TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR.. SİTEMİZDE YER ALAN BİLGİLERİ İNCELERKEN ARADIĞINIZ SORULARIN CEVABINI BÜYÜK ÖLÇÜDE BULABİLECEKSİNİZ..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
ORMAN HUKUKU HGK KARARLARI 2 (ORMAN ARAŞTIRMASI SONUCUNDA DAVAYA KONU TAŞINMAZIN ORMAN SAYILMAYAN YERLERDEN OLDUĞU SAPTANDIĞI TAKDİRDE, BU KEZ ZİLYETLİK YOLU İLE KAZANMA KOŞULLARININ ARAŞTIRILMASININ GEREKECEĞİ) / 02-10-2012

 

 

6831 SAYILI YASANIN 1/J MADDESİ GEREĞİNCE ORMAN VE TOPRAK MUHAFAZA KARAKTERİ TAŞIMAYAN FUNDA VEYA MAKİLERLE ÖRTÜLÜ ALANLARIN ORMAN SAYILMAYACAĞI, YERLEŞİK YARGITAY KARARLARIYLA, BİLİMSEL OLARAK EĞİMİ %12’Yİ GEÇEN YERLERİN TOPRAK MUHAFAZA KARAKTERİ TAŞIYACAĞI, MUHAFAZA KARAKTERİ TAŞIYAN MAKİLİK VE FUNDALIKLARIN 6831 SAYILI YASANIN 1/J MADDESİ GEREĞİNCE ORMAN SAYILAN YERLERDEN OLDUĞU - BİLİRKİŞİLERİN KILİZİMETRE İLE ÖLÇEREK BULDUKLARI EĞİME DEĞİL, TAŞINMAZIN MEMLEKET HARİTASINDA MÜNHANİLER GEÇİRİLMEK SURETİYLE SAPTANAN EĞİMİNE DEĞER VERİLMESİ GEREKTİĞİ-

HGK. 02.05.2007 T. E: 20-237, K: 237

Taraflar arasındaki “kadastro tespitine itiraz“ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kozan Kadastro  Mahkemesince davanın  reddine  dair verilen 25.4.2006  gün ve 2005/364 E. 2006/56 K.  sayılı kararın incelenmesi  davacılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay    20.Hukuk Dairesinin 5.10.2006 gün ve 2006/9110 E.  2006/12728 K. sayılı ilamı ile, (...Hükmüne uyulan Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 15.09.2005 gün ve 2005/5526-10414 sayılı bozma kararında özetle: “Bozmaya uyularak, resmi belgelerin incelenmesine dayalı araştırma inceleme ve keşif sonucu düzenlenen ve hükme dayanak yapılan uzman bilirkişi kurulu raporunda çekişmeli parselin 1957 yılında baskısı yapılan memleket haritasında kısmen açık alan kısmen çalılık olarak nitelendirildiği, eğimin %12’nin altında olduğunun bildirildiği, rapora ek olarak, çekişmeli parselin yer aldığı kadastro paftası ve memleket haritası ölçeği denkleştirilip birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle parselin memleket haritası üzerinde konumunun gösterildiği, taşınmaz başında yapılan keşfe katılan yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli parselin davalının atalarından kaldığı ve 20 yıldan fazla zilyet edildiğini bildirdikleri, uzman bilirkişi kurulunun raporlarına ekledikleri memleket haritasında çekişmeli parseli işaretlendikleri yerde yükseklik eğrileri (münhanileri) sık olduğu halde, eğimin ne şekilde %12’nin altında olduğunun bilimsel olarak açıklattırılmadığı, bu hususta yine soyut olarak görüş bildirdikleri, taşınmazın orman kadastrosu ile belirlenen orman sınır hattına irtibatlı krokisinin çizilmediği, sadece orman kadastro haritasındaki konumunun gösterildiği, Hazine taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu iddiasıyla davaya katıldığı ve uzman bilirkişi kurulunca taşınmazın 1957 yılında baskısı yapılan memleket haritasında kısmen çalılık olarak nitelendirildiği bildirildiği halde, taşınmazın çalılıktan ne zaman ve kimin tarafından temizlendiği, imar ihya görüp görmediği, imar ihya görmüş ise bitiminden itibaren 20 yıldan fazla zilyet edilip edilmediği hususlarında ziraat uzmanı bilirkişi görüşü alınmadığı, bu hususun taraf tanıkları ve yerel bilirkişiden açıkça sorulmadığı, uzman bilirkişiler tarafından taşınmazın en eski tarihli memleket haritasında kısmen çalılık olduğunun bildirilmesi karşısında, bu yerin imar ihya edildiği ve kadim tarım alanı olduğu yönündeki soyut ifadelere değer verilemeyeceği, Bu nedenlerle, mahkemece, önceki bilirkişiler dışında serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç uzman orman mühendisi, bir ziraat mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte, en eski tarihli memleket haritası hava fotoğrafı ve amenajman planı çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle, taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 Sayılı Yasalar karşısındaki durumunun saptanması; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 Sayılı Yasanın 45.maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 EK; 14.03.1989 gün ve 35/13 EK. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 Sayılı Yasanın 14.maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; taşınmaz üzerindeki ağaçların cinsi, sayısı, yaşları, aşı yaşları, kapalılık, üzerinde ağaç bulunan taşınmaz bölümleri belirlenmeli, eğim ölçer aletler ve memleket haritasındaki yükseklik çizgileri yardımıyla taşınmaz üzerinde hangi yönde kaç mühhani geçtiği, münhanilerin sayısına göre eğimin ne olduğu açı hesabı yapmak suretiyle bilimsel olarak belirlenmeli, kesinleşmemiş tahdit söz konusu ise, uzman bilirkişiler eliyle yerine uygulanacak tahdit haritası ile irtibatlı, taşınmazın konumunu gösteren, ayrı renklerle işaretli ve bilirkişilerin onayını taşıyan, duraksamaya yer vermeyecek nitelikte kroki düzenlettirilmeli; kesinleşmiş tahdit söz konusu değil ise yukarıda değinilen diğer belgelerin uzman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; memleket haritası ve kadastro paftası ölçekleri eşitlenip birbiri üzerine aplike edilerek çekişmeli ve komşu taşınmazların memleket haritasına göre, konumu saptanıp; bu harita ile irtibatını duraksamaya yer vermeyecek biçimde gösteren, memleket haritasındaki renkleri ve işaretleri (bitki örtüsünün ne olduğunu bildiren sembolleri) aynen içeren, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan kroki düzenlettirilip, bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı, açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, bu kez, zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının varlığı araştırılmalı, imar ihya olgusu üzerinde durulmalı; bu cümleden yapılacak keşifte tarım uzman bilirkişi olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, taşınmazın çalılık olarak belirlenen bölümünün ne zaman imar ve ihya edildiği, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı hususlarını içeren rapor alınması, varsa, zilyetlik tanıkları taşınmaz başında dinlenmeli, imar ihyanın ne zaman başladığı ne zaman tamamlandığı, zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorularak, kesin tarih ve olgulara dayalı açık yanıtlar alınıp; tesbit tarihine kadar gerçek kişiler yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli, resmi belgeler karşısında soyut beyanlara değer verilmemesi) gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra, davanın REDDİNE, Çekişmeli Akdam Köyü 107 ada 109 sayılı parselin tesbit gibi tesciline karar verilmiş, hüküm Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.

Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.

Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 Sayılı Yasanın 4.maddesi hükmüne göre yapılmış, çekişmeli parsel orman sınırları dışında bırakılmıştır.

6831 Sayılı Yasanın 1/J maddesi gereğince orman ve toprak muhafaza karakteri taşımayan funda veya makilerle örtülü alanlar orman sayılmaz. Yerleşik Yargıtay kararlarıyla, Bilimsel olarak eğimi %12’yi geçen yerlerin toprak muhafaza karakteri taşıyacağı kabul edilmektedir. Muhafaza karakteri taşıyan makilik ve fundalıklar 6831 Sayılı Yasanın 1/J maddesi gereğince orman sayılan yerlerdendir.

Bozmaya uyularak, resmi belge niteliğindeki eski tarihli memleket haritası, amenajman planı ve hava fotoğraflarının uygulanmasına dayalı araştırma, inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişiler Haydar Babür, Turhan Erkan, Hüseyin Zor ve Fen bilirkişi Selim Kara tarafından düzenlenen müşterek raporda, kılizimetre (eğim ölçer) yardımıyla yapılan ölçümde ev ve meyve bahçelerinin bulunduğu taraça şeklindeki bölümde eğimin %4, buğday ekili bölümde ise %8-12 olduğunu, kadastro paftası ile memleket haritası çakıştırıldığında, çekişmeli taşınmazın memleket haritasında belirlenen kot farkına göre eğiminin %26 olduğu, ancak fiilen böyle bir eğimin olmadığı bunun nedeninin de, taşınmazın taraçalı yapıda olmasından kaynaklandığı, taşınmazın eski tarihli harita ve belgelerde çalılık olarak nitelendiği ve sonuç olarak orman sayılmayan yerlerden olduğu bildirilmiş, mahkemece bu bilirkişi kurulu raporuna değer verilerek, Orman Yönetiminin davası reddedilmişse de; gerek memleket haritasının düzenlendiği 1959 yılında tarihi ve iskan alanı olarak kullanılan alanlara sınır olmaması, çekişmeli taşınmazın memleket haritasında yeşil ile renklendirilen çalılıktan açılması, evlerin inşası sırasında eğimin insan eliyle düzlenme ihtimali bulunması, muhafaza karakteri taşımadığını ispatlarcasına eğimin en yüksek %12 olarak saptandığının bildirilmesi nedeniyle, bilirkişilerin kılizimetre ile ölçerek bulduklarını bildirdikleri eğime değil taşınmazın memleket haritasında münhaniler geçirilmek suretiyle saptanan eğimine değer verilmelidir. Bu nedenlerle Orman Yönetiminin ve Hazinenin davalarının kabulüne karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan düşünce ile davaların, reddi yolunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı Orman İşletme Müd. ve Müdahil Hazine vekilleri

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici  nedenlere göre,Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı Orman İdaresi ve Müdahil Hazine vekillerinin  temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının orman idaresine geri verilmesine, 02.05.2007 gününde yapılan ikinci görüşmede  oyçokluğu ile  karar verildi.

HGK. 02.05.2007 T. E: 20-237, K: 237

KARŞI OY YAZISI

        Kadastro sırasında Akdam Köyü Bostanlı mevkii 107 ada 109 parsel sayılı 2641 metrekare  yüzölçümündeki taşınmaz, kargir ev ve bahçesi niteliği ve kazandırıcı  zamanaşımı zilyetliği nedeniyle Ali Bolat adına tesbit edilmiştir. Orman Yönetimi, taşınmazın 6831 sayılı Yasa’nın 1.maddesi gereğince  orman sayılan yerlerden olduğu iddiasıyla dava açmış, Hazine taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu, öncesi orman sayılan yerlerden iken orman niteliğini  yitirdiği, 2/B madde gereğince Hazine adına  tapuya tescili iddiasıyla davaya katılmıştır. Mahkemece davaların reddine, çekişmeli parselin tesbit gibi davalı  adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, Orman Yönetimi ve Hazine tarafından temyiz edilmiş, mahkemece  verilen  hükümler Hazine ve Orman İdaresi temyizi üzerine Yüksek 20.Hukuk Dairesince  3 kez incelenmiş ve  2 kez soruşturmaya yönelik olarak bozulan karar  son kez “Bozmaya uyularak, resmi belge niteliğindeki eski tarihli memleket haritası, amenajman planı ve hava fotoğraflarının uygulanmasına  dayalı araştırma, inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişiler Haydar Babür, Turhan Erkan, Hüseyin Zor ve fen bilirkişi Selim Kara tarafından düzenlenen müşterek raporda, kılizimetre (eğim ölçer) yardımıyla yapılan ölçümde ev ve meyve bahçelerinin bulunduğu taraça şeklindeki  bölümde eğimin %4, buğday ekili bölümde ise %8-12 olduğunu, kadastro paftası ile memleket haritası çakıştırıldığında, çekişmeli taşınmazın memleket  haritasında belirlenen kot farkına göre eğimin %26 olduğu,  ancak fiilen böyle bir eğimin olmadığı bunun nedeninin de, taşınmazın taraçalı yapıda olmasından kaynaklandığı taşınmazın  eski tarihli harita ve belgelerde çalılık olarak nitelendiği ve sonuç olarak orman sayılmayan yerlerden olduğu bildirilmiş, mahkemece bu bilirkişi kurulu raporuna değer verilerek, Orman  Yönetiminin davası reddedilmişse de; gerek memleket haritasının düzenlendiği 1959 yılında iskan alan olarak kullanılan   alanlara sınır olmaması, çekişmeli taşınmazın memleket haritasında yeşil ile renklendirilen çalılıktan açılması, evlerin inşası sırasında eğimin insan eliyle düzlenme ihtimali bulunması, muhafaza karakteri taşımadığını  ispatlarcasına eğimin en yüksek %12 olarak saptandığının bildirilmesi nedeniyle, bilirkişilerin kılizimetre ile ölçerek bulduklarını bildirdikleri eğime değil taşınmazın memleket haritasında münhaniler geçirilmek suretiyle saptanan eğimine değer verilmelidir. Bu nedenlerle Orman Yönetiminin ve Hazine’nin davalarının kabulüne karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan düşünce ile davaların, reddi yolunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır….”  gerekçesiyle bozulmuştur.  Mahkemece “ mahallinde yapılan keşif sırasında dinlenilen mahalli ve tespit bilirkişilerin olayları dayalı  somut anlatımlarına göre davalı ve murisinin dava konusu taşınmaz üzerindeki zilyetliğinin 1955 yılında başladığı, bu tarihten beri kesintisiz olarak ekonomik amaca uygun olarak sürdürüldüğü, dava konusu taşınmazın üzerinde çevre  ormanlarda yetişen orman bitki örtüsünün  bulunmadığı, sadece taşınmazın doğu kısmında bulunan çalılık kısmı davalının babasının 1960 ihtilalinden önce  temizleyerek tarla haline getirdiğini beyan etmişlerdir. Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda dava konusu parselin toprak yapısı, çevresi, taşınmaz üzerindeki bitki örtüsü, ağaç cinsi ve sayısı, kapalılık oranı, hakim bitki örtüsü detaylı şekilde bilirkişilere incelettirilerek  taşınmazın eğimi münhaniler ve eğim ölçer aletler yardımıyla bilimsel yöntemler ile belirlenmiş olup, ayrıca kesinleşmiş tahdit söz konusu olmadığından eski tarihli memleket haritası ve amenajman palanı uzman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; çekişmeli taşınmazın memleket haritasına göre konumu saptanarak, memleket haritası ve kadastro paftası ölçekleri 1/5000 olarak eşitlenip, birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, taşınmazın bu harita ile irtibatını duraksamaya yer vermeyecek biçimde gösteren, memleket haritasındaki renkleri ve işaretleri aynen içeren kroki düzenlettirilmiş orman bütünlüğünü bozan orman içi açıklığı veya boşluğu olup olmadığı hususunda orman bilirkişi kurulundan bilimsel veriler bulunan rapor alınmış, belirtilen raporda dava  konusu  parselin orman sayılmayan yerlerden olduğu, ziraat bilirkişisinin raporuna göre; dava konusu taşınmazın tarım arazisi niteliğinde ve zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olduğu  bildirildiği, mahalli ve tespit bilirkişilerin beyanlarına göre de, dava konusu taşınmaz üzerinde davalının  ve murisinin zilyetliğinin ekonomik amaca uygun olarak 50 yılı aşkın süredir devam ettiği anlaşılmaktadır. Yargıtay bozma ilamında belirtilen  salt eğimin %12’den fazla olması taşınmazın tarım arazisi niteliğini etkilemeyeceği, eğimin %12’den fazla olması toprak muhafaza karakteri taşıyan taşınmazlarda önem arz etmekte olup, bilirkişi raporlarından da anlaşılacağı üzere dava konusu taşınmaz  toprak muhafaza karakteri  de taşımamaktadır. Ülkemizde eğimi %12’den fazla ve evveliyatı itibariyle çalılık olan tapulu tarım arazileri de  bulunmaktadır. Ayrıca Ülkemizde tarım arazisi olarak kullanılan toprakların %40’nın eğimi %12’nin  üzerindedir. Böylece davalı yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. ve 17’nci maddelerinde düzenlenen  kazandırıcı zaman aşımı ile mülk edinme koşullarının gerçekleştiği anlaşıldığından mahkememizce verilen  25.4.2006 gün ve 2005/364 esas, 2006/56 sayılı kararında direnilmesine, dava  konusu taşınmazın tespit gibi davalı adına tapuya kayıt ve tesciline karar vermek gerektiği kanaat ve  sonucuna varılmış olup, aşağıda yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir…” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

 Yüksek Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu Daire bozmasını benimsemiş ve eğimin %12’yi geçmesi nedeniyle dava konusu yerin orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan yerlerden olduğu gerekçesiyle orman sayılan yerlerden olduğunu kabul etmek suretiyle 6831 sayılı Yasa’nın 1/J maddesinin uygulama yeri bulunmadığını kabul etmiştir.  Somut olayda ihtilaf dava konusu yerin orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyıp taşımadığına ilişkindir. Nizalı yerin öncesinin makilik olduğu, zilyedin lehine 3402 sayılı Yasa’nın 14, 17.maddelerindeki imar ihya ile iktisap koşullarının süre ve taşınmazın niteliği itibariyle gerçekleştiği, taşınmazın bulunduğu yerde kesinleşmiş orman kadastrosunun bulunmadığı, uyuşmazlık konusu değildir. Yüksek Dairece eğimin %12’yi geçmesi nedeniyle makilik alanın orman sayılan yerlerden olduğu, dolayısıyla imar ihya ile iktisabının mümkün olmadığı kabul edilmişse de sadece eğime değer verilmek suretiyle makilik alanın orman ve toprak muhafaza karakteri taşıdığının kabulü usul ve yasaya aykırıdır. Yüksek Dairece benimsenen ölçüt sadece eğimdir. Oysaki bilindiği üzere 6831 sayılı Yasa’nın 1.maddesinde ormanın tanımı yapılmış ve istisnaları gösterilirken 1/J bendinde funda ve makilerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşımayan yerlerin orman sayılmadığı belirtilmiştir. Bu durumda makilik ve fundalık bir alanın orman sayılan yerlerden olup olmadığını tespit etmek için yapılacak iş orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyıp taşımadığını incelemektir. Mevzuatımızda 24.12.1965 günlü bakanlık oluru ile yürürlüğe giren Orman Genel müdürlüğünün  24.12.1965 günlü funda ve makilik sahaların tesbitine ait talimatnamenin 6.maddesinde açıklayıcı bir hüküm getirilmiş ve “Funda ve makilerle örtülü bir sahada:

            A) Hangi derecede olursa olsun toprak erozyonu varsa (Tabaka, oluk, yarıntı), toprağı uzvi kısmı kısmen veya tamamen yıkanmışsa;

            B) Toprak aşınması müşahede edilmese dahi erozyon potansiyeli bakımından tehlike ve zarar vuku melhuz ise;

            C) Toprak sığ ve arazide kayma tehlikesi mevcutsa,

             D) Arazi %12’den fazla meyli haizse bu kabil sahalar toprak muhafaza  karakteri taşır ve orman rejimi dışına çıkarılamaz.” hükmü getirilmiştir. Görüldüğü üzere yukarıdaki 4 halden biri dahi gerçekleşse o yer orman rejimi dışına çıkarılamaz. Anılan hüküm daha ziyade kesinleşmiş orman kadastrosu içerisinde kalan yerlerin orman dışına çıkarılıp çıkarılamayacağı, makilik alan olarak tefrik edilip edilemeyeceği konularında uygulama alanı bulmuş ise de ülkemizin coğrafi  şartları  karşısında  kadastro  görmemiş  bir  yerin  orman  olmadığının tespit bakımından  yetersiz görülerek 25.7.1974 tarihinde yürürlüğe giren orman kadastrosu yönetmeliğinin 132/a maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Artık %12’yi geçen eğimin taşınmazın orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyıp taşımadığında tek başına bir kriter olarak kabul edilmesi imkanı ortadan kalkmıştır. Kaldı ki 2004 yılında yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Kanunu’na göre orman kadastrosunun uygulanması hakkındaki yönetmeliğin 23/p maddesinde  eğimle birlikte diğer unsurlara da yer verilmiştir: “Orman ve toprak muhafaza karakteri; Üzerindeki  bitki formasyonuyla taşkınları, şiddetli yağış sonrası oluşan zararlı akışları, toprak erozyonu,  toprağın strüktür ve tekstürünün bozulmasını önleyici, su verimini artırıcı etkisi bulunan ve eğimi yüzde on iki (%12)’den  fazla olan yerlerdir.”  Bu hüküm karşısında  sadece eğime istinaden taşınmazın orman ve toprak muhafaza karakteri taşıdığını kabul etmek suretiyle uygulama yapmak mümkün değildir. Sadece eğimi esas alarak uygulama yapmak hem yürürlükteki hukuka, hem de ülke koşullarına ters düşmektedir. Dosyadaki birbirini istisnasız olarak teyid eden bir çok ziraatçı ve ormancı bilirkişi raporlarında da orman kadastro yönetmeliği 23/p maddesine göre, bir bütün olarak değerlendirildiğinde, taşınmazın orman ve toprak muhafaza karakteri taşımayan, orman sayılmayan makilik alanlardan iken yoğun para ve emek sarfıyla teraslanmak suretiyle tarım arazisi haline dönüştürüldüğü açıktır. Hal böyle olunca davalı taraf yararına  3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 17.maddelerinde düzenlenen iktisap koşullarının gerçekleştiği kabul edilerek Hazine ve Orman İdaresinin davalarının reddine dair kurulan direnme hükmünün yerinde olduğu gerekçesiyle sayın çoğunluk tarafından benimsenen yüksek özel daire görüşüne katılamıyoruz. Yüksek Hukuk Genel Kurulu Başkanlığı’na işbu muhalefet şerhini saygıyla sunarız.


TAŞINMAZIN ORMAN KADASTROSUNA GÖRE KONUMUNUN DURAKSAMAYA YER VERMEYECEK BİÇİMDE SAPTANMASI GEREKTİĞİ, BU NEDENLE YETERSİZ ARAŞTIRMALARA DAYANAN BİLİRKİŞİ RAPORLARINA GÖRE HÜKÜM KURULAMAYACAĞI-

HGK. 31.01.2007 T. E: 20-20, K: 41

Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil müdahalenin önlenmesi” davasından dolayı yapılan  yargılama sonunda; Sarıyer 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 21.11.2002 gün ve 1999/389 E- 912 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 01.12.2005 gün ve 2005/9033-14608 sayılı ilamı ile; (...Davacı Orman Yönetimi vekili  29.06.1999 tarihli dava dilekçesi ile, Zekeriya Köy’de bulanan ve arsa niteliği ile davalı adına tapuda kayıtlı olan, öncesi 174 numaralı olup ifrazen 1071, 1072, 1073, 1074, 1075, 1076, 1077, 1078, 1079, 1080, 1081, 1082 ve 727 parsel numaralarını alan toplan 13 adet parselin, orman tahdit sınırları içinde kalan bölümlerinin tapu kaydının iptali ile orman olarak Hazine adına tescilini, davalı şirketin yaptığı yapı ve tesislerin kal´ini ve el atmasının önlenmesini istemiştir. Mahkemece  davanın kısmen kabulüne, 1072 parselin orman tahdidi içinde gösterilen 145 m2, 1073 parselin orman tahdidi içinde gösterilen 332 m2, 1074 parselin orman tahdidi içinde gösterilen 16 m2, 727 parselin orman tahdidi içinde gösterilen 3147.11 m2 miktarındaki bölümlerinin tapu kayıtlarının iptaline ve bu bölümlerin orman niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline, bu bölümler üzerindeki davalının elatmasının önlenmesine ve muhdesatın kal’ine, diğer taşınmazlar ile yukarıda parsel numaraları belirtilen taşınmazların tahdit dışında kalan bölümleri yönünden  davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmekle Dairece onanmıştır. Bu kez Orman Yönetimi vekili kararın düzeltilmesini istemektedir

          Zekeriyaköy’de 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre 1938 yılında yapılarak kesinleşen orman tahdidi ile 29.11.1985 tarihinde ilan edilen herhangi bir nedenle orman sınırı dışında kalan ormanların kadastrosu, sınırlaması yapılan devlet ormanların aplikasyonu ve 2/B uygulaması  bulunmaktadır.

         Diğer yandan, Garanti  Koza İnşaat A.Ş. tarafından, Orman İdaresi aleyhine 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/87 sayılı dosyasında (bozulmakla 2001/329 E)17.02.1997 tarihinde 174 sayılı parselden ifrazen edilen 1071 ila 1082 sayılı toplam 12 adet parselin orman tahdidi dışında ve orman olmadıklarının tespiti ile yönetimin haksız müdahalesinin meni isteğiyle dava açılmış, mahkemenin 15.10.1998 gün 1987/87-554 sayılı kararlarıyla “keşif tarihinde bile orman niteliğini sürdüren taşınmazlar hakkında davanın reddine” karar verilmişse de,temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 18.12.2000 gün ve 15399/15822 sayılı kararı ile “Orman yönetiminin şirket aleyhine açtığı 1999/389  sayılı dava  dosyasının sonucunun beklenmesi gerektiği” nedeniyle bozulmuştur. Bozma sonrası 2001/329 esas numarasını almış ve  halen , eldeki davanın sonucunu beklemektedir.

Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir.Şöyle ki; Zekeriya Köy 174 sayılı parselle ilgili 29.03.2000 tarihli keşif sonucu Doç. Dr. Ahmet Yeşil Yrd.Doç.Dr. Hakan Yener ve Harita Mühendisi Selahattin Mermer tarafından verilen 10.04.2001 tarihli 1.raporda: 155 ila 161 OSN´ları arasındaki açı ve mesafelerin aynen sadece, 156-157 OSN´lar arasında semt açısının krokiden alındığı yazılıdır.Aynı raporun 3.bendinde 2896 Sayılı Yasa uygulaması sırasında yeni bir tahdit çalışmasının yapılmadığı bildirilmekteyse de,  2896 Sayılı Yasa uygulaması ile ilgili 09.10.1984 tarihli (6) nolu tutanakta tahdit dışında kalan bazı yerlerin yeniden tahdit içine alınıp eski tahdit sınırının bu yeni duruma göre düzeltildiği yazılıdır. Bu nedenle bilirkişi raporu gerçeği yansıtmamaktadır.Yine bilirkişi heyeti 157-158 OSN arasındaki uzaklığın ilk tahditte 129 m olduğu halde, aplikasyonda 150 m alındığını, yanlışlığın aradaki 21 metre farktan kaynaklandığını belirtmekte iseler de, 157-158 OSN´larını gösteren 27.06.1938 tarihli tahdit zaptının 94. sayfasının bu bölümü karalamadır ve kurşun kalemle yazıldığı şerhi vardır. Bunun nedeni araştırılmamıştır.Orman tahdit tutanağında Kabaklı ve Kurşun Deresinin birleştiği yere konulan (155) OSN´nın yeri tanımlanmakla birlikte arada kalan 156, 157, 158, 159 OSN´larının yeri  tanımlanmamıştır. Tahdit zaptının 94. ve 96. sayfalarında yeri tanımlanan (160) OSN´nın yeri bilirkişiler tarafından araştırılmamıştır. Aslında Dingil Kıran mevkisindeki üç yolun birleştiği sabit noktada olan (152) OSN ile Mostra Deresi´nde sabit nokta olan (152) ve Kabaklı,  Kurşun Dereleri´nin birleştiği yerdeki (155) OSN´lan esas alınıp bunların yeri o tarihteki memleket haritalarında bulunup, bu noktalara göre yapılan ölçü ile diğer noktalar belirlenmeli ve 09.10.1984 tarihli 6 nolu tutanakta yazılı 4785 Savılı Yasa gereği devletleştirilen yerlerde saptanarak sonuca ulaşılmalıydı. Aplikasyon haritasında 157/1 ve 158 OSN arasını bilirkişilerin kaç metre  olarak ölçtüğü konusunda da açıklık yoktur.

Yine bilirkişiler Prof. Dr. Kamil Şengönül, Prof. Dr. Mesut Hasdemir, Yrd. Doç.Dr. Ferhat Gökbulak tarafından düzenlenen 19.09.2002 tarihli 2. keşif raporuna gelince; raporun 3. sayfasında 1938 yılındaki tahdide ilişkin orman kadastro tutanağının 94. sayfasındaki açı ve mesafelerin bazılarının çizilip değiştirildiği vurgulandıktan sonra, zabıtnamelerdeki tanımlardan hareket edileceği yazılmıştır. Devamla iki derenin birleştiği 155 OSN´ den 160 numaraya gidilirken, zaptın 94. sayfasında tarla kenarının takip edildiği 157-158 OSN´lar arasının değişik el yazısı ile 125 m olarak yazıldığı (birinci raporda 129 m olarak yazıldığı açıklanmıştı) 155 ila 160 OSN´ların 1938 tahdidinin yapıldığı yerlerdeki tarla sınırı olması gerektiği yönündeki zabıtnamelere uymadığı, eski hava fotograflarına göre orman örtüsü belirlenerek, 158 OSN´nın 174 parselin köşesindeki orman örtüsünün başladığı yere konmasının doğru olacağı, 159 ve 160 OSN´larına zabıtlardaki açı ve mesafelerde ulaşılabileceği, raporun 4.bendinde 157 ve 158 OSN´lar arasının 150 m olmayıp, 125 m uzunlukta olması gerektiğinin bir kanıtının da Hamitağa Hususi orman haritası olduğunu bildirmişlerdir. Birinci raporda 157-158 OSN´lar arasında gösterilen 129 metre uzaklığın kendileri tarafından neden 125 metre alındığını, 160 OSN´nın yerinin doğru olup olmadığını zabıtlarda 160 OSN´nın yanındaki patikanın neresi olduğunu zabıtlarda yazılan diğer mesafelerin doğru olup olmadığını açıklamamışlardır.

Bundan ayrı, Dairede karar düzeltme incelemesi yapılıp 2004/11288 esas  sayılı, 04.11.2004 tarihinde Yönetimin  karar düzeltme isteminin reddine karar verilen Asliye (2). Hukuk Mahkemesinin 2000/671 sayılı dosyasında  Zekeriyaköy 175 parsel sayılı taşınmaz dava konusu olup, 174 ve 175 sayılı parsellerin bulunduğu yer tahdit haritasına göre bir dikdörtgenin içindedir. 174 parsel bu dikdörtgenin batı sınırında 175 sayılı parsel ise aynı dikdörtgenin doğu sınırında yer almaktadır. Bilirkişiler 174 sayılı parsel dosyasında bu dikdörtgenin sadece batı sınırındaki noktaları, 175 sayılı parsel dosyasında ise doğu sınırdaki OSN´ları göstermişlerdir. Bilirkişiler, bir dikdörtgenin içinde olan 174 ve 175 parsellerle ilgili olarak 174 sayılı parsel için verdikleri raporda158-160 OSN´ları orman aleyhine dikdördgenin batı sınırını daha batıya, 175 parsel için verdikleri raporda aynı dikdörtgenin doğu sınırını orman aleyhine daha doğuya kaydırmışlardır. Halbuki bilirkişilerin kabul ettiği gibi ölçü değerlerinde bir yanlışlık varsa, bu takdirde dikdörtgenin doğu sınırı daha doğuya kayarsa batı sınırınında doğuya kayması, ya da batı sınır batıya kayarsa bu takdirde doğu sınırının batıya kayması gerekirdi.

Diğer yandan Kılıçpınar-Kabaklı Ormanı´nın 151-152 OSN´ları ile ilgili olan,  Zekeriya Köy 176 sayılı parsele ait Asliye (2).Hukuk Mahkemesinin 1999/119 sayılı  dava dosyası her ne kadar H.G.K.´ tarafından onanmak suretiyle 150-151-152 OSN hattı H.G.K. kararı ile kesinleşmiş ise de, her dava kendi dosyası içindeki delillere göre çözümlenmelidir.Hatalı ve eksik uygulama var ise yanlışlığa devam edilemez.

           Mahkemece çekişmeli yere ait memleket haritası, 3116 sayılı yasa hükümlerine göre 1938 yılında yapılarak kesinleşen orman tahdidine ilişkin harita ve bölgeye ait kadastro paftası dosyaya getirtilmeden yargılama yapılıp sonuçlandırıldığı gözlenmiş olup, Dairedeki temyiz incelemesi sırasında dosyada yer almayan Uskumru ve Zekeriyaköy’deki 1938 yılı tahdidine ilişkin F22 - d - 06 - a nolu orman tahdit harita örneği ile dava konusu taşınmazların bulundukları yerlere ait tahdit tutanakları, 1957 tarihli - 1/25000 ölçekli İstanbul - F22 - d1 nolu memleket harita örneği, 1/5000 ölçekli İstanbul - F22 - d – 06 - a ve İstanbul - F22 - d – 01 - d numaralı memleket haritaları, kadastro paftaları,  dosya yerel mahkemeye iade edilmek suretiyle bulundukları yerden temin ettirilerek tamamlatılmıştır.

Tüm belge ve haritaların incelenmesi sunucunda; Kılıçpınar-Kabaklı ormanının 94 sayfasındaki 27.06.1938 tarihli tahdit zaptına göre ´.´Manastır Dere başındaki (152) numaradan tarla kenarını takiple, ikinci Kabaklı Dereye ve dereyi takiple Kurşun Dere yerinde Kebapçı, diğer adıyla Kurşun Deresindeki (155) numaraya, buradan Kurşun Dere içindeki tarla kenarından patikada 160 numaraya vardığı belirtilip, hattın gidişe göre sol tarafı orman, sağ tarafı orman olmayan tapulu arazi olduğu açıklanarak, aynı sayfada 148 ila 161 OSN´lar arasındaki açı, mesafe, meyil durumu yazılmış,  bu noktaların sayfada basit krokisi çizilmiş, ancak, tahdit zaptında 152 OSN Mostra Deresi başına olduğu belirlenmişse de, krokiye göre Mostra Deresi başına (151) OSN konduğu, tahdit zaptının 91.sayfasında (152) OSN Mostra Deresi başına konduğu anlaşılmaktadır.

Kılıçpınar-Kabaklı Devlet Ormanına ait 29.06.1938 tarihli tahdit zaptının sağ 96. sahifesinde 160 ila 179 OSN´lar arası açı ve mesafeler ile meyil gösterilerek, "Kurşun Deresi tarlaları ve Dingil Kıran Patikası üzerinde Zekeriya Köyü Hususi Ormanı yanındaki 160 numaradan mezkur patikayı  yokuş yukarı takiple, Dingil Kıranda yolda hendek başında (152) eski numaraya varır" denildiğine göre, bu davanın çözümünde çok önemli olduğu anlaşılan (160) OSN´nın konduğu yer, 29.06.1938 tarihli tahdit zaptının 95.sayfasında gösterilmiş ve patikada işaretlenmiştir.  (160) ila (152) ve OSN´na kadar hattın Dingil Kıran Patikasını takip ettiği, krokiye göre patikanın (160) OSN´dan hattı terk ettiği anlaşılmaktadır. Bilirkişiler memleket haritasını ve 1938 tahdit haritasını inceleyerek, çok önemli olan bu patikaya göre 152 ve 160 OSN´nın kesin yerini belirlememişlerdir. Bu 152 OSN aynı zamanda Belgrat Ormanı ile Uskumru Ayazma Ormanı ve Hamitağa Ormanı´nın da ortak noktasıdır ve tahdit zaptının 100. sayfasında Uskumru Köyü Ormanı tahdidi çizilirken,  “Zekeriya Uskumru köylerinin müşterek hudutları bulunan ve Belgrat Devlet Ormanı ile Zekeriya Köyü´nün Hususi Çiftlik ormanına bitişik noktaları olan, Sırtta Dingil Kıran mevkiindeki hendekte ve yolda (152) nodan, Zekeriya Çiftliği hususi ormanın garp hududundan Uskumru Yolunu Şimale takiple Harab (Kal´a) sırtından, Uskumru Köyünün (Sofa) Deresi başında araba yolunda sırtta (17) numaraya varır." şeklinde tanımlanmıştır. Sözü edilen bu (152) ve (17) OSN´ları Asliye I.Hukuk Mahkemesinin 1998/290 ( aynı gün incelemesi yapılan Dairenin 2005/9032 esas) sayılı dosyasında  davaya konu olan Uskumru Köyü 213 numaralı parsel ile ilgili orman sınır hattıdır

         Kılıçpınar-Kabaklı Devlet Ormanının Tahdit zaptının 96.sayfasında 160-179 OSN,ları tanımlandıktan. sonra 95.sol sayfasına 159 ila 176 OSN´lar ve ayrıca Uskumru Ormanı, Hamitağa Ormanı ve Kılıçpınar-Kabaklı Ormanının ortak noktası olan Dingil Kıran Mevkiindeki üç yolun birleştiği yere konulan (152) numaralı OSN´nın bulunduğu yer krokide gösterdiği gibi bu (152) OSN´nın yeri Uskumru Köyü Ormanına ait 99. sayfada çizilen krokide de gösterilmiştir. Davaya konu 174 Sayılı parselle ilgili 161 OSN Hamitağa ve Kılıçpınar-Kabaklı Ormanının ortak noktasıdır. 1945 yılında Devletleştirme sırasında çizilen  Hamitağa Ormanının 1945 yılında çizilen haritasında, Belgrat, Hamitağa, Uskumru ve Kılıçpınar-Kabaklı isimli dört adet ormanın ortak noktası olan (152) OSN üç yolun birleştiği Dingil Kıran mevkiindeki (152) OSN´nın hemen batısında iki adet bina isaretlenmiştir (Bak.Hamitağa Ormanı haritası).Uskumru Köyü 213 ve Zekeriyaköy 174  sayılı parsellere ait dava  dosyalarının çözümünde Dingil Kırandaki bu (152) OSN´nın kesin yerinin bulunması bu davaların çözümünde çok önemlidir.         

Bu nedenlerle; mahkemece önceki bilirkişiler dışında serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç uzman orman mühendisi ile yeteri kadar harita mühendisi ya da fen ehlinden oluşturulacak bilirkişi kurulu ile yapılacak keşifte, yerel bilirkişilerin yardımı ve uzman bilirkişilerin eliyle , 1938 tahdidinde kullanılan aletlerin niteliği de belirlenip, aynı ölçü tekniği ve 02.03.1986 tarihli 2/B madde uygulama yönetmeliğinin 54.maddesi gereğince çıkartılan teknik izahnamede açıklanan yöntemle uygulama yapılıp , eski tarihli memleket haritasında bulunan sabit noktaların bulundukları yerler zeminde tespit edilerek, Uyuşmazlığın çözümünde asıl olan Dingil Kıran mevkiindeki sabit üç yolun birleştiği (152) OSN ´nın yeri olduğundan, Hamitağa Ormanı´na ait, 1945 yılında çizilen krokide bu üç yolun birleştiği yerin hemen batısında görülen iki adet binanın zemindeki yeri bulunmalı,değişmeyen (152) OSN´nın yeri ve eski Kale Yolu ile Sofa deresi ve yine kuzeydeki 20, 21, 25 OSN nın zemindeki yeri  birer birer arazide bulunmalı, orman sınır noktalarının izledikleri tahdit hattı belirlenmelidir. Bir üçgenin köşe noktalarında bulunduğu anlaşılan (152) OSN, Uskumru 213 parselin bulunduğu (17) OSN ve üçgenin diğer köşesinde bulunan Zekeriya Köyü 174 parselle ilgili 160 ve 161 OSN´nın yerleri bulunmalı,orman sınır noktalarının bazılarının zeminde bulunmaması halinde ise, nedeni üzerinde durularak yerlerinden sökülerek yok edilip edilmedikleri saptanmalı, zeminde bulunamayan noktaların yerleri, zeminde halen var olan ve en yakın sabit orman sınır noktaları esas alınarak ve bu noktalardan hareketle yine orman kadastro tutanaklarındaki açı ve mesafeler okunup ölçülerek orman sınır noktalarının izledikleri tahdit hattına göre birer birer arazide bulunup röperlenmeli, memleket haritası örneği üzerinde gösterilmelidir. 1938 tahdit haritası kadastro paftası, aplikasyon haritası ve memleket haritası ile irtibatlı ve ayrı renklerde işaretli,memleket haritası, orman kadastro haritaları arazi kadastrosu paftası ile ölçekleri özel aletlerle denkleştirilmiş kroki çizdirilmeli, taşınmazın orman kadastrosuna göre konumu duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmalıdır.

        Anılan yönler gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma ile yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, Hazinenin karar düzeltme isteği yerindedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle; Orman Yönetimi vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüne, Dairenin 26.06.2003 gün ve 2003/4787-5511  E.K. sayılı onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 TEMYİZ  EDEN  : Davacı vekili

 HUKUK GENEL KURULU KARARI

 Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici  nedenlere ve özellikle 6831  sayılı Orman Kanunun 2896 sayılı Kanunla değişik aplikasyon ve 2/B uygulaması sırasında dava konusu taşınmazın bulunduğu bölümün orman içerisine alınması ve daha sonra 2/B maddesi ile orman sınırları dışına çıkarılması işlemi usulünce ilan edilmesine karşın, dava konusu taşınmazın tapu maliklerince yapılmış bir itiraz bulunmamasına, bu durumda dava konusu taşınmazın niteliğini saptayan Sarıyer Kadastro Mahkemesinin 1989/24 Esas, 1992/59 Karar sayılı ve 16.06.1992 tarihinde verilip, 13.08.1992 tarihinde kesinleşen kararının da dikkate alınmasının gerekmesine göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç :Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine,31.01.2007 gününde, oybirliği ile karar verildi.

HGK. 31.01.2007 T. E: 20-20 , K: 41


ÖZEL KANUN NİTELİĞİNDEKİ 6831 SAYILI ORMAN KANUNUNUN 11. MADDESİNDE YER ALAN HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRENİN UYGULANMASI İÇİN, BU KANUNA GÖRE OLUŞTURULAN ORMAN KADASTRO KOMİSYONLARINCA BU KANUNDAKİ USUL VE ESASLARA GÖRE SAPTANAN ORMAN KADASTRO KOMİSYONU KARARININ BULUNMASININ VE BUNUN KANUNDA YER ALAN 6 AYLIK İTİRAZ SÜRESİ İÇERİSİNDE ASKI SURETİYLE İLAN EDİLMESİNİN GEREKECEĞİ, OYSA Kİ, OLAYIMIZDA TAMAMEN 3402 SAYILI KADASTRO KANUNUNDAKİ USUL VE ESASLARI İLE İLAN SÜRELERİ DİKKATE ALINARAK YAPILAN BİR TESPİTİN BULUNMADIĞI, BU DURUMDA DA 3402 SAYILI KADASTRO KANUNUNUN 12/3.MADDESİNDE YER ALAN HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRENİN UYGULANMASININ GEREKECEĞİ, 3402 SAYILI KANUNDA BU HUSUSU DÜZENLEYEN AÇIK BİR HÜKÜM BULUNMASI NEDENİYLE AYNI YASANIN BİR MADDESİNİN AYNI OLAYA UYGULANMASI VE DİĞER BİR MADDENİN GÖZARDI EDİLİP UYGULANMAMASININ DÜŞÜNÜLEMEYECEĞİ, 3402 SAYILI KADASTRO KANUNUN 16/D MADDESİNDE AÇIKLANAN ÖZEL KANUNUN UYGULANMASI KOŞULLARI OLAYIMIZDA MEVCUT OLMADIĞI-

HGK. 11.11.2006 T. E: 20-619, K: 665

Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kozan 2.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 23.11.2004 gün ve 2004/13 E- 499 K.  sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 12.15.2005 gün ve 2005/1629-6141 sayılı ilamı ile; (...Davacı Remzi Demir, 09.01.2004 tarihinde genel arazi kadastrosunda orman niteliğiyle Hazine adına tesbiti kesinleşen Karabucak Köyü 128 ada 430 parsel sayılı 3574 m2 yüzölçümündeki taşınmazın kendisine ait olduğu, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğu iddiasıyla tapu kaydının iptali ve adına tescilini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne, çekişmeli parselin tapu kaydının iptali ve davacı gerçek kişi adına tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Yönetimler tarafından temyiz edilmiştir.

Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu iptal ve tescile ilişkindir.

Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 Sayılı Yasanın 4.maddesi hükümlerine göre yapılıp dava tarihi itibariyle kesinleşmiştir.

Mahkemece; kesinleşmiş orman kadastro haritasının eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planının uygulamasına dayalı araştırma, inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişi raporuyla çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirlendiği, davacı yararına tesbit gününe kadar kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Ne var ki; hükme dayanak yapılan uzman bilirkişi raporu ve rapora ekli orman sınır hattına irtibatlı krokisi ile çekişmeli parselin 3402 Sayılı Yasanın 4.madde hükümlerine göre yapılan tesbitin orman kadastrosunda 247 ila 248 numaralı orman sınır noktalarından oluşan orman sınır hattının Güneyinde orman olarak sınırlandırıldığı bildirildiği halde, raporun sonuç kısmında taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu açıklanmış, mahkemece bilirkişinin teknik bulgusuna değil, hukuki görüşüne değer verilmiştir. Hakim, bilirkişinin hukuki saptaması ile bağlı olmayıp, teknik görüşünü serbestçe takdir eder.

Orman kadastrosunun kesinleştiği hallerde bir yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı ve hukuki niteliği, orman kadastro tutanak ve haritalarının uygulanması suretiyle belirlenir. 3402 Sayılı Yasanın 4.maddesi hükümlerine göre yapılıp kesinleşen orman kadastrosunun sonuçları açısından, 6831 Sayılı Yasanın 7 ila 11.maddeleri gereğince yapılan orman kadastrosundan teknik ve hukuki olarak hiçbir fark yoktur. Fark, sadece sonuçlarının ilanı yönünden olup, 3402 Sayılı Yasanın 4.maddesi gereğince yapılan orman kadastrosuna ilişkin tutanaklar ve haritası işin bitimi ile Kadastro Müdürlüğüne verilip arazi kadastrosuna ilişkin tutanaklar ile birlikte 30 günlük askı ilanına tabi tutulur. İlanın bitimi ile arazi kadastrosu ile birlikte orman kadastrosu da kesinleşir. 30 günlük bu süre hak düşürücü süredir. 3373 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 11.maddesi gereğince tapu sahibi gerçek ve tüzel kişilere 10 yıl içinde orman kadastrosuna itiraz davası açma hakkı tanınmıştır.

Somut olayda; davacı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanıp tapuya dayanmadığı gibi tutunduğu vergi kaydı kendisine 10 yıllık süre içinde dava açma hakkı vermez.

O halde; kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı saptanan taşınmaza ilişkin zilyetliğe dayalı olarak yapılan tapu iptal ve tescil davasının reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Yönetimlerin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN  : Davalılar vekilleri

                            HUKUK GENEL KURULU KARARI

 Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, zilyetliğe ve vergi kaydına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Davacı, dava konusu 128 ada 430 parsel numaralı taşınmazın murisinden intikal ettiğini, 1937 tarih ve 132 numaralı vergi kaydına dayalı olarak 70-80 senedir davasız ve aralıksız olarak zilyed olduğunu ileri sürerek Orman niteliği ile Hazine adına yazılan tapunun iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar dava konusu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu iddia ederek davanın reddini savunmuşlardır.     

Mahkemece; alınan raporlara göre dava konusu taşınmazın orman sayılmayan, kültür arazisi niteliğinde bir yer olduğu ve davacı lehine zilyetlikle iktisap koşullarının oluştuğu sonucuna varılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.

Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle karar bozulmuş, mahkeme önceki hükmünde direnmiştir.

Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık; Kadastro tespiti sırasında 3402 sayılı Kadastro Kanununun 4/3.maddesi hükmü gereğince müşterek çalışma esasına göre orman idaresince belirlenip kadastro müdürlüğüne devredilen ve sonuçta hakkında kadastro tutanağı düzenlenerek orman niteliği ile Hazine adına tespit edilip, 30 günlük askı ilan süresi içinde dava  açılmaması sonucu kadastro tutanağı kesinleşen taşınmaz hakkında vergi kaydına ve zilyetliğe dayalı olarak 10 yıl içinde dava açılabilmesinin olanaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

1961 Anayasasında mülkiyet hakkı Sosyal ve iktisadi haklar ve ödevler başlıklı üçüncü kısımda 36.maddede düzenlenmişken 1982 Anayasasında mülkiyet hakkı daha da güçlendirilerek, dokunulmaz, vazgeçilemez, devredilemez nitelikteki temel haklar ve ödevler başlıklı ikinci kısımda 35.madde de düzenlenmiştir. Bundan amaç, mülkiyet hakkına gerek kişilerin gerekse Devletin azami ölçüde özen göstermesidir. 3402 sayılı Kadastro Kanunda  ve diğer kanunlarda 3402 sayılı kanunun 4.maddesine göre yapılacak kadastro tespitlerinde zilyetliğe ve vergi kaydına dayalı olarak açılan davaların 30 günlük askı ilan süresi ile sınırlı olduğuna ve 10 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılmasının olanaklı olmadığına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle, sıınırlayıcı hüküm bulunmadan kişinin Anayasal mülkiyet hakkının özüne dokunur şekilde dava açma süresinin kadastro tutanaklarının askı ilanına çıkarılmasından itibaren 30 günlük süre ile sınırlandırılması ve bir yerin orman olmadığı bilimsel olarak saptansa dahi hakkın etkin bir şekilde kullanılmasına imkan vermeyecek 30 günlük hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesi ile mülkiyet hakkının elinden alınması doğru olmayacaktır.

Önemle belirtilmelidir ki, “Adil yargılanma hakkı” yalnızca milli anayasa ve muhakeme hukukunun önemli bir parçası olmakla kalmamış, aynı zamanda hukuk devleti anlayışının ayrılmaz bir parçası ve Avrupa ortak anayasal düzeninin temel bir değeri olarak kabul edilmiştir. Temel hak ve özgürlüklerin sağlanması kadar, bu hakların etkin bir şekilde korunmasını isteme hakkının güvence altına alınması da büyük önem taşır.

 Bir başvurunun etkin olabilmesi için başvuru konusunda öngörülen sürenin de makul olması gerekir. Bu anlamda bizzat taraflara tebliğ edilmeyen ve uzakta olanların yapılan kadastro işleminden haberdar olmasının oldukça güç olabileceği hususu düşünüldüğünde, kadastro tutanaklarının askı ilan süresi olan 30 günlük süre ile dava açma hakkının sınırlandırılması ve kişilerin haklılığı yönündeki delillerin mahkemede tartışılmasının önünün kapatılması adil yargılanma hakkına aykırı olacaktır.

AİHS’nin Ek 1 No’lu Protokolü mülkiyet hakkını garanti altına almış ve herkesin mülkiyetin dokunulmazlığına riayet edilmesi hakkına sahip olduğu açıklanmıştır. Buna göre ancak; kamu yararı nedeniyle ve kanunda öngörülen koşullarla ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olmak şartıyla, kişi mülkiyet hakkından yoksun bırakılabilecektir.

10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanununun 4/3.maddesi hükmüne göre; Kadastro ekiplerince kadastro çalışma alanı sınırının belirlenmesi sırasında, çalışma alanı sınırında orman bulunduğu takdirde, bu durum orman sınırının belirlenmesi için çalışmaya başlanmadan iki ay önce Orman Genel Müdürlüğüne bildirilir. Bu yerlerin orman sınırlaması ve orman dışına çıkarma işlemleri 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre orman kadastro komisyonlarınca tespit edilip haritasına işaretlenir ve tutanakları ile birlikte kadastro ekiplerine teslim edilir. Bu yerlerin ölçü ve harita işlemleri bu sınırlar esas alınarak kadastro ekiplerince ikmal edilir.

Buna karşılık iki ay içinde kadastro komisyonlarınca orman sınırlarının belirlenmemesi halinde kadastro çalışma alanı sınırları kadastro ekiplerince belirlenir ve  çalışmalar bu kanun hükümlerine göre yürütülür.

Kadastro ekiplerince bu şekilde tespit ve ilan edilen yerlerde orman kadastro işlemleri de ikmal edilmiş sayılır. Orman kadastrosu kesinleşmiş yerlerde bu sınırlara aynen uyulur.

Kanunun getirdiği düzenleme ile orman kadastro ekipleri ile arazi kadastro ekiplerinin birbirine aykırı ve çelişkili işlemler yapması önlenmek istenmiş ve memleket kadastrosunun bir an önce tamamlanması hedeflenmiştir. Ayrıca bu şekilde orman sınırının belirlenmesi durumunda orman kadastro işlemlerinin ikmal edilmiş sayılacağı açıklanmakla bu konuda ikinci bir kadastro yapılması önlenmiştir. Kadastro Kanunun 4.maddesi 3.fıkrasında; “…çalışmalar bu kanun hükümlerine göre yürütülür…” denmektedir. Buna göre; yapılan çalışma sonucu belirlenen orman sınırları esas alınmak kaydı ile arazi kadastro ekiplerince 3402 sayılı Kadastro Kanununun izleyen maddelerine göre işlem yapılır. Bu şekilde yapılan kadastro tespitlerinin sonuçları 11.maddeye göre 30 gün süre ile ilan edilir. 12.maddeye göre 30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir. Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. 3402 sayılı kanunun 4.maddesinde yukarıda açıklanan bu prosedür dışında, başka bir prosedür uygulanacağına  dair bir hüküm mevcut değildir.

Kadastro Kanununun 14.maddesinde ise tapuda kayıtlı olmayan taşınmazların tespitindeki esaslar açıklanmıştır.

Açıklanan nedenlerle kanun koyucu 3402 sayılı Kanunun 4.maddesine göre yapılan kadastro işlemi ile bir yerin niteliğinin orman yada kültür arazisi olarak belirlenmesi durumunda sonuçlarının ilanı ve hak düşürücü süreler ve bu sürelerde yapılacak itirazlar bakımından hiç  bir fark öngörmemiştir. Yine arazi kadastro  komisyonlarınca yapılan genel kadastro tespitleri sırasında bir yerin niteliğinin orman, mera veya yayla olarak tespit edilmesi ile kültür arazisi olarak tespit edilmesi arasında uygulanması gereken usul ve ilan süresi ile hak düşürücü süreler yönünden bir fark bulunmadığı ortadadır.

Her ne kadar 4.maddede; “…Bu yerlerin orman sınırlaması ve orman sınırları dışına çıkarma işlemleri 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre orman kadastro komisyonlarınca tespit ve haritasına işlenerek tutanakları ile birlikte kadastro ekiplerine teslim edilir.” ibaresi bulunmakta ise de; Kanun metninden 6831 sayılı Orman Kanununun 11.maddesinde yer alan hak düşürücü sürenin uygulanması gerekeceği değil, sadece; orman olan yerlerde orman sınırlarının belirlenmesinde zorunlu olarak Orman Kanununun sınır belirlemesi ile ilgili özel hükümlerinin uygulanması gerektiğinin anlaşılması gerekmektedir.

Öte yandan 3402 sayılı Kadastro Kanunun 33.maddesinde; “Kadastro işlemlerinin bir bölgede tamamlanması veya iş hacmi itibarıyla kadastro mahkemesinin devamına ihtiyaç kalmadığının anlaşılması nedeniyle kadastro mahkemesi kapatılarak dosyanın asliye hukuk mahkemesine devredilmesi durumunda bu mahkemede davaya 3402 sayılı Kadastro Kanununda yazılı usul ve esasa göre, kaldığı noktadan devam olunacağı” açıklanmıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere; kadastro tespit işlemi gerek 4.maddeye, gerekse takip eden diğer maddelere göre yapılsın her halükarda uygulanacak olan kanun 3402 sayılı Kadastro Kanunun olmaktadır. 3402 sayılı Kanunda tespit edilen taşınmazın niteliğine göre farklı hak düşürücü sürelerin uygulanmasını öngören açık bir hüküm yada bu konuda 6831 sayılı Orman Kanuna bir atıf mevcut değildir.

Özel Kanun niteliğindeki 6831 sayılı Orman Kanununun 11.maddesinde yer alan hak düşürücü sürenin uygulanması için, bu kanuna göre oluşturulan orman kadastro komisyonlarınca bu kanundaki usul ve esaslara göre saptanan orman kadastro komisyonu kararının bulunması ve bunun kanunda yer alan 6 aylık itiraz süresi içerisinde askı suretiyle ilan edilmesi gerekir. Oysa ki, olayımızda tamamen 3402 sayılı Kadastro Kanunundaki usul ve esasları ile ilan süreleri dikkate alınarak yapılan bir tespit bulunmaktadır. Bu durumda da 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.maddesinde yer alan hak düşürücü sürenin uygulanması gerekir. 3402 sayılı Kanunda bu hususu düzenleyen açık bir hüküm bulunması nedeniyle aynı yasanın bir maddesinin aynı olaya uygulanması ve diğer bir maddenin gözardı edilip uygulanmaması düşünülemez 3402 sayılı Kadastro Kanunun 16/D maddesinde açıklanan Özel Kanunun uygulanması koşulları olayımızda mevcut değildir.

Bu açıklamaların ışığında somut olaya bakıldığında; dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 3402 sayılı Kadastro Kanununun 4.maddesi uyarınca kadastro çalışmasının yapıldığı, Orman Bakanlığınca oluşturulan komisyon tarafından orman sınırının belirlenerek harita ve tutanakların kadastro müdürlüğüne devredildiği, arazi kadastro ekiplerince dava konusu 128 ada 430 parsel numaralı taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenerek söz konusu orman sınırlaması esas alınarak taşınmazın orman niteliği ile Hazine  adına tespitine karar verildiği anlaşılmaktadır. 11.11.2003 tarihi ile 10.12.2003 tarihleri arasında tutanaklar askı ilanına çıkarılmış, 30 günlük süre içinde itiraz olmadığından tutanak kesinleşerek 11.12.2003 tarihinde orman niteliği ile Hazine adına tescil edilmiştir. Taşınmazın kadastrosunun 3402 sayılı Kanuna göre yapılması, Kadastro Kanununda, bu Kanuna göre yapılan kadastro tespitlerinde 3402 sayılı Kadastro Kanunundaki usul ve esasların uygulanacağının belirtilmesi, zilyetliğe ve/veya vergi kaydına dayalı olarak kadastrodan önceki nedenlerle açılan davalarda 30 günlük hak düşürücü sürenin uygulanıp, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.maddesinde ki 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanmamasının kanuna, Anayasaya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmelerine ve hukukun genel ilkelerine aykırı olması yanında; ilgili kanunun bir maddesinin uygulanıp, diğer bir maddesinin uygulanmaması şeklinde yapılan bir uygulama ile 3402 sayılı Kadastro Kanununun  12/3.maddesinin yok farz edilmesi mümkün değildir. Tesbit işlemi hangi kanuna göre yapılıp kesinleşmişse iptalinde de aynı kanun hükümlerinin uygulanmasının gerekmesine göre, davacının 30 günlük askı ilan süresinin bitiminden sonra başlayan 10 yıllık hak düşürücü süre içinde gerek tapulu ve gerekse tapusuz taşınmazlar yönünden ayrım yapılmaksızın dava açabileceği sonucuna varılmıştır.

Dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin 11.12.2003 tarihinde kesinleştiği davanın da 09.01.2004 tarihinde ve 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmıştır. Dava açma süresi bakımından davanın 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı yolundaki mahkemenin direnme kararı yerindedir.

