiyle dava açılmış olup, dava dilekçesi ekinde davacı vekilinin vekaletnamesi dosyaya sunulmuştur. Dava dilekçesinde davacının adresinin bulunmamasına karşın, davacı vekilinin dava dilekçesi ekinde mahkemeye verdiği vekaletnamede davacı adresi yazılı ise artık bu husus kanuni bir noksanlık sayılamaz. Zira, dava dilekçesinde davacı adresinin yazılması zorunluluğu usulünce ve sağlıklı bir şekilde tebliğ yapılabilmesi amacına yöneliktir. Davacı vekilince düzenlenen dava dilekçesi ekindeki vekaletnamede davacının açık adresi belirtilmiştir. Bu bakımdan, dava dilekçesinin düzenlenmesinde kanuni hır eksiklik söz konusu değildir. Açıklanan nedenlerle mahkemece yazılı gerekçe ile da´a dilekçesinin iptaline karar verilmiş olması doğru değildir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle ve HUMK´nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 10, 10 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 11.1.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

dava dilekçesindeki eksikliklerin giderilmesi hususu ile ilgili yeni iki kartar.

T.C.YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ - E. 2012/3148 K.2012/4621 T. 4.7.2012

• DAVA DİLEKÇESİNDE BULUNMASI GEREKEN UNSUR ( Sıra Cetveline Dayalı Şikayette Şikayet Olunanın Adresinin Yazılı Olmaması Nedeniyle Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verildiği - Şikayet Dilekçesine Ekli Haciz İhbarnamesinde Adresin Yazılı Olduğunun Gözetileceği )

• SIRA CETVELİNE KARŞI YAPILAN İTİRAZ ( Şikayet Olunanın Adresinin Yazılı Olmaması Nedeniyle Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verildiği - Şikayet Dilekçesine Ekli Haciz İhbarnamesinde Adresin Yazılı Olduğunun Gözetileceği )

• DAVA ŞARTI ( Sıra Cetveline Dayalı Şikayette Şikayet Olunanın Adresinin Yazılı Olmaması Nedeniyle Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verildiği - Şikayet Dilekçesine Ekli Haciz İhbarnamesinde Adresin Yazılı Olduğunun Gözetileceği/Dava Şartlarının İnceleneceği )

• DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASINA KARAR VERİLMESİ ( Sıra Cetveline Dayalı Şikayette Şikayet Olunanın Adresinin Yazılı Olmaması Nedeniyle Karar Verildiği - Şikayet Dilekçesine Ekli Haciz İhbarnamesinde Adresin Yazılı Olduğunun Gözetileceği/Dava Şartlarının İnceleneceği )

6100/m.114, 119/b

ÖZET : Sıra cetveline yapılan şikayetin yapılan yargılaması sonunda; şikayet olunanın adresinin yazılı olmaması nedeniyle yasa düzenlemesi gereği mahkemece davalı kişi ya da kişilerin adreslerinin araştırılması zorunluluğu olmadığı gerekçesiyle, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Şikayet dilekçesine ekli haciz ihbarnamesinde şikayet olunanın adresinin yazılı olduğu görülmekle, mahkemece dava şartlarının incelenmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayete ilişkin davanın açılmamış sayılmasına yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayetçi vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Şikayetçi vekili, şikayet olunan aleyhine 6183 Sayılı Yasa gereği icra takibine giriştiklerini, 25.01.2001 ve 11.10.2001 tarihlerinde üç parça taşınmazın haczedildiğini, Karacabey İcra Müdürlüğü´nün 1999/1699 E sayılı dosyası kapsamında 17.10.2011 tarihli sıra cetvelinin davacı kuruma 24.10.2011 tarihinde tebliğ edildiğini, ancak sıra cetvelinde 6183 sayılı yasa gereği amme alacaklarının rüçhan hakkı olmasına rağmen pay verilmediğini, bunun yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Mahkemece, iddia ve dosya kapsamına göre, HMK´nun 119/b maddesine göre, şikayet olunanın adresinin dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurlardan olduğu, dava dilekçesinde şikayet olunanın adresinin bulunmadığı, şikayetçiye, adresi bildirilmesi, aksi halde HMK´nun 119/b maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği ihtarını içerir davetiye tebliğ edilmesine rağmen adresin bildirilmediği, yasa düzenlemesi gereği mahkemece davalı kişi ya da kişilerin adreslerinin araştırılması zorunluluğu olmadığı gerekçesiyle, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

Karar, şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1 ) Şikayet, sıra cetvelinin iptali istemine ilişkindir. Şikayet dilekçesine ekli haciz ihbarnamesinde şikayet olunanın adresinin yazılı olduğu görülmekle, mahkemece HMK´nun 114 ´üncü maddesi gereği dava şartlarının incelenmesi gerekirken, davanın HMK´nun 119/b maddesi gereği açılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru olmamıştır.

2 ) Bozma nedenine göre, şikayetçi vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, şikayetçi yararına BOZULMASINA, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 04.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ - E. 2012/1757  K.2012/5742 T. 27.2.2012

• KISMİ DAVA ( Kıdem İhbar Tazminatı Ücret ve Fazla Çalışma Ücretinin Tahsili Amacıyla/Kısmi Dava Açılabilmesi İçin Talebin Bölünebilir Olması ve Taraflar Arasında Tartışmalı veya Açıkça Belirli Olmaması Gerektiği - Tazminatın ve Alacakların Tartışmalı Olduğu ve Açıkça Belirli Olmadığı )

• KIDEM VE İHBAR TAZMİNATI/ÜCRET VE FAZLA ÇALIŞMA ALACAĞI ( Tartışmalı Olduğu ve Açıkça Belirli Olmadığı/Yargılama Sırasında Hesap Raporu Alınması Hizmet Süresi İle Ücretin Tespit Edilmesi Gerektiği - Kısmi Dava Açılmasında Yasanın Aradığı Unsurlar ve Hukuki Yarar Şartı Oluştuğu )

• TEMEL ÜCRETİN BELİRLENMESİ ( Emsal Ücret Araştırılmasına Gidildiği/Ücretle İlgili Tüm Delillerin İşveren Uhdesinde Olduğu - Tespitindeki ve İspatındaki Güçlükler Sebebiyle Kısmi Davanın Açılmasında İşçinin Hukuki Menfaati Olduğunun Gözetileceği )

• HESAP RAPORU ALINMASI GEREKEN ALACAK ( Kısmi Dava Açılabileceği - İşçinin Talebe Konu Alacaklarında Hesap Raporu Alınacağı )

• HAKİMİN TAKDİRİ VEYA YASAL NEDENLERLE İNDİRİM YAPILARAK BELİRLENEN ALACAK ( Belirsiz Alacak Olduğu - Fazla Mesai ve Tatil Çalışmalarının Kayda Dayanmadığı Durumlarda Hakkaniyet İndirimi Yapılacağı )

• HUKUKİ YARAR ( Dava Şartı Olduğu/İşçinin Ücretiyle İlgili Tüm Delillerin İşveren Uhdesinde Olduğu - Tespitindeki ve İspatındaki Güçlükler Sebebiyle Kısmi Davanın Açılmasında İşçinin Hukuki Menfaati Olduğu )

 DAVA ŞARTI ( Noksanlığının Giderilmesi Mümkün İse Tamamlanması İçin Kesin Süre Verileceği/Noksanlık Giderilmemişse Davanın Usulden Reddedileceği - Hukuki Yarar Şartının Tamamlanması Gereken Bir Dava Şartı Olduğu )

• TALEP SONUCUNUN AÇIKÇA BELLİ OLMAMASI ( Açık Olmadığı Kabul Edilse Bile Hakimin Davacıya Talebini Açıkça Belirlemesi İçin Bir Haftalık Kesin Süre Vermesi Gerektiği )

• EK DAVA ( Kıdem İhbar Tazminatı Ücret ve Fazla Çalışma Ücretinin Tahsili Amacıyla Kısmi Dava Açıldığı - Yargılama Sırasında Belirlenen Bakiye Alacağı İçin Davalının Muvafakat Etmemesi Halinde Ek Dava Yolu İle Ayrı Bir Davada İsteyebileceği )

 

• ISLAH ( Kıdem İhbar Tazminatı Ücret ve Fazla Çalışma Ücretinin Tahsili Amacıyla Kısmi Dava Açıldığı - Bakiye Alacak İçin Ek Dava Yolu İle Ayrı Bir Dava Açılabileceği Gibi Aynı Davada Dava Ettiği Miktarları Arttırarak Talepte Bulunulabileceği )

• KESİN SÜRE ( Talep Sonucunun Açık Olmadığı Kabul Edilse Dahi Dava Dilekçesindeki Bu Eksikliğin Tamamlanması İçin Bir Haftalık Verilmesi Gerektiği/Hukuki Yarar Şartı Bu Davada Bulunduğu - Bulunmasaydı Bile Tamamlanması İçin Süre Verileceği )

6100/m.107/son, 109/1-2, 114/1-h, 115, 119/1-ğ, 176, 177

4857/m. 8/3, 17, 25/II-g, 32, 41, 67

1475/m.14

ÖZET : Davacı fazla mesai ücretlerinin ödenmediğini, iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini, son ay ücreti bulunduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı olmak kaydı ile kıdem ve ihbar tazminatının, ücret ve fazla çalışma ücretinin tahsili amacı ile kısmi dava açmıştır. Tazminat ve alacaklar tartışmalı ve açıkça belirli değildir. Yargılama sırasında hesap raporu alınması, tazminat ve alacaklara esas hizmet süresi ile ücretin tespit edilmesi gerekmektedir. Kısmi dava açılmasında yasanın aradığı unsurlar ve hukuki yarar şartı gerçekleştiğinden davanın görülmesi gerekir. Aksi gerekçe ile davanın usulden reddi hukuka aykırıdır. Kabule göre ise: Dava dilekçesinde talep sonucu açıkça bellidir. Kaldı ki talep sonucunun açık olmadığı kabul edilse dahi HMK m. 119/2 maddesi uyarınca bu eksikliğin tamamlanması için süre verilmesi gerekirken bu kurala da uyulmamıştır. Dava şartı olan hukuki yarar şartı tamamlanması gereken şartlardandır. Bu kabule göre ise yine davacı vekiline davasını tam dava olarak devam etmesi ve dava şartı olan hukuki yarar şartında eksikliği gidermesi için HMK.’un 115/2 maddesi uyarınca bir haftalık kesin süre verilmesi gerekirken, kesin süre verilmeden davanın usulden reddi de hukuka aykırıdır.

DAVA : Davacı vekili, davacı işçinin iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini belirterek, kıdem ve ihbar tazminatı ile ödenmeyen son ay ücret ve fazla mesai ücret alacağının davalı işverenden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece davacının hukuki yararı olmadığından usulden davanın reddine karar verilmiştir.

Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi B. Kar tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : A )Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde 22.01.2009 tarihinden 28.08.2011 tarihine kadar hafta haftanın 6 günü 08.00 - 20.00 saatleri arası satış elemanı olarak haftalık 45 saati aşan çalışması olmasına rağmen fazla mesai ücretlerinin ödenmediğini, iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini, son ay ücreti bulunduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı olmak kaydı ile 1.000.00 TL kıdem tazminatının 500.00 TL ihbar tazminatının, 1.000.00 TL ücret ve 500.00 TL fazla çalışma ücretinin davalı işverenden tahsili amacı ile kısmi dava açmıştır.

B )Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davacının 30.10.2009 tarihinde işe başladığını, asgari ücretle çalıştığını, hizmet tespiti için dava açtığını, 22.11.2011 tarihinde işe geç geldiğini, nedeni sorulduğunda işyerinden ayrıldığını, işe davet edilmesine rağmen gelmediğini, devamsızlık yaptığını, iş sözleşmesinin devamsızlık nedeni ile 30.09.2011 tarihinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-g maddesi uyarınca haklı nedenle feshedildiğini, davacının yeni bir iş bulduğunu, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmadığını, fazla mesai ücret alacağı da bulunmadığını, fazla mesai ücretinin imzalı bordro ile ödendiğini, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

C )Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece ön inceleme aşamasında davacının çalıştığı süreyi ve ücretini bildiği, kullandırılmayan fazla çalışma süresini de bildiği, bu bilgiler doğrultusunda alacağının tamamını bildiği halde, HMK. 109/1 maddesi anlamında kısmi dava açtığı, aynı madde 2. fıkrasına göre alacak açıkça belli olduğundan kısmi dava açmasının mümkün olmadığı, HMK. 114/1-h maddesine göre hukuki yararın dava şartı olduğu, bunun yanında davacının talep sonucunu dava dilekçesinde HMK.nın 119/1-ğ maddesine göre açıkça bildirmek başka ifade ile taleplerini somutlaştırmak zorunda olduğu, bu zorunluluğu yerine getirmeyen davacının dava açmakta hukuki yararının varlığından söz edilemeyeceği gerekçesi ile HMK. 109/2 maddesine aykırı davanın usulden reddine karar verilmiştir.

D )Temyiz:

Karar davacı vekili tarafından tazminata ve alacağa esas ücretin belirlenmesi gerektiği, ayrıca fazla mesaide hakkaniyet indirimi yapıldığı, hak arama özgürlüğünün kısıtlandığı, kısmi davanın belirsiz alacak davasına göre daha geniş kapsamlı olduğu, kararın hatalı olduğu gerekçesi ile temyiz edilmiştir.

E )Gerekçe:

Uyuşmazlık davanın niteliği üzerinde toplanmaktadır.

Davacının aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağının veya hakkının tümünü değil, belirli bir kısmını talep ederek açtığı davaya kısmi dava denir.

Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden ( örneğin iş sözleşmesinden )doğmuş olması ve bu alacağın şimdilik bir kesiminin dava edilmesi gerekir ( Kuru/Arslan/Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22 Bası, Ankara, 2011, s. 286 )

Kısmi dava 6100 sayılı HMK’un 109. maddesinde tanımlanmıştır. Maddenin birinci fıkrasına göre Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. İkinci fıkrasına göre ise Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılmaz.

Belirtilen düzenleme karşısında kısmi dava açılabilmesi için:

1 )Talep konusunun niteliği itibari ile bölünebilir olması,

2 )Talep konusunun miktarının, taraflar arasında tartışmalı veya açıkça belirli olmaması gerekir.

Talep konusu taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirlenebilir ise kısmi dava açılamayacaktır. ( Pekcanıtez/Atalay/Özekes: Medeni Usul Hukuku, 10. Bası, Ankara, 2011, s. 313 )

Dava konusu edilen alacak, yargılama sırasında hesap raporu alınmasını gerektiriyor ( Kuru/Budak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Getirdiği Başlıca Yenilikler, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 85, Sayı 2011/5, s. 13 )veya miktar veya değerinin belirlenmesi yargılama sırasında başka bir olgunun tespit edilmesini gerektiriyor ise talep konusu alacağın tartışmalı veya açıkça belirlenemeyeceği kabul edilmeli ve kısmi dava olarak görülmelidir.

Keza alacak miktarı veya değerinin hakimin takdiri veya yasal nedenlerle indirim yapılarak belirlendiği durumlarda da alacak belirsizdir. Fazla mesai ve tatil çalışmalarının kayda dayanmadığı durumlarda Dairemiz istikrarlı olarak hastalık, izin gibi nedenlerle çalışılamayacak günler olduğu düşünülerek bu tür alacaklarda hakkaniyet indirimi yapıLması gerektiğini kabul etmektedir.

Diğer taraftan, işçilik tazminat ve alacaklarının belirlenmesinde ispat yükü dışında ilgili yasalarda hesabın unsurları olarak bazı kriterlere yer verilmiştir.

İşçilikte bu hesabın unsurlarında hizmet süresi ile işçinin aldığı gerçek ücret önemli kriterlerdir. Kıdem ve ihbar tazminatı giydirilmiş ücretten hesaplanırken, diğer tazminat ve alacaklar çıplak ücretten hesaplanmaktadır. Giydirilmiş ücrette, işçinin asıl ücretine ek olarak sağlanan para veya para ile ölçülebilen menfaatlerde dahil edilmektedir. Keza yıllık izin ücreti dışında çalışma olgusuna bağlı diğer işçilik alacakları muaccel oldukları tarihteki ücret üzerinden hesaplanmaktadır.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, tazminat ve alacakların belirlenmesine ilişkin kayıtlar ise genelde işveren tarafından tutulmaktadır. Dava konusu edilen alacağın ( talep sonucunun )miktar olarak belirlenmesi, karşı tarafın vereceği ( elindeki belgelerle )bilgi sonucu mümkün ise alacağın tartışmalı ve belirli olmadığı sonucuna varılmalıdır. ( Kılıçoğlu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu El Şerhi, Legal Yayınevi, İstanbul, 2012 s. 582 )

4857 sayılı İş Kanunu’nun 67. maddesi uyarınca, günlük çalışmanın başlama ve bitiş saatleri ile dinlenme saatleri işyerlerinde işçilere duyurulur. Aynı kanunun 8/3 maddesine göre ise Yazılı sözleşme yapılmayan hallerde işveren işçiye en geç iki ay içinde genel ve özel çalışma koşullarını, günlük ya da haftalık çalışma süresini, temel ücreti ve varsa ücret eklerini, ücret ödeme dönemini, süresi belirli ise sözleşmenin süresini, fesih halinde tarafların uymak zorunda oldukları hükümleri gösteren yazılı bir belge vermekle yükümlüdür. Özellikle fazla mesai ve tatil çalışmaları karşılığı ücret alacaklarının belirlenmesi için işverenin bu yükümlülüğünü yerine getirmesi şarttır.

HMK.nun 107/son maddesine göre ise kısmi eda davasının açılabildiği hallerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir. Davacının kısmi dava açılabilmesi için hukuki yararının olması şarttır. Buradan hareketle bir davanın kısmi dava olarak görülebilmesi için dava şartı olan davacının hukuki yararının bulunması gerekir.

Hukuki yarar, kanunun 114/h maddesi uyarınca dava şartı olarak kabul edilmiştir. Takip eden 115/2 maddedeki kurala göre ise Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. Düzenleme gereğince, eksik olan bir dava şartı, belirli bir süre verilerek giderilebilecek ise, hakim tarafından eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilmesi gerekir. Bu süre içinde dava şartı eksikliği tamamlanamaz ise dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilmelidir.

Diğer taraftan kanunun 119. maddesinde dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar sayılmış ve açık bir şekilde talep sonucunun da bulunacağı belirtilmiş ve maddenin ikinci fıkrasında ise talep sonucunun açık olmaması halinde hakimin davacıya talebini açıkça belirlemesi için süre vermesi gerektiği belirtilmiştir. Gerek 115 ve gerekse 119. maddelerde verilen kesin sürenin bir haftalık süre olacağı da belirtilmiştir.

Dosya içeriğine göre davacı vekili, davacı işçinin aldığı ücreti ve çalışma süresini belirterek, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini belirterek, kıdem ve ihbar tazminatı ile ödenmeyen son ay ücret ve fazla mesai ücret alacağının fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak ve her bir talebine ilişkin miktar belirterek kısmi dava olarak davalı işverenden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı işveren vekili, işe öncelikle davacının aldığı ücretin ve çalıştığı sürenin dava dilekçesinde belirtilen süre ve ücret olmadığını savunmuştur.

Davacının istenilen alacağın türü ve hukuki niteliği belli olmasına rağmen miktarını dava açarken tam olarak saptaması, belirlemesi olanaklı olamayabilir. Hesap raporu alınmasını, yargılama yapılmasını gerektiren bu durumda davacı fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak kısmi dava yoluna başvurabilir. Kısmi dava olarak açılan bu davada yargılama sırasında belirlenen bakiye alacağı için davalının muvafakat etmemesi halinde, ek dava yolu ile ayrı bir davada isteyebileceği gibi, aynı davada ıslah sureti ile dava ettiği miktarları arttırarak talepte bulunabilir.

Kısmi dava olarak açıldığı uyuşmazlık dışı olan davada yukarıda belirtilen somut maddi ve hukuki olgulara göre;

1. Somut uyuşmazlıkta dava konusu edilen tazminat ve alacaklara esas hizmet süresi ve ücret taraflar arasında uyuşmazlık konusudur. Diğer taraftan fazla mesai ücretinin belirlenmesine esas kayıtlar sunulmadığı gibi, davalı işveren İş Kanunu’nun 8. ve 67. maddesindeki yükümlülüklerini de yerine getirdiğini savunmamıştır.

Tazminat ve alacaklara hak kazanma ve hesap yönlerinden hizmet süresi pek çok etkene bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. En başta işçinin işe giriş ve fesih tarihlerinin taraflar arasında uyuşmazlık konusu olması halinde tazminata ve alacağa esas süre daima tartışmalı olacaktır. Bu durumdaki belirsizlik, yargılama ile giderilir.

İş davalarına yansıyan yönüyle işçi ve işveren arasında en temel uyuşmazlık temel ücretin belirlenmesi noktasında ortaya çıkmaktadır.

Yargıtay uygulamasına göre işçinin iddia ettiği temel ücret miktarı işverence kabul edilmediğinde meslek kuruluşlarından olası ( adet-emsal olan )ücret yönünden araştırmaya gidilmekte ve çoğunlukla meslek odasının bildirdiği ücret hesaplamaya esas tutulmaktadır. Bu ihtimalde işçi iddia ettiği ücreti kanıtlayamamış olmaktadır. Zira ücretle ilgili tüm deliller işveren uhdesindedir ve işçinin çoğu kez bu delillere ulaşmasına imkan tanınmamaktadır. Bu yönüyle temel ücretin tespitindeki ve ispatındaki ülkemize has güçlükler sebebiyle kısmi davanın açılmasında işçinin hukuki menfaatinin olduğu kabul edilmelidir. Ayrıca kıdem tazminatı giydirilmiş ücretten, fazla mesai alacağı da muaccel olduğu tarihteki ücret üzerinden hesaplanacak, fazla mesai alacağı kayda dayanmadığı takdirde indirime tabi tutulacaktır.

Tazminat ve alacaklar tartışmalı ve açıkça belirli değildir. Yargılama sırasında hesap raporu alınmasını, tazminat ve alacaklara esas hizmet süresi ile ücretin tespit edilmesini gerektirmektedir. Kısmi dava açılmasında yasanın aradığı unsurlar ve hukuki yarar şartı gerçekleştiğinden davanın görülmesi gerekir. Aksi gerekçe ile davanın usulden reddi isabetsizdir.

2. Kabule göre ise:

a )Dava dilekçesinde talep sonucu açıkça belli olduğundan, mahkemenin davacının talep sonucunu dava dilekçesinde HMK. nun 119/1-ğ maddesine göre açıkça bildirmek başka ifade ile taleplerini somutlaştırmak zorunda olduğu, bu zorunluluğu yerine getirmeyen davacının dava açmakta hukuki yararının varlığından söz edilemeyeceği gerekçesi yerinde değildir. Kaldı ki talep sonucunun açık olmadığı kabul edilse dahi 119/2 maddesi uyarınca dava dilekçesindeki bu eksikliğin tamamlanması için süre verilmesi gerekirken bu kurala da uyulmamıştır.

b )Diğer taraftan mahkemece dava konusu alacağın belli olduğu, kısmi dava açılmasında davacının hukuki yararının olmadığı kabul edilmiştir.

Dava şartı olan hukuki yarar şartı tamamlanması gereken şartlardandır. Bu kabule göre ise yine davacı vekiline davasını tam dava olarak devam etmesi ve dava şartı olan hukuki yarar şartında eksikliği gidermesi için HMK.’un 115/2 maddesi uyarınca bir haftalık kesin süre verilmesi gerekirken, Mahkemece kesin süre verilmeden yazılı şekilde davanın usulden reddi de isabetsizdir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 27.02.2012 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY :

Davada, iş akdinin haksız feshi nedeniyle fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak, kıdem ve ihbar tazminatı ile ödenmeyen aylık ücret ve fazla mesai ücretlerinin kısmen tahsili istemiş; mahkemece davacının kısmi dava açmakta hukuki menfaatinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Yerel mahkemece karar gerekçesinde de açıkça belirttiği üzere; işçi, çalıştığı süreyi ve ücretini ( subjektif olarak )en doğru şekilde bilen kişidir. Böyle olunca yasal bağlarda, ne kadar ücret, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai alacağı olduğunu açıkça belirleyebilecek konumdadır. Dolayısı ile davanın konusu olan işçilik alacakları açıkça belirli bulunmakla, kısmi dava ya da belirsiz alacak davasına değil, aksine belirli bir alacak davasına konu edilebilir. Zira 6100 sayılı yasanın 107/1. maddesine göre; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarının yahut değerinin tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmiştir. Aynı şekilde HMK’nun 109/2. maddesinde de; dava konusunun miktarı taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamayacağı benimsenmiştir.

Böylece dava açılmadan önce alacağının varlığını ve miktarını açıkça bilen ya da bilebilecek durumda bulunan davacı işçi yönünden belirli bulunan dava konusunun dava açılmakla ( doğal olarak )çekişmeli ve tartışmalı hale gelmesi ya da ispat sorunu ile karşılaşılması da iş bu davanın belirsiz ya da kısmi dava olarak açılmasına haklı gerekçe yapılamaz. Çünkü kural olarak tüm davalarda mahkemeye müracaatla taraflar arasında bir çekişme, tartışma, belirsizlik ve ispat sorunu bulunmaktadır.

Bu nedenle sayın çoğunluğun davacının taleplerinin kısmi davaya konu edilebileceğine ilişkin bozma düşüncesine katılmamaktayım.


