TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI AVUKATLAR- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
YARGITAY KARARLARI 12 (İCRA İFLAS İŞLEMLERİNİ ŞİKAYET VE ŞARTLARI-İSPAT YÖNTEMİ-EMEKLİ İKRAMİYESİNİN HACZİ-KONUT KREDİSİ- KAMU DÜZENİ - SÜRESİZ ŞİKÂYET-İSTİHKAK DAVASI-TELLALİYE HARCI-ŞİKAYET YOLU İLE TAKİBİN İPTALİ) / 07-08-2012

 İCRA TAKİBİ İTİRAZ EDİLMEMEKTEN DOLAYI KESİNLEŞSE BİLE MENFİ TESPİT DAVASI AÇILABİLİR

19. HUKUK DAİRESİ / E:2003/8950 / K:2004/5704 / T:17.05.2004

Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili aleyhinde davalı tarafından İstanbul 13. İcra Müdürlüğünün 2001/25892 esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, takibin dayanağı bonodaki keşideci imzasının müvekkiline ait olmadığını iddia ederek borçlu olmadıklarının tesbitini talep ve dava etmiştir.

Davalı savunmasında, iddianın asılsız olduğunu takibin kesinleştiğini ve 1, 5 yıl sonra dava açılmasının tahsilatı geciktirmeye yönelik olduğunu beyan ederek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davacıya ödeme emrinin usulüne uygun olarak yapıldığı ve davacının 5 gün içinde ödeme emrine itiraz etmedigi gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hukum davacı vekili tarafından temyiz edilmistir.

Borclu icra takibinden once veya takıp sırasında ( takipten sonra ) borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir. ( İİK.nun 72/1 ) Bu anlamda, borçlunun alacaklının takip konusu yaptığı senedin sahte olduğunun tesbiti için açtığı dava İİK.nun 72. maddesinde yer alan bir menfi tesbit davasıdır.

Diğer yandan odeme emrine itiraz etmemiş ( ve bu nedenle hakkındaki takip kesinleşmiş ) olan borçlu da; borçlu olmadıgının tesbiti için menfi tesbit davası açabilir. Bir baska anlatımla icra takibine borclunun itıraz etmemesi suretiyle icra takibinin kesinleşmesi menfi tesbit davasının açılmasına engel teşkil etmez.

Bu durumda mahkemece, davacının sahtecilik iddiasına yönelik delilleri toplanıp HUMK.nun 308 ve devamı maddeleri uyarınca araştırma ve inceleme yapılarak bir karar verilmek gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 17.5.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.



İCRA İFLAS İŞLEMLERİNİ ŞİKAYET VE ŞARTLARI - İCRA TAKİP TALEBİVE İÇERİĞİ- ÖDEME EMRİNE YAPILAN İTİRAZIN HÜKMÜ- ÖDEME EMRİNE İTİRAZIN KESİN OLARAK KALDIRILMASI

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU ESAS NUMARASI: 2010/12-641 KARAR NUMARASI: 2011/218 KARAR TARİHİ: 27.04.2011

2004 s. İİK/16, 58, 66, 68

ÖZETİ: Borçlu, ödeme emrinin tebliğinden sonra, takibin şekline göre yasal sürede yetki ve esasla ilgili itirazlarını icra dairesine bildir­diği halde, takip talebine ve ödeme emrine şikâyet yoluyla karşı çıkmamıştır. Şu hale göre; borçlunun, takip talebi ve ödeme emri­nin usulsüzlüğü iddiasıyla İcra Mahkemesine şikâyet yoluyla yapılmış bir başvurusu bu­lunmadığı gibi; itirazın kaldırılması aşama­sında yargılamaya katılmamış ve bu yönde bir itirazının da bulunmamış olması karşısında, artık bu hususların incelenemeyeceği kuşku­suzdur. Böyle olunca, eldeki itirazın kaldırıl­ması talebiyle yapılan başvuruda, takibin dayanağı olan kredi kartı kullanımına ilişkin sözleşme ve ihtarnamenin alacaklı tarafça ibrazı ile dayanak belgelerin İcra Mahkeme­since değerlendirilmesinde yasal bir engel bulunmamaktadır. Burada artık mahkemece yapılacak iş; isteğin, hukuki nitelikçe itirazın kaldırılması olması da gözetilerek, icra dos­yası ve aşamalarda alacaklı vekilince ibraz edilen belgeler çerçevesinde inceleme yapıla­rak, sonuca varmak olmalıdır

Taraflar arasındaki ‘‘İtirazın kaldırılması’‘ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 4.İcra Mahkemesince isteğin reddine dair verilen 30.07.2008 gün ve 2008/395 E- 2008/930 K. sayılı kararın incelenmesi istekli/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 27.01.2009 gün ve 2008/21480- 2009/1632 K. sayılı ilamı ile; 

(‘‘...Alacaklı vekili tarafından, borçlu aleyhine ilamsız takibe geçilmiş, ödeme emrinin tebliği üzerine borçlu tarafından süresinde takibe itiraz edildiğinden, alacaklı vekili iş bu itirazın kaldırılması talebinde bulunmuştur.

Alacaklı taraf takip talebinde ve ödeme emrinde borcun sebebi olarak kredi kartı alacağını göstermiştir. İtirazın kaldırılması aşamasında kredi kartı kullanımına ilişkin sözleşme ve ihtarname ibraz edilmiştir.

İİK.nun 58/5.maddesi gereğince alacaklı belgeye dayanmakta ise, belgenin aslının veya onaylı örneğinin takip talebi anında icra dairesine sunulması zorunludur. Alacaklının bu hükmün gereğini yerine getirmemesi halinde, borçlunun şikayet yoluyla ödeme emrini iptal ettirme hakkı vardır.

Somut olayda, takip talebine ve ödeme emrine dayanak belgenin eklenmediği yolunda süresinde Mahkemeye yapılmış bir şikayet olmadığından, artık itirazın kaldırılması aşamasında bu eksiklik nazara alınamaz (HGK. nun 23/05/2001 tarih 2001/12-428 esas 426 karar).

Mahkemece, öncelikle yetki itirazı incelenerek yerinde görülmediği takdirde, itirazın esası incelenerek oluşacak duruma göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir...’‘) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı: İstek, itirazın kaldırılması istemine ilişkindir.

İcra Mahkemesince, ‘‘takip dosyasında kat ihtarnamesi takip dosyasına sunulmadığı gibi takip talebinde buna dayanıldığı hususunda da beyan bulunulmadığı, bu durumda alacaklı İİK.nun 68. maddesine dayanamayacağından, görev itibariyle icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını talep edemeyeceği’‘ gerekçesiyle‘‘itirazın kaldırılması talebinin reddine’‘ dair verilen karar,

Özel Daire’ce yukarıda yazılı nedenle bozulmuştur.

İcra Mahkemesi ‘‘icra takibinde salt alacak sebebini bildiren ve hiçbir belge eklemeyen alacaklının, itirazın kaldırılması aşamasında kat ihtarnamesine dayanması ve buna göre icra mahkemesine başvurması olanağı bulunmadığı’‘gerekçesiyle direnme kararı vermiştir.

İstekli/alacaklı banka tarafından karşı taraf/borçlu aleyhine girişilen ilamsız icra takibinde, takip talebi ve buna uygun düzenlenen ödeme emrinde ‘‘6.393,67 YTL asıl alacak ve işlemiş faiz ile giderler toplamı 8.592,78 YTL alacağın’‘ tahsili talep edilmekle birlikte, borcun sebebi olarak salt ‘‘kredi kartı alacağının’‘ bildirildiği ve takip talebine dayanak belgelerin eklenmediği çekişmesizdir.

Ödeme emrinin tebliği üzerine borçlu tarafından süresinde yetkiye, borca ve faizine itiraz edildiği ve fakat ödeme emri ve takip talebine dayanak belge eklenmediğine dair şikayet yoluna başvurulmadığı; alacaklı tarafça itirazın kaldırılması istemiyle İcra Mahkemesine yapılan eldeki başvuruda, yargılama aşamasında alacaklı vekilince dayanak belgeler olan kredi kartı sözleşmesi ve hesap kat ihtarnamesinin ibraz edildiği de uyuşmazlık dışıdır.

Uyuşmazlık; takip talebinde ve ödeme emrinde borcun sebebi olarak kredi kartı alacağını gösteren istekli/alacaklının, dayanak hiçbir belge eklememiş ve borçlu tarafça da bu yönde süresinde mahkemeye şikayette bulunulmamış olması karşısında; kredi kartı kullanımına ilişkin sözleşme ve ihtarnamenin eldeki yargılama aşamasında ibraz edildiği de göz önünde bulundurularak; takip talebine ve ödeme emrine dayanak belgenin eklenmediği yolundaki eksikliğin, itirazın kaldırılması aşamasında nazara alınıp alınamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere genel haciz yolu ile takip, alacaklının icra dairesine yapacağı bir takip talebi ile başlar. Takip talebinin geçerli olması ve buna dayanarak icra dairesinin borçluya ödeme emri gönderebilmesi için, takip talebinde bulunması gereken kayıtlar, takip talebinin şartları olarak adlandırılmaktadır.

Takip talebinde bulunması gereken zorunlu unsurlar 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 58. maddesinde düzenlenmiş olup; anılan maddede sıralanan diğer unsurların yanı sıra, maddenin ikinci fıkrasının dördüncü bendi gereği borcun sebebinin gösterilmesi ve üçüncü fıkrası uyarınca da ‘‘Alacak belgeye dayanmakta ise, belgenin aslının veya alacaklı yahut mümessili tarafından tasdik edilmiş, borçlu sayısından bir fazla örneğinin takip talebi anında icra dairesine tevdii…’‘ zorunludur.

İcra dairesi, İcra ve İflas Kanunu’nun 58. maddesinde sıralanan unsurları taşıyan bir takip talebini kabul etmek ve buna dayanarak ödeme emri göndermek zorundadır. Buna karşılık, icra müdürünün Kanunda yer alan unsurları taşımayan bir takip talebini kabul etmemesi gerekir. Şayet kabul eder ve borçluya ödeme emri gönderirse, işte bu halde borçlu İcra Mahkemesine başvurarak şikayet (m.16) yolu ile takibin iptalini sağlamalıdır.

Diğer yandan; ilamsız icra prosedürü içinde itirazın kaldırılması, borçlunun itirazıile duran (m.66) ilamsız icra takibine devam edilmesini sağlayan bir yol olup, bir dava niteliğinde değildir. Bu cümleden olarak itirazın kaldırılması,borçlunun borcu olup olmadığının tespit edilmesine yarayan bir yol olduğundan, icra mahkemesinin incelemesi, itirazın iptali davasına oranla daha basit ve sınırlıdır. O nedenledir ki alacaklı, alacağını yalnız İcra ve İflas Kanunu’nun 68. maddesindeki belgelerden biri ile ispat edebilir.

Bu noktada alacaklı; takibe konu alacağı belgeye dayalı olduğu halde, belge aslını veya örneğini takip talebi anında icra dairesine ibraz etmesine dair yasal zorunluluğu (m.58/3) yerine getirmeden giriştiği ilamsız takibe itiraz üzerine İcra Mahkemesinden itirazın kaldırılmasını talep etmiş ise; alacaklı yönünden ispat vasıtası olan belgelerin verilmemesine dair takip talebi ve ödeme emrindeki bu noksanlığın, itirazın kaldırılması aşamasında değerlendirilmesi olanaksızdır.

Bir diğer ifadeyle, İcra ve İflas Kanunu’nun 58. maddesinde öngörülen takip talebi şartlarının eksikliği ve buna dayalı ödeme emrine karşı çıkılması, aynı Kanunun 16. maddesi doğrultusunda İcra Mahkemesine yapılacak şikayetle olanaklıdır. Söz konusu takip talebi ve ödeme emrine şikayet yoluyla karşı çıkılmaması halinde, bu şikayet itirazın kaldırılması aşamasında değerlendirilemez.

Somut olayda; takip talepnamesinde ve ödeme emrinde, ‘‘kredi kartı alacağını’‘ borcun sebebi olarak gösteren alacaklı, alacağın bağlı olduğu belgeleri açıklamamış ve dayanak belgeleri icra dairesine vermemiş ise de; borçlunun itirazı üzerine başvurduğu itirazın kaldırılması aşamasında, kredi kartı kullanımına ilişkin sözleşme ve hesap kat ihtarnamesini İcra Mahkemesine ibraz etmiştir.

Buna karşılık borçlu, ödeme emrinin tebliğinden sonra, takibin şekline göre yasal sürede yetki ve esasla ilgili itirazlarını icra dairesine bildirdiği halde, takip talebine ve ödeme emrine şikayet yoluyla karşı çıkmamıştır.

Şu hale göre; borçlunun, takip talebi ve ödeme emrinin usulsüzlüğü iddiasıyla İcra Mahkemesine şikayet yoluyla yapılmış bir başvurusu bulunmadığı gibi; itirazın kaldırılması aşamasında yargılamaya katılmamış ve bu yönde bir itirazının da bulunmamış olması karşısında, artık bu hususların incelenemeyeceği kuşkusuzdur.

Böyle olunca, eldeki itirazın kaldırılması talebiyle yapılan başvuruda, takibin dayanağı olan kredi kartı kullanımına ilişkin sözleşme ve ihtarnamenin alacaklı tarafça ibrazı ile dayanak belgelerin İcra Mahkemesince değerlendirilmesinde yasal bir engel bulunmamaktadır.

Burada artık mahkemece yapılacak iş; isteğin, hukuki nitelikçe itirazın kaldırılması olması da gözetilerek, icra dosyası ve aşamalarda alacaklı vekilince ibraz edilen belgeler çerçevesinde inceleme yapılarak, sonuca varmak olmalıdır.

Hal böyle olunca; aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekirken, isabetsiz teşhis ve değerlendirmeye dayalı itirazın reddine dair önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

 



İSPAT YÖNTEMİ

YHGK E: 2007/19-918 K: 2007/960 T: 12.12.20071

ÖZET: Bono’nun bedelsiz olduğunu iddia eden davacı bu iddiasını yazılı delil ile ispatlamak

zorundadır.

Taraflar arasındaki "menfi tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 18.06.2004 gün ve 2003/905-2004/408 sayılı kararın incelenmesi

Davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 7.03.2006 gün ve 2005/7532-2006/3094 sayılı ilamı ile; ("…Dava, icra takibine konu iki adet bonodan dolayı, borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.

Davalı vekili, kooperatifin inşaatını yaparken nakit sıkıntısına düşünce müvekkilinden borç para istediklerini, borç para karşılığı senet alındığını belirterek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, benimsenen bilirkişi raporuna göre davanın kabulüne, icra takip dosyasında takip konusu yapılan bonoların ve işbu takibin iptaline, takip değeri 34.250.000.000.-TL.nin % 40´ı tazminatın takip kötü niyetli olduğundandavalıdan tahsili ile kooperatifçe ödenmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Dava konusu bonoların ihdas nedeni hanesinde "nakden" ibaresi bulunmaktadır. Davalı, bononun borç para karşılığında düzenlendiğinisavunmuş, davacı ise, karşılıksız olduğunu iddia etmiştir. Bonoların kooperatifi temsile yetkili çift imzayı ihtiva ettiği ihtilafsızdır. Bu durumda, bononun bedelsiz olduğunu iddia eden davacı, bu yöndeki iddiasını HUMK.’un 290. maddesi uyarınca yazılı delille kanıtlamakla yükümlüdür. Yazılı delil sunulamaması halinde ise, dava dilekçesinde "her türlü delil" denilerek yemin deliline de dayanılmış olduğundan, davacının davalıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir...") gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu´nca da benimsenen özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz - itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’un 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 12.12.2007 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

 


EMEKLİ İKRAMİYESİNİN HACZİ

YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ ESAS:  2010/2308-  KARAR: 2010/4023 - KARAR TARİHİ: 23.02.2010

Yargıtay,emekli ikramiyesinin kayıt ve sınırlama olmaksızın tamamının haczi kabildir.

ÖZET: Emekli Sandığınca şartları oluştuğunda toptan ve bir defada ödenmekte olan emekli ikramiyesinin kayıt ve sınırlamalara tabi tutulmaksızın tamamının haczi kabildir. Mahkemece şikayetin reddi gerekir.

(2004 S. K. m. 82, 83) (5510 S. K. m. 88, 93)

Dava ve Karar: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

5510 Sayılı Kanunun 17.4.2008 tarih ve 5754 Sayılı Kanunun 56. maddesi ile değişik 93. maddesinin birinci fıkrasına göre, bu kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri 88. maddeye göre takip ve takibi gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez. Emekli Sandığınca şartları oluştuğunda toptan ve bir defada ödenmekte olan emekli ikramiyesi, anılan madde kapsamında sayılan gelir, aylık ve ödenek niteliğinde olmadığı gibi, bu paranın haczedilemeyeceği yönünde gerek 5510 Sayılı Kanunda gerekse İİK. nun 82 ve 83. maddelerinde herhangi bir hüküm de bulunmamaktadır. Bu durumda emekli ikramiyesinin anılan kanun ve maddelerde gösterilen kayıt ve sınırlamalara tabi tutulmaksızın tamamının haczi kabildir. O halde mahkemece şikayetin reddi gerekirken kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

Sonuç: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 23.02.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

 


KONUT KREDİSİ, İPOTEĞİN KALDIRILMASI, ERKEN ÖDEMEYE RAĞMEN BORCUN KAPATILMAMASI

YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2010/14508 KARAR NO: 2011/7290

Taraflar arasındaki ipoteğin kaldırılması davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı, davalı bankadan 14/07/2008 tarihli konut kredisi finansman sözleşmesi ile kredi aldığını, kredinin teminatı olarak satın alınan taşınmaz üzerinde 15/07/2008 tarihinde 70.487- TL miktarlı 1. dereceden ipotek tesis edildiğini, kredi borcunu erkenden ödediğini ancak davalı bankanın hesabı bir türlü kapatmadığını, kredi sözleşmesinden kaynaklanan tüm borç ( anapara, faiz, komisyon, sigorta primleri, erken ödeme cezaları vs. ) tümüyle ödenmesine rağmen ipoteğin kaldırılması için 350-TL masraf istendiğini ileri sürerek, kredi sözleşmesinden kaynaklanan tüm borcun ödenmiş olması nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, sözleşmenin haksız şart niteliğindeki 3.maddesinin iptaline, ipoteğin varlığını ve devamını gerektirecek koşullar ortadan kalktığından ipoteğin fekkine, davalı tarafça sebep olunan 63,43- TL noter masrafının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

            Davalı, ipoteğin kaldırılması için gereken 350-TL masrafın davacı tarafından ödenmediğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 3. maddesine göre ipoteğin fekki için gereken masrafların davacı tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığını, miktar olarak Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne başvurulması gerektiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.

            Mahkemece, 4077 sayılı Kanun’un 22.maddesine göre dava tarihi itibariyle Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne başvuru sınırının 936-TL olduğu, davacının talebini 350-TL borçlu olmadığının tespiti ile sınırladığı, Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne başvurunun zorunlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1-Davacı, dava dilekçesinde, kredi sözleşmesinden kaynaklanan tüm borcun ödenmiş olması nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, sözleşmenin haksız şart niteliğindeki

3.maddesinin iptaline, ipoteğin varlığını ve devamını gerektirecek koşullar ortadan kalktığından ipoteğin fekkine, 63,43-TL noter masrafının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş; davacı vekili duruşmadaki beyanında, davanın, davacının davalı bankaya 350-TL borçlu olmadığının tespiti olduğunu bildirmiştir. Mahkemece, davacının davasını  350-TL borçlu olunmadığının tespiti ile sınırlandırdığı, 4077 sayılı Kanun’un 22.maddesine göre dava tarihi itibariyle Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne başvuru sınırının 936-TL olduğu, davacının talebine göre Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne başvurunun zorunlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki,  davacının talepleri dava dilekçesinde açıkça belirtilmiş olup, 350-TL ipoteğin kaldırılması masrafı nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti de bu taleplerden birisini oluşturmaktadır. Davacının talepleri davanın tarafları arasında muaraza çıkaracak nitelikte olup, talebin sadece 350-TL borçlu olunmadığının tespiti şeklinde açıklanması sonuca etkili değildir. Davanın muarazanın giderilmesine yönelik olması nedeniyle mahkemece verilen kararın da kesin olduğundan bahsedilemez. Hal böyle olunca mahkemenin hükmün kesin olduğuna dair kararının kaldırılarak temyiz incelemesinin yapılmasına karar verilmesi gerekmiştir.

            Kararın esastan incelenmesinde; Davacının talepleri davanın tarafları arasında muaraza çıkaracak nitelikte olup, davayı görmekle Tüketici Mahkemesi görevlidir. Mahkemece, işin esasına girilerek davacının her bir talebi hakkında hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, miktar itibariyle Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne başvurunun zorunlu olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektir.

            2-Bozma nedenine göre davalının tüm, davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

            SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bent gereğince davalının tüm, davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 1,25 TL kalan hacın davalıdan alınmasına, 05.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


OTO KREDİSİNİN ERKEN KAPATILMASI NEDENİYLE FAZLA ÖDEME

YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2010/16858 KARAR NO: 2011/532

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı 11/04/2006 tarihinde davalı bankadan 35.000,00 TL ve 48 ay vadeli araç kredisi kullandığını, 23.taksit ödemesi öncesi davalı banka yetkilileri ile görüşerek kalan borç tutarı olan 20.963,00 TL´yi " Oto Kredisi Kapatması " açıklamasını ekleyerek EFT ile ödediğini, 23/09/2009 tarihinde borcum yoktur yazısının talebi ile davalı banka tarafından 6.765,00 TL daha borcu olduğunun beyan edildiğini, bu miktarı ihtirazı kayıt ile yatırmak zorunda kaldığını ileri sürerek, fazladan ödemek zorunda bırakıldığı 6.765,00 TL´nin avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı, bankaya yazılı veya sözlü başvuruda bulunulmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm,  davacı  tarafından  temyiz edilmiştir.

Davacının, davalı bankadan 48 ay vadeli 35.000,00 TL araç kredisi kullandığı ve 23. taksite kadar önceki taksitlerin süresinde ödendiği taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmadığı gibi dosya kapsamı ile de sabittir. 13.3.2008 tarihinde, 20.963,00 TL’nin " Oto Kredisi Kapatması " açıklamasıyla  EFT ile ödediğini de banka dekontundan anlaşılmaktadır. Mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda, kredinin erken kapatılması için, yazılı müracaatın bulunmadığı, davacının otomatik fatura ödeme talimatı doğrultusunda diğer borçlarının ödendiği, bankanın sorumlu olmadığı bildirilmiş olduğu görülmüştür.Öncelikle belirtmek gerekirse, taraflar arasında düzenlenen sözleşmede,kredi borcunun erken kapatılmasının istenmesi durumunda, herhangi bir şekil şartının öngörülmediği anlaşılmaktadır. Ayrıca Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın 1.8.2003 tarih ve 25186 sayılı resmi gazetede yayınlanan “Tüketici kredisinde erken ödeme indirimi ve kredinin yıllık maliyet oranını hesaplama usul ve esaslar hakkında yönetmelik” yönetmeliğinin 5.maddesinde, Tüketicinin kredi verene borçlandığı toplam miktarı önceden ödeyebileceği gibi aynı zamanda  bir yada birden çok taksit ödemesinde bulunabileceğini belirtilmiştir. Davacının 13.3.2008 tarihinde kalan kredi miktarını ödediği dosya kapsamı ve bilirkişi raporu ile sabittir.O halde mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksine düşüncelerle reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 06.04.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


KONUT KREDİSİ, KAPANAN KREDİDEN ALINAN DOSYA MASRAFI, KOMİSYON VE SİGORTA BEDELİNİN HAKSIZ OLDUĞU

YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2011/357 KARAR NO: 2011/7678

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı, 26.12.2006 tarihinde davalı bankadan konut kredisi kullandığını ve 08.09.2009 tarihinde borcunu kapattığını, bankanın kendisinden 1.000 TL dosya masrafı, 667 TL komisyon ve 488 TL sigorta bedeli aldığını, kesintilerin haksız olduğunu ve müzakere yapılmadan alındığını ileri sürerek yasal faizi ile tahsilini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, masrafların davacıdan tahsil edilmesinde hukuka aykırı bir hususun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, davalı banka tarafından dosya masrafları v.s. adı altında tahsilat yapılmasının hukuka aykırı olduğunu ve müzakere edilmeden yapıldığını ileri sürerek 2.155-TL’nin tahsiline karar verilmesi talebi ile dava açmıştır. Mahkemece, Tüketici Kredisinde Erken Ödeme İndirimi ve Kredinin Yıllık Maliyet Oranının Hesaplanması Hakkındaki Yönetmeliğin 5,7,8.maddeleri ile taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 2. maddesi ile 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 10.maddesi hükümleri incelendiğinde davacıdan alınan komisyon, sigorta ve masrafın kanuna aykırı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 Sayılı Kanunla değişik 6. maddesi ile sözleşmelerdeki haksız şart düzenlenmiş ve "Satıcı ve sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır. Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu her türlü sözleşmede yer alan haksız şartlar tüketici için bağlayıcı değildir. Eğer bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir. Sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesinden standart sözleşme olduğu sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin kalan kısmına bu maddenin uygulanmasını engellemez. Bir satıcı veya sağlayıcı, bir standart şartın münferiden tartışıldığını ileri sürüyorsa bunu ispat yükü ona aittir. 6/A, 6/B, 6/C, 7, 9, 9/A, 10, 10/A ve 11/A maddelerinde yazılı olarak düzenlenmesi öngörülen tüketici sözleşmeleri en az oniki punto ve koyu siyah harflerle düzenlenir ... " hükmü, yine 4077 Sayılı Kanunun değişik 6 ve 31 maddelerine dayanılarak hazırlanan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesinde "satıcı, sağlayıcı veya kredi veren tarafından tüketici ile akdedilen sözleşmede kullanılan haksız şartlar batıldır" hükmü getirilmiştir.

Taraflar arasında düzenlenen 26.12.2006 tarihli sözleşmenin 3. maddesinde, “Kredili müşteri ve kefiller banka tarafından düzenlenecek tarife/çizelgeye göre Bankanın talep edeceği her türlü ücret, komisyon ve masrafları … ihbara gerek kalmaksızın Bankaya ödemekle yükümlü olduklarını kabul ve taahhüt ederler.” düzenlemesi mevcuttur. Ancak, bu ücret ve masrafların hangi nedenlerle alınacağına dair sözleşmede açıklayıcı bir hüküm bulunmamaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, davalı banka sadece kredinin verilmesi için zorunlu olan masrafları tüketiciden isteyebilir. Kredi verilmesi için gereken zorunlu masrafların neler olduğu konusunda ispat yükü ise davalı bankaya aittir. Aksi halde, diğer ücret ve masraflar başlığı altında maktuen belirlenen bir miktarın tüketiciden alınacağına dair hükmün yukarıda açıklanan yasa ve yönetmelik hükümleri karşısında haksız şart olduğunun kabulü gerekir. Öyle olunca mahkemece, davalı bankadan bu yönde delilleri sorulduktan sonra, konusunda uzman bilirkişi ya da heyetinden kredinin kullanılması için zorunlu masrafların neler olduğunun ve miktarının tespiti için bilirkişi raporu alınması ve hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken bu yönler gözetilmeksizin eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, 10.5.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


YENİ ÇEK KANUNUNUN BANKACILIK UYGULAMALARINA ETKİLERİ

İLERİ KEŞİDE TARİHLİ ÇEKLERİN İBRAZI 31.12.2017 TARİHİNE KADAR YASAKLANMIŞTIR.

Türk Ticaret Kanunumuzda yer alan “çekte vade olmaz, çek görüldüğünde ödenir” düzenlemelerine rağmen keşideciler çekin üzerine düzenlenme tarihi olarak ileride gelecek olan bir tarihi yazarak, çekte vade uygulamasını fiilen gerçekleştirmektedirler. Hamil de çeki bu şekilde kabul ederek esasen çekin üzerinde yazılı vadeyi kabul etmiş olmaktadır. Ancak yaşanan genel ekonomik krizler esnasında hamillerin ellerinde bulunan ileri keşide tarihli çekleri Ticaret Kanunu’nun “çek ibrazında ödenir” hükmü gereğince bankalara (üzerinde yazılı keşide gününden önce) ibraz etmelerinin, keşidecilere dolayısıyla reel sektör ve ekonomiye etkisi sebebi ile 2009 yılından bu yana çıkarılan yasal düzenlemelerle ileri keşide tarihi taşıyan yani bir anlamda vade içeren çeklerin üzerinde yazılı gününden (vadesinden) önce ibrazı yasaklanmaktadır. Eski düzenlemeye göre 31.12.2011 tarihinde sona ermiş olan ibraz yasağı, bu yasa değişikliği ile 31.12.2017 tarihine kadar uzatılmıştır. İbraz yasağının 31.12.2017 tarihine kadar uzatılmış olması nedeni ile bu tür çekler teminata alınır iken daha hassas davranılması gerekmektedir.

ÇEKİN BASKI ŞEKLİNE “BASIM TARİHİ” EKLENMİŞTİR.

5941 sayılı mevcut Çek Kanunu’nun 2/7 inci hükmünde her bir çek yaprağında yer alması gereken unsurlar sayılmaktadır. Yeni Kanun değişikliği ile bu unsurlar arasına “Çekin Basıldığı Tarih” de eklenmiştir. Yasa değişikliğinin resmi gazetede yayımlanmasından itibaren 1 ay içinde Merkez Bankası’nca çıkarılacak bir tebliğ ile çek yapraklarında “baskı tarihine” yer verilmesine ilişkin usul ve esaslar belirlenecektir. Bankalar en geç 31.12.2012 tarihine kadar tebliğe uygun şekilde üretilmiş çek karnelerinin kullanımına geçmek zorundadırlar. Diğer bir deyiş ile Bankaların 31.12.2012 tarihinden sonra müşterilerine verecekleri çek karnelerinin basım tarihi içermesi zorunludur.  Yeni yasa ile bankalar ayrıca stoklarında bulunan henüz müşterilere verilmemiş eski tip çek karnelerini imha etmek ile de yükümlü tutulmuştur.

BANKALARIN ÇEK BEDELİNİN BİR KISMINI HAMİLE ÖDEMEK ŞEKLİNDEKİ KANUNİ SORUMLULUKLARI ARTTIRILMIŞTIR.

Çek Yasasının 3 üncü maddesinde, bir çek ibraz edildiğinde, hesapta çek tutarını kısmen veya tamamen karşılamaya yeter bakiyenin bulunmaması durumunda, muhatap bankanın çek bedelini aşmamak kaydı ile hamile 600-TL ödemek ile yükümlü olduğu düzenlenmektedir.  Banka sorumluluk meblağı olan bu tutar Merkez Bankası tarafından 2011 yılı için 655-TL’sine, 2012 yılı başında ise 725-TL’sine yükseltilmiştir.

Banka sorumluluk meblağı olan 725-TL yeni yasa değişikliği ile 1.000-TL’sine çıkarılmaktadır. Bankaların her bir çek yaprağı başına kanuni sorumluluk tutarının 1.000-TL’sine çıkarılması,  bu sorumluluk tutarları nedeni ile doğan gayri nakdi kredi riskinin ve ayrılacak özel karşılıkların artmasına neden olacaktır.

BANKALARIN ÇEK BEDELİNİN BİR KISMINI HAMİLE ÖDEMEK ŞEKLİNDEKİ KANUNİ SORUMLULUKLARI SÜRE İLE SINIRLANDIRILMIŞTIR.

Yeni yasa değişikliği ile Bankaların her bir çek yaprağı için belirli bir tutar ödeme yükümlülüğü süre ile sınırlandırılmıştır. Yasa değişikliğinin yürürlüğünden itibaren yayımlanacak TCMB tebliğine göre basılacak olan yani üzerinde baskı tarihi yer alacak olan çekler için bu süre 5 yıl olarak belirlenmiştir. Bu çeklerin üzerinde yazılı baskı tarihinden itibaren 5 yıl içinde ibraz edilmemesi halinde, bankaların o çeke ilişkin kanuni ödeme sorumluluğu sona erecektir.

Yasa değişikliği, üzerinde baskı tarihi içermeyen eski çeklere ilişkin Banka sorumluluğunun ise 30.06.2018 tarihinde sona ereceğini düzenlemektedir.

Bankaların her bir çek yaprağı için ödemek ile sorumlu oldukları  kanuni sorumluluk tutarları nedeni ile Bankalarca müşterilerine çek karneleri teslim edilir iken  hem müşteri adına gayri nakdi kredi riski açılmakta  hem de  Karşılıklar Yönetmeliği gereğince karşılık ayrılmaktadır. Çek karnelerini teslim alan müşterilerin bazen uzun yıllar boyunca çek yapraklarını kullanmamaları veya uzun yıllar sonrasına keşide tarihli çekler düzenlemeleri veya çeki ibraz etmekle birlikte Banka sorumluluk tutarını tahsil etmemiş olmaları sebebi ile Bankaların kayıtlarındaki gayri nakdi kredi riskleri belirsiz süreler ile açık kalmakta aynı şekilde bu çekler için yine belirsiz süreler ile karşılık ayrılmak durumunda kalınmaktadır. Üzerinde baskı tarihi olan ve olmayan çekler için yukarıda belirtilen tarihlerde banka sorumluluğunun sona ermesi ile birlikte bu çek yaprakları için açılan gayri nakdi kredi riskleri kapatılarak, karşılık ayrılmasına son verilebilecektir.

ÇEK HESAPLARININ AÇILIŞINDA ADLİ SİCİL KAYDI ALINMASI ZORUNLULUĞU KALDIRILMIŞTIR.

Bankalar çek hesabı açılır iken müşterilerinin çek yasaklısı olup olmadığını kontrol etmek zorundadırlar. Mevcut Çek Kanunu bu yasaklılık kontrolünün Bankalarca, müşterinin “adli sicil kayıtlarının” temin edilmesi sureti ile yapılacağını düzenlemekte idi. Yeni yasa değişikliği ile yasaklılık kontrolünde adli sicil kayıtlarını temin zorunluluğu kaldırılmış yerine TCMB kayıtlarının esas alınacağına ilişkin düzenleme getirilmiştir.

6-ZAMANAŞIMI 6 AYDAN ÜÇ YILA ÇIKARILMIŞTIR.

Yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 726’ıncı maddesinde, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun ise 814’üncü maddesinde düzenlenen zamanaşımı hükmünde,  hamilinin, çek borçlularına karşı sahip olduğu başvurma haklarının, ibraz süresinin bitiminden itibaren altı ay geçmekle zamanaşımına uğrayacağı düzenlenmektedir. Yeni yasayla yukarıda anılan Ticaret Kanun’larının ilgili hükümlerinde değişiklik yapılarak 6 aylık zamanaşımı süresi poliçe ve bonoda olduğu gibi 3 yıla çıkarılmıştır.

Değişiklik dolayısıyla, Banka hesaplarına ibraz edilen çeklerde, hesapta kısmı karşılık bulunması ve hamil tarafından bu kısmı karşılığın kabul edilmemesi halinde hamil lehine uygulanan bloke süresinin de 3 yıla çıkarılması gerekecektir.