Ne var ki, davanın esasına yönelik davalılar vekillerinin temyiz itirazları incelenmediğinden dosyanın bu açıdan temyiz incelemesinin yapılması için Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle, yerel mahkemenin hak düşürücü süre yönünden verdiği direnme kararı doğru olmakla birlikte, işin esasına yönelik davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 20.Hukuk Dairesine gönderilmesine, 11.11.2006 gününde ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

HGK. 11.11.2006 T E:20-619, K:665

                                           KARŞI OY YAZISI

 Dava, zilyetliğe ve vergi kaydına dayalı tapu iptal ve tescile ilişkindir.

Davacı, Kozan İlçesi, Karabucak Köyü 128 ada 430 parsel sayılı taşınmazın orman niteliğiyle tesbit tutanağı düzenlenmeden önce murisi tarafından zilyet edildiğini, onun ölümü ile kendisine mirasen intikal etmekle zilyetliğinin kesintisiz devam ettiğini, eklemeli zilyetlik sürelerinin tesbitten önceki dönemlerde 20 yılı aştığını belirterek tapusunun iptali ile adına tescilini, davalı Hazine ve Orman İdaresi vekilleri ise, taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında orman niteliğindeki yerlerden olduğu gerekçesi ile davanın reddini talep etmişlerdir.

Mahkemece; yapılan yargılama sonucu davanın kabulüne, 128 ada 430 parsele ait tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm Hazine ve Orman Yönetimince temyiz edilmekle 20. Hukuk Dairesi “Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 Sayılı Yasanın 4. maddesi hükümlerine göre yapılıp dava tarihi itibariyle kesinleşmiştir. Orman kadastrosunun kesinleştiği hallerde bir yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı ve hukuki niteliği, orman kadastro tutanak ve haritaların uygulanması suretiyle belirlenir. 3402 Sayılı Yasanın 4. maddesi hükümlerine göre yapılıp kesinleşen orman kadastrosunun sonuçları açısından 6831 Sayılı Yasanın 7 ile 11. maddeleri gereğince yapılan orman kadastrosundan teknik ve hukuki olarak hiçbir fark bulunmamaktadır. Fark sadece sonuçlarının ilanı yönünden olup, yasa gereğince bu tür tutanak ve haritalar 30 günlük askı ilanına tabi tutulur. İlanın bitimi ile arazi kadastrosu ile birlikte orman kadastrosu da kesinleşir. 30 günlük bu süre hak düşürücü süredir. 3373 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 11. maddesi gereğince tapu sahibi gerçek ve tüzel kişilere 10 yıl içinde orman kadastrosuna itiraz davası açma hakkı tanınmış olduğuna, davacının tapuya değil de vergi kaydı ve zilyetliğe dayanmış olmasına göre davacının davasının  reddine karar verilmesi” gereğine  değinilerek  karar bozulmuştur.

Yerel mahkemece taşınmazın tespitinin 3402 Sayılı Yasa kapsamında yapılarak  kesinleştiği, yörede 6831 sayılı  yasa  hükümlerine göre  bir orman kadastro  işleminin yapılmadığı,  3402 sayılı yasanın 4. maddesi gereğince  yapılan  çalışmanın   orman kadastro çalışması değil, orman tahdit  işlemi olduğu ve   bu tür orman   tahdit çalışmalarına  karşı açılacak davaların 3402 sayılı yasanın 12/3 maddesindeki 10 yıllık süreye tabi  bulunduğu,  bu nedenle  orman tahdidinin kesinleşmediğini, aksine, kişi yararına olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğinin gerçekleştiğini belirterek eski hükümde direnilmesine karar verilmiştir.

 10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren ve tespit tarihinde yürürlükte bulunan 3402 sayılı Kadastro Kanununun 4/3 maddesinde,

“Kadastro çalışma alanı sınırında orman bulunduğu takdirde; durum çalışmaya başlamadan iki ay önce Orman Genel Müdürlüğüne bildirilir. Bu yerlerin orman sınırlaması ve orman sınırları dışına çıkarma işlemleri 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre orman kadastro komisyonlarınca tespit ve haritasına işaretlenerek tutanakları ile birlikte kadastro ekiplerine teslim edilir. Bu yerlerin ölçü ve harita işlemleri yukarıdaki sınırlar esas alınarak kadastro ekiplerince ikmal edilir. İki ay içinde kadastro komisyonlarınca orman sınırlarının belirlenememesi halinde kadastro çalışma alanı sınırları kadastro ekiplerince belirlenir ve çalışmalar bu Kanun hükümlerine göre yürütülür. Kadastro ekiplerince bu şekilde tespit ve ilan edilen yerlerde orman kadastro işlemleri de ikmal edilmiş sayılır. Orman kadastrosu kesinleşmiş yerlerde bu sınırlara aynen uyulur.”

Yine aynı yasanın 16/D maddesinde “devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlar, bu yasada hüküm bulunmayan hallerde özel yasaları hükümlerine tabidir” hükümleri bulunmaktadır. Orman hukukuna ilişkin düzenlemeler özel yasa niteliğindeki 6831 sayılı Orman Kanununda yer almıştır. 3402 Sayılı Kadastro Kanunu, 6831 Sayılı Kanunun hiçbir maddesini yürürlükten kaldırmamış, aksine ormanlar hakkında mevcut olan özel Orman Yasasının uygulanacağını öngörmüştür. Bu bakımdan, niteliği orman olan taşınmazlar hakkında hukuk ve ceza konularında çıkacak uyuşmazlıkların tümünün özel Orman Yasasında yazılı hükümlere göre çözümlenmesi gerekir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 4/3. maddesi gerçekten uzman kuruluş olan orman kadastro komisyonlarının görevini, yani ormanları tespit etme işini, gerektiğinde genel arazi kadastro ekiplerine vermiştir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun hazırlık evresindeki Hükümet ve Adalet Komisyonu tasarılarında 3402 sayılı Kadastro Kanununun 4/3. ve maddesi bu şekilde olmadığı, T.B.M.M.’deki görüşmeler sırasında verilen önerge ile maddenin şimdiki halini aldığı görülmektedir. Önergede,  bu değişikliğin bir zorunluluk sonucu getirildiği bildirilmiştir.

3402 sayılı Kadastro Kanununun yürürlüğünden önce uygulanmış ve uygulanmakta olan 2613, 5602 ve 766 Sayılı Yasaların hükümleri gereğince, arazi kadastro ekipleri orman niteliğindeki yerler hakkında hiçbir işlem yapmadan, yani tespit tutanağı düzenlemeden ve kadastro paftasında, o yere parsel numarası vermeden çalışma alanı dışında, tespit ve tescil harici bırakmaktaydı. O yerde arazi kadastrosunun yapılıp kesinleşmesinden yıllar sonra o bölgede orman kadastrosu yapıldığından tespit ve tescil harici bırakılan ormanların mülkiyeti belli olmadığından ormanlar üzerindeki tahribat ve işgal devam ediyor, ya da arazi kadastro ekiplerinin yıllar önce özel mülk sayıp tapusunu kesinleştirdiği yerler orman sınırı içine alındığından, bu durum birçok hukuk ve ceza davalarına konu oluyordu. İşte 3402 sayılı Kadastro Kanunu; 1. maddesinde tanımlanan yasanın amacına uygun olarak, bir yerde kadastro işlemleri başlayınca, orman niteliğindeki (madde 4/3) özel mülke konu araziler (md. 13, 14) ile kamu malları (md. 16) ve şimdi tarım alanı olmayan; ancak, ileride tarım alanına dönüştürülmesi veya ekonomik yarar sağlaması mümkün olan yerlerin (md.18/1.) tespit ve tescil edilmesi hükümlerini getirerek o yerin, kadastro paftasında boşluk bırakmadan  tüm arazinin nitelik ve mülkiyetini belirleme yolunu benimsemiş, kamu mallarının tahribini, imar-ihya ve zilyetlik yoluyla kazanılmasını önlemiş,  böylece yurt genelinde yıllardan beri sürmekte olan arazi çekişmelerine son vermek suretiyle sosyal ve toplumsal barışın sağlanmasını amaçlamıştır.

3402 sayılı Kadastro Kanununun 4/3. maddesi hükmüne göre, bir çalışma alanında orman belirleme işi; ister orman kadastro ekiplerince, isterse arazi kadastro ekiplerince belirlensin, kadastro ekiplerince bu şekilde tespit ve ilan edilen yerlerde orman kadastro işlemlerini de ikmal edilmiş saymıştır.

İkmal etme, tamamlama değildir. İkmal edilen ya da yapılan işlemin ilan edilmesi ve ilan süresinde dava açılmayarak kesinleşmesi veya ilan süresi içinde dava açılması halinde dava sonunda verilecek kararın kesinleşmesi ile orman kadastrosu kesinleşecektir. Yasanın 4/3. maddesi hükmüne göre yapılan tespit işlemi aslında bir orman kadastro işlemidir. Yasa maddesindeki “orman kadastro işlemleri de ikmal edilmiş sayılır” tümcesi yapılan işlemin isminin orman kadastro işlemi olduğunu, hiçbir yoruma gerek olmadan açık şekilde bildirmektedir.

Yapılan ve kesinleşen işlem orman kadastrosu olduğuna göre, temyize konu dava, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesi hükmüne göre açılan, tapu iptali davası değil, 6831 sayılı Orman Kanunun 11/1. maddesi hükmüne göre açılan, orman kadastrosunun iptalidir.

Orman niteliğinde olan bir yerin kadastro işlemi kesinleşmekle o taşınmaz kamu malı orman niteliğini kazanır. Yukarıda açıklandığı gibi, ormanlar açısından 6831 Sayılı Orman Yasası, 3402 Sayılı Kadastro Yasasına göre daha özel nitelikli yasa konumunda olup, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/D maddesinde ormanlar hakkında özel yasasının uygulanacağı hususu da önemle vurgulanmıştır. Bu nedenle, kesinleşen orman kadastrosunun nasıl iptal edileceği 3402 sayılı Kadastro Kanununda değil, 6831 Sayılı Orman Yasasının 11/1. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddede ise, kesinleşen orman kadastrosunun iptalinin ancak, tapulu taşınmazlar yönünden, tapu sahiplerinin 10 yıllık hak düşürücü süre içinde istenebileceği öngörülmüştür. Vergi kaydına, zilyetliğe dayanılarak kesinleşen orman kadastrosunun iptali dava edilemez.

Yasaların yorumlanmasında yalnızca o madde değil, o maddeyi ilgilendiren diğer yasalardaki tüm hükümlerin birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılması gerekir.

3402 sayılı Kadastro Kanunun 12/3. ve 6831 sayılı Orman Kanunun 11/1. maddesinde belirtilen hak düşürücü süreler kamu düzeni ile ilgilidir. Hak düşürücü süre davanın görülebilirlik koşuludur. Bir davada hak düşürücü sürenin bulunup bulunmadığı davaya bakan hakim tarafından, tarafların istemi olmadan doğrudan göz önünde bulundurulması zorunludur. Hak düşürücü süre geçmişse davanın esası incelenemez. Davacı, davasında haklı bile olsa hak düşürücü süre davanın özünü ortadan kaldırmış olduğundan o davanın esasına girilemez ve dava dinlenemez. Kadastro yasaları tasfiye amacını gütmektedir.

Yasa koyucu, kamu düzenini hak arama hürriyetinden daha önemli görmüş ve hak düşürücü süreye üstünlük tanımıştır.

Somut olayda; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 4/3. maddesi hükmüne göre yapılan orman kadastrosu 2003 yılında kesinleşmiş dava konusu parselin orman niteliği ile Hazine adına tapu kaydı oluşmuş ve taşınmaz kamu malı orman olmuştur. Temyize konu dava 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde anılan 10 yıllık süre içinde vergi kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak açılmıştır. Ne var ki; kesinleşen orman kadastrosunun iptali 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/D maddesi yollaması ile 6831 Sayılı Orman Kanunun 3373 Sayılı Yasa ile değişik  11/1. maddesi gereğince ancak tapuya dayanılarak 10 yıllık hak düşürücü süre içinde istenebilir. Davacı tapuya dayanmadığından hak düşürücü süre nedeniyle kesinleşen orman kadastrosunun iptalini isteyemez (H.G.K.’nun 08.06.2005 gün 2005/20-327 E., 2005/377 K. Sayılı ve H.G.K.’nun 28.06.2006 gün 2006/20-467 E., 2006/494 sayılı kararları da aynı yöndedir.).

Açıklanan nedenlerle, özel daire bozma kararındaki gibi, davacının hak düşürücü süre geçtikten sonra zilyetlik ve vergi kaydına dayanarak açmış olduğu kesinleşmiş orman kadastrosunun iptaline ilişkin davasının reddine karar verilmesi gerekirken, bu tür davaların 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi olacağını kabul eden Yüce Genel Kurulun değerli çoğunluğu görüşüne katılmak mümkün olmamıştır.


ORMAN ARAŞTIRMASI SONUCUNDA DAVAYA KONU TAŞINMAZIN ORMAN SAYILMAYAN YERLERDEN OLDUĞU SAPTANDIĞI TAKDİRDE, BU KEZ ZİLYETLİK YOLU İLE KAZANMA KOŞULLARININ ARAŞTIRILMASININ GEREKECEĞİ-

HGK. 22.11.2006 T. E: 20-744, K: 741

Taraflar arasındaki “tescil“ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Adana 2.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 27.10.2004 gün ve 2004/213 E-  1558 K. sayılı kararın incelenmesi davalılardan Maliye Hazinesi ve Orman Genel Müdürlüğü vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 06.04.2006 gün ve 2006/3597-4681 sayılı ilamı ile; (...Davacı, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği Baklalı Köyü Mahmut Koca mevkiinde bulunan taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasanın 713.maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiştir.Mahkemece, dava dilekçesinde yazılı ve fen bilirkişi raporunda gösterilen 2 numaralı 7334 m2 ve 4 numaralı 39.154 m2 yüzölçümündeki taşınmaz hakkındaki davanın kabulü ile davacı adına tapuya tesciline, fen bilirkişi raporundaki 3 numaralı taşınmaz hakkındaki davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı Orman Yönetimi ve Hazine tarafından temyiz edilmiş,Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 2003/5450-7137 E.K.sayılı .bozma kararında özetle: “Alınan bilirkişi kurulu raporunun yeterli olmadığı, üç orman ve bir fen bilirkişi kurulu aracılığıyla yapılacak keşifte, memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planı çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiğinin belirlenmesi ve memleket haritasıyla irtibatlı kroki düzenlenmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kısmen kabulüne ve fen bilirkişinin 1.9.2004 tarihli rapor ve krokisinde Y-4 işaretli 39154 m2 ve Y2 işaretli 7334 m2 yüzölçümündeki taşınmazların davacı Yusuf Yaşar Yörük adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalılar Orman Yönetimi vekili ve Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle dairece bozulmuştur. Bu kez, davacı Yusuf Yaşar Yörük vekili kararın düzeltilmesini istemektedir.

Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713.maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.

Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce orman kadastrosu yapılmadığı, genel arazi kadastrosu işleminin 1952 yılında yapılarak kesinleştiği, kesinleşme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında 20 yıllık süre geçtiği, taşınmazların taşlıklı ve çalılık olması nedeniyle tapulamada tescil harici bırakılarak kadastral paftaya işlendiği anlaşılmaktadır.

Mahkemece, 3402 sayılı Yasanın 14.maddesi uyarınca kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının davacı yararına gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Her ne kadar dairece, “çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde genel arazi kadastrosu işlemi 1952 yılında yapılarak kesinleşmiş olup, davaya konu taşınmaz orman niteliğinde taşlık, çalılık olması nedeniyle tapulama harici bırakılmış olduğundan, Medeni Yasanın 713.maddesi ve 3402 sayılı Yasanın 14. ve 17.maddeleri hükümlerine göre tapuya tescil edilebilmesi için, orman kadastro işleminin  kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile yasada belirtilen koşullar altında tasarruf edilmesi gerek Yargıtay HGK.nun 24.10.2001 gün, 2001/8-464/751 sayılı kararı ile HGK.12.5.2004 gün 2004/8-242-292 sayılı kararlarında açıklandığı üzere, genel arazi kadastrosu sırasında  orman vasfında  çalılık olarak tespit dışı bırakılan taşınmazın öncesinin orman olduğunun kabulü ile daha sonraki tarihte yapılacak orman kadastrosunda tespit harici bırakılmasından  dava tarihine kadar yirmi yıllık zilyetlikle kazanma süresinin gerçekleşmediği durumda davanın reddinin gerekeceğinin hükme bağlandığı, davaya konu taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce orman kadastrosu yapılmadığı gözetildiğinde davacı yararına zilyetlikle kazanma koşullarının gerçekleştiğinden söz edilemeyeceğinden davacı gerçek kişilerin davasının tamamen reddine karar verilmesi gerektiği” nedeniyle bozulmuş ise de, mahkemece çekişmeli taşınmazların öncesinin orman niteliğinin ve hukuki durumunun belirlenmesi ve eğiminin doğru olarak hesaplanması için belediyede bulunan halihazır harita ve münhanili haritalar ile varsa topografya haritaları bulundukları yerden getirtilerek bir jeolog aracılığı ile  uygulanmadığı gibi, çekişmeli taşınmaza komşu 92, 86 ve 98 sayılı kadastro parsellerine ait kadastro tespit tutanaklarının dayanaklarının getirtilerek uygulanmadığı, komşu 100 sayılı parselin dayanağı Haziran 1944 tarih 715 nolu tevzi tapusunun ait olduğu ve tevzi parseli, 125  ada 2 parselin bulunduğu yer ile ilgili tevzi paftası, belirtme tutanağının bulunduğu yerden getirtilerek uygulanmadığı, gerek tapu hududunun ve gerekse tevzi paftasının çekişmeli taşınmaz yönünü ne olarak nitelendirdiğinin saptanmadığı gözlenmiştir.Eksik inceleme ve araştırmaya dayanılarak hüküm kurulamayacağından, karar düzeltme isteminin kabulü ile dairenin bozma kararı gerekçesinin düzeltilmesi gerekmiştir.

Bu nedenlerle; yörede 1952 yılında yapılarak  kesinleşen genel arazi kadastrosuna ilişkin ve çekişmeli taşınmazın içinde yer aldığı kadastro paftasının onaylı örneği ile, Haziran 1944 tarih 715 nolu tevzi tapusunun ait olduğu ve tevzi parseli,  125 ada 2 tevzi parselinin bulunduğu yer ile ilgili tevzi paftası, belirtme tutanağı, dava konusu yere en yakın 92, 86 ve 98 sayılı kadastro parsellerine ait kadastro tespit tutanakları ve varsa dayanakları ile tutanakları kesinleşmiş ise edinme nedeni ve tarihinin yazılı olduğu tapu kayıtları tapu sicil ve kadastro müdürlüklerinden getirtilerek dosyaya eklenmelidir.

Çekişmeli  taşınmazların öncesinin orman niteliğinin ve hukuki durumunun belirlenmesi ve eğiminin doğru olarak hesaplanması için, yöreye ait bulunabilecek en eski memleket haritası, amenajman planı, hava fotoğrafı  ile belediyede bulunan halihazır harita ve  münhanili haritalar  ile varsa topografya haritaları  bulundukları yerden getirtilerek bir jeolog, bir orman ve bir harita mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden keşif yapılarak memleket  haritası, hava fotoğrafı, amenajman planı,münhanili harita ve  topografya haritası çekişmeli taşınmaza ve çevresine uygulanarak haritalardaki konumu saptanıp, taşınmazın eğimi duraksamaya yer vermeyecek biçimde hesaplatılmalı, anılan belgeler, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; Haziran 1944 tarih 715 nolu tevzi tapusunun ait olduğu ve tevzi parseli, 125 ada 2 parselin bulunduğu yer ile ilgili tevzi paftası, belirtme tutanağı uygulanmalı, çekişmeli taşınmaza komşu 92, 86 ve 98 sayılı kadastro parsellerine ait kadastro tespit tutanaklarının dayanakları uygulanmalı; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Yasalar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Yasanın 45.maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 1.6.1988 gün ve 31/13 E.K.;14.3.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.6.1989 gün ve 7/25 E.K.sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 3.3.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Yasanın 14.maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman  olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman  sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki  örtüsü ve çevresi incelenmeli; kesinleşmiş orman kadastrosu bulunmadığından, yukarıda değinilen diğer belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu  parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı; hukuken ve bilimsel olarak ve Hukuk Genel Kurulunun 15.11.2000 gün ve 2000/20-1663/1694 sayılı kararında açıklandığı gibi eğimi %12’nin üzerinde olan toprak ve orman muhafaza karakteri taşıyan funda veya makiliklerle örtülü yerlerin  orman niteliğinde ve 6831 sayılı Yasanın 1/j bendi kapsamı  dışında olduğu gözetilmelidir.

Yukarıdaki yöntemle yapılan araştırma sonucunda çekişmeli taşınmazın evveliyatının ve fiili durumunun orman olmadığının, ancak tüm yönlerinin devlet ormanı ile çevrili orman içi açıklık olduğunun saptanması halinde 6831 sayılı Yasanın 17/2.maddesi kapsamındaki yerlerden olduğu düşünülmelidir.

6831 sayılı Yasanın 17.maddesi, orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat yapılmasına, hayvancılık amacı ile ağıl yapılmasına, bu kesimlerin özel mülke dönüşmesine izin vermez.

6831 sayılı Yasa, madde 17/1-2

Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina ve ağıl inşası ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması, işlemesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır.

Devlet ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollarıyla elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunmaz. Buralara doğrudan doğruya orman idaresince el konulur. Yanan yerlerde husule gelen enkaz hiçbir suretle eşhasa satılamaz. Bunlar resmi daire ve müesseseler ihtiyacına tahsis olunur.

Yasa metninden açıkca anlaşıldığı gibi, hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım, inşaat ve hayvancılık yapmak amacı ile ağıl yapılamaz. Bu tür yerler özel mülk olamaz. Yönetim derhal elkoyma hakkına sahiptir. Orman içi açıklıklardan yararlanabilmek için zorunlu olarak orman kullanılacaktır. Bu kullanım nedeniyle yeni açma, genişletme, yangın oluşması önlenemeyecek ve orman bütünlüğü bozulacaktır.

Ayrıca, bu tür taşınmazların öncesinin orman olma zorunluluğu yoktur. Zira, öncesi orman olan ve ormandan açılan taşınmazlar, 6831 sayılı Yasanın 1.maddesi ve Yargıtay uygulamaları gereği oluşan kesin içtihatlara göre zaten orman sayılmaktadır. 17.maddede tanımı yapılan olgu, öncesi orman iken açılan yerlerle beraber ayrıca hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıkların kazanılamayacağı ilkesini içermektedir ve amacı orman bütünlüğünü korumaktır.

Yasa koyucu ayrı bir kavram oluşturmuş ve hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat ile özel mülke dönüşme yolunu kapamıştır. Bu itibarla, dava konusu taşınmazın memleket haritasında açık alanda gözükmesi bu olguyu değiştirmez. Etrafı ormanla  çevrili olan taşınmazlar özel mülke dönüşüp, tarım  ve inşaata açıldığında orman bütünlüğünün bozulacağı tartışmasızdır. Dairemizin bu yoldaki kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenen ve yerleşik kararlar halini almıştır. (Y.HGK.nun 10.12.1997 gün ve  1997/20-830/1034, 10.12.1997 gün ve 1997/20-808/1039, 22.10.2003  gün ve 2003/20-665/614  sayılı ve yine orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten sonra 20 yıldan fazla süre geçse dahi orman içi açıklık konumunda olan taşınmazların zilyedlik yoluyla kazanılamayacağı konusundaki  11.10.2004 gün ve  2004/7-531-582 sayılı kararları.)

Tapu ve zilyetlik yoluyla kişi ve kurumların ormandan toprak kazanmasını sağlayan 3402 sayılı Yasanın 45.maddesinin ilgili fıkraları da Anayasa Mahkemesinin 1.6.1988 gün  ve 31/13 E.K.; 14.3.1989 gün ve 35/13 E.K. ve  13.6.1989 gün ve 7/25 E.K.sayılı kararları ile  iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 3.3.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Yasanın 14.maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.

Ayrıca; bu tür yerler yasa gereği orman sayıldığı için, orman içi açıklık ve boşlukların zilyetlik yolu ile kazanılmasına yasal olanak yoktur.Dolayısıyla bu yollarla ormandan toprak kazanımından söz edilemeyeceğinden ,orman içi açıklık olduğu saptanan taşınmazın özel mülke konu olamayacağı gözetilmelidir.

Orman araştırması sonucunda davaya konu taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu saptandığı takdirde,  bu kez zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının araştırılması gerekir.Bu cümleden olarak, yapılacak keşifte tarım uzman bilirkişi  olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip, bu yolda rapor alınmalı; komşu parsellerin tutanak ve dayanakları getirtilip uygulanmalı; bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı;varsa, zilyetlik tanıkları taşınmaz başında dinlenmeli;zilyetliğin ne zaman başladığı kaç yıl ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; gerçek kişiler yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı  belirlenmeli; 3402 sayılı Yasanın 14.maddesi uyarınca, davacılar yanında murisler yönünden de tapu sicil ve kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden araştırma yapılıp, sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, yasanın getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.

Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalılardan Maliye Hazinesi ve Orman Genel Müdürlüğü vekilleri

                         HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici  nedenlere göre,Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç : Maliye Hazinesi ve Orman Genel Müdürlüğü vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz harcının Orman İdaresine iadesine, 22.11.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

HGK. 22.11.2006 T. E:20-744, K:741


MAHKEMENİN, GEREĞİ OLMADIĞI HALDE, TAŞINMAZIN NİTELİĞİNİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURARAK HAZİNE VE ORMAN YÖNETİMİNİ DAVAYA DAHİL ETTİĞİ, BU DURUMUN, HAZİNE VE ORMAN YÖNETİMİNE GERÇEK ANLAMDA DAVALI VE DAVACI SIFATI VERMEYECEĞİ, YAPILAN YARGILAMADA DAVA KONUSU PARSELİN BİR BÖLÜMÜNÜN KESİNLEŞEN ORMAN SINIR İÇİNDE KALDIĞI GERİYE KALAN BÖLÜM ÜZERİNDE DE ÇEŞİTLİ YAŞLARDA ORMAN AĞAÇLARININ BULUNDUĞU KİŞİLERİN ZİLYETLİKLERİNİN SÖZ KONUSU OLMADIĞI GEREKÇE GÖSTERİLEN ÇEKİŞMELİ 270 PARSELİN TAMAMININ ORMAN NİTELİĞİ İLE HAZİNE ADINA TAPUYA TESCİLİNE KARAR VERİLMESİNİN USUL VE YASAYA AYKIRI OLACAĞI, HAZİNE VE ORMAN YÖNETİMİNİN DAVA SONUÇLANINCAYA KADAR USULEN DAVAYA KATILMA OLANAĞININ MEVCUT OLDUĞU, BÖYLE BİR KATILIM BULUNMADIĞINA GÖRE DAVASINI İSPATLAYAMAYAN DAVACI GERÇEK KİŞİNİN DAVASININ BU AŞAMADA REDDİNE KARAR VERİLMESİ GEREKECEĞİ-

HGK. 11.10.2006 T. E: 20-633, K: 643

Taraflar arasındaki “Kadastro tespitine itiraz “ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Pozantı Kadastro Mahkemesince davanın reddine  dair verilen  30.11.2004 gün ve 1996/79 E.  2004/107 K. sayılı kararın incelenmesi  davacı ve davalı  vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 15.9.2005 gün ve  2005/5245 E. 2005/10358  K. sayılı ilamı ile, (...Kadastro sırasında, Alpu Köyü 105 ada  270 parsel sayılı 30.994 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, belgesizden tarafların miras bırakanı ölü Gülsüm Gürdil adına tespit edilmiştir davacı gerçek kişi, çekişmeli taşınmazın taksim neticesinde kendisine ait olduğu iddiasıyla dava açmıştır.Mahkemece yargılama sırasında Orman Yönetimi ve Hazine davaya dahil edilmiş, yapılan inceleme neticesinde orman niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı gerçek kişi ile davalı gerçek kişiler ve  davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.

Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit tarihinden önce 1975  tarihinde yapılıp  kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 1994 yılında yapılıp dava  tarihinde   kesinleşen aplikasyon ve 2/B uygulaması vardır.

1)Davalı Hazinenin temyiz itirazları yönünden;

Davaya dahil edilen Hazine mahkemece verilen hükmün lehine olduğunu düşünerek Maliye Bakanlığı Başhukuk  Müşavirliği Muhakemat Genel Müdürlüğünün 25.2.2005 tarih 1847 sayılı yazısı ile temyizden vazgeçmiştir. Her ne kadar, gerçek kişiler arasında açılan davaya dahil edilmiş ise de, katılımı olmadığından ve bu aşamada davada taraf sıfatı bulunmadığından temyiz dilekçesinin reddi gerekmiştir.

2)Davacı ve davalı gerçek kişilerin temyiz itirazlarına gelince;

a)Davacı çekişmeli taşınmazın miras bırakan Gülsüm Gürdil adına tesbit edildiğini; ancak, diğer mirasçılar ile yapılan taksim neticesinde çekişmeli taşınmazın kendisine kaldığı iddiası ile bu davayı açmıştır.Ancak, toplanan deliller, tanık ve yerel bilirkişi beyanlarından taraflar arasında taksimin varlığına ilişkin beyan olmadığı ve davacının iddiasının ispatlanamadığı anlaşıldığından davacının bu husustaki temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

b)Sair temyiz itirazlarına gelince; çekişmeli taşınmaz tarafların ortak miras bırakanı Gülsüm Gürdil adına kadastroca tespiti yapılmış davalılar hazine ve Orman Yönetimi yapılan bu tesbite karşı süresinde itiraz ederek dava açmadıkları gibi davacı tarafından açılan davaya da 3402 sayılı Yasanın 26/D maddesi uyarınca katılmamışlardır. Somut olayda, 3402 sayılı Yasanın 30/2 maddesinde anılan koşullar da mevcut değildir. Mahkeme gereği olmadığı halde, taşınmazın niteliğini göz önünde bulundurarak Hazine ve Orman Yönetimini davaya dahil etmiştir.Bu durum, Hazine ve Orman Yönetimine gerçek anlamda davalı ve davacı sıfatı vermez.Yapılan yargılamada dava konusu parselin bir bölümünün kesinleşen orman sınır içinde kaldığı geriye kalan bölüm üzerinde de çeşitli yaşlarda orman ağaçlarının bulunduğu kişilerin zilyetliklerinin söz konusu olmadığı gerekçe gösterilen çekişmeli 270 parselin tamamının orman niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Hazine ve Orman Yönetiminin dava sonuçlanıncaya kadar usulen davaya katılma olanağı mevcuttur.Böyle bir katılım bulunmadığına göre davasını ispatlayamayan davacı gerçek kişinin davasının bu aşamada reddine karar verilmelidir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalılar  vekili

                   HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici  nedenlere göre,Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalılardan Aydın ve Aysel Gürdil vekilinin  temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA,istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 11.10.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

HGK. 11.10.2006 T. E:20-633, K:643

 

---------------------------------------

 

3402 SAYILI KADASTRO KANUNUNUN 4/3. MADDESİ HÜKMÜNE GÖRE YAPILAN ORMAN KADASTROSU 22.01.2004 TARİHİNDE KESİNLEŞMİŞ DAVA KONUSU PARSELİN ORMAN NİTELİĞİ İLE HAZİNE ADINA TAPU KAYDI OLUŞTUĞU VE TAŞINMAZIN KAMU MALI OLDUĞU, TEMYİZE KONU DAVA 3402 SAYILI KADASTRO KANUNUNUN 12/3. MADDESİNDE ANILAN 10 YILLIK SÜRE İÇİNDE KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİNE DAYANILARAK AÇILDIĞI, NE VAR Kİ; KESİNLEŞEN ORMAN KADASTROSUNUN İPTALİ 6831 SAYILI ORMAN KANUNUN 11/1. MADDESİ GEREĞİNCE ANCAK TAPUYA DAYANILARAK 10 YILLIK HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE İÇİNDE İSTENEBİLECEĞİ, DAVACI TAPUYA DAYANMADIĞINDAN HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE NEDENİYLE KESİNLEŞEN ORMAN KADASTROSUNUN İPTALİNİ İSTEYEMEYECEĞİ-

HGK. 28.06.2006 T. E: 20-467, K: 494

Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kozan Asliye 2.Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 02.11.2004 gün ve 2004/105-413 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 12.05.2005  gün ve  2005/1628-6140 sayılı ilamı ile, (Davacı Durdane Bilgin 23.03.2004 tarihinde, genel arazi kadastrosunda orman niteliğiyle Hazine adına tesbiti kesinleşen Mahyalar köyü 114 ada 271 parsel sayılı 6617 m2 yüzölçümündeki taşınmazın 4500 m2 bölümünün orman ile ilgisi olmadığı ve kendisine ait olduğu, kadastro tesbit tarihine kadar yararına kazandırıcı zamanaşımı yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu iddiasıyla, bu bölümün  tapu kaydının iptali ve tarla niteliğiyle adına tapuya tescilini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne, çekişmeli parselin tapu kaydının iptaline, 12.08.2004 tarihli bilirkişi rapor ve krokisinde (A) e gösterilen 728 m2 bölümün davacı Dürdane Bilgin, (B) ile gösterilen 5889 m2 bölümün ise orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.

Dava dilekçesindeki açıklamaya ve dosya kapsamına göre dava tapu iptal tescile ilişkindir.

Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 Sayılı Yasanın 4. maddesi hükümlerine göre yapılmıştır.

3402 Sayılı Yasanın 4/3. maddesi “kadastro çalışma alanı sınırında orman bulunduğu taktirde; durum çalışmaya başlamadan iki ay önce Orman Genel Müdürlüğüne bildirilir. Bu yerlerin orman sınırlaması ve orman sınırları dışına çıkarma işlemleri 6831 Sayılı Orman Yasasının hükümlerine göre orman kadastro komisyonlarınca tesbit ve haritasına işaretlenerek tutanaklar ile birlikte kadastro ekiplerine teslim edilir. Bu yerlerin ölçü ve harita işlemleri yukarıdaki sınırlar esas alınarak kadastro ekiplerince ikmal edilir. ...”  aynı yasanın 11/1 maddesi ise “Kadastro müdürü, kadastro tutanaklarına göre yapılan tesbitlere dayanarak, askı cetvellerini düzenler; bu cetvelleri ve pafta örneklerini, müdüriyette ve ayrıca muhtarın çalışma yerinde 30 gün süre ile ilan ettirir, itirazı olanların ilan süresi içinde kadastro mahkemesinde dava açabileceklerini belirtir....” hükmünü taşımaktadır. Buna göre, 3402 Sayılı Yasanın 4. maddesi hükümlerine göre yapılan orman kadastrosuna ilişkin tutanaklar ve harita ilan edilmeyip, bu tutanak ve haritalara göre kadastro ekiplerince ölçü ve harita işlemleri yapıldıktan sonra, düzenlenen kadastro tesbit tutanaklarına göre yapılan tesbitlere dayanarak askı cetvelleri hazırlayıp, pafta örnekleri ile birlikte ilan ettirir, somut olayda çekişmeli parsel orman olarak tesbit edilip, bu şekilde askı ilanı yapıldığına göre, 30 günlük askı süresinde itiraz edilmediği için orman niteliği kesinleşmiştir. Çalışma alanındaki orman sınırları ister orman kadastro ekiplerince iki ay içinde yapılsın, isterse daha sonra arazi kadastro ekiplerince belirlensin orman kadastro işlemlerinin tamamlanmış olduğu kabul edilecektir. Bu tesbite karşı itiraz davasının askı ilan süresi içinde açılması gerekir. Açılmadığı taktirde, orman kadastrosu kesinleşeceğinden, bu tür tesbitlere karşı 6831 Sayılı Yasanın 11. maddesi hükmüne göre tapuya dayanarak 10 yıllık süre içinde iptal ve tescil davası açılabilir. Davacı tapuya dayanmadığına, çekişmeli parsel orman alanı olarak sınırlanıp orman niteliğiyle Hazine adına tesbit ve kadastro tesbiti kesinleşerek tapu kaydı oluştuğuna, orman kadastrosu bu şekilde kesinleştiğine göre, davanın bu nedenle reddi  gerekir.) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 TEMYİZ EDEN: Davalılar vekilleri

                                    HUKUK GENEL KURULU KARARI

 Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Davacı Durdane Bilgin, dava konusu 271  parsel sayılı taşınmazın önce babasına ait olduğunu, onun ölümünden sonra kardeşleriyle aralarında yaptıkları rızai taksim sonucu kendisine kaldığını, yaklaşık olarak 4500 m2 miktarındaki taşınmazın tarım ve kültür arazisi olup orman idaresi ve Maliye ile ilgisi bulunmadığını ileri sürerek orman vasfı ile Hazine adına kayıtlı olan 271 parsel sayılı taşınmazın tapusunun iptali ile adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılardan Hazine vekili dava konusu taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan, özel mülkiyete konu olmayan taşınmazlardan bulunduğunu, kadastro tespiti sırasında bilgisine başvurulan bilirkişilerin aynı köyden olup taşınmazı iyi bilen kişiler olduğunu, davacının hukuken korunmaya değer zilyetliği olsaydı onun adına tespit yapılacağını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.

Mahkemenin, dava konusu taşınmazın bilirkişi raporlarına göre orman vasfında olmadığı,  20 yılı aşkın süredir davacının zilyetliğinde bulunduğu ve zilyetlikle mülk edinme şartları oluştuğu anlaşıldığından davacı tarafından kullanılan 728 m2 lik alanın davacı adına tesciline dair verdiği karar davalılar vekillerinin temyizi üzerine yukarıda belirtilen nedenlerle Özel Dairece bozulmuştur.

Mahkeme “3402 sayılı yasa hükümlerine göre yapılan işlemler orman kadastrosu değil, orman tahdit çalışmasıdır. Orman tahdit çalışmalarına karşı açılacak davalar ise 10 yıllık hak düşürücü süreye tabidir ve orman sınırı kesinleşmemiştir.”gerekçesi ile kararında direnmiştir.

Direnme kararını davalı Maliye Hazinesi vekili ile Orman İdaresi vekili temyiz etmiştir.

Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık; yörede 3402 sayılı Kadastro Kanunu hükümlerine göre yapılan kadastro sırasında, aynı yasanın 4/3. maddesi hükmüne göre, arazi kadastro ekiplerince orman niteliğiyle tespiti yapılıp kesinleşerek, bu niteliği ile Hazine adına tapuya tescil edilen taşınmazlar hakkındaki işlemin orman kadastrosu işlemi olup olmadığı, bu tür taşınmazlar hakkında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak açılacak iptal ve tescil davalarında 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü sürenin mi, yoksa 6831 sayılı Orman Kanununun 11/1. maddesi ile sadece tapulu taşınmazlar yönünden getirilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin mi uygulanacağına ilişkindir.

10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanununun 4/3 maddesinde, “... iki ay içinde orman kadastro komisyonlarınca orman sınırlarının belirlenmemesi halinde kadastro çalışma alanı sınırları kadastro ekiplerince belirlenir ve çalışmalar bu kanun hükümlerine göre yürütülür. Kadastro ekiplerince bu şekilde tespit ve ilan edilen yerlerde orman kadastro işlemleri de ikmal edilmiş sayılır. Orman kadastrosu kesinleşmiş yerlerde bu sınırlara aynen uyulur.” yine aynı yasanın 16/D maddesinde “devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlar, bu yasada hüküm bulunmayan hallerde özel yasaları hükümlerine tabidir” hükümleri bulunmaktadır. Orman hukukuna ilişkin düzenlemeler özel yasa niteliğindeki 6831 sayılı Orman Kanununda yer almıştır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu, 6831 sayılı Kanunun hiçbir maddesini yürürlükten  kaldırmamış, aksine ormanlar hakkında mevcut olan özel Orman Yasasının uygulanacağını öngörmüştür. Bu bakımdan, niteliği orman olan taşınmazlar hakkında hukuk ve ceza konularında çıkacak uyuşmazlıkların tümünün özel Orman Yasasında yazılı hükümlere göre çözümlenmesi gerekir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 4/3. maddesi gerçekten  uzman kuruluş olan orman kadastro komisyonlarının görevini, yani ormanları tespit etme işini, gerektiğinde genel arazi kadastro ekiplerine vermiştir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun hazırlık evresindeki Hükümet ve Adalet Komisyonu tasarılarında 3402 sayılı Kadastro Kanununun 4/3. maddesi bu şekilde olmadığı, T.B.M.M.’deki görüşmeler sırasında verilen önerge ile maddenin şimdiki halini aldığı görülmektedir. Önergede,  bu değişikliğin bir zorunluluk sonucu getirildiği bildirilmiştir.

3402 sayılı Kadastro Kanununun yürürlüğünden önce uygulanmış ve uygulanmakta olan 2613, 5602 ve 766 Sayılı Yasaların hükümleri gereğince, arazi kadastro ekipleri orman niteliğindeki yerler hakkında hiçbir işlem yapmadan, yani tespit tutanağı düzenlemeden ve kadastro paftasında, o yere parsel numarası vermeden çalışma alanı dışında, tespit ve tescil harici bırakmaktaydı. O yerde arazi kadastrosunun yapılıp kesinleşmesinden yıllar sonra o bölgede orman kadastrosu yapıldığından tespit ve tescil harici bırakılan  ormanların mülkiyeti belli olmadığından ormanlar üzerindeki tahribat  ve işgal devam ediyor, ya da arazi kadastro ekiplerinin yıllar önce özel mülk sayıp tapusunu kesinleştirdiği yerler orman sınırı içine alındığından, bu durum birçok hukuk ve ceza davalarına konu oluyordu. İşte 3402 sayılı Kadastro Kanunu; 1. maddesinde tanımlanan yasanın amacına uygun olarak, bir yerde kadastro işlemleri başlayınca, orman niteliğindeki (madde 4/3) özel mülke konu araziler (md. 13, 14) ile kamu malları (md. 16) ve şimdi tarım alanı olmayan; ancak, ileride tarım alanına dönüştürülmesi veya ekonomik  yarar sağlaması mümkün olan yerlerin (md.18/1.) tespit ve tescil edilmesi hükümlerini getirerek  o yerin, kadastro paftasında boşluk bırakmadan  tüm arazinin nitelik ve mülkiyetini belirleme yolunu benimsemiş, kamu mallarının tahribini, imar-ihya ve zilyetlik yoluyla kazanılmasını önlemiş,  böylece yurt genelinde yıllardan beri sürmekte olan arazi çekişmelerine son vermek suretiyle sosyal ve toplumsal barışın sağlanmasını amaçlamıştır.

3402 sayılı Kadastro Kanununun 4/3. maddesi hükmüne göre, bir çalışma alanında orman belirleme işi; ister orman kadastro ekiplerince, isterse arazi kadastro ekiplerince belirlensin, kadastro ekiplerince bu şekilde tespit ve ilan edilen yerlerde orman kadastro işlemlerini de ikmal edilmiş saymıştır.

İkmal etme, tamamlama değildir. İkmal edilen ya da yapılan işlemin ilan edilmesi ve ilan süresinde dava açılmayarak kesinleşmesi veya ilan süresi içinde dava açılması halinde dava sonunda verilecek kararın kesinleşmesi ile orman kadastrosu kesinleşecektir. Yasanın 4/3. maddesi hükmüne göre yapılan tespit işlemi aslında bir orman kadastro işlemidir. Yasa maddesindeki “orman kadastro işlemleri de ikmal edilmiş sayılır” tümcesi yapılan işlemin isminin orman kadastro işlemi olduğunu, hiçbir yoruma gerek olmadan açık şekilde bildirmektedir.

Yapılan ve kesinleşen işlem orman kadastrosu olduğuna göre, temyize konu dava, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesi hükmüne göre açılan, tapu iptali davası değil, 6831 sayılı Orman Kanunun 11/1. maddesi hükmüne göre açılan, orman kadastrosunun iptalidir.

Orman niteliğinde olan bir yerin kadastro işlemi kesinleşmekle o taşınmaz kamu malı orman niteliğini kazanır. Yukarıda açıklandığı gibi, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/D maddesinde ormanlar hakkında özel yasanın uygulanacağı yazılıdır. Kesinleşen orman kadastrosunun nasıl iptal edileceği 3402 sayılı Kadastro Kanununda değil, 6831 Sayılı Orman Yasasının 11/1. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddede ise, kesinleşen orman kadastrosunun iptalinin ancak, tapulu taşınmazlar yönünden, tapu sahiplerinin 10 yıllık hak düşürücü süre içinde istenebileceği öngörülmüştür. Vergi kaydına, zilyetliğe dayanılarak kesinleşen orman kadastrosunun iptali dava edilemez.

Yasaların yorumlanmasında yalnızca o madde değil, o maddeyi ilgilendiren diğer yasalardaki tüm hükümlerin birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılması gerekir.

3402 sayılı Kadastro Kanunun 12/3. ve 6831 sayılı Orman Kanunun 11/1. maddesinde belirtilen hak düşürücü süreler kamu düzeni ile ilgilidir. Hak düşürücü süre davanın görülebilirlik koşuludur. Bir davada hak düşürücü sürenin bulunup bulunmadığı davaya bakan hakim tarafından, tarafların istemi olmadan doğrudan göz önünde bulundurulması zorunludur. Hak düşürücü süre geçmişse davanın esası incelenemez. Davacı, davasında haklı bile olsa hak düşürücü  süre davanın özünü ortadan kaldırmış olduğundan o davanın esasına girilemez ve dava dinlenemez. Kadastro yasaları tasfiye amacını gütmektedir.

Yasa koyucu, kamu düzenini hak arama hürriyetinden daha önemli görmüş ve hak düşürücü süreye üstünlük tanımıştır.

Somut olayda; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 4/3. maddesi hükmüne göre yapılan orman kadastrosu 22.01.2004 tarihinde kesinleşmiş dava konusu parselin orman niteliği ile Hazine adına  tapu kaydı  oluşmuş ve taşınmaz kamu malı  olmuştur. Temyize konu dava  3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde anılan 10 yıllık süre  içinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak açılmıştır. Ne var ki; kesinleşen orman kadastrosunun iptali  6831 Sayılı Orman Kanunun 11/1. maddesi gereğince ancak tapuya dayanılarak 10 yıllık hak düşürücü süre içinde istenebilir. Davacı tapuya dayanmadığından hak düşürücü süre nedeniyle kesinleşen orman kadastrosunun iptalini isteyemez. HGK’nun  08.06.2005 gün 2005/20-327 E., 2005/377 K. sayılı kararı da aynı yöndedir.

O halde; dava konusu taşınmazın zilyetlik koşullarının davacı yararına oluşup oluşmadığı konularıyla ilgili direnme kararı bozma nedenine göre inceleme konusu yapılmaksızın Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ:Davalı Hazine vekili ve Orman idaresi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine,  28.06.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

 HGK 28.06.2006 T. E:20-467,K:494

                                                KARŞI OY YAZISI

 Dava konusu 271 parsel sayılı taşınmaz orman niteliği ile Maliye Hazinesi adına 16.06.2003tarihinde tesbit edilmiştir.

Kadastro tutanağının edinme sebebi sütununda; “...tapu kaydı olmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlardan olduğu ve orman tahdidi görmediği ve halen orman vasfını koruduğu muhtar ve bilirkişilerin müşterek beyanlarından anlaşılmakla, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 18.maddesine göre Maliye Hazinesi adına tesbiti yapıldı.” Beyanına yer verilmiştir. Tutanak 23.12.2003 – 21.01.2004 tarihleri arasında askıya çıkarılmış bu süre içerisinde itiraz edilmediğinden 22.01.2004 tarihinde kesinleşmiştir.

Dosya kapsamından niza konusu parselin tesbitinin 3402 sayılı Kanun’un 4.maddesine göre yapıldığı tartışmasızdır. Davacı tespitten önceki sebebe dayanarak iptal ve tescil talebinde bulunmuştur. Tutanağın kesinleştiği tarihten itibaren; davanın açıldığı 23.03.2004 tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3.maddesindeki 10 yıllık sukutu hak süresi geçmemiştir. Yani dava hak düşürücü süre geçmeden açılmıştır.

Tesbit 3402 sayılı Kanun hükümlerine göre yapıldığına ve bu Kanun hükümleri uygulandığına göre, iptal ve tescil yönünden açılan davaya da bu Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğinde şüphe yoktur. Yani iptal için açılan davada, 3373 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Kanunun 11.maddesi hükümlerini uygulama olanağı bulunmamaktadır. O halde; sadece tapulu taşınmazlarda 10 yıllık hak düşürücü sürenin nazara alınması ve süresi içerisinde açılmışsa esasa girilmesi gerektiğinin açıklanması, tapusuz taşınmazlarda zilyetliğe dayanılarak açılan iptal davalarında nazara alınmaması ve dava açılamayacağının belirtilmesini kabul 3402 sayılı Kanunun 12/3.maddesini yok farzetmek olur ki, bunu düşünmek dahi mümkün değildir.

Somut olaya; Özel Kanun olan 6831 sayılı Kanunun değişik 11.maddesinin uygulanması gerektiği de düşünülemez. Zira yukarda açıklandığı gibi, tesbit 3402 sayılı Kanuna göre yapılmıştır. Kesinleşen tutanaklara karşı 10 yıl içerisinde ister tapuya dayanılarak, isterse zilyetliğe dayanılarak iptal davası açılabilir. Kanunda bu yönde boşluk yoktur.

Eğer tesbit 6831 sayılı Kanuna göre yapılmış olsa idi, o zaman 3373 sayılı Kanunla değişik 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 11.maddesinin uygulanması gerekirdi.

Dava süresinde açılmıştır. Davacı lehine zilyetlikle edinme şartları gerçekleşmiştir. Davanın kabulü gerekmektedir. Mahalli mahkeme kararı onanmalıdır.

Açıklanan nedenlerle sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyorum.


3402 SAYILI KANUNUN 4. MADDESİ 3. FIKRASINA GÖRE BU ŞEKİLDE YAPILAN ORMAN SINIRLAMASI VE ORMAN DIŞINA ÇIKARMA İŞLEMLERİNİN HARİTASINA İŞARETLENEREK TUTANAKLARI İLE BİRLİKTE KADASTRO EKİPLERİNE TESLİM EDİLMESİ, ÖLÇÜ VE HARİTA İŞLEMLERİNDE BU SINIRLARIN ESAS ALINARAK KADASTRO ÇALIŞMALARININ İKMAL EDİLMESİ VE SONUÇLARININ İLAN EDİLMESİ GEREKECEĞİ, YAPILAN ORMAN SINIRLAMASI DIŞINA ÇIKARMA İŞLEMİNİN VE KADASTRO İŞLEMLERİNE İTİRAZ SÜRESİNİN BU İLAN TARİHİNDEN İTİBAREN BAŞLAYACAĞI-

HGK. 31.05.2006 T. E: 20-336, K: 333

Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil“ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kozan 2.Asliye Hukuk  Mahkemesince davanın kabulüne   dair verilen  23.11.2004        gün ve   2004/13-439   sayılı kararın incelenmesi  Davalılar   vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay  20.Hukuk Dairesinin 12.5.2005  gün ve 2005/1629-6141  sayılı ilamı ile,  bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalılar  vekili

                HUKUK GENEL KURULU KARARI

 Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, zilyetliğe  ve vergi kaydına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Dosyada yapılan incelemede dava konusu taşınmazın bulunduğu  yerde 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun  4.maddesine  göre 63 nolu Orman Kadastro  Komisyonu tarafından orman sınırlandırılması yapılıp orman tahdit tutanağı düzenlendiği anlaşılmaktadır.

3402 sayılı Kanunun 4.maddesi 3.fıkrasına göre bu şekilde yapılan orman sınırlaması ve orman dışına çıkarma işlemlerinin haritasına işaretlenerek tutanakları ile birlikte kadastro ekiplerine teslim edilmesi, ölçü ve harita işlemlerinde bu sınırların esas alınarak kadastro çalışmalarının ikmal edilmesi ve sonuçlarının ilan edilmesi gerekir. Yapılan orman sınırlaması dışına çıkarma işlemi ve kadastro işlemlerine itiraz süresi  bu ilan tarihinden itibaren başlayacaktır.

Hal böyle olunca bu ilan tarihlerinin bilinmesi gerekmektedir. Ne var ki dosyada dava konusu taşınmazın kadastro tutanağı ile bu tutanağın ilan tarihleri bulunmamaktadır.

Bu nedenle dosyadaki Yargıtay incelemesinin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için, dava konusu 128 Ada 430  parsel ile, komşu 345,346,359, 360, 361,362,363 numaralı parsellerin kadastro tutanaklarının dayanak kayıtları ile birlikte istenmesi, dayanak kayıt olarak belirtilmiş eski tapu kaydı ve vergi kaydı var ise bunların da dosyaya celbedilmesi,  63 no’lu Orman Kadastro Komisyonu tarafından yapılan orman tahdit  çalışmasının sonuçlandırma tutanağının, bu işlemin kadastro müdürlüğüne devir tutanak ve belgelerinin, kadastro müdürlüğünce 3402 sayılı Kanunun 4.maddesine göre yapılan orman sınırlandırma ve kadastro çalışmalarının ilan tutanaklarının ilgili yerlerden getirtilmesi gerekmektedir.

Bu nedenle dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiştir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle yukarıda yazılı eksikliklerin tamamlanması için dosyanın mahalline  GERİ ÇEVRİLMESİNE  31.5.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

HGK 31.05.2006 T. E:20-336,K:333


 

ORMANLARIN DEVLETİN HÜKÜM VE TASARRUFU ALTINDA BULUNAN YERLERDEN OLDUĞU, BU GİBİ YERLERİN ZİLYETLİKLE KAZANILAMAYACAĞI, O HALDE GENİŞ BİR ALANI KAPSAYAN TAŞINMAZIN ORMAN SAYILAN YERLERDEN OLUP OLMADIĞININ TESPİT EDİLMESİ GEREKECEĞİ-

HGK. 12.04.2006 T. E: 8-157, K: 172

Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil“ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bozkır Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 09.12.2004 gün ve 2003/126 E- 2004/191 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 01.04.2005 gün ve 2005/1701-2605 sayılı ilamı ile, (...Davacı vekili, miras yoluyla intikal, taksim ve kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle 173 ada, 40 parsel kapsamında kalan vekil edenine ait taşınmaz bölümünün tapu kaydının iptaliyle adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, 19.10.2004 günlü krokide A harfiyle gösterilen 8556.16 m2 yere ait tapu kaydının iptaliyle davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

214 dönüm yüz ölçüme sahip dava konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 173 ada, 40 parselin kadastro tutanağında, evvelce Dere kasabası halkı tarafından 20 seneyi aşkın bir zamandan beri kültür arazisi olarak kullanıldığı, daha sonra terk edildiği, üzerinde orman sınıfına ait ağaçlarının oluştuğu ve kültür arazisi olmaktan çıkıp hali arazi niteliğini aldığının muhtar ve bilirkişiler tarafından bildirilmesi üzerine, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 18.maddesi hükmü uyarınca 5.8.1998 tarihinde hali arazi niteliğiyle Hazine adına tespit edilmiştir.

Davacı vekili tespitten önceki sebebe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuş, yerel bilirkişi ve tanıklar dava konusu taşınmaz bölümünün öncesi itibariyle davacının miras bırakan babasına ait olduğunu, bir süre tasarruf edildikten sonra terk edildiğini, zaman zaman üzerindeki otların biçildiğini bildirmişler, ziraatçi uzman bilirkişi nadas edilmiş, ekim hazırlığı yapılan bir yer olduğunu bildirmesi üzerine mahkemece yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bir yerin kazandırıcı zamanaşımı nedeniyle edinilmesi için taşınmazın niteliği itibariyle kazanılmaya elverişli olması ve tespit tarihine kadar kanunda belirtilen koşullar altında 20 yıldan fazla süre ile ekonomik amaca uygun olarak tasarruf edilmiş olması gerekir. Somut olayda; tespitten önceki zilyetliğin aralıksız ve malik sıfatıyla geçtiği kanıtlanmamıştır. Yerel bilirkişi ve bir kısım tanıklar taşınmazın tespit tarihinden geriye doğru 50 sene, diğer tanıkta 15 yıldan bu yana ekilip biçilmediğini, zaman zaman otunun biçildiğini bildirmişlerdir. Taşınmaz üzerindeki otların biçilmesi ve yararlanılması iktisap bakımından yeterli ve ekonomik amaca uygun bir tasarruf ise de, somut olayda gerek tarım arazisi, olduğu, gerekse otunun sürekli olarak biçildiği kanıtlanmamıştır. Taşınmaz niteliği itibariyle de kazanılmaya elverişli olmayan bir yer niteliğini almıştır. Öncesi itibariyle, davacının miras bırakanı tarafından tasarruf edilmiş olsa bile, uzun yıllar önce terk edildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Tüm bu açıklamalar gözönünde tutularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

          HUKUK GENEL KURULU KARARI

       Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

        Davacı vekili, kadastro tespiti sırasında davalı Hazine adına tespit ve tescil edilen 173 ada 40 parsel sayılı taşınmaz kapsamında kalan bir bölümün, müvekkilinin murisinden intikal ve mirasçılar arasında taksim sonucu müvekkiline verildiğini, dava konusu taşınmaz bölümünde davacı ve miras bırakanı babasının zilyetliğinin seksen yıldan fazla olup, babası adına kayıtlı 1937 tarihli vergi kaydının bulunduğunu ileri sürerek, müvekkiline ait taşınmaz bölümünün tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

         Mahkemenin, “dava konusu taşınmazın 20 seneyi aşkın bir zamandan beri davacının miras bırakanı babası ve onun ölümünden sonra davacı tarafından tasarruf edildiği, ziraatçı bilirkişi raporunda nadas edilmiş, ekim hazırlığı yapılan bir yer olduğunun bildirildiği, bu itibarla davacı yararına kazanmayı sağlayan zilyetlik koşullarının gerçekleştiği” gerekçesiyle “davanın kabulü ile, fen bilirkişi krokisinde A harfiyle gösterilen 8556,16 m2 taşınmaz bölümüne ait tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline” dair verdiği karar, Özel Daire’ce yukarıda yazılı nedenle bozulmuş; Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

         Dava konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 173 ada 40 parsel sayılı taşınmaz 214 000 000 metrekare yüzölçümüne sahip olup, kadastro tespiti sırasında üzerinde orman sınıfına ait ağaçların bulunduğu belirlenmiştir.

          Bilindiği üzere, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16/D maddesinde ormanların Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu vurgulandıktan sonra; aynı Kanunun 18/2 maddesi uyarınca bu gibi yerlerin zilyetlikle kazanılamayacağı hükmü öngörülmüştür.

         O halde geniş bir alanı kapsayan taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği kuşku ve duraksamadan uzaktır.

Bu noktada; bir taşınmazın ormandan elde edilip edilmediğinin tespiti için öncelikle, o yerde orman tahdidi yapılıp yapılmadığı hususu orman idaresinden sorulmalı, orman kadastrosu yapılan bölgelerde çekişmeli taşınmazın bulunduğu yere ait kesinleşmiş sınırlandırma haritası, çalışma ve askı tutanakları getirtilmeli, bunlar uzman orman bilirkişileri ve yerel bilirkişiler aracılığı ile yerine usulünce uygulanarak rapor ve krokide denetime elverişli ve ayrıntılı olarak taşınmazın durumu gösterilip açıklanmalıdır.

Taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu yapılmamış ise, o yerin öncesinin ne olduğu, orman ve orman toprağı sayılan yerlerden bulunup bulunmadığının belirlenmesi ve hukuksal durumunun saptanması için; varsa ilgili yerlerden 1/25.000 ölçekli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile amenajman planı getirtilerek, bu belgeler serbest orman yüksek mühendisi ya da orman mühendisi bilirkişi aracılığı ile mahalline uygulanmalı; çekişmeli taşınmazın bulunduğu yer harita üzerinde kesinlikle saptanarak, taşınmazın harita ve hava fotoğraflarında gösterilme şekli belirlenmeli, hava fotoğraflarının maddi delil oluşturacağı ve maddi delil karşısında ayrıntılı ve gerekçeli olmayan bilirkişi ve tanık sözlerinin değer taşımayacağı düşünülmelidir.

Bu uygulamanın sonucu düzenlenecek krokiye işaret ettirilerek denetime elverişli bir biçimde ayrıntılı rapor alınmalı, ayrıca raporda taşınmaz ve çevresinin bitki örtüsü üzerinde durulup, 6831 sayılı Orman Kanununun 1. ve ilgili maddelerdeki ormanla ilgili unsurlar göz önünde tutularak orman ve orman toprağı sayılan yerlerden olup olmadığı gerekçeli bir şekilde saptanmalıdır.

          Şu hale göre Yerel Mahkemece, yukarıda ayrıntılı olarak değinilen ilkelere uygun biçimde orman araştırması yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile verilen önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

           S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı Özel Daire bozma kararının gerekçesi değiştirilerek HUMK’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 12.04.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

 HGK 12.04.2006 T. E:8-157,K:172


KADASTRO SIRASINDA BİR YERİN TESPİT DIŞI BIRAKILMASININ DA BİR KADASTRO İŞLEMİ OLDUĞU, TESPİT DIŞI BIRAKMA İŞLEMİNE KARŞI İLGİLİLERİN ANCAK TUTANAK DÜZENLENİRKEN İTİRAZ EDEBİLECEKLERİ, BU ŞEKİLDE TESPİT DIŞI BIRAKMAYA KARŞI İTİRAZ YAPILMADIĞI TAKDİRDE TESPİT DIŞI BIRAKMA İŞLEMİNİN KESİNLEŞECEĞİ, SOMUT OLAYDA, DAVACININ TAPU KAYDINA DEĞİL, ZİLYETLİĞE DAYANARAK TESCİL İSTEĞİNDE BULUNDUĞU, ULA GEZİCİ ARAZİ KADASTRO MAHKEMESİ KARARININ KESİNLEŞME TARİHİ OLAN 31.7.1957 TARİHİ İTİBARİYLE TESİS KADASTROSU, ORMAN KADASTROSUNCA 8.7.1970 TARİHİNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN ORMAN SINIRLANDIRMA İŞLEMİNİN İSE İKİNCİ KADASTRO NİTELİĞİ TAŞIYACAĞI, HAL BÖYLE OLUNCA, 3402 SAYILI KADASTRO KANUNU’NUN 22/1.MADDESİ UYARINCA, ORMAN KADASTROSUNCA YAPILAN ORMAN SINIRLANDIRILMASI İŞLEMİNİN YOK HÜKMÜNDE OLACAĞI-

HGK. 15.03.2006 T. E: 8-106, K: 68

    Taraflar arasındaki “tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ula Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 18.3.2004 gün ve  2002/118 E. 2004/51 K. sayılı kararın incelenmesi davalılardan Orman Genel Müdürlüğü ve Hazine vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin  27.1.2005 gün ve  9023-425 sayılı ilamı ile; (...Davacı vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırlarını açıkladığı taşınmazın vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine ve Orman Yönetimi vekilleri; uyuşmazlık konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğunu, ormanla çevrili bulunduğunu, Devlete ait ormanlık yerlerin zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığını bildirmişler ve davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.

Mahkemece, teknik bilirkişiler harita ve kadastro mühendisi Levent Ünver ve arkadaşının 16.2.2004 günlü ek rapor ve krokilerinde, A, B, C, H, İ, J ve K harfleriyle gösterilen taşınmaz bölümleri hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesi üzerine, Hazine ve Orman Yönetimi vekilleri tarafından temyiz edilen hüküm Dairenin 17.9.2004 gün ve 2004/4441-5773 sayılı ilamlarıyla ve oyçokluğuyla onanmıştır.

Hazine vekili, bu sefer karar düzeltme isteğinde bulunarak Ula Gezici Arazi Tapulama (Kadastro) Mahkemesinin kesinleşen 2.3.1957 tarih ve 1955/103 esas, 1957/113 sayılı kararıyla; taşınmazın orman niteliğinde olduğunu, orman sınırlandırma işleminin idari bir işlem olarak değerlendirilmesi gerektiğini açıklayarak Dairenin onama kararının kaldırılmasıyla yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini istemiştir.

Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuksal sebebine dayanılarak TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu´nun 14. maddesi gereğince açılan tescil davasıdır.

Uyuşmazlık konusu taşınmaz; 11.5.1954 tarihinde 5602 sayılı Yasa hükümleri uyarınca yapılan tapulama çalışmaları sırasında, Temmuz 1312 tarih, 73 ve 74 sıra nolu tapu kayıtları dayanak yapılarak 1012 parsel numarası verilmek suretiyle Yusuf, Halil İbrahim ve Ayşe Balcı adlarına tutanak düzenlenmiştir. Orman Yönetiminin bu tespite itiraz etmesi üzerine, Ula Gezici Arazi Kadastro Mahkemesinde 2.3.1957 gün ve 1955/103 esas, 1957/113 karar sayılı dosyayla açılan dava sonunda, 1012 nolu parselin tespitinin iptaline ve anılan parselin Devlet ormanına dahil edilmesine yani orman niteliğiyle tespit dışı bırakılmasına karar verilmiştir. Sözü edilen hüküm Yüksek Yargıtay 7.Hukuk Dairesinden geçerek onanmış ve karar düzeltme isteği reddedilerek 31.7.1957 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı Ayşe Balcı (Baydur) kesinleşen bu davada davalı safında yer almış bulunmaktadır. Hükmen belirlenen taşınmazın niteliği karşısında 1012 nolu parselle ilgili olarak herhangi bir tapu kaydı oluşmamıştır.

Dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede 1967 yılında orman kadastrosunca orman sınırlandırma çalışmaları yapılmış, 8.7.1969 tarihinde ilan edilerek, 8.7.1970 tarihinde kesinleşmiştir. Kabulüne karar verilen taşınmaz parçaları kesinleştirilen orman sınırlandırılmasına göre komisyonca belirlenen 41,42,43,44 ve 45 nolu OTS. ve hatları dışında orman sayılmayan yerde kaldığı, 1012 parselin kapsamında kalan yerler olduğu, A, B, C harfleri ile gösterilen bölümlerin kültür arazisi niteliğinde, H, I, J ve K harfleri ile işaretli kısımlar ise "orman sayılmayan yer" olmasına karşın kızılçam ağaçlarıyla kaplı bulunduğu belirlenmiştir. Dört tarafında kesinleşen orman sınırı bulunmaktadır. Ancak, sözü edilen taşınmaz bölümleri orman sayılmayan orman içi açıklık niteliğinde bir iç parselde yer alan taşınmazlardır.        

         Somut olayda; taşınmazın niteliğini belirleyen ve kesinleşen mahkeme kararına değer verilmesi gerekip gerekmeyeceği uyuşmazlık konusu teşkil etmektedir.

Gezici Arazi Kadastro Mahkemesine konu olan davanın tarafları ile derdest dosyanın tarafları, hukuki sebepleri ve davanın konusu aynı olduğundan HUMK.nun 237. maddesi anlamında taraflar arasında kesin hüküm teşkil ettiğinde duraksamamak gerekir. Bu nedenle bu hüküm davacı ile davalı Orman Yönetimini hukuken bağlar. Bundan ayrı 11.12.1959 gün ve 10/12 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararıyla, İİK.nun 39 ve BK.nun 135/2. maddeleri gereğince "aynı hakkı geçiren veya aynı hakkın kurulması hükmünü taşıyan ilamların zamanaşımına uğramayacağı" açıktır.

         Tüm bunlar dışında Anayasanın 138/4. madde ve fıkrasında; "Yasama ve yürütme organlarıyla idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır, bu organlar ve idare mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez" hükmüne yer verilmiştir. Yapılan orman kadastro çalışmaları sırasında, dayanan taraf mahkeme ilamını sunmak suretiyle işlem yapılmasını sağlama olanağı olduğu veya 3302 ve 3373 sayılı Yasalarla değişik 6831 sayılı Yasanın 11. maddesinde öngörülen süreler içinde kesinleşen ilama dayanılarak dava açması mümkün bulunduğu varsayımı doğru olduğu kadar, hiçbir hakkın sınırsız kullanılamayacağı ilkesi de hiç şüphesiz doğrudur. Tüm bunlara bağlı olarak kesinleşen mahkeme kararından sonra 8.7.1970 tarihinde kesinleşen orman kadastrosunca yapılan orman sınırlandırmasında uyuşmazlık konusu taşınmazlar orman sayılmayan bir iç parsel olarak bırakılmış olması da bir gerçektir. Ama, her şeye karşın bütün bu olgular, az önce açıklanan ve belirlenen mahkeme ilamlarının niteliğini/kesin hüküm oluşturma özelliğini ve hukuki bağlayıcılığını ortadan kaldırma sonucunu doğurmaz. Aksi halde kesinleşen mahkeme ilamlarının doğurduğu hukuki sonuçlar tartışma konusu yapılmış sayılır. Bundan başka orman kadastrosunca yapılan işlem idarenin tek yanlı tasarrufunu içeren bir işlem olup, idari işlemle; kesinleşen mahkeme ilamlarının doğurduğu hukuki sonuçların da ortadan kaldırılması sonucuna varılır ki, bu son derece ciddi bir konudur. En azından bu husus vatandaşın yargıya olan güvenini azaltır. Olaya tersinden bakıldığında yani davacının Orman Yönetimi yerine gerçek şahıs olduğu gözetildiğinde olayın ciddiyetinin daha açık anlaşılacağı ayrı bir olgudur.

         Tüm bu hukuki ve somut olgular karşısında davanın reddine karar verilmek üzere yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerekirken Dairece oyçokluğuyla onanmasına karar verilmiş bulunması isabetli görülmemiştir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN  : Davalılardan Orman Genel Müdürlüğü ve Hazine vekilleri

                    HUKUK GENEL KURULU KARARI

        Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

         Dava, zilyetlik hukuksal nedenine dayalı tescil isteğine ilişkindir.

         Davacı vekili, 21.8.2002 tarihli dava dilekçesiyle, davaya konu taşınmazın zilyetliğinin murisinden davacıya intikal ettiğini ileri sürmüş, davacı adına tescile karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

         Davalı hazine ve orman idaresi vekilleri cevap dilekçeleriyle davanın reddini savunmuşlar, davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen hüküm Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece, önceki kararda direnilmesine karar verilmiştir.

         Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan nedenlere göre, Özel Daire bozma kararı yerindedir.

         Ayrıca; dava konusu taşınmaz, 1954 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında 1012 parsel numarasıyla, 32300 m2 olarak Yusuf Balcı, Halil İbrahim Balcı ve Ayşe Balcı adlarına tespit edilmiş; orman idaresinin itirazı üzerine Ula Gezici Arazi Kadastro Mahkemesi’nin 1955/103 Esas, 1957/113 sayılı Kararı uyarınca tespitin iptaline, dava konusu yerin orman olarak tespit harici bırakılmasına karar verilmiştir. Anılan hüküm, Yargıtay 7.Hukuk Dairesi’nce onanmış, karar düzeltmeden de geçmek suretiyle 31.7.1957 tarihinde kesinleşmiştir.

         Dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede 1967 yılında orman kadastrosunca orman sınırlandırma  çalışmaları yapılmış, taşınmaz komisyonca 8.7.1969 tarihinde ilan edilip, 8.7.1970 tarihinde kesinleşen sınırlama hattının kısmen dışında bırakılmıştır.

         Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, Ula Gezici Arazi Kadastro Mahkemesi’nce tespit dışı bırakma işleminin kadastro işlemi niteliğinde olup olmadığı, bu yerin ikinci kez kadastrosunun yapılıp, yapılamayacağı noktasında toplanmaktadır.

         6831 Sayılı Orman Kanunu’na Göre Orman Kadastrosu ve Aynı Kanunun 2/B Maddesinin Uygulanması Hakkında Yönetmelik’in 23.maddesinde, orman kadastro komisyonunca devlet ormanı olarak sınırlandırılan yerler sayılmış, 1.fıkranın, (G) bendinde “Devlet Ormanı olduğuna dair kesinleşmiş mahkeme ilamı bulunan yerler... Devlet Ormanı olarak sınırlandırılır.,,”  hükmü yer almıştır. Bu hüküm gereğince kesinleşmiş mahkeme kararıyla orman olduğu saptanan yerlerin orman olarak sınırlandırılması zorunludur.

         3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/1 maddesi “Evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastrosu veya tapulaması yapılmış yerlerin yeniden kadastrosu yapılamaz. Bu gibi yerler ikinci bir defa kadastroya tabi tutulmuşsa ikinci kadastro bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılır. Süresinde dava açılmadığı takdirde ikinci defa yapılan kadastro tapu sicil müdürlüğünce re’sen iptal edilir” hükmünü içermektedir; Bu hüküm, 766 sayılı Tapulama Kanunu’nun 46.maddesine benzer niteliktedir.

         Kadastro sırasında bir yerin tespit dışı bırakılması da bir kadastro işlemidir. Tespit dışı bırakma işlemine karşı ilgililer ancak tutanak düzenlenirken itiraz edebilirler. Bu şekilde tespit dışı bırakmaya karşı itiraz yapılmadığı takdirde tespit dışı bırakma işlemi kesinleşir.

         Somut olayda, davacı tapu kaydına değil, zilyetliğe dayanarak tescil isteğinde bulunmuştur. Yukarıda anlatılanların ışığında Ula Gezici Arazi kadastro Mahkemesi kararının kesinleşme tarihi olan 31.7.1957 tarihi itibariyle tesis kadastrosu, orman kadastrosunca 8.7.1970 tarihinde gerçekleştirilen orman sınırlandırma işlemi ise ikinci kadastro niteliği taşımaktadır.

         Hal böyle olunca, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/1.maddesi uyarınca, orman kadastrosunca yapılan orman sınırlandırılması işlemi yok hükmündedir. Bütün sonuçlarıyla geçersizdir.

         Özel Daire bozma kararında değinilen ve yukarıda gösterilen nedenlerle usul ve yasaya aykırı bulunan direnme kararı bozulmalıdır.

         SONUÇ: Davalı hazine ve orman idaresi vekillerinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi uyarınca BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının Orman İdaresine geri verilmesine, 15.3.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

HGK 15.03.2006 T. E:8-106, K:68


ORMAN İÇİNDE FİİLEN KULLANILAN VE TAŞINMAZINI GENEL YOLA BAĞLAYAN YOLLAR BULUNDUĞUNU İLERİ SÜRMÜŞ OLAN MUTLAK YOL İHTİYACI İÇİNDE BULUNAN DAVACININ GENEL YOLA BAĞLANTISI SAĞLANARAK BU İHTİYACININ GİDERİLMESİ GEREKLİ OLDUĞUNDAN MAHALLİNDE KEŞİF YAPILARAK ORMAN OLAN DAVALI TAŞINMAZ İÇİNDE EYLEMLİ BİR YOLUN BULUNUP BULUNMADIĞI ARAŞTIRILMALI VE EYLEMLİ BİR YOLUN SAPTANMASI HALİNDE DAVACININ DA HERKES GİBİ BU YOLDAN YARARLANMA OLANAĞI OLACAKTIR; ANCAK BUNUN İÇİN ÖNCELİKLE DAVACIYA AİT 850 SAYILI PARSELİ GENEL YOLA ULAŞTIRACAK EYLEMLİ YOLLAR KROKİDE İŞARETLENEREK ORMAN İŞLETME MÜDÜRLÜĞÜNE GÖNDERİLMELİ, DAVACININ BU EYLEMLİ YOLLARDAN YARARLANMASINDA SAKINCA OLUP OLMADIĞI VEYA HANGİSİNDEN YARARLANABİLECEĞİ SORULARAK SONUCUNA GÖRE BİR KARAR VERİLMESİNİN GEREKECEĞİ-

HGK. 30.11.2005 T. E: 14-638, K: 689

 Taraflar arasındaki “geçit hakkı ” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Pendik Asliye 2.Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 16.4.2003  gün ve   2002/529 E. 2003/216 K.sayılı kararın incelenmesi  davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 14.Hukuk Dairesinin  30.3.2004 gün ve   2003/6813 E. 2004/2489 K.sayılı ilamı ile;

(....Davacı, yola bağlantısı bulunmayan 850 sayılı parseli yararına davalı taşınmazında geçit hakkı kurulmasını istemiştir.

         Mahkemece, davalıya ait 938 sayılı parselin orman niteliği ile tapuda kayıtlı olduğu ve ormanlardan geçit kurulamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

         Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.

         Medeni Kanunun 747.maddesine göre, genel yola çıkmak için yeterli  geçidi bulunmayan malik,  tam bir bedel karşılığında geçit hakkı tanınmasını komşularından isteyebilir. Zorunlu geçit hakkının istenebilmesi için zaruret halinin varlığı şart olup, genel yola bağlantısı olmayan taşınmaz malikinin geçit ihtiyacı içinde bulunduğu kabul edilir.

         Yasada belirtilen genel yol, yetkili makamlarca genelin kullanımına tahsis edilen ve herkesin yararlanma hakkı bulunan yollardır.

         Somut olayda, dosyada mevcut pafta örneğine göre, davacıya ait 850 sayılı parselin dört tarafı Hazine adına orman niteliği ile kayıtlı 938 sayılı parsel ile çevrili olup genel yol ile bağlantısı yoktur ve mutlak geçit ihtiyacı içindedir.

         Davacı, orman içinde fiilen kullanılan ve taşınmazını genel yola bağlayan yollar bulunduğunu ileri sürmüştür. Mutlak yol ihtiyacı içinde bulunan davacının genel yola bağlantısı sağlanarak bu ihtiyacının giderilmesi gerekir. Bu durumda, mahallinde keşif yapılarak orman olan davalı taşınmaz içinde eylemli bir yolun bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Eylemli bir yolun saptanması halinde davacının da herkes gibi bu yoldan yararlanma  olanağı vardır. Ancak bunun için öncelikle davacıya ait 850 sayılı parseli genel yola ulaştıracak eylemli yollar krokide işaretlenerek orman İşletme Müdürlüğüne gönderilmeli, davacının bu eylemli yollardan yararlanmasında sakınca olup olmadığı veya hangisinden yararlanabileceği sorularak sonucuna  göre bir karar verilmelidir.

Mahkemece, bu yönler gözetilmeden eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir....)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN  : Davacı vekili

                                 HUKUK GENEL KURULU KARARI

         Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

         A-DAVA KONUSU: Dava, geçit hakkı istemine ilişkindir.

         B-DAVACININ İSTEMİNİN ÖZETİ: Davacı, genel yola çıkışı olmayan 850 sayılı parsel yararına geçit hakkı kurulmasını istemiştir.

         C-DAVALININ CEVABININ ÖZETİ: Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.

         D-YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ: Yerel mahkeme, mer’a ve orman aleyhine zorunlu geçit hakkı tesis edilmesinin mümkün olmadığı, 850 sayılı parselin de orman dışında komşusu bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

         E-TEMYİZ EVRESİ,BOZMA VE DİRENME: Davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire yukarıda açıklanan nedenlerle hükmü bozmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

         F-UYUŞMAZLIK: Mahkemece yapılan araştırmanın hüküm kurmak için yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

         G-MADDİ OLAY: 850 sayılı parsel tarla vasfı ile davacı adına tapuda kayıtlı olup dört tarafı orman vasfı ile Hazine adına kayıtlı 938 sayılı parsel ile çevrilidir.

         H-GEREKÇE: Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 747.maddesine dayalı geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.

         Bir geçit isteminin çözüm ve sonuçlandırılmasında gözönünde tutulması gereken genel ilkeleri şöyle belirlemek mümkündür:

         Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunmasına rağmen mevcut bu yol ile ihtiyacı karşılanmayan tapulu taşınmaz maliki açabilir.

         Bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyacı veya geçit yoksunluğu, ikincisine nisbi geçit ihtiyacı veya geçit yetersizliği denilebilir.

         Geçit  ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle taşınmazların önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltilmesi gerekir.

         Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen tapulu taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur.Ancak, yararına geçit istenen taşınmazın müşterek mülkiyete konu olması halinde, paydaşlardan bir ya da bir kaçı dava açabilir.

         Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması, geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi ilkesi gözönünde tutulmalıdır.Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, bir anlamda özünü komşuluk hukukundan almaktadır denilebilir.Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır.

         Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi de gözetilmelidir.

         Bu nedenlerle de bir taşınmaz için 2,5-3 metre genişliğindeki bir yolun yeterli olacağı kabul edilmelidir.

         Davacı yararına tesis edilen geçidin, genel yola kesintisiz ulaşması sağlanmalıdır.

         Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre atanacak bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır.Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmeli, böylece geçit bedelinin geç ödenmesinden doğabilecek sakıncalara meydan verilmemelidir.Aksinin kabulü, maddenin amacı ile de çelişir.

         Kurulan geçit hakkının Medeni Kanunun 748/3.maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir.

         Davanın niteliği gereği, yargılama giderleri de davacı üzerinde bırakılmalıdır.

         Geçit hakkına ilişkin ana ilkeler bu olmakla birlikte eldeki dava  özellik taşıyan bu durum arzetmektedir. Şöyle ki:

         Yararına geçit kurulması istenilen davacıya ait 850  parselin  dört tarafı Hazine adına orman niteliği ile kayıtlı 938 parsel ile çevrili olup, genel  yol ile bağlantısı bulunmadığı  sabittir. Mutlak geçit ihtiyacı içersindedir. İstemi bu mutlak gereksinim nedeniyle aşağıda açıklanacak hususlar çerçevesinde çözüme kavuşturulmalıdır.

         Özel Daire bozmasında da vurgulandığı üzere davacıya ait taşınmazı dört bir yanından çevreleyip kuşatan, orman vasfıyla Hazine adına kayıtlı 938 parsel üzerinde orman yönetimince gereksinimleri karşılamak üzere açılmış eylemli yollar  bulunabilir. Nitekim davacı da bu tür yolların varlığından söz etmektedir.

         Bunun  yanı sıra bu orman parselinin  çevresinde  genel yol ile özel mülkiyete konu taşınmazlar da bulunabilir. Veyahutta ormanı çevreleyen özel mülkiyete konu taşınmazların ötesinde genel yol olabilir.

         Bu  nedenlerle mahkemece öncelikle, 938 sayılı orman parseli ile çevresindeki taşınmazları içeren pafta getirtilmeli, mahallinde yapılacak  keşifte orman içindeki  fiili yollar; çevreleyen özel  mülkiyete konu parseller, bu parsellerden genel yola cepheli olanlar belirlenip, orman  yönetiminden davacının hangi eylemli yoldan yararlanabileceği sorulup saptandıktan sonra bu cevapta dikkate alınıp yukardaki genel ilkeler gözetilmek suretiyle, ormana komşu sair taşınmazlardan  genel yola kadar olan ulaşım olanağı araştırılmalı ve  buna göre bir sonuca gidilmelidir.

         Yerel mahkeme kararı yukarıda  açıklanan nedenlerle ve Özel Daire kararındaki sebeplerle bozulmalıdır.

         SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA…

HGK. 30.11.2005 T. E:2005/14-638, K:2005/689


MAHKEMECE YAPILAN ORMAN ARAŞTIRMASINDA DA AYRINTILI OLARAK DEĞİNİLDİĞİ GİBİ, YEREL MAHKEMECE İLKELERE UYGUN BİR BİÇİMDE ORMAN ARAŞTIRMASI YAPILMIŞ VE TAŞINMAZIN ORMAN SAYILMAYAN BİR YER OLDUĞU SAPTANMIŞ OLUP GEREK TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 713.MADDESİ VE GEREKSE 3402 SAYILI KADASTRO KANUNU’NUN 14 VE 17.MADDESİNDE; İMAR İHYA İLE VE ZİLYETLİĞE DAYANARAK TAŞINMAZ KAZANIMI İÇİN BİR YERDE ORMAN KADASTROSUNUN GEÇMİŞ OLMASI GEREKTİĞİ KURALI YER ALMAMAKTA OLDUĞUNDAN ÇALILIK VE SAZLIK OLARAK TESPİT DIŞI BIRAKILIP, ORMAN OLMADIĞI SAPTANAN DAVAYA KONU TAŞINMAZ BAKIMINDAN 3402 SAYILI KADASTRO KANUNU’NUN 4. VE 17.MADDELERİNE GÖRE ZİLYETLİKLE KAZANMA KOŞULLARI LEHİNE GERÇEKLEŞEN DAVACININ DAVASININ KABULÜNÜN GEREKECEĞİ-

HGK. 28.09.2005 T. E: 20-520, K: 536

Taraflar arasındaki  “imar ihyaya dayalı tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesi’nce  davanın kabulüne dair verilen 31.03.2004 gün ve 2003/201 E,- 2004/145 K. sayılı kararın incelenmesi davalı Orman Yönetimi vekili ve Hazine vekili tarafından  istenilmesi üzerine, Yargıtay 20.Hukuk Dairesi’nin 07.04.2005 gün ve 2004/14316-2005/4241 sayılı ilamı ile;

 (...Davacı vekili, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği Örcün Köyünde bulunan taşınmazın  tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının müvekkili yararına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasanın 713. maddesi hükmüne göre müvekkili adına tescilini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne, fen elemanı bilirkişi raporunda (A) ile işaretlenen 3300 m2’lik yerin davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm Hazine ve Orman Yönetimi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.

Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır. Genel arazi kadastrosu işlemi 1954 yılında yapılmış ve sonuçları 06.07.1954-04.08.1954 tarihleri arasında  ilan edilmiş ve kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında 20 yıllık süre geçmiştir.

Mahkemece verilen karar usul ve yasaya aykırıdır. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde  genel arazi kadastrosunun  1954 yılında yapıldığı ve 05.08.1954 tarihinde kesinleştiği, taşınmazın  çalılık ve sazlık olması nedeniyle tapulama harici bırakıldığı anlaşılmaktadır. 3402 Sayılı  Kadastro Yasasının uygulanmaya başladığı tarihe kadar kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır. 3402 Sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğünden sonra ise anılan yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her ne kadar orman ve yerel bilirkişi, çekişmeli yerlerin orman sayılmayan yerlerden olduklarını açıklamışlar ise de, kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine ve  resmi belgelere uygun düşmeyen bilirkişi sözlerine ve raporlarına değer verilemez. Zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman bitki örtüsünün kaldırılmış olması, o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Dava konusu taşınmazın tespit tarihinde yürürlükte bulunan yasa hükümlerine göre,  sazlık - çalılık  yerlerden olması nedeniyle tespit dışı bırakılarak orman olduğu belirlendiğine göre, taşınmazın orman olmadığı hususu, ancak yörede yapılıp kesinleşecek orman kadastrosu  sonucu tahdit haritası dışında bırakılması halinde kabul edilebilir. Orman kadastrosunun yapıldığı tarihe kadar taşınmazlar orman sayılır. Taşınmazların zilyetlikle iktisabı bu tarihten sonra mümkün hale gelir. Bu durumda, orman kadastrosunun  kesinleşme tarihi zilyetliğin başlangıcına esas teşkil eder.  Başka bir anlatımla, yörede yapılacak orman kadastrosunun kesinleşeceği güne kadar, taşınmaz orman sayılan yerlerden olma özelliğini sürdüreceğinden daha önceki tarihlerdeki zilyetliğe değer verilemeyecektir. Yargıtay  H.G.K.nun 24.10.2001 gün, 2001/8-464/751 ile 12.05.2004 gün 2004/8-242-292 sayılı kararları da bu yöndedir. Davaya konu taşınmazın bulunduğu yerde, dava tarihinden önce orman kadastrosu yapılmadığı gözetildiğinde,  davacı yararına zilyetlikle kazanma koşullarının gerçekleştiğinden söz edilemez. Kaldı ki; çekişmeli yer Seyhan Gölü Barajı koruma sahası içindedir.

O halde; anılan nedenlerle, davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi düşünce ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı  olduğundan davalılar Hazine ve Orman Yönetimi vekilinin temyiz istemlerinin kabulü gerekmiştir....)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDENLER

:1- Davalı Orman Yönetimi vekili

2- Hazine vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI          

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, imar ve ihya nedenine dayalı tescil istemine ilişkindir.

A-DAVACININ İSTEMİNİN ÖZETİ : Davacı Adana ili Karaisalı ilçesi Örcün köyünde bulunan Doğusu; Dere, Batısı;Yol, Kuzeyi; Emsal Bilgetay, Güney; 274 numaralı parsel ile çevrili taşınmazı imar ihya ederek tarla haline getirdiğini, 30 yıldan beridir nizasız ve fasılasız olarak zilyet ettiğini ileri sürerek, bu yerin adına tescilini istemiştir.

B-DAVALININ CEVABININ ÖZETİ : Davalı Orman yönetimi ve Hazine vekilleri; dava konusu taşınmazın ormandan açılma ve orman bütünlüğünü bozan bir yer olduğunu, zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olmadığını, orman sayılan yerlerden olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.

         C-YEREL MAHKEMENİN KARARININ ÖZETİ: Mahkemece; davalı taşınmazın 1954 yılında kesinleşen arazi kadastrosu sırasında saylık ve çalılık niteliği ile tespit dışı bırakıldığı, davacının davaya konu yerin imar ihyasını tamamlamasından itibaren dava tarihine kadar 20 yılı aşkın bir süre nizasız ve fasılasız malik sıfatıyla zilyet olduğu, ziraatçı bilirkişi raporuna göre davalı taşınmaz üzerinde 30 yıldır tarımsal faaliyet yapıldığı, orman bilirkişisi raporuna göre orman sayılmayan yerlerden olduğu ve orman bütünlüğünü bozmadığı, davacı yararına zilyetlikle iktisap koşullarının oluştuğu sonucuna  varılarak, davanın kabulüne karar verilmiştir.

         D-TEMYİZ EVRESİ, BOZMA VE DİRENME : Davalılar Orman Yönetimi ve Hazinenin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıya aynen alınan gerekçelerle karar bozulmuş, yerel mahkeme ise; “saylık ve çalılık olarak tespit dışı bırakılan taşınmazların orman sayılacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığını, usul ve yasaya uygun olarak yapılan inceleme sonucunda dava konusu taşınmazın orman olmadığının anlaşıldığını, Kadastro Kanunu’nun 17.maddesine göre  bu gibi yerlerin imar ve ihya ile kazanılabileceği hususunun Yargıtay’ın kökleşmiş içtihatlarından olduğunu, davacı lehine  zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğunu”  açıklayarak davanın kabulüne ilişkin ilk hükümde direnmiştir.

         E-UYUŞMAZLIK : Arazi kadastrosu sırasında çalılık ve saylık niteliği ile tespit dışı bırakılan taşınmazın bulunduğu yerde orman  kadastrosunun da yapılmamış olmasına göre, imar ihya yoluyla kazanılıp kazanılamayacağı noktasında toplanmaktadır.

         F-GEREKÇE : İmar, ihya tarıma elverişli olmayan toprakların yoğun bir şekilde para ve emek harcanmak sureti ile tarıma elverişli hale getirilmesi eylemidir.

        3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17.maddesi imar ve ihya ile tarıma elverişli hale getirilebilmesi mümkün olan taşınmazlar için üç sınırlama getirmiştir. Buna göre, 1) orman sayılmayan, 2) devletin hüküm ve tasarrufu altında olmakla birlikte, kamu hizmetine tahsis edilmemiş olan, 3) il, ilçe ve kasabaların imar planlarının kapsamı dışında kalan arazi parçalarının, 3402 sayılı Kadastro Kanunun 14.maddesindeki koşulların gerçekleşmesi durumunda zamanaşımı ile kazanılması mümkün olabilecektir.

         Bunun dışında mevzuatımızda zilyetlikle kazanma davalarında mutlaka o yerde orman kadastrosunun yapılmasının beklenmesi gerektiği yönünde bir sınırlama ve bir zorunluluk bulunmamaktadır.

         Kanun koyucunun imar ve ihya sebebiyle bazı arazileri ihya edenlere verilmesini öngörmesindeki amacı, ekonomik bakımdan işe yaramaz halde bulunan arazi parçalarının, memleket ekonomisine yararlı kültür arazisi haline getirilmesini sağlamaktır.

         Dava konusu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğu, bir kamu hizmetine  tahsis edilmediği, imar planı kapsamında bulunmadığı belirgin olup, tespit edilmesi gereken husus, buranın orman sayılan yerlerden olup olmadığı hususudur.

         Dava konusu taşınmaz Karaisalı İlçesi Örcün birliği Karaharnıp mevkiinde; doğusunda Kumdere, batısında arazi yolu, kuzeyinde kısmen arazi yolu ve kısmen şahıs zilyetliğindeki taşınmaz ve güneyinde davacının murisi üzerine kayıtlı 274 numaralı  parsel ile çevrili olup, taşınmazın yüzölçümü 3.300 m2’dir.

         Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 5602 sayılı Kanununa göre yapılan kadastro tespiti 06.08.1954 tarihinde kesinleşmiş ve çekişmeli arazi “çalılık ve saylık” niteliği ile tespit dışı bırakılmıştır.

         Davacının murisi adına kayıtlı olan 274 numaralı parsele uygulanan 1937 tarih ve 136/25 tahrir numaralı vergi kaydı dava konusu taşınmazı,  kuzeyde Şevket ve doğuda Kazım olarak şahıs taşınmazı okumaktadır.

         Keşifte dinlenen 1938 doğumlu yerel bilirkişi ve yine 1938 doğumlu tanık benzer şekilde dava konusu taşınmazın kadastro tespitinden önce çalılık görünümünde olduğunu, üzerinde azgan, karahan gibi bir takım küçük çalıların bulunduğunu, davacının 1970’li yılların başında arazi üzerindeki çalıları kazma kürekle sökerek kaldırdığını, ağabeysine ait traktörle zemini sürüp ekmeye başladığını, burada bulanan yabani zeytin ağaçlarını para ile başkasına aşılattırdığını ve imar ihyasını bu şekilde tamamladıktan sonra da, 20 yılı geçkin süredir zeytinlerin bakımını yaparak ve pamuk ve buğday ekerek nizasız ve fasılasız malik sıfatıyla kullandığını, taşınmazın ormanla bir ilgisinin olmadığını bildirmişlerdir.

         Serbest Orman Mühendisi tarafından düzenlenen 05.02.2004 tarihli rapor ve krokide ise; dava konusu taşınmazın sınırlarında orman bulunmadığı, taşınmaz içinde orman artıkları ya da humus tabakasına rastlanmadığı, toprağın orman toprağı özelliği göstermediği, arazi eğiminin %5-6 düzeyinde olduğu, dolayısı ile toprak muhafaza karakteri taşımadığı, dört tarafının da orman ile çevrili olmaması nedeniyle orman bütünlüğünü bozmadığı, dava konusu yere 1953 tarihli hava fotoğrafı ile bütünlemesi yapılmış  1/25.000 ölçekli KOZAN N34-CI memleket haritası ile 1991 tarihli orman amenajman haritasının  aplikesi sonucunda; davaya konu taşınmazın kuzey ve kuzey batısının açıklık alan, güney ve güney doğusunun çalılık alan olduğu, orman amenajman planında ziraat alanı kapsamında kaldığı, 3116 sayılı Kanuna göre orman sayılmayan yerlerden olduğu, 4785 sayılı Kanuna göre devletleştirilmediği ve 5658 sayılı Kanuna göre iadeye tabi olmadığı, dolayısıyla dava konusu taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu tespit edilmiştir.

         Ziraat mühendisi bilirkişi de 11.02.2004 tarihli raporunda, ormancı bilirkişinin görüşlerini paylaşmış ve dava konusu taşınmazın tarım arazisi olduğunu açıklamıştır.

         Mahkeme yaptığı miktar araştırmasında zilyetliğe engel bir durumun olmadığını saptamış, ilanlar yaptırılmıştır.

         Taşlık, çalılık, hali arazi ve sazlık gibi Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerin Türk Medeni Kanunu’nun m.713 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 17.maddeleri uyarınca, tespit dışı bırakılma tarihinden itibaren 20 yıldan fazla bir süre Kanunda belirtilen koşullar altında tasarruf edilmesi halinde zilyetlikle kazanılabileceği hususu Yargıtay’ın yerleşik görüşüdür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.05.1984 gün 1982/7-148 E. ve 1984/564 K. sayılı ilamı, 18.02.1998 gün 1998/8-15 E. ve 1998/129 K. sayılı ilamı, 17.03.1999 gün 1999/8-168 E. ve 1999/158 K. sayılı ilamı, 06.12.2000 gün ve 2000/8-1766 E. ve 2000/1755 K. sayılı ilamı).

         6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1.maddesi orman sayılan yerleri tarif etmiş, ancak sazlıklar, step bitki örtüsü bulunan yerler ve her çeşit dikenlikler gibi yerlerin orman sayılmayacağı açıklanmıştır.

         Bir taşınmazın ormandan elde edilip edilmediğinin tespiti için öncelikle,o yerde orman tahdidi yapılıp yapılmadığı hususu orman idaresinden sorulmalı, orman kadastrosu yapılan bölgelerde çekişmeli taşınmazın bulunduğu yere ait kesinleşmiş sınırlandırma haritası, çalışma ve askı tutanakları getirtilmeli, bunlar uzman orman bilirkişileri ve yerel bilirkişiler aracılığı ile yerine usulünce uygulanarak rapor ve krokide denetime elverişli ve ayrıntılı olarak taşınmazın durumu gösterilip açıklanmalıdır.

         Taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu yapılmamış ise, o yerin öncesinin ne olduğu, orman sayılan yerlerden bulunup bulunmadığının belirlenmesi ve hukuksal durumunun saptanması için; varsa ilgili yerlerden memleket haritası, hava fotoğrafı, amenajman planı getirtilerek, bu belgeler serbest orman yüksek mühendisi yada orman mühendisi bilirkişi aracılığı ile mahalline uygulanmalı ve taşınmazın bu belgelerde ne olarak gösterildiği ve niteliği belirlenmelidir.

         Bu uygulamanın sonucu düzenlenecek krokiye işaret ettirilerek denetime elverişli bir biçimde ayrıntılı rapor alınmalı, ayrıca raporda taşınmaz ve çevresinin bitki örtüsü üzerinde durulup, 6831 sayılı Kanunun 1. ve ilgili maddelerdeki ormanla ilgili unsurlar gözönünde tutularak orman sayılan yerlerden olup olmadığı gerekçeli bir şekilde saptanmalı, ayrıca 3116, 4785 ve 5658 sayılı  Kanunlar karşısında taşınmazın durumu belirlenmelidir.

         Bu ilkelerin ışığında somut olaya bakıldığında; yerel mahkemenin müzekkeresine yanıt olarak gönderilen Orman İşletme  Müdürlüğü’nün 16.12.2003 tarih ve 569 sayılı yazılarında Karaisalı İlçesi Örcün Köyü sınırları içerisinde orman kadastrosu çalışması yapılmadığı bildirilmiştir. Dolayısı ile uygulanacak bir orman sınırlandırması bulunmadığına göre, hâkim yukarıda açıklanan ilkelere göre yapacağı araştırma ile bu yerin orman olup olmadığını belirleyecektir.

         Yukarıda mahkemece yapılan orman araştırmasında da ayrıntılı olarak değinildiği gibi, yerel mahkemece ilkelere uygun bir biçimde orman araştırması yapılmış ve taşınmazın orman sayılmayan bir yer olduğu saptanmıştır. Gerek Türk Medeni Kanunu’nun 713.maddesi ve gerekse 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 17.maddesinde; imar ihya ile ve zilyetliğe dayanarak taşınmaz kazanımı için bir yerde orman kadastrosunun geçmiş olması gerektiği kuralı yer almamaktadır.

         Bu durumda çalılık ve sazlık olarak tespit dışı bırakılıp, orman olmadığı saptanan davaya konu taşınmaz bakımından 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 4. ve 17.maddelerine göre zilyetlikle kazanma koşulları lehine gerçekleşen davacının davasının kabulü yönündeki yerel mahkeme kararı doğru olup onanması gerekir.

         S O N U Ç : Davalı Orman Yönetimi ve Hazine vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile, hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA…

HGK. 28.09.2005 T. E:2005/20-520, K:2005/536

KARŞI OY AÇIKLAMASI:

I- Usul Yönünden;

Özel Daire kadastro paftası ve memleket haritasındaki işaretlemeyi gözönünde bulundurarak, dava konusu yerin orman sayılan yer olduğunu kabul ederek, bozma nedenine göre diğer konuları incelemeden mahkeme hükmünü bozmuş, Yüksek Kurulun Sayın Çoğunluğu bu yerin orman sayılmayan yer olduğunu, bu konudaki araştırmanın yeterli olduğunu kabul etmiştir.

1) Dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan ve davacı tarafından aşılandığı bildirilen yabani zeytinliklerin aşı yaşı bilirkişilerce belirlenmemiş ve dolayısıyla aşı yaşına göre zilyetlik süresinin 20 yıla ulaşıp ulaşmadığı anlaşılamamıştır. Bu konunun incelenmesi için,

2) Orman İdaresi vekili davaya verdiği cevapta, çekişmeli yerin Orman Bakanlığının 01.02.2002 gün ve 1 sayılı oluru ile “muhafaza oranı sınırları içine alındığını” bildirmiş, mahkemece bu konuda hiçbir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Bu konunun incelenmesi için,

3) Mahkemece, eski tarihli hava fotoğrafları ile memleket haritası dava dosyasına getirtilmemiştir. Yerleşik uygulama ve Yargıtay İçtihatları nazara alınarak orman mühendisi bilirkişi hava fotoğraflarının incelenmesine dayalı olarak rapor vermemiş ve dava konusu arazi üzerindeki bitki örtüsünün ne olduğunu hava fotoğraflarına göre açıklamamıştır. Halbuki hava fotoğrafları orman niteliğinin belirlenmesinde çok önemlidir. Yani kısaca hava fotoğrafları, memleket haritası, amenajman planı usulüne uygun olarak dava konusu yerle birlikte etrafındaki geniş arazi parçasına uygulanmamış ve bu belgelere göre gereği gibi orman araştırması yapılmamıştır. Bu konunun incelenmesi için,

4) 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 17. maddelerinde anılan diğer imar-ihya ve zilyetlik koşullarının oluşup oluşmadığının incelenmesi için,

Sayın Çoğunluğun kabul şekline göre, dava dosyasının Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesi gerekirdi.

II- Esas Yönünden;

Davacı gerçek kişi, yörede 1954 yılında yapılan arazi kadastrosu sırasında tesbit harici bırakılan yeri imar-ihya edip 20 yıl süre ile çekişmesiz aralıksız malik gibi kullanıldığını, yararına Medeni Yasanın 713., 3402 Sayılı Yasanın 14. ve 17 madde koşullarının oluştuğunu bildirerek adına tescil iddiası ile temyize konu davayı açmıştır.

Davalılardan Hazine taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olmadığını, Orman Yönetimi de, dava konusu yerin öncesinin orman olup, ormandan açıldığını, orman bütünlüğünü bozulduğunu, öncesi orman olan yerin üzerindeki bitki örtüsü kaldırılsa bile salt orman toprağının orman sayılan yerlerden olduğunu, ayrıca Orman Bakanlığının 01.02.2002 gün 1 sayılı olurları ile oluşturulan muhafaza ormanı sınırlarında kaldığını bildirerek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, yapılan araştırma sonucu alınan bilirkişi raporu ile yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına göre, dava konusu taşınmazın 1954 yılında yapılan arazi kadastrosunda, çalılık-saylık olarak tesbit harici bırakıldığı, öncesinin çalılık yerlerden iken 1970’li yıllardan itibaren üzerindeki çalılıkların temizlenip yabani zeytin ağaçlarının aşılattırıldığını ve davacının o yıllardan beri sürdürdüğü zilyetliğin kazandırıcı zamanaşımı süresine  ulaştığını, taşınmazın orman sayılmayan yer olduğunun belirlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Orman Yönetimi ve Hazinenin temyizi üzerine Dairece diğer konular incelenmeksizin sadece arazi kadastrosu sırasında çalılık-saylık olarak bırakılan arazinin o yerde orman kadastrosu yapılıncaya kadar orman sayılacağı, orman kadastrosunun yapılıp kesinleştiği tarihten sonra kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine konu olabileceği gerekçesiyle mahkeme hükmü bozulmuştur.

Mahkemenin önceki kararında direnmesine ilişkin kararının Yüksek Kurulun sayın çoğunluğunun oylarıyla onanmasına karar verilmiştir.

1) Dosyadaki kadastro pafta örneğinden görüldüğü gibi, dava konusu yerin bitişindeki ve yakınındaki tarım parselleri pafta üzerinde serpili vaziyette ve öbek öbek gösterilmiş ve kadastro paftası üzerine, parseller arasındaki boşluklara çalılık-saylık yazılmıştır. Yüksek Kurulun Sayın çoğunluğu, kadastro paftası üzerine “çalılık-saylık” değil de “Orman” yazılmış olsaydı, bu takdirde H.G.K.’nun 12.05.2004 gün ve 242-292 sayılı kararında benimsenen ilkeye uygun olarak, bu yerde orman kadastrosunun yapılıp kesinleştiği güne kadar dava konusu yerin orman sayılacağı ve o tarihten sonra imar-ihya ve zilyetliğe konu olabileceği, mademki kadastro paftası üzerine çalılık yazılmıştır, öyle ise bu yer orman değildir görüşündedir.

2) Dava konusu arazinin bulunduğu yerde bu güne kadar orman kadastrosu yapılmamıştır. Yerel mahkemenin direnmesine gerekçe yaptığı Dairemize ait kararlara konu Dörtler Köyünde 18.07.1998 tarihinde ilanı yapılarak kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Bu nedenle, o kararlar temyize konu bu davada emsal olamaz.

Yüksek Kurulun ve Dairemizin kararlılık kazanan uygulama ve içtihatlarına göre, orman kadastrosunun yapılmadığı yerlerde bir yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı, en eski tarihli hava fotoğrafı, memleket haritası ve amenajman planının üçünün birlikte dava konusu yer ile beraber çevre araziye de uygulanması sonucu belirlenmesi gerekir. Başka bir anlatımla, küçük yüzölçümlü arazinin tek başına incelenerek o yerin orman niteliği belirlenemez. Etrafındaki geniş arazi kesiminin de bu resmi belgelere göre değerlendirilmesi gerekir.

3) Dava dosyasına memleket haritası ve hava fotoğrafı getirtilmemiştir. Orman bilirkişisinin bilgisayardan tarayarak raporunda gösterdiğine 1953 yılında çekilmiş hava fotoğrafından bütünlemesi yapılarak düzenlenen 1/25.000 ölçekli memleket haritasında, dava konusu yer ve etrafı geniş bir yeşil alan olarak gösterilmiş ve bu yeşil alan iğne yapraklı ağaç sembolüyle işaretlenerek, ağaçların boyunun 0,5-10 m olduğu, yine harita üzerine yazılmıştır.

4) H.G.K.’nun ve Dairemizin bir çok kararlarında kabul edilen ve önceki yıllarda orman kadastrosu ile ilgili davaların temyiz incelemesini yapmakta olan 14. Hukuk Dairesinin 15.02.1991 gün ve 1991/606-1516 sayılı kararındaki ilkeye göre “Bir taşınmazın orman olup olmadığının belirlenmesi için uygulamada en önemli hukuki dayanaklar hava fotoğrafları ve memleket haritalarıdır. Haritaların ve hava fotoğraflarının kişisel düşüncelerle yok sayılması veya bu belgelerdeki bulguların bir tarafa itilmesi asla kabul edilemez. Hava fotoğrafları ve memleket haritaları gerçeğin ifadesidir. Taşınmazların bu günkü fiili durumları önemli olmayıp, orman bitki örtüsünün tahrip edilmiş olması o yeri orman olmaktan çıkarmaz.”

1953 tarihinde Harita Genel komutanlığı ekiplerince çekilen hava fotoğrafı ve bu fotoğraflar esas alınarak düzenlenen memleket haritası varken ve bu haritada dava konusu yer ve etrafı iğne yapraklı orman ağacı olarak işaretlenip ağaçların boyları da 0,5-10 m yazılmışken, bu tarihten sonra düzenlenen kadastro paftası üzerine kadastro teknisyenlerince çalılık-saylık yazılmış olmasının gerçeği yansıtmadığı apaçık ortadadır. Kadastro paftası üzerindeki yazıların doğru olmadığını, bu haritaların düzenlenmesinden bir yıl önce çekilen ve güçlü delil niteliğinde bulunan hava fotoğraflarından yararlanılarak düzenlenen memleket haritası  kanıtlamaktadır. Ormancı bilirkişi düzenlediği krokide de dava konusu yerin güneydoğu sınırının eylemli orman alanına dayandığını göstermiştir. Bu durumda, ormancı bilirkişinin raporundaki açıklamalarıyla düzenlediği kroki dahi biribiriyle çelişkilidir. Orman Bilirkişisinin uyguladığı amenajman planı 1991 tarihlidir. Sadece amenajman planı bir yerin orman olup olmadığını göstermeye yeterli değildir. 1953 tarihli hava fotoğrafı esas alınarak düzenlenen memleket haritasında geniş bir orman alanı olarak gösterilen arazide, eğimi düşük fundalık çalılık olan yerler ile ormansız açık alanların ya da bodur çalılıkların bulunması doğaldır. Bu tür yerler orman bütünlüğü içinde ormandan ayrılmayan, ormanın uzantısı olan orman içi açıklığı niteliğindeki yerlerdir. 6831 Sayılı Yasanın 17/2. maddesi orman içindeki bu tür yerlerin kişiler adına tapuya tescil edilmesini yasaklamıştır.

5) Kadastro Yasasının 17/1. maddesi hükmüne göre, orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziler, imar-ihya ve zilyetlik yoluyla kazanılabilir. Ne var ki; dava konusu taşınmaz 3300 m2’dir. Orman bilirkişisi raporunda hava fotoğrafları incelenmemiş ve hava fotoğrafında taşınmaz üzerindeki ve çevresindeki bitki örtüsünün ne olduğu açıklanmamıştır. Ziraatçi bilirkişi ise aşı yaşlarını açaklamadan 10 adet 25-30 yaşlarında aşılı zeytin ağacı olduğunu bildirmiş, keşif sırasında dinlenen yerel bilirkişi ve davacı tanığı, dava konusu yer üzerindeki yabani zeytin ağaçlarının davacı tarafından başkalarına aşılatıldığını söylemiştir. Yabani zeytin ağacının orman hukukundaki ismi “delice”dir ve deliceler de orman ağacıdır. Bu haliyle dava konusu yerin bir bölümünün orman içi açıklık, bir bölümünün de fiilen ve eylemli orman olduğu anlaşılmaktadır. HGK’nun 1996/599 sayılı kararında açıklandığı gibi orman ağaçlarıyla kısmen kapalı olan taşınmaz, orman sayılan yerlerdendir.

6) 6831 Sayılı Yasanın 1/j maddesi hükmüne göre. “funda veya makiliklerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşımayan yerler” orman sayılmazsa da, bu tür yerlerin orman sayılmaması için, ormanların içinde ve bitişiğinde olmaması, orman bütünlüğünü bozmaması gerekir. Somut olayda, dava konusu yer ormanın devamı olup ormanın içindedir ve ormandan ayrılması mümkün olmayan yerlerdendir. Bu nedenle, orman sayılan yer olması nedeniyle 3402 Sayılı Yasanın 17/1. maddesi gereğince imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla kazanılacak yerlerden değildir.

SONUÇ 1) Yüksek Kurulun Sayın Çoğunluğunun görüşünün aksine, Mahkemece hava fotoğrafı getirtilmemiş, bilirkişi de hava fotoğrafını incelediğini raporunda açıklamamış, bu fotoğraflarda dava konusu yer ile çevresindeki bitki örtüsünün niteliği belirlenmemiş, memleket haritası üzerindeki işaret ve yazılarla kadastro paftası üzerindeki yazı arasındaki çelişki giderilmemiştir. Bu nedenle orman araştırmasının bu yönleriyle yetersiz olduğu,

2) Yüksek Kurulun Sayın çoğunluğun orman araştırmasının yeterli olduğu sonucuna varan direnme kararını kabul ettiğine göre, Özel Dairece diğer konuların incelenmesi için dava dosyasının özel daireye gönderilmesine karar verilmemiş olduğu,

3) Kadastro paftasının aksi, daha eski tarihli ve güçlü delil niteliğinde olan memleket haritası ile kanıtlanmıştır. Bu haritaya göre dava konusu yer geniş orman arazisinin bir parçasıdır ve orman bütünlüğü içinde Seyhan Baraj Gölüne çok yakın orman sayılan yerdir. Bu haliyle 3402 Sayılı Yasanın 17/1. maddesi gereğince İmar-ihya ve zilyetlik yoluyla kazanılacak yerlerden değildir. Açıklanan nedenlerle; Mahkeme kararının bozulmasını düşündüğümüzden Yüksek Kurulun Sayın Çoğunluğunun görüşüne katılmıyoruz.


“ORMAN AĞAÇLANDIRMA” FAALİYETLERİNİN, TARIMLA İLGİLİ ANCAK, TARIM İŞİ NİTELİĞİNDE BULUNMADIĞI-

HGK. 06.07.2005 T. E: 21-453, K: 450

 Taraflar arasındaki "tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Afyonkarahisar Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi´nce davanın kabulüne dair verilen 22.9.2004 gün ve 2004/49-176 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21.Hukuk Dairesi´nin 28.12.2004 gün ve 2004/10953-12149 sayılı ilamıyla;

(...Davacı 10.4.1976 tarihinde sigortalı olarak çalışmaya başladığının ve bu tarihin sigortalılığına  başlangıç teşkil ettiğinin tesbitini istemiş, mahkemece istek, işe giriş bildirgesi ve tanık sözlerine dayanılarak aynen hüküm altına alınmıştır.

506 sayılı Yasa´nın (24.11.1977 tarihinde yürürlüğe giren 2100 sayılı Yasadan önce yürürlükte bulunan) 3/1­ A maddesine göre kamu sektörüne ait orman ve tarım işlerinde çalışanlar sigortalı sayılmazlar. Davacı adına verilen 10.4.1976 tarihli işe giriş bildirgesi Afyon Orman İşletme Müdürlüğünce ağaçlandırma faaliyetleri ile ilgili olarak verilmiş ve ayrıca davacının gösterdiği tanıklar, yapılan işin ağaçlandırma işi olduğunu beyan etmiş olduklarından, çalışmanın 506 sayılı Yasa’nın 3/1-A maddesinde öngörülen tarım ve orman işi olduğu açıktır. Bu nedenle 2100 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği  24.11.1977 tarihinden öncesine ait bu çalışmanın sigortalı, hizmet olarak tesbitine karar verilemeyeceği göz önünde tutularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

O halde, davalı SSK´nun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

                                               HUKUK GENEL KURULU KARARI

         Hukuk Genel Kurulu´nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle tarım işlerinde geçen bir kısım faaliyetleri 506 sayılı Kanun kapsamına alan düzenlemenin 11.08.1977 Tarih ve 2100 sayılı Kanun ile getirilmiş olmasına karşın, bu düzenleme öncesinde de tarım ve orman işyerlerinde tarımsal nitelikte olmayan işlerde 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı çalışma olanağının bulunmasına, tarımla ilgili olmakla beraber tarım işi sayılmayan işlerin Çalışma ve Tarım Bakanlıkları ile Sosyal Sigortalar Kurumu ve Orman Genel Müdürlüğü yetkilileri arasında yapılmış olan 1.4.1965 tarihli protokol ve bunun kapsamını genişleten diğer protokollerle belirlenmiş olması ve davacının Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Afyon Mühendisliği işyerinden davalı Kuruma verilen bildirge kapsamında yaptığı "orman ağaçlandırma" faaliyetinin dosya ve anılan protokoller kapsamında, tarımla ilgili ancak, tarım işi niteliğinde bulunmadığının belirlenmiş olması karşısında, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.

HGK. 06.07.2005 T. E:21-453, K:450


ÖNCESİ ORMAN OLMAYAN, YEŞİL KUŞAK OLUŞTURULMASI İÇİN “AĞAÇLANDIRMA ALANI” OLARAK MİLLİ EMLAK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NCE ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NE TAHSİS YAPILMASINA RAĞMEN, YİNE AYNI MERCİ TARAFINDAN TAHSİSİ İPTAL EDİLEN DAVAYA KONU TAŞINMAZ BAKIMINDAN, İDARECE YAPILAN TAHSİS VE TAHSİSİNİN İPTALİ YÖNÜNDEKİ İŞLEMLERİN İDARİ YARGI DENETİMİNDEN DE GEÇEREK, TAHSİS İŞLEMİNİN İPTALİNDE VE YENİDEN BELEDİYEYE TAHSİS YAPILMASINDA BİR HUKUKA AYKIRILIK BULUNMADIĞI HUSUSU İDARİ YARGI KARARI İLE SAPTANDIĞINDAN TAHSİSİ KALDIRILAN DAVAYA KONU ALANDA BAŞARILI YA DA BAŞARISIZ HERHANGİ BİR ŞEKİLDE AĞAÇLANDIRMAYA ÇALIŞMASI YAPILDIĞINA DAİR HİÇBİR BULGU ELDE EDİLEMEMİŞ OLMASINA GÖRE, BU GİBİ YERLERİN SIRF TAHSİS YAPILMIŞ OLMAKLA ORMAN SAYILMASINA YASAL OLARAK OLANAK OLMADIĞI-

HGK. 02.03.2005 T. E: 20-110, K: 128

Taraflar arasındaki “kadastro tespitine itiraz”  davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 2.Hukuk  Mahkemesi’nce  davanın kabulüne dair verilen 12.12.2001 gün ve 26-815    sayılı kararın incelenmesi  davalı Orman Genel Müdürlüğü vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay      20.Hukuk Dairesi’nin 17.9.2002  gün ve 6793-6783    sayılı ilamiyle;

(...Davacı S.S.Köşkpınar Konut Yapı Kooperatifi, tapu kaydına dayanarak yörede 1998 yılında ilk kez yapılan ve 08.06.1998 – 08.12.1998 tarihleri arasında ilan edilen orman kadastrosu sırasında Çayyolu Köyü 18033 ada 1 parsel sayılı ham toprak niteliğinde, 20163 m2 yüzölçümündeki taşınmazın orman sınırı içine alınması işleminin yanlış olduğunu, bu yere ait sınırlamanın iptalini istemiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, 18033 ada 1 parsel sayılı taşınmazın Çeşmebaşı Devlet Ormanı sınırları içine alan 82 nolu orman kadastro komisyon kararının iptaline, aşan isteğin reddine karar verilmiş, hüküm davalı Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.

         Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava 10 yıllık süre içinde açılan orman kadastrosuna itiraz niteliğindedir.

