TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR.. SİTEMİZDE YER ALAN BİLGİLERİ İNCELERKEN ARADIĞINIZ SORULARIN CEVABINI BÜYÜK ÖLÇÜDE BULABİLECEKSİNİZ..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
YARGITAY KARARLARI 1 / 08-03-2012

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Esas No: 2011/4736 Karar No: 2011/11579

Son 10 Yıl Ödenen Banka Kredi Kartı Aidatının Geri Alınması...

Taraflar arasındaki Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Kararının iptali davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Kanun Yararına bozulması istenilmekle, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı, davalı ile kredi kartı üyelik sözleşmesi imzaladıklarını, sözleşme gereği 2007 yılı içerisinde yıllık üyelik ücreti olarak davalı hesabından 40.00 TL kesinti yapıldığını, davalının Tüketici Sorunları Hakem Heyetine Başvurarak, yapılan kesintinin iadesini istediğini, Altındağ Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin 10.3.2010 tarihli kararı ile bu kesintinin davalıya iadesine karar verdiğini, davalı talebinin yasal dayanaktan yoksun olduğu gibi sözleşmeye aykırı olduğunu davalının talep hakkının bir yıllık zaman aşımına uğradığını belirterek Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararının iptalini istemiştir.

Davalı, davacının kredi kartı üyelik ücreti talep etmesinin yasaya aykırı olduğu gibi sözleşme hükmünün haksız şart niteliğinde bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davalı talebinin sebepsiz zenginleşmeye dayalı olduğu, BK 66 maddesi gereğince davalı, hesabından kesinti yapıldığını öğrendiği tarihten itibaren 1 yıllık zamanaşımı süresinde dava açması gerektiğini, kredi kartı sahibinin kesintiyi öğrendiği tarihten itibaren 1 yıllık sürede talepte bulunmadığı için istirdat talebinin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle, davacı itirazının kabulüne Altındağ Kaymakamlığı Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin 10.3.2010 tarihli kararının iptaline dair verdiği karar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kanun yararına temyiz edilmiştir.

Taraflar arasında 20.11.2006 tarihli kredi kartı üyelik sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmeye dayanarak Koray Karacan’a kredi kartı verildiği, Bankanın 2007 yılı için Koray Karacan’ın hesabından 40.00 TL kredi kartı üyelik ücreti kestiği, bunun üzerine Koray Karacan’ın 2010 yılında yapılan kesintinin iadesi için Tüketici Sorunları Hakem Heyetine başvurduğu, yapılan inceleme sonucunda talebin kabulüne 40.00 TL kredi kartı üyelik ücretinin, kart hamiline iadesine karar verildiği, Bankaca bu kararın iptali için Tüketici Mahkemesine itiraz edilmesi üzerine yapılan yargılamada kredi kartı sahibinin kesintinin yapıldığı 2007 yılından 3 yıl sonra istirdat talebinde bulunduğu, oysa; kart hamilinin istirdat talebinin yasal dayanağının sebepsiz zenginleşme olup BK 66 maddesi gereğince öğrenme tarihinden itibaren 1 yıllık sürede talepte bulunmadığı için istirdat talebinin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle itirazın kabulüne, Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararının iptaline karar verildiği toplanan deliller ve dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.

Yukarıda açıklandığı üzere, taraflar arasında sözleşme ilişkisi kurulduğu ve 40.00 TL kredi kartı üyelik ücretinin bu sözleşmeye dayalı olarak davalı hesabından mahsup edildiği saptandığına göre uyuşmazlık, sözleşme ilişkisinde uygulanması gereken BK 125 maddesindeki 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Uyuşmazlıkta sebepsiz zenginleşme hükümlerine ilişkin BK 66 maddesi uygulanması mümkün değildir. HGK 2010/13-93-88 sayılı kararı da bu doğrultudadır. Mahkemece BK 66 maddesinde 1 yıllık zamanaşımı süresi esas alınarak itirazın kabulü ile Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Kararının iptaline karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma talebinin kabulü gerekmiştir.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kanun yararına bozma isteminin kabulü ile mahkeme kararının sonuca etkili olmamak üzere kanun yararına BOZULMASINA, 18.7.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