KARŞILIKSIZ ÇEK İÇİN ADLİ PARA CEZASI (ÖDENMEMESİ HALİNDE HAPİS CEZASI) YERİNE İDARİ YAPTIRIM DÜZENLENMİŞTİR

5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. Maddesi’nde yapılan değişiklik ile madde başlığında yer alan “Ceza Sorumluluğu” ifadesi kaldırılmış madde metninde sadece çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına ilişkin düzenlemeler korunmuştur. Buna göre; karşılıksız çek düzenlenmesi halinde hamilin şikâyet hakkı kaldırılmış bunun yerine savcılıktan “çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilmesi” talebinde bulunma hakkı tanınmıştır. Bu başvuru da 6 aylık süreye tabi tutulmuştur. Yeni uygulama ile, hamilin talebi üzerine Cumhuriyet savcısı tarafından her bir çek yaprağı için çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verileceği düzenlenmiştir. Ayrıca dolandırıcılık amacıyla karşılıksız çek keşide edilmesi halinde keşideci hakkında dolandırıcılık suçu nedeniyle cezai takibat yapılabilecektir.

Yasak kararlarına karşı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun kanun yoluna ilişkin hükümlerinin uygulanması düzenlenmiştir. Buna göre de, Savcılık kararına karşı 15 günlük süre içerisinde hamil veya keşideci Sulh Ceza Mahkemesi’ne başvurabilecektir. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararının TCMB kayıtlarına işlendiği tarihten itibaren 10 yıl geçmesiyle Merkez Bankası tarafından res’en silineceği ve bunun ilan edileceği düzenlenmiştir. 10 yıllık süre dışında çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tamamen ödenmesi halinde ve ayrıca hamilin talebini geri alması halinde de yasak kararının kaldırılacağı düzenlenmiştir.

Yeni değişiklikle mevcut karşılıksız çek şikâyetleri ile ilgili olarak soruşturma aşamasındaki dosyalarda savcılıklarca, yargılama aşamasındaki dosyalar için mahkemelerce  çek hesabı açma ve çek düzenleme yasağı kararı verilecektir. Yargıtay aşamasındaki dosyalar ise mahkemelerine iade edilecek ve mahkemeler tarafından duruşma yapılmaksızın yasaklama kararı verilecektir.

MATBU HAMİLİNE ÇEK DEFTERİ YAPRAĞI KULLANMADAN ÇEK ÜZERİNE EL YAZISI İLE HAMİLİNE YAZILARAK ÇEK KEŞİDESİ HALİNDE HAPİS CEZASI KALDIRILMIŞ OLUP, YERİNE  İDARİ YAPTIRIM GETİRİLMİŞTİR.

5941 sayılı Çek Kanunu’nun 7. Madde 9. fıkrasında yapılan değişiklik ile;  matbu hamiline çek defteri yaprağını kullanmadan el yazısı ile “hamiline” yazarak çek düzenleyen kişi hakkında, bu aykırılığı içeren her bir çekle ilgili olarak, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı düzenlemesi yerine, her bir çek için Cumhuriyet Savcısı tarafından 300,00TL’sından 3.000,00TL’na kadar idari para cezasına karar verileceği düzenlenmiştir.

 


 

SATIŞ İLANININ TÜM BORÇLULARA TEBLİĞİ HAKKINDA‏

ÜST SINIR İPOTEĞİ - KREDİ SÖZLEŞMESİ - ŞAHSİ SORUMLULUK - SATIŞ İLANI TEBLİĞİ

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2010/9021 K. 2010/22415 T. 7.10.2010

4721/m.851

ÖZET : Taşınmaz üzerindeki ipotek kredilerin teminatı olarak verilen üst sınır ipoteğidir. M.K´nun 851 maddesi nazara alındığında bu ipoteğin güvence altına aldığı alacak ipoteğin sebebini teşkil eden kredi sözleşmelerindeki borcun doğumuna bağlıdır. Bir başka deyişle kredi sözleşmesindeki borç doğmuş, borçluya kredi verilmiş ise ipotek hayatiyet kazanır. Bu nedenledir ki kredi sözleşmesinin borçlusunun ve müşterek borçlu müteselsil kefilin paraya çevrilen ( satışı yapılan taşınmazla ilgili ) ipotekle doğrudan ilişkisi vardır Kredi sözleşmesinin borçlusu ve müşterek borçlu müteselsil kefili durumundaki şahıslar ipotekli taşınmazın satış bedeli kadar borçtan kurtulurlar bakiye borç için borçtan şahsen sorumlulukları devam eder. Şikayetçi satışı yapılan taşınmazın maliki değil ise de, taşınmazın temin ettiği kredi alacağının müşterek borçlu müteselsil kefili durumundadır. Bu nedenle şahsi sorumluluğu bulunup borçlu sıfatı taşıdığından kendisine satış ilanı tebliği zorunludur. Borçluya satış ilanı tebliğ edilmemesi başlı başına ihalenin feshi nedeni olduğundan mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekir. DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü: KARAR : İstanbul Beşiktaş Dikilitaş Mahallesi ... parsel 1. Bodrum 1 nolu bağımsız bölümdeki taşınmaz ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibe konu edilerek satışı yoluna gidilmiştir. Taşınmaz üzerindeki ipotek kredilerin teminatı olarak verilen 200.000.000.000 TL bedelli üst sınır ipoteğidir. M.K´nun 851 maddesi nazara alındığında bu ipoteğin güvence altına aldığı alacak ipoteğin sebebini teşkil eden kredi sözleşmelerindeki borcun doğumuna bağlıdır. Bir başka deyişle kredi sözleşmesindeki borç doğmuş, borçluya kredi verilmiş ise ipotek hayatiyet kazanır. Bu nedenledir ki kredi sözleşmesinin borçlusunun ve müşterek borçlu müteselsil kefilin paraya çevrilen ( satışı yapılan taşınmazla ilgili ) ipotekle doğrudan ilişkisi vardır Kredi sözleşmesinin borçlusu ve müşterek borçlu müteselsil kefili durumundaki şahıslar ipotekli taşınmazın satış bedeli kadar borçtan kurtulurlar bakiye borç için borçtan şahsen sorumlulukları devam eder. Şikayetçi H. S. B. satışı yapılan taşınmazın maliki değil ise de, taşınmazın temin ettiği kredi alacağının müşterek borçlu müteselsil kefili durumundadır. Bu nedenle şahsi sorumluluğu bulunup borçlu sıfatı taşıdığından kendisine satış ilanı tebliği zorunludur. Borçluya satış ilanı tebliğ edilmemesi başlı başına ihalenin feshi nedeni olduğundan mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken istemin reddi isabetsizdir. SONUÇ : Şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.´nun 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 07.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

SENET DÜZENLEMEDE HUKUKİ EHLİYET - İCRA HUKUKU -  KAMU DÜZENİ - SÜRESİZ ŞİKÂYET

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E: 2009/10918 K: 2009/19699 T: 20.10.2009

Özet: Medeni hakları kullanma ehliyetinden kısmen veya tamamen mahrum olan kişiler kambiyo senedi düzenleyemezler. Bu nedenle borçlunun senet düzenleme amacıyla noterden vekaletname verdiği tarihte de hukuki ehliyete sahip olması gerekir. Aksi takdirde senet geçersiz olur. Senedi düzenleyen kiflinin ehliyetsiz olması halinde iyiniyet iddiası da ileri sürülemez. Ehliyet kamu düzenini ilgilendirir. Süresiz şikayet yoluyla da İcra Mahkemesinden takibin iptali istenebilir. Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının onanmasını mutazammın 22.01.2009 tarih, 20449-1290 sayılı Daire İlamı’nın müddeti içinde tashihen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü: Borçlu Hasan´ın, 15.02.2006 tarihinde bono düzenleme yetkisini de içeren noterden düzenlenen vekaletnameyi, Ahmet´e verdiği, anılan kişinin vekil sıfatı ile 27.02.2006 tanzim tarihli, lehtan alacaklı Hüseyin olan bonoyu keflide ettiği, alacaklı tarafça kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibe geçildiği ve örnek 10 ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği görülmektedir. Borçlu vekilinin süresi içinde İcra Mahkemesine verdiği dilekçede, bonoyu vekaleten imzalayan kişinin azledildiği, imzanın vekile ait olmadığı sebeplerine dayalı olarak borca ve ayrıca yetkiye itiraz edildiği bildirilmiştir. Gönderen: Fazlı KADI / Yargıtay 12. Hukuk Dairesi başkanı Borçlu vekili, yasal süre geçtikten sonra 29.09.2005 tarihli hastane sağlık kurulu raporu ile bazı raporları ibraz ederek, borçlunun vekaletname verdiği tarihte akıl hastası olduğunu, bu ncdenle vekaletnamenin ve bu vekalete dayalı olarak düzenlenen bononun yok hükmünde olup, geçersiz sayılacağını iddia ederek, borçlunun Adli Tıp Kurumu veya hastaneye sevkini ve temyiz kudreti bulunup bulunmadığının tespitini talep etmiştir. İcra Mahkemesince, İİK´in 274/son maddesinin göndermesi ile uygulanması gerekcn 63. maddesi gereğince, borçlunun itiraz sebeplerini genişletip değiştiremeyeceği nedeniyle borca ve imzaya itirazın esastan reddedildiği görülmektedir. Borçlu vekilinin karar düzeltme safhasında ibraz ettiği Sağlık Bakanlığı Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi´nin 28.05.2009 tarihli Sağlık Kurulu Raporu’nda borçlunun medeni hakları kullanma yeteneği olmadığı ve vasi tayini gerektiği kanısına varıldığı bildirilmiştir. TTK´nın 582. maddesine göre; "akit ve borçlanmaya ehil olan kimse, poliçe, çek ve bono ile borçlanmaya ehil olduğundan, ancak medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olan kişiler kambiyo senedi düzenleyebilirler.” Başka bir deyişle, Kanun koyucu kambiyo senetlerinin düzenlenmesi için özel bir ehliyet aramamıştır. fiu hale göre, medeni hakları kullanma ehliyetinden kısmen veya tamamen mahrum bulunan kişiler kambiyo senedi düzenleyemezler. Bu nedenle borçlunun, senedi düzenleme amacıyla vekile noterden vekalet verdiği 15.02.2006 tarihinde hukuki ehliyete sahip olması gerekir. Aksi takdirde düzenlenen senet geçerli olmaz. 28.07.1941 tarihli 4/21 sayılı ictihadi Birleştirme Kararı gereğince alacaklı, senedi düzenleyen kişinin ehliyetsiz olması halinde iyiniyetli olduğunu dahi ileri süremcz. Çünkü ehliyet kamu düzenini ilgilendirir. Süresiz şikayet yolu ile İcra Mahkemesinden takibin iptali istenebilir. 0 halde Mahkemece yapılacak iş, borçlunun, bonoyu vekil sıfatıyla imza eden vekile verdiği vekaletname tarihi olan 15.02.2006 tarihi itibariyle bono düzenleme ehliyetine sahip olup olmadığının, bir sağlık kurulundan alınacak raporla tespiti ile sonucuna göre hüküm kurulmasından ibarettir. Mahkeme kararının yukarıda yazılı gerekçe ile bozulması gerekirken Dairemizce onandığı anlaşılmakla borçlu vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir. SONUÇ: Borçlu vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 22.01.2009 tarih 2008/20449 E, 2009/1290 K. sayılı onama kararının kaldırılmasına, Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle, İİK’in 366. ve HUMK´un 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 20.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

İİK.M.88/2 - "ALACAKLININ MUVAFAKATİ"NİN ARANMASINA İLİŞKİN HÜKMÜ İPTAL

Anayasa Mahkemesi, İcra ve İflas Kanunu´nun, haczedilen üçüncü şahsın elinde bulunan taşınır malların, üçüncü şahsa yediemin olarak bırakılmasında alacaklının muvafakatinin aranmasına ilişkin hükmünü iptal etti. Serik İcra Hukuk Mahkemesi, baktığı bir davada, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu´nun 88. maddesinin ikinci fıkrasının sonuna 4949 sayılı Yasanın 21. Maddesiyle eklenen cümlede yer alan ´´... alacaklının muvafakati ve ...´´ ibaresinin iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurdu. Anayasa Mahkemesi, ´´Üçüncü şahsın elinde bulunan taşınır mallar haczedilince, alacaklının muvafakati ve üçüncü şahsın kabulü halinde üçüncü şahsa yediemin olarak bırakılır´´ hükmündeki, ´´alacaklının muvafakati´´ ibaresinin iptaline karar verdi. Böylelikle, üçüncü şahsın elinde bulunan taşınır mallar haczedilince, malların üçüncü şahsa yediemin olarak bırakılmasında, alacaklının muvafakati aranmayacak. İptal edilen ibarenin, kararın Resmi Gazete´de yayımlanacağı güne kadar yürürlüğü de durduruldu Karar metni Aşağıdadır 21 Ocak 2012 CUMARTESİ Resmî Gazete Sayı : 28180 ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Anayasa Mahkemesi Başkanlığından: Esas Sayısı : 2010/90 Karar Sayısı : 2012/1 (Yürürlüğü Durdurma) Karar Günü : 12.1.2012 YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNDE BULUNAN: Serik İcra Hukuk Mahkemesi YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN KONUSU: 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 88. maddesinin ikinci fıkrasının sonuna 17.7.2003 günlü, 4949 sayılı İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 21. maddesiyle eklenen cümlede yer alan “…alacaklının muvafakatı ve …” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 13. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemidir. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN İNCELENMESİ Yürürlüğün durdurulması istemini de içeren başvuru kararı ve ekleri, bu konudaki esas inceleme raporu ile ekleri, itiraz konusu ibare, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 88. maddesinin ikinci fıkrasının sonuna 17.7.2003 günlü, 4949 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle eklenen cümlede yer alan “… alacaklının muvafakatı ve…” ibaresi, 12.1.2012 günlü, E. 2010/90, K. 2012/4 sayılı kararla iptal edildiğinden, bu ibarenin, uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı güne kadar YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA, 12.1.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

 


İSTİHKAK DAVASI - BORÇLUYA AİT OLDUĞU KANITLANMAYAN HACİZLİ MAL

Y.21.HD E: 2008/19610 K: 2010/299 T:21.01.2010

ÖZET: Haciz adresinin ve hacizli malların borçluya ait olduğu kanıtlanamadığından; 3. kişi tarafından açılan davanın kabulü gerekir.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı kararın temyizen tetkiki davacı (3.Kişi) vekili tarafından istenmiş, mahkemece ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar verilmiştir. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi. KARAR : Uyuşmazlık 3. kişinin İİK’in 96 ve devamı maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir. Davacı 3. kişi, borçludan 11.3.2008 tarihinde boşandığını bildirerek borçlunun borcu dolayısıyla ev eşyaları üzerine konulan haczin kaldırılmasını istemiştir. Dava konusu ev eşyaları 3. kişi durumundaki davacıya ait ev adresinde 1.4.2008 tarihinde haczedilmiş, davacı 3. kişinin istihkak iddiasına alacaklı vekilince karşı çıkılmıştır. Borçlunun takip dayanağı bonodaki adresi İstasyon Caddesi ... Yeşilköy adresidir. Borçluya ödeme emri 8.4.2008 tarihinde icra dairesinde tebliğ edilmiş, borçlu lehine olan sürelerden feragat ederek takibi kesinleştirmiş ve adres olarak mahkemenin kabulünün aksine takip adresi olan İstasyon Caddesi No: ... Yeşilköy adresini bildirmiştir. Haciz ise Ürgüplü Caddesi Kuşkonmaz SK. ... Yeşilyurt adresinde davacının huzuru ile gerçekleşmiştir. Haczin uygulandığı adres takip yada ödeme emri tebliğ adresi olmayıp, borçlu hacizde de hazır olmadığından, borçlunun haciz adresi ile ilgisi saptanamamaktadır. Bu durumda İİK’in 97/a maddesinde öngörülen karine davacı yararına olup, haciz adresinin ve hacizli malların borçlu ile ilgisinin davalı alacaklı tarafından kanıtlanması gerekir. Davanın 3. kişi tarafından açılmış olması ispat yükünün yer değiştirmesine neden olmaz. Davalı alacaklı tarafından haciz adresinin ve hacizli malların borçluya ait olduğuna ilişkin herhangi bir kanıt ileri sürülmemiştir. Aksine ispat yükü kendisinde olmamasına rağmen davacı 3. kişi tarafından, haciz adresinin çalıştığı firma yetkilisi tarafından kiralandığına ilişkin 1.6.2007 tarihli kira sözleşmesi sunulmuş, bu sözleşmede davacının müteselsil kefil olarak imzasının bulunduğu görülmüş, yine hacizli malların bir kısmına uygunluk arzeden ve çalıştığı firma adına düzenlenen 20.7.2007 tarihli fatura sunulmuşmr.Anılan sebeplerle haciz adresinin ve hacizli malların borçluya ait olduğu-kanıtlanmadığından 3. Kişi tarafından açılan davanın kabulü yerine reddi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. O halde, davacı 3. kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacı (3. kişiye) iadesine, 21.1.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

 İCRA İNKAR TAZMİNATI - TEMERRÜT

Y.11.HD. E: 2009/7723, K: 2011/597, T: 24.01.2011

ÖZET: Likit olmayan alacağa icra inkar tazminatı hükmedilemez. Sigorta şirketine hasarın ihbar edildiği tarih temerrüt tarihidir, faiz buradan başlar.

Davacı vekili, davalı şirketin dava dışı şirket tarafından ithal edilen iş makinelerini Fransa’dan İstanbul’a nakliyesi sırasında emtianın hasarlandığını, muvekkili şirket tarafından sigortalı emtiada meydana gelen 1.799,17 YTL hasarın dava dışı şirkete 29.09.2004 tarihinde odendiğini, davalı şirketin CMR sigortası sebebiyle tazminatın diğer davalı sigorta şirketinden alınmasını istediğini, ancak odeme yapılmadığını, 1.799,17 YTL asıl alacak 464,13 YTL faizin tahsili için davalılar hakkında başlatılan takibe itiraz edildiğini ileri surerek, itirazın iptalini ve %40 icra inkar tazminatına hukmolunmasını talep ve dava etmiştir.

Davalı şirket vekili, hasarın taşıma sırasında meydana gelmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Davalı Sigorta vekili, davacının police kapsamında olmayan tazminatı odemekle kanuni halef olamayacağından aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını, hasarın taşıma nedeniyle meydana gelmediğini, odeme tarihinden itibaren faiz istenemeyeceğini, alacak liket olmadığından icra inkar tazminatına da hukmolunamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporlarına dayanılarak, hasarın taşıma sırasında aracın girdiği kasislerde oluşan sarsıntıdan meydana geldiği, hasarın 1.291.671.864 TL olduğu ve odeme tarihinden takip tarihine kadar 395.216.201 TL kanuni faiz işletilmesi gerektiği gerekcesiyle davanın kısmen kabulu ile bu miktar uzerinden takibin davamına, asıl alacak uzerinden %40 icra inkar tazminatına karar verilmiştir.

Kararı, davalı Sigorta vekili temyiz etmiştir.

1.Dava dosyası icerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yon bulunmamasında gore, davalı Sigorta vekilinin aşağıdaki bentler dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2. Ancak, itirazın iptali davasına konu hasara ilişkin gercek zararın yargılama sırasında belirlenmesine, bu sebeple alacağın likit olmamasına rağmen davalı aleyhine icra inkar tazminatına hukmolunması ve davalı sigortaya hasarın ihbar edilip edilmediği araştırılarak, ihbar tebliğ tarihinin bu davalı yönünden temerrut tarihi olarak kabul edilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın davalı sigorta yararına bozulması gerekmiştir.

3. Ayrıca kısmen kabul edilen davada kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine ucreti vekalete hukmolunmaması da kararın mumeyyiz davalı yararına bozulmasını gerektirmiştir.SONUÇ: Yukarıda acıklanan nedenlerle (1) nolu bentte acıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulu ile hukmun davalı Sigorta yararına BOZULMASINA, odediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24.01.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 


HARÇ İSTİNALARI VE MUAFLIKLAR, TELLALİYE HARCI

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU 2010/12-685 E.N , 2011/43 K.N.

İçtihat Metni

Şikayet kanun yoluna başvuru nedeniyle yapılan yargılama sonunda; Karşıyaka 1.İcra Hukuk Mahkemesince şikayetin kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen 28.04.2009 gün ve 2009/247-309 sayılı kararın incelenmesi şikayetçi vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 26.10.2009 gün ve 2009/11935-20335 sayılı ilamı ile;

(… 1- Şikayetçi vekilinin tellaliye harcına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:

2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu´nun 68.maddesinde; tellallık harcını, mal ve ürünlerini satan gerçek ve tüzel kişilerin ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu durumda, harcın sorumlusu ihalede malı satılan borçludur. Ancak, bu harç borçluya ait ise de, onun adına bu harcı yatıran alıcı daha sonra herhangi bir hükme gerek olmaksızın bu parayı borçludan geri alabilir.(İİK. m.12)

Öte yandan tellaliye harcı 2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu gereği alındığından, 492 Sayılı Harçlar Kanununun 123/son maddesinde öngörülen istisnanın, anılan harç yönünden uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle alacaklının tellaliye harcına ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE,

2-Şikayetçi vekilinin tahsil harcına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:

06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 04.06.2008 tarih ve 5766 sayılı Kanunun 11/ç maddesiyle, 492 sayılı Harçlar Kanununun 123/son maddesi yeniden düzenlenmiş ve son fıkrada yer alan "harca tabi tutulmaz" ibaresi, "bu Kanun´da yazılı harçlardan müstesnadır" şeklinde değiştirilmiştir. İstisna ve muafiyet kavramları vergi hukukunda ayrı ayrı düzenlenmiş olup; istisna bir işleme, muafiyet ise şahsa ilişkindir. Maddede açıkça müstesna ifadesi kullanılmış olması karşısında, yapılan bu son değişiklikle, bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler, alacaklı-borçlu ayrımı yapılmaksızın 492 sayılı Harçlar Kanununda yer alan yargı harçlarından da müstesna tutulmuştur. Nitekim maddenin gerekçesinde bu değişiklik "492 sayılı Harçlar Kanununun 123.maddesinde kredilere ilişkin istisna hükmünün yargı harçlarını da kapsamı içine aldığı hususu açıklığa kavuşturularak uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır" şeklinde ifade edilmiştir. Diğer taraftan bu durum Yüksek Danıştay 9.Dairesi´nin bu yöndeki yerleşmiş birçok kararı ile de kabul edilmiş bulunmaktadır (Danıştay 9.Dairesi 20.10.2008 T. 2006/4958 E, 2008/4769 K, 15.10.2008 T. 2007/3486 E, 2008/4610 K., 15.10.2008 T. 2005/3203 E, 2008/4591 K, 15.10.2008 T. 2006/84 E, 2008/4597 K.).

Açıklanan ve yeni oluşan bu durum karşısında, bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin olarak icra dairelerinde yapılacak işlemlerin, 492 sayılı Harçlar Kanununda yazılı harçlardan ve aynı Kanun´da yer alması nedeniyle de tahsil harcından müstesna olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle tahsil harcının, alacaklı bankaya ödenen paradan kesilmesi mümkün olmadığı gibi, alacağına mahsuben alacaklı bankaya ihalenin yapılması halinde de satış bedeli üzerinden icra dairesine ödenmesi istenemez.

Somut olayda, şikayetçi banka tarafından, borçluya kullandırılan kredinin geri ödenmesini temin amacıyla icra takibi yapıldığı anlaşıldığından ve dolayısıyla yukarıda anılan yasa hükmü gereğince, ihale bedeli, tahsil harcından müstesna olduğundan, bu yöndeki şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi isabetsizdir ...)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Şikayetçi vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu´nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

İstek, icra memurunun işlemini şikâyete ilişkin olup; icra tahsil harcı alınmasına ilişkin icra müdürlüğü kararının iptali istenmiştir.

Şikayetçi/Banka vekili; dava dışı borçludan kredi borcunun tahsili amacıyla girişilen ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi sırasında ipoteğe konu taşınmazı müvekkili bankanın alacağına mahsuben satın aldığını, ancak ihale bedelinden Katma Değer Vergisi, Damga Vergisi, Tellaliye Harcı ile İcra Tahsil Harcının ihale bedelinden alınmaması yönündeki istemlerinin reddine dair icra memurluğu işleminin iptaline ve müvekkili bankanın bu harçlardan muaf olması nedeniyle anılan harçların alınmamasına karar verilmesini istemiştir.

Yerel Mahkemece; Şikayetçi/bankanın Katma Değer Vergisi ile Damga Vergisinden istisna tutulması nedeniyle buna yönelik istemin kabulüyle icra memurluğu işleminin iptaline; tellaliye ve icra tahsil harçlarından muaf olmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir.

Şikayetçi/Banka vekilinin şikayetin reddine dair hükme yönelik temyiz istemi tellaliye harcı yönünden reddedilmekle, buna ilişkin hüküm kesinleşerek uyuşmazlık konusu olmaktan çıkmıştır.

Tahsil harcı yönünden ise, şikayetçi/bankanın temyiz itirazlarının kabulü ile hüküm, yukarıda başlık bölümüne aynen alınan nedenlerle, oyçokluğuyla bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hükmü temyize şikayetçi/banka vekili getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; şikâyetçi bankanın, icra tahsil harcından müstesna olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

İlkin, harç konusunda genel bir açıklama yapılmasında yarar vardır.

Kamu hizmetlerinin kurulması ve yürütülmesi için gerekli olan mali kaynağın sağlanması amacıyla devletin egemenlik gücüne dayanarak koyduğu mali yükümlerden kaynaklanan alacakları genel olarak kamu alacakları olarak nitelendirilmektedir.

Devletin kamu alacağını oluşturan gelir kaynaklarından birini de, kamu hizmetlerinden yararlananların ödedikleri harçlar oluşturmaktadır. Harçların oluşturduğu yükümlülük, teoride, "masrafı karşılama" ve "faydalanma" ilkelerine dayandırılmaktadır.

Masraf(lar)ı karşılama ilkesine göre harç, hizmetin gerektirdiği maliyetle ölçülürken; faydalanma ilkesinde hizmetin maliyeti değil, yükümlü için taşıdığı değer esas alınmaktadır.

Buna göre harç; bazı kamu hizmetlerinden yararlanan ve hatta kanun hükmü ile yararlanmak zorunda bırakılan özel ve tüzel kişilerin, özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında, belli bir ölçüde bu hizmetlerin maliyetine katılmaları amacıyla konulan ve zor unsuruna dayanan mali yükümlülüklerdir (Pınar, Burak: Yargı ve İcra Harçları, Ankara 2009, s.1-3; Diğer harç tanımları için bakınız; a.g.e., s.3, dipnot 12´deki eserler.; Yılmaz, Zekeriya: Hukuk Davalarında Yargılama Harç ve Giderleri ile Vekalet Ücreti, Ankara 2006, s.179 vd.).

Diğer bir deyişle harç, muhtelif kanunların konusunda bulunan adli ve idari hizmetlerde ve bu hizmetin gerektirdiği kırtasiye ve formalite masraflarını karşılamak mülahazasıyla hakiki ve hükmi şahıslardan hazinece alınan bir paradır. Yapılan işler ve görülen hizmet amme hizmetinden ziyade, kişilerin şahsına ve menfaatine ilişkindir (Y.İ.B.K. 23.12.1976 gün ve 1976/11-7 E.-6 K.; Diğer bir tanım için bakınız Y.İ.B.K. 7.12.1964 gün ve 1964/3 E.-5 K.).

Anayasa Mahkemesi de, harcı, verginin özel ve ayrıksı bir türü olarak tanımlamıştır (17.12.1968 gün ve 1968/12 E.-65 K.; 24.10.1974 gün ve 1974/31 E.-43 K.; 14.01.2010 gün ve 2009/27 E.-2010/9 K. sayılı kararları ve aynı mahiyette Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun 12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E,-493 K. sayılı ilamı).

Harçlar konusunda genel düzenleme içeren, 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun gerekçesinde harcın tanımı "fertlerin özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir" biçiminde yapılmıştır (Bu harç tanımını benimseyen Anayasa Mahkemesi kararları için bakınız:31.03.1987 gün ve 1986/20 E.-1987/9 K.; 14.02.1991 gün ve 1990/18 E.-1991/14 K.; 28.09.1995 gün ve 1995/24 E.-52 K.; Benzeri tanım için bakınız: H.G.K.´nun12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E,-493 K. sayılı ilamı).

Buna göre, bir hizmetin harç konusu olabilmesi için; kişilerin bir kamu kurumundan yararlanmaları, kişilere kamu eliyle özel bir yarar sağlanması ve kamu idaresinin kişilerin özel bir işiyle uğraşması gerekmektedir (Y.İ.B.K. 7.12.1964 gün ve 1964/3 E.-5 K.; Anayasa Mahkemesi´nin 31.03.1987 gün ve 1986/20 E.-1987/9 K. sayılı kararları).

Bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi, bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına ilişkin düzenlemelerin de, kanunda yer almasına bağlıdır.

Nitekim, 1982 Anayasası´nın 73/3.maddesinde; "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır." hükmünü içermektedir.

Bu Anayasa kuralının, vergi, resim ve harç gibi parasal yükümlülüklerin veya bunlardan bağışıklığın, kapsam ve içeriğinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ve açıkça gösterilmesi amacına yönelik bulunduğu bellidir. O halde, harca ilişkin bir yasa hükmünün yorumu ve uygulanmasında, bu ilke ve amaç gözden uzak tutulmamak gerekir. Aksi halde, kişi ve kurumların yasal dayanağı olmayan bir yükümlülük altına sokulmaları veya Devletin önemli bir gelir kaynağından yoksun bırakılması gibi, Yasa Koyucunun amacına aykırı ve sakıncalı sonuçların doğmasına yol açılmış olur (H.G.K.´nun 12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E,-493 K. sayılı ilamı).

 

Bu kanunilik ilkesine paralel olarak, 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun 1.maddesinde, bu kanuna göre alınacak harçlar arasında, diğer harçlar yanında yargı harçları da, bulunmaktadır.

Aynı Kanunun 2.maddesinde ise, yargı işlemlerinden bu Kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların, yargı harçlarına tabi olduğu vurgulanmıştır.

Bu arada yargı harcı, devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete, ondan yararlananların katkısı olarak tanımlanmıştır (Y.İ.B.K. 16.12.1983 gün ve 1983/5 E.-6 K.).

Harçlar hakkındaki bu genel açıklamalardan sonra konumuzu teşkil eden icra harçlarına gelince;

Öğretide genel olarak Devletin, icra hukukundaki faaliyetine karşılık aldığı paraya icra harcı denmektedir (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, İstanbul 2004, Sahife:108 vd.).

İcra ve iflas harçları, 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun birinci kısmında, yargı harçları bölümünde, 2-37. maddelerde düzenlenmiştir. Harçlar Kanunu´ndaki İcra ve İflas harçlarına girmeden önce İcra ve İflas Kanunu´nun harçlarla ilgili hükümlerine göz atmakta fayda vardır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu´nun 15.maddesinin birinci fıkrası; "İcra ve iflas harçlarını kanun tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse, bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur." hükmünü ihtiva etmekle; harçların mahiyetini, miktarını, ödeme zamanını ve şeklini doğrudan doğruya diğer yasalara ve özellikle Harçlar Kanunu´na bırakmıştır.

Yasa koyucu anılan madde ile icra ve iflas harçlarının çerçevesini tayin etmiş, kanunla alacaklının ödemesi gerekenlerin alacaklıdan, (2548 sayılı Yasada olduğu gibi) diğer harç ve masrafların sonuç olarak borçludan tahsil edilmesi gerektiğini hüküm altına almıştır.

İcra harçları, 492 Sayılı Yasaya bağlı (1) sayılı tarifenin yargı harçları kısmının (B/1) bölümünde düzenlenmiştir.

Buna göre ilgililer; icra takibi sırasında ve takibin niteliğine göre başvurma harcı, peşin harç, icra tahsil harcı ve yerine getirme harcı olmak üzere dört çeşit harç ödemek zorundadırlar .

Devletin icra takibi nedeniyle aldığı harçlardan en önemlisi Harçlar Kanunu´nun 28.maddesinin (b) bendinde düzenlenen icra tahsil harcıdır.

İcra tahsil harcını, icra takibi sonunda tahsil edilen paranın miktarına veya alacaklıya teslim edilen taşınır veya taşınmazın değerine göre Harçlar Kanunu´nun (1) sayılı tarifesi üzerinden nisbi olarak alınan harç olarak tanımlamak mümkündür(Pınar, B.: a.e.g., s.189 vd.;Kuru, B: a.e.g., s.108 vd.).

Harçlar Kanunu´nun 28.maddesi (b) bendinde yer alan ve icra takiplerinde tahsil harcının, alacağın ödenmesi sırasında tahsil edilmesi gerektiği şeklindeki hüküm, yasanın diğer hükümleri gibi kamu düzeni ile ilgilidir. Borçla ilgili olarak icra dairesinin kasasına yatırılan paranın ister borçlunun veya üçüncü şahısların kendi rızaları ile yatırdıkları para olsun, isterse İİK´nun 89.maddesi uyarınca diğer alacaklıların ve üçüncü şahısların elinde haczedilen mallarla ilgili paralar olsun bunların kaynağına bakılmaksızın bu paralardan alacaklıya yapılan ödeme nispetinde -harcın tamamı tahsil edilinceye kadar- harç alınması gerekir. Gerek İcra İflas Yasasında ve gerekse harçlarla ilgili yasalarda bunun aksine bir hüküm mevcut değildir.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi Harçlar Kanunu, para borçlarıyla ilgili icra tahsil harcının alacağın -ister kısmen (taksitle), isterse tümden olsun- tahsili sırasında alınmasını öngörmektedir. Alacaklının, alacağının tamamını elde edinceye kadar takibe devam etmek hakkı ve yetkisi vardır. İcra Dairesince kesilen harç nedeniyle alacaklı, alacağının tamamına kavuşamadığı takdirde borçlunun malvarlığı üzerinde takibi devam ettirerek alacağını eksiksiz tahsil etme olanağına her zaman sahiptir. Harçlar Yasası´nın 32. ve 127.maddeleri hükümleri bu konuda hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıktır.

Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu´nun 9.6.2004 gün ve E:2004/12-336 K:2004/338 sayılı kararında da, benimsenmiştir.

Bu ilkelere paralel olarak; Hukuk Genel Kurulu´nun 22.9.2004 gün ve E:2004/12-491 K:2004/413; 3.12.2008 gün ve E:2008/12-715 K:2008/717 sayılı kararlarında da, paranın tahsili anında Devletin harçla ilgili kaybını önlemek ve Harçlar Kanunu´nun 128. maddesindeki memur mesuliyetini azaltmak amacı ile ilerde borçludan alınmak üzere, tahsil harcının, alacaklıya ödeme yapıldığı sırada alacaklıdan alınacağı belirtilmiştir.

Yukarıda genel olarak harçlar ve özelinde ise yargı harçları arasında düzenlenen icra tahsil harcına değinildikten sonra şikayetçi bankanın icra tahsil harcından müstesna olup olmadığının yasal hükümler de ortaya konularak irdelenmesi gerekir.