Davacı S.S.Köşkpınar Konut Yapı Kooperatifi vekili, 21.07.1999 tarihli dava dilekçesinde, Yenimahalle 2. Bölge Çayyolu mevkii 18033 ada 1 parsel sayılı tapulu  taşınmazın 10081/20163 hissesini konut yapmak amacı ile satın aldıklarını ve üzerinde Kooperatife ait 108 konutun tamamlanmak üzere olduğunu, bu taşınmazla birlikte bir kısım arazilerin ağaçlandırılmak üzere Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilmişse de Milli Emlak Genel Müdürlüğünün tahsis işlemini iptal ettiğini, bunun üzerine Orman Genel Müdürlüğünün Ankara 5 Nolu İdare Mahkemesine açtığı 1995/241 Esas sayılı davanın reddedildiği halde daha sonra orman kadastro komisyonunca yapılan orman sınırları içine alınma işleminin iptalini istemiştir. Yapılan yargılama sonucunda mahkemece davanın kısmen kabulüne, dava konusu 18033 ada 1 parsel sayılı taşınmazı Çeşmebaşı Devlet orman sınırları içine alan 82 nolu orman kadastro komisyonu kararının iptaline, Hazine aleyhine açılan davanın ise husumet yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davalı Orman Yönetimini tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede yapılan orman kadastrosu ve 2/B madde uygulama çalışmalarının 08.06.1998 tarihinde ilan edildiği, tahdide itiraz davasının ise 21.07.1999 tarihinde açılmakla davanın 10 yıllık süre içerisinde açılan orman kadastrosuna itiraz niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

         Dosya içerisindeki bilgi, belge ve yazışmalara göre:

1- Maliye Bakanlığı, Milli Emlak Genel Müdürü Şafak Kaynak imzalı 22.01.1988 tarih ve 2896 sayılı yazıda “dava konusu 18033 ada 1 parsel sayılı taşınmazın ifrazdan önceki 888 parsel sayılı 523.500 m2 yüzölçümündeki taşınmazın da bulunduğu 7 parçada toplam 5.771.460 m2 yüzölçümündeki Hazine arazisinin yeşil kuşak projesi içerisinde ağaçlandırılmak üzere Orman Bakanlığına (Orman Genel Müdürlüğü) 178 sayılı kararnamenin 13/d maddesi gereğince tahsis edildiği” bildirilmişti.

2- Milli Emlak Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Hasan Özkan imzalı 08.07.1994 tarihli yazıda Ankara Valiliğinden alınan 05.07.1994 gün ve 06/19008/13791 sayılı yazıyla 888 nolu parselin 893, 894 ve 895 parsel olarak 3 parçaya ifraz edildiği, bu parsellerden 895 parselin ise;

a) 18038 ada 1 parsel 15.240 m2

b)18036 ada 1 parsel 15,256 m2

c)18034 ada 1 parsel 8.560 m2

d)18033 ada 1 parsel 20.163 m2

e)18032 ada 1 parsel 12.155 m2

f)18009 ada 1 parsel 49 m2  olarak 6 parçaya ifraz edildiğini, 38459 m2 sinin düzenleme ortaklık payına bırakıldığını, 18038, 18036, 18034, 18033, 18032 ve 18009 parsel sayılı taşınmazların takas suretiyle Ankara Büyükşehir Belediyesinin mülkiyetine geçtiği dolayısıyla uhdesinde de 383,218 m2 kaldığı, 888 parsel nolu taşınmazın Orman Genel Müdürlüğüne olan tahsisinin kaldırılması istenildiğinden, yeşil kuşak projesi içerisinde ağaçlandırılmak üzere Orman Bakanlığına (Orman Genel Müdürlüğü) tahsisi yapılan  söz konusu 523.500 m2 yüzölçümündeki 888 parsel sayılı taşınmazın 109.882 m2 kısmının yukarıda açıklanan nedenlerle 178 sayılı kararnamenin 13/d maddesi gereğince Orman Bakanlığına (Orman Genel Müdürlüğü) adına olan tahsisin kaldırıldığı bildirilmiştir.

3- Maliye Bakanlığınca yeşil kuşak projesi içerisinde ağaçlandırılmak üzere dava konusu 843 parsel dışında Çayyolu Köyü 885, 886, 887, 888 parseller Yapracık Köyü 1204 sayılı ve Bağlıca Köyü 750 parsel sayılı taşınmazlar olmak üzere toplam 5.771.460 m2 yerin Orman Bakanlığına tahsis edildiği,

4- 888 parsel sayılı taşınmaz, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olması nedeniyle 52 hektar 3500 m2 olarak ham toprak niteliğinde ve ihdasen 16.08.1987 tarihinde Hazine adına tapuya tescil edildiği, bu parselin 893, 894, 895 parsellere ifraz edildiği, 895 parsel sayılı 493.100 m2 yüzölçümündeki taşınmazın 18038 ada 1, 18036 ada 1, 18034 ada 18033 ada 1, 18032 ada 1, 18009 ada 1 parseller olarak Ankara Büyükşehir Belediyesi ile trampa edilerek Ankara Büyükşehir Belediyesi adına 07.03.1994 tarihinde tapu oluşturulmuş, dava konusu 18033 ada 1 parsel sayılı taşınmaz 20.163 m2 yüzölçümlü olarak, 10081/20163  hissesi  Sınırlı  Sorumlu  Köşkpınar Yapı Kooperatifi, 10082/20163 hissesi ise Sınırlı Sorumlu Doktorlar Konut Yapı Kooperatifi adına Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan satış yolu ile tapu kaydı oluşmuştur.

         5- Keşifte bilgisine başvurulan bir orman, ziraat ve fen elemanından oluşan bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen raporda dava konusu 18033 ada 1 parsel sayılı taşınmazın orman kadastro çalışmaları sırasında 18.169 m2 kesiminin orman sınırları içerisinde, geriye kalan 1994 m2 bölümün ise orman tahdit sınırları dışarısında bırakıldığını, taşınmazın üzerinde davacı Kooperatife ait 108 adet konut inşaatının tamamlanmak üzere olduğunu, sahada her hangi bir orman ağaç ve ağaççığının bulunmadığını, memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planında orman sayılmayan açık olan olarak gözüktüğünü, Milli Emlak Genel Müdürlüğünce 22.01.1988 tarihinde yeşil kuşak ağaçlandırılması projesi kapsamında Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edildiğini, Danıştay 10. Dairesi 1996/8740 Esas 1999/3020 karar sayılı ilamı da gözetilerek sonuçta orman sayılmayan yerlerden olduğunu” açıklamışlardır. Ancak bir taşınmazın memleket haritası, hava fotoğrafı  gibi belgelerde açık alanda gözükmesi, sonradan orman sayılmasını engellemez. Şöyle ki; Milli Emlak Genel Müdürlüğünün orman yapılmak üzere taşınmazı Orman Bakanlığına tahsis etmesi ve müteakiben yapılan orman tahdidi ile yine orman niteliğini kazanır. Zira, tahsisle [KAMU MALI-ORMAN] niteliğini kazanan taşınmazın bu niteliği 178. Kanun Hükmünde Kararnamenin 13/d maddesinde yazılı koşullara bağlanır. Bu koşullar da gerçekleşmedikçe tahsisin kaldırılmasına olanak yoktur ve taşınmazın  ORMAN NİTELİĞİ DEVAM EDER.

         6- İncelenen bu belgeler ile tüm dosya kapsamından anlaşılacağı gibi, dava konusu 18033 ada 1 parsel sayılı taşınmazın da bulunduğu 888 parsel sayılı taşınmaz Milli Emlak Genel Müdürlüğünün 22.01.1988 tarihli yazısı ile yeşil kuşak projesi içerisinde ağaçlandırılmak üzere Orman Bakanlığına (Orman Genel Müdürlüğü) tahsis edildiği, 888 parselin 893, 894, 895 parsel olarak üçe ifraz edildiği, 895 parselin de dava konusu 18033 ada 1 parsel ile 18038 ada 1, 18037 ada 1, 18036 ada 1, 18035 ada 1, 18034 ada 1 parsellere gittiği bu parsellerin Belediye Başkanlığına ait taşınmaz mallarla takas edilerek 07.03.1994 tarihinde Belediye Başkanlığı adına tapu kaydının oluştuğu, daha sonra da dava konusu 18033 ada 1 parsel sayılı taşınmazın Belediye tarafından satış yoluyla kooperatifler adına hisseli tapu kaydını oluştuğu anlaşılmaktadır.

7- Milli Emlak Genel Müdürlüğünün görevlerini gösteren 178 Sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin, 13. maddesinin d fıkrası; “hazinenin özel mülkiyetinde veya devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden, kamu hizmeti için kullanılması gerekli olanları; genel, katma ve özel bütçeli idarelere tahsis etmek ve tahsis amacının ortadan kalkması veya amaç dışı kullanılması halinde tahsisi kaldırmak; tahsisi kaldırılan taşınmaz mallar üzerinde hazine dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarına ait yapı ve tesisleri tasfiye etmek, tasfiyeye ilişkin esas ve usulleri belirlemek” hükmünü taşımaktadır. 13/d maddesinin metninden anlaşıldığı gibi, tahsisin kaldırılması için; a-Tahsis amacının ortadan kalkması, ya da b-Amaç dışı kullanılması gibi koşulların gerçekleşmesi gerekir. Oysa, olayda bu koşulların hiç biri gerçekleşmemiştir. O halde, tahsisin kaldırılması için oluşmuş yasal dayanak yoktur.

         8- Devlete ait mallar kendi aralarında önce ikiye ayrılır. Bunlardan birincisi özel mallardır ve M.Y. hükümlerine tabidir, Devlete gelir sağlarlar; ikincisi kamu mallarıdır. Bunları da kendi arasında dörde ayırmak gerekir.

a) Hizmet malları; 3402 Sayılı Yasanın 16/A maddesinde sayılan kamu hizmetinde kullanılan bütçelerden ayrılan ödenek veya yardımlarla yapılan resmi bina ve tesislerdir.

b) Orta malları; bunlar Devlet ya da bir kamu tüzel kişisi tarafından herkesin veya bir kısım halkın, doğrudan doğruya yararlanmasına ve kullanılmasına özgülenen yerler olup, 3402 Sayılı Yasanın 16/B maddesinde sayılmıştır. Mera, yaylak, kışlak, otlak, harman ve panayır yerleri, yol, köprü, meydan gibi taşınmazlardır.

c) Sahipsiz mallar; Bunlarda yine aynı yasanın 16/C maddesinde sayılan ve devletin hüküm tasarrufu altında bulunan kayalar, tepeler, dağlar, genel sular, kıyılar ile Anayasanın 168. maddesinde gösterilen “Tabii servet kaynaklar”dır.

d) Ormanlar; Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlar, Devlet kamu taşınmazlarının çok önemli bir bölümünü oluşturur. 6831 Sayılı Yasanın 1. maddesinde orman “tabii olarak yetişen ya da emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları ile birlikte orman sayılır” biçiminde tanımlanmıştır.

Devletin özel mallarının tümü Medeni Yasa hükümlerine göre tapuya tescil edilebildiği halde, Kamu mallarından sadece hizmet malları ile ormanlar tapuya tescil edilebilir (3402 Sayılı Yasanın 16/4, 22/4 ve 6831 Sayılı Yasanın 11/4 maddeleri). Ormanların tapuya tescil edilmesi özel hukuk anlamında tapuya tescil olmadığından, onları Devletin özel malı haline getirmez. Bu işlem sadece bir tesbit mahiyetinde olup, ormanların korunması amaçlanmıştır. Tapuya tescil edilen ya da edilmeyen Devlet ormanları arasında yasalar karşısında herhangi bir ayrıcalık bulunmamaktadır.

         Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan bir taşınmaz 178 Sayılı K.H.K.’nin13/d maddesi uyarınca, Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından orman yetiştirilmek üzere tahsis edilip, ağaçlandırılınca Hazinenin özel mülkü olmaktan çıkıp, kamu malı niteliğini kazanarak, toprağıyla orman olacağından, artık bundan sonra bu taşınmaz hakkında özel yasa olan 6831 Sayılı Orman Yasası hükümlerinin uygulanması gerekir.

         Devlete ait ormanların ister kadastrosu yapılsın, ister yapılmasın 6831 Sayılı Yasa hükümlerine tabiidir. Orman kadastrosu sadece ormanın sınırını belirler yoksa niteliğini değiştirmez.

         Bu ilke H.G.K.’nun 03.06.1998 gün ve 1998/347-394 sayılı kararında şu şekilde açıklanmıştır. “tahsis işlemi tamamlanmış ve tahsis amacına uygun olarak devlet ormanı yetiştirmek üzere ağaçlandırma faaliyetlerine geçilmiş ise böyle bir taşınmaz kamu emlaki niteliğini alacağından, bu taşınmaz hakkında açılacak tapu iptali ve tescil davası dinlenmez”

Somut olayda; dava konusu yer yürürlükteki yasa hükmüne uygun olarak 22.01.1988 tarihinde Milli Emlak Genel Müdürlüğünce ORMAN YETİŞTİRMEK ÜZERE ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE TAHSİS EDİLMİŞ ve ağaçlandırma işine başlanmış, böylece taşınmaz kamu malı niteliğini kazanarak, 6831 Sayılı Yasanın 1/1 maddesi hükmü uyarınca toprağıyla birlikte orman olmuştur. 178 sayılı K.H.K.’nin 13/d maddesine göre Milli Emlak Genel Müdürlüğünün yaptığı tahsisten sonra tahsisin kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığı için, Milli Emlak Genel Müdürlüğünün bu taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinden söz edilemez. Milli Emlak Genel Müdürlüğü tahsisi yukarıda değinilen yasal koşulların gerçekleşmesi halinde kaldırabilir. Yapılan tahsisten sonra somut olayda olduğu gibi, Devletin özel malı olmaktan çıkıp kamu malı orman niteliğini kazanan taşınmazlarda yasada yazılı koşullar oluşmadığına, tahsisin kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığına göre, tahsisin kaldırılması kesinlikle olanaksızdır.

         Orman yetiştirilmek üzere tahsis edilen taşınmaz ağaçlandırılmasıyla birlikte orman niteliğini kazanacağından, hakkında uygulanacak yasa 178 Sayılı K.H.K. hükümleri olmayıp, özel yasa olan 6831 Sayılı Orman Yasası hükümleri olacağından, taşınmaza bu yasanın öngördüğü usullere göre Devlet tarafından tasarruf edilmesi gerekir. 6831 Sayılı Yasa hükümleri uyarınca ormanlarla ilgili işlemler, ancak orman kadastro komisyonları tarafından yapılabilir. Başka bir kurumun ormanlar üzerinde tasarruf ve işlem yapma yetkisi yoktur. Yürürlükte bulunan yasa hükümlerinde, Milli Emlak Genel Müdürlüğüne, tapuya tescil edilmiş olsun ya da olmasın, Devlet ormanları üzerinde her hangi bir tasarrufta bulunma yetkisi verilmemiştir. Buna rağmen yasaların kendisine vermediği böyle bir yetkiyi kullanarak ve yasalara aykırı olarak, her hangi bir işlem yapmışsa bu İŞLEM YOK HÜKMÜNDEDİR.

İşte somut olayda; tahsis yapılmakla toprağı ile birlikte kamu malı orman niteliğini kazanan taşınmaz üzerinde Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nün geri alma hakkı doğmadığından yasalara aykırı olarak oluşturulan 08.07.1994 tarihli GERİ ALMA KARARI YOK HÜKMÜNDEDİR.  Halen kamu malı orman olma özelliğini sürdüren taşınmaz üzerinde imar planında yapılan değişiklik dahi yasal dayanağı bulunmadığından yok hükmündedir.

         Dava konusu taşınmazın da içinde bulunduğu 888 parsel sayılı taşınmaz ise 22.01.1988 tarihinde Orman Bakanlığına (Orman Genel Müdürlüğüne) tahsis edilmiştir. Bu durumda, davanın açıldığı tarihte taşınmaz Hazinenin özel mülkü olmaktan çıkıp, kamu emlakı niteliğini kazanmıştır.

         9- HAZİNEYE AİT TAŞINMAZLARIN SATIŞI HAKKINDAKİ 4070 SAYILI YASA, KAMUYA TAHSİSLİ TAŞINMAZ MALLARIN SATIŞINI ÖNLEMİŞTİR.

         4070 Sayılı Yasa-Madde : 11/b: [Kamu hizmetine tahsis edilmiş veya fiilen bu amaçla kullanılan taşınmaz mallarda] bu yasadaki satışla ilgili hükümler uygulanmaz.

4070 Sayılı Yasanın açıklanan hükmü karşısında kamu hizmetine tahsis edilmiş ve kamu malı niteliğini almış olan 18033 sayılı parselin satışı olanaksızdır. Davacı kooperatife yapılan satış bu olgu içinde yasaya aykırı ve geçersizdir.

         10- 2886 SAYILI DEVLET İHALE KANUNU YİNE KAMU MALLARININ SATIŞINI ÖNLEMİŞTİR.

         2886 Sayılı Kanun-Madde:74. [Tarihi ve bedii değeri olanlar hariç Hazinenin özel mülkiyetindeki yerlerin satışı, kiraya verilmesi, trampası ve mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ile, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kiraya verilmesi, mülkiyetin gayri aynı hak tesisi esastan, Maliye Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir].

         Bu maddeye dayanılarak Maliye Bakanlığınca çıkarılan Yönetmeliğin 58/c fıkrasına göre, tahsisli taşınmaz mallar,

         58/e fıkrasına göre; orman alanları içindeki taşınmaz malların nitelikleri değişmedikçe SATIŞI YASAKTIR.

         18033 ada 1 sayılı parsel  kamu malı ve ormandır, niteliğini korumaktadır. O halde, satılamaz.

         Bununla ilgili takas, satış ile oluşan tapu geçersizdir, yapılan işlemler hukuka ve yasaya aykırıdır.

         11- Medeni Yasanın 932. maddesi YOLSUZ TESCİLİ ÖNLEMİŞTİR.

         Medeni Yasa Md. 932: Bir ayni hak tapu siciline yolsuz olarak kaydedilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi lazım gelen üçüncü şahıs bu tescile istinat edemez.

         Yolsuz tescil; haksız veya lüzum ifade etmeyen hukuki bir tasarruf mucibince yapılan tescildir. Böyle bir tescilden dolayı bir ayni hakkı ihlal edilen kimse doğrudan doğruya suiniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı tescilin yolsuzluğunu iddia edebilir.

         Dava konusu 18033 ada 1 sayılı parsel, 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 13/d maddesi uyarınca Orman Bakanlığına-ağaçlandırma amacı ile tahsis edilip, bu amaca uygun orman oluşturularak 6831 Sayılı Orman Yasanın 1. maddesine göre tahdit içine de alınmakla iki aşamalı olarak KAMU MALI (ORMAN) NİTELİĞİNİ KAZANMIŞTIR. Bu taşınmazın konut alanına dönüştürülmesi için Milli Emlak Genel Müdürlüğünce (tahsisin) kaldırılması hiçbir yasal ve hukuki gerekçeye dayanmadığı için geçersizdir. Bu geçersiz tasarrufla bu parselin Hazinece Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına takas edilmesi sonucu oluşan tapu kaydı ve Belediye tarafından Kooperatiflere satışı ile bu satışla oluşan Kooperatif tapusu geçersizdir. Zira, geçersiz tasarrufla oluşmuş hukuki ve yasal değeri olmayan kayıtlardır.

         12- Orman Genel Müdürlüğünün, Hazine ve Ankara Büyükşehir Belediyesine yönelik açtığı dava sonucunda yeniden tahsis yapılması yolundaki başvurusunun reddine ilişkin işlemde hukuki aykırılık görülmediğinden davanın reddine dair Ankara 5. İdare Mahkemesinin 1995/241 Esas, 1996/386 sayılı kararı, bunun temyizi üzerine Danıştay 10. Dairesinin 1996/8740 Esas, 1999/3020 kararı sadece konut çalışmaları nedeniyle fidan dikilen alanda oluşan zararın tazmini yönünden bozulmasına ilişkin kararın davanın orman tahdidine itiraz davası olması niteliği ve bu tür davaların görüm ve çözüm yerinin Adli Mahkemeler olması nedeniyle sonuca etkili görülmemiştir. 

         Yukarıda açıklanan bütün bu nedenlerle,

a- 18033 ada 1 parsel sayılı taşınmaz, 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca orman olmak üzere Orman Bakanlığına tahsis edilmiştir.

b- Amaç gerçekleşmiş; orman sayılan taşınmaz, 6831 sayılı yasanın 1. maddesi uyarınca tahdit içine alınmış ve 18033 ada 1 parsel kamu malı niteliğini, tahsis ve tahditle kazanmıştır.

         c- Kamu malı niteliğini kazanan 18033 ada 1 parselin bu niteliğinin değiştirilmesine, konut alanına dönüştürülmesine yasal olanak yoktur.

         d- Tahsisin kaldırılması ve gerek Ankara Büyükşehir Belediyesiyle yapılan takas, gerek Belediyenin davacı kooperatife yaptığı satış yasalara aykırıdır, geçersizdir.

         Ankara Büyükşehir Belediyesi adına oluşan tapu ve kooperatif tapusu yolsuzdur. Yasal geçerliliği, hukuki değeri yoktur.

         e- 5 milyon nüfuslu Başkent Ankara etrafında oluşturulan yeşil kuşak projesi, tüm kent için yaşamsal değeri büyük bir olgudur. Sosyal, biyolojik, coğrafi, kültürel ve ekonomik değeri büyük olan 18033 ada 1 parselin amaç dışına çıkılarak konut alanına dönüştürülmesi için tahsisin kaldırılması-imar planının değiştirilmesi yolundaki tasarruflar geçersiz olup, bu tasarruflar sonucu davacı S.S.Köşkpınar Yapı Kooperatifine satış suretiyle oluşan tapunun yasal ve hukuki değerinden söz edilemez. Buna dayanılarak yapılmış orman tahdidinin iptali yoluna gidilemez. 18033 ada 1 parsel, KAMU MALI ORMAN NİTELİĞİNİ KAZANMIŞTIR. Hangi nedenle olursa olsun, özel mülk ve kültür arazisine (konut alanına) dönüştürülmesine, satışına, kişi ya da kurumlara devir edilmesine, tapu oluşturulmasına yasal olanak yoktur.

Yukarıda açıklanan hususlara göre, davacı S.S.Köşkpınar Yapı Kooperatifinin açtığı orman tahdidine itiraz davasının reddi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. ...)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN  : Davalı Orman Genel Müdürlüğü vekili

                                       HUKUK GENEL KURULU KARARI

         Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

         Dava, Orman Kadastro Komisyonu tarafından yapılan orman kadastrosuna itiraz istemine ilişkindir.

         A-DAVACININ İSTEMİNİN ÖZETİ: Davacı, S.S.Köşkpınar Konut Yapı Kooperatifi; Dava konusu taşınmazın Hazine adına tapuda kayıtlı iken, Hazine tarafından Orman Genel Müdürlüğü’ne ağaçlandırma  sahası olarak tahsis edildiğini, ancak bu tahsisin 08.07.1994 tarihinde iptal edilmesinden sonra takas yoluyla belediyeye devredildiğini,  kendilerinin de 18033 ada 1 numaralı parseli belediyeden konut yapmak üzere satın aldıklarını, Orman Genel Müdürlüğü’nün tahsis işleminin iptali işleminin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla İdare Mahkemesinde açtığı davanın reddedildiğini, bu aşamadan sonra, usulsüz bir şekilde taşınmazın orman sınırı içine alınması işleminin yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, söz konusu orman tahdidinin iptali ile, dava konusu taşınmazın davacı kooperatif adına payı oranında  tesciline karar verilmesini istemiştir.

         B-DAVALININ CEVABININ ÖZETİ : Davalı Maliye Hazinesi vekili; Dava konusu taşınmazın Hazine tarafından takas sonucu Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne takas yolu ile devredildiğini, bu nedenle Hazine ile bir ilgisinin  kalmadığını ileri sürerek, kendileri hakkında açılan davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

         Davalı Orman Genel Müdürlüğü vekili; Dava konusu taşınmazın önce Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nce ağaçlandırılmak üzere kendilerine tahsis edildiğini, daha sonra takas yoluyla Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne devredilerek Genel Müdürlüklerine yapılan tahsisin kaldırıldığını, tahsisin iptali ile ilgili olarak idari yargıda açtıkları davanın reddedildiğini, ancak Orman Kadastro Komisyonunca yapılan kadastro çalışmasında bu yerin Çeşmebaşı Devlet Ormanı sınırları içine alındığını,taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğunu, Orman Genel Müdürlüğüne ağaçlandırma amacı ile tahsis edildikten sonra, tahsis kaldırılmadan bu alanın konut alanına dönüştürülmesinin hukuka aykırı olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

         C-YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu 18033 ada 1 parsel nolu taşınmazın öncesi itibari ile orman sayılan yerlerden olmadığı ve hiçbir zaman orman örtüsü bulunmadığı sonucuna varılarak, Orman Genel Müdürlüğü aleyhine açılan davanın kabulü ile Orman Kadastro Komisyonu’nun kararının iptaline, davalı Hazine bakımından ise davanın husumet yönünden reddine karar verilmiştir.

         D-TEMYİZ EVRESİ, BOZMA VE DİRENME : Davalı Orman Yönetiminin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle karar bozulmuş, yerel mahkeme; davacıların iyiniyetli olduğu, yapılan işlemlerde bir kusurlarının bulunmadığı, taşınmazın gerek öncesinde, gerekse mevcut hali ile hiçbir zaman orman örtüsü ihtiva etmediği, yapılan tahsisten sonra Orman Genel Müdürlüğü’nce taşınmaz üzerinde tahsis amacı doğrultusunda bir ağaçlandırma çalışması yapılmadığı gerekçeleri ile önceki kararında direnmiştir.

         E-MADDİ OLAY:  Dosya içerisinde bulunan belgelere göre, dava konusu taşınmazında içerisinde bulunduğu 888 parselin 18.06.1987 tarihinde ihdasen Hazine adına ham toprak niteliği ile tescil edildiği, 22.01.1988 tarihinde 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’nin 13/d maddesine göre, “Yeşil Kuşak Projesi” kapsamında Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından Orman Genel Müdürlüğü’ne tahsis edildiği, 08.07.1994 tarihinde üç parçaya ifraz edildiği, dava konusu taşınmazın içinde bulunduğu parselin 895 parsel numarasını aldığı, 07.03.1994 tarihinde Maliye Hazinesi’nce Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin elindeki başka taşınmazlarla takas işlemi yapılarak, 895 numaralı parselin mülkiyetinin Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne geçtiği ve Maliye Bakanlığı’nca Orman Genel Müdürlüğü’ne yapılan tahsisin 08.07.1994 tarihinde iptal edildiği, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nca 895 numaralı parselin 6 parçaya ifraz edildiği ve dava konusu 18033 ada 1 parsel numaralı taşınmazın bu şekilde oluştuğu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nca 29.03.1994 tarihinde 18033 Ada 1 Parsel numaralı taşınmazın 10.082/20.163 paylık bölümünün dava dışı S.S.Doktorlar Yapı Kooperatifine ve 10.081/20.163 payın ise davacı S.S.Köşkpınar Yapı Kooperatifine satıldığı anlaşılmaktadır.

         Bu aşamadan sonra, Orman Genel Müdürlüğü Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nden taşınmazın yeniden tahsis edilmesi isteminde bulunduğu ancak, Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nce bir cevap verilmemesi üzerine, Orman Genel Müdürlüğü’nce tahsis kararının iptali kararının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla idari yargıda dava açıldığı, sonuçta Ankara 5.İdare Mahkemesi’nin, 18.04.1996 gün ve 1995/241 Esas, 1996/386 Karar sayılı ilamı ile davanın reddine karar verildiği, Orman Genel Müdürlüğü’nce yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay 10.Dairesi’nce verilen 09.07.1999 gün ve 1996/8740 Esas, 1999/3020 Karar sayılı ilamda; “...Davacı kuruma başlangıçta 888 parsel olarak 22.01.1988 tarihinde ağaçlandırılacak alan olmak üzere tahsis edilen taşınmazın, daha sonra imar planı gereğince yapılan ifrazlar sonucu elde edilen parsellerin belediye’ye ait taşınmazlarla takası suretiyle belediyeye devredilmesi ve devredilen bu taşınmazların konut alanı olarak belirlenmesi karşısında, 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 13.maddesi uyarınca devredilen taşınmazların bulunduğu alan itibarıyla tahsisin kaldırılmasında, tahsisi kaldırılan alanın yeniden tahsis edilmesi işleminde hukuk aykırılık bulunmadığı...”  nın saptandığı anlaşılmaktadır.

         Bunun dışında, Orman Yönetimi tarafından 1995 yılında davaya konu olan Orman Kadastrosu çalışması başlatılmış, 08.06.1998 tarihinde ilan edilmiş ve 08.12.1998 tarihinde itirazsız kesinleşmiştir.  Dava konusu parsel ise, bu Orman Kadastro Tespitinde, Çayyolu Köyü Çeşmebaşı Devlet Ormanları içerisinde ham toprak niteliği ile tespit görmüştür.

         F.GEREKÇE : Uyuşmazlık, tahsis işlemi iptal edilen ve öncesi orman olmayan taşınmazın orman  kadastrosu ile orman sınırları içerisine alınması işleminin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği gibi Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nün görevlerini açıklayan 178 sayılı Maliye Bakanlığı’nın Teşkilat  ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’nin 13.maddesinin d fıkrası;  “Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden, kamu hizmeti için kullanılması gerekli olanları genel, katma ve özel bütçeli idarelere tahsis etmek ve tahsis amacının ortadan kalkması veya amaç dışı kullanılması halinde tahsisi kaldırmak; tahsisi kaldırılan taşınmaz mallar üzerinde Hazine dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarına ait yapı ve tesisleri tasfiye etmek, tasfiyeye ilişkin esas ve usulleri belirlemek” hükmünü taşımaktadır.

         Buna göre tahsisin kaldırılması için; tahsis amacının ortadan kalkması ya da amaç dışı kullanılması gerekmektedir.

         Dosya içeriğindeki bilgi ve belgelere göre; dava konusu taşınmazın “ağaçlandırma alanı” olarak Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nce yapılan tahsisin kaldırıldığı, bu işlemin idari yargı denetiminden geçtiği ve tahsis işleminin iptalinde ve yeniden belediyeye tahsis yapılmasında bir hukuka aykırılık bulunmadığının idari yargı kararı ile saptandığı, öte yandan söz konusu alanda başarılı ya da başarısız her hangi bir şekilde ağaçlandırma çalışması yapıldığına dair hiçbir bulguya rastlanamadığı anlaşıldığından, direnme kararı yerinde olup yerel mahkeme kararı bu nedenle  onanmalıdır.

HGK. 02.03.2005 T. E:20-110, K:128


DAVACI PARSELİN BİR BÖLÜMÜNÜN KADASTRO SIRASINDA BU PARSELE UYGULANMAMIŞ OLAN AĞUSTOS 1997 TARİH 35 NUMARALI 919 M2 YÜZÖLÇÜMLÜ SINIRLARI YOL, MEZARLIK VE ORMAN OLAN TAPU SINIRI İÇİNDE KALDIĞINI İDDİA ETMİŞSE DE, KAYIT HER YERE UYABİLECEK NİTELİKTE OLDUĞU GİBİ, ÇEKİŞMELİ TAŞINMAZ ÜZERİNDE 20-25 YAŞLARINDA KARAÇAM AĞAÇLARI İLE EYLEMLİ ORMAN NİTELİĞİNİ TAŞIMASI, HER İKİ ORMAN BİLİRKİŞİ RAPORUNDA MEMLEKET HARİTASINDA YAPRAKLI AĞAÇ RUMUZU İLE İŞARETLİ BULUNMASI KARŞISINDA, DAVANIN REDDİNE VE TESPİT GİBİ ORMAN NİTELİĞİ İLE TESCİLİNE KARAR VERİLMESİNİN GEREKECEĞİ-

HGK. 23.02.2005 T. E: 20-96, K: 94

Taraflar arasındaki “kadastro tespitine itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Cide Kadastro Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 09.05.2003 gün ve 2002/51 E. 2003/38 K. sayılı kararın incelenmesi müdahil Orman ve Davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 23.10.2003 gün ve 2003/6392-7510 sayılı ilamı ile;

(...Kadastro sırasında, Ece Mahallesi 226 ada 4 parsel sayılı 28.453 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, orman niteliği ile Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı, taşınmazın yaklaşık 4800 m2´sinin tapu ve zilyetlik nedeniyle tüzelkişiliklerine ait olduğu iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne ve 02.05.2003 tarihli bilirkişi raporunda (B), (C) ve (E) harfi ile gösterilen 4645.15 m2´lik bölümünün davacı adına tesciline, (A) ile gösterilen 82.36 m2 yerin yola terkinine, (F) ile gösterilen 20.818.42 m2 yerin orman niteliğiyle tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Orman Yönetimi ve Hazine tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.

Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 Sayılı Yasanın 4. maddesi hükmüne göre yapılmış, çekişmeli parsel orman alanı içinde bırakılmıştır.

Mahkemece çekişmeli taşınmazın (B), (C) ve (E) bölümlerinin orman olmadığı ve kısmen Ağustos 1997 tarih 35 numaralı tapu kapsamında kaldığı, tapu kapsamı dışında kalan bölümlerinde ise, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla zilyetlik koşullarının oluştuğu gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuştur.

Fen elemanı tarafından hazırlanan 18.03.2003 tarihli raporda sarıya boyalı (E) işaretli 922 m2´lik bölümün tapu kapsamında olduğu, mavi renge boyalı (C) ve (D) işaretli 1458 m2´lik bölümü Nuri Usta mirasçılarından 13.01.1997 ve 14.01.1997 tarihli taksim ve takas senetleri ile alındığını, kırmızı renge boyalı (A)-(B) işaretli 2370 m2´lik bölüm Osman Köse´den bilâ tarihli senetle alınan yer olarak gösterilmiş, mahkemece (D) ve (F) bölümlerinin davaya konu olmadığı açıklanarak (B), (C) ve (E) bölümlerinin davacı adına tesciline, (A) bölümünün yola terkinine, (F) bölümünün orman olarak tesciline karar verilmiştir.

         Davacı derneğin 13.01.1997 ve 14.01.1997 tarihli senetlerle satın aldığını iddia ettiği kesimlerin senet ekindeki krokide A7 ve A8 ile gösterilen bölümler olduğu anlaşılmaktadır. Senetlerde ismi yazılı kişiler aynı tarihli senetlere dayanarak bu bölümlere komşu olan A9-­A10-A11-A12 işaretli bölümlerin adlarına tescili istemiyle Cide Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/4 sayılı dosyasında dava açmış ve bu dava sonucu verilen karar Dairenin 26.01.1998 tarih 1997/13297-1998/636 sayılı kararı ile "taşınmazın 20 yaşlarında karaçam ağaçları ile kaplı olduğu, bu durumda zilyetlik koşullarının oluştuğundan söz edilemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesi" gerektiğine işaret edilerek bozulmuş ve mahkemece bozma kararına uyularak dava sözü edilen 02.06.1998 tarihi ilamın aynı taraflar arasında 02.06.1998 tarih 1998/30-1998/73 sayılı karar temyize konu davada kesin hüküm oluşturmasa da güçlü delil niteliğinde olacağı kabul edilmelidir. Ayrıca, çekişmeli taşınmazın üzerinde de aynı yaşlarda karaçam ağaçlarının bulunduğu uzman bilirkişi raporlarından anlaşılmaktadır. 05.03.2003 tarihli keşif sonunda alınan orman bilirkişi raporunda taşınmazın ormandan açma sonucu kazanılmış "orman sayılan" yer olduğu bildirildiği halde, mahkemece gereği olmadan ve nedeni açıklanmadan 21.04.2003 tarihinde ikinci bir keşif yapılmış, bu kez taşınmazın orman sayılmayan yer olduğu, üzerinde karaçam ağaçlarının yakındaki mezarlıktan doğal yolla gelerek oluştuğunun açıklanması üzerine bilimsel olmayan bu rapora

değer verilerek hüküm kurulmuştur.

Davacı parselin bir bölümünün kadastro sırasında bu parsele uygulanmamış olan Ağustos 1997 tarih 35 numaralı 919 m2 yüzölçümlü sınırları yol, mezarlık ve orman olan tapu sınırı içinde kaldığını iddia etmişse de, kayıt her yere uyabilecek nitelikte olduğu gibi, çekişmeli taşınmaz üzerinde 20-25 yaşlarında karaçam ağaçları ile eylemli orman niteliğini taşıması, her iki orman bilirkişi raporunda memleket haritasında yapraklı ağaç rumuzu ile işaretli bulunması karşısında, davanın reddine ve tespit gibi orman niteliği ile tesciline karar verilmesi gerekirken, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek (B)-(C) ve (E) bölümleri hakkındaki davanın kabul edilmiş olması isabetsizdir...)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDENLER  : 1-Müdahil Orman vekili

                                        2-Davalı Hazine

                            HUKUK GENEL KURULU KARARI

         Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

         Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

HGK. 23.02.2005 T. E:2005/20-96, K:2005/94

-------------------------------------------------------

ORMANLARIN ZİLYETLİK YOLU İLE KAZANILMASINA OLANAK BULUNMADIĞI, DAVA KONUSU OLAN TAŞINMAZIN İÇERİSİNDE YER ALDIĞI 101 ADA 536 SAYILI (45.986.818 M2 MİKTARLI) PARSELİN KESİNLEŞEN ORMAN TAHDİDİ İLE YÖREDE 1985 TARİHİNDE YAPILAN ARAZİ KADASTRO ÇALIŞMALARINA GÖRE ORMAN VASFI İLE HAZİNE ADINA TAPUDA KAYITLI OLDUĞU, ORMAN YÖNETİMİ, DAVADA DAVALI SIFATINI ALMAKSIZIN KESİNLEŞEN ORMAN TAHDİDİ İÇERİSİNDE KALAN YERLERDE MAHKEMECE TESCİL KARARI VERİLMESİNİN YASAL DAYANAĞI BULUNMADIĞI GİBİ TESCİL KARARININ VERİLDİĞİ TARİH İTİBARİ İLE TAPUDA (ORMAN NİTELİĞİ İLE HAZİNE ADINA) KAYITLI OLAN TAŞINMAZ İLE İLGİLİ HÜKÜM KURULMASININ DA OLANAKSIZ OLDUĞU-

HGK. 08.12.2004 T. E: 20-646, K: 657

Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesince davanın  kabulüne  dair verilen 16.7.2003 gün ve 2003/56-173 sayılı kararın incelenmesi davalılar Hazine ve Orman yönetimi vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 11.12.2003 gün ve 9174-9206  sayılı ilamı ile, (...Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine verilen dilekçe ile aynı mahkemede taraflar arasında verilen 2001/177 E., 2002/83 K. sayılı ilamı ve 1996/180 E., 1998/92 K. sayılı ilamlar gereğince 2760 m2 miktarındaki kısmın adına tesciline karar verildiğini, ancak bu taşınmazın Ömerli Köyü 101 ada 536 sayılı 45.986.818 m2 miktarında orman olarak tapuda kayıtlı olan taşınmazın içerisinde kaldığını belirterek tapu kaydının iptali ile bu kısmın adına tescile karar verilmesini istemiş, mahkemece davanın kabulüne ve 101 ada 536 parselin 2760 m2 miktarındaki kısmın tapu kaydının iptaline ve davacı adına tesciline dair verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalılar Orman Yönetimi ve Hazine tarafından istenilmiştir.

Yörede 1975 yılında ilan edilerek kesinleşen orman tahdidi bulunmaktadır.

        28.09.1992 tarihinde Ömerli Köy tüzelkişiliği adına köy muhtarının bu dosyada davacı olan Ali Demir´e karşı lokanta binası yaptığı ve köye ait taşınmaza tecavüz ettiği iddiası ile açmış olduğu davada Orman Yönetimi nizalı taşınmazın orman niteliğinde olduğu, Hazine ise Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu iddiası ile davaya müdahil olarak katılmışlardır. Bu dosyada uzman orman bilirkişisi düzenlediği raporda yörede kesinleşen orman tahdit haritasını uyguladığını ve nizalı taşınmazın tahdit dışında kaldığını ve orman sayılmayan yerlerden olduğunu açıklamıştır. Mahkeme yaptığı inceleme ve araştırma neticesinde 22.06.1993 tarih ve 1992/125 E., 1993/97 K. sayılı kararı ile davanın reddi yolunda hüküm kurmuştur. Söz konusu kararın temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 23.1.1995 tarih ve 1994/11164E.1995/497K. Sayılı kararı ile öncelikle Orman Yönetiminin usulüne uygun olarak harçlı bir katılımı bulunmadığı belirtilerek Yönetimin temyiz dilekçesinin reddine, Hazine ve köy tüzelkişiliğinin temyiz itirazlarının ise, kabulü ile nizalı taşınmazın eski ve yeni karayolları arasında bulunan dere yatağı içindeki zilyetlikle kazanma  koşullarının oluşmadığı yerlerden olduğu anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtilerek yerel mahkemenin kararı bozulmuştur. Bu karara karşı yerel mahkemece direnme kararı verilmesi üzerine dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´na gelmiş ve 1996/20-429 E.643 K. sayılı karar ile Orman Yönetiminin usulüne uygun harçlı katılımı bulunmadığından temyiz dilekçesinin reddine, Hazine ve köy tüzelkişiliğinin temyiz itirazlarının kabulü ile aktif dere yatağı niteliğinde bulunmayan yerlerde zilyetlikle iktisap koşullarının oluşması halinde iktisabının mümkün olduğu açıklanarak nizalı taşınmazın özel mülkiyete konu olabilecek yerlerden bulunup bulunmadığının, belirlenmesi amacı ile jeolog, ziraat ve fen bilirkişileri marifeti ile mahallinde yeniden keşif yapılarak kamulaştırma kapsamında kalıp kalmadığı veya aktif dere vasfında olup olmadığı hususunun araştırılması gerektiği belirtilmiştir. Yerel mahkemece bu defa yapılan araştırma ve inceleme neticesinde (c) harfi ile gösterilen nizalı taşınmaza ilişkin olarak davanın reddi yolunda hüküm kurulmuş ve temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. ­

Davacı gerçek kişi, yukarıda açıklanan dosyada 2760 m2 miktarındaki kısımla ilgili olarak lehine hüküm bulunduğunu belirterek Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesinin 200l/177E. Sayılı dosyasında zilyet olduğunu belirterek Hazine, Karayolları Genel Müdürlüğü ve ilgili köy aleyhine tescil talebi ile dava açmıştır. Mahkemece yapılan inceleme sırasında uzmanlığına başvurulan orman bilirkişi nizalı taşınmazın yörede kesinleşen orman tahdit haritasına göre tahdit içerisinde kaldığını, ancak müdahalenin önlenmesi davasında uzman orman bilirkişi tarafından nizalı taşınmazın hududundaki eski Ankara -Adana Karayolunun Çakıt çayı olarak gösterildiğini bunun ise hatalı olduğunu açıklamıştır. Mahkemece nizalı taşınmazın kesinleşen orman tahdidi içerisinde kalması nedeni ile davanın reddi yolunda kurulan ilk hüküm Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 17.04.2001 tarih ve 2001/1663-3105 Sayılı kararı ile (önceki müdahalenin men´ine ilişkin dosyadaki incelemelerin ve orman tahdidi dışında kaldığına ilişkin olgunun davacı gerçek kişi lehine güçlü delil niteliği taşıdığını, artık bu dosyada nizalı taşınmazın kesinleşen orman tahdidi içinde kaldığı hususunun kabul edilemeyeceği ve zilyetlik koşullarının da gerçek kişi lehine oluştuğu anlaşıldığından davanın kabulü yolunda hüküm kurulması) gerektiği belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Yerel mahkemece bu bozma ilamına uyularak davanın kabulü ile 2760 m2 miktarındaki kısmın davacı gerçek kişi adına tesciline karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir.

Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 1975 yılında orman tahdidi yapılmış ve kesinleşmiştir. Tüm dosya kapsamı ve bilirkişi incelemelerine göre nizalı taşınmazın kesinleşen orman tahdidi içerisinde bulunduğu tartışmasızdır.

Yukarıda özetlenen müdahalenin önlenmesine ve tescile ilişkin dosyalarda Orman Yönetimi usulüne uygun bir şekilde taraf olarak yer almamıştır. Orman Yönetiminin taraf olarak yer almadığı hiçbir karar Orman Yönetimini bağlamaz. Ayrıca, kesinleşen orman tahdidi içerisinde kalan bir taşınmaz için tahdidin kesinleştiği tarihten sonra açılan tescil davası yolu ile ve Orman Yönetimi taraf alınmaksızın tescil kararı verilemez.

Ormanların zilyetlik yolu ile kazanılmasına  olanak yoktur. Dava konusu olan taşınmazın içerisinde yer aldığı 101 ada 536 sayılı (45.986.818 m2 miktarlı) parsel kesinleşen orman tahdidi ile yörede 1985 tarihinde yapılan arazi kadastro  çalışmalarına göre orman vasfı ile Hazine adına tapuda kayıtlıdır. Orman Yönetimi, davada davalı sıfatını almaksızın kesinleşen orman tahdidi içerisinde kalan yerlerde mahkemece tescil kararı verilmesinin yasal dayanağı bulunmadığı gibi tescil kararının verildiği tarih itibari ile tapuda (orman niteliği ile Hazine adına) kayıtlı olan taşınmaz ile ilgili hüküm kurulması da olanaksızdır. Tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 Sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiştir. Kaldı ki; davacının dayandığı tescil ilamı esasen infaz edilmemiş ve bu tescil kararına dayalı olarak da bir tapu kaydı oluşmamıştır. Bu hususlar göz önüne alınarak mahkemece davanın reddi yolunda hüküm kurulması gerekirken aksine düşüncelerle davanın kabulü yolunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalılar Hazine ve Orman yönetimi vekilleri

                        HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici  nedenlere göre,Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ:Davalılar Hazine ve Orman yönetimi vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA...

HGK. 08.12.2004 T. E:20-646, K:657


DAVALININ, ORMANDA İZİNSİZ ÇOK SAYIDA KIL KEÇİSİ OTLATMA ŞEKLİNDEKİ EYLEMİNİN, 6831 SAYILI ORMAN KANUNUNUN 95. MADDESİNDE TANIMLANAN SUÇU OLUŞTURMASI, OTLATMA SONUCU SÜRGÜN VE FİLİZLERİN TAMAMININ YENMESİ SURETİYLE TAHRİP OLUNAN AĞAÇLARIN KÖKLERİNİN TEKRAR SÜRGÜN VERME ÖZELLİĞİNİN, GERÇEKLEŞEN TAHRİBATI ORTADAN KALDIRMAYACAĞI ORTADA İKEN, TAHRİP OLUNAN ALAN İÇİN ORMANIN TEKRAR KAZANILMASINI AMAÇLAYAN AĞAÇLANDIRMA GİDERİNE KARAR VERİLMEMİŞ OLMASININ İSABETSİZ OLACAĞI-

HGK. 24.11.2004 T. E: 4-616, K: 623

Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Amasya 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 25.4.2003 gün ve 2002/530, 2003/231 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay  4.Hukuk Dairesinin 23.12.2003 gün ve 2003/9897-15211 sayılı ilamı ile; (...Dava, haksız eylem sonucu uğranılan zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Davacı orman idaresi, orman içinde keçi otlatan davalının 5500 m² lik alanda orman örtüsüne zarar verdiğini belirterek, orman örtüsünün bozulmasından kaynaklanan zarar ile ağaçlandırma giderine hükmedilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, orman örtüsüne verilen zararın bir bölümü kabul edilmiş, ağaçlandırma giderine ilişkin istem ise reddedilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.6831 sayılı Orman Yasası´nın 19. maddesi gereğince, Yasa´da açıklanan ayrık durumlar dışında, ormanlara her türlü hayvan sokulmasının yasak olduğu; aynı Yasa´nın 95. maddesinde, 19. maddeye aykırı olarak ormanlara izinsiz hayvan sokulmasının suç sayıldığı; 14. maddesinde ise, her türlü orman suçlarından dolayı ayrıca ağaçlandırma giderine hükmedileceği düzenlenmiş bulunmakladır. Davalı hakkında orman alanında izinsiz hayvan otlatma eyleminden dolayı suç tutanağı düzenlendiğine göre davalının ağaçlandırma gideriyle de sorumlu tutulması gerekir. Yerel mahkemece anılan yön gözetilmeksizin, yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

                                         HUKUK GENEL KURULU KARARI

        Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

        Yakılan ve tahrip olunan orman sahalarının yeniden ağaçlandırılması için yapılacak masrafın kanunda yazılı tazminattan ayrı olarak sorumlularından alınmasına olanak sağlamak amacıyla 6831 sayılı Orman Kanununun 114. maddesi hükmü öngörülmüştür. Bu madde ile, kamu yararı düşüncesi ön planda tutulup, toplumu koruma tedbiri olarak düzenleme getirilmiş, 6831 sayılı Orman Kanununda belirtilen her türlü orman suçları için alınan tazminattan ayrı olarak ağaçlandırma giderine karar verileceği hüküm altına alınmıştır.

          Şahsi hakka ilişkin bir tazminat olan ağaçlandırma giderine, İdarenin mal varlığında azalma olmasa  ve İdare bir gidere katlanmasa bile, orman tahrip edilmişse karar verilmesi gerekir.

          Somut olayda; davalının, ormanda izinsiz çok sayıda kıl keçisi otlatma şeklindeki eyleminin, 6831 sayılı Orman Kanununun 95. maddesinde tanımlanan suçu oluşturması, otlatma sonucu sürgün ve filizlerin tamamının yenmesi suretiyle tahrip olunan ağaçların köklerinin tekrar sürgün verme özelliğinin, gerçekleşen tahribatı ortadan kaldırmayacağı ortada iken, tahrip olunan alan için ormanın tekrar kazanılmasını amaçlayan ağaçlandırma giderine karar verilmemiş olması isabetsizdir.

         Belirtilen nedenlerle, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

        SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA…

HGK. 24.11.2004 T. E:4-616, K:623


TAŞINMAZIN (B) İLE GÖSTERİLEN BÖLÜMÜNÜN ORMAN; (A) İLE GÖSTERİLEN KISMININ TARIM TOPRAĞI NİTELİĞİNDE OLDUĞU, 6831 SAYILI YASANIN 2/B MADDESİ UYARINCA ORMAN SINIR DIŞINA ÇIKARILAN YERLERDEN OLMADIĞI, DAVALININ ZİLYET VE TASARRUF ETTİĞİ; DAVALI YARARINA ZİLYETLİKLE İKTİSAP KOŞULLARININ OLUŞTUĞU-

HGK. 03.03.2004 T. E: 20-137, K: 128

Taraflar arasındaki  “ kadastro tespitine itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;     Sütçüler Kadastro Mahkemesince  davanın kısmen kabulüne dair verilen 7.10.2002 gün ve 2002/42-40  sayılı kararın incelenmesi davacı Orman Yönetimi tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 29.9.2003 gün ve 5460-6072 sayılı ilamıyla; (...Kadastro sırasında Belence köyü 108 ada 6 parsel sayılı 1326.36 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, tarla niteliğiyle ve vergi kaydı ile kazandırıcı  zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı adına tesbit edilmiştir.Davacı  orman yönetimi,taşınmazın kesinleşmiş orman sınırları içerisinde olduğu iddiasıyla dava açmıştır.Mahkemece davanın kısmen kabulüne ve dava konusu parselin teknik bilirkişilerin 30.9.2002 tarihli rapor ve krokilerinde (B) harfi ile gösterilen 133.70 m2 lik kısmın kesinleşmiş orman sınırları içinde olduğu anlaşıldığından orman niteliği ile Hazine adına, (A) harfi ile belirtilen 1192.66 m2 nin davalı Selahattin Can adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.

        Dava kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.

        Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 17.9.1997 tarihinde ilan edilip kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B uygulaması bulunmaktadır.

        Keşif sonucu dosyaya sunulan uzman orman bilirkişi raporunda, çekişmeli taşınmazın orman kadastro tutanakları ve haritasına göre (A) harfi ile belirtilen 1192.66 m2 lik bölümünün 88 ve 89 numaralı orman tahdit sınır taşlarının oluşturduğu hattın gidiş yönüne göre doğusunda olup,orman sınırları dışında kalan yerlerden olduğu, (B) bölümünün ise,kesinleşmiş orman sınırları içerisinde olduğu açıklanmıştır.

        Çekişmeli yerde 2/B madde uygulaması ilan edilerek kesinleşmiştir. 2/B madde uygulaması ile orman sayılmayan yerlerden olduğu anlaşılarak davalı adına tesciline hükmedilen taşınmazın (B) bölümü 2/B parseli olan 13 parsel içerisinde kalmaktadır.Devlet ormanı olan bir yer 2/B madde uygulaması ile ancak Hazine adına çıkarılabilir.Bu durumda öncelikle Hazinenin davaya katılımı sağlanmalı,yargılama devam ettirilip işin esası hakkında hüküm kurulmalıdır.

Açıklanan husus gözetilmeksizin, eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır   ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN  :Davacı Orman Yönetimi

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu´nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

        Dava, kadastro tesbitine itiraz niteliğindedir.

        Davacı orman idaresi, kadastro çalışmaları sırasında davaya konu taşınmazın davalı adına tespit edildiğini, taşınmazın tamamının orman sınırları içinde kaldığını, Devlet ormanlarının özel mülkiyete konu olamayacağını, zilyetlikle iktisap edilemeyeceğini ileri sürerek taşınmazın orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

        Davalı davanın reddini savunmuş, Yerel Mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar, özel dairece yukarda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.

        Mahkemece Orman İşletme Müdürlüğünden orman kadastro tutanakları getirtilmiş, taşınmazın bulunduğu yerde 6831 sayılı Yasanın 1 ve 2.madde çalışmalarına 18.09.1995 tarihinde başlanıldığı, 22.08.1997 tarihinde bitirildiği, askı mazbatasının 17.09.1997 tarihinde ilan edildiği ve 17.03.1998 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Ayrıca dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Yasa’nın 2.maddesi gereğince orman sınırı dışına çıkarılan yerlerden olmadığı bildirilmiştir.

        Yerel mahkemece 27.06.2002 ve 03.09.2002 tarihlerinde yapılan keşifler sonunda alınan uzman bilirkişi raporlarından taşınmazın krokide (B) ile gösterilen kısmının batısındaki devlet ormanıyla bir bütünlük oluşturduğu, ortalama %20-30 eğime sahip olduğu, üzerinde 80-100 yaşlarında ardıç ağaçları bulunduğu; Amenejman haritası ve Memleket haritasında orman sınırları içinde kaldığı, bozuk kapalılıkta ardıç ormanı (Bar) olarak gösterildiği, fiilen de orman olduğu  anlaşılmaktadır. Taşınmazın krokide (A) ile gösterilen bölümünün ise ziraat arazisi niteliğinde olduğu, buğday tarımı yapıldığı ve eskiden beri tarım arazisi olarak kullanıldığı saptanmıştır.

        İddia, savunma, orman tahdit tutanaklar ve haritalarının uygulamasını gösterir bilirkişi rapor ve krokileri dikkate alındığında, taşınmazın (B) ile gösterilen bölümünün orman; (A) ile gösterilen kısmının tarım toprağı niteliğinde olduğu, 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi  uyarınca  orman sınır dışına çıkarılan yerlerden olmadığı, davalının zilyet ve tasarruf ettiği; davalı yararına zilyetlikle iktisap koşullarının oluştuğu sonucuna varıldığından direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.

        Ne var ki, Özel Dairece davacı vekilinin işin esasına yönelik temyizi bozma nedenine göre incelenmemiş olup, dosyanın işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için özel daireye gönderilmesi gerekir.

        S O N U Ç : Yukarda açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin direnme kararı yerinde isede işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın  20.HUKUK DAİRESİNE  gönderilmesine…

HGK. 03.03.2004 T. E:20-137, K:128

Aynı doğrultudadır; HGK. 03.03.2004 T. E:20-138, K:129

 


 

TAŞINMAZIN (B) İLE GÖSTERİLEN BÖLÜMÜNÜN ORMAN; (A) İLE GÖSTERİLEN KISMININ TARIM TOPRAĞI NİTELİĞİNDE OLDUĞU, 6831 SAYILI YASANIN 2/B MADDESİ UYARINCA ORMAN SINIR DIŞINA ÇIKARILAN YERLERDEN OLMADIĞI, DAVALININ ZİLYET VE TASARRUF ETTİĞİ; DAVALI YARARINA ZİLYETLİKLE İKTİSAP KOŞULLARININ OLUŞTUĞU-

HGK. 03.03.2004 T. E: 20-138, K: 129

Taraflar arasındaki  “ kadastro tespitine itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;     Sütçüler Kadastro Mahkemesince  davanın kısmen kabulüne dair verilen 7.10.2002 gün ve 2002/42-40  sayılı kararın incelenmesi davacı Orman Yönetimi tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 29.9.2003 gün ve 5460-6072 sayılı ilamıyla; (...Kadastro sırasında Belence köyü 108 ada 6 parsel sayılı 1326.36 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, tarla niteliğiyle ve vergi kaydı ile kazandırıcı  zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı adına tesbit edilmiştir.Davacı  orman yönetimi,taşınmazın kesinleşmiş orman sınırları içerisinde olduğu iddiasıyla dava açmıştır.Mahkemece davanın kısmen kabulüne ve dava konusu parselin teknik bilirkişilerin 30.9.2002 tarihli rapor ve krokilerinde (B) harfi ile gösterilen 133.70 m2 lik kısmın kesinleşmiş orman sınırları içinde olduğu anlaşıldığından orman niteliği ile Hazine adına, (A) harfi ile belirtilen 1192.66 m2 nin davalı Selahattin Can adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.

        Dava kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.

        Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 17.9.1997 tarihinde ilan edilip kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B uygulaması bulunmaktadır.

        Keşif sonucu dosyaya sunulan uzman orman bilirkişi raporunda, çekişmeli taşınmazın orman kadastro tutanakları ve haritasına göre (A) harfi ile belirtilen 1192.66 m2 lik bölümünün 88 ve 89 numaralı orman tahdit sınır taşlarının oluşturduğu hattın gidiş yönüne göre doğusunda olup,orman sınırları dışında kalan yerlerden olduğu, (B) bölümünün ise,kesinleşmiş orman sınırları içerisinde olduğu açıklanmıştır.

        Çekişmeli yerde 2/B madde uygulaması ilan edilerek kesinleşmiştir. 2/B madde uygulaması ile orman sayılmayan yerlerden olduğu anlaşılarak davalı adına tesciline hükmedilen taşınmazın (B) bölümü 2/B parseli olan 13 parsel içerisinde kalmaktadır.Devlet ormanı olan bir yer 2/B madde uygulaması ile ancak Hazine adına çıkarılabilir.Bu durumda öncelikle Hazinenin davaya katılımı sağlanmalı,yargılama devam ettirilip işin esası hakkında hüküm kurulmalıdır.

Açıklanan husus gözetilmeksizin, eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır   ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN  :Davacı Orman Yönetimi

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu´nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

        Dava, kadastro tesbitine itiraz niteliğindedir.

        Davacı orman idaresi, kadastro çalışmaları sırasında davaya konu taşınmazın davalı adına tespit edildiğini, taşınmazın tamamının orman sınırları içinde kaldığını, Devlet ormanlarının özel mülkiyete konu olamayacağını, zilyetlikle iktisap edilemeyeceğini ileri sürerek taşınmazın orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

        Davalı davanın reddini savunmuş, Yerel Mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar, özel dairece yukarda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.

        Mahkemece Orman İşletme Müdürlüğünden orman kadastro tutanakları getirtilmiş, taşınmazın bulunduğu yerde 6831 sayılı Yasanın 1 ve 2.madde çalışmalarına 18.09.1995 tarihinde başlanıldığı, 22.08.1997 tarihinde bitirildiği, askı mazbatasının 17.09.1997 tarihinde ilan edildiği ve 17.03.1998 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Ayrıca dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Yasa’nın 2.maddesi gereğince orman sınırı dışına çıkarılan yerlerden olmadığı bildirilmiştir.