ALACAK, BANKA VASITA KILINMAK SURETİYLE DOLANDIRICILIK

YARGITAY

11. Hukuk Dairesi 2010/9176 E.N , 2011/300 K.N.

İlgili Kavramlar

ALACAK

BANKA VASITA KILINMAK SURETİYLE DOLANDIRICILIK

HUSUMET

Özet

YEREL MAHKEME KARARINDAN SONRA CEZA MAHKEMESİNDE DAVALI BANKANIN KÜLLİ HALEFİ OLAN BANKANIN VE DİĞER DAVALI HOLDİNG´İN YÖNETİCİSİ OLAN DAVALI HAKKINDA "OFFSHORE HESAPLARI ÜZERİNDEN BANKA VASITA KILINMAK SURETİYLE DOLANDIRICILIK" SUÇUNDAN MAHKUMİYET HÜKMÜ KURULMUŞ VE BU CEZA KESİNLEŞMİŞTİR. HALEF BANKANIN YÖNETİCİLERİ TARAFINDAN DAVACI VE ONUN DURUMUNDAKİ DİĞER OFFSHORE HESABI AÇTIRANLARIN İRADELERİNİN FESADA UĞRATILDIĞI VE BU SURETLE OFFSHORE HESAPLARINA PARA YATIRAN KİŞİLERİN HAKSIZ VE HUKUKA AYKIRI BİR FİİLE MARUZ BIRAKILDIĞI AÇIKÇA ORTAYA KONMUŞTUR. DAVACININ ALACAĞINI, HAKKINDAKİ DAVA KABUL EDİLEN ŞİRKETTEN TAHSİL EDEMEYECEĞİNİN ANLAŞILMASI KARŞISINDA, DİĞER DAVALILAR HAKKINDAKİ DAVANIN CEZA MAHKEMESİNİN MAHKUMİYET KARARININ HUKUKİ SONUÇLARI GÖZETİLMEK SURETİYLE DAVALI BANKA SAHİBİ İLE HESAP AÇILAN BANKANIN KÜLLİ HALEFİ OLAN BANKANIN HUKUKİ DURUMUNUN BU ÇERÇEVEDE SAPTANMASI GEREKİRKEN, BU DAVALILAR HAKKINDA AÇILAN DAVANIN REDDİNE KARAR VERİLMESİ İSABETSİZDİR.

İçtihat Metni

Taraflar arasında görülen davada (Ankara Altıncı Asliye Ticaret Mahkemesi)´nce verilen 12.03.2003 tarih ve 2000/1003-2003/94 sayılı kararın Yargıtay´ca incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı, davalı Y…bank A.Ş.´nin Ç… Şubesi´nde vadeli hesabının bulunduğunu, ancak vade bitiminden sonra parasının Y… S… Off-Shore Ltd.´ye aktarılarak kendisine hesap cüzdanı verildiğini, ancak gerçekte paranın davalı bankanın bünyesinde kaldığını ileri sürerek, 150.000.000.000 TL´nin temerrüt faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı Y… S… Off-Shore, davaya cevap vermemiştir.

Diğer davalılar vekilleri, davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının kendi iradesi ile davalı bankadaki parasının davalı Y… S… Off-Shore Ltd. Şti. hesabına aktarıldığı, davalı bankanın paranın geri ödenmemesinde sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle, davalı banka ve Ali hakkındaki davanın husumetten reddine, davacının Y… S… Off-Shore Ltd. hesabında bulunan 112.252.929.080 YTL´nin temerrüt faizi ile birlikte davalı Y… S… Off-Shore Ltd.´den tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davacı temyiz etmiştir.

Dava, davalı O…bank A.Ş.´nin külli halefi olduğu Y…bank A.Ş. Ç… Şubesi´nde bulunan davacı mevduatının, davacının iradesi fesada uğratılarak Y… S… Offshore Bank Ltd. hesabına gönderildiği iddiasına dayalı olarak açılmış olup, mahkemece, davacının kendi iradesi ile davalı Y… S… Offshore Bank Ltd. hesabına parayı yatırdığı kabul edilerek bu davalı dışındaki davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de, yerel mahkeme kararından sonra İstanbul Sekizinci Ağır Ceza Mahkemesi´nce verilen 29.11.2005 tarihli karar ile davalı bankanın külli halefi Y…bank A.Ş.´nin ve diğer davalı Holding´in yöneticisi olan davalı Ali hakkında, "offshore hesapları üzerinden banka vasıta kılınmak suretiyle dolandırıcılık" suçundan mahkumiyet hükmü kurulmuş ve işbu ceza hükmü Yargıtay Yedinci Ceza Dairesi´nin 19.10.2006 gün ve 1600-16357 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir. Ceza mahkemesince verilen ve kesinleşen kararın gerekçesinde, davalı Ali ve Y…bank A.Ş.´nin diğer bir kısım yöneticilerinin, Y…bank A.Ş. aracılığıyla offshore hesabı açtıran 4204 kişiyi, bankayı vasıta kılmak suretiyle dolandırdıkları ve bu suretle topladıkları paraların B… Holding A.Ş. bünyesindeki şirketlere ucuz kredi olarak aktarıldığı, offshore bankasının paravan bir şirket olarak davalı Ali tarafından yakınlarına kurdurulduğu açıklanmıştır. Bir başka söyleyişle, Y…bank A.Ş.´nin söz konusu yöneticileri tarafından davacı ve onun durumundaki diğer offshore hesabı açtıranların iradelerinin fesada uğratıldığı ve bu suretle offshore hesaplarına para yatıran kişilerin haksız ve hukuka aykırı bir fiile maruz bırakıldıkları açıkça ortaya konmuştur. Bu durumda, gerek ceza mahkemesindeki belirlemeler ve gerekse de Dairemize intikal eden emsal dosyalardaki aciz vesikaları da gözetildiğinde, davacının alacağını hakkındaki dava kabul edilen Y… S… Offshore Ltd.´den tahsil edemeyeceğinin anlaşılması karşısında, diğer davalılar hakkındaki davanın ceza mahkemesinin mahkumiyet kararının hukuki sonuçları BK´nın 53. maddesi çerçevesinde gözetilmek suretiyle, BK´nın 41, TTK´nın 321/son ve 336/5. maddeleri uyarınca, gerek davalı Ali´nin ve gerekse Y…bank A.Ş.´nin külli halefi olan O…bank A.Ş.´nin hukuki durumunun bu çerçevede saptanması gerekirken, bu davalılar hakkında açılan davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

S o n u ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile davalılar Ali ve O…bank A.Ş. aleyhine açılan davanın reddine ilişkin kararın davacı yararına (BOZULMASINA), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.01.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


HUSUMET, İŞ SÖZLEŞMESİNİN HAKSIZ FESHİ, DAVACININ ÖLÜMÜ

YARGITAY

9. Hukuk Dairesi 2011/52279 E.N , 2012/3146 K.N.

İlgili Kavramlar

HUSUMET

İŞ SÖZLEŞMESİNİN HAKSIZ FESHİ

YARGILAMA SIRASINDA DAVACININ ÖLÜMÜ

Özet

ÖLÜ KİŞİ ADINA HÜKÜM KURULAMAYACAĞINDAN, MİRASI REDDETMEYEN MECBURİ DAVA ARKADAŞLARI DAVACININ MİRASÇILARININ DAVADA YER ALMALARININ SAĞLANMASI VE MİRASÇILARIN VEKALETNAMELERİNİ SUNMASI İÇİN VEKİLE SÜRE VERİLMESİ GEREKİR. DAVA SIRASINDA ÖLEN VE TARAF EHLİYETİ SON BULAN DAVACI HAKKINDA HÜKÜM KURULMASI İSABETSİZDİR.

İçtihat Metni

Davacı vekili, davacı işçinin iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini, tazminat ve işçilik alacaklarının ödenmediğini belirterek, kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla mesai, tatil çalışmaları karşılığı ücret alacaklarının davalı işverenlerden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm süresi içinde davacı ve davalılardan K… E… Belediye Başkanlığı avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı vekili, davacının davalı K… E… Belediyesi´nin otopark işletme ihalesini alan diğer davalı F… Makine şirketinde otopark görevlisi çalıştığını, iş akdinin işveren tarafından haksız olarak sona erdirildiğini, davalılar arasında alt işveren-üst işveren ilişkisi olduğunu, bu nedenle davalı Belediyenin asıl işveren olarak davacının işçilik alacaklarından sorumlu olduğunu, yıllık izin kullandırılmadığını, fazla mesai yaptığını, tatillerde çalıştığını belirterek, kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin, fazla mesai ve tatil çalışmaları karşılığı ücret alacaklarının davalı işverenlerden tahsiline karar verilmesini talep et-miştir.

Davalı Belediye Başkanlığı vekili husumet itirazında bulunurken, diğer davalı şirket ise zamanaşımı itirazı ile birlikte davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece davalılar arasında asıl alt işveren ilişkisi olduğu, davacının iş sözleşmesinin haksız feshedildiği, izin kullandırılmadığı, fazla mesai yapıldığı, tatillerde çalışıldığı, tazminat ve ücretlerinin ödenmediği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

6100 sayılı HMK´nın 55. maddesi uyarınca "taraflardan birinin ölümü halinde mirasçılar mirası kabul veya reddetmemiş ise, bu hususta kanunla belirlenen süreler geçinceye kadar dava ertelenir. Bununla beraber hakim, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, talep üzerine davayı takip için kayyım atanmasına karar verebilir". Bu hüküm mirasçıların mal varlığını etkileyen davalarda dikkate alınmalıdır. Zira mirasçılara intikal etmeyen, tarafın ölümü ile konusuz kalan davalarda gerek bulunmamaktadır.

Dava devam ederken taraflardan birinin ölmesi halinde, TMK´nın 28/I. maddesi uyarınca ölen kişinin taraf ehliyeti son bulur. Bu durumda mirasçıları da ilgilendiren, mirasçıların malvarlığı haklarını etkileyen davalar, tarafın ölümü ile konusuz kalmaz. Bu halde, ölen tarafın mirasını reddetmeyen mirasçılarının, davayı mecburi dava arkadaşı olarak hep birlikte takip etmeleri gerekir.

Davacı vekilinin temyiz dilekçesine eklediği nüfus kaydına göre davacı işçi yargılama sırasında 15.12.2010 tarihinde ölmüştür. Dava konusu istek malvarlığına ilişkin olup, mirasçıların malvarlığını etkilemektedir.

Ölü kişi adına hüküm kurulamayacağından, mahkemece anılan usul hükümleri dikkate alınarak, mirası reddetmeyen mecburi dava arkadaşları davacının mirasçılarının davada yer almalarının sağlanması ve HMK´nın 77/1. maddesi uyarınca mirasçıların vekaletnamelerini sunması için vekile süre verilmesi gerekir. Yazılı şekilde dava sırasında ölen ve taraf ehliyeti son bulan davacı hakkında hüküm kurulması hatalıdır.

S o n u ç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


MAL REJMİ TASVİYE-DERDESLİK İTİRAZI.

YARGITAY

8. Hukuk Dairesi 2010/6580 E.N , 2011/3100 K.N.

İlgili Kavramlar

DERDESTLİK İTİRAZI

MAL REJİMİ TASFİYESİ

Özet

ÖZET: DERDESTLİK İTİRAZININ SÖZ KONUSU OLABİLMESİ İÇİN TARAFLARI, SEBEPLERİ VE KONULARI (MÜDDEABİHLERİ) AYNI OLAN DAVANIN İKİ DEFA AYRI AYRI AÇILMIŞ OLMASI GEREKİR.

İçtihat Metni

Pakize ile H.İbrahim aralarındaki mal rejimi tasfiyesi davasının açılmamış sayılmasına dair (Keşan Birinci Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi)´nden verilen 15.09.2010 gün ve 284/291 sayılı hükmün Yargıtay´ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı vekili, evlilik birliği içinde vekil edeninin çalışması karşılığı geliriyle katkıda bulunularak edinilen ve davalı adına tescil edilen 392 ve 1277 parsellerin bilahare davalı tarafından satıldığını, ayrıca davalıya miras yolu ile intikal eden 2042 parsel sayılı taşınmaz üzerine inşa edilen binaya da katkıda bulunulduğunu, evlilik içinde edinilen hak ve alacakların, mevduat, menkul ve gayrimenkullerin davalı uhdesinde olduğunu açıklayarak gerek katkı payı ve gerekse katılma alacaklarının belirlenerek, fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak suretiyle 13.000 TL ile miktar ve niteliği dava dilekçesinde bildirilen ziynet eşyalarının aynen, olmadığı takdirde bedeli karşılığı şimdilik 12.000 TL´nin boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren faiziyle tahsilini; ayrıca 2042 parsele inşa edilen binaya aile konutu şerhi konulmasını istemiştir.

Davalı vekili, aynı hususta açılan davanın derdest bulunduğunu, zamanaşımı süresinin dolduğunu, nizalı taşınmazların vekil edeninin çalışması karşılığı geliriyle edinildiğini, davacının katkısı bulunmadığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, derdestlik itirazının kabulü ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar 23.11.1967 tarihinde evlenmiştir. Davacı taraf dava dilekçesinde, Keşan Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 2008/250 Esas sayılı dosyasıyla yapılan yargılama üzerine boşanmaya hükmedildiğini, hükmün henüz kesinleşmediğini bildirmiştir. Davacı taraf temyiz incelemesine konu davanın açıldığı tarihten önce 12.04.2010 tarihinde, evlilik birliği içinde edinilerek davalı adına kaydedilen 195, 255, 256, 763 parsel sayılı taşınmazlar ile 22 … 516, 22 … 390 ve 22 … 582 plakalı araçlar için katkı payı ve katılma alacağı istekli dava açmış, Keşan Birinci Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesi´nin 2010/133 Esas numarasına kaydedilen söz konusu önceki dava dilekçesinde parsel numaraları tespit edilemeyen taşınmazlar ve her türlü alacağa ilişkin fazla hakların saklı tutulduğu belirtilmiştir.

Davalı taraf temyiz incelemesine konu davanın, daha önce açılan Keşan Birinci Asliye (Aile) Hukuk Mahkemesi´nin 2010/133 Esas sayılı dava ile derdest bulunduğunu bildirerek sürede derdestlik ilk itirazında bulunmuştur. Derdestlik itirazının söz konusu olabilmesi için aynı davanın iki defa ayrı ayrı açılmış olması gerekir. Somut olayda incelemeye konu davada daha önce açılan yukarıda esas numarası yazılı davada ileri sürülmeyen istekler talep konusu edilmiştir. Derdest olduğu kabul edilen dava ile temyize konu davanın konusu aynı değildir. Her iki davanın tarafları ve sebebi aynı ise de, konusu (müddeabih) aynı olmadığından derdestlik itirazının kabulü ve davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi isabetsiz bulunmaktadır. Mahkemece yapılacak iş; öncelikle taraflar arasında görülen boşanma davasına ilişkin dosyanın getirtilerek boşanmaya hükmedilmiş olması durumunda hükmün kesinleşip kesinleşmediğinin belirlenmesi, sonra davanın irtibat nedeniyle halen derdest bulunduğu takdirde Keşan Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 2010/133 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesinin düşünülmesi, ondan sonra iddia ve savunma çerçevesinde taraf delillerinin toplanarak değerlendirilmesi ve davanın esası bakımından bir karar verilmesidir. Davanın yazılı gerekçeyle reddi doğru değildir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasa hükümlerine uygun bulunmayan hükmün HUMK´nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA) ve peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 26.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ, TESCİL

YARGITAY

7. Hukuk Dairesi 2010/5282 E.N , 2011/3122 K.N.

İlgili Kavramlar

KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ

TESCİL

Özet

MALİKİ BELİRLENEMEYEN TAŞINMAZIN, ZİLYET DAVACININ YARARINA KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ İLE TAŞINMAZ EDİNME KOŞULLARININ GERÇEKLEŞTİĞİ, MAHKEMECE YAPILAN KEŞİF, UYGULAMA VE TOPLANIP DEĞERLENDİRİLEN DELİLLERLE ANLAŞILDIĞINDAN, TAŞINMAZLARIN DAVACI ADINA TESCİLİNE DAİR VERİLEN HÜKÜM İSABETLİDİR.

İçtihat Metni

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay´ca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

Kadastro sırasında 167 ada 101 ve 176 ada 13 parsel sayılı sırasıyla 12413.01 m2 ve 5034.26 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar malikinin belirlenemediğinden söz edilerek, 144 ada 57 parsel sayılı 12384.15 m2 yüzölçümündeki taşınmaz 4753 sayılı Yasa uyarınca oluşturulan tapu kaydına dayanılarak davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı Sakine satın almaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, dava konusu taşınmazların davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.

3402 sayılı Kadastro Kanunu´nun 46/1. maddesi hükmünce koşullarının varlığı halinde bu nitelikteki taşınmazların zilyedi adına tespit ve tescil edileceği belirtilmiştir. Dava konusu 144 ada 57 parsel sayılı taşınmazın Hazine´ye ait 03.07.1967 tarih ve 78 sayılı tapu kaydının kapsamı içinde kaldığı, ancak tapu kaydının oluşturulduğu güne kadar zilyet davacı Sakine yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği, dava konusu 167 ada 101 ve 176 ada 13 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde de tespit tarihinde davacı Sakine yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunu´nun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği mahkemece yapılan keşif, uygulama ve toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir.

Bu nedenler ve hükümde gösterilen diğer gerekçelere göre mahkemece oluşturulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığından davalı Hazine´nin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün (ONANMASINA), Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 06.05.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ-BOZMA KARARINA UYULMASI-

YARGITAY

7. Hukuk Dairesi 2010/362 E.N , 2011/199 K.N.

İlgili Kavramlar

BOZMA KARARINA UYULMASI

KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ

TESCİL

 Özet

KURAL OLARAK BOZMA KARARINA UYULMAKLA ORADA BELİRTİLEN BİÇİMDE İŞLEM YAPILMASI YOLUNDA LEHİNE BOZMA YAPILAN TARAF YARARINA KAZANILMIŞ HAK, MAHKEME İÇİN DE ZORUNLULUK DOĞAR. BOZMA DIŞINDA KALAN YÖNLER KESİNLEŞİR.

DAVA KONUSU TAŞINMAZIN TESPİTİNE ESAS ALINAN TAPU KAYDI İLE VERGİ KAYDININ AYNI YERİ KAPSADIĞI, VERGİ KAYIT TARİHİNDEN KADASTRO TESPİT TARİHİNE KADAR 20 YILLIK ZİLYETLİKLE KAZANIM SÜRESİNİN DOLMADIĞI, DAVA KONUSU TAŞINMAZA UYGULANAN TAPU KAYDINDA GÜNEYİNDE YAZILI BÜK SINIRININ SABİT OLMADIĞI, ZEMİNDE DE GÜNEYDE BULUNAN TAŞINMAZLARIN KİŞİLER YARARINA EDİNME KOŞULLARI OLUŞMADIĞINDAN SÖZ EDİLEREK HAZİNE ADINA TESPİT EDİLDİĞİ, TESPİTLERİNİN HÜKMEN KESİNLEŞTİĞİ, BOZMA İLAMINDA SÖZÜ EDİLEN DAVA KONUSU TAŞINMAZIN DOĞUSUNDA BULUNAN SAZLIK VE BATAKLIK OLAN YERİN 1946 VE 1947 YILLARINDA ARK AÇILARAK TARLAYA DÖNÜŞTÜRÜLDÜĞÜ, KADASTRO TESPİT TARİHİNDEN 10 YIL KADAR ÖNCE İMAR VE İHYA EDİLDİĞİ BELİRLENDİĞİNDEN, MAHKEMECE SABİT SINIR OLAN KUZEY VE BATI SINIRLARI ESAS ALINARAK KAYIT KAPSAMININ BELİRLENMESİ İLE TAPU MALİKLERİ ADINA, GERİYE KALAN KAYIT MİKTAR FAZLASI BÖLÜMÜN DE ZİLYETLİKLE KAZANIM ŞARTLARI OLUŞMADIĞINDAN HAZİNE ADINA TESCİLİNE KARAR VERİLMESİ GEREKİR.

İçtihat Metni

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay´ca incelenmesi davacı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

Hükmüne uyulan bozma ilamında özetle "Davaya konu 124 parsel sayılı taşınmazın güneyinde·sınır komşusu H… Köyü 161, 162, 163 parsel sayılı taşınmazların tutanak asılları ile dava dosyalarının getirtilmesi, bilirkişi ve taraf tanıklarından "bük" sınırının ne anlama geldiği ve nerde başlayıp nerede bittiğinin sorulup saptanılması, doğudaki saz ve bataklığın niteliği konusunda uzman bilirkişiden ayrıntılı rapor alınması, davalıların zilyetliğinin hangi tarihte başladığı, nasıl sürdürüldüğü, ekonomik amacına uygun olup olmadığı, kayıt miktar fazlasının zilyetlikle kazanılmaya elverişli yerlerden olup olmadığının ayrıntılarıyla ve olaylara dayalı sorulup saptanılması 160 ila 163 parsel sayılı taşınmazların dava dosyasındaki delillerin değerlendirilmesi, yerel bilirkişi ve tanık beyanları ile tespit bilirkişilerin beyanları arasında çelişki oluştuğu takdirde giderilmesi, tapu ve vergi kaydının değişebilir sınırlı olup olmadığının tartışılıp ayrıntıları gösterildikten sonra değerlendirilmesi" gereğine değinilerek davacı Hazine´nin temyiz itirazları kabul edilmiş ve önceki hüküm bozulmuştur.

Mahkemece bozma kararına uyulmuştur. Kural olarak bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda da yerel mahkeme için zorunluluk doğar. Öte yandan bozma dışında kalan yönler ise kesinleşir. Mahkemece çekişmeli taşınmaza revizyon gören ve ikisi de 250 dönüm yüzölçümündeki Mart 1328 tarih 8 nolu sicilden gelen Mayıs 1926 tarih ve 11 sayılı tapu kaydı ile 1937 tarih 11 nolu vergi kaydının değişmez sınırlı olduğu gerekçesiyle davaya konu 124 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilmiş ise de oluşturulan hüküm bozma kararına ve dosyada toplanan delillere uygun düşmemiştir.

 Dava konusu taşınmazın tespitine esas alınan Mayıs 1926 tarih 11 sayılı tapu kaydı ile 1937 tarih 11 sayılı vergi kaydının aynı yeri kapsadığı, vergi kayıt tarihi olan 1937 tarihinden kadastro tespit tarihi olan 1955 tarihine kadar 20 yıllık zilyetlikle kazanım süresinin dolmadığı, dava konusu taşınmaza uygulanan tapu kaydında güneyinde yazılı bük sınırının sabit olmadığı, zeminde de güneyde H… Köyü 160, 161, 162, 163 parsel sayılı taşınmazların kişiler yararına edinme koşulları oluşmadığından söz edilerek Hazine adına tespit edildiği, tespitlerinin hükmen kesinleştiği, bozma ilamında sözü edilen dava konusu taşınmazın doğusunda bulunan sazlık ve bataklık olan yerin 1946 ve 1947 yıllarında ark açılarak tarlaya dönüştürüldüğü, kadastro tespit tarihinden 10 yıl kadar önce imar ve ihya edildiği belirlendiğine göre mahkemece sabit sınır olan kuzey ve batı sınırları esas alınarak kayıt kapsamının belirlenmesi 250.000 m2 yerin tapu malikleri adına tesciline, geriye kalan kayıt miktar fazlası bölümün de zilyetlikle kazanım şartları oluşmadığından davacı Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken deliller yanlış değerlen-dirilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, davacı Hazine´nin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), 21.01.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


ZİYNET EŞYALARININ İADESİ- İSPAT YÜKÜ

YARGITAY

6. Hukuk Dairesi 2011/11646 E.N , 2012/78 K.N.

İlgili Kavramlar

İSPAT YÜKÜ

ZİYNET EŞYALARININ İADESİ

Özet

TÜRK MEDENİ KANUNU´NUN 6. MADDESİ HÜKMÜ UYARINCA, KANUNDA AKSİNE BİR HÜKÜM BULUNMADIKÇA, TARAFLARDAN HER BİRİ HAKKINI DAYANDIRDIĞI OLGULARIN VARLIĞINI KANITLAMAKLA YÜKÜMLÜDÜR. İSPAT YÜKÜ HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRI DURUMU İDDİA EDEN YA DA SAVUNMADA BULUNAN KİŞİYE DÜŞER. ZİYNET EŞYASI RAHATLIKLA SAKLANABİLEN, TAŞINABİLEN, GÖTÜRÜLEBİLEN TÜRDEN EŞYALARDANDIR. NORMAL KOŞULLARDA KADININ ÜZERİNDE BULUNDUĞU KABUL EDİLMELİDİR. DAVACI, DAVA KONUSU ZİYNET EŞYALARININ VARLIĞINI, EVİ TERK EDERKEN BUNLARIN ZORLA ELİNDEN ALINDIĞINI, GÖTÜRÜLMESİNE ENGEL OLUNDUĞUNU, EVDE KALDIĞINI İSPAT YÜKÜ ALTINDADIR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan eşya alacağı davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü.

Dava ziynet eşyalarının mevcutsa aynen, mevcut değilse bedelinin tahsiline ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından yargılama sırasında iade edilen çeyiz eşyalarına yönelik vekalet ücreti ve iade edilmeyen kişisel eşya ve ziynetler yönünden temyiz edilmiştir.