Öncelikle, genel düzenleme içeren, 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun ilgili hükümlerine değinmekte yarar vardır:

492 sayılı Harçlar Kanunu´nun "istisna ve muaflıklar" başlıklı 13.maddesinde harçtan müstesna işlemler düzenlenmiş; 59.maddesinde ise; "Harçtan müstesna tutulan işlemler" başlığı altında hangi işlemlerin harçtan istisna olduğu sıralanmış, son fıkrasında ise; "Yukarıda yer alan istisnalara ilave olarak özel kanunlarda yer alan muafiyet ve istisnalara ilişkin hükümler saklıdır." düzenlemesi getirilmiştir.

Aynı Kanununun onuncu kısmında "kısımlar arası müşterek hükümler" üst başlığı altında birinci bölüm olarak "genel muaflıklar ve istisnalar" başlığı; bu başlığın altında ise, "özel kanunlardaki hükümler" alt başlığını taşıyan ve konumuzu ilgilendiren 123.maddesi gelmektedir.

492 sayılı Harçlar Kanunu´nun, 06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 04.06.2008 gün ve 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 11.maddesinin (ç) bendi ile değişik "Özel kanunlardaki hükümler" kenar başlıklı 123.maddesinde aynen:

"Özel kanunlarla harçtan muaf tutulan kişilerle, istisna edilen işlemlerden harç alınmaz.

Ancak, İş Kanununa tabi işçilerin ve çırakların iş mahkemelerindeki dava ve bu mahkemelerden almış oldukları ilamların takiplerinde harçtan muafiyet gündelikleri veya aylık ücretleri 16 yaşını doldurmuş işçiler için belirlenen asgarî ücreti geçmeyen işçiler ve çıraklar hakkında uygulanır.

(Değişik fıkra: 25.12.2003 - 5035 S.K./31. md.) Anonim, eshamlı komandit ve limited şirketlerin kuruluş, sermaye artırımı, birleşme, devir, bölünme ve nev´i değişiklikleri nedeniyle yapılacak işlemler ile (Ek ibare: 28.03.2007-5615 S.K./15.mad) Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri (Bu kooperatifler ile Kredi Garanti Fonu İşletme ve Araştırma Anonim Şirketi tarafından bankalardan kullandırılacak krediler için verilecek kefaletler dahil) bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler bu Kanunda yazılı harçlardan müstesnadır."

Hükmüne yer verilmiş; son cümlede daha önce yer alan "işlemler harca tabi tutulmaz" ibaresi "işlemler bu Kanunda yazılı harçlardan müstesnadır" ibaresi olarak değiştirilmiştir.

Madde metninden de anlaşıldığı üzere, harçtan istisna tutulan işlemler fıkrada belirtilen kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerdir. Yasa koyucu, finansman sıkıntısı çeken bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumların, müşterilerine kullandırmak amacıyla sendikasyon kredisi gibi büyük miktarlı kredilere kendi portföylerinde yer vererek yurt içi veya yurt dışı kredi kuruluşlarından finansman desteği alabilmelerini kolaylaştırmak ve kredi maliyetlerini azaltmak amacıyla bu nitelikteki kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerden harç alınmayacağını öngörmüştür.

Yasa koyucu anılan maddede; bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılmak üzere temin edilen kredilere ait bazı işlemlerden harç alınmayacağını belirttiğine göre; bankaların, kendi öz kaynaklarından veya diğer kredi kurumlarından temin ettikleri kredileri, genel kredi sözleşmesiyle gerçek veya tüzel kişilere teminatlı veya teminatsız olarak kullandırmaları halinde, 492 Sayılı Kanunun değişik 123/son maddesindeki istisnadan faydalanmaları olanaklı değildir.

Nitekim, aynı ilkeler Anayasa Mahkemesi´nin 14.01.2010 gün ve 2008/81 E., 2010/8 K. sayılı ve Hukuk Genel Kurulu´nun 06.10.2010 gün ve 2010/12-443 E., 471 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

Öte yandan, somut uyuşmazlık yönüyle, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu´nun ilgili hükümlerine de değinmekte yarar vardır:

 Anılan Kanunun Geçici 13.maddesinde aynen;

"Sermayesinin yarıdan fazlası kamu kurum ve kuruluşlarına ait olan ya da hisselerinin çoğunluğu üzerinde bu kurum ve kuruluşların idare ve temsil yetkisi bulunan ve özel kanunla kurulmuş bankalarda (Tasfiye Hâlinde T. Emlak Bankası A.Ş. dahil ) 26.12.2003 tarihinden önce bankacılık teamüllerine göre teminatlı ve/veya yetersiz teminatlı kredi kullanıp da vadesi geçtiği halde henüz ödenmemiş, süresi uzatılmamış veya yeniden yapılandırılmamış kredileri kullananlar ya da yeniden yapılandırma şartlarını ihlal edenler ile münferit veya karşılıklı verilen banka teminat mektupları, kabul kredileri ve avaller, taşınır ve taşınmaz rehni, ipotek, üst hakkı, intifa hakkı ve oturma hakkı gibi her türlü sınırlı ayni hak tesisine ilişkin sözleşmeden doğan hakların da diğer bankaların ve üçüncü kişilerin muvazaadan arî hakları aleyhine olmamak üzere Fon alacaklarının tahsiline ilişkin 140… ıncı madde hükümleri, tasarrufun iptali davalarında aciz vesikası şartı aranmaması, ... dahil bankalarınca uygulanır."

Yine aynı Kanunun "Fon ve faaliyet izni kaldırılan bankalara ilişkin malî istisnalar" başlığını taşıyan 140.maddesinde de;

"Fon her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.

Faaliyet izni kaldırılan veya tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen bankaların iflas ve tasfiye idarelerinin Fon tarafından, borçlarının ve/veya taahhütlerinin üstlenilmesi ve/veya alacaklarının devralınması hâlinde Fonun, üstlendiği borçlar ve/veya taahhütler ile devraldığı alacaklarla ilgili devir ve temlik sözleşmeleri, her türlü teminatın tesisi ve kaldırılması, sözleşmelerin bozulması, dava ve icra takipleri ile bu borçlar ve/veya alacaklar ve/veya taahhütlerle ilgili diğer her türlü işlemler ve bu işlemlerle ilgili düzenlenen kâğıtlar, her türlü vergi, resim, harç, fonlar ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanunun 1 inci maddesi hükmünden istisnadır.

Borçlu tarafından ödenmesi gereken tahsil harcı dahil her türlü vergi, resim, harç ve masraflar bu alacaktan mahsup edilemez. Bu işlemlerden kaynaklanan döner sermaye ücreti ödenmez ve diğer kesintiler yapılmaz.

Fon alacağına karşılık bir malın Fon veya Fon bankaları tarafından rızaen veya icraen satın alınması hâlinde bu işlemlerle ilgili olarak tarafların ödemekle yükümlü olduğu vergi, resim, harç ve döner sermaye ücreti gibi malî yükümlülükler aranmaz.

Fonun, Fon bankalarının ve tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen bankaların iflas ve tasfiye idarelerinin, mahkeme ilâmını alması ve tebliğe çıkartması işlemlerinde karşı tarafa yükletilmiş olan harcın ödenmesi ve her türlü ihtiyatî tedbir, ihtiyatî haciz ve tehir-i icra taleplerinde teminat şartı aranmaz.

Fon alacaklarına ilişkin davalarda 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun seri muhakeme usûlü hükümleri uygulanır.

Fonun, Fon bankalarının ve tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen bankaların iflas ve tasfiye idarelerinin, yukarıda belirtilen işlemler nedeniyle kendi aralarındaki ve/veya diğer gerçek ve tüzel kişilerle aralarındaki işlemler nedeniyle düzenlenen sözleşmeler, belgeler ve sair kâğıtlar ile bunların değiştirilmesi, yenilenmesi, uzatılması, devredilmesi ya da yeni bir itfa plânına bağlanması, alacakların teminatlandırılması, teminatların devir alınması, tarafların sulh ve/veya ibra olması ve/veya her ne nam altında olursa olsun herhangi bir işleme tâbi tutulması nedeniyle düzenlenen kâğıtlar ve/veya belgeler her türlü vergi, resim ve harçlar ile özel kanunları ile hükmolunan malî yükümlülüklerden istisnadır. Bu hüküm üçüncü kişiler yönünden, Fonun ve/veya Fona intikal eden bir bankanın ve/veya tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen müflis bankaların iflas idarelerinin, tasfiyeye tâbi tutulan bankaların tasfiye idarelerinin alacaklarının tahsili ile ilgili işlemlere taraf olmaları hâlinde uygulanır.

Fonun, bu Kanunun 131 inci maddesi uyarınca gerçekleştireceği borçlanma ve avans işlemleri her türlü vergi, resim ve harçtan istisnadır.

Fon bankaları, faaliyet izni kaldırılan veya tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen bankaların iflas ve tasfiye idarelerinin alacaklarının tahsilini teminen yapacakları her türlü işlem, dava ve icra takipleri, bu dava ve takiplerin borçlularınca kabul edilmek suretiyle kesinleştirilmesi, her türlü vergi, resim, harç ve fonlar ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanunun 1 inci maddesi hükmünden istisnadır.

Faaliyet izni kaldırılan bankaların, Fon bankalarının sandıklarının Sosyal Sigortalar Kurumuna devri hâlinde, aktüerlerce tespit edilen fiili ve teknik açıklar için, faaliyet izni kaldırılan bankaya, Fona ve/veya Fon bankalarına rücu edilemez."

hükmünü içermektedir.

Görüldüğü üzere, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu´na alacakları nedeniyle tanınan olağanüstü hak ve yetkiler (tedbir, takip ve tahsil yetkileri), bu madde kapsamındaki bankalara da tanınmıştır. Bankacılık teamüllerine göre teminatlı ve/veya yetersiz teminatlı kredi kullanıp da vadesi geçtiği halde ödenmemiş, süresi uzatılmamış veya yeniden yapılandırılmamış kredileri kullananlar ya da yeniden yapılandırılma koşullarını ihlâl edenler ile münferit ve karşılıklı verilen banka teminat mektupları, kabul kredileri ve avaller, taşınır ve taşınmaz rehni, ipotek, üst hakkı, intifa hakkı ve oturma hakkı gibi her türlü sınırlı ayni hak tesisine ilişkin sözleşmeden doğan hakların da, diğer bankaların ve üçüncü kişilerin muvazaadan âri hakları aleyhine olmamak üzere Fon alacaklarına ilişkin tedbir, takip ve tahsil hükümlerinin madde kapsamındaki bankalarca da uygulanacağı öngörülmüştür.

Sermayesinin yarıdan fazlası kamu kurum ve kuruluşlarına ait olan ya da hisselerinin çoğunluğu üzerinde bu kurum ve kuruluşların idare ve temsil yetkisi bulunan ve özel kanunla kurulmuş bankalara yukarıda belirtilen 140.maddeyle tanınan olağanüstü hak ve yetkiler, bu maddenin kapsamı dışında kaldığı belirgin olan özel bankalara tanınmamıştır.

Ayrıca, yukarıda değinilen Geçici 13.madde kapsamına giren bankalara tanınmış olan olağanüstü hak ve yetkiler, süresiz ve sınırsız olmayıp; maddede sınırlı olarak belirtilen ve kapsam dahilinde bulunan bankaların, 26.12.2003 tarihinden önce doğmuş alacaklarına uygulanacaktır. Yani kapsam dahilinde bulunan ve maddedeki alacak konusu ile ilgili olsa bile, 26.12.2003 tarihinden sonra doğmuş alacakları konusunda kapsama giren bankalara herhangi bir ayrıcalık tanınması söz konusu değildir.

Nitekim, öğretide de, yukarıda belirtilen maddenin (Geçici madde 13) kapsamına giren bankaların, 26.12.2003 tarihinden önce doğmuş alacaklarına uygulanacağı belirtilmiştir (Reisoğlu, Sezai: Bankacılık Kanunun Şerhi, Ankara 2007, s.1800).

Şikayetçi Türkiye Vakıflar Bankası Türk Anonim Ortaklığı, 6219 Sayılı Kanunun verdiği yetki ile kurulmuş ve yukarıda belirtilen 5411 Sayılı Kanun´un Geçici 13.maddesi kapsamında nitelikleri belirtilen bankalardandır.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Şikayetçi/alacaklı/banka, borçlu Yavuzsan Gıda Tur. İnş. Teks. Tic. Ve San. Ltd. Şti.´nin kredi borcunu geri ödememesi nedeniyle, bu şirket hakkında İzmir 9.İcra Müdürlüğü´nün 2008/2102 esas sayılı dosyası üzerinden ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibine girişmiş; esas icra müdürlüğünün ipoteğin paraya çevrilmesi amacıyla ipotekli taşınmazın satışına karar vermesi üzerine, Karşıyaka 2.İcra Müdürlüğü´nün 2008/88 talimat sayılı dosyası üzerinden kredinin teminatı olarak gösterilen İzmir/Karşıyaka´da bulunan ipotekli taşınmazın ihale yoluyla satışa çıkarılması sonucu, banka kredi alacağına mahsuben ipotekli taşınmazı satın almıştır.

Şikayetçi/alacaklı banka vekili, icra memurluğundan müvekkili bankanın tahsil harcından muaf olduğunu beyanla anılan harcın tahsil edilmemesini talep etmişse de, Karşıyaka 2.İcra Müdürlüğü´nce 27.03.2009 tarihinde istemin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda, harcın konusunu oluşturan işlem, şikayetçi bankanın genel kredi sözleşmesi uyarınca müşterilerine kullandırdığı kredinin zamanında ödenmemesi nedeniyle yapılan icra takibinde, ipotekli taşınmazın şikayetçi banka tarafından kredi alacağına mahsuben ihalede satın almasından kaynaklanmaktadır.

Yukarıda belirtildiği üzere bankaların, Harçlar Kanunu´nun 123/son fıkrasında yer alan yargı harçlarından istisna tutulma keyfiyeti dar tutulmuş olup, bu kapsama bankaların genel kredi sözleşmeleri ile müşterilerine kullandırdıkları kredilerin ödenmemesi nedeniyle açtıkları dava ve icra takiplerinde ödenmesi gereken yargı harçlarının girmediği belirgindir.

Öte yandan, şikayetçi bankanın 5411 Sayılı Kanun´un Geçici 13.maddesi ve bu maddenin yollama yaptığı 140.maddesinde belirtilen kredi alacağının geri ödenmesi amacıyla icra takibi yaptığı belirgin ise de, yukarıda da belirtildiği üzere, bu kredi alacağının 26.12.2003 tarihinden önce veya sonra doğduğuna ilişkin dosyada herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.

Öyleyse, mahkemece yapılacak iş; esas icra takibinin yapıldığı İzmir 9.İcra Müdürlüğü´nün 2008/2102 esas sayılı dosyasını getirtip incelemek; takibe dayanak gösterilen bilgi ve belgeler değerlendirilerek, özellikle kredi alacağının dayanağını oluşturan kredi sözleşmesi ilgili yerden dosyaya getirtilmek suretiyle takibe konu kredi alacağının 26.12.2003 tarihinden önce doğup doğmadığını açıkça belirlemek; bu kapsamda yapılacak inceleme ve araştırma sonucu şikayete konu yargı harcıyla ilgili bir karar vermek olmalıdır.

Yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerle HUMK.´un 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 09.02.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

 


ŞİKAYET YOLU İLE TAKİBİN İPTALİ

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU 2010/12 - 720 E.N , 2011/66 K.N.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "Şikayet yolu ile takibin iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 8.İcra Hukuk Mahkemesince şikayetin kabulüne dair verilen 05.02.2009 gün ve 2009/109 E-2009/113 K. Sayılı kararın incelenmesi karşı taraf Banka vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 30.06.2009 gün ve 2009/6472-14348 sayılı ilamı ile;

("...TTK.nun 708. ve 720.maddeleri gereğince takip dayanağı çekin yasal süresinde ödenmek üzere muhataba ibraz edilmesi zorunludur. Aynı Kanunun 720.maddesi uyarınca süresinde ibraz edilen çekin ödenmediği ve ödenmeden imtina durumu, muhatap tarafından, ibraz günü de gösterilmek suretiyle "çekin üzerine yazılmış olan tarihli bir beyanla" belirlenmesi halinde hamilin cirantalar, keşideci ve diğer çek borçlularına karşı müracaat hakkının varlığından söz edilebilir.

Takip dayanağı çekin arka yüzünün incelenmesinde muhatap banka tarafından konulan ibraz şerhinde "keşidecinin ekli yazısı gereği rızası hilafından elinden çıktığından iade" açıklamasının yapıldığı ve bu şekilde ödenmeyiş nedeninin çek arkasına şerh verildiği görülmüştür. Keşidecinin ödemeden men talimatı vermesi durumunda dahi çekin muhatap bankaya tarihli bir açıklama ile ibraz edilmesi geçerlidir. Bu durumda takip alacaklısı tarafından TTK.nun 708 ve 720.maddelerinde öngörülen şekilde, çekin muhatap bankaya süresinde ibraz edildiği ve alacaklının takip hakkını kazandığı anlaşılmaktadır. O halde mahkemece şikayetin reddi yerine yazılı gerekçe ile takibin iptali yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü gerekir. gerekçesiyle bozulmasına karar verilerek dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Karşı taraf Banka vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu´nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

İstek, şikayet yolu ile icra takibinin iptali isteğine ilişkindir.

Şikayetçi/borçlu; Ankara 3.İcra Müdürlüğünün 2009/893 esas sayılı dosyasında karşı taraf/alacaklı Banka tarafından müvekkili aleyhine 26.12.2008 tarihli 29.950 TL´lik çeke ilişkin olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yürütüldüğünü, takibe konu çek hakkında ihtiyati tedbir kararı olup, bundan bankanın haberdar olduğunu, bankanın icra takibine konu çeki bankaya süresi içinde ibraz etmeksizin icra takibine konu ettiğini, oysa çekin bankaya tahsil amaçlı verilmediğini, dava dışı C…G… P... O.. tom.Turz.San.Tic.Ltd.Şti.´nin alacaklı bankanın K… K… Şubesinden kullandığı kredinin teminatı olarak adı geçen firma tarafından bankaya verildiğini, ancak kredi kullanan dava dışı firmanın banka şubesinden kullanmış olduğu kredinin taksitini ödemesine rağmen, bankanın uhdesinde bulundurduğu çeki iade etmek yerine icra takibine konu ettiğini ileri sürüp, icra takibinin durdurularak, takibin iptalini istemiştir.

Karşı taraf alacaklı banka, davaya yanıt vermemiştir.

Mahkemece, takibe dayanak çekin incelenmesinde "Keşidecinin ekli yazısı gereği rızası hilafından elinden çıktığından iade" şeklinde şerh bulunduğu ancak karşılığı bulunup bulunmadığına dair ibareyi içermediği, bu hali ile usulüne uygun bir ibrazın bulunmadığı ve kambiyo vasfı taşımadığı gerekçesi ile takibin iptaline karar verilmiş; Özel Dairece yukarda açıklanan gerekçelerle hüküm bozulmuştur.

Yerel Mahkemece önceki kararında direnilmiş; hükmü temyize Karşı taraf/alacaklı banka getirmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) ´nun 720.maddesi uyarınca banka tarafından çek arkasına düşülmesi gereken ibraz şerhinin içeriğinin nasıl olması gerektiği, takibe konu çekin usulüne uygun ve geçerli bir şekilde ibrazının bulunup bulunmadığı, dolayısıyla alacaklının takip hakkını kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere, TTK´nun 720.maddesinde; "Vaktinde ibraz edilmiş olan çekin ödenmemiş olduğu ve ödenmeden imtina keyfiyeti:… muhatap tarafından, ibraz günü de gösterilmek suretiyle, çekin üzerine yazılmış olan tarihli bir beyanla;…sabit bulunduğu takdirde hamil; cirantalar, keşideci ve diğer çek borçlularına karşı müracaat haklarını kullanabilir." hükmü bulunmaktadır.

Özel Daire bozma ilamında değinildiği üzere, TTK´ nun 708. ve 720.maddeleri gereğince takip dayanağı çekin yasal süresinde ödenmek üzere muhataba ibraz edilmesi zorunludur. Yine TTK´nun 720.maddesi uyarınca süresinde ibraz edilen çekin ödenmediği ve ödenmeden imtina durumu, muhatap tarafından, ibraz günü de gösterilmek suretiyle "çekin üzerine yazılmış olan tarihli bir beyanla" belirlenmesi halinde hamilin cirantalar, keşideci ve diğer çek borçlularına karşı müracaat hakkının varlığından söz edilebilir.

Takip dayanağı çekin arka yüzünün incelenmesinde banka tarafından 17.12.2008 tarihli konulan ibraz şerhinde "keşidecinin ekli yazısı gereği rızası hilafından elinden çıktığından iade" açıklamasının yapıldığı ve bu şekilde ödenmeyiş nedeninin çek arkasına şerh verildiği görülmüştür. Keşidecinin ödemeden men talimatı vermesi durumunda dahi çekin muhatap bankaya tarihli bir açıklama ile ibraz edilmesi geçerlidir.

Öte yandan 17.04.1998 tarih 23316 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bankalararası Takas Odaları Merkezi Yönetmeliği´nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik´in 7.maddesi ile değişik "Bankalararası Takas Odalarında Bankalarca Muhatap Bankalara Fiziken İbraz Edilen ve Fiziken İbraz Edilmeyen Çeklere İlişkin İşlemler" başlıklı 14.maddesi uyarınca, I… Bank muhatap bankaya vekaleten çeki şubesine ibraz etme yetkisine sahiptir.

Her ne kadar bozma ilamında ibraz şerhinin muhatap banka tarafından konulduğu belirtilmişse de, Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sırasında burada kastedilmek istenenin gerçekte anılan Yönetmelik uyarınca çeki vekaleten ibraz eden alacaklı Banka olduğu kabul edilmiştir.

Buna göre, bozma ilamında da değinildiği gibi, takip alacaklısı tarafından TTK.nun 708 ve 720 maddelerinde öngörülen şekilde, çekin muhatap banka vekili olarak hareket eden I… Bank tarafından süresinde ve usulüne uygun olarak ibraz edildiği ve alacaklının takip hakkını kazandığı anlaşılmaktadır. O halde mahkemece şikayetin reddi yerine yazılı gerekçe ile takibin iptali yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

Bu nedenle; Özel Daire bozma ilamında ve buna ilaveten yukarıda açıklanan nedenlerle usul ve yasaya aykırı bulunan direnme kararının bozulması gerekir.

S O N U Ç : Takip alacaklısı/karşı taraf banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve buna ilaveten yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 06.04.2011 gününde, oybirliği ile karar verildi.


EMEKLİ MAAŞININ HACZİ, SİGORTA YARDIMLARININ HACZEDİLMEZLİK KURALI

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ 1997/7423 E.N , 1997/8321 K.N.

Özet

SÖZ KONUSU VAKIF SOSYAL SİGORTA SANDIĞI VAKFI STATÜSÜNDE OLUP 506 SAYILI YASANIN 121.MADDESİNE ATIF BULUNMAMASI NEDENİYLE BU VAKIFTAN BAĞLANAN EMEKLİ MAAŞININ TAMAMI İÇİN HACZEDİLMEZLİK KURALI UYGULANMAZ İSE DE, BORÇLUNUN SOSYAL SİGORTALAR KURUMUNDAN AYRICA EMEKLİ MAAŞI ALMADIĞININ TESPİT EDİLMESİ KARŞISINDA İİK.NUN 83. MADDESİ HÜKMÜ GEREĞİ SÖZÜ EDİLEN VAKIF SANDIĞINDAN BAĞLANAN İRATLARIN BORÇLU VE AİLESİNİN GEÇİMLERİ İÇİN İCRA MÜDÜRLÜĞÜNCE LÜZUMLU OLARAK TAKDİR EDİLEN MİKTAR TENZİL EDİLDİKTEN SONRA KALAN BÖLÜMÜ HACZEDİLEBİLİR. BU MİKTAR 1/4´DEN AZ OLAMAZ.

İçtihat Metni

Yukarıda tarih ve numarası yazılı merci kararının müddeti içinde temyizen tetkiki Borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye 16.6.1997 tarihinde gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Ş....... Sosyal Sigorta Sandığı vakfı statüsünde 506 Sayılı Yasanın 121.maddesine atıf bulunmaması nedeniyle bu vakıftan bağlanan emekli maaşının tamamı için haczedilmezlik kuralı uygulanamaz ise de, borçlunun Sosyal Sigortalar Kurumundan ayrıca emekli maaşı almadığının tespit edilmesi karşısında İİK.nun 83. maddesi hükmü gereği borçluya sözü edilen vakıf sandığından bağlanan iratların borçlu ve ailesinin geçimleri için icra müdürlüğünce lüzumlu olarak takdir edilen miktar tenzil edildikten sonra kalan bölümü haciz edilebilir. Bu miktar ¼´den az olamaz. Bu esaslar dairesinde inceleme yapılarak şikayetin sonuçlandırılması gerekirken eksik inceleme sonucu şikayetin tamamen reddine karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile merci kararının yukarıda yazılı nedenle İİK.nun 366. ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA) 10.7.1997 gününde oybirliğiyle karar verildi.


ŞİKAYET - İCRA MÜDÜRLÜĞÜ İŞLEMİ

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU 2010/12-684 E.N , 2011/50 K.N.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "şikayet" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 15.İcra Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 07.05.2009 gün ve 2009/555 E -491 K. sayılı kararın incelenmesi davalı alacaklılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 10.12.2009 gün ve 2009/16288-24777 sayılı ilamı ile;

("...Alacaklıların Ankara 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 22.01.2009 tarih, 2006/2207 Esas, 2009/59 Karar sayılı ilamının masraf ve vekalet ücretine ilişkin kısmını Ankara 5. İcra Müdürlüğünün 2009/4245 Esas sayılı dosyası ile, tahliyeye ilişkin hüküm kısmını ise, Ankara 10. İcra Müdürlüğünün 2009/6061 Esas sayılı dosyası ile takibe koydukları görülmektedir.

Her iki takibin dayanağı aynı ilam olmakla beraber, takibe konulan kısımlar ayrı olduğundan ve ayrı takip şeklini gerektirdiğinden ortada tahliyeye ilişkin mükerrer takipten söz edilemez.

O halde mahkemece şikâyetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde Ankara 10.İcra Müdürlüğünün 2009/6061 Esas sayılı dosyasına konu takibin iptaline karar verilmesi isabetsizdir...")

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davalılar/alacaklılar vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

İstek, icra müdürlüğü işlemini şikâyete ilişkindir.

Şikayetçi/borçlu, Ankara 10.İcra Müdürlüğü´ne ait 2009/6061 sayılı dosyasında müvekkili aleyhine takip yapıldığını, icra emrine konu alacağın daha önce Ankara 5. İcra Müdürlüğü´nün 2009/4245 sayılı dosyasında takibe konu edildiğini, 10. İcra Müdürlüğü dosyasının mükerrer olduğunu ifadeyle, mükerrer dosyadaki icra emrinin iptaline ve takibin durdurulmasına karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece; Ankara 10.İcra Müdürlüğü´ne ait 2009/6061 sayılı dosyanın, Ankara 5.İcra Müdürlüğü 2009/4245 sayılı dosyasındaki takip kesinleştikten sonra açılan tahliye istemli takip olduğu, Ankara 5.İcra Müdürlüğü´ne ait dosyada Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen tahliye kararının da takibe konu edildiği, bu nedenle Ankara 10. İcra Müdürlüğü´nün 2009/6061 esas sayılı dosyanın mükerrer olduğu gerekçesi ile şikayetin kabulüne, mükerrer olan Ankara 10 İcra Müdürlüğüne ait 2009/6061 sayılı takibin iptaline karar verilmiştir.

Davacı vekilinin temyiz istemi üzerine Özel Dairece, yukarıda başlık bölümünde belirtilen gerekçe ile şikayetin reddi gereğine işaretle mahkeme kararı bozulmuştur.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık şikayete konu takibin mükerrer takip olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)´nun 26 ve devamı maddelerinde taşınmazın tahliye ve teslimine yer verilmiş; taşınmazın borçlu elinde bulunması 26. maddede, üçüncü kişinin elinde bulunması halleri ise 27.maddede düzenlenmiştir.

Dava konusu olay dikkate alındığında İİK´nun 26.maddesinin yani taşınmazın borçlu elinde bulunması halinin dikkate alınması gereklidir. Bu maddede bir taşınmaz veya bir geminin tahliye ve teslimine dair olan ilamın icra dairesine verilmesi ile birlikte icra memurunun İİK.´nun 24.maddesinde yazılı şekilde bir icra emri tebliği edeceği ve borçluya yedi gün içinde hükmolunan şeyin teslimini emredeceği düzenlenmiştir.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) 443/4.maddesinde ise gayrimenkule ve buna müteallik aynı haklara ve aile ve şahsın hukukuna mütedair hükümlerin kesinleşmedikçe icra olunamayacağı hükmü yer almaktadır.

Buna göre icraya konulan ilam taşınmazın aynına yani mülkiyetine veya bir aynı hakka ilişkinse HMUK.´nun 443/4.maddesi uyarınca kesinleşmedikçe icraya konulma imkanı yoktur. Hemen belirtmelidir ki; taşınmazın aynına yani mülkiyetine veya bir aynı hakka ilişkin ilamın takibe konulması halinde icra müdürünün bu talebi yerine getirmekten kaçınma imkanı bulunmamaktadır. Kesinleşmemiş böyle bir ilamın icraya konulması halinde ancak borçlunun şikayeti üzerine icra mahkemesinin kararı ile takip iptal edilebilecektir.

İlam taşınmazın aynına değil de taşınmazın üzerindeki kişisel bir hakka ilişkin ise o zaman bu ilamın takip konusu yapılabilmesi için kesinleşmesini beklemeye de gerek bulunmamaktadır.

Bir taşınmazın tahliyesine ilişkin ilam icra dairesine takip talebi ile birlikte verilince icra dairesi borçluya İİK´nun 26.maddesi uyarınca İİK´nun 24.maddesinde yazılı uyarıları içeren (eski Örnek 54) yeni Örnek 2 nolu icra emrinin gönderilmesi gereklidir.

Bu icra emri ile borçluya ilam konusu taşınmazı 7 gün içerisinde teslim etmesi bu süre içerisinde teslim etmez ve tehiri icra kararı getirmez ise ilam gereğinin zorla yerine getirileceği bildirilmektedir.

11.04.2005 tarihli ve 25783 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğine göre yönetmelik öncesi uygulamada kullanılan Örnek 54 sayılı evraka karşılık gelen Örnek 2 nolu evrak ile taşınır teslimi veya taşınmaz tahliye veya teslimine ilişkin icra emrinin düzenlendiği, yönetmelik öncesi uygulamada kullanılan Örnek 53 sayılı evraka karşılık gelen Örnek No 4-5 sayılı evrak ile para borcuna veya teminat verilmesine veya bir işin yapılmasına veya yapılmamasına, irtifak hakkının veya gemi üzerindeki intifa hakkının kaldırılmasına ilişkin ilâmların yerine getirilmesine dair icra emrinin düzenlendiği görülmektedir.

Şu hale göre; İcra Müdürlüğü´nce takip talebi dikkate alınarak yönetmelikte o takip şekli için düzenlenmesi gereken icra emrinin borçluya gönderilmesi gereklidir.

Somut olaya gelince: davacılar M… A... ve arkadaşları (eldeki şikayet başvurusunda karşı taraf), Ankara 2.Sulh Hukuk Mahkemesinde açtıkları davada, iştirak halinde malik oldukları taşınmazı davalı A… A…´a kiraladıklarını, davalının sözleşmeye aykırı davrandığını iddia ederek tahliye kararı verilmesini istemişler, yapılan yargılama sonunda; akde aykırılık nedeniyle, dava konusu benzin istasyonundan davalının tahliyesine, yargılama gideri ve harcın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

M…A… ve arkadaşları yukarıda belirtilen ilama dayanarak Ankara 5.İcra Müdürlüğü 2009/4244 esas sayılı dosyası ile ilamdaki vekalet ücretinin tahsili için icra takibi başlatmışlar; yine Ankara 5.İcra Müdürlüğü 2009/4245 esas sayılı dosyasında da Ankara 2. Sulh Hukuk Mahkemesine ait aynı ilama dayanarak, 03.04.2009 tarihinde Örnek 1 nolu takip talebi ile ilamda hüküm altına alınan yargılama gideri ve harcın borçludan tahsilini istemişlerdir. Takip talebinde alacak tutarının belirlendiği (4) numaralı bendine 703.82 TL yargılama gideri, 6.674,40 TL harç ve faizi olmak üzere toplam 7.392,19 TL alacağın borçludan tahsili istenilmiş ve ayrıca takibin dayanağı olan ilamın niteliklerinin belirtildiği (6) numaralı bendine "Ankara 2.Sulh Hukuk Mahkemesi´nin 22.01.2009 gün 2006/2207-59 sayılı kararı uyarınca davalı A…. A.…´ın "…adresindeki benzin istasyonundan tahliyesi" yazılmıştır. Alacaklının takip yollarından hangisini seçtiğine dair (9) numaralı bendine de "Haciz ve tahliye" yolunun tercih edildiği belirtilmiştir.

Bu takip talebi üzerine Ankara 5.İcra Müdürlüğünce Örnek 4-5 nolu icra emri (Para Borcuna Veya Teminat Verilmesine Veya Bir İşin Yapılmasına Veya Yapılmamasına, İrtifak Hakkının Veya Gemi Üzerindeki İntifa Hakkının Kaldırılmasına İlişkin İlâmların Yerine Getirilmesinde İcra Emri) 04.04.2009 gününde borçluya tebliğ edilmiştir. İcra emrinin (3) numaralı bendinde 703,82 TL yargılama gideri 6.674,40 TL harç ve faizi olmak üzere 7.392,19 TL alacağın ödenmesi istenilmiş ve ayrıca (5) numaralı bendine de "Ankara 2.Sulh Hukuk Mahkemesi 22.01.2009 gün 2006/2207-59 sayılı kararı uyarınca davalı A…. A……´ın "……adresindeki benzin istasyonundan tahliyesi" yazılmıştır. İcra emri davacı borçluya tebliğ edilmiş ve kesinleşmiştir.

Bu kez eldeki davanın konusu olan Ankara 10. İcra Müdürlüğü 2009/6061 esas sayılı dosyası ile karşı taraf/alacaklı M… A… ve arkadaşları yine Ankara 2.Sulh Hukuk Mahkemesine ait ilama dayanarak 29.04.2009 tarihinde takip talebinde bulunmuştur. Takip talebinin (4) numaralı bendine "Tahliyesi istenen taşınmaz: -ilamda geçen bilgiler-….." , (6) numaralı bendine "Ankara 2.Sulh Hukuk Mahkemesi 22.01.2009 gün 2006/2207-59 sayılı ilamı" yazılmış ve alacaklının takip yollarından hangisini seçtiğine dair (9) numaralı bendinde ise "tahliye ve teslim" yolu belirtilmiştir.