        Yerel mahkemece 27.06.2002 ve 03.09.2002 tarihlerinde yapılan keşifler sonunda alınan uzman bilirkişi raporlarından taşınmazın krokide (B) ile gösterilen kısmının batısındaki devlet ormanıyla bir bütünlük oluşturduğu, ortalama %20-30 eğime sahip olduğu, üzerinde 80-100 yaşlarında ardıç ağaçları bulunduğu; Amenejman haritası ve Memleket haritasında orman sınırları içinde kaldığı, bozuk kapalılıkta ardıç ormanı (Bar) olarak gösterildiği, fiilen de orman olduğu  anlaşılmaktadır. Taşınmazın krokide (A) ile gösterilen bölümünün ise ziraat arazisi niteliğinde olduğu, buğday tarımı yapıldığı ve eskiden beri tarım arazisi olarak kullanıldığı saptanmıştır.

        İddia, savunma, orman tahdit tutanaklar ve haritalarının uygulamasını gösterir bilirkişi rapor ve krokileri dikkate alındığında, taşınmazın (B) ile gösterilen bölümünün orman; (A) ile gösterilen kısmının tarım toprağı niteliğinde olduğu, 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi  uyarınca  orman sınır dışına çıkarılan yerlerden olmadığı, davalının zilyet ve tasarruf ettiği; davalı yararına zilyetlikle iktisap koşullarının oluştuğu sonucuna varıldığından direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.

        Ne varki, Özel Dairece davacı vekilinin işin esasına yönelik temyizi bozma nedenine göre incelenmemiş olup, dosyanın işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için özel daireye gönderilmesi gerekir.

        S O N U Ç : Yukarda açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin direnme kararı yerinde isede işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın  20.HUKUK DAİRESİNE  gönderilmesine…

HGK. 03.03.2004 T. E:20-137, K:128

Aynı doğrultudadır; HGK. 03.03.2004 T. E:20-138, K:129

 


 

ORMAN VE ORMAN TOPRAĞININ ZİLYETLİKLE KAZANILMASININ VE ÖZEL MÜLKİYETE KONU OLMASININ MÜMKÜN OLMAYACAĞI-

HGK. 21.01.2004 T. E: 8-15, K: 7

Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ümraniye 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 16.4.2002  gün ve 218-62  sayılı kararın incelenmesi  davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay   8.Hukuk Dairesinin 9.12.2002   gün ve        5194-8980 sayılı ilamı ile, (..Davacı vekili, dava konusu parsele ait tapu kaydının kısmen iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine: hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 250 parsel başka parselden ayırma sonucu oluşmuştur. Dosyaya ibraz edilen belgelere ve tapu kayıtlarına göre davalı taşınmaza ilişkin tapu

kaydının kronolojik açıdan hukuki oluşumu (geldisi) ve el değiştirmesi aynen şöyledir; 1942 yılında

3116 sayılı Orman Kanununun Hükümleri uyarınca yapılan orman sınırlama çalışmaları sırasında,

dava konusu ve çevresindeki tüm alanlar orman olarak sınırlanmış ve buna dayanılarak 07.12.1942

gün, 7, 13, 14. 15 ve 16 sıra numaralarında "Devlet ormanı" niteliği ile Hazine adına tapuya tescil

edilmiş, kütüğün Özel sütununda "Ziraat Vekaletine tahsisli" olduğu açıklanmıştır. Taşınmazın bulunduğu çalışma alanında 1972 yılında yapılan genel kadastro çalışmaları esnasında yukarıda tarih ve sayısı yazılı tapu kayıtları 211, 212. 213. 214 ve 215 parsellere revizyon görmüş, "devlet ormanı" niteliği ile Hazine adına kadastro yolu ile tapuya tescil edildikten sonra 14.10.1996 tarihinde yapılan birleştirme sonucu 226 parsel, aynı tarihte yapılan ayırmada da 242 ile 265 parseller oluşmuştur. Son defa yapılan ayırma sonucu oluşan parsellerin "Devlet Ormanı" niteliği değiştirilerek "hali arazi" niteliği ile Hazine adına tespit edilmiş, tapu kaydının özel sütununda "2/B madde dışıdır" denilmiştir.

Davacı vekili kazanmayı sağlayan eklemeli zilyetliğe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Mahkemece uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 250 parselin kesinleşmiş orman sınırlama hattının dışında kalan, orman sayılmayan yerlerden olduğu, kazanma koşullarının davacı lehine gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bir yerin kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile edinilebilmesi için Kanunda yazılı diğer kazanma koşulları yanında taşınmazın niteliği itibariyle kazanılmaya elverişli yerlerden olması gerekir. Ayrıntıları dosya arsında bulunan yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca düzenlenen sınırlama haritası, tutanakları ve eklerine göre dava konusu parsel ve çevresinde bulunan tüm taşınmazlar orman sayılan yerlerden olması nedeniyle "devlet ormanı" olarak sınırlandırılmış ve itiraz olmaksızın kesinleştikten sonra yukarıda tarihi ve sayısı yazılı tapu kayıtları ile Hazine adına tapuya tescil edilmiştir. Sınırlamaya ilişkin harita, tutanaklar ve dayanak tapu kayıtlarının oluşumuna esas olan dayanak tapu kayıtlarına, teknik bilirkişiler tarafından düzenlenen krokilerdeki açıklamalara göre, 250 parsel 07.12.1944 tarih ve 7 numara ile Hazine adına tapuya tescil edilen Soğuksu, Ali Paşa Devlet Ormanı içinde kalan bir yerdir. Dayanak tapu kaydına göre, Soğuksu, Ali Paşa Devlet Ormanı´nın yüzölçümü 3.679.120 m2´dir. Yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca düzenlenen haritaya göre Soğuksu, Ali Paşa Devlet Ormanı, Soğuksu

Vakıf Ormanı, Soğuksu Devlet Ormanı, Reşadiye Devlet Ormanı, Simitçi Yatağı Devlet Ormanı, Simitçi Yatağı Vakıf Ormanı ve Kovanpınarı Devlet Ormanları ile çevrili bulunmaktadır. Alemdağ Orman İşletme Şefliğinin 07.04.1999 gün ve 320 sayılı karşılık yazısına ekli Tapu İdaresinin 24.06.1954 gün ve 2276 yevmiye numaralı tapu kaydına göre, Alemdar-Reşadiye Köyü, Yediveren- Orta, Meşeliburun-Orta, Taşlıburun, Kovanpınarı, Domuzgölleri, Defneli, Simitçiyatağı ve Soğuksu mevkiîlerindeki 8 parça taşınmazın "Atik Valide Vakfı" adına kayıtlı iken bu yerlerin birbirine bitişik olması nedeniyle birleştirilerek bir parça halinde 4785 sayılı Kanununun hükümleri uyarınca devletleştirildiği, devletleştirme nedeniyle İstanbul Devlet Ormanı İşletme Müdürlüğünün 16.04.1954 gün 5352/5033 sayılı yazılarına dayanılarak Hazine adına tescil edildiği bildirilmiştir.

Gerek orman sınırlamasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 3116 sayılı Orman Kanunun ve gerekse 1956 yılında yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Kanunun hükümleri uyarınca orman sayılan bir yerin kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olmadığı gibi böyle bir yerin özel mülkiyet şeklinde tapuya tescil edilmesi de mümkün olmaz. Diğer taraftan 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi hükmüne göre orman sayılan bir yerin imar ve ihya yoluyla da kazanılması mümkün bulunmamaktadır. Orman sınırlamasının yapıldığı ve kesinleştiği tarihte yürürlükte bulunan 3116 sayılı Orman Kanununun 13. maddesi hükmüne göre sınırlanması yapılmış ve kesinleşmiş olan ormanların hiç bir harç ve resim alınmaksızın Hazine adına tescil edileceği açıklanmıştır. Yukarıda da izah edildiği üzere, dava konusu parsel ve çevresindeki tüm taşınmazlar 1942 yılında yapılan orman sınırlamaları sırasında Devlet ormanı olarak sınırlanmış ve bu niteliğiyle Hazine adına tapuya tescil edilmiştir. Her ne kadar 14.10.1996 tarihinde yapılan ayırma sonucu taşınmazın "hali arazi" niteliği ile Hazine adına tescil edilmiş ise de, baştan itibaren "Devlet ormanı" olarak sınırlandırılan ve bu niteliği ile tapuya tescil edilen bu taşınmazların niteliğinin değiştirilme sebebi açıklanmamıştır. "Devlet ormanı" olarak tapuya tescil edilen bir yerin ayırma veya birleştirme işlemleri sırasında eski niteliğinin bırakılarak "hali arazi" niteliği ile tapuya tescil edilmiş olması hukuken bir değer taşımayacağı gibi bu nedenle de taşınmazlar devlet ormanı niteliğini yitirmezler. Böyle bir yer ancak 6831 sayılı Orman Kanunun değişik 2/B maddesi hükmü uyarınca bilim ve fen bakımından orman niteliğini yitirmesi ve bu nedenle orman dışına çıkarılması, çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarruf edilmiş olması halinde ancak böyle bir yerin kazanılması mümkün olabilir. Somut olayda

taşınmazların bulunduğu yerde nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarma işlemleri yapılmamıştır. 14.10.1996 tarihinde yapılan ayırma ve birleştirme sonucu oluşturulan dava konusu 250 parselin "düşünceler ve işlemin şekli" sütununda "2/B madde dışıdır" denilmiş ise de dayanağı olmayan bu açıklama daha sonra Tapu Sicil Müdürlüğünce doğrudan doğruya kütükten silinmiştir.  Bu açıklamalar karşısında dava konusu yerin nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarılan bir yer olduğunun da kabulü mümkün değildir. Her ne kadar bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 25.11.2001 günlü raporda 250 parselin 1942 ve 1943 yıllarında yapılan orman sınırlandırma hattının dışında kaldığı ve evvelden beri hiç orman olmamış kültür arazisi olduğu, 4785 sayılı Kanuna göre Devletleştirmeye tabi olmadığı, Devletleştirilen Atikvalide Vakfı adına yazılı 29.05.1930 tarih, 26 ve 33 sıra numaralarında kayıtlı tapu kayıtlarının ve haritasının kapsamında kalmadığı belirtilmiş ise de, yukarıda hukukî oluşumu ayrıntılı olarak açıklanan tapu kayıtları ve dayanak belgeler karşısında bu açıklamalar yerinde görülmemiştir. Taşınmazın yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca düzenlenen orman sınırlama harita ve tutanaklarının, buna dayanılarak oluşturulan tapu kayıtlarına göre, Devlet Ormanı olduğu sabit olduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

         HUKUK GENEL KURULU KARARI

         Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

         Dava, 6831 sayılı Orman Kanununun 2/B maddesi uygulaması ile orman sınırı dışında bırakılan taşınmazın hazine adına olan tapusunun iptali ve davacı adına tescili isteminden ibarettir.

         Davacı, Ümraniye ilçesi Reşadiye Köyü 250 nolu parselin 1972 yılında yapılan tapulama  çalışmaları sırasında sehven tapulama dışı bırakıldığını, bu yerin hiçbir zaman orman olmadığı gibi, orman tahdit sınırları içinde de kalmadığını, buna karşılık 1996 senesinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında davaya konu edilen 250 nolu parsel 6831 sayılı Orman Kanunun  2/B maddesinde kalan bir yermiş gibi düşünülerek Hazine adına tapuya tescil edildiğini, daha sonra  Ümraniye Kadastro Müdürlüğünün yapılan bu yanlışlığı fark ederek durumu Tapu Sicil Müdürlüğüne bir yazı ile bildirmesine rağmen, Hazine adına yapılan tespit ve tescilin değiştirilmediğini ileri sürerek, kadastroca Hazine adına yapılan tespit ve tescilin iptali ile adına tapuya tescilini istemiştir.

         Davalı Hazine, yapılan tespitin doğru olduğunu, dava konusu taşınmazın öncesinin orman olup, özel mülkiyete konu edilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

         Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, taşınmazın öncesinin orman olup olmadığı, zilyetlikle kazanmaya elverişli bulunup bulunmadığı ve zilyetlikle kazanma şartlarının oluşup oluşmadığı konusundadır.

         Dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede 1942 yılında 3116 sayılı Orman Kanunu uyarınca orman tahdidi, 1972 yılında ise arazi kadastrosu yapıldığı tartışmasızdır.

         3116 sayılı Kanun ile Devlet ormanlarının tahdidi yapılmış olup, vakıflara, kamu kurum ve kuruluşlarına ve özel kişilere ait ormanların  tahdidi ise yapılmamıştır.

         13.7.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 sayılı Kanunda ise, kanunda öngörülen istisnalar dışında tüm ormanlar Devletleştirilmiştir. Tahdit tarihi itibariyle Devlet’e ait olmayan ormanların tahdidinin yapılmaması yasadan kaynaklanmaktadır. Bu itibarla, taşınmazın tahdit dışında kalmış olması o yerin “orman olmadığı” şeklinde kabulünü gerektirmez.

         Çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede 1972 yılında arazi kadastrosu yapıldığı ve taşınmazın tespit dışında bırakıldığı belirlenmiştir. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, Ümraniye Kadastro Müdürlüğü’nün 19.3.1988 gün  B.021.TKG.4348420/289 sayılı yazıları ile “1972 yılında Reşadiye Köyünde yapılan tapulama çalışmaları sırasında anılan bölge (247-250 nolu parselin bulunduğu kısım) zuhulen orman olduğu zannedilerek sehven tapulama dışı bırakıldığı...” bildirilmiştir. Bölgede tapulama işlemi 766 sayılı Tapulama Kanunu uyarınca yapılmıştır. Her olaya vuku bulduğu tarihteki kanun hükümlerinin uygulanması gerekir. Anılan Tapulama Kanunu’nun 2. maddesinde ormanların tapulama dışı (tespit dışı) bırakılması zorunludur. Tapulama ekibi tarafından taşınmaz, kanunun amir hükmü gereğince “orman olarak tespit dışı” bırakılmıştır. Kadastro Müdürlüğü yazısında belirtildiği gibi tapulama dışı bırakma işleminin yanılgıya dayalı olması mümkün değildir. Üstelik Kadastro Müdürlüğü, yapılan işlemin niteliğini belirtmekle yükümlü olup yorum yapmak durumunda değildir. Kaldı ki, Kadastro Müdürlüğünün yorumu  olaya da uygun düşmemektedir. Şöyleki; taşınmazın doğu, kuzey ve güneyi eylemli olarak ormanla çevrilidir. Bu olgu tahdidi yapılan Devlet ormanıyla taşınmazın bir bütün olduğunu kanıtlamaktadır. Öte yandan, 2.12.1999 tarihli ormancı bilirkişi Prof.Dr. Orman Yüksek Mühendisi Turgay Aykut ile fen bilirkişisi Faruk Pala tarafından düzenlenen   raporun 4. maddesinde “Büyük bir bölümü otsu bitki örtüsü ile kaplı olan 250 parsel sayılı taşınmazın bazı bölümlerinde yaşlı meşe ağaçlarına da rastlanmıştır.”  denilmektedir. Bilirkişiler ormancı Prof.Dr. H.Cahit Şat, ziraatçı bilirkişi Solmaz Acar ve kadastro teknisyeni Faruk Pala tarafından düzenlenen 26.3.1999 tarihli raporda “Arazinin üstü genellikle çayır ve eyrelti otlarıyla kaplı olup, az sayıda emekle yetiştirilmiş 10-15 yaşlarında bazı süs ve meyve ağaçlarına da rastlanmaktadır.” sözlerine  yer  verilmiştir.   Her   iki   bilirkişi  kurulunun  gözlemi ve raporu  birbirini doğruladığı gibi arazi kadastrosu sırasında taşınmazın orman olması nedeniyle tapulama dışı bırakıldığı olgusunu da doğrulamakta ve güçlendirmektedir.

         6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesi gereğince “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır. Orman kavramına yerleri de dahildir. Bu nedenle, orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin öncesinin orman olmadığı anlamına gelmez ve o şekilde yorumlanamaz. Yerel bilirkişiler ve bazı tanıklar taşınmaz üzerinde 50-60 yıllık zilyetlikten söz etmektedirler. Bu beyanlar maddi olgu olan tespit dışı bırakma işlemiyle bağdaşmadığı gibi ormancı bilirkişi raporlarıyla da bağdaşmamaktadır. Zira sözü edilen bilirkişi raporlarında açıkça inşaat yapılmaya ve fidanlar dikilmeye  başlandıktan sonra taşınmazın kullanılmaya başlanıldığı bildirilmiştir. Teknik bilirkişilerin bu değerlendirmeleri de dosya içeriğine uygun düşmekte, yerel bilirkişi ve tanık beyanları soyut nitelikte kalmaktadır.

         3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 18/2 ve 17. maddeleri uyarınca orman ve orman toprağının zilyetlikle kazanılması ve özel mülkiyete konu olması mümkün değildir. Kaldı ki, dosya kapsamından davacı tarafın kazanma sağlayacak bir zilyetliğinin varlığı da kanıtlanamamıştır.

         Açıklanan ve Daire kararında gösterilen diğer gerekçelere göre bozma kararına uyulması gerekirken direnilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının açıklanan nedenlerle H.U.M.K 429. maddesi gereğince BOZULMASINA…

HGK. 21.01.2004 T. E:8-15, K:7

Aynı doğrultudadır; HGK. 21.01.2004 T. E:8-16, K:8, HGK. 21.01.2004 T. E:8-17, K:9


ORMAN VE ORMAN TOPRAĞININ ZİLYETLİKLE KAZANILMASININ VE ÖZEL MÜLKİYETE KONU OLMASININ MÜMKÜN OLMAYACAĞI-

HGK. 21.01.2004 T. E: 8-16, K: 8

Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ümraniye 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 16.4.2002  gün ve 218-62  sayılı kararın incelenmesi  davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay   8.Hukuk Dairesinin 9.12.2002   gün ve        5194-8980 sayılı ilamı ile, (..Davacı vekili, dava konusu parsele ait tapu kaydının kısmen iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine: hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 250 parsel başka parselden ayırma sonucu oluşmuştur. Dosyaya ibraz edilen belgelere ve tapu kayıtlarına göre davalı taşınmaza ilişkin tapu kaydının kronolojik açıdan hukuki oluşumu (geldisi) ve el değiştirmesi aynen şöyledir; 1942 yılında 3116 sayılı Orman Kanununun Hükümleri uyarınca yapılan orman sınırlama çalışmaları sırasında, dava konusu ve çevresindeki tüm alanlar orman olarak sınırlanmış ve buna dayanılarak 07.12.1942 gün, 7, 13, 14. 15 ve 16 sıra numaralarında "Devlet ormanı" niteliği ile Hazine adına tapuya tescil edilmiş, kütüğün Özel sütununda "Ziraat Vekaletine tahsisli" olduğu açıklanmıştır. Taşınmazın bulunduğu çalışma alanında 1972 yılında yapılan genel kadastro çalışmaları esnasında yukarıda tarih ve sayısı yazılı tapu kayıtları 211, 212. 213. 214 ve 215 parsellere revizyon görmüş, "devlet ormanı" niteliği ile Hazine adına kadastro yolu ile tapuya tescil edildikten sonra 14.10.1996 tarihinde yapılan birleştirme sonucu 226 parsel, aynı tarihte yapılan ayırmada da 242 ile 265 parseller oluşmuştur. Son defa yapılan ayırma sonucu oluşan parsellerin "Devlet Ormanı" niteliği değiştirilerek "hali arazi" niteliği ile Hazine adına tespit edilmiş, tapu kaydının özel sütununda "2/B madde dışıdır" denilmiştir.

Davacı vekili kazanmayı sağlayan eklemeli zilyetliğe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Mahkemece uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 250 parselin kesinleşmiş orman sınırlama hattının dışında kalan, orman sayılmayan yerlerden olduğu, kazanma koşullarının davacı lehine gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bir yerin kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile edinilebilmesi için Kanunda yazılı diğer kazanma koşulları yanında taşınmazın niteliği itibariyle kazanılmaya elverişli yerlerden olması gerekir. Ayrıntıları dosya arsında bulunan yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca düzenlenen sınırlama haritası, tutanakları ve eklerine göre dava konusu parsel ve çevresinde bulunan tüm taşınmazlar orman sayılan yerlerden olması nedeniyle "devlet ormanı" olarak sınırlandırılmış ve itiraz olmaksızın kesinleştikten sonra yukarıda tarihi ve sayısı yazılı tapu kayıtları ile Hazine adına tapuya tescil edilmiştir. Sınırlamaya ilişkin harita, tutanaklar ve dayanak tapu kayıtlarının oluşumuna esas olan dayanak tapu kayıtlarına, teknik bilirkişiler tarafından düzenlenen krokilerdeki açıklamalara göre, 250 parsel 07.12.1944 tarih ve 7 numara ile Hazine adına tapuya tescil edilen Soğuksu, Ali Paşa Devlet Ormanı içinde kalan bir yerdir. Dayanak tapu kaydına göre, Soğuksu, Ali Paşa Devlet Ormanı´nın yüzölçümü 3.679.120 m2´dir. Yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca düzenlenen haritaya göre Soğuksu, Ali Paşa Devlet Ormanı, Soğuksu

Vakıf Ormanı, Soğuksu Devlet Ormanı, Reşadiye Devlet Ormanı, Simitçi Yatağı Devlet Ormanı, Simitçi Yatağı Vakıf Ormanı ve Kovanpınarı Devlet Ormanları ile çevrili bulunmaktadır. Alemdağ Orman İşletme Şefliğinin 07.04.1999 gün ve 320 sayılı karşılık yazısına ekli Tapu İdaresinin 24.06.1954 gün ve 2276 yevmiye numaralı tapu kaydına göre, Alemdar-Reşadiye Köyü, Yediveren- Orta, Meşeliburun-Orta, Taşlıburun, Kovanpınarı, Domuzgölleri, Defneli, Simitçiyatağı ve Soğuksu mevkiîlerindeki 8 parça taşınmazın "Atik Valide Vakfı" adına kayıtlı iken bu yerlerin birbirine bitişik olması nedeniyle birleştirilerek bir parça halinde 4785 sayılı Kanununun hükümleri uyarınca devletleştirildiği, devletleştirme nedeniyle İstanbul Devlet Ormanı İşletme Müdürlüğünün 16.04.1954 gün 5352/5033 sayılı yazılarına dayanılarak Hazine adına tescil edildiği bildirilmiştir.

Gerek orman sınırlamasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 3116 sayılı Orman Kanunun ve gerekse 1956 yılında yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Kanunun hükümleri uyarınca orman sayılan bir yerin kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olmadığı gibi böyle bir yerin özel mülkiyet şeklinde tapuya tescil edilmesi de mümkün olmaz. Diğer taraftan 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi hükmüne göre orman sayılan bir yerin imar ve ihya yoluyla da kazanılması mümkün bulunmamaktadır. Orman sınırlamasının yapıldığı ve kesinleştiği tarihte yürürlükte bulunan 3116 sayılı Orman Kanununun 13. maddesi hükmüne göre sınırlanması yapılmış ve kesinleşmiş olan ormanların hiç bir harç ve resim alınmaksızın Hazine adına tescil edileceği açıklanmıştır. Yukarıda da izah edildiği üzere, dava konusu parsel ve çevresindeki tüm taşınmazlar 1942 yılında yapılan orman sınırlamaları sırasında Devlet ormanı olarak sınırlanmış ve bu niteliğiyle Hazine adına tapuya tescil edilmiştir. Her ne kadar 14.10.1996 tarihinde yapılan ayırma sonucu taşınmazın "hali arazi" niteliği ile Hazine adına tescil edilmiş ise de, baştan itibaren "Devlet ormanı" olarak sınırlandırılan ve bu niteliği ile tapuya tescil edilen bu taşınmazların niteliğinin değiştirilme sebebi açıklanmamıştır. "Devlet ormanı" olarak tapuya tescil edilen bir yerin ayırma veya birleştirme işlemleri sırasında eski niteliğinin bırakılarak "hali arazi" niteliği ile tapuya tescil edilmiş olması hukuken bir değer taşımayacağı gibi bu nedenle de taşınmazlar devlet ormanı niteliğini yitirmezler. Böyle bir yer ancak 6831 sayılı Orman Kanunun değişik 2/B maddesi hükmü uyarınca bilim ve fen bakımından orman niteliğini yitirmesi ve bu nedenle orman dışına çıkarılması, çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarruf edilmiş olması halinde ancak böyle bir yerin kazanılması mümkün olabilir. Somut olayda

taşınmazların bulunduğu yerde nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarma işlemleri yapılmamıştır. 14.10.1996 tarihinde yapılan ayırma ve birleştirme sonucu oluşturulan dava konusu 250 parselin "düşünceler ve işlemin şekli" sütununda "2/B madde dışıdır" denilmiş ise de dayanağı olmayan bu açıklama daha sonra Tapu Sicil Müdürlüğünce doğrudan doğruya kütükten silinmiştir.  Bu açıklamalar karşısında dava konusu yerin nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarılan bir yer olduğunun da kabulü mümkün değildir. Her ne kadar bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 25.11.2001 günlü raporda 250 parselin 1942 ve 1943 yıllarında yapılan orman sınırlandırma hattının dışında kaldığı ve evvelden beri hiç orman olmamış kültür arazisi olduğu, 4785 sayılı Kanuna göre Devletleştirmeye tabi olmadığı, Devletleştirilen Atikvalide Vakfı adına yazılı 29.05.1930 tarih, 26 ve 33 sıra numaralarında kayıtlı tapu kayıtlarının ve haritasının kapsamında kalmadığı belirtilmiş ise de, yukarıda hukukî oluşumu ayrıntılı olarak açıklanan tapu kayıtları ve dayanak belgeler karşısında bu açıklamalar yerinde görülmemiştir. Taşınmazın yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca düzenlenen orman sınırlama harita ve tutanaklarının, buna dayanılarak oluşturulan tapu kayıtlarına göre, Devlet Ormanı olduğu sabit olduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

         HUKUK GENEL KURULU KARARI

         Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

         Dava, 6831 sayılı Orman Kanununun 2/B maddesi uygulaması ile orman sınırı dışında bırakılan taşınmazın hazine adına olan tapusunun iptali ve davacı adına tescili isteminden ibarettir.

         Davacı, Ümraniye ilçesi Reşadiye Köyü 250 nolu parselin 1972 yılında yapılan tapulama  çalışmaları sırasında sehven tapulama dışı bırakıldığını, bu yerin hiçbir zaman orman olmadığı gibi, orman tahdit sınırları içinde de kalmadığını, buna karşılık 1996 senesinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında davaya konu edilen 250 nolu parsel 6831 sayılı Orman Kanunun  2/B maddesinde kalan bir yermiş gibi düşünülerek Hazine adına tapuya tescil edildiğini, daha sonra  Ümraniye Kadastro Müdürlüğünün yapılan bu yanlışlığı fark ederek durumu Tapu Sicil Müdürlüğüne bir yazı ile bildirmesine rağmen, Hazine adına yapılan tespit ve tescilin değiştirilmediğini ileri sürerek, kadastroca Hazine adına yapılan tespit ve tescilin iptali ile adına tapuya tescilini istemiştir.

         Davalı Hazine, yapılan tespitin doğru olduğunu, dava konusu taşınmazın öncesinin orman olup, özel mülkiyete konu edilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

         Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, taşınmazın öncesinin orman olup olmadığı, zilyetlikle kazanmaya elverişli bulunup bulunmadığı ve zilyetlikle kazanma şartlarının oluşup oluşmadığı konusundadır.

         Dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede 1942 yılında 3116 sayılı Orman Kanunu uyarınca orman tahdidi, 1972 yılında ise arazi kadastrosu yapıldığı tartışmasızdır.

         3116 sayılı Kanun ile Devlet ormanlarının tahdidi yapılmış olup, vakıflara, kamu kurum ve kuruluşlarına ve özel kişilere ait ormanların  tahdidi ise yapılmamıştır.

         13.7.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 sayılı Kanunda ise, kanunda öngörülen istisnalar dışında tüm ormanlar Devletleştirilmiştir. Tahdit tarihi itibariyle Devlet’e ait olmayan ormanların tahdidinin yapılmaması yasadan kaynaklanmaktadır. Bu itibarla, taşınmazın tahdit dışında kalmış olması o yerin “orman olmadığı” şeklinde kabulünü gerektirmez.

         Çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede 1972 yılında arazi kadastrosu yapıldığı ve taşınmazın tespit dışında bırakıldığı belirlenmiştir. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, Ümraniye Kadastro Müdürlüğü’nün 19.3.1988 gün  B.021.TKG.4348420/289 sayılı yazıları ile “1972 yılında Reşadiye Köyünde yapılan tapulama çalışmaları sırasında anılan bölge (247-250 nolu parselin bulunduğu kısım) zuhulen orman olduğu zannedilerek sehven tapulama dışı bırakıldığı...” bildirilmiştir. Bölgede tapulama işlemi 766 sayılı Tapulama Kanunu uyarınca yapılmıştır. Her olaya vuku bulduğu tarihteki kanun hükümlerinin uygulanması gerekir. Anılan Tapulama Kanunu’nun 2. maddesinde ormanların tapulama dışı (tespit dışı) bırakılması zorunludur. Tapulama ekibi tarafından taşınmaz, kanunun amir hükmü gereğince “orman olarak tespit dışı” bırakılmıştır. Kadastro Müdürlüğü yazısında belirtildiği gibi tapulama dışı bırakma işleminin yanılgıya dayalı olması mümkün değildir. Üstelik Kadastro Müdürlüğü, yapılan işlemin niteliğini belirtmekle yükümlü olup yorum yapmak durumunda değildir. Kaldı ki, Kadastro Müdürlüğünün yorumu  olaya da uygun düşmemektedir. Şöyleki; taşınmazın doğu, kuzey ve güneyi eylemli olarak ormanla çevrilidir. Bu olgu tahdidi yapılan Devlet ormanıyla taşınmazın bir bütün olduğunu kanıtlamaktadır. Öte yandan, 2.12.1999 tarihli ormancı bilirkişi Prof.Dr. Orman Yüksek Mühendisi Turgay Aykut ile fen bilirkişisi Faruk Pala tarafından düzenlenen   raporun 4. maddesinde “Büyük bir bölümü otsu bitki örtüsü ile kaplı olan 250 parsel sayılı taşınmazın bazı bölümlerinde yaşlı meşe ağaçlarına da rastlanmıştır.”  denilmektedir. Bilirkişiler ormancı Prof.Dr. H.Cahit Şat, ziraatçı bilirkişi Solmaz Acar ve kadastro teknisyeni Faruk Pala tarafından düzenlenen 26.3.1999 tarihli raporda “Arazinin üstü genellikle çayır ve eyrelti otlarıyla kaplı olup, az sayıda emekle yetiştirilmiş 10-15 yaşlarında bazı süs ve meyve ağaçlarına da rastlanmaktadır.” sözlerine  yer  verilmiştir.   Her   iki   bilirkişi  kurulunun  gözlemi ve raporu  birbirini doğruladığı gibi arazi kadastrosu sırasında taşınmazın orman olması nedeniyle tapulama dışı bırakıldığı olgusunu da doğrulamakta ve güçlendirmektedir.

         6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesi gereğince “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır. Orman kavramına yerleri de dahildir. Bu nedenle, orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin öncesinin orman olmadığı anlamına gelmez ve o şekilde yorumlanamaz. Yerel bilirkişiler ve bazı tanıklar taşınmaz üzerinde 50-60 yıllık zilyetlikten söz etmektedirler. Bu beyanlar maddi olgu olan tespit dışı bırakma işlemiyle bağdaşmadığı gibi ormancı bilirkişi raporlarıyla da bağdaşmamaktadır. Zira sözü edilen bilirkişi raporlarında açıkça inşaat yapılmaya ve fidanlar dikilmeye  başlandıktan sonra taşınmazın kullanılmaya başlanıldığı bildirilmiştir. Teknik bilirkişilerin bu değerlendirmeleri de dosya içeriğine uygun düşmekte, yerel bilirkişi ve tanık beyanları soyut nitelikte kalmaktadır.

         3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 18/2 ve 17. maddeleri uyarınca orman ve orman toprağının zilyetlikle kazanılması ve özel mülkiyete konu olması mümkün değildir. Kaldı ki, dosya kapsamından davacı tarafın kazanma sağlayacak bir zilyetliğinin varlığı da kanıtlanamamıştır.

         Açıklanan ve Daire kararında gösterilen diğer gerekçelere göre bozma kararına uyulması gerekirken direnilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının açıklanan nedenlerle H.U.M.K 429. maddesi gereğince BOZULMASINA…

HGK. 21.01.2004 T. E:8-15, K:7

Aynı doğrultudadır; HGK. 21.01.2004 T. E:8-16, K:8, HGK. 21.01.2004 T. E:8-17, K:9

 


 

ORMAN VE ORMAN TOPRAĞININ ZİLYETLİKLE KAZANILMASININ VE ÖZEL MÜLKİYETE KONU OLMASININ MÜMKÜN OLMAYACAĞI-

HGK. 21.01.2004 T. E: 8-17, K: 9

Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ümraniye 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 16.4.2002  gün ve 218-62  sayılı kararın incelenmesi  davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay   8.Hukuk Dairesinin 9.12.2002   gün ve        5194-8980 sayılı ilamı ile, (..Davacı vekili, dava konusu parsele ait tapu kaydının kısmen iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine: hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 250 parsel başka parselden ayırma sonucu oluşmuştur. Dosyaya ibraz edilen belgelere ve tapu kayıtlarına göre davalı taşınmaza ilişkin tapu kaydının kronolojik açıdan hukuki oluşumu (geldisi) ve el değiştirmesi aynen şöyledir; 1942 yılında 3116 sayılı Orman Kanununun Hükümleri uyarınca yapılan orman sınırlama çalışmaları sırasında, dava konusu ve çevresindeki tüm alanlar orman olarak sınırlanmış ve buna dayanılarak 07.12.1942 gün, 7, 13, 14. 15 ve 16 sıra numaralarında "Devlet ormanı" niteliği ile Hazine adına tapuya tescil edilmiş, kütüğün Özel sütununda "Ziraat Vekaletine tahsisli" olduğu açıklanmıştır. Taşınmazın bulunduğu çalışma alanında 1972 yılında yapılan genel kadastro çalışmaları esnasında yukarıda tarih ve sayısı yazılı tapu kayıtları 211, 212. 213. 214 ve 215 parsellere revizyon görmüş, "devlet ormanı" niteliği ile Hazine adına kadastro yolu ile tapuya tescil edildikten sonra 14.10.1996 tarihinde yapılan birleştirme sonucu 226 parsel, aynı tarihte yapılan ayırmada da 242 ile 265 parseller oluşmuştur. Son defa yapılan ayırma sonucu oluşan parsellerin "Devlet Ormanı" niteliği değiştirilerek "hali arazi" niteliği ile Hazine adına tespit edilmiş, tapu kaydının özel sütununda "2/B madde dışıdır" denilmiştir.

Davacı vekili kazanmayı sağlayan eklemeli zilyetliğe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Mahkemece uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 250 parselin kesinleşmiş orman sınırlama hattının dışında kalan, orman sayılmayan yerlerden olduğu, kazanma koşullarının davacı lehine gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bir yerin kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile edinilebilmesi için Kanunda yazılı diğer kazanma koşulları yanında taşınmazın niteliği itibariyle kazanılmaya elverişli yerlerden olması gerekir. Ayrıntıları dosya arsında bulunan yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca düzenlenen sınırlama haritası, tutanakları ve eklerine göre dava konusu parsel ve çevresinde bulunan tüm taşınmazlar orman sayılan yerlerden olması nedeniyle "devlet ormanı" olarak sınırlandırılmış ve itiraz olmaksızın kesinleştikten sonra yukarıda tarihi ve sayısı yazılı tapu kayıtları ile Hazine adına tapuya tescil edilmiştir. Sınırlamaya ilişkin harita, tutanaklar ve dayanak tapu kayıtlarının oluşumuna esas olan dayanak tapu kayıtlarına, teknik bilirkişiler tarafından düzenlenen krokilerdeki açıklamalara göre, 250 parsel 07.12.1944 tarih ve 7 numara ile Hazine adına tapuya tescil edilen Soğuksu, Ali Paşa Devlet Ormanı içinde kalan bir yerdir. Dayanak tapu kaydına göre, Soğuksu, Ali Paşa Devlet Ormanı´nın yüzölçümü 3.679.120 m2´dir. Yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca düzenlenen haritaya göre Soğuksu, Ali Paşa Devlet Ormanı, Soğuksu

Vakıf Ormanı, Soğuksu Devlet Ormanı, Reşadiye Devlet Ormanı, Simitçi Yatağı Devlet Ormanı, Simitçi Yatağı Vakıf Ormanı ve Kovanpınarı Devlet Ormanları ile çevrili bulunmaktadır. Alemdağ Orman İşletme Şefliğinin 07.04.1999 gün ve 320 sayılı karşılık yazısına ekli Tapu İdaresinin 24.06.1954 gün ve 2276 yevmiye numaralı tapu kaydına göre, Alemdar-Reşadiye Köyü, Yediveren- Orta, Meşeliburun-Orta, Taşlıburun, Kovanpınarı, Domuzgölleri, Defneli, Simitçiyatağı ve Soğuksu mevkiîlerindeki 8 parça taşınmazın "Atik Valide Vakfı" adına kayıtlı iken bu yerlerin birbirine bitişik olması nedeniyle birleştirilerek bir parça halinde 4785 sayılı Kanununun hükümleri uyarınca devletleştirildiği, devletleştirme nedeniyle İstanbul Devlet Ormanı İşletme Müdürlüğünün 16.04.1954 gün 5352/5033 sayılı yazılarına dayanılarak Hazine adına tescil edildiği bildirilmiştir.

Gerek orman sınırlamasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 3116 sayılı Orman Kanunun ve gerekse 1956 yılında yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Kanunun hükümleri uyarınca orman sayılan bir yerin kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olmadığı gibi böyle bir yerin özel mülkiyet şeklinde tapuya tescil edilmesi de mümkün olmaz. Diğer taraftan 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi hükmüne göre orman sayılan bir yerin imar ve ihya yoluyla da kazanılması mümkün bulunmamaktadır. Orman sınırlamasının yapıldığı ve kesinleştiği tarihte yürürlükte bulunan 3116 sayılı Orman Kanununun 13. maddesi hükmüne göre sınırlanması yapılmış ve kesinleşmiş olan ormanların hiç bir harç ve resim alınmaksızın Hazine adına tescil edileceği açıklanmıştır. Yukarıda da izah edildiği üzere, dava konusu parsel ve çevresindeki tüm taşınmazlar 1942 yılında yapılan orman sınırlamaları sırasında Devlet ormanı olarak sınırlanmış ve bu niteliğiyle Hazine adına tapuya tescil edilmiştir. Her ne kadar 14.10.1996 tarihinde yapılan ayırma sonucu taşınmazın "hali arazi" niteliği ile Hazine adına tescil edilmiş ise de, baştan itibaren "Devlet ormanı" olarak sınırlandırılan ve bu niteliği ile tapuya tescil edilen bu taşınmazların niteliğinin değiştirilme sebebi açıklanmamıştır. "Devlet ormanı" olarak tapuya tescil edilen bir yerin ayırma veya birleştirme işlemleri sırasında eski niteliğinin bırakılarak "hali arazi" niteliği ile tapuya tescil edilmiş olması hukuken bir değer taşımayacağı gibi bu nedenle de taşınmazlar devlet ormanı niteliğini yitirmezler. Böyle bir yer ancak 6831 sayılı Orman Kanunun değişik 2/B maddesi hükmü uyarınca bilim ve fen bakımından orman niteliğini yitirmesi ve bu nedenle orman dışına çıkarılması, çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarruf edilmiş olması halinde ancak böyle bir yerin kazanılması mümkün olabilir. Somut olayda

taşınmazların bulunduğu yerde nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarma işlemleri yapılmamıştır. 14.10.1996 tarihinde yapılan ayırma ve birleştirme sonucu oluşturulan dava konusu 250 parselin "düşünceler ve işlemin şekli" sütununda "2/B madde dışıdır" denilmiş ise de dayanağı olmayan bu açıklama daha sonra Tapu Sicil Müdürlüğünce doğrudan doğruya kütükten silinmiştir.  Bu açıklamalar karşısında dava konusu yerin nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarılan bir yer olduğunun da kabulü mümkün değildir. Her ne kadar bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 25.11.2001 günlü raporda 250 parselin 1942 ve 1943 yıllarında yapılan orman sınırlandırma hattının dışında kaldığı ve evvelden beri hiç orman olmamış kültür arazisi olduğu, 4785 sayılı Kanuna göre Devletleştirmeye tabi olmadığı, Devletleştirilen Atikvalide Vakfı adına yazılı 29.05.1930 tarih, 26 ve 33 sıra numaralarında kayıtlı tapu kayıtlarının ve haritasının kapsamında kalmadığı belirtilmiş ise de, yukarıda hukukî oluşumu ayrıntılı olarak açıklanan tapu kayıtları ve dayanak belgeler karşısında bu açıklamalar yerinde görülmemiştir. Taşınmazın yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca düzenlenen orman sınırlama harita ve tutanaklarının, buna dayanılarak oluşturulan tapu kayıtlarına göre, Devlet Ormanı olduğu sabit olduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

         HUKUK GENEL KURULU KARARI

         Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

         Dava, 6831 sayılı Orman Kanununun 2/B maddesi uygulaması ile orman sınırı dışında bırakılan taşınmazın hazine adına olan tapusunun iptali ve davacı adına tescili isteminden ibarettir.

         Davacı, Ümraniye ilçesi Reşadiye Köyü 250 nolu parselin 1972 yılında yapılan tapulama  çalışmaları sırasında sehven tapulama dışı bırakıldığını, bu yerin hiçbir zaman orman olmadığı gibi, orman tahdit sınırları içinde de kalmadığını, buna karşılık 1996 senesinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında davaya konu edilen 250 nolu parsel 6831 sayılı Orman Kanunun  2/B maddesinde kalan bir yermiş gibi düşünülerek Hazine adına tapuya tescil edildiğini, daha sonra  Ümraniye Kadastro Müdürlüğünün yapılan bu yanlışlığı fark ederek durumu Tapu Sicil Müdürlüğüne bir yazı ile bildirmesine rağmen, Hazine adına yapılan tespit ve tescilin değiştirilmediğini ileri sürerek, kadastroca Hazine adına yapılan tespit ve tescilin iptali ile adına tapuya tescilini istemiştir.

         Davalı Hazine, yapılan tespitin doğru olduğunu, dava konusu taşınmazın öncesinin orman olup, özel mülkiyete konu edilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

       Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, taşınmazın öncesinin orman olup olmadığı, zilyetlikle kazanmaya elverişli bulunup bulunmadığı ve zilyetlikle kazanma şartlarının oluşup oluşmadığı konusundadır.

        Dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede 1942 yılında 3116 sayılı Orman Kanunu uyarınca orman tahdidi, 1972 yılında ise arazi kadastrosu yapıldığı tartışmasızdır.

         3116 sayılı Kanun ile Devlet ormanlarının tahdidi yapılmış olup, vakıflara, kamu kurum ve kuruluşlarına ve özel kişilere ait ormanların  tahdidi ise yapılmamıştır.

         13.7.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 sayılı Kanunda ise, kanunda öngörülen istisnalar dışında tüm ormanlar Devletleştirilmiştir. Tahdit tarihi itibariyle Devlet’e ait olmayan ormanların tahdidinin yapılmaması yasadan kaynaklanmaktadır. Bu itibarla, taşınmazın tahdit dışında kalmış olması o yerin “orman olmadığı” şeklinde kabulünü gerektirmez.

         Çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede 1972 yılında arazi kadastrosu yapıldığı ve taşınmazın tespit dışında bırakıldığı belirlenmiştir. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, Ümraniye Kadastro Müdürlüğü’nün 19.3.1988 gün  B.021.TKG.4348420/289 sayılı yazıları ile “1972 yılında Reşadiye Köyünde yapılan tapulama çalışmaları sırasında anılan bölge (247-250 nolu parselin bulunduğu kısım) zuhulen orman olduğu zannedilerek sehven tapulama dışı bırakıldığı...” bildirilmiştir. Bölgede tapulama işlemi 766 sayılı Tapulama Kanunu uyarınca yapılmıştır. Her olaya vuku bulduğu tarihteki kanun hükümlerinin uygulanması gerekir. Anılan Tapulama Kanunu’nun 2. maddesinde ormanların tapulama dışı (tespit dışı) bırakılması zorunludur. Tapulama ekibi tarafından taşınmaz, kanunun amir hükmü gereğince “orman olarak tespit dışı” bırakılmıştır. Kadastro Müdürlüğü yazısında belirtildiği gibi tapulama dışı bırakma işleminin yanılgıya dayalı olması mümkün değildir. Üstelik Kadastro Müdürlüğü, yapılan işlemin niteliğini belirtmekle yükümlü olup yorum yapmak durumunda değildir. Kaldı ki, Kadastro Müdürlüğünün yorumu  olaya da uygun düşmemektedir. Şöyleki; taşınmazın doğu, kuzey ve güneyi eylemli olarak ormanla çevrilidir. Bu olgu tahdidi yapılan Devlet ormanıyla taşınmazın bir bütün olduğunu kanıtlamaktadır. Öte yandan, 2.12.1999 tarihli ormancı bilirkişi Prof.Dr. Orman Yüksek Mühendisi Turgay Aykut ile fen bilirkişisi Faruk Pala tarafından düzenlenen   raporun 4. maddesinde “Büyük bir bölümü otsu bitki örtüsü ile kaplı olan 250 parsel sayılı taşınmazın bazı bölümlerinde yaşlı meşe ağaçlarına da rastlanmıştır.”  denilmektedir. Bilirkişiler ormancı Prof.Dr. H.Cahit Şat, ziraatçı bilirkişi Solmaz Acar ve kadastro teknisyeni Faruk Pala tarafından düzenlenen 26.3.1999 tarihli raporda “Arazinin üstü genellikle çayır ve eyrelti otlarıyla kaplı olup, az sayıda emekle yetiştirilmiş 10-15 yaşlarında bazı süs ve meyve ağaçlarına da rastlanmaktadır.” sözlerine  yer  verilmiştir.   Her   iki   bilirkişi  kurulunun  gözlemi ve raporu  birbirini doğruladığı gibi arazi kadastrosu sırasında taşınmazın orman olması nedeniyle tapulama dışı bırakıldığı olgusunu da doğrulamakta ve güçlendirmektedir.

         6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesi gereğince “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır. Orman kavramına yerleri de dahildir. Bu nedenle, orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin öncesinin orman olmadığı anlamına gelmez ve o şekilde yorumlanamaz. Yerel bilirkişiler ve bazı tanıklar taşınmaz üzerinde 50-60 yıllık zilyetlikten söz etmektedirler. Bu beyanlar maddi olgu olan tespit dışı bırakma işlemiyle bağdaşmadığı gibi ormancı bilirkişi raporlarıyla da bağdaşmamaktadır. Zira sözü edilen bilirkişi raporlarında açıkça inşaat yapılmaya ve fidanlar dikilmeye  başlandıktan sonra taşınmazın kullanılmaya başlanıldığı bildirilmiştir. Teknik bilirkişilerin bu değerlendirmeleri de dosya içeriğine uygun düşmekte, yerel bilirkişi ve tanık beyanları soyut nitelikte kalmaktadır.

         3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 18/2 ve 17. maddeleri uyarınca orman ve orman toprağının zilyetlikle kazanılması ve özel mülkiyete konu olması mümkün değildir. Kaldı ki, dosya kapsamından davacı tarafın kazanma sağlayacak bir zilyetliğinin varlığı da kanıtlanamamıştır.

         Açıklanan ve Daire kararında gösterilen diğer gerekçelere göre bozma kararına uyulması gerekirken direnilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının açıklanan nedenlerle H.U.M.K 429. maddesi gereğince BOZULMASINA…

HGK. 21.01.2004 T. E:8-15, K:7

Aynı doğrultudadır; HGK. 21.01.2004 T. E:8-16, K:8, HGK. 21.01.2004 T. E:8-17, K:9


 

İSTEK SADECE, ORMAN KADASTRO KOMİSYONUNCA HAZİNE ADINA ORMAN SINIRLARI DIŞINA ÇIKARILAN DAVA KONUSU TAŞINMAZIN, DAVALIYA AİT TAPUSUNUN İPTALİ İLE HAZİNE ADINA TESCİLİNE İLİŞKİN OLDUĞU İÇİN İSTEĞİN AŞILMASI SURETİYLE TAŞINMAZIN TAPU KAYDI ÜZERİNDEKİ “6831 SAYILI YASANIN 2/B MADDESİ UYARINCA ORMAN DIŞINA ÇIKARILMIŞTIR” ŞERHİNİN SİLİNMESİNE KARAR VERİLMESİNİN, H.U.M.K.NUN 74.MADDESİNE AYKIRI OLACAĞI-

HGK. 17.12.2003 T. E: 11-757, K: 777

Taraflar arasındaki “tapu iptali, tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gebze 2.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın  reddine  dair verilen 14.5.2003 gün ve 2000/386-2002/4 sayılı kararın incelenmesi  davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 9.10.2002 gün ve  10755-10718 sayılı ilamı ile, (...Dosya içeriğine,toplanan delillere göre, davacıların öteki temyiz itirazları yerinde değildir.Reddine.Ancak, istek bulunmadığı halde dava konusu taşınmazın Hazine adına  orman sınırları dışına  çıkarıldığına ilişkin şerhin silinmesine karar verilmesi doğru değildir.Davacıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacılar vekili

                            HUKUK GENEL KURULU KARARI

         Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

         Davacı Orman Bakanlığı ve Hazine vekilleri, davaya konu taşınmazın orman sınırları içinde kalan yerlerden iken 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca orman Kadastro Komisyonunca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığını, orman sınırları içinde kalan yerlere ait tapuların hukukî değeri bulunmadığından Komisyonca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan dava konusu taşınmazın davalıya ait tapusunun iptali ile Hazine adına tesciline karar  verilmesini talep ve dava etmiştir.

         Davalı davanın reddini savunmuş, yerel mahkemece davanın reddine, taşınmazın tapu kaydı üzerindeki “6831 sayılı yasanın 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılmıştır” şerhinin silinmesine karar verilmiş hüküm Özel Dairece yukarda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.

         Mahallinde yapılan keşif sonucunda Orman Yüksek Mühendisi Bilirkişi tarafından düzenlenen raporda, davaya konu taşınmazın 3116 sayılı Orman Yasası gereği 1948 yılında yapılan ilk orman tahdit çalışmasında “Piyamlar Bayırı-Akçay Devlet Ormanı” sınırları içinde kaldığı; 3116 sayılı Yasanın 1951 yılında çıkan 5653 sayılı Yasa ile değişik 1/e maddesi gereği yapılan Maki tefrik çalışmaları sonucunda orman dışına çıkarılan Maki” sahası içinde kaldığı, 1987-1991 yılları arasında yapılan orman kadastrosu ve 2/B uygulamalarında  maki tefrik çalışmaları dikkate alınmadığı için uygulamanın yanlış yapıldığı vurgulanmıştır.

         Harita Mühendisi Bilirkişi taşınmazın tamamının Hazine adına 2/B maddesi çalışmaları sonucu çıkarıldığını bildirmiştir.

         Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davaya konu taşınmazın 1951 yılında maki olarak ayrılan sahada kaldığı, bu durum 1744 sayılı Yasa uyarınca 1987-1991 yılları arasında yapılan orman kadastrosu ve 2/B çalışmaları sırasında dikkate alınmadığı için Hazine adına orman dışına çıkartıldığı, mülkiyetin davalıya ait olduğu konusunda yerel mahkeme ile  Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, davalı tarafından açılmış bir dava olmadığı halde  taşınmazın tapu kaydı üzerindeki “6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca orman dışına çıkartılmıştır” şerhinin silinmesine karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

         HUMK.nun 74.maddesi aynen “...Kanunu Medeni ile muayyen olan hükümler mahfuz olmak üzere hakim her iki tarafın iddia ve savunmaları  ile bağlı olup ondan fazlasına veya başka bir şeye hüküm veremez. Tahakkuk edecek hale göre talepten noksan ile hüküm caizdir...” hükmünü içermektedir. Anılan maddeye göre hakim, tarafların iddia ve savunmaları ile bağlıdır. Talepten fazlaya veya istekten başka bir şeye karar veremez. Ancak, inceleme sonucu ortaya çıkan duruma göre talepten daha azına karar vermesi mümkündür.

         Somut olayda istek sadece, Orman Kadastro Komisyonunca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan dava konusu taşınmazın, davalıya ait tapusunun iptali ile Hazine adına tesciline ilişkin olduğu için isteğin aşılması suretiyle taşınmazın tapu kaydı üzerindeki “6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca orman dışına çıkarılmıştır” Şerhinin silinmesine karar verilmesi, H.U.M.K.nun 74.maddesine aykırıdır. Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemece, Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. O halde, direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi uyarınca BOZULMASINA…

HGK. 17.12.2003 T. E:2003/11-757, K:2003/777

KARŞI OY YAZISI

Davacı Hazine, Orman Genel Müdürlüğü ile davalı Yunus Avşar arasında geçen davada davacı Yönetimler 6831 Sayılı Yasanın değişik 2/B maddesi ile orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın davalı adına oluşan tapusunun iptali ile Hazine adına tescilini istemişlerdir. Mahkeme davayı reddetmiş, ayrıca tapu üzerinde (2/B ile Hazineye çıkarılan yerdir) şeklindeki şerhi de iptal etmiştir.

         Yargıtay 1. Hukuk Dairesi iptal isteminin reddi ile ilgili kararı onamış, ancak şerhle ilgili dava bulunmadığı için şerhin kaldırılması ile ilgili olarak hüküm kurulamayacağını vurgulayarak, kararı bozmuştur.

         Yerel mahkeme direnmiş, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu direnmeyi yerinde görmeyip 1. Hukuk Dairesinin bozma gerekçesini yerinde bulmuştur.

         20 Hukuk Dairesi olarak bu bozmaya aşağıda yazlı nedenlerle katılmıyoruz.

A- Öncelikle davacı Yönetimlerin tapu iptali davası yerinde olup, 6831 Sayılı Yasanın değişik 2/B maddesi uyarınca orman dışına çıkarılan yerlerin yasa gereği ki [2/B maddesi, açıkça öncesi Devlet ormanı olan taşınmazların dışarı çıkarılması halinde Hazineye yazılacağını-verileceğini] vurguladığı gibi 2924 Sayılı Yasanın 11. maddesinde yine açıkça [dışarı çıkarılan yerler için derhal kadastro yapılıp bu yerlerin Hazine adına tesbit edileceğini ve tapuya bağlanacağını] vurgulanmıştır.

         Yasalar gereği Hazineye kalan ve Hazineye tescili zorunlu olan taşınmazların, gerçek kişiler tarafından zilyetlik yolu ile artık KAZANILMASINA YASAL OLANAK YOKTUR. Bu nedenle, yerel mahkemenin red kararı doğru değildir. Ne var ki; 1. Hukuk Dairesi bunu onamıştır ve onama söz konusu olduğundan Genel Kurulda inceleme olanağı kalmamıştır. Fakat 2/B ile ilgili şerhin iptaline gelince; bu yoldaki iptal kararı yanlıştır ve 1. Hukuk Dairesinin dava olmaması nedeni ile verdiği bozma kararı Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ise de bu karara Hukuk Genel Kurulunun gerekçesi ile katılma olanağı yoktur.

         Esasen, 2/B ile ilgili şerhin iptaline yer yoktur. Zira, yukarda açıkladığımız gerekçeye göre 2/B ile çıkarılan yerler Hazine’ye bırakıldığı için bu şerh doğrudur, iptali gerekmez, şerhin korunması gerekir.

         Biz 20. Hukuk Dairesi olarak [Şerhle ilgili iptal kararı bozulmalıdır, ancak bu şerh hangi gerekçe ile olursa olsun kaldırılamaz düşüncesindeyiz]. Bu nedenle, şerhin iptali ile  ilgili karar bölümü bozulmalıdır. Ancak, şerhin KALDRILMAMASI ve Korunması gerektiği İÇİN] Yerel mahkemenin kaldırma kararı BOZULMALIDIR.

SONUÇ: Yukarıda açıkladığımız nedenlerle değindiğimiz şekilde kararın [Değişik gerekçe ile BOZULMASI gerektiği inancı ile] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu sayın çoğunluğunun bozma gerekçesine katılmıyoruz.

 


HER NE KADAR DAVAYA KONU OLAN BÖLÜM ORMAN KADASTROSU EKİPLERİNCE YAPILAN İDARİ ÇALIŞMA SONUCU ORMAN SINIRLANDIRMA TUTANAĞI VE HARİTALARIN DIŞINDA BIRAKILDIĞI VE BU SINIRLANDIRMA 13/8/1991 TARİHİNDE KESİNLEŞTİĞİ, ORMAN SINIRLANDIRMASININ KESİNLEŞTİĞİ BU TARİH İLE ARAZİ KADASTRO TESPİTİNİN YAPILDIĞI 22/6/2000 TARİHLERİ ARASINDA 3402 SAYILI KADASTRO KANUNUNUN 14.MADDESİ İLE TÜRK KANUNU MEDENİSİNİN 639(TÜRK MEDENİ KANUNUNUN 713) MADDESİNDE ÖNGÖRÜLEN 20 YILLIK KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN DOLMADIĞI ANLAŞILMAKLA HAZİNENİN KAYIT MİKTAR FAZLASINA İLİŞKİN AÇTIĞI BU DAVANIN KABULÜNÜN GEREKTİĞİ-

HGK. 17.12.2003 T. E: 7-750, K: 787

           Taraflar arasındaki  “kadastro tespitine itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mudanya Kadastro Mahkemesi’nce  davanın kabulüne  dair verilen 30.4.2002 gün ve 2001/35-2002/62  sayılı kararın incelenmesi davalı vekili  tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 7.Hukuk Dairesi’nin 25.2.2003 gün ve 4546-466  sayılı ilamıyla;  (...Kadastro sırasında 127 ada 145 parsel sayılı 11499,55 m2  yüzölçümündeki  taşınmaz  tapu  kaydına  ve  kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı Mustafa Geniş adına tespit edilmiştir. Davacı hazine tapu kaydı yüzölçümü fazlası için  dava  açmıştır.  Mahkemece  davanın  kabulüne  taşınmazın keşif haritasında  (A)  harfi  ile  gösterilen  6499,55 m2 ´lik bölümünün davacı hazine,  geriye kalan 5000 m2 lik bölümünün ise tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.                  