Davacı vekili, dava dilekçesinde müvekkil tarafların birbirlerine boşanma davalarını açmadan kısa bir süre önce davalı eski eşi tarafından önce dövülmüş akabinde birkaç gün evde hapsedilmiş ve ardından evden gönderilmiş ve daha sonra müşterek evin anahtarının değiştirilmiş olması nedeniyle eve tekrar giremediğini, şahsi eşyaları ve çeyizlerinin evde kaldığını, ziynet eşyalarının ise emanet olarak kayınvalidede olduğu için geri alamadığını belirterek dava dilekçesinde belirtilen çeyiz ve ziynet eşyalarının mevcutsa aynen, değilse bedelinin tahsilini istemiştir. Davalı ise davacının iddiasının mesnetsiz olduğunu, dövüldüğünün ispat edilmesi gerektiğini, evden kendi rızası ile ayrıldığını, ziynetleri de giderken götürdüğünü, çeyiz eşyalarının bir kısmının mevcut olduğunu belirterek altın takılar hariç yedimizde bulunan eşyaları boşanma davası sonucunda iadeye hazır olduklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Türk Medeni Kanunu´nun 6. maddesi hükmü uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay İçtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir. Davacı kadın dava konusu edilen ziynet eşyasının davalıda kaldığını ileri sürmüş, davalı koca ise onun tarafından götürüldüğünü savunmuştur. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Başka bir anlatımla bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz. Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi, evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir.

Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını, ispat yükü altındadır. Olayda, davacı kadın evi son terk ettiği tarih itibariyle dava konusu ziynet eşyasının götürülmesine engel olunduğunu ve zorla elinden alındığını, daha önce de götürme fırsatı elde edemediğini dinlettiği tanıkların beyanı ile ispat edememiştir. Bununla birlikte davacı, delil listesinde açıkça yemin deliline de dayanmış olduğundan davacıya, ziynetlerin elinden alındığı, götürülmesine engel olunduğu, davalı tarafta kaldığı konusunda davalıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

S o n u ç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle (BOZULMASINA), bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 16.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 


KİRALANANIN TAHLİYESİ,KİRA SÖZLEŞMESİNDE KEFİLİN SORUMLULUĞU

YARGITAY

6. Hukuk Dairesi 2011/11116 E.N , 2011/14593 K.N.

İlgili Kavramlar

KEFİLİN SORUMLU OLDUĞU SÜRE VE MİKTAR

KİRA SÖZLEŞMESİNDE KEFİLİN SORUMLULUĞU

KİRALANANIN TAHLİYESİ VE KİRA ALACAĞININ TAHSİLİ

Özet

KEFİLİN SORUMLULUĞUNUN UZAYAN KİRA DÖNEMİNDE, AZAMİ HANGİ SÜRE VE HANGİ MİKTARLA SINIRLI OLACAĞININ AÇIKÇA GÖSTERİLMESİ GEREKİR. NE KADAR UZAYACAĞI BELİRSİZ BİR KİRA SÜRESİNE İLİŞKİN OLAN VE KEFİLİ SINIRSIZ SORUMLULUK ALTINA SOKAN SÖZLEŞME HÜKÜMLERİ GEÇERLİ DEĞİLDİR.

İçtihat Metni

İcra mahkemesince verilmiş bulunan karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü.

Dava, ödenmeyen kira borçları nedeniyle başlatılan icra takibine yapılan itirazın kaldırılması ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile davalının itirazının 7.275,10 TL üzerinden kaldırılmasına ve asıl alacak olan 7.000 TL üzerinden icra inkar tazminatı ödenmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava dışı kiracı ile davacı kiralayan arasındaki 20.08.2004 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesiyle, davacıya ait boş daire mesken olarak kullanılmak üzere aylık peşin 1.100 TL kira bedeli karşılığı kiralanmış, davalı sözleşmeyi "müteselsil kefil" sıfatıyla imzalamıştır.

Borçlar Kanunu´nun 484. maddesine göre, kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, yazılı şekilde düzenlenmesi ve kefilin sorumlu olacağı miktarın açıkça gösterilmesi zorunludur.

12.04.1944 tarih ve 14/13 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı´nda da; sözleşmede kefilin ödeyeceği muayyen bir miktarın gösterilmiş olup olmadığının ve sözleşme içeriğinden böyle muayyen bir miktarın anlaşılmasına olanak bulunup bulunmadığının hakim tarafından re´sen gözetilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Borçlar Kanunu´nun 484. maddesi ve anılan İçtihadı Birleştirme Kararı birlikte değerlendirildiğinde, kira sözleşmelerindeki kefaletler bakımından şu saptamalar yapılabilmektedir:

Yazılı şekilde düzenlenmiş, süresi ve ödenecek kira paralarının miktarı açıkça gösterilmiş bir kira sözleşmesini kiracının kefili sıfatıyla imzalayan kişi; sözleşmede gösterilen kira süresi boyunca, kiracının ödemekle yükümlü bulunduğu kira paralarından, kefil sıfatıyla kiralayana karşı sorumludur. Zira, böyle bir durumda, kefilin sorumluluğu süre ve miktar itibariyle bellidir; kefil, sorumluluğunun kapsamını ve sınırlarını bilmektedir.

Kira süresinin, 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun´un 11. maddesi gereğince uzadığı hallerde, uzayan kira süresi bakımından kefilin sorumluluğunun devam edebilmesi için; öncelikle bu hususun (kefilin sorumluluğunun uzayan dönem için de devam edeceğinin) sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olması gerekir. Bunun yanında, kefilin uzayan dönemdeki sorumluluğunun azami hangi süreyle ve hangi miktarla sınırlı olacağının açıkça gösterilmiş olması da şarttır. Eş söyleyişle, ne kadar uzayacağı belirsiz bir kira süresine ilişkin olan ve kefili sınırsız bir sorumluluk altına sokan sözleşme hükümleri geçerli değildir.

Hakim, bu yönleri re´sen dikkate almakla yükümlüdür.

Somut olaya gelince;

Davaya konu kira sözleşmesinin 9. maddesinde, kefaletin, kiracı kiralananda oturduğu müddetçe müteselsil olarak devam edeceği belirtilmiş ise de; kefilin gerek sorumlu olacağı süre ve gerekse sorumlu tutulacağı azami miktar gösterilmemiştir.

Görülmekte olan davada; itirazın kaldırılması ve icra inkar tazminatı isteminin konusunu oluşturan icra takibinde, 20.08.2004 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesine dayanılmıştır. Ancak, tahsili istenilen kira bedelleri kira süresinin bittiği 20.08.2005 tarihinden sonraki döneme (2009 yılına) aittir.

 

Bu durumda, takibe konu kira bedellerinden davalı kefilin sorumlu tutulmasına olanak bulunmamaktadır.

Bu sebeple; davalı kefil hakkındaki itirazın kaldırılması talebinin reddine karar vermek gerekirken, kefili de asıl borçlu gibi sorumlu tutarak karar verilmesi doğru görülmediğinden karar bozulmalıdır.

S o n u ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın (BOZULMASINA), istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 14.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


KAMULAŞTIRMASIZ ELATILAN TAŞINMAZ BEDELİNİN TAHSİLİ

YARGITAY

5. Hukuk Dairesi 2011/13431 E.N , 2011/19114 K.N.

İlgili Kavramlar

KAMULAŞTIRMASIZ ELATILAN TAŞINMAZ BEDELİNİN TAHSİLİ

Özet

İMAR PLANINDA YOL VE LİSE ALANI GİBİ KAMU HİZMETİNE AYRILMIŞ BULUNAN YERLER ELATILMAMIŞ OLSA DAHİ BEDELİNE HÜKMEDİLİR. 1/1000 ÖLÇEKLİ UYGULAMA İMAR PLANININ KESİNLEŞTİĞİ TARİHTEN İTİBAREN 5 YIL İÇERİSİNDE VEYA İDDİA EDİLDİĞİ GİBİ KESİNLEŞEN BU PLANDAN SONRA YENİ YAPILAN İMAR PLANLARINDA TAŞINMAZIN YİNE YOL VE OKUL ALANI OLARAK AYRILMASI HALİNDE YOL İÇİN BELEDİYE TARAFINDAN, OKUL ALANI OLARAK AYRILAN BÖLÜM İÇİN YATIRIMCI İDARE OLAN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI´NIN UYGUNLUK GÖRÜŞÜ ALINDIĞI GİBİ ÖDENEĞİN TEMİNİNE GİDİLEREK TAŞINMAZIN KAMULAŞTIRILACAĞININ BİLDİRİLMESİ NEDENİYLE, BAKANLIK TARAFINDAN AYRILMA AMACINA UYGUN OLARAK KAMULAŞTIRMA GÖREVİNİN YERİNE GETİRİLMEMESİ VE MALİKİN MÜLKİYET HAKKININ SÜRESİ BELİRSİZ ŞEKİLDE KISITLANMASI NEDENİYLE TAŞINMAZ BEDELİNİN İDARELERDEN TAHSİLİ GEREKİR.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki kamulaştırmasız elatılan taşınmaz bedelinin tahsili davasının reddine dair verilen hükmün Yargıtay´ca BOZULMASI hakkında Daireden çıkan kararı kapsayan 24.03.2011 gün ve 2010/17543 Esas-2011/ 5315 Karar sayılı ilama karşı davalı idareler vekilleri yönünden verilen dilekçelerle karar düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosyadaki belgeler okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:

Kamulaştırmasız elatılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkin davada, davalı Milli Eğitim Bakanlığı hakkında husumetten, davalı Ü… Belediye Başkanlığı aleyhine açılan davanın sübut bulmadığından reddine dair verilen hüküm, davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizce bozulmuş, bu karara karşı davalı idareler vekillerince karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.

Davalılar vekillerinin aşağıdaki bend kapsamı dışındaki karar düzeltme istemleri HUMK´nın 440. maddesinde yazılı nedenlere uymadığından yerinde değildir. Ancak;

Yapılan incelemede; dava konusu taşınmazın gerek bozma kararında bahsedildiği gibi 17.11.1992 tasdik tarihli 1/1000 ölçekli imar planında, gerekse 09.10.2009 tarih ve 1/5000 ölçekli nazım imar planında, kısmen yol, kısmen de okul alanı olarak ayrıldığı, ancak taşınmaza fiilen elatılmadığı anlaşılmıştır.

 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun benzer konudaki 15.12.2010 gün ve 2010/5-662/651 sayılı kararı uyarınca, imar planında yol ve lise alanı gibi kamu hizmetine ayrılmış bulunan yerlere elatılmamış olsa dahi bedeline hükmedileceğine ilişkin kararı da gözetilerek, 3194 sayılı İmar Kanunu´nun 10. maddesinin amir hükmü uyarınca 1/1000 ölçekli uygulama imar planının kesinleştiği tarihten itibaren 5 yıl içerisinde veya iddia edildiği gibi kesinleşen bu plandan sonra yeni yapılan imar planlarında taşınmazın yine yol ve okul alanı olarak ayrılması halinde,

a) Yol için davalı Belediye tarafından,

b) Okul alanı olarak ayrılan bölüm için yatırımcı idare olan Milli Eğitim Bakanlığı´nın 3194 sayılı Kanun´un 10. maddesi uyarınca uygunluk görüşü alındığı gibi ödeneğin teminine gidilerek taşınmazın kamulaştırılacağının bildirilmesi nedeniyle; Bakanlık tarafından,

Ayrılma amacına uygun olarak kamulaştırma görevinin yerine getirilmemesi ve malikin mülkiyet hakkının süresi belirsiz şekilde kısıtlanması nedeniyle taşınmaz bedelinin adı geçen idarelerden tahsili gerekir.

Açıklanan nedenle işin esasına girilerek her iki davalı idare yönünden yapılacak inceleme sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davanın Bakanlık yönünden husumetten reddine, Belediye yönünden taşınmaza elatılmadığından bahisle esastan reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile bozma kararı verilmesi gerekirken hükmün yazılı gerekçe ile bozulduğu bu kez yapılan incelemeden anlaşılmakla davalı idareler vekillerin karar düzeltme taleplerinin kabulü ile Dairemizin 24.03.2011 tarih ve 2010/17543 esas ve 2011/5315 karar sayılı bozma kararının kaldırılmasına,

Hükmün davacı vekilinin temyiz talebi yerinde görüldüğünden yukarıda açıklanan nedenlerle HUMK´nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), davalı Ü… Belediye Başkanlığı´ndan peşin alınan karar düzeltme harcının istenildiğinde iadesine, davacıdan peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazine´ye irad kaydedilmesine, 28.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


BOŞANMA-HAYSİYETSİZ YAŞAM SÜRME SEBEBİNE DAYALI............

YARGITAY

2. Hukuk Dairesi 2011/1829 E.N , 2011/23825 K.N.

İlgili Kavramlar

HAYSİYETSİZ YAŞAM SÜRME SEBEBİNE DAYALI BOŞANMA DAVASI

Özet

MÜNHASIRAN "HAYSİYETSİZ HAYAT SÜRME" SEBEBİNE DAYALI BOŞANMA DAVASINDA HAYSİYETSİZ HAYATIN VARLIĞINDAN SÖZ EDİLEBİLMESİ VE BU SEBEPLE BOŞANMA KARARI VERİLEBİLMESİ İÇİN, BAŞKALARIYLA İLİŞKİNİN BİR YAŞAM TARZI OLARAK BENİMSENMİŞ OLMASI VE BU ŞEKİLDE YAŞAMANIN DEVAMLILIK GÖSTERMESİ GEREKİR. BİR BAŞKA ERKEKLE CEP TELEFONU İLE KONUŞAN VE MESAJLAŞAN DAVALI KADININ EYLEMİ, KOCA BAKIMINDAN EŞİYLE BİRLİKTE YAŞAMAYI ÇEKİLMEZ HALE GETİRİRSE DE HAYSİYETSİZ YAŞAM OLARAK KABUL EDİLEMEZ.

İçtihat Metni

 Taraflar arasındaki boşanma davalarının birleştirilerek yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı-davacı(kadın) tarafından; her iki dava yönünden temyiz edilmekle evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı-davacı(kadın)´ın kendi açtığı birleştirilen boşanma davası hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazları yersizdir.

2- Kocanın boşanma davasına ilişkin temyiz itirazlarına gelince;

Davacı-davalı kocanın boşanma davası münhasıran "haysiyetsiz hayat sürme" sebebine (TMK md. 163) dayanmaktadır. Haysiyetsiz hayatın varlığından söz edilebilmesi ve bu sebeple boşanma kararı verilebilmesi için, başkalarıyla ilişkinin bir yaşam tarzı olarak benimsenmiş ve bu şekilde yaşamanın devamlılık göstermesi gerekir. Davalı-davacı kadının bir başka erkekle cep telefonu ile konuştuğu ve mesajlaştığı toplanan delillerle ve dinlenen tanık beyanlarıyla anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu eylem koca bakımından, eşiyle birlikte yaşamayı çekilmez hale getirirse de haysiyetsiz yaşam olarak kabul edilemez. Öyleyse davanın reddi gerekirken, yetersiz gerekçe ile Türk Medeni Kanunu´nun 163. maddesindeki boşanma sebebi sabit kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

S o n u ç: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple (BOZULMASINA), bozma kapsamı dışında kalan bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple (ONANMASINA), temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 28.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


ATM CİHAZININ KALDIRILMASI, ÇAPLI TAŞINMAZ, GÖREV

YARGITAY

1. Hukuk Dairesi 2011/8788 E.N , 2011/10614 K.N.

İlgili Kavramlar

ATM CİHAZININ KALDIRILMASI

ÇAPLI TAŞINMAZA ELATMANIN ÖNLENMESİ

GÖREV

Özet

ADLİYE SARAYI´NIN MÜLKİYETİ, ARZIN MALİKİ OLAN HAZİNE´YE AİTTİR VE HAZİNE TARAFINDAN ADLİYE SARAYI OLARAK KULLANILMAK ÜZERE ADALET BAKANLIĞI´NA TAHSİS EDİLMİŞTİR. BAKANLIK VEYA ONUN TEMSİLCİSİ İLE DAVALI BANKA ARASINDA SÖZLEŞME DEVAM ETTİĞİ SÜRECE MALİYE BAKANLIĞI TARAFINDAN AÇILAN ELDEKİ DAVANIN DİNLENEMEYECEĞİ GÖZETİLEREK DAVANIN REDDİNE KARAR VERİLMESİ GEREKİR.

İçtihat Metni

Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, kayden maliki olduğu 7559 ada 6 parsel sayılı taşınmazdaki Adalet Bakanlığı´na tahsisli Adliye Sarayı hizmet binasında davalı bankaya ait şube önündeki ATM cihazının Milli Emlak Müdürlüğü´nden gerekli tahsis ve kiralama işlemleri yapılmaksızın konulduğunu ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve cihazın kaldırılması isteğinde bulunmuştur. 

Davalı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ile yapılan protokol gereğince ATM cihazının monte edildiğini, ihtilafın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğini bildirip davanın reddini savunmuştur.

Davanın yargı yeri nedeniyle reddi ile mahkemenin görevsizliğine ilişkin olarak verilen karar, Dairece; "iddianın ileri sürülüş biçiminden, ihtilafın taraflar arasındaki idari bir işlemden kaynaklanmadığı, davacı Hazine´nin mülkiyet hakkına dayanarak eldeki davayı açtığı görülmektedir. Hal böyle olunca; hükme yeterli bir araştırma yapılarak işin esası yönünden bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir" gerekçesiyle bozulması üzerine bozma ilamına uyularak mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, tetkik hakiminin raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.

Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkin olup, mahkemece, hükmüne uyulan bozma ilamı sonrasında davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya kapsamı ile, çekişme konusu edilen yerin A… Adliye Sarayı içinde yer alan davalı bankaya ait ATM cihazının bulunduğu yer olduğu görülmektedir.

A… Adliye Sarayı´nın mülkiyetinin arzın tabi maliki olan Hazine´ye ait bulunduğu ve Hazine tarafından Adliye Sarayı olarak kullanılmak üzere Adalet Bakanlığı´na tahsis edildiği açıktır.

O halde, çekişmeli yerin bu tahsise dayalı olarak tasarruf idare ve nezaretinin Adalet Bakanlığı´na ait olduğu tartışmasızdır. Tahsis kararı tümden iptal edilmedikçe veya tahsis sahibi idare tarafından başka türlü bir amaç güdülmesi düşünülüp yeni birtakım düzenlemeler öngörülmedikçe davanın kabul edilmiş olması doğru değildir.

Hal böyle olunca; kendisine tahsis yapılan Bakanlık veya onun temsilcisi ile davalı banka arasında sözleşme devam ettiği sürece eldeki davanın dinlenemeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.

Davalının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu´nun geçici 3. maddesi aracılığıyla) 1086 sayılı HUMK´nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 20.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


EHLİYETSİZLİK, SİCİLLERİN ALENİLİĞİ, TAPU İPTALİ VE TESCİL

YARGITAY

1. Hukuk Dairesi 2011/2907 E.N , 2009/7956 K.N.

İlgili Kavramlar

EHLİYETSİZLİK

SİCİLLERİN ALENİLİĞİ

TAPU İPTALİ VE TESCİL

Özet

SİCİLİN DAYANAĞININ GEÇERLİ BİR HUKUKİ SEBEBİNİN BULUNMAMASI ONU YOLSUZ TESCİL DURUMUNA DÜŞÜRÜR. BİRİNCİ EL KONUMUNDAKİ EDİNENİN İYİNİYETLİ OLMASI NETİCEYİ DEĞİŞTİRMEZ. ANCAK, SİCİL KAYDINDAN SİCİLLERİN ALENİLİĞİ VE GÜVENİRLİLİĞİ PREN-SİPLERİNE DAYANARAK EDİNEN İYİNİYETLİ İKTİSAP EDEN YANİ İKİNCİ EL KONUMUNDA BULUNAN KİŞİNİN İKTİSABI KORUNUR.

İçtihat Metni

Taraflar arasında görülen davada;

Davacı vasisi, davacının maliki olduğu 18 parsel sayılı taşınmazda 100/125 payını davalı şirkete satış suretiyle temlik ettiğini, işlem tarihinde davacının ehliyetsiz olduğunu, davalı şirketin ise diğer davalılara muvazaalı olarak devrettiğini ileri sürerek tapu iptal ve tescile karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davacının ehliyetsiz olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davalılar Esra ve Hamra vekilince süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

Dava, ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davalı şirket aleyhine açılan davanın husumet nedeniyle reddine, diğer davalılar Esra ve Hamra aleyhine açılan davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar Esra ve Hamra tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişmeye konu 18 parseldeki davacıya ait 100/125 payın 28.06.2007 tarihinde vekil kıldığı dava dışı kişi tarafından davalı A… Turizm... A.Ş.´ye satış suretiyle temlik edildiği, bu şirketin de edindiği bu payı müsavi oranda diğer davalı Esra ve Hamra´ya satış yoluyla 30.11.2007 tarihli akitle devrettiği anlaşılmaktadır.

Davacı Anri´nin vasisi Süleyman´ın, TMK´nın 462/8. maddesi hükmü uyarınca vesayet makamından izin almak suretiyle vekaletnamenin veriliş ve temlik tarihlerinde davacının ehliyetsiz olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtığı, hukuki ehliyet bakımından 2659 sayılı Yasa´nın 7. ve 16. maddeleri gereğince nihai mercii olan Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Dairesi´nden elde edilen raporla gerek vekaletnamenin verildiği gerekse akit tarihlerinde davacı Anri´nin ehliyetsiz olduğunun belirlendiği ve mahkemece bu olgu benimsenerek davanın kabulüne karar verildiği görülmektedir.

Hemen belirtilmelidir ki; tapu sicillerinin tutulması kamu düzeni ile ilgili olup bazı prensiplere bağlıdır. Bunlardan ilki tescil, diğeri sicilin aleniliği (güvenirliliği), bir diğeri Hazine´nin kusursuz sorumluluğu ve sonuncusu ise sicilin geçerli bir hukuki nedene dayanması, başka bir ifade ile illetten mücerret olmamasıdır.

Gerçekten de, sicilin dayanağının geçerli bir hukuki sebebinin bulunmaması onu TMK´nın 1025. maddesinde belirtilen yolsuz tescil durumuna düşürür. Birinci el konumundaki edinenin iyiniyetli olması neticeyi değiştirmez. Ne var ki; sicil kaydından sicillerin aleniliği ve güvenirliliği prensiplerine dayanarak edinen iyiniyetli iktisap eden yani ikinci el konumunda bulunan kişinin iktisabının korunacağı TMK´nın 1023. maddesi gereğidir. Öte yandan, ikinci el konumundaki müktesibin sicilin dayanağını teşkil eden belgeleri incelemek zorunluluğu bulunmadığı da tartışmasızdır.

Somut olayda, ikinci el konumunda bulunan davalılardan Esra ve Hamra´nın gazete ilanları ile satılığa çıkarılan taşınmazı emlakçı aracılığı ile satın aldıkları görülmektedir. Mahkemece de, taşınmazın ilk kayıt malikinin ehliyetsiz olduğunu bilmeden edindikleri yani iktisaplarında iyiniyetli oldukları gerekçede kabul edilmekle beraber devreye ehliyetsizliğin girmesi sebebiyle davanın kabulü cihetine gidilmiştir.

Oysa, yapılan araştırma neticesinde son kayıt maliklerinin iyiniyetli olduğu mahkemece de benimsendiğine göre TMK´nın 1023. maddesi hükmü gereğince edinimin anılan yasal düzenlemenin koruyuculuğunda olacağı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerek-çelerle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.

Diğer taraftan, karar davacı tarafça temyiz edilmemekle beraber kabule göre de; TMK´nın iyiniyetli zilyede tanımış olduğu taşınmazı alıkoymayı (hapis hakkı) öngören 994. maddesi hükmünün de olayda uygulama yeri bulunmadığı halde mahkemece kendiliğinden belirlediği satış bedeli üzerinden davalılar yararına hapis hakkı tanımak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş olması da doğru değildir.

Davalılar Esra ve Hamra´nın, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK´nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


FESHİN GEÇERSİZLİĞİ, HAKLI NEDEN, İŞE İADE

YARGITAY

22. Hukuk Dairesi 2011/3629 E.N , 2011/5892 K.N.

İlgili Kavramlar

FESHİN GEÇERSİZLİĞİ

HAKLI NEDEN

İŞE İADE

Özet

KURUMDA YAŞANAN OLAYLARA DEMOKRATİK BİÇİMDE TEPKİ GÖSTERİLEREK ÇALIŞMA KOŞULLARINDA VE ÜCRETLERİNDE İYİLEŞTİRMELERE İLİŞKİN İSTEKLERDE BULUNULMASI HAKLI VEYA GEÇERLİ FESİH NEDENİ OLUŞTURMAZ.

İçtihat Metni

Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.

Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

İş sözleşmesinin geçerli neden olmadan davalı işveren tarafından feshedildiğini belirten davacı işçi, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı işveren iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, davacının davalı işyerinde sendikalı işçi statüsünde şoför olarak çalıştığı, 09.07.2009 tarihinde davalı Kurumun genel merkezi önünde bir basın açıklaması yapıldığı, bu açıklamada Türk Kızılay´ı aleyhine iftira niteliğinde, Kızılay´ı küçük düşürücü, itibarını zedeleyici, personeli kuruma karşı kışkırtıcı, Kurumda olmayan bir olayı olmuş gibi gösteren açıklamalar yapıldığı ve yöneticilerin itibarını sarsacak beyanat verildiği, derneğin teftiş kurulu tarafından yapılan soruşturmada bu toplantıyı ve basın açıklamasını tertipleyen davacı ve iki işçinin düzenlediği tespit edildiğinden iş akdinin disiplin yönetmenliğinin 8. maddesinin (f) fıkrasının 24. bendi gereğince geçerli nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar arasında iş sözleşmesinin feshinin geçerli veya haklı nedene dayanıp dayanmadığı uyuşmazlık konusu olup, normatif dayanak 4857 sayılı İş Kanunu´nun 18 ve devamı maddeleridir.

4857 sayılı İş Kanunu´nun 18. maddesine göre otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır.