Bu takip talebi üzerine Ankara 10.İcra Müdürlüğünce Örnek 2 nolu icra emri ( Taşınır Teslimine Veya Taşınmaz Tahliye Veya Teslimine İlişkin İcra Emri ) borçluya tebliğ edilmiştir. İcra emrinin (3) numaralı bendine "Ankara 2.Sulh Hukuk Mahkemesi 22.01.2009 gün 2006/2207-59 sayılı kararı" (4) numaralı bendine ise "Aşağıda belirtilen taşınmazın tahliyesi istenmektedir: -taşınmaz bilgileri-" yazılmıştır.

İcra emrinin tebliği üzerine şikayetçi, Ankara 5.İcra Müdürlüğü´nün 2009/4245 esas sayılı dosyası dikkate alındığında Ankara 10.İcra Müdürlüğü´nün 2009/6061 esas sayılı dosyasındaki takibin mükerrer olduğunu şikayet yolu ile icra hukuk mahkemesi önüne getirmiştir.

Yukarıda görüldüğü üzere karşı taraf/alacaklılar Ankara 5.İcra Müdürlüğü´nün 2009/4245 esas sayılı dosyasındaki takip talebinde hem yargılama gideri ve harcın tahsili için hem de taşınmazın tahliyesi için icra takibi talebinde bulunmuşlar; takip yolu olarak da haciz ve tahliyeyi seçmişlerdir. Takip talebi bu şekilde tanzim edilmiş ise de icra müdürlüğü Örnek 4-5 nolu icra emrini göndermiş, Örnek 2 nolu icra emri gönderilmemiş ise de Örnek 4-5 nolu icra emrinin (5) numaralı bendine "Ankara 2.Sulh Hukuk Mahkemesi 22.01.2009 gün 2006/2207-59 sayılı kararı uyarınca davalı A… A…´ın …adresindeki benzin istasyonundan tahliyesine" yazılmıştır. Takip talebine rağmen icra emrinin farklı çıkarılmış olması takip talebindeki tahliye istemini hükümsüz hale getirmeyecektir.

Her iki takibin dayanağı aynı ilamdır. Alacaklı Ankara 5.İcra Müdürlüğüne ait 2009/4245 esas sayılı dosyanın takip talebinde Ankara 2.Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen tahliye kararını takibe konu ettiğine göre buna yönelik işlem yapılmasını yani tahliye konusunda icra emri çıkarılmasını da isteyebilecektir. Bu takip talebine rağmen icra müdürlüğünün takip talebinin gereğini yerine getirmemesine karşı yasal hakkını kullanmayan tarafın ayrı bir dosya da aynı talebini ileri sürmesinin mükerrer takip olduğunun kabul edilmesi gereklidir.

Şu durumda, somut olayda da takip taleplerinin açıklanan içeriğinden karşı taraf/alacaklıların Ankara 5.İcra Müdürlüğüne ait 2009/4245 esas sayılı dosyada tahliye talepli olmak üzere takibe konu ettikleri Ankara 2.Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen tahliye kararını, Ankara 10.İcra Müdürlüğü´nün 2009/6061 esas sayılı dosyasında da tekrar takibe konu edip, tahliye talep ettiklerinin anlaşılmış olmasına göre, yapılan bu ikinci takip, mükerrer takip niteliğindedir.

O halde, mahkemece 2009/6061 sayılı takibin mükerrer olduğunun kabulü ile iptaline karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup; direnme kararının açıklanan nedenlerle onanması gerekir.

S O N U Ç : Karşı taraf/alacaklılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan, başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 09.02.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


İCRA MÜDÜRLÜĞÜ İŞLEMİNİ ŞİKAYET

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU 2011/12-201 E.N , 2011/309 K.N.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki " şikayet " davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 11. İcra Hukuk Mahkemesince şikayetin kısmen kabulüne dair verilen 05.06.2009 gün ve 2009/863 E.,-884 K. sayılı kararın incelenmesi davacı/borçlu vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesi´nin 08.02.2010 gün ve 2009/18661 E., 2010/2372 K.sayılı ilamı ile;

(…İcra mahkemesince borçluya çıkarılan ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğünün tespiti yerinde ise de, borçlunun usulsüz tebliğe muttali olduğunu beyan ettiği tarih 28.05.2009 yerine 103 haciz tutanağının tebliğ edildiği 15.09.2009 tarihinin muttali olunan tarih olarak tesbiti doğru değildir. Zira incelenen haciz tutanağında 7201 Sayılı Yasanın 21.maddesine göre yapılan tebliğ işleminde Tüzüğün 28.maddesindeki lazime yerine getirilmemiştir. (Adreste bulunmama sebebi) Hal böyle olunca mahkemece borçlunun muttali olduğunu beyan ettiği tarihi tebliğ tarihi olarak tespit etmek gerekirken aksine düşüncelerle yazılı şekilde karar tesisi isabetsizdir…)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davacı vekili

 HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu´nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince ve Özel Daire kararında sehven "15.09.2009" olarak yazılan 103 haciz tutanağının tebliğ tarihinin "15.05.2009" şeklinde düzeltilerek BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 11.05.2011 gününde, oybirliği ile karar verildi.


ŞİKAYET KANUN YOLUNA BAŞVURU

Taraflar arasındaki "Şikayet, kanun yoluna başvuru" nedeniyle yapılan yargılama sonunda; Sarıyer İcra Hukuk Mahkemesince şikayetin kabulüne dair verilen 15.08.2008 gün ve 2008/237 E., 244 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 12.03.2009 gün ve 2008/24324 - 2009/5167 sayılı ilamı ile önce onanmış; karşı taraf/alacaklı vekili karar düzeltme istemi üzerine bu istem kabul edilerek 20.10.2009 gün ve 2009/11649-19668 sayılı ilamı ile;

("...Alacaklı vekili tarafından borçlu A… Pazarlama ve Tic. Ltd. Şti. hakkında genel haciz yolu ile icra takibi yapıldığı ve örnek 7 numaralı ödeme emrinin adı geçene 14.06.2008 tarihinde tebliğ edildiği, borçlu şirketin yönetim kurulu üyesi sıfatı ile şirket ortakları Y… İ… S… ve Ç… E… vekili tarafından icra mahkemesine başvurularak ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğünün ileri sürüldüğü görülmektedir.

Ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğünü ancak tebliğ işlemine muhatabı olan borçlu şirket şikayet konusu yapabilir. Dosya içinde mevcut 03.09.2007 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi örneğine göre şikayetçiler Y… İ… S… ve Ç… E…´un tek başlarına ve birlikte borçlu şirketi temsile yetkili olmadıkları anlaşılmaktadır. Kaldı ki adı geçenle tarafından icra mahkemesine yapılan başvuru da borçlu şirketi temsilen ve şirket adına olmayıp, şahısları adına ve şirketin yönetim kurulu üyesi sıfatları ile yapılmıştır. Bu durumda icra takibinin borçlusu ve şikayete konu tebliğ işleminin muhatabı olmayan üçüncü kişiler Y… İ… S… ve Ç… E…´un ödeme emri tebliğ işleminin iptali isteminin aktif husumet yokluğu nedeni ile reddi yerine mahkemece şikayetin esasının incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. Dairemizce hükmün bu nedenle bozulması gerekirken onandığı anlaşılmakla alacaklı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.

Alacaklı vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulü ile Dairemizin 12.03.2009 tarih ve 2008/24324 esas, 2009/5167 karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına, yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428.maddeleri uyarınca Bozulmasına...") gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Karşı taraf/alacaklı B… S…vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu´nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Nitekim, aynı ilke Hukuk Genel Kurulu´nun 30/4/2003 gün ve E:2003/12-313, K:2003/310; 15.11.2006 gün ve E:2006/12-691, K:2006/722; 08.10.2008 gün ve 2008/12-538, K:576 sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç : Karşı taraf/alacaklı B… S… vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.´nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.04.2011 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

 


İCRA TAKİBİNDE MENFİ TESPİT

Taraflar arasındaki "takibin iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 9. İcra Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 27.10.2008 gün ve 2008/1962 E., 2008/1729 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 13.04.2009 gün ve 2008/27952 E., 2009/7830 K. sayılı ilamı ile;

("...İİK.nun 68/son maddesinde, "İtirazın kaldırılması talebinin esasa ilişkin nedenlerle kabulü halinde borçlu, takibin aynı nedenlerle reddi halinde ise alacaklı diğer tarafın talebi üzerine %40´dan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilir. Borçlu menfi tespit ve istirdat davası açarsa yahut alacaklı genel mahkemede dava açarsa, hüküm olunan tazminatın tahsili dava sonuna kadar tehir olunur" yasal düzenlemesine yer verilmiştir. Şikayetçi alacaklının, borçlunun itirazının kaldırılmasına yönelik isteminin icra mahkemesince red edilmesi üzerine genel mahkemede alacak davası açtığına dair bir belgeye dosyada rastlanılmamıştır.

Borçlunun açmış bulunduğu menfi tespit davası daha önce icra mahkemesince alacaklı aleyhine verilen icra inkar tazminatının borçlu tarafından takibe konulmasını engellemez.

Açıklanan nedenle, mahkemece, İstanbul 9.İcra Müdürlüğü´nün 2008/17938 sayılı dosyasının borçlusu olan şikayetçinin (Şişli 5.İcra Müdürlüğü´nün 2007/11955 sayılı dosyada alacaklı bulunan) isteminin reddi yerine yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi isabetsizdir...")

gerekçesiyle oybirliği ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, icra takibinin iptali istemine ilişkindir.

Davacı borçlu vekili, davalının Şişli 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 03.07.2008 tarih ve 2008/362 E., 2008/657 K. sayılı ilamına dayanarak İstanbul 9. İcra Müdürlüğü´nün 2008/17938 E sayılı dosyasından davacı hakkında icra takibi başlattığını ve müvekkiline icra emri gönderdiğini, müvekkilinin borcu bulunmadığını belirterek, takibin iptaline; İİK 169/a-6. fıkra gereğince davalı aleyhine tazminata karar verilmesini istemiştir.

Davalı alacaklı vekili, davacı tarafından müvekkili aleyhine Şişli 2. İcra Müdürlüğü´nün 2008/7234 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, borca itiraz üzerine takibin durduğunu, davacı tarafından Şişli 4. İcra Hukuk Mahkemesi´nin 2007/812 E. sayılı dosyasında, itirazın kaldırılması davası açıldığını, dava reddedildiğinden müvekkili lehine asıl alacağın %40´ı oranında icra inkar tazminatına hükmedildiğini, kesinleşen ilamın müvekkili tarafından İstanbul 9. İcra Müdürlüğü´nün 2008/17938 E. sayılı dosyasından icra takibine konulduğunu, müvekkilinin Şişli 2. İcra Müdürlüğü´nün 2007/7234 E. sayılı dosyasında borçlu olmadığının tespitini teminen İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi´nin 2007/472 E. sayılı dosyasından menfi tespit davası açtığını, davacı tarafından İİK 68/son maddesi gereğince genel mahkemelerde açılmış bir alacak davası bulunmadığını, davacının İİK´nun 68/son maddesinden istifade etmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Yerel mahkemece; davanın kabulüne dair verilen karar; Özel dairece, yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.

Yerel mahkemece önceki kararda direnilmiş; hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.

Açıklanan maddi olgu, bozma ve direnme kararlarının kapsamları itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; borçlunun açmış bulunduğu menfi tespit davasının, daha önce icra mahkemesince alacaklı aleyhine verilen icra inkar tazminatının borçlu tarafından takibe konulmasını engelleyip engellemeyeceği noktasında toplanmaktadır

2004 sayılı İcra İflas Kanunu´nun "İtirazın Kesin Olarak Kaldırılması" başlıklı 68.maddesinin son fıkrasında aynen ; "…İtirazın kaldırılması talebinin esasa ilişkin nedenlerle kabulü halinde borçlu, talebin aynı nedenlerle reddi halinde ise alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine yüzde kırktan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilir. Borçlu, menfi tespit ve istirdat davası açarsa, yahut alacaklı genel mahkemede dava açarsa, hükmolunan tazminatın tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve dava lehine sonuçlanan taraf için, daha önce hükmedilmiş olan tazminat kalkar." Hükmü yer almaktadır.

Bu maddeye göre, itirazın kaldırılması talebinin usule ilişkin değil, esasa ilişkin nedenlerle kabulü halinde borçlu, talebin aynı nedenlerle reddi halinde ise alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine %40´tan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilecektir.

Borçlu, aslında borçlu olmadığı veya borçlu olmadığına inandığı bir borcu ödememek için, alacaklının takip yapmasını veya dava açmasını bekleyebilir. Aleyhine başlatılan takibe itiraz edebilir. İtiraz üzerine takip duracağından, alacaklı bu itirazı bertaraf ettirmek için harekete geçtiğinde, alacaklının itirazın iptali veya kaldırılması talebi üzerine, borçlu bu konudaki savunmalarını genel mahkemede veya icra mahkemesinde ileri sürebilecektir.

Buna rağmen, borçlunun, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunabilir. Bu tür bir yararının bulunması halinde borçlu, borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir. Bunun dışında, icra takibi taraflar arasındaki maddi ilişkiyi tespit edecek nitelikte olmadığından, alacaklının takibe girişmesinden sonra, hatta takip kesinleştikten sonra da borçlunun, borçlu olmadığının tespitini mahkemeden istemesi mümkündür.

Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açabilir; bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur. Ancak, borçlu borcunu icra dairesine ödedikten sonra, artık menfi tespit davası açamaz. Zira, borçlunun sırf borçlu olmadığının tespitinde, hukuki bir yararı yoktur. Bundan sonra, ödediği paranın geri alınması için bir dava açması söz konusu olur ki, bu da istirdat davasıdır (Prof. Dr. Hakan Pencanıtez, Prof. Dr. Oğuz Atalay, Do. Dr. Meral Sungurtekin Özkan, Doç. Dr. Muhammet Özekes, İcra ve İflas Hukuku, s.156-164

Anılan maddeye göre, aleyhine tazminat hükmedilen tarafın açacağı davanın niteliğine göre (menfi tespit veya alacak davası) icra takibi durur, lehine tazminat verilen asıl takibin borçlusu menfi tespit davası açarsa, bu dava aleyhine tazminata hükmedilen asıl takibin alacaklısı lehine sonuç doğurmayacağından, lehine tazminat verilen borçlunun, mahkeme ilamını alacaklı aleyhine icra takibine koymasına engel olmaz. Bu nedenle borçlunun açmış olduğu menfi tespit davası, yine borçlunun alacaklı aleyhine tazminatın tahsili amacıyla başlattığı icra takibini durdurmaz.

Öteki deyişle, eğer aleyhine kötüniyet tazminatı hükmedilen asıl takibin alacaklısı, borçlunun kötü niyet tazminatını tahsil amacıyla kendisi hakkında başlattığı icra takibini durdurmak istiyorsa, genel mahkemelerde borçlu aleyhine alacak davası açması gerekmektedir. Yoksa yine borçlunun açtığı menfi tespit davasına dayanarak, borçlu aleyhine, kendi lehine sonuç elde edemez.

Somut olaya gelince; davacı alacaklı, davalı borçlu hakkında Şişli 2. İcra Müdürlüğü´nün 2007/7234 E.sayılı takip dosyası ile kira alacağının tahsili amacıyla icra takibi başlatmış, borçlunun itirazı üzerine takip durmuştur. Bundan sonra alacaklı Şişli 4.İcra Hukuk Mahkemesi´nin 2008/362 E.sayılı dosyası ile borçlu aleyhine itirazın kaldırılması istekli dava açmış, davacının talebinin reddi ile asıl alacağın %40´ı oranında davalı borçlu lehine icra inkar tazminatı verilmesine karar verilmiştir. Bunun üzerine, borçlu bu mahkeme ilamını İstanbul 9.İcra Müdürlüğü´nün 2008/17938 E.sayılı dosyasından takibe koymuş, davacı alacaklı ise genel mahkemede herhangi bir alacak davası açmadan görülmekte olan davayı açmış, borçlu davalı, davacı alacaklı aleyhine icra takibine başlamadan önce de, İstanbul 14.Asliye Ticaret Mahkemesi´nin 2007/472 E.sayılı dosyası ile menfi tespit davası açmıştır.

Görüldüğü üzere, davacı alacaklının, davalı borçlu hakkında, bozma ilamından önce İİK.nun 68/son anlamında açtığı bir alacak davası bulunmamaktadır. Yukarıda da açıklandığı üzere, davacı alacaklı, davalı borçlunun açmış olduğu menfi tespit davasından kendi lehine sonuç alamaz.

Ancak, mahkemenin ilk kararının, Özel Daire tarafından bozulmasından sonra, davacı alacaklının, davalı borçlu aleyhine İstanbul 10.Asliye Ticaret Mahkemesi´nin 2009/407 E.sayılı dosyası ile alacak davası açtığı dosya kapsamından açıkça anlaşılmaktadır.

Ne var ki, bozmadan sonra gerçekleşen bu olgu Özel Daire´nin denetiminden geçmemiştir.

Diğer taraftan, bozma ilamından sonra davacı alacaklı tarafından açılan ve yukarıda açıklandığı üzere eldeki uyuşmazlığa etkili bulunan bu alacak davası, mahkemece direnme kararının gerekçesinde gösterilmiş ve dayanak alınmıştır.

Bilindiği üzere; direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir. (HUMK.429 mad.)

Eş söyleyişle; mahkemenin yeni bir delile dayanarak veya kararını tamamen farklı bir gerekçe ile karar vermiş olması halinde, direnme kararının varlığından söz edilemez.

Mahkemenin direnme olarak adlandırdığı bu karar açıklanan nedenlerle gerçekte direnme olmayıp, bozmadan esinlenilerek yeni bir delile dayalı, yeni hüküm niteliğindedir. Yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının inceleme merci ise Hukuk Genel Kurulu değil; Özel Daire´dir.

Hal böyle olunca; dosyanın yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 12.Hukuk Dairesine gönderilmesine, 09.02.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


TAHSİL HARCI , HARCA TABİ TUTULMAMA

Şikayet kanun yoluna başvuru nedeniyle yapılan yargılama sonunda; İstanbul 5.İcra Hukuk Mahkemesince şikayetin reddine dair verilen 02.02.2009 gün ve 2009/201-120 sayılı kararın incelenmesi şikayetçi vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 23.06.2009 gün ve 2009/5436-13843 sayılı ilamı ile;

("…Alacaklı vekilinin tahsil harcına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:

06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 04.06.2008 tarih ve 5766 sayılı Kanunun 11/ç maddesiyle, 492 sayılı Harçlar Kanununun 123/son maddesi yeniden düzenlenmiş ve son fıkrada yer alan "harca tabi tutulmaz" ibaresi, "bu Kanun´da yazılı harçlardan müstesnadır" şeklinde değiştirilmiştir. İstisna ve muafiyet kavramları vergi hukukunda ayrı ayrı düzenlenmiş olup; istisna bir işleme, muafiyet ise şahsa ilişkindir. Maddede açıkça müstesna ifadesi kullanılmış olması karşısında, yapılan bu son değişiklikle, bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler, alacaklı-borçlu ayrımı yapılmaksızın 492 sayılı Harçlar Kanununda yer alan yargı harçlarından da müstesna tutulmuştur. Nitekim maddenin gerekçesinde bu değişiklik "492 sayılı Harçlar Kanununun 123.maddesinde kredilere ilişkin istisna hükmünün yargı harçlarını da kapsamı içine aldığı hususu açıklığa kavuşturularak uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır" şeklinde ifade edilmiştir. Diğer taraftan bu durum Yüksek Danıştay 9.Dairesi´nin bu yöndeki yerleşmiş birçok kararı ile de kabul edilmiş bulunmaktadır (Danıştay 9.Dairesi 20.10.2008 T. 2006/4958 E, 2008/4769 K, 15.10.2008 T. 2007/3486 E, 2008/4610 K., 15.10.2008 T. 2005/3203 E, 2008/4591 K, 15.10.2008 T. 2006/84 E, 2008/4597 K.).

Açıklanan ve yeni oluşan bu durum karşısında, bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin olarak icra dairelerinde yapılacak işlemlerin, 492 sayılı Harçlar Kanununda yazılı harçlardan ve aynı Kanun´da yer alması nedeniyle de tahsil harcından müstesna olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle tahsil harcının, alacaklı bankaya ödenen paradan kesilmesi mümkün olmadığı gibi, alacağına mahsuben alacaklı bankaya ihalenin yapılması halinde de satış bedeli üzerinden icra dairesine ödenmesi istenemez.

Somut olayda, şikayetçi banka tarafından, borçluya kullandırılan kredinin geri ödenmesini temin amacıyla icra takibi yapıldığı anlaşıldığından ve dolayısıyla yukarıda anılan yasa hükmü gereğince, ihale bedeli, tahsil harcından müstesna olduğundan, bu yöndeki şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi isabetsizdir ...")

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Şikayetçi vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu´nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

İstek, icra memurunun işlemini şikâyete ilişkin olup; icra tahsil harcı alınmasına ilişkin icra müdürlüğü kararının iptali ve harcın iadesi istenmiştir.

Şikayetçi/Banka vekili; dava dışı borçludan kredi borcunun tahsili için başlatılan icra takip dosyasında, alacaklı bankadan harç alınmasına ilişkin memur işleminin iptaline ve ihtirazi kayıtla yatırılan icra tahsil harcının iadesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel Mahkemece; "492 sayılı Harçlar Kanunu´nun 123/son maddesinde değişiklik yapılmış ise de, bu değişikliğin yargısal harçları kapsamayacağı, son değişikliğin maddedeki anlamı değiştirmediği, Harçlar Kanunu´na göre hazırlanan (1) sayılı tarife gereğince yargı harçlarının alınması gerektiği, şikayete konu işlemin de yargı harcına tabi olması sebebiyle şikayete konu müdürlüğün tahsil harcı alınmasına yönelik kararının doğru ve yasal zeminde olduğu, bu nedenle şikayetçi bankanın icra tahsil harcından muaf olmadığı" gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir.

Kararın incelenmesi şikayetçi/banka vekili tarafından istenilmesi üzerine, Özel Dairece; yukarıda belirtilen gerekçelerle karar oyçokluğuyla bozulmuştur.

Yerel Mahkemenin, önceki gerekçelerini genişleterek verdiği direnme kararı, şikayetçi/banka vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; şikâyetçi bankanın, 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun 123/son maddesindeki istisnadan faydalanıp faydalanamayacağı, dolayısıyla icra tahsil harcından müstesna olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

İlkin, harç konusunda genel bir açıklama yapılmasında yarar vardır.

Kamu hizmetlerinin kurulması ve yürütülmesi için gerekli olan mali kaynağın sağlanması amacıyla devletin egemenlik gücüne dayanarak koyduğu mali yükümlerden kaynaklanan alacakları genel olarak kamu alacakları olarak nitelendirilmektedir.

Devletin kamu alacağını oluşturan gelir kaynaklarından birini de, kamu hizmetlerinden yararlananların ödedikleri harçlar oluşturmaktadır. Harçların oluşturduğu yükümlülük, teoride, "masrafı karşılama" ve "faydalanma" ilkelerine dayandırılmaktadır.

Masraf(lar)ı karşılama ilkesine göre harç, hizmetin gerektirdiği maliyetle ölçülürken; faydalanma ilkesinde hizmetin maliyeti değil, yükümlü için taşıdığı değer esas alınmaktadır.

Buna göre harç; bazı kamu hizmetlerinden yararlanan ve hatta kanun hükmü ile yararlanmak zorunda bırakılan özel ve tüzel kişilerin, özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında, belli bir ölçüde bu hizmetlerin maliyetine katılmaları amacıyla konulan ve zor unsuruna dayanan mali yükümlülüklerdir (Pınar, Burak: Yargı ve İcra Harçları, Ankara 2009, s.1-3; Diğer harç tanımları için bakınız; a.g.e., s.3, dipnot 12´deki eserler.; Yılmaz, Zekeriya: Hukuk Davalarında Yargılama Harç ve Giderleri ile Vekalet Ücreti, Ankara 2006, s.179 vd.).

Diğer bir deyişle harç, muhtelif kanunların konusunda bulunan adli ve idari hizmetlerde ve bu hizmetin gerektirdiği kırtasiye ve formalite masraflarını karşılamak mülahazasıyla hakiki ve hükmi şahıslardan hazinece alınan bir paradır. Yapılan işler ve görülen hizmet amme hizmetinden ziyade, kişilerin şahsına ve menfaatine ilişkindir (Y.İ.B.K. 23.12.1976 gün ve 1976/11-7 E.-6 K.; Diğer bir tanım için bakınız Y.İ.B.K. 7.12.1964 gün ve 1964/3 E.-5 K.).

Anayasa Mahkemesi de, harcı, verginin özel ve ayrıksı bir türü olarak tanımlamıştır (17.12.1968 gün ve 1968/12 E.-65 K.; 24.10.1974 gün ve 1974/31 E.-43 K.; 14.01.2010 gün ve 2009/27 E.-2010/9 K. sayılı kararları ve aynı mahiyette Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun 12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E,-493 K. sayılı ilamı).

Harçlar konusunda genel düzenleme içeren, 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun gerekçesinde harcın tanımı "fertlerin özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir" biçiminde yapılmıştır (Bu harç tanımını benimseyen Anayasa Mahkemesi kararları için bakınız:31.03.1987 gün ve 1986/20 E.-1987/9 K.; 14.02.1991 gün ve 1990/18 E.-1991/14 K.; 28.09.1995 gün ve 1995/24 E.-52 K.; Benzeri tanım için bakınız: H.G.K.´nun12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E,-493 K. sayılı ilamı).

Buna göre, bir hizmetin harç konusu olabilmesi için; kişilerin bir kamu kurumundan yararlanmaları, kişilere kamu eliyle özel bir yarar sağlanması ve kamu idaresinin kişilerin özel bir işiyle uğraşması gerekmektedir (Y.İ.B.K. 7.12.1964 gün ve 1964/3 E.-5 K.; Anayasa Mahkemesi´nin 31.03.1987 gün ve 1986/20 E.-1987/9 K. sayılı kararları).

Bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi, bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına ilişkin düzenlemelerin de, kanunda yer almasına bağlıdır.

Nitekim, 1982 Anayasası´nın 73/3.maddesinde; "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır." hükmünü içermektedir.

Bu Anayasa kuralının, vergi, resim ve harç gibi parasal yükümlülüklerin veya bunlardan bağışıklığın, kapsam ve içeriğinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ve açıkça gösterilmesi amacına yönelik bulunduğu bellidir. O halde, harca ilişkin bir yasa hükmünün yorumu ve uygulanmasında, bu ilke ve amaç gözden uzak tutulmamak gerekir. Aksi halde, kişi ve kurumların yasal dayanağı olmayan bir yükümlülük altına sokulmaları veya Devletin önemli bir gelir kaynağından yoksun bırakılması gibi, Yasa Koyucunun amacına aykırı ve sakıncalı sonuçların doğmasına yol açılmış olur (H.G.K.´nun 12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E,-493 K. sayılı ilamı).

Bu kanunilik ilkesine paralel olarak, 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun 1.maddesinde, bu kanuna göre alınacak harçlar arasında, diğer harçlar yanında yargı harçları da, bulunmaktadır.

Aynı Kanunun 2.maddesinde ise, yargı işlemlerinden bu Kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların, yargı harçlarına tabi olduğu vurgulanmıştır.

Bu arada yargı harcı, devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete, ondan yararlananların katkısı olarak tanımlanmıştır (Y.İ.B.K. 16.12.1983 gün ve 1983/5 E.-6 K.).

492 sayılı Harçlar Kanunu´nun "istisna ve muaflıklar" başlıklı 13.maddesinde harçtan müstesna işlemler düzenlenmiş; 59.maddesinde ise; "Harçtan müstesna tutulan işlemler" başlığı altında hangi işlemlerin harçtan istisna olduğu sıralanmış, son fıkrasında ise; "Yukarıda yer alan istisnalara ilave olarak özel kanunlarda yer alan muafiyet ve istisnalara ilişkin hükümler saklıdır." düzenlemesi getirilmiştir.

Aynı Kanununun onuncu kısmında "kısımlar arası müşterek hükümler" üst başlığı altında birinci bölüm olarak "genel muaflıklar ve istisnalar" başlığı; bu başlığın altında ise, "özel kanunlardaki hükümler" alt başlığını taşıyan ve konumuzu ilgilendiren 123.maddesi gelmektedir.

492 sayılı Harçlar Kanunu´nun, 06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 04.06.2008 gün ve 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 11.maddesinin (ç) bendi ile değişik "Özel kanunlardaki hükümler" kenar başlıklı 123.maddesinde aynen:

"Özel kanunlarla harçtan muaf tutulan kişilerle, istisna edilen işlemlerden harç alınmaz.

Ancak, İş Kanununa tabi işçilerin ve çırakların iş mahkemelerindeki dava ve bu mahkemelerden almış oldukları ilamların takiplerinde harçtan muafiyet gündelikleri veya aylık ücretleri 16 yaşını doldurmuş işçiler için belirlenen asgarî ücreti geçmeyen işçiler ve çıraklar hakkında uygulanır.

(Değişik fıkra: 25.12.2003 - 5035 S.K./31. md.) Anonim, eshamlı komandit ve limited şirketlerin kuruluş, sermaye artırımı, birleşme, devir, bölünme ve nev´i değişiklikleri nedeniyle yapılacak işlemler ile (Ek ibare: 28.03.2007-5615 S.K./15.mad) Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri (Bu kooperatifler ile Kredi Garanti Fonu İşletme ve Araştırma Anonim Şirketi tarafından bankalardan kullandırılacak krediler için verilecek kefaletler dahil) bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler bu Kanunda yazılı harçlardan müstesnadır."

Hükmüne yer verilmiş; son cümlede daha önce yer alan "işlemler harca tabi tutulmaz" ibaresi "işlemler bu Kanunda yazılı harçlardan müstesnadır" ibaresi olarak değiştirilmiştir.

Madde metninden de anlaşıldığı üzere, harçtan istisna tutulan işlemler fıkrada belirtilen kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerdir. Yasa koyucu, finansman sıkıntısı çeken bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumların, müşterilerine kullandırmak amacıyla sendikasyon kredisi gibi büyük miktarlı kredilere kendi portföylerinde yer vererek yurt içi veya yurt dışı kredi kuruluşlarından finansman desteği alabilmelerini kolaylaştırmak ve kredi maliyetlerini azaltmak amacıyla bu nitelikteki kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerden harç alınmayacağını öngörmüştür.

Yasa koyucu anılan maddede; bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılmak üzere temin edilen kredilere ait bazı işlemlerden harç alınmayacağını belirttiğine göre; bankaların, kendi öz kaynaklarından veya diğer kredi kurumlarından temin ettikleri kredileri, genel kredi sözleşmesiyle gerçek veya tüzel kişilere teminatlı veya teminatsız olarak kullandırmaları halinde, 492 Sayılı Kanunun değişik 123/son maddesindeki istisnadan faydalanmaları olanaklı değildir.

Nitekim, aynı ilkeler Anayasa Mahkemesi´nin 14.01.2010 gün ve 2008/81 E., 2010/8 K. sayılı ve Hukuk Genel Kurulu´nun 06.10.2010 gün ve 2010/12-443 E., 471 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

Harçlar hakkındaki bu genel açıklamalardan sonra konumuzu teşkil eden icra harçlarına gelince;

Öğretide genel olarak Devletin, icra hukukundaki faaliyetine karşılık aldığı paraya icra harcı denmektedir (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, İstanbul 2004, Sahife:108 vd.).

İcra ve iflas harçları, 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun birinci kısmında, yargı harçları bölümünde, 2-37. maddelerde düzenlenmiştir. Harçlar Kanunu´ndaki İcra ve İflas harçlarına girmeden önce İcra ve İflas Kanunu´nun harçlarla ilgili hükümlerine göz atmakta fayda vardır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu´nun 15.maddesinin birinci fıkrası; "İcra ve iflas harçlarını kanun tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse, bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur." hükmünü ihtiva etmekle; harçların mahiyetini, miktarını, ödeme zamanını ve şeklini doğrudan doğruya diğer yasalara ve özellikle Harçlar Kanunu´na bırakmıştır.

Yasa koyucu anılan madde ile icra ve iflas harçlarının çerçevesini tayin etmiş, kanunla alacaklının ödemesi gerekenlerin alacaklıdan, (2548 sayılı Yasada olduğu gibi) diğer harç ve masrafların sonuç olarak borçludan tahsil edilmesi gerektiğini hüküm altına almıştır.

İcra harçları, 492 Sayılı Yasaya bağlı (1) sayılı tarifenin yargı harçları kısmının (B/1) bölümünde düzenlenmiştir.

Buna göre ilgililer; icra takibi sırasında ve takibin niteliğine göre başvurma harcı, peşin harç, icra tahsil harcı ve yerine getirme harcı olmak üzere dört çeşit harç ödemek zorundadırlar.

Burada hemen şu hususu da belirtmek gerekir ki, borçlu takip nedeni ile sadece alacaklıya karşı sorumlu ve borçlu değildir. Alacaklının yanında takip hukuku prosedürünün uygulanması ve dolayısıyla icra takibi nedeniyle Devlete karşı da borçludur. Borçlunun Devlete olan borcu, tabi ki harç borcudur. İcra dairesine yatırılan para nedeniyle borçlu, hem alacaklıya ve hem de Devlete olan borcundan kurtulur. Borcun tamamının icra dairesine yatırılmaması durumunda yatırılan miktar kadar borcundan kurtulmuş olur. Böylece İcra kasasına ödeme yapıldığı anda borç ortadan kalkar.

Borçlar Kanununun 113.maddesinin birinci fıkrası hükmü uyarınca takip konusu borcun icra dairesine ödenmesi tarihinden itibaren borçlu, faiz borcundan da kurtulmuş olur. Bundan başka ödeme tarihi, harç alacağının ve oranının yanında harç borcunun doğup doğmadığını da tayin eder. Çünkü alacaklının, borçlunun borcunu ödememesinden dolayı onun hakkında icra takibine girişmesi durumunda borçluya İİK ve Yönetmeliği hükümleri uyarınca ödeme emri çıkardıktan sonra borçlu, henüz ödeme emrini tebellüğ etmeden önce borcunu icra dairesine gelip yatırırsa bu aşamada harç ödeme mükellefiyetinden de kurtulmuş olur.

Alacaklının alacağını mutlaka borçlunun ödemesi gerekmez. Üçüncü şahısların da diledikleri takdirde İcra Dairesine başvurarak borçlunun borcunu ödemek istemeleri mümkündür. İcra Müdürlüğünün ödenmek istenen borcu kabul etme mecburiyeti vardır. Önemli olan, alacaklının bir an önce alacağına kavuşmasıdır. 12.maddenin yasaya konuluş nedenini bu düşünceler teşkil etmektedir.

Harçlar Kanunu´nun 28.maddesi (b) bendinde yer alan ve icra takiplerinde tahsil harcının, alacağın ödenmesi sırasında tahsil edilmesi gerektiği şeklindeki hüküm, yasanın diğer hükümleri gibi kamu düzeni ile ilgilidir. Borçla ilgili olarak icra dairesinin kasasına yatırılan paranın ister borçlunun veya üçüncü şahısların kendi rızaları ile yatırdıkları para olsun, isterse İİK´nun 89.maddesi uyarınca diğer alacaklıların ve üçüncü şahısların elinde haczedilen mallarla ilgili paralar olsun bunların kaynağına bakılmaksızın bu paralardan alacaklıya yapılan ödeme nispetinde -harcın tamamı tahsil edilinceye kadar- harç alınması gerekir. Gerek İcra İflas Yasasında ve gerekse harçlarla ilgili yasalarda bunun aksine bir hüküm mevcut değildir.

Nitekim talimat icralarınca tahsil edilen paralar, esas takibin yapıldığı icra dairesine aynen ve hiçbir kesinti yapılmaksızın gönderilir. Harç ve masrafın hesabı esas takibin yürütüldüğü yer İcra Dairesince yapılır.

Devletin icra takibi nedeniyle aldığı harçlardan en önemlisi Harçlar Kanunu´nun 28.maddesinin (b) bendinde düzenlenen icra tahsil harcıdır.

İcra tahsil harcı, bu yasal düzenleme uyarınca alacağın ödenmesi sırasında tahsil olunur. Borçlu dilerse icra dairesine başvurarak tüm ferileriyle birlikte harç ve masrafları da kapsayacak biçimde borcunun tamamını hesaplattırıp öder veya borcundan mahsup edilmek üzere kısmi ödemede bulunur. Bu ödemeleri alacaklının arzu ettiği zaman icra dairesinden alma hakkı vardır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, eğer bir harç alacağı mevcut ise bunun mutlaka her ödeme sırasında tahsil edilmesi gerektiğidir. Devlet tahsil harcını takibe konu asıl alacak üzerinden almaktadır. Bundan sonraki tahsilatlardan (faiz tahsilatlarından) harç alınması, Harçlar Yasası´nın 20. maddesinin açık hükmü karşısında mümkün bulunmamaktadır. Kanun, harç alacağının tahsilini borcun tamamının ödenmesi şartına bağlamamıştır. Borcun tamamı ödenirse elbetteki harç da tahsil edilecektir. Borcun tamamı değil de taksit taksit ödenmesi söz konusu ise bu taktirde yapılan borç tahsilatlarının alacaklıya ödendiği miktara göre harç tahakkuku ve tahsilatı yapılacaktır. Çünkü Devlet, verdiği hizmet yani yaptığı tahsilat kadar harç almayı hak etmiştir.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi Harçlar Kanunu, para borçlarıyla ilgili icra tahsil harcının alacağın-ister kısmen (taksitle), isterse tümden olsun- tahsili sırasında alınmasını öngörmektedir. Alacaklının, alacağının tamamını elde edinceye kadar takibe devam etmek hakkı ve yetkisi vardır. İcra Dairesince kesilen harç nedeniyle alacaklı, alacağının tamamına kavuşamadığı takdirde borçlunun malvarlığı üzerinde takibi devam ettirerek alacağını eksiksiz tahsil etme olanağına her zaman sahiptir. Harçlar Yasası´nın 32. ve 127.maddeleri hükümleri bu konuda hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıktır.

Özet olarak belirtmek gerekirse; Harçlar Yasasının 37.maddesinde düzenlenen ve harçların Vergi Dairesince tahsilini öngören kural, İcra Dairesince başkaca hiçbir işlem yapılmasını gerektirmeyen ve yasanın öngördüğü süreler içinde harç ödemesi yapılmayan konulara münhasırdır. Kısaca harç tahsil müzekkeresi yazılmak suretiyle icra tahsil harcının Vergi Dairesince tahsili öngörülen takip dosyası infaz edilmek suretiyle icra müdürü tarafından işlemden kaldırılan işlerle ilgilidir.

Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu´nun 9.6.2004 gün ve E:2004/12-336 K:2004/338 sayılı kararında da, benimsenmiştir.

Bu ilkelere paralel olarak; Hukuk Genel Kurulu´nun 22.9.2004 gün ve E:2004/12-491 K:2004/413; 3.12.2008 gün ve E:2008/12-715 K:2008/717 sayılı kararlarında da, paranın tahsili anında Devletin harçla ilgili kaybını önlemek ve Harçlar Kanunu´nun 128. maddesindeki memur mesuliyetini azaltmak amacı ile ilerde borçludan alınmak üzere, tahsil harcının, alacaklıya ödeme yapıldığı sırada alacaklıdan alınacağı belirtilmiştir.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Şikayetçi/alacaklı/banka, borçlu D… T…l San. ve Uluslar arası Tic. A.Ş.´nin kredi borcunu geri ödememesi nedeniyle, bu şirket hakkında İstanbul 10.İcra Müdürlüğü´nün 2007/6812 esas sayılı dosyası üzerinden ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibine girişmiş; kredi sözleşmesini müşterek borçlu müteselsil kefil olarak imzalayan kişiler adına kayıtlı olan ve kredinin teminatı olarak gösterilen Kocaeli ilindeki ipotekli taşınmazın ihale yoluyla satışa çıkarılması sonucu, banka alacağına mahsuben ipotekli taşınmazı satın almıştır.

Şikayetçi/alacaklı banka vekili, icra memurluğundan müvekkili bankanın tahsil harcından muaf olduğunu beyanla, anılan harcın tahsil edilmemesini talep etmişse de, İstanbul 10.İcra Müdürlüğü´nce 19.01.2009 tarihinde istemin reddine karar verilmiş; bunun üzerine ihaleye konu ipotekli taşınmazın satış bedelinin %9 oranına isabet eden 8.640-TL miktarındaki icra tahsil harcının, alacaklı banka tarafından 21.01.2009 tarihinde ödendiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda, harcın konusunu oluşturan işlem, şikayetçi bankanın genel kredi sözleşmesi uyarınca müşterilerine kullandırdığı kredinin zamanında ödenmemesi nedeniyle yapılan icra takibinde ipotekli taşınmazın ihalesi sonucu, şikayetçi bankanın kredi alacağına mahsuben satın almasından kaynaklanmaktadır.

Anılan icra takibi nedeniyle tahsil edilen alacak miktarı üzerinden icra memuru tarafından şikayetçi/alacaklı bankadan icra tahsil harcı alınmıştır. Şikayetçi/alacaklı banka, bu harcın iadesi için icra memurluğuna başvurmuş, ancak istemin reddine karar verilmesi üzerine eldeki şikayet başvurusunu yapmıştır.

Yukarıda belirtildiği üzere bankaların, Harçlar Kanunu´nun 123/son fıkrasında yer alan yargı harçlarından istisna tutulma keyfiyeti dar tutulmuş olup, bu kapsama bankaların genel kredi sözleşmeleri ile müşterilerine kullandırdıkları kredilerin ödenmemesi nedeniyle açtıkları dava ve icra takiplerinde ödenmesi gereken yargı harçlarının girmediği belirgindir.

Şikayete konu takipte, İcra ve İflas Kanunu´nun 15.maddesi uyarınca gerçekte borçluya ait olan tahsil harcının, konuya ilişkin bir başka düzenlemeyi içeren 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun 28/b maddesindeki hüküm çerçevesinde alacaklıdan alınması, sonuçta bu miktarın borçludan alınıp alacaklıya ödenmesine olanak veren yasal düzenlemeler karşısında, hukuka aykırı değildir.

O halde icra memurunun, harcın tahsiline ilişkin işleminde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı ortadadır.

Yerel Mahkemenin paralel bir gerekçeye dayalı bulunan direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, onanmalıdır.

S O N U Ç : Şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 09.02.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

LİMİTED ŞİRKET ORTAĞI ADINA ORTAK OLDUĞU DÖNEMDEN ÖNCEKİ DÖNEMLERE İLİŞKİN AMME ALACAĞINA KARŞI SORUMLULUĞU

DANIŞTAY 3. DAİRESİ TARİH  : 21.04.2011 ESAS NO : 2010/542 KARAR NO  : 2011/1311

AATUHK Md. 35

Tarh, tahakkuk ve vade tarihleri amme borçlusu şirkete ortak olduğu döneme isabet etmeyen, ayrıca 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu kapsamında matrah artırımına ilişkin talebi bulunmayan limited şirket ortağı adına ortak olduğu dönemden önceki dönemlere ilişkin amme alacaklarının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı hk.

İstemin Özeti: Davacı adına düzenlenen ödeme emirlerine karşı açılan davada; borçlu şirket hakkında 2000 yılına ilişkin olarak yapılan inceleme neticesinde (...) Ltd. Şti.’nin bir kısım otogaz alış faturalarını yasal defterlerine kaydetmediğinin tespiti üzerine 2000 yılının 1-6 dönemi için salınan geçici vergiye ilişkin vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinin anılan firma tarafından dava konusu edildiği, ancak davadan vazgeçilerek 4811 sayılı Yasa kapsamında bahse konu amme borçlarının yeniden yapılandırılması yoluna gidildiği, bu kapsamda tanzim edilen ödeme planı uyarınca yapılması gereken ödemeler yapılmadığından re’sen tarh edilen borçların tahsili amacıyla amme borçlusu firma adına ödeme emirlerinin tanzim edildiği, ödenmemesi üzerine, haciz varakaları düzenlendiği, yapılan malvarlığı araştırması neticesinde amme borçlusu firmanın hacze kabil mal varlığının da tespit edilmediğinden borçların anılan firmanın bir dönem ortağı olan davacıdan tahsili amacıyla ödeme emirleri düzenlendiği, (…) Ticaret Sicil Memurluğu’nca davalı idareye hitaben düzenlenen 16.09.2004 günlü yazı ile 14.03.2003 tarihinde amme borçlusu firma ortağı olan (...)’nın sahibi olduğu hisselerin davacıya devredildiği, davacının bu suretle anılan firmaya ortak olduğu ve 16.07.2003 tarihinde mevcut hisselerini (…) adlı şahsa devrederek ortaklıktan ayrıldığı, bu durumda, tarh, tahakkuk ve vade tarihleri davacının amme borçlusu şirkete ortak olduğu döneme isabet etmeyen ayrıca 4811 sayılı Yasa kapsamında matrah artırımına ilişkin talebi bulunmayan davacının ortak olduğu dönemden önceki dönemlere ilişkin amme alacaklarının davacıdan tahsili amacıyla tanzim olunan ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptal eden Vergi Mahkemesinin kararının; düzenlenen ödeme emirlerinin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek bozulması istenmiştir.

Karar: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, oybirliğiyle karar verildi

Tarh, tahakkuk ve vade tarihleri amme borçlusu şirkete ortak olduğu döneme isabet etmeyen, ayrıca 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu kapsamında matrah artırımına ilişkin talebi bulunmayan limited şirket ortağı adına ortak olduğu dönemden önceki dönemlere ilişkin amme alacaklarının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı hk.

İstemin Özeti: Davacı adına düzenlenen ödeme emirlerine karşı açılan davada; borçlu şirket hakkında 2000 yılına ilişkin olarak yapılan inceleme neticesinde (...) Ltd. Şti.’nin bir kısım otogaz alış faturalarını yasal defterlerine kaydetmediğinin tespiti üzerine 2000 yılının 1-6 dönemi için salınan geçici vergiye ilişkin vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinin anılan firma tarafından dava konusu edildiği, ancak davadan vazgeçilerek 4811 sayılı Yasa kapsamında bahse konu amme borçlarının yeniden yapılandırılması yoluna gidildiği, bu kapsamda tanzim edilen ödeme planı uyarınca yapılması gereken ödemeler yapılmadığından re’sen tarh edilen borçların tahsili amacıyla amme borçlusu firma adına ödeme emirlerinin tanzim edildiği, ödenmemesi üzerine, haciz varakaları düzenlendiği, yapılan malvarlığı araştırması neticesinde amme borçlusu firmanın hacze kabil mal varlığının da tespit edilmediğinden borçların anılan firmanın bir dönem ortağı olan davacıdan tahsili amacıyla ödeme emirleri düzenlendiği, (…) Ticaret Sicil Memurluğu’nca davalı idareye hitaben düzenlenen 16.09.2004 günlü yazı ile 14.03.2003 tarihinde amme borçlusu firma ortağı olan (...)’nın sahibi olduğu hisselerin davacıya devredildiği, davacının bu suretle anılan firmaya ortak olduğu ve 16.07.2003 tarihinde mevcut hisselerini (…) adlı şahsa devrederek ortaklıktan ayrıldığı, bu durumda, tarh, tahakkuk ve vade tarihleri davacının amme borçlusu şirkete ortak olduğu döneme isabet etmeyen ayrıca 4811 sayılı Yasa kapsamında matrah artırımına ilişkin talebi bulunmayan davacının ortak olduğu dönemden önceki dönemlere ilişkin amme alacaklarının davacıdan tahsili amacıyla tanzim olunan ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptal eden Vergi Mahkemesinin kararının; düzenlenen ödeme emirlerinin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek bozulması istenmiştir.

Karar: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, oybirliğiyle karar verildi


TAKSİTLENDİRİLEN AMME ALACAĞININ VADESİNDE ÖDENMEMESİ HALİNDE HACİZ UYGULAMASI

DANIŞTAY 3. DAİRESİ TARİH   : 13.09.2011  ESAS NO   : 2009/3890 KARAR NO  : 2011/4707

AATUHK Md. 62

Taksitlendirilen amme alacağını vadesinde ödemeyen davacının mal bildiriminde bildirdiği bir adet kamyon ile idarece tespit edilen diğer bir aracına uygulanan hacizde hukuka aykırılık bulunmadığı hk.

İstemin Özeti: Yük taşımacılığı faaliyetinde bulunan davacı adına tahakkuk eden 2005, 2006 ve 2007 yıllarına ilişkin muhtelif vergi borçlarının tahsili amacıyla iki adet aracına uygulanan hacze karşı açılan davayı; 6183 sayılı Kanun’un 62. maddesinde borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tespit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul mallar ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarın tahsil dairesince haczolunacağının hükme bağlandığı, dosyanın incelenmesinden, 01.03.2005 tarihinden itibaren yük taşımacılığı faaliyetinde bulunan davacının bu faaliyetinden doğan 2005, 2006 ve 2007 yıllarına ilişkin çeşitli vergi borçlarını vadesinde ödememesi nedeniyle ödeme emirleri düzenlenmesi üzerine mal bildiriminde bildirilen bir adet kamyon ile idarece tespit edilen diğer bir araca haciz uygulandığının anlaşıldığı, her ne kadar davacı tarafından haczin, ortağı bulunduğu (...) Ltd. Şti.’nin ödenmeyen vergi borçları dolayısıyla uygulandığı ileri sürülmüş ise de, dosyadaki bilgi ve belgelerden haczin davacının şahsi ticari faaliyetinden doğan borçlar nedeniyle uygulandığının görüldüğü, bu durumda taksitlendirilen amme alacağını vadesinde ödemeyen davacının iki adet aracına uygulanan hacizde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle reddeden Vergi Mahkemesi kararının; davacının 31.05.2000 tarihinde şirketteki hisselerini devrederek şirketten ayrıldığı ileri sürülerek bozulması istenmiştir.

Karar: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, oybirliğiyle karar verildi.

 


 

HAYVANLARIN HACZİ

Bugünlerde kamuoyunu meşgul eden haberlerden olan hayvan haczi ile İİK ve Hayvanları Koruma Kanunu arasındaki çelişki de su yüzüne çıkmış oldu. İcrada.net olarak hayvanların haczi konusunda yaptığımız araştırma ile konuyu yazılarımız arasına almış olduk.

Hayvanların haczi istisnalar haricinde yapılır.

2004 sayılı İcra Kanununda açıkça belirtilmediğinden menkul bir değer taşıyan hayvan haczi mümkün olduğundan ev hayvanlarının da haczi kabildir. Örneğin bir borç için rayici yüksek olan bir köpek haczedilebilir, sonrasında satılabilir. Bu durumda hayvan haklarına aykırı değildir. Hayvanların bakımı için gerekli olan masraflar da borçluya mal edilir.

İcra Kanunu ile Hayvanları Koruma Kanunu arasında bulunan çelişkili iki madde nedeniyle zaman zaman alacaklı ve borçlu haciz altına alınan hayvanlar yüzünden dava konusu olabilmektedir.

Hayvanları Koruma Kanunu´nun 5. maddesinin 5. bendi şöyle: "Ticarî amaç güdülmeden bilhassa ev ve bahçesi içerisinde bakılan ev ve süs hayvanları sahiplerinin borcundan dolayı haczedilemezler." Derken icra hukuku hayvanları da menkul mal saydığından hacizlerin yasal olduğu bugün için mümkündür. Yapılacak olan yeni İcra ve İflas Kanunu’na bu tür çelişkiler kalktığında çok sayıda dava halledilmiş olacaktır.

Her iki yasanın hükümleri birlikte değerlendirildiğinde yük, binek ve arazi hayvanı ve belirli bir ticari değer biçilebilir hayvanlar doğrudan doğruya haczedilebilir. Ancak bu durumun, İİK hükümleri kapsamındaki evcil hayvanların istisnai durumlar olarak kanun koyucu tarafından zamanında belirtilmesi gerekirdi. Eğer borçlu çok değerli bir hayvanı besliyorsa yarın satmayacağını kim garanti edebilir, bunun üzerinde düşünmek lazımdır.

Zaten kanun koyucu haczedilemezlik başlığı altında bazı hayvanların haciz işlemine tutulamayacağını belirtmiştir.

2004 Sayılı İcra İflas Kanunu  ;

md. 82/1-4. bend, "Borçlu çiftçi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan arazi ve çift hayvanları..." Çift hayvanları: Bunlar at, öküz, merkep gibi çiftçilikte kullanılan hayvanlardır. Borçlu haciz sırasında ziraati için lüzumlu olan hayvanların haczine muvafakat etmiş ise, sonradan bu hayvanların ziraati için lüzumlu olduğundan bahisle haczin kaldırılmasını isteyemez

md.82/5. bend, "Borçlu ve ailesinin idareleri için lüzumlu ise borçlunun tercih edeceği bir süt veren mandası veya ineği veyahut üç keçi veya koyunu ve bunların üç aylık yem ve yataklıkları"

md.82/1-7. fıkra,2. cümle, "Geçimi hayvan yetiştirmeye münhasır olan borçlunun kendisi ve ailesinin maişetleri için zaruri olan miktarı ve bu hayvanların üç aylık yem ve yataklıkları",

İİK m. 82/1´re göre, özel kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar da haczedilemez. Tarım kredi kooperatifleri ortaklarının bütün ürünleri, hayvanları ve tarımsal üretim araçları haczedilemez (aynı kanun m. 12 I

"Yavrulu Hayvanların Haczi" başlığı altında düzenlenmiş olan, md. 83/b, "Hayvan hacizlerinde, anaları tarafından beslenme ve bakılmaya muhtaç olan yavrular analarından ayrı haczedilemeyecekleri gibi bunların anaları da yavrularından ayrı haczedilemezler."

İİK md. 82, 83/b maddelerindeki istisna koşulları da yok ise, haciz mümkün olmaktadır.

 

 


YARIŞ ATININ HACZİ - AT SOY KÜTÜĞÜ - FİİLİ HACİZ GEREKTİĞİ - KAYDİ HACİZ

T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E. 1996/8698 K. 1997/954 T. 6.2.1997

2675/m.41 - 2004/m.142,235

ÖZET :  Yarış atları ile ilgili tutulan soy kütüğündeki kayıtlara mülkiyet değeri verilmediğinden, yarış atları için konulan kaydi hacizler geçerli değildir. Bu hayvanların fiilen haczedilmesi gerekir.

DAVA: Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR: Davacı vekili, borçluya ait atların satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde satış bedelinin davalı alacaklıya ayrıldığını, müvekkilinin haczinin daha önce olduğunu ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı alacaklı G.S. ve borçlu A.T. vekili, borçluya ait 9 atın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinin doğru olduğunu, davacının satışa konu atlar üzerinde fiili haczi bulunmadığını, süresinde satış istenilmediğinden haczin düştüğünü belirterek şikayetin reddini savunmuştur.

Mercii Hakimliğince iddia, savunma ve toplanan delillere göre satışa konu atların Tarım ve Köyişleri Bakanlığında tutulan kütükte kayıt ve tescilli bulunduklarından kaydi haczin geçerli olduğu, tenfize ilişkin ilamın temyizi ile 2675 sayılı Yasanın 41/son maddesi uyarınca takip duracağından bu sürede satış isteme süresinin işlemeyeceği, davacının haczinin bu nedenle devam ettiği, birinci sıraya alınmamasının usul ve yasaya aykırı bulunduğu gerekçesiyle sıra cetvelinin iptaline karar verilmiş, hüküm davalılar vekilince temyiz edilmiştir.

Satışa ve bedeli paylaşıma konu atlar yarış atı olup, 904 sayılı Islahı Hayvanat Kanunu`na göre, Safkan Arap ve Safkan İngiliz atlarının tescili için soy kütüğü tesis edileceği ( madde 20 ), soy kütüğüne kaydedilen hayvanlar için hayvan sahiplerine pediğri verileceği ( madde 24 ), kayıtlı hayvanların sahiplerinin değişmesi halinde bu değişikliğin yazılı olarak bildirileceği ( madde 26 ) hükme bağlanmıştır. Görüldüğü gibi kanunda yarış atlarının satışının geçerliliği için bir düzenleme mevcut olmayıp, satışın ( at sahibinin değişmesinin ) yazılı olarak bildirilmesi öngörülmüştür. Yarış atları ile ilgili tutulan soy kütüğündeki kayıtlarına mülkiyet değeri verilmediğinden yarış atları için konulan kaydi hacizler geçerli değildir. Bu hayvanların fiilen haczedilmesi gerekir. Mercii Hakimliğinin kaydi haczin geçerliliğine ilişkin gerekçesi bu nedenle yerinde değildir. Ancak satışa konu yarış atlarından 2 adedi davacı tarafından fiilen haczedilmiştir. Haciz tarihlerine göre davacı tarafından fiilen haczedilen bu atların satış bedelinin davacı alacaklıya ödenmesi gerekir. Bu nedenle Mercii Hakimliğince takdir edilen muhammen bedel ile satış bedeli arasında oranlama yapılarak 2 atın satış bedelinin öncelikle davacıya, diğer atların satış bedelinin davalı alacaklıya ödenecek şekilde sıra cetveli düzenlenmesi için sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi gerekir. Mercii Hakimliğince bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.

 


 

 

İSTİHKAK DAVASI - ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN İSTİHKAK İDDİASI - HAYVAN HACZİ

T.C. YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2007/25774 K. 2008/16917 T. 3.11.2008

2004/m.96,97

ÖZET: Borçlunun adresinde yapılan haciz işleminde borçlunun adresinde bulunan menkullerin mülkiyetinin borçluya ait olduğu var sayılır. Bu kanuni bir karinedir. Haczedilen bu malların 3. bir şahsa ait olması durumunda 3. şahıs bu iddiasını kuvvetli ve kesin delillerle ispat etmelidir. Aksi takdirde sadece beyanda bulunularak istihkak iddiası ispat edilemez.

DAVA: Yukarıda tarih ve numarası yazılı kararın temyizen tetkiki davalı ( Alacaklı ) vekili tarafından istenmiş, mahkemece ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar verilmiştir. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

KARAR: Uyuşmazlık, üçüncü kişinin İcra ve İflas Kanunu´nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.

Davacı üçüncü kişi, borçlunun oğlu olup, haciz 20.03.2006 tarihinde borçlunun yokluğunda ve davacı üçüncü kişinin huzurunda borçluya ait evin bahçesinde bulunan hayvan ahırında gerçekleştirildiğinden İİK´nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu ve dolayısıyla alacaklı yararınadır. Bu karinenin aksinin 3. kişi tarafından güçlü ve kesin delillerle kanıtlanması gerekir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden; hacizli büyükbaş hayvanlar, davacı adına TR10000007763 no ile kayıtlı işletmeye hacizden sonra ve dava açılmadan bir gün önce 07.11.2006 tarihinde sisteme tescil edildiği ve 12.01.2007 tarihli 4 adet hayvan pasaport belgelerinde TR 1000000191500; TR991000699218; TR99100062716 ve TR100000040904 küpe nolu büyükbaş hayvanların doğum tarihlerinin 2002 yılı olduğu anlaşılmaktadır. Dinlenen tanıklar davacı üçüncü kişinin hacizli büyükbaş hayvanları 2006 yılı nisan ayında banka kredisi ile satın aldığını söylemişlerdir.

Mahkemece bu durumda yapılacak iş, davacı adına haciz tarihinden sonra TR10000007763 nolu işletme numarası ile sisteme kaydedilen ( TR 1000000191500; TR991000699218; TR99100062716 ve TR100000040904 küpe nolu ) büyükbaş hayvanların doğumundan bu yana ilk hayvan pasaportu tesis tarihinden itibaren kim adına kayıtlı olduğu, davacıya intikal sebep ve tarihleri ayrıntılı bir şekilde araştırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

O halde, davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.


YARGITAY " İCRA EMRİNİN VEKİLE DEĞİL ASİLE TEBLİĞ EDİLMESİ YASAYA AYKIRIDIR"

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E: 2010/15248 K: 2010/28616 T: 2.12.2010

İcra emrinin vekile değil asile tebliğ edilmesi yasaya aykırıdır.

Yargıtay 12. Hukuk dairesi “vekil ile takip edilen işlerde vekile tebligat yapılması gerektiği” konusunda kararını verdi. Buna göre “ vekil ile takip edilen işlerde icra emrinin vekile değil asile tebliğ edilmesi yasaya aykırıdır.” Dedi. 

ÖZET: Vekil ile takip edilen işlerde vekile tebligat yapılması gerekir. İcra emrinin vekile değil asile tebliğ edilmesi yasaya aykırıdır. Bu nedenle borçlu asile gönderilen tebligat işlemi iptal edilmelidir.

Y.12.HD E: 2010/15248 K: 2010/28616 T: 2.12.2010

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından borçlular hakkında ilama dayalı olarak icra takibi başlatılmış, borçlular vekili, icra emrinin vekil yerine borçlu asillere tebliğ edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek icra emrinin iptali istemiyle icra mahkemesine başvurmuş, mahkemece, borçluların icra emrinin geri bırakılması gibi taleplerinin olması halinde, bu taleplerini de aynı şikayet dilekçesinde yapma imkanları olduğu halde, bunun yapılmadığı, şikayet dilekçesinde ileri sürülen bu sebebe bağlı olarak icra emrinin iptal edilemeyeceği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir.

7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 11, Avukatlık Kanunu’nun 41 ve HUMK’un 62 ve 68. maddeleri gereğince vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur.

Takip dosyasında icra emrinin vekil yerine asillere tebliğ olunması anılan yasa hükümlerine aykırıdır. Vekile çıkarılmış bir tebligat bulunmadığına göre usulsüz tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Yasası’nın 32. maddesinin somut olayda uygulama yeri de bulunmamaktadır.

O halde mahkemece borçlu asillere çıkartılan icra emri tebliğ işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle şikâyetin reddine dair hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ: Borçlular vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’un 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 02.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İKAMETGAH DIŞI HACİZ OLUR MU?

T.C. YARGITAY 21.HUKUK DAİRESİ ESAS: 2005/12710 KARAR: 2005/12740 KARAR TARİHİ: 08.12.2005

İSTİHKAK DAVASI - MÜLKİYET KARİNESİ - MASA ÇEKMECESİNDE BULUNAN KARTVİZİTLER - SEVK İRSALİYESİ VE FATURANIN AKSİNİ İSPATA YETMEMESİ - DAVANIN REDDİ GEREĞİ

ÖZET: Haciz yapılan işyerindeki masanın çekmecesinden borçluya ait basılı kartvizitler ve hesap defteri çıkmıştır. Bu durumda mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla alacaklı yararına olacaktır. Dosyaya ibraz edilen sevk irsaliyesi ve fatura mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli değildir. Bu durumda haczedilen mallar borçlunun sayılacağı için davanın reddi gerekir.

(2004 S. K. m. 96, 97)

Dava: Kararın temyizen tetkiki davalı ( alacaklı ) vekili tarafından istenmiş, mahkemece ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Z.A. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

Karar: Uyuşmazlık, İ.İ.K´nun 96. ve onu izleyen maddelerine dayalı 3. kişinin istihkak davasına ilişkindir.

Davaya konu eşyalar, borçluya ödeme emri, 103 davet kağıdı ve satış ilanının tebliğ edildiği adreste haczedilmiş olup, haciz yapılan işyerinin masa çekmecesinde borçlu adına basılı kartvizitler ve hesap defterleri bulunduğundan, İ.İ.K.´nun 97/a maddesi hükmünde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla davalı alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksi, davacı 3. kişi tarafından kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanamadığından haczedilen eşya borçlunun sayılır. Davacı 3. kişi, delil olarak sevk irsaliyesi ve faturalar ibraz etmişse de, borç doğumundan sonraki tarihi taşıyan ve istenilen kişi adına her zaman temini mümkün olan belgeler olması itibariyle davalı 3. kişi tarafından yasal karinenin aksinin kanıtlandığının kabulü mümkün değildir. Ayrıca, dinlenen davacı tanıklarının anlatımları yeterli ve hükme dayanak yapılacak nitelikte olmadığı gibi, delil olarak sunulan vergi levhası da mücerret olarak işyerinin davacı 3. kişiye ait olduğunu göstermez.

Bu durumda davanın reddi gerekirken, yanlış değerlendirme sonucu kabule karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Kabule göre de, İ.İ.K.´nun 97/10. maddesi hükmü gereğince, istihkak davası sonuçlanmadan haczedilen eşya paraya çevrilirse, merci hakimi satış bedelinin yargılamanın sonuna kadar alacaklıya ödenmemesi veya teminat karşılığı veya teminatsız olarak ödenmesi konusunda karar vermek zorundadır. Yasanın bu hükmünden, merci hakiminin paranın ödenmiş veya ödenmemiş olmasına bakmaksızın istihkak davasına devam ederek, haklı çıkılması halinde bedele hükmedilmesi gerektiği anlamı çıkmaktadır. Yargıtay´ın yerleşmiş ve oturmuş içtihatları da bu yoldadır. Somut olayda, haciz edilen eşyalar açık arttırma ile dava dışı 3. kişiye 24.06.2004 tarihinde 11.500.000.000.-TL´ye ( l1.500,00.-YTL´ye ) satılıp bedeli alacaklıya ödendiğine göre, davacı 3. kişi davasında haklı çıktığında satılan eşya bedelinin alacaklıdan geri alınmasına karar verilmesi gerekirken, bu yön göz ardı edilerek, haczedilen eşyalar üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmesi de isabetsizdir.

O halde davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 08.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. 


 

 İSTİHKAK DAVASI - HACİZ SIRASINDA BORÇLUYA AİT BELGELERİN HACİZ MAHALLİNDE BULUNMASI - İŞYERİ GİRİŞİNDE HALEN BORÇLU UNVANININ OLMASI - ÖDEME EMRİNİN BORÇLUNUN İŞÇİSİNE TEBLİĞ EDİLMİŞ OLMASI - ALACAKLININ HAKLARININ ETKİLENMEYECEĞ

T.C. YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ ESAS: 2009/6223 KARAR: 2009/5551 KARAR TARİHİ: 17.09.2009

ÖZET: Haciz sırasında borçluya ait belgelerin haciz mahallinde bulunması, işyeri girişinde halen borçlu unvanının olması ve ödeme emrinin aynı adreste devirden sonra borçlunun işçisine tebliğ edilmiş olması olguları, alacaklılardan mal kaçırma amacına yönelik danışıklı işyeri devri niteliğinde olup alacaklının haklarını etkilemeyeceği açıktır.

(2004 S. K. m. 44, 96, 97/A) (818 S. K. m. 179)

Dava: Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı alacaklı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Karar: Davacı vekili dava dilekçesi ile, İstanbul 1. İcra Müdürlüğü´nün 2007/1640 Esas sayılı dosyasından borçlu Reşit´in borcundan dolayı davacı 3. kişinin işyerindeki malların 16.05.2007 tarihinde haczedildiğini belirterek, İİK´nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak istihkak davasının kabulü ile anılan haczin kaldırılmasını istemişlerdir.

Davalı alacaklı vekili, ödeme emrinin borçluya haciz adresinde tebliğ edildiğini, haciz mahallinde borçluya ait kartvizit ve kasa fişi bulunduğu, kapıda borçlunun ticari unvanının olduğunu ve İİK´nun 44 ve BK´nun 179. madde koşullarına uygun işyeri devri olmadığından davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Borçlu şirket temsilcisi, duruşmada hacizli malların davacıya ait olduğunu beyan etmiştir.

Mahkemece, davacı 3. kişinin, borç kaynağı 31.01.2007 tarihli çekteki borcun doğumundan önce 26.12.2006 tarihinde işyerini borçludan devir aldığından devir aldığı şahsın borçlarından sorumlu olamayacağından bahisle davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir

Uyuşmazlık 3. kişinin İİK´nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.

Dava konusu taşınır mallar, 16.05.2007 tarihinde, borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiği, borçluya ait kasa fişi, kartvizit ve unvanının bulunduğu adreste ve borçlu işçisinin huzurunda haczedilmiştir. İİK´nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısı ile davalı alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksinin davacı 3. kişi tarafından kesin ve güçlü delillerle ispatlanması gerekmektedir.

Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, borç kaynağı çek 31.01.2007 tarihi olmakla birlikte, çekin arkasında <Bursa Ticaret Mahkemesi´nin 14.12.2006 tarihli kararına istinaden işlem yapılamadığı> şerhi bulunduğundan çekin bu tarihten önce tedavüle çıktığı yani borcun 14.12.2006 tarihinden önce doğmuş olduğu anlaşılmaktadır. Davacı 3. kişi işyerini bu tarihten sonra 26.12.2006 tarihinde borçludan devir almıştır. Borçlu ile davacı arasındaki ilişki ticari işletme devri niteliğinde bulunduğundan İİK´nun 44. ve BK´nun 179. maddelerinin uygulanması gerektiği açıkça ortadadır. Anılan maddelerde öngörülen koşulların yerine getirildiği iddia ve ispat edilmemiştir. Gerçekten borçlunun devri kayıtlı olduğu ticaret siciline bildirerek ilan ettiği ve mal beyanı verdiğine ilişkin dosyada hiçbir kanıt yoktur. Bu durumda, devir alacaklının haklarını etkilemeyeceği gibi, devralan davacı da B.K.´nun 179. maddesi gereği işletmenin borçlarından sorumludur.

Öte yandan, borçlunun 26.12.2006 tarihinde işyerini devretmesine rağmen 16.05.2007 tarihli haciz sırasında borçluya ait belgelerin haciz mahallinde bulunması, işyeri girişinde halen borçlu unvanının olması ve ödeme emrinin aynı adreste devirden sonra borçlunun işçisine tebliğ edilmiş olması olguları, alacaklılardan mal kaçırma amacına yönelik danışıklı işyeri devri niteliğinde olup alacaklının haklarını etkilemeyeceği açıktır.

Mahkemece bu maddi ve hukuku olgular dikkate alınmadan davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazları kabul edilerek kararın BOZULMASINA peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı alacaklıya geri verilmesine 17.09.2009 günü oybirliği ile karar verilmiştir. (¤¤)

 


İSTİHKAK DAVASI - MÜLKİYET KARİNESİ - FATURA - BORÇLU VE ARKADAŞININ BİRLİKTE OTURDUKLARI KONUTTA HACZEDİLEN MALLAR

T.C. YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2003/10013 K. 2004/521 T. 26.1.2004

2004/m.8, 97/a

ÖZET :Haciz, davacı ile gayri resmi ilişkisi olan borçlunun birlikte oturdukları konutta gerçekleştirilmiştir. Bu durumda İİK´nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi ( borçlu ) dolayısıyla alacaklı yararınadır.

DAVA VE KARAR : Uyuşmazlık 3. kişinin takip hukukuna dayalı istihkak davasına ilişkindir.

İİK´nun 8.maddesi uyarınca aksi kanıtlanmayan 18.1.2003 haciz tutanağı içeriğine göre, haciz, davacı ile gayri resmi ilişkisi olan borçlunun birlikte oturdukları konutta gerçekleştirilmiştir. Bu durumda İİK´nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi ( borçlu ) dolayısıyla alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksi kesin ve inandırıcı nitelikteki kanıtlarla kanıtlanmalıdır. Davacının sunduğu 16.10.2000 tarihli annesi adına düzenlenen TV faturası yönünden annenin bu malı davacı kızına bağışladığı hakkında bir kanıt sunulmadığından, TV´ye ilişkin davanın sıfat yokluğundan reddi gerekir. 27.4.1998,13.8.1997, 1.4.1998 tarihli Arçelik TV, çamaşır Makinası ve Bulaşık Makinası yönünden ise faturaların gerçekliği saptanmadığından karinenin aksi kanıtlanmış sayılmaz. Bu nedenle fatura dip koçanlarının faturayı düzenleyen şirketten ( firmadan ) getirtilerek şirket yetkilisinin dinlenmesi, gerektiğinde faturanın bu şirket defterlerinde hacizli malların ise envanterinde kayıtlı olup olmadığının bilirkişi aracılığıyla saptanması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 26.1.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

BORCUN DOĞUMUNDAN SONRA GERÇEKLEŞTİRİLEN ANLAŞMALI BOŞANMA

- MÜLKİYET KARİNESİ - FATURANIN KANIT OLMA KOŞULU

T.C. YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2003/10430 K. 2004/1636 T. 26.2.2004

2004/m. 97/a

ÖZET : Takip dayanağı senedin vade tarihinden sonra anlaşmalı olarak boşanan davacı üçüncü kişi ile borçlunun birlikte oturdukları evde yapılan hacizde mülkiyet karinesinin alacaklı yararına olduğu kabul edilmelidir.

Faturaların gerçek olduğunun saptanması halinde söz konusu karinenin aksinin kanıtlandığının kabulü gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı kararın temyizen tetkiki davacı ( 3. kişi ) vekili tarafından istenmiş, merciice ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar verilmiştir. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Zehra Ayan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacı 3. kişinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,

2-Uyuşmazlık 3. kişinin İİK´nın 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir.

Takip dayanağı borç 10.6.2000 vade tarihli bonodan kaynaklanmakta olup, haciz borcun doğumundan sonra anlaşmalı olarak boşanan davacı 3. kişi ile borçlunun boşanmaya rağmen birlikte oturdukları evde ve borçlunun huzurunda yapıldığından, İİK´nın 97/ a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla davalı alacaklı yararınadır. Ancak bu yasal karinenin aksinin güçlü delillerle kanıtlanması olanaklıdır.

Davacının gelir ve kazancının bulunduğu da dosya içerisindeki vergi kaydı ve diğer belgeler ile tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. Davacı 3. kişi. kanıt olarak haczedilen eşyalardan Arçelik LV. çamaşır makinası ve Wrilpoll fırın için haciz tarihinden öncesine ait faturalar ibraz etmiştir. Faturaların gerçek olduğu saptandığı takdirde içeriğindeki eşya yönünden yasal karinenin aksinin kanıtlandığının kabulü gerekir. Bu durumda, yukarıda belirtilen 3 adet eşyaya ait fatura dip koçanlarının faturayı düzenleyen firmadan getirtilmesi, faturayı düzenleyen firma yetkililerinin tanık sıfatıyla çağrılıp dinlenmesi, gerektiğinde faturanın firmanın ticari defterlerinde, eşyanın da envanterlerinde kayıtlı olup olmadığı konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken. eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

O halde, davacı 3. kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA. temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine. 26.2.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

İSTİHKAK  - FATURA - MÜLKİYET KARİNESİ

T.C. YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2002/10126 K. 2003/189 T. 21.1.2003

2004/m.97/a

ÖZET : Haciz, davacı ile borçlu kardeşinin birlikte bulunduğu adreste yapılmıştır. Mülkiyet karinesi, borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Hacizli mallarla ilgili fatura ibraz edilmişse de bu faturalarda malların ayırt edici özellik ve nitelikleri yazılı değildir. Bu sebeple her zaman düzenlenmesi mümkün bulunan faturalar mülkiyet karinesinin aksinin ispatına yeterli değildir.

DAVA : Kararın temyizen tetkiki davalı ( alacaklı ) vekili tarafından istenmiş, merciice ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar verilmiştir. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve tetkik hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : Uyuşmazlık takip hukukuna ilişkin istihkak davasıdır.

Haciz, davacı ile borçlu kardeşinin birlikte bulunduğu adreste 8.12.2000 tarihinde gerçekleşmiştir. Davacı, haciz sırasında bu işyerinin ortağı bulunduğu A. İnşaat ve Ticaret Limited Şirketine ait olduğunu bildirmiş, bu işyerini şirkete kiraladığına ilişkin kira sözleşmesi ile birlikte vergi levhası ve tapu kaydı ibraz etmiştir. Mülkiyet karinesi, İİK.´nun 97/a maddesi uyarınca borçlu, dolayısıyla alacaklı yararınadır. Davacı haciz sırasında haciz yapılan yerin ortağı olduğu şirkete ait olduğunu bildirmesine karşın, dava dilekçesinde bu malların mülkiyetinin kendisine ait olduğunu ileri sürerek çelişkiye düşmüş ve bazı hacizli mallar için faturalar ibraz etmişse de bu faturalarda fatura içeriğindeki malların ayırt edici özellik ve nitelikleri ( renk m2 - marka gibi ) yazılı değildir. Bu sebeple her zaman istenilen kişi adına düzenlenmesi mümkün bulunan bu faturalar mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli değildir. Halı ve koltuk takımları dışında hacizli mallara ilişkin inandırıcı herhangi bir belge gösterilmemiştir. Borçlunun davacının yanında hizmetli olarak çalıştığını bildiren tanığın soyut düzeydeki anlatımı da hükme esas alınacak nitelik ve yeterlilikte değildir. Bu nedenlerle davanın reddi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istck halinde temyiz edene iadesine 21.1.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

İSTİHKAK TALEBİ - MÜŞTEREK ADRESTE YAPILAN HACİZ - MÜLKİYET KARİNESİ

T.C. YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2003/2792 K. 2003/4196 T. 5.5.2003

2004/96,97/a

ÖZET : Uyuşmazlık 3.kişinin İİK.´nun 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir. Haciz borçlu Ltd. Şti. ile 3.kişi ( Ltd. Şti. )´nin Ticaret sicilinde kayıtlı müşterek adreslerinde yapılmıştır. Davacı 3.kişi ile borçlunun aynı adreste faaliyet göstermeleri nedeniyle İİK.´nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Ancak bu yasal karinenin aksi güçlü ve inandırıcı delillerle kanıtlanabilir. Somut olayda davacı 3.kişi ( Ltd. Şti. ) 26.10.1993 tarihinde borçlu ( Ltd. Şti. )´de 14.2.1995 tarihinde ticaret siciline tescil edilmiştir. Takip dayanağı olan çekler ise 2001 yılında keşide edilmiştir. Her iki şirket borcun doğumundan önce kurulmuş olduğundan sadece ortaklarının aynı gerçek kişiler olması nedeniyle organik bağdan, başka bir anlatımla da borçtan kurtulmaya yönelik muvazaalı işlemlerden söz edilemez. Öte yandan davacının ibraz ettiği faturaların borcun doğumundan önceki tarihlerde alınmış olmasına göre gerçek olduklarının saptanması durumunda yasal karinenin aksinin ispat edildiğinin kabulü gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı kararın temyizen tetkiki davacı ( 3. Kişi ) vekili tarafından istenmiş, mercice ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar verilmiştir. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M. Balcı tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

KARAR : Uyuşmazlık 3.kişinin İİK.´nun 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir.

Haciz borçlu Ltd. Şti. ile 3.kişi ( Ltd. Şti. )´nin Ticaret sicilinde kayıtlı müşterek adreslerinde yapılmıştır. Davacı 3.kişi ile borçlunun aynı adreste faaliyet göstermeleri nedeniyle İİK.´nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Ancak bu yasal karinenin aksi güçlü ve inandırıcı delillerle kanıtlanabilir.

Somut olayda davacı 3.kişi ( Ltd. Şti. ) 26.10.1993 tarihinde borçlu ( Ltd. Şti. )´de 14.2.1995 tarihinde ticaret siciline tescil edilmiştir. Takip dayanağı olan çekler ise 2001 yılında keşide edilmiştir. Her iki şirket borcun doğumundan önce kurulmuş olduğundan sadece ortaklarının aynı gerçek kişiler olması nedeniyle organik bağdan, başka bir anlatımla da borçtan kurtulmaya yönelik muvazaalı işlemlerden söz edilemez. Öte yandan davacının ibraz ettiği faturaların borcun doğumundan önceki tarihlerde alınmış olmasına göre gerçek olduklarının saptanması durumunda yasal karinenin aksinin ispat edildiğinin kabulü gerekir.

Mercice yapılacak iş; faturası ibraz edilen mahcuzlar yönünden fatura dip koçanlarını ilgili firmalardan getirtmek, faturayı kesen firma temsilcilerini dinlemek, gerektiğinde faturayı kesen firmaların defter ve kayıtları ve envanterini incelemek, aynı şekilde davacı şirketin kayıtlarında inceleme yapmak suretiyle faturaların gerçek olup olmadığını ve hacizli mallara ait olup olmadığını incelemek ve elde edilecek sonuca göre karar vermekten ibarettir.

O halde, davacı 3.kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 5.5.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ÜZERİNDE HACİZ BULUNAN ARACIN NOTER SATIŞI YAPILIR MI ?

Hacizli aracın noter satışı mümkün ve geçerlidir. Noter satışı sırasında alacaklı bu durumu bildiğinden hacze konu alacağı da kabullenmiş demektir. Araç haciz ile de devredilebilir. Alıcı mülkiyetein devrini tüm takyidatları ile birlikte kabul eder .

Bu konu ile ilgili Yargıtay kararları aşağıda verilmiştir

KARAYOLLARI TRAFİK KANUNUNA GÖRE ARACIN MÜLKİYETİNİ İKTİSAP - TRAFİK SİCİLİNE KAYITLI OTOMOBİLİN SATIŞININ GEÇERLİLİĞİ- NOTERDE SATIŞ VE TESCİL ŞARTI- İSTİHKAK DAVASI- OTOMOBİLİ DOLANDIRICILIKLA ELE GEÇİRİP FARKLI PLAKAYLA TESCİL

T.C. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ E. 2001/623 K. 2001/5734 T. 31.5.2001

2918/m.20

ÖZET : Karayolları Trafik Kanununa göre, trafiğe kaydı gereken bir araç üzerinde malik olunabilmesi için aracın noterden resmi satış ile satın alması ve tescil edilmesi gerekir. Somut olayda bu iki olgu da bulunmadığından, davacının aracın mülkiyetini kazanması sözkonusu olamaz.

DAVA : Davacı Ahmet Dinçler vekili Avukat Zeki Gelgör tarafından, davalılar Şahin Bal ve diğerleri aleyhine 5.5.1994 gününde verilen dilekçe ile istihkak istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 20.3.1998 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi müdahil davalı Ayhan Özüstün vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

KARAR : Davacı satış sözleşmesi ile satın aldığı ve trafikte müdahil Biltek Ltd. Şti. adına kayıtlı bulunan 34 RCD 86 plakalı otomobilin satışı konusunda Küçükçekmece oto pazarında Şahin Bal ve Hasan Hüseyin Evren ile anlaşmış, anılan davalılar otomobili dolandırıcılıkla ele geçirdikten sonra davalı Hasan Hüseyin Evren adına ve 51 KE 097 plaka ile tescil ettirmişler ve kısa süre sonra da 64 DU 879 plaka ile davalı Mehmet Bulut adına tescil edilen araç dava tarihinden bir gün sonra 6.5.1994 tarihinde ise müdahil Ayhan Özüstün´e noterde satılmıştır. Davacı trafikte başkası adına olan aracın kaydının iptali ile aracın teslimini istemektedir. Dava konusu aracın trafikte de davacı adına kaydının yapılmadığı ve davacının elinden çıktığı tarihte Biltek Ltd. Şti. adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Karayolları Trafik Kanununa göre, trafiğe kaydı gereken bir araç üzerinde malik olabilmesi için aracın noterden resmi satış ile satın alması ve KYK.nun 20. maddesine göre adına tescil ettirmesi gerekir. Somut olayda bu iki olgu da bulunmadığından, davacının aracın mülkiyetini kazanması sözkonusu olamaz. Yerel mahkemece davacının dava açma hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi gerekirken kabul kararı verilmiştir. Ayrıca talep olmamasına rağmen davalı Mehmet Bulut yanında müdahil olan Ayhan Özüstün hakkında da hüküm kurulmuştur. Usule göre müdahilin temyize yetkisi yok ise de mahkeme aleyhte hüküm kurmuş olduğundan temyiz itirazı kabul edilmiş ve usul ve yasaya aykırı olan yerel mahkeme kararının bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 31.5.2001 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

TRAFİK KAYDININ İPTALİ VE TESCİLİ - SİCİLE İTİMAT PRENSİBİ - EMİN SIFATIYLA ZİLYET - MENKUL MAL- TRAFİK SİCİLİ - GÜVEN İLKESİ -RIZA DIŞINDA MALIN ELDEN ÇIKMASI

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2002/4-608 K. 2002/643 T. 25.9.2002

743/m.686,902,931

2918/m.19,20

1086/m.288,290

4721/m.98

ÖZET : Davacı noterde yapılan satış sözleşmesi ile satın aldığı ve trafik kaydını üzerine almadığı aracın mülkiyetinin kendisine ait olduğuna yargı kararıyla belirlendiği halde davalıya sözleşme ile yapılan satışın ve trafikte adına yapılan tescilin usulsüz olduğunu iddia ederek trafik kaydının iptalini ve adına tescilini istemiştir. MK.931.maddesinde anılan sicile itimat prensibi trafik yasa ve yönetmeliğinde yer almadığından trafik sicilindeki kayıtlara güvenerek iyiniyetle hareket eden kişinin bu güveninin korunacağını söylemek olanaksızdır.

MK. 902/1. maddesine göre, yeniden şikayet olunan veya kendisi tarafından kaybedilen veya rızası olmaksızın diğer herhangi bir suretle elinden alınan bir menkulün zilyedi beş sene müddet zarfında istihkak davası ikame edebilir Davaya konu olan olayda davacı aracı emin sıfatıyla zilyet olmayan kişiden MK. 902/2.maddesinde belirtilen yerlerden satın almadığından bu maddede belirtilen bedelin ödenmesi şartıyla iadenin gerçekleşmesi zorunluluğu yoktur.

DAVA : Taraflar arasındaki trafik kaydının iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Çan Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 23.1.2001 gün ve 2000/407-2001/16 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 1.11.2001 gün ve 2001/6034-10624 sayılı ilamı ile; ( ...Dava trafik kaydının davacı adına tescili istemine ilişkindir. Mahkemece trafik kaydının ve satışın iptaline karar verilmiştir. Karar davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı 13.1.1999 tarihinde noterde yapılan satış sözleşmesi ile satın aldığı ve trafik kaydını üzerine almadığı aracın mülkiyetinin kendisine ait olduğunun yargı kararı ile belirlendiği halde davalıya 31.8.1999. tarihli sözleşme ile satıldığını ve trafikte adına tescil edildiğini ve yapılan bu ikinci satışın usulsüz olduğunu iddia ederek trafik kaydının iptalini ve adına tescilini istemiştir. Davalı cevabında aracı ruhsat sahibinden vekili aracılığıyla usulüne uygun olarak noterde yapılan sözleşme ile satın aldığını ve trafik kaydına güvenerek satın aldığından iyi niyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, her iki tarafın da araç üzerinde hakkı bulunduğundan önce tarihli olana öncelik verilmesi gerektiği gerekçesiyle aracın davalı olan trafik kaydının ve satışının iptaline karar verilmiştir. MK.nun 902/2. cümlesinde taşınır malın açık artırmadan veya pazardan veya ona benzer eşya satan bir satıcıdan alınmış olması halinde iyiniyetle hareket eden ilk ve sonraki satın alanlar hakkında açılacak istihkak davası ancak bir satış bedelinin geri verilmesi koşulu ile açılabilir denilmektedir. Davaya konu aracı davalı galeriden ve trafik kaydında malik olarak görünen şahıstan usulüne uygun olarak satın almıştır. Şu durumda davalı iyiniyetlidir. Davacı ancak Medeni Kanunun 902. maddesinin yukarıda anılan hükmü gereğince bedelini ödemek suretiyle aracın kendisine verilmesini isteyebilecektir.

Anılan yön gözetilmeden verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu´nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, trafik kaydının iptali, davacı adına tescili isteğine ilişkindir. Davacı Kalender Baydı dava dilekçesinde davaya konu aracı 13.1.1999 tarihinde noterden kati satış senedi ile kayıt maliki Mustafa K...´dan satın aldığını; ancak, noterce bu satışın trafik siciline bildirilmediğini, satmak için bıraktığı galerici Cengiz Kayhan´ın aracı haricen Turan Ş...´a sattığını, dava konusu aracın mülkiyetinin kendisine ait olduğunun tespiti için adı geçen kişi aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesine açtığı 2000/480 Esas, 563 Karar sayılı davanın kabul edildiğini, bu arada kayıt maliki Mustafa K...´nın vekili Şevki Ören vasıtasıyla aracın davalı Bayram Ali B...´a 31.8.1999 tarihinde noterden sattığını ve satış işleminin trafiğe işlendiğini; ikinci kez yapılan bu satışın iptaliyle aracın trafikte, adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Bayram Ali B..., galeride bulunan davaya konu otomobili kayıt malikinin vekili Şevki Ö... aracılığıyla noterden 31.8.1999 tarihinde kati satış sözleşmesiyle satın aldığını, satın alma tarihinden itibaren elinde bulundurduğunu, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 20. maddesi, uyarınca satış işleminin geçerli olduğunu, davanın reddini savunmuştur.

Yerel mahkemece, her iki tarafın da 2918 Sayılı Kanunda öngörülen usule uygun biçimde aracı satın aldıkları, araç üzerinde haklarının söz konusu olduğu, hakların çatışması durumunda önceki tarihli hakka değer verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, davalının temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.

Menkuller ( taşınırlar ) Medeni Kanunun 686. maddesinde; Bir yerden diğer yere nakledilebilen eşya ile gayrimenkul mülkiyetine dahil olmayan ve temellüke salih bulunan tabii kuvvetler olarak tanımlanmıştır. Bu bakımdan bir yerden diğer bir yere bağımsız olarak taşınabilen her türlü maddi eşya ( örneğin otomobil, çanta, koltuk, sandalye, buğday, arpa vs. ) satımı taşınır satımı niteliğinde olduğu gibi, taşınmaz mülkiyetine dahil olmayan ve temellüke ( mülk edinmeye ) elverişli bulunan elektrik, su, havagazı, doğalgaz, elektrik gibi tabii kuvvetlerin satımı da taşınır satımı niteliğindedir.

Bu bakımdan taşınır ( menkul ) satımını taşınmaz ( gayrimenkul ) olmayan her şeyin satımıdır şeklinde tanımlamak daha isabetli olur. Taşınır satımının geçerliği, kural olarak biçim koşuluna bağlanmış değildir. Ne var ki, kimi özel yasalarla taşınır satımı için geçerlik koşulu öngörülmüştür. 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasasının 21.-5.1997 tarih, 4267 sayı ile değişik 20/d maddesine göre, tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirleri; aracın motorlu taşıtlar vergisi borcu bulunmadığına dair belgenin ibrazı halinde araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi esas alınarak noterlerce yapılır.

Bu satış, noterlerce tescil belgesine tarih konularak ve tasdik edilmek suretiyle işlenir. Ayrıca, tescil edilmiş araçların satış ve devir işlemleri noterler tarafından siciline işlenmek üzere işlemin tamamlanmasını müteakip en geç onbeş işgünü içinde ilgili tescil kuruluşu ile vergi dairesi müdürlüğüne bildirilir. Uygulamada da Yargıtay ( 13.Hukuk Dairesi 22.1.1987 tarih 6269E, 219K; 15.Hukuk Dairesi 17.3.1985 tarih 2242E, 1067K; 4.11.1986 tarih 3651E, 3635 K; 4.11.1986 tarih 3575E, 3629K ) tescilli taşıt araçlarının satışlarının noterlikçe ( resmi şekilde ) yapılmadıkça geçerli olmayacağını apaçık kabul etmiştir. Medeni Kanunun 901. maddesi ( Yeni Kanun 988. maddesi ) Bir taşınırın emin sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyiniyetle mülkiyet veya sınırlı ayni hak edinen kimsenin edinimi, zilyedin bu tür tasarruflarda bulunma yetkisi olmasa bile korunur hükmünü öngörmektedir. Somut olayda 13.1.1999 tarihli kati satış senedinde davaya konu araç mülkiyetinin ve zilyedliği´nin davacıya devredildiği açıklanmıştır. Yukarıda anlatıldığı gibi davacıya ait araç galeride bulunduğu sırada dava dışı galeri sahibi Cengiz K... tarafından 3.şahıs Turan Ş...´a haricen satılmış ve davacı aracın mülkiyet hakkının kendisine ait olduğunu kanıtlamak üzere Turan Ş...´ı hasım göstererek dava açmış ve yapılan yargılama sonunda aracın mülkiyetinin davacıya ait olduğu kesinleşen mahkeme ilamıyla sabit olmuştur. Bu mahkeme kararı, aracın mülkiyetinin davacıya ait olduğuna dair güçlü bir delildir. Böylece aracın, mülkiyetinin ve zilyedliğinin davacıda bulunduğu kesinleşen mahkeme kararı ve HUMK.nun 288. maddesinde yazılı kati satış senedi gibi yazılı delillerle belirlenmiş olup davalı tarafından anılan yasanın 290. maddesi uyarınca, aynı mahiyette yazılı bir delil getirilmediğinden zilyetliğin dava dışı ilk malik Mustafa K...´da kaldığı ileri sürülemez. Olayın özelliği itibariyle bu husus Mustafa K...´nın emin sıfatıyla zilyed olup olmadığı sorununa açıklık getirmektedir. Her ne kadar davalı, davaya konu aracı noterde düzenlenen senetle satın ve teslim almış ise de, bu satışı yapanın ( vekalet veren Mustafa K...´nın ) artık emin sıfatıyla zilyed olmadığı saptanmıştır. Bu durumda davalının aracı emin sıfatıyla zilyedden aldığı kabul edilemez. Dava dışı kayıt maliki Mustafa Kaya dava konusu aracı yukarıda anlatıldığı gibi kati satış senediyle davacı Kalender B...´ya satmış ve zilyedliğini devretmiştir. Satış işlemi noter tarafından trafik siciline bildirilmediği için aracın sicil kaydı Mustafa K.. adına kalmış, Mustafa haksız şekilde aracı davalı Bayram Ali´ye noterden satmıştır. Doğru bir sonuca varılabilmesi için 2918 Sayılı Yasanın 19 ve Yönetmeliğin 28. maddesinde anılan Trafik Sicilinin fonksiyonunun ne olduğunun da incelenmesi gerekir.

Şöyle ki; Hukuki sebebi bulunmayan yada geçerli olmayan bir kayda ( Yolsuz tescil ) dayanarak hak iktisap eden iyiniyetli kişinin bu iktisabının korunduğu hallerde sicile güvenden söz edilir. Buna sicile güven ilkesi denir. Bu ilke, tapu sicili anlamında geçerlidir. Medeni Kanunun 931. maddesine göre Tapu sicilindeki kayda hüsnüniyetle, istinat ederek mülkiyet veya diğer bir ayni hakkı iktisap eden kimsenin bu iktisabı muteber olur. Acaba aynı ilke, trafik sicili bakımından da kabul edilmiş midir?

Trafik Yasa ve Yönetmeliğinde Medeni Kanunda yazıldığı şekilde Sicile İtimat şeklinde bir madde yer almamıştır. Buna göre, trafik kaydında yolsuz bir tescile dayanarak hareket eden iyiniyetli kişinin hak iktisap etmesi hususunda bir düzenleme getirilmemiştir. Bu itibarla trafik sicilindeki kayıtlara güvenerek iyiniyetle hareket eden kişinin bu güveninin korunacağını, mevcut yasal düzenleme karşısında söylemek olanağı bulunmamaktadır.

Bir malın zilyedi, onu başkasına emanet etmiş olmayıp, çaldırma, gasp, unutma gibi bir sebeple elinden çıkarmış bulunuyorsa, 3. şahıs böyle bir malı iyiniyetle iktisap etmiş olsa dahi onun iktisabı geçerli değildir. Gerçekten Medeni Kanunun 902/1. maddesi bu hususta gayet açıktır:

Yedinden sirkat olunan veya kendisi tarafından kaybedilen veya rızası olmaksızın diğer herhangi bir suretle elinden alınan bir menkulün zilyedi beş sene müddet zarfında istihkak davası ikame edebilir.

Görülüyor ki kanun iyi niyetin korunması hususunda, emaneten bırakılan mallarla, sahibinin elinden rızası olmadan çıkan mallar hususunda bir ayırım yapmıştır. Bu ayırım şu düşünceye dayanmaktadır; malı başkasına emaneten bırakan kimse az çok risk altına girmiş ve emaneten verdiği şeyin alan tarafından başkasına geçirilmesi tehlikesini göze almış sayılabilir. Oysa bir malı rızası olmadan elinden çıkaran kimsenin böyle bir riske önceden katlandığı söylenemez. Böyle olunca, bir malı iyiniyetle iktisap eden 3. şahsın menfaati, malı emaneten veren kimsenin menfaatine tercih edilmekte, rızası olmadan malını elinden çıkaran kimsenin menfaatine ise feda edilmemektedir. Sahibinin elinden rızası olmadan çıkan bir şeyi, iyiniyetli 3. şahıs bir açık artırmadan, pazardan veya bu gibi eşyayı satan bir kimseden iktisap ederse asıl mal sahibinin gerek bu şahıs, gerekse daha sonraki müktesipler aleyhinde açacağı iade davasını kazanabilmesi şöyle bir şarta bağlanmıştır; Böyle hallerde, iyiniyetli 3. şahsın bu malı iktisap etmesi için verdiği bedel, iadeyi isteyen davacı, yani asıl mal sahibi tarafından ona iade edilmelidir. Eğer bu şart yerine getirilmezse, yargıç, asıl mal sahibinin açacağı iade davasını kabul edemez. ( Medeni Kanunun 902/2. maddesi ) Davaya konu olayda, davalı aracı, aleni bir müzayededen veya pazardan veya ona mümasil eşya satan bir tacirden satın almamıştır. Galeriye getirilen aracı, galeride çalışan vekil Hüseyin G... aracılığıyla, emin sıfatıyla zilyed olmayan ilk kayıt maliki Mustafa K...´dan satın almıştır. Bu nedenle galerici satım akdinin tarafı değildir. Davalının aracı yukarda izah edildiği gibi aleni bir müzayededen veya pazardan veya ona mümasil eşya satan bir tacirden satın alması söz konusu olmadığına göre davacının davalıya araç bedelini ödemesi gerekmemektedir.

Açıklanan nedenlerle usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.

SONUÇ : Davalı vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve gerekli ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 25.9.2002 gününde oyçokluğu ile karar verildi.


 

 

TRAFİK KAYDI İPTALİ -İDARİ İŞLEMİN İPTALİ - TASARRUFUN İPTALİ DAVASI - İCRA TAKİBİNİN SONUÇSUZ KALDIĞININ ACİZ BELGESİYLE SAPTANMASI -ACİZ BELGESİ

T.C. YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ E. 1993/2723 K. 1993/4113 T. 19.10.1993

2004/m.97/a, 105,143

ÖZET : Davacı alacaklı, hacizden önce yapılan satışın iptali için bir dava açmamıştır. Satış, hacizden önce geçerli olarak yapılmış bulunduğundan, davacı alacaklının bu satışın iptalini talep ve dava etmesi gerekir. Bunun için ise borçlu hakkında yapılan icra takibinin haczi kabil mal bulunmadığından dolayı sonuçsuz kaldığının, aciz belgesiyle saptanması gerekir.

Mahkeme, idari işlem niteliğindeki trafik kaydının iptaline karar veremez.

DAVA: Hükmün temyizen tetkiki davalı üçüncü kişi vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla; dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR: Dava; üçüncü kişi adına trafikte kayıtlı araç üzerindeki bu kişinin istihkak iddiasının reddi isteği ile açılmış olup, mercice davanın kabulüne karar verilmiş ve karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Haciz 21.2.1990 tarihinde konulmuştur. Dava konusu araç 6.11.1989 tarihinde, yani hacizden önce noter senediyle borçlu tarafından davalı üçüncü kişiye satılmış ve trafikte bu kişi adına tescil edilmiştir. Davacı alacaklı, bu satışın iptali için bir dava açmamıştır. Satış, hacizden önce geçerli olarak yapılmış bulunduğundan, davacı alacaklının bu satışın iptalini talep ve dava etmesi gerekir. Bunun için ise borçlu hakkında yapılan icra takibinin haczi kabil mal bulunmadığından dolayı sonuçsuz kaldığının, aciz belgesiyle saptanması gerekir. Mercice bu yönler dikkate alınmadan davacı alacaklının davasının kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu gibi, ayrıca talep olmadığı halde ve idari işlem niteliğinde olan trafik kaydının iptaline karar verilmesi dahi, kabul şekli bakımından doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın ( BOZULMASINA ), ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalı üçüncü kişiye geri çevrilmesine, 19.10.1993 gününde oybirliğiyle karar verildi.


MEHİL VESİKASI (TEHİRİ İCRA) - İCRANIN GERİ BIRAKILMASI -  DEVLETİN TEMİNAT VERMEKDEN AYRI TUTULMASI-  TEMİNAT VERME ZORUNLULUĞU -TAKİP  

T.C. YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME GENEL KURULU E. 1944/18 K. 1945/7 T. 4.4.1945

2004/m.33,36

ÖZET : İİK`nun 36. maddesindeki "icranın geri bırakılması" hükmü; icranın geçici bir süre için durdurulması ya da temyiz edilen kararın onanması durumunda, icranın kaldığı noktadan yürümesi anlamındadır. 33. madde hükmü karşısında ise bu deyimin anlamı, "icra işlemlerinin kaldırılması ve takibe son verilmesi"dir. Bu iki madde arasındaki ayrım nedeniyle, 36. maddede sözü edilen "güvence verme zorunluluğundan devletin ayrık tutulması", kıyas yolu ile 33. madde için de uygulanamaz.




T.C. YARGITAY 12.Hukuk Dairesi

Esas: 2009/8090 Karar: 2009/15409 Karar Tarihi: 10.07.2009

ÖZET: Somut olayda alacaklı banka, asıl borçlu aleyhine icra takibi yapıp, takip semeresiz kalmadıkça kefillerden borcun ifasını isteyemez. Yasanın bu hükmü emredici nitelikte olup, mahkemece re’sen dikkate alınması zorunludur. Bu durumda asıl borçlu ile birlikte kefil hakkında takip yapılması yukarıda açıklanan yasa hükmüne aykırı olduğundan, mahkemece alacaklının borçlu kefil hakkındaki itirazın kaldırılması isteminin reddi gerekir.

(4077 S. K. m. 10) (2004 S. K. m. 68)

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü;

Karar: Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklı bankanın tüketici kredi sözleşmesine dayanarak asıl borçlu ile birlikte kredi sözleşmesinin kefili olan muteriz borçlu İbrahim Tuğyan Önalan hakkında genel haciz yoluyla takip başlattığı görülmüştür.

4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Yasanın 10. maddesinin 3. fıkrası <Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren, asıl borçluya başvurmadan kefilden borcun ifasını isteyemez> düzenlemesini getirmiştir. Bu nedenledir ki; alacaklı banka, asıl borçlu aleyhine icra takibi yapıp, takip semeresiz kalmadıkça kefillerden borcun ifasını isteyemez. Yasanın bu hükmü emredici nitelikte olup, mahkemece re’sen dikkate alınması zorunludur. Bu durumda asıl borçlu ile birlikte kefil hakkında takip yapılması yukarıda açıklanan yasa hükmüne aykırı olduğundan, mahkemece alacaklının borçlu kefil İbrahim Tuğyan Önalan hakkındaki itirazın kaldırılması isteminin reddi yerine bu hususun gözardı edilerek istemin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

Sonuç: Borçlular vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 128. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 10.07.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.



SIRA CETVELİ-  SIRA CETVELİNE İTİRAZ- SIRA CETVELİNDEKİ SIRALAMA


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
E:2008/19-161 K: 2008/213 T: 05.03.2008

· 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU (1)(2) [MADDE 140]

· 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU (1)(2) [MADDE 141]

·  2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU (1)(2) [MADDE 142]

        Taraflar arasındaki `sıra cetveline itiraz` davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Araç İcra Mahkemesince şikayetin reddine dair verilen 31.01.2007 gün ve 2006/13-2007/2 sayılı kararın incelenmesi Şikayetçi vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 27.09.2007 gün ve 2007/4412-8194 sayılı ilamı ile; (....Davacı vekili dava dışı borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde ilk sıraya alınan davalı Vergi Dairesinin haczinin müvekkilinin haczinden sonraki tarihli olduğunu, bedeli paylaşıma konu taşınmazın aynından doğmayan vergi alacağının ilk sırada yer alamayacağını ve vergi borçlusu şirkete başvurulmadan şirket yetkilisi hakkında haciz işlemi uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Hazine temsilcisi dava dışı borçlunun gerçek usulde vergi mükellefi olduğunu ve geçmiş dönemlerden vergi alacağı bulunduğu bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

İcra Mahkemesi´nce davalı vergi dairesinin bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerinde haczi bulunduğu, bu itibarla ilk hacze iştirak edebileceği; davacının dördüncü sırada yer alması nedeniyle davalı yararına garameten yapılan paylaştırma neticesinde sıra cetvelinin iptalinin sonucu değiştirmeyeceği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiş; hüküm şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Şirket ortak ve yöneticilerinin, şirketin vergi borcundan sorumluluğu hususu 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun´un mükerrer 35 nci maddesinde düzenlenmiştir.

Dosyanın incelenmesinde bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerine davalı yanca konulan haczin dayanağının, taşınmaz sahibinin ortağı olduğu limited şirkete ait vergi borcu olduğu; davalı idarenin bu alacağın tahsili için şirket hakkındaki yasal işlemleri tamamlamadığı, bir başka ifade ile şirketin aciz halinde olduğunun tesbiti bağlamında yeterli girişimde bulunmadığı; diğer yandan da dava dışı borçlu İbrahim aleyhine takibata başlanmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda da bu iki husus belirlenmiş; şirketin aciz halinde olduğunun davalı yanca belgelenmediği ve dava dışı borçlu hakkında usulüne uygun biçimde icra takibine girişilmediği açıklanmıştır.

Diğer taraftan sıra cetveline itiraz davalarında dava sonucundan yalnızca sıra cetveline itiraz eden kimse yararlanır.

Bu durumda mahkemece davalı vergi dairesinin bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerindeki haczinin geçersizliği, sıra cetvelinde yer alan diğer alacaklıların herhangi bir itirazının bulunmadığı ve davacı vekilinin temyiz dilekçesinde gösterdiği alacak tutarı da dikkate alınarak bir karar verilmek gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddinde isabet görülmemiştir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Şikayetçi vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

İstek, şikayet yoluyla sıra cetveline itiraza ilişkindir.

Şikayetçi vekili dilekçesinde; dava dışı borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde ilk sıraya alınan davalı Vergi Dairesi haczinin sonraki tarihli olduğu, bedeli paylaşıma konu taşınmazın aynından doğmayan vergi alacağının ilk sırada yer alamayacağını, taşınmaz maliki borçlular hakkında vergi dairesinin geçerli bir takibi olmadığı, vergi borçlusu şirkete başvurulmadan şirket yetkilisi hakkında haciz işlemi uygulanmasının haksız olduğu, iddiasıyla, sıra cetveline itirazla, birinci sıradaki alacağın sıra cetvelinden çıkarılarak, sıra cetvelinin yeniden düzenlenmesini istemiştir.

Davalı Hazine temsilcisi, dava dışı borçlunun gerçek usulde vergi mükellefi olup, geçmiş dönemlerden vergi borcu bulunduğunu, yapılan işlemin doğru olduğunu, ifadeyle davanın reddini savunmuştur.

İcra Mahkemesince, davalı vergi dairesinin bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerinde haczi olup, ilk hacze iştirak edebileceği, davacının dördüncü sırada olması nedeniyle davalı yararına garameten yapılan paylaştırma neticesinde dahi sıra cetvelinin iptalinin sonucu değiştirmeyeceği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiş; davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece hüküm başlıkta yer alan gerekçelerle sonuçta `cmahkemece davalı vergi dairesinin bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerindeki haczinin geçersizliği, sıra cetvelinde yer alan diğer alacaklıların herhangi bir itirazının bulunmadığı ve davacı vekilinin temyiz dilekçesinde gösterdiği alacak tutarı da dikkate alınarak bir karar verilmek gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddinde isabet görülmemiştir.` Gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkeme, istemin salt sıra cetvelindeki sıralamaya itiraz olarak ele alınıp, görevli olunduğunu kabulle yargılamanın yapıldığını, ilk kararda varılan sonucun bu çerçevede doğru olduğunu, Özel Dairece de göreve ilişilmediğine göre talebin bu şekilde değerlendirildiğini, icra mahkemesi olarak itiraza konu sıradaki alacağın gerçekte varlığı yada geçerliliğinin tartışılamayacağını, salt sıralamanın yerindeliğinin değerlendirildiğini, inceleme alanı ile sınırlı olarak verdiği kararın doğru olduğunu, aksi halde görevli olmayacağını, ifadeyle direnmiştir.

Hükmü temyize davacı vekili getirmektedir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dilekçesinin içeriğine göre istemin hukuki nitelikçe ne olduğu ve sıra cetvelindeki sıralamanın yerinde olup olmadığı noktasındadır.

Şikayetçi vekili öncelikle sıra cetvelinde birinci sırada yer alan haczin geçersizliğini, dolayısıyla sıralamada yer almaması gerektiğini ileri sürmüş; ayrıca geçerli kabul edilse bile taşınmazın aynından kaynaklanan vergi borcu olmadığından yine sıralamada birinci sırada yer alamayacağını, şayet borçlulara şirket ortağı olmaları nedeniyle haciz uygulanmışsa bunun da geçersiz olduğunu, iddia etmiştir.

İstek, bu şekliyle icra müdürlüğü işlemini şikayete ilişkin olup, istekli sıra cetvelinde ilk sırada yer alan alacaklıya itiraz ederken kendi sırasına da itiraz etmiştir.

Sıra cetvelinin düzenlenmesinde göz önüne alınması gereken ilk husus, icra takibinin ve buna bağlı olarak geçerli bir haciz işleminin varlığıdır. Bu şartların bulunması halinde takibe konu alacağın niteliğine göre sıra cetvelindeki yerinin doğru olmadığı iddia olunmuşsa, itiraz etmeyenleri etkilememek kaydı ile önce sıralamaya itiraz edenin ve itiraz edilen sıranın yerindeliğinin denetimi yapılacaktır.

Somut olayda; Araç İcra Müdürlüğü´nün 2005/119 esas sayılı dosyasında düzenlenen sıra cetvelinde, birinci sırada yer alan Alacaklı Araç Vergi Dairesi Müdürlüğünün Borçlu İbrahim Baltacı hakkında 15.954 YTL borç için 01.02.2006 tarihli haczinin dayanağını teşkil eden takip taşınmaz malikleri gerçek kişiler hakkında olmayıp, şirket aleyhinedir. Dolayısıyla gerçek kişilerin kişisel sorumluluklarına yönelik bir takip bulunmamaktadır.

Nitekim, `Haciz şerhi konulmasına ilişkin` Araç Mal Müdürlüğünün Tapu Sicil Müdürlüğüne muhatap `01.02.2006 tarih ve 2900/93 sayılı` yazısında aynen; `Mal Müdürlüğümüz 1400005229 numaralı mükellefi Hakkı oğlu İbrahim Baltacı´nın muhtelif yıllardan toplam 15.954.00 YTL borcu bulunmaktadır. Mükellef adına dairenizde bulunan menkul, gayrimenkul veya istihkak olarak tüm mal ve alacaklarına 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsili Usulü Hakkındaki Kanunun 6, 62, 79. maddeleri gereğince dairemize olan borcu karşılığı haciz konularak tarafımıza bilgi verilmesi` ifadesine yer verilmiş ve kişisel borçtan söz edilmiş ise de taşınmaz maliki hakkında alacaklı Araç Mal Müdürlüğünün herhangi bir takip işlemi olmadığı gibi, adı geçenin ortağı bulunduğu şirket hakkındaki dosyada da ortak olması nedeniyle haciz uygulanmasına ilişkin bir değerlendirme bulunmamaktadır. Bu şekliyle, dayanak teşkil edecek usulünce yapılmış bir takip işlemi olmadan yazılan bahse konu yazıya istinaden tapuya haciz şerhi düşülmüş olması ve buna dayanılarak bu alacağa, kişisel yada şirket borcu nedeniyle hakkında takip bulunmayan paylaşıma konu taşınmaz maliklerinin, borçlusu bulundukları Araç İcra Müdürlüğü´nün 2005/119 esas sayılı dosyasında düzenlenen sıra cetvelinde birinci sırada yer verilmesi olanaklı değildir.

Sonuç itibariyle, bedeli paylaşıma konu taşınmaz maliki kişiler hakkında bir takip olmadığı gibi, geçerli bir haciz işlemi de olmadığından Araç Mal Müdürlüğünün haczinin sıra cetvelinde olması ve birinci sırada yer alması doğru olmayıp; sıra cetvelinden çıkarılması gerekir.

Mahkemece yapılacak iş; davalı vergi dairesinin bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerindeki haczinin geçersizliği ve sıra cetvelinde yer alan diğer alacaklıların herhangi bir itirazının bulunmadığı dikkate alınarak şikayetin kabulü ile, şikayete konu alacağın sıra cetvelinden çıkarılması suretiyle bir karar vermek olmalıdır.

Mahkemece, açıklanan hususlar göz ardı edilerek inceleme yetkisinin sınırlı olduğu ve taşınmaz maliklerinin borçlu sıfatını taşıdıkları bir takip ve geçerli bir haciz varmış gibi, garameye tabi tutulacağından ve bu nedenle sonucun değişmeyeceğinden bahisle direnilerek şikayetin reddine karar verilmiş olması açıklanan hususlar ve talebin niteliğine göre usul ve yasaya aykırıdır.

Açıklanan hususlardan dolayı direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 05.03.2008 gününde, oybirliği ile karar verildi.

 

 


HACİZ -SATIŞ TALEBİ - SIRA CETVELİNE İTİRAZ - ARACIN TRAFİK KAYDINA KONULAN HACİZ - HACZİN DÜŞMESİ

YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E. 2001/3986  K. 2001/5982 T. 27.9.2001

6762/m.59,106

2004/m.235

ÖZET : Kara taşıt araçlarının trafik kaydına konulan haciz fiili haciz gibi geçerlidir. Muhafaza altına alınmamış aracın satışı mümkün değilse de alacaklının satış talebinde bulunmasına yasal bir engel bulunmamaktadır.

DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılardan Mahmut Şahin vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, 22/02/2001 tarihli sıra cetvelinde müvekkiline ikinci ve üçüncü sırada yer verildiğini, birinci sırada yer alan davalı Mahmut Şahin´in haczinin düştüğünü ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Mercii Hakimliğince davalı Mahmut Şahin´in bedeli paylaşıma konu aracı 22/11/1999 tarihinde haczettiği, 17/11/2000 tarihinde satış talebinde bulunmuşsa da bu tarihte araç muhafaza altına alınmadığından haczinin fiilen mümkün olmadığı, bu nedenle satış talebinin geçerli kabul edilemeyeceği 14/12/2000 tarihli satış talebinde bulunulduğu tarih itibariyle haczin düştüğü, bu nedenle pay ayrılamayacağı gerekçesiyle sıra cetvelinin iptaline karar verilmiş, karar davalı Mahmut Şahin vekilince temyiz edilmiştir.

Kara taşıt araçlarının trafik kaydına konulan haciz fiili haciz gibi geçerlidir. Muhafaza altına alınmamış aracın satışı mümkün değilse de alacaklının satış talebinde bulunmasına yasal bir engel bulunmamaktadır. Davalı alacaklı 28/11/1999 tarihli hacizden sonra 17/11/2000 tarihinde satış talebinde bulunup, icra müdürlüğünün kararında satış masrafı olarak öngörülen bedeli 20/11/2000 tarihinde icra dosyasına ödemiştir. Bu durumda davalı alacaklının satış talebi TTK.nun 59 ve 106. maddeleri uyarınca geçerli olup, haczi düşmemiştir. Mercii Hakimliğince bu yönler gözetilerek şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulünde isabet görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 27/09/2001 gününde oybirliğiyle karar verildi.


SIRA CETVELİ İTİRAZ DAVALARINDA VEKALET ÜCRETİ

T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E. 2005/7267 K. 2005/11919 T. 1.12.2005

DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR : Davacı vekili, borçluya ait menkul malların satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde asıl alacaklı vekiline 11.072 YTL pay ayrıldığını, temlik işlemi ile alacak müvekkiline intikal ettiğinden pay ayrılmaması gerektiğini ileri sürerek sıra cetveline itiraz etmiştir.

Davalı vekili, vekalet ücreti alacağının önceliği bulunduğunu, temlikinin kapsamına avukatlık ücretinin girmeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece sıra cetvelinde birinci sırada yer alan alacaklının alacağını temlik ettiği, vekalet ücretinin taraflara ait olduğu, davalıya pay ayrılamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

1-Davalının vekalet ücret alacağı Avukatlık Kanunu´nun 166/2.maddesi anlamında imtiyazlı alacaklardan değildir. Vekalet ücreti takip masraflarından olup, İİK.nun 138.maddesine göre alacaklıya alacağın aslı ve faiziyle birlikte ödenir. Alacaklı takip konusu alacağını temlik ettiğine göre Av..............................´le pay ayrılmaması isabetlidir.

Bu nedenle davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Sıra cetveline itiraz davalarında harç ve vekalet ücreti maktudur. İcra Mahkemesince nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi isabetsiz olup bozmayı gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA,peşin harcın istek halinde iadesine, 1.12.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.


SIRA CETVELİ- SIRA CETVELİNE İTİRAZ- SIRA CETVELİNDEKİ SIRALAMA

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E:2008/19-161 K: 2008/213 T: 05.03.2008

· 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU (1)(2) [MADDE 140]

· 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU (1)(2) [MADDE 141]

·  2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU (1)(2) [MADDE 142]

        Taraflar arasındaki `sıra cetveline itiraz` davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Araç İcra Mahkemesince şikayetin reddine dair verilen 31.01.2007 gün ve 2006/13-2007/2 sayılı kararın incelenmesi Şikayetçi vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 27.09.2007 gün ve 2007/4412-8194 sayılı ilamı ile; (....Davacı vekili dava dışı borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde ilk sıraya alınan davalı Vergi Dairesinin haczinin müvekkilinin haczinden sonraki tarihli olduğunu, bedeli paylaşıma konu taşınmazın aynından doğmayan vergi alacağının ilk sırada yer alamayacağını ve vergi borçlusu şirkete başvurulmadan şirket yetkilisi hakkında haciz işlemi uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Hazine temsilcisi dava dışı borçlunun gerçek usulde vergi mükellefi olduğunu ve geçmiş dönemlerden vergi alacağı bulunduğu bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

İcra Mahkemesi´nce davalı vergi dairesinin bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerinde haczi bulunduğu, bu itibarla ilk hacze iştirak edebileceği; davacının dördüncü sırada yer alması nedeniyle davalı yararına garameten yapılan paylaştırma neticesinde sıra cetvelinin iptalinin sonucu değiştirmeyeceği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiş; hüküm şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Şirket ortak ve yöneticilerinin, şirketin vergi borcundan sorumluluğu hususu 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun´un mükerrer 35 nci maddesinde düzenlenmiştir.

Dosyanın incelenmesinde bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerine davalı yanca konulan haczin dayanağının, taşınmaz sahibinin ortağı olduğu limited şirkete ait vergi borcu olduğu; davalı idarenin bu alacağın tahsili için şirket hakkındaki yasal işlemleri tamamlamadığı, bir başka ifade ile şirketin aciz halinde olduğunun tesbiti bağlamında yeterli girişimde bulunmadığı; diğer yandan da dava dışı borçlu İbrahim aleyhine takibata başlanmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda da bu iki husus belirlenmiş; şirketin aciz halinde olduğunun davalı yanca belgelenmediği ve dava dışı borçlu hakkında usulüne uygun biçimde icra takibine girişilmediği açıklanmıştır.

Diğer taraftan sıra cetveline itiraz davalarında dava sonucundan yalnızca sıra cetveline itiraz eden kimse yararlanır.

Bu durumda mahkemece davalı vergi dairesinin bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerindeki haczinin geçersizliği, sıra cetvelinde yer alan diğer alacaklıların herhangi bir itirazının bulunmadığı ve davacı vekilinin temyiz dilekçesinde gösterdiği alacak tutarı da dikkate alınarak bir karar verilmek gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddinde isabet görülmemiştir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Şikayetçi vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

İstek, şikayet yoluyla sıra cetveline itiraza ilişkindir.

Şikayetçi vekili dilekçesinde; dava dışı borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde ilk sıraya alınan davalı Vergi Dairesi haczinin sonraki tarihli olduğu, bedeli paylaşıma konu taşınmazın aynından doğmayan vergi alacağının ilk sırada yer alamayacağını, taşınmaz maliki borçlular hakkında vergi dairesinin geçerli bir takibi olmadığı, vergi borçlusu şirkete başvurulmadan şirket yetkilisi hakkında haciz işlemi uygulanmasının haksız olduğu, iddiasıyla, sıra cetveline itirazla, birinci sıradaki alacağın sıra cetvelinden çıkarılarak, sıra cetvelinin yeniden düzenlenmesini istemiştir.

Davalı Hazine temsilcisi, dava dışı borçlunun gerçek usulde vergi mükellefi olup, geçmiş dönemlerden vergi borcu bulunduğunu, yapılan işlemin doğru olduğunu, ifadeyle davanın reddini savunmuştur.

İcra Mahkemesince, davalı vergi dairesinin bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerinde haczi olup, ilk hacze iştirak edebileceği, davacının dördüncü sırada olması nedeniyle davalı yararına garameten yapılan paylaştırma neticesinde dahi sıra cetvelinin iptalinin sonucu değiştirmeyeceği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiş; davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece hüküm başlıkta yer alan gerekçelerle sonuçta `cmahkemece davalı vergi dairesinin bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerindeki haczinin geçersizliği, sıra cetvelinde yer alan diğer alacaklıların herhangi bir itirazının bulunmadığı ve davacı vekilinin temyiz dilekçesinde gösterdiği alacak tutarı da dikkate alınarak bir karar verilmek gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddinde isabet görülmemiştir.` Gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkeme, istemin salt sıra cetvelindeki sıralamaya itiraz olarak ele alınıp, görevli olunduğunu kabulle yargılamanın yapıldığını, ilk kararda varılan sonucun bu çerçevede doğru olduğunu, Özel Dairece de göreve ilişilmediğine göre talebin bu şekilde değerlendirildiğini, icra mahkemesi olarak itiraza konu sıradaki alacağın gerçekte varlığı yada geçerliliğinin tartışılamayacağını, salt sıralamanın yerindeliğinin değerlendirildiğini, inceleme alanı ile sınırlı olarak verdiği kararın doğru olduğunu, aksi halde görevli olmayacağını, ifadeyle direnmiştir.

Hükmü temyize davacı vekili getirmektedir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dilekçesinin içeriğine göre istemin hukuki nitelikçe ne olduğu ve sıra cetvelindeki sıralamanın yerinde olup olmadığı noktasındadır.

Şikayetçi vekili öncelikle sıra cetvelinde birinci sırada yer alan haczin geçersizliğini, dolayısıyla sıralamada yer almaması gerektiğini ileri sürmüş; ayrıca geçerli kabul edilse bile taşınmazın aynından kaynaklanan vergi borcu olmadığından yine sıralamada birinci sırada yer alamayacağını, şayet borçlulara şirket ortağı olmaları nedeniyle haciz uygulanmışsa bunun da geçersiz olduğunu, iddia etmiştir.

İstek, bu şekliyle icra müdürlüğü işlemini şikayete ilişkin olup, istekli sıra cetvelinde ilk sırada yer alan alacaklıya itiraz ederken kendi sırasına da itiraz etmiştir.

Sıra cetvelinin düzenlenmesinde göz önüne alınması gereken ilk husus, icra takibinin ve buna bağlı olarak geçerli bir haciz işleminin varlığıdır. Bu şartların bulunması halinde takibe konu alacağın niteliğine göre sıra cetvelindeki yerinin doğru olmadığı iddia olunmuşsa, itiraz etmeyenleri etkilememek kaydı ile önce sıralamaya itiraz edenin ve itiraz edilen sıranın yerindeliğinin denetimi yapılacaktır.

Somut olayda; Araç İcra Müdürlüğü´nün 2005/119 esas sayılı dosyasında düzenlenen sıra cetvelinde, birinci sırada yer alan Alacaklı Araç Vergi Dairesi Müdürlüğünün Borçlu İbrahim Baltacı hakkında 15.954 YTL borç için 01.02.2006 tarihli haczinin dayanağını teşkil eden takip taşınmaz malikleri gerçek kişiler hakkında olmayıp, şirket aleyhinedir. Dolayısıyla gerçek kişilerin kişisel sorumluluklarına yönelik bir takip bulunmamaktadır.

Nitekim, `Haciz şerhi konulmasına ilişkin` Araç Mal Müdürlüğünün Tapu Sicil Müdürlüğüne muhatap `01.02.2006 tarih ve 2900/93 sayılı` yazısında aynen; `Mal Müdürlüğümüz 1400005229 numaralı mükellefi Hakkı oğlu İbrahim Baltacı´nın muhtelif yıllardan toplam 15.954.00 YTL borcu bulunmaktadır. Mükellef adına dairenizde bulunan menkul, gayrimenkul veya istihkak olarak tüm mal ve alacaklarına 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsili Usulü Hakkındaki Kanunun 6, 62, 79. maddeleri gereğince dairemize olan borcu karşılığı haciz konularak tarafımıza bilgi verilmesi` ifadesine yer verilmiş ve kişisel borçtan söz edilmiş ise de taşınmaz maliki hakkında alacaklı Araç Mal Müdürlüğünün herhangi bir takip işlemi olmadığı gibi, adı geçenin ortağı bulunduğu şirket hakkındaki dosyada da ortak olması nedeniyle haciz uygulanmasına ilişkin bir değerlendirme bulunmamaktadır. Bu şekliyle, dayanak teşkil edecek usulünce yapılmış bir takip işlemi olmadan yazılan bahse konu yazıya istinaden tapuya haciz şerhi düşülmüş olması ve buna dayanılarak bu alacağa, kişisel yada şirket borcu nedeniyle hakkında takip bulunmayan paylaşıma konu taşınmaz maliklerinin, borçlusu bulundukları Araç İcra Müdürlüğü´nün 2005/119 esas sayılı dosyasında düzenlenen sıra cetvelinde birinci sırada yer verilmesi olanaklı değildir.

Sonuç itibariyle, bedeli paylaşıma konu taşınmaz maliki kişiler hakkında bir takip olmadığı gibi, geçerli bir haciz işlemi de olmadığından Araç Mal Müdürlüğünün haczinin sıra cetvelinde olması ve birinci sırada yer alması doğru olmayıp; sıra cetvelinden çıkarılması gerekir.

Mahkemece yapılacak iş; davalı vergi dairesinin bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerindeki haczinin geçersizliği ve sıra cetvelinde yer alan diğer alacaklıların herhangi bir itirazının bulunmadığı dikkate alınarak şikayetin kabulü ile, şikayete konu alacağın sıra cetvelinden çıkarılması suretiyle bir karar vermek olmalıdır.

Mahkemece, açıklanan hususlar göz ardı edilerek inceleme yetkisinin sınırlı olduğu ve taşınmaz maliklerinin borçlu sıfatını taşıdıkları bir takip ve geçerli bir haciz varmış gibi, garameye tabi tutulacağından ve bu nedenle sonucun değişmeyeceğinden bahisle direnilerek şikayetin reddine karar verilmiş olması açıklanan hususlar ve talebin niteliğine göre usul ve yasaya aykırıdır.

Açıklanan hususlardan dolayı direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 05.03.2008 gününde, oybirliği ile karar verildi


 İLANEN TEBLİGAT USULÜ - ADRES ARAŞTIRMASI YAPILMASI ŞARTI-  TEBLİGATIN USULÜNE UYGUN YAPILMAMIŞ OLMASI-  GAZETE İLANINDA BULUNMASI GEREKEN ŞARTLAR- USULSÜZ TEBLİGAT - İLANEN TEBLİGAT - USULÜ - ADRES ARAŞTIRMASI YAPILMASI ŞARTI

 YARGITAY KARARI E:2004/10592 K:2004/11605 T:11.10.2004

ÖZET : Davalının en son adresi, resmi mercilerden sorulmadığı gibi özel mercilerden de gereği gibi araştırılmamış, ülke genelinde yayın yapan tirajı yüksek bir gazetede ilan yaptırılmamış ve ayrıca, tebliğ olunacak evrakın ve ilan suretinin, tebliğ çıkaran merciin divanhanesinde asılmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda davalı için yapılan ilanen tebligat, Tebligat Yasasına aykırıdır. Yasaya aykırı şekilde yapılan tebligat ile hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

(7201 s. kanun m. 28, 29)

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Adresi meçhul olanlara tebligat ilanen yapılır.

Adresin meçhul olması halinde keyfiyet tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek suretiyle tesbit edilir. Bununla beraber, tebliği çıkaran mercii muhatabın adresini resmi veya hususi müessese ve dairelerden gerekli gördüklerine sorar ve zabıta vasıtasıyla tahkik ve tesbit ettirir. ( Tebligat Kanunu md. 28/1-3 )

İlan alakalının ıttılaına en emin bir şekilde vasıl olacağı umulan ve varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde intişar eden bir gazetede yapılır. ( Tebligat Kanunu md. 29/1-1 )

Tebliğ olunacak evrak ve ilan sureti, tebliği çıkaran merciin herkesin kolayca görebileceği bir yerine de asılır. ( Tebligat Kanunu md. 29/1-2 )

Davalının en son adresi, resmi mercilerden sorulmadığı gibi özel mercilerden de gereği gibi araştırılmamış, ülke genelinde yayın yapan tirajı yüksek bir gazetede ilan yaptırılmamış ve ayrıca, tebliğ olunacak evrakın ve ilan suretinin, tebliğ çıkaran merciin divanhanesinde asılmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda davalı için yapılan ilanen tebligat, Tebligat Yasasına aykırıdır. Yasaya aykırı şekilde yapılan tebligat ile hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.10.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi



HACİZDE İSTİHKAK İLE İLGİİ EMSAL YARGITAY KARARLARI

İSTİHKAK İDDİASI- İVAZSIZ TASARRUF- HACİZDEN ÖNCE İŞYERİ DEVRİ

HD 15, E: 1993/2719 , K:1993/3999 , TARİH:14.10.1993

ÖZET : Kredi sözleşmesi borçlusunun, kardeşine yaptığı satışlar, alacaklıya karşı geçersizdir.

Borçlunun; makinaların haczi sırasında, işyerinde bulunmasının sebebi ve istihkak iddiası sahibinin bu işyerini, ticareti terkedenlerin uyması gereken usuller sonrası edinip edinmediği araştırılmadan, karşı davalarla ilgili dosyalar incelenmeden, istihkak iddiasının kabulüne karar verilemez.

(2004 s. İİK. m. 44, 97/17, 277, 278/1)

Mahalli mahkemesinden verilen hükmün temyizen tetkiki davalı alacaklı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla; dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR

Dava, üçüncü kişinin ve borçlunun hazır bulundukları işyerinde haczedilen torna malzemeleri hakkında istihkak iddiasına ilişkin olup, merciice davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı alacaklı tarafından temyiz edilmiştir.

Takip konusu alacak 22.5.1990 tarihli kredi sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davalı alacaklı banka, 8.10.1990 tarihinde borçlu ve kefillere ihtarname göndermiştir. Davalı borçlu 5.7.1990 tarihinde torna malzemesini kardeşi Enver´e sattıktan sonra bankanın ihtarı üzerine borçlunun kardeşi Enver´de 5.12.1990 tarihinde bu malzemeleri davacı üçüncü kişiye noterden satmıştır. İcra takibi ise 7.11.1990 tarihinde yapılmış olup, son satış icra takibinden sonradır. 23.1.1991 tarihinde yapılan haciz sırasında borçlu da hazır bulunmuştur. Davalı alacaklı, birleştirilen her üç davada da bu satışların muvazaalı olduğunu ileri sürüp karşı dava olarak satışların iptalini istemiştir (İİK. m. 97/17, 277 vd.). Bu davada, karşı davanın dahi incelenip bir hüküm kurulması gerekirken, karşı dava hakkında herhangi bir karar verilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.

Öte yandan, borçlunun 5.7.1990 tarihinde kardeşine yapmış olduğu satış İİK.nun 278/1. maddesi uyarınca alacaklıya karşı geçersizdir. Yukarda açıklandığı üzere borçlunun kardeşinden davacının satın alma tarihi de icra takibinden hemen sonraya rastlamaktadır. Haciz sırasında borçlu dahi aynı iş yerinde hazır bulunmakta olup, sattığı makinaların bulunduğu iş yerinde kendisinin de hazır olmasının nedenini, kabul edilebilir şekilde açıklamamıştır. Diğer taraftan, mahcuzların bulunduğu işyeri 16.12.1990 tarihinde, yani icra takibinden sonra, hacizden önceki bir tarihte vergi de davacı üçüncü kişi adına kayıtlı görünmektedir. İşyerinin bu tarihten önce kimin üzerinde kayıtlı olduğu ve ne şekilde davacıya geçtiği de araştırılmamıştır. Mahcuzların bulunduğu yerinin davacıya devrinin geçerli olabilmesi için İİK.nun 44. maddesindeki koşulların yerine getirilmesi gerekir. Merciice bu yön dahi araştırılmamıştır. Öyle ise, açıklanan nedenlerle, eksik inceleme ve delillerin yanlış değerlendirilmesiyle davanın kabulü yolunda kurulan hükmün bozulması gerekir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle davalı alacaklı yararına (BOZULMASINA), ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalı alacaklıya geri verilmesine, 14.10.1993 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İSTİHKAK DAVASI- MÜLKİYET KARİNESİ

HD 21, E: 2004/001791, K: 2004/003227, TARİH: 01.04.2004

Davacı tarafından sunulan taşınmaza ilişkin gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi, hacizlimenkul ev eşyalarının davacıya ait olduğunu gösterir belge sayılamaz.

(2004 s. İİK. m. 96, 97/a)

Yukarıda tarih ve numarası yazılı kararın temyizen tetkiki davalı Alacaklı vekili tarafından istenmiş, mahkemece ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar verilmiştir. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Uyuşmazlık 3.kişinin İİK´nun 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir.

Dava konusu ev eşyaları, İİK´nun 8.maddesi gereğince aksi ispat oluncaya değin geçerli olan haciz tutanağı içeriğine göre borçlunun evinde 17.10.2002 tarihinde haczedilmiştir. Haczin borçluya ait evde yapıldığı 13.12.2002 tarihli muhafaza tutanağı ile de sabittir. 3.kişinin ileri sürdüğü borçlu ve ailesinin kendisine ait evde misafir olarak kaldıkları ve de eşyalarını kullandıkları yolundaki iddiası dosyada ki belgeler ile değerlendirildiğinde hayatın olağan akışınada aykırıdır. Bu durumda İİK´nun 97/a maddesi hükmünce mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı lehinedir. Bu yasal karinenin aksi davacı 3.kişi tarafından kesin ve inandırıcı delillerle ispat edilmelidir. Dinlenen davacı tanık anlatımları yeterli ve hükme dayanak yapılacak nitelikte olmadığı gibi takipten sonra, hacizden birkaç gün önce düzenlendiği anlaşılan 14.10.2002 günlü fatura ile başkası adına düzenlenmiş bulunan 23.5.2002 günlü fatura mülkiyeti ispata yeterli belge değildir. Davacı tarafından sunulan taşınmaza ilişkin gayrimenkul satış vaadi sözleşmeside hacizli, menkul ev eşyalarının davacıya ait olduğunu gösterir belge sayılamaz.

Bu durumda, yasal karinenin aksini ispat edemeyen davacı 3.kişinin davasının reddi gerekirken aksi düşüncelerle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 1.4.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İSTİHKAK DAVASI- MÜLKİYET KARİNESİ

HD 21, E: 2004/000681, K: 2004/001200, TARİH: 17.02.2004

Davacı tarafından ibraz olunan kira sözleşmesi apartman aidat makbuzu, telefon sözleşmesi ile vergi levhası mülkiyeti ispata yeterli belgelerden olmadığı gibi borç doğumundan sonra düzenlenmiş ve isteyen her kişi adına düzenlenmesi olanaklı faturanın da karinenin aksini ispata yeterli olmadığı açıktır.

(2004 s. İİK. m. 8, 96, 97/a)

Yukarıda tarih ve numarası yazılı kararın temyizen tetkiki davalı (alacaklı) vekili tarafından istenmiş, merciice ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Uyuşmazlık, 3. kişinin İİK´nun 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir.

Haciz borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiği işyeri adresinde yapılmıştır. İİK´nun 8. maddesine göre aksi ispat olunana değin geçerli haciz tutanağı içeriğine göre de borçlunun haciz adresinde bulunduğu açıktır. Bu halde İİK´nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi (borçlu) dolayısıyla (alacaklı) yararınadır. Yasal karinenin aksi davacı 3. kişi tarafından kesin ve inandırıcı delillerle ispatlanmalıdır. Davacı tarafından ibraz olunan kira sözleşmesi apartman aidat makbuzu, telefon sözleşmesi ile vergi levhası mülkiyeti ispata yeterli belgelerden olmadığı gibi borç doğumundan sonra düzenlenmiş ve isteyen her kişi adına düzenlenmesi olanaklı faturanın da karinenin aksini ispata yeterli olmadığı açıktır.

Bu durumda, hacizli menkuller yönünden yasal karinenin aksi kanıtlanmadığından davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü usul ve yasaya aykırıdır.

O halde, davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.2.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.


DAVA SÜRESİ- İSTİHKAK DAVASI

HD 21, E: 2004/000102, K: 2004/002587, TARİH: 18.03.2004

Borçlunun yokluğunda yapılan fiili haciz sonrasında borçluya gönderilen, İİK´nun 103.maddesine ilişkin davet kağıdının tebliğinden sonra ki yasal 3 günlük süre içerisinde borçlunun vermiş olduğu dilekçesinde dava konusu aracı 3.kişiye sattığı yolundaki açıklaması 3.kişi yararına istihkak iddiası niteliğindedir.

(2004 s. İİK. m. 96, 97, 103)

Yukarıda tarih ve numarası yazılı kararın temyizen tetkiki davacı 3.kişi vekili tarafından istenmiş, merciice ilamında belirtildiği şekilde isteği reddine karar verilmiştir. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Hacer Pat tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Uyuşmazlık 3.kişinin İİK´nun 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir.

Mercii Hakimliğince, borçlunun bildirdiği noter satış sözleşmesinin aracın trafik kaydı dosyasında bulunmadığı gerekçesi ile davanın haciz tarihinden itibaren 7 günlük yasal süre geçtikten sonra açılmış olduğu gerekçesiyle süre yönünden reddine karar verilmiş hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Borçlunun yokluğunda yapılan fiili haciz sonrasında borçluya gönderilen, İİK´nun 103.maddesine ilişkin davet kağıdının tebliğinden sonra ki yasal 3 günlük süre içerisinde borçlunun vermiş olduğu dilekçesinde dava konusu aracı 3.kişiye sattığı yolundaki açıklaması 3.kişi yararına istihkak iddiası niteliğindedir. İİK´nun 96/1.maddesi gereğince geçerli olan beyan gereğince yasal süre içinde yapılan bu istihkak iddiası ile dava açma süresi kesilmiştir. İcra Müdürlüğünce İİK´nun 97.maddesinde ki prosedürün işletilmesi gerekir. Bu prosedür işletilmediği sürece 3.kişi davasını hacizli mal satılarak bedelinin alacaklıya ödenmesine kadar açabilir. Bu durumda, dava süresinde açıldığından, işin esasına girilerek, taraf kanıtları toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde süreden red kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Kabule göre de, 28.11.2002 tarih ve 24950 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 21. maddesine göre Kurum aleyhine hükmedilen vekalet ücretine KDV ilavesine karar verilmiş ise de bu sonuç yerinde değildir.

Gerçekten Anayasa´nın 73. maddesi " vergi ,resim,harç ve benzeri mali yükümlülükler Kanunla konulur değiştirilir veya kaldırılır " düzenlemesini içermekte olup öğreti ve uygulamada verginin yasallığı ilkesi olarak adlandırılan bu ilke vergi, resim harç ve benzeri kamusal erke dayalı bütün yükümlülüklerin yasayla düzenlenmesi zorunluluğunu öngörmektedir.Vergi yükümlülüğünün konusu, yükümlüsü, matrahı ve oranı gibi unsurların yanında vergiden doğan ödev ve usul ilişkilerinin de yasayla düzenlenmesi gereği anılan hükmün zorunlu sonucudur. 4.12.2002 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi´nin 21. maddesi ile " Bu tarifede yer alan ücretlere 3065 sayılı Kanun hükümleri gereği Katma Değer Vergisi ayrıca ilave edilir" düzenlemesi getirilmiş ise de bu düzenlemenin " Yasa" metni olmadığı ve verginin yasallığı ilkesine aykırı şekilde takdir edilen vekalet ücretine KDV uygulanması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacı 3.kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 18.3.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İSTİHKAK -  TAKİP DAYANAĞI SENEDİN SAHTELİĞİ-  DAVANIN KONUSUZ KALMASI

HD 21, E: 2003/10590, K: 2003/10343, TARİH: 15.12.2003

ÖZET: Üçüncü kişinin istihkak davasında,takibin dayanağı olan senedin sahteliği iddiası üzerine, sahte senet düzenlemek suçundan ağır ceza mahkemesinde açılmış dava bulunduğu, o davada, sahtelik nedeniyle mahkumiyet kararı verilirse istihkak davasının konusunun kalmayacağı gözetilerek, ceza davasının sonucu beklenmeli, birlikte değerlendirilerek bir karar verilmelidir.

(2004 s. İİK. M. 96,97,97/a)

Mahalli mahkemesinden verilen kararın temyizen tetkiki davacı (3. kişi) vekili tarafından istenmiş, merciice ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar verilmiştir.Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

KARAR

Uyuşmazlık takip hukukuna dayalı üçüncü kişinin istihkak davasıdır.

Merciice tarafların delilleri toplandıktan sonra davanın reddine karar verilmiş ise de dosyanın temyiz incelenmesi safhasında, dava konusu takibin dayanağı olan 5.1.1995 tarihinde düzenlenen 25.12.1998 vade tarihli senedin sahteliği iddiası üzerine alacaklı Kasif aleyhine Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca “sahte senet düzenlemek” suçundan Bursa Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı anlaşılmıştır.Bu dava sonucunda senedin sahteliği dolayısıyla mahkumiyet kararı verilirse, bu senede dayalı olarak yapılan takip ve dolayısıyla haciz ortadan kalkacak ve istihkak davasının konusu kalmayacaktır.Bu durumda merciice Bursa Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan dava dosyası araştırılarak incelenmeli ve bu davanın sonucu beklenip birlikte değerlendirilmesi gerekir.Bu hususlar üzerinde durulmadan yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

O halde,davacı 3. kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları Kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 15.12.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İSTİHKAK İDDİASININ REDDİ - MÜLKİYET KARİNESİ- İSPAT YÜKÜ

HD 21, E: 2003/8694, K: 2003/10381, TARİH: 16.12.2003

ÖZET: Dava konusu ev eşyaları, davalı üçüncü kişi huzurunda ve adresinde haczedilmiş olmakla, mülkiyet karinesi davalı üçüncü kişi yararına olup, davacı alacaklı karinenin aksini kesin ve güçlü delillerle kanıtlamakla yükümlüdür.Bu ilkeler doğrultusunda mercice, borçlu adresi ve birlikte oturma olgusu araştırılmalı, sonucuna göre bir karar verilmelidir.

(2004 s. İİK. M. 99)

Mahalli mahkemesinden verilen kararın temyizen tetkiki davalılar vekilleri tarafından istenmiş,merciice ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar verilmiştir.Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu,işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

KARAR

Uyuşmazlık, İİK. Nun 99. maddesine dayalı olarak ve alacaklı tarafından üçüncü kişinin istihkak iddiasının redid istemiyle açılan istihkak davasına ilişkindir.

Dava konusu ev eşyaları, davalı 3. kişi huzurunda ve adresinde haczedilmiştir.Mülkiyet karinesi davalı 3. kişi yararınadır.Davacı alacaklı karinenin aksini kesin ve güçlü delille ispatla yükümlüdür.

Alacaklı, borçlunun borç kaynağı sözleşmede ve sevk irsaliyesinde davalı 3. kişi eşinin adresini kullandığını belirtmekte, buna dayanarak borçlu ve eşinin boşanmaya rağmen birlikte oturduklarını ileri sürmektedir.

Merciice yapılan zabıta araştırmasında, borçlunun haciz adresinde oturmadığına ilişkin saptamanın, davalı 3. kişinin beyanına göre belirlendiği anlaşılmaktadır.Oysa resen yapılan böyle bir araştırmanın, dava tarafları dışında yansız kişilerin ve muhtar kayıtları gibi belgelerdeki bilgilere göre belirlenmesi gerekir.

Bu nedenlerle, merciice belirtilen şekilde borçlu adresi ve birlikte oturma olgusu araştırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları Kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.

 

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 16.12.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.



İSTİHKAK- MÜLKİYET KARİNESİ- MAL KAÇIRMAK AMACIYLA MUVAZAALI DEVİR

HD 21, E: 2003/9249, K: 2003/7831, TARİH: 9.10.2003

ÖZET : Taraflar arasındaki istihkak davasında, dava konusu menkul mal haczi borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı ve takip dayanağı belgede gösterilen adresinde yapıldığından, mülkiyet karinesi borçlu yararına ise de, bu karinenin aksi davacı tarafından kanıtlanabilir.

Davacı borçlu şirketin, alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla haciz mahallindeki iş yerini muvazaalı olarak davalı şirkete devrettiği açık olduğundan bu devir alacaklının haklarını etkilemez.

(2004 s. İİK. M. 44,96,97/a,280)

(818 s. BK. M. 179)

Mahalli mahkemesinden verilen kararın tetkiki davalı(alacaklı)vekili tarafından istenmiş, merciice ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar verilmiştir.Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

KARAR

Uyuşmazlık üçüncü kişinin İİK.’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.

Dava konusu menkul mal haczi; borçlu şirketin Ticaret Sicilinde kayıtlı resmi ve takip dayanağı belgede borçlu adresi olarak gösterilmiş adreste yapılmıştır.İİK.nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu yararınadır.Bu karinenin aksinin davacı tarafından kesin ve güçlü delillerle kanıtlanması gerekmektedir.

Davacı 3. kişi şirket;borç kaynağı işçilik alacağının doğumundan sonra 15.10.1998 tarihinde ve halen borçlu şirketin faaliyetine devam ettiği haciz adresinde kurulmuştur.Bu adres yine borçlu şirketin müdürü ve ortağı Sabit tarafından kefil ve kiracının vekili sıfatıyla kiralanmıştır.Her ne kadar borçlu şirket bu adresi 10.2.1999 tarihinde terk ettiğini ilan etmişse de;bu terkin fiili olarak gerçekleşmediği, 4.10.2001 tarihli dava konusu haciz sırasında bulunan borçluya ait çok sayıdaki belgelerle anlaşılmıştır.Yine borçlu şirkette çalışan işçiler, davacı şirkette çalışmaya devam etmiş borçlu şirket adına tescilli markadaki mamüllerin satışına davacı firma devam etmiştir.

Bu durumda; davalı borçlu şirketin alacaklıdan mal kaçırma amacıyla; haciz mahallindeki işyerini örtülü ve muvazaalı olarak davalı şirkete devir ettiği açık ve seçik ortada bulunduğundan bu devir alacaklının haklarını etkilemeyecektir.

Öte yandan bu işyeri devrinin muvazaalı olduğu kadar İİK.’nun 44 ve 280. maddesine uygun olarak yapılmış bir devir yoktur.BK.’nun 179. maddesi gereğince de işletmenin borçlarından devir alan davanın sorumlu olduğunun gözardı edilmesi de usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

O halde,davalı alacaklının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,9.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ŞİKAYET VE TESPİT DAVALARI

Borçlu (veya alacaklı) icra dairesi başta olmak üzere icra organlarının kanun hükümlerine muhalif işlemlerine karşı şikâyet yoluna başvurabilir. Şikâyet, icra dairesinin kanun hükümlerine aykırılık şüphesi taşıyan veya hadiseye uygun bulunmayan işleminin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesine yapılır. Ancak, İİK m. 16/3 gereğince, "bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikâyet olunabilir." Doktrinde, kanunda yer almayan kamu düzenine aykırılık hali de süresiz şikâyet sebebi sayılmaktadır. Şikâyet, itirazdan farklı olarak, icra mahkemesi karar vermedikçe takibi kendiliğinden durdurmaz. İcra mahkemesi gelen dosyayı inceleyerek, duruşmaya gerek görülmemesi halinde 10 gün içinde aşağıdaki kararlardan birini verir:

İcra mahkemesi şikâyet nedenini geçerli görmediğinden şikâyeti reddeder ya da

İcra mahkemesi şikâyet nedenini geçerli görerek gerçekleştirilen işlemi bozar veya düzeltir ya da

İcra mahkemesi süresiz bir şikâyet sebebinin varlığını kabul ederse icra dairesinin yapmadığı veya sebepsiz yere sürüncemede bıraktığı işlemlerin icrasını emreder.

İcra mahkemesinin bu kararlarına karşı istinaf yoluna gidilebilir.

Menfi tespit ve istirdat davaları

Menfi tespit davası

Ödeme emrinde belirtilen süre içerisinde itiraz etmeyen ya da itirazı kabul edilmeyen borçlu, borcun mevcut olmadığını tespit ettirmek amacıyla takibi yürüten icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde veya davalının ikametgâhı mahkemesinde menfi tespit davası açabilir. Menfi tespit davası icra takibinden önce de açılabilir. Menfi tespit davasına karşın aynı alacak için icra takibi işlemlerine başlamak mümkündür, yani menfi tespit davası takibi kendiliğinden durdurmaz.

İİK m. 72/2 uyarınca “icra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.” İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ise, davanın icra takibinden sonra açılmış olması sebebiyle takibin sürüncemede bırakılması için açılmış olduğuna dair güçlü bir karine bulunur; dolayısıyla, icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında mahkeme tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar veremez. Ancak, İİK m. 72/3 uyarınca “borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.” Davanın alacaklı tarafından kazanılması durumunda ihtiyati tedbir kararı kalkar ve alacaklı ihtiyati tedbir nedeniyle alacağını geç almaktan doğan zararlarını borçlunun ihtiyati tedbir için yatırmış olduğu teminattan karşılar. Davayı borçlu kazanırsa icra takibi durur.

İstirdat davası

İstirdat davasının açılabilmesi için borçlunun maddi hukuk bakımından borcu olmamasına karşın alacaklı tarafından takip edilen bir borcu cebren ödemiş olması gerekmektedir. Bu davayla borçlu olarak takibe uğrayan kişiye davacı olarak alacaklının alacağını yargıç önüne getirebilme olanağı tanınmıştır. Davanın açılabilmesi için, İİK m. 72/7 gereğince davacının

takibe itiraz etmemiş veya itirazının kabul edilmemiş olması

bu yüzden de borçlu olmadığı bir parayı cebir tehdidiyle ya da cebri icranın sonunda ödemiş olması

ve ödeme tarihinden sonra bir yıl içinde istirdat davası açmış olması gerekmektedir.

İspat yükü davacıda olup yetkili mahkemeye ilişkin menfi tespit davası hükümleri aynen geçerlidir.

İcra Hukukunda Şikayet

İİK da 16.maddede düzenlenen şikayet bir çok meslektaşın günlük hayatta icra dairelerindeki memur ve müstahdemlerin yapmış oldukları işlemlere karşı başvurmuş oldukları en etkili icra hukuku yollarından birisidir.Şikayet İİK´da 16.maddede düzenlenmiştir.

İİK MD.16: Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna(ayrık olmak üzere) icra ve iflas dairelerinin yapmış olduğu muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hdiseye uygun bulunmamasından dolayı icra tetkik merciine şikayet olunabilir.Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten itibaren 7 gün içerisinde yapılır.

İİK da 16.madde süreli şikayeti düzenlemektedir.Şikayet icra işleri konusunda yetkili müdürlüklerde bulunan başta icra müdürü olmak üzere müdür yardımcısı,memurlar ve müstahdemlerin alacaklı,borçlu yada vekilllerinin yapmış oldukları işlemlere karşılık icra mahkemesine yapmış oldukları taleplerdir.Şüphesiz ki şikayet sadece icra dairelerini kapsamamaktadır ve aynı zamanda İİK 2.maddesinde iflas daireleri hakkında da icra dairelerinin tabii olduğu usul ve esaslar uygulanır denilmek suretiyle şikayetin kapsamına iflas dairelerini de almışlardır.Süreli şikayette öncelikle iki ana kategori altında incelemek gerekmektedir.İlk olarak kanunun lafzından anlaşıldığı kadarıyla kanuna muhalif olmasından denilmektedir.Kanuna muhalif olmak ne demektir?İİK da lafzı yorumdan çok amaçsal yoruma ağırlık vermek daha önemlidir çünkü normun konuluş amacı bazen lafzından çok farklı olabilmektedir.Kanuna muhalif olmak aslında bütün mevzuata muhalif olmak olarak yorumlanmaktadır çünkü şikayet her nekadar İİK için getirlmiş bir özerklik olarak görünsede İİK´nuna atıfta bulunan çeşitli kanunlar ve yönetmelikle vardır ve tali olarak bu normlarda uygulama alanına sahiptir.Şikayeti sadece kanuna aykırı olarak sınırlandırmamak aksine bütün mevzuatı kapsayacak şekilde anlamak daha doğru olmaktadır.Örneğin bir çok konuda İİK´nunun atıfta bulunduğu Medeni Usul Kanunu bunların başında gelmektedir.Bu sebeple icra müdür ve memurlarının yaada genel olarak çalışanlarının yapmış oldukları muameleler için kanuna aykırı işlemleri yerine mevzuata aykırı olan işlemleri olarak anlamak daha doğru ve sağlıklı olacaktır.Adalet bakanlığı tarafından icra dairelerine gönderilen genelgeler yada yönetmelikler yahur savcılıklar tarafından gönderilen talimatlar da bir bakıma şikayet için bir mevzuat olarak ifade edilmelidir.Şunu da unutmamak gerekir ki icra dairelerinin baş sorumlusu olarak icra müdürleri görev yapmaktadır ancak icra müdür yardımcısının yapmış oldukları işlemlerden eğer şikayet edilecekse aynı zamanda icra müdürlerinin de müteselsil olarak sorumlu olacakları gözardı edilmemelidir.Süreli şikayet açısından ikinci ana kategorimiz ise hadiseye uygun olmamaktır.Hadise denildiği zaman somut işlem olarak ifade etmemiz gerekmektedir.Somut işlem üzerinde icra memurlarının yapmış oldukları işlem yapılacak olan işlemden tamamen frklı ise o halde hadiseye uygun olmamaktadır örneğin haciz işlemi gerçekleştirme talebinde bulunan alacaklı vekilinin talebine karşılık muhafaza işlemi yapan memur açısından yapılan işlem hadiseye uygun bir işlem olarak ifade edilmemektedir.Uygulamada da sorun teşkil eden bu tür şikayetlerin öğrenmeden itibaren 7 gün içerisinde yapılmasıdır.Öğrenme aşaması nasıl anlaşılır?Bu bir hakkaniyet durumudur.Örnekler üzerinden gitmek daha açıklayıcı olacaktır.Örneğin alacaklı vekili tarafından 01.01.2009 da tatbik edilen haciz işlemine karşı icra memuru muhafaza işlemi uygulamıştır ve aleni bir şekilde hadiseye uygun olmadığı anlaşılmaktadır yahut ödeme emri gönderilmeden haciz işlemi yapılmıştır.Öğrenme burada ne zaman başlayacaktır.Hakkaniyet olgularına göre alacaklı vekilinin en geç 02.01.2009 yad 03.01.2009 da eğer haciz işleminin yapılırken bizzat orda bulunmaktaysa icra tetkik merciine şikayette bulunulması gerekir ancak talimat icralarında yapılan haci zyada diğer icra işlemlerin öğrenilmesi biraz daha zaman aldığından dolayı bu sürelerin biraz daha genişletilmesi hakkaniyet gereğidir.Öğrenme olgusu takdir hakkı sebebiyle denetlenemez yada kontrol edilemez ve bu süreç alacaklı vekilinin öğrenme talebi ile başlayacaktır.

Şikayetin iki önemli istisnası vardır.Bir hakkın yerine getirilmemesi yada sebepsiz sürüncemede bırakılması sebebiyle her zaman şikayet olunabilir.Bir hakkın yerine getirilmesi ile sebepsiz sürüncemede bırakılması arasında fark vardır.İcra müdürlüğünce haciz isteme yetkisi var olan alacaklı yada vekiline haciz işlemi uygulatmama yani hacze çıkmasını engelleme yahut siyasi sebeplerden yada vb sebeplerden dolayı haciz işlemini gerçekleştirmeme yahur icra dsyası ile alaaklı olarak bir talebi yada evrakı imzalamama gibi durumlarda ilk durumda bir hakkın yerine getirilmemesi ikinci durumda ise sebepsiz sürüncemede bırakılması ile doğrudan ilgilidir.Süresiz şikayetin kanun koyucu tarafından getirilmesinin amacıda şudur.Bu gibi durumlar genenlikle öğrenme ile ilgili olmadığından dolayı yada öğrenme olsa bile sürenin geçemesiyle hakkın yitirileceği yada düşmesi sebebiyle getirilen sınırlamalardır.Genellikle kamu düzeninden kaynaklanan bu durumlar ile alakalı olarak her zaman şikayet olunabilir.Süresiz şikayet için yargıtay içtihatları ile getirilen bir sınırlamada kamu düzeni ile ilgili olan durumlar süresiz şikayet durumuna haizdir ve her zaman şikayet olunabilir.Şu ana kadar yargıtay tarafından şikayet ile ilgili verilen kararlara bakarak konuyu daha iyi anlamamız mümkündür.

Y.12.H.D T:23/11/2006 E:2006/18215 K:2006/21973

 Genel haciz yolu ile başlatılan takipte borçlu kendisine yapılan tebligatın usulsüz olduğunu;kendisinin 10.05.2006 tarihinde yapılan hacizle ilgili bilgi sahibi olduğunu belirterek 17.05.2006 tarihinde icra mahkemesine şikayette bulunmuştur.İİK´nun 16/1 maddesi gereği söz konusu usulsüz tebligat 7201 sayılı tebligat kanununa aykırı olarak yapıldığından kanuna yada gene olarak mevzuata aykırıdır ve 7 günlük bir süreye tabidir.Borçlu 10.05.2009 tarihinde haberdar olduğunu ileri sürdüğüne göre 7 günlük sürenin hesaplanarak son başvuru tarihinin 17.05.2009 tarihinde mesai bitimine kadar olduğunun kabulü gerekmektedir.Mahkemece şikayetin süresinin geçtiğinden bahisle şikayeti red etmesi ve İİK.19 maddesinde yer alan süre ile alakalı olan hükümler tatbik edilmeden hüküm kurulması BOZMAYI gerektirmiştir.

Y.H.G.K.T:05.04.200E E:2000-12-722 K:2000-735

 İİK´nun 8.maddesi uyarınca icra dairelerindeki memurlar yaptıkları işlemler ile alaklı olarak bir tutanak düzenlerler.Bu tutanakların yazılı olması,aleni olması ve bir tereddüte mahal vermemesi gerekir.Aynı kanunun 16.maddesinde de icra dairelerinin işlemlerine karşı öğrenildiği tarihten itibaren 7 gün içerisinde şikayette bulunulması gerekmektedir.Sözü edilen yasaya göre tetkik merciine yapılacak olan itiraz memurun yapmış olduğu işleme karşı bir itiraz olduğundan dolayı süresi 7 gündür.Somut olayda şikayetçinin taleb tutanağa geçirilmiş ancak icra müdürlüğünce verilen karar gerek İİK.21/1 maddesi göndermesi ile ilgili uygulanması gerekli tebligat kanunu hükümlerine göre icra tutanağının ilgilinin imzası alınarak tebliğ edilmemiştir.Öte yandan şikayete konu kararı öğrendiğine dair dosyada kanıtta bulunmamıştır.Bu sebeple icra tutaknaları yada icra dosyasındaki belgelerin hukuki olarak etkiye sahip olması için alacaklı yada vekili yahut icra müdürü tarafından imzalanması gerekmekte olup imzası alınmadan tebliğ edilmesi durumu gözetilerek ilgilinin beyan ettiği öğrenme tarihine itibar edilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir ve bu nedenle yerel mahkeme direnme kararı bozulmalıdır.

Y.12.H.D T:26.03.2004 E 2004/2421 K:2004/7305

 Haciz tarihinde taşınmazın şikayetçi üçüncü kişi adına kayıtlı olduğu tartışmasızdır.Borçlu ile şikayetçinin düzenlediği kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı olarak ilerde koşullar tahakkuk ettiği takdirde borçlu adına tescili yapılacak yer için haciz şerhi işlenmesi usulsüzdür.Şikayetçi tapu kaydı maliki olduğundan dolayı şikayette hukuki yararı bulunmaktadıor.Bu nedenle İİK.16/2 dayalı olarak yerleşmiş yargıtay içtihatlarına göre şikayetin kamu düzeninden sayılması gerekli olup süresi şikayet hakkına dayanmalıdır.İlerde doğması muhtemel olan yada beklenen hak konumunda olan taşınmaz tapu kaydına haciz konulması durumunda bunun mahkemece kaldırılması gerekirken yazılı şekilde şikayetin reddi isabetsizdir


GERÇEĞE AYKIRI MAL BEYANI

ESAS SAYISI  : 2008/91 KARAR SAYISI : 2010/54 KARAR GÜNÜ : 1.4.2010

RESMÎ GAZETE - 22 HAZİRAN 2010 SALI - SAYI : 27619

ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINDAN:

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : ŞİŞLİ 3. İCRA CEZA MAHKEMESİ

İTİRAZIN KONUSU : 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 31.5.2005 günlü 5358 sayılı Yasanın 9. maddesiyle değiştirilen 338. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’nın 2., 10., 19. ve 138. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

I- OLAY

Borçlunun gerçeğe aykırı mal beyanında bulunduğu iddiasıyla İcra ve İflas Kanunu’nun 338. maddesi uyarınca hapis cezası ile cezalandırılması istemiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptali için başvurmuştur.

II- İTİRAZIN GEREKÇESİ

Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:

“Bilindiği gibi, Anayasa Mahkemesinin 28.02.2008 tarih ve 2006/71 Esas, 2008/69 Karar sayılı kararın Resmi Gazetenin 16.04.2008 tarih ve 26849 sayısında yayınlandığı, bu karara göre İİK.m.337/1 maddesinin iptaline, yasal boşluk dolduruluncaya kadar iptal kararının Resmi Gazetede yayınlandığı tarihten itibaren 1 yıl sonra yürürlüğe gireceğine karar verilmiştir.

Mahkememizce bu dosyada gerçeğe aykırı mal beyanında bulunduğu iddiasıyla yargılanan ... aleyhine suçun sübutu halinde uygulanacak İİK.m.338/1 gereğince “... 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası” ile eylem yaptırıma bağlanmıştır.

Borçlu vekili İİK.m. 337/1 hükmünün iptal edilmesi nedeniyle ve mahkemelerce önceden bu konuda verilen kararların infazının bir yıl sonraya ertelendiğine dair uygulamaya dayanarak İİK.m. 338/1 hükmünün Anayasaya aykırı olduğunu iddia etmiştir.

Anayasa Mahkemesince iptal edilen İİK.m. 337/1 hükmü dışında İİK madde 76 gereğince mal beyanında bulunmayan borçlu alacaklının talebi üzerine mal beyanında bulununcaya kadar icra mahkemesi hâkimi tarafından bir defaya mahsus olmak üzere hapisle tazyik olunur. Ancak bu hapis 3 ayı geçemez. İİK madde 337/1 hükmü disiplin hapsini öngördüğü İİK madde 76. hükmü ise 3 aya kadar hapsen tazyik yaptırımını içerdiği halde, İİK madde 338. tazyik ve disiplin hapsi dışında hapis cezası ile yaptırıma bağlanması eşitlik ilkesine aykırı gibi görünse de, Anayasa yargısını gerektirecek ağırlıkta değildir. Bu itibarla borçlu vekili Av. .... ’nın “… artık mal beyanında bulunma suçu kalmadığından, şu an kimse kasıtlı olarak yanlış mal beyanında bulunamaz. İnsanlar kasıtlı olarak yanlış beyanda bulunup cezalandırılma riski altında olacağından hiç mal beyanında bulunmayarak bunu ortadan kaldırmaktadır” yönündeki görüşü, İİK.m. 76 karşısında etkisiz kalmaktadır.

Hukuk devleti eylem ve işlevleri hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren bu hak ve özgürlükleri güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı, tutum ve durumlardan kaçınan hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile kendini bağlı sayan yargı denetimine açık, yasaların üstünde Anayasa ve Yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir (Anayasa Mahkemesinin 28.02.2008 tarih ve 2006/71 Esas 2008/69 karar sayılı gerekçeli kararı, 16.04.2008 tarih ve S:26849 RG).

Cezanın ertelenmesi, seçenek yaptırımlara çevrilebilmesi ön ödeme uygulanabilmesi, şartla salıverme hükümlerinin uygulanması, cezanın tekerrüre esas olup olmayacağı, yasa koyucunun takdir yetkisi içinde olduğu Anayasa Mahkemesinin çoğu kararlarında belirtilmektedir. Ancak yasa koyucunun, bu takdir hakkını Anayasaya uygun kullanması gerekir.

Öte yandan Anayasa Mahkemesi’nin eşitlik ilkesiyle ilgili olarak birçok kararında belirttiği üzere, aynı durumda olanlara aynı kuralların uygulanması halinde eşitlik ilkesine aykırılıktan söz edilemez. İcra ve İflâs Kanununda belirtilen suçları işleyenler ile başka yasalarda belirtilen suçları işleyenler, eylemlerinin farklılığı nedeniyle aynı durumda değildirler (Anayasa Mahkemesinin 28.02.2008 tarih ve 2006/71 Esas 2008/69 karar sayılı gerekçeli kararı, 16.04.2008 tarih ve S:26849 RG).

Öyleyse gerçeğe aykırı mal beyanında bulunan borçlu, IİK.m.338/1 hükmüyle, neden Türk Ceza Kanununda öngörülen “hapis cezası” ile cezalandırılmaktadır. Bu düzenlemenin Anayasanın eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı açıkça ortadadır. Örneğin gerçeğe aykırı mal beyanında bulunan borçlu 5237 sayılı TCK.m. 120’de hukuka aykırı olarak arama yapan kamu görevlisiyle veya TCK 341/1 gereğince resmen çekilmiş olan yabancı devlet bayrağını veya diğer egemenlik alametlerini alenen tahkir eden kimseyle aynı şekilde üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilmektedir. 5237 sayılı TCK.’nun 89, 153, 185 197, 199, 209, 230, 233, 234, 260, 290, 341 maddelerinde suçu işleyenlerle aynı şekilde cezalandırılma tehdidi altında bulunan borçlunun karşı karşıya kaldığı yaptırım, eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaktadır. Gerçeğe aykırı mal beyanında bulunan borçlu İcra ve İflâs Kanunundaki yaptırımlarla cezalandırılmalıdır. Elbette ki konu, yasa koyucunun alanına girmektedir. Ancak, Anayasa Mahkemesinin eşitlik ilkesi hakkındaki yorumu dikkate alındığında eşitlik ilkesinin yanı sıra, vicdanına göre karar vermekle yükümlü olan hakimin vicdanını da örselemektedir.

Gerçeğe aykırı mal beyanında bulunan borçlunun bu eyleminin İİK madde 338/1 gereğince “hapis cezası” ile cezalandırılması belirtilen gerekçelerle, Anayasanın 2, 10, 19 ve 138/1 maddelerine aykırı olduğundan;

Borçlu vekili Av. ... ’nın Anayasaya aykırılık iddiası, yukarıdaki değişik gerekçeyle mahkememizce ciddi bulunarak Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmiştir. İİK madde 338/1 hükmünün Anayasanın yukarıda belirtilen maddelerine aykırı olduğundan iptaline karar verilmesi talep olunur.”

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 31.5.2005 günlü, 5358 sayılı Yasanın 9. maddesiyle değiştirilen 338. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bu Kanuna göre istenen beyanı, hakikate aykırı surette yapan kimse, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

Başvuru kararında, Anayasa’nın 2., 10., 19. ve 138. maddelerine dayanılmıştır.

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla 14.10.2008 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Başvuru kararında, mal beyanında bulunmama ile ilgili olarak İcra ve İflas Kanunu’nun 337. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği, Anayasa Mahkemesi’nin bir çok kararında ifade edildiği gibi aynı durumda olanlara aynı kuralların uygulanması halinde eşitlik ilkesine aykırılıktan söz edilemeyeceği, İcra ve İflas Kanunu’nda belirtilen suçları işleyenler ile başka yasalarda belirtilen suçları işleyenlerin eylemlerinin farklılığı nedeniyle aynı durumda olmadıkları, bu nedenle gerçeğe aykırı mal beyanında bulunan borçlunun İcra ve İflas Kanunu’nun 338. maddesi uyarınca Türk Ceza Kanunu’nda öngörülen hapis cezası ile cezalandırılmasının Anayasa’nın eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı, gerçeğe aykırı mal beyanında bulunan bir kimsenin Türk Ceza Kanunu’nda öngörülen eylemleri işleyenler ile aynı cezaya muhatap olduğu, bu durumun eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğu, gerçeğe aykırı mal beyanında bulunan borçlunun İcra ve İflas Kanunu’ndaki yaptırımlarla cezalandırılması gerektiği, bu konu yasakoyucunun takdir alanına girmekle birlikte Anayasa Mahkemesi’nin eşitlik ilkesi hakkındaki yorumu dikkate alındığında kuralın eşitlik ilkesine aykırı olduğu sonucuna varıldığı ve vicdanına göre karar vermekle yükümlü olan hakimin vicdanını örselediği, bu nedenlerle Anayasa’nın 2., 10., 19. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İtiraz konusu kurala göre,  İcra ve İflas Kanunu’nda belirtilen beyanları gerçeğe aykırı bir biçimde yapan kimse, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, Anayasa’nın ve yasaların üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Hukuk devletinde yasakoyucu, Anayasa kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir.

Öte yandan, Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Durum ve konumlardaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olmaz. Nitelikleri ve durumları özdeş olanlar için yasalarla değişik kurallar konulamaz.

İcra ve İflas Kanunu’nda suç sayılan çeşitli eylemler için hapis cezasının yanında, adli para cezası, tazyik hapsi ve disiplin hapsi cezaları da öngörülmüştür. Yasakoyucu, Anayasa’nın temel ilkelerine ve ceza hukukunun ana kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, ceza hukuku alanında toplumsal gereksinmelerin zorunlu kıldığı yasal düzenlemeleri yaparken, hangi eylemlerin suç sayılıp sayılmayacağı, suç sayılmaları durumunda cezalardan beklenen hukuksal yararı da göz önünde bulundurarak ne tür yaptırımların uygulanacağı konusunda takdir yetkisine sahiptir.

Buna göre, yaptırım türlerinin İcra ve İflas Kanunu’nun veya diğer yasaların kapsamında yer alıp almayacağı hususu yasakoyucunun takdirinde olup, itiraz konusu kuralın, uygulanması bakımından herhangi bir ayırım da yapılmadığından Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır.

İtiraz isteminin reddi gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 19. ve 138. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

VI- SONUÇ

9.6.1932 günlü, 2004  sayılı  İcra ve  İflas  Kanunu’nun  31.5.2005  günlü, 5358 sayılı Yasa’nın 9. maddesiyle değiştirilen 338. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,  1.4.2010 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

 



T.C. YARGITAY 16.HUKUK DAİRESİ ESAS: 2007/291 KARAR: 2007/462 KARAR TARİHİ: 01.03.2007

ÖZET: Dosya kapsamına göre ödeme emri 31.5.2005 tarihinde tebliğ edilip 8.6.2005 gününde suçun oluştuğu, alacaklı vekilinin 31 Ağustos 2005 tarihinde haciz talebinde bulunmak suretiyle suçu öğrenmesine rağmen 27.2.2006 tarihinde şikayette bulunduğu anlaşılmıştır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu´nun 5358 sayılı kanunla değişik 347. maddesinde şikayet hakkının fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşeceğinin öngörülmüş olması karşısında, müşteki tarafın suçu öğrendiği tarih ile şikayet tarihi arasında üç aylık sürenin geçmiş olduğu gözetilmeden İİK. nun 347.maddesi uyarınca şikayet hakkının düşürülmesi yerine sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi isabetsizdir.

(2004 S. K. m. 347) (5271 S. K. m. 309)

Mal beyanında bulunmamak suçundan sanık N.... ´nin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu´nun 5358 sayılı Kanun´la değişik 337. maddesi gereğince 10 gün disiplin hapsi ile cezalandırılmasına dair Tekirdağ İcra Mahkemesinin 17.8.2006 tarihli ve 2006/1563-3237 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.

Dosya kapsamına göre, ödeme emrinin sanığın imzasına 31.5.2005 tarihinde tebliğ edilip suçun 8.6.2005 tarihinde oluştuğu, alacaklı vekilinin suçun oluşumundan sonra 31.8.2005 tarihinde haciz talebinde bulunduğu ve bu tarihte suçu öğrendiği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu´nun 5358 sayılı Kanun´la değişik 347.maddesinde, atılı suç nedeni ile şikayet hakkının, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren 3 ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 1 yıl geçmekle düşeceğinin öngörüldüğü cihetle, suçun öğrenildiği tarih ile şikayet dilekçesinin verildiği 27.2.2006 tarihi arasında 3 aydan fazla süre geçtiği gözetilmeden, yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulmasında isabet görülmemekle, kararın 5271 sayılı CMK. nun 309.maddesi uyarınca bozulması lüzumu, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü´nün 28.11.2006 gün ve 55990 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 05.01.2007 gün ve K.Y.B.2006/307174 sayılı tebliğnamesiyle istenilmiş olmakla, Gereği Düşünüldü:

Dosya kapsamına göre ödeme emri 31.5.2005 tarihinde tebliğ edilip 8.6.2005 gününde suçun oluştuğu, alacaklı vekilinin 31 Ağustos 2005 tarihinde haciz talebinde bulunmak suretiyle suçu öğrenmesine rağmen 27.2.2006 tarihinde şikayette bulunduğu anlaşılmıştır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu´nun 5358 sayılı kanunla değişik 347. maddesinde şikayet hakkının fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşeceğinin öngörülmüş olması karşısında, müşteki tarafın suçu öğrendiği tarih ile şikayet tarihi arasında üç aylık sürenin geçmiş olduğu gözetilmeden İİK. nun 347.maddesi uyarınca şikayet hakkının düşürülmesi yerine sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi isabetsizdir.

Bu nedenle Yargıtay C.Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle Tekirdağ İcra Mahkemesinin 17.08.2006 gün ve 2006/1563 esas, 2006/3237 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK´nun 309.maddesi uyarınca BOZULMASINA,

Bozma üzerine 5271 sayılı CMK´nun 309/4-d maddesi gereğince yeniden uygulama yapılması gerektiğinden; Sanık N…. C…. hakkındaki şikayet hakkının 5358 sayılı Kanun´la değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu´nun 347. maddesi uyarınca DÜŞÜRÜLMESİNE, hükümlü hakkındaki cezanın çektirilmemesine 01.03.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 
                                  Sayaç