 Davalı  tarafın  temyizi    14.12.2001   tarihli  teknik bilirkişi Orhan Saral tarafından tanzim edilen  krokide  (A) harfi ile gösterilen 6499,55 m2 lik bölüm hakkında oluşturulan hükme yöneliktir. Mahkemece tespite esas olan tapu kaydının iskanen  verildiğini,  tapu  kaydı  hudutlarının  gayrisabit ve genişletilmeye müsait bulunduğunu ve tapu kaydının yüzölçümüne itibar   edilmesi   gerekçe gösterilmek   suretiyle   hüküm kurulmuştur. Ne var ki, dayanılan ve tespite esas olan 2.9.1946 gün ve 113 numaralı tapu kaydı fundalık sınırları itibariyle değişir nitelikteki kayıtlardan olduğu tartışmasızdır.  Güney yönde 204 parsel sayılı taşınmaz orman olup,  orman tahdidi yapılıp tespit gününden evvel kesinleşmiştir ve orman tahdidi sırasında   dava  konusu  taşınmaz   tarım   toprağı   olarak gösterilmiştir. Komşu parsellere revizyon gören tapu kayıtları da  nizalı  taşınmaz  yönünü  kişi  yeri  ve  çalılık,  fundalık olarak   göstermektedir. Her ne kadar tapu kaydı değişir nitelikteki sınırlı kayıtlardan ise de çalılık yerin zilyetlikle iktisabının mümkün olduğu yerleşmiş içtihatlardandır. Ziraatçı bilirkişi raporunda krokisinde  (A) harfi ile gösterilen bölüm üzerinde muntazam biçimde dağınık durumda 60 yaşlarında zeytin ağaçları  bulunduğunu ve bu zeytin ağaçlarının krokisinde tapu kaydı yüzölçümü olarak gösterilen bölümdeki  zeytin  ağaçları  ile  aynı  yaşta  olduğunu haber vermişlerdir.  Diğer  yönden  değişik  sınırları  içeren  iskan kayıtlarında koşullarının var olması halinde sınırda iktisaba elverişli tarım toprağı niteliğindeki taşınmazların bulunması halinde bu yerinde zilyetlikle iktisap edilebileceği açıktır. Mahkemece krokisinde  (A)  harfi ile gösterilen ve tapu kaydı yüzölçümü fazlası olan bölüm üzerindeki zeytin ağaçlarının da yaşları göz önünde tutularak davacı tarafın bu bölüm üzerinde tespit gününe kadar 20 yılı aşan zilyetliğin varlığının kabulü gerekir. Diğer  bir  anlatımla  tapu  kaydı  yüzölçümü  fazlası üzerinde davalı taraf yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 14.maddesi    hükmünde    öngörülen    zilyetlik    koşulları gerçekleşmiştir.  Ne var ki,  davalı  taraf  yönünden  kadastro kanunun 14/son maddesinde öngörülen 40,100 dönüm araştırması yapılmamıştır.  Bu  nedenle  3402  Sayılı  Kadastro  Kanununun 14/son  maddesinde öngörülen  40,  100  dönüm  araştırmasının yapılması  ve  varılacak  sonuca  göre  bir  karar  verilmesi gerekirken, bu konuda yanılgıya düşülerek yazılı biçimde karar verilmesi  isabetsiz...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN  :Davalı vekili

                                        HUKUK GENEL KURULU KARARI       

         Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, tapu miktar fazlası olarak davalı adına kaydedilen kısmın tapusunun iptali ile hazine adına tapuya tescile karar verilmesi istemine ilişkindir.

Davacı, hazine Mudanya İli Zeytinbağı beldesinde yapılan kadastro çalışmaları sonucunda 127 ada 145 nolu parselin davalı adına tespit edildiğini, davalının dayandığı kaydın iskanen oluşturulan tapu kaydına dayandığını, iskanen dağıtılan tapular dışındaki yerlerin emvali metruke olup zilyetlikle kazanılamayacağını, iskan tapusunun sınırlarında mera ve orman gözüktüğünü, bu tür gayri sabit sınırlar içeren tapu kayıtlarının miktarı itibarıyle geçerli olduğunu, bu nedenle kadastro tespitinin yanlış olduğunu, miktar fazlasının Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesi gerektiğini iddia etmiştir.

Davalı, tapu kaydındaki değişmeye ve genişletmeye elverişli orman sınırının, orman kadastrosu sonucu değişmez nitelikli sınır haline geldiğini, bu nedenle miktara itibar edilmesine imkan olmadığını, kendisinin bu yeri 1968 yılında önceki malikinden satın alıp yabani zeytinlikleri aşılayıp bu alanlara yeni zeytin fidanları dikip imar ve ihya ettiğini savunmuştur.

Mahkemenin, her ne kadar teknik bilirkişilerce dava konusu taşınmazın orman sayılmayan bir yer olduğu ifade edilmişse de, tespitin dayanağını oluşturan iskan tapusunun sabit sınırlı bulunmadığı, değişmeye ve genişletmeye elverişli sınırlar içerdiği, bu nedenle miktara itibar edilmesi gerektiği sonucuna varılarak, davanın kabulüne ve kayıt miktar fazlası kısmın tapusunun iptali ile hazine adına tapuya tesciline ilişkin olarak kurduğu hüküm, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

Yerel mahkeme ile Özel daire arasında çıkan uyuşmazlığın özü; tapu miktar fazlası olan kısım bakımından zilyetlikle iktisap koşullarının oluşup oluşmadığı yönünde toplanmaktadır.

Dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede, Orman Kadastrosu yapılıp 12/2/1991 tarihide askı ilana çıkarıldığı ve 13/8/1991 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Tespitin dayanağını oluşturan 25/12/1968 tarihli tapu kaydı 2/9/1946 tarihli iskanen oluşturulan tapu kaydına dayanmaktadır. Bu tapu kayıtlarının sınırlarında çamlık ve fundalık gibi değişmeye ve genişletmeye elverişli sınırlar bulunmaktadır. Buna rağmen 22/6/2000 tarihinde yapılan kadastro tespiti sırasında zilyetlikle kazanım koşullarının oluştuğu gerekçesiyle miktar fazlası davalı adına tespit edilmiştir.

Mahkemece yapılan keşiften sonra düzenlenen Orman Mühendisi ve Ziraat mühendisi raporlarına göre; dava konusu taşınmazın eğiminin % 35 civarında olduğu, memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planında tarım arazisi niteliğinde olarak gözüktüğü, toprağın orman toprağı özelliği göstermediği, orman kadastro sınırları dışında ve bitişiğinde olduğu, taşınmazın evveliyatının orman toprağı olmayıp kültür arazisi özelliği gösterdiği açıklanmıştır.    

Özel Daire bozmasında her ne kadar tespit tarihine kadar tapu miktar fazlası kısım için 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolduğunu kabul etmişse de, davalı tarafın tutunduğu tapu kaydı 2/9/1946 tarihinde iskanen hazinece dağıtılan tapudan intikalen gelmektedir. Tapu kaydının kuzey ve güney sınırları fundalık olarak gösterilmiştir. Eylemli durumda da güney sınırda orman bulunmaktadır. Her ne kadar tespitten önce orman kadastrosu yapılmış ve dava konusu taşınmaz orman sınırı dışında tutulmuşsa da,  1946 tarihli tapu kayıtlarında fundalık olarak gösterildiğinden, dayanak tapu kaydının değişmeye ve genişletmeye elverişli sınırlı bu niteliği  ile 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20.maddesi hükmü uyarınca, kapsamının yüzölçümü ile belirlenmesi zorunlu bulunmakta olup, dava konusu parselin miktar fazlasının öncesinin orman olduğunun kabulü gerekir.

Gerçekten kayıtta geçen fundalık  sınırı ile eylemli durumda bu sınırda var olan orman birbirini doğrulamaktadır. Bu durumda orman sınırlandırması yapılıp kesinleştiği 13/8/1991 tarihine kadar, dava konusu bölümün orman sayılan yerlerden olduğunun kabul edilmesi gerektiğinden, orman sınırlandırmasının kesinleştiği güne kadar davaya konu kesimde sürdürülen zilyetliğin bir önemi bulunmamaktadır. Uzman bilirkişilerin raporlarında bu yerin 6831 sayılı Yasanın 1.maddesi uyarınca orman sayılan yerlerden olmadığı yönündeki görüşlerinin de yukarıda açıklanan belirleme karşısında bir anlamı yoktur. Kaldı ki, yabani zeytinlikler bir orman ağacı olup, davacı da 26/12/1968 yılında satın aldığını ve peyder pey dava konusu kesim üzerindeki yabani zeytinlikleri aşılayıp yeni fideler diktiğini ifade etmiş olup, bu beyan dahi bu bölümün öncesinin orman olduğu yönündeki kabulü doğrulamaktadır.

Hal böyle olunca, her ne kadar davaya konu olan bölüm orman kadastrosu ekiplerince yapılan idari çalışma sonucu orman sınırlandırma tutanağı ve haritaların dışında bırakıldığı ve bu sınırlandırma 13/8/1991 tarihinde kesinleştiği, orman sınırlandırmasının kesinleştiği bu tarih ile arazi kadastro tespitinin yapıldığı 22/6/2000 tarihleri arasında 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi ile Türk Kanunu Medenisinin 639(Türk Medeni Kanununun 713) maddesinde öngörülen 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmakla hazinenin kayıt miktar fazlasına ilişkin açtığı bu davanın kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun istikrarlı uygulaması da bu yöndedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20/5/1992 gün ve 1992/16-203-339 sayılı ilamı; 27/1/1993 gün ve 1992/16-676 E., 1993/16 K. sayılı ilamı; 1/12/1993 gün ve 1993/17-562 E., 1993/771 K. sayılı ilamı; 23/6/1993 gün ve 1993/17-169-473 sayılı ilamı; 21/4/1993 gün ve 1993/17-83-177 sayılı ilamı; 5/4/1995 gün ve 1994/16-796 E., 1995/267 K. sayılı ilamı; 29/3/1995 gün ve 1995/16-116-251 sayılı ilamı; 5/6/1996 gün ve 1996/7-313-458 sayılı ilamı; 2/5/1997 gün ve 1997/7-127-384 sayılı ilamı; 21/5/1997 gün ve 1997/7-128-441 sayılı ilamı)

Bu itibarla usul ve yasaya uygun bulunan mahkeme kararının onanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yerel mahkemenin direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA…

HGK. 17.12.2003 T. E:2003/7-750, K:2003/787

Aynı doğrultudadır; HGK. 17.12.2003 T. E:2003/7-752, K:2003/788,  HGK. 17.12.2003 T. E:2003/7-753, K:2003/789

K A R Ş I   O Y

         Davacı Hazine, davalı adına kadastroca tespit edilen parselin temel iskan kaydının sınırında mera ve orman bulunduğunu, bu nedenle kayıt fazlasının zilyetlikle kazanılamayacağını vurgulayarak kaydın iptali ile tapu fazlasının Hazineye bırakılmasını istemiştir.

         Yerel mahkeme : Dayanak iskan kaydının miktarının aşıldığını, oysa kayıt miktarına itibar edilmesi gerektiğini, fazla kısmın esasen kazanılamayacağını vurgulayarak tespitin iptali ile fazla kısmın Hazineye tesciline karar vermiştir.

         Yargıtay 7. Hukuk Dairesi bozma kararında [Taşınmazın sınırında çalılık bulunduğunu ve orman tahdidinin de kesinleşmiş olduğunu, fazlalığın tarım toprağı olarak kazanılabileceğini, zilyetliğin yeterli olduğunu vurgulayarak] kararı bozmuştur. Yerel mahkeme direnmiş ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda sayın çoğunluk, [Bu yerlerde zilyetlikle kazanmanın mümkün olduğunu, ancak orman tahdidinin kesinleştiği tarihten sonra 20 yıl dolmadığı için kazanma olanağının gerçekleşmediğini belirterek kararın bu nedenle [değişik gerekçe ile] onanması görüşünü benimsemiştir. Ancak, aşağıda yazılı nedenlerle, Hukuk Genel Kurulunun kararının gerekçesine katılma olanağı yoktur.

         Şöyle ki : Taşınmazın sınırında orman, çalılık, fundalık vardır. Komşu parsel kayıtları bunu açıkça göstermiştir. Kural olarak: sınırda orman  bulunması halinde, orman tahdidinin yapılıp kesinleştiği tarihe kadar bu yer orman sayıldığından, ancak tahdidin kesinleştiği tarihten sonra zilyetliğin başlayabileceği kabul edilmiş ve bu yolda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun pek çok kararı oluşmuştur.

         Esasen, Dairemiz bu ilkeyi yıllardır uygulamaktadır ve doğrudur. Bu nedenle, bu ilkeye katılıyoruz.

         Ancak; bu olayda, ayrı bir (nüans) vardır ki, o da şudur : Bu taşınmazın, yapılan keşifte eğimini % 35 olduğu saptanmıştır. % 35 eğimli funda ve çalılıklar, esasen Maki Talimatnamesinin 6. maddesi uyarınca [Toprak muhafaza karakteri taşır ve orman sayılır.] Bu olgu bilimsel bir gerçektir ve yıllardır Dairemizce uygulanmaktadır.

         Kaldı ki; bu bilimsel gerçek, tüm orman bilim adamları [Orman Fakültelerinin değerli hocaları tarafından da kabul edilmiş ve savunulmuştur.] Aksi halde, yani % 35 meyilli çalılık ve fundalık yerde, tarım yapılırsa en kısa sürede (Erozyon) başlar ve toprak yok olur. Erozyon ise, kuraklık, çoraklık ve doğal afetlerle birlikte, ekonomik çöküntüyü de beraberinde getirir. Bu nedenle, % 35 eğimli çalılık, fundalık yerler ORMAN SAYILDIĞI İÇİN zilyetlikle kazanılmasına KESİNLİKLE OLANAK YOKTUR. Bu ilke dışlanırsa, değinilen kural gereği orman olan yerlerde zilyetlik kabul edilmiş olur. Oysa, Anayasa Mahkemesi zilyetlikle ormandan toprak kazandıran 3402 Sayılı Yasanın 45. maddesinin ilk 3 fıkrasını 1987’de iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi kararları, tüm yargı organlarını ve herkesi bağlar. Aksine karar verilemez. Bizim 20. Hukuk Dairesi olarak yıllardır uygulamamız bu yoldadır. Aksi halde, ormanlarda zilyetlikle toprak kazanımı kabul edilmiş olur ki, bu Anayasa Mahkemesi kararlarına ve yıllardır süren Yargıtay uygulamasına ters düşer.

         SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; bu olayda, artık [orman tahdidinin kesinleştiği tarih olgusu var olmakla beraber, biz diyoruz ki, esasen eğimi % 35 olan çalılık ve fundalık yerler, TOPRAK MUHAFAZA KARAKTERİ TAŞIYAN, ORMAN SAYILAN YERLERDEN OLDUĞU İÇİN HİÇ KAZANILAMAZ.]

         O halde; yerel mahkeme kararı bu gerekçe ile ONANMALIDIR.

         Bu olguya ters düşen ve % 35 eğimli çalılık ve fundalık yerlerde [ki, bu yerler ormandır.] zilyetliği kabul eden, Hukuk Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun bu görüşüne katılmıyoruz.




HER NE KADAR DAVAYA KONU OLAN BÖLÜM ORMAN KADASTROSU EKİPLERİNCE YAPILAN İDARİ ÇALIŞMA SONUCU ORMAN SINIRLANDIRMA TUTANAĞI VE HARİTALARIN DIŞINDA BIRAKILDIĞI VE BU SINIRLANDIRMA 13/8/1991 TARİHİNDE KESİNLEŞTİĞİ, ORMAN SINIRLANDIRMASININ KESİNLEŞTİĞİ BU TARİH İLE ARAZİ KADASTRO TESPİTİNİN YAPILDIĞI 22/6/2000 TARİHLERİ ARASINDA 3402 SAYILI KADASTRO KANUNUNUN 14.MADDESİ İLE TÜRK KANUNU MEDENİSİNİN 639(TÜRK MEDENİ KANUNUNUN 713) MADDESİNDE ÖNGÖRÜLEN 20 YILLIK KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN DOLMADIĞI ANLAŞILMAKLA HAZİNENİN KAYIT MİKTAR FAZLASINA İLİŞKİN AÇTIĞI BU DAVANIN KABULÜNÜN GEREKTİĞİ-

HGK. 17.12.2003 T. E: 7-752, K: 788

           Taraflar arasındaki  “kadastro tespitine itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mudanya Kadastro Mahkemesi’nce  davanın kabulüne  dair verilen 30.4.2002 gün ve 2001/35-2002/62  sayılı kararın incelenmesi davalı vekili  tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 7.Hukuk Dairesi’nin 25.2.2003 gün ve 4546-466  sayılı ilamıyla;  (...Kadastro sırasında 127 ada 145 parsel sayılı 11499,55 m2  yüzölçümündeki  taşınmaz  tapu  kaydına  ve  kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı Mustafa Geniş adına tespit edilmiştir. Davacı hazine tapu kaydı yüzölçümü fazlası için  dava  açmıştır.  Mahkemece  davanın  kabulüne  taşınmazın keşif haritasında  (A)  harfi  ile  gösterilen  6499,55 m2 ´lik bölümünün davacı hazine,  geriye kalan 5000 m2 lik bölümünün ise tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.                   

 Davalı  tarafın  temyizi    14.12.2001   tarihli  teknik bilirkişi Orhan Saral tarafından tanzim edilen  krokide  (A) harfi ile gösterilen 6499,55 m2 lik bölüm hakkında oluşturulan hükme yöneliktir. Mahkemece tespite esas olan tapu kaydının iskanen  verildiğini,  tapu  kaydı  hudutlarının  gayrisabit ve genişletilmeye müsait bulunduğunu ve tapu kaydının yüzölçümüne itibar   edilmesi   gerekçe gösterilmek   suretiyle   hüküm kurulmuştur. Ne var ki, dayanılan ve tespite esas olan 2.9.1946 gün ve 113 numaralı tapu kaydı fundalık sınırları itibariyle değişir nitelikteki kayıtlardan olduğu tartışmasızdır.  Güney yönde 204 parsel sayılı taşınmaz orman olup,  orman tahdidi yapılıp tespit gününden evvel kesinleşmiştir ve orman tahdidi sırasında   dava  konusu  taşınmaz   tarım   toprağı   olarak gösterilmiştir. Komşu parsellere revizyon gören tapu kayıtları da  nizalı  taşınmaz  yönünü  kişi  yeri  ve  çalılık,  fundalık olarak   göstermektedir. Her ne kadar tapu kaydı değişir nitelikteki sınırlı kayıtlardan ise de çalılık yerin zilyetlikle iktisabının mümkün olduğu yerleşmiş içtihatlardandır. Ziraatçı bilirkişi raporunda krokisinde  (A) harfi ile gösterilen bölüm üzerinde muntazam biçimde dağınık durumda 60 yaşlarında zeytin ağaçları  bulunduğunu ve bu zeytin ağaçlarının krokisinde tapu kaydı yüzölçümü olarak gösterilen bölümdeki  zeytin  ağaçları  ile  aynı  yaşta  olduğunu haber vermişlerdir.  Diğer  yönden  değişik  sınırları  içeren  iskan kayıtlarında koşullarının var olması halinde sınırda iktisaba elverişli tarım toprağı niteliğindeki taşınmazların bulunması halinde bu yerinde zilyetlikle iktisap edilebileceği açıktır. Mahkemece krokisinde  (A)  harfi ile gösterilen ve tapu kaydı yüzölçümü fazlası olan bölüm üzerindeki zeytin ağaçlarının da yaşları göz önünde tutularak davacı tarafın bu bölüm üzerinde tespit gününe kadar 20 yılı aşan zilyetliğin varlığının kabulü gerekir. Diğer  bir  anlatımla  tapu  kaydı  yüzölçümü  fazlası üzerinde davalı taraf yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 14.maddesi    hükmünde    öngörülen    zilyetlik    koşulları gerçekleşmiştir.  Ne var ki,  davalı  taraf  yönünden  kadastro kanunun 14/son maddesinde öngörülen 40,100 dönüm araştırması yapılmamıştır.  Bu  nedenle  3402  Sayılı  Kadastro  Kanununun 14/son  maddesinde öngörülen  40,  100  dönüm  araştırmasının yapılması  ve  varılacak  sonuca  göre  bir  karar  verilmesi gerekirken, bu konuda yanılgıya düşülerek yazılı biçimde karar verilmesi  isabetsiz...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN  :Davalı vekili

                                        HUKUK GENEL KURULU KARARI       

         Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, tapu miktar fazlası olarak davalı adına kaydedilen kısmın tapusunun iptali ile hazine adına tapuya tescile karar verilmesi istemine ilişkindir.

Davacı, hazine Mudanya İli Zeytinbağı beldesinde yapılan kadastro çalışmaları sonucunda 127 ada 145 nolu parselin davalı adına tespit edildiğini, davalının dayandığı kaydın iskanen oluşturulan tapu kaydına dayandığını, iskanen dağıtılan tapular dışındaki yerlerin emvali metruke olup zilyetlikle kazanılamayacağını, iskan tapusunun sınırlarında mera ve orman gözüktüğünü, bu tür gayri sabit sınırlar içeren tapu kayıtlarının miktarı itibarıyle geçerli olduğunu, bu nedenle kadastro tespitinin yanlış olduğunu, miktar fazlasının Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesi gerektiğini iddia etmiştir.

Davalı, tapu kaydındaki değişmeye ve genişletmeye elverişli orman sınırının, orman kadastrosu sonucu değişmez nitelikli sınır haline geldiğini, bu nedenle miktara itibar edilmesine imkan olmadığını, kendisinin bu yeri 1968 yılında önceki malikinden satın alıp yabani zeytinlikleri aşılayıp bu alanlara yeni zeytin fidanları dikip imar ve ihya ettiğini savunmuştur.

Mahkemenin, her ne kadar teknik bilirkişilerce dava konusu taşınmazın orman sayılmayan bir yer olduğu ifade edilmişse de, tespitin dayanağını oluşturan iskan tapusunun sabit sınırlı bulunmadığı, değişmeye ve genişletmeye elverişli sınırlar içerdiği, bu nedenle miktara itibar edilmesi gerektiği sonucuna varılarak, davanın kabulüne ve kayıt miktar fazlası kısmın tapusunun iptali ile hazine adına tapuya tesciline ilişkin olarak kurduğu hüküm, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

Yerel mahkeme ile Özel daire arasında çıkan uyuşmazlığın özü; tapu miktar fazlası olan kısım bakımından zilyetlikle iktisap koşullarının oluşup oluşmadığı yönünde toplanmaktadır.

Dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede, Orman Kadastrosu yapılıp 12/2/1991 tarihide askı ilana çıkarıldığı ve 13/8/1991 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Tespitin dayanağını oluşturan 25/12/1968 tarihli tapu kaydı 2/9/1946 tarihli iskanen oluşturulan tapu kaydına dayanmaktadır. Bu tapu kayıtlarının sınırlarında çamlık ve fundalık gibi değişmeye ve genişletmeye elverişli sınırlar bulunmaktadır. Buna rağmen 22/6/2000 tarihinde yapılan kadastro tespiti sırasında zilyetlikle kazanım koşullarının oluştuğu gerekçesiyle miktar fazlası davalı adına tespit edilmiştir.

Mahkemece yapılan keşiften sonra düzenlenen Orman Mühendisi ve Ziraat mühendisi raporlarına göre; dava konusu taşınmazın eğiminin % 35 civarında olduğu, memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planında tarım arazisi niteliğinde olarak gözüktüğü, toprağın orman toprağı özelliği göstermediği, orman kadastro sınırları dışında ve bitişiğinde olduğu, taşınmazın evveliyatının orman toprağı olmayıp kültür arazisi özelliği gösterdiği açıklanmıştır.    

Özel Daire bozmasında her ne kadar tespit tarihine kadar tapu miktar fazlası kısım için 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolduğunu kabul etmişse de, davalı tarafın tutunduğu tapu kaydı 2/9/1946 tarihinde iskanen hazinece dağıtılan tapudan intikalen gelmektedir. Tapu kaydının kuzey ve güney sınırları fundalık olarak gösterilmiştir. Eylemli durumda da güney sınırda orman bulunmaktadır. Her ne kadar tespitten önce orman kadastrosu yapılmış ve dava konusu taşınmaz orman sınırı dışında tutulmuşsa da,  1946 tarihli tapu kayıtlarında fundalık olarak gösterildiğinden, dayanak tapu kaydının değişmeye ve genişletmeye elverişli sınırlı bu niteliği  ile 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20.maddesi hükmü uyarınca, kapsamının yüzölçümü ile belirlenmesi zorunlu bulunmakta olup, dava konusu parselin miktar fazlasının öncesinin orman olduğunun kabulü gerekir.

Gerçekten kayıtta geçen fundalık  sınırı ile eylemli durumda bu sınırda var olan orman birbirini doğrulamaktadır. Bu durumda orman sınırlandırması yapılıp kesinleştiği 13/8/1991 tarihine kadar, dava konusu bölümün orman sayılan yerlerden olduğunun kabul edilmesi gerektiğinden, orman sınırlandırmasının kesinleştiği güne kadar davaya konu kesimde sürdürülen zilyetliğin bir önemi bulunmamaktadır. Uzman bilirkişilerin raporlarında bu yerin 6831 sayılı Yasanın 1.maddesi uyarınca orman sayılan yerlerden olmadığı yönündeki görüşlerinin de yukarıda açıklanan belirleme karşısında bir anlamı yoktur. Kaldı ki, yabani zeytinlikler bir orman ağacı olup, davacı da 26/12/1968 yılında satın aldığını ve peyder pey dava konusu kesim üzerindeki yabani zeytinlikleri aşılayıp yeni fideler diktiğini ifade etmiş olup, bu beyan dahi bu bölümün öncesinin orman olduğu yönündeki kabulü doğrulamaktadır.

Hal böyle olunca, her ne kadar davaya konu olan bölüm orman kadastrosu ekiplerince yapılan idari çalışma sonucu orman sınırlandırma tutanağı ve haritaların dışında bırakıldığı ve bu sınırlandırma 13/8/1991 tarihinde kesinleştiği, orman sınırlandırmasının kesinleştiği bu tarih ile arazi kadastro tespitinin yapıldığı 22/6/2000 tarihleri arasında 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi ile Türk Kanunu Medenisinin 639(Türk Medeni Kanununun 713) maddesinde öngörülen 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmakla hazinenin kayıt miktar fazlasına ilişkin açtığı bu davanın kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun istikrarlı uygulaması da bu yöndedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20/5/1992 gün ve 1992/16-203-339 sayılı ilamı; 27/1/1993 gün ve 1992/16-676 E., 1993/16 K. sayılı ilamı; 1/12/1993 gün ve 1993/17-562 E., 1993/771 K. sayılı ilamı; 23/6/1993 gün ve 1993/17-169-473 sayılı ilamı; 21/4/1993 gün ve 1993/17-83-177 sayılı ilamı; 5/4/1995 gün ve 1994/16-796 E., 1995/267 K. sayılı ilamı; 29/3/1995 gün ve 1995/16-116-251 sayılı ilamı; 5/6/1996 gün ve 1996/7-313-458 sayılı ilamı; 2/5/1997 gün ve 1997/7-127-384 sayılı ilamı; 21/5/1997 gün ve 1997/7-128-441 sayılı ilamı)

Bu itibarla usul ve yasaya uygun bulunan mahkeme kararının onanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yerel mahkemenin direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA…

HGK. 17.12.2003 T. E:2003/7-750, K:2003/787

Aynı doğrultudadır; HGK. 17.12.2003 T. E:2003/7-752, K:2003/788,  HGK. 17.12.2003 T. E:2003/7-753, K:2003/789

K A R Ş I   O Y

         Davacı Hazine, davalı adına kadastroca tespit edilen parselin temel iskan kaydının sınırında mera ve orman bulunduğunu, bu nedenle kayıt fazlasının zilyetlikle kazanılamayacağını vurgulayarak kaydın iptali ile tapu fazlasının Hazineye bırakılmasını istemiştir.

         Yerel mahkeme : Dayanak iskan kaydının miktarının aşıldığını, oysa kayıt miktarına itibar edilmesi gerektiğini, fazla kısmın esasen kazanılamayacağını vurgulayarak tespitin iptali ile fazla kısmın Hazineye tesciline karar vermiştir.

         Yargıtay 7. Hukuk Dairesi bozma kararında [Taşınmazın sınırında çalılık bulunduğunu ve orman tahdidinin de kesinleşmiş olduğunu, fazlalığın tarım toprağı olarak kazanılabileceğini, zilyetliğin yeterli olduğunu vurgulayarak] kararı bozmuştur. Yerel mahkeme direnmiş ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda sayın çoğunluk, [Bu yerlerde zilyetlikle kazanmanın mümkün olduğunu, ancak orman tahdidinin kesinleştiği tarihten sonra 20 yıl dolmadığı için kazanma olanağının gerçekleşmediğini belirterek kararın bu nedenle [değişik gerekçe ile] onanması görüşünü benimsemiştir. Ancak, aşağıda yazılı nedenlerle, Hukuk Genel Kurulunun kararının gerekçesine katılma olanağı yoktur.

         Şöyle ki : Taşınmazın sınırında orman, çalılık, fundalık vardır. Komşu parsel kayıtları bunu açıkça göstermiştir. Kural olarak: sınırda orman  bulunması halinde, orman tahdidinin yapılıp kesinleştiği tarihe kadar bu yer orman sayıldığından, ancak tahdidin kesinleştiği tarihten sonra zilyetliğin başlayabileceği kabul edilmiş ve bu yolda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun pek çok kararı oluşmuştur.

         Esasen, Dairemiz bu ilkeyi yıllardır uygulamaktadır ve doğrudur. Bu nedenle, bu ilkeye katılıyoruz.

         Ancak; bu olayda, ayrı bir (nüans) vardır ki, o da şudur : Bu taşınmazın, yapılan keşifte eğimini % 35 olduğu saptanmıştır. % 35 eğimli funda ve çalılıklar, esasen Maki Talimatnamesinin 6. maddesi uyarınca [Toprak muhafaza karakteri taşır ve orman sayılır.] Bu olgu bilimsel bir gerçektir ve yıllardır Dairemizce uygulanmaktadır.

         Kaldı ki; bu bilimsel gerçek, tüm orman bilim adamları [Orman Fakültelerinin değerli hocaları tarafından da kabul edilmiş ve savunulmuştur.] Aksi halde, yani % 35 meyilli çalılık ve fundalık yerde, tarım yapılırsa en kısa sürede (Erozyon) başlar ve toprak yok olur. Erozyon ise, kuraklık, çoraklık ve doğal afetlerle birlikte, ekonomik çöküntüyü de beraberinde getirir. Bu nedenle, % 35 eğimli çalılık, fundalık yerler ORMAN SAYILDIĞI İÇİN zilyetlikle kazanılmasına KESİNLİKLE OLANAK YOKTUR. Bu ilke dışlanırsa, değinilen kural gereği orman olan yerlerde zilyetlik kabul edilmiş olur. Oysa, Anayasa Mahkemesi zilyetlikle ormandan toprak kazandıran 3402 Sayılı Yasanın 45. maddesinin ilk 3 fıkrasını 1987’de iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi kararları, tüm yargı organlarını ve herkesi bağlar. Aksine karar verilemez. Bizim 20. Hukuk Dairesi olarak yıllardır uygulamamız bu yoldadır. Aksi halde, ormanlarda zilyetlikle toprak kazanımı kabul edilmiş olur ki, bu Anayasa Mahkemesi kararlarına ve yıllardır süren Yargıtay uygulamasına ters düşer.

         SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; bu olayda, artık [orman tahdidinin kesinleştiği tarih olgusu var olmakla beraber, biz diyoruz ki, esasen eğimi % 35 olan çalılık ve fundalık yerler, TOPRAK MUHAFAZA KARAKTERİ TAŞIYAN, ORMAN SAYILAN YERLERDEN OLDUĞU İÇİN HİÇ KAZANILAMAZ.]

         O halde; yerel mahkeme kararı bu gerekçe ile ONANMALIDIR.

         Bu olguya ters düşen ve % 35 eğimli çalılık ve fundalık yerlerde [ki, bu yerler ormandır.] zilyetliği kabul eden, Hukuk Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun bu görüşüne katılmıyoruz.

 


 

HER NE KADAR DAVAYA KONU OLAN BÖLÜM ORMAN KADASTROSU EKİPLERİNCE YAPILAN İDARİ ÇALIŞMA SONUCU ORMAN SINIRLANDIRMA TUTANAĞI VE HARİTALARIN DIŞINDA BIRAKILDIĞI VE BU SINIRLANDIRMA 13/8/1991 TARİHİNDE KESİNLEŞTİĞİ, ORMAN SINIRLANDIRMASININ KESİNLEŞTİĞİ BU TARİH İLE ARAZİ KADASTRO TESPİTİNİN YAPILDIĞI 22/6/2000 TARİHLERİ ARASINDA 3402 SAYILI KADASTRO KANUNUNUN 14.MADDESİ İLE TÜRK KANUNU MEDENİSİNİN 639(TÜRK MEDENİ KANUNUNUN 713) MADDESİNDE ÖNGÖRÜLEN 20 YILLIK KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN DOLMADIĞI ANLAŞILMAKLA HAZİNENİN KAYIT MİKTAR FAZLASINA İLİŞKİN AÇTIĞI BU DAVANIN KABULÜNÜN GEREKTİĞİ-

HGK. 17.12.2003 T. E: 7-753, K: 789

           Taraflar arasındaki  “kadastro tespitine itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mudanya Kadastro Mahkemesi’nce  davanın kabulüne  dair verilen 30.4.2002 gün ve 2001/35-2002/62  sayılı kararın incelenmesi davalı vekili  tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 7.Hukuk Dairesi’nin 25.2.2003 gün ve 4546-466  sayılı ilamıyla;  (...Kadastro sırasında 127 ada 145 parsel sayılı 11499,55 m2  yüzölçümündeki  taşınmaz  tapu  kaydına  ve  kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı Mustafa Geniş adına tespit edilmiştir. Davacı hazine tapu kaydı yüzölçümü fazlası için  dava  açmıştır.  Mahkemece  davanın  kabulüne  taşınmazın keşif haritasında  (A)  harfi  ile  gösterilen  6499,55 m2 ´lik bölümünün davacı hazine,  geriye kalan 5000 m2 lik bölümünün ise tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.                  

 Davalı  tarafın  temyizi    14.12.2001   tarihli  teknik bilirkişi Orhan Saral tarafından tanzim edilen  krokide  (A) harfi ile gösterilen 6499,55 m2 lik bölüm hakkında oluşturulan hükme yöneliktir. Mahkemece tespite esas olan tapu kaydının iskanen  verildiğini,  tapu  kaydı  hudutlarının  gayrisabit ve genişletilmeye müsait bulunduğunu ve tapu kaydının yüzölçümüne itibar   edilmesi   gerekçe gösterilmek   suretiyle   hüküm kurulmuştur. Ne var ki, dayanılan ve tespite esas olan 2.9.1946 gün ve 113 numaralı tapu kaydı fundalık sınırları itibariyle değişir nitelikteki kayıtlardan olduğu tartışmasızdır.  Güney yönde 204 parsel sayılı taşınmaz orman olup,  orman tahdidi yapılıp tespit gününden evvel kesinleşmiştir ve orman tahdidi sırasında   dava  konusu  taşınmaz   tarım   toprağı   olarak gösterilmiştir. Komşu parsellere revizyon gören tapu kayıtları da  nizalı  taşınmaz  yönünü  kişi  yeri  ve  çalılık,  fundalık olarak   göstermektedir. Her ne kadar tapu kaydı değişir nitelikteki sınırlı kayıtlardan ise de çalılık yerin zilyetlikle iktisabının mümkün olduğu yerleşmiş içtihatlardandır. Ziraatçı bilirkişi raporunda krokisinde  (A) harfi ile gösterilen bölüm üzerinde muntazam biçimde dağınık durumda 60 yaşlarında zeytin ağaçları  bulunduğunu ve bu zeytin ağaçlarının krokisinde tapu kaydı yüzölçümü olarak gösterilen bölümdeki  zeytin  ağaçları  ile  aynı  yaşta  olduğunu haber vermişlerdir.  Diğer  yönden  değişik  sınırları  içeren  iskan kayıtlarında koşullarının var olması halinde sınırda iktisaba elverişli tarım toprağı niteliğindeki taşınmazların bulunması halinde bu yerinde zilyetlikle iktisap edilebileceği açıktır. Mahkemece krokisinde  (A)  harfi ile gösterilen ve tapu kaydı yüzölçümü fazlası olan bölüm üzerindeki zeytin ağaçlarının da yaşları göz önünde tutularak davacı tarafın bu bölüm üzerinde tespit gününe kadar 20 yılı aşan zilyetliğin varlığının kabulü gerekir. Diğer  bir  anlatımla  tapu  kaydı  yüzölçümü  fazlası üzerinde davalı taraf yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 14.maddesi    hükmünde    öngörülen    zilyetlik    koşulları gerçekleşmiştir.  Ne var ki,  davalı  taraf  yönünden  kadastro kanunun 14/son maddesinde öngörülen 40,100 dönüm araştırması yapılmamıştır.  Bu  nedenle  3402  Sayılı  Kadastro  Kanununun 14/son  maddesinde öngörülen  40,  100  dönüm  araştırmasının yapılması  ve  varılacak  sonuca  göre  bir  karar  verilmesi gerekirken, bu konuda yanılgıya düşülerek yazılı biçimde karar verilmesi  isabetsiz...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN  :Davalı vekili

                                        HUKUK GENEL KURULU KARARI       

         Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, tapu miktar fazlası olarak davalı adına kaydedilen kısmın tapusunun iptali ile hazine adına tapuya tescile karar verilmesi istemine ilişkindir.

Davacı, hazine Mudanya İli Zeytinbağı beldesinde yapılan kadastro çalışmaları sonucunda 127 ada 145 nolu parselin davalı adına tespit edildiğini, davalının dayandığı kaydın iskanen oluşturulan tapu kaydına dayandığını, iskanen dağıtılan tapular dışındaki yerlerin emvali metruke olup zilyetlikle kazanılamayacağını, iskan tapusunun sınırlarında mera ve orman gözüktüğünü, bu tür gayri sabit sınırlar içeren tapu kayıtlarının miktarı itibarıyle geçerli olduğunu, bu nedenle kadastro tespitinin yanlış olduğunu, miktar fazlasının Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesi gerektiğini iddia etmiştir.

Davalı, tapu kaydındaki değişmeye ve genişletmeye elverişli orman sınırının, orman kadastrosu sonucu değişmez nitelikli sınır haline geldiğini, bu nedenle miktara itibar edilmesine imkan olmadığını, kendisinin bu yeri 1968 yılında önceki malikinden satın alıp yabani zeytinlikleri aşılayıp bu alanlara yeni zeytin fidanları dikip imar ve ihya ettiğini savunmuştur.

Mahkemenin, her ne kadar teknik bilirkişilerce dava konusu taşınmazın orman sayılmayan bir yer olduğu ifade edilmişse de, tespitin dayanağını oluşturan iskan tapusunun sabit sınırlı bulunmadığı, değişmeye ve genişletmeye elverişli sınırlar içerdiği, bu nedenle miktara itibar edilmesi gerektiği sonucuna varılarak, davanın kabulüne ve kayıt miktar fazlası kısmın tapusunun iptali ile hazine adına tapuya tesciline ilişkin olarak kurduğu hüküm, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

Yerel mahkeme ile Özel daire arasında çıkan uyuşmazlığın özü; tapu miktar fazlası olan kısım bakımından zilyetlikle iktisap koşullarının oluşup oluşmadığı yönünde toplanmaktadır.

Dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede, Orman Kadastrosu yapılıp 12/2/1991 tarihide askı ilana çıkarıldığı ve 13/8/1991 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Tespitin dayanağını oluşturan 25/12/1968 tarihli tapu kaydı 2/9/1946 tarihli iskanen oluşturulan tapu kaydına dayanmaktadır. Bu tapu kayıtlarının sınırlarında çamlık ve fundalık gibi değişmeye ve genişletmeye elverişli sınırlar bulunmaktadır. Buna rağmen 22/6/2000 tarihinde yapılan kadastro tespiti sırasında zilyetlikle kazanım koşullarının oluştuğu gerekçesiyle miktar fazlası davalı adına tespit edilmiştir.

Mahkemece yapılan keşiften sonra düzenlenen Orman Mühendisi ve Ziraat mühendisi raporlarına göre; dava konusu taşınmazın eğiminin % 35 civarında olduğu, memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planında tarım arazisi niteliğinde olarak gözüktüğü, toprağın orman toprağı özelliği göstermediği, orman kadastro sınırları dışında ve bitişiğinde olduğu, taşınmazın evveliyatının orman toprağı olmayıp kültür arazisi özelliği gösterdiği açıklanmıştır.    

Özel Daire bozmasında her ne kadar tespit tarihine kadar tapu miktar fazlası kısım için 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolduğunu kabul etmişse de, davalı tarafın tutunduğu tapu kaydı 2/9/1946 tarihinde iskanen hazinece dağıtılan tapudan intikalen gelmektedir. Tapu kaydının kuzey ve güney sınırları fundalık olarak gösterilmiştir. Eylemli durumda da güney sınırda orman bulunmaktadır. Her ne kadar tespitten önce orman kadastrosu yapılmış ve dava konusu taşınmaz orman sınırı dışında tutulmuşsa da,  1946 tarihli tapu kayıtlarında fundalık olarak gösterildiğinden, dayanak tapu kaydının değişmeye ve genişletmeye elverişli sınırlı bu niteliği  ile 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20.maddesi hükmü uyarınca, kapsamının yüzölçümü ile belirlenmesi zorunlu bulunmakta olup, dava konusu parselin miktar fazlasının öncesinin orman olduğunun kabulü gerekir.

Gerçekten kayıtta geçen fundalık  sınırı ile eylemli durumda bu sınırda var olan orman birbirini doğrulamaktadır. Bu durumda orman sınırlandırması yapılıp kesinleştiği 13/8/1991 tarihine kadar, dava konusu bölümün orman sayılan yerlerden olduğunun kabul edilmesi gerektiğinden, orman sınırlandırmasının kesinleştiği güne kadar davaya konu kesimde sürdürülen zilyetliğin bir önemi bulunmamaktadır. Uzman bilirkişilerin raporlarında bu yerin 6831 sayılı Yasanın 1.maddesi uyarınca orman sayılan yerlerden olmadığı yönündeki görüşlerinin de yukarıda açıklanan belirleme karşısında bir anlamı yoktur. Kaldı ki, yabani zeytinlikler bir orman ağacı olup, davacı da 26/12/1968 yılında satın aldığını ve peyder pey dava konusu kesim üzerindeki yabani zeytinlikleri aşılayıp yeni fideler diktiğini ifade etmiş olup, bu beyan dahi bu bölümün öncesinin orman olduğu yönündeki kabulü doğrulamaktadır.

Hal böyle olunca, her ne kadar davaya konu olan bölüm orman kadastrosu ekiplerince yapılan idari çalışma sonucu orman sınırlandırma tutanağı ve haritaların dışında bırakıldığı ve bu sınırlandırma 13/8/1991 tarihinde kesinleştiği, orman sınırlandırmasının kesinleştiği bu tarih ile arazi kadastro tespitinin yapıldığı 22/6/2000 tarihleri arasında 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi ile Türk Kanunu Medenisinin 639(Türk Medeni Kanununun 713) maddesinde öngörülen 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmakla hazinenin kayıt miktar fazlasına ilişkin açtığı bu davanın kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun istikrarlı uygulaması da bu yöndedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20/5/1992 gün ve 1992/16-203-339 sayılı ilamı; 27/1/1993 gün ve 1992/16-676 E., 1993/16 K. sayılı ilamı; 1/12/1993 gün ve 1993/17-562 E., 1993/771 K. sayılı ilamı; 23/6/1993 gün ve 1993/17-169-473 sayılı ilamı; 21/4/1993 gün ve 1993/17-83-177 sayılı ilamı; 5/4/1995 gün ve 1994/16-796 E., 1995/267 K. sayılı ilamı; 29/3/1995 gün ve 1995/16-116-251 sayılı ilamı; 5/6/1996 gün ve 1996/7-313-458 sayılı ilamı; 2/5/1997 gün ve 1997/7-127-384 sayılı ilamı; 21/5/1997 gün ve 1997/7-128-441 sayılı ilamı)

Bu itibarla usul ve yasaya uygun bulunan mahkeme kararının onanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yerel mahkemenin direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle ONANMASINA…

HGK. 17.12.2003 T. E:2003/7-750, K:2003/787

Aynı doğrultudadır; HGK. 17.12.2003 T. E:2003/7-752, K:2003/788,  HGK. 17.12.2003 T. E:2003/7-753, K:2003/789

K A R Ş I   O Y

         Davacı Hazine, davalı adına kadastroca tespit edilen parselin temel iskan kaydının sınırında mera ve orman bulunduğunu, bu nedenle kayıt fazlasının zilyetlikle kazanılamayacağını vurgulayarak kaydın iptali ile tapu fazlasının Hazineye bırakılmasını istemiştir.

         Yerel mahkeme : Dayanak iskan kaydının miktarının aşıldığını, oysa kayıt miktarına itibar edilmesi gerektiğini, fazla kısmın esasen kazanılamayacağını vurgulayarak tespitin iptali ile fazla kısmın Hazineye tesciline karar vermiştir.

         Yargıtay 7. Hukuk Dairesi bozma kararında [Taşınmazın sınırında çalılık bulunduğunu ve orman tahdidinin de kesinleşmiş olduğunu, fazlalığın tarım toprağı olarak kazanılabileceğini, zilyetliğin yeterli olduğunu vurgulayarak] kararı bozmuştur. Yerel mahkeme direnmiş ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda sayın çoğunluk, [Bu yerlerde zilyetlikle kazanmanın mümkün olduğunu, ancak orman tahdidinin kesinleştiği tarihten sonra 20 yıl dolmadığı için kazanma olanağının gerçekleşmediğini belirterek kararın bu nedenle [değişik gerekçe ile] onanması görüşünü benimsemiştir. Ancak, aşağıda yazılı nedenlerle, Hukuk Genel Kurulunun kararının gerekçesine katılma olanağı yoktur.

         Şöyle ki : Taşınmazın sınırında orman, çalılık, fundalık vardır. Komşu parsel kayıtları bunu açıkça göstermiştir. Kural olarak: sınırda orman  bulunması halinde, orman tahdidinin yapılıp kesinleştiği tarihe kadar bu yer orman sayıldığından, ancak tahdidin kesinleştiği tarihten sonra zilyetliğin başlayabileceği kabul edilmiş ve bu yolda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun pek çok kararı oluşmuştur.

         Esasen, Dairemiz bu ilkeyi yıllardır uygulamaktadır ve doğrudur. Bu nedenle, bu ilkeye katılıyoruz.

         Ancak; bu olayda, ayrı bir (nüans) vardır ki, o da şudur : Bu taşınmazın, yapılan keşifte eğimini % 35 olduğu saptanmıştır. % 35 eğimli funda ve çalılıklar, esasen Maki Talimatnamesinin 6. maddesi uyarınca [Toprak muhafaza karakteri taşır ve orman sayılır.] Bu olgu bilimsel bir gerçektir ve yıllardır Dairemizce uygulanmaktadır.

         Kaldı ki; bu bilimsel gerçek, tüm orman bilim adamları [Orman Fakültelerinin değerli hocaları tarafından da kabul edilmiş ve savunulmuştur.] Aksi halde, yani % 35 meyilli çalılık ve fundalık yerde, tarım yapılırsa en kısa sürede (Erozyon) başlar ve toprak yok olur. Erozyon ise, kuraklık, çoraklık ve doğal afetlerle birlikte, ekonomik çöküntüyü de beraberinde getirir. Bu nedenle, % 35 eğimli çalılık, fundalık yerler ORMAN SAYILDIĞI İÇİN zilyetlikle kazanılmasına KESİNLİKLE OLANAK YOKTUR. Bu ilke dışlanırsa, değinilen kural gereği orman olan yerlerde zilyetlik kabul edilmiş olur. Oysa, Anayasa Mahkemesi zilyetlikle ormandan toprak kazandıran 3402 Sayılı Yasanın 45. maddesinin ilk 3 fıkrasını 1987’de iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi kararları, tüm yargı organlarını ve herkesi bağlar. Aksine karar verilemez. Bizim 20. Hukuk Dairesi olarak yıllardır uygulamamız bu yoldadır. Aksi halde, ormanlarda zilyetlikle toprak kazanımı kabul edilmiş olur ki, bu Anayasa Mahkemesi kararlarına ve yıllardır süren Yargıtay uygulamasına ters düşer.

         SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; bu olayda, artık [orman tahdidinin kesinleştiği tarih olgusu var olmakla beraber, biz diyoruz ki, esasen eğimi % 35 olan çalılık ve fundalık yerler, TOPRAK MUHAFAZA KARAKTERİ TAŞIYAN, ORMAN SAYILAN YERLERDEN OLDUĞU İÇİN HİÇ KAZANILAMAZ.]

         O halde; yerel mahkeme kararı bu gerekçe ile ONANMALIDIR.

         Bu olguya ters düşen ve % 35 eğimli çalılık ve fundalık yerlerde [ki, bu yerler ormandır.] zilyetliği kabul eden, Hukuk Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun bu görüşüne katılmıyoruz.

 


31.12.1981 TARİHİNDEN ÖNCE BİLİM VE FEN BAKIMIMDAN ORMAN NİTELİĞİNİ KAYBETMİŞ YERLERİN, ORMAN SINIRLARI DIŞINA ÇIKARILARAK 2981 SAYILI YASA HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI SURETİYLE SATIŞI VE DEVRİ OLANAĞINI GETİREN İTİRAZ KONUSU KURAL ANAYASA’NIN 169 VE 170.MADDELERİNE AYKIRI OLDUĞU-

HGK. 07.05.2003 T. E: 20-331, K: 337

Taraflar arasındaki “tapu iptal, el atmanın önlenmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Borçka Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 11.5.1999 gün ve 1988/145-1999/40 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 3.7.2000 gün ve 12315-6426 sayılı ilamı ile, (...Davacı Orman Yönetimi, davalı Cemal Şahingül hakkında Borçka Sulh Ceza Mahkemesinin 1983/275 E-1987/98 K.sayılı dosyasında dava konusu taşınmazla ilgili olarak mahkumiyet kararı verildiğini belirterek, davalının taşınmaza müdahalesinin men’ini ve 1744 sayılı taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu savıyla tapu iptali ve tescili davası açılmıştır. Mahkemece her iki davaya konu taşınmazın aynı yer olduğu nedeniyle davaların birleştirilmesinden sonra birlikte yapılan yargılama sonunda, Orman Yönetiminin tapu iptali ve tescili, men’i müdahale ve tazminat davalarının reddine karar verilmiş, kararı Orman Yönetimi temyiz etmiştir.

       Mahkemece yetersiz araştırma ve incelemeye dayalı olarak hüküm kurulmuştur. Şöyle ki;

         1-Öncelikle dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede genel kadastro yapıldığı ve 164 ada 72 sayılı parsel numarası aldığı dosyadaki yazışmalardan anlaşılmaktadır. Bu nedenle, kadastronun başladığı tarih kadastro müdürlüğünden sorularak değinilen tutanağın aslı getirtilip, dava sırasında kadastro gerçekleşmiş ise, görev konusu düşünülmelidir. Zira, dava mevcut iken kadastronun kesinleşmesinden söz edilemez.

         2-Davalı gerçek kişi hakkında, sulh ceza mahkemesinde görülmüş ve zamanaşımı nedeniyle ortadan kalkmış bir ceza davasının varlığı tartışmasızdır. Zamanaşımı nedeniyle bir davanın ortadan kalkması beraat anlamında olmadığı gibi, taşınmaz orman ise, tecavüzün varlığı halinde, taşınmazın bu niteliğine göre hukuk davasının yürütülüp sonuçlandırılması gerekir.Bu nedenle taşınmaz başında yapılacak keşifte ceza davası dosyasında yer alan suç tutanakları ile ilgili tüm belgeler ve krokisi yerine uygulanmalıdır.

         3-Bir taşınmazın orman iken nitelik kaybetmesi ve orman dışına çıkarılması olgusu 6831 sayılı Yasanın 3373, 3302 ve 2896 sayılı Yasalar ile değişik 2/B maddesi uyarınca orman tahdit komisyonlarının görevi dahilinde olup, mahkemenin kendiliğinden böyle bir uygulama yapmasına yasal olanak ve dayanak yoktur. Ancak 2/B madde uygulaması komisyonlarca yapıldığı takdirde , dava konusu içinde ise, inceleme konusu olabilir. Aksi halde mahkemenin nitelik kaybı gerekçesiyle hüküm kurması olanaksızdır.

         4-Taşınmazın fiili bulgularına rağmen, ayrıca orman sayılan yerlerden olup olmadığının belirlenmesi için eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planı getirtilip evvelce görev almış bilirkişiler dışında yeniden seçilecek üç uzman orman mühendisi ve bir fen elemanı ile yeniden keşif yapılarak değinilen belgelerin tamamı incelenip toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi de incelenmek suretiyle bu belgelerdeki konumu saptanıp, bilimsel veriler taşıyan ortak imzalı rapor ve kroki düzenlettirilip; ancak belgelerdeki konumuna rağmen fiili ve eylemli durumu itibariyle orman sayılan yerlerden olduğu saptanan kesimlerin yine orman sayılan yer olarak kabulü gerektiği gözetilmelidir.

Bütün bu eksiklikler üzerinde durulmadan yetersiz inceleme ve araştırmaya dayalı olarak hukuki olgulara uygun düşmeyen gerekçe ile ve yetki dışı düşüncelerle hüküm kurulması usul ve yasaya  aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

                            HUKUK GENEL KURULU KARARI

         Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Davacı Orman İdaresi, davalı hakkında Borçka Sulh Ceza Mahkemesinde, örtü temizliği ve ormandan açma yapmak suçundan mahkûmiyet kararı verildiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve tazminat isteğinde bulunmuş; daha sonra açtığı tapu iptal, tescil davası anılan dosya ile birleştirilmiştir. Dosyaların birleştirilmesinden sonra yapılan yargılama sonunda mahkemece davaların reddine ilişkin olarak kurulan hüküm, Özel Dairece  yukarda yazılı gerekçeyle bozulmuştur

24.02.1981 tarih, 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkındaki Kanun’un 10/b maddesi “...Üzerinde imar mevzuatına aykırı olarak toplu binalar inşa edilmiş hisseli veya özel parselasyona dayalı arsa ve arazilerde, kişilerin hisse miktarları ve fiili kullanma durumları dikkate alınarak Valilik veya belediyelerin talebi üzerine:

1-Henüz kadastrosu yapılmamış yerlerde, kadastro Müdürlüklerince bu Kanunda belirtilen mülkiyet tespitine dair hükümler de uygulanarak,

2-Kadastro veya tapulaması tamamlanmış yerlerde ise bu Kanunla verilen yetkiler Kadastro Müdürlüklerince kullanılarak,

Islah İmar Planlarının yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın; onayların alınmasına ve ilanların yapılmasına (askı ilanları hariç) komisyonların kurulmasına lüzum kalmaksızın 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri veya 766 sayılı Tapulama Kanunu hükümlerine göre hak sahipleri tespit veya yeniden tayin edilerek adlarına tescil edilir...” hükmünü getirmiştir.

Anılan Yasanın 22.05.1986 günlü, 3290 sayılı Yasanın 14.maddesi ile değiştirilen (e) bendinde ise; “...31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybetmiş yerlerden şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları orman sınırları dışına çıkarılmış sayılır. Bu yerler hakkında bu kanun hükümlerine göre işlem yapılır.

İstanbul, Adalar İlçesinde de bu hükümler uygulanmakla beraber tarihi eserler dışında 21.07.1983 tarih ve 2863 sayılı Kanunun bu Kanun hükümlerine uymayan hükümleri geçersizdir. Ancak bu alanlarda uygulama belediyesince yaptırılacak ıslah imar planları ve tip projelerine göre yapılır. Tıp projelerini uygulayan hak sahibine tapusu derhal  verilir...” denilmiştir.

1-Somut olayda dava konusu taşınmaz, 2981 sayılı Yasa gereği kadastro çalışmaları sonucunda 24 ada, 4 parsel numarası almış, 3402 sayılı Kadastro Kanunu gereğince yeniden işlem yapılmamış, sadece 164 ada, 72 parsel numarası verilmekle yetinilmiştir. Kadastro tutanağı, 21.04.1988 tarihinde kesinleşmiş, bu nedenle yerel mahkemece davanın Asliye Hukuk  Mahkemesinde görülmesi yönünde ki bozma ilamının birinci maddesine karşı direnme kararı verilmesi yerindedir.

2-Ne var ki, davaya konu taşınmazın davalı adına tespitine dayanak olan 2981 sayılı Yasanın 3290 sayılı Yasa ile değişik geçici 2/e maddesi Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. 1995/13 E, 1995/51 sayılı iptal kararında, iptal gerekçesi şu şekilde belirtilmektedir; “...2981 sayılı Yasanın 1.maddesinde imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşaa edilmiş yada inşaa halindeki bütün yapılar hakkında uygulanacak işlemler ve buna ilişkin tespit, değerlendirme ve uygulamanın bu yasaya göre yapılacağı, 10.maddesinde de Hazine, Belediye, İl Özel İaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde gecekondu sahiplerince yapılmış yapıların kayıt sahibi kamu kuruluşunca hak sahiplerine tahsis edilerek tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilip “Tapu Tahsis Belgesi” verileceği, bu belgenin ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil edeceği belirtilmektedir.

         Geçici 2.maddede ise, imar mevzuatına uygun inşa edilerek kullanma izni alınmış yapı olarak kabul edilen durumlar sayılmış, (e) bendinde de 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybetmiş yerlerin şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları orman sınırları dışına çıkarılarak bu Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağı öngörülmüştür. Buna göre, (e) bendinde belirtilen yerler hakkında 2981 sayılı Kanun hükümleri uygulanacak, bunlar ilgililer adına tapuya tescil edilip satışa konu olacaktır.

         Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla başvuran mahkeme, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 45.maddesinin 20 yıllık zamanaşımı süresi geçmesi nedeniyle ormanların özel mülkiyete konu olabileceğine ilişkin birinci fıkrasının Anayasa Mahkemesi’nin E.1982/31, K.1988/13 sayılı kararıyla iptal edildiğini; buna karşın geçici 2.maddenin itiraz konusu (e) bendiyle orman alanlarının özel mülkiyete geçmesine olanak tanındığını belirterek, kuralın Anayasa’nın169 ve 170.maddelerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

         Anayasa’nın 169.maddesinde, Ormanlarının mülkiyetinin devrolunamayacağı, ormanların korunması ve alanlarının genişletilmesi için Devletçe gerekli yasal düzenlemelerin yapılacağı ve önlemlerin alınacağı, ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme izin verilmeyeceği, orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine  tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen arazilerin, şehir, kasaba ve köy, yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında orman sınırlarında daraltma yapılamayacağı öngörülmüş, 170.maddesinde de, ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve orman bütünlüğünün korunması bakımından, ormanın gözetilmesi ve işletilmesinde Devletle bu halkın işbirliğini sağlayıcı tedbirlerin alınacağı, 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerin değerlendirilmesi, bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin tespiti ve orman sınırları dışına çıkartılması, orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen bu yerlere yerleştirilmesi için Devlet eliyle anılan yerlerin ihya edilerek ancak bu halkın yararlanmasına tahsis edileceği hükme bağlanmıştır.

         Buna göre, ormanların tahribinin  önlenerek ulusal ekonomiye katkısının sağlanması ve orman köylüsünün üretici haline getirilip kalkındırılması için orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin yalnızca orman köyleri halkının nakli ve yerleştirilmesi amacıyla değerlendirilmesi öngörülmüştür.

         Anayasa’nın 169.maddesindeki orman sınırlarının daraltılmasına olanak tanıman iki halde de, orman sınırları dışına çıkarma sonucu elde edilen alanların değerlendirilmesi açısından herhangi bir ayrım yapılamayacağı, bu yerlerden yararlanmaya ilişkin düzenlemelerin Anayasa’nın 170.maddesinde öngörülen amaca uygun yapılması gerekeceği kuşkusuzdur.

         Bu durumda yasa koyucunun belirtilen alanların kullanıcılarına veya başkalarına, hatta orman içi köyler halkına satılmasını veya bu amaçla devredilmesini sağlayacak bir düzenleme yapması olanaklı değildir.

         Açıklanan nedenlerle, 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımımdan orman niteliğini kaybetmiş yerlerin, orman sınırları dışına çıkarılarak 2981 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanması suretiyle satışı ve devri olanağını getiren itiraz konusu kural Anayasa’nıın 169 ve 170.maddelerine aykırıdır, iptali gerekir...”

         İptal kararı, 28 Kasım 2002 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmıştır.