İş Kanunu´nun 18. maddesi bakımından işçinin davranışlarından kaynaklanan sebepler, işçinin aynı Kanun´un 25/II. maddesinde öngörülen sebepler niteliğinde ve ağırlığında olmayan, işyerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen, sözleşmeye aykırı davranışlarıdır. İşçinin davranışı ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması halinde geçerli sebep olabilir. İşçinin sosyal açıdan olumsuz bir davranışı, toplumsal ve etik açıdan onaylanmayacak bir tutumu işyerinde üretim ve iş ilişkisi sürecine herhangi bir olumsuz etki yapmıyorsa geçerli sebep sayılamaz.

4857 sayılı İş Kanunu´nun 20. maddesinin ikinci fıkrasına göre feshin geçerli nedene dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

İş Kanunu´nun 25. maddesinin II. bendinin (b) fıkrasında, işçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarfetmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnatlarda bulunması haklı fesih nedeni olarak sayılmıştır. Böyle durumlarda işçi, Anayasa´nın 25 ve 26. maddesi ile güvence altına alınmış düşünceyi açıklama özgürlüğüne dayanamaz. Buna karşılık, işçinin bu ağırlıkta olmayan işveren aleyhine sarfettiği sözler çalışma düzenini bozacak nitelikte ise, geçerli fesih nedeni sayılmalıdır. Sadece işverene karşı değil, işveren temsilcisine karşı yöneltilen ve haklı feshi gerektirecek ağırlıkta olmayan aleyhe sözler geçerli fesih nedeni sayılmalıdır.

İş Kanunu´nun 25. maddesi kapsamında değerlendirilecek ağır sözleri, işçi, işverenin veya vekilinin tahrikleri sonucu söylemesi, geçerli fesih nedeni sayılmalıdır. Yapıcı ve objektif ölçüler içerisinde belirli bir uzmanlık alanı ile ilgili eleştiri ya da işletmedeki bozukluk ya da uygunsuzluklara ilişkin eleştiri söz konusu olduğunda geçerli fesihten bahsedilemez.

Davacı işçinin iş sözleşmesinin, davalı Kurumun 24.09.2009 tarihli yazısı ile 09.07.2009 tarihinde Perşembe günü 17:50-18:45 saatleri arası Genel Merkez önünde tertiplenen toplantıda itibar Kurumu olan Türk Kızılay´ı aleyhine iftira niteliğinde bazı açıklamalar yapması, Türk Kızılay´ını küçük düşürücü, itibarını zedeleyici, personeli Kuruma karşı kışkırtıcı, Kurumda olmayan bir olayı olmuş gibi gösteren ifadeler kullanması ve Kızılay´ın üst düzey yöneticilerinin itibarını sarsacak beyanat, isnat ve tahriklerde bulunması, toplantıya katılımı teşvik etmesi nedenlerinden dolayı; Disiplin Yönetmeliği´nin 8. maddesinin (f) fıkrasının 24. bendindeki "işten çıkarılma cezasını gerektiren haller" başlığı altındaki "Kızılay ve üst yöneticilerinin itibarını sarsacak beyanat, isnat ve tahriklerde bulunmak" amir hükmü ve 4857 sayılı İş Kanunu´nun işverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı başlıklı 25. maddesinin ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri bendinin (b) fıkrası hükmü gereği feshedildiği bildirilmiştir.

Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, davalı Kurumun işçisi ve sendika üyesi olup toplantıya katılanların çalışma şartları bakımından isteklerde bulunmasının demokratik hak ve taleplerinden kaynaklandığı anlaşılmakta olup, davalı Kurumda yaşanan olaylara demokratik biçimde tepki gösterilerek çalışma koşullarında ve ücretlerinde iyileştirmelere ilişkin isteklerde bulunulması haklı veya geçerli fesih nedeni oluşturmamaktadır. Öte yandan, davacı işçi tarafından iş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiği de somut olgu ve olaylarla açık bir şekilde kanıtlanamamıştır. Bu durumda, davanın kısmen kabulü yerine yazılı şekilde reddi hatalıdır.

Belirtilen nedenlerle, 4857 sayılı İş Kanunu´nun 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.

H ü k ü m: Yukarıda belirtilen nedenlerle;

1- Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,

2- İşverence yapılan FESHİN GEÇERSİZLİĞİNE,

3- Davacının yasal sürede işe başvurmasına rağmen, işverenin süresi içinde işe başlatmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının fesih nedeni ve kıdemi dikkate alınarak 6 aylık ücreti olarak belirlenmesine,

4- Davacının işe iade için işverene süresi içinde başvurması halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar doğmuş bulunan en çok dört aylık ücret ve diğer haklarının davacıya ödenmesi gerektiğinin belirlenmesine, davacının işe başlatılması halinde varsa ödenen ihbar ve kıdem tazminatının bu alacaktan mahsubuna,

5- Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,

6- Davacı vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan tarifeye göre 1.100,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,

7- Davacı tarafından yapılan 118,70 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,

8- Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, kesin olarak, oybirliğiyle 24.11.2011 tarihinde karar verildi.


ŞİRKETİN İYİLEŞTİRME PROJESİNİN UYGULANABİLİR OLMASI, İFLAS

YARGITAY

23. Hukuk Dairesi 2011/1729 E.N , 2011/2357 K.N.

İlgili Kavramlar

İFLASIN ERTELENMESİ

ŞİRKETİN İYİLEŞTİRME PROJESİNİN UYGULANABİLİR OLMASI

Özet

İFLASIN ERTELENMESİNE KARAR VERİLEBİLMESİ İÇİN ERTELEME TALEBİNDE BULUNAN ŞİRKETİN BORCA BATIK DURUMDA OLMASI, MALİ DURUMUNUN İYİLEŞTİRİLMESİ ÜMİDİNİN BULUNMASI GEREKİR. İFLASIN ERTELENMESİ İSTEMİNDE BULUNAN ŞİRKETLERCE SUNULAN İYİLEŞTİRME PROJESİNİN, SOMUT, UYGULANABİLİR, CİDDİ, İNANDIRICI VE ŞİRKETİ BORCU BATAKLIKTAN KURTARABİLECEK NİTELİKTE OLDUĞUNUN KANITLANMASI GEREKİR. ŞİRKETLERİN MALİ DURUMLARININ İYİLEŞME ÜMİDİNİN BULUNUP BULUNMADIĞININ SOMUT VAKALARA DAYANARAK TESPİT EDİLMESİ GEREKİR.

İçtihat Metni

İstemcinin iflasın ertelenmesi talebi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde istemci T… Müh. A.Ş. vekili ile müdahiller Tu… Bank A.Ş., A…bank A.Ş., Te…bank A.Ş., Y… K… Bankası A.Ş. ve T…E…B… A.Ş. vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

İflasın ertelenmesini isteyenler vekili, müvekkili şirketlerin oluşturduğu grubun LPG dolum tesisleri, gemi işletme ve inşa, özel yüksek okullar, kara nakliyat ve turizm acenteliği alanında faaliyet gösterdiklerini, son yıllarda dünyada hüküm süren global ekonomik kriz nedeniyle satış ve tahsilatlarda yaşanan aksaklıklar, kredi imkanlarının daralması, Çin, Asya ve Ortadoğu ülkelerinden kaynaklanan rekabet ve enerji maliyetlerindeki artışlar gibi nedenlerle şirketlerin mali yapısının bozulduğunu, iş kapasitesi, üretimin zamana yayılarak fasona dönüştürülmesi, kârlılığın ve verimliliğin artış, yerli ve yabancı kaynaklardan uzun vadeli ucuz kredi sağlanma imkanı nedeniyle şirketlerin mali durumunun iyileştirilebileceğini ileri sürerek, iflasın bir yıl süreyle ertelenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Mahkemece, iflasının ertelenmesi istenen T… Müh. Gemi ve Pet. Kim. San. A.Ş.´nin borca batık olduğu, şirketin uzun yıllardır bir faaliyeti bulunmadığından işletme giderleri nedeniyle borca batıklık durumunun artacağı ve borca batıklıktan kurtulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle iflasına, diğer istem sahiplerinin, iyileştirme projesine ve özellikle lokomotif şirket olan Ç… T… A.Ş.´nin sermayesinin artırılması, kaynak temini ve üretim olanaklarının yüksek olması nedeniyle borca batık durumdan kurtulmasının mümkün olduğu gerekçesiyle iflaslarının bir yıl süreyle ertelenmesine karar verilmiştir.

Karar, iflasın ertelenmesini isteyen T… Müh. A.Ş. vekili ile müdahiller Tu… Bank A.Ş., A…bank T.A.Ş., Te…bank A.Ş., Y… ve K… Bankası A.Ş. ve T…E…B… A.Ş. vekilince temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, iflas ertelemesini isteyen T… Müh. Gemi ve Petro Kim. A.Ş. vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Müdahil vekillerinin temyizine gelince, dava, iflasın bir yıl süreyle ertelenmesi istemine ilişkindir. İflasın ertelenmesine karar verilebilmesi için erteleme talebinde bulunan şirketin borca batık durumda olması, mali durumunun iyileştirilmesi ümidinin bulunması ve fevkalade mühletten yararlanmışsa İİK´nın 329/a maddesi belirtilen sürenin geçmiş olması gerekir.

Somut olayda, yaptırılan bilirkişi incelemesinde, erteleme isteminde bulunan şirketlerin borca batık olduğu anlaşılmış ise de, iflasın ertelenmesi isteminde bulunan şirketlerce sunulan iyileştirme projesinin, somut, uygulanabilir, ciddi, inandırıcı ve şirketi borca batıklıktan kurtarabilecek nitelikte olduğu kanıtlanamamıştır. Ayrıca, şirketlerin mali durumlarının iyileşme ümidinin bulunup bulunmadığının somut vakalara dayanılarak tespit edilmesi gerekir. Fiktif, belirsiz nitelikteki emarelere dayalı olarak erteleme kararı verilemez. Gerek bilirkişi, gerekse kayyım raporlarında, uygulanan tedbir kararına, sermaye artırımına ve çıkarılan yüksek sayıdaki işçiye rağmen borca batıklığın artarak devam ettiği anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan 04.11.2010 tarihli ek bilirkişi raporunda, sermaye artırımına rağmen şirketin borca batıklığının artarak devam ettiği, finansal yapıdaki bozukluğun sürdüğü, şirketlerin iyileştirme trendine girmedikleri, satış gelirlerinde öngörülen iyileşmenin sağlanmadığı, mevcut veya yeni belirlenmiş alınacak ortaklarca öz kaynaklarda artış yapılması gerektiği belirtilmediği gibi iyileştirme projesinde somut, gerçek ve denetlenebilir bir dış kaynak da belirtilmemiştir. Ciddi, inandırıcı ve somut verilere dayanmayan, projeye dayanılarak iflasın ertelenmesine karar verilemez. Mahkemece, istem sahibi şirketlere alınacak yabancı ortakların tekliflerine ilişkin gizli olduğu belirtilen belgeler hükme esas alınmış ise de, anılan belgeler bilirkişi ve kayyım tarafından değerlendirilmemiştir. Yargıtay denetimine olanak vermeyen belgelere dayanılarak erteleme kararı verilemez. O halde, mahkemece, yasal ve yeterli olmayan gerekçeye dayalı yazılı şekilde bir kısım şirketlerin iflasının ertelenmesine karar verilmesi doğru değildir.

S o n u ç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle iflasın ertelenmesini isteyen T… Müh. A.Ş. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle müdahiller A…bank T.A.Ş., T… Bank A.Ş., Y… ve K… Bankası A.Ş., T…bank A.Ş., ve T…E…B… A.Ş. vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın müdahiller yararına (BOZULMASINA), peşin harcın istek halinde temyiz eden müdahillere iadesine, 06.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


FESHİN GEÇERSİZLİĞİ, GÜVEN İLİŞKİSİ, İSPAT YÜKÜ, İŞE İADE

YARGITAY

22. Hukuk Dairesi 2011/4246 E.N , 2011/7014 K.N.

İlgili Kavramlar

FESHİN GEÇERSİZLİĞİ

GÜVEN İLİŞKİSİ

İSPAT YÜKÜ

İŞE İADE

Özet

FESHİN GEÇERLİ NEDENE DAYANDIĞINI İSPAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ İŞVERENE AİTTİR. İŞÇİ, FESHİN BAŞKA BİR SEBEBE DAYANDIĞINI İDDİA ETTİĞİ TAKDİRDE, BU İDDİASINI İSPATLA YÜKÜMLÜDÜR.

BANKALARIN GÜVEN KURUMLARI OLDUĞU DİKKATE ALINDIĞINDA, BURADA ÇALIŞAN PERSONELİN GÖREVİNİ YERİNE GETİRİRKEN HERKESTEN DAHA ÖZENLE DAVRANMASI VE İŞ GÖRME BORCUNU GÜVEN UNSURUNUN SARSILMAYACAĞI TİTİZLİKTE YERİNE GETİRMESİ GEREKİR. BANKA GİBİ BİR İŞYERİNDE ÇALIŞMA GÜVEN ESASINA DAYANDIĞI VE DAVACI, TARAFLAR ARASINDAKİ KARŞILIKLI GÜVEN DUYGUSUNU SARSACAK DAVRANIŞLARDA BULUNDUĞU İÇİN İŞVERENİN FESHİ GEÇERLİDİR.

İçtihat Metni

Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Dairemiz Üyesi S. Göktaş tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı vekili, davacının iş akdinin feshinin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 2009 yılı başından iş akdinin fesih tarihine kadar kendisine defalarca uyarı yapılmasına ve disiplin cezası almasına rağmen görev ve sorumlulukları ile bağdaşmayan bir şekilde tutum ve davranış sergilediğini, müşterilerin bilgisi dışında ve banka zararına sebebiyet veren işlemler yaptığını, kendisi tarafından özenle saklanması gereken ve kimseyle paylaşmaması gereken şifre ve parolalarını aynı şubede çalışan personele vererek usulsüz işlemler yapılmasına zemin hazırladığını, şubeye gelen bazı müşterilere kaba ve nazik olmayan şekilde davrandığını, davranışlarının değişmemesi üzerine kendisinden savunma alındığını, savunmasında olumsuz tutum ve davranışlarını kabul ve ikrar ettiğini, davacı ile banka arasında güven ilişkisinin zedelendiğini, iş akdinin doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlar nedeni ile İş Kanunu 17. madde uyarınca geçerli nedenle feshedildiğini beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece sahte kredi kullandırılmasında davacının sorumlu olduğuna dair banka tarafından yapılmış herhangi bir soruşturma bulunmadığı gibi, bilirkişi raporunda da sahte kimliğin sisteme girişinin nasıl gerçekleştirildiği, kredi tahsisinin ne şekilde tamamlandığı hususunun ispatlanamadığı tespit edilmiş olmakla feshin geçerli nedene dayanmadığı kanaati ile davacının davasının kabulüne karar verilmiştir.

Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar arasında iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedene dayanıp dayanmadığı uyuşmazlık konusu olup, normatif dayanak 4857 sayılı İş Kanunu´nun 18 ve devamı maddeleridir.

4857 sayılı İş Kanunu´nun 18. maddesine göre otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır.

İş Kanunu´nun 18. maddesi bakımından işçinin davranışlarından kaynaklanan sebepler, işçinin aynı Kanun´un 25/II. maddesinde öngörülen sebepler niteliğinde ve ağırlığında olmayan, işyerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen, sözleşmeye aykırı davranışlarıdır. İşçinin davranışı ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması halinde geçerli sebep olabilir. İşçinin sosyal açıdan olumsuz bir davranışı, toplumsal ve etik açıdan onaylanmayacak bir tutumu işyerinde üretim ve iş ilişkisi sürecine herhangi bir olumsuz etki yapmıyorsa geçerli sebep sayılamaz.

4857 sayılı İş Kanunu´nun 20. maddesinin ikinci fıkrasına göre feshin geçerli nedene dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

Somut olayda davacı 02.07.2004-30.04.2009 tarihleri arasında satış temsilcisi olarak çalışmıştır. Davacı işçinin sözleşmesi, davacı işçiye yapılan uyarıların hiçbir şekilde olumsuz tutum ve davranışları değiştirmemesi ve bilakis bunları ısrarla sürdürmesi, bu hususların şubenin normal yürüyüşünü olumsuz olarak etkilemesi ve bu durumun artık kabul edilmesinin mümkün olmaması nedeniyle işveren tarafından 30.04.2009 tarihinden geçerli olmak üzere İş Kanunu madde 17 uyarınca feshedilmiştir.

Davacının davranışı iş sözleşmesinin feshi için geçerli neden oluşturmaktadır. Nitekim özellikle banka gibi kurumlarda taraflar arasındaki güven ilişkisi çok önemlidir. Bankaların güven kurumları olduğu dikkate alındığında, burada çalışan personelin görevini yerine getirirken herkesten daha çok özenle davranması ve iş görme borcunu güven unsurunun sarsılmayacağı titizlikte yerine getirmesi gerekmektedir. Burada asıl önemli olan güven ilişkisinin sarsılmış olması olduğu için, bankanın uğradığı zararın miktarının da sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Banka gibi bir işyerinde çalışma güven esasına dayandığı ve davacı taraflar arasındaki karşılıklı güven duygusunu sarsacak davranışlarda bulunduğu için işverenin feshi geçerlidir. Davacının müfettiş soruşturması ile tespit edilen davranışları, banka tarafından geçerli neden kapsamında değerlendirilerek davacının iş sözleşmesi feshedilmiş, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda da dosya kapsamındaki tüm deliller, feshe konu davranışların nitelik ve ağırlığı, davalı bankanın uğradığı zarar, özellikle 23.02.2009 tarihli teftiş kurulu raporuna konu usulsüz şifre paylaşımı, 06.04.2009 tarihinde sahte kimlik belgesi ile kredi kullandırılması hususları birlikte değerlendirildiğinde davacının bankacılık işlemlerinde gerekli özen ve dikkati göstermediği, feshin geçerli nedenlere dayandığı gerekçeleri ile belirtilmiştir. Buna rağmen mahkemece dosya içeriğine aykırı gerekçelerle davanın reddi yerine kabulü hatalıdır.

H ü k ü m: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;

1- Mahkeme kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,

2- Davanın REDDİNE,

3- Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,

4- Davalı vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan 1.100 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp, davalıya verilmesine,

5- Davalı tarafından yapılan 46.20 TL yargılama giderinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,

6- Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, kesin olarak 08.12.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


AVUKATLIK ÜCRETİ, RÜÇHAN HAKKI, SIRA CETVELİNE İTİRAZ

YARGITAY

23. Hukuk Dairesi 2011/4374 E.N , 2011/2875 K.N.

İlgili Kavramlar

AVUKATLIK ÜCRETİ

RÜÇHAN HAKKI

SIRA CETVELİNDEKİ SIRAYA İTİRAZ

Özet

AVUKAT, SÖZLEŞME İLE KARARLAŞTIRILAN VE HAKİM TARAFINDAN TAKDİR OLUNAN ÜCRETİNDEN DOLAYI, KENDİ ÇALIŞMASI SONUCUNDA MÜVEKKİLİNİN MUHAFAZA ETTİĞİ VE KAZANDIĞI MALLAR VE DAVADAKİ DİĞER TARAFTAN İLAM GEREĞİNCE TAHSİL EDİLECEK PARA YAHUT ALINACAK MALLAR ÜZERİNDE DİĞER ALACAKLILARA NAZARAN RÜÇHAN HAKKINA HAİZDİR.

RÜÇHAN HAKKI, VEKALETNAMENİN DÜZENLEME TARİHİNE, VEKALETNAME UMUMİ İSE İŞ SAHİBİ ADINA ÜCRET KONUSU İŞTEN DOLAYI İLK YAPILAN RESMİ BAŞVURMA TARİHİNE GÖRE SIRA ALIR.

VEKİL İLE YAPILAN TAKİPLERDE VEKALET ÜCRETİ İCRA MEMURU TARAFINDAN AVUKATLIK ÜCRET TARİFESİNE GÖRE HESAPLANIR VE TAKİP MASRAFINA DAHİL EDİLİR.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki sıra cetvelindeki sıraya itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayet olunanlar vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Şikayetçi, dava dışı borçlunun alacaklı olduğu icra dosyasına yatan para için davalı Şakir´in vekili olarak yaptığı takip sonucunda haciz konulduğunu, ancak sıra cetveli hazırlanırken dosya alacaklısının kendisini azletmesi nedeniyle alması gereken vekalet ücretinin hiç ayrılmadığını, vekalet ücreti alacağının mahkeme kararıyla hüküm altına alındığını ve avukatlık ücretinin rüçhanlı olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini talep etmiştir.

Şikayet olunanlar vekilleri, şikayetin reddini istemişlerdir.

İcra Mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, şikayetçi ile dava dışı Hüseyin arasında vekalet ilişkisinin bulunduğu, ancak haksız azil nedeniyle sıra cetvelinde vekalet ücreti için pay ayrılmadığı, şikayetçinin alacağının mahkeme kararına dayalı vekalet ücreti alacağı olup, rüçhanlı olduğu gerekçesiyle şikayetin kabulü ile sıra cetvelinin iptaline, davacının 34.856,72 TL alacağının 1. sırada yer alacak şekilde yeniden sıra cetveli düzenlenmesine karar verilmiştir.

Kararı, şikayet olunanlar vekilleri temyiz etmiştir.

Avukatlık Kanunu´nun 166/2. maddesine göre avukat, sözleşme ile kararlaştırılan ve hakim tarafından takdir olunan ücretinden dolayı, kendi çalışması sonucunda müvekkilinin muhafaza ettiği ve kazandığı mallar ve davadaki diğer taraftan ilam gereğince tahsil edilecek para yahut alınacak mallar üzerinde diğer alacaklılara nazaran rüçhan hakkına haizdir. Rüçhan hakkı, vekaletnamenin düzenleme tarihine, vekaletname umumi ise iş sahibi adına ücret konusu işten dolayı ilk yapılan resmi başvurma tarihine göre sıra alır.

İcra ve İflas Kanunu´nun 138/3. maddesi gereğince; vekil vasıtasıyla yapılan takiplerde vekalet ücretinin miktarı, alacaklı ile borçlu arasında yapılmış sözleşmeye bakılmaksızın, icra memuru tarafından avukatlık ücret tarifesine göre hesaplanır. Bu şekilde tayin olunan vekalet ücreti de takip masraflarına dahildir.

Şikayetçi avukat, dava dışı borçlunun alacaklı olduğu icra dosyasında yaptığı takip sonucu dosyaya paylaşıma konu 28.068.12 TL para yatmış olup, vekilin azledilmesi nedeniyle şikayetçiye vekalet ücreti ödenmemiştir. Şikayetçi vekalet ücretinin tahsili için açtığı dava sonucunda verilen mahkeme ilamına dayanarak dava dışı borçlu aleyhine şikayet olunanlardan sonra takip yapmıştır. Paylaşıma konu paradan öncelikle, şikayetçi avukatın icra takibi nedeniyle alması gereken nispi vekalet ücretinin hesap edilerek verilmesi gerekir (İİK m. 138/3). İcra dosyasındaki nispi vekalet ücreti verildikten sonra artan paranın sıra cetvelinde yer alan diğer alacaklılara haciz tarihleri ve şikayetçi açısından İİK´nın 100. maddesi koşullarının bulunup bulunmadığı da gözetilerek dağıtılması gerekirken, yanılgılı gerekçeyle tamamının şikayetçiye verilmesi doğru değildir.

S o n u ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle şikayet olunanlar vekillerinin temyiz talebinin kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), peşin harcın istek halinde iadesine, 27.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


AYIPLI MALLARIN SATICIYA İADESİ

 

T.C. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi

Esas No: 2004/12508  Karar No: 2005/1188  Karar Tarihi: 02.02.2005

AYIPLI MALLARIN SATICIYA İADESİ (Sözleşmeden Dönme Ve Sözleşmenin Feshi Talebi - Satıcı Tüketicinin Tercih Ettiği Bu Talebi Yerine Getirmekle Yükümlü Olduğu)

SÖZLEŞMEDEN DÖNME VE FESİH ( Tüketici Ayıplı Mal Teslimi Halinde Bedel İadesini De İçeren Sözleşmeden Dönme Malın Ayıpsız Misli İle Değiştirilmesi Veya Ayıp Oranında Bedel İndirimi Ya Da Ücretsiz Onarım İsteme Haklarına Sahip Olduğu)

MALIN AYIPSIZ MİSLİ İLE DEĞİŞTİRİLMESİ VEYA AYIP ORANINDA BEDEL İNDİRİMİ YA DA ÜCRETSİZ ONARIM İSTEME HAKKI ( Tüketicinin Ayıplı Mal Teslimi Halindeki Hakları )

TÜKETİCİNİN SEÇİMLİK HAKLARI ( Ayıplı Mal Teslimi Halinde Bedel İadesini De İçeren Sözleşmeden Dönme Malın Ayıpsız Misli İle Değiştirilmesi Veya Ayıp Oranında Bedel İndirimi Ya Da Ücretsiz Onarım İsteme Hakkına Sahip Olduğu )

ÖZET : Davacı dava dilekçesinde ayıplı malların satıcıya iadesi ile ödediği bedelin istirdadını istemiştir. Bu durumda davacının açıkça sözleşmeden döndüğü ve sözleşmenin feshini talep ettiği kuşkusuzdur. 4077 sayılı yasanın 4. maddesine göre tüketici, ayıplı mal teslimi halinde bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.

DAVA : Taraflar arasındaki ayıplı mal satmak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalıdan gümüşlük, yemek masası, ayakkabılık, salon sehpası, 5´li sehpa satın alarak bedeli olan 1.350.000.000 TL´yi ödediğini, 3 ay geçmeden mobilyaların kabarmaya başlaması üzerine davalıya başvurarak, malları iade alıp parasını geri vermesini istediği ve Hakem Heyetinin de lehine karar vermesine rağmen sonuç alamadığını ileri sürerek ayıplı malların davalı satıcı tarafından geri alınarak ödemiş bulunduğu 1.350.000.000 TL´nin iadesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı, dava konusu malları 750.000.000 TL karşılığında davacıya sattığını, satım esnasında mobilyalarda önemsiz kusurların bulunduğunu davacının bilerek satın aldığını, teslimden sonra oluşan ayıpların ücretsiz onarılmasını davacıya teklif ettiğini ancak davacının önceden var olan kusurların da giderilmesini istediği için anlaşamadıklarını savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, satıma konu mobilyalarda çekme ve kabarma şeklinde üretim hatası bulunduğu ancak eşyalardaki kusurun boyutunun aktin feshini haklı göstermediği anlaşıldığından kusurlar nedeniyle oluşan değer kaybı olarak belirlenen 100.000.000 TL´nin davalıdan tahsiline karar vermiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar arasında mobilya alım satımı gerçekleştirildiği, satıma konu mobilyalarda kaplama kısmında pres hatasından kaynaklanan kabarma ve çekme kusurlarının bulunduğu, üretim sırasında ahşabın nemli olması nedeniyle sonradan kuruması sonucu çekme oluştuğu, kaplama yapılırken tutkalın eksik veya hatalı sürülmesi ya da kuruduktan sonra kaplamanın yapıştırılması sonucu ayıbın ortaya çıktığı, ayıpların imalat hatası ve gizli ayıp niteliğinde bulunduğu yapılan bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan raporlardan anlaşılmaktadır. Davacı dava dilekçesinde ayıplı malların satıcıya iadesi ile ödediği bedelin istirdadını istemiştir. Bu durumda davacının açıkça sözleşmeden döndüğü ve sözleşmenin feshini talep ettiği kuşkusuzdur. 4077 sayılı yasanın 4. maddesine göre tüketici, ayıplı mal teslimi halinde bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.

Her ne kadar yasada "Tüketicinin sözleşmeyi sona erdirmesi, durumun gereği olarak haklı görülemiyorsa, bedelden indirim ile yetinilir." Hükmü mevcut ise de somut olayda dava konusu edilen satıma konu eşya mobilya olup her zaman göz önünde bulunan ve umulan faydadan ziyade estetik amaçlı olarak kullanılması hedeflenen bir mal olduğundan tüketicinin ayıplı eşyanın görüntüsüne katlanmasını beklemek doğru değildir. Davacı talebini eşyaların bedeli olarak belirlediğine göre mahkemece tarafların bu yöne ilişkin iddia ve savunmaları doğrultusunda gösterecekleri delilleri değerlendirilmek suretiyle hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken açıklanan yönün gözden kaçırılarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan gerekçelere göre temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 1.2.2005 gününde oy birliğiyle karar verildi.


İSTİRDAT DAVASI - ESER SÖZLEŞMESİ

 

T.C. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi  Esas No: 2005/4425  Karar No: 2005/4339

Karar Tarihi: 18.07.2005

İSTİRDAT DAVASI ( Koltuk Takımının Sipariş Edilenden Farklı Nitelik ve Desende İmal Edildiği İddiasından Kaynaklanan - Eser Sözleşmesi/Tüketici Mahkemesinin Görevli Olmadığı)

TÜKETİCİ MAHKEMELERİNİN GÖREVLİ OLMAMASI ( Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan Uyuşmazlıklar - Koltuk Takımının Sipariş Edilenden Farklı Nitelik ve Desende İmal Edildiği İddiasından Kaynaklanan İstirdat Davası)

ESER SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN UYUŞMAZLIKLAR ( Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun Hükümlerinin Uygulanmasının Hukuken Mümkün Olmadığı - Görevli Mahkeme)

GÖREVLİ MAHKEME ( Koltuk Takımının Sipariş Edilenden Farklı Nitelik ve Desende İmal Edildiği İddiasından Kaynaklanan İstirdat Davası - Eser Sözleşmesi/Tüketici Mahkemesinin Görevli Olmadığı)

ÖZET : Uyuşmazlık, koltuk takımının sipariş edilenden farklı nitelik ve desende imal edildiği iddiasından kaynaklanmıştır. Taraflar arasındaki hukuki ilişki eser sözleşmesine dayanmaktadır. Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun hükümlerinin eser sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda uygulanması hukuken mümkün değildir. Daire´mizin yerleşik kararları bu doğrultuda olduğu gibi, Hukuk Genel Kurulu da 26.2.2003 tarih 2003/15-127 E. 2003/102 K. sayılı kararında aynı görüşü benimsemiştir.

Bu durumda tüketici mahkemesince görevsizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar vermesi yerine işin esasının incelenerek karar verilmesi doğru olmamıştır.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Dava, istirdat istemiyle 4077 sayılı Kanuna dayanılarak, tüketici mahkemesi sıfatıyla Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesine açılmış, mahkemece 22.9.2004 tarih 2002/477 E. 2004/900 K. sayılı kararıyla, Adana´da Tüketici Mahkemesinin faaliyete geçtiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmiş, tüketici mahkemesince davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 3/e maddesinde tüketici "bir mal ve hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişi" olarak tanımlanmıştır. Kanunun amacı da 1. maddesinde açıklanmıştır. Söz konusu Kanun, hazır bir mal veya hizmeti satın alarak, onu günlük yaşamında kullanan veya ondan yararlanan kişiyi korumak için çıkarılmıştır. Başka bir anlatımla, satım aktine konu oluşturan, tüketime yönelik dar kapsamlı mal ve hizmet ilişkileri kanun kapsamına alınmıştır. Aksinin düşünülmesi durumunda üst düzey teknoloji ile gerçekleştirilen, eser sözleşmesi ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar sonucu açılan davaların da tüketici mahkemesinde görülmesi gerekir. Bu durum Kanunun amacına uygun düşmez.

Somut olayda uyuşmazlık, koltuk takımının sipariş edilenden farklı nitelik ve desende imal edildiği iddiasından kaynaklanmıştır. Taraflar arasındaki hukuki ilişki eser sözleşmesine dayanmaktadır. Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun hükümlerinin eser sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda uygulanması hukuken mümkün değildir. Daire´mizin yerleşik kararları bu doğrultuda olduğu gibi, Hukuk Genel Kurulu da 26.2.2003 tarih 2003/15-127 E. 2003/102 K. sayılı kararında aynı görüşü benimsemiştir.

Bu durumda tüketici mahkemesince görevsizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar vermesi yerine işin esasının incelenerek karar verilmesi doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 18.7.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.


DEVRE TATİL SÖZLEŞMESİNİN FESHİ

 

T.C. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi  Esas No: 2003/11144   Karar No: 2004/376

Karar Tarihi: 20.01.2004

DEVRE TATİL SÖZLEŞMESİNİN FESHİ (Sözleşmede Satıcı Alıcıya Hizmet Satmayı Üstlendiği İçin Taraflar Arasında Meydana Gelecek Uyuşmazlıklarda Tüketici Mahkemelerinin Görevli Olması)

CAYMA BELGESİ (Devre Tatil Sözleşmesinden Kaynaklanan Uyuşmazlıklarda Tüketici Mahkemelerinin Görevli Olması)

GÖREVLİ MAHKEME (Devre Tatil Sözleşmesinden Kaynaklanan Uyuşmazlıklarda Tüketici Mahkemelerinin Görevli Olması)

ÖZET : 4077 sayılı yasanın 23. maddesi bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağını öngörmüştür. Taraflar arasındaki uyuşmazlık devre tatil sözleşmesinden doğmuştur. Satıcı, alıcıya hizmet satmayı üstlendiği için taraflar arasında meydana gelecek uyuşmazlıkların çözüm yeri Tüketici Mahkemeleri´dir.

DAVA : Taraflar arasındaki sözleşmenin feshi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, 19.1.1999 tarihinde davalı şirketin tesislerinde katıldığı toplantıda psikolojik baskı sonucu 10278 nolu üyelik sözleşmesi imzaladığını, tanıtımda 22 km uzunluğunda kayak pisti ve açık havuz yapılacağının taahhüt edildiğini, ayrıca RCI denilen tatil değişim programına da üye olduğunun bildirildiğini 1999 yılı Ekim ayında RCI programında Antalya S. apart evlerde 1 hafta tatil yaptığını, ancak davalının tesisleri ile ilgili bir gelişme olmadığı gibi kendisine cayma belgesi de verilmediğini,
davalının edimini yerine getirmediğini, cayma belgesi verilmediği için 7 günlük cayma süresinin başlamadığını ileri sürerek, sözleşmenin feshi ile ödemiş olduğu 3740 dolar bedel ile 150 dolar yıllık bakım ücretleri toplamı 3890 doların tahsilini istemiştir.

Davalı, tüketici mahkemesinin görevli olduğunu, sözleşme tarihinden itibaren 3 yıl geçtiğini, 1999 ve 2000 yılı tatil haklarını kullandıktan sonra davacının sözleşmeden dönemeyeceğini savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, 4077 sayılı kanunun 8. maddesi gereğince kapıdan satış sayılan sözleşmenin tecrübe ve muayene koşullu olduğu, cayma belgesi verilmediği için sözleşmeden her zaman dönülebileceğini, ancak davacının tüm borçlarını ödedikten ve tesiste tatil hakkını kullandıktan sonra cayma hakkını kullanmasının mümkün olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Taraflar arasında düzenlenen 19.1.1999 tarihli Ilgaz M.R. Üyelik Sözleşmesi 4822 sayılı kanunla değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun´un 6/B maddesinde tanımı yapılan devre tatil sözleşmesi olup, somut olayda davalı ( satıcının ), davacı alıcıya hizmet satmayı üstlendiği ve taraflar arasındaki ilişkinin 4077 sayılı yasa kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır.

4077 sayılı yasanın 23. maddesi bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağını öngörmüştür. Taraflar arasındaki uyuşmazlık Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında kaldığına göre davaya bakmaya Tüketici Mahkemesi görevlidir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak sözkonusu olmaz. Bu durumda mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.

2-Bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Davacı tarafça temyiz olunan kararın ( 1 ) nolu bentte gösterilen nedenle BOZULMASINA, ( 2 ) nolu bentte gösterilen nedenle diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek olmadığına, 20.1.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.


KONUT SATIMINDAN SONRA KAYNAKLANAN UYUŞMAZLIK

 

T.C. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi Esas No: 2004/7853 Karar Tarihi: 07.03.2005

KONUT NİTELİĞİNDEKİ TAŞINMAZ SATIMINDAN KAYNAKLANAN UYUŞMAZLIK ( Tapu İptali ve Tescil Davasında Görevli Mahkeme )

GÖREVLİ MAHKEME ( Yapsatçı Konumunda Bulunan Şirketten Konut Niteliğinde Taşınmaz Satın Alan Kişinin Açtığı Tapu İptali ve Tescil Davasında )

TÜKETİCİ MAHKEMESİNİN GÖREVLİ OLMASI ( Yapsatçı Konumunda Bulunan Şirketten Konut Niteliğinde Taşınmaz Satın Alan Kişinin Açtığı Tapu İptali ve Tescil Davasında )

KONUT VE TATİL AMAÇLI TAŞINMAZ MAL SATIMINDAN KAYNAKLANAN DAVALARDA GÖREVLİ MAHKEME ( Yapsatçı Konumunda Bulunan Şirketten Konut Niteliğinde Taşınmaz Satın Alan Kişinin Açtığı Tapu İptali ve Tescil Davası )

 TAPU İPTALİ VE TESCİL TALEBİ ( Yapsatçı Niteliğindeki Şirketten Konut Maksadıyla Bağımsız Bölüm Satın Alan Davacının Tüketici Sayılacağı ve Davada Tüketici Mahkemesinin Görevli Olacağı )

ÖZET : Davacı; dilekçesinde, davalı B. İnşaat Ticaret Kolektif Şirketinin yaptığı binadan konut amaçlı daire satın aldığını, bu nedenle satın alınan dairenin tapusunun iptali ile adına tescilini istemiştir. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü uyuşmazlığa tüketici mahkemelerinde bakılır. Kanunun uygulanmasında ""mal"" kavramı, konut ve tatil amaçlı taşınmaz malları da ifade eder. Bina yapımını üstlenen ve yapsatçı konumunda bulunan şirket tarafından yapılan taşınmaz satımı sözleşmesine ilişkin davaya tüketici mahkemesinde bakılması gerekir.

DAVA : Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 13.8.2001 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 12.5.2004 günlü hükmün Yargıtay´ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı; dilekçesinde, davalı B. İnşaat Ticaret Kolektif Şirketinin yaptığı binadan konut amaçlı daire satın aldığını, bu nedenle satın alınan dairenin tapusunun iptali ile adına tescilini istemiştir. Davaya konu inşaatın yapıldığı taşınmaz, 14816 parsel numarası ile davalı şirketin de paydaşı olduğu arsa olup davalı şirket arsada pay sahibi olduğu gibi, somut olayda aynı zamanda binanın yapımını da üstlenmiş olup olayda yapsatçı durumundadır.

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Yasada değişiklik yapan 4822 Sayılı Yasanın 3/c maddesindeki ""konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallar"" da Tüketicinin Korunması Hakkındaki Yasa kapsamına alındığından aynı yasanın 23. maddesine göre, anılan yasanın uygulanması ile ilgili olarak çıkacak her türlü uyuşmazlıkların Tüketici Mahkemesinde görüleceği açık hükmü karşısında, somut olayda uyuşmazlığın çözümü için Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılamayacağı nedeniyle görevsizlik kararı verilecek yerde göreve ilişkin kural gözden uzak tutularak davaya bakılması yasaya aykırı bulunduğundan hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda yazılı nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 7.3.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

T.C. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Esas No: 2004/8635 Karar No: 2004/19327 Karar Tarihi: 31.12.2004

AYIPLI OTOMOBİL NEDENİYLE ALACAK DAVASI ( Bu Tarihten İtibaren Davalının Temerrüde Düştüğü Davacının Faize Hak Kazandığı - 4 Sene Sonra Açılan Faiz Alacağı Davasının Red Edilemeyeceği/Faiz Alacağının Esas Alacağın Tabi Olduğu Zamanaşımına Tabi Olduğu )

TÜKETİCİNİN KORUNMASI ( Ayıplı Otomobil Nedeniyle Alacak Davasından 4 Sene Sonra Açılan Faiz Alacağı Davasının Red Edilemeyeceği - Faiz Alacağının Esas Alacağın Tabi Olduğu Zamanaşımına Tabi Olduğu )

FAİZ ALACAĞI ( Esas Alacağın Tabi Olduğu Zamanaşımına Tabi Olduğu - Ayıplı Otomobil Nedeniyle Alacak Davasından 4 Sene Sonra Açılan Faiz Alacağı Davası/Davalının Temerrüde Düştüğü Davacının Faize Hak Kazandığı )

ZAMANAŞIMI ( Faiz Alacağının Esas Alacağın Tabi Olduğu Zamanaşımına Tabi Olduğu - Ayıplı Otomobil Nedeniyle Alacak Davasından 4 Sene Sonra Açılan Faiz Alacağı Davası/Davalının Temerrüde Düştüğü Davacının Faize Hak Kazandığı )

AYIPLI MAL ( Ayıplı Otomobil Nedeniyle Alacak Davasından 4 Sene Sonra Açılan Faiz Alacağı Davası - Bu Tarihten İtibaren Davalının Temerrüde Düştüğü Davacının Faize Hak Kazandığı/Faiz Alacağının Esas Alacağın Tabi Olduğu Zamanaşımına Tabi Olduğu )

AYIBA KARŞI SORUMLU TUTULANLAR ( Ayıba Karşı Uzun Bir Süre İle Sorumluluk Üstlenmemişlerse Ayıp Daha Sonra Ortaya Çıkmış Olsa Bile Malın Tüketiciye Teslim Tarihinden İtibaren İki Yıllık Zamanaşımına Tabi Oldukları )

TÜKETİCİYE TESLİM EDİLEN MAL ( Sorumluluk Daha Sonra Ortaya Çıkmış Olsa Bile İki Yıllık Zamanaşımına Tabi Olunduğu - Faiz Alacağının Esas Alacağın Tabi Olduğu Zamanaşımına Tabi Olduğu )

ÖZET : 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4/4 maddesi ayıba karşı sorumlu tutulanlar, ayıba karşı uzun bir süre ile sorumluluk üstlenmemişlerse ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir düzenlemesini getirmiştir.

Öte yandan, BK. 131. maddesi gereği faiz alacağı esas alacağın tabi olduğu zamanaşımına tabi olur. BK.nun 133/2 maddesince alacaklının dava açmasıyla zamanaşımı kesilir. Ancak zamanaşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur. Bu durumda davacının talebine konu faiz alacağının iki yıllık zamanaşımına tabi olduğu ve faiz alacağının zaman geçtikçe doğan bir alacak olduğunun kabulü gerekir.

Somut olayda, davacıya araç 01.09.1997 tarihinde teslim edilmiş, faize ilişkin dava ise 21.11.2003 de açılmıştır. 4077 sayılı yasanın 4. maddesinde kabul edilen 2 yıllık zaman aşımı süresi geçmiştir. Ne var ki davacı 27.08.1999 da alacağa ilişkin davayı açmakla zaman aşımını kesmiştir. Bu tarihten itibaren davalı temerrüde düşmüş ve davacı bu tarihten itibaren faize hak kazanmıştır. Davacı faiz alacağına ilişkin bu davayı 21.11.2003 de açmak ile iki yıllık zamanaşımı süresini kestiğinden dava tarihinden geriye doğru iki yıllık süre için faiz alacağını talep edebileceği kabul edilmelidir.

DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalı şirketten 01.09.1997 tarihinde 4.700.000.000 TL bedelle satın aldığı otomobilin ayıplı çıkması üzerine 27.08.1999 tarihinde açtığı davada 29.11.2001 tarihli kararla araçtaki ayıp nedeniyle 897.272.727 TL nin davalıdan tahsiline karar verildiğini, ancak talebi olmadığı için faize hükmedilmediğini belirterek 897.272.727 TL.nin ilk davanın açıldığı 27.08.1999 tarihi ile karar tarihi olan 29.11.2001 arasında geçen dönem için 1.183.403.022 TL işlemiş faiz ile 897.272.727 TL.nin 29.11.2001 karar tarihinden sonraki faizlerinin tahsiline karar verilmesini istemiştir. 

Davalı, davacının açtığı ilk davada faiz talep etmediği gibi faiz hakkını saklı tutmadığını aracın 01.09.2001 de teslim edilmesi nedeniyle talebin 01.09.2001 de zaman aşımına uğradığını savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, faiz talebinin asıl alacağa bağlı fer´i bir hak olduğu, davacının 01.09.1997 aracı teslim almasına rağmen 21.11.2003 de bu davayı açtığı, zaman aşımının gerçekleştiği, ilk karara icraya koymayan davacının hakkını kötüye kullandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir.

2- 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4/4 maddesi ayıba karşı sorumlu tutulanlar, ayıba karşı uzun bir süre ile sorumluluk üstlenmemişlerse ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren iki yıllık zaman aşımına tabidir düzenlemesi getirmiştir. BK.nun 131. maddesi gereğince asıl alacak zamanaşımına uğradığında faiz ve diğer ek haklarda zaman aşımına, uğrar. Diğer bir değişle faiz alacağı esas alacağın tabi olduğu zaman aşımına tabi olur. BK.nun 133/2 maddesince alacaklının dava açmasıyla zaman aşımı kesilir. Ancak zaman aşımının kesilmesi sadece dava konusu alacak için söz konusudur. Bu durumda davacının talebine konu faiz alacağının iki yıllık zamanaşımına tabi olduğu ve faiz alacağının zaman geçtikçe doğan bir alacak olduğunun kabulü gerekir.

Somut olayda davacıya araç 01.09.1997 de teslim edilmiş, faiz alacağına dair bu dava 21.11.2003 de açılmıştır. 4077 sayılı yasanın 4. maddesinde kabul edilen 2 yıllık zaman aşımı süresi geçmiştir. Ne var ki davacı 27.08.1999 da alacağa ilişkin davayı açmakla zaman aşımını kesmiştir. Bu tarihten itibaren davalı temerrüde düşmüş ve davacı bu tarihten itibaren faize hak kazanmıştır. Yukarıda açıkladığı üzere faiz alacağı zaman geçtikçe doğan bir alacak olup kural olarak davacı faiz alacağının doğduğu tarihten asıl alacağın ödendiği tarihe kadar faiz isteyebilirse de davalı zaman aşımı def´inde bulunmuştur. Davacı faiz alacağına ilişkin bu davayı 21.11.2003 de açmak ile iki yıllık zamanaşımı süresini kesmiştir. Bu durumda davacının 21.11.2003 tarihinden geriye doğru iki yıllık süre için faiz alacağını talep edebileceği gözetilmeden davanın tümüyle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

SONUÇ : ( 1 ) nolu bentte gösterilen nedenle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) nolu bentte gösterilen nedenle hükmün davacı lehine BOZULMASINA, 31.12.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

GİZLİ AYIP NEDENİYLE TAZMİNAT TALEBİ

 

T.C. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi Esas No: 2005/2350 Karar No: 2005/2830 Karar Tarihi: 17.03.2005

GİZLİ AYIP NEDENİYLE TAZMİNAT TALEBİ ( Ticari İşletme İçin Alınan Araç - Davada Tüketici Mahkemesinin Görevli Olmadığı )

TİCARİ İŞLETME İÇİN ALINAN ARAÇ ( Gizli Ayıp Nedeniyle Tazminat Talebi - Davada Tüketici Mahkemesinin Görevli Olmadığı ) 

GÖREV ( Ticari İşletme İçin Alınan Araçtaki Gizli Ayıp Nedeniyle Tazminat Davasında Tüketici Mahkemesinin Görevli Olmadığı )

TÜKETİCİ ( Bir Mal Veya Hizmeti Ticari Veya Mesleki Olmayan Amaçlarla Edinen Veya Yararlanan Gerçek Ya Da Tüzel Kişi Olduğu - Görev )

ÖZET : Dava, satın alınan araçtaki gizli ayıp nedeniyle tazminat talebine ilişkindir. Tüketici, bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişidir. Ticari işletme için alınan araçtaki ayıp nedeniyle açılan tazminat davasında tüketici mahkemeleri görevli değildir. Yerel mahkemece aksi kanaat ile görevsizlik kararı verilmesi hatalıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki İtirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı mahkemenin görevsizliğine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Dava, tacir olan davalıdan satın alınan araçtaki gizli ayıp nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun´un 3/e bendinde tüketici, bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişi olarak tanımlanmıştır.

Somut olayda, davacı ve davalı tacir olduğundan, dava konusu alacak da ticari işletmeye alınan araçtaki zararın tazmini ile ilgili bulunduğundan 4077 Sayılı Kanunun uygulanmasına imkan yoktur.

Bu nedenle mahkemece işin esası incelenerek bir karar verilmek gerekirken yazılı gerekçe ile görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 17.03.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.


AYIPLI MALIN İADESİ

 

T.C. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Esas No: 2004/8617 Karar No: 2004/10239 Karar Tarihi: 29.06.2004

TÜKETİCİNİN KORUNMASI ( Ayıplı Malın Yenisi İle Değişimi Olmadığı Takdirde Bedelinin Talep Edilmesi - Bilirkişi Raporuna Göre Onarılıp Orjinali İle Aynı Nitelikte Çalıştığı Tesbit Edilen Televizyonu Teslim Alma Zorunluluğu Bulunmadığı )

AYIPLI MALIN İADESİ ( Seçimlik Hak/Yenisi İle Değişimi Olmadığı Takdirde Bedelinin Talep Edilmesi/Onarılıp Orjinali İle Aynı Nitelikte Çalıştığı Tesbit Edilen Televizyonu Teslim Alma Zorunluluğu Bulunmadığı - Tüketici Hakları )

TÜKETİCİ HAKLARI ( Ayıplı Malın İadesi/Seçimlik Hak - Yenisi İle Değişimi Olmadığı Takdirde Bedelinin Talep Edilmesi/Onarılıp Orjinali İle Aynı Nitelikte Çalıştığı Tesbit Edilen Televizyonu Teslim Alma Zorunluluğu Bulunmadığı ) 

BOZUCU NİTELİKTE İNŞAİ HAK ( Bedel İadesini de İçeren Sözleşmeden Dönme Malın Ayıpsız Misliyle Değiştirilmesi Hakları - Kullanılmakla Son Bulduğundan Bundan Rücu Edilemeyeceği )

TÜKETİCİNİN KORUNMASI ( Ayıplı Malın Yenisi İle Değişimi Olmadığı Takdirde Bedelinin Talep Edilmesi - Bilirkişi Raporuna Göre Onarılıp Orjinali İle Aynı Nitelikte Çalıştığı Tesbit Edilen Televizyonu Teslim Alma Zorunluluğu Bulunmadığı )

AYIPLI MALIN İADESİ ( Seçimlik Hak/Yenisi İle Değişimi Olmadığı Takdirde Bedelinin Talep Edilmesi/Onarılıp Orjinali İle Aynı Nitelikte Çalıştığı Tesbit Edilen Televizyonu Teslim Alma Zorunluluğu Bulunmadığı - Tüketici Hakları )

TÜKETİCİ HAKLARI ( Ayıplı Malın İadesi/Seçimlik Hak - Yenisi İle Değişimi Olmadığı Takdirde Bedelinin Talep Edilmesi/Onarılıp Orjinali İle Aynı Nitelikte Çalıştığı Tesbit Edilen Televizyonu Teslim Alma Zorunluluğu Bulunmadığı )

BOZUCU NİTELİKTE İNŞAİ HAK ( Bedel İadesini de İçeren Sözleşmeden Dönme Malın Ayıpsız Misliyle Değiştirilmesi Hakları - Kullanılmakla Son Bulduğundan Bundan Rücu Edilemeyeceği )

ÖZET : Yasanın davacı tüketiciye tanıdığı seçimlik haklar inşai nitelikte olup ikinci fıkrada izah edilen bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi hakları bozucu nitelikli inşai haklardan olup kullanılmakla son bulduğundan bundan rücu edilemez.

DAVA : Taraflar arasındaki tüketici davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalıdan 4.4.2000 tarihinde satın aldığı televizyonunun 16.3.2001 tarihinde arızalanması sonucu tüketici hakem heyetine başvurduğunu, üretim hatasının tesbit edildiğini ileri sürerek öncelikle ayıpsız yenisi ile değişimini, olmadığı takdirde bedelini talep etmiştir.

Davalı, dava sırasında kendilerine teslim edilen televizyondaki üretim hatasının giderdiklerini ve teslime hazır olduklarını savunmuşlardır.

Mahkemece, dava açıldıktan sonra davalı tarafından tamir edilen ve bilirkişi raporuna göre orjinali ile aynı nitelikte çalıştığı tesbit edilen televizyonu teslim almayacağını bildirmesi üzerine davacının davasının reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, davalılardan satın aldığı televizyonda meydana gelen arıza nedeniyle, ayıpsız yenisi ile değişimini, olmadığı takdirde rayiç bedelinin tahsilini talep ettiği halde mahkemece arızanın davalı tarafından giderildiği ve orijinali ile aynı kalitede çalışabileceğine ilişkin bilirkişi raporu esas alınarak, teslimi kabul etmeyen davacının davasının reddine karar verilmiştir. Dosya da aldırılan bilirkişi raporu ve davalının kabulü ile dava konusu televizyonda imalat hatası olduğu hususu tartışmasızdır. 4077 sayılı Kanunun 4. maddesi ilk fıkrasında ayıplı malın tanımı yapılmış, ikinci fıkrasında tüketicinin ayıplı mal konusundaki tercih haklarını düzenlemiş, üçüncü fıkrasında tüketicinin seçimlik haklarından dolayı kimlerin sorumlu tutulacağı belirtilmiştir. Öğretide ve uygulamada yasanın davacı tüketiciye tanıdığı seçimlik haklar inşai nitelikte olup ikinci fıkrada izah edilen bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi hakları bozucu nitelikli inşai haklardan olup kullanılmakla son bulduğundan bundan rücu edilemez. Davacı haklarını, ayıpsız yenisi ile değişim, olmadığı takdirde bedelin iadesi şeklinde kullandığından ve dava konusu televizyonun onarım bedeline ilişkin fatura dikkate alındığında, arızanın da önemli olduğu anlaşılmakla, davacının talepleri dikkate alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle kararın davacı yararına BOZULMASINA, 29.6.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



AYIPLI İŞ NEDENİYLE ALACAK DAVASI

T.C. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi Esas No: 2004/3202 Karar No: 2005/319 Karar Tarihi: 27.01.2005

AYIPLI İŞ NEDENİYLE ALACAK DAVASI ( Davalı ile Anlaşılan İşlerin Eksik ve Kusurlu Yapılması Ayıp ve Eksikliklerin Davalı Tarafından Giderilmesini veya Ödenen Paranın Tahsilini İstemesi )

TÜKETİCİ MAHKEMESİ ( İstisna Sözleşmesinden Doğan Davalara Genel Hükümlere Göre ve Genel Mahkemelerde Bakılmasının Gerekmesi )

4077 SAYILI YASA UYGULAMASI ( İstisna-Eser Sözleşmesinden Doğan İlişkilerde Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun Hükümlerinin Uygulanmasının Hukuken Olanaklı Olmaması )

ÖZET : İstisna ( eser ) sözleşmesinden doğan ilişkilerde 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun hükümlerinin uygulanması hukuken olanaklı değildir.

Açıklanan bütün bu nedenlerle davaya genel hükümlere göre ve genel mahkemelerde bakılması yerine özel hükümler uyarınca Tüketici Mahkemesinde bakılması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki taraf vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, evine dolap, lambri kaplama ve merdiven yapımı için davalı ile anlaştığını, işlerin eksik ve kusurlu yapıldığını, ayıp ve eksiklerin davalı tarafından giderilmesine ya da ödenen 1.900.000.000 TL´nin tahsiline karar verilmesi talebi ile Tüketici Mahkemesinde dava açmış, dava kısmen kabul edilmiştir.

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 3/f maddesinde "Tüketici; bir mal veya hizmeti özel amaçlarla satın alarak nihai olarak kullanan veya tüketen gerçek veya tüzel kişi" olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlamaya göre yasa, hazır bir malı veya hizmeti satın alarak onu günlük yaşamında kullanan veya tüketen kişiyi korumaktadır. Aksinin düşünülmesi halinde üst düzey teknolojiyle gerçekleştirilen eser sözleşmesi ilişkilerinin dahi yasa kapsamında kaldığını ve bunlardan kaynaklanan uyuşmazlıkların da -yasanın amacına rağmen- Tüketici Mahkemelerinde bakılması gerekeceğinin kabulü icap eder. Bundan dolayı somut olayda olduğu gibi istisna ( eser ) sözleşmesinden doğan ilişkilerde 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun hükümlerinin uygulanması hukuken olanaklı değildir.

Açıklanan bütün bu nedenlerle davaya genel hükümlere göre ve genel mahkemelerde bakılması yerine özel hükümler uyarınca Tüketici Mahkemesinde bakılması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´da 26.2.2003 gün 2003/15-127 E., 2003/102 K. sayılı ilamı ile aynı görüştedir).

 SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 27.1.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi


AYIPLI MALIN YENİSİYLE DEĞİŞTİRİLMESİ TALEBİ

 

T.C. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Esas No: 2004/14507 Karar No: 2005/2264 Karar Tarihi: 16.02.2005

AYIPLI MALIN YENİSİYLE DEĞİŞTİRİLMESİ TALEBİ (Davalının Sattığı Koltuklarda Gizli Ayıp Olduğu ve Davacının Davalıya Değiştirilmesi Talebi ile Başvurduğunun Anlaşılması)

KUSUR (Davalının Savunmasında Bildirdiği Gibi Koltukların Kumaşında Davacının Kusurundan Kaynaklanan Yanma Olduğuna Dair Raporda Bir Arızadan Bahsedilmemiş Olması)

TÜKETİCİ MAHKEMESİNE BAŞVURMA (Davacının Ayıpların Giderilmesini Davalıdan İstediği Giderilmemesi Üzerine Tüketici Sorunları Hakemi Heyetine Başvurması Heyetin Değiştirilmesine Karar Vermesine Rağmen Eşyaların Değiştirilmemiş Olması)

ÖZET : Davalının savunmasında bildirdiği gibi koltukların kumaşında davacının kusUrundan kaynaklanan yanma olduğuna dair raporda bir arızadan bahsedilmemiştir. Aksine davalının sattığı koltuklarda gizli ayıp olduğu ve davacının davalıya değiştirilmesi talebi ile başvurduğu anlaşılmaktadır. 4077 sayılı kanunun 4/2. maddesinde malın ayıplı çıkması halinde tüketiciye tanınan haklardan davacı ayıpsız misli ile değiştirme hakkını kullandığı ve değiştirme şartları gerçekleştiğinden satıma konu malların ayıpsız misli ile değiştirilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki ayıplı mal davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalıdan Yataş Marka koltuk takımını 14.07.2003 tarihinde satın aldığını, Koltuk takımının kumaş dikişlerinde sökülmelerin ve metal ayaklarında paslanmalar olduğunu, bu ayıpların giderilmesi için davalıya başvurduğunu, ayıpların giderilmediğini, koltuk takımının değiştirilmesi için Tüketici Sorunları Hakem Heyetine başvurduğunu, lehine karar verildiğini, davalının değiştirmediğini bildirip satın aldığı koltuk takımının ayıpsız yenisi ile değiştirilmesini istemiştir.

Davalı, koltuk takımının metal ayaklarındaki paslanmalarının düzeltildiğini, kumaştaki yanıkların davacının kusuru ile oluştuğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, koltuk takımının metal ayaklarındaki paslanmaların davalı tarafından düzeltilmiş olması sebebiyle bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, koltuk takımının kenar dikişlerinin sökülmesi nedeniyle takımın yenilenmesi talebinin, basit bir onarımla düzeltilebileceği gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacının, davalıdan 14.07.2003 tarihinde satın aldığı koltuk takımının ayaklarındaki metallerin paslandığı ve kumaş dikişlerinin de sökülmesi üzerine ayıpların giderilmesini davalıdan istediği, giderilmemesi üzerinde 17.09.2003 tarihinde Tüketici sorunları Hakem Heyetine başvurarak satın aldığı eşyaların ayıpsız yenisi ile değiştirilmesini istemiş, Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin 20.10.2003 tarihli kararı ile tüketici haklı görülerek eşyaların değiştirilmesine karar verilmiş, davalı tarafından eşyaların değiştirilmemesi üzerine davacının bu davayı açtığı anlaşılmıştır. Mahkemece keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda her ne kadar metal ayakların değiştirildiği ve bunlarla ilgili sorunun giderildiği, ancak tüm koltuk takımının kenar fitillerinin dikiş bölümlerinin açılmış olduğu ve orijinal halinin bozulduğu belirtilmiştir. Davalının savunmasında bildirdiği gibi koltukların kumaşında davacının kusUrundan kaynaklanan yanma olduğuna dair raporda bir arızadan bahsedilmemiştir. Aksine davalının sattığı koltuklarda gizli ayıp olduğu ve davacının davalıya değiştirilmesi talebi ile başvurduğu anlaşılmaktadır. 4077 sayılı kanunun 4/2. maddesinde malın ayıplı çıkması halinde tüketiciye tanınan haklardan davacı ayıpsız misli ile değiştirme hakkını kullandığı ve değiştirme şartları gerçekleştiğinden satıma konu malların ayıpsız misli ile değiştirilmesi gerekir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 16.02.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.


AYIBA KARŞI TEKEFFÜL SORUMLULUĞU

 

T.C. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Esas No: 2004/2920 Karar No: 2004/10498 Karar Tarihi: 01.07.2004

AYIBA KARŞI TEKEFFÜL SORUMLULUĞU ( Malın Ayıplı Çıkması Halinde Tüketicinin 30 Gün İçinde Sözleşmeden Dönerek Bedelin İadesini İsteyebilmesi )

TÜKETİCİNİN AYIPLI MALI İADE EDİP BEDELİNİ İSTEYEBİLMESİ ( Davacı Tüketicinin Bilgisayarın Vasıfları Bakımından Yanıltılmış Olması )

SATIM SÖZLEŞMESİNDE SATICININ AYBA KARŞI TEKEFFÜL SORUMLULUĞU ( Malın Vasıfları Hakkında Yanıltılan Tüketicinin 30 Gün İçinde Sözleşmeden Dönerek Bedelin İadesini İsteyebilmesi )

ÖZET : Davacının, davalıdan V. Optimum marka bilgisayar satın aldığı halde, kendisine teslim edilen bilgisayarın kasasının orijinal olmadığı, bir alt model olan V. A´nın kasasının kullanılmış olduğu ve üzerindeki "A." yazısının "V." yazısıyla kapatılmış olduğu dosya kapsamı ve bilirkişi raporu ile sabit olduğu gibi, taraflar arasında da çekişmesizdir. Eş deyişle, davacı satın aldığı malın vasıf ve nitelikleri hakkında yanıltılmış, kendisine bir bakıma ayıplı mal teslim edilmiştir. 4077 Sayılı Yasanın 4. maddesi ayıplı çıkan mallar hakkında tüketicinin 30 gün içerisinde ihbarda bulunup, sözleşmeden vazgeçerek ödediği bedelin iadesini talep etme hakkı tanıdığına ve davacı da iradesini bu yolda kullandığına göre, satıcı tarafından davacının bu talebi doğrultusunda işlem yapılması gerekir. Bu nedenle davacı, davayı açmakta haklıdır. Dava konusu bilgisayarın satıcıya iadesi ile davacının ödediği bedelin istirdadına karar verilmesi gerekirken, hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. 

DAVA : Taraflar arasındaki ayıplı mal davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalı şirketten V. Optimum marka bir bilgisayarı 08.02.2002 tarihinde satın aldığını, bir süre sonra bilgisayar üzerindeki "V." yazılı plaketin düştüğünü ve altından "A." yazısının çıktığını, kendisine teslim edilen bilgisayarın satın aldığı marka ve model olmayıp, demode ve toplama bir cihaz olduğunu, aldatıldığını anlayarak, malın geri alınmasını istediğini, ancak bir sonuç alamadığını ileri sürerek, ayıplı malın satıcı firma tarafından geri alınarak bedeli olan 978.22 Doların yasal faizi ile tahsiline, 250.000.000.- TL yaptığı masrafların da ödetilmesini istemiştir.

Davalı V. Bilişim A.Ş. A. markasının da şirket tarafından üretilen tescilli bir marka olduğunu bildirerek davanın reddini savunmuş, diğer davalı da; davacıya bilgisayarı beğendiği şekilde teslim ettiğini bildirerek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece davacının ileri sürdüğü hususun ayıp niteliğinde olmadığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.

Davacının, davalıdan V. Optimum marka bilgisayar satın aldığı halde, kendisine teslim edilen bilgisayarın kasasının orijinal olmadığı, bir alt model olan V. A´nın kasasının kullanılmış olduğu ve üzerindeki A. yazısının V. yazısıyla kapatılmış olduğu dosya kapsamı ve bilirkişi raporu ile sabit olduğu gibi, taraflar arasında da çekişmesizdir. Eş deyişle, davacı satın aldığı malın vasıf ve nitelikleri hakkında yanıltılmış, kendisine bir bakıma ayıplı mal teslim edilmiştir. 4077 Sayılı Yasanın 4. maddesi ayıplı çıkan mallar hakkında tüketicinin 30 gün içerisinde ihbarda bulunup, sözleşmeden vazgeçerek ödediği bedelin iadesini talep etme hakkı tanıdığına ve davacı da iradesini bu yolda kullandığına göre, satıcı tarafından davacının bu talebi doğrultusunda işlem yapılması gerekir. Bu nedenle davacı, davayı açmakta haklıdır. Dava konusu bilgisayarın satıcıya iadesi ile davacının ödediği bedelin istirdadına karar verilmesi gerekirken, hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, 01.07.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İHTİYATİ TEDBİR KARARI-CİDDİ BİR ZARARIN DOĞACAĞINDAN BAHİSL

NOT:

Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.

İlgili Mevzuat Hükmü : Hukuk Muhakemeleri Kanunu MADDE 391(1) Mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir.

(2) İhtiyati tedbir kararında;

a) İhtiyati tedbir talep edenin, varsa kanuni temsilcisi ve vekilinin ve karşı tarafın adı, soyadı ve yerleşim yeri ile talep edenin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası,

b) Tedbirin, açık ve somut olarak hangi sebebe ve delillere dayandığı,

c) Tereddüde yer vermeyecek şekilde, neyin üzerinde ve ne tür bir tedbire karar verildiği,

ç) Talepte bulunanın, ne tutarda ve ne türde bir teminat göstereceği,

yazılır.

(3) İhtiyati tedbir talebinin reddi hâlinde, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır.

T.C.

YARGITAY

9. Hukuk Dairesi

Y A R G I T A Y İ L A M I ESAS NO : 2011/47825  KARAR NO : 2011/41222  (Karar Tarihi : 25.10.2011)

DAVA : Davacı kooperatif vekili, davalı kooperatif çalışanı davalının kooperatifte görev yaptığı sırada bir dizi usulsüz kanuna aykırı işlemlerde bulunup, zimmetine para geçirdiğinin müfettiş raporu ile belirlendiğini, bir kısmını soruşturma safhasında ödediğini, hakkında suç duyurusu yapıldığını, davalı işçinin davacı kooperatife verdiği zararın tahsiline, ancak mal kaçırma ihtimali bulunması nedeni ile dava dilekçesinde belirtikleri taşınmazları ve aracı ile üzerine kayıtlı diğer taşınmazlar, diğer araçlar ve banka hesaplarına kooperatifte bulunan hak ve alacaklarına davalının harçtan muaf olması nedeni ile teminatsız ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, tensiple gerekçesiz tedbir isteminin reddine karar verilmiştir.İtiraz eden işveren vekili, ihtiyati tedbir kararına karşı yaptıkları itirazın tedbir kararının yerine getirilmesi nedeni ile karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğini, başka bir gün grev oylaması yapılmasının hukuken mümkün olduğunu, bu nedenle bu hususun kararda açıklanması için kararın tavzih edilmesini mahkemesinden talep etmiştir.

Davacı işveren vekili ihtiyati tedbir kararının reddi kararını 6100 sayılı HMK,un geçici 3/1 maddesi uyarınca kanun yoluna getirmiş olup, Dairemizin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ve geçici 3/1 maddesi uyarınca kanun yoluna tabi ret kararını denetleme görev olduğu anlaşılmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı tarım kredi kooperatifi teftiş raporu ile davalı çalışanın bir takım usulsüz kanuna aykırı işlemlerle zimmetine para geçirdiğinin saptandığını, bir miktarını ödediğini ancak zimmetine geçirdiği ______ TL kurum zararının davalıdan tahsiline, ancak zimmet eylemini işleyen davacının mal kaçırabileceğini, bu nedenle dava dilekçesinde belirtilen taşınmazları, aracı, belirlenecek diğer taşınmaz, araç, bankadaki mevduatlarına ve kooperatiflerdeki hak ve alacaklarına yargılama sonunda kadar HMK.´nun 389 ve devamı maddeleri uyarınca ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece ihtiyati tedbir istemi tensibin 7.maddesi ile gerekçesiz olarak reddedilmiştir.

Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389 ve devamı maddelerine göre "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir. Mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir.

Öncelikle mahkemece tedbir isteminin gerekçesiz reddi yasaya aykırıdır.

Dava dilekçesine ekli müfettiş raporuna, davalı işçinin müfettiş tarafından alınan beyanına, bir miktar ödemelerde bulunmasına, davalı işçi hakkında zimmet suçundan suç duyurusunda bulunmasına, alacağın miktarına göre davacı Kurumun ihtiyati tedbir isteminde hukuki yararı vardır. Zira davalının mal varlığında gelebilecek bir değişim nedeni ile ilerde belirlenecek Kurum zararının elde edilmesi zorlaşabileceği gibi tamamen imkansız hale gelebilecektir.

Dava dilekçesine ekli delillere göre Dairemizce HMK.´nun 391/3 gereğince aşağıdaki karar verilmiştir.

KARAR : Yukarda açıklanan gerekçe ile

1. Yerel mahkemenin gerekçesiz ihtiyati tedbir isteminin reddi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA

2. Davacının ihtiyati tedbir isteminin KABULÜ ile

a) Davacı Kurumun dava dilekçesinde belirttiği davalı -----ait taşınmazlara, aracı ile dilekçede belirtilemeyen, ancak belirlenecek diğer taşınmaz, araç, banka mevduat hesaplarına, kooperatifteki hak ve alacaklarına 3.şahıslara devirlerinin önlenmesi amacıyla dava dilekçesinde belirtilen 195.167,87 TL miktarla sınırlı olmak üzere İHTİYATİ TEBİR KONULMASINA, kararın yerel mahkemesince uygulanmasına,

b) Davacının kamu kurumu olması davalının müfettişteki beyanı ve kısmi ödemede bulunması dikkate alınarak teminat alınmasına yer olmadığına

c) Hukuk Muhakemeleri Kanununun 391/3 maddesi uyarınca 25.10.2011 tarihinde kesin olarak oybirliği ile karar verildi.

------------------------------

NAFAKA-YOKSULLUK NAFAKASINDAN FERAGAT.

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2011/8815 K. 2011/11869 T. 11.7.2011

• MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT ( Davacı -Karşılılık Davalı Maddi ve Manevi Tazminat ve Kendi Yararına Takdir Edilen Tedbir ve Yoksulluk Nafakasından Feragat Ettiğini Bildirdiğinden Bu Konuda Bir Karar Verilmek Üzere Hükmün Bozulması Gerektiği )

• YOKSULLUK NAFAKASINDAN FERAGAT ( Maddi ve Manevi Tazminat – Davacı -Karşılılık Davalı Maddi ve Manevi Tazminat ve Kendi Yararına Takdir Edilen Tedbir ve Yoksulluk Nafakasından Feragat Ettiğini Bildirdiğinden Hükmün Bozulması Gerektiği )

• FERAGAT ( Maddi ve Manevi Tazminat – Davacı -Karşılılık Davalı Maddi ve Manevi Tazminat ve Kendi Yararına Takdir Edilen Tedbir ve Yoksulluk Nafakasından Feragat Ettiğini Bildirdiğinden Bu Konuda Bir Karar Verilmek Üzere Hükmün Bozulması Gerektiği )

1086/m.91

ÖZET : Davacı -karşılılık davalı Maddi ve Manevi tazminat ve kendi yararına takdir edilen tedbir ve yoksulluk nafakasından feragat ettiğini bildirdiğinden bu konuda bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir. 

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm nafakalar, tazminatlar ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1 -Davalı-karşılık davacı E. A. 23.06.2011 tarihli dilekçesiyle temyiz talebinden feragat ettiğinden vekalet ücretine ilişkin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.

2 – Davacı-karşılılık davalı A. A. 23.06.2011 tarihli dilekçesiyle maddi ve manevi tazminat ve kendi yararına takdir edilen tedbir ve yoksulluk nafakasından feragat ettiğini bildirdiğinden bu konuda bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenle davalı-karşı davacının temyiz dilekçesinin vekalet ücreti yönünden REDDİNE, yukarıda 2. bentte açıklanan nedenle hükmün tazminatlar ve kadın yararına takdir edilen tedbir ve yoksulluk nafakası yönünden BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.07.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


TEREKEYE TEMSİLCİ ATANMASI-TESCİL İSTEMİ-İLAN YAPILMAMIŞ OLM

T.C. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2012/179 K. 2012/642 T. 9.2.2012

• TESCİL İSTEMİ ( Davada Tüm Mirasçılar Yer Almadığından Dava Dışı Kalan Diğer Mirasçıların Dahili Dava Yoluyla Katılması Noter ya da Mahkeme Huzuruyla Muvafakatlarının Alınması veya Terekeye Temsilci Atanması Suretiyle Davanın Yürütülemeyeceği )

• İLAN YAPILMAMIŞ OLMASI ( Tescil İstemi – Yasal Hasım Olan Hazinenin Yargılama Giderleri İle Vekalet Ücretinden Sorumlu Tutulması ve Alınması Gereken Harcın İadesine Karar Verilmesi Gerektiği )

• TEREKEYE TEMSİLCİ ATANMASI ( Tescil İstemi – Davada Tüm Mirasçılar Yer Almadığından Dava Dışı Kalan Diğer Mirasçıların Dahili Dava Yoluyla Katılması Noter ya da Mahkeme Huzuruyla Muvafakatlarının Alınması veya Terekeye Temsilci Atanması Suretiyle Davanın Yürütülemeyeceği )

4721/m.713

3402/m.14

ÖZET : Dava, tescil istemidir. Davada tüm mirasçılar yer almadığından dava dışı kalan diğer mirasçıların dahili dava yoluyla katılması, noter ya da mahkeme huzuruyla muvafakatlarının alınması veya terekeye temsilci atanması suretiyle davanın yürütülmesi de mümkün bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi, başkaca mirasçı bulunmaması halinde, yargılamaya devam edilmesi ve az yukarıda belirtildiği üzere toplanan taraf delillerinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

 TMK 713/4-5 maddeleri gereğince ilan yapılmamış olması, yasal hasım olan Hazinenin yargılama giderleri ile vekalet ücretinden sorumlu tutulması, alınması gereken harcın iadesine karar verilmesi ve tapuda kayıtlı olmayan taşınmazın tapusunun iptaline karar verilmiş olması da doğru olmamıştır.

DAVA : C. Ş. ve müşterekleri ile Hazine aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Elbistan Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen 20.05.2010 gün ve 302/473 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili dava dilekçesinde, davacılara miras bırakanlarından intikal eden taşınmazın Tapulama Komisyonunun 25.07.1975 tarih ve 1975/173 sayılı kararı ile yol vasfıyla tespit harici bırakıldığını açıklayarak vekil edenleri adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine vekili; davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kabulüne, 173 parselin tapusunun iptaline ve miras bırakana ait veraset belgesindeki payları oranında mirasçılar adına tesciline karar verilmiştir. Hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu taşınmaz 18.10.1972 tarihinde B. Ş. adına tespit edilmiş, tutanağa yönelik itiraz üzerine Tapulama Komisyonu’nun 25.07.1975 tarih 173 sayılı kararı ile malik hanesinin iptaliyle yol vasfı ile bırakılmasına dair karara karşı süresi içinde dava yoluna gidilmediğinden 12.07.1976 tarihinde terkin edilmiştir. Taşınmaz tapuda kayıtlı bulunmadığından davacıların talebi tescil davasına ilişkindir. Yargıtay’ın kararlılık kazanan uygulamalarına göre; tespit dışı bırakılan bir yerin, Türk Medeni Kanununun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükümlerine göre tapuda tescil edilebilmesi için, tespit dışı bırakılma işleminin yapıldığı tarihten, dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile anılan maddelerde belirtilen koşullar altında tasarruf edilmesi gerekir. Bu tür davalarda TMK.713/3. maddesi Hazine ve ilgili kamu tüzel kişilerinin hasım gösterilmesi yasal zorunluluktur. Davada taşınmazın bulunduğu Çatova ( Maraba ) köyü davalı olarak gösterilmemiştir. İlgili köye dava yöneltilmeden yargılamanın yürütülmüş olması doğru değildir. Bu nedenle, öncelikle, davanın ilgili köye yöneltilmesi, savunma ve delillerinin tespit edilmesi ve ondan sonra toplanan delillere göre karar verilmesi gerekmektedir.

Öte yandan davacılar vekili, taşınmazın, davacılara, babalarından intikal ettiğini bildirmiş ve Dairenin 13.10.2011 tarih 2011/483 Esas, 2011/5093 Karar sayılı iade yazısına rağmen miras bırakan B. Ş. ‘e ait veraset belgesi temin edilerek dosyası ile birleştirilememiştir. Mahkemece, B. Ş. ‘e ait veraset belgesi temin edilerek, B. Ş. ‘in, davacılardan başka mirasçılarının bulunup bulunmadığının tespiti ile varsa öteki mirasçılar nedeniyle muris B. Ş. ‘in terekesi elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi olup; davada tüm mirasçıları yer almadığından dava dışı kalan diğer mirasçıların dahili dava yoluyla katılması, noter ya da mahkeme huzuruyla muvafakatlarının alınması veya terekeye temsilci atanması suretiyle davanın yürütülmesi de mümkün bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi, başkaca mirasçı bulunmaması halinde, yargılamaya devam edilmesi ve az yukarıda belirtildiği üzere toplanan taraf delillerinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Kabule göre, TMK 713/4-5 maddeleri gereğince ilan yapılmamış olması, yasal hasım olan Hazinenin yargılama giderleri ile vekalet ücretinden sorumlu tutulması, alınması gereken harcın iadesine karar verilmesi ve tapuda kayıtlı olmayan taşınmazın tapusunun iptaline karar verilmiş olması da doğru olmamıştır.

SONUÇ : Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollaması ile halen yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 09.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


ORMAN SINIRLARI DIŞINA ÇIKARILAN YERLER, TESPİTE İTİRAZ

gönderen kararara.com » 07 Eki 2012, 01:08

YARGITAY

20. Hukuk Dairesi 2011/8056 E.N , 2011/12391 K.N.

İlgili Kavramlar

KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ

ORMAN SINIRLARI DIŞINA ÇIKARILAN YERLER

Özet

ORMAN KADASTRO KOMİSYONLARINCA HAZİNE ADINA ORMAN SINIRLARI DIŞINA ÇIKARILAN YERLER, FİİLİ KULLANIM DURUMLARI DİKKATE ALINMAK VE VARSA ÜZERİNDEKİ MUHDESATIN KİME VEYA KİMLERE AİT OLDUĞU VE KİM VEYA KİMLER TARAFINDAN NE ZAMANDAN BERİ KULLANILDIĞI KADASTRO TUTANAĞININ BEYANLAR HANESİNDE GÖSTERİLMEK SURETİYLE, ÖNCELİKLE KADASTROSU YAPILARAK HAZİNE ADINA TESCİL EDİLİR.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtay´ca incelenmesi davalı Hazine ve K… Köy Tüzel Kişiliği tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K… ilçesi K… köyü 150 ada 9 parsel sayılı 1281,14 m2 yüzölçümlü taşınmaz, 3402 sayılı Yasa´ya 5831 sayılı Yasa´yla eklenen ek 4. maddesi gereğince yapılan kadastro çalışmalarında bahçe niteliğiyle, beyanlar hanesine K… Köyü Tüzel Kişiliği´nin kullanımında olduğu yazılarak Hazine adına tespit edilmiştir. Davacılar ayrı ayrı açtıkları dava ile taşınmazın bir kısmında kendi zilyetliklerinin bulunduğu iddiasıyla açtıkları davalar birleştirilerek mahkemece davanın kabulüne ve çekişmeli taşınmazın kadastro tespitinin iptaliyle tespitteki miktar vasıflarla birlikte, davalı parselin 09.11.2010 tarihli harita bilirkişisi M…. tarafından tanzim edilen krokide (A) harfi ile gösterilen 2736,93 m2´lik kısmın H….. oğlu 1955 doğumlu R…., krokide (B) harfi ile gösterilen 3778,88 m2´lik kısmın İsmail oğlu 1938 doğumlu İsmail, krokide (C) harfi ile gösterilen 4765,33 m2´lik kısmın M…. oğlu 1950 doğumlu S…..´in kullanımında olduğu 3402 sayılı Yasa´nın ek 4. maddesi uyarınca belirtilerek Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalı K… Köyü Tüzel Kişiliği ve Hazine tarafından temyiz edilmiştir.

Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 2/B uygulaması ile orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazda bulunan kullanım durumuna itiraza ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve 27.01.2009 günlü Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 5831 sayılı Yasa ile 3402 sayılı Kadastro Yasası´na eklenen 4. maddesinde yer alan "6831 sayılı Orman Kanunu´nun 20.06.1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanun´la değişik 2. maddesi ile 23.09.1983 tarihli ve 2896 sayılı, 05.06.1986 tarihli ve 3302 sayılı Kanunlarla değişik 2. maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, bu Kanun´un 11. maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir. Bu maddeye göre yapılacak kadastro çalışmaları ikinci kadastro sayılmaz." hükmü gereğince fiili kullanım durumuna göre, çekişmeli taşınmazda davacının zilyetliği bulunduğu belirlenerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabetsizlik bulunmadığına göre, hükme yöneltilen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun hükmün (ONANMASINA), 02.11.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.




EMLAKÇI-TELLALLIK SÖZLEŞMESİ-İTİRAZIN İPTALİ-ZAMAN AŞIMI

YARGITAY

19. Hukuk Dairesi 2010/7934 E.N , 2011/2439 K.N.

İlgili Kavramlar

İTİRAZIN İPTALİ

TİCARET İŞLERİ TELLALLIĞI ÜCRETİ

ZAMANAŞIMI

Özet

TİCARET İŞLERİ TELLALLIĞI ÜCRETİ, 6762 SAYILI YASA ´NIN 106/2. MADDESİ UYARINCA MUAMELENİN YAPILDIĞI GÜNDEN İTİBAREN BİR YILLIK ZAMANAŞIMI SÜRESİNE TABİDİR.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı vekili, taraflar arasındaki taşınmaz tellallığı sözleşmesi uyarınca müvekkili şirketin mülkiyeti dava dışı M.A....´e ait olan (2) adet taşınmazın davalının anne ve babasına satılması hususunda aracılık yaptığını ve taşınmazların davalının anne ve babası adına tescil edildiğini, ancak davalının komisyon bedelini ödememesi üzerine takibe geçildiğini, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile %40 tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın 03.10.2006 tarihli sözleşmeye dayandığını, oysaki takip tarihinin 20.11.2007 olduğunu, bu nedenle (1) yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, ayrıca husumetin, taşınmazı satın alanlar yerine müvekkiline yöneltilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin anne babası adına davacı şirketle görüştüğünü ve taşınmazı görmeden kendisine belge imzalatıldığını, davacının herhangi bir aracılık hizmeti vermediğini, alıcı ve satıcının görüşerek satım işleminin gerçekleştiğini, davacının temerrüt faiz talebinin de yerinde olmadığını öne sürerek davanın reddi ile %40 tazminata karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama sonunda, taraflar arasında 03.10.2006 tarihinde Alım-Satım Komisyon Sözleşmesi imzalandığı, sözleşmede taşınmazın davalının anne ve babası adına alınacağı, ancak komisyon ücretinin davalı tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığı, BK´nın 126/4. maddesi uyarınca zamanaşımı süresinin (5) yıl olduğu, komisyon bedelinin taşınmaz satış değerinin %40´ı olduğu, davalının takipten önce temerrüde düşmediği, davacının sözleşme uyarınca davalıdan alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile %40 tazminata karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu´nun Ticaret İşleri Tellallığı ücretine ilişkin 106/2. maddesi "Bu hak muamelenin yapıldığı günden itibaren bir yıl geçince müruruzamana uğrar..." hükmüne haizdir. Hal böyle olunca mahkemece belirtilen kanun hükmü üzerinde durulup, değerlendirilerek, varılacak uygun sonuç dairesince hüküm kurulması gerekirken, genel zamanaşımı niteliğindeki BK´nın 126/4. maddesi uyarınca değerlendirme yapılarak yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.

S o n u ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), peşin harcın istek halinde iadesine, 24.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


KAMULAŞTIRMA BEDELİNİN TESPİTİ

YARGITAY

18. Hukuk Dairesi 2011/6292 E.N , 2011/11157 K.N.

İlgili Kavramlar

KAMULAŞTIRMA BEDELİNİN TESPİTİ

Özet

ARAZİNİN DEĞERİ DAVA TARİHİNDEKİ MEVKİİ VE ŞARTLARINA GÖRE VE OLDUĞU GİBİ KULLANILMASI HALİNDE GETİRECEĞİ NET GELİRE GÖRE BELİRLENİR. KAMULAŞTIRILAN TARIM ARAZİSİ NİTELİĞİNDEKİ YERİN GELİR METODUNA GÖRE DEĞERİNİN SAPTANMASINDA VARSAYIMLI KULLANMA BİÇİMLERİ DİKKATE ALINMAYACAĞI GİBİ, GELİR GETİRMESİ BEKLENMEYEN NADASA BIRAKMA OLGUSU DA DİKKATE ALINMAZ.

İçtihat Metni

Dava dilekçesinde, Kamulaştırma Yasası´nın 4650 sayılı Yasa´yla değişik hükümleri uyarınca, kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasal gerektirici nedenlere ve özellikle kanıtların takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazları yerinde değildir.

Ancak;

Kamulaştırma Yasası´nın 11. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi gereğince arazinin değeri, değerlendirme yani dava tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelire göre belirlenir. Ayrıca değere etkisi olan tüm unsurlar anılan maddenin dördüncü fıkrası uyarınca değerlendirilerek taşınmazın kamulaştırma bedeli hesaplanır. Kamulaştırılan tarım arazisi niteliğindeki yerin yukarıda açıklanan gelir metoduna göre bilimsel yolla değerinin saptanmasında varsayımlı kullanma biçimleri dikkate alınmayacağı gibi, gelir getirmesi beklenmeyen nadasa bırakma olgusu da hesaba katılmaz.

Somut olayda bilirkişi kurulunca düzenlenen raporda, arazi niteliğindeki dava konusu taşınmaza birinci yıl buğday ekilmesi, ikinci yıl nadasa bırakılması, üçüncü yıl da arpa ekilmesi suretiyle üç yılda iki ürün alınacağı görüşünden yola çıkılarak gelir getirmesi söz konusu olmayan nadasa bıra-kıldığı yılın da hesaba katılmasıyla taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespit edildiği anlaşıldığından mahkemece bu rapora dayanılarak hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün

HUMK´nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 02.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


VAKIF YÖNETİCİLERİNİN GÖREVDEN ALINMALARI

YARGITAY

18. Hukuk Dairesi 2011/8007 E.N , 2011/10048 K.N.

İlgili Kavramlar

VAKIF YÖNETİCİLERİNİN GÖREVDEN ALINMALARI

Özet

VAKIF SENEDİNDE YAZILI ŞARTLARLA YÜRÜRLÜKTEKİ KANUN VE NİZAMLARA UYMAYAN, GENEL OLARAK BASİRETLİ BİR İDARECİ GİBİ HAREKET ETMEYEN, VAKFIN MALLARINI VAKIF SENEDİNDE BELİRLENEN GAYESİNE UYGUN KULLANMAYAN, VAKFIN GELİRLERİNİ VAKIF SENEDİNDE YAZILI ŞARTLARA AYKIRI OLARAK SARF EDEN VE KUSURLU HAREKETLERİYLE VAKFA ZARAR VERDİĞİ İDDİA EDİLEN VAKIF YÖNETİCİLERİNİN GÖREVDEN ALINMASI, VAKIFLAR MECLİSİ´NİN VERECEĞİ KARARA DAYALI OLARAK DENETİM MAKAMININ BAŞVURUSU ÜZERİNE, VAKFIN YERLEŞİM YERİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDEN İSTENEBİLİR.

İçtihat Metni

Dava dilekçesinde, vakıf yöneticilerinin görevden alınmaları istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar ve vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz istemlerinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Dava; Türk Medeni Kanunu Hükümlerine Göre Kurulan Vakıflar Hakkında Tüzük´ün 23. maddesine göre, vakıf senedinde yazılı şartlarla yürürlükteki kanun ve nizamlara uymayan ve genel olarak basiretli bir idareci gibi hareket etmeyen, vakfın mallarını vakıf senedinde belirlenen gayesine uygun olarak kullanmayan, vakfın gelirlerini vakıf senedinde yazılı şartlara aykırı olarak sarf eden ve kusurlu hareketleriyle vakfa zarar verdiği iddia edilen vakıf yöneticilerinin görevden alınmaları istemine ilişkindir. Dava açıldıktan sonra 27.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5737 sayılı Vakıflar Kanunu´nun 10. maddesi, vakıf yöneticilerinin belirtilen sebeplerden dolayı ancak Vakıflar Meclisi´nin vereceği karara dayalı olarak Denetim makamının başvurusu üzerine vakfın yerleşim yeri asliye hukuk mahkemesince görevlerinden alınabileceğini düzenlemektedir.

Mahkemece, yukarıda sözü edilen ve davanın devamı sırasında yürürlüğe giren 5737 sayılı Vakıflar Yasası´nın 10. maddesi gereğince, öncelikle görevden alınması istenilen vakıf yöneticileri hakkında bir ön şart olarak gerekli görülen Vakıflar Meclisi´nce verilmiş bir karar olmadığı dikkate alınarak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle kabulü doğru bulunmamıştır.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile şimdilik diğer yönleri incelenmeksizin hükmün HUMK´nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz eden davalılara iadesine, 13.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İSTİHKAK DAVASI, YATIRILAN TEMİNATIN BORÇLU İLE İLGİSİ

gönderen kararara.com » 07 Eki 2012, 01:07

YARGITAY

17. Hukuk Dairesi 2010/6395 E.N , 2010/9312 K.N.

İlgili Kavramlar

HACZİN KALDIRILMASI

İSTİHKAK DAVASI

YATIRILAN TEMİNATIN BORÇLU İLE İLGİSİNİN OLUP OLMADIĞI

Özet

ÜÇÜNCÜ KİŞİ TARAFINDAN YATIRILAN TEMİNAT ÜZERİNE HACİZ KONULMUŞ OLUP, DAVACI ÜÇÜNCÜ KİŞİ DOSYAYA KENDİLERİ TARAFINDAN YATIRILAN BU TEMİNAT ÜZERİNE KONULAN HACZİN KALDIRILMASINI İSTEDİĞİNDEN ÖNCELİKLE YATIRILAN BU TEMİNATIN BORÇLU İLE İLGİSİNİN OLUP OLMADIĞI ARAŞTIRILMALIDIR. DAVACI 3. KİŞİ, DAVA KONUSU ÇEKLERİN TAKİP BORÇLUSU YABANCI ŞİRKET TARAFINDAN DÜZENLENDİĞİNİ, KENDİSİ İLE İLGİSİNİN BULUNMADIĞINI İLERİ SÜRMÜŞ İSE DE TEMİNATIN YATIRILDIĞI ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN DOSYASINDA DAVACI 3. KİŞİ, DAVALI İSE ALACAKLI ŞİRKET VE DİĞERLERİ OLUP, DAVANIN KONUSU İSE BORÇLU YABANCI ŞİRKET TARAFINDAN VADELİ OLARAK KEŞİDE EDİLEN ÇEKLERİN BEDELLERİNİN DAVALILARA ÖDENMEMESİNE İLİŞKİN OLUP, TİCARET SİCİLİ KAYITLARINDAN DAVACI 3. KİŞİNİN DAVA VE TAKİP KONUSU ÇEKLERİ KEŞİDE EDEN BORÇLU YABANCI ŞİRKETİN ORTAKLARINDAN BİRİ OLDUĞU ANCAK ŞİRKETTEKİ HİSSESİNİ TAKİP KONUSU BORCUN DOĞUM VE TAKİP TARİHİNDEN HATTA AÇILAN İSTİHKAK DAVASINDAN SONRA DAVA DIŞI BİR KİŞİYE DEVRETTİĞİ ANLAŞILDIĞINDAN HACZEDİLEN TEMİNATIN ÇEKLERİ KEŞİDE EDEN BORÇLU TARAFINDAN YATIRILDIĞI, BORÇLU İLE 3. KİŞİ ARASINDA ORGANİK BAĞ BULUNDUĞU GÖZETİLMEDEN HÜKÜM TESİSİ İSABETSİZDİR.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı 3. kişi ve davalı alacaklı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı 3. kişi vekili, Diyarbakır İkinci İcra Müdürlüğü´nün 2008/9017 sayılı takip dosyasında, 25.12.2008 tarihinde müvekkiline ait arazi üzerinde yapılan hacizde mülkiyeti müvekkiline ait menkullerin P… A.Ş. aleyhine açılmış bulunan Diyarbakır İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 2008/372 esas sayılı tazminat dosyasında kendileri tarafından yatırılmış bulunan teminat üzerine de haciz konulduğunu ileri sürerek hacizlerin kaldırılmasını talep etmiştir.

Davalı alacaklı vekili davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, 25.12.2008 tarihinde haczedilen menkul malların davacıya ait olduğuna dair herhangi bir delil elde edilemediği ve Asliye Hukuk Mahkemesine teminat olarak yatırılan paranın borçlu ile bir ilgisinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının mahcuzlara yönelik davasının reddine, davacının Diyarbakır İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 2008/372 Esas sayılı dosyasına yatırılıp da daha sonra haczedilen teminat üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm, davacı 3. kişi ve davalı alacaklı vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, 25.12.2008 tarihinde yapılan menkul haczinin borçlu şirket adresinde borçlu şirket ortaklarından B…´ın hazır bulunduğu sırada gerçekleştirilmesi nedeniyle borçlu-alacaklı yararına olan·mülkiyet karinesinin davacı tarafından kesin ve güçlü delillerle ispat edilememiş olmasına göre davacı 3. kişi vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile mahkemenin mahcuz mallara yönelik kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

2- Davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; uyuşmazlık, 3. kişinin İİK´nın 96 vd. maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir.

Davacı 3. kişi, davalı alacaklıdır. Dava konusu takipte, Diyarbakır İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 2008/372 Esas sayılı dosyasında 3. kişi tarafından yatırılan teminat üzerine haciz konulmuş olup, davacı 3. kişi de dosyaya kendileri tarafından yatırılan bu teminat üzerine konulan haczin kaldırılmasını istemiştir. Somut olayda çözümlenmesi gereken husus, yatırılan teminatın borçlu ile ilgisi olup olmadığı, noktasında toplanmaktadır. Davacı 3. kişi, dava konusu çeklerin takip borçlusu yabancı Z… M…. İnş. Gıda Ltd. Şti. tarafından düzenlendiğini, kendisi ile ilgisinin bulunmadığını ileri sürmüş ise de teminatın yatırıldığı Diyarbakır İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 2008/372 Esas sayılı dosyasında davacı 3. kişi M.Ş….., davalı ise alacaklı P… Pl…. San. A.Ş. diğerleri olup, davanın konusu ise borçlu yabancı Z… M... İnş. Gıda Ltd. Şti. tarafından (dava dilekçesinde dava M.Ş…..´in tarafından deniliyor) vadeli olarak keşide edilen çeklerin bedellerinin davalılara ödenmemesine ilişkindir. Ticaret Sicili kayıtlarından davacı 3. kişi M.Ş…..´in dava ve takip konusu çekleri keşide eden borçlu yabancı Z… Ltd. Şti.´nin ortaklarından biri olduğu ancak şirketteki hissesini 09.02.2009 tarihinde, takip konusu borcun doğum ve takip tarihinden hatta açılan istihkak davasından sonra dava dışı bir kişiye devrettiği anlaşılmaktadır. Kaldı ki, davacı vekilinin anılan tazminat dosyasında dava dilekçesinde, dava konusu çekin müvekkilince düzenlendiğine dair beyanları da vardır. Bu durumda 25.12.2008 tarihinde haczedilen teminatın çekleri keşide eden borçlu yabancı Z… B….. Ltd. Şti.´nin ortağı olan davacı tarafından yatırıldığı anlaşıldığından borçlu ile 3. kişi arasında organik bağ bulunduğu ortadadır. Mahkemece, bu hususlar gözetilmeden aksi düşünce ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

S o n u ç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı 3. kişi vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile davacı yönünden (ONANMASINA), (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (BOZULMASINA) ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı alacaklıya geri verilmesine 04.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


TRAFİK KAZASINDAN KAYNAKLANAN MADDİ TAZMİNAT, SİGORTA

YARGITAY

17. Hukuk Dairesi 2010/10661 E.N , 2010/11880 K.N.

İlgili Kavramlar

SİGORTA ŞİRKETİNİN SORUMLULUĞU

TRAFİK KAZASINDAN KAYNAKLANAN MADDİ TAZMİNAT

YARGILAMA GİDERLERİ, AVUKATLIK ÜCRETİ

Özet

DAVALI SİGORTA ŞİRKETİ ARACIN ZORUNLU MALİ SORUMLULUK SİGORTACISI OLUP, HÜKMOLUNAN TAZMİNATTAN POLİÇE LİMİTİ İLE SORUMLUDUR. ANCAK TAZMİNAT, SİGORTA BEDELİNİ GEÇERSE, YARGILAMA GİDERLERİ İLE AVUKATLIK ÜCRETİNİ SİGORTA BEDELİNİN TAZMİNATA ORANI DAHİLİNDE ÖDEMEKLE YÜKÜMLÜDÜR.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı tazminat davasının kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı sigorta şirketi vekili, davalı Habibe vekili ve davalı H.B….. tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesiyle, davalı tarafa ait araç sürücüsünün kusurlu hareketi ile meydana gelen kazada davacıya kasko sigortalı araçta oluşan hasar nedeni ile davacının sigortalısına ödediği 9.886 TL´yi ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı sigorta şirketi vekili cevap dilekçesiyle, sorumluluklarının kusur oranında poliçe limiti ile sınırlı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı H….. vekili cevap dilekçesiyle, aracı 15 günlüğüne davalı H.Bekir´e ödünç olarak verdiklerini, işleten sıfatlarının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı B….. vekili cevap dilekçesiyle, aracı kazadan sonra satın aldıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı H.B….. cevap dilekçesiyle, kusurun karşı tarafta olduğunu, talep fahiş bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; davalı B….. hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine, diğer davalılar hakkındaki davanın kısmen kabulü ile 6.604,50 YTL tazminatın davalı G… Sigorta açısından dava tarihinden yasal faizi ve poliçe limiti ile sınırlı olarak, davalılar H.B…. ve H…..´den 6.283,50 YTL´si için ödeme tarihi 14.09.2001 tarihinden, kalan 321 YTL için de ödeme tarihi 21.09.2001 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı sigorta şirketi vekili, davalı Habibe vekili ve davalı H.B….. tarafından temyiz edilmiştir.

1- Mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere, özellikle oluşa ve dosya içeriğine uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının ve tazminata ilişkin hesaplamanın hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre davalı Habibe vekili ve davalı H.B….´in tüm, davalı sigorta şirketi vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Davalı sigorta şirketi aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olup sigorta genel şartlarının B.2 maddesi 5. fıkrası uyarınca, hükmolunan tazminat sigorta bedelini geçerse, sigortacı yargılama giderleri ile avukatlık ücretini sigorta bedelinin tazminata oranı dahilinde ödemekle yükümlüdür. Davalı sigorta şirketi maddi tazminattan poliçe limiti ile sınırlı olarak sorumlu tutulmuş olmasına rağmen, hükmedilen tazminatın tamamı için belirlenen avukatlık ücreti, yargılama gideri ve harç miktarlarının tümünden diğer davalılar ile birlikte sorumluluğuna karar verilmesi doğru değil bozma nedeni ise de; bu yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden hükmün HUMK´nın 438/7. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

S o n u ç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı H…. vekili ve davalı H.B….´in bütün ve davalı sigorta vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı sigorta şirketi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hüküm fıkrasının 3, 5 ve 8. bentlerinin sonuna gelmek üzere, "(davalı sigorta şirketinin sigorta bedelinin, hükmedilen toplam tazminata oranı dahilinde sorumlu tutulmasına)" ibaresinin eklenmesine, hükmün bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 16.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


ALACAKLILARI ZARARA UĞRATMAK KASTI

YARGITAY

16. Hukuk Dairesi 2011/7567 E.N , 2011/7 K.N.

İlgili Kavramlar

TİCARET ŞİRKETLERİNDE YÖNETİM YETKİSİNE SAHİP OLANLARIN ALACAKLILARI ZARARA UĞRATMAK KASTIYLA TİCARİ İŞLETMENİN BORÇLARINI ÖDEMEMESİ SUÇU

Özet

TİCARET ŞİRKETLERİNDE YÖNETİM YETKİSİNE SAHİP OLANLARIN ALACAKLILARI ZARARA UĞRATMAK KASTIYLA TİCARİ İŞLETMENİN BORÇLARINI ÖDEMEYEREK ALACAKLILARI ZARARA UĞRATMA SUÇUNUN OLUŞABİLMESİ İÇİN, TİCARİ İŞLETMENİN BORCU ÖDEYEBİLECEK EKONOMİK GÜCE SAHİP OLMASI VE YÖNETİM YETKİSİNE HUKUKEN VEYA FİİLEN SAHİP OLAN SANIĞIN KASITLI OLARAK TİCARİ İŞLETMENİN BORÇLARINI KISMEN VEYA TAMAMEN ÖDEMEYEREK ALACAKLILARI ZARARA SOKMALARI, AYRICA BU EYLEMLERİNİN BAŞKA SUÇU OLUŞTURMAMASI GEREKİR.

İçtihat Metni

Ticaret şirketlerinde hukuken veya fiilen yönetim yetkisine sahip olanların alacaklıları zarara uğratmak kastiyle ticari işletmenin borçlarını kısmen veya tamamen ödememesi suçundan sanık M.M…..´ın beraatine karar verilmiş, hüküm yasal süresi içerisinde şikayetçi vekili tarafından temyiz edildiğinden, Yargıtay C.Başsavcılığı´nın bozma istemli tebliğnamesiyle dosya Daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak gereği görüşüldü:

Sanığa isnat edilen suç İİK´nın 333/a maddesinde, "Ticaret şirketlerinde hukuken veya fiilen yönetim yetkisine sahip olanların alacaklıları zarara uğratmak kastiyle ticari işletmenin borçlarını kısmen veya tamamen ödemeyerek alacaklıları zarara soktukları takdirde, bu işlem ve eylemlerin başka bir suç oluşturmaması halinde, alacaklının şikayeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlendiği dikkate alındığında atılı suçun oluşabilmesi için, ticari işletmenin borcu ödeyebilecek ekonomik güce sahip olması ve yönetim yetkisine hukuken veya fiilen sahip olan sanığın kasıtlı olarak ticari işletmenin borçlarını kısmen veya tamamen ödemeyerek alacaklıları zarara sokmaları, ayrıca bu eylemlerinin başka bir suçu oluşturmaması gerekmektedir. Diğer taraftan aynı Yasa´nın İİK´nın 351. maddesi gereğince de şikayetçi dilekçe ve beyanında göstermiş olduğu delillerle bağlı olup, şikayet dilekçesinde borçlu şirketin borcu ödeyebilecek güçte olup borcu ödemediğine dair bir iddiada bulunulmamış, aksine sanığın yetkilisi olduğu borçlu şirketi sermayesinin çok üzerinde miktarlarda borç altına soktuğunu beyan ederek şikayette bulunmuştur. Bu durumda suçun sübutu halinde eylem şikayet dilekçesinde gösterilen suçtan başka bir suçu oluşturması, anılan Yasa´nın 351. maddesi uyarınca şikayetçinin dilekçesinde göstermiş olduğu delillerle bağlı olması ve şikayet dilekçesinde ileri sürülen suçtan sanığın cezalandırılabilmesi için atılı eylemin başka bir suçu oluşturmamasının gerekmesi karşısında tebliğnameye iştirak edilmemiştir.

 Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararda yazılı gerektirici nedenlere, yapılan yargılama ve uygulamada isabetsizlik bulunmadığına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün İİK´nın 366. maddesi uyarınca (ONANMASINA), 24.01.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


TELGRAFLA MAZERET DİLEKÇESİ MASRAF

YARGITAY

16. Hukuk Dairesi 2010/910 E.N , 2011/3962 K.N.

İlgili Kavramlar

TELGRAFLA MAZERET DİLEKÇESİ MASRAF

Özet

TELGRAFLA MAZERET DİLEKÇESİ GÖNDEREN MÜŞTEKİ VEKİLİNİN MAZERET DİLEKÇESİNE MASRAF EKLEMEMESİ DOĞAL OLUP, DURUŞMA GÜNÜNÜ DAHA SONRA KALEMDEN ÖĞRENMESİNİN MÜMKÜN BULUNMASINA GÖRE MASRAF EKLENMEDİĞİ GEREKÇESİ İLE MAZERETİN REDDİNE KARAR VERİLMESİ İSABETLİ DEĞİLDİR.

İçtihat Metni

Alacaklısını zarara sokmak kastiyle mevcudu azaltmak suçundan sanık S…. hakkında açılan davanın ve şikayet hakkının İİK´nın 349/5. maddesi gereğince düşürülmesine karar verilmiş, hüküm yasal süresi içerisinde şikayetçi vekili tarafından temyiz edildiğinden, Yargıtay C.Başsavcılığı´nın bozma istemli tebliğnamesi ile dosya Daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak gereği görüşüldü:

09.12.2009 tarihli duruşma için telgrafla mazeret dilekçesi gönderen müşteki vekilinin

mazeret dilekçesine masraf eklenmemesi doğal olup, duruşma gününü daha sonra kalemden öğrenmesinin mümkün bulunmasına göre masraf eklenmediği gerekçesi ile mazeretin reddi ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün istem gibi (BOZULMASINA), 01.07.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


KESİN KABULDEN SONRA GİZLİ AYIPLARIN GİDERİLME BEDELİ, KUSUR

YARGITAY

15. Hukuk Dairesi 2011/4747 E.N , 2011/6430 K.N.

İlgili Kavramlar

ESER SÖZLEŞMESİ

KESİN KABULDEN SONRA GİZLİ AYIPLARIN GİDERİLME BEDELİ

KUSUR

YÜKLENİCİNİN İHBAR ZORUNLULUĞU

Özet

ESERİN GİZLİ AYIPLI OLDUĞU YAPTIRILAN DELİL TESPİTİ İLE ANLAŞILDIĞINDAN VE AYNI YIL İÇİNDE DAVA KONUSU YAPILDIĞINDAN GİZLİ AYIPLARIN GİDERİLME BEDELİNİN TESPİTİNE İLİŞKİN HESAPLAMANIN İLK DAVANIN AÇILDIĞI TARİHTE MAHALLİ RAYİÇLERE GÖRE YAPILMASI GEREKİR. ELDEKİ DAVANIN GEÇ AÇILMASINDA DAVALI YÜKLENİCİNİN BİR KUSURU BULUNMADIĞINDAN ARTAN ZARARDAN DAVALI SORUMLU TUTULAMAZ.

DAVALI YÜKLENİCİ TEKNİK ŞARTNAMEDEKİ TARİFİN YETERSİZ OLDUĞU, TEKNİK ŞARTNAMEDE BELİRTİLEN MALZEMENİN VE YAPIM USULÜNÜN AKSİNE İMALATTA ÖZEL KATKILI YAPIŞTIRICILAR KULLANILMASI VE İLAVE GENLEŞME DERZLERİ AÇILMASI GEREKTİĞİ YÖNÜNDE İDAREYİ UYARMALIDIR. BU NEDENLE İDAREYE KUSUR ATFI MÜMKÜN DEĞİLDİR.

İçtihat Metni

Mahalli mahkemece verilen hükmün temyizen tetkiki taraf vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

Dava, kesin kabulün yapılmasından sonra ortaya çıkan gizli ayıpların giderilme bedeline ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

2- Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda mevcut ayıpların gizli ayıp olduğu bildirilmiş ve giderilme bedeli davanın açıldığı 2007 yılı mahalli rayiçleriyle saptanmıştır. Dosya kapsamından işin geçici kabulünün 31.12.1998 tarihi itibar edilerek 14.05.1999 tarihinde, kesin kabulünün de 14.08.2000 tarihinde yapıldığı, imalattaki gizli ayıpların kesin kabulün yapılmasından sonra 2004 yılı Haziran-Temmuz aylarında ortaya çıktığı, idare nezdinde oluşturulan bir komisyon tarafından düzenlenen 09.07.2004 tarihli teknik raporla imalattaki ayıpların neler olduğunun ve ne şekilde giderileceğinin belirlendiği, daha sonra davalı yükleniciye 29.07.2004 tarihli ihtar keşide edilerek ayıpların bildirildiği ve idarece onaylanacak program çerçevesinde giderilmesinin istendiği, davalı yüklenicinin 12.08.2004 tarihli cevabi ihtarında bildirilen ayıpların davacı idarenin hatalı ve kusurlu kullanımından kaynaklandığını ve fiili teslim tarihinden itibaren 5 yıllık süre geçtiğinden bir sorumluluğunun bulunmadığını belirterek isteme karşı çıktığı, ihtarın sonuçsuz kalması üzerine davacı idarenin 07.03.2005 tarihinde mahkemeye başvurarak Ankara Dokuzuncu Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 2005/12 Değişik İş sayılı dosyası ile delil tespiti yaptırdığı, tespit bilirkişilerince düzenlenen 21.04.2005 tarihli asıl ve 26.06.2005 tarihli ek raporlarda imalattaki ayıpların belirlendiği, ancak zarar miktarı konusunda bir belirleme yapılmadığı, delil tespitinden sonra davacı idarenin 21.10.2005 tarihinde Ankara İkinci Asliye Ticaret Mahkemesi´nin 2005/447 Esas sayılı dosyası ile dava açarak ve fazla haklarını saklı tutarak eserdeki ayıpların onarılarak giderilmesi nedeniyle uğranılan 100.000,00 TL + KDV zararın tahsilinin istendiği, mahkemenin 14.06.2006 tarih 2005/447 Esas 2006/275 Karar sayılı kararıyla davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği ve davalının temyizi üzerine kararın Dairemizin 31.10.2006 tarih 2006/5646 Esas-2006/6132 Karar sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiği, eldeki davanın ise aynı nitelikte olup 19.04.2007 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Eserin gizli ayıplı olduğu 2005 yılında yaptırılan delil tespiti ile anlaşıldığından ve aynı yıl içinde dava konusu yapıldığından gizli ayıpların giderilme bedelinin tespitine ilişkin hesaplamanın en geç 2005/447 Esas sayılı ilk davanın açıldığı 21.10.2005 tarihindeki mahalli rayiçlere göre yapılması gerekir. Eldeki davanın geç açılmasında davalı yüklenicinin bir kusuru bulunmadığından BK´nın 98/II. maddesinin yollamasıyla aynı Kanun´un 44. maddesi uyarınca artan zarardan davalı sorumlu tutulamaz. 2005-2007 yılları arasındaki maliyet farkına (artan zarara) davacı idare katlanmalıdır. Mahkemece yapılacak iş; bilirkişi kurulundan ek rapor alarak gizli ayıpların giderilme bedelini 21.10.2005 tarihini geçmemek üzere 2005 yılı mahalli rayiçleriyle saptamak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Mahkemece, davanın açıldığı 2007 yılı rayiçleriyle hesaplanan bedele hükmedilmesi doğru olmamış, bu yönden kararın davalı yüklenici yararına bo-zulması gerekmiştir.

3- Mahkemece dış cephe cam mozaik kaplama imalatındaki gizli ayıpların giderilme bedelinden davacı iş sahibi idarenin kusuru nedeniyle %30 oranında indirim yapılmıştır. Bilirkişilerce iş sahibinin kusuru teknik şartna-menin yetersiz oluşuna dayandırılmıştır. Bilirkişi kurulu raporunda, sıcaklık farklılıklarından dolayı geniş yüzeyli alanlarda yapışma ve genleşmeye karşı ilave ek tedbirler alınması, özel katkılı yapıştırıcılar kullanılması ve ilave genleşme derzleri açılması gerektiği, bu yönlerden teknik şartnamedeki tarifin yetersiz olduğu belirtilerek davacı idare hasarın oluşumunda %30 oranında kusurlu bulunmuştur. Davalı yüklenicinin BK´nın 357/III. maddesi uyarınca genel, sözleşme eki Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi´nin (BİGŞ) 13. maddesi uyarınca özel ihbar yükümlülüğü vardır. BK´nın 357/III. maddesine göre yüklenici imalatın noktası noktasına muntazaman icrasını tehlikeye koyacak bir hal hadis olursa iş sahibini bundan derhal haberdar etmeye mecburdur. Aksi takdirde bunların neticelerini tahammül etmekle mükelleftir. Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi´nin 13. maddesine göre de yüklenici kendisine verilen projelerin, teknik belgelerin, teslim edilen işyerinin, malzemenin veya talimatın sözleşme ve eklerinde bulunan hükümlere aykırı olduğunu veya teknik ve sanat kurallarına uymadığını ileri sürerse bu husustaki karşı görüşlerini teslim ediliş veya talimat alış tarihinden başlayarak 15 gün içinde hem kontrol teşkilatına, hem de idareye yazı ile bildirmek zorundadır. Bu süre aşılınca müteahhidin itiraz hakkı kalmaz. Müteahhidin iddia ve itirazlarına rağmen idare işi kendi istediği gibi yaptırdığı takdirde müteahhit bu uygulamanın sonunda doğabilecek sorumluluktan kurtulur. Somut olayda davalı yüklenici teknik şartnamedeki tarifin yetersiz olduğu teknik şartnamede belirtilen malzemenin ve yapım usulünün aksine imalatta özel katkılı yapıştırıcılar kullanılması ve ilave genleşme derzleri açılması gerektiği yönünde idareyi uyardığını ispatlayamamıştır. Bu nedenle idareye kusur atfı mümkün değildir. Mahkemece davacı idareye %30 oranında kusur verilerek ve hesaplanan miktardan bu oranda indirim yapılarak sonuca gidilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle de davacı idare yararına bozulması gerekmiştir.

S o n u ç: Yukarıda 1. bentte yazılı nedenlerle tarafların sair temyiz itirazlarının reddine, temyiz olunan kararın 2. bent uyarınca davalı yüklenicinin, 3. bent uyarınca davacı iş sahibi idare yararına (BOZULMASINA), ödedikleri temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden taraflara geri verilmesine, 02.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İPOTEĞİN KALDIRILMASI

YARGITAY

14. Hukuk Dairesi 2009/10370 E.N , 2009/11327 K.N.

İlgili Kavramlar

İPOTEĞİN KALDIRILMASI

Özet
MAHKEMECE, İPOTEK KESİN BORÇ İPOTEĞİNE İLİŞKİN BULUNDUĞUNDAN, TARAFLARDAN ALACAKLININ İPOTEĞİN PARAYA ÇEVRİLMESİ YOLUYLA İCRA TAKİBİ YAPIP YAPMADIĞI SAPTANMALI, İCRA TAKİBİ VARSA BU DOSYA GETİRTİLMELİ, RESMİ AKİT TABLOSUNDAKİ SÖZLEŞME HÜKÜMLERİNİ GÖZETMEK SURETİYLE ALACAKLININ ANAPARA DIŞINDA İSTEYEBİLECEĞİ GECİKME FAİZİ İLE İCRA TAKİBİ YAPILMIŞSA TAKİP GİDERLERİNİN TOPLAMINI ALACAKLIYA ÖDENMEK ÜZERE DAVACIYA DEPO ETTİRİP, EKSİKSİZ DEPO EDİLDİĞİ TAKDİRDE İPOTEK ŞERHİNİN TERKİN EDİLMESİNE, KISMEN ÖDEME YAPILIRSA DAVANIN REDDİNE KARAR VERMEKLE BERABER ÖDENEN BÖLÜMÜN KÜTÜĞÜN DÜŞÜNCELER SÜTUNUNDA GÖSTERİLMESİNE KARAR VERİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 20.02.2009 gününde verilen dilekçe ile ipoteğin kaldırılması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 11.06.2009 günlü hükmün Yargıtay´ca incelenmesi davalılar vekili ve davacı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

Davacı, davalıların murisi İsmet´e olan borcu sebebiyle 560 ada 14 parsel numaralı taşınmazda bulunan 1/2 hissesi üzerine konulan ipotek şerhinin bedelin faizi ile birlikte ödenmesi koşuluyla kaldırılması isteğinde bulunmuştur.

Davalılar, ipoteğe konu borcun ödenmediğini, ipoteğin, ipotek bedelinin uyarlanması veya bedelin faizi ile birlikte ödenmesi halinde kaldırılabileceğini savunmuşlardır.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmü, davalılar ve katılma yolu ile davacı temyiz etmiştir.

İpotek kişisel bir alacağın teminat altına alınması amacını güden ve bir taşınmaz değerinden alacaklının alacağını elde etmesini sağlayan sınırlı bir ayni haktır. İpotek tesisi için rehin edilecek taşınmaz maliki ile alacaklı arasındaki anlaşmanın (rehin sözleşmesi) bulunması ve rehin sözleşmesinin Türk Medeni Kanunu´nun 856. maddesi gereğince tapu siciline tescil edilmesi gerekir.

Alacak sona erdiği halde alacaklı terkin taahhüdüne rağmen iradesiyle terkin talebinde bulunmazsa taşınmaz maliki ipoteğin fekkini (kaldırılmasını) dava yolu ile isteyebilir.

Somut olayda; 17.10.1979 tarihli ipotek akdinin çerçevesini tayin eden resmi akit tablosu içeriğinden ipoteğin, ödenmeyen 50.000 TL borç için 1 yıl vade ile tesis edildiği görülmektedir. Açıklanan bu niteliğe göre ipotek, kesin borç (karz) ipoteğidir. Türk Medeni Kanunu´nun 875. maddesine göre kesin borç (karz) ipoteği, anapara yanında, gecikme faizini ve icra takibi yapılmışsa takip masraflarını da güvence altına alır. Alacaklı, ipoteğin fekki için anaparanın dışında takip masraflarını ve geçen günlerin faizlerini de isteye-bileceğinden, ipoteğin kaldırılmasına ancak anaparanın, gecikme faizinin, icra takibi yapılmışsa takip giderlerinin ödenmesi halinde karar verilebilir. Taşınmaz malikinin ödeme iddiası varsa, bu iddianın da yazılı delille kanıtlanması zorunludur.

Ancak, borçlu anapara ipotek miktarından bir kısmını ödemiş veya depo etmişse yine de davanın reddi gerekir ise de, "çoğun içinde az da vardır" kuralı uyarınca Tapu Sicil Tüzüğü´nün 31/son maddesi hükmüne göre ipotek bedelinden ödenen bölümün kütüğün düşünceler sütununda gösterilmesi gerekir.

Bütün bu açıklamaların sonucu doğrultusunda mahkemece yapılması gereken iş; ipotek, kesin borç (karz) ipoteğine ilişkin bulunduğundan, taraflardan alacaklının ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi yapıp yapmadığını sorup saptamak, icra takibi varsa bu dosyayı getirtmek, resmi akit tablosundaki sözleşme hükümlerini gözetmek suretiyle alacaklının anapara dışında isteyebileceği gecikme faizi ile (vade tarihinden dava tarihine kadar olan dönem için ipotek bedelini faizi ile birlikte hesap ettirmek) icra takibi yapılmışsa takip giderlerini gerek görülürse bilirkişiye hesaplatmak, bunların toplamını alacaklıya ödenmek üzere davacıya depo ettirmek, eksiksiz depo edilirse ipotek şerhini terkin etmek, kısmen ödeme yapılırsa davanın reddine karar verilmekle beraber ödenen bölümü kütüğün düşünceler sütununda gösterilmesine karar vermek olmalıdır.

Değinilen yönler gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırmayla kurulan hüküm açıklanan bütün bu nedenlerle bozulmalıdır.

S o n u ç: Tarafların temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, 21.10.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


HUSUMET, TAPU İPTALİ VE TESCİL, ZAMANAŞIMI, DAVA ARKADAŞLIĞI

YARGITAY

13. Hukuk Dairesi 2011/10397 E.N , 2011/14600 K.N.

İlgili Kavramlar

HUSUMET

TAPU İPTALİ VE TESCİL

ZAMANAŞIMI

ZORUNLU DAVA ARKADAŞLIĞI

Özet

AÇILMIŞ BİR DAVAYA, ZORUNLU DAVA ARKADAŞLIĞI SÖZ KONUSU OLMADIĞI SÜRECE ÜÇÜNCÜ BİR KİŞİNİN TARAF SIFATIYLA DAVALI OLARAK DAHİL EDİLMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR. HAKKINDA USULÜNE UYGUN OLARAK DAVA AÇILMAYAN VE DAVALI İL ÖZEL İDARE MÜDÜRLÜĞÜ İLE ARALARINDA ZORUNLU DAVA ARKADAŞLIĞI DA BULUNMAYAN HAZİNE VE ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ ´NÜN DAVAYA DAHİL EDİLEREK BU İDARELER YÖNÜNDEN DE HÜKÜM TESİSİ İSABETLİ DEĞİLDİR.

DAVACININ İL ÖZEL İDARE MÜDÜRLÜĞÜ´NDEN TAPU SENEDİ İLE SATIN ALMIŞ OLDUĞU TAŞINMAZIN, ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TARAFINDAN AÇILAN TAPU İPTALİ TESCİL VE MEN´İ MÜDAHALE DAVASI SONUNDA ORMAN OLARAK HAZİNE ADINA TAPUYA TESCİLİNE, DAVACININ MÜDAHALESİNİN MEN´İNE KARAR VERİLDİĞİ, VERİLEN KARARIN KESİNLEŞMESİ ÜZERİNE TAŞINMAZIN TUTANAKLA DAVACININ ELİNDEN ALINDIĞI ANCAK, MAHKEMECE TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASININ KESİNLEŞTİĞİ TARİHTEN İTİBAREN 1 YILLIK SÜRE İÇİNDE AÇILMADIĞINDAN DAVANIN REDDİNE KARAR VERİLMİŞSE DE, TARAFLAR ARASINDA SATIM SÖZLEŞMESİ MEVCUT OLUP UYUŞMAZLIK ZAPTA KARŞI TEKEFFÜL HÜKÜMLERİNDEN KAYNAKLANMAKTADIR. BU NEDENLE DAVADA ZAMANAŞIMI SÜRESİ 10 YILDIR.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı, I… B… Köyü 2385 parsel sayılı taşınmazın maliki olup taşınmazı, 24.02.1984 tarih ve 2981 sayılı Yasa gereğince tapu tahsis belgesi ile İl Özel İdare Müdürlüğü´nden satın aldığını, ancak I… Orman İşletme Müdürlüğü tarafından, "Orman Kanunu´na Muhalefet" iddiası ile açılan ceza davasında, "taşınmazın müsaderesine" karar verildiğini, yine Orman Genel Müdürlüğü tarafından Isparta İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi´nde aleyhine açılmış olan "tapu iptal tescil ve men´i müdahale davası"nın da kabul edildiğini, söz konusu taşınmazının 2008 yılının 10. ayında tutanakla elinden alındığını, bu durumda davalı satıcının taşınmazın rayiç değerini ödemekle yükümlü olduğunu, yaptırmış olduğu tespitte, 10.10.2008 tarihi itibariyle taşınmazın değerinin 78.789,42 TL olarak belirlendiğini, anılan miktarın ödenmesi için davalıya göndermiş olduğu 29.01.2010 tarihli ihtarın ise sonuçsuz kaldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 10.000 TL´nin, dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın görev, zamanaşımı ve husumet nedeniyle reddini dilemiştir.

Mahkemece, Orman Genel Müdürlüğü tarafından açılan ve davacı aleyhine sonuçlanan, "tapu iptal ve tescil" davasının, 03.04.2003 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın ise, Borçlar Kanunu´nun 66. maddesinde belirtilen 1 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığı belirtilerek, il özel idaresi yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, Hazine ve Orman Genel Müdürlüğü ile davacı arasında akdi ilişki bulunmadığından, adı geçen davalılar yönünden ise davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dava dilekçesinde davalı olarak sadece I… Valiliği İl Özel İdaresi gösterilmiş olup, dava sadece bu davalıya karşı açılmıştır. Davalının, "Hazine ve Orman Genel Müdürlüğü´nün davaya dahil edilmesi" yönündeki talebi ve mahkemece de bu talebin kabulü üzerine ise adı geçen idarelere dava dilekçesi tebliğ edilmiş, Hazine ve Orman Genel Müdürlüğü "dahili davalı" açıklaması ile davaya cevap dilekçesi sunmuş, mahkemece de yapılan yar-gılama sonunda adı geçen idareler yönünden davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir. Oysa ki açılmış bir davaya, zorunlu dava arkadaşlığı söz konusu olmadığı sürece üçüncü bir kişinin taraf sıfatıyla davalı olarak dahil edilmesi mümkün değildir. O halde hakkında usulüne uygun olarak dava açılmayan ve davalı İl Özel İdare Müdürlüğü ile aralarında zorunlu dava arkadaşlığı da bulunmayan Hazine ve Orman Genel Müdürlüğü´nün davaya dahil edilerek, adı geçen idareler yönünden de yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2- Davacının, davalı İl Özel İdare Müdürlüğü´nden 16.06.1988 tarihinde tapu tahsis belgesi, 17.02.2000 tarihinde de tapu senedi ile satın almış olduğu taşınmazın, Orman Genel Müdürlüğü tarafından açılan "tapu iptal tescil ve men´i müdahale davası" sonunda, davacı adına olan tapu kaydının iptali ile orman olarak Hazine adına tapuya tesciline, davacının müdahalesinin men´ine karar verildiği, verilen kararın 03.04.2002 tarihinde kesinleştiği, 23.10.2008 tarihli tutanakla da söz konusu taşınmazın davacı elinden alındığı anlaşıl-maktadır. Mahkemece, "tapu iptal ve tescil" davasının kesinleştiği tarihten itibaren 1 yıllık süre içinde açılmadığından bahisle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmişse de, taraflar arasında satım sözleşmesi mevcut olup uyuşmazlık, Borçlar Kanunu´nun 189. maddesinde düzenlenen zapta karşı tekeffül hükümlerinden kaynaklanmaktadır. Davada zamanaşımı süresi 1 yıl değil, aynı Kanun´un 125. maddesi gereğince 10 yıldır. O halde, dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresi dolmadığından, mahkemece işin esası incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bir yılık zamanaşımı süresi esas alınmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

S o n u ç: Yukarıda 1. ve 2. bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün, davacı yararına (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz har-cının istek halinde iadesine, 18.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 
                                  Sayaç
Bugün Tekil: 77 Bugün Çoğul: 0 Dün Tekil: 228 Toplam Tekil: 218261 Toplam Çoğul: 30
        Dataişlem