TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR.. SİTEMİZDE YER ALAN BİLGİLERİ İNCELERKEN ARADIĞINIZ SORULARIN CEVABINI BÜYÜK ÖLÇÜDE BULABİLECEKSİNİZ..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
YARGITAY KARARLARI 11 / 06-08-2012
 KÜLTÜR VARLIKLARININ HACZİ

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/4285 K. 2007/7248 T. 12.04.2007

 KÜLTÜR VARLIKLARININ HACZİ

ÖZET :

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu´nun 24 ve devamı maddelerinde; gerçek kişilerin Bakanlıktan izin almak ve müze envanter defterine kaydettirmek koşulu ile taşınır kültür varlığını edinebilecekleriecekleri düzenlenmiştir.

2863 Sayılı Kanun´un "Yönetim ve Gözetim" başlıklı 24. maddesi; devlet malı niteliğini taşıyan korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarının devlet elinde ve müzelerde bulundurulması ve bunların korunup değerlendirilmelerinin Devlete ait olduğunu belirttikten sonra; alımı, satımı serbest bırakılacak etnografik eserlerin hangi devirlere ait olaca ğı ve diğer nitelikleri ile kayıt ve tescil şartlarının bir yönetmelikle belirleneceğini hüküm altına almıştır. Aynı Kanunun 26/2. maddesinde ise gerçek ve tüzel kişilerle vakıfların, Kültür ve Turizm Bakanlığı´ndan izin almak şartıyla, kendi hizmet konularının veya amaçlarının gerçekleştirilmesi için her çeşit kültür varlığından oluşan koleksiyonları meydana getirebilecekleri, müzeler kurabilecekleri düzenlenmiştir. Yine, aynı maddenin son fıkrasında, koleksiyoncuların, ilgili müzeye tescil ettirerek, koleksiyonlarındaki her türlü eseri onbeş gün önce Kültür ve Turizm Bakanlığı´na haber vermek şartı ile kendi aralarında değiştirebilecekleri ve satabilecekleri, satın almada öncelik hakkının Kültür ve Turizm Bakanlığı´na ait olduğu belirtilmiştir. Bu konu ayrıca yönetmeliğin "El değiştirme" başlıklı 12. maddesinde de kapsamlı olarak düzenlenmiştir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu isle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Borçlu hakkında kambiyo senetlerine mahsus yolla yapılan takip nedeniyle, alacaklı vekilinin talebi ile borçlu adına kayıtlı bulunan taşınır kültür varlıklarının, tarihi eserlerin kaydına haciz konulmasına, adı geçen adına kayıtlı eserlere ait envanter bilgilerinin birer sureti ile bu eserlerin bulunduğu adreslerin bildirilmesine karar verilmiştir.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı´na izafeten İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekili 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu´nun "Devlet malı niteliği" başlıklı 5. maddesi ve İİK´nun 82/1. maddesi uyarınca haciz işleminin iptalini icra mahkemesinden istemektedir.

İcra mahkemesi anılan maddeler uyarınca şikayetin kabulü ile haciz işleminin iptaline karar vermiştir.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu´nun 24 ve devamı maddelerinde; gerçek kişilerin Bakanlıktan izin almak ve müze envanter defterine kaydettirmek koşulu ile taşınır kültür varlığını edinebilecekleri düzenlenmiştir.

2863 Sayılı Kanun´un "Yönetim ve Gözetim" başlıklı 24. maddesi; devlet malı niteliğini taşıyan korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarının devlet elinde ve müzelerde bulundurulması ve bunların korunup değerlendirilmelerinin Devlete ait olduğunu belirttikten sonra; alımı, satımı serbest bırakılacak etnografik eserlerin hangi devirlere ait olaca ğı ve diğer nitelikleri ile kayıt ve tescil şartlarının bir yönetmelikle belirleneceğini hüküm altına almıştır. Aynı Kanunun 26/2. maddesinde ise gerçek ve tüzel kişilerle vakıfların, Kültür ve Turizm Bakanlığı´ndan izin almak şartıyla, kendi hizmet konularının veya amaçlarının gerçekleştirilmesi için her çeşit kültür varlığından oluşan koleksiyonları meydana getirebilecekleri, müzeler kurabilecekleri düzenlenmiştir. Yine, aynı maddenin son fıkrasında, koleksiyoncuların, ilgili müzeye tescil ettirerek, koleksiyonlarındaki her türlü eseri onbeş gün önce Kültür ve Turizm Bakanlığı´na haber vermek şartı ile kendi aralarında değiştirebilecekleri ve satabilecekleri, satın almada öncelik hakkının Kültür ve Turizm Bakanlığı´na ait olduğu belirtilmiştir. Bu konu ayrıca yönetmeliğin "El değiştirme" başlıklı 12. maddesinde de kapsamlı olarak düzenlenmiştir.

İcra mahkemesince: haczin yukarıda açıklanan yasa ve yönetmelik hükümlerine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ve haciz işleminin iptaline dair hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK´un 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 12.04.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

LİMİTED ŞİRKET ORTAĞININ ORTAK OLDUĞU DÖNEMDEN ÖNCEKİ DÖNEMLERE İLİŞKİN AMME ALACAĞINA KARŞI SORUMLULUĞU

 

Tarih       : 21.04.2011 Esas No : 2010/542 Karar No  : 2011/1311

AATUHK Md. 35

Tarh, tahakkuk ve vade tarihleri amme borçlusu şirkete ortak olduğu döneme isabet etmeyen, ayrıca 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu kapsamında matrah artırımına ilişkin talebi bulunmayan limited şirket ortağı adına ortak olduğu dönemden önceki dönemlere ilişkin amme alacaklarının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı hk.

İstemin Özeti: Davacı adına düzenlenen ödeme emirlerine karşı açılan davada; borçlu şirket hakkında 2000 yılına ilişkin olarak yapılan inceleme neticesinde (...) Ltd. Şti.’nin bir kısım otogaz alış faturalarını yasal defterlerine kaydetmediğinin tespiti üzerine 2000 yılının 1-6 dönemi için salınan geçici vergiye ilişkin vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinin anılan firma tarafından dava konusu edildiği, ancak davadan vazgeçilerek 4811 sayılı Yasa kapsamında bahse konu amme borçlarının yeniden yapılandırılması yoluna gidildiği, bu kapsamda tanzim edilen ödeme planı uyarınca yapılması gereken ödemeler yapılmadığından re’sen tarh edilen borçların tahsili amacıyla amme borçlusu firma adına ödeme emirlerinin tanzim edildiği, ödenmemesi üzerine, haciz varakaları düzenlendiği, yapılan malvarlığı araştırması neticesinde amme borçlusu firmanın hacze kabil mal varlığının da tespit edilmediğinden borçların anılan firmanın bir dönem ortağı olan davacıdan tahsili amacıyla ödeme emirleri düzenlendiği, (…) Ticaret Sicil Memurluğu’nca davalı idareye hitaben düzenlenen 16.09.2004 günlü yazı ile 14.03.2003 tarihinde amme borçlusu firma ortağı olan (...)’nın sahibi olduğu hisselerin davacıya devredildiği, davacının bu suretle anılan firmaya ortak olduğu ve 16.07.2003 tarihinde mevcut hisselerini (…) adlı şahsa devrederek ortaklıktan ayrıldığı, bu durumda, tarh, tahakkuk ve vade tarihleri davacının amme borçlusu şirkete ortak olduğu döneme isabet etmeyen ayrıca 4811 sayılı Yasa kapsamında matrah artırımına ilişkin talebi bulunmayan davacının ortak olduğu dönemden önceki dönemlere ilişkin amme alacaklarının davacıdan tahsili amacıyla tanzim olunan ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptal eden Vergi Mahkemesinin kararının; düzenlenen ödeme emirlerinin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek bozulması istenmiştir.

Karar: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, oybirliğiyle karar verildi

Tarh, tahakkuk ve vade tarihleri amme borçlusu şirkete ortak olduğu döneme isabet etmeyen, ayrıca 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu kapsamında matrah artırımına ilişkin talebi bulunmayan limited şirket ortağı adına ortak olduğu dönemden önceki dönemlere ilişkin amme alacaklarının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı hk.

İstemin Özeti: Davacı adına düzenlenen ödeme emirlerine karşı açılan davada; borçlu şirket hakkında 2000 yılına ilişkin olarak yapılan inceleme neticesinde (...) Ltd. Şti.’nin bir kısım otogaz alış faturalarını yasal defterlerine kaydetmediğinin tespiti üzerine 2000 yılının 1-6 dönemi için salınan geçici vergiye ilişkin vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinin anılan firma tarafından dava konusu edildiği, ancak davadan vazgeçilerek 4811 sayılı Yasa kapsamında bahse konu amme borçlarının yeniden yapılandırılması yoluna gidildiği, bu kapsamda tanzim edilen ödeme planı uyarınca yapılması gereken ödemeler yapılmadığından re’sen tarh edilen borçların tahsili amacıyla amme borçlusu firma adına ödeme emirlerinin tanzim edildiği, ödenmemesi üzerine, haciz varakaları düzenlendiği, yapılan malvarlığı araştırması neticesinde amme borçlusu firmanın hacze kabil mal varlığının da tespit edilmediğinden borçların anılan firmanın bir dönem ortağı olan davacıdan tahsili amacıyla ödeme emirleri düzenlendiği, (…) Ticaret Sicil Memurluğu’nca davalı idareye hitaben düzenlenen 16.09.2004 günlü yazı ile 14.03.2003 tarihinde amme borçlusu firma ortağı olan (...)’nın sahibi olduğu hisselerin davacıya devredildiği, davacının bu suretle anılan firmaya ortak olduğu ve 16.07.2003 tarihinde mevcut hisselerini (…) adlı şahsa devrederek ortaklıktan ayrıldığı, bu durumda, tarh, tahakkuk ve vade tarihleri davacının amme borçlusu şirkete ortak olduğu döneme isabet etmeyen ayrıca 4811 sayılı Yasa kapsamında matrah artırımına ilişkin talebi bulunmayan davacının ortak olduğu dönemden önceki dönemlere ilişkin amme alacaklarının davacıdan tahsili amacıyla tanzim olunan ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptal eden Vergi Mahkemesinin kararının; düzenlenen ödeme emirlerinin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek bozulması istenmiştir.

Karar: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, oybirliğiyle karar verildi


MAHKEME KARARIYLA TAKDİR EDİLEN VEKALET ÜCRETİ AVUKATA AİTTİR.

T.C.YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

Esas  : 2010/30123 Karar : 2011/11189 Tarih : 31.05.2011

-YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararınınmüddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinde yargılama giderlerine ilişkin hususlarda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun uygulanacağı düzenlenmiştir. HUMK´nın 423/6. maddesinde avukatlık ücreti, yargılama giderleri arasında sayılmıştır. Aynı Yasa´nın 424. maddesinde de yargılama gideri olarak hükmolunan avukatlık ücretinin ancak yargılamanın tarafları arasında geçerli olacağı belirtilmiştir. Ayrıca, 1136 sayılı Avukatlık Yasası´nın 164/son maddesinde; "dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir."hükmüne yer verilmiştir. Bu hüküm vekil ile müvekkil arasında çıkacak iç ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlıkları düzenlemek amacıyla öngörülmüştür. (HGK 07.04.2004 tarih ve 2004/12-213 esas, 2004/215 karar)

Somut olayda alacaklı, İstanbul 5.Vergi Mahkemesi’nin 12.09.2008 tarih ve 2008/1092-2881 sayılı kararına dayalı olarak yapılan takipte; müvekkili Erler Film San. ve Tic. A.Ş. lehine hükmedilen vekalet ücretini kendi adına, karşı taraf olan borçludan talep etmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere ilamdaki vekalet ücreti, vekille asil arasındaki iç ilişkiyi ilgilendiridğinden vekil ancak alacaklı asil adına vekalet ücreti alacağını borçludan isteyebilir

O halde, mahkemece şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmesi gerekirken istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca , 31.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


MAHKEME KARARIYLA VERİLEN AVUKATLIK ÜCRETİNİN TAHSİLİ İÇİN AÇILAN TAKİPLERE HACİZ KONULAMAYACAĞI

Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder.

Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.

İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz. (Değişik cümle: 13/01/2004 - 5043/5. md.) Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. (Değişik cümle: 13/01/2004 - 5043/5. md.) Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.

Avukatlık asgari ücret tarifesi altında vekalet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir.

Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez

T.C.YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

Esas: 2006/11671 Karar: 2006/1499 Tarih: 07.07.2006

ÖZET: Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu sebebi ile takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.

(1136 sayılı AK. m. 134/5)

KARAR METNİ:

YARGITAY İLAMI

Yukarıda gün ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içerisinde temyizen incelenmesi Alacaklı Hayrettin Küçük vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Avukatlık Yasasının 164/5. maddesinde, "dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu sebebi ile takas ve mahsup edilemez, haczedilemez" hükümü yer almaktadır. Bu hüküm karşısında Bartın İcra Müdürlüğünün 2000/2967, 2966 ve 2356 esas s. takip dosyalarında alacaklı Hayrettin Küçük´ün vekili adına tahakkuk eden vekalet ücretlerinin takası mümkün olmadığından her üç dosyadaki avukatlık ücretleri için takibin devamına karar verilmesi gerekirken takiplerin tümden iptali isabetsizdir.

SONUÇ :Alacaklı Hayrettin Küçük vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 07.07.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi

Esas: 2010/2167 Karar: 2010/5651 Tarih: 02.03.2010

ÖZET: Davanın konusu kıdem tazminatına ait olup parasal değeri de belirlidir. Mahkemece, davanın delillerin toplanmasına ait ara kararın yerine getirilmesinden sonra dava konusu kıdem tazminatı isteğinin davalı tarafından ödenerek konusuz kaldığından söz konusu istem yününden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesine karşın davacı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir. Karar gününde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m.2/ilk cümle hükümü gereğince kıdem tazminatı üzerinden davacı yararına nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir.

 (1475 sayılı İş K m. 14) (1086 sayılı HUMK m. 417, 423) (1136 sayılı AK m. 169)

KARAR METNİ:

YARGITAY İLAMI

Davacı, kıdem tazminatı ile ücret alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hükm süresi içerisinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi K.Keleş tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Yargılama giderlerinden sayılan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 423, Avukatlık Yasasının 169 ve Avukatlık Ücret Tarifesinin 1. maddelerinde düzenlenen, ancak müstakil bir varlığı olmayan ve ilişkin olduğu davanın konusunu teşkil eden hak ve alacağa sıkı sıkıya bağlı bulunan avukatlık ücretinin; haksız çıkan tarafa yükletilmesi gerekir. Zira, haksız davranışta bulunan bir kimsenin, bu haksız davranışının tüm sonuçlarından sorumlu tutulması hukukun genel kurallarındandır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, yargılama giderlerinin haksız çıkan tarafa yükletilmesine ait 417. maddesi bu ilkeye dayanmaktadır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 388. ve 389. maddeleri uyarınca hükmün, taraflara yönelik olarak kurulması gerekir. Kural olarak, davada haklı çıkan taraf kendisini vekil ile temsil ettirmiş ise, vekalet ücreti sair yargılama giderleri gibi haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan tarafa verilir. Her iki tarafın kısmen haklı kısmen haksız çıkması durumunda, her iki tarafta vekalet ücretinden sorumlu tutulacak, vekalet ücreti kabul edilen miktara göre davacı yararına, reddedilen miktara göre ise davalı yararına hüküm altına alınacaktır.(HUMK. M.416, M.417).

Vekalet ücretinin, her yıl Aralık ayında Türkiye Barolar Birliği tarafından yayımlanan ve Adalet Bakanlığı tarafından onaylanan Avukatlık Ücret Tarifesindeki hükümlere ve oranlara göre belirlenmesi gerekir.

4667 S. Yasa´nın 77. maddesiyle değişik 1136 s. Avukatlık Yasası´nın 164/son maddesinde dava sonunda, karar ile tarifeye dayalı olarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukata ilişkin olacağı belirtilmiş ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi´nin 3. maddesinde de "Yargı yerlerince avukata ilişkin olmak üzere karşı tarafa yükletilecek vekalet ücreti ..." şeklinde anılan kanun hükme koşut bir düzenlemeye de yer verilmiştir. Yukarda açıklandığı üzere gerek Avukatlık Kanunu ve gerekse de kanuna dayalı olarak hazırlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi´nde yer alan düzenlemeler; Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası´nın davanın taraflarına ve hükmün kimlere yönelik olarak kurulacağına ait hükümlerini kaldırıcı veya değiştirici nitelikte değildir. Aksine, hükmün ve ayrıntısı niteliğindeki yargılama giderlerinin ve yargılama giderlerine dahil bulunan vekalet ücretinin davanın tarafları hakkında kurulması gerekir. Avukatlık Yasası´ndaki, "vekalet ücreti avukata aittir" biçimindeki düzenleme hükümü kuran mahkemeye değil, vekil ile vekil edene yönelik bir kuraldır. Bu yorum ve varılan sonuç aynı maddedeki "bu ücret, iş sahibinin borcu sebebiyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez" biçimindeki düzenleme ile de doğrulanmaktadır.

 Avukatlık( vekalet) ücreti Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 423/6. maddesinde açıkça belirtildiği yargılama giderlerindendir. Vekalet ücreti de, sair yargılama giderleri gibi müstakil bir varlığı olmayan ve ilişkin olduğu davanın konusunu teşkil eden hak ve alacağa sıkı bir surette bağlı feri haklardandır. Feri hakların sonuçlandırılması ve karara bağlanması, asıl hakkın sonuçlandırılmasına ve karar verilmesine bağlı olacaktır.

HUMK. nun 389 maddesine göre, hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek biçimde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Bu sebeple davaların birleştirilmesi durumunda, asıl ve birleşen davaların birbirinden bağımsız, müstakil davalar olması nedeniyle, hüküm kısmında her bir dava hakkında o davaya ait vekalet ücretleri ve mahkeme masraflarıyla birlikte ayrı ayrı hüküm kurulması gereklidir.

Yasal, hakkaniyet ve takdiri indirimler sebebi ile davanın kısmen kabul edilmesi halinde, indirimden dolayı reddedilen kısım yönünden davalı yararına vekalet ücreti takdir edilip edilmeyeceği önem kazanmaktadır. Kısmen reddedilen miktar Borçlar Kanunumun 43,44 ve 161/son maddesinden kaynaklanan bir indirim ise, indirim miktarı yasadan kaynaklandığından bu indirim sebebi ile davalı yararına vekalet ücreti takdir edilemeyecektir. Bu halde davalı yararına vekalet ücretine karar verilmelidir. Dairemizin uygulaması bu yöndedir. (22.07.2008 tarih ve 2007/10517 Esas, 2008/21746 Karar s. ilamımız).

Somut olayda davacı, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini, bir kısım ücretlerinin ödenmediğini iddia ederek kıdem tazminatı ve bakiye ücretinin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı işveren vekili davacının ücretinin ödendiğini, kıdem tazminatına mahsuben 1796,19 TL ödeme yapıldığını, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece dava konusu ücret isteğinin davanın açılmasından önce ödendiği gerekçesi ile reddine; kıdem tazminatının dava sırasında ödenerek konusuz kaldığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek dava konusu kıdem tazminatı için davacı lehine AA.Û T gereğince 1000.00 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir.

Davanı konusu kıdem tazminatına ait olup; parasal değeri de belirlidir. Mahkemece, davanın delillerin toplanmasına ait ara kararın yerine getirilmesinden sonra dava konusu kıdem tazminatı isteğinin davalı tarafından ödenerek konusuz kaldığından söz konusu istem yününden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesine karşın davacı yararına 1.000.00 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir. Karar gününde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m.l2/ilk cümle hükümü gereğince kıdem tazminatı üzerinden davacı yararına nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, tarifenin açık düzenlemesine aykırı bir şekilde maktu vekalet ücreti takdir edilmesi hatalı ise de de bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden HUMK´ nun 438/7. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararda hüküm fıkrasında 4. bentte yazılı olan "…kıdem tazminatı açısından dava konusuz kaldığından 1.000.00 TL vekalet ücretinin " sözcüklerinin çıkarılarak yerine; " dava konusu 43.362.20 TL kıdem tazminatı üzerinden karar gününde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin üçüncü kısmına göre hesaplanan 4.969,84 TL nispi vekalet ücretinin " sözcüklerinin yazılmasına; ve hükmün bu biçimde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 2.3.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 


MARKA HACZİ.

T.C. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ

E. 1999/8623 K. 2000/2232 T. 9.3.2000

• MARKA TESCİLİ TALEBİ ( Devir Alınan ve Üzerinde Haciz Bulunan )

• HACİZLİ MARKANIN DEVRİ ( Alanın Tescil Talebi )

• MARKALARIN HACZİ ( Devir Alanın Tescil Talebi )

• MARKANIN NİTELİĞİ VE HACZİNDE UYGULANACAK YASA

• HACİZDE UYGULANACAK YASA ( Hacizli Markanın Devri - Devir Alanın Tescil Talebi )

2004/m.86

743/m.686,796

KHK-556/m.7,8,15,19

ÖZET : Marka ve ayrıt edici ad ve işaretler bir eşya niteliğini haiz olmadığından, zilyedliğe de konu olamazlar. Bunun sonucu olarak da üzerinde zilyedlik oluşturulabilen menkullerden sayılması da mümkün değildir. Dolayısıyla menkul mallarla sınırlı İİK´nun 86. maddesi, markalar bakımından uygulama alanı bulamaz. 556 s. KHK´nın markaların haczine ilişkin hükümleri uygulanır.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın ( Ankara Dördüncü Asliye Ticaret Mahkemesi )nce görülerek verilen 16.12.1998 tarih ve 1998/46 - 1998/1063 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olmakla dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, dava dışı M. A.Ş.nin sahibi bulunduğu 10 adet marka haklarını müvekkiline devrettiği halde, müvekkili tarafından yapılan tescil başvurusunun davalı TPE tarafından haksız olarak reddedildiğini ileri sürerek, markaların davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı TPE vekili cevabında, markalar üzerinde farklı icra takipleri ve haciz şerhleri bulunduğunu, menkul hükmünde olan markalar ile ilgili İİK.nun 86. maddesi gereğince red talebinin yerinde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia ve savunmaya, toplanan delillere nazaran, MK.nun 686 ve 796. maddeleri ile 556 sayılı KHK.nin 15. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde marka hakkının menkul niteliğinde olup, İİK.nun 86/1. maddesi hükmü gereğince, alacaklının ve icra memurunun müsadesi alınmaksızın mahcuz mallarda tasarruf edilemeyeceği, bu itibarla hacizli markaların tescil başvurusunun reddinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere davadaki uyuşmazlığın odak noktası üzerine haciz işlemi uygulanmış markanın, devir sebebi ile devir alan kimse adına tescili için haciz alacaklıların bu devre muvafakatlarının aranıp aranmayacağı hususunu oluşturmaktadır.

Dosya kapsamından, dava dışı M. A.Ş. tarafından dava konusu markaların noter tasdikli sözleşme ile davacıya devir edildiği, bu devir sözleşmesine dayanılarak davacı tarafından bu markaların adlarına tescili için davalı TPE´ye başvurulduğu, davalı tarafından marka sicilleri üzerinde çeşitli icra daireleri aracılığı ile haciz şerhi koydurulduğu bu durumda İİK.nun 86. maddesi hükmü uyarınca alacaklının muvafakatı ve icra müdürlerinin müsadesi olmadan marka devrinin yapılamayacağı gerekçesiyle davacı talebinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda uyuşmazlığın çözümü İİK.nun 86. maddesinin markalar hakkında da uygulanıp, uygulanmayacağı noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle, belirtmek gerekir ki, marka ve ayırt edici ad ve işaretler maddi bir varlığa sahip bulunmamaktadır. Bu nedenle yani bir eşya niteliğini haiz olmadığından zilyetliğe de konu olamazlar. ( Bkz. Prof. Dr. Ü. Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, İst. 1999 sh. 68., Prof. Dr. S. Arkan, Marka Hukuku, Ank.1997 sh. 1 vd. ) Bunun sonucu olarak da üzerinde zilyetlik oluşturabilinen menkullerden sayılması da mümkün değildir. O halde, ilk bakışta belirlenebileceği gibi menkul mallarla sınırlı İİK.nun 86. maddesi markalar bakımından uygulama alanı bulamaz. Nitekim, kanun koyucu da bu amaçla 556 sayılı KHK.nin 19. maddesinde markaların haczini özel olarak düzenlemiş ve İİK.nun haciz yolu ile takipteki 86. maddesine yollama yapmadan, markaların işletmeden bağımsız olarak haczedilebileceği ve hacizin sicile kayıt ve keyfiyetin yayınlanacağını öngörmüştür. Yasa koyucunun bu düzenleme ile yetinmesi çok doğaldır. Zira, menkul mallarla ilgili İİK.nun 86/1. maddesinin getirdiği tasarruf yetkisini sınırlama, o menkul malın zilyet değiştirmesi halinde alacaklının bundan zarar görmesini önlemeye yöneliktir. Sicile kayıtlı ve devir işlemleri de ancak sicil üzerinden oluşabilecek marka hakkı bakımından bu sınırlandırmaya gerek yoktur. Haczin sicile şerhi ile o markayı devir alacak kişilerin bu yükümlülükle marka hakkını üzerlerine aldıklarının kabulü gerekir. Bu durumda da haciz alacakların devir işleminden, devir alan kimse bakımından da onu bağlayacak diğer bir deyişle haciz prosedürü işlemeye devam edecektir.

556 sayılı KHK.nin tescil red sebeblerini sayan 7 ve 8. maddelerinde de bu yönde bir hüküm bulunmadığına göre, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yukarıda değinilen hususları dikkate almayan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş olması isabetsiz görülmüş ve kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 9.3.2000 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

MARKA HACZİ.

T.C. YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ E. 1999/8623 K. 2000/2232 T. 9.3.2000

• MARKA TESCİLİ TALEBİ ( Devir Alınan ve Üzerinde Haciz Bulunan )

• HACİZLİ MARKANIN DEVRİ ( Alanın Tescil Talebi )

• MARKALARIN HACZİ ( Devir Alanın Tescil Talebi )

• MARKANIN NİTELİĞİ VE HACZİNDE UYGULANACAK YASA

• HACİZDE UYGULANACAK YASA ( Hacizli Markanın Devri - Devir Alanın Tescil Talebi )

2004/m.86

743/m.686,796

KHK-556/m.7,8,15,19

ÖZET : Marka ve ayrıt edici ad ve işaretler bir eşya niteliğini haiz olmadığından, zilyedliğe de konu olamazlar. Bunun sonucu olarak da üzerinde zilyedlik oluşturulabilen menkullerden sayılması da mümkün değildir. Dolayısıyla menkul mallarla sınırlı İİK´nun 86. maddesi, markalar bakımından uygulama alanı bulamaz. 556 s. KHK´nın markaların haczine ilişkin hükümleri uygulanır.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın ( Ankara Dördüncü Asliye Ticaret Mahkemesi )nce görülerek verilen 16.12.1998 tarih ve 1998/46 - 1998/1063 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olmakla dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, dava dışı M. A.Ş.nin sahibi bulunduğu 10 adet marka haklarını müvekkiline devrettiği halde, müvekkili tarafından yapılan tescil başvurusunun davalı TPE tarafından haksız olarak reddedildiğini ileri sürerek, markaların davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı TPE vekili cevabında, markalar üzerinde farklı icra takipleri ve haciz şerhleri bulunduğunu, menkul hükmünde olan markalar ile ilgili İİK.nun 86. maddesi gereğince red talebinin yerinde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia ve savunmaya, toplanan delillere nazaran, MK.nun 686 ve 796. maddeleri ile 556 sayılı KHK.nin 15. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde marka hakkının menkul niteliğinde olup, İİK.nun 86/1. maddesi hükmü gereğince, alacaklının ve icra memurunun müsadesi alınmaksızın mahcuz mallarda tasarruf edilemeyeceği, bu itibarla hacizli markaların tescil başvurusunun reddinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere davadaki uyuşmazlığın odak noktası üzerine haciz işlemi uygulanmış markanın, devir sebebi ile devir alan kimse adına tescili için haciz alacaklıların bu devre muvafakatlarının aranıp aranmayacağı hususunu oluşturmaktadır.

Dosya kapsamından, dava dışı M. A.Ş. tarafından dava konusu markaların noter tasdikli sözleşme ile davacıya devir edildiği, bu devir sözleşmesine dayanılarak davacı tarafından bu markaların adlarına tescili için davalı TPE´ye başvurulduğu, davalı tarafından marka sicilleri üzerinde çeşitli icra daireleri aracılığı ile haciz şerhi koydurulduğu bu durumda İİK.nun 86. maddesi hükmü uyarınca alacaklının muvafakatı ve icra müdürlerinin müsadesi olmadan marka devrinin yapılamayacağı gerekçesiyle davacı talebinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda uyuşmazlığın çözümü İİK.nun 86. maddesinin markalar hakkında da uygulanıp, uygulanmayacağı noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle, belirtmek gerekir ki, marka ve ayırt edici ad ve işaretler maddi bir varlığa sahip bulunmamaktadır. Bu nedenle yani bir eşya niteliğini haiz olmadığından zilyetliğe de konu olamazlar. ( Bkz. Prof. Dr. Ü. Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, İst. 1999 sh. 68., Prof. Dr. S. Arkan, Marka Hukuku, Ank.1997 sh. 1 vd. ) Bunun sonucu olarak da üzerinde zilyetlik oluşturabilinen menkullerden sayılması da mümkün değildir. O halde, ilk bakışta belirlenebileceği gibi menkul mallarla sınırlı İİK.nun 86. maddesi markalar bakımından uygulama alanı bulamaz. Nitekim, kanun koyucu da bu amaçla 556 sayılı KHK.nin 19. maddesinde markaların haczini özel olarak düzenlemiş ve İİK.nun haciz yolu ile takipteki 86. maddesine yollama yapmadan, markaların işletmeden bağımsız olarak haczedilebileceği ve hacizin sicile kayıt ve keyfiyetin yayınlanacağını öngörmüştür. Yasa koyucunun bu düzenleme ile yetinmesi çok doğaldır. Zira, menkul mallarla ilgili İİK.nun 86/1. maddesinin getirdiği tasarruf yetkisini sınırlama, o menkul malın zilyet değiştirmesi halinde alacaklının bundan zarar görmesini önlemeye yöneliktir. Sicile kayıtlı ve devir işlemleri de ancak sicil üzerinden oluşabilecek marka hakkı bakımından bu sınırlandırmaya gerek yoktur. Haczin sicile şerhi ile o markayı devir alacak kişilerin bu yükümlülükle marka hakkını üzerlerine aldıklarının kabulü gerekir. Bu durumda da haciz alacakların devir işleminden, devir alan kimse bakımından da onu bağlayacak diğer bir deyişle haciz prosedürü işlemeye devam edecektir.

556 sayılı KHK.nin tescil red sebeblerini sayan 7 ve 8. maddelerinde de bu yönde bir hüküm bulunmadığına göre, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yukarıda değinilen hususları dikkate almayan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş olması isabetsiz görülmüş ve kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 9.3.2000 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


MOTORLU TAŞITLARIN SATIŞ VE DEVRİ (HUKUK GENEL KURUL KARARI)

T.C YARGITAY Hukuk Genel Kurulu

 Esas :1995/15-411 Karar:1995/644 Tarih:21.06.1995

·         İSTİHKAK İDDİASI

·         ARAÇ MALİKİ

·         SAHİPLİK BELGESİ

·         MOTORLU TAŞINLARIN SATIŞ VE DEVRİ

Özet              ; Kanun, araç sahibi olarak ; aracı sahiplik belgesi ile satın alan, taşıt alım vergisin ödemiş ve elinde teknik belge ile karayolu uygunluk belgesi bulunan kişiyi kabul etmektedir. Burada, sahiplik belgesi ile anlatılmak istenen ; yetkili satıcı tarafından, aracın yetkili satıcıdan satın alınmasından sonra ve fakat trafiğe tescilinden önce satış ve devrinin de ancak sahiplik belgesi esas alınarak noterlerce yapılabilir.

Somut olayda ; araç sahibi yetkili satıcı davalı borçlu tarafından üçüncü şahıs durumunda olan Kaan adına düzenlenmiş bir fatura yoktur. Kaan’la davacı arasında düzenlenen adi yazılı bir belge de komisyon sözleşmesi olup, davacıya satışın yapılacağını taahhüt eder. Ayrıca, araç ona  teslim edilmediğinden mülkiyeti geçmez. Davacı da noterden yapılan satış belgesine dayanmadığı, satış vaadi sözleşmesini iler sürdüğüne göre, mahcuz aracın mülkiyeti davacıya geçmemiştir. Bu nedenle davacının istihkak davasının reddi gerekir.

(2918 S. Trafik Kanunu m. 3, 20) ( 2004 İİK. Md. 97) (1086 S. HUMK. M. 299)

Taraflar arasındaki "istihkak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Üsküdar İcra Hakimliği)’nce davanın kabulüne dair verilen 8.6.1994 gün ve 1994/303-415 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onbeşinci Hukuk Dairesi’nin 29.9.1994 gün ve 1994/4236- 5345 sayılı ilamı ile; (... 1-Alacaklı İbrahim vekilince 1 milyar liralık tahsili için borçlu Ç....... Oto Ticaret Ltd. hakkında Eskişehir’de başlatılan takipte, gönderilen talimat yazılarına uyularak Üsküdar Birinci İcra Müdürlüğü’nce ithalatçı firmaca düzenlenmiş faturaya göre borçluya ait olan tescilsiz 1994 model BMV marka 1 milyar 300 milyon değerinde oto, 25.4.1994’de haczedilmiştir. Haciz anında hazır bulunan Hikmet adlı kişi, otonun 12.4.1994’de Kaan adlı üçüncü şahsa adi yazılı sözleşmeyle satıldığını bildirip, aynı günlü "aracın satışı istendiğinde hemen ve gerekirse Kaan Beyin arzu edeceği bir başka şahsa" verileceğini gösterir belgeyi ibraz etmiştir. Haciz anında aracın Kaan’a ait olduğunu bildiren Hikmet, 27.4.1994 tarihinde bu kez aracın davacı Zekai’ye aidiyetinden bahisle davacı avukatı olarak bu davayı açmıştır. Davacıya satış yapıldığını kanıtlamak için "762.000.000.- lira bedel mukabilinde bay Zekai’ye satış vaadinde "bulunulduğuna" satış muamelesinin azami.... gün zarfında "yapılacağına, satıcı Kaan’ın "sadece komisyoncu sıfatıyla" hareket ettiğine dair "otomobil alım ve satımına ait sözleşme senedi" adı altında düzenlenmiş belgeye dayanılmıştır.

Davalılarca, davacıya geçerli bir satış bulunmadığından davanın reddi istenilmiş, merci hakimliğince oturumda haczin mal kendisinin de ortağı bulunduğu E....... Otomotiv’in elinde yapıldığına dair davacı vekilinin beyanı alınmış, 2918 sayılı Yasanın 20/d maddesince ancak tescilli araçların satışının noterlikçe yapılması gerekeceği, mahcuz oto tescilsiz ve menkul hükmünde olmakla davanın kabulüne, %15 tazminatın davalılardan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Tescilsiz araçlarda "araç sahibi", 2918 sayılı Yasanın 3. maddesinde; "... adına sahiplik belgesi düzenlenmiş kişi..." olarak tarif edilmiştir. Anılan Yasa uyarınca can ve mal güvenliği bakımından karayollarında trafik düzeninin sağlanması ve trafik güvenliğini ilgilendiren hususlarda alınacak tedbirleri göstermek için çıkarılan Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 35/c maddesi hükmünce de hiç tescil edilmediğinden, tescil belgesi bulunmayan araçların satış ve devirlerinin sahiplik belgesi esas alınarak noterlikte yapılması zorunlu tutulmuştur. Olayımızda, borçlu adına tanzim edilen faturada taşıt alım vergisinden söz edilmemesinden, sicil tasdiknamesi ve oda sicil kayıt örneğinden anlaşıldığı gibi yetkili satıcıdır. Bu sıfatından ötürü aracı alıcısı adına sahiplik belgesi olan fatura tanzimiyle satabilir. Faturayla "araç sahibi" sıfatını alan kimsenin ise tescil yaptırsın ya da tescil yaptırmadan aracı satabilmesi ancak noterlik kanalıyla mümkündür. Satın alan kimsenin adına tescil yaptırabilmesi için sözü edilen yönetmeliğin 30/a-2. maddesi uyarınca sahiplik belgesi ibrazına zorunlu tutulması da bunu gösterir. Oysa olayımızda, araç sahibi yetkili satıcı borçlu tarafından Kaan adına düzenlenmiş bir fatura yoktur. İbraz edilen adi yazılı belge dahi "satışın yapılacağına" dairdir. Bu belgeyle mülkiyet Kaan’a geçmez. Kaan ile davacı arasında düzenlenen adi yazılı belgede de Kaan "komisyoncu" sıfatıyla satışın yapılacağını taahhüt etmektedir. Bu taahhüde dayanılarak davacının araç sahibi olduğunu kabul etmek yasadaki "araç sahibi" tarifiyle bağdaşmaz. Yasa ve Yönetmelikte yer alan hükümler kamu düzeniyle ilgili olduğundan hakimlikçe doğrudan gözönünde bulundurulmaları gerekir. Bu hükümlere aykırı olarak özellikle taşıt alım vergisinin zayiine neden olur biçimde yapılan sözleşmelere değer tanınması yasanın amacıyla bağdaşmayıp, konusundaki kargaşayı himaye olur. Bu nedenle karar usul ve yasaya aykırı olup bozulması gerekir.

Öte yandan haciz Kaan’a ait oto satış galerisinde yapılmıştır. Bir an için Kaan ile davacı arasında düzenlenen belge satış için yeterli kabul edilse dahi teslim olmadığı sürece satışın tamamlandığından söz edilmesi de doğru değildir.

Ayrıca; haciz anında aracın Kaan’a ait olduğunu ileri süren kişi o iş yerinin ortağı ve avukat olup, bir gün sonra adi belgeyle Kaan’dan aracı satın aldığını ileri süren davacının da vekilidir. Düzenlenen bu adi belge HUMK.nun 299. maddesince üçüncü kişi durumunda olan davalılar hakkında hüküm ifade etmez. Bu haliyle de; delillerin tahlilinde, red ve üstün tutulma nedenlerinde ve takdirinde düşülen bariz hatalar sonucu Mercii Hakimliğinin kabul ve kararı isabetli olmamıştır.

2-İ.İ.K.nun 97/15. maddesince istihkak iddiasına karşı itiraz eden davalıların tazminatla sorumlu tutulmaları, "kötüniyetli" olmaları koşuluna bağlı olduğu halde bu sebeple kötü niyetli oldukları belirtilmeden davacı yararına tazminata hükmedilmesi de isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden:Davalılar (Alacaklı ve Borçlu ) Vekilleri

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

                Öncelikle belirtmek gerekir ki, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca, araç sahibi; Araç için adına yetkili idarece tescil belgesi verilmiş veya sahiplik ya da satış belgesi düzenlenmiş kişidir. Yine aynı Kanunun 20/a-1, 2. maddesi hükmü ile araç sahiplerine tescili zorunlu ve ilk tescili yapılacak araçlarını satın alma tarihinden itibaren üç ay içinde Yönetmelikte belirtilen bilgi ve belgeleri sağlayarak tescil ettirme yükümlülüğü getirilmiştir. Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin Tescilin Yapılması işlemleri başlığını taşıyan 30/a-2 maddesi hükmüne göre de, tescil için müracaat sırasında araç sahibinin; sahiplik belgesi, taşıt alım vergi belgesi, teknik belge ve Karayolu uygunluk belgesi ibrazı zorunludur. Zira Kanun, araç sahibi olarak, aracı sahiplik belgesi ile satın alan, taşıt alım vergisini ödemiş ve elinde teknik belge ile karayolu uygunluk belgesi bulunan kişiyi kabul etmektedir. Burada, sahiplik belgesi ile anlatılmak istenen, yetkili satıcı tarafından araç alıcısı adına düzenlenmiş faturadır. Diğer taraftan, Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 35/c maddesinde de, aracın yetkili satıcıdan satın alınmasından sonra ve fakat trafiğe tescilinden önce satış ve devrinin de ancak sahiplik belgesi esas alınarak noterlerce yapılacağı ve ayrıca satış işleminin sahiplik belgesine tarih konulup yazılarak tasdik edileceği kuralı getirilmiştir. Bütün bu düzenlemeler araç sahibinin, aracın yetkili satıcıdan satın alınması halinde adına sahiplik belgesi olan fatura, bundan sonraki satış ve devirlerde ise, noterlerce yapılan satış belgesi düzenlenmiş kişi olduğunu açıkça göstermektedir. Somut olayda, yetkili satıcı tarafından Kaan adına düzenlenmiş bir fatura bulunmadığına, davacı da noterden yapılan satış belgesine dayanmadığına göre, mahcuz araç mülkiyetinin davacıya geçmediği aşikardır. Hal böyle olunca, Hukuk Genel Kurulu’nca benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 21.6.1995 gününde oybirliği ile karar verildi.


MUHAFAZA ALTINA ALINMAMIŞ ARACIN SATIŞI MÜMKÜN DEĞİL İSE DE ARACIN SATIŞININ İSTENMESİ MÜMKÜNDÜR

T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ

E. 2001/3986  K. 2001/5982 T. 27.9.2001

• HACİZ ( Muhafaza Altına Alınmayan Aracın Trafik Kaydına Konulan - Satışının İstenebileceği )

• SATIŞ TALEBİ ( Muhafaza Altına Alınmayan Mahcuz Araç İçin )

• SIRA CETVELİNE İTİRAZ ( Aracın Trafik Kaydına Konulan Haciz - Muhafaza Altına Alınmayan/Satışının İstenebileceği )

• ARACIN TRAFİK KAYDINA KONULAN HACİZ ( Muhafaza Altına Alınmayan/Satışının İstenebileceği - Sıra Cetveline İtiraz )

• HACZİN DÜŞMESİ ( Muhafaza Altına Alınmayan Araç )

6762/m.59,106

2004/m.235

ÖZET : Kara taşıt araçlarının trafik kaydına konulan haciz fiili haciz gibi geçerlidir. Muhafaza altına alınmamış aracın satışı mümkün değilse de alacaklının satış talebinde bulunmasına yasal bir engel bulunmamaktadır.

DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılardan Mahmut Şahin vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, 22/02/2001 tarihli sıra cetvelinde müvekkiline ikinci ve üçüncü sırada yer verildiğini, birinci sırada yer alan davalı Mahmut Şahin´in haczinin düştüğünü ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Mercii Hakimliğince davalı Mahmut Şahin´in bedeli paylaşıma konu aracı 22/11/1999 tarihinde haczettiği, 17/11/2000 tarihinde satış talebinde bulunmuşsa da bu tarihte araç muhafaza altına alınmadığından haczinin fiilen mümkün olmadığı, bu nedenle satış talebinin geçerli kabul edilemeyeceği 14/12/2000 tarihli satış talebinde bulunulduğu tarih itibariyle haczin düştüğü, bu nedenle pay ayrılamayacağı gerekçesiyle sıra cetvelinin iptaline karar verilmiş, karar davalı Mahmut Şahin vekilince temyiz edilmiştir.

Kara taşıt araçlarının trafik kaydına konulan haciz fiili haciz gibi geçerlidir. Muhafaza altına alınmamış aracın satışı mümkün değilse de alacaklının satış talebinde bulunmasına yasal bir engel bulunmamaktadır. Davalı alacaklı 28/11/1999 tarihli hacizden sonra 17/11/2000 tarihinde satış talebinde bulunup, icra müdürlüğünün kararında satış masrafı olarak öngörülen bedeli 20/11/2000 tarihinde icra dosyasına ödemiştir. Bu durumda davalı alacaklının satış talebi TTK.nun 59 ve 106. maddeleri uyarınca geçerli olup, haczi düşmemiştir. Mercii Hakimliğince bu yönler gözetilerek şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulünde isabet görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 27/09/2001 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

NAFAKA BORCU - HACZEDİLMEZLİK KURALI

T.C. YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ

Esas :2010/2876 Karar:2011/9895

Tarih:18.05.2011

-YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Takip dosyasının incelenmesinde borçlu hakkında başlatılan ilamlı takip ile birikmiş nafaka alacağı ile birlikte işleyecek aylık nafakanın da istendiği görülmüştür.

İcra müdürlüğünce Sosyal Güvenlik Kurumu´na yazılan haciz müzekkeresi aylık 308.00 TL ile birikmiş nafaka borcu 8.515.00 TL için maaşının 1/4´ünen, nema, ikramiye alacağının ve emekli olması halinde ikramiyenin haczinin talep edildiği anlaşılmaktadır.

İİK.nun 83. madde hükmü gereği, borçlunun ve ailesinin geçimi için icra müdürlüğünce zorunlu olarak taktir edilen miktar tenzil olunduktan sonra 5510 sayılı yasanın 93. maddesi uyarınca "Bu kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler 88. maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ise nafaka borçları dışında haczedilemez" hükmüne göre nafaka borçları için haczedilmezlik kuralı uygulanmamaktadır.

Takip dayanağı nafaka alacağı olup adi alacak değildir ve borçlunun maaşının haczi kabildir.

İİK.nun 83. madde hükümlerine göre, borçlunun ve ailesinin geçimi için icra müdürlüğünce zorunlu olarak taktir edilen miktar tenzil olunduktan sonra kalan bölümü haczedilebilir. Bu miktar 1/4´ünden az olamaz.

İcra müdürlüğünce yukarıda açıklanan yasal dayanaklar çerçevesinde inceleme yapılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle sosyal güvenlik kurumunca bağlanan maaşın haczedilebileceği ve birikmiş nafaka alacağının adi alacak olduğunun kabulü ile istemin kabulü isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 18.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


NAFAKA BORCUNA MAHSUBEN YAPILAN ÖDEMELER

- NAFAKA BORCUNA MAHSUBEN YAPILAN ÖDEMELER (İçtihat Değişikliği) –

TMK.169

Nafaka borcu ile ilgili olarak oluşturulan yeni içtihat gereğince:

Borçlunun, (somut olayda gözlendiği gibi) birbirini takip eden tarihlerde, tüm nafaka borçlarının kapsamına dahi bir takım ödemeler yapması halinde, yapılan bu ödemelerin nafaka borcuna ilişkin olduğuna dair bir açıklama olmasa bile, ödenen miktar nispetinde nafaka borcundan kurtulacağının kabulü gerekmektedir.

DAVA ve KARAR:

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki taraf vekillerince istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp, düşünüldü:

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Alacaklının takibine dayanak yaptığı 9.7.2008 tarihli tedbir kararı gereğince, 4.4.2008 tarihinden itibaren takip alacaklısı kadın için aylık 2500.- TL., müşterek çocuklardan her biri için aylık 2000.- TL. tedbir nafakasına hükmedildiği anlaşılmaktadır.

Genel haciz yolu ile başlatılan takipte borçlu bir takım ödemelerde bulunduğunu belirterek takibe itiraz etmiştir.

İtirazın kaldırılması aşamasında mahkemece, Dairemizin önceki içtihatları doğrultusunda inceleme yaptırılarak, ödeme belgelerinde “nafakaya ilişkindir” kaydını taşımayanlar nazara alınmayarak yazılı şekilde sonuca gidildiği görülmektedir.

Ancak Dairemizce oluşturulan yeni içtihat gereğince borçlunun, somut olayda da gözlendiği gibi birbirini takip eden tarihlerde, tüm nafaka borçlarını kapsamasa dahi bir takım ödemeler yaptığı ve yapılan bu ödemelerin nafaka borcuna ilişkin olduğuna dair bir açıklama olmasa bile, ödenen miktar nispetinde nafaka borcundan kurtulacağının kabulü gerekmektedir.

Zira işleyen nafaka borcu bulunan bir borçlunun, yaptığı ödemelerin bu borç dışında, ahlaki bir ödeme olduğunu kabul etmek hak kaybına neden olmaktadır. Kaldı ki, zorunlu olsa dahi, nafaka borcu da nitelik itibariyle temelde ahlaki bir ödemedir. Açıklanan nedenlerle Dairemizce içtihat değişikliğine gidilmiş ve az yukarıda belirlenen ilkeler kabul edilmiştir.

Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş, borçlu tarafça yapılan tüm ödemelerin (açıkça alacaklı tarafça nafaka dışındaki bir alacağa ilişkin olduğu ispat edilmediği sürece), nafaka borcuna mahsuben yapıldığının kabulü gerekeceğinden, yeniden alınacak ek rapor sonucunda oluşacak duruma göre bir karar vermekten ibarettir.

SONUÇ: Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.


NAFAKA DIŞINDA EMEKLİ MAAŞINDAN KESİNTİ YAPILMASI BORÇLUNUN AÇIK VE YAZILI MUVAFAKATİNE BAĞLIDIR.

T.C. YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ

Esas 2003 Karar 27587 2004/4608

Y A R G I T A Y İ L A M I

Mahkemesi : AFYON İCRA MAHKEMESİ

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü.

Borçlunun, borcun ödendiğine ilişkin başvurusu takibin kesinleşmesinden sonraki döneme ilişkin itfa itirazı mahiyetinde olup, İ.İ.K.´nun 71/1.maddesi kapsamındadır. Bu madde gereğince borçlu bu iddiasını noterden tasdikli veya imzası ikrar edilmiş bir belge ile ispat ederse takibin iptalini her zaman icra mahkemesinden isteyebilir. Mahkemece itirazın icra dairesine yapılması gerektiği gerekçesi ile bu yöne ilişkin itirazın reddi yerinde değil ise de, borçlu itfa itirazını anılan maddeye uygun nitelikte belgelerden birine dayandırmadığından, ödeme itirazının reddi, sonucu itibarı ile doğru olup bu hususa ilişkin temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Borçlu S.S.K.´dan aldığı emekli maaşının haczedilemeyeceğini ileri sürmüş olup 506 Sayılı Yasanın 121.maddesinde; "Bu kanın gereğince bağlanacak gelir ve aylıklar, sağlanacak yardımlar, nafaka borcu dışında haciz veya başkasına devir ve temlik edemezler" hükmü getirilmiştir. Borçlu tarafından İcra Dairesine verilen mal beyanı dilekçesinde S.S.K.´dan emekli maaşı aldığını bildirmiş olması haczedilmezlikten feragat olarak kabul edilemez. Borçlunun, S.S.K.´dan almakta olduğu emekli maaşına yönelik haczedilmezlik şikayetinden açık bir feragatı olmadığı gibi İ.İ.K.´nun 83/a maddesine uygun bir muvaffakatı da yoktur. O halde mahkemece borçlunun haczedilmezlik şikayetinin kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.´nun 428.maddeleri uyarınca haczedilmezlik şikayetine hasren BOZULMASINA, 02.03.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.


NAFAKA KARARININ İCRAYA KONULMASI.

T.C. YARGITAY 12.Hukuk Dairesi

Esas: 2009/3269 Karar: 2009/13519 Karar Tarihi: 16.06.2009

ŞİKAYET DAVASI - HACZEDİLMEZLİK - NAFAKA İLAMININ İCRASININ İSTENDİĞİ - NAFAKA KESİLDİKTEN SONRA KALAN MİKTARIN BORÇLUNUN AİLESİNİN GEÇİMİNE YETECEK KISMININ TESPİTİ - NAFAKA ALACAĞININ SIRASI GELDİĞİNDE İŞLEM GÖRECEĞİNİN GÖZETİLMESİ GEREĞİ

ÖZET: Nafaka borcunun özelliği göz önünde tutularak ve nafaka ilamının da borçlu aleyhinde icrasının istenmiş olduğu değerlendirilerek, cari aylık nafakanın, borçlunun almakta olduğu emekli maaşından her ay tamamen kesildikten sonra, geri kalan kısmından ne kadarının borçlu ve ailesi efradının geçimleri için gerekli olduğu tespit edilmek suretiyle ve dörtte birinden aşağı olmamak kaydıyla, alacaklı şirketin alacağından dolayı da haczi mümkün bulunmaktadır. Birikmiş nafaka alacağının ise, diğer adi alacaklar gibi, daha önce konulan haciz sona erdikten sonra sırası geldiğinde işlem göreceği tabiidir. Bu itibarla icra mahkemesince, borçlunun şikayetinin değerlendirilmesi gerekir.

(2004 S. K. m. 83)

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Borçlu M.. R.. I..´ın Alman Rant Sigortasından emekli maaşı aldığı hususu tartışmasızdır.

Her ne kadar Dairemizin, yurtdışından alınan emekli maaşının tamamının haczini engelleyen özel bir yasa hükmü bulunmadığından bahisle, yurtdışı emekli maaşlarının tamamının haczedilebileceğine dair içtihatları bulunmakta ise de, Yargıtay HGK. nun, önüne gelen benzer bir konuda verdiği 2009/12-166 Esas sayılı 10.06.2009 tarihli kararından sonra bu görüş değiştirilerek yurtdışından bağlanan emekli maaşları, İİK. nun 83. maddesi kapsamında değerlendirilmeye başlanılmıştır. başlığını taşıyan söz konusu maddede düzenlemesine yer verilmiştir. Bu bağlamda; Yargıtay HGK. nun 10.06.2009 tarihli kararı Dairemizce de benimsenerek, anılan karar doğrultusunda içtihat değişikliğine gidilmiştir.

Somut olayda, ilama bağlanan (30.04.2001 tarihinden itibaren aylık 50.000.000 TL. tedbir nafakasına, kararının kesinleşmesi ile yoksulluk nafakası olarak devamına karar verilen) nafaka alacağının tahsilini teminen 2003/3324 sayılı takip dosyası ile yapılan ilamlı takip sonucu borçlunun almakta olduğu emekli maaşının 1/4´ne haciz konulduğu ve 03.05.2004 tarihinden itibaren de kesintilerin yapılmakta olduğu görülmektedir. Bilahare 2005/773 sayılı takip dosyasından da 19.02.2007 tarihinde, borçlunun emekli maaşının geriye kalan kısmı üzerine haciz konulduğu anlaşılmaktadır.

Borçlu icra mahkemesine başvurarak emekli maaşının tamamının haczedilerek kesildiğini, mağdur duruma düştüğünü, maaşı üzerinde birden fazla haciz olduğunu, hacizlerin sıraya konulması gerektiğini bildirmiş, dolayısıyla haczin kısmen yapılmasına karar verilmesini istemiştir.

Borçlunun maaş ve ücreti üzerinde daha önce konulmuş haciz bulunsa dahi, mahkemece hükmolunan ve işlemekte olan nafaka alacağı için, borçlunun maaş ve ücreti üzerinde birinci sırada haciz işlemi yapılması ve kalan maaş ve ücretin dörtte birinden az olmamak üzere tespit edilecek miktarının da daha önce haciz koyduran alacaklıya ödenmesi gerekmektedir.

Nafaka borcunun özelliği göz önünde tutularak ve nafaka ilamının da borçlu aleyhinde icrasının istenmiş olduğu değerlendirilerek, cari aylık nafakanın, borçlunun almakta olduğu emekli maaşından her ay tamamen kesildikten sonra, geri kalan kısmından ne kadarının borçlu ve ailesi efradının geçimleri için gerekli olduğu tespit edilmek suretiyle ve dörtte birinden aşağı olmamak kaydıyla, alacaklı A.. Ş..´in alacağından dolayı da haczi mümkün bulunmaktadır. Birikmiş nafaka alacağının ise, diğer adi alacaklar gibi, daha önce konulan haciz sona erdikten sonra sırası geldiğinde işlem göreceği tabiidir. Bu itibarla icra mahkemesince, borçlunun şikayetinin, yukarıda açıklanan kıstaslar dikkate alınarak değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm tesisi isabetsizdir.

Sonuç: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK´nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 16.06.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)


 

NOTER SATIŞI YAPILAN ARAÇ ÜZERİNE KONULAN HACZİN KALDIRILABİLECEĞİ?

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

Esas : 2005/8180 Karar : 2005/11461 Tarih : 27.05.2005

KARAR METNİ :

Yukarıda gün ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içerisinde temyizen incelenmesi şikayetçi vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı Esbank A.Ş. tarafından borçlular aleyhine genel haciz yoluyla icra takibine geçilmiş ve sürdürülen takip sırasında borçlu Yasin Yasak adına kayıtlı olan 63 NC 893 plakalı aracın trafik kaydına haciz konulduğu anlaşılmaktadır. Şikayetçinin İcra Mahkemesine başvurusunda haczedilen aracı Şanlıurfa 3.noterliğinin 30.11.2000 gün ve 20493 yevmiye no.lu kat´i satış sözleşmesi ile satın aldığı, malikin kendisi olduğunu ifade etmiş ve araç üzerindeki haczin kaldırılmasını talep etmiştir. Takipte taraf olmayan 3.kişinin başvurusu açıklanan bu şekli ile istihkak davası niteliğindedir. HUMK.nun 76. maddesi gereğince istemin hukuki tavsifi Hakime aittir. Mahkemece noksan harç tamamlattırılmalı, tarafların delilleri toplanarak çekişme istihkak davası prosedürüne göre çözümlenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir. O halde, eksik inceleme ile yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizdir.

SONUÇ :Şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 27.05.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C YARGITAY 21. Hukuk Dairesi

Esas : 1997/2790 Karar : 1997/3958 Tarih : 10.06.1997

ÖZET : Dava 3.şahsın istihkak iddiasına ilişkindir. Davacı 3.şahıs borçlu A. Ö. adına trafikte kayıtlı aracı borçluya vekaleten hareket eden oto galericisinden noterde düzenlenen satış senedi ile satın almıştır. İcra Müdürlüğünün aracın trafik kaydına haciz konulmasına ait 29.9.1995 günlü yazısı Trafik müdürlüğüne ulaştığı 11.10.1995 gününde trafik kaydına işlenmiştir. Davacı bu aracı satın alırken trafikte haciz kaydı bulunmadığından 2918 s. Trafik kanunu uyarınca aracın mülkiyetinin davacıya ilişkin olduğunu kabulü gerekir.

Somut olayda, davacı 3.şahıs aracı rastgele değil, bu işle iştigal eden galericiden ve trafik kaydına da güvenerek satın aldığına göre iyi niyetli sayılması gerekir. İİK.nun 86/2 maddesi hükmüne göre haczedilmiş olan menkul mal üzerinde 3.şahsın zilyetlik hükümlerine dayanılarak iyi niyetle kazandığı haklar koruma altındadır. Kötü niyeti kanıtlanmayan davacı 3.şahsın davasının kabulü gerekir.

(2004 sayılı İİK. m. 86, 96, 97)

KARAR METNİ :

Yukarıda gün ve numarası yazılı kararın duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davacı (3.kişi) vekili tarafından duruşmalı olarak istenilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 10/6/1997 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü taraflar adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildi ve aynı tarih Tetkik Hakimi Tülay Çınkı tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

KARAR

Dava 3.şahsın istihkak iddiasına ilişkindir. Davacı 3.şahıs borçlu Ahmet Öner adına trafikte kayıtlı aracı 10.10.1995 gününde borçluya vekaleten hareket eden oto galericisinden noterde düzenlenen satış senedi ile satın almıştır. İcra Müdürlüğünün aracın trafik kaydına haciz konulmasına ait 29.9.1995 günlü yazısı Trafik müdürlüğüne ulaştığı 11.10.1995 gününde trafik kaydına işlenmiştir. Davacı bu aracı satın alırken trafikte haciz kaydı bulunmadığından 2918 s. Trafik kanunu uyarınca aracın mülkiyetinin davacıya ilişkin olduğunu kabulü gerekir.

Araç menkul mal niteliğinde olup galeriden veya pazardan yada borçludan alınması mümkündür. Önemli olan satıcının değil satın alan kişinin aldığı tarihte iyi niyetli olması yani aracın hacizli olduğunu bilmemesi veya bilebilecek halde bulunmamasıdır. İİK.nun 86/2 maddesi hükmüne göre haczedilmiş olan menkul mal üzerinde 3.şahsın zilyetlik hükümlerine dayanılarak iyi niyetle kazandığı haklar koruma altındadır.

Somut olayda, davacı 3.şahıs aracı rastgele değil, bu işle iştigal eden galericiden ve trafik kaydına da güvenerek satın aldığına göre iyi niyetli sayılması gerekir. Hal böyle olunca kötü niyeti kanıtlanmayan davacı 3.şahsın davasının kabulü gerekirken dosyadaki bilgi ve belgelere uygun düşmeyen muvazaa gerekçesiyle reddi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.

O durumda davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.

SONUÇ : Kararın yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davacıya iadesine 10.6.1997 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 11. Hukuk Dairesi

Esas : 2000/9515 Karar : 2000/9535 Tarih : 27.11.2000

KARAR METNİ :

YARGITAY KARARI

Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 17.Hukuk Mahkemesi´nce verilen 3.2.2000 gün ve 1999/291-2000/39 s. kararın Yargıtayca tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içerisinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi Gürkan Gençkaya tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve bütün belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, mülkiyeti Ali Demiryülek´e ilişkin aracın müvekkili şirket tarafından 20.10.1997 gününde noter satış sözleşmesi ile satın ve ardından devir alındığını, bu şahsın davalı bankaya olan borcundan dolayı yapılan takipte trafik kaydında henüz devir işlemleri yapılmamış müvekkiline ilişkin araç üzerine haciz tatbik edildiğini, istihkak iddiasında bulunarak, istihkak davası açıldığını, buradan verilecek kararın maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceğini, trafik kaydına tescil işleminin bildirici mahiyette olduğunu, aracı teslim alan müvekkilinin araç maliki olduğunu beyanla, aracın mülkiyetinin müvekkiline ilişkin olduğunun tespitine, haczin fekkine, bu konudaki muarazanın men´ine karar verilmesini talep ve dava etmiştir

Davalı vekili, aynı konuda 1.İcra Tetkik Mercii´nde dava bulunduğunu, derdestliğin sözkonusu olduğunu, süresi içinde istihkak davası açmayan üçüncü şahsın bu davasında hakdüşürücü sürenin geçirilmiş bulunduğunu, devir işleminin kötüniyetli ve alacaklılardan mal kaçırmak amacını taşıdığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre, ihtihkak davası sonunda verilen kararların maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediği, icra mahkemelerinin dar yetkili mahkemeler olmaları sebebiyle derdestlik ve kesin hüküm itirazlarının yerinde olmadığı, aracın satım işleminin haciz tatbikinden önce yapıldığı, davacının kötüniyetinin ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın kabulü ile aracın mülkiyetinin davacıya ilişkin olduğunun tespitine, haczin fekkine, davalının muarazasının men´ine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Davalının dava dışı borçlu hakkında yapılan takip sonucu, davaya konu aracın trafik kaydına haczedildiğine ait şerh konulmuştur. Bunun üzerine davacının davalı alacaklı aleyhine açtığı istihkak davası İcra Tetkik Mercii´nce süre yönünden reddedilmiş ve karar kesinleşmiş, davacı bu kez mülkiyetin tespiti haczin kaldırılması ve muarazanın men´i istemleri ile görülmekte olan bu davayı açmıştır.

İİK.nun 97 nci maddesinin 11 inci fıkrasına göre, istihkak davası genel hükümler dairesinde ve basit usule göre görülmektedir. Bu sebeple merciice istihkak davası sonucu verilen karar aynı taraflar arasında genel mahkemede açılan dava yönünden kesin hüküm oluşturur. Uygulama ve öğretide de bu görüş benimsenmiştir. (Bkz.Prof.Dr. B.Kuru, İcra İflas Hukuku, C.2. Sh.1107 vd., Yargıtay 11.Hukuk Dairesi´nin 02.02.1998 gün 1987/5374 Esas, 1988/477 Karar, Yargıtay 13.Hukuk Dairesi´nin 15.03.1982 gün 1489-1688, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi´nin 09.11.2000 gün 2000/6244-8716 s. kararları.)

Bu durumda, İİK.nun 97/6 ncı maddesine göre açtığı dava reddedilen davacının istihkaka konu aracı haczettiren davalıya karşı böyle bir dava, yani genel hükümlere dayalı yeni bir dava açması mümkün değildir. Davacı ancak, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre asıl borçluya karşı dava açabilir.

Mahkemece, bu sebeple davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı biçimde karar verilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ: Yukarda açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 27.11.2000 gününde oybirliğiyle karar verildi.


ÖDEME EMRİ EKİNDE KİRA SÖZLEŞMESİ ÖRNEĞİNİN BORÇLUYA TEBLİĞİ ZORUNLU DEĞİLDİR

 

Daire:12  Tarih:2009  Esas No:2008/19535  Karar No:2009/553

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

Adi kiraya ve hasılat kiralarına ait takiplerle ilgili İİK.nun 269/d maddesinde aynı kanunun 58. ve 61.maddesine atıf yapılmamıştır. Ödeme emrinin hangi hususları içermesi gerektiği İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinin 32. maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddede talepname ile birlikte icra müdürlüğüne sunulan sözleşme örneğinin ayrıca ödeme emri ekinde (borçluya tebliğ edileceği) yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. O halde mahkemece istemin reddi yerine kabulü isabetsizdir.

SONUÇ :Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 15/01/2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü : Adi kiraya ve hasılat kiralarına ait takiplerle ilgili İİK.nun 269/d maddesinde aynı kanunun 58. ve 61.maddesine atıf yapılmamıştır. Ödeme emrinin hangi hususları içermesi gerektiği İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinin 32. maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddede talepname ile birlikte icra müdürlüğüne sunulan sözleşme örneğinin ayrıca ödeme emri ekinde (borçluya tebliğ edileceği) yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. O halde mahkemece istemin reddi yerine kabulü isabetsizdir. SONUÇ :Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 15/01/2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.


ÖDEME VE İCRA EMRİNDEKİ SÜRELER DOLMADAN HACİZ İSTENMESİ BORÇLUNUN MUVAFAKATİNE BAĞLIDIR

T.C. YARGITAY 19. Hukuk Dairesi

 E:1997/2424 K:1997/4677T:08.05.1997

      Taraflar arasindaKi şikayet davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yaZılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, geregi konuşulup düşünüldü:

      KARAR : Davacılar vekili, borçluya ait mahcuzların satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde satış bedelinin davalı alacaklıya ayrıldığını, bu paylaştırmanın hatalı olduğunu, davalının alacaklı olduğu dosyadan borçluya ödeme emri tebliğ edilmediğini, bu nedenle takibin kesinleşmediğini ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

      Davalı vekili, müvekkilinin ihtiyati haciz tarihi ve kesin hacze dönüşme tarihlerinin davacıların ihtiyati haciz tarihi ve kesin hacze dönüşme tarihlerinden önce olduğunu, bu nedenle satış bedelinin müvekkiline ayrılmasının doğru olduğunu belirterek şikayetin reddini istemiştir.

      Mercii hakimliğince iddia, savunma ve toplanan delillere göre, davalının alacaklı olduğu takip dosyasından borçluya ödeme emri tebliğ edilmediği, icra tutanağındaki borçlu beyanının ödeme emri tebliği olarak kabul edilemeyeceği, davalının ihtiyati haczi kesin hacze dönüşmediğinden, sıra cetvelinin davacının alacaklı olduğu dosyadan düzenlenmesi gerektiğinden söz edilerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

      Davalı alacaklı tarafından satışa konu mahcuzlar 19.6.1996 tarihinde ihtiyaten haczedilmiş ve aynı gün kambiyo senetlerine özgu haciz yoluyla takibe geçilmiştir. Borçlu, 24.6.1997 tarihinde icra dairesine gelerek takibi öğrendiğini, borcu kabul ettiğini belirterek gerekli tebligatların gosterdigi adreslere cıkarılmasını bildirmistir. İİK´nin 60. maddesı uyarınca alacaklının takip talebi üzerine icra dairesince düzenlenecek ödeme emrinin borçluya aynı kanunun 61. maddesindeki esaslar doğrultusunda Tebligat Kanunu hükümlerine uygun şekilde tebliği gerekir. Ödeme emrinin Tebligat Kanunu´nun 10. maddesine göre borçlununu kabulü halinde icra dairesinde de tebliği mümkündür. Kural olarak ödeme emri tebliğ edilmeden ve ödeme emrindeki süreler dolmadan haciz yapılması mümkun değildir. Ödeme emri tebliğ edilmedikçe haricen öğrenme ile takip kesinleşmeyeceğinden, borçlunun takibe muttali olduğuna ilişkin beyanı yeterli değildir. Mercii hakimliğinin odeme emri tebliğ edilmeden konulan haczin geçersiz olduguna iliskin gerekcesi bu nedenle isabetlidir. Ancak davalı alacaklı tarafından 19.6.1996 tarihinde uygulanan ihtiyati hacizden sonra davacı alacaklı tarafından aynı mallar 21.6.1997 tarihinde ihtıyaten haczedilmiş ve bu ihtiyati haciz 6.7.1996 tarihinde kesin hacze dönüşmüştür. Bu durumda İİK´nin 268. maddesi uyarınca satış bedelinin bu iki alacaklı arasında garameten paylaştırılması gereklidir. İhtiyati haczi kesin hacze dönüşmeyen davalı alacaklı için İİK´nin 138/son maddesi uyarınca pay ayrılmalı, ihtiyati haczin hükümsüz olması halinde sıra cetvelinde bu alacaklıya ayrılan pay haciz tarihlerine göre varsa diğer alacaklılara paylaştırılmalı, ihtiyatî haczin kesin hacze dönüşmesi halinde ise ayrılan pay bu alacaklıya ödenmelidir. Mercii hakimliğince şikayetin kabulü ile sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi bu nedenle yerinde olduğundan davalının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

      SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 8.5.1997 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 19. Hukuk Dairesi

E:2005/7244 K:2005/9913 T:11.10.2005

2004 s. Yasa m. 16,20,32

      Davacı G. Bankası vek. Av. A.G. ile davalı M. vek. Av. Y.S. arasında görülen dava hakkında Eskişehir 2. İcra Mahkemesi´nden verilen 08.10.2004 gün ve 281-557 sayılı hükmün onanmasına ilişkin dairemizin 28.04.2005 gün ve 12727-4785 sayılı ilamına karşı davacı vekilince süresi icinde karar düzeltme yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

      KARAR : İcra mahkemesince davanın reddine dair verilen karar dairemizin 28.04.2005 tarihli kararı ile onanmış olup, anılan bu karara karşı davacı banka vekilinin karar düzeltme istemiyle yeniden yapılan inceleme sonucu; bedeli paylaşıma konu mahcuzun maliki S. İcra kefilidir. İcra kefiline İcra emri 24.05.2001 tarihinde teblig edilmiş ve 30.05.2001 tarihinde taşınmaza haciz uygulanmıstır. İİK´nun 32. maddesine göre icra emrine itiraz ve ödeme süresi 7 gündür. tcra emrinde öngörulen itıraz ve odeme süresi dolmadan ancak borçlunun sürelerden feragat ve muvafakatı ile haciz konulabilir. Aksi halde ödeme ve itiraz süresi dolmadan konulan haciz geçerli bir haciz olarak kabul edilemez. İİK´nun 20. maddesi sürelerden feragat ve hacze muvafakat halinde uygulanır. Somut olayda itiraz ve odeme süresi dolmadan konulan hacze borçlunun muvafakatı bulunmadıgından gecersiz olup, sikayetin bu nedenle kabulü ile hükmun bozulması gerekirken ılamda yazılı gerekçeyle onandığı anlaşıldığından davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.

      SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı banka vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile 28.04.2005 gün ve 2004/12727 Esas, 2005/4785 Karar sayılı onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA, evvelce alınan onama harcının istek halinde iadesine, 11.10.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.


ÖLÜ ŞAHIS HAKKINDA İCRA TAKİBİ YAPILAMAYACAĞINA İLİŞKİN

YARGITAY 12. Hukuk Dairesi 2003/22748 E.N , 2003/26795 K.N.

İlgili Kavramlar

ÖLÜ KİŞİ HAKKINDA İCRA TAKİBİ YAPILMASI HALİ

Özet

AİLE NÜFUS KAYIT ÖRNEĞİ VE VERASET İLAMINDAN, BORÇLUNUN, HAKKINDAKİ İCRA TAKİBİNİN BAŞLATILDIĞI TARİHTE ÖLÜ OLDUĞU ANLAŞILMASINA GÖRE, ÖLÜ KİŞİ HAKKINDA YAPILAN İCRA TAKİBİNİN, MERCİCE RE´SEN İPTALİNE KARAR VERİLMELİDİR.

İçtihat Metni

(YİBK., 4.5.1978 tarih ve 4/5 s.)

Mahalli mahkemesinden verilen mercii kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlu vekilince istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü.

Dosyada konulu olan aile nüfus kayıt örneğine ve Sakarya Birinci Sulh Hukuk Mahkemesinin 6.9.2002 tarih ve 2002/912-898 sayılı veraset ilamına göre borçlu Nejat´ın 20.3.2002 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır. Alacaklı tarafından icra takibi 1.8.2002 tarihinde başlatıldığına göre bu takip, ölü kişi hakkında yapılmış olup, 4.5.1978 tarih ve 4/5 sayılı içtihadı Birleştirme Kararı gereğince Merciice resen takibin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

Sonuç: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mercii kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 30.12.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ YOLUYLA YAPILAN SATIŞLARDA SATIŞ BEDELİNİN RÜÇHANLI ALACAĞI KARŞILAMASI

T.C. YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ

Esas       : 2010/26026 Karar     : 2011/6045 Tarih      : 11.04.2011

-YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacılar tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Antalya 2. Sulh Hukuk Mahkemesi satış memurluğu dosyasında, yapılan gayrimenkul ihalesinin feshini bir kısım paydaşlar vekili talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, ihalede bir usulsüzlük bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir.

İİK´nun 129/1. maddesinde; "Taşınmaz üç defa bağırıldıktan sonra en çok artırana ihale edilir. Şu kadar ki artırma bedeli taşınmaz için tahmin edilmiş olan kıymetin en az yüzde altmışını bulmak ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan diğer alacaklılar o taşınmaz ile temin edilmişse bu suretle rüçhanı olan alacakların mecmuundan fazla olmak ve bundan başka paraya çevirme ve paylaştırma masraflarına tecavüz etmek şarttır." hükmü yer almaktadır.

Ancak, ortaklığın giderilmesi yoluyla yapılan satışlarda satış bedelinin rüçhanlı alacağı karşılaması gerekmez. (Kuru, İcra El Kitabı, sh:574, Üstündağ İcra, sh:272)

Somut olayda, gayrimenkulün muhammen bedelinin, tespit edilen 5.570.800 TL değeri olan yıkım masrafı olarak belirlenen 150.00 TL düşüldüğünde artırma şartnamesinde belirtilen 5.420.800 TL olduğu, birinci artırmada bu değerin %60´ı 3.252.480 TL´nın altına düşülerek 3.190.000 TL´ye ihale edildiği anlaşılmakta olduğu gibi ihale zaptı incelendiğinde ihalenin başlama saatinin de bulunmadığı görülmektedir.

O halde mahkemece, yukarıda açıklanan nedenlerle davanın kabulü ile ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Davacıların temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 11.04.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


PARA ÜZERİNE KONULAN HACZİN, 1 YIL GEÇMEKLE DÜŞMEYECEĞİNE İLİŞKİN YARGITAY KARARI

T.C.  YARGITAY  19. Hukuk Dairesi

E:2008/516  K:2008/2804 T:21.03.2008

PARA ALACAĞI ÜZERİNE HACİZ KONULMA

Özet  Para üzerine konulan haciz, bir yıl geçmekle düşmez. Çünkü, paranın satılmasının söz konusu olamaz.

2004 s. Yasa m. 103

Şikayet eden vekili, Ankara 30. İcra Müdürlüğü´nün 2003/3736 Esas sayılı dosyası üzerinden yürütülen …... Bankası´nın takibi sonucu 10.05.2003 tarihinde borçlu şirketin Enerji Bakanlığı´ndaki alacaklarına haciz koydurduğunu, 1 yıllık satış isteme süresi içinde satış talebinde bulunmadığı için haczinin düştüğünü, yapılan haczin İİK´ nun 103. maddesi uyarınca borçluya tebliğ edilmemesi nedeniyle Bankası´na ödeme yapılamayacağını belirterek sıra cetvelinin iptalini istemiştir.

Mahkemece para alacaklarının haczinde satış isteme süresinin söz konusu olmadığı, haciz tutanağının İİK´ nun 103. maddesi uyarınca borçluya tebliğ edilmemesinin haczi geçersiz kılmadığı, 09.05.2005 tarihli haczin ….. Bankası´na ait ilk haciz olduğu´ belirtilerek şikâyetin reddine karar verilmiştir.

Şikayet eden vekili kararı temyiz etmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan icra mahkemesi kararının İİK’ nun 366 maddesi uyarınca, ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 21.03.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

PARA VE TEMİNAT BORÇLARINA İLİŞKİN İCRA TAKİPLERİNDE YETKİ

T.C. YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ

Esas :2010/28457 Karar:2011/8997

Tarih:10.05.2011

-YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine 0bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

İİK.nun 50/1. maddesine göre, para ve teminat borçlarına ilişkin icra takiplerinde yetkili icra dairesi, HUMK.nun yetkiye dair hükümleri kıyas yoluyla uygulanmak suretiyle belirlenir.

İİK.nun 50. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken H.U.M.K.nun 9/2. maddesinin 1. cümlesine göre, davalı birden fazla ise bunlardan birinin ikametgahında takip yapılabilir ve bu durumda diğer borçlular yetki itirazında bulunamazlar. Ancak, anılan hüküm yalnız borçlulardan birinin ikametgâhındaki (onun için genel yetkili) icra dairesinde takip yapılması hali içindir. Borçlulardan biri için özel yetkili bir icra dairesinde takip yapılması halinde H.U.M.K.nun 9/2. maddesinin 1. cümlesi hükmü uygulanmaz.

Somut olayda örnek 10 ödeme emrinin şikayetçi borçluya 13.7.2010 tarihinde Ankara adresinde, takibin diğer borçlusu Ramazan Kurşunlu´ya ise İzmir adresinde 13.7.2010 tarihinde tebliğ edildiği, borçlu tarafından ise 14.7.2010 tarihinde icra mahkemesine başvurularak yetki itirazında bulunulduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, yetki itirazının yapıldığı tarih itibariyle diğer borçlu Ramazan Kurşunlu yönünden takip kesinleşmediğinden, mahkemece anılan borçlu yönünden İzmir İcra Dairelerinin yetkisinin kesinleşip kesinleşmediği ve yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda H.U.M.K.nun 9/2. maddesindeki şartların oluşup oluşmadığı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 10.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


REESKONT FAİZ ORANI HK.

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

Esas        : 2010/33695 Karar     : 2011/14931 Tarih       : 11/7/2011

-YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü.

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Borçlu vekili itiraz dilekçesinde özetle, takip alacaklısının meşru hamil olmadığını, müvekkilinin çeklerden dolayı borcunun olmadığını, ayrıca işlemiş ve işleyecek faiz oranınında fazla olduğunu söyleyerektakibin iptali ve alacaklı aleyhine tazminata hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, borçlunun takibe konu çekteki imzaya itiraz etmemiş olup, iddiaları yargılamayı gerektirdiğinden ve istenilen faiz oranı da yasal normlar içinde kaldığından itirazların reddine karar verilmiştir.

Takip dosyası incelendiğinde alacaklının 1.3.2010 tarihli çek nedeniyle borçlu aleyhine kambiyo senetlerine özgü takip yaptığı ve % 19 reeskont faizi istediği, borçlunun süresinde faiz oranına itiraz ettiği görülmüştür.

22.12.2009 tarih ve 27440 s.lı Resmi gazetede yayımlanan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası´nın Reeskont İşlemlerinde 2010 yılı faiz oranı % 15 olup alacaklının %19 luk reeskont faiz oranının fahiş olması nedeniyle faiz oranına yönelik itirazının kabul edilerek buna göre işlemiş faiz oranının da denetlenmesi yerine eksik inceleme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kısmen kabulüile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA) 11.07.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


REHNİN PARAYA ÇEVRİLMESİ YOLUNA VE ASIL BORÇLUYA MÜRACAAT EDİLMEDEN KEFİL ALEYHİNE İLAMSIZ TAKİP

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/19135 K. 2006/22450 T. 28.11.2006

• MÜŞTEREK VE MÜTESELSİL KEFİL ( Rehnin Paraya Çevrilmesi Yoluna ve Asıl Borçluya Müracaat Edilmeden Kefil Aleyhine Genel Haciz Yoluyla İcra Takibi Yapılabileceği - Banka Kredi Sözleşmesine Dayanılması )

• KEFİLİN MÜŞTEREK VE MÜTESELSİL OLMASI ( Banka Kredi Sözleşmesine Dayanılarak Rehnin Paraya Çevrilmesi Yoluna ve Asıl Borçluya Müracaat Edilmeden Kefil Aleyhine Genel Haciz Yoluyla İcra Takibi Yapılabileceği )

• BANKA KREDİ SÖZLEŞMESİNE DAYANAN TAKİP ( Rehnin Paraya Çevrilmesi Yoluna ve Asıl Borçluya Müracaat Edilmeden Kefil Aleyhine Genel Haciz Yoluyla İcra Takibi Yapılabileceği - Müşterek ve Müteselsil Kefil )

2004/m. 45

818/m. 487

ÖZET : Önce rehne müracaat kuralı borçlular için getirilmiş bir kural olup kefiller hakkında uygulanmaz. Öte yandan kefil müşterek ve müteselsil kefil ise alacaklı asıl borçluya müracaat etmeden ve rehnin paraya çevrilmesi yoluna gitmeden kefil aleyhine genel haciz yoluyla icra takibi yapabilir. Takip dayanağı banka kredi sözleşmesinde, kefaletin müteselsil olduğu açıkça belirtilmiştir. Açıklanan hususlar dikkate alınmadan kefil hakkındaki takibin iptaline karar verilmesi isabetsizdir.

DAVA : Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

İİK´nun 45. maddesi asıl borçlular ile ilgili olarak düzenlenmiş olup, alacağı rehinle temin edilen bir kimsenin "rehni veren" hakkında doğrudan doğruya genel haciz yolu ile takibe geçilmesini önlemekte ve rehinle temin edilmiş bir alacağın borçlusu iflasa tabi şahıslardan olsa bile, alacaklının yalnız rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapabileceğine ilişkin bulunmaktadır. Hemen belirtelim ki, İİK´nun 45. maddesi borçlu için getirilmiş bir kural olup, kefiller hakkında uygulanmaz. Borçlar Kanunu´nun 487. maddesinde ise, ( kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek-müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhte etmiş ise; alacaklı, asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel, kefil aleyhine takibat icra edebilir )denilmektedir. Borçlar Kanunu´nun açıklanan hükmüne ve takip dayanağı kredi sözleşmesi içeriğinde kefaletin müteselsil olduğunun yazılmasına göre müteselsil kefil V. hakkında yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda takip yapılması mümkün bulunduğundan bu borçlu hakkında takibin iptaline karar verilmesi isabetsizdir ( HGK´nun 14.10.1972 tarih, 215/841 sayılı kararı - Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, c: 3, s: 2395 ).

O halde, kredi sözleşmesine dayanılarak genel haciz yoluyla müşterek borçlu ve müteselsil kefil hakkında takip yapılmasına engel bir hal bulunmadığından mahkemece şikayetin reddi yerine kabulü isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.´nun 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 27.11.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ

E. 2000/19303 K. 2000/20135 T. 18.12.2000

• KREDİ SÖZLEŞMESİ ( Müteselsil Kefil Tarafından Alacaklı Yararına Verilen Gayrımenkul İpoteği )

• MÜTESELSİL KEFİLİN SORUMLULUĞU ( Kefil Tarafından Verilen İpoteğin Kredi Sözleşmesinin Teminatı Biçiminde Düzenlenmesi Durumunda Kefil Hakkında Ayrı Takip Yapılabilmesi )

• KEFİLİN İPOTEK VERMESİ ( İpoteğin Kefaletin Teminatı Olarak Değil Kredi Sözleşmesinin Teminatı Biçiminde Düzenlenmesi Durumunda Müteselsil Kefilin Sorumluluğu )

2004/m.45

818/m.487

Y. HGK. Kararı - 14.10.1972 tarih ve 215/841 s.

ÖZET : Kredi sözleşmesinin müteselsil kefili tarafından, alacaklı yararına verilen gayrimenkul ipoteğinin, kefaletin teminatı olarak değil, kredi sözleşmesinin teminatı biçiminde düzenlenmesi durumunda, müteselsil kefilin sorumluluğu, ipotek limiti ile sözleşmedeki kefalet limitini kapsadığından, hakkında ayrı takip yapılabilir. Bu durumda kredi sözleşmesine dayanılarak, genel haciz yoluyla kefil hakkında takip yapılmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır.

DAVA : Merci kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye 29.11.2000 tarihinde gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Sair temyiz itirazları yerinde değilse de, kredi sözleşmenin müteselsil kefili tarafından alacaklı yararına verilen gayrimenkul ipoteğinin kefaletin teminatı olarak değil kredi sözleşmesinin teminatı biçiminde düzenlenmesi durumunda, müteselsil kefilin sorumluluğu ipotek limiti ile sözleşmedeki kefalet limitini kapsadığından hakkında ayrı takip yapılabilir. Bunun ötesinde tahsilde tekerrüre meydan verilmemek kaydı ile takip yapıldığı da gözden uzak tutulmamalıdır. Hukuk Genel Kurulunun 14.10.1972 tarih ve 215-841 sayılı kararında da benimsendiği gibi İİK.nun 45. maddesi asıl borçlular için sevkedilmiş olup alacağı rehinle temin edilen bir kimsenin rehni veren hakkında doğrudan doğruya genel haciz yoluyla takibe geçmesini önlemektedir. BK.nun 487. maddesinde ise, ( kefil borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek borçlu sıfatıyla veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhte etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhine takibat icra edebilir. ) denilmektedir. Yasa koyucu anılan madde ile alacaklının haklarını güvence altına almak istemiş ve ona asıl borçluyu takip etmese ve rehin gibi alacağın sağlam teminatına müracaatta bulunmasa dahi, doğrudan kefili takip etmek hakkını vermiştir. bu durumda kredi sözleşmesine dayanılarak genel haciz yoluyla kefil hakkında takip yapılmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. O halde kredi borçlusu dışında bulunan diğer borçlular L... Gıda San. Tic. A.Ş. Muzaffer, Abdullatif ve Ökkeş´in şikayetlerinin reddine karar verilmek gerekirken bu borçlular hakkında da şikayetin kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile merci kararının yukarıda adı geçen borçlular yönünden İİK.nun 366. ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 18.12.2000 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


REHNİN TEMLİKNAME İLE DEVRALINMASI

T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/8037 K. 2005/2835 T. 17.3.2005

• SIRA CETVELİNE İTİRAZ ( Borcu Ödeyen Davalı Kefilin Alacaklı Bankanın Haklarına Halef Olmuş ve Dava Dışı Bankadan Alacağı ve Alacağa Teminat Teşkil Eden Rehni Temlikname İle Devralması - Hacze İştirak Kararının İsabetsiz Olduğu )

• REHNİN TEMLİKNAME İLE DEVRALINMASI ( Borcu Ödeyen Davalı Kefilin Alacaklı Bankanın Haklarına Halef Olması - Hacze İştirak Kararının İsabetsiz Olduğu )

• HACZE İŞTİRAK ( Borcu Ödeyen Davalı Kefilin Alacaklı Bankanın Haklarına Halef Olması/ Alacağa Teminat Teşkil Eden Rehni Temlikname İle Devralması - Hacze İştirak Kararının İsabetsiz Olduğu )

818/m.116,496,499

ÖZET : Somut olayda borcu ödeyen davalı kefil Salih, alacaklı bankanın haklarına halef olmuş ve anılan B.K´nun 499. maddesi uyarınca dava dışı bankadan alacağı ve alacağa teminat teşkil eden rehni temlikname ile devralmıştır. Bu itibarla borcu ödeyen davalı Salih´in borçlu gibi sorumlu olduğu ve alacaklı ve borçlu sıfatlarının şahsında birleştiği gerekçesiyle alacağın sona erdiği ( BK. m.116/1 ) ve mevcut olmayan bir borcu temin etmek için gösterilen rehnin konusuz kaldığı düşüncesiyle oluşturulan kararda isabet yoktur.

DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hüküm süresi içinde davalı vekilince her ne kadar duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de, konu itibariyle bu istemini reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili dava dışı borçlu Metin Özdemir´e ait aracın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde, davalının rehin alacaklısı olduğundan bahisle ilk sıraya alındığını, oysa davalının ilk sıraya alınan takip dosyasının borçlusu iken borcu ödeyerek alacağı temlik aldığı; ne var ki alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşmesi nedeniyle borcun ve rehin hakkının sona erdiğini ve rehin hakkının dikkate alınmayacağı hususunda kesinleşmiş icra mahkemesi kararı bulunduğunu iddia ederek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili müvekkilinin asıl borçlunun borcunu ödeyerek alacaklının haklarına halef olduğunu, bu kapsamda rehin hakkının da temlikname ile kendisine geçtiğini ileri sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve alınan bilirkişi raporuna göre, davalının dava dışı borçlu ile birlikte kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı ve dosya borcunu ödemekle yükümlü olduğu; borcun ödenmesi ile rehnin konusuz kaldığı ve her iki alacaklının haczinin aynı tarihli olduğu gerekçesi ile davacı alacağıyla davalının 1.711.184.000,-TL. alacağının hacze iştirak ettirilmesine karar verilmiş; hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davalı yan, dava dışı borçlunun akdettiği kredi sözleşmesine müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imza koymuş, girişilen takipte de borcu ödemiştir.

Bir sözleşmeye müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imza koyan kimsenin hukuki sorumluluğu, borçlu sıfatıyla değil kefil sıfatıyladır.

Borçlar Kanunu´nun 496 ncı maddesine göre, kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarında ona halef olur. Somut olayda da borcu ödeyen davalı kefil Salih, alacaklı bankanın haklarına halef olmuş ve anılan Yasa´nın 499 uncu maddesi uyarınca dava dışı bankadan alacağı ve alacağa teminat teşkil eden rehni temlikname ile devralmıştır.

Bu itibarla borcu ödeyen davalı Salih´in borçlu gibi sorumlu olduğu ve alacaklı ve borçlu sıfatlarının şahsında birleştiği gerekçesiyle alacağın sona erdiği ( BK. m.116/1 ) ve mevcut olmayan bir borcu temin etmek için gösterilen rehnin konusuz kaldığı düşüncesiyle oluşturulan kararda isabet yoktur.

SONUÇ : Temyiz olunan hükmün, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 17.03.2005 günü oybirliğiyle karar verildi.


SAKAT ARACINA HACİZ KONULABİLECEĞİ

SAKAT ARACINA HACİZ YAPILABİLİR Mİ? (TRAFİK SİCİLİNE KAYITLI)

İCRA İFLAS KANUNU

HACZİ CAİZ OLMIYAN MALLAR VE HAKLAR

 MADDE 82 - (Değişik: 538 - 18.2.1965 / m.46) Aşağıdaki şeyler haczolunamaz:

1. Devlet malları ile mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar,

2. Borçlunun zatı ve mesleki için lüzumlu elbise ve eşyasiyle borçlu ve ailesine lüzumu olan yatak takımları ve ibadete mahsus kitap ve eşyası,

3. Vazgeçilmesi kabil olmıyan mutfak takımı ve pek lüzumlu ev eşyası,

4. Borçlu çiftçi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer eklenti ve ziraat aletleri; değilse, sanat ve mesleki için lüzumlu olan alât ve edevat ve kitapları ve arabacı, kayıkçı, hamal gibi küçük nakliye erbabının geçimlerini temin eden nakil vasıtaları,

5. Borçlu ve ailesinin idareleri için lüzumlu ise borçlunun tercih edeceği bir süt veren mandası veya ineği veyahut üç keçi veya koyunu ve bunların üç aylık yem ve yataklıkları,

6. Borçlunun ve ailesinin iki aylık yiyecek ve yakacakları ve borçlu çiftçi ise gelecek mahsül için lâzım olan tohumluğu,

7. Borçlu bağ, bahçe veya meyva veya sebze yetiştiricisi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan bağ bahçe ve bu sanat için lüzumlu bulunan alât ve edevat,

Geçimi hayvan yetiştirmeye münhasır olan borçlunun kendisi ve ailesinin maişetleri için zaruri olan miktarı ve bu hayvanların üç aylık yem ve yataklıkları,

8. Borçlar Kanunu´nun 510´ uncu maddesi mucibince haczolunmamak üzere tesis edilmiş olan kaydı hayatla iratlar,

9. Memleketin ordu ve zabıta hizmetlerinde mâlûl olanlara bağlanan emeklilik maaşları ile bu hizmetlerden birinin ifası sebebiyle ailelerine bağlanan maaşlar ve ordunun hava ve denizaltı mensuplarına verilen uçuş ve dalış tazminat ve ikram yeleri,

Askerî mâlûllerle, şehit yetimlerine verilen terfi zammı ve 1485 numaralı kanun hükmüne göre verilen inhisar beyiye hisseleri,

10. Bir muavenet sandığı veya cemiyeti tarafından hastalık, zaruret ve ölüm gibi hallerde bağlanan maaşlar,

11. Vücut veya sıhhat üzerine ika edilen zararlar için tazminat olarak mutazarrırın kendisine veya ailesine toptan veya irat şeklinde verilen veya verilmesi lâzım gelen paralar,

12. Borçlunun haline münasip evi (Ancak evin kıymeti fazla ise bedelinden haline münasip bir yer alınabilecek miktarı borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılır.)

Medeni Kanunun 807 nci maddesi hükmü saklıdır. 2,3,4,5,7 ve 12 numaralı bendlerdeki istisna, borcun bu eşya bedelinden doğmaması haline münhasırdır.

Trafiğe kayıtlı her özel aracın trafik kaydına haciz konabilir. Zira çoğu kimsenin araba alacak ve de onun giderlerine katlanacak kadar mali durumu yoktur.Araç İcra ve İflas Kanunu manasında lüks tüketime girmektedir. Aşağıdaki Yargıtay içtihatlarında da bu durum açıklanmıştır.

KONUYLA İLGİLİ 2 ADET 12.HUKUK DAİRESİ İÇTİHATLARI:

T.C.  YARGITAY  12. HUKUK DAİRESİ  E. 2005/6708  K. 2005/9976 T. 6.5.2005

• HACZEDİLEMEZLİK ŞİKAYETİNİN REDDİ GEREĞİ ( Haczedilen Binek Otonun Hasta Olan Borçlunun Nakli İçin Zorunlu Hareketli Sandalye Niteliğinin Bulunmaması ve Lüks Bir Eşya Olması )

• ARAÇ HACZİNE KARŞI HACZEDİLEMEZLİK ŞİKAYETİ ( Arabaya Sağlık Sorunları Nedeniyle İhtiyacı Bulunduğu İddiasıyla - Haczedilen Binek Otonun Hareketli Sandalye Niteliği Bulunmadığından ve Lüks bir Kara Nakil Vasıtası Olduğundan Şikayetin Reddi Gereği )

• HASTALIK NEDENİYLE ARABANIN HACZEDİLEMEYECEĞİ İDDİASI ( Borçlunun Haczedilen Aracının Hasta Naklinde Kullanılan Hareketli Sandalye Olmayıp Lüks Eşya Sayılabilecek Binek Otomobil Olması - Şikayetin Reddi Gereği )

• SAĞLIK İÇİN LÜZUMLU EŞYA NİTELİĞİNİN BULUNMAMASI ( Borçluya Ait Arabanın Hasta Naklinde Kullanılan Hareketli Sandalye Niteliğinde Olmayıp Lüks Kara Nakil Vasıtası Olması - Haczedilemezlik Şikayetinin Reddi Gereği )

2004/m.82/2

ÖZET : Borçlu, adına Trafik Sicil´de kayıtlı bulunan aracının alacaklı vekilince anahtarının kendisinden alınarak otoparka getirildiğini daha sonra da haczedildiğini, SSK Paşabahçe Hastanesinden aldığı 3.2.2005 tarihli hipertansiyon ve sinuzal taşıkardi rahatsızlığını belirleyen rapora dayanarak binek aracına ihtiyacının bulunduğundan bahisle aracının üzerindeki haczin kaldırılmasını istediği anlaşılmaktadır. Mahkemece, borçlunun omurilik arızası nedeniyle sakat kaldığı, bastonla ve güçlükle yürüyebildiği gerekçe gösterilmiş, yaşamını sürdürebilmesi için bu aracın luzümlu eşya niteliğinde olduğundan söz edilerek şikayetin kabulüne karar verildiği tesbit edilmiştir. Söz konusu araç sakatların yer değiştirebilmesi ya da adı geçenlere hareket olanağı sağlamak için zorunlu olan, hareketli sandalye niteliğinde değildir. Sermaye unsurunun ağırlık kazandığı ve lüks sayılan bir kara nakil vasıtasıdır. Bu nitelikteki bir ekonomik değerin haczedilemeyeceği ileri sürülemez.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Borçlu, adına Trafik Sicil´de kayıtlı bulunan 34 HEU 51 plaka sayılı aracının alacaklı vekilince anahtarının kendisinden alınarak otoparka getirildiğini daha sonra da haczedildiğini, SSK Paşabahçe Hastanesinden aldığı 3.2.2005 tarihli hipertansiyon ve sinuzal taşıkardi rahatsızlığını belirleyen rapora dayanarak binek aracına ihtiyacının bulunduğundan bahisle aracının üzerindeki haczin kaldırılmasını istediği anlaşılmaktadır. Mahkemece, borçlunun omurilik arızası nedeniyle sakat kaldığı, bastonla ve güçlükle yürüyebildiği gerekçe gösterilmiş, yaşamını sürdürebilmesi için bu aracın luzümlu eşya niteliğinde olduğundan söz edilerek şikayetin kabulüne karar verildiği tesbit edilmiştir. Söz konusu araç sakatların yer değiştirebilmesi ya da adı geçenlere hareket olanağı sağlamak için zorunlu olan, hareketli sandalye niteliğinde değildir. Sermaye unsurunun ağırlık kazandığı ve lüks sayılan bir kara nakil vasıtasıdır. Bu nitelikteki bir ekonomik değerin haczedilemeyeceği ileri sürülemez. Ayrıca İİK.nun 82/2 maddesinde öngörülen bir eşya niteliğinde de değildir. O halde şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulü isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 06.05.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.  YARGITAY  12. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/4001  K. 2005/7633  T. 8.4.2005

• HACZEDİLMEZLİK ( Mahcuz Aracın Sakatlara Mahsus Özel Araç Olmayıp Üzerinde Bazı Değişiklikler Yapılmış Lüks Sayılan Kara Nakil Aracı Olduğu - İtirazın Yerinde Olmadığı )

• SAKATLARA MAHSUS ÖZEL ARACIN HACZİ ( Haczedilmezlik İtirazının Reddi - Mahcuz Aracın Sakatlara Mahsus Özel Araç Olmayıp Üzerinde Bazı Değişiklikler Yapılmış Lüks Sayılan Kara Nakil Aracı Olduğu )

• HACİZ ( Sakatlara Mahsus Özel Araç/Üzerinde Bazı Değişiklikler Yapılmış Lüks Sayılan Kara Nakil Aracı Olduğu - Haczedilmezlik İtirazının Yerinde Olmadığı )

2004/m.82

ÖZET : Mahcuz araç sakatlara mahsus özel araç olmayıp, üzerinde bazı değişiklikler yapılmış lüks sayılan kara nakil aracı olduğundan haczedilmezlik itirazı yerinde değildir.

DAVA : Mahalli mahkemesinden verilen mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki Alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Borçlu Güler adına kayıtlı 67... ... plakalı aracın haczedilemeyeceği ileri sürülmüştür. Mahkemece yapılan 14.9.2004 tarihli keşif tutanağına göre, kayden haczedilen aracın fiziksel engelli olan kişiler için düzenlendiği ve araçta ona göre değişiklikler yapıldığı tespit edilmiştir. Mahcuz araç sakatların yer değiştirebilmesi ya da adı geçenlere hareket olanağı sağlanması için zorunlu olan, hareketli sandalye niteliğinde değildir. Sermaye unsurunun ağırlık kazandığı ve lüks sayılan bir kara nakil vasıtasıdır. Bu nitelikteki bir ekonomik değerin haczedilemeyeceği ileri sürülemez. İİK´nın 82. maddesinde aksine bir düzenlemede bulunmadığına göre şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK´nın 366. ve HUMK´nın 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 8.4.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.


SATIŞ İSTEME SÜRESİ (TAŞINIR VE TAŞINMAZLAR İÇİN)

√ «Kara taşıt araçlarının fiilen haczi ile kayden haczi arasında hukuken bir fark bulunmadığı, İİK. mad. 106’daki satış isteme süresinin kaydi haciz ile de başlayacağı ve araç fiilen haczedilmemiş (muhafaza altına alınmamış) ve kıymet takdiri yapılmamış dahi olsa, kayden haczedildiği tarihten itibaren İİK. mad. 106 uyarınca satış masrafı da yatırılarak (İİK. mad. 59) satışının talep edilmemiş olması halinde araç üzerindeki haczin düşeceğini» 19. HD. 8.12.2005 T. 8171/12286; 24.11.2005 T. 6311/11552; 3.2.2005 T. 4257/664

√ «Kıymet takdiri ve fiili haciz yapılmamış dahi olsa, haciz tarihinden itibaren taşınırların bir yıl, taşınmazların ise iki yıl içinde (İİK. mad. 106, 110) satış masrafı da yatırılarak (İİK. mad. 59), satışlarının istenmemiş olması halinde, konulmuş olan hacizlerin düşeceğini» 19. HD. 24.11.2005 T. 6405/11556; 20.10.2005 T. 4865/10450; 7.7.2005 T. 2850/7742

√ «Kara taşıt aracının siciline haciz konulduktan sonra fiilen haczedilmesinin «yeni bir haciz işlemi» olduğu, bu durumda satış isteme süresinin bu tarihten itibaren işlemeye başlayacağını» 19. HD. 7.7.2005 T. 2583/7734

√«Kara taşıt araçlarının trafik kaydına haciz konulduktan sonra İİK. 106’ya göre bir yıl içinde satış masrafının da (İİK. mad. 59) yatırılarak satışının istenmemesi halinde haczin düşeceği, icra memurunun satış talebini «fiili haciz ve kıymet takdiri yapılmamış olması nedeniyle reddetmiş olması durumunda, bu karara karşı icra mahkemesine şikayet yoluna başvurulması gerekeceği, aksi takdirde araç üzerindeki haczin düşeceğini» 19. HD. 21.4.2005 T. 10907/4498; 7.4.2005 T. 9510/3777 Karş: 19. HD. 27.5.1994 T. 3902/5374

 


 

SATIŞ SONRASI TAHLİYE TALEBİNİ SADECE İHALE ALICISI İSTEYEBİLİR

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

Esas    : 2010/30412 Karar    : 2011/11155 Tarih    : 31/05.2011

-YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

İİK´nun 135. maddesi hükmüne göre; taşınmazın ihale bedelinin yatırılmış olması koşulu ile ihalenin kesinleşmesi üzerine alıcı adına tescil edilmesi için icra müdürlüğünce tapu sicil müdürlüğüne müzekkere yazılır İhalenin kesinleşmesinden ve taşınmazın alıcı adına tescil edilmesinden sonra alıcının talebi üzerine, icra müdürlüğü (veya satış müdürlüğünce) taşınmazı işgal eden borçluya veya üçüncü kişiye taşınmazı tahliye etmeleri için (15) günlük tahliye emri tebliğ edilir. Tahliye emri gönderilmesini, taşınmazı alıcıdan devralan yeni malik de alıcının haklarına halef olması nedeniyle isteyebilir

Somut olayda 2421 parsel sayılı taşınmazın ihalesi kesinleşmiş ve 18.06.2009 tarihinde alıcılar Recep Aslan, Coşkun Aslan, Tezcan Emir, Abdurrahman Aslan ve Atike Aslan adına tescili için tapu sicil müdürlüğüne yazılmış ve alıcıların talebi üzerine 06.07.2009 tarihinde İİK´nun 135. maddesine göre tahliye muhtırası düzenlenmiştir.

Temyiz dilekçesine ekli tapu belgesine göre ise, anılan taşınmazın 25.06.2009 tarihinde ihale alıcıları tarafından üçüncü kişi Fatih Gündoğan´a tapuda devrinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda tahliye muhtırasının çıkarıldığı 06.07,2009 tarihinde taşınmaz, tapu maliki Fatih Gündoğan adına kayıtlı bulunduğundan ilk alıcıların haklarına halef olan bu yeni malik tarafından taşınmazın tahliyesi istenmesi halinde muhtıra çıkarılması gerekir. Tapuda malik sıfatı bulunmayan alıcıların talebiyle muhtıra çıkarılması isabetsiz olup, mahkemece şikayetin bu nedenle kabulüne karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru değildir.

SONUÇ : Davacının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 31.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi


SIRA CETVELİNDE SIRAYA İTİRAZDA MAHKEMECE SADECE CETVELİN İPTALİNE KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ

T.C. YARGITAY 19.HUKUK DAİRESİ

Esas :2005/2413 Karar:2005/7382 Tarih:30.06.2005

Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı SSK. vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı Hazine vekili, dava dışı borçlu Büro Mobilya Kırtasiye Tic. Ltd. Şti.nin vergi borçlarından dolayı adı geçene ait 55 ... 400 plakalı aracı 12.09.2003 tarihinde haczettirdiklerini, aracın Samsun 1. İcra Müdürlüğü´nün 2004/3450 sayılı takip dosyasından 22.10.2004 tarihinde satılmasından sonra düzenlenen sıra cetvelinde haciz tarihi 10.03.2004 olan SSK. Başkanlığının garameye sokulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu bildirerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı SSK. Başkanlığı vekili somut olayda 6183 sayılı yasanın 69 uncu maddesinin uygulanamayacağını, anılan yasanın 21 inci maddesine uygun olarak ilk önce üçüncü kişiler tarafından haczedilen malların amme idarelerince de haczedilmesi durumunda paylaşımın garameten yapılacağını ileri sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

İcra Mahkemesi´nce davacı Hazine alacağının tahsili için konulan haczin davalı kurum haczinden sonra olduğu ve 6183 sayılı yasanın 69 uncu maddesi uyarınca sıralamada haciz tarihlerinin esas alınması gerektiğinden bahisle davanın kabulüne, davalı alacaklının alacağının sıra cetvelinden çıkartılmasına, davalıya isabet eden payın öncelikle davacıya ödenmesine, artanın davalıya bırakılmasına karar verilmiş; hüküm davalı SSK. Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davalı vekilinin temyiz istemi davanın süresinde olup olmadığına, uyuşmazlığın çözümünde 6183 sayılı yasanın 21 inci maddesinin uygulanması gerektiğine ve vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin müvekkiline yükletilemeyeceğine ilişkindir.

Kamu idarelerince konulan hacizlere diğer kamu idarelerinin hangi şartlarda iştirak edebileceği 6183 sayılı yasanın 69 uncu maddesinde düzenlenmiş olup, anılan yasanın 21 inci maddesinin olayda uygulanma yeri bulunmadığı gibi, davalının hangi hallerde yargılama giderleri ile vekalet ücretinden sorumlu tutulmayacağı da HUMK.nun 94 üncü maddesinde gösterilmiştir. Yerel mahkemenin bu yöne ilişkin kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Sıra cetveline itiraz davaları başka bir alacaklının sırasına ya da alacağının esas veya miktarına yahut da her ikisine yönelik olarak açılır.

Somut olayda davacı yanın istemi, davalının alacağının esas veya miktarına yönelik olmayıp, icra müdürlüğünce takip hukuku kurallarının yanlış uygulanmış olduğu iddiasına dayalıdır. Bu tür itiraz davalarında gerekçesi açıklanmak suretiyle, sıra cetvelinin iptaline karar vermekle yetinmek gerekir.

Alacağın muvazaalı olduğuna ya da sıra cetveline alındığı miktarda olmadığına ilişkin itiraz davaları maddi hukuk kuralları esas alınarak çözülürler ve davanın kısmen ya da tamamen kabulü halinde davalıya isabet eden payın davacıya ödenmesine karar verilir.

Açıklanan durum karşısında, mahkemece sıra cetvelinin iptali ile yetinilmek gerekirken, davalıya ayrılan payın öncelikle davacıya ödenmesine karar verilmesi doğru değilse de, dağıtım konusu paranın miktarına ve sıra cetvelinde sadece iki alacaklının yer almış bulunmasına göre bu yanlışlık, hüküm sonucuna etkili bulunmamış ve hükmün onanması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 30.6.2005 günü oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T.VAKIFLAR BANKASI T.A.O. TEBLİGAT KANUNUNUN 35/SON MADDESİNDEKİ KAMU KURUM VE KURULUŞLARINDANDIR

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

Esas : 2010/30607 Karar : 2011/11357 Tarih : 02.6.2011

-YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

11.01.1954 tarih ve 6219 Sayılı Türkiye Vakıflar Bankası Türk Anonim Ortaklığı Kanununun 03.04.1986 tarih ve 3272 Sayılı Kanunun 1. maddesi ile değişik 3. maddesi aynen “Bankanın Merkezi Ankara’dadır. Banka yurt içi ve yurt dışında lüzum gördüğü yerlerde, Bankalar Kanunu hükümlerine göre şube açabilir. Her türlü bankacılık işlemlerinin yapıldığı bu şubeler, kamu bankası şubeleri niteliğinde olup, kamu kuruluşlarına ait paralar da yatırabilir." kanuni düzenlemesini içermektedir.

Sözü edilen bu düzenlemeye göre şikayetçi T. Vakıflar Bankası T.A.O. kamu bankası olup, 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 35/son maddesinde yer alan kamu kurum ve kuruluşlarındandır.

Bu nedenledir ki alacaklı banka ile yaptığı sözleşmelerdeki adresini değiştiren borçlunun adres değişikliğini bildirmesi zorunludur ve bildirmemesi halinde de 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddenin 2. fıkrası gereğince tebliğ işleminin bu maddeye göre yapılması gerekmektedir. (Hukuk Genel Kurulu´nun 05.07.2006 tarih ve 2006/12 - 378 esas, 2006/496 karar sayılı kararı)

Bu durumda kamu kuruluşu niteliğinde olan T. Vakıflar Bankası T.A.O.na bildirilen kredi sözleşmesindeki borçlu adresine gönderilen tebligat adreste bulunmadığından bahisle iade edildiğinden aynı adreste şikayetçiye Tebligat Kanunun 35. maddesine göre tebliğ işlemi yapılması talebi yasaya uygundur.

O halde, mahkemece şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 02.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


TAHSİL HARCI, HARCA TABİ TUTULMAMA

ikayet kanun yoluna başvuru nedeniyle yapılan yargılama sonunda; İstanbul 5.İcra Hukuk Mahkemesince şikayetin reddine dair verilen 02.02.2009 gün ve 2009/201-120 sayılı kararın incelenmesi şikayetçi vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 23.06.2009 gün ve 2009/5436-13843 sayılı ilamı ile;

("…Alacaklı vekilinin tahsil harcına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:

06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 04.06.2008 tarih ve 5766 sayılı Kanunun 11/ç maddesiyle, 492 sayılı Harçlar Kanununun 123/son maddesi yeniden düzenlenmiş ve son fıkrada yer alan "harca tabi tutulmaz" ibaresi, "bu Kanun´da yazılı harçlardan müstesnadır" şeklinde değiştirilmiştir. İstisna ve muafiyet kavramları vergi hukukunda ayrı ayrı düzenlenmiş olup; istisna bir işleme, muafiyet ise şahsa ilişkindir. Maddede açıkça müstesna ifadesi kullanılmış olması karşısında, yapılan bu son değişiklikle, bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler, alacaklı-borçlu ayrımı yapılmaksızın 492 sayılı Harçlar Kanununda yer alan yargı harçlarından da müstesna tutulmuştur. Nitekim maddenin gerekçesinde bu değişiklik "492 sayılı Harçlar Kanununun 123.maddesinde kredilere ilişkin istisna hükmünün yargı harçlarını da kapsamı içine aldığı hususu açıklığa kavuşturularak uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır" şeklinde ifade edilmiştir. Diğer taraftan bu durum Yüksek Danıştay 9.Dairesi´nin bu yöndeki yerleşmiş birçok kararı ile de kabul edilmiş bulunmaktadır (Danıştay 9.Dairesi 20.10.2008 T. 2006/4958 E, 2008/4769 K, 15.10.2008 T. 2007/3486 E, 2008/4610 K., 15.10.2008 T. 2005/3203 E, 2008/4591 K, 15.10.2008 T. 2006/84 E, 2008/4597 K.).

Açıklanan ve yeni oluşan bu durum karşısında, bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin olarak icra dairelerinde yapılacak işlemlerin, 492 sayılı Harçlar Kanununda yazılı harçlardan ve aynı Kanun´da yer alması nedeniyle de tahsil harcından müstesna olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle tahsil harcının, alacaklı bankaya ödenen paradan kesilmesi mümkün olmadığı gibi, alacağına mahsuben alacaklı bankaya ihalenin yapılması halinde de satış bedeli üzerinden icra dairesine ödenmesi istenemez.

Somut olayda, şikayetçi banka tarafından, borçluya kullandırılan kredinin geri ödenmesini temin amacıyla icra takibi yapıldığı anlaşıldığından ve dolayısıyla yukarıda anılan yasa hükmü gereğince, ihale bedeli, tahsil harcından müstesna olduğundan, bu yöndeki şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi isabetsizdir ...")

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Şikayetçi vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu´nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

İstek, icra memurunun işlemini şikâyete ilişkin olup; icra tahsil harcı alınmasına ilişkin icra müdürlüğü kararının iptali ve harcın iadesi istenmiştir.

Şikayetçi/Banka vekili; dava dışı borçludan kredi borcunun tahsili için başlatılan icra takip dosyasında, alacaklı bankadan harç alınmasına ilişkin memur işleminin iptaline ve ihtirazi kayıtla yatırılan icra tahsil harcının iadesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel Mahkemece; "492 sayılı Harçlar Kanunu´nun 123/son maddesinde değişiklik yapılmış ise de, bu değişikliğin yargısal harçları kapsamayacağı, son değişikliğin maddedeki anlamı değiştirmediği, Harçlar Kanunu´na göre hazırlanan (1) sayılı tarife gereğince yargı harçlarının alınması gerektiği, şikayete konu işlemin de yargı harcına tabi olması sebebiyle şikayete konu müdürlüğün tahsil harcı alınmasına yönelik kararının doğru ve yasal zeminde olduğu, bu nedenle şikayetçi bankanın icra tahsil harcından muaf olmadığı" gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir.

Kararın incelenmesi şikayetçi/banka vekili tarafından istenilmesi üzerine, Özel Dairece; yukarıda belirtilen gerekçelerle karar oyçokluğuyla bozulmuştur.

Yerel Mahkemenin, önceki gerekçelerini genişleterek verdiği direnme kararı, şikayetçi/banka vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; şikâyetçi bankanın, 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun 123/son maddesindeki istisnadan faydalanıp faydalanamayacağı, dolayısıyla icra tahsil harcından müstesna olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

İlkin, harç konusunda genel bir açıklama yapılmasında yarar vardır.

Kamu hizmetlerinin kurulması ve yürütülmesi için gerekli olan mali kaynağın sağlanması amacıyla devletin egemenlik gücüne dayanarak koyduğu mali yükümlerden kaynaklanan alacakları genel olarak kamu alacakları olarak nitelendirilmektedir.

Devletin kamu alacağını oluşturan gelir kaynaklarından birini de, kamu hizmetlerinden yararlananların ödedikleri harçlar oluşturmaktadır. Harçların oluşturduğu yükümlülük, teoride, "masrafı karşılama" ve "faydalanma" ilkelerine dayandırılmaktadır.

Masraf(lar)ı karşılama ilkesine göre harç, hizmetin gerektirdiği maliyetle ölçülürken; faydalanma ilkesinde hizmetin maliyeti değil, yükümlü için taşıdığı değer esas alınmaktadır.

Buna göre harç; bazı kamu hizmetlerinden yararlanan ve hatta kanun hükmü ile yararlanmak zorunda bırakılan özel ve tüzel kişilerin, özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında, belli bir ölçüde bu hizmetlerin maliyetine katılmaları amacıyla konulan ve zor unsuruna dayanan mali yükümlülüklerdir (Pınar, Burak: Yargı ve İcra Harçları, Ankara 2009, s.1-3; Diğer harç tanımları için bakınız; a.g.e., s.3, dipnot 12´deki eserler.; Yılmaz, Zekeriya: Hukuk Davalarında Yargılama Harç ve Giderleri ile Vekalet Ücreti, Ankara 2006, s.179 vd.).

Diğer bir deyişle harç, muhtelif kanunların konusunda bulunan adli ve idari hizmetlerde ve bu hizmetin gerektirdiği kırtasiye ve formalite masraflarını karşılamak mülahazasıyla hakiki ve hükmi şahıslardan hazinece alınan bir paradır. Yapılan işler ve görülen hizmet amme hizmetinden ziyade, kişilerin şahsına ve menfaatine ilişkindir (Y.İ.B.K. 23.12.1976 gün ve 1976/11-7 E.-6 K.; Diğer bir tanım için bakınız Y.İ.B.K. 7.12.1964 gün ve 1964/3 E.-5 K.).

Anayasa Mahkemesi de, harcı, verginin özel ve ayrıksı bir türü olarak tanımlamıştır (17.12.1968 gün ve 1968/12 E.-65 K.; 24.10.1974 gün ve 1974/31 E.-43 K.; 14.01.2010 gün ve 2009/27 E.-2010/9 K. sayılı kararları ve aynı mahiyette Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun 12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E,-493 K. sayılı ilamı).

Harçlar konusunda genel düzenleme içeren, 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun gerekçesinde harcın tanımı "fertlerin özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir" biçiminde yapılmıştır (Bu harç tanımını benimseyen Anayasa Mahkemesi kararları için bakınız:31.03.1987 gün ve 1986/20 E.-1987/9 K.; 14.02.1991 gün ve 1990/18 E.-1991/14 K.; 28.09.1995 gün ve 1995/24 E.-52 K.; Benzeri tanım için bakınız: H.G.K.´nun12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E,-493 K. sayılı ilamı).

Buna göre, bir hizmetin harç konusu olabilmesi için; kişilerin bir kamu kurumundan yararlanmaları, kişilere kamu eliyle özel bir yarar sağlanması ve kamu idaresinin kişilerin özel bir işiyle uğraşması gerekmektedir (Y.İ.B.K. 7.12.1964 gün ve 1964/3 E.-5 K.; Anayasa Mahkemesi´nin 31.03.1987 gün ve 1986/20 E.-1987/9 K. sayılı kararları).

Bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi, bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına ilişkin düzenlemelerin de, kanunda yer almasına bağlıdır.

Nitekim, 1982 Anayasası´nın 73/3.maddesinde; "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır." hükmünü içermektedir.

Bu Anayasa kuralının, vergi, resim ve harç gibi parasal yükümlülüklerin veya bunlardan bağışıklığın, kapsam ve içeriğinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ve açıkça gösterilmesi amacına yönelik bulunduğu bellidir. O halde, harca ilişkin bir yasa hükmünün yorumu ve uygulanmasında, bu ilke ve amaç gözden uzak tutulmamak gerekir. Aksi halde, kişi ve kurumların yasal dayanağı olmayan bir yükümlülük altına sokulmaları veya Devletin önemli bir gelir kaynağından yoksun bırakılması gibi, Yasa Koyucunun amacına aykırı ve sakıncalı sonuçların doğmasına yol açılmış olur (H.G.K.´nun 12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E,-493 K. sayılı ilamı).

Bu kanunilik ilkesine paralel olarak, 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun 1.maddesinde, bu kanuna göre alınacak harçlar arasında, diğer harçlar yanında yargı harçları da, bulunmaktadır.

Aynı Kanunun 2.maddesinde ise, yargı işlemlerinden bu Kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların, yargı harçlarına tabi olduğu vurgulanmıştır.

Bu arada yargı harcı, devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete, ondan yararlananların katkısı olarak tanımlanmıştır (Y.İ.B.K. 16.12.1983 gün ve 1983/5 E.-6 K.).

492 sayılı Harçlar Kanunu´nun "istisna ve muaflıklar" başlıklı 13.maddesinde harçtan müstesna işlemler düzenlenmiş; 59.maddesinde ise; "Harçtan müstesna tutulan işlemler" başlığı altında hangi işlemlerin harçtan istisna olduğu sıralanmış, son fıkrasında ise; "Yukarıda yer alan istisnalara ilave olarak özel kanunlarda yer alan muafiyet ve istisnalara ilişkin hükümler saklıdır." düzenlemesi getirilmiştir.

Aynı Kanununun onuncu kısmında "kısımlar arası müşterek hükümler" üst başlığı altında birinci bölüm olarak "genel muaflıklar ve istisnalar" başlığı; bu başlığın altında ise, "özel kanunlardaki hükümler" alt başlığını taşıyan ve konumuzu ilgilendiren 123.maddesi gelmektedir.

492 sayılı Harçlar Kanunu´nun, 06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 04.06.2008 gün ve 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 11.maddesinin (ç) bendi ile değişik "Özel kanunlardaki hükümler" kenar başlıklı 123.maddesinde aynen:

"Özel kanunlarla harçtan muaf tutulan kişilerle, istisna edilen işlemlerden harç alınmaz.

Ancak, İş Kanununa tabi işçilerin ve çırakların iş mahkemelerindeki dava ve bu mahkemelerden almış oldukları ilamların takiplerinde harçtan muafiyet gündelikleri veya aylık ücretleri 16 yaşını doldurmuş işçiler için belirlenen asgarî ücreti geçmeyen işçiler ve çıraklar hakkında uygulanır.

(Değişik fıkra: 25.12.2003 - 5035 S.K./31. md.) Anonim, eshamlı komandit ve limited şirketlerin kuruluş, sermaye artırımı, birleşme, devir, bölünme ve nev´i değişiklikleri nedeniyle yapılacak işlemler ile (Ek ibare: 28.03.2007-5615 S.K./15.mad) Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri (Bu kooperatifler ile Kredi Garanti Fonu İşletme ve Araştırma Anonim Şirketi tarafından bankalardan kullandırılacak krediler için verilecek kefaletler dahil) bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler bu Kanunda yazılı harçlardan müstesnadır."

Hükmüne yer verilmiş; son cümlede daha önce yer alan "işlemler harca tabi tutulmaz" ibaresi "işlemler bu Kanunda yazılı harçlardan müstesnadır" ibaresi olarak değiştirilmiştir.

Madde metninden de anlaşıldığı üzere, harçtan istisna tutulan işlemler fıkrada belirtilen kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerdir. Yasa koyucu, finansman sıkıntısı çeken bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumların, müşterilerine kullandırmak amacıyla sendikasyon kredisi gibi büyük miktarlı kredilere kendi portföylerinde yer vererek yurt içi veya yurt dışı kredi kuruluşlarından finansman desteği alabilmelerini kolaylaştırmak ve kredi maliyetlerini azaltmak amacıyla bu nitelikteki kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerden harç alınmayacağını öngörmüştür.

Yasa koyucu anılan maddede; bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılmak üzere temin edilen kredilere ait bazı işlemlerden harç alınmayacağını belirttiğine göre; bankaların, kendi öz kaynaklarından veya diğer kredi kurumlarından temin ettikleri kredileri, genel kredi sözleşmesiyle gerçek veya tüzel kişilere teminatlı veya teminatsız olarak kullandırmaları halinde, 492 Sayılı Kanunun değişik 123/son maddesindeki istisnadan faydalanmaları olanaklı değildir.

Nitekim, aynı ilkeler Anayasa Mahkemesi´nin 14.01.2010 gün ve 2008/81 E., 2010/8 K. sayılı ve Hukuk Genel Kurulu´nun 06.10.2010 gün ve 2010/12-443 E., 471 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

Harçlar hakkındaki bu genel açıklamalardan sonra konumuzu teşkil eden icra harçlarına gelince;

Öğretide genel olarak Devletin, icra hukukundaki faaliyetine karşılık aldığı paraya icra harcı denmektedir (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, İstanbul 2004, Sahife:108 vd.).

İcra ve iflas harçları, 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun birinci kısmında, yargı harçları bölümünde, 2-37. maddelerde düzenlenmiştir. Harçlar Kanunu´ndaki İcra ve İflas harçlarına girmeden önce İcra ve İflas Kanunu´nun harçlarla ilgili hükümlerine göz atmakta fayda vardır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu´nun 15.maddesinin birinci fıkrası; "İcra ve iflas harçlarını kanun tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse, bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur." hükmünü ihtiva etmekle; harçların mahiyetini, miktarını, ödeme zamanını ve şeklini doğrudan doğruya diğer yasalara ve özellikle Harçlar Kanunu´na bırakmıştır.

Yasa koyucu anılan madde ile icra ve iflas harçlarının çerçevesini tayin etmiş, kanunla alacaklının ödemesi gerekenlerin alacaklıdan, (2548 sayılı Yasada olduğu gibi) diğer harç ve masrafların sonuç olarak borçludan tahsil edilmesi gerektiğini hüküm altına almıştır.

İcra harçları, 492 Sayılı Yasaya bağlı (1) sayılı tarifenin yargı harçları kısmının (B/1) bölümünde düzenlenmiştir.

Buna göre ilgililer; icra takibi sırasında ve takibin niteliğine göre başvurma harcı, peşin harç, icra tahsil harcı ve yerine getirme harcı olmak üzere dört çeşit harç ödemek zorundadırlar.

Burada hemen şu hususu da belirtmek gerekir ki, borçlu takip nedeni ile sadece alacaklıya karşı sorumlu ve borçlu değildir. Alacaklının yanında takip hukuku prosedürünün uygulanması ve dolayısıyla icra takibi nedeniyle Devlete karşı da borçludur. Borçlunun Devlete olan borcu, tabi ki harç borcudur. İcra dairesine yatırılan para nedeniyle borçlu, hem alacaklıya ve hem de Devlete olan borcundan kurtulur. Borcun tamamının icra dairesine yatırılmaması durumunda yatırılan miktar kadar borcundan kurtulmuş olur. Böylece İcra kasasına ödeme yapıldığı anda borç ortadan kalkar.

Borçlar Kanununun 113.maddesinin birinci fıkrası hükmü uyarınca takip konusu borcun icra dairesine ödenmesi tarihinden itibaren borçlu, faiz borcundan da kurtulmuş olur. Bundan başka ödeme tarihi, harç alacağının ve oranının yanında harç borcunun doğup doğmadığını da tayin eder. Çünkü alacaklının, borçlunun borcunu ödememesinden dolayı onun hakkında icra takibine girişmesi durumunda borçluya İİK ve Yönetmeliği hükümleri uyarınca ödeme emri çıkardıktan sonra borçlu, henüz ödeme emrini tebellüğ etmeden önce borcunu icra dairesine gelip yatırırsa bu aşamada harç ödeme mükellefiyetinden de kurtulmuş olur.

Alacaklının alacağını mutlaka borçlunun ödemesi gerekmez. Üçüncü şahısların da diledikleri takdirde İcra Dairesine başvurarak borçlunun borcunu ödemek istemeleri mümkündür. İcra Müdürlüğünün ödenmek istenen borcu kabul etme mecburiyeti vardır. Önemli olan, alacaklının bir an önce alacağına kavuşmasıdır. 12.maddenin yasaya konuluş nedenini bu düşünceler teşkil etmektedir.

Harçlar Kanunu´nun 28.maddesi (b) bendinde yer alan ve icra takiplerinde tahsil harcının, alacağın ödenmesi sırasında tahsil edilmesi gerektiği şeklindeki hüküm, yasanın diğer hükümleri gibi kamu düzeni ile ilgilidir. Borçla ilgili olarak icra dairesinin kasasına yatırılan paranın ister borçlunun veya üçüncü şahısların kendi rızaları ile yatırdıkları para olsun, isterse İİK´nun 89.maddesi uyarınca diğer alacaklıların ve üçüncü şahısların elinde haczedilen mallarla ilgili paralar olsun bunların kaynağına bakılmaksızın bu paralardan alacaklıya yapılan ödeme nispetinde -harcın tamamı tahsil edilinceye kadar- harç alınması gerekir. Gerek İcra İflas Yasasında ve gerekse harçlarla ilgili yasalarda bunun aksine bir hüküm mevcut değildir.

Nitekim talimat icralarınca tahsil edilen paralar, esas takibin yapıldığı icra dairesine aynen ve hiçbir kesinti yapılmaksızın gönderilir. Harç ve masrafın hesabı esas takibin yürütüldüğü yer İcra Dairesince yapılır.

Devletin icra takibi nedeniyle aldığı harçlardan en önemlisi Harçlar Kanunu´nun 28.maddesinin (b) bendinde düzenlenen icra tahsil harcıdır.

İcra tahsil harcı, bu yasal düzenleme uyarınca alacağın ödenmesi sırasında tahsil olunur. Borçlu dilerse icra dairesine başvurarak tüm ferileriyle birlikte harç ve masrafları da kapsayacak biçimde borcunun tamamını hesaplattırıp öder veya borcundan mahsup edilmek üzere kısmi ödemede bulunur. Bu ödemeleri alacaklının arzu ettiği zaman icra dairesinden alma hakkı vardır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, eğer bir harç alacağı mevcut ise bunun mutlaka her ödeme sırasında tahsil edilmesi gerektiğidir. Devlet tahsil harcını takibe konu asıl alacak üzerinden almaktadır. Bundan sonraki tahsilatlardan (faiz tahsilatlarından) harç alınması, Harçlar Yasası´nın 20. maddesinin açık hükmü karşısında mümkün bulunmamaktadır. Kanun, harç alacağının tahsilini borcun tamamının ödenmesi şartına bağlamamıştır. Borcun tamamı ödenirse elbetteki harç da tahsil edilecektir. Borcun tamamı değil de taksit taksit ödenmesi söz konusu ise bu taktirde yapılan borç tahsilatlarının alacaklıya ödendiği miktara göre harç tahakkuku ve tahsilatı yapılacaktır. Çünkü Devlet, verdiği hizmet yani yaptığı tahsilat kadar harç almayı hak etmiştir.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi Harçlar Kanunu, para borçlarıyla ilgili icra tahsil harcının alacağın-ister kısmen (taksitle), isterse tümden olsun- tahsili sırasında alınmasını öngörmektedir. Alacaklının, alacağının tamamını elde edinceye kadar takibe devam etmek hakkı ve yetkisi vardır. İcra Dairesince kesilen harç nedeniyle alacaklı, alacağının tamamına kavuşamadığı takdirde borçlunun malvarlığı üzerinde takibi devam ettirerek alacağını eksiksiz tahsil etme olanağına her zaman sahiptir. Harçlar Yasası´nın 32. ve 127.maddeleri hükümleri bu konuda hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıktır.

Özet olarak belirtmek gerekirse; Harçlar Yasasının 37.maddesinde düzenlenen ve harçların Vergi Dairesince tahsilini öngören kural, İcra Dairesince başkaca hiçbir işlem yapılmasını gerektirmeyen ve yasanın öngördüğü süreler içinde harç ödemesi yapılmayan konulara münhasırdır. Kısaca harç tahsil müzekkeresi yazılmak suretiyle icra tahsil harcının Vergi Dairesince tahsili öngörülen takip dosyası infaz edilmek suretiyle icra müdürü tarafından işlemden kaldırılan işlerle ilgilidir.

Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu´nun 9.6.2004 gün ve E:2004/12-336 K:2004/338 sayılı kararında da, benimsenmiştir

Bu ilkelere paralel olarak; Hukuk Genel Kurulu´nun 22.9.2004 gün ve E:2004/12-491 K:2004/413; 3.12.2008 gün ve E:2008/12-715 K:2008/717 sayılı kararlarında da, paranın tahsili anında Devletin harçla ilgili kaybını önlemek ve Harçlar Kanunu´nun 128. maddesindeki memur mesuliyetini azaltmak amacı ile ilerde borçludan alınmak üzere, tahsil harcının, alacaklıya ödeme yapıldığı sırada alacaklıdan alınacağı belirtilmiştir.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Şikayetçi/alacaklı/banka, borçlu D… T…l San. ve Uluslar arası Tic. A.Ş.´nin kredi borcunu geri ödememesi nedeniyle, bu şirket hakkında İstanbul 10.İcra Müdürlüğü´nün 2007/6812 esas sayılı dosyası üzerinden ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibine girişmiş; kredi sözleşmesini müşterek borçlu müteselsil kefil olarak imzalayan kişiler adına kayıtlı olan ve kredinin teminatı olarak gösterilen Kocaeli ilindeki ipotekli taşınmazın ihale yoluyla satışa çıkarılması sonucu, banka alacağına mahsuben ipotekli taşınmazı satın almıştır.

Şikayetçi/alacaklı banka vekili, icra memurluğundan müvekkili bankanın tahsil harcından muaf olduğunu beyanla, anılan harcın tahsil edilmemesini talep etmişse de, İstanbul 10.İcra Müdürlüğü´nce 19.01.2009 tarihinde istemin reddine karar verilmiş; bunun üzerine ihaleye konu ipotekli taşınmazın satış bedelinin %9 oranına isabet eden 8.640-TL miktarındaki icra tahsil harcının, alacaklı banka tarafından 21.01.2009 tarihinde ödendiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda, harcın konusunu oluşturan işlem, şikayetçi bankanın genel kredi sözleşmesi uyarınca müşterilerine kullandırdığı kredinin zamanında ödenmemesi nedeniyle yapılan icra takibinde ipotekli taşınmazın ihalesi sonucu, şikayetçi bankanın kredi alacağına mahsuben satın almasından kaynaklanmaktadır.

Anılan icra takibi nedeniyle tahsil edilen alacak miktarı üzerinden icra memuru tarafından şikayetçi/alacaklı bankadan icra tahsil harcı alınmıştır. Şikayetçi/alacaklı banka, bu harcın iadesi için icra memurluğuna başvurmuş, ancak istemin reddine karar verilmesi üzerine eldeki şikayet başvurusunu yapmıştır.

Yukarıda belirtildiği üzere bankaların, Harçlar Kanunu´nun 123/son fıkrasında yer alan yargı harçlarından istisna tutulma keyfiyeti dar tutulmuş olup, bu kapsama bankaların genel kredi sözleşmeleri ile müşterilerine kullandırdıkları kredilerin ödenmemesi nedeniyle açtıkları dava ve icra takiplerinde ödenmesi gereken yargı harçlarının girmediği belirgindir.

Şikayete konu takipte, İcra ve İflas Kanunu´nun 15.maddesi uyarınca gerçekte borçluya ait olan tahsil harcının, konuya ilişkin bir başka düzenlemeyi içeren 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun 28/b maddesindeki hüküm çerçevesinde alacaklıdan alınması, sonuçta bu miktarın borçludan alınıp alacaklıya ödenmesine olanak veren yasal düzenlemeler karşısında, hukuka aykırı değildir.

O halde icra memurunun, harcın tahsiline ilişkin işleminde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı ortadadır.

Yerel Mahkemenin paralel bir gerekçeye dayalı bulunan direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, onanmalıdır.

S O N U Ç : Şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 09.02.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


TAHSİL HARCININ MÜKELLEFİ BORÇLUDUR.

YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ 2004/13357 - 2004/17821 E.K.

İİK.nun 12. maddesine göre icra dosyasına yatan para kadar borçlu borcundan kurtulacağından, bu miktar için takibin devamı mümkün değildir. Borçlunun sorumlu olduğu harcın borçtan kurtulduğu ve alacaklıya ait paradan alınması düşünülemez.Ancak tahsil harcının mükellefi borçlu olduğundan İİK.nun 12 ve 15. maddeleri gereğince ayrıca hüküm ve ayrı bir takibe gerek kalmaksızın yapılan takipte tahsil harcı yönünden muhtıra çıkarılmak suretiyle bunun borçludan istenmesi, ödenmediği taktirde Harçlar Kanunu´nun 37. maddesi gereğince harç tahsil müzekkeresi düzenlenip tahsili için Vergi Dairesine gönderilmesi gerekli ve yeterlidir.

(Karar Tarihi : 06.07.2004)

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin Alacaklı vekilince istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü.

Medeni Usul Hukukunda olduğu gibi İcra Hukukunda da harç ve giderler sonuçta haksız çıkan tarafa yükletilir. Harç, yapılan bir hizmet karşılığı olarak Devletin aldığı bir paradır. Tahsil harcı da, bu amaca yönelik olup ve alacaklıya tediye sırasında alındığına göre, takip masrafları çıkarıldıktan sonra geri kalan miktar üzerinden hesaplanması gerekir. Çünkü, Alacaklıya yapılan hizmet, kendisine yapılan ödeme kadardır.

Nitekim, 492 Sayılı Harçlar Kanununda tahsil harcının, tahsil olunan paradan alınacağı belirtilmiştir. Bu tahsil olunan para alacaklı tarafından alınan paradır. İİK.nun 15. maddesine göre de, Kanunda hilafı yazılı değilse bütün harç ve masraflar borçluya ait olup, neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur. Sadece cezaevi harcı 2548 Sayılı Yasanın 1. madde 2. fıkrası gereğince borçluya yükletilemez, bu harcın yükümlüsü alacaklıdır. Ayrıca, İİK.nun 12. maddesine göre icra dosyasına yatan para kadar borçlu borcundan kurtulacağından, bu miktar için takibin devamı mümkün değildir. Borçlunun sorumlu olduğu harcın borçtan kurtulduğu ve alacaklıya ait paradan alınması düşünülemez.

Yukarıdaki ilkeler ve Yasa hükümleri gözönünde bulundurularak icra müdürlüğünce yatırılan para alacaklıya ödenirken bundan tahsil harcı alınamaz. Yatan paranın alacaklıya ödenmesi gerekir. Ancak tahsil harcının mükellefi borçlu olduğundan İİK.nun 12 ve 15. maddeleri gereğince ayrıca hüküm ve ayrı bir takibe gerek kalmaksızın yapılan takipte tahsil harcı yönünden muhtıra çıkarılmak suretiyle bunun borçludan istenmesi, ödenmediği taktirde Harçlar Kanunu´nun 37. maddesi gereğince harç tahsil müzekkeresi düzenlenip tahsili için Vergi Dairesine gönderilmesi gerekli ve yeterlidir. O halde şikayetin kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsizdir.

KARAR : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 06.07.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.


TAKSİTLENDİRİLEN AMME ALACAĞININ VADESİNDE ÖDENMEMESİ HALİNDE HACİZ UYGULAMASI

Danıştay 3. Dairesi

Tarih         : 13.09.2011  Esas No   : 2009/3890 Karar No  : 2011/4707

Taksitlendirilen amme alacağını vadesinde ödemeyen davacının mal bildiriminde bildirdiği bir adet kamyon ile idarece tespit edilen diğer bir aracına uygulanan hacizde hukuka aykırılık bulunmadığı

İstemin Özeti: Yük taşımacılığı faaliyetinde bulunan davacı adına tahakkuk eden 2005, 2006 ve 2007 yıllarına ilişkin muhtelif vergi borçlarının tahsili amacıyla iki adet aracına uygulanan hacze karşı açılan davayı; 6183 sayılı Kanun’un 62. maddesinde borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tespit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul mallar ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarın tahsil dairesince haczolunacağının hükme bağlandığı, dosyanın incelenmesinden, 01.03.2005 tarihinden itibaren yük taşımacılığı faaliyetinde bulunan davacının bu faaliyetinden doğan 2005, 2006 ve 2007 yıllarına ilişkin çeşitli vergi borçlarını vadesinde ödememesi nedeniyle ödeme emirleri düzenlenmesi üzerine mal bildiriminde bildirilen bir adet kamyon ile idarece tespit edilen diğer bir araca haciz uygulandığının anlaşıldığı, her ne kadar davacı tarafından haczin, ortağı bulunduğu (...) Ltd. Şti.’nin ödenmeyen vergi borçları dolayısıyla uygulandığı ileri sürülmüş ise de, dosyadaki bilgi ve belgelerden haczin davacının şahsi ticari faaliyetinden doğan borçlar nedeniyle uygulandığının görüldüğü, bu durumda taksitlendirilen amme alacağını vadesinde ödemeyen davacının iki adet aracına uygulanan hacizde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle reddeden Vergi Mahkemesi kararının; davacının 31.05.2000 tarihinde şirketteki hisselerini devrederek şirketten ayrıldığı ileri sürülerek bozulması istenmiştir.

Karar: Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, oybirliğiyle karar verildi.


TALEP EDİLEN FAİZİN İLAMA AYKIRI OLMASI

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/20774 K. 2005/24209 T. 06.12.2005

 İLAMLI TAKİP TALEP EDİLEN FAİZİN İLAMA AYKIRI OLMASI

ÖZET : İlama aykırı şekilde faiz istenmesi halinde buna ilişkin şikayet İİK´in 16/2 maddesi uyarınca herhangi bir süreye tabi bulunmadığından mahkemece şikayetin esastan incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken şikayetin süre bakımından reddi isabetsizdir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Alacaklı tarafından borçlu hakkında ilamların icrası yoluyla icra takibinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Borçlu icra mahkemesine başvurusu; alacaklı tarafın ilama aykırı şekilde faiz istediğinden bahisle fazla istenen faizin miktarının iptaline ilişkindir. İlama aykırı şekilde faiz istenmesi halinde buna ilişkin şikayet İİK´in 16/2 maddesi uyarınca herhangi bir süreye tabi bulunmadığından mahkemece şikayetin esastan incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken şikayetin süre bakımından reddi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK´un 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 06.12.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.


TALİMAT YOLUYLA YAPILAN İŞLEME KARŞI ŞİKAYET TALİMAT İCRASININ BULUNDUĞU YER İCRA MAHKEMESİDİR

T.C. YARGITAY ONİKİNCİ HUKUK DAİRESİ

Esas : 2011/2809 Karar : 2011/3639 Tarih : 17.03.2011

HACZOLACAK MALLARIN BAŞKA BİR YERDE BULUNMASI İCRA DAİRESİNE TALİMAT YAZISI YAZILMASI

NOKTA HACZİ

KESİN YETKİ KURALI

ÖZET : İİK’nun 79. maddesi gereğince haczolunacak malların başka bir yerde bulunması halinde icra dairesi malların bulunduğu yerin icra dairesine talimat yazarak haczin yapılmasını ister. Bu halde, hacizle ilgili şikayetler kendisine talimat yazılan icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesince çözümlenir. Anılan husus kesin yetki kuralı olup, mahkemece re’sen uygulanmalıdır. Ancak talimat yazısı “Borçluya ait menkul ve gayrimenkul mallar ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının haczi yönünde” genel nitelikli olmayıp da belli bir malın haczini isteyen (nokta haczi) biçimde yazılmış ise, bu halde anılan hacizle ilgili şikayet talimatı yazan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesinde incelenir. Bir başka deyişle böyle hallerde İİK’nun 79. maddesi uygulanmaz.

(2004 s. İİK m. 4, 79)

 -YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

İİK’nun 79. maddesi gereğince haczolunacak  malların başka bir yerde bulunması halinde icra dairesi malların bulunduğu yerin icra dairesine talimat yazarak haczin yapılmasını ister. Bu halde, hacizle ilgili şikayetler kendisine talimat yazılan icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesince çözümlenir. Anılan husus kesin yetki kuralı olup, mahkemece re’sen uygulanmalıdır.

Ancak talimat yazısı “Borçluya ait menkul ve gayrimenkul mallar ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının haczi yönünde” genel nitelikli olmayıp da belli bir malın haczini isteyen (nokta haczi) biçimde yazılmış ise, bu halde anılan hacizle ilgili şikayet talimatı yazan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesinde incelenir. Bir başka deyişle böyle hallerde İİK’nun 79. maddesi uygulanmaz.

Somut olayda Uşak 3. İcra Müdürlüğü’nün, borçlunun taşınır mallarının ve adına kayıtlı araçlarının haczedilmesi için 10.07.2009 tarihinde Orhangazi İcra Müdürlüğü´ne yazdığı genel nitelikli talimat üzerine borçlu belediyenin araçlarına Orhangazi İcra Müdürlüğünce haciz konulduğu anlaşılmıştır.. O halde, İİK’nun 4. maddesi gereğince şikayeti incelemeye Orhangazi İcra Mahkemesi yetkilidir. Mahkemece işin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yetkili yerin Uşak İcra Mahkemesi olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ  :  Borçlu  vekilinin  temyiz  itirazlarının  kabulü  ile  mahkeme  kararının  yukarıda  yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 17.03.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

I- Konya İcra Dairesinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla yapılan takipte borçlunun imzaya itiraz sebebiyle Konya İcra Hukuk Mahkemesine yaptığı başvurusu sonucunda görülmekte olan itiraz, borçlunun Akşehir’de bulunan malları üzerine uygulanan hacze karşı Akşehir İcra Hukuk Mahkemesinde «haczedilmezlik şikayeti»nde bulunmasına engel teşkil etmez. Hal böyle olunca İİK’nun 79 ve 82/12 maddeleri nazara alınarak mahkemece işin esasının incelenmesi gerekirken, yazılı şekilde şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir.

12. HD. 8.10.2004 T. E: 17433, K: 21297

Ankara 6. İcra Hakimliğinin 6.11.2003 tarih ve 2003/661-648 sayılı kararı ile meskeniyet şikayeti yönünden yetkisizlik kararı verilmiştir. Haciz işlemi talimatla Karaman İcra Dairesince uygulandığından İİK’nun 79/2. maddesi gereğince, meskeniyet şikayetinin Karaman İcra Hakimliğince incelenmesi zorunludur.

Somut olayda, Ankara İcra Mahkemesinin «meskeniyet şikayeti»ne yönelik yetkisizlik kararı yukarıda açıklanan nedenlerle yasaya uygun olup, Karaman İcra Mahkemesince işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.

Sair şikayet nedenleri yönünden dosya tefrik edilerek, yukarıda açıklanan incelemenin yapılması yerine talebin tümü için yetkisizlik kararı verilmesi isabetsizdir.

12. HD. 22.9.2004 T. E: 14350, K: 19967

II- 3. kişinin mahkemeye başvurusu, asıl icra dairesinin yaptığı işlem dışında, talimat icrasınca yapılan haciz işleminden dolayı haczedilmezlik ve muhafazaya da yönelik olduğundan, İİK’nun 79. maddesi gereğince hacizle ilgili şikayetlerin haczi yapılan talimat icra dairesinin bağlı olduğu, icra mahkemesine yapılması gerektiğinden, mahkemece haczedilmezlik ve muhafaza işlemlerine yönelik başvuru hakkında resen «yetkisizlik kararı» vermesi gerekirken, bu konuda da ret karar verilmesi isabetsizdir.

12. HD. 5.7.2004 T. E: 12977, K: 17679

III- İİK’nun 4. maddesi gereğince takip hangi icra dairesinde başlamış ise bu takiple ilgili itiraz ve şikayetler takibin yapıldığı yer icra müdürlüğünün bağlı bulunduğu icra tetkik mahkemesinde çözümlenir. Bu husus kamu düzenine ilişkin kesin yetki niteliğindedir. Yasada, koşulların oluşması halinde İİK’nun 79 ve 360. maddeleri bu husustaki yetkiyle ilgili istisnalardır. Takip ilama dayansa bile alacaklının tercihini yaparak hangi icra dairesinde takip başlattı ise bu takibe ilişkin şikayet ve itirazları çözümlemeye o icra dairesinin bağlı bulunduğu mercii yetkilidir. Hal böyle olunca, Antalya’da başlatılan ilamların icrasına ilişkin takipte, takibin esasına ilişkin şikayetleri incelemeye Antalya İcra Tetkik Mahkemesi yetkili olduğundan, mercice bu husustaki şikayetleri yetkisizlik nedeniyle reddine karar verildikten sonra, Antalya İcra Müdürlüğü’nün talimatıyla borçlunun Ankara’daki ev ve eşyasına Ankara İcra Dairesi tarafından uygulanmış bir haczin varlığı halinde, mercice, İİK’nun 82/12. maddeleri koşullarında inceleme ve değerlendirme yapılmak suretiyle haczedilmezlik konusunda bir karar vermek gerekirken, keşif yapılmadan ve bilirkişiden rapor alınmaksızın eksik incelemeyle, gayrimenkul üzerindeki haczin kaldırılmasına karar vermesi yerinde değildir.

12. HD. 12.2.2004 T. E: 2003/25135, K: 2491

IV- İİK’nun 79/2 maddesi uyarınca haczolunacak mallar başka yerde ise ve haciz işlemi o malların bulunduğu yerde uygulanmışsa hacizle ilgili şikayetler istinabe olunan icra dairesinin bağlı bulunduğu tetkik merciince çözümlenir. Somut olaydaşikayete konu haciz işlemi talimat icra dairesi olan Tire İcra Dairesince uygulandığından, Tire İcra Tetkik Mercii Hakimliği «haczedilmezlik şikayeti»ni incelemeye yetkilidir. Mercice işin esası incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olduğu gibi kabule göre de mercice dosyanın talep halinde yetkili icra dairesine gönderilmesine karar vermek gerekirken şikayet dilekçesinin reddine şeklinde karar oluşturulması da doğru değildir.

12. HD. 11.3.2003 T. E: 2436, K: 4903

Aynı doğrultuda:

12. HD. 23.12.2002 T. E: 26398, K: 27331 - 12. HD. 27.6.2002 T. E: 12685, K: 13879 - 12. HD. 11.6.2002 T. E: 11315, K: 12510


TARAFLAR YETKİLİ İCRA DAİRESİNİ SÖZLEŞMEYLE BELİRLEYEBİLİRLER

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

-YARGITAY İLAMI-

Kambiyo senetlerine mahsus takibe konu 10.6.2009 tanzim tarihli her iki senette de taraflar arasında Denizli İcra Mahkemelerinin yetkili olduğu kabul edilmiştir. Kamu düzeni ile ilgili bulunmayan hallerde İİK.nun 50. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken HUMK.nun 22. maddesi uyarınca taraflar yetkili mahkemeyi  (icra dairesini) sözleşmeyle belirleyebilirler.Taraflar aralarındaki ihtilafların yetkili olmayan mahal mahkemesine gönderilmesini kabul ettiklerine göre mahkemenin yetki itirazının reddine karar vermesi gerekirken sözleşmenin yapıldığı ve ifa yerinin Antalya olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verilmesi doğru olmadığından kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 18.04.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


TARAFLARIN HACİZDEN KURTULMAK İÇİN BOŞANMALARI

 

T.C. YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ

E. 1995/4851 K. 1995/4805 T. 19.9.1995

• İSTİHKAK ( Tarafların Hacizden Kurtulmak İçin Boşanmaları )

• ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN İSTİHKAK İDDİASI ( Tarafların Hacizden Kurtulmak İçin Boşanmaları )

• HACİZDEN KURTULMAK İÇİN BOŞANMA DAVASI AÇILMASI ( İstihkak İddiasının Yerinde Olmaması )

• MÜLKİYET KARİNESİ ( Bir Menkul Malı Elinde Bulunduran Kişinin Onun Maliki Sayılması )

2004/m.97/a

ÖZET avacı ile davalı borçlu anlaşmalı olarak boşanmışlardır. Toplanan kanıtlardan bu boşanmanın tarafların hacizden kurtulmak amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. Bir menkul malı elinde bulunduran kişi onun maliki sayılır. Burada mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Davacı üçüncü kişi yasal karinenin aksini yeterli ve inandırıcı bir biçimde ispat edememiştir. Somut olayda dinlenen tanık beyanı bu karinenin aksini ispata yeterli değildir. Bu nedenle istihkak iddiasının kabulü yerinde değildir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı kararın temyizen tetkiki davalı alacaklı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı tarafından verilen dava dilekçesinde 18.6.1993 tarihinde yapılan hacizde haczedilen malların kendisine ait olduğu iddiasıyla istihkak iddiasında bulunulmuş,

Davalı alacaklı vekili davanın reddini istemiş,

Mercice davanın kabulüne karar verilmiş, bu karar davalı alacaklı tarafından, temyiz edilmiştir.

Borçlu aleyhine yapılan icra takibi sonucu haczedilen malların kendisine ait olduğu iddiasıyla 3. şahıs tarafından dava açılmıştır. Borca konu olan bononun düzenleme tarihinin 9.3.1993 vade tarihinin 8.6.1993 olduğu belirgindir. Davacı ile davalı borçlu 10.6.1993 tarihinde anlaşmalı olarak boşanmışlardır. Toplanan kanıtlardan bu boşanmanın tarafların hacizden kurtulmak amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. İİK. 97/a maddesi gereğince bir menkul malı elinde bulunduran kişi onun maliki sayılır. Burada mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Davacı 3. kişi yasal karinenin aksini yeterli ve inandırıcı bir biçimde ispat edememiştir. Somut olayda dinlenen tanık beyanı bu karinenin aksini ispata yeterli değildir. Bu nedenle davanın reddi gerekirken, kabulü usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı alacaklı yararına BOZULMASINA, istek halinde ödediği temyiz peşin harcının temyiz eden davalı alacaklıya geri verilmesine, 19.9.1995 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ

E. 2000/5746 K. 2000/6463 T. 3.10.2000

• İSTİHKAK DAVASI ( Dava Konusu Malların Davacının Evinde ve Huzurunda Borçlunun Yokluğunda Haczedilmesi-Davacı Kadının Eşiyle Boşanmış Olması )

• MÜLKİYET KARİNESİ ( Dava Konusu Malların Davacının Evinde ve Huzurunda Borçlunun Yokluğunda Haczedilmesi-Davacı Kadının Eşiyle Boşanmış Olması Nedeniyle Malların Kadına Ait Olması )

• KADININ MALLARININ HACZİ NEDENİYLE İSTİHKAK DAVASI ( Kocadan Çok Uzun Zaman Önce Boşanılmış Olması Nedeniyle Malların Kadına Ait Olduğunun Kabulü )

• BOŞANMANIN MUVAZAAYA DAYANDIĞI İDDİASI ( Davalının Bunu İspatlayamaması Nedeniyle Haczedilen Malların Davacı Kadına Aidiyetinin Kabulü )

2004/m.96,97

ÖZET : Dava konusu menkuller davacının kendi evinde ve huzurunda borçlunun yokluğunda haczedilmiştir. Davacı kadının borçlu kocasından takip tarihinden 4,5 yıl önce boşandığı ve o tarihten beri haciz uygulanan evde ayrı yaşadığı nitekim ödeme emrinin bu adreste tebliğ edilemediği gibi haciz sabah saat 7.30 gibi erken bir saatte yapılmasına karşın evde bulunmadığı dosyadaki kanıtlardan anlaşılmaktadır. Bu durumda mülkiyet karınesi davacı yararınadır. Bu yasal karinenin aksi davalı alacaklı tarafından kesin ve güçlü delillerle kanıtlanmadığından mahcuzlar davacınındır. Alacaklı her nekadar davacı ile borçlunun mal kaçırmak amacıyla boşandıktan sonra birlikte yaşadıklarını savunmuş isede bu savunmayı kanıtlayamamış, davalı vekilinin sekreteri olan tanığın anlatımı inandırıcı görülmediği gibi görgüye dayanan bilgisininde olmadığı anlaşılmıştır. Haciz tutanağında evde bulunduğu açıklanan resim faks kağıdı gibi bazı belgeler başka güçlü delillerle desteklenmedığinden birlikte oturma olgusunun isbatına yeterli bulunmamıştır. Aksine kira sözleşmesi ile bu sözleşmeyi doğrulayan davacı tanıkları davacı ile borçlunun birlikte değil ayrı yaşadıklarını bildirmişlerdir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı kararın temyizen tetkiki davacı ( 3.kişi ) vekili tarafından istenmiş, merciice ilamında belirtildiği şekilde reddine karar vermiştir.Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

KARAR : Uyuşmazlık 3.kişinin İİKnun 96 ve onu izleyen maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir.

Mercii Hakimliğinin İİKnun 97/a maddesindeki karine gerekçe gösterilmek suretiyle davanın reddi kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu menkuller davacının kendi evinde ve huzurunda borçlunun yokluğunda 6.10.1999 tarihinde haczedilmiştir. Davacı kadının borçlu kocasından 1.3.1995 takip tarihinden 4,5 yıl önce 4.11.1991 tarihinde boşandığı ve o tarihten beri haciz uygulanan evde ayrı yaşadığı nitekim ödeme emrinin bu adreste tebliğ edilemediği gibi haciz sabah saat 7.30 gibi erken bir saatte yapılmasına karşın evde bulunmadığı dosyadaki kanıtlardan anlaşılmaktadır. Bu durumda İİKnun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karınesi davacı yararınadır. Bu yasal karinenin aksi davalı alacaklı tarafından kesin ve güçlü delillerle kanıtlanmadığından mahcuzlar davacınındır. Alacaklı her nekadar davacı ile borçlunun mal kaçırmak amacıyla boşandıktan sonra birlikte yaşadıklarını savunmuş isede bu savunmayı kanıtlayamamış, davalı vekilinin sekreteri olan tanığın anlatımı inandırıcı görülmediği gibi görgüye dayanan bilgisininde olmadığı anlaşılmıştır. Haciz tutanağında evde bulunduğu açıklanan resim faks kağıdı gibi bazı belgeler başka güçlü delillerle desteklenmedığinden birlikte oturma olgusunun isbatına yeterli bulunmamıştır. Aksine kira sözleşmesi ile bu sözleşmeyi doğrulayan davacı tanıkları davacı ile borçlunun birlikte değil ayrı yaşadıklarını bildirmişlerdir.

Kaldıki, boşanmadan sonra borçlunun başka bir alacaklısı tarafından aynı evde yapılan ve dava konusu mahcuzların büyük bir kısmını içeren haciz nedeniyle davacı tarafından açılan istihkak davası sonunda İstanbul 8.İcra Tetkik Merciinin E:1992/1089-K:1994/383 sayılı kararı ile davacı ve borçlunun ayrı yaşadıkları vurgulanmak ve İİKnun 97/a maddesindeki karinenin davacı yararına olduğu belirtilmek suretiyle mahcuzların davacıya ait olduğu benimsenmiş ve davanın kabulüne karar verilmiştir.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 7.3.1995 gün ve E:1995/1210 K: 1272 sayılı ilamı ile onanan bu karar eldeki dava yönünden dikkate alınması gereken güçlü delil niteliğindedir. Gerçekten başka alacaklı tarafından yapılan haciz nedeniyle açılan istihkak davası sonunda alınan karar, daha sonra aynı eşyaların başka alacaklı tarafından haczedilmesi üzerine açılan yeni istihkak davasında kesin hüküm oluşturmaz isede güçlü bir delil sayılacağı Dairemizin giderek Yargıtay´ın ( 15.hukuk Dairesi 18.5.1993 gün ve E:1748 K:2419, 1.4.1991 gün ve E:1195 K:1643 ) yerleşmiş görüşlerindendir. Esasen antikacılık yapan davacı kadının bu mahcuzları kendi gelir ve kazancı ile İstanbul 13.İcra Müdürlüğünün 1991/16786 sayılı dosyasında 22.1.1992 tarihinde yapılan ihalede satın aldığı icra dosyası ve ihale tutanağı ilede açıkca ortadadır. B.Knun 231.maddesi hükmüne göre menkul bir malı ihalede satın alan kişi mülkiyeti ihale anında kazanır. Yargıtay HGKnun 31.10.1990 gün E: 1990/15-375, K:1990/530 sayılı kararında da vurgulandığı üzere ihalenin yasada açıklanan şartlara uygun olmadığı yada muvaaza ile illetli olduğu ileri sürülüp iptal edilmedikçe alıcının ihale ile kazandığı mülkiyet hakkına itiraz olunamaz. Şu halde 1982 yılından beri antika ticareti yapan davacı kadının otelcilikle uğraşan borçlu ile 2 yıl evli kalıp boşandığı, boşanmadan sonra ayrı yaşadığı, dava konusu antika niteliğindeki mahcuz eşyaları kendi kazancı ile satın aldığı ihale tutanağı diğer fatura ve mülkiyet belgeleri, tanık anlatımları, mercii kararı, Antikacılar Çarşısı Yönetim Kurulu Başkanlığının yazısı, fotağraflar ile dosyadaki diğer belge ve bilgilerden açıkca anlaşıldığına ve antikacılık mesleği ile uğraşan davacının antika nitelikli mahcuzları kendi evinde bulundurmasıda hayatın olağan akışına da uygun olduğuna göre davanın kabulü yerine reddi usul ve yasaya aykırıdır.

Kabule görede; İİKnun 97/13 maddesi uyarınca alacaklının alacağından istifası geciken miktarın alacaktan daha az olan haczedilen mal değeri ile sınırlı olduğu gözetilerek hükmolunan tazminata esas değerin ( matrahın ) belirtilmesi gerekirken ilamın infazında duraksamaya neden olacağı düşünülmeden HUMKnun 388 ve 389 maddelerine aykırı olarak tazminata esas değer gösterilmeden karar verilmeside doğru değildir.

O halde, davacı ( 3.kişinin ) bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,3.10.2000 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yukarıdaki iki karar incelendiğinde borçlu ile ilgili ve o adreste bağlantı kurulabilecek bir emarenin tespiti lazım, mesela varsa yöneticiden öğrenilebilir, telefon, su faturası vs. gibi devirlerin borcun doğumundan sonra olup olmadığı gibi, araştırılıp haciz tutanağına geçirilmesi veya haczin tatbikinde ısrar edip karşı tarafın istihkak iddiasında bulunmasını sağlayarak mahkeme esnasında etraflı bir araştırma yaptırılması lazım. İcra Müdürü alacaklının haciz talebini yerine getirmek zorundadır


TAŞINIR İHALESİNDE SATIŞ İLANININ İLGİLİLERE TEBLİĞ ZORUNLU DEĞİLDİR

Menkul ihalesinde satış ilanının ilgililere tebliği, yasaca öngörülmemiş ise de İİK. 114. maddesine göre icra müdürlüğü taraf-ların menfaatlerini nazara alarak tebliğ yapılmasına karar verebilir. Nitekim 18.11.1997 tarihli satış kararında «borçlulara satış ilanının tebliğine»  karar verilmiştir. Ancak bu karar gereğince çıkarılan satış ilanı tebligatının, adı geçen icra takibinde vekille temsil edildiği halde, doğrudan asile çıkarılması, HUMK. 62, 68. Tebligat Kanunun 11. ve Avukatlık Kanununun 41. maddeleri hükümlerine aykırıdır. Bu sebeple «tebligatın usulüne uygun olduğu» yönün-deki merci kararında isabet yok ise de; icra memuru, satışa konu çerezlerin bozulmaya yüz tutması nedeniyle İİK. 113. maddesine göre ivedi satış kararı verdiğinden, satış ilanının ilgililere tebliğine de karar vermesi, ivedi satış ka-rarı ile bağdaşmayacağından, tebligat yönündeki karar; tarafların menfaatleri-ne uygun bir karar değildir. Bu itibarla satış ilanının ilgililere tebliğ edilmemiş olması bir eksiklik doğurmayacağı gibi, menkullerde satış kararının ilanı ile ihaleye ıttıla kesbedilmiş olacağından, şikayetin  «süre yönünden» reddi bu ne-denle doğrudur.

 

 


TAŞINMAZ SATIŞ İLANININ BORÇLUYA TEBLİĞ EDİLMEMESİ-USULSÜZ TEBLİĞ EDİLMESİ İHALENİN FESHİ NEDENİDİR

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

-YARGITAY İLAMI-

Borçlu vekili, ihale öncesi hazırlık işlemlerinden olan satış ilanının kendilerine tebliğ edilmediğini ve satıştan haberdar edilmediklerini ileri sürerek ihalenin feshini istemiştir. Mahkemece, borçluya çıkartılan satış ilanının tebliğ edilmediği, ancak İİK´nun 127. maddesi uyarınca satış ilanının tebligat yerine geçeceği, buna göre ihalenin feshi davasının süresinde açılmadığı gerekçesiyle şikayet reddedilmiştir.

İcra dosyası incelendiğinde borçlu adına çıkartılan satış ilanı tebligatının bila tebliğ iade edilmesi üzerine borçluya satış ilanının tebliği yönünde başkaca herhangi bir işlem yapılmadığı anlaşılmıştır.

İİK’nun 127. maddesine göre; taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya tebliğ edilmelidir. Borçluya satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi başlı başına ihalenin feshi sebebidir. Yine aynı madde uyarınca tapu sicilinde alakadarların kayıtlı adresleri varsa satış ilanının tebliğ edileceği, bulunmaması halinde gazetedeki ilanın tebligat yerine geçeceği hüküm altına alınmıştır. Bu kuralın uygulanabilmesi için öncelikle tapu sicil müdürlüğünden alakadarların tapuda kayıtlı adreslerinin olup olmadığı sorulmalıdır. İcra müdürlüğünce yapılan işlemlerde ise, tapu sicil müdürlüğünden sadece tapu kaydının istendiği, diğer paydaşların tapuda kayıtlı adreslerinin olup olmadığının sorulmadığı görülmektedir.

Bu durumda mahkemece, şikayetin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 08.03.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


TAŞINMAZ SATIŞINDA HACİZ ALACAKLISINA SATIŞ İLANI TEBLİĞİ ZORUNLUDUR.

T.C. YARGITAY  HUKUK GENEL KURULU

E. 1998/12-676  K. 1998/664 T. 7.10.1998

• İHALENİN FESHİ ( Haciz Alacaklısına Satış İlanının Tebliğ Edilmemesi )

• SATIŞ İLANI ( Haciz Alacaklısına Yapılması Zorunluluğu )

• HACİZ ALACAKLISINA SATIŞ İLANININ TEBLİĞ EDİLMEMESİ ( İhalenin Feshi )

2004/m.127

ÖZET : Şikayetçi, satışa konu yapılan taşınmazlarda haciz alacaklısıdır. Bu suretle kendisine usulen satış ilanı tebligatı yapılmaksızın ihalenin gerçekleştirilmesi doğru değildir. Mercice tek başına ihalenin feshi nedeni olan bu olgu nedeniyle, feshe karar verilmesi gerekir.

DAVA: Taraflar arasındaki "ihalenin feshi" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Silivri İcra Tetkik Merciince davanın reddine dair verilen 28.8.1997 gün ve 1997/52 E-116 K. sayılı Kararın incelenmesi davacı vekili ve dahili davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 14.4.1998 gün ve 1998/3252-4093 sayılı ilamı ile; ... Şikayetçi, İstanbul 13. İcra Müdürlüğünün 1995/12072 sayılı dosya alacaklısı ... Finans Kurumu A.Ş. vekili, satış konusu yapılan taşınmaz üzerinde kendilerinde haczi olduğunu tapuya işlenmiş bulunduğunu, dolayısıyla tapudaki ilgililerden sayıldıkları halde diğer dosyalar alacaklılarına satış ilanı tebliğ edildiği halde kendilerine herhangi bir tebligat gönderilmediğini, bu suretle gerçekleştirilen ihalenin feshini istemiştir.

İncelenen takip dosyalarına göre, şikayetçi, satışa konu yapılan taşınmazlarda haciz alacaklısıdır. Bu suretle kendisine usulen satış ilanı tebligatı yapılmaksızın ihalenin gerçekleştirilmesi doğru değildir. Mercice tek başına ihalenin feshi nedeni olan bu olgu nedeniyle, feshe karar verilmesi gerekirken, istemin reddi isabetsiz olup merci kararının bozulması gerekirken, onandığı anlaşıldığından, şikayetçi vekili ve borçlu vekilinin karar düzeltme istemlerinin kabulü gerekmiştir... gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Edenler: 1 - Davacı vekili

2 - Dahili davalı vekili

Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu`nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekili ile dahili davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 7.10.1998 tarihinde oybirliği ile karar verildi


 

TAŞINMAZIN CEBRİ İCRA YOLUYLA SATIŞI VE ECRİMİSİL

YARGITAY

3. Hukuk Dairesi 2005/7582 E.N , 2005/9111 K.N.

İlgili Kavramlar

CEBRİ İCRA YOLUYLA SATIŞ

ECRİMİSİL

Özet

İİK.NUN 134. MADDESİNE GÖRE, İCRA DAİRESİ TARAFINDAN TAŞINMAZ KENDİSİNE İHALE EDİLEN ALICI, İHALE ANINDA O GAYRİMENKULUN MÜLKİYETİNİ İKTİSAP EDER. İHALE İLE MÜLKİYETİ KAZANAN ALICI, KURAL OLARAK TAŞINMAZIN NEFİ VE HASARINI DA ÜSTLENMİŞ OLUR. BU DURUMDA ALICI MALİK SIFATI İLE TAŞINMAZI İŞGAL EDEN ŞAHSIN TAHLİYESİNİ İSTEYEBİLECEĞİ GİBİ, FUZULİ ŞAGİL ALEYHİNE ECRİMİSİL İSTEMİYLE DAVA DA AÇABİLİR. AÇILACAK BU DAVADA ECRİMİSİL, BORÇLUYA GÖNDERİLECEK İHTARIN TEBLİĞİNDEN 15 GÜN SONRA İSTENEBİLİR.

İHALENİN FESHİNİN İSTENMİŞ OLMASI HALİNDE İSE, BU KONUDAKİ DAVA SONUÇLANIP KESİNLEŞİNCEYE KADAR, İHALE YOLUYLA SATILAN TAŞINMAZ İCRA DAİRESİ TARAFINDAN MUHAFAZA VE İDARE EDİLİR.

İçtihat Metni

Dava dilekçesinde 1.200.000.000 lira ecrimisilin faiz ve masraflar birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.

Davada, cebri icra yoluyla açık artırmadan ihale suretiyle satın alınan taşınmazın (daire) haksız olarak işgali nedeniyle davalı (borçludan) ecrimisil istenilmiş; mahkemece, ihale suretiyle satın alma tarihinden itibaren 15 gün süreli ihtar tebliğ edilerek fuzuli şagilin tahliyesinin istenmediği icra marifetiyle de bu yönde bir talep gerçekleşmediği, davacının gönderdiği ihtara dayanılarak da ecrimisil istenilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

llK.nun 134. maddesinde, icra dairesi tarafından taşınmaz kendisine ihale edilen alıcının ihale anında o gayrimenkulun mülkiyetini iktisap edeceğini belirtmiş olup, yerleşik yargı uygulaması da aynı yöndedir (Bkz. 24.6.1953 gün, 14/6 sayılı YİBK).

Böylece, ihale ile mülkiyeti kazanan alıcı, kural olarak taşınmazın nefi ve hasarını da üstenmiş olur (BK. md. 183). Bu durumda alıcı malik sıfatı ile taşınmazı işgal eden şahsın tahliyesini (İİK. md. 135/2 kapsamında) isteyebileceği gibi, fuzuli şagil aleyhine ecrimisil istemiyle dava da açabilir. Ancak açılacak bu davada ecrimisil, borçluya gönderilecek ihtarın tebliğinden 15 gün sonrası için istenebilecektir (Aynı mahiyette Bkz. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 28.9.99 gün, 9762 E. 9915 sayılı kararı).

Ancak, ihalenin feshi istenilmiş ise, bu konudaki dava sonuçlanıp ihale kesinleşinceye kadar, satılan taşınmaz icra dairesi tarafından muhafaza ve idare edilir (İİK. md. 134/1).

Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; davalının borcu nedeniyle davakonusu taşınmaz cebri icrada ihale yoluyla 26.9.2003 tarihinde davacıya satılmış ve bedeli 6.10.2003´te ödenmiştir. Ayrıca davacı 7.11.2003 tarihli; ecrimisil istemli ihtarnameyi 11.11.2003 tarihi itibariyle davalıya tebliğ etmiştir. Bu arada ihalenin feshi istemiyle 3.10.2003 tarihinde dava açılmıştır.

Bu durumda ecrimisil istemiyle açılan işbu davanın ihalenin feshi davasıyla HUMK. md. 45 kapsamında bağlantılı olduğu, ihalenin feshi hakkında verilecek karârın bu dava sonucunu mutlak etkileyeceği dikkate alınarak,

ihalenin feshi davasının bekletici sorun olarak kabulü yönünde işlem yapılması gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.

Ayrıca, icra dairesinin muhafaza ve idare yetkisinin bulunması, ihaleyle malik olan şahsın ecrimisil hakkının doğmasına engel olarak kabul edilemez. Aksi takdirde icra dairesinin ihmal ya da kusuru sonucu ihtar tebliğ edilmeyen hallerde kötüniyetli şagilin haksız zenginleşmesine yol açılmış olur. Davada, ihaleyle malik olan şahıs 11.11.2003 tarihinde ecrimisil istemli ihtarı karşı tarafa tebliğ ettirdiğine göre bu tarihten 15 gün sonrasından başlamak üzere ecrimisil hesaplanarak hüküm altına alınması gerekir. Delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü iie hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 27.9.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 


TEBLİGAT KANUNUN 17.MADDESİNE GÖRE YAPILACAK TEBLİGATLARDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

T.C. YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ

Esas :2010/29853 Karar:2011/9932

Tarih:23.05.2011

-YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Borçlu vekili, aleyhlerinde başlatılan ipotekli takipte gayrimenkulün ihale edilmesi üzerine süresinde icra mahkemesinde, kıymet takdiri raporunun ve satış ilanı tebligatının kendilerine usulsüz tebliğ edildiğinden bahisle ihalenin feshini talep etmiştir. Mahkemece ihalede bir usulsüzlük bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

7201 Sayılı Tebligat Kanunu´nun gerçek kişilere işyerinde tebliğe ilişkin 17. maddesinde, “ Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek veya sanatını evinde icra edenlerin memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır.” düzenlenmesi yer almaktadır.

Satış ilanı tebligatı borçlunun işyeri adresine çıkartılmış ve “muhattap ile aynı yerde kardeşi Murat Şener imzasına” tebliğ edilmiştir. Tebligat Kanunun 17. maddesine göre ilgilinin o yerde bulunup bulunmadığı hususu tespit edilip tebliğ evrakı üzerine şerh verilmeden tebliğ işleminin tamamlanması ve maddede sayılan kişi olup olmadığı anlaşılmayan kardeşi Murat Şener imzasına tebligatın yapılması doğru olmadığından satış ilanı tebligatı usulsüzdür.

İİK´nun 127. maddesine göre satış ilanının borçluya usulüne uygun tebliğ edilmesi zorunlu olup, bu husustaki eksiklik tek başına ihalenin feshi nedenidir.

O halde mahkemece şikayetin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmesine yerine, yazılı şekilde reddi yönünde hüküm tesis edilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 23.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


TEBLİGAT KANUNUN 25/A MADDESİNE GÖRE TEBLİĞ

Yargıtay 12.Hukuk Dairesi

Esas :2010/32434 Karar:2011/13240 Tarih:27.06.2011

-YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

7201 Sayılı Tebligat Kanunu´nun 25/a maddesinde; "Yabancı ülkede kendisine tebliğ yapılacak kimse Türk vatandaşı olduğu takdirde tebliğ, o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğu aracılığıyla da yapılabilir. Bu halde bildirimi Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğu veya bunların görevlendireceği bir memur yapar. Tebliğin konusu ile hangi merci tarafından çıkarıldığı bilgilerinin yer aldığı ve otuz gün içinde başvurulmadığı takdirde tebliğin yapılmış sayılacağı ihtarını içeren bildirim, muhataba o ülkenin mevzuatının izin verdiği yöntemle gönderilir. Bildirimin o ülkenin mevzuatına göre muhataba tebliğ edildiği belgelendirildiğinde, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna başvurulmadığı takdirde tebligat otuzuncu günün bitiminde yapılmış sayılır..." düzenlemesi getirilmiştir.

Somut olayda yabancı ülkede (İsviçre´de) yaşayan Türk vatandaşı borçluya kıymet takdiri raporu yukarıda yazılı yasa maddesine göre tebliğe gönderilmiş, Bern Büyükelçiliği-Konsolosluk Şubesince usulüne uygun bildirimin 16.07.2009 tarihinde borçluya ulaştırıldığı, Konsolosluktan evrakın borçlu tarafından 30 gün içinde alınmadığı anlaşılmıştır. Anılan madde gereğince 30 gün içinde evrak alınmadığından 17.08.2009 tebligat yapılmış sayılır. Şikayetçi borçlunun, İİK´nun 82/12. maddesi gereğince meskeniyet şikayetini bu tarihten itibaren, aynı Yasa´nın 16/1. maddesi gereğince 7 gün içinde yapmadığı, süreden sonra 26.10.2009 harç tarihli dilekçesiyle yaptığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda mahkemece, öncelikle şikayetin süresinde yapılmadığı nazara alınarak süreden reddi yerine, işin esasının incelenerek yazılı şekilde kabul kararı verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 27.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


TEBLİGAT KANUNUNUN 21.MADDESİNE GÖRE TEBLİĞ

YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ

Esas :2010/33399 Karar:2011/14778 Tarih:07.07.2011

-YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklı vekili tarafından başlatılan bonoya dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe karşı borçlunun, satış ilanı tebliğinin usulsüz yapıldığından bahisle ihalenin feshi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, istemin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21. maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memuruna imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.” hükmü yer almaktadır. Madde metni, iki hali birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina”dır. Muhatabın adreste bulunmaması halinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Tüzüğünün 28. maddesinin birinci fıkrasında; “Muhatap veya adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu veya meclisi üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak kendisinin imzalaması gerekir.” hükmü öngörülmüştür.

Burada Tüzüğün 28. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde, yapılan işlemin, usulüne uygun olup olmadığı, hakim tarafından denetlenebilir.

Muhatabın, tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa ya da uzun süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyan ve bunun tevsik edilmesi halinde ancak, maddede sayılanlardan, örneğin muhtara imza karşılığı tebliğ edilip, 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması ve komşunun durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir. Tahkikatta muhatabın adresten kesin olarak ayrıldığının ya da öldüğünün tespiti halinde ise Tüzüğün 28. maddesinin 2., 3., 4. fıkraları gereğince işlem yapılacaktır.

Bu itibarla; Tüzüğün 28. maddesinde öngörülen şekilde ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle, imzadan çekinmeleri halinde, bu husus da belirtilerek, muhatabın adreste geçici olarak bulunmama sebebi ve tevziat saatlerinden sonra geleceği “tevsik edilmeden”, Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre yapılan tebligat işlemi geçersizdir. Zira bu belgeleme işlemi, devamı işlemleri belirlemesi yanında muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacak ve tebliği isteyen makam ve hakimin denetimini sağlayacaktır.

Tebligat Kanununun 21. maddesine göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi, maddenin son cümlesinde açıkça belirtildiği üzere, iki numaralı fişin, yani ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihtir. Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, tebliğ memurunun yukarıda açıklanan araştırmayı mutlaka yapmasına ve belgelemesine bağlıdır.

Somut olayda, şikayetçi borçlu Osman Dönmez’e yapılan satış ilanı tebliğ belgesinin incelenmesinde, tebliğ memurunun, yukarıda anılan ve açıklanan kural gereğince, muhatabın gösterilen adreste geçici ve kısa süreli bulunmama sebebini araştırmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, Tebligat Tüzüğü’nün 28. maddesinin birinci fıkrası hükmü yerine getirilmediğinden kıymet takdiri raporu ve satış ilanı tebliğ işlemi, usulüne uygun değildir.

İİK.nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya tebliğ edilmelidir. Bu işlemin yapılmamış veya usulsüz yapılmış olması başlı başına ihalenin feshini gerektirir.

O halde, mahkemece, ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.

Ayrıca, 09/08/2010 tarihli satış kararında ihalenin belediyede de ilanına karar verildiği ve bu hususta müzekkere yazıldığı halde, ilan tutanağının icra dosyasında mevcut olmadığı anlaşılmakla, mahkemece, müzekkerenin akıbetinin belediye başkanlığından araştırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken bu hususun göz ardı edilerek hüküm tesisi de doğru değildir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 07.07.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


TELLALİYE HARCININ MÜKELLEFİ BORÇLUDUR / BANKACA ALACAĞA MAHSUBEN ALINAN TAŞINMAZDAN KDV ALINMAMASI

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

E:2008/27596 K:2009/7551 T:07.04.2009

Şikayet Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

1- 2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu´nun 68.maddesinde; tellallık harcını mal ve ürünlerini satan gerçek ve tüzel kişilerin ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu durumda, harcın sorumlusu ihalede malı satılan borçludur. Ancak, bu harç borçluya ait ise de, onun adına bu harcı yatıran alıcı daha sonra bu parayı borçludan geri alabilir. Bu durumda, alacaklının anılan harçtan sorumlu olmadığına dair Harçlar Kanunu´ndaki muafiyete ilişkin hükümler burada uygulanmaz. Açıklanan nedenlerle alacaklının tellaliye harcına ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE,

2- Alacaklının KDV alınmasından sorumlu olmadıklarına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde: Alacaklı banka, kredi alacağı sebebi ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibe geçildiğini, alacağa mahsuben banka adına alınan taşınmazlara ilişkin olarak KDV bedelinin bankadan talep edilmemesi gerektiğini, KDV bedelinin ödenmesine ilişkin kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkemece bankanın KDV den muaf olmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunun 1. maddesinde, “Türkiye’de yapılan aşağıdaki işlemler katma değer vergisine tabidir.” hükmü yer almaktadır. Aynı kanunun 1. maddesinin (d) bendinde “müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışların katma değer vergisine tabi olduğu” hükme bağlanmış, 15 ve 48 seri nolu Katma Değer Vergisi genel tebliğlerinin müzayede mahallinde yapılan satışları düzenleyen bölümünde ise, cebri icra, izaleyi şuyu, ipoteğin paraya çevrilmesi ve tasfiye nedenleriyle müzayede mahallerinde yapılan açık artırma, pazarlık ve diğer şekillerdeki satışların, katma değer vergisine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Yasa maddesi ve uygulamaya ilişkin tebliğler birlikte değerlendirildiğinde, müzayede mahallerinde yapılan aleni ve özel satışlar ile cebri satışların ticari olup olmadığına bakılmaksızın katma değer vergisine tabi olması gerekmektedir. Yüksek Mahkeme olan Danıştay’ın kararları da bu yöndedir. Uygulamada cebri icra satışlarında KDV alınmakta olup KDV Kanununda cebri icra ile ilgili özel bir düzenleme mevcut değildir. Cebri icradaki KDV alımı, Katma Değer Vergisi Kanununun 1/3-d bendi uyarınca yapılmaktadır. Yasa koyucu Katma Değer Vergisi Kanununun 11. ve sonraki maddelerinde kanunun 1. maddesine göre KDV den sorumlu olanlarla ilgili olarak, bazı hallerde muafiyete ilişkin düzenlemeler getirmiştir. Katma Değer Vergisi kanunun 17.maddesinin değişik (r) bendinde “bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimlerinin” KDV den muaf olduğu açıkça belirtilmiştir. Bu durumda Danıştay kararları Yargıtay ve diğer Daire görüşlerine ve uygulamaya uygun olarak yeniden oluşturulan içtihatlarımız doğrultusunda, alacaklı banka alacağına karşılık, borçlu ve kefilinin borçları ile ilgili olarak onlara ait taşınmazları cebri icra yolu ile satın aldığı takdirde, KDV en muaftır. Somut olayımızda, alacaklı banka, kredi borcuna karşılık almış olduğu ipoteğe dayalı olarak takip başlatmış, kesinleşen takip üzerine, yapılan ihalede ipotekli taşınmazı alacağına mahsuben almıştır. Bu durumda, yukarıda açıklandığı üzere alacaklı banka KDV uygulamasından muaf olacağı için, kendisinden bu konuda ödeme yapılması istenemez. Mahkemece şikayetin kabulü ile KDV alınmasına ilişkin icra memuru işleminin iptaline karar verilmesi gerekir iken aksi düşünce ile şikayetin reddi isabetsizdir

 

SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 07.04.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


TEMİNAT GÖSTERMEYEN ADLARI GEÇEN KİŞİLERİN İHALEYE KATILMALARININ MÜMKÜN OLMADIĞI

İİK.nun 124.maddesi uyarınca artırmaya iştirak edecek olanların taşınmazın muhammen kıymetinin %20 si nispetinde pey akçesini veya milli bir bankanın teminat kemtubunu tevdi etmeleri zorunludur. İhale şartnamesi ve ilanda ihaleye katılacakların anılan yasa koşulları çerçevesinde teminet göstermeleri belirtilmiştir. Bu duruma rağmen 10.10.2003 tarihli ihaleye katılan O ve B´nin yasada ve satış ilanında öngörülen biçimde teminat gösterdikleri katınlanmamıştır. Nitekim bu kişilerle ilgili ek tutanağın teminatla ilgili kısmında teminat alındığına ilişkin ibare yer olmadığı gibi, dosya içerisinde teminat alındığına ilişkin herhangi bir yazılı belge de bulunmamaktadır. Teminat göstermeyen adları geçen kişilerin ihaleye katılmaları mümkün olmadığından, bu kişilerni ileri sürdükleri pey geçersiz olacağı cihetiyle, icra Müdürlüğünce taşınmazın İİK.nun 133 maddesi gereğince yeniden ihaleye çıkarılması gerekirken, ikinci pey süren sıfatı ile bu kişilere ihale yapılması doğru değildir. Mahkemece, yasal teminat yatırıldığına ilişkin aknıt bulunmadığı halde, varsayıma dayalı olarak İcra müdürünün işlerinin çokluğu nedeniyle tahsilat makbuzu kesmediğinden bahisle, şikayetçinin bu yöne ilişkin şikayetinin reddine karar verilmesi isabetsizdir. Ayrıca somut olayda uygulanması gerekli İİK.nun 133 maddesinde para cezası öngörülmemesine rağmen, mahkemece şikayetçi aleyhine para cezasına hükmedilmesi de doğru değildir. Y.HUKUK GENEL KURULU T. 24.11.2004 ESAS 2004/12-637 KARAR 2004/612

 


 

TEMİNAT SENEDİ

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

Esas     : 2010/31441 Karar   : 2011/12749 Tarih    : 21.06.2011

-YARGITAY İLAMI-

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

1) İşin niteliği bakımından temyiz tetkikatının duruşmalı olarak yapılmasına HUMK’nun 438. ve İİK´nun 366. maddeleri hükümleri müsait bulunmadığından bu yoldaki isteğin reddi oybirliğiyle kararlaştırıldıktan sonra işin esası incelendi;

2) Borçlular vekili, takip konusu senedin alacaklı ile prensipte anlaşmaya varılan 27.500.000 USD´lik kredi kullanımı için teminat amaçlı olarak tanzim edildiğini, koşulları oluşmadığı halde boş olan vade kısmı doldurularak takibe konulduğunu belirterek takibin durdurulmasını istemiş, mahkemece iddia kanıtlanamadığı gerekçesiyle itirazın reddine karar verilmiştir.

Takip konusu senedin tanzim tarihi 15.01.2008 olup, taraflar arasında düzenlenen “koşullu şartname"nin hemen akabinde 1 gün sonra tanzim edilmiştir. Koşullu şartnamede borçlulara verilmesi öngörülen kredi tutarı ile takip konusu senetteki yazılı miktarın aynı olması (27.500.000 USD), ekli tarihsiz genel kredi sözleşmesindeki rakamın da 27.500.000 USD ve taraflarının da aynı olması, takip konusu senedin bu kredinin teminatı olarak düzenlendiğini göstermektedir. Nitekim borçlular aleyhinde aynı tutarlı kredi borcuna ilişkin "tahsilde tekerrür olmama kaydı ile" İstanbul 10. İcra Müdürlüğü´nün 2010/2932 Esas sayılı dosyasında da ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapıldığı görülmektedir.

Aynı alacağa ilişkin olarak yapılan takipte görülen istihkak iddiasının yargılaması neticesinde verilen kararın temyizi üzerine, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi´nin 2010/10399 Esas, 10399 Karar sayılı kararında "takip konusu senedin 14.01.2008 tarihli kredi sözleşmesinin teminatı olarak tanzim edildiği" belirtilmiştir.

Borçlulara kredi vermenin koşulu olarak "koşullu şartname"nin "i" bendinde "senet tanzim edilmesi" şart koşulmuş olup, takip konusu senedin de bu krediyi alabilmek için tanzim edildiği anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla takip konusu senedin teminat senedi olduğu ve kayıtsız şartsız borç ikrarını içermediği ve alacağın varlığının yargılamayı gerektirdiğinden itirazın kabulü yerine reddi doğru değildir.

SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 21.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

TMSF MEVDUAT ZAMAN AŞIMI

T.C. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/8695 K. 2010/154 T. 11.1.2010

• BANKA ŞUBESİNE YATIRILAN MEVDUATIN TAHSİLİ ( Sadece TTK’nun 68/Son Md. Hükümlerine Dayalı Savunma İle Mevduatta Bulunan Paranın Ödenmesinden Kaçınılamayacağı )

• ZAMANAŞIMI DEF’İ ( Banka Şubesine Yatırılan Mevduatın Tahsili - Mahkemece Davalı Tarafın Zamanaşımı Def´inin Buna Göre Değerlendirilerek Neticesine Göre Bir Karar Verilmek Gerektiği )

• TİCARİ DEFTERLERLE İLGİLİ SAVUNMA ( Banka Şubesine Yatırılan Mevduatın Tahsili - Davalının Ticari Defterlerle İlgili Savunmasının Elinde Banka Cüzdanı Bulunan Davacının Hakkını İleri Sürmesine Engel Teşkil Etmesinin Mümkün Olmadığı )

6762/m.68/son 5411/m.42,62

3182/m.36

ÖZET : Dava, davalı bankanın Ankara Merkez Şubesi ve Yozgat Şubesi´ne yatırılan mevduatın tahsiline ilişkindir. Mahkemece davalı tarafın zamanaşımı def´inin buna göre değerlendirilerek neticesine göre bir karar verilmek gerekir.

Açıklanan yasal mevzuat uyarınca bir işlem yapıldığı davalı tarafça kanıtlanmadan sadece TTK.nun 68/son maddesi hükümlerine dayalı savunma ile mevduatta bulunan paranın ödenmesinden kaçınılamaz. Davalının ticari defterlerle ilgili savunmasının elinde banka cüzdanı bulunan davacının hakkını ileri sürmesine engel teşkil etmesi de mümkün değildir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 5.Ticaret Mahkemesi´nce verilen 28.12.2007 tarih ve 2006/617-2007/543 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı TMSF vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Sultan Gümüş Başaran tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, 1973 yılında davalı T. İş Bankası´nın Ankara Merkez Şubesi´nde 333722-T nolu vadeli mevduat hesabı açtırarak 09.10.1973 tarihinde 12.144 DEM, aynı bakanın Yozgat Şubesi´nde açtırdığı hesaba da 22.05.1978 tarihinde 11.000 DEM yatırdığını, vade tarihinde faizlerin hesaba işlendiği ve hesapta hareket olduğu yönünde inandırıldığını, 14.10.2005 tarihinde davalı bankaya müracaat ettiğinde olumsuz yanıt aldığını, aynı şekilde davalı Fon ve TCMB´na müracaatlarının da sonuçsuz kaldığını, zamanaşımı nedeniyle parasından mahrum kalmasının yasal olmadığını, davalıların oluşan zarardan sorumlu olduklarını ileri sürerek, davalı T. İş Bankası nezdinde açtırdığı hesaplardaki paranın dava tarihindeki Euro ve YTL karşılığının tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik, 3.500 Euro karşılığı 6.154,00 YTL´nın 09.10.1973 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı T.İş Bankası vekili, zamanaşımı definde bulunarak, banka kayıtları incelendiğinde davacının iddia ettiği hesaplara ilişkin hiçbir bilgi ve belgeye rastlanmadığını, hesapların açıldığı tarihten 2005 yılına kadar herhangi bir başvuru olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Davalı TCMB vekili, husumet itirazında bulunarak 10 yıl süreyle takip edilmeyen hesaplardaki paraların Fon hesabına aktarıldığını, zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmuştur.

Davalı TMSF vekili, zamanaşımı definde bulunmuş ve ayrıca da davanın esastan da reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının dayandığı hesapcüzdanlarındaki en son hesap hareketlerinin 1973 ve 1978 yıllarında olduğu, bundan sonra hesapların işlem gördüğüne dair davacının elinde yazılı bir belge bulunmadığı gibi, davalı T.İş Bankası kayıtlarında da hesaplara ulaşılamadığı, TTK.nun 68, Bankalar Hakkındaki 70 sayılı KHK.nin 36, 4389 sayılı Bankalar Kanunu´nun 10, 5411 sayılı Yasa´nın 42. ve 62. maddelerinde zamanaşımı süresi olarak 10 yıllık süre belirlendiği ve son işlem tarihlerinden yaklaşık 34 yıl ve 29 yıl geçtikten sonra davacının başvurusunda zamanaşımı süresinin dolduğu, sahiplerince aranmayan paraların tasarruf yetkisinin 1985 yılı itibari ile TCMB´nın görev alanından çıktığı gerekçesiyle davalılar T.İş Bankası ve TMSF aleyhine açılan davaların zamanaşımı nedeniyle, davalı TCMB hakkında açılan davanın ise husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı ve davalı TMSF vekili temyiz etmiştir.

1- Dava, davalı bankanın Ankara Merkez Şubesi ve Yozgat Şubesi´ne yatırılan mevduatın tahsiline ilişkin olup her ne kadar mahkemece davalı T.İş Bankası ve TMSF aleyhine açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş ise de dava konusu olayda uygulanması gereken 3182 sayılı Yasa´nın 36. maddesi uyarınca son işlem tarihinden itibaren 10 yıl geçmesinden sonra hesap sahibine mektup gönderilmesi ve buna rağmen müracaat olmadığı taktirde bir liste mukabili paranın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu´na devredilmesi ve bu hususun mevduatın bulunduğu banka tarafından kanıtlanması icap eder.

Davacı adına davalı T.İş Bankası´nın Ankara Merkez Şubesi´nde ve Yozgat Şubesi´ndeki hesapların kapandığı savunulan tarihte yürürlükte bulunan 3182 sayılı Bankalar Kanunu´nun mevduatta zamanaşımı başlıklı 36. maddesinde, her türlü mevduat son talep, işlem veya mudiin herhangi bir şekilde yazılı talimatı tarihinden başlayarak 10 yıl geçtiği halde, sahipleri tarafından aranmamış olan mevduatları, sahiplerinin mevcut adreslerine bir mektupla bildirildikten sonra, bu sürenin bitimini izleyen takvim yılı başından itibaren 6 ay içerisinde bankalarca sahiplerinin isim, kimlik adresleri gösterilmek suretiyle düzenlenecek bir cetvel ile Merkez Bankası´na devredileceği; aynı fıkranın 3 ncü bendinde ise tutar ve değeri 1.500.000 TL´yi aşanların, Resmi Gazete ile ilan edileceği, bu ilandan itibaren 1 yıl içinde sahip veya mirasçıları tarafından aranmayan mevduat, emanet ve alacaklarının bu sürenin bitiminde Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu´na gelir kaydedileceği öngörülmüştür. Açıklanan yasa hükümleri karşısında bankalarda bulunan mevduat ve bu cümleden sayılan emanet ve alacakların 10 yıl sonra zamanaşımına uğraması, bankaca gerçekleştirilecek tebligatın yapılması koşuluna bağlıdır. Başka bir anlatımla, sahipleri hakkında bu yönde uygulama yapılmadan banka nezdindeki hakları ve alacakları kendiliğinden zamanaşımına uğramaz. Esasen Dairemiz uygulamaları da bu yönde olup ( Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 16.11.2009 tarih ve 2008/7590 E. 2009/11913 K. sayılı ilamı ), benzer bir düzenleme dava açıldığı tarihte yürürlükte olan 5411 sayılı Kanunun 62. maddesinde de yer almaktadır.

Bu itibarla, mahkemece davalı tarafın zamanaşımı def´inin buna göre değerlendirilerek neticesine göre bir karar verilmek gerekir. Yukarıda açıklanan yasal mevzuat uyarınca bir işlem yapıldığı davalı tarafça kanıtlanmadan sadece TTK.nun 68/son maddesi hükümlerine dayalı savunma ile mevduatta bulunan paranın ödenmesinden kaçınılamaz. Davalının ticari defterlerle ilgili savunmasının elinde banka cüzdanı bulunan davacının hakkını ileri sürmesine engel teşkil etmesi de mümkün değildir. Mahkemece, anılan yönler gözden kaçırılarak yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.

2- Bozma neden ve şekline göre, davalı TMSF vekilinin temyiz itirazının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı TMSF vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.01.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

VEKALET ÜCRETİ VE ASIL ALACAĞIN AYRI AYRI İCRA TAKİBİNE KONU EDİLEBİLMESİ

T.C.YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ

Esas :2010/12-138 Karar:2010/169 Tarih:24.03.2010

-YARGITAY İLAMI-

Taraflar arasındaki “Şikayet” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 4.İcra Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 22.09.2008 gün ve 2008/922 E., 2008/840 K. sayılı kararın incelenmesi alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 09.03.2009 gün ve 2008/24958 E. 2009/4787 K. sayılı ilamı ile onanmış, alacaklı vekilinin karar düzeltme talebi üzerine Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 13.10.2009 gün ve 10422-18967 sayılı ilamı ile;

(...Takip dayanağı Antalya 2. İdare Mahkemesi’nin 25.04.2008 tarih ve 2005/833 esas 2008/827 karar sayılı ilamında, “240.000 YTL maddi, 10.000 YTL manevi tazminatın, 17.500 YTL nispi vekalet ücretinin, ayrıca toplam 13.791,90 YTL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine" karar verildiği anlaşılmaktadır. Alacaklı tarafça mahkemece hükmedilen bu kalemlerin her biri ayrı ayrı ilamlı icra takibinin konusu yapılmıştır. Borçlu idare, ilamda hükmedilen kalemlerin üç ayrı ilamlı icra takibine konu edilmesini, mükerrer takibe sebebiyet verildiğinden dolayı şikayet konusu yapmıştır.

Dairemizin müstekar içtihatları gereği ilamda yazılı olan asıl alacak ve yargılama giderleri ile vekalet ücreti yönünden tek bir takip yapılabileceği gibi ayrı ayrı takip yapılması da mümkündür. İlamda hükmedilen asıl alacak ve buna bağlı feri alacaklar yönünden ayrı ayrı takip yapılmasını engelleyen yasa hükmü bulunmadığından, mahkemece şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bu nedenle bozulması gerekirken onandığı anlaşılmakla; alacaklı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir...)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Alacaklı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 24.03.2010 gününde, ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.


VEKALET ÜCRETİNİN HACZEDİLEMEYECEĞİNE İLİŞKİN.

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

 Esas: 2006/11671 Karar: 2006/14992 Tarih: 07.07.2006

ÖZET: Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu sebebi ile takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.

(1136 sayılı AK. m. 134/5)

KARAR METNİ:

YARGITAY İLAMI

Yukarıda gün ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içerisinde temyizen incelenmesi Alacaklı Hayrettin Küçük vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Avukatlık Yasasının 164/5. maddesinde, "dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu sebebi ile takas ve mahsup edilemez, haczedilemez" hükümü yer almaktadır. Bu hüküm karşısında Bartın İcra Müdürlüğünün 2000/2967, 2966 ve 2356 esas s. takip dosyalarında alacaklı Hayrettin Küçük´ün vekili adına tahakkuk eden vekalet ücretlerinin takası mümkün olmadığından her üç dosyadaki avukatlık ücretleri için takibin devamına karar verilmesi gerekirken takiplerin tümden iptali isabetsizdir.

SONUÇ :Alacaklı Hayrettin Küçük vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 07.07.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 T.C. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi

 Esas: 2010/2167 Karar: 2010/5651 Tarih: 02.03.2010

ÖZET: Davanın konusu kıdem tazminatına ait olup parasal değeri de belirlidir. Mahkemece, davanın delillerin toplanmasına ait ara kararın yerine getirilmesinden sonra dava konusu kıdem tazminatı isteğinin davalı tarafından ödenerek konusuz kaldığından söz konusu istem yününden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesine karşın davacı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir. Karar gününde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m.2/ilk cümle hükümü gereğince kıdem tazminatı üzerinden davacı yararına nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir.

 (1475 sayılı İş K m. 14) (1086 sayılı HUMK m. 417, 423) (1136 sayılı AK m. 169)

KARAR METNİ:

YARGITAY İLAMI

Davacı, kıdem tazminatı ile ücret alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içerisinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi K.Keleş tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Yargılama giderlerinden sayılan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 423, Avukatlık Yasasının 169 ve Avukatlık Ücret Tarifesinin 1. maddelerinde düzenlenen, ancak müstakil bir varlığı olmayan ve ilişkin olduğu davanın konusunu teşkil eden hak ve alacağa sıkı sıkıya bağlı bulunan avukatlık ücretinin; haksız çıkan tarafa yükletilmesi gerekir. Zira, haksız davranışta bulunan bir kimsenin, bu haksız davranışının tüm sonuçlarından sorumlu tutulması hukukun genel kurallarındandır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, yargılama giderlerinin haksız çıkan tarafa yükletilmesine ait 417. maddesi bu ilkeye dayanmaktadır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 388. ve 389. maddeleri uyarınca hükmün, taraflara yönelik olarak kurulması gerekir. Kural olarak, davada haklı çıkan taraf kendisini vekil ile temsil ettirmiş ise, vekalet ücreti sair yargılama giderleri gibi haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan tarafa verilir. Her iki tarafın kısmen haklı kısmen haksız çıkması durumunda, her iki tarafta vekalet ücretinden sorumlu tutulacak, vekalet ücreti kabul edilen miktara göre davacı yararına, reddedilen miktara göre ise davalı yararına hüküm altına alınacaktır.(HUMK. M.416, M.417).

Vekalet ücretinin, her yıl Aralık ayında Türkiye Barolar Birliği tarafından yayımlanan ve Adalet Bakanlığı tarafından onaylanan Avukatlık Ücret Tarifesindeki hükümlere ve oranlara göre belirlenmesi gerekir.

4667 S. Yasa´nın 77. maddesiyle değişik 1136 s. Avukatlık Yasası´nın 164/son maddesinde dava sonunda, karar ile tarifeye dayalı olarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukata ilişkin olacağı belirtilmiş ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi´nin 3. maddesinde de "Yargı yerlerince avukata ilişkin olmak üzere karşı tarafa yükletilecek vekalet ücreti ..." şeklinde anılan kanun hükme koşut bir düzenlemeye de yer verilmiştir. Yukarda açıklandığı üzere gerek Avukatlık Kanunu ve gerekse de kanuna dayalı olarak hazırlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi´nde yer alan düzenlemeler; Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası´nın davanın taraflarına ve hükmün kimlere yönelik olarak kurulacağına ait hükümlerini kaldırıcı veya değiştirici nitelikte değildir. Aksine, hükmün ve ayrıntısı niteliğindeki yargılama giderlerinin ve yargılama giderlerine dahil bulunan vekalet ücretinin davanın tarafları hakkında kurulması gerekir. Avukatlık Yasası´ndaki, "vekalet ücreti avukata aittir" biçimindeki düzenleme hükümü kuran mahkemeye değil, vekil ile vekil edene yönelik bir kuraldır. Bu yorum ve varılan sonuç aynı maddedeki "bu ücret, iş sahibinin borcu sebebiyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez" biçimindeki düzenleme ile de doğrulanmaktadır.

Avukatlık( vekalet) ücreti Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 423/6. maddesinde açıkça belirtildiği yargılama giderlerindendir. Vekalet ücreti de, sair yargılama giderleri gibi müstakil bir varlığı olmayan ve ilişkin olduğu davanın konusunu teşkil eden hak ve alacağa sıkı bir surette bağlı feri haklardandır. Feri hakların sonuçlandırılması ve karara bağlanması, asıl hakkın sonuçlandırılmasına ve karar verilmesine bağlı olacaktır.

HUMK. nun 389 maddesine göre, hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek biçimde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Bu sebeple davaların birleştirilmesi durumunda, asıl ve birleşen davaların birbirinden bağımsız, müstakil davalar olması nedeniyle, hüküm kısmında her bir dava hakkında o davaya ait vekalet ücretleri ve mahkeme masraflarıyla birlikte ayrı ayrı hüküm kurulması gereklidir.

Yasal, hakkaniyet ve takdiri indirimler sebebi ile davanın kısmen kabul edilmesi halinde, indirimden dolayı reddedilen kısım yönünden davalı yararına vekalet ücreti takdir edilip edilmeyeceği önem kazanmaktadır. Kısmen reddedilen miktar Borçlar Kanunumun 43,44 ve 161/son maddesinden kaynaklanan bir indirim ise, indirim miktarı yasadan kaynaklandığından bu indirim sebebi ile davalı yararına vekalet ücreti takdir edilemeyecektir. Bu halde davalı yararına vekalet ücretine karar verilmelidir. Dairemizin uygulaması bu yöndedir. (22.07.2008 tarih ve 2007/10517 Esas, 2008/21746 Karar s. ilamımız).

Somut olayda davacı, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini, bir kısım ücretlerinin ödenmediğini iddia ederek kıdem tazminatı ve bakiye ücretinin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı işveren vekili davacının ücretinin ödendiğini, kıdem tazminatına mahsuben 1796,19 TL ödeme yapıldığını, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece dava konusu ücret isteğinin davanın açılmasından önce ödendiği gerekçesi ile reddine; kıdem tazminatının dava sırasında ödenerek konusuz kaldığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek dava konusu kıdem tazminatı için davacı lehine AA.Û T gereğince 1000.00 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir.

Davanın konusu kıdem tazminatına ait olup; parasal değeri de belirlidir. Mahkemece, davanın delillerin toplanmasına ait ara kararın yerine getirilmesinden sonra dava konusu kıdem tazminatı isteğinin davalı tarafından ödenerek konusuz kaldığından söz konusu istem yününden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesine karşın davacı yararına 1.000.00 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir. Karar gününde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m.l2/ilk cümle hükümü gereğince kıdem tazminatı üzerinden davacı yararına nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, tarifenin açık düzenlemesine aykırı bir şekilde maktu vekalet ücreti takdir edilmesi hatalı ise de de bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden HUMK´ nun 438/7. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararda hüküm fıkrasında 4. bentte yazılı olan "…kıdem tazminatı açısından dava konusuz kaldığından 1.000.00 TL vekalet ücretinin " sözcüklerinin çıkarılarak yerine; " dava konusu 43.362.20 TL kıdem tazminatı üzerinden karar gününde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin üçüncü kısmına göre hesaplanan 4.969,84 TL nispi vekalet ücretinin " sözcüklerinin yazılmasına; ve hükmün bu biçimde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 2.3.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


VEKİL İLE TAKİP EDİLEN İŞLERDE TEBLİGATIN VEKİLE YAPILMASI ZORUNLUDUR.

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

Tarih :  28.02.2011 Esas : 2011/1870 - Karar : 2011/2016

-YARGITAY İLAMI-

HUMK´nun 62., Avukatlık Kanunu´nun 41. ve Tebligat Kanunu´nun 11. maddeleri gereğince vekille takip edilen işlerde vekile tebligat zorunludur.

Borçlu vekili Avukat Hayati Altay vekaletnamesini mahkemeye ibraz ederek 25/12/2009 tarihli taşınmaz ihalesinin feshini talep etmiştir. İcra dosyası incelendiğinde, borçlu vekilinin 28/03/2008 tarihinde kıymet takdirine itiraz ettiği, Karaman İcra Mahkemesi´nin 11/07/2008 tarih ve 2008/101 Esas, 2008/236 Karar sayılı kıymet takdirinin 61.683,00 YTL olarak tespitine ilişkin kararının alacaklı vekiline tefhim edildiği, böylece alacaklı vekilinin, borçlunun hakkındaki takibi vekille sürdürdüğünü öğrendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca borçlu vekilinin icra dosyası vekaletnamesini ibraz etmesine gerek yoktur. Bu halde satış ilanı tebligatının borçlu vekiline yapılması gerekirken, borçlu asile yapılması usulsüz olup, bu husus tek başına ihalenin feshi nedenidir. Yasanın yukarıda yer verilen emredici kurallarına karşı asilin daha önce bu konuya ilişkin şikayette bulunmaması somut olay itibari ile sonuca etkili olmayıp; mahkemece ihalenin feshi yerine yazılı gerekçe ile istemin reddine karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK´nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 28.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


VEKİLİN KAMBİYO TAAHHÜDÜNDE BULUNABİLMESİ ÖZEL YETKİ GEREKTİRİR.

T.C.YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

Tarih : 28.02.2011 Esas : 2011/1237 Karar : 2011/2019

-YARGITAY İLAMI-

Borçlar Kanunun 388. maddesi gereğince vekilin kambiyo taahhüdünde bulunabilmesi için özel yetkiyi haiz olması gerektiği gibi ticari vekilin böyle bir taahhüt altına girmesi de aynı Kanunun 453. maddesinde özel yetkinin bulunması koşuluna bağlanmıştır. Ancak, Borçlar Kanununun 450. maddesine göre ticari mümessil böyle bir özel yetkisi olmadan kambiyo taahhütlerinde bulunabilir.

Somut olayda, takip dayanağı senedi borçlunun vekil tayin ettiği Günay Mert´in vekaleten imzaladığı çekişmesizdir.

Zürih Başkonsolosluğu´nca düzenlenen 20.02.2007 tarihli vekaletnamenin, Gülay Mert´in, Yavuz Mert adına gayrimenkul satın almaya, ipotek etmeye, borcun varlığını kabul etmeye, konuya ilişkin diğer işlemleri ifa ve icraya yönelik verilmiş dar ve özel bir vekaletname olduğu, vekaletname kapsamı ve Yavuz Mert´in tacir olmadığı dikkate alındığında Gülay Mert´in ticari mümessil sayılamayacağı ve vekile özel olarak bono tanzim etme yetkisi de verilmediğine göre borçlu Yavuz Mert´in itirazının kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ :Borçlular vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA),  gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY " İCRA EMRİNİN VEKİLE DEĞİL ASİLE TEBLİĞ EDİLMESİ YASAYA AYKIRIDIR"

İcra emrinin vekile değil asile tebliğ edilmesi yasaya aykırıdır.

Yargıtay 12. Hukuk dairesi “vekil ile takip edilen işlerde vekile tebligat yapılması gerektiği” konusunda kararını verdi. Buna göre “ vekil ile takip edilen işlerde icra emrinin vekile değil asile tebliğ edilmesi yasaya aykırıdır.” Dedi. 

YARGITAY 12. Hukuk Dairesi E: 2010/15248 K: 2010/28616 T: 2.12.2010

ÖZET: Vekil ile takip edilen işlerde vekile tebligat yapılması gerekir. İcra emrinin vekile değil asile tebliğ edilmesi yasaya aykırıdır. Bu nedenle borçlu asile gönderilen tebligat işlemi iptal edilmelidir.

Y.12.HD E: 2010/15248 K: 2010/28616 T: 2.12.2010

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından borçlular hakkında ilama dayalı olarak icra takibi başlatılmış, borçlular vekili, icra emrinin vekil yerine borçlu asillere tebliğ edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek icra emrinin iptali istemiyle icra mahkemesine başvurmuş, mahkemece, borçluların icra emrinin geri bırakılması gibi taleplerinin olması halinde, bu taleplerini de aynı şikayet dilekçesinde yapma imkanları olduğu halde, bunun yapılmadığı, şikayet dilekçesinde ileri sürülen bu sebebe bağlı olarak icra emrinin iptal edilemeyeceği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir.

7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 11, Avukatlık Kanunu’nun 41 ve HUMK’un 62 ve 68. maddeleri gereğince vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur.

Takip dosyasında icra emrinin vekil yerine asillere tebliğ olunması anılan yasa hükümlerine aykırıdır. Vekile çıkarılmış bir tebligat bulunmadığına göre usulsüz tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Yasası’nın 32. maddesinin somut olayda uygulama yeri de bulunmamaktadır.

O halde mahkemece borçlu asillere çıkartılan icra emri tebliğ işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle şikâyetin reddine dair hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ: Borçlular vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’un 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 02.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

YARIŞ ATI HACZİ

T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ

E. 1996/8698 K. 1997/954 T. 6.2.1997

• YARIŞ ATININ HACZİ ( Kaydi Haczin Geçersiz Olduğu )

• AT SOY KÜTÜĞÜ ( Mülkiyet Değeri Taşımadıkları )

• FİİLİ HACİZ GEREKTİĞİ ( Yarış Atlarının Haczinde )

• KAYDİ HACİZ ( Yarış Atlarının Haczinde İşe Yaramayacağı )

2675/m.41 - 2004/m.142,235

ÖZET :  Yarış atları ile ilgili tutulan soy kütüğündeki kayıtlara mülkiyet değeri verilmediğinden, yarış atları için konulan kaydi hacizler geçerli değildir. Bu hayvanların fiilen haczedilmesi gerekir.

DAVA: Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR: Davacı vekili, borçluya ait atların satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde satış bedelinin davalı alacaklıya ayrıldığını, müvekkilinin haczinin daha önce olduğunu ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı alacaklı G.S. ve borçlu A.T. vekili, borçluya ait 9 atın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinin doğru olduğunu, davacının satışa konu atlar üzerinde fiili haczi bulunmadığını, süresinde satış istenilmediğinden haczin düştüğünü belirterek şikayetin reddini savunmuştur.

Mercii Hakimliğince iddia, savunma ve toplanan delillere göre satışa konu atların Tarım ve Köyişleri Bakanlığında tutulan kütükte kayıt ve tescilli bulunduklarından kaydi haczin geçerli olduğu, tenfize ilişkin ilamın temyizi ile 2675 sayılı Yasanın 41/son maddesi uyarınca takip duracağından bu sürede satış isteme süresinin işlemeyeceği, davacının haczinin bu nedenle devam ettiği, birinci sıraya alınmamasının usul ve yasaya aykırı bulunduğu gerekçesiyle sıra cetvelinin iptaline karar verilmiş, hüküm davalılar vekilince temyiz edilmiştir.

Satışa ve bedeli paylaşıma konu atlar yarış atı olup, 904 sayılı Islahı Hayvanat Kanunu`na göre, Safkan Arap ve Safkan İngiliz atlarının tescili için soy kütüğü tesis edileceği ( madde 20 ), soy kütüğüne kaydedilen hayvanlar için hayvan sahiplerine pediğri verileceği ( madde 24 ), kayıtlı hayvanların sahiplerinin değişmesi halinde bu değişikliğin yazılı olarak bildirileceği ( madde 26 ) hükme bağlanmıştır. Görüldüğü gibi kanunda yarış atlarının satışının geçerliliği için bir düzenleme mevcut olmayıp, satışın ( at sahibinin değişmesinin ) yazılı olarak bildirilmesi öngörülmüştür. Yarış atları ile ilgili tutulan soy kütüğündeki kayıtlarına mülkiyet değeri verilmediğinden yarış atları için konulan kaydi hacizler geçerli değildir. Bu hayvanların fiilen haczedilmesi gerekir. Mercii Hakimliğinin kaydi haczin geçerliliğine ilişkin gerekçesi bu nedenle yerinde değildir. Ancak satışa konu yarış atlarından 2 adedi davacı tarafından fiilen haczedilmiştir. Haciz tarihlerine göre davacı tarafından fiilen haczedilen bu atların satış bedelinin davacı alacaklıya ödenmesi gerekir. Bu nedenle Mercii Hakimliğince takdir edilen muhammen bedel ile satış bedeli arasında oranlama yapılarak 2 atın satış bedelinin öncelikle davacıya, diğer atların satış bedelinin davalı alacaklıya ödenecek şekilde sıra cetveli düzenlenmesi için sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi gerekir. Mercii Hakimliğince bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.


YEDİEMİNİN HUKUKİ SORUMLULUĞU

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ

Esas No. 2001/5942 Karar No. 2001/7087 Tarihi 26.04.2001 2004-İCRA VE İFLAS KANUNU ( İİK )/358

HACZİN KALKMASI

YEDİEMİNİN HUKUKİ SORUMLULUĞU

ÖZET

YEDDİEMİN HACZEDİLEREK KENDİNE BIRAKILAN MALLARI İCRA DAİRESİNİN EMRİNE HAZIR BULUNDURMAK VE İSTENİLDİĞİNDE TESLİM ALDIĞI VASIF VE MİKTARA UYGUN İADE ETMEK YÜKÜMLÜLÜĞÜ ALTINDADIR. SÜRESİNDE SATIŞ İSTENİLMEDİĞİNDEN DOLAYI VE HACZİN KALKTIĞINDAN BAHİSLE BU YÜKÜMLÜLÜĞÜNDEN KAÇINAMAZ. YEDDİEMİNİN CEZAİ SORUMLULUĞU BULUNMADIĞINA İLİŞKİN KARARLAR, HUKUKİ SORUMLULUK HAKKINDA EMSAL TEŞKİL ETMEZ.

DAVA: Merci kararının müddeti içinde temyizen tetkiki Davalılardan G., M., F. vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye 6.4.2001 tarihinde gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Taşınır bir mal haciz edilip üçüncü bir kişiye yediemin olarak bırakılmış ise, bu kişi malı her zaman icra dairesi emrine hazır durumda bulundurmakla yükümlüdür. İİK.´nun 358/1. maddesi, haciz edilip kendine bırakılmış mallan, icra dairesince istenildiği takdirde, evvelki vaziyeti ile diğer bir anlatımla teslim aldığı vasıf ve miktara uygun biçimde, ( aynen ) iade etmek zorunluluğunu yediemine yüklemiştir. Yediemin, kendine usulüne uygun şekilde tevdi edilmiş mallan, "süresinde satış istenmediğinden dolayı ve haczin kalktığından" bahisle iadeden kaçınamaz. Aynı gerekçelerle yedieminin cezai sorumluluğunun bulunmadığı yönündeki kararlar, adı geçenin hukuki sorumluluğu hakkındaki uygulamaya emsal teşkil etmez. O halde açıklanan gerekçe ile şikâyetin reddi yerine kabulü isabetsizdir.

SONUÇ: Davalılardan G, M, F vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile merci kararının yukarda yazılı nedenlerle İİK. 366. ve HUMK. 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 26.4.2001 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

YEDİEMİNLİK GÖREVİNİ SUİSTİMAL

T.C. YARGITAY4. CEZA DAİRESİ

E. 2008/22947 K. 2011/838 T. 2.2.2011

• MUHAFAZA GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMA (Failin Yediemin Olarak Aldığı Hacizli Malları Aynen Saklayıp Koruma ve Yetkili Merci Tarafından İstendiğinde Kendisine Teslim Edilen Yerde İade Etmekle Yükümlü Olduğu)

 • HACİZLİ MALLARIN İADESİ (Muhafaza Görevini Kötüye Kullanma - Sanığa Bırakılan Hacizli Malların Aynen Mevcut Olup Olmadığı Araştırılarak Sonucuna Göre Hüküm Kurulması Gerektiği)

• YEDİEMİNİN SORUMLULUĞU (Muhafaza Görevini Kötüye Kullanma - Failin Yediemin Olarak Aldığı Hacizli Malları Aynen Saklayıp Koruma ve Yetkili Merci Tarafından İstendiğinde Kendisine Teslim Edilen Yerde İade Etmekle Yükümlü Olduğu)

5237/m.289

ÖZET: Muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun failinin, yediemin olarak aldığı hacizli malları aynen saklayıp koruma ve yetkili merci tarafından istendiğinde kendisine teslim edilen yerde (evinde) iade etmekle yükümlü olması karşısında, sanığa bırakılan hacizli malların aynen mevcut olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, eksik soruşturma ve suçun satış yerine götürmeme biçimindeki pasif nitelikli bir davranışla işlenemeyeceği kabulüne dayalı yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi, yasaya aykırıdır.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun failinin, yediemin olarak aldığı hacizli malları aynen saklayıp koruma ve yetkili merci tarafından istendiğinde kendisine teslim edilen yerde (evinde) iade etmekle yükümlü olması karşısında, sanığa bırakılan hacizli malların aynen mevcut olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, eksik soruşturma ve suçun satış yerine götürmeme biçimindeki pasif nitelikli bir davranışla işlenemeyeceği kabulüne dayalı yetersiz gerekçeyle beraat kararı verilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve katılan vekilinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 02.02.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

T.C. YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ

E. 2008/19569 K. 2010/21169 T. 20.12.2010

• MUHAFAZA GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMA ( Serbest Hareketli Suç Olduğu - Yedieminin Salt Hacizli Malı Satış Yerine Götürmemesi Şeklindeki Eyleminin Suçu Oluşturmayacağı/Satma veya Rehnetme Gibi Tasarruf Amacı Taşıyan Eylemde Bulunması Gerektiği )

• YEDİEMİNİN HACİZLİ MALI SATIŞ YERİNE GÖTÜRMEMESİ ( Yedieminin Malı Muhafaza Ettiği Yerde Teslim Etmekle Yükümlü Olduğu - Tek Başına Muhafaza Görevini Kötüye Kullanma Suçunu Oluşturmayacağı )

• HACİZLİ MALIN YEDİEMİN TARAFINDAN SATIŞ YERİNE GÖTÜRÜLMEMESİ ( Yedieminin Malı Muhafaza Ettiği Yerde Teslim Etmekle Yükümlü Olduğu - Tek Başına Muhafaza Görevini Kötüye Kullanma Suçunu Oluşturmayacağı )

• TESLİM AMACI DIŞINDA TASARRUFTA BULUNMAK ( Muhafaza Görevini Kötüye Kullanma Suçunun Oluşması İçin Teslim Amacı Dışında Tasarrufta Bulunulması Gerektiği - Yedieminin Salt Hacizli Malı Satış Yerine Götürmemesi Eyleminin Suçu Oluşturmayacağı )

5237/m.289

ÖZET : Muhafaza görevini kötüye kullanma serbest hareketli bir suç olarak düzenlenmiştir. Malın teslim alındığı şekliyle muhafaza edildiğinin saptanması koşuluyla, salt satış yerine götürmeme biçimindeki eylemler teslim amacı dışında tasarrufta bulunma niteliğinde kabul edilmeyecektir. Yedieminin malı muhafaza ettiği yerde teslim etmekle yükümlü bulunması ve vergi dairesince sanığın adresine gelinerek hacizli malın iade edilmesi için bir başvurunun yapılmaması karşısında, hacizli malların satış yerine götürülmemesi biçimindeki eylem, suçun maddi ögesini oluşturmaz ise de, sanığın hacizli malı başkasına verme, ortadan kaldırma, satma, rehnetme veya adresine gelinip istenildiğinde eylemli olarak teslim etmeme gibi davranışlarla teslim amacı dışında tasarrufta bulunulması durumunda suçun oluşacağı gözetilmelidir.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : TCY.nın 289. maddesinde öngörülen suçun hareket ögesi; "...teslim olunan... mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunan kişi" sözcükleriyle ifade edilerek serbest hareketli bir suç olarak düzenlenmiş ve suçun; "teslim amacı dışında tasarrufta bulunma" anlamına gelen herhangi bir hareketle işlenebileceği kabul edilmiştir. Madde gerekçesinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunma eylemlerine örnek olarak; satılması, başkasına verilmesi gibi amaçla bağdaşmayan davranışlar gösterilmiştir. Teslim amacı dışında tasarrufta bulunulması biçimindeki eylemler, verilen örneklerde olduğu gibi mal üzerinde tasarruf amaçlı eylemli davranışlar olmalıdır. Bu nedenle, malın teslim alındığı şekliyle muhafaza edildiğinin saptanması koşuluyla, salt satış yerine götürmeme biçimindeki eylemler teslim amacı dışında tasarrufta bulunma niteliğinde kabul edilmeyecektir.

Açıklanan yasal hükümler uyarınca, yedieminin malı muhafaza ettiği yerde teslim etmekle yükümlü bulunması ve incelenen dosyada, vergi dairesince sanığın adresine gelinerek hacizli malın iade edilmesi için bir başvurunun yapılmaması karşısında, hacizli malların satış yerine götürülmemesi biçimindeki eylem, suçun maddi ögesini oluşturmaz ise de, sanığın hacizli malı başkasına verme, ortadan kaldırma, satma, rehnetme veya adresine gelinip istenildiğinde eylemli olarak teslim etmeme gibi davranışlarla TCY.nın 289/1. maddesinde öngörülen teslim amacı dışında tasarrufta bulunulması durumunda suçun oluşacağı gözetilerek; söz konusu hacizli malın teslim edildiği gibi usulüne uygun olarak muhafaza edilip edilmediğinin araştırılması ve muhafaza edildiğinin belirlenmesi halinde sanığın beraatine, tersi durumda ise, hükümlülüğüne karar verilmesi gerekirken; eksik kovuşturma ve "sanığın eylemi tasarruf niteliğinde bulunmadığından, Kabahatler Kanunun 32/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği" şeklindeki yasal olmayan gerekçeyle görevsizlik kararı verilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 20.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 


YEDİEMİNLİK GÖREVİNİ SUİSTİMAL

T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi

E:2004/15034 K:2004/19090 T:13.09.2004

2004 s. Yasa m. 358

      Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti icinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği gorüşülüp düşünüldü:

      KARAR : İİK.nun 358. maddesi gereğince haczolunup yediemin olarak mallar kendisine bırakılan kişinin bu malların İcra Dairesince istendiği anda aynen iade etmesi zorunludur. Somut olayda, usulune uygun tebligata ragmen şikayetci 3.kisinin haczolunup kendisine teslim edilen malları İcra Dairesıne getirmediği anlaşılmaktadır. Sozü edilen malların kendi kusuru olmaksızın zayii olduğunu ispatlamadığı sürece malların tespit edilen degerleri kendisinden talep edilebilir. Mahkemece anılan hususta araştırma yapılmadan yedieminin mucerret beyanına itibar edılerek sikayetin kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.

      SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle İİK.nun 366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 13.09.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YEDİEMİNLİK GÖREVİNİ SUİSTİMAL (YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI)

T.C. YARGITAY Ceza Genel Kurulu

E:2005/17-154 K:2005/156 T:06.12.2005

2004 s. Yasa m. 88,336,358

5271 s. Yasa m. 307

      Sanık Saniye´nin yedieminlik görevini kötüye kullanmak suçundan beraatına ilişkin Zonguldak İcra Ceza Mahkemesince 11.05.2004 gün ve 502-1007 sayı ile verilen kararın o yakınan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 14.03.2005 gün ve 13480-2274 sayı ile;

      "... Borçlu sanığa İİK.nun 336/a maddesi gereğince usule uygun düzenlenen muhtıra 3.11.2003 de tebliğ edilmesine rağmen, borçlunun yedindeki malları icra dairesine teslim etmediği anlaşılmakla, unsurları itibariyle oluşan suçtan mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken yanlış gerekçe ile beraat kararı verilmesi..." isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

      Yerel Mahkeme ise, 10.05.2005 gün ve 288-428 sayı ile;

      "... Zonguldak 1. İcra Müdürlüğünün 2002/1815 esas sayılı dosyasında yapılan icra takibinin kesinleşmesi üzerine müştekice haciz istendiği, 05.07.2002 tarihinde hacze gidilip 1 adet koltuk takımı ( 1 üçlü 4 tekli koltuk ) borçlu Hasan Temel´e yediemin olarak teslim edilmiştir. Bilahare alacaklı malların muhafazası için talepte bulunmuş, icra müdürlüğünce 07.06.2003 tarihinde mahalline gidilip 1 adet koltuk takımı ( aynı menkul mal ) bu kez borçlunun boşandığı eski eşi sanık Saniye´e yediemin olarak bırakılmıştır. Önceki yediemin Hasan haciz mahallinde hazır değildir. Bir önceki hacizde malları haczedilip Hasan´a teslim edilmiştir. Haczin geçerli olması için İİY.nın 88. maddesi gereğince haczin fiilen uygulanıp, borçlunun ( önceki yedieminin ) mallar üzerindeki zilyetliğinin kaldırılması ve mahcuzun muhafaza altına alınmasına bağlıdır. İcra müdürü elindeki dosyada haczi gördüğü halde mal üzerinde başkaca haczin olmadığını belirterek ve eski yediemin Hasan´dan bu mallar alınıp, Hasan´ın zilyetliği kaldırılmadan dosyanın incelenmesinden ve yediemin değişikliği yapılmadan evrak üzerinden menkul malın Saniye´e yediemin olarak bırakılmış olması itibariyle haciz tamamlanamamıştır. Haciz tamamlanmadan satış istenmesi mümkün değildir. Diğer taraftan, sanık Saniye borçlunun eski eşidir. Mallar daha önce sanığın eski eşi borçlu Hasan´a yediemin olarak teslim edilmiştir. Yediemin değişikliği yapılmadan ve borçlunun yedieminlik yükümlülüğü kaldırılmadığı için İİY.nın 358. maddesi gereğince borçlu Hasan´ın yedieminlik yükümlülüğü devam etmektedir. Fiilen haciz işlemi gerçekleştirilmeden evrak üzerinde menkul malın Saniye´ye yediemin olarak bırakılması yasaca uygun bulunmamıştır. Diğer taraftan İİY.da yapılan değişiklikle İİY.nın 336/a maddesinde suçun takibi, alacaklının şikayetine bağlı kılınmış, sucun unsurları yonunden de degisiklıkler getirilmiştir.. İİY.nın 336/a maddesindeki suçun oluşması için teslim alınan malın icra müdürlüğünün talebine rağmen 7 gün içinde teslim edilmemesi halinde suç oluşmaktadır. Her ne kadar sanık Saniye´ye çıkarılan muhtırada 7 günlük süre verilmiş ise de muhtıra sanığa 03.11.2003 tarihinde tebliğ edilmiş, satış ise 05.11.2003 tarihinde yapılmıştır. Yasaca sanığa tanınan 7 günlük süreye uyulmamıştır. Bu nedenle önceki hükümde direnilmesine karar vermek gerekmiştir..." gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

      Bu hükmün de yakınan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, 2797 sayılı Yargıtay Yasasının 28. maddesine 5219 sayılı Yasa ile eklenen fıkra gereğince tebliğname düzenlenmeden Birinci Başkanlığa gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

      KARAR : Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, somut olayda sanığa yüklenen yedieminlik görevini kotuye kullanmak suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.

      Ancak, dosyanın incelenmesinde;

      Yerel Mahkemece, bozmadan sonra yapılan yargılamada sanık adına duruşma davetiyesi çıkartıldığı, ancak tebligat evrakının dosya içerisindeki parcasında herhangi bir meşruhat bulunmadığı gibi, sanık duruşmaya gelmedigi halde aleyhine olan bozma kararına karsı dıyecekleri sorulmadan eski hükümde direnme kararı verildiği görülmektedir.

      Hükmün aleyhe bozulması halinde davaya yeniden bakacak mahkemece, CYUY.nın 326. maddesi uyarınca sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunludur. Kaldı ki, direnme hükmünün verilmesinden sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasının 307/2. maddesinde de aynı kurala yer verilmiştir. Anılan bu yasa hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğuracak olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki kanıtlarını sunma olanağı tanınmalıdır. Bu yasa hükümleri, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayanmakta olup, uyulmasında zorunluluk bulunan buyurucu kurallardandır.

      Somut olayda Yerel Mahkemece, bozma kararının sanık aleyhine olduğu nazara alınmadan, bu karara karşı diyecekleri saptanmadan, yokluğunda karar verilmesi yasaya aykırıdır.

      Bu itibarla diğer yönleri incelenmeyen direnme hükmünün öncelikle saptanan bu usuli yanılgı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir

      SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

      1- Yerel Mahkeme direnme hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin öncelikle saptanan usuli yanılgı nedeniyle BOZULMASINA,

      2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 06.12.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 


YETKİSİZ İCRA MÜDÜRLÜĞÜNE YAPILAN TAKİP TALEBİNİN SÜRESİ İÇİNDE YETKİLİ İCRA MÜDÜRLÜĞÜNE GÖNDERİLMESİ HALİNDE ALACAĞIN TAKİP KONUSU YAPILAN KISMI İÇİN ZAMANAŞIMINI KESMESİ

Davacı vekilinin TTK.nun 1301 nci maddesi hükmüne dayalı olarak açtığı rücu davası sonucunda zamanaşımı dolduğundan davanın reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan alacağın rücuan tahsili için açılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacıya sigortalı araç, davalının malik ve sürücüsü olduğu araç ile 09.10.2000 tarihinde çarpışma sonucu zarara uğramıştır. Dosya kapsamından davalı hakkındaki icra takibinin Beyoğlu İcra Müdürlüğü´nün 2002/5527 Es. sayılı dosyası ile başlatıldığı, borçlu­ davalıya 01.10.2002 tarihinde ödeme emri tebliğ edildiği, davalının borca ve yetkiye itirazı üzerine takibin durdurulmasına, alacaklı­davacı vekilinin talebi üzerine dosyanın yetkili icra müdürlüğü olan Niksar İcra Müdürlüğü´ne gönderilmesine karar verildiği, yetkili icra müdürlüğü tarafından 29.11.2002 tarihinde gelen icra takip dosyasının 2002/561 sırasına kaydının yapıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, bu tarih icra takibine başlama tarihi kabul edilerek iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kural olarak, başvurma ve peşin harç ödenmek kaydıyla icra harçlarının ödendiği tarihte yapılan takip talebi, Borçlar Hukuku bakımından alacağın takip konusu yapılan kısmı için zamanaşımını kesen nedenlerdendir ( Borçlar Kanunu m.133/2, m.136. ). Alacaklı tarafından yetkisiz icra müdürlüğünde başlatılan takip talebinin süresi içinde yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesi halinde, yetkisiz icra müdürlüğüne yapılan takip talebinin dahi aynı kural uyarınca zamanaşımını keseceği doktrin ve uygulamada kabul edilmektedir. ( Bkz.Prof.Dr. B.Kuru - İcra ve İflas Hukuku - Cilt: 1-Ankara 1988, Sayfa 181 vd. ) . Aksi halde, yetkisiz icra dairesine yapılan takip talebi ile meydana gelmiş bulunan zamanaşımı kesilmesi hükümsüz sayılır. Mahkemece, yetkisiz Beyoğlu İcra Müdürlüğü´nde başlatılan icra takip dosyası getirtilmek suretiyle, başlatılan icra takibinin zamanaşımı kesip kesmeyeceği hususunun araştırılarak, sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir

Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09.11.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.  YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2004/1770 K. 2004/11060 T. 9.11.2004



MUHAFAZA GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMAK ; HACİZLİ MALI SATIŞ YERİNE GÖTÜRME YÜKÜMLÜLÜĞÜ

YARGITAY 4. Ceza Dairesi E:2011/12316 K:2011/8440

Muhafaza görevini kötüye kullanmak suçundan sanık Seniye´nin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 289/1, 62, 50, 52/1-2. maddeleri uyarınca 80,00 Türk Lirası, 1.500,00 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair (Bafra Sulh Ceza Mahkemesi)´nin 19.10.2010 tarihli ve 2010/313-866 sayılı kararının Adalet Bakanlığı´nca 17.04.2011 gün ve 19868 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.05.2011 gün ve 175508 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

Tebliğnamede "Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi´nin 22.12.2009 tarih ve 2008/7470 esas, 2009/21076 karar, 26.01.2010 tarih ve 2008/6720 esas, 2010/777 sayılı kararlarında belirtildiği üzere, "...vedia sözleşmesinin bir türü olan yedieminlik kurumunun yediemine yüklediği muhafaza ve iade görevinin yalnızca kendisine teslim edilen yerde saklama ve iade etme yükümlülüğü yüklediği, hacizli malı satış yerine götürme yükümlülüğünün bulunmadığı...", somut olayda sanığın savunmalarında hacizli malları satış yerine götürmediğini açıklaması karşısında, hacizli malı satış yerine götürme yükümlülüğünün bulunmadığı cihetle, kanuni unsurları oluşmayan suçtan dolayı beraat kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde isabet görülmemiştir" denilmektedir.

Gereği görüşüldü;

Muhafaza görevini kötüye kullanma suçu, fail açısından yapılan sınıflandırmaya göre özgü bir suçtur. Bu suç ancak yasal düzenlemede belirtilen hukuki ve fiili nitelikleri taşıyan kişiler tarafından işlenebilir. Özgü suçların failleri belirli bir yükümlülük altında bulunmaktadır. Bu nedenle özgü suçlar doktrinde yükümlülük suçları olarak da adlandırılmaktadır. 5237 sayılı TCY´nin 289. maddesinde düzenlenen muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun faili, kendisine rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş malın resmen teslim edildiği kişidir. Hukuk uygulamasında bu kişiler yediemin olarak anılmaktadır. Yedieminin, suçun yapısı ve görevlendirilmesinin dayanağını oluşturan ilgili yasalardan kaynaklanan bazı yükümlülükleri vardır. İcra ve İflas Yasası hükümleri uyarınca yürütülen takipler nedeniyle gerçekleştirilen haciz işlemi sırasında yediemin olarak görevlendirilen kişinin, İİY´nin 88. ve 358. ile halen yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Yasası´nın 468. maddeleri içeriğinden saptanan yükümlülükleri şunlardır: 1) Kendisine resmen teslim edilen malı/ malları saklamak, korumak ve olduğu gibi (aynen) bırakmak. 2) Resmen teslim işlemini gerçekleştiren yetkili organ istediğinde hacizli malı kendisine teslim edilen yerde geri vermek veya hazır etmek. Belirtilen yükümlülükler aynı zamanda TCY´nin 289. maddesinde öngörülen teslim amacını oluşturmaktadır. Bu açıklamalar karşısında, yediemin sanıktan hacizli malı icra dairesi tarafından belirlenen satış yerine götürmesinin beklenmesi ve satış yerine götürmeme biçimindeki ihmali davranışın teslim amacı dışında bir tasarruf olarak değerlendirilmesi olanaklı değildir.

İncelenen dosyada yer alan iddianameye göre sanık hakkında icra takibi sırasında haczedilip kendisine yediemin olarak teslim edilen hacizli malları yapılan tebligata karşın satış yerine getirmeyerek muhafaza görevini kötüye kullandığı iddiasıyla kamu davası açıldığı görülmektedir. Dosyada bulunan haciz tutanağı ve birinci artırma tutanağına göre hacizli malların yediemine teslim edildiği yer ile icra dairesince satışın yapılmasına karar verilen yer farklıdır. İcra dairesince sanığa muhtıra gönderilerek hacizli malları belirlenen satış yerine getirmesi istenmiştir. Yukarıdaki paragrafta belirtilen açıklamaya göre, yediemin sanığın hacizli malları satış yerine götürmemesi, teslim amacı dışında bir tasarruf olarak değerlendirilemeyecektir. Mahkemece, suçun maddi unsurunun oluşmadığı gözetilmeden kurulan mahkumiyet hükmünün, hukuka aykırı olduğu anlaşılmaktadır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan sanık Seniye hakkında, Bafra Sulh Ceza Mahkemesi´nce verilen 19.10.2010 tarih ve 2010/313-866 sayılı kararın, CYY´nin 309. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), hükümdeki hukuka aykırılık sanığa verilen cezanın kaldırılmasını gerektirmekle, anılan Yasa maddesinin 4-d fıkrası gereğince, sanığın, muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan BERAATİNE, 16.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YAŞLILIK AYLIĞINA HACİZ KONULMASI

21. HUKUK DAİRESİ KARARI

Esas No:2008/4647 Karar No:2009/3403

Davacı, kurum tarafından yaşlılık aylığına konulan haczin ve kesintilerin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Davacı yönetim kurulu üyesi olduğu …………….. Kooperatifinin davalı kuruma olan borcundan dolayı SSK´ dan aldığı yaşlılık aylığına konulan haczin kaldırılmasını istemiştir.

Mahkemece davacının yaşlılık aylığına konulan haczin dayanağını oluşturan alacağın ve takip talebinin, 5198 sayılı Yasa ile değiştirilen 506 sayılı Yasa´nın121 maddesindeki değişikliğin yürürlük tarihi olan 6.7.2004 tarihinden önce olduğundan bu yasanın davacıya uygulanamayacağı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmişse de varılan bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.

Dosyadaki kayıt ve belgelere göre davacının, ………………… Kooperatifinin yönetim kurulu üyesi olduğu ve kooperatifin SGK´ya 506 sayılı Yasa´nın 80. maddesi kapsamında borcu bulunduğu bu borçtan şirketin yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle davacınında sorumlu olduğu, hakkında 6183 sayılı Yasa uyarınca yapılan icra takibinin kesinleştiği ve yaşlılık aylığına Ağustos 2007 tarihinden itibaren haciz konulduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık davacının yaşlılık aylığına konulan haciz işleminde 506 sayılı Yasa´nın 121. maddesinin 5198 sayılı Yasa ile değiştirilmezden önceki

 hükmünün uygulanıp uygulanmayacağı başka bir anlatımla söz konusu madde de 5198 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikte getirilen hükmün nazara alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır.

Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa´nın 121. maddesinin 1. fıkrası hükmü " bu kanun gereğince bağlanacak gelir veya aylıklar ve sağlanacak yardımlar nafaka borçları dışında haciz veya başkasına devir ve temlik edilemez" şeklinde iken 6.7.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5198 sayılı Yasa´nın 17. maddesi ile " nafaka borçları " ibaresinden sonra gelmek üzere " ... ve bu kanunun 80. maddesine göre takip ve tahsili gereken alacaklar "ibaresi eklenerek yapılan değişiklikle prim borçlarından dolayı da yaşlılık aylığına haciz konulacağı öngörülmüştür. Kural olarak her olay meydana geldiği tarihte yürürlükte olan hükümlere tabidir. Ancak kamu düzeniyle ilgili olan veya metninde geriye yürütüleceği belirtilen yasalar bunun istisnasını oluştururlar . " 22.5.1964 gün Esas 2006/26 Karar 9 sayılı İçtihadı Birleştirme Ön Kurul Kararı " Bu tür yeni yasaların yürürlüğe girmeleri ile görülmekte olan tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerekir. Bu gibi durumlarda kanunların geriye yürütülmesi değil zaman içerisinde ani etkisi söz konusu olmaktadır. Nitekim 7.12.1964 gün ve 1964/6 E. 1964/5 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun 9.3.1988 gün ve 1987 /2 860-1988/232 sayılı kararında da bu görüşlere yer verilmiştir. kurumun prim alacakları Amme Alacağı niteliğinde olup prim alacakları yönünden yapılan yasal düzenlemelerin kamu düzeniyle ilgili olduğu açıktır. Hal böyle olunca 506 sayılı Kanunun 121. maddesinde 5198 sayılı Yasa ile yapılan değişikliğin görülmekte olan davalarda ve giderek dava konusu uyuşmazlıkta da uygulanması gerektiği kuşkusuzdur.

Somut olayda prim borcu 1998-2004 yılları arasında tahakkuk etmiş, 6183 sayılı Yasa´ya göre takip yapılarak ödeme emri 506 sayılı Yasa´da yapılan değişiklikten önce 12.03.2004 tarihinde tanzim edilerek davacıya 18.03.2004 tarihinde tebliğ edilmiş ise de davacının yaşlılık aylığına haciz 20.06.2007 tarihinde konulmuş davacının yaşlılık aylığından kesinti değişikliğin yürürlüğe girdiği 06.07.2004 tarihinden sonra 2007 yılı Ağustos ayından itibaren yapılmaya başlanmıştır. Borcun önceki tarihte tahakkuk etmesi, takibin önceki tarihten başlamış olması sonuca etkili olmayıp haczin konulduğu ve uygulandığı tarihte 06.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5198 sayılı Yasa´nın 17. maddesi ile değişik 506 sayılı Yasa´nın 80. maddesi yürürlüktedir.

Mahkemece yukarıda yazılı maddi ve hukuksal olgular göz önünde tutularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabule karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.03.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Davacı, kurum tarafından yaşlılık aylığına konulan haczin ve kesintilerin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi. K A R A R Davacı yönetim kurulu üyesi olduğu …………….. Kooperatifinin davalı kuruma olan borcundan dolayı SSK´ dan aldığı yaşlılık aylığına konulan haczin kaldırılmasını istemiştir. Mahkemece davacının yaşlılık aylığına konulan haczin dayanağını oluşturan alacağın ve takip talebinin, 5198 sayılı Yasa ile değiştirilen 506 sayılı Yasa´nın121 maddesindeki değişikliğin yürürlük tarihi olan 6.7.2004 tarihinden önce olduğundan bu yasanın davacıya uygulanamayacağı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmişse de varılan bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamıştır. Dosyadaki kayıt ve belgelere göre davacının, ………………… Kooperatifinin yönetim kurulu üyesi olduğu ve kooperatifin SGK´ya 506 sayılı Yasa´nın 80. maddesi kapsamında borcu bulunduğu bu borçtan şirketin yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle davacınında sorumlu olduğu, hakkında 6183 sayılı Yasa uyarınca yapılan icra takibinin kesinleştiği ve yaşlılık aylığına Ağustos 2007 tarihinden itibaren haciz konulduğu uyuşmazlık konusu değildir.

Uyuşmazlık davacının yaşlılık aylığına konulan haciz işleminde 506 sayılı Yasa´nın 121. maddesinin 5198 sayılı Yasa ile değiştirilmezden önceki hükmünün uygulanıp uygulanmayacağı başka bir anlatımla söz konusu madde de 5198 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikte getirilen hükmün nazara alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa´nın 121. maddesinin 1. fıkrası hükmü " bu kanun gereğince bağlanacak gelir veya aylıklar ve sağlanacak yardımlar nafaka borçları dışında haciz veya başkasına devir ve temlik edilemez" şeklinde iken 6.7.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5198 sayılı Yasa´nın 17. maddesi ile " nafaka borçları " ibaresinden sonra gelmek üzere " ... ve bu kanunun 80. maddesine göre takip ve tahsili gereken alacaklar "ibaresi eklenerek yapılan değişiklikle prim borçlarından dolayı da yaşlılık aylığına haciz konulacağı öngörülmüştür. Kural olarak her olay meydana geldiği tarihte yürürlükte olan hükümlere tabidir. Ancak kamu düzeniyle ilgili olan veya metninde geriye yürütüleceği belirtilen yasalar bunun istisnasını oluştururlar . "

22.5.1964 gün Esas 2006/26 Karar 9 sayılı İçtihadı Birleştirme Ön Kurul Kararı " Bu tür yeni yasaların yürürlüğe girmeleri ile görülmekte olan tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerekir. Bu gibi durumlarda kanunların geriye yürütülmesi değil zaman içerisinde ani etkisi söz konusu olmaktadır. Nitekim 7.12.1964 gün ve 1964/6 E. 1964/5 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun 9.3.1988 gün ve 1987 /2 860-1988/232 sayılı kararında da bu görüşlere yer verilmiştir. kurumun prim alacakları Amme Alacağı niteliğinde olup prim alacakları yönünden yapılan yasal düzenlemelerin kamu düzeniyle ilgili olduğu açıktır. Hal böyle olunca 506 sayılı Kanunun 121. maddesinde 5198 sayılı Yasa ile yapılan değişikliğin görülmekte olan davalarda ve giderek dava konusu uyuşmazlıkta da uygulanması gerektiği kuşkusuzdur.

Somut olayda prim borcu 1998-2004 yılları arasında tahakkuk etmiş, 6183 sayılı Yasa´ya göre takip yapılarak ödeme emri 506 sayılı Yasa´da yapılan değişiklikten önce 12.03.2004 tarihinde tanzim edilerek davacıya 18.03.2004 tarihinde tebliğ edilmiş ise de davacının yaşlılık aylığına haciz 20.06.2007 tarihinde konulmuş davacının yaşlılık aylığından kesinti değişikliğin yürürlüğe girdiği 06.07.2004 tarihinden sonra 2007 yılı Ağustos ayından itibaren yapılmaya başlanmıştır. Borcun önceki tarihte tahakkuk etmesi, takibin önceki tarihten başlamış olması sonuca etkili olmayıp haczin konulduğu ve uygulandığı tarihte 06.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5198 sayılı Yasa´nın 17. maddesi ile değişik 506 sayılı Yasa´nın 80. maddesi yürürlüktedir. Mahkemece yukarıda yazılı maddi ve hukuksal olgular göz önünde tutularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabule karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.03.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.



YENİLEME İÇİN SÜRESİNDE HARCIN YATIRILMASI GEREKİR

23. Hukuk Dairesi - Esas No:2011/755  - Karar No:2011/666

Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın açılmamış sayılmasına yönelik olarak verilen kararın süresi içinde davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

-K A R A R-

Davacılar vekili, borçluya ait taşınmazların satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde üst sıraya alınan davalının alacağının gerçek bir hukuki ilişkiye dayanmayan, muvazaalı alacak olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinde davalıya ayrılan payın, müvekkillerinin alacaklı olduğu takip dosyasına ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkilinin dava dışı borçlunun hapiste olduğu dönemde ailesine ödünç para verdiğini, alacağın gerçek olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, dosya kapsamına göre, davacılar vekilinin duruşmaya gelmemesi nedeniyle 23.11.2010 günü dosyanın işlemden kaldırılmasına ve yasal süresi içinde de yenilenmemesi üzerine açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

Hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren bir ay geçtikten sonra ve fakat üç ay içinde yenileme talebinde bulunulmuş, ancak harç yatırılmamış olması halinde; 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun 32. maddesi uyarınca, yargı harçları ödenmedikçe müteakip işlemler yapılamayacağından, mahkemenin yenileme talebinde bulunana harç yatırması için uygun bir süre vermesi gerekir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu´nun 25.01.1985 gün ve 1984/5 Esas 1985/1 sayılı kararında da açıklandığı üzere; harcın ödenmesi talepte bulunanın tek başına yapacağı bir işlem olmayıp, bununla görevlendirilen kişinin, önüne gelen işlemi tamamlama görevinin sonucu, talepte bulunanla birlikte ortaklaşa yapılması gereken bir işlemdir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 4.2.2009 gün ve 2009/21-15 E. ve 2009/49 K. sayılı ilamında vurgulandığı üzere; taraflardan biri veya vekili, hakim havalesini taşıyan yenileme dilekçesini mahkeme kalemine ibraz ettiğinde; Hukuk ve Ticaret Mahkemeleri Yazı İşleri Yönetmeliği´nin 14. maddesinin emredici hükmü uyarınca, ilgili kalem personeli tarafından dava dosyası incelenmeli ve dosyanın işlemden kaldırma tarihinden bir ay geçtikten sonra yenilendiğinin belirlenmesi halinde, yenileyen tarafça yatırılması gereken harç miktarı hesaplanarak, bu miktarı mahkeme veznesine yatırması için yazılan müzekkere yenileme talebinde bulunan tarafa verilmeli ve harcın yatırılması sağlanmalıdır. Açıklanan bu işlemler yönetmelik hükmüne aykırı olarak mahkeme kalemince yerine getirilmemiş ve yargılama sırasında harcın yatırılmadığı anlaşılmış ise, Mahkemece, Harçlar Kanunu´nun 7. maddesinde belirtilen harcın, verilecek uygun bir kesin süre içinde yatırılması için, dosyada bulunan pullarla, yenileyene muhtıra tebliğ edilmelidir. Mahkemece verilecek süre içinde ilgilinin yenileme harcını yatırması halinde davaya kaldığı yerden devam edilmeli, harcın yatırılmaması halinde ise 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun 30.maddesi ve HUMK.nun 409/5.maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmelidir. Kalem personeli ve yargıcın; Harçlar Kanunu, HUMK ile Hukuk ve Ticaret Mahkemeleri Yazı İşleri Yönetmeliği´nin emredici hükümlerinden kaynaklanan işlemleri yapmamaları nedeniyle harcın yatırılmaması sonucu davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gibi ağır neticeye davacının (yenileyenin) katlanmasını istemenin adalet ve hukuka güven ilkesiyle bağdaşmayacağı açıktır. HUMK’un 434/3. maddesi de açıklanan yorum ve ilkeler doğrultusunda benzer düzenleme içermekte, eksik harç yatırılmasını temyiz edene yükletilecek bir kusur ve yanılgı olarak görmeyip bunu verilecek ek süre ile çözmektedir.

Somut olayda, dosya, HUMK’un 409. maddesi uyarınca 23.11.2010 günü işlemden kaldırılmış, davacılar vekili, yasal bir aylık sürenin dolmasından sonra yenileme talebiyle dilekçe vermiş ve dilekçesine pul eklemiştir. Her ne kadar, dilekçe harçlandırılmamış ise de, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde, dilekçe ekindeki pullar kullanılarak gönderilecek bir muhtıra ile adı geçene harcı tamamlaması için süre verilmesi ve verilen süre içinde ilgilinin yenileme harcını yatırması halinde davaya kaldığı yerden devam edilmesi, harcın yatırılmaması halinde ise şimdiki gibi davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 29.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın açılmamış sayılmasına yönelik olarak verilen kararın süresi içinde davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

-K A R A R- Davacılar vekili, borçluya ait taşınmazların satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde üst sıraya alınan davalının alacağının gerçek bir hukuki ilişkiye dayanmayan, muvazaalı alacak olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinde davalıya ayrılan payın, müvekkillerinin alacaklı olduğu takip dosyasına ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin dava dışı borçlunun hapiste olduğu dönemde ailesine ödünç para verdiğini, alacağın gerçek olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, dosya kapsamına göre, davacılar vekilinin duruşmaya gelmemesi nedeniyle 23.11.2010 günü dosyanın işlemden kaldırılmasına ve yasal süresi içinde de yenilenmemesi üzerine açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren bir ay geçtikten sonra ve fakat üç ay içinde yenileme talebinde bulunulmuş, ancak harç yatırılmamış olması halinde; 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun 32. maddesi uyarınca, yargı harçları ödenmedikçe müteakip işlemler yapılamayacağından, mahkemenin yenileme talebinde bulunana harç yatırması için uygun bir süre vermesi gerekir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu´nun 25.01.1985 gün ve 1984/5 Esas 1985/1 sayılı kararında da açıklandığı üzere; harcın ödenmesi talepte bulunanın tek başına yapacağı bir işlem olmayıp, bununla görevlendirilen kişinin, önüne gelen işlemi tamamlama görevinin sonucu, talepte bulunanla birlikte ortaklaşa yapılması gereken bir işlemdir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 4.2.2009 gün ve 2009/21-15 E. ve 2009/49 K. sayılı ilamında vurgulandığı üzere; taraflardan biri veya vekili, hakim havalesini taşıyan yenileme dilekçesini mahkeme kalemine ibraz ettiğinde; Hukuk ve Ticaret Mahkemeleri Yazı İşleri Yönetmeliği´nin 14. maddesinin emredici hükmü uyarınca, ilgili kalem personeli tarafından dava dosyası incelenmeli ve dosyanın işlemden kaldırma tarihinden bir ay geçtikten sonra yenilendiğinin belirlenmesi halinde, yenileyen tarafça yatırılması gereken harç miktarı hesaplanarak, bu miktarı mahkeme veznesine yatırması için yazılan müzekkere yenileme talebinde bulunan tarafa verilmeli ve harcın yatırılması sağlanmalıdır.

Açıklanan bu işlemler yönetmelik hükmüne aykırı olarak mahkeme kalemince yerine getirilmemiş ve yargılama sırasında harcın yatırılmadığı anlaşılmış ise, Mahkemece, Harçlar Kanunu´nun 7. maddesinde belirtilen harcın, verilecek uygun bir kesin süre içinde yatırılması için, dosyada bulunan pullarla, yenileyene muhtıra tebliğ edilmelidir. Mahkemece verilecek süre içinde ilgilinin yenileme harcını yatırması halinde davaya kaldığı yerden devam edilmeli, harcın yatırılmaması halinde ise 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun 30.maddesi ve HUMK.nun 409/5.maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmelidir. Kalem personeli ve yargıcın; Harçlar Kanunu, HUMK ile Hukuk ve Ticaret Mahkemeleri Yazı İşleri Yönetmeliği´nin emredici hükümlerinden kaynaklanan işlemleri yapmamaları nedeniyle harcın yatırılmaması sonucu davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gibi ağır neticeye davacının (yenileyenin) katlanmasını istemenin adalet ve hukuka güven ilkesiyle bağdaşmayacağı açıktır.

HUMK’un 434/3. maddesi de açıklanan yorum ve ilkeler doğrultusunda benzer düzenleme içermekte, eksik harç yatırılmasını temyiz edene yükletilecek bir kusur ve yanılgı olarak görmeyip bunu verilecek ek süre ile çözmektedir. Somut olayda, dosya, HUMK’un 409. maddesi uyarınca 23.11.2010 günü işlemden kaldırılmış, davacılar vekili, yasal bir aylık sürenin dolmasından sonra yenileme talebiyle dilekçe vermiş ve dilekçesine pul eklemiştir. Her ne kadar, dilekçe harçlandırılmamış ise de, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde, dilekçe ekindeki pullar kullanılarak gönderilecek bir muhtıra ile adı geçene harcı tamamlaması için süre verilmesi ve verilen süre içinde ilgilinin yenileme harcını yatırması halinde davaya kaldığı yerden devam edilmesi, harcın yatırılmaması halinde ise şimdiki gibi davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 29.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.




MERNİS ADRESİNE TEBLİGAT KANUNU MADDE 35E GÖRE TEBLİGAT YAPILABİLİR Mİ?

KARŞIYAKA 1.İCRA HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2009/494E. KARAR NO :2009/513K. KARAR TARİHİ : 16/07/2009

Uyuşmazlık ; ilamsız takipte, ödeme emri tebliğ edilmeyen borçluya nüfus Müdürlüğünden sorulmak suretiyle belirlenecek yerleşim yeri adresine göre T.K. nun 35. maddesi uyarınca tebliğ yapılması isteminin reddi ile ilgili memurluk işleminin, İİK.´nun 16. maddesine göre şikayet yolu ile kaldırılmasına yöneliktir.

Nüfus hizmetleri Kanunun 1. maddesi, bu kanunun amacının Ulusal adres veri tabanının oluşturulması, Nüfus kayıtları ile adres bilgilerinin ilişkilendirilmesini sağlamak olarak belirtilmiştir. Yine aynı kanunun 44/1. maddesi adli makamları adres ve veri tabanlarını da içeren nüfus kayıt örneklerini doğrudan almaya yetkili makamlar arasında saymıştır. Belirtilen yasa hükümleri uyarınca, ulusal veri tabanına göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarında yürütülecek işlemlerden dolayı birbirinden farklı birçok adresin nüfus kayıt bilgileri içerisinde yer alması mümkün olabilecektir.Eğer nüfus kayıt bilgilerinde,Adli mercilerce Mernis veri tabanında yer alan kimlik paylaşım sisteminden (KPS) elde edilen adres bilgilerine göre, normal ve olağan usulde geçerli bir tebligat yapılabiliyorsa ortaya herhangi bir sorunun çıkması söz konusu olmayacaktır. Acaba bu şekilde tebliğ işlemi gerçekleşmediğinde, adli mercilerce Mernis veri tabanında toplanmış adreslerden herhangi birisine Tebligat Kanunun 35/3 maddesi hükümleri doğrultusunda geçerli ve hukuka uygun bir tebliğ işlemi yapılması mümkün müdür? Tebligat Kanunun 35/3. maddesi kapsamında " daha önce tebligat yapılmamış olsa bile taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar oluşmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da " uygulanma durumunun varlığından söz etmek olanaksızdır. Çünkü ortada Kamu Kurumu olduğu kuşku götürmez Nüfus Müdürlüğüne bizzat tebligat yapılacak olan kişinin daha önce resmi bir başvurusu sebebi ile bildirdiği son adresi değil, diğer kamu kurum ve kuruluşları aracılığı ile ulusal adres veri tabanında oluşturulmuş diğer adres bilgileri söz konusu olup, ancak bu adreslerin kaynağı kamu kurumu belirlenip ve bu yerle yapılacak yazışma sonrasında ilgilinin başvurusuna bağlı en son adresinin olduğu belirtildikten sonra Tebligat Kanunun 35/3. maddesi uyarınca uygulama yapılması mümkün olabilecektir.

Kuşkusuz, eğer başlangıçta Nüfus Müdürlüğünden, bu kuruma borçlunun bizzat başvurusuna bağlı bildirilen en son adres bilgileri sorulup, bu yönde açıklanan adresine çıkarılan tebligattan sonuç alınamamışsa artık Tebligat Kanunun 35/3. maddesine göre uygulama yapılmasında yasal hiçbir engel bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar karşısında Nüfus Müdürlüğünün kendi kurumlarına borçlunun bizzat başvurusundan kaynaklanan en son adres olarak değil, sadece ulusal adres veri tabanında oluşturulmuş "yerleşim yeri" bilgisine göre belirtilmiş adresinin esas alınmak suretiyle Tebligat Kanunun 35/3. maddesi kapsamında hukuken geçerli bir tebliğ işleminin gerçekleştirilmesi mümkün değildir.

 Esasen Nüfus Hizmetleri Kanunun yukarıda değinilen 1. ve 44. maddelerinde yer alan " ulusal adres veri tabanının oluşturulması, nüfus kayıtları ile adres bilgilerinin ilişkilendirilmesi" adli makamların adres veri tabanlarını da içeren nüfus kayıt örneklerini doğrudan almaya yetkili makamlar olarak açıklanmasına karşı bu yöndeki adres bilgilerinin tebligat amacı ile kullanılacağına değinilmemiştir. Kaldı ki , tebligat ile ilgili uygulamalar Nüfus Kanunu değil, Tebligat Kanunu hükümleri esas alınmak suretiyle sonuçlandırılır. Bu bakımdan icra memurluğu işleminde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, haksız ve dayanağı olmayan şikayetin reddine karar verilmesi gerekmiş olup bu yönde hüküm kurulmuştur.


İTİRAZIN İPTALİ DAVASINDA ÇEKİN UNSURLARININ BULUNMAMASI

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi Esas No: 2010/9427 Karar No: 2011/4922

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen kesin kararın süresi içinde davalı vekilince kanun yararına temyiz olunması için istemde bulunulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükmün HUMK’nun 427/6 maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı vekili, müvekkilinin hamili bulunduğu çekin ibrazı üzerine karşılıksız çıktığını ve 350 TL tutarındaki çek güvence bedelinin tahsili için davalı banka aleyhine girişilen takibe itiraz sonucu takibin durduğunu belirterek, itirazın iptali, takibin devamı ve %40 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, davacı yanca kanıtlanan davanın kabulüyle itirazın iptaline, takibin devamına ve takip konusu 350 TL’nin %40’ına isabet eden miktarda icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline kesin olarak karar verilmiş, davalı vekilince kanun yararına temyiz olunması için istemde bulunulması üzerine Adalet Bakanlığı talebi doğrultusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükmün HUMK 427/6 maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenmiştir.

Dava konusu çekde keşide yeri bulunmamaktadır. Keşide yerinin çekin yasal unsurlarından olup, mahkemece bu hususun gözetilmemesi isabetsizdir.

Öte yandan, dava tarihinde yürürlükte bulunan 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki Kanunun 6/son maddesi “Takas odaları aracılığı ile ibraz edilmiş çekler için 10. maddede belirtilen sorumluluk miktarı dahil kısmi ödeme yapılamaz” hükmünü içermektedir. Davaya konu çekin takasa ibraz edildiği dosya içerisindeki çek örneğinden anlaşılmaktadır. Takasa ibraz edilen çek yönünden davalı bankanın kısmi ödeme yapma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece anılan yasa hükmü dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteğinin kabulü ile HUMK 427/7 maddesi gereğince hükmün kanun yararına ve hukuki sonuçları kalkmamak koşuluyla BOZULMASINA, aynı yasanın 427/son maddesi uyarınca kararın bir örneğinin Resmî Gazete’de yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığı’na gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verilmesine, 13.4.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi

 


EŞLERİN BOŞANMASI, HACZEDİLEN MALLARDA İSTİHKAK İDDİASI

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi  Esas No: 2011/6682  Karar No: 2011/8508

Eşlerin Boşanması, Haczedilen Mallarda İstihkak İddiası...

İstihkak İddiası

Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı kabulüne dair verilen hükmün, bu defa Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.6.2011 gün ve 2011/188597 sayılı yazısı ile Antalya 3. İcra Hukuk Mahkemesince kesin olarak verilen11.5.2010 tarihli hükmün HUMK. nun 427/6. maddesi uyarınca “kanun yararına bozulması” için temyiz isteminde bulunulmuştur.

KARAR

Davacı (3.kişi), davalı (alacaklı) tarafından boşandığı eski eşi olan borçlu M. Musa Yıldız aleyhine Antalya 3.İcra Müdürlüğünün 2004/5079 sayılı dosyasından yapılan takipte, borçlu ile ilgisi olmayan kendisine ait evdeki menkullerin 06.2.2010 tarihinde haczedildiğini ileri sürerek, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiş, bilahare kendisini vekil ile temsil ettirmiştir.

Davalı vekili, gerçek takip alacaklısının dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmediğini, takip alacaklısının Ali Güzel olmasına karşın, davalı olarak gösterilen İsmail Duygulu’nun alacaklının vekili olduğunu, husumetin alacaklı asil yerine vekiline yöneltildiğini, bu nedenle davanın husumet yokluğundan ve esas yönünden reddi gerektiğini savunmuştur.

 Davalı (borçlu) davanın doğru olduğunu, davacı 3. kişi ile 2005 yılında ayrıldıklarını ve mahcuzlarla bir ilgisinin bulunmadığını savunmuştur.

Mahkemece, yapılan yargılama sonunda davanın kabulü ile mahcuzlar üzerindeki haczin kaldırılmasına miktar itibariyle İİK.nun 363.maddesi uyarınca kesin olmak üzere karar verilmiştir.

Bu defa, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.6.2011 gün ve 2011/188597 sayılı yazısı ile Antalya 3. İcra Hukuk Mahkemesince kesin olarak verilen 11.5.2010 tarihli hükmün HUMK.nun 427/6.maddesi uyarınca “kanun yararına bozulması” için temyiz isteminde bulunulmuştur.

Dava, 3. kişinin İİK’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.

İİK.nun 96 ve devamı maddeleri uyarınca 3.kişi tarafından açılan istihkak davasında, asıl çekişme 3.kişi ile alacaklı arasında olduğundan, davalılar kural olarak istihkak iddiasına itiraz eden takip borçlusu ve takip alacaklısıdır. Bu davalarda takip alacaklısı zorunlu olarak davalıdır. Dava dilekçesinde takip alacaklısı yerine başka bir kişinin alacaklı gibi gösterilerek dava açılmış olması halinde, davanın sıfat yokluğu (pasif husumet) nedeniyle reddi gerekir.

Somut olayda, dava dilekçesinde gerçek takip alacaklısı Ali Güzel yerine, alacaklının vekili olan Av.İsmail Duygulu’nun davalı olarak gösterilmiş olduğu görülmektedir. Bu husus, davacı vekilinin 24.3.2010 havale tarihli dilekçesinde de belirtilmiştir. Maddi hataya dayalı bu yanlışlığın HUMK.nun 80. maddesi uyarınca düzeltilmesi olanaklı olup, bu hatanın düzeltilmesi hasım değiştirme olarak nitelendirilemez.

O halde; mahkemece yapılması gereken, zorunlu dava arkadaşı olan gerçek takip alacaklısının yöntemine uygun şekilde davaya katılmasını sağlamak üzere, davacı 3.kişiye uygun bir süre verilip, taraf teşkili sağlandıktan sonra, yargılamaya devam edilmesi, yargılama sonunda gerçek takip alacaklısı olmayan kişi hakkında açılan istihkak davasının sıfat yokluğu nedeniyle reddi ile davanın esası yönünden de toplanan deliller itibariyle varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, belirtilen usuli zorunluluk göz ardı edilerek gerçek alacaklının yokluğunda yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının HUMK.nun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak kaydı ile Kanun Yararına BOZULMASINA, gereğinin yapılması için kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Başsavcılığına gönderilmesine, 03.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


HACZEDİLEN EŞYALARIN BAŞKA ŞİRKETE AİT OLDUĞU İDDİASI.

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu ESAS NO: 2011/17-638 KARAR NO: 2012/13

İSTİHKAK İDDİASI

HACZEDİLEN EŞYALARIN BAŞKA ŞİRKETE AİT OLDUĞU İDDİASI

Taraflar arasındaki “İstihkak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;Manisa 2.İcra Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 08.12.2009 gün ve 2009/342 E.,2009/535 K. sayılı kararın incelenmesi davalı alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 31.03.2011 gün ve 2011/2198 E., 2011/2924 K. sayılı ilamı ile;

(... Davacı (üçüncü kişi) vekili, Manisa 1.İcra Müdürlüğü’nün 2009/3613 Esas sayılı dosyasında yapılan 26.06.2009 günlü hacze konu menkullerden 1500 adet derinin üçüncü kişi şirkete ait olduğunu, haciz adresinde 01.01.2007’den beri faaliyet gösteren Kıvırcık Deri adlı iş yerinin sahibi Yılmaz Özdemir’e tıraşlanmak üzere fason olarak teslim edildiğini, borçlu şirketin 2006 yılında iflas ederek haciz adresi ile ilgisini kestiğini,mahcuzlarla ilgisinin bulunmadığını, belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına ve tazminata karar verilmesini istemiştir.

Davalı (alacaklı) vekili, “davacının sunduğu faturanın hacizden sonra düzenlendiğini, her zaman temini mümkün belgelerden olduğunu, istihkak iddiasının kanıtlanamadığını” belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Davalı (borçlu), usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen duruşmalara katılmadığı gibi cevap da vermemiştir.

Mahkemece toplanan delillere göre: “ödeme emri haciz adresinde sekreter imzasına tebliğ edilmişse de; Vergi Dairesi’nden getirtilen yoklama fişine göre bu adreste 21.11.2008’den itibaren Yılmaz Özdemir’in faal olduğu, üçüncü kişinin sunduğu fatura kapsamında satın aldığı derilerden 1.500 tanesini fason traş yapılmak üzere Yılmaz Özdemir’e teslim ettiği, aksinin kanıtlanamadığı“ gerekçesi ile davanın kabulü ile 1500 adet kromlu deri üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, üçüncü kişinin İİK’nun 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir.

Dava konusu haciz ödeme emrinin de tebliğ edildiği takip adresinde yapılmış, hacizde borçlu adına düzenlenmiş bir adet fatura ele geçmiştir. Kolluk tarafından mahallinde yapılan araştırmada, haciz tarihi itibarı ile haciz adresinde borçlu şirketin fiilen faaliyet gösterdiği belirlenmiştir. İİK’nnu 97/a maddesindeki mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla alacaklı yararınadır ve ispat yükü altında bulunan üçüncü kişinin sunduğu, hacizle aynı gün düzenlenmiş fatura, sonradan temini mümkün belgelerden olup, istihkak iddiasını kanıtlamaya elverişli değildir. Esasen davacı, ticari ilişki içinde olduğunu dahi kabul etmediği borçlu şirketin faaliyet adresine mahcuzları neden bıraktığını kanıtlayamamıştır.

Davanın reddi yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile yazılı biçimde kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı-alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 18.01.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

 
                                  Sayaç
Bugün Tekil: 73 Bugün Çoğul: 0 Dün Tekil: 378 Toplam Tekil: 219249 Toplam Çoğul: 30
        Dataişlem