         Anayasa Mahkemesinin iptal kararları resmi gazetede yayınlandıkları tarihten itibaren ve geleceğe dönük olarak hüküm ve sonuç doğururlar. Anayasa Mahkemesi kararlarının mahkemeleri bağlayıcı niteliği açıktır. Bu etki  kararın yayınlanması ile ortaya çıkar; hem de yayınlandığı sırada derdest davalara da   uygulanır.

         Bütün bu anlatılanların ışığında Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı derdest ve görülmekte olan davaya uygulandığında, davaya konu taşınmazın davalı adına tesciline esas olan 2981 sayılı Yasa’nın 3290 sayılı Yasa ile değişik geçici 2/e maddesinden kaynaklanan hukuki neden, ortadan kalkmış olacaktır.

         O halde Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

         S O N U Ç  : 1-1.Bentte gösterilen nedenlerle bozma ilamının 1.maddesine karşı verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olduğundan ONANMASINA;

                            2-Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının yukarıda 2.bentte belirtilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi uyarınca BOZULMASINA…

HGK. 07.05.2003 T. E:2003/20-331, K:2003/337


DAHA ÖNCE HAZİNE TARAFINDAN ORMAN SAVI İLE AÇILIP, ORMAN OLMADIĞI BİLİMSEL YÖNTEMLERLE SAPTANAN YERLE İLGİLİ OLARAK, DAHA SONRA AYRI SAVLA ORMAN BAKANLIĞINCA DAVA AÇILMASI DURUMUNDA, ORTADA MAHKEMENİN KABULÜNÜN AKSİNE, TARAF BİRLİĞİ SÖZ KONUSU OLMADIĞINDAN, BİR KESİN HÜKMÜN VARLIĞINDAN SÖZ EDİLEMEZSE DE, YERİN NİTELİĞİNİN SAPTANMASI BAKIMINDAN YANLARI BAĞLAYAN, GÜÇLÜ BİR DELİLİN VARLIĞININ YADSINAMAYACAĞI-

HGK. 09.04.2003 T. E: 20-266, K: 285

 Taraflar arasındaki  “tahdide itiraz“ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Samsun Kadastro Mahkemesi’nce davanın  reddine dair verilen 09.11.2000 gün ve 1999/149 E- 2000/78 K.         sayılı kararın incelenmesi davacı Orman Bakanlığı ile davalılar Hazine ve Orman Genel Müdürlüğü     tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20.Hukuk Dairesi’nin 29.04.2002 gün ve 2002/2827-3843     sayılı ilamiyle;  (...Davacı Orman Bakanlığı, tarla niteliğinde kişiler adına tapuda kayıtlı 571 sayılı parselin 3000 m2´sinin orman olduğu iddiasıyla bu bölümün orman sınırları içine alınmasını ve orman olarak Hazine adına tescilini istemiştir. Mahkemece davanın Orman Yönetimi yönünden husumetten reddine, Hazine ve kişiler yönünden kesin hükmün varlığı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı-davalı Yönetim vekillerinin temyizleri üzerine Dairece onanmıştır.

 Davacı Orman Bakanlığı tarafından bu kez kararın düzeltilmesi istenilmektedir.

Toplanan kanıtlara ve incelenen dosya kapsamına göre;

1- Tahdit sınırları dışında bırakılan bir taşınmaza yönelik olarak açılan tahdide itiraz davasında davalı sıfatı, taşınmaz malikine ait olup, husumetin ona yöneltilmesi gerekir. Davada husumet yönünden çatışan menfaatler kuralı altında Orman Genel Müdürlüğünün ve Hazinenin taşınmaz maliki ile zorunlu dava arkadaşlığı bulunmamaktadır. Mahkemece Bakanlığın Hazineye yönelik davasının da husumet yönünden reddine karar verilmesi gerekirken bu yönde hüküm kurulmaması doğru görülmemiştir.

2- Davanın kişilere yönelik olarak reddine ilişkin hüküm bölümüne gelince:

Yerel mahkeme, 16.Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleşen, davacısının Hazine, davalılarının davalı kişiler olduğu aynı taşınmaz için kadastro mahkemesinin 19.12.1984 tarih ve 1978/1052-688 sayılı ilamına göre; taşınmazın orman olmadığını ve zilyetlikle kazanım koşullarının kişiler lehine oluştuğunun maddi olay olarak saptandığını ve tarafları yönünden kesin hüküm niteliğinde bulunduğunu hükmüne gerekçe yapmıştır. Oysa, bu kararda Orman Yönetimi taraf değildir. Taşınmazın orman olmadığı olgusuna ise resmi belgeler incelenmeksizin varılmıştır. Hükmün Orman Yönetimi, veya davacı Orman Bakanlığı yönü ile kesin hüküm niteliğinde bağlayıcılığından söz edilemez. Ancak kabul etmek gerekir ki Hazinenin taraf olduğu bu karar güçlü delil niteliğindedir. Orman niteliğinin belirlenmesinde yerleşik içtihatlar gereğince resmi belgeler (eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları...) ise kesin delil olarak kabul edilmektedir.

Mahkemece, Hazinenin temsil ettiği hak ve yetkiler yönünden Orman Bakanlığı ile aynı olduğu ve biri aleyhine verilen kararın diğerini bağlayacağı yönündeki görüşü doğru olmadığından güçlü delil vasfında dahi olsa dosya kapsamında resmi belgelere göre orman olduğu saptanan 3000 m2’lik dava konusu taşınmazın orman sınırları içine alınmasına ve orman niteliğinde Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekir. Kesin hükmün varlığı dışında hiçbir olgu kamu malı ormanların özel mülke dönüşümünü sağlayacak biçimde karar tesisine gerekçe yapılamaz. Taşınmaz mal maliklerine yönelik davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, mahkemece değişik düşüncelerle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

            TEMYİZ EDEN  : Davacı Orman Bakanlığı, Davalılar Hazine ve Orman Genel Müdürlüğü

HUKUK GENEL KURULU KARARI

         Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

         Dava, Orman savına dayalı tahdide itiraz davasından  ibarettir.

         Davacı Orman Bakanlığı, dava konusu taşınmazın yaklaşık 3000 m2 lik kısmının  orman niteliğinde olmasına rağmen, orman kadastro tespiti sırasında orman dışında bırakıldığını savlayarak, bu kısmın tapusunun iptali ile orman niteliği ile Maliye Hazinesi adına tapuya tescilini istemiştir.

         Davalı tespit  malikleri davanın reddini  savunmuşlardır.

         Davalı Orman Genel Müdürlüğü davayı kabul ettiğini bildirmiş, davalı Maliye Hazinesi bir yanıt vermemiştir.

         Mahkemenin, Orman Genel Müdürlüğü yönünden husumet nedeniyle davanın reddine, tespit malikleri ve Hazine yönünden ise, daha önce Maliye Hazinesi tarafından açılıp, bu yerin orman olmadığının saptanmasına ilişkin kararın yanlar açısından kesin hüküm oluşturacağı gerekçesiyle, davanın reddine dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

         Daha önce, Maliye Hazinesi tarafından 14.7.1978 tarihinde tespit malikleri aleyhine açılan davada mahkemece; orman mühendisi, fen bilirkişisi yerel bilirkişi ve tanıkların katılımıyla keşif yapılmış,amenajman planı uygulanmış, taşınmazın toprak yapısı ve çevre parseller ile mevcut konumu incelenmiş sonuçta Samsun Tapulama Mahkemesinin  19.12.1984 gün ve 1978/1052 E. Ve 1984/688 K. sayılı ilamıyla; “Dava konusu taşınmazda, orman bitki kalıntısına yada  orman bulgusuna rastlanmadığı, toprağın orman toprağı özelliği göstermediği, muhafaza karakteri taşımadığı,eğiminin %10 olduğu, tamamen ziraat arazisi niteliği taşıdığı, davalılara üst soylarından intikal ettiği, davalılar yararına zilyetlikle kazanım koşullarının oluştuğu saptanarak, davanın  reddine ilişkin olarak kurduğu hüküm,Yargıtay 16.Hukuk Dairesinin 16.11.1987 gün ve 1987/3248 E. Ve 2223 K.sayılı ilamı ile onanarak 4.3.1988 tarihinde kesinleşmiştir.

         Özel Daire ile Yerel mahkeme arasında çıkan uyuşmazlık , bu hükmün görülmekte olan dava bakımından kesin hüküm mü, yoksa kesin delil mi oluşturacağı,kesin delil oluşturması durumunda davacı Orman Bakanlığını bağlayıp bağlamayacağı konusunda toplanmaktadır.

         Hemen belirtilmelidir ki, kesin hükmün amacı kişiler arasındaki uyuşmazlıkların kesin bir biçimde çözümlenmesidir.Bu amacın gerçekleşmesinde,hem kişilerin hem de Devletin yararı vardır.Çünkü kişiler,aralarındaki uyuşmazlığın kesin bir biçimde sonuçlanması için dava sırasında bütün olanaklarını kullanırlar ve dava sonucunda verilecek kararla artık,bu uyuşmazlığın sona ermesini isterler.Bu açıdan, Devletin de menfaati söz konusudur.Çünkü Devlet , mahkemelerin sınırsız bir biçimde aynı uyuşmazlık (dava) ile, sürekli ve yinelenerek meşgul edilmesini istemez.

         Kesin  hüküm,hem kişiler, hem de devlet için hukuksal durumda istikrar sağlar.Hukuksal güvenlik ve yargı erkine güven,kesin hüküm kurumu ile sağlanır.

         Kesin hüküm ikiye ayrılır.Bunlar şekli anlamda kesin hüküm ve maddi anlamda kesin hükümdür.

         Şekli anlamda kesin hüküm, sözü edilen karara karşı artık bütün olağan yasa yollarının kapandığı anlamına gelir.Şekli anlamda kesin hükmün amacı, davanın sona erdirilmesine hizmet etmektir.Bir son karar, şekli anlamda kesinleşince, yanların o davada izledikleri amaç gerçekleşmiş olur.Bazı son kararlar verildikleri anda kesindirler.(Örneğin 20.6.1996 tarihinde kabul edilen 4145 sayılı yasa gereğince HUMK.m.427’de yapılan değişiklikle 1.1.2000 tarihinden itibaren miktar ve değeri 40.000.000 TL.yi geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin verilen son kararlar kesindir. Bu kararlara karşı herhangi bir olağan yasa yoluna başvurulamaz)

         Yasa yolu açık olan bir karar,yasa yoluna başvurma süresi geçmekle de kesinleşir.Öte yandan, temyiz yolu açık olan bir karar temyiz edilip sonuçta onanmış ve karar düzeltme süresi geçirilmişse, ya da karar düzeltme istemi de reddedilmişse,veyahut yasa yoluna başvurmaktan feragat edilmişse verilen hüküm şekli anlamda kesinleşir.

         Bir hüküm bir kere şekli anlamda kesinleşirse, artık  bu hükme karşı, olağan yasa yollarına başvurulamaz.Bununla birlikte  bir kararın maddi anlamda kesinleşmesi için öncelikle şekli anlamda kesinleşmesi gerekir.

         Diğer yandan,maddi anlamda kesin hüküm,yargısal kararlara tanınan hukuksal gerçeklik niteliğidir.Maddi anlamda kesin hüküm sayesinde, mahkeme kararlarına güven duyulması ve bu kararların uygulanması,yanlar arasındaki uyuşmazlığın bütün bir gelecek için son bulması,çelişik kararlar verilmesine engel olunması,toplumsal yaşam için zorunlu olan hukuksal istikrarın sağlanması amaçlanır.

         Maddi anlamda kesin hükmün koşulları HUMK.m.237 de açıklanmıştır.Bunlar;dava konularının (müddeabihlerinin), dava nedenlerini ve yanlarının aynı olmasıdır.

         Görülmekte olan davada dava konusu ve nedeni bakımından bir uyuşmazlık yoktur.Uyuşmazlık yanların aynı olup olmadığı noktasındadır.Daha önce kesin hükme bağlanan davada davacı Maliye Hazinesi, görülmekte olan davada ise davacı Orman Bakanlığıdır.

         Tespit maliki davalılar ve davalı Hazine bakımından, önceki kararın kesin hüküm oluşturduğu konusunda bir şüphe yoktur.Her ne kadar, her ikisi de davalı sıfatıyla davada yer almışsa da,aralarında herhangi bir zorunlu dava ortaklığı ve yarar birliği yoktur.

         Buna karşılık, birden fazla kişi aynı davayı açma yetkisine sahip iseler,bunların birinin açtığı davada verilen kararın, diğerinin açtığı davada kesin hüküm oluşturmazsa da,güçlü delil oluşturacağı belirgindir.

         Kesin hüküm, yanların cüzi ve külli haleflerini (özel yada genel ardıl) bağlar.Bunun gibi,kesin hüküm tüm yargısal organları da bağlar.Artık, hiçbir mahkeme aynı konuyu yeniden inceleyip, farklı yönde yeni bir karar veremez.

         Yasama ve yürütme organları ile yönetim, mahkeme kararlarına uymak zorundadır;bu organlar ve yönetim,mahkeme kararları hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. (Anayasa m.138,IV) Dolayısıyla kesin hüküm,sonradan çıkarılan bir yasa ile değiştirilemez, ortadan kaldırılamaz. (Anayasa Mahkemesinin 2.6.1989 gün ve 1989/36-24 sayılı ilamı (R.G.28.9.1989 gün ve 20.296 sayılı, sayfa 17 vd) 19.10.1990 gün ve 1990/3-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı (R.G.22.2.1991 gün ve 20.794 sayılı sayfa:35 vd), HGK.nun 5.6.1991 gün ve 1991/5-215 E. Ve 342 K.sayılı ilamı)

         Kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınır.

         Bu bağlamda kesin delil ise, yanları ve hakimi bağlayan,bu tip delillerle kanıtlanan olayın  hukuksal doğru  olarak kabul edilmesi gereken delillerdir.Hakimin kesin delilleri takdir yetkisi yoktur.Bu biçimde ispatlanan hususu doğru kabul etmek zorundadır.

         Hukukumuzda kesin deliller sınırlı olup bunlar, ikrar (HUMK.m.236), senet (HUMK.m.287), yemin  (HUMK.m.337) ve kesin hükümdür. (HUMK.m.237) Yukarıda kesin hükmün de kesin delil oluşturabileceği açıklanmıştır.

         08.09.1956 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Yasası 3302 ve 3373 sayılı yasalar ile değişik 11.maddesinde Orman Kadastro Komisyonlarınca düzenlenen tutanak ve kararlara karşı askı ilan tarihinden itibaren 6 ay içinde, Tarım Orman ve Köy İşleri Bakanlığı ile, hak sahibi gerçek ve tüzel kişilerin itiraz edebilecekleri belirtilmiştir.Davacı Bakanlık tarafından yukarda açıklanan süre dolmadan dava açıldığından davaya konu edilen 571 parsel  numaralı taşınmazın orman tahdidi kesinleşmemiştir.Aynı yasanın 11/4 madde ise kadastrosu yapılıp kesinleşen ormanların Hazine adına tescil edileceği açık ve belirgindir.

         6831 sayılı Yasanın 6.maddesinde Devlet Ormanlarına ait her çeşit işlerini Orman Genel müdürlüğünce  yapılacağı ve yaptırılacağı belirtilmiş olup Devlet Ormanlarının mülkiyeti Hazineye ait olmakla beraber, korunması, bakımı ve gözetilip işletilmesi gibi her türlü işlem, 3234 sayılı Yasa ile kurulan Orman Genel Müdürlüğüne bırakılmıştır.  

Eski ve yeni hukukumuzda, Devlet Ormanları Kamu  Malı olarak kabul edilmiştir.Nerelerin Orman sayılıp,nerelerin sayılmayacağı 6831 sayılı Yasanın 1.maddesinde açıklanmakla birlikte, konunun önemi ve ormanların tespitindeki güçlüğü gözönüne alan yasa koyucu 8.9.1956 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Yasanın geçici 1.maddesinde;Ormanların tahdit ve kadastrosunun tamamlanmasına kadar bu yasanın 1.maddesinin uygulanmasından çıkacak uyuşmazlıklarda, bir yerin orman sayılıp sayılmayacağı hususunun, Ziraat Bakanlığından (şimdi Orman Bakanlığı) alınacak mütalaa ile belirleneceği açıklanmış, uygulama da  bu doğrultuda gelişmiş ve bakanlığın bu   mütalâası bağlayıcı olarak kabul edilmiştir.

         Bu yasayı değiştiren ve 04.07.1973 tarihinde yürürlüğe giren 1744 sayılı Yasa ile bu uygulamaya son verilmiş ve bu yasanın geçici (muvakkat) 1.maddesinde; yine Orman Bakanlığının mütalâasının alınacağı belirtilmiş ancak, mahkemenin bu mütalâa ile bağlı olmayacağı açıklanmıştır.Bu tarihten sonra ise, uygulamada, Orman Bakanlığının mütalâası alınmaya devam edilmekle birlikte, bir yerin orman olup olmadığının saptanmasında asıl geçerli olanın, serbest orman bilirkişi raporları olduğu hususu benimsenmiştir.

         Önceki dava 1978 tarihinde açıldığından, mahkeme Orman Bakanlığının mütalaası ile bağlı değildir.

         Daha sonra, 23.09.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2896 sayılı yasanın geçici 1.maddesi ile 6831 sayılı Yasanın geçici 1.maddesi yine değiştirilmiş ve bir yerin orman olup olmadığına ilişkin uyuşmazlıklarda,  artık Bakanlık mütalâa istenmesi sistemi tamamen kaldırılmıştır.

         Önceki dava, 19.12.1984 tarihinde yani, Orman Bakanlığından mütalâa alınması sisteminin kaldırılmasından sonraki tarihte sonuçlandırılmıştır. Bu dava sırasında önce, 11.03.1983 tarihli oturumda Bakanlık mütalaası için yazı yazılmış, dört celse beklenmesine rağmen gelmeyince, 23.09.1983 tarihinden itibaren mütalaa alınması uygulamasının kaldırılması ve verilecek cevabın mahkemeyi bağlamayacağı gerekçe gösterilerek  07.03.1984 tarihinde yazı cevabının  beklenmesinden vazgeçilmiş, daha sonra da bir cevap gelmemiştir.

         Somut olaya baktığımızda, önceki davanın, görüldüğü tarihteki yasal prosedüre uygun olarak açıldığı, usulüne uygun keşif yapılıp,  amenajman haritası uygulandığı, toprak yapısı incelenip, gerekçeli ve doyurucu rapor verildiği ve yerel mahkeme kararının Yargıtay 16.Hukuk dairesince temyiz incelemesi sırasında; kararın ve gerekçenin yasaya uygun olarak toplanıp takdir edildiği, dava konusu yerin orman sayılmayan bir yer olduğunun uzman bilirkişi raporuyla saptandığı, davalılar yararına kazandırıcı zamanaşımı ile mülk edinme koşullarının da oluştuğu saptanarak, Hazinenin temyiz itirazları reddedilip karar onanmış ve bu karar 04.03.1988 tarihinde kesinleşmiştir.

         Yeri gelmişken belirtilmelidir ki; Mülkiyeti Devlete ait kamu malları, Hazine adına tapuya tescil edilir ve bu açıdan Devlet tüzel kişiliğini Hazine temsil eder. Bakanlıkların ise ayrı bir tüzel kişiliği yoktur. Devlet tüzel kişiliğinin bir organı (temsilcisi) olmaları sıfatıyla davada temsil hakları vardır. Bu anlamda Hazine, bakanlıklara göre daha üst bir kavramdır. Ancak, Devlet içindeki konumları ve işlevleri itibarıyla farklılık gösterirler. Öyle ki, bir davada karşılıklı taraf da olabilirler.

         Hal böyle olunca, daha önce Hazine tarafından orman savı ile açılıp, orman olmadığı bilimsel yöntemlerle saptanan yerle ilgili olarak, daha sonra ayrı savla Orman Bakanlığınca dava açılması durumunda, ortada mahkemenin kabulünün aksine, taraf birliği söz konusu olmadığından, bir kesin hükmün varlığından söz edilemezse de, yerin niteliğinin saptanması bakımından yanları bağlayan, güçlü bir delilin varlığı yadsınamaz. Nitekim, Özel Daire de kararın temyizi üzerine verdiği 29.5.2001 günlü ilk kararında doğru olarak bu hususları vurgulamıştır. Ancak, daha sonra Orman Bakanlığınca yapılan karar düzeltme başvurusu üzerine, bu görüşünü değiştirmiş yerel mahkeme kararını bozmuştur. Bu bozma kararının yukarıda anılan ilkelere aykırı olduğu anlaşıldığından, sonucu itibariyle doğru olan direnme kararının onanması gerekir.

         S O N U Ç : Davalı tespit malikleri vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile  direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA…

HGK. 09.04.2003 T. E:2003/20-266, K:2003/285


TAŞINMAZIN MAKİYE AYRILDIKTAN SONRA, YENİDEN ORMAN SINIRLARI İÇİNE ALINAMAYACAĞI KABUL EDİLSE DAHİ, 1967 YILINDA YAPILAN GENEL ARAZİ KADASTROSUNDA ÇEKİŞMELİ TAŞINMAZIN TESBİTİNE ESAS ALINAN AĞUSTOS 1325 TARİH 165 SIRA NUMARALI TAPU KAYDI, 1948 TARİHİNDE KESİNLEŞEN ORMAN TAHDİDİ İLE ORMAN SINIRLARI İÇİNDE BIRAKILDIĞINDAN HUKUKİ DEĞERİNİ YİTİRMİŞ OLDUĞUNDAN VE DAVACI ŞİRKET YA DA ÖNCEKİ MALİKLER YARARINA 22/03/1996 GÜN VE 1993/3-1 SAYILI YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARI İLE KABUL EDİLEN ÖZEL YASALAR UYARINCA OLUŞTURULMUŞ BİR TAPU BULUNMADIĞI VE KADASTRO TESBİTİNDE 1967 YILINDA YAPILDIĞI GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULDUĞUNDA DAVACI ŞİRKETİN, ORMAN YÖNETİMİNİN AÇTIĞI TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASI SIRASINDA MAKİYE AYIRMA İŞLEMİNİ İLERİ SÜRMESİNİN YARARINA HERHANGİ BİR HUKUKİ SONUÇ DOĞURMAYACAĞI-

HGK. 05.02.2003 T. E: 20-84, K: 50

Taraflar arasındaki “yargılamanın iadesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gebze Asliye 1.Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 13.02.2001 gün ve 1999/781 E- 2001/127 K. sayılı kararın incelenmesi davalı Orman İdaresi temsilcisi tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 22.11.2001 gün ve 2001/9553-8866 sayılı ilamı ile; (...Davacı Şirket vekili 15.12.1999 tarihli dilekçe ile, Orman Yönetimi tarafından şirketleri aleyhine açılan tapu iptal ve tescil davasının kısmen kabulüne, Sultan Orhan mahallesi 105 ada 13 parsel sayılı taşınmazın karara ekli 09.07.1998 tarihli krokide yeşil taralı 6982 m2 bölümünün kesinleşen orman tahdidi içinde kaldığından tapusunun iptaline ve orman sınırları içine alınmasına ilişkin, mahkemenin 28.01.1999 gün ve 1997/16-20 sayılı kararında; yörede 1952 yılında yapılan maki tefrik işleminin gözetilmediği, taraflarının bu işlemden haberdar olmadığı, kararın kesinleşmesinden sonra taşınmazlarının 1952 tarihli maki tefrik işleminde makiye ayrıldığını öğrendikleri, yeni elde ettikleri bu bilgi ve belgelerin yargılamanın iadesi koşullarından olduğu iddiasıyla, mahkemenin 28.01.1999 gün ve 1997/16-20 sayılı kesinleşmiş kararının, yargılamanın iadesi yoluyla kaldırılması ve Orman Yönetiminin davasının reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece talebin kabulüne ve mahkemenin 28.01.1999 gün ve 97/16-20 sayılı kararının “davanın kısmen kabulüne” ilişkin bölümünün kaldırılmasına, bu karar uygulanarak, orman niteliğiyle Hazine adına oluşan Sultan Orhan mahallesi 4541 ada 16 parselin tapusunun iptaline, bu yerin yeniden davacı Atermit Endüstri ve Tic. A.Ş. adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.

Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde, 1948 yılında yapılıp 14.11.1948 tarihinde kesinleşen orman tahdidi, 20.09.1951 tarihinde bitirilen maki tefrik işlemi, 30.07.1968 yılında kesinleşen genel arazi kadastrosu, 1986 yılında yapılarak 22.04.1987 tarihinde ilan edilen, ilk orman tahdidinin aplikasyonu, sınırlama dışı kalmış ormanların kadastrosu ve 2/B madde uygulaması vardır.

Olağanüstü yargılama yolu olan yargılamanın iadesi nedenleri HYUY’nın 445. maddesinde sayılmıştır. Sınırlaması yasa maddesinde belirtilenler dışında yorum yoluyla yeni bir neden kabul edilemez. Davacı Atermit Endüstri Ticaret A.Ş.,  mahkemenin 28.01.1999 gün ve 1997/16-20 sayılı kararı verildiğinde, yörede maki tefrik işleminin yapılmış olduğundan haberdar olmadıklarını ileri sürerek yargılamanın yenilenmesi isteğinde bulunmuştur. Maki tefrik işleminin varlığından davacı şirketin haberdar olmasını önlemeye yönelik, Orman Yönetiminin kasıtlı ve sonuca etkili bir eylemi ortaya konmadığı gibi, esasen Orman Yönetimi talep sahibi Şirket adına tapuda kayıtlı taşınmazın, kesinleşmiş orman sınırları içinde kaldığı iddiasıyla tapusunun iptalini ve orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tescilini istemiş, mahkemece kesinleşmiş orman tahdit hattı uygulamasına dayalı bilirkişi raporları esas alınarak, Orman Yönetiminin davasının kabulüne karar verilmiştir. Orman Yönetiminin açtığı dava sırasında orman kadastrosu ve aplikasyon işlemi kesinleşmiş olduğuna göre, o dava sırasında daha önce yapılan bir makiye ayırma işlemi bulunduğu iddia edilmiş olsaydı bile, mahkemece bu konuya girilmeden, çekişmeli taşınmazın kesinleşmiş orman tahdit hattına göre konumunu belirleyerek dava karara bağlanacaktı. Mahkeme de bu yolu izlemiş ve tapu iptali davasını sonuçlandırmıştır. Geçerli bir makiye ayırma işleminin olup olmadığı, ancak süresinde açılan orman tahdidine itiraz davasında tartışılabilecek bir konudur. Davacı Şirket, tapu iptal ve tescil davasından önce ya da bu davanın görülmesi sırasında orman sınırlamasına itiraz davası açmamıştır.

Öte yandan, tüm dosya kapsamı ve bilirkişi raporlarıyla, çekişmeli taşınmazın  14.11.1948 tarihinde kesinleşen orman tahdidinde orman olarak sınırlandığı, 3302 Sayılı Yasa hükümlerine göre 1986 yılında yapılarak 22.04.1987 tarihinde ilan edilen aplikasyon ve 2/B madde uygulamasında tekrar orman sınırları içinde aplike edildiği, aplikasyon işlemine karşı  davacı Şirket tarafından herhangi bir dava açılmadığı ve aplikasyon işleminin 22.10.1987 tarihinde kesinleştiği, 3373 sayılı yasa ile değişik 6831 sayılı yasanın 11.maddesi ile tapu sahiplerine tapulu taşınmazlar yönünden 10 yıllık hak düşürücü süre içinde tahdide itiraz hakkı getirilmişse de 3373 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan işlem olmadığından davacının bu yasanın getirdiği haklardan da yararlanamayacağı anlaşılmaktadır. O halde, iddia çekişmeli taşınmazın makiye ayrılmasının sonuca etkili olmaması nedeniyle iddia edildiği gibi, bu işlemden sonradan haberdar olunduğu bir an için kabul edilse bile, bu olgu davacı yararına hukuki bir sonuç doğuramaz. Taşınmazın makiye ayrıldıktan sonra, yeniden orman sınırları içine alınamayacağı kabul edilse dahi, 1967 yılında yapılan genel arazi kadastrosunda çekişmeli taşınmazın tesbitine esas alınan Ağustos 1325 tarih 165 sıra numaralı tapu kaydı, 1948 tarihinde kesinleşen orman tahdidi ile orman sınırları içinde bırakıldığından  hukuki değerini yitirmiş olduğundan ve davacı Şirket ya da önceki malikler yararına 22/03/1996 gün ve 1993/3-1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile kabul edilen özel yasalar uyarınca oluşturulmuş bir tapu bulunmadığı ve kadastro tesbitinde 1967 yılında yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda davacı Şirketin, Orman Yönetiminin açtığı tapu iptal ve tescil davası sırasında makiye ayırma işlemini ileri sürmesi yararına herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacaktır.

O halde, açıklanan nedenlerle yargılamanın iadesi isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile kabulü yolunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN  : Davalı Orman İdaresi

HUKUK GENEL KURULU KARARI

 Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

         Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici  nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

         S O N U Ç : Orman İdaresinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA…

HGK. 05.02.2003 T. E:2003/20-84, K:2003/50


 

ÖNCESİ VE HALEN ORMAN OLAN YERLERDE ORMAN YÖNETİMİ TARAF OLMADAN OLUŞTURULAN TAPU KAYDININ ORMAN YÖNETİMİNİ BAĞLAMAYACAĞI, BUNDAN AYRI DAYANAK TAPU KAYITLARI TARLA NİTELİĞİNDE OLUP, ÇEKİŞMELİ PARSELİN GEREK RESMİ BELGELERDE GEREK EYLEMLİ KONUMDA ORMAN NİTELİĞİNDE BULUNDUĞU AÇIK VE ÇELİŞKİ OLMASINA, TAPU VE ZİLYETLİKLE ORMANDAN TOPRAK KAZANMA OLANAĞI SAĞLAYAN 3402 SAYILI YASANIN 45. MADDESİNİN İLGİLİ FIKRALARI ANAYASA MAHKEMESİNİN 1.6.1988 GÜN VE 31/13 E.K; 14.3.1989 GÜN VE 35/13 E,K VE 13.6.1989 GÜN VE 7/25 E.K.SAYILI KARARLARI İLE İPTAL EDİLMİŞ BULUNMASINA RAĞMEN RESMİ KAYITLARA AYKIRI DÜŞEN TANIK BEYANLARINA DEĞER VERİLEREK MAHKEMECE DAVANIN REDDİNE KARAR VERİLMESİ GEREKECEĞİ-

HGK. 12.06.2002 T. E: 20-479, K: 518

Taraflar arasındaki “tapu iptali, tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Espiye Asliye  Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 18.10.2000 gün ve 1998/122 E- 2000/203 K.  sayılı kararın incelenmesi davalı vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 04.04.2001 gün ve 2001/2008-2594 sayılı ilamı ile; (...Davacılar, Arıdurak Köyü 125 ada 125 parsel sayılı 266738.75 m2 yüzölçümündeki taşınmaz orman niteliği ile Hazine adına tapuda kayıtlı taşınmazın bir bölümünün tapu kayıtları kapsamında kalan ve orman sayılmayan yerlerden bulunduğu iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece davanın kısmen kabulü ve kısmen reddi ile dava konusu parselin A ile belirtilen 11793.74 m2 ile B1 ile belirtilen 3487.80 m2 ve B2 ile belirtilen 2046.77 m2’nin tapu kaydının iptaline ve davacılar adlarına tesciline, fazlaya dair istemin reddine karar verilmiş, hüküm davalı yönetimler tarafından temyiz edilmiştir.

Dava,tapu iptali, tescil ve 6831 sayılı Yasanın 11.maddesi gereğince  10 yıllık sürede açılan orman tahdidine itiraz niteliğindedir.

        Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman tahdidi 3402 sayılı Yasanın 4.maddesi hükmüne göre yapılmış ve çekişmeli parsel orman alanı içinde bırakılmıştır.

        Dava konusu parselin hükme, dayanak yapılan uzman bilirkişi kurulu raporunda üzerinde kestane,kızılağaç ve münferit halde gürgen ağaçlarından oluşan %60 kapalılıkta 60-70 yaşlı orman örtüsünün ve alt tabakada orman gülü bulunduğu, 1961 tarihli memleket haritası ve 1973 tarihli hava fotoğrafında kapalı orman alanı olarak görüldüğü açıklanarak orman sayılan yerlerden olduğu bildirilmiştir.

Mahkemece taşınmazın A,B1, ve B2 bölümleri oluşumu 7.11.1963 tarih ve 1957/183 , 1963/137 K.sayılı Sulh hukuk mahkeme ilamı olan bir başka köye ait Mart 1967 ve 29,30 no’lu tapu kayıtlarının varlığı gerekçe gösterilerek davacılar adına tesciline karar verilmiştir.Bu ilamda orman yönetimi  taraf değildir. Oysa öncesi ve halen orman olan yerlerde orman yönetimi taraf olmadan oluşturulan tapu kaydı orman yönetimini bağlamaz.Bundan ayrı dayanak tapu kayıtları tarla niteliğinde olup, çekişmeli parselin gerek resmi belgelerde gerek eylemli konumda orman niteliğinde bulunduğu açık ve çelişki olmasına, tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 Sayılı Yasanın 45.maddesinin ilgili fıkraları Anayasa Mahkemesinin 1.6.1988 gün ve 31/13 E.K; 14.3.1989 gün ve 35/13 E,K ve 13.6.1989 gün ve 7/25 E.K.sayılı kararları ile iptal edilmiş bulunmasına rağmen resmi kayıtlara aykırı düşen tanık beyanlarına değer verilerek mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN  : Davalı vekilleri

                        HUKUK GENEL KURULU KARARI

        Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

        Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici  nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

        S O N U Ç : Davalı vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA…

HGK. 12.06.2002 T. E:20-479, K:518

-


6831 SAYILI ORMAN YASASININ 1/J MADDESİNDE “FUNDA VEYA MAKİLERLE ÖRTÜLÜ ORMAN VE TOPRAK MUHAFAZA KARAKTERİ TAŞIMAYAN YERLER ORMAN SAYILMAZ” HÜKMÜNÜN GETİRİLDİĞİ, ANCAK MAKİ CİNSİNDEN OLMAKLA BİRLİKTE 5653 SAYILI YASA HÜKÜMLERİ UYARINCA MUHAFAZA ORMANI MAHİYETİ TAŞIDIĞI VEYA DEVAMLI ORMAN HASILATI VERDİĞİ FENNEN BELİRTİLMİŞ OLAN MAKİLİK SAHALARIN ORMAN SAYILACAKLARI, BİLİMSEL VE TEKNİK OLARAK EĞİMİ % 12’DEN FAZLA OLAN FUNDA VE MAKİLERLE ÖRTÜLÜ SAHALARIN ORMAN VE TOPRAK MUHAFAZA KARAKTERİ TAŞIYACAĞININ KABUL EDİLDİĞİ, ARAZİNİN BİR, İKİ METREKARE BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ TAŞLARLA KAPLI OLMASININ SONUCU DEĞİŞTİRMEYECEĞİ, KALDI Kİ; ARAZİ ÜZERİNDE BULUNAN AĞAÇ TÜRLERİNE, KİŞİLER ARASINDA AĞAÇ KESMEDEN DOLAYI MAHKEMECE VERİLEN TEDBİR KARARLARINA VE KEŞİF SIRASINDA YERLERİ BELİRLENEN KÖMÜR OCAKLARINA GÖRE, TAŞINMAZ ÜZERİNDEKİ MAKİLİĞİN İKİNCİL NİTELİKTE OLDUĞUNUN, ARAZİ ÜZERİNDE ÖNCEDEN BULUNAN ORMAN AĞAÇLARININ KESİLDİĞİNİN ANLAŞILDIĞI, BİLİNDİĞİ GİBİ ARAZİ ÜZERİNDE BULUNAN ORMAN AĞAÇLARI BUDANMAK, KE

HGK. 22.05.2002 T. E: 20-235, K: 426

Taraflar arasındaki “kadastro tespitine itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;   Kaş Kadastro  Mahkemesince davanın reddine  dair verilen  1.7.1997   gün ve  1986/84 E., 1997/49 K.   sayılı kararın incelenmesi  davacılar   vekili  tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin       28.2.1995 gün ve  1994/10759 E., 1995/2495 K.  sayılı ilamı ile; (....Kaş Merkez Mahallesi Adada Kovanlık mevkiinde yeralan 115 ada, 19 parsel sayılı taşınmazın kadastro tesbitine; Orman Yönetimi, orman tahdit sınırı içerisinde olduğu; Sevim Çetinkaya, haricen satın aldığı, Mesude ve Ümit Şükrü Yazıcı 1938 tarih, 5 numaralı vergi kayıtları kapsamında bulunduğu iddiasıyla itiraz etmişler; dava aşamasında Rafet Kayahan ve İsmet Turgut taşınmazdan yer satın aldıkları; Nebahat Aksu ve arkadaşları ise, kendi murislerinden kaldığı iddiasıyla davaya katılmışlar; öte yandan, Salih Demirci ve arkadaşları, Orman Yönetimi aleyhinde, çekişmeli parselin orman sınırı içerisine alınmasına karşı itiraz davası açmışlar; davaları birleştirerek gören mahkemece, Orman Yönetimi ile Mesude ve Ümit Yazıcı davaları ile Nebahat Aksu arkadaşlarının kadastro tesbitine itiraz davalarının reddine; Salih Demirci ve arkadaşları davasının kabulü ile orman tahdidinin iptaline; Rafet Kayahan ve İsmet Turgut’un kadastro tesbitine itiraz davalarının kabulüne karar verilmiş; Orman Yönetimi, Münevver Pürnek ve arkadaşları ile Ahmet Demirci mirasçılarından Fatma Akdağ ve arkadaşlarının temyizi üzerine, yörenin daha önce yapıldığı bildirilen 1947 yılı orman tahdidi kapsamında olup olmadığının buna dair tüm belgelerin getirilmesi ve taşınmazın orman sayılan yerlerden bulunup bulunmadığının, öncesi itibariyle ve yöntemine uygun biçimde araştırılması, sit alanı içerisinde ve kıyı kenar çizgisi kapsamında bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiğine işaretle ve Orman Yönetiminin temyiz itirazı kabul edilmek suretiyle bozulmuş; bozmaya uyulduktan sonra, Hazine davaya katılmış; taşınmazın 1947 yılında yapılan orman tahdit sınırı ve denizin etki alanı dışarısında, orman sayılmayan ve devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunmayan yerlerden olup, 3.derece sit alanında bulunduğu açıklanmak suretiyle, Orman Yönetiminin davasının reddine; orman tahdidine itiraz davasının kabulüne, gerçek kişilerle olan uyuşmazlık bakımından ise, taşınmazın önceki kararda açıklandığı biçimde tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, Hazine ile Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yapılan inceleme ve araştırma sonucu toplanan deliller, yazılı biçimde hüküm kurulmasına yeterli ve elverişli değildir.

Hükmü temyiz edenlerden davacı Orman Yönetimi çekişmeli parselin orman olduğunu; bu nedenle, orman tahdit sınırı içerisine alındığını; bozmadan sonra davaya katılan Hazine ise, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden bulunduğunu ileri sürmektedirler.

Mahkemece yapılan inceleme ve araştırma ile toplanan deliller, yazılı biçimde hüküm kurulmasına, yeterli ve elverişli değildir.

Orman Yönetiminin davası, 1 ve 16 sayılı parsellerin tamamı ile 17 sayılı parselin Orman Tahdit Komisyonunca orman tahdit sınırı içerisine alınan 105 ila 109 orman sınır noktaları itibariyle doğu ve güney cihette kalan ve 07.05.1992 tarihli krokide (E) ve (F) orman tahdidine itiraz davası ise, 105, 106, 107, 108, 109, 105 sınır noktaları içerisinde kalan kısma yöneliktir. Mahkemece, taşınmazın orman sayılmayan yerlerden bulunduğuna dair sonuca varılırken, 1947 yılında yörede yapılan sınırlandırmada, çekişmeli taşınmazında üzerinde yer aldığı Çukurbağ Yarımadasının tümüyle tahdit dışı bırakıldığı düşüncesinden hareket edilmiştir. Bu düşüncenin dayanağı, uzman orman bilirkişileri Yener Göker, Turgay Aykut ve Süleyman Özhan tarafından verilen 18.07.1994 havale tarihli rapordaki görüşlerdir. Bilirkişiler bu raporlarında, taşınmazın genel yapısı itibariyle kalker ana kayadan ibaret olup, toprak kesimlerin bu kayalar arasındaki ceplerde oluştuğunu; genel eğimin %10 ve daha fazla olduğunu; bitki örtüsü itibariyle zeytin, yabani zeytin, genista, keçiboynuzu, sakız ile diğer otsu ve odunsu bitkilerle kaplı; 1/25000 mikyaslı haritada, yapraklı ağaçları belirleyen simgelerle, amenajman planında da, maki elemanlarından oluşmuş bozuk baltalık alanda gösterildiğini tesbit ettikten sonra, 1947 yılında yapılan orman sınırlandırılmasında, taşınmazın saptanan nitelikleri itibariyle toprak muhafaza karakteri taşımadığından ve bitki örtüsünün primer karakter-makilik olduğundan bahsile orman sayılmayan yerlerden bulunduğu biçiminde görüş bildirmişlerdir. Mahkeme, bunun yanında, Çukurbağ Yarımadasının tümüyle 1947 yılı orman tahdidi sınırı dışarısında kaldığı hususunun Yargıtay’ca da onanmış benzer kararlarla benimsendiğine de değinmiştir. Mahkemenin Çukurbağ Yarımadasının tümüyle orman sınırı dışarısında bırakıldığına dair gerekçesi, dosya kapsamına aykırı ise de, doğru bir değerlendirme ile her ne sebeple olursa olsun dışarıda kalan yerlerin, 2896 sayılı yasa ile getirilen ilkeler doğrultusunda yeniden sınırlamasının yapılabileceği dikkate alınarak öncesi araştırıldığından, bu yanlış değerlendirme sonuca etkili görülmemiştir. Ancak, taşınmazın öncesi itibariyle yapılan bu inceleme ve araştırma ile elde edilen bulgular çekişmeli parselin tümüyle orman olduğunun kabulünü gerektirdiği halde, aksine düşüncelerle sonuca gidilmiş olmasında isabet yoktur. Şöyle ki; uzman bilirkişiler raporlarına göre, Orman Yönetimi ile çekişmeli kesim 1/25000 ölçekli haritada yapraklı ağaçları gösteren simgelerin bulunduğu alan içerisinde yer almaktadır. Amenajman planında da 33 numaralı bölmede, maki elemanlarından oluşmuş bozuk baltalık olarak gösterilmiştir. Meyil %10 ve daha fazladır. Toprak kalker ana kayadan gelişmiştir, büyük kaya bloklar arasında yer almaktadır. Bitki örtüsü, Zeytin, Yabani Zeytin, Keçiboynuzu ve sakız ile diğer otsu ve odunsu bitkilerden oluşmaktadır. Bu tanımlamalara göre, çekişmeli yer, 6831 Sayılı orman Yasasının 1.maddesindeki tanımlama doğrultusunda, kural olarak orman sayılan yerlerden olup, orman istisnası kabul edilebilmesi  için anılan maddenin I ve J bentlerindeki koşulların tümüyle gerekleşmiş olması gerekir. Anılan raporun sonuç kısmında, bu kesimin I/J bentte yazılı istisna kapsamına girdiği görüşü belirtilmiş ise de, raporun baş tarafında 1947 tahdidi dışında bırakılma nedeni açıklanırken zeytincilik yasasından, tarım bilirkişileri tarafından verilen 28.07.1994 günlü raporda, zeytinlerin teraslanarak korunduğundan söz edildiğine göre, mevcut raporlar ve kararın gerekçesi itibariyle, taşınmazın her iki bent kapsamında orman istisnası sayılıp sayılamayacağının takdirinde hataya düşülüp düşülmediğinin tesbiti gerekmektedir. Bir yerin 6831 Sayılı Yasının 2896 Sayılı Yasa ile değişik 1/I maddesi kapsamına girebilmesi için özel yasası uyarınca, devlet ormanından tefrik edilmiş ve imar, ıslah ve temlik şartlarının yerine getirilmiş bulunması gerekir. Somut olayda böyle bir tefrik, imar, ıslah ve temlikin varlığı ileri sürülmemiştir. Bu durumda, 3573 sayılı yasa uygulaması söz konusu olmadığından, çekişmeli taşınmaz 6831 sayılı yasanın1/I maddesi kapsamında orman istisnası yapılamaz. Makiliklerin 1/J bendinde yazılı olduğu biçimde orman istisnası sayılabilmesi için taşınmazın orman ve toprak muhafaza karakteri taşımaması gerekir. Orman Genel Müdürlüğünce hazırlanıp, Bakanlık onayı ile 24.12.1965 gününde yürürlüğe giren “Funda ve Makilik Alanların Tesbitine Ait Talimatname” nin ikinci Bölümünü oluşturan 3 ila 9.maddelerinde, orman toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilikler tanımlanmıştır. Somut olayla ilgisi bakımından özellikle 6.maddede, funda ve makiliklerle örtülü bir alanda, hangi derecede olursa olsun toprak erozyonuna maruz kalmış olması; bu gerçekleşmiş olmasa bile, erozyon ve arazide kayma tehlikesinin mevcut, toprağın sığ, meylin %12’den fazla bulunması durumlarından birinin gerçekleşmesi halinde, toprak muhafaza karakteri taşıdığı vurgulanmıştır. Uzman orman bilirkişilerinin belirttikleri bulgular itibariyle taşınmazın bu karakteri taşıdığı açıkça belirgin olduğu gibi, tarım bilirkişiler tarafından düzenlenen raporda, blok kayalar arasında yüzeysel bir toprak yapısı oluştuğunun, dalgalı yapıya sahip arazide ortalama meylin %10 olduğunun açıklanması, jeolog bilirkişilerin meylin %30-40 arasında bulunduğunu ifade etmeleri ve ayrıca dosyaya konmuş olan fotoğrafların incelenmesiyle de taşınmazın tümüyle anılan maddedeki tanıma uyduğu gözlenmektedir. Bu bulgulara rağmen, uzman orman bilirkişiler, evvelce sonuçlanan bazı mahkeme kararlarına da yollama yapmak ve bazı hukuki görüşlere de yer vermek suretiyle çekişmeli taşınmazın tümüyle orman sayılmayan yerlerden bulunduğu sonucuna varmış olmaları; mahkemece de, bu doğrultuda hüküm kurulmasını gerektirmez. Bilirkişilerin görevi, maddi olayları belirtmekten ve buna göre teknik ve idari açıklamalar yapmaktan ibaret olup, hukuki nitelendirme, toplanan tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle yargıca aittir. Böyle bir değerlendirme yapılırken, her davanın kendi koşulları ve dosyasının içeriğine göre çözümlenmesi; evvelce, çevrede başka kesimlerle ilgili olarak geçmiş davalar ve sonuçlarının görülmekte olan dava için hiçbir zaman emsal teşkil etmeyeceği; Türk Hukuk Sisteminde, yargıcın sadece  İnançları Birleştirme Kararlarına uymakta zorunlu olup, diğer yargı karar ve içtihatlarından yararlanmakla beraber, sırf olayına özgü kararların emsal kabul edilemeyeceği; ancak, kökleşmiş ve kurallaşmış uygulamaların emsal olabileceği düşünülmek ve her davada, somut deliller, yürürlükte bulunan hukuk kuralları çerçevesinde değerlendirilmek suretiyle, objektif bulgulara ters düşmeyecek biçimde bir sonuca varılması gerekir. Yukarıda açıklandığı biçimde bilirkişiler kurulları tarafından ayrı ayrı düzenlenen raporlar birlikte değerlendirildiğinde, çekişmeli parselin tümüyle toprak yapısı, meyili, bitki örtüsü bakımından 6831 Sayılı orman Yasasının 1.maddesindeki tanıma uygun biçimde orman sayılan yerlerden olup, anılan maddede belirtilen istisnalardan hiç birisinin kapsamına girmediği belirlendiğinden, orman savı isbatlanmış bulunmaktadır.     

Hazinenin temyiz itirazlarına geline; Kültür ve Tabiat varlıklarını Koruma Kurulu Başkanlığından getirtilen ve yerinde uygulanan belgelere göre, korunması gerekli tabiat varlığı olarak korumaya alındığı belirlenmiştir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasasının 11/ilk maddesinin son tümcesi uyarınca,  korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarıyla bunların korunma alanları zilyetlik yoluyla iktisap edilemez. Kamu düzenini ilgilendiren bu kural, eldeki davalarda da uygulanır. Yasa koyucu, bu konuda kültür ve tabiat varlıkları arasında bir ayrım yapmadığı gibi, derece ayrımına da yer vermemiştir. Bu itibarla, bu tür yerlerin tapu dışı yollarla edinilmesine olanak yoktur. Bu itibarla çekişmeli taşınmaz orman sayılmasa idi bile, esasen anılan sebeple zilyetlik yoluyla elde edilmesine

olanak bulunmadığı hususu da dikkate alınmamıştır.

Bu durumda Orman Yönetimi davasının kabulü gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacılar  vekili

                        HUKUK GENEL KURULU KARARI

        Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava,kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.

Davacı orman idaresi, davaya konu taşınmazın orman tahdit hattı içinde kalmasına rağmen, kadastro tespiti sırasında davalılar adlarına tespit edildiğini, Kadastro Komisyonuna yaptıkları itirazın 2.6.1988 günü reddedildiğini, komisyon kararının iptali ile taşınmazın orman olarak bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

        Bir kısım şahıslar davaya katılmışlar, zilyet olduklarını iddia eden kişiler tarafından orman idaresi aleyhine açılan orman kadastrosunun iptali davası,irtibat nedeniyle işbu dava ile birleştirilmiş;davalılar, davanın reddini savunmuşlar, yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, Özel Dairesince birinci kez araştırma, soruşturma yönünden yönetim yararına bozulmuştur.Mahkemece bozmaya uyulmuş; Hazine bozmadan sonra davaya katılarak taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu ileri sürmüştür.

        Yerel mahkemece ikinci kez taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğuna, zilyet kişiler yararına tescile karar verilmiş;hüküm,Özel Dairece yukarda yazılı gerekçesiyle bozulmuştur.

        Özel Daire ile mahkeme arasındaki uyuşmazlık yörede 1947 yılında yapılan orman kadastrosunda orman sınırı dışında bırakılan taşınmazın 6831 Sayılı Yasanın 7.maddesini değiştiren ve 19.06.1986 tarihinde yürürlüğe giren 3302 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan orman kadastrosu sırasında orman sınırı içine alınıp alınamayacağı, alınabilecekse dava konusu taşınmazın 6831 Sayılı Yasanın 1.maddesi hükümlerine göre orman sayılan yerlerden olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

        6831 Sayılı orman yasasının 7.maddesini değiştiren ve 27.09.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2896 Sayılı Yasanın 3.maddesi ile “Devlet ormanları ile EVVELCE SINIRLAMA YAPILMIŞ OLUP DA HER HANGİ BİR NEDENLE ORMAN SINIRLARI DIŞINDA KALMIŞ ORMANLARIN.......... kadastrosu ............ orman kadastro komisyonları tarafından yapılır” hükmü getirildiği gibi 19.06.1986 tarihinde yürürlüğe giren ve 6831 Sayılı Yasanın 7.maddesini değiştiren 3302 Sayılı Yasanın 2.maddesi ile de aynı hüküm kabul edilmiştir. Dava konusu taşınmaz yörede 1947 yılında yapılan orman kadastrosunda orman sınırı dışında bırakıldığından 1986 yılında 6831 Sayılı Yasanın 3302 Sayılı Yasa ile değişik 7.maddesi hükümleri uyarınca yapılan ve sonuçları 19.08.1987 tarihinde ilan edilen kadastroda orman sınırı içine alınmış olmasının yasal dayanağı vardır ve bu işlem ikinci kadastro sayılamaz. Bu hükme paralel olarak 3402 Sayılı Yasanın 22/2 maddesi ile de “Tapulama veya Kadastro çalışmalarında tesbit dışı bırakılan tapuda kayıtlı taşınmaz mallar ile KAMU KURUM ve KURULUŞLARINA ait yerlerin bu kanun hükümleri gereğince kadastrosu yapılır” hükmü getirilmiştir.

        Mahkemenin de kabulünde olduğu gibi dava konusu taşınmaz maki türü ağaçlarla kaplıdır. 01.12.1990 tarihli ve 18.07.1999 tarihli orman yüksek mühendisi bilirkişi kurulu raporlarında maki ağaçlarından başka, çeşitli meşe türleri ve deliceler ile kaplı olduğu açıklandığı gibi  memleket haritasında yapraklı ağaçların taşınmaz üzerinde yer aldığı bildirilmiştir.

        27.08.1990 tarihli ziraatçi raporunda ise “arazinin genelde taşlık kayalık % 25 meyilli, delicelerin bir kısmı aşılanmış, bazı bölümler halen ormanlık durumda, üzerinde bu güne kadar ekim ve dikim yapılmamış, aşılanan zeytinlerin hiçbir ekonomik değerinin bulunmadığı” açıklanmıştır.

        Jeolog bilirkişilerin raporlarına ekledikleri 1/5000 ölçekli yükselti eğrileri bulunan haritada 40 numaralı yükselti eğrisi dava konusu parselin güneyinden 90 numaralı eğride kuzeyinden geçmektedir. Bu iki yükseli eğri arasındaki  yükseklik 50 metredir. Bu eğriler arasındaki uzaklık ölçülüp eğim hesabı yapıldığında taşınmaz eğiminin % 20’nin üzerinde olduğu ortaya çıkmaktadır. 6831 Sayılı Orman Yasasının 1/J maddesinde “funda veya makilerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşımayan yerler orman sayılmaz” hükmü getirilmiştir.Ancak maki cinsinden olmakla birlikte 5653 sayılı Yasa hükümleri uyarınca muhafaza ormanı mahiyeti taşıdığı veya devamlı orman hasılatı verdiği fennen belirtilmiş olan makilik sahalar orman sayılırlar. Bilimsel ve teknik olarak eğimi % 12’den fazla olan funda ve makilerle örtülü sahaların orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyacağı kabul edilmektedir. Bilirkişi raporunda açıklandığı gibi arazinin bir, iki metrekare büyüklüğündeki taşlarla kaplı olması sonucu değiştirmez. Kaldı ki; arazi üzerinde bulunan ağaç türlerine, kişiler arasında ağaç kesmeden dolayı mahkemece verilen tedbir kararlarına ve keşif sırasında yerleri belirlenen kömür ocaklarına göre, taşınmaz üzerindeki makiliğin ikincil nitelikte olduğu, arazi üzerinde önceden bulunan orman ağaçlarının kesildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi arazi üzerinde bulunan orman ağaçları budanmak, kesilmek ve tahrip edilmek suretiyle makiye dönüştürülmüşse; bu halde ikincil  maki söz konusu olacağından, bu tür yerlerin eğimine bakılmaksızın 6831 Sayılı Yasanın 1/1 maddesi hükmü uyarınca orman sayılacağı kuşkusuzdur.

        Diğer taraftan, delicelikler ve yabani zeytinlikler orman ağacı olduğundan, orman içindeki bu gibi yerlerin ancak 26.01.1939 gün 3573 Sayılı “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılatılması Hakkında Yasa” hükümlerine göre yetkili makamlarca tahsis edilip, koşullarının yerine getirilmesi ve o kişi adına tescili konusunda yetkili makamlarca karar verilmesi ya da verilen bu karar uyarınca tapu kaydı oluşturulması durumunda, o yer orman sayılmaz. Somut olayda böyle bir tahsis ve tapunun varlığına da dayanılmadığından, orman içindeki delicelerin bir kısmının aşılanmış olması kişiler yararına hukuki bir sonuç doğurmaz.

        Çekişmeli taşınmazın kadastro tutanağı 31.01.1984 tarihinde düzenlenmiş gerek Orman Yönetiminin 13.10.1988 tarihli dava dilekçesinde, gerekse Hazinenin 09.06.1994 tarihli katılma dilekçesinde Kaş Merkez Çukurbağ Köyü 115 ada 19 numaralı parselin tamamının orman niteliğinde olduğu iddia edilmiştir. Bu konuda açılan dava halen devam ettiğine göre Kadastro tesbit tarihinden sonra yapılıp davanın devamı sırasında 19.08.1987 tarihinde ilana çıkartılan orman kadastrosunun kesinleştiğinden de söz edilemez.

        Dava ve temyize konu 115 ada 19 numaralı parselin yakın komşusu olan 123 ada 11 ve 12 numaralı parseller hakkında mahkemenin aynı gerekçe ile verdiği direnme kararının H.G.K.’nun 23.06.1999 gün 1999/20-279-541 sayılı, yine çekişmeli parsele batıdan komşu 115 ada 20 numaralı parsel hakkında verdiği direnme kararının H.G.K.’nun 14.04.1999 gün 1999/20-202-200 sayılı kararıyla Orman Yönetimi yararına bozulduğu, güneyde komşu 123 ada 21, 22, 24, 27, 28 numaralı parsellerin orman olarak tesciline dair mahkemenin verdiği 13.07.1999 gün 1997/61-22 sayılı kararın 20.Hukuk Dairesinin 13.11.2001 gün 4908/8458 sayılı kararı ile onandığı anlaşılmıştır.

        O halde Orman Yönetimi ve Hazinenin davasının kabulü ile davaya konu Çukurbağ 115 ada 19 numaralı parselin orman niteliği ile Maliye Hazinesi adına tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde karar verilmesi isabetsiz olduğundan direnme kararının bozulması gerekmiştir.

        SONUÇ: Davacı Orman Yönetimi ile katılan Maliye Hazinesinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.’nın 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,…

HGK. 22.05.2002 T. E:20-235, K:426


 

6831 SAYILI ORMAN KANUNUNUN 17. MADDESİNE GÖRE ORMAN SINIRLAMA HATTININ DIŞINDA KALAN BU TÜR ORMAN İÇİ AÇIKLIKLAR, 1. MADDE HÜKMÜ UYARINCA ORMAN SAYILMAZ İSE DE, BU TÜR YERLER ÜZERİNDEKİ TASARRUF VE ZİLYETLİĞİN SÜRDÜRÜLMESİ, ORMAN ALEYHİNE GENİŞLETME KAYDEDECEĞİNDEN VE ORMANIN BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZACAĞINDAN BU TÜR YERLERİN KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI VE ZİLYETLİK YOLUYLA EDİNİLMESİNİN VE TAPUYA TESCİL EDİLMESİNİN YASAKLANDIĞI-

HGK. 03.04.2002 T. E: 8-230, K: 261

Taraflar arasındaki “tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Beykoz Asliye 2.Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne  dair verilen 29.12.1999  gün ve   1998/432 E. 1999/596 K.  sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine vekili  tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin       22.2.2001 gün ve 725-1491  sayılı ilamı ile; (..1-Dosya arasında bulunan ve iki uzman ormancı bilirkişi tarafından düzenlenen 2/6/1999 havale tarihli bilirkişi raporuna ekli krokiye göre, nizalı taşınmazın etrafı devlet  ormanı ile çevrili bulunmaktadır. Dört tarafı devlet ormanı ile çevrili bulunan böyle bir yerin, 6831 sayılı Orman Yasasının 17. maddesinde öngörüldüğü biçimde orman içi açıklık olup olmadığı yeterince tartışılıp değerlendirilmediği gibi, böyle bir yerdeki tasarrufun orman bütünlüğünü bozup bozmadığı hususu üzerinde de yeterince durulmamıştır.

2-Davaya konu olan taşınmazın, 4785 sayılı yasa uyarınca Devletleştirilen yerlerden olup olmadığı da gereği gibi araştırılıp, belirlenmemiştir.

1945 yılında yürürlüğe giren 4785 sayılı yasanın 1. maddesi hükmü de  dikkate alınarak,  nizalı yerin devletleştirilen yerlerden olup olmadığının, keza iade durumunun gündeme gelip gelmediğinin de tartışılıp değerlendirilmemiş olması doğru değildir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme hükmünün bozulması gerekirken Dairece yanlışa düşülerek Onanması dosya içeriğine uygun düşmemektedir.Hazine ve Orman İdaresi vekilinin karar düzeltme  istekleri kabul edilerek,Dairemizin 2.10.2000 gün 2000/4338-6934 esas,karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına yerel mahkeme hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

      TEMYİZ EDEN: Davalılar Hazine vekili ve Orman Genel Müdürlüğü vekili

                        HUKUK GENEL KURULU KARARI

        Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

        Davacı, kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan dava konusu taşınmazın davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan MK.nun 639/1.maddesi hükmü uyarınca adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, kazanma koşullarının oluştuğu ve tescil konusu taşınmazın kesinleşmiş orman sınırlama hattının dışında kaldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

        1-Hazine ve Orman İdaresi vekillerinin temyizi üzerine Yüksek Özel Daire hükmü onamıştır.Ancak Maliye Hazinesi vekilinin karar düzeltme başvurusu üzerine verilen onama kararını kaldırıp hükmü yukarıda açıklanan gerekçe ile bozmuştur.

        Yerel mahkeme önceki kararında direnmiş, davalı Orman İdaresi vekili ve Hazine vekili direnme kararını temyiz etmiştir.Özel Dairenin onama kararından sonra, karar düzeltme başvurusunda bulunmadığından davalı Orman İdaresi bakımından onama kararı kesinleşmiş olmakta, artık direnme kararını temyiz hakkı bulunmamaktadır.

2-Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan MK.nun 639/1. ve 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren TMK.nun 713/1.maddelerine göre bir yerin tapuya tescil edilebilmesi için, kanunda belirtilen diğer koşulların yanında, taşınmazın niteliği itibariyle kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilecek yerlerden olması gerekmektedir.

        Tescil konusu taşınmaz 1941 yılında 3116 sayılı Orman Kanunu hükümleri uyarınca yapılan kadastro çalışmalarında sınırlandırma hattının dışında bırakılmış, keza 1971 yılında 766 sayılı Tapulama Kanununun hükümleri uyarınca yapılan kadastro çalışmaları sırasında da tespit dışı bırakılmıştır. Yapılan keşiflerde dinlenen uzman ormancı bilirkişilerin düzenlemiş olduğu raporlarda, taşınmazın kesinleşmiş orman sınırlandırma hattının dışında kalan Devlet ormanı niteliği taşımadığı ve bu niteliğini sürdürmesi nedeniyle de 4785 ve 5658 sayılı Kanunlarla ilgili bir değerlendirmeye tabi tutulmadığı belirtilmiştir. Hemen belirtelim ki; bir yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığının belirlenmesi bakımından, o yerde yetkili Orman Kadastro Komisyonlarınca orman sınırlandırılması yapılmış ise, sınırlandırmaya ait harita ve tutanakları uygulanmak suretiyle taşınmazın niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir. Uzman bilirkişi kurulunun bu yöne ilişkin değerlendirmesi, Kanuna ve yerleşmiş Yargıtay uygulamalarına uygundur. Ne var ki, somut olayda durum değişiklik arz etmektedir. 3116 sayılı Orman Kanunu, sadece Devlet ormanlarının kadastrosunu öngörmüştür. 13.7.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 sayılı Kanunun 1.maddesiyle, 2.maddede yazılı istisnalar dışında, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte varolan gerçek ve tüzel kişilere, vakıflara ve köy, belediye, özel idare, kamu tüzel kişilerine ilişkin bütün ormanların, bu kanun gereğince Devletleştirildiği ve hiçbir işlem ve bildirime lüzum olmaksızın Devlete geçeceği belirtilmiştir. Somut olayda; 4785 sayılı Yasanın hükümleri gözönünde tutularak dava konusu taşınmazın Devletleştirilen yerlerden olup olmadığı değerlendirilmemiştir.

        Özel Daire bozma ilamında, ayrıca 6831 sayılı Orman Kanununun 17.maddesi hükmü gözönünde tutularak, dava konusu yerin kazanılacak yerlerden olup olmadığı gereğine işaret edilmiştir. Anılan madde hükmüne göre; orman sınırlama hattının dışında kalan bu tür orman içi açıklıklar, 1.madde hükmü uyarınca orman sayılmaz ise de, bu tür yerler üzerindeki tasarruf ve zilyetliğin sürdürülmesi, orman aleyhine genişletme kaydedeceğinden ve ormanın bütünlüğünü bozacağından bu tür yerlerin kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi ve tapuya tescil edilmesi yasaklanmıştır. 1940 yılında Orman Sınırlandırma Komisyonunca düzenlenen haritaya göre; taşınmazın bulunduğu yer orman ile çevrili bulunduğu anlaşılmaktadır. Paftadaki bu belirlemeler karşısında, özel daire bozmasında vurgulandığı üzere, Orman Kanununun 17.maddesi karşısında inceleme yapılması ve uzman bilirkişilerden rapor alınması gerekmektedir.

        Dava konusu taşınmazın konumu bakımından orman kadastro haritası ile kadastro ekibinin düzenlediği pafta arasında açık farklılık ve orman aleyhine genişletme bulunduğu gözönünde tutularak, 1940 yılında 3116 sayılı Orman Kanununun hükümleri uyarınca yapılan orman sınırlandırma harita ve tutanakları, 1971 yılında kadastro ekibince düzenlenen bu yere ait birleşik pafta ve 1986 yılında nitelik kaybı sebebiyle yapılan çalışmalara ait harita ve tutanaklarının asıllarının veya orijinal örneklerinin getirtilerek dosya arasına konulması, ondan sonra daha önceki keşiflerde görev alan kimseler dışından seçilecek yerel, teknik, ormancı ve ziraatçi uzman bilirkişiler aracılığıyla HUMK.nun 259.maddesi hükmü uyarınca tescil konusu taşınmazın başında keşif yapılması, orman ve genel kadastroya ait harita ve tutanaklar ile nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarma işlemine ait harita ve belgelerin yerel, teknik ve ormancı bilirkişiler aracılığıyla yerlerine uygulanması, tescil konusu taşınmazın 4785 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Devletleştirilen 5658 sayılı Kanunun hükümleri uyarınca iadeye tabi yerlerden bulunup bulunmadığı, Devletleştirme nedeniyle orman sayılan yerlerden ise 1986 yılında yapılan çalışmalar sırasında nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarılan yerlerden bulunup bulunmadığının, duraksamaya yer vermeyecek şekilde araştırılıp belirlenmesi, orman ve sivil Kadastro Komisyonlarınca düzenlenen paftalar arasındaki farklılığın üzerinde durulması, orman aleyhine genişletmenin söz konusu olup olmadığının araştırılıp belirlenmesi, bozmadan önce alınan raporlarda taşınmazın büyük bir olasılıkla kültür amaçlı bir kullanım altında bulunduğu açıklandığına göre, taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilecek yerlerden bulunup bulunmadığının belirlenmesi, ormancı ve ziraatçi bilirkişilerden gerekçeli rapor alınması, tüm bu uygulamaların Yargıtay denetimi sırasında da izlenebilmesi bakımından teknik bilirkişi tarafından krokisine işaret edilmesi, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekmektedir. Bu     nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

        SONUÇ: 1-Davalı Orman İdaresinin yukarıda açıklanan nedenle temyiz hakkı bulunmadığından temyiz isteğinin REDDİNE,istek halinde temyiz peşin harcının iadesine,

             2-Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Özel Daire bozma ilamında ve yukarıda  2 nolu bentte açıklanan nedenlerden dolayı direnme kararının HUMK.nun 428.maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA…

HGK. 03.04.2002 T. E:8-230, K:261


ORMAN TAHDİDİ İLE ORMAN DIŞINDA BIRAKILAN DEVLETİN HÜKÜM VE TASARRUFU ALTINDAKİ TAŞINMAZ HALİNE GELEN TAPUSUZ ALANLARIN, İMAR İHYA VE BUNA BAĞLI ZİLYETLİK YOLUYLA ÖZEL MÜLKE KONU OLABİLECEĞİ, ÇEKİŞMELİ TAŞINMAZIN, 20.11.1975 TARİHİNDE ORMAN NİTELİĞİ İLE TESPİT DIŞI BIRAKILMIŞ OLMAKLA, ORMAN KADASTRO ÇALIŞMALARININ YAPILDIĞI 1995 YILINA KADAR ORMAN SAYILDIĞI, TAŞINMAZIN TAHDİT DIŞINDA KALDIĞI 1995 YILI İLE DAVA TARİHİ ARASINDA İMAR İHYA VE ZİLYETLİKLE KAZANMAYI SAĞLAYAN 20 YILLIK SÜRENİN GEÇMEDİĞİ, HEMEN BELİRTİLMELİDİR Kİ, KURAL OLARAK USULE İLİŞKİN (ÖZELLİKLE HUSUMETTE NOKSANLIK, TARAF TEŞKİLİ GİBİ) BOZMA KARARLARININ YALNIZCA BU KONUYA HASREDİLECEĞİ, İŞİN ESASINA YÖNELİK İNCELENMENİN İSE “...ŞİMDİLİK İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA...” SÖZCÜKLERİ KULLANILARAK BUNDAN SONRA VERİLECEK KARARA BIRAKILACAĞI, ÖYLE İSE DAİRENİN İLK BOZMASININ YALNIZCA USULE HASREN YAPILDIĞI, BAŞ TARAFTAKİ İFADENİN MADDİ BİR YANILGIDAN İLERİ GELDİĞİNİN KABUL EDİLMESİ GEREKECEĞİ, BİLİNDİĞİ ÜZERE USUL KURALLARI KA

HGK. 13.03.2002 T. E: 8-183, K: 187

Taraflar arasındaki “tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Polatlı Asliye 1.Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 21.12.2000 gün ve 2000/493 E-  528 K.sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 07.06.2001   gün ve 2001/4562-4768 sayılı ilamı ile; (...Davacılar tarafından davalılar aleyhine açılan tespit ve tescil davası sonunda 811 parsel numarası ile tapulama tespiti gören 20,100 m2 yüzölçümündeki taşınmazın ½’şer hisse itibariyle davacılar adına tapuya tesciline ilişkin yerel mahkemenin 21.12.2000 günlü hükmü Dairenin 02.04.2001 tarih, 2001/2294-2522 esas, karar sayılı ilamı ile onanmıştı. Bu kerre, davalılardan Orman Genel Müdürlüğü adına Ankara Orman İşletme Müdürlüğü vekili tarafından süresi içinde karar düzeltme isteminde bulunulmuş olmakla dosyadaki kağıtlar incelendi, gereği düşünüldü:

Dosya arasındaki bilgi ve belgelere göre; uyuşmazlık konusu taşınmaz 1967 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında tarla niteliği ile ve 811 parsel numarasını alarak davacılardan Mehmet Özel’in de aralarında bulunduğu dört kişi adına tespit edilmiştir.

        Hazine ve orman idaresinin tespite karşı komisyona vaki itirazları üzerine Tapulama Komisyonu 20.11.1975 günlü kararında aynen “...Yukarıda köyü ve parsel numarası yazılı itiraz konusu işbu taşınmazlar her ne kadar yukarıda adları yazılı tespit malikleri adlarına  tapulama tespiti yapılmış ise de,  itiraz konusu  bu taşınmazın orman olup olmadığı ve ayrıca orman tahdit haritasının bulunup bulunmadığı hakkında Polatlı Tapulama Mahkemesince 1.4.1969 gün ve 1969/31 sayılı yazıları ile Orman Bakanlığından sorulmuş, alınan dosya  arasında mevcut 26.2.1971 gün ve 8034 sayılı cevabi yazılarında; bu yerin yani itiraz konusu  bu parselin orman tahdit haritası olmamakla beraber orman olduğu sarahaten bildirilmiş  olduğu görülmekle işbu karar tanzim kılındı...” gerekçesiyle itirazın kabulüne ve hatalı yapılan tespitin iptal edilerek nizalı taşınmazın tespit dışı bırakılmasına karar verilmiş, süresinde dava açılmaması nedeniyle bu karar 16.6.1976 tarihinde kesinleşmiştir.

Görüldüğü üzere;komisyon kararı ile nizalı taşınmaz orman niteliğiyle tespit dışı bırakılmıştır.Dosya arasında bulunan ve ormancı bilirkişi, orman yüksek mühendisi Selahattin Kutluay tarafından  tanzim edilen 30.11.1999 tarihli gerekçeli rapora göre, dava  konusu taşınmazın bölgede 1995 yılında yapılan orman tahdit çalışmaları sırasında orman  tahdit sınırının dışında kaldığı anlaşılmıştır.Yukarıda da  açıklandığı üzere;uyuşmazlık konusu taşınmazın davacılar ve öteki gerçek kişiler  adına  yapılan  tesbiti komisyon kararı ile iptal edilmiş ve orman niteliğiyle tespit dışı bırakılmıştır.Orman niteliğiyle tespit dışı bırakılan bu yer orman kadastro çalışmalarının yapıldığı 1995 tarihine kadar  orman sayılır. Taşınmazın tahdit dışında kaldığı 1995 tarihi ile dava tarihi arasında kazanmayı sağlayan 20 yıllık süre geçmemiştir.Açıklanan nedenle davanın reddine karar verilmesi ve yerel mahkeme hükmünün bu nedenle bozulması gerekir iken dairece yanlışa düşülerek onanmış olması doğru değildir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

        TEMYİZ  EDEN  : Davalılar vekilleri

                        HUKUK GENEL KURULU KARARI

        Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K.nun 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II.fıkrası hüküm gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, zilyetliğe dayalı tescil isteğine ilişkindir.

        Davacılar, 811 parsel sayılı taşınmazın 26.7.1967 tarihinde yapılan kadastro tespiti sırasında adlarına tespit edildiğini, Hazine ve Orman İdaresinin itirazı üzerine tapulama komisyonunca tespit harici bırakıldığını, yararlarına zilyetlikle iktisap koşullarının gerçekleştiğini ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır.

        811 parsel tutanağından, taşınmazın davacıların murisinden intikalen geldiği, murisleri ve davacıların zilyetliklerinin 30 yılı aştığı, bu nedenle davacılar adlarına 26.7.1967 tarihinde tespit yapıldığı anlaşılmaktadır.

        Tespit tutanağına Hazine ve Orman İdaresinin itirazı üzerine kadastro komisyonu (Orman Bakanlığınca orman olduğu bildirildiğinden) taşınmazın tespit dışı bırakılmasına 20.11.1975 tarihinde karar vermiştir.

        Daha sonra 1995 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında dava konusu yer, tahdit dışında bırakılmıştır.

        Yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, Özel Dairesince, köy muhtarlığının davaya dahil edilmediği gerekçesiyle bozulmuş, taraf vekillerinin karar düzeltme isteği reddedilmiş, mahkemece bozmaya uyularak köy muhtarlığı davaya  dahil edilmek suretiyle bozma gereği yerine getirilmiştir.

        Bozmaya uyularak verilen ikinci karar, Özel Dairesince önce onanmış, karar düzeltmede, yukarda belirtilen gerekçe ile bozulmuştur.

        Orman tahdidi ile orman dışında bırakılan devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmaz haline gelen tapusuz alanların, imar ihya ve buna bağlı zilyetlik yoluyla özel mülke konu olabileceği kuşkusuzdur.

        Çekişmeli taşınmaz, 20.11.1975 tarihinde orman niteliği ile tespit dışı bırakılmış olmakla, orman kadastro çalışmalarının yapıldığı 1995 yılına kadar orman sayılmaktadır.

        Taşınmazın tahdit dışında kaldığı 1995 yılı ile dava tarihi arasında imar ihya ve zilyetlikle kazanmayı sağlayan 20 yıllık süre geçmemiştir. Hemen belirtilmelidir ki, kural olarak usule ilişkin (özellikle husumette noksanlık, taraf teşkili gibi) bozma kararları yalnızca bu konuya hasredilir. İşin esasına yönelik incelenmenin ise “...şimdilik incelenmesine yer olmadığına...” sözcükleri kullanılarak bundan sonra verilecek karara bırakılır.

        Öyle ise Dairenin ilk bozmasının yalnızca usule hasren yapıldığı, baş taraftaki ifadenin maddi bir yanılgıdan ileri geldiği kabul edilmelidir.

        Bilindiği üzere usul kuralları kamu düzeni ile doğrudan bağlantılı olup, bozmada yapılan maddi yanılgı taraflar yararına usuli kazanılmış hak oluşturamaz.

        Gerek bozma kararında, gerekse yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının bozulması gerekir.

        S O N U Ç : Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarda açıklanan ve bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA…

HGK. 13.03.2002 T. E:8-183, K:187       


 

MAKİLİK VE ORMAN SINIRLARININ BİRLEŞTİĞİ YERLERDE ORMAN SINIRLARININ TESBİTİNE AİT YÖNETMELİK İLE BU YÖNETMELİK UYARINCA KURULAN MAKİ KOMİSYONLARI YASAL OLUP, YAPTIKLARI İŞLEMLERİN DE GEÇERLİ OLACAĞI, MAKİLİK ALAN OLARAK BELİRTİLEN TAŞINMAZLAR HAKKINDA ÖZEL YASALAR GEREĞİNCE OLUŞTURULAN TAPULARA DEĞER VERİLECEĞİ KABUL EDİLMİŞSE DE, SOMUT OLAYDA DAVALILARIN İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARININ ÖNGÖRDÜĞÜ YOLLA OLUŞAN BİR TAPU KAYITLARININ BULUNMADIĞI, YORUM YOLUYLA İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARI GENİŞLETİLEREK MAKİYE AYRILAN ALANLARDA HANGİ YOLLA OLUŞURSA OLUŞSUN HER TÜRLÜ TAPUYA DEĞER VERİLMESİNİN KABUL EDİLEMEYECEĞİ-

HGK. 27.02.2002 T. E: 1-19, K: 97

Taraflar arasındaki  “tapu iptali ve tescil“ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Yalova Asliye Hukuk Mahkemesi’nce  davanın kabulüne dair verilen 03.05.2000       gün ve  1999/1193 E-2000/435 K.sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1.Hukuk Dairesi’nin 23.10.2000 gün ve 2000/10995-12731 sayılı ilamiyle;  (...Dava, 6831 sayılı yasanın 2/B.maddesi uyarınca hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerin; davalı adına olan kaydının iptali ve hazine üzerine  tesçiline ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

         Bilindiği üzere; Ormanlar hakkında Cumhuriyet döneminde ilk olarak kapsamlı düzenleme getiren ve l.6.l937 tarihinde yürürlüğe giren 3ll6 Sayılı Orman Kanunun l.maddesinde ormanın tarifi yapılmakla beraber orman sayılmayan yerler teker teker belirtilmediğinden makilikler orman sayılmış,o dönemde yapılan sınırlamalarda da maki alanları orman sınırları içerisine alınmıştır.Bu durum 5653 sayılı kanunun yürürlük tarihine kadar devam etmiştir. 24.3.l950 tarihinde kabul edilerek 3.4.l950 tarihinde yürürlüğe giren 3ll6 sayılı Orman Kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı maddeler eklenmesine dair söz konusu kanunun birinci maddesinin birinci fıkrasında orman yeniden tanımlanmış, orman sayılmayan yerler ayrı ayrı açıklanmış (e) fıkrasında makiliklerin orman sayılmadığı açıkça belirtilmiş bu fıkranın son bendinde ise 43.maddeye yollamada bulunularak hangi makiliklerin orman olduğu hükme bağlanmıştır. Adı geçen kanun uyarınca "makilik ve orman sahalarının birleştiği yerlerde orman sınırlarının tesbitine ait yönetmelik" çıkarılmış, oluşturulan orman tahdit komisyonları ve maki komisyonları aracılığı ile ormanlar ile artık orman sayılmayan maki alanlarının sınırları tesbit edilmiştir.Böylece daha önce orman niteliği ile hazine adına tapuya bağlanan maki alanları yasa gereğince nitelik değiştirerek orman olmaktan çıkmış ve hazinenin özel mülkü haline gelmiş,tapuya bağlanmamış yerler ise Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz durumuna dönüşmüştür.8.9.l956 tarihinde yürürlüğe giren ve halende yürürlükte bulunan 683l sayılı Orman Kanunun 1/J maddesinde belirtilen ayrıcalıklar dışında makiliklerin ve fundalıkların orman sayılmadığı hükmü tekrarlanmıştır.Yukarıda değinilen yönetmelik ve bu yönetmelik uyarınca oluşturulan komisyonların ve yaptıkları işlemlerin yasal dayanaklarının bulunup bulunmadığı,geçerli olup olmadıkları yönünden içtihatlar arasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar; 22.3.l996 tarih, l993/5 esas, l996/l karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı ile giderilmiş; komisyonların ve yaptıkları işlemlerin yasal ve geçerli olduğu hükme bağlanmıştır. Bunun yanısıra, anılan kararda (...Orman sınırlandırması kapsamında iken, komisyonlar tarafından makilik alan olarak belirlenen taşınmazlar hakkında, özel kanunlar uyarınca oluşturulan tapulara değer verilmesi gerekeceği...) vurgulanmıştır.

Öte yandan, orman olmayan bir yer hakkında orman dışına çıkarma işlemi yapılamayacağı kuşkusuzdur. Bu itibarla daha önce ilgili komisyonlarca makilik olarak belirlenen ve orman sayılmayan taşınmazlar için sonraki tarihlerde gerçekleştirilen orman dışına çıkarma işlemleri geçersiz olup, bunlara hukuki sonuç izafe edilemez.

        Hemen belirtilmelidirki; 22.3.l996 tarih, 5/1 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararında, “ özel kanunlar gereğince oluşturulan tapulara değer verileceğine “ değinilmesi; yaklaşık bir asır  evvel sahih (doğru) esasa dayanılarak oluşturulan tapuların gözardı edileceği ve eski tarihli tapu kayıtlarına değer verilemiyeceği sonucunu ortaya çıkarmaz. Diğer bir deyişle, eski tarihli tapu kayıtlarına değer verilmesi, 22.3.l996 tarih, 5/l sayılı kararın genişletilmesi anlamına gelmez. Aksine, çok eski tarihlerde tapu kaydına bağlanan mülkiyet haklarının korunması, anılan karara uyum sağlar ve hakların kaybolmasını önler. Esasen, içtihat aykırılığı, konusuna hasren incelenip, giderilmiş; eski kayıtlar ve haklarda bu incelemenin bünyesine alınmamış ve tartışılmamıştır.

        Hal böyle olunca, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yere ve yöreye ilişkin maki komisyonlarınca yapılan tefrik işlemlerine dair evrak ve haritalar ile 377   kadastral parsel tesbitine esas alınan Teşrini evvel 1328 tarih ve 93 nolu tapu kayıtlarının ilk tesislerinden itibaren tüm tedavüllerinin ilgili merciilerinden dosyaya getirtilmesi; ondan sonra yöreyi iyi bilen yerel bilirkişiler ile konunun uzmanı olan harita ve tapu fen memuru sıfatını taşıyan uzman bilirkişiler kurulu aracılığıyla keşif ve uygulama yapılması; uygulamada taraflara tanık dinletme olanağının tanınması; yerel bilirkişilerin ve tanıkların tapu uygulamasına yönelik açıklamalarının komşu kayıt ve belgelerle denetlenmesi; uzman bilirkişi kuruluna uygulamayı yansıtan ve infazı sağlamada yeterli içerik taşıyan ölçekli kroki düzenlettirilmesi; soruşturmanın eksiksiz biçimde tamamlanmasından ve yukarıda değinilen ilkelere göre değerlendirme yapılmasından sonra bir hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN  : Davalı şahis vekili

                                HUKUK GENEL KURULU KARARI

        Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

        Dava tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

        Dava ve temyiz  konusu Yalova-Çınarcık-Kocadere Köyü 1216 ve 1217 numaralı parseller ve etrafının 1 numaralı orman tahdit komisyonu tarafından 3116 sayılı yasa hükümlerine göre 1945 yılında yapılan ve 23.06.1949 tarihinde üç ay süre ile ilan edilerek kesinleşen Devlet ormanı sınırları içinde iken daha sonra 1950 yılında 5653 sayılı yasa uyarınca makiye ayrıldığı, Orman Genel Müdürlüğü’nün 16.01.1960 gün 235 sayılı tamimi ve İstanbul Orman Başmüdürlüğü’nün 08.09.1962 gün 7787 sayılı emriyle “funda ve makilik yerlerin yeniden tetkiki” konusunda kurulan komisyon tarafından düzenlenen 24.12.1962 tarihli MAKİ TEFRİK raporunun (D) bendinde aynen :

“D- Orman Durumu:

        a)Ağaç nevileri: Bu ormanlar uzun senelerden beri usulsüz müdahaleler netice tamamı ile orman vasfını ve hususiyetlerini kaybetmiş kesafeti bozuk, parçalanmış kümecikler ve kümeler halindeki meşe bozuk baltalıkları şeklindedir. Boyları 2-2,5 metre, kesafet 0,3-0,4 arasında, yaşları 20-25 arasında değişir.

Çakal Ormanı: Ekseriyeti kızılağaç olup az miktarda münferit vaziyette dişbudakta mevcuttur.

Kurubayır Ormanı: Kısmen korunmuş vaziyette olup iyi bir baltalık vasfındadır.      

Odacı Bayırı Ormanı: Bozuk baltalık meşe ormanıdır.

Katırcı Bayırı Ormanı: Meşe bozuk baltalık ormanıdır.

b)İdare Şekli: Bozuk baltalık halindedir. Bu sahaların hali hazır durumları

nazarı dikkate alınarak muhafazası ve ıslah edilmesi lazım gelir.

        E- Arazinin Ne Maksatla Kullanılacağı:

        16/01/1960 gün ve 235 sayılı Tamime ekli olarak Orman Genel Müdürlüğünün Funda ve Makilik sahaların tesbit ve tefriklerine ait talimatnamenin 5 ve 6 ncı maddelerinin (A., B., C., D.) fıkraları gereğince muhafaza karakteri taşıdıklarından orman olarak kalması icap eder.” biçiminde açıklama yapıldıktan sonra, “...altı parça halinde toplam (192.4) hektar büyüklüğündeki sahaların yeniden incelenmesinde ... talimatnamenin 6.maddesine göre mezkur sahalar yer yer satıh ve oyuntu erozyonlarının başladığı ve devam ettiği görülmüştür. Çakal Ormanının Aşağı Kocadere ile ilgili kısımlarının ağaç nevileri kızılağaç ve münferit dişbudaktır. Mezkur orman parçaları ağaç nevi itibariyle tetkikinde .... evsafı bozuk basit meşe baltalığı ormanlarının açılan tarlalarda iyice bozulduğu müşahede edilmiştir. Son maki talimatnamesinin 5-6.maddelerine göre toprak muhafaza karakteri taşıması 6831 sayılı yasanın 1/j bendi kapsamına girmemesi nedeniyle orman rejimi dışına çıkartılmayarak, ... mezkur orman sahalarının tashihen orman olarak mütalaa edilmesinin) uygun olduğu konusunda işlem yapılıp İstanbul Orman Başmüdürlüğü’nce “Toprak Tevzi Komisyonlarınca tevzie tabi tutulduğu anlaşılan yerlerin durumunda değişiklik ve ıslahat yapılmasına imkan bulunmadığı kaydı ile 02.01.1963 tarihinde, “İNCELENDİ ve ONANDI” şerhinin verildiği,

        Diğer taraftan, 1963 yılında Yalova-Kocadere Köyü Çakal Ormanı mevkinde 377 parsel sayılı, 3160 m2 yüzölçümündeki taşınmaza T.Evvel 1328 tarih 93 numaralı tapu kaydı uygulanarak kişiler adına yapılan tapulama tesbiti itirazsız kesinleşerek 06.02.1964 tarihinde tapuya tescil, daha sonra ifraz edilerek dava konusu 1216 ve 1217 numaralı parsellerin oluştuğu,

Yine Kocadere Köyü sınırları içinde bulunan Devlet ormanlarında 19 numaralı Orman Kadastro Komisyonunca  6831 sayılı yasanın 1744 sayılı yasa ile değişik 2.maddesi hükmünce yapılan uygulamaya kişiler ve İstanbul İşletme Müdürlüğünün itirazı üzerine kesinleşmediği, daha sonra 3373 sayılı yasanın yürürlüğü döneminde 23.09.1988 tarihli işe başlama ve 24.10.1988 tarihli işi bitirme tutanağı ile “Kocadere Köyü sınırları içinde bulunan 3116 sayılı yasaya göre sınırlaması ve 1744 sayılı yasa hükmünce 2.madde uygulaması, çalışması yapılan ormanlarla, henüz sınırlaması yapılmamış ormanların kadastrosunu ve 2/B madde uygulamasını yapmak üzere “görevlendirilen” 24 numaralı Komisyon tarafından aplikasyon ve 2/B madde uygulaması yapıldığı ve dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgeye XXIII poligon numarası verilerek Hazine adına orman rejimi dışına çıkartılıp, sonuçlarının 16.06.1989 tarihinde ilan edilmesi üzerine, işleme karşı yetkili Bursa Orman Bölge Müdürlüğünce yapılan itirazda ret edilerek 1989 tarihli 27 numaralı sonuçlandırma tutanağı düzenlendiği, süresinde dava açılmamakla işlemin kesinleştiği, bundan sonra dava konusu parsellerin tapu kayıtlarına, “6831 Sayılı Yasanın 2/B maddesine göre Hazine adına orman rejimi dışına çıkartılmıştır” şerhinin konulduğu ve davacı Orman ve Maliye Bakanlığı’nın taşınmazların Hazine adına orman rejimi dışına çıkartıldığı, tapu ve zilyetlik yoluyla ormandan yer kazanılmasının  mümkün olmadığı iddiasıyla davalılar adına olan tapu kaydının iptali ve hazine adına tescili isteği ile temyize konu davayı açtığı, davanın kabulüne dair verilen kararın Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçelerle bozulduğu anlaşılmaktadır.

        Özel Daire ile mahkeme arasındaki uyuşmazlık, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde iken 5653 sayılı yasa uyarınca makiye ayrılan yerlerde 22.03.1996 gün 1993/5-1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile kabul edilen “özel yasalar uyarınca oluşturulan tapular” dışındaki tapulara da değer verilip verilemeyeceği noktasındadır.

1949 yılında kesinleşen orman sınırı içinde kalan çekişmeli taşınmazlara, 1963 yılında yapılan genel kadastro sırasında 22.03.1996 gün 1993/5 esas, 1996/1 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararında açıkça belirtilen 2510 sayılı İskan Kanunu, 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı Kanunu ve 5658 sayılı Orman Kanunu’na ek Kanun gibi Özel Kanunlar uyarınca oluşturulan kanunlarla ilgisi bulunmayan Teşrin evvel 1328 tarih 93 numaralı tapu kaydı revizyon görmüştür. Gerek Hukuk Genel Kurulu’nun gerekse ilgili Yargıtay Dairelerinin kararlılıkla sürdürdükleri içtihatlarına göre, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan her türlü kayıt ve belgeler ile mahkeme ilamları hukuki değerlerini yitirirler. Yörede orman kadastrosunun ilan edildiği 1949 tarihinde yürürlükte bulunan 3116 sayılı yasanın 7.maddesi gereğince, orman kadastrosuna itiraz süresi üç aydır. Daha sonra 08.09.1956 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı yasanın geçici 3.maddesi ile üç aylık itiraz süresini geçirenlere bu yasanın yürürlük tarihinden itibaren altı aylık yeni bir itiraz süresi getirilmişse de davalılar ve önceki malikler tarafından bu konuda herhangi bir dava açılmamış, böylece davalıların taşınmazlarının tesbitine esas alınan tapu kaydı, orman sınırı içinde kalmakla yasal değerini yitirmiştir. 1950 yılında yapılan makiye ayırma kararı da, bu yerlerin halen orman olma özelliğini koruduğu 24.12.1962 tarihli maki tefrik raporuyla saptanarak 02.01.1963 tarihli onayla iptal edilmiş, taşınmazlar tahdit içinde kalma olgusunu sürdürdüklerinden 1988 yılında 6831 Sayılı Yasanın 3373 sayılı yasa ile değişik 2/B madde uygulamasıyla Hazine adına orman sınırı dışına çıkartılmış ve işlem kesinleşmiştir.

3402 Sayılı Kadastro Yasasının 45/3 maddesi ile; “orman sınırları içerisinde kalan veya orman dışına çıkartılan alanlarda tapulu yerlerle, iskan suretiyle veya, toprak tevzi yoluyla verilen yerler başka bir şart aranmadan hak sahipleri adına tesbit ve tescil edilir” hükmü getirilmiş ise de bu fıkradaki “tapulu yerlerle” ibaresi 01.06.1988 gün 1987/31-13 sayılı, “iskan suretiyle veya” ibaresi 14.03.1989 gün 1988/35-13 sayılı ve “orman sınırları içerisinde kalan” ibaresi de 13.06.1989 gün 7/25 sayılı Anayasa Mahkemesi Kararları ile iptal edilmiştir.

        Anayasa Mahkemesinin 1987/31-13 sayılı kararının gerekçesinde şu görüşlere yer verilmiştir.

        “a)Orman sınırı dışına çıkartılan alanlardaki tapulu yerler:

          aa)Orman sınırı dışına çıkarılan yerler, o andan başlayarak orman olma niteliğini, orman olma niteliklerini yitirirler. Bu bakımdan eski, geçersiz tapulara değer vermek, (devlet ormanlarının mülkiyetinin devrolunamayacağını öngören) Anayasanın 169.maddesinin ikinci fıkrası hükmüne aykırı düşmektedir. Verilen orman değil, orman olmaktan çıkmış, bir kamu mülküdür....

          bb)... orman sınırı dışına çıkartılan tapulu yerlerin.... geçersiz tapu sahibine verilmesi Anayasanın 170.maddesine aykırıdır.

          b)Orman sınırı içinde kalan tapulu yerler:

          “... Devlet ormanını ve toprağıyla birlikte orman sayılan bir yeri, yerleşim, dağıtım yoluyla özel mülkiyete konu yapmak ya da devretmek anayasanın yasakladığı hususlardandır. 6831 Sayılı Yasanın 1.maddesine göre, orman içi bir yere ilişkin olarak sonradan alınan tapu gibi orman tahdit edildikten sonra, daha önce alınmış olsa da hukuksal değerini yitirip, geçersiz duruma düşen kaydı, denetlenen üçüncü fıkra geçerli kılmakta, kayıtlarda yazılı malikleri hak sahibi saymaktadır. Sözü edilen fıkranın, böylece, 6831 Sayılı Yasanın 2896 ve 3373 sayılı yasalarla değişik 1.maddesinin (F) ve (G) fıkralarına karşın, hiçbir koşul aramaksızın, tarım arazisi niteliği bulunmayan, tümüyle orman örtüsüyle kaplı ve orman sayılan bir yer için ne suretle alınmış olursa olsun tapuları geçerli sayarak adı yazılı kimse adına tescilini sağlamaktır.

        Anayasanın 169. maddesinin son fıkrasının olanaklı kıldığı durumlar dışında orman sınırlarında daraltma yapılamaz. Kime olursa olsun, orman içindeki tapulu yerlerin verilmesi bir tür daraltmadır. Üçüncü fıkranın sınırlama kararı uyarınca incelenen ibaresi, bu nedenle Anayasanın 169.maddesine aykırıdır.

        Orman sınırı dışına çıkarılsa bile tapu malikine verilemeyecek bir yerin, orman niteliğini taşırken de verilmemesi gerekir. Yasa koyucu, bu yerleri geçersiz tapu sahiplerine mutlaka vermek istiyorsa, Anayasanın öngördüğü sınırlara uygun yeni bir orman tanımı yapmak zorundadır.

        Açıklanan nedenlerle üçüncü fıkradaki “....tapulu yerlerle...” ibaresi iptal edilmelidir.

        Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi bu kararlarında kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan yerlerdeki tapu kayıtlarına değer verilemeyeceğini kabul ettiği gibi, orman sınırları dışına çıkartılan yerlere ait tapu kayıtlarına dahi değer verilmemesinin Anayasaya aykırı olduğunu vurgulayarak iptal kararı vermiştir.

        22.03.1996 gün 1993/5-1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı ile (3116 Sayılı Yasanın 3613 Sayılı yasa ile değişik 1/e maddesine göre çıkartılan “makilik ve orman sınırlarının birleştiği yerlerde orman sınırlarının tesbitine ait yönetmelik” ile BU YÖNETMELİK UYARINCA KURULAN maki komisyonları yasal olup, yaptıkları işlemlerde geçerlidir. Makilik alan olarak belirtilen taşınmazlar hakkında ÖZEL YASALAR GEREĞİNCE oluşturulan tapulara değer verileceği) kabul edilmişse de, somut olayda davalıların İçtihadı Birleştirme Kararının öngördüğü yolla oluşan bir tapu kayıtları bulunmamaktadır. Yorum yoluyla İçtihadı Birleştirme Kararı genişletilerek makiye ayrılan alanlarda hangi yolla oluşursa oluşsun her türlü, tapuya değer verilmesi kabul edilemez.

        Öte yandan, makiye ayırma işlemi 1950 yılında yapılıp 02.01.1963 tarihli onayla iptal edilmiş, bundan sonra 05.08.1963 tarihinde kadastro tesbiti yapılıp, 1964 yılında kesinleşmiştir. Makiye ayırma tarihi ile tesbit tarihi arasında 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresi de geçmemiştir. H.G.K.’nın 21.02.1990 gün 1989/1-700-101 sayılı, 05.05.1999 tarih 1999/1-302 Esas 1999/258 K. aynı tarih 1999/1-304 Esas 1999/260 K. ve 30.06.1999 tarih 1999/1-544 Esas 1999/561 Karar Sayılı ilamlarında kabul edildiği gibi Hazinenin devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yer iddiası ile açacağı iptal davaları 3402 Sayılı Yasanın 12/3 maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi değildir. O halde; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında ve yukarıda açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.

        S O N U Ç : Davalı şahıs vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA…

HGK. 27.02.2002 T. E:1-19, K:97




3116 SAYILI ORMAN KANUNU´NUN DEĞİŞİK 1/E MADDESİNE GÖRE ÇIKARILAN “MAKİLİK VE ORMAN SAHALARININ BİRLEŞTİĞİ YERLERDE ORMAN SINIRLARININ TESBİTİNE AİT YÖNETMELİK” İLE BU YÖNETMELİK UYARINCA KURULAN MAKİ KOMİSYONLARININ VE YAPTIKLARI İŞLEMLERİN GEÇERLİ OLDUĞU, SÖZ KONUSU KOMİSYONLAR TARAFINDAN MAKİLİK OLARAK BELİRLENEN TAŞINMAZLAR HAKKINDA ÖZEL KANUNLAR GEREĞİNCE OLUŞTURULAN TAPULARA DEĞER VERİLMESİNİN İCAP EDECEĞİ-

HGK. 29.05.1996 T. E: 20-518, K: 443

Taraflar arasındaki “orman tahditine itiraz, tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gaziosmanpaşa Kadastro Mahkemesince davanın davalı, davacı Orman İdaresi davasının reddine davacı-davalının davasının kabulüne dair verilen 27.3.1992 gün ve 1990/6-1992/3 sayılı kararın incelenmesi davalı-davacı Orman İdaresi vekili tarafından istenilmesi üzerine;

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi’nin 2.2.1993 gün ve 1992/12160-1993/643 sayılı ilâmı:

( ... Davacı Behçet Canbaz, 19 numaralı Orman tahdit komisyonunun 3 numaralı ekibince yapılan ve 22.9.1980 günü askıya çıkarılarak ilân edilen işlemlerine karşı itiraz davası açmış; Orman Yönetimi ise, Behçet Canbaz’ın dayandığı tapu kaydının iptalini istemiş; davaları birleştirerek sonuçlandıran mahkemece, Behçet Canbaz davasının kabulüne, Orman Yönetimi isteminin reddine karar verilmiştir.

Mahkemece yapılan inceleme ve araştırma yazılı biçimde hüküm tesisine elverişli değildir.

Tarafların karşılıklı beyanları ve dosyada mevcut orman tahditleri ile ilgili tutanaklar kapsamından anlaşılacağı gibi, dava konusu taşınmazlar 1940 yılında, 3116 sayılı Yasa uyarınca yapılan sınırlandırmada Devlet Ormanı olarak, Orman tahdit sınırı içerisine alınmış ve bu tahdit kesinleşmiştir. Daha sonra, 1952 yılında bilahare dağıtılmak amacıyla yapıldığı belirtilen makilik çalışması ile Hazine adına dışarı çıkarılmış ve 2510 sayılı Yasa uyarınca iskanen verilmiş ve 1973 yılında yapılan tapulamada bu tapu kaydı nazara alınmak suretiyle tesbit ve tescil edilmiştir.

1980 yılında yapılan 6831 sayılı Yasa’nın 1744 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesi uygulamasında, 1951 yılında makilik olduğundan bahisle, Orman dışına çıkarma işleminin yasal dayanağı bulunmadığı, mevcut hava fotoğraf ve haritalarda da orman görüldüğü; çevrenin ağaçlandırma çalışmalarına tabi tutulduğu ve dozerle sökülüp, tahrip edilmeyen kesimlerde halen dahi orman ağaçlarının bulunduğu; diğer Orman örtüsünün de görüldüğü; bu nedenlerle, makilik olarak orman sınırı dışarısına çıkarılmanın doğru olmadığı; ancak, tefrik işlemi sonunda tapunun idari yolla iptali gerektiği açıklanmak suretiyle, tapunun iptalinden sonra orman tahdit sınırı içerisine alınması biçiminde işlem yapılmıştır.

Orman tahdit komisyonunca, 1744 sayılı Yasa uygulamasında bu tür bir işlem yapılmasının; başka bir anlatımla, orman sınırlaması yapmakla görevlendirilmiş bulunan ve bu itibarla yasal bir kuruluş olan orman tahdit komisyonunca Orman sınırı içerisine alınmış olan yerin, halen dahi Orman olduğunun saptanmasına rağmen, tapusunun iptali halinde Orman niteliğinin devam edebileceğinin düşünülmesinin hukuki bir dayanağı yoktur ve böyle bir görüşle yapılan işlem ise yasal olmaktan uzaktır. Zira, Orman tahdit komisyonları 3116 sayılı Yasa ile oluşturulup, daha sonra bunun yerine geçen 6831 sayılı Yasada da korunmuş ve bu komisyonlar hem ilk defa orman tahdidi yapma ve böylece Devlet Ormanlarını tesbit ve sınırlama ile görevlendirilmiş, hem de orman niteliğini kaybetmiş bulunan yerin bu sınır dışarısına çıkarılması ile görevli ve yetkili kılınmışlardır. Yasa koyucu, orman sınırı dışarısına çıkarılması ile görevli ve yetkili kılınmışlardır. Yasa koyucu, orman sınırı dışına çıkarma yetkisini, bu komisyon dışında başka bir idari mercii ve bu arada 5653 sayılı Yasada da öngörülmeyen ve böylece yasa ile kurulmuş bir kurum niteliği bulunmayan; ancak, idarenin iç bünyesi içerisinde oluşturulan bir anlamda istişari nitelikle işlemler yapmakla görevlendirilen maki tefrik komisyonlarına vermemiştir. Hiç bir kurum ve kuruluş kendisine Yasa ile verilmeyen bir yetkiyi yasal sonuç doğuracak biçimde kullanamaz. bu itibarla, 1940 yılında Devle Ormanı olduğu saptanarak, orman tahdit sınırı içerisine alınan bir yerin maki tefrik komisyonunca makilik alan olduğundan bahisle orman dışına çıkarılmış olması ve buna dayalı olarak, 2510 sayılı Yasa uyarınca tevzie tabi tutulup, tapuya bağlanması hukuki bir değer ifade etmez ve hukuki bir sonuç doğurmaz. Taşınmaz gene orman sınırı içinde olma niteliğini korur.

Bu nedenle ve dava konusu taşınmazlar, esasen orman tahdit sınırı dışına çıkarılmamış sayılacağına göre, 19 numaralı orman tahdit komisyonunun 3 numaralı ekibince 1980 yılında, 6831 sayılı Yasa’nın 1744 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesi uygulaması yapılırken, halen orman niteliğini kaybetmediği belirlenen yerin orman sınırı dışarısına çıkarılmış ve hukuken geçerli bir tapu kaydı oluşmuşçasına, tapu kaydının iptalinden sonra orman sınırı içerisine alınması şeklindeki kararını, taşınmazın orman sınırı dışarısına çıkarılmasına yer olmadığı biçiminde anlamak gerekir. Zira, orman tahdit komisyonları ve bunlara bağlı ekiplerin anılan biçimde karar vermeleri mümkün değildir. Bunlar, çıkarma işlemi yaparken, ya taşınmazın orman sınırı dışarısına çıkarılmasına veya bu gerekmiyorsa orman tahdit sınırı içerisinde bırakılmasına karar verebilirler. Ekipçe taşınmazın orman niteliğini kaybetmediği saptandığına göre, bu saptamanın sonucu olarak verilecek karar, taşınmazın orman içerisinde bırakılmasından ibaret olmak gerekir.

Bu durumda, Behçet Canbaz davası, dilekçesinde ileri sürdüğü gibi, 1744 sayılı Yasa uygulamasında orman sınırı içerisine alınmaya itiraz değil, yapılan işlem dava konusu yerlerin orman dışına çıkarılmamış bulunması biçiminde olduğuna göre, aslında bu çıkarmama işlemine karşı açılmış bir itiraz davası olarak nitelendirilmek gerekir. Bunun sonucu olarak da, dayanılan tapu, dava konusu parseller henüz orman tahdit sınırı içerisinde iken alınmış ve böylece hukuki değer ifade etmeyen bir kayıt bulunduğu ve 6831 sayılı Yasa’nın 1744 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinde sözü edilen belge niteliğinde bulunmadığından; davacı Behçet Canbaz bu kayda dayanarak, 1744 sayılı Yasa uygulamasına karşı itiraz yoluna başvuramaz. Kaldı ki, mahkemece, 23.5.1984 günü yapılan ilk keşiften sonra verilen raporda, taşınmazın halen dahi orman sayılan yer olduğu saptanmış; 22.5.1991 günlü keşifte görüşlerine başvurulan üç uzman bilirkişi de taşınmazın öncesinin orman olduğunu kabul ettikten sonra, 1981 yılı itibariyle nitelik kaybından sözetmişlerdir. 1984 yılında yapılan keşifte, fiilen orman olduğu saptanan bir yer için daha sonra verilen raporla 1981’den önce nitelik kaybettiğinde söz edilmesi gerçeğe uygun düşmeyeceği gibi, bu hal 1744 sayılı Yasa uygulamasında öngörülen koşulların gerçekleştiğini de ifade etmez.

O halde, Behçet Canbaz davasının reddi ve buna bağlı olarak Orman Yönetimi tarafından açılan ve orman tahdit sınırı içerisinde bulunan yere ait tapu kaydının iptali isteminin kabulü yolunda karar verilmesi gerekirken, bunun tamamen aksi biçimde hüküm kurulmuş olması Usul ve Yasa´ya aykırıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK.nun 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava orman tahdidine itirazdır.

Yerel Mahkemenin davanın kabulüne dair kurduğu hüküm, Özel Dairece çekişmeli taşınmazı makiliğe tefrik eden Maki Tefrik Komisyonunun yasal dayanağı bulunmadığı ve verdiği kararlar geçersiz olduğu gibi, makilik olarak ayrılan yerlerle ilgili olarak özel kanunlarınca gerçek şahıslar adına oluşturulan tapu kayıtlarının da geçersiz bulunduğu vurgulanarak yöntemince orman nitelik araştırması yapılması gereğine işaretle bozulmuştur.

Oysa “3116 sayılı Orman Kanunu´nun 5653 sayılı Kanun’la değişik 1/e maddesine göre çıkarılan “Makilik ve Orman Sahalarının Birleştiği Yerlerde Orman Sınırlarının Tesbitine Ait Yönetmelik” ile bu yönetmelik uyarınca kurulan maki komisyonlarının ve yaptıkları işlemlerin geçerli olduğu, orman sınırlandırması kapsamında iken söz konusu komisyonlar tarafında makilik olarak belirlenen taşınmazlar hakkında Özel Kanunlar gereğince oluşturulan tapulara değer verilmesi icap ettiği” de 22.3.1996 gün 1993/5 esas, 1996/1 Karar sayılı İnançları Birleştirme kararı gereğidir.

O itibarla yerel mahkemenin belirtilen Yargıtay İnançları Birleştirme kararına da uygun bulunan maki tefrik komisyonu kararının geçerli bulunduğu ve bu yerde 2510 sayılı Yasa uyarınca gerçek şahıs adına oluşturulan tapuya değer verilmesi gerektiğine değinen direnmesi yerindedir. Bu durumda dosya işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Dairesine gönderilmelidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı yerinde ise de, işin esası ile ilgili temyiz itirazlarının tetkiki için dosyanın 20. Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine…

HGK. 29.05.1996 T. E:20-518, K:443


ORMAN SINIRLANDIRAN İŞLEMLERİNE KARŞI İLGİLİLERİ TARAFINDAN AÇILACAK DAVALAR İÇİN TANINMIŞ OLAN SÜRELERİN HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRELER OLDUĞU, KADASTRO YASALARINDAKİ HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRELERİN KABULÜNDEN AMACIN, KAMU DÜZENİNİ KORUMAK OLDUĞU, BELLİ BİR SÜRE GEÇTİKTEN SONRA KADASTRODAN ÖNCEKİ HAKLARA DAYANARAK DAVA AÇILMASININ ÖNLENMESİNİN, UYUŞMAZLIKLARIN SONA ERDİRİLMESİNİN İSTENDİĞİ, HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNÜN SINIRSIZ OLARAK KABULÜNÜN KAMU DÜZENİNİ AKSİ YÖNDE ETKİLEYECEĞİ, HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE İLE MÜLKİYET HAKKI DEĞİL HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNÜN BELLİ BİR SÜRE İLE SINIRLANDIRILDIĞI, BU SÜRELERİN DOĞRUDAN DOĞRUYA KAMU DÜZENİNİ İLGİLENDİRMELERİ NEDENİYLE DAVANIN HANGİ AŞAMASINDA OLURSA OLSUN MAHKEMECE KENDİLİĞİNDEN GÖZETİLMELERİNİN GEREKECEĞİ, BU NİTELİKLERİYLE DAVA ENGELLERİNDEN OLUP İLK ÖNCE İNCELENMESİNİN İCAP EDECEĞİ-

HGK. 20.03.1996 T. E: 20-1086, K: 174

Taraflar arasındaki orman kadastrosunun itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Fethiye Asliye 2. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 15.7.1993 gün ve 1993/195-383 sayılı kararın incelenmesi davalı Orman İdaresi ve davacı vekilleri tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 31.5.1994 gün ve 1994/2549-6191 sayılı ilamı ile ( ..İnceleme dosya kapsamına kararın dayandığı gerekçeye göre davacı tarafın temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Orman yönetiminin temyiz itirazlarına gelince; dava konusu taşınmaz 1744 sayılı yasanın yürürlüğü sırasında orman sınırı içerisine alınmış; buna dair tutanak 10.9.1979 tarihinde ilan edilerek 3373 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 28.5.1987 gününden önce kesinleşmiştir. Her ne kadar sözü edilen yasanın 5. maddesi ile 6831 sayılı orman yasasının 11. maddesinin 1. fıkrası değiştirilerek komisyon kararlarının kesinleşmesinden sonra ilgililerin tapulu taşınmazları bakımından dava hakları 10 yıllık süre içerisinde saklı tutulmuş ise de, yasada bu kuralın geriye yürüyeceğine dair bir hüküm bulunmadığından bu ek dava imkanının evvelce düşmüş olan haklara uygulanmasına olanak yoktur. Mahkemece, bu yön dikkate alınmayarak dinlenme olanağı bulunmayan davanın reddi gerekirken kabulü isabetsizdir... ) mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : 6331 sayılı Orman Kanununun orman kadastrosuna ilişkin hükümleri diğer kadastro yasaları gibi tasfiye amacı güder. Orman sınırlandıran işlemlerine karşı ilgilileri tarafından açılacak davalar için tanınmış olan süreler hak düşürücü sürelerdir. Kadastro yasalarındaki hak düşürücü sürelerin kabulünden amaç, kamu düzenini korumaktır. Belli bir süre geçtikten sonra kadastrodan önceki haklara dayanarak dava açılmasının önlenmesi uyuşmazlıkların sona erdirilmesi istenmiştir. Hak arama özgürlüğünün sınırsız olarak kabulü kamu düzenini aksi yönde etkiler. Hak düşürücü süre ile mülkiyet hakkı değil hak arama özgürlüğü belli bir süre ile sınırlandırılmıştır. Bu sürelerin doğrudan doğruya kamu düzenini ilgilendirmeleri nedeniyle davanın hangi aşamasında olursa olsun mahkemece kendiliğinden gözetilmeleri gerekir. Bu nitelikleriyle dava engellerinden olup ilk önce incelenmesi icap eder. Davada hak düşürücü süre söz konusu ise dava dinlenemez. İşin esası incelenemez. Dava dinlenemeyeceğine göre kadastrodan önce var olan bir kesin hükmün de tartışma konusu yapılması olanağı yoktur.

Orman kadastro komisyonlarının sınırlandırma sırasında kesinleşmiş mahkeme kararlarını dikkate alması bunlara riayet etmesi gerektiği hususu kuşkusuzdur. Dikkate alınmadığı görülmediği yada uygulanması unutulduğu takdirde ilgilileri buna karşı yasanın öngördüğü süre içerisinde tahdide itiraz davası açabilirler. Kesin hükmün varlığı tahdidin kendiliğinden geçersiz olması sonucunu doğurmaz. Yanlışlığın süresinde açılacak bir dava ile düzeltilmesi gerekir.

Somut olayda tahdidin yapıldığı ve kesinleştiği tarihlerde yürürlükte bulunan 1744 sayılı yasayla getirilen değişikliğe göre orman sınırlandırılmasına karşı dava açma süresi bir yıl, davanın açıldığı günde yürürlükte bulunan 3373 sayılı kanun ile değişik 6831 sayılı kanunun 11. maddesinin 1. fıkrasına göre ise, 6 aydır. Aynı fıkrada yapılan son değişiklikle ister kesin hükümle oluşsun ister başka biçimde oluşsun tapu kaydı maliklerine, tahdidin iptali davası açmak üzere 10 yıllık süre tanınmıştır. Bu iki hak arama süresinin dışında nedeni ne olursa olsun süresiz hak arama özgürlüğü tanıyan bir yasa hükmü yoktur. 3373 sayılı yasa ile 10 yıllık hak düşürücü süreye ilişkin kuralın yürürlük tarihinden önce düşmüş olan haklara uygulanacağına dair bir hüküm de getirilmiş değildir. Açıklanan nedenlerle Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen özel daire bozma ilamına uyulmak gerekirken eski hükümde direnilmesi doğru değildir.

O halde usul ve yasaya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı idare temsilcisinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA...

HGK. 20.03.1996 T. E:1995/20-1086, K:174

KARŞI OY YAZISI:

Davacı davalı orman idaresini hasım göstermek suretiyle dava konusu yer ile ilgili olarak kesin hükmün varlığına rağmen yerin yapılan orman tahdidi sonunda orman sınırları içine alınıp işgal edildiğini belirterek iptalini ve işgalin önlenmesini istemiştir. Talep yerel mahkemece kabul edilmiş kararın temyizi üzerine özel daire tahdidin kesinleşmesinden sonra açılan davanın reddine gerektiği gerekçesi ile hükmü bozmuştur. Yerel Mahkemenin direnmesi üzerine Hukuk Genel Kurulunca daire bozmasının yerinde olduğu gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Şöyle ki: Anayasanın 138/4 maddesinden yasama ve yürütme organları ile idare mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar ve idare mahkeme kararlarını hiç bir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez ilkesi yer almış bulunmaktadır.

Somut olayda; yerle ilgili olarak daha önce taraflar arasında ve aynı nedenlerle açılıp kesinleşen bir mahkeme kararının bulunduğu, bu karardan sonra 6831 sayılı orman yasasının 3373 sayılı yasa ile değişik 11. maddesi uyarınca yerde orman tahdidi yapıldığı ve bu tahdit sonunda daha önce alınmış bulunan mahkeme kararına rağmen yerin orman sınırları içine alınıp kesinleştiği görülmüştür. İşte eldeki dava bu kesinleşmeden sonra açılmıştır.

Bilindiği üzere kesin hükmün amacı uyuşmazlıkları kesin bir şekilde çözmektir. Bunda hem kişilerin hem de devletin yararı vardır. Aynı uyuşmazlığın tekrar gündeme gelmesi önlenmiş bulunmaktadır. Bundan dolayıdır ki HUMK.nun 237. maddesinde kesin hükmün koşulları düzenlenmiştir. Kesin hüküm olumsuz bir dava şartıdır. Diğer bir anlatımla kesin hükmün olduğu durumlarda yeni ve ikinci bir dava açılamaz.

Bunun nedeni de yargı kararları ile bir uyuşmazlığın bir defaya mahsus olmak üzere çözümlenmesidir. Çünkü yukarıya aktarılan anayasanın 138/4. maddesi bu hususu açık biçimde emretmektedir. Gerek anılan bu maddeye ve gerekse HUMK.nun 237. maddesinin ve gerekse olaya özgü bulunan orman yasasının 11. maddesini birlikte değerlendirdiğimizde varılacak sonuç şu olmalıdır.

Orman yasasının 11. maddesi ile düzenleme altına alınan konu idari bir nitelik taşımaktadır. Diğer bir anlatımla orman idaresi tamamen kendi denetimi ve takdiri ile teşkil ettirdiği bir komisyona orman sınırlandırmasını yaptırmaktadır. Bunu yaparken Anayasanın 138/4. maddesinde ifade edildiği üzere idare olarak daha önce verilen yargı kararına mutlak madan uymak zorundadır. Tarafı olduğu yargı kararını ve kapsamını bilmediği ileri süremez. Bu karara uymak zorunda olduğu gibi bu kararı kısmen de olsa değiştiremez ve uygulanmasını engelleyemez. Bunun sonucu olarak yaptığı ve idari nitelikte olan tahditle bu karara uymak ve yeri karar gereğince orman tahdit sınırları dışında tutmak zorundadır. Aksi davranışı yargı kararını ihlal ettiği anlamına geleceğinden karara uygun olmayan tahdit yok hükmündedir.

Diğer bir ifade ile yargı kararını değiştirir nitelikte olan tahdit diğer taraf yönünden kesinleşmez. Çünkü bu idari nitelikteki iş yargı kararını ortadan kaldırmaya yönelik olduğu için yok sayılmalı ve tahdidin kesinleştiği de kabul edilmemelidir. Tahdidin kesinleştiği ve artık dava şartının ortadan kalktığından söz edilerek, işin esasının incelenemeyeceğinin ileri sürülmesi yoluyla kesin hükmün yok sayılması kesin hükmün etkinliği ile bağdaşmaz. Kısaca kesin hükmün kendisi bizatihi bir olumsuz dava şartıdır.

Açıkladığım bu nedenlerden dolayı çoğunluğun bozma gerekçesine katılamadığımdan direnme kararının yerinde olduğu işin esası incelenmek üzere dosyanın dairesine gönderilmesi gerektiği kanaatindeyim.

 

 

 

 

 
                                  Sayaç