YARGITAY 13. Hukuk Dairesi ESAS NO: 2010/14508 KARAR NO: 2011/7290

Konu: Konut Kredisi, İpoteğin Kaldırılması, Erken Ödemeye Rağmen Borcun Kapatılmaması…
Taraflar arasındaki ipoteğin kaldırılması davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
 Davacı, davalı bankadan 14/07/2008 tarihli konut kredisi finansman sözleşmesi ile kredi aldığını, kredinin teminatı olarak satın alınan taşınmaz üzerinde 15/07/2008 tarihinde 70.487- TL miktarlı 1. dereceden ipotek tesis edildiğini, kredi borcunu erkenden ödediğini ancak davalı bankanın hesabı bir türlü kapatmadığını, kredi sözleşmesinden kaynaklanan tüm borç ( anapara, faiz, komisyon, sigorta primleri, erken ödeme cezaları vs. ) tümüyle ödenmesine rağmen ipoteğin kaldırılması için 350-TL masraf istendiğini ileri sürerek, kredi sözleşmesinden kaynaklanan tüm borcun ödenmiş olması nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, sözleşmenin haksız şart niteliğindeki 3.maddesinin iptaline, ipoteğin varlığını ve devamını gerektirecek koşullar ortadan kalktığından ipoteğin fekkine, davalı tarafça sebep olunan 63,43- TL noter masrafının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
 Davalı, ipoteğin kaldırılması için gereken 350-TL masrafın davacı tarafından ödenmediğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 3. maddesine göre ipoteğin fekki için gereken masrafların davacı tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığını, miktar olarak Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne başvurulması gerektiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
 Mahkemece, 4077 sayılı Kanun’un 22.maddesine göre dava tarihi itibariyle Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne başvuru sınırının 936-TL olduğu, davacının talebini 350-TL borçlu olmadığının tespiti ile sınırladığı, Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne başvurunun zorunlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
  1-Davacı, dava dilekçesinde, kredi sözleşmesinden kaynaklanan tüm borcun ödenmiş olması nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, sözleşmenin haksız şart niteliğindeki 3.maddesinin iptaline, ipoteğin varlığını ve devamını gerektirecek koşullar ortadan kalktığından ipoteğin fekkine, 63,43-TL noter masrafının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş; davacı vekili duruşmadaki beyanında, davanın, davacının davalı bankaya 350-TL borçlu olmadığının tespiti olduğunu bildirmiştir. Mahkemece, davacının davasını  350-TL borçlu olunmadığının tespiti ile sınırlandırdığı, 4077 sayılı Kanun’un 22.maddesine göre dava tarihi itibariyle Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne başvuru sınırının 936-TL olduğu, davacının talebine göre Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne başvurunun zorunlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki,  davacının talepleri dava dilekçesinde açıkça belirtilmiş olup, 350-TL ipoteğin kaldırılması masrafı nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti de bu taleplerden birisini oluşturmaktadır. Davacının talepleri davanın tarafları arasında muaraza çıkaracak nitelikte olup, talebin sadece 350-TL borçlu olunmadığının tespiti şeklinde açıklanması sonuca etkili değildir. Davanın muarazanın giderilmesine yönelik olması nedeniyle mahkemece verilen kararın da kesin olduğundan bahsedilemez. Hal böyle olunca mahkemenin hükmün kesin olduğuna dair kararının kaldırılarak temyiz incelemesinin yapılmasına karar verilmesi gerekmiştir.
 Kararın esastan incelenmesinde; Davacının talepleri davanın tarafları arasında muaraza çıkaracak nitelikte olup, davayı görmekle Tüketici Mahkemesi görevlidir. Mahkemece, işin esasına girilerek davacının her bir talebi hakkında hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, miktar itibariyle Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne başvurunun zorunlu olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektir.
 2-Bozma nedenine göre davalının tüm, davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

 SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bent gereğince davalının tüm, davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 1,25 TL kalan hacın davalıdan alınmasına, 05.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

YARGITAY 13. Hukuk Dairesi ESAS NO: 2011/357 KARAR NO: 2011/7678

Konu: Konut Kredisi, Kapanan krediden alınan Dosya Masrafı, Komisyon ve Sigorta Bedelinin Haksız Olduğu…

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı, 26.12.2006 tarihinde davalı bankadan konut kredisi kullandığını ve 08.09.2009 tarihinde borcunu kapattığını, bankanın kendisinden 1.000 TL dosya masrafı, 667 TL komisyon ve 488 TL sigorta bedeli aldığını, kesintilerin haksız olduğunu ve müzakere yapılmadan alındığını ileri sürerek yasal faizi ile tahsilini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, masrafların davacıdan tahsil edilmesinde hukuka aykırı bir hususun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, davalı banka tarafından dosya masrafları v.s. adı altında tahsilat yapılmasının hukuka aykırı olduğunu ve müzakere edilmeden yapıldığını ileri sürerek 2.155-TL’nin tahsiline karar verilmesi talebi ile dava açmıştır. Mahkemece, Tüketici Kredisinde Erken Ödeme İndirimi ve Kredinin Yıllık Maliyet Oranının Hesaplanması Hakkındaki Yönetmeliğin 5,7,8.maddeleri ile taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 2. maddesi ile 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 10.maddesi hükümleri incelendiğinde davacıdan alınan komisyon, sigorta ve masrafın kanuna aykırı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 Sayılı Kanunla değişik 6. maddesi ile sözleşmelerdeki haksız şart düzenlenmiş ve "Satıcı ve sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır. Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu her türlü sözleşmede yer alan haksız şartlar tüketici için bağlayıcı değildir. Eğer bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir. Sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesinden standart sözleşme olduğu sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin kalan kısmına bu maddenin uygulanmasını engellemez. Bir satıcı veya sağlayıcı, bir standart şartın münferiden tartışıldığını ileri sürüyorsa bunu ispat yükü ona aittir. 6/A, 6/B, 6/C, 7, 9, 9/A, 10, 10/A ve 11/A maddelerinde yazılı olarak düzenlenmesi öngörülen tüketici sözleşmeleri en az oniki punto ve koyu siyah harflerle düzenlenir ... " hükmü, yine 4077 Sayılı Kanunun değişik 6 ve 31 maddelerine dayanılarak hazırlanan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesinde "satıcı, sağlayıcı veya kredi veren tarafından tüketici ile akdedilen sözleşmede kullanılan haksız şartlar batıldır" hükmü getirilmiştir.

Taraflar arasında düzenlenen 26.12.2006 tarihli sözleşmenin 3. maddesinde, “Kredili müşteri ve kefiller banka tarafından düzenlenecek tarife/çizelgeye göre Bankanın talep edeceği her türlü ücret, komisyon ve masrafları … ihbara gerek kalmaksızın Bankaya ödemekle yükümlü olduklarını kabul ve taahhüt ederler.” düzenlemesi mevcuttur. Ancak, bu ücret ve masrafların hangi nedenlerle alınacağına dair sözleşmede açıklayıcı bir hüküm bulunmamaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, davalı banka sadece kredinin verilmesi için zorunlu olan masrafları tüketiciden isteyebilir. Kredi verilmesi için gereken zorunlu masrafların neler olduğu konusunda ispat yükü ise davalı bankaya aittir. Aksi halde, diğer ücret ve masraflar başlığı altında maktuen belirlenen bir miktarın tüketiciden alınacağına dair hükmün yukarıda açıklanan yasa ve yönetmelik hükümleri karşısında haksız şart olduğunun kabulü gerekir. Öyle olunca mahkemece, davalı bankadan bu yönde delilleri sorulduktan sonra, konusunda uzman bilirkişi ya da heyetinden kredinin kullanılması için zorunlu masrafların neler olduğunun ve miktarının tespiti için bilirkişi raporu alınması ve hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken bu yönler gözetilmeksizin eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, 10.5.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

YARGITAY

3. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2011/17682

KARAR NO: 2012/755

KİRA PARASININ TESPİTİ  VEKALET ÜCRETİ

Dava dilekçesinde kira parasının 01/05/2008 gününden başlayarak aylık, 15.000 TL olarak tesbiti istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü(aylık 6.300 TL) cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.                                                                                                            

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.

Dava dilekçesinde; 01/05/2008 tarihinde başlayan dönemin aylık kira bedelinin 15.000 TL olarak tespiti istenilmiş, mahkemece hak ve nesafet uygulaması ile davanın kısmen kabulüyle aylık kira bedelinin 6.300 TL olarak tespitine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

Ancak, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 9/1.maddesi uyarınca kira tespiti davalarında vekalet ücretinin tespit edilen yıllık kira bedeli farkı üzerinden Tarifenin üçüncü kısmı gereğince hesaplanarak hüküm altına alınması gerekmektedir. Mahkemece tarifede yazılı oranların yanlış uygulanması suretiyle davacı için çok, davalı için ise Tarifedeki oranlara göre daha az miktarda vekalet ücreti takdiri doğru olmayıp, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 16/01/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Fazla Çalışma Ücretinin Tahsili, Vekalet Ücreti...

YARGITAY 
Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO: 2011/9-723
KARAR NO: 2012/12

FAZLA ÇALIŞMA ÜCRETİNİN TAHSİLİ
KISMEN KABUL KISMEN RET HALİNDE TAKDİR EDİLECEK VEKALET ÜCRETİ

Taraflar arasındaki “Alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Denizli 2. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 17.07.2009 gün ve 2006/606 E.,2009/548 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 27.01.2011 gün ve 2009/44498 E., 2011/1139 K. sayılı ilamı ile;

(... Davacı, fazla çalışma ücretinin tahsilini talep etmiştir.

Davalı, davacının alacaklarının banka hesabına yatırıldığını, davacının fazla çalışması olmadığını, taleplerinin zamanaşımına uğradığını bildirerek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Fazla çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Yargıtay’ca son yıllarda hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır (Yargıtay, 9. HD 18.7.2008 gün 2007/25857 E, 2008/20636 K., Yargıtay 9. HD 28.4.2005 gün 2004/24398 E, 2005/14779 K. ve Yargıtay 9. HD 9.12.2004 gün 2004/11620 E, 2004/27020 K.). Fazla çalışma ücretinden indirimi öngören bir yasal düzenleme olmasa da, bir işçinin günlük normal çalışma süresinin üzerine sürekli olarak fazla çalışma yapması hayatın olağan akışına aykırıdır. Hastalık, mazeret, izin gibi nedenlerle belirtilen şekilde çalışılamayan günlerin olması kaçınılmazdır. Böyle olunca fazla çalışma ücretinden bir indirim yapılması gerçek duruma uygun düşer. Ancak, fazla çalışmanın takdiri delil niteliğindeki tanık anlatımları yerine, yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir.

Fazla çalışma ücretinden indirim, taktiri indirim yerine, kabul edilen fazla çalışma süresinden indirim olmakla, davacı tarafın kendisini avukat ile temsil ettirmesi durumunda reddedilen kısım için davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekir.

 

Kabule göre de yargılama giderlerinin o dava içinde istek olmasa bile, mahkemece kendiliğinden çözümlenmesi gerekir. Yargılama giderleri ayrı bir dava konusu yapılamaz. Yargılama ve hüküm, ancak davanın tarafları hakkında verilebilir. Yargılama giderleri de hükmün sonuçlarına göre yanların sorumlulukları ile ilgili bulunduğundan, hüküm ile birlikte karara bağlanması gerekir (29.5.1957 tarih ve 4/16 sayılı İBK.). Bu bağlamda, yargılama giderleri aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir ve vekalet ücreti de yargılama giderlerindendir (HUMK m. 417/l, m. 423/b.6).

Hukuk Muhakemeleri Kanununun 423. maddesinin 6. bendinde açıkça belirtildiği gibi, vekalet ücreti bir yargılama gideridir. Bu nedenle, 29/5/1997 gün, 4/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında yazılı olduğu şekilde, yargılama giderlerinden olan avukatlık parası, diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi mahkemece kendiliğinden hükme bağlanır. Davada haklı çıkan taraf kendisini vekil ile temsil ettirmiş ise, vekalet ücreti diğer yargılama giderleri gibi haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan tarafa verilir (HUMK m. 416, 417).

Yargılama harç ve giderleri, HUMK 417. maddesi uyarınca kural olarak davada haksız çıkan tarafa yükletilmesi gerekir. Bu durumda yapan taraf haklı ise yaptığı gider karşı tarafa yükletilmeli, haksız ise yapılan yargılama gideri üzerinde bırakılmalıdır.

Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa mahkeme her birini masrafla ilzam veya bu masrafları aralarında taksim etmelidir. Yargılama giderlerinin kabul/ret oranına göre paylaştırılması gerekir.

Yargılama giderlerinden sayılan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 423, Avukatlık Kanununun 169 ve Avukatlık Ücret Tarifesinin 1. maddelerinde düzenlenen, ancak müstakil bir varlığı olmayan ve ait olduğu davanın konusunu teşkil eden hak ve alacağa sıkı sıkıya bağlı bulunan avukatlık ücretinin; haksız çıkan tarafa yükletilmesi gerekir. Zira, haksız davranışta bulunan bir kimsenin, bu haksız davranışının bütün sonuçlarından sorumlu tutulması hukukun genel kurallarındandır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, yargılama giderlerinin haksız çıkan tarafa yükletilmesine ilişkin 417. maddesi bu ilkeye dayanmaktadır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388. ve 389. maddeleri uyarınca hükmün, taraflara yönelik olarak kurulması gerekir. Kural olarak, davada haklı çıkan taraf kendisini vekil ile temsil ettirmiş ise, vekalet ücreti diğer yargılama giderleri gibi haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan tarafa verilir (HUMK M 416, 417).

Somut olayda, fazla çalışma ücretinden yapılan takdiri indirim nedeniyle dava kısmen kabul ve kısmen reddedildiği halde, reddedilen miktar yönünden davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemesi ve yargılama giderlerinin tümünün davalıdan tahsil edilmesi hatalı olup kararın bu yönden bozulması gerekmiştir....)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, fazla çalışma ücretinin tahsili istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkilinin fazla çalışma ücretlerinin ödenmediği iddiasıyla, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2000,00 TL fazla çalışma alacağının faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş; 15.06..2008 tarihli dilekçesiyle de talebini “4.267,00 TL” olarak, ıslah etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Yerel mahkemece, davanın kabulüne, 4.267,00 TL net fazla çalışma ücreti alacağının davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece, yukarıda başlık bölümünde aynen aktarılan gerekçelerle, fazla çalışma ücretinden yapılan takdiri indirim nedeniyle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiş olmasına karşın, reddedilen miktar yönünden davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemesinin ve yargılama giderlerinin tümünün davalıdan tahsil edilmesinin hatalı olduğuna işaretle, karar bozulmuştur.

Yerel mahkemece, bozma ilamında kısmen kabul kısmen redde karar verildiğine işaret edilmişse de, gerçekte davanın kabulüne karar verildiği gerekçesiyle önceki kararında direnilmiş; davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemece hükmedilen miktara göre davanın kısmen reddinin söz konusu olup olmadığı ve buna göre davalı yararına vekalet ücreti hükmedilmesinin ve yargılama giderlerinin paylaştırılmasının gerekip gerekmediği, noktasındadır.

Hemen belirtmelidir ki, gerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 417 ve gerekse de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. ve 332. maddelerine göre, yargılama giderlerine, mahkemece resen hükmedilir ve kural olarak kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.

Dava ve ıslah dilekçeleri kapsamına göre davacının talebi 4.375,00 TL olup, mahkemece de bu miktara hükmedilmiştir. Şu haliyle dava kabulle sonuçlanmış olup, kısmen de olsa reddedilen miktar bulunmamaktadır.

Özel Dairenin dava kısmen kabul-kısmen redde ilişkin olduğu yönündeki tespiti maddi hataya dayalı olup, dosya kapsamına uygun düşmemektedir.

O halde, yerel mahkemece davada haksız çıkan davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemesinde ve yargılama giderlerinin tümünün davalıdan tahsil edilmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Bu nedenle, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 18.01.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
Esas No: 2011/8434
Karar No: 2011/8141

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen 22.6.2010 tarih ve 2009/850 - 2010/578 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkili tarafından emtia nakliyat sigorta poliçesiyle sigortalanan 2.080 kg yedek parça emtiasının davalı tarafça Hollanda´dan Türkiye´ye havayoluyla taşındığını, taşıma esnasında emtiada oluşan hasar bedelinin sigortalıya ödendiğini ve 349,60 TL asıl alacağın rücuen davalıdan tahsili için başlatılan icra takibine davalı itirazının haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline ve % 40´dan az olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, taşıma esnasında emtiada oluşan hasarın tazmininin gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, itirazın iptaline ve %40 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş, kesinleşmiş bu karar aleyhine Adalet Bakanlığı’nın yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozulması talebinde bulunulmuştur.

Dava, TTK´nun 1301. maddesine dayalı alacak için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece, yazılı gerekçeyle dava kabul edilerek icra inkar tazminatına da hükmedilmiştir. Oysa, davaya konu alacak tazminata ilişkin olduğundan ve tazmini gereken gerçek bedelin mahkemece saptanması gerekeceğinden tazminat alacağının önceden belirlenebilirlik, bilinebilirlik, hesap edilebilirlik vasfı ve dolayısıyla likit alacak niteliği taşımadığı kuşkusuzdur.

Bu durum karşısında, İİK´nun 67. maddesinde belirlenen koşullar oluşmadığından, davacı tarafın icra-inkar tazminatı talebinin reddi gerektiği halde kabulü yönünde hüküm kurulması yasaya aykırı bulunduğundan kanun yararına bozma isteğinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HUMK´nun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, kararın bir örneğinin aynı maddenin son fıkrası uyarınca gereği yapılmak üzere Adalet Bakanlığı´na gönderilmesine, 4/7/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- 

Köy Ortak Malı Olan Çeşmenin Şahıs Adına Tescili...

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi
Esas No: 2011/4184
Karar No: 2011/4687

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi istenilmekle, dosya incelendi, gereği görüşüldü:

Kadastro sırasında dava konusu 110 ada 5 parsel sayılı 31,38 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/A maddesi gereğince çeşme ve arsa niteliğiyle davalı Oğuldere Köyü Tüzel Kişiliği adına tespit edilmiştir. Davacı H... tapu kaydına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, 110 ada 5 parsel sayılı taşınmazın davacı H... adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, taraflarına 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tüzüğü uyarınca yöntemine uygun şekilde tebliğ edildiği halde yasal süresinde temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Adalet Bakanlığınca dava konusu taşınmazda köyün ortak malı olan çeşme bulunduğu halde, mahkemece yeterli araştırma yapılmadan, yalnızca davalı Köy Tüzel Kişiliği adına köy muhtarının beyanı dikkate alınmak suretiyle davanın kabulü yönünde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı bulunduğundan kesinleşen hükmün kanun yararına temyiz edilmesi istenilmiş, bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10/6/2011 tarih ve 2011/184175 sayılı Tebliğnamesi ile HUMK´nun 427/6 maddesi gereğince hükmün kanun yararına bozulması talep edilmiştir.

Mahkemece davalı Köy Tüzel Kişiliğini temsilen köy muhtarının davayı kabulü nedeniyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de mahkemece yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir. Köy Tüzel Kişiliğini temsil eden köy muhtarının davadan feragat veya davayı kabul yetkisi bulunmamaktadır. Davadan feragat veya kabul gibi usul işlemlerinin geçerli olabilmesi için Köy Derneğinin bu yönde alınmış bir kararının bulunması ve bu kararın Mülki Amirlikçe usulen tasdik edilmek suretiyle belgelenmesi gerekir. Bu nedenle köy muhtarının kabulü hukukça değer taşımaz.

O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle davacı tarafın tutunduğu tapu kaydı ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden açıkta pay kalmayacak şekilde getirtilmeli, dayanılan kaydın dava dışı başka taşınmaz ya da taşınmazlara revizyon görüp görmediği, Tapu Sicil Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğünden sorulup saptanmalı, revizyon görmüş ise dava konusu taşınmaz ya da taşınmazlarla birlikte revizyon gördüğü dava dışı taşınmazları da çevreleyecek biçimde dıştan komşu taşınmazları da bir arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğünden getirtilmeli, bundan sonra dıştan komşu taşınmazların tespit tutanakları ve dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyaları getirtilmeli, dayanılan kaydın dava dışı başka taşınmazlara revizyon gördüğü ve davalı olduğu saptandığı takdirde usulün 45 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca dava dosyalarının birleştirilip birleştirilmeyeceği yönü üzerinde durulmalı, daha sonra yöreyi iyi bilen, elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi, tutanak bilirkişilerinin tümü, tarafların aynı yöntemle göstereceği tanıklar hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca dayanılan tapu kaydı yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanmalı, kayıtlarda tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde bu konuda taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, uzman bilirkişiye kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri düzenleyeceği haritada ayrı ayrı işaret ettirilmeli, dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği, varsa dayanakları kayıtlarda dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile denetlenmeli, bu yolla dava konusu taşınmazın dayanılan tapu kaydı kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız saptanmalı, kaydın kapsamı dışında kaldığı saptandığı takdirde kayıt kapsamı dışında kalan taşınmaz ya da taşınmaz bölümleri yönünden, çeşme ve arsa niteliği ile tespit edilen dava konusu taşınmazın köy halkının ortak kullanımında olup olmadığı, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/A maddesinde tanımlanan hizmet mallarından olup olmadığı hususunda yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılmalı, bu konuda zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında, yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları ile yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında aykırılık bulunduğu takdirde tespit tutanağı bilirkişileri de taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek çelişki giderilmeli, uzman fen bilirkişiden keşfi izlemeye, yerel bilirkişi ve tanık sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.

Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı emir yoluyla hükmün bozulması istemi yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün HUMK´un 427/7. maddesi hükmüne göre ve sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, karardan bir örneğinin Cumhuriyet Başsavcılığına, bir örneğinin de Resmî Gazete´de yayımlanmak üzere T.C. Adalet Bakanlığına, dava dosyasının ise yerel mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 7/7/2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------

T.C. YARGITAY 6.Hukuk Dairesi

 Esas: 2009/12830 Karar: 2010/2855 Karar Tarihi: 16.03.2010

TAHLİYE DAVASI - İŞYERİ İHTİYACI NEDENİYLE KİRALANANIN TAHLİYESİ İSTEMİ - KESİN HÜKÜM - DAVADA YENİ BİR İHTİYAÇ SEBEBİNE DAYANILDIĞI - KESİN HÜKÜM NEDENİYLE DAVANIN REDDİNİN İSABETSİZ OLUŞU

ÖZET: Olayda, ret ile sonuçlanan önceki davada ihtiyaçlının kiralananda nalburiye işi yapacağı belirtilmiş iken, işbu davada mobilya aksesuarı ve kapı kolları satış işi yapılacağı ileri sürülmüştür. Davada artık yeni bir ihtiyaç sebebine dayanıldığından kesin hükmün varlığından söz edilemez. Bu durumda mahkemece iddia ve savunma doğrultusunda taraf delilleri toplanarak işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken kesin hüküm nedeniyle davanın ret edilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekir.

(6570 S. K. m. 7) (1086 S. K. m. 237)

Dava: Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan tahliye davasına dair karar davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Uyuşmazlık, işyeri ihtiyacı nedeniyle kiralananın tahliyesine ilişkindir.

Mahkemece kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesi üzerine, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili, dava dilekçesinde, davalının kiralananda 15.03.1999 tarihli sözleşme ile kiracı olduğunu, müvekkilesinin eşi Süleyman´ın halen kirada mobilya imalat-tamirat işleri yaptığını, ancak gerek yaşlanması, gerek imalat sırasında çıkan gürültülerden dolayı rahatsız olan diğer kat maliklerinin baskılarından dolayı bu işi bırakıp kiralananda mobilya aksesuarı ve kapı kolları satış işini yapmak istediğini, daha önce işyeri ihtiyacı nedeniyle davalı hakkında tahliye davası açılmış ise de, yapılacak iş sehven nalburiye olarak belirtildiğinden ve keşfen kiralananın yapılacak işe uygun olmadığı saptandığından o davanın ret edilip kesinleştiğini, ayrıca yine o davada kiralananda kapı kolu, hırdavat satış işi yapılabileceği anlaşıldığından bu davanın açıldığını belirterek, davalının kiralanandan tahliyesini talep etmiştir. Davalı, kiralananda 15.03.1990 tarihinden beri kiracı olduğunu, bu zamana kadar kira paralarını düzenli şekilde ödediğini, bazı yıllarda kira parasını düşük bulan davacının ihtarname göndererek bu yere ihtiyacı olduğunu ileri sürdüğünü, ancak kira parasının artırılması üzerine dava açmaktan vazgeçtiğini, davacının ihtiyaçlı eşinin halen mobilya imalat işini sürdürdüğünü, daha önce açılan dava da ret edilmiş olduğundan yeni bir dava açamayacağını, ihtiyacın samimi olmadığını, otuz-kırk yıldır mobilya imalatı yapan bir esnafın oturmuş işini bozarak bilmediği bir işe dönmesinin kabul edilemeyeceğini, kiralananın yapılacak işe de uygun olmadığını belirterek, davanın reddine karar vermesini savunmuştur.

Kesin hüküm bir dava şartı olup, kamu düzenine ilişkindir. Buna göre bir dava karara bağlanıp verilen hüküm kesinleştikten sonra aynı taraflar arasında, aynı konuda, aynı hukuki sebebe dayanılarak yeni bir dava açılamaz. Açılması halinde, ikinci dava kesin hüküm nedeniyle esasa girilmeden dava şartı yokluğu nedeniyle reddedilir. Bir başka deyişle, bir davanın konusunu oluşturan uyuşmazlığın kesin bir hükümle çözülmüş olması halinde, mahkemece yeniden inceleme konusu yapılmaz. Kesin hükümden söz edebilmek için biri kesinleşmiş tarafları, konusu ve sebebi aynı olan iki davanın varlığı gerekir.

Olayımıza gelince; davada dayanılan ve hükme esas alınan 15.03.1999 başlangıç tarihli ve iki yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kiracılık ilişkisinin devamı sırasında kiralananda halen kirada mobilya imalat işi yapan davacının eşi Süleyman´ın nalburiye işi yapacak olması nedeniyle işyeri ihtiyacına dayalı olarak açılan tahliye davası Bakırköy Sekizinci Sulh Hukuk Mahkemesi´nin 25.12.2008 gün ve 2008/321-1369 sayılı kararı ile kiralananın yapılacak işe uygun olmaması ve ihtiyacın samimi görülmemesi nedeniyle ret edilmiş ve bu hüküm 04.02.2009 tarihinde kesinleşmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir tahliye davası sonucu verilen hüküm, diğer bir dava için kesin hüküm anlamını taşır. Ancak ihtiyaç nedeniyle açılmış tahliye davasının ret edilmesi ve bu kararın kesinleşmesi, yeni ihtiyacın önceki davadaki ihtiyaç sebebinden başka olması ya da önceki davanın reddinden sonra koşullarda değişme olması halinde yeni bir davanın açılmasına engel oluşturmaz. Red ile sonuçlanan önceki davada ihtiyaçlının kiralananda nalburiye işi yapacağı belirtilmiş iken, işbu davada mobilya aksesuarı ve kapı kolları satış işi yapılacağı ileri sürülmüştür. Davada artık yeni bir ihtiyaç sebebine dayanıldığından kesin hükmün varlığından söz edilemez. Bu durumda mahkemece iddia ve savunma doğrultusunda taraf delilleri toplanarak işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken kesin hüküm nedeniyle davanın ret edilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

T.C.

YARGITAY

ONÜÇÜNCÜ HUKUK DAİRESİ

E. 2011/10479

K. 2011/12688

T. 15.09.2011

 

  • Tapu Kaydının Satıştan Sonra İptali
  • Zapta Karşı Tekeffül
  • Gerçek ve Güncel Müspet Zarar
  • Denkleştirici Adalet İlkesi

 

ÖZET : Mevcut ayıp ister sübjektif bir haktan, isterse objektif bit hukuk kuralından doğmuş olsun satıcı, devrini taahhüt edip gerçekleştirdiği hakkın kendi malvarlığında mevcut olduğu yönünü de zamindir. Devredilen hak, herhangi bir nedenle devri taahhüt edilen hakka uygunluk göstermiyorsa satıcı bundan sorumludur. Bu sorumluluk da alıcının zapt nedeniyle uğradığı gerçek zarar kadardır. Geçerli satış işlemlerinde satıcının, zapta karşı tekeffül hükümleri uyarınca alıcının gerçek ve güncel müspet zararından sorumlu olacağı ve Denkleştirici adalet ilkesinin ancak geçersiz satışlarda uygulanacağı gözetilmelidir.

(743 s. MK m. 634( (mülga)

(818 s BK m. 189, 213, 217)

(2644 s. Tapu K. m.26)

 

 ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

T.C.

YARGITAY

ONÜÇÜNCÜ HUKUK DAİRESİ

E. 2011/13698

K. 2012/3596

T. 22.02.2012

 

  • İtirazın İptali
  • Tüketici Mahkemesi’nin Görevi
  • Tüketici Kredisi

 

ÖZET : Bir Hukuki işlemin 4077 sayılı Yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde tanımları verilen taraflar arasında mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin olması gerekir. Yani tüketici mahkemesinin görevi belirlenirken tarafların sıfatına bakılması gerekmektedir. Ayrıca tüketici mahkemelerinin sadece geçerli sözleşmelerde görevli olduğuna ilişkin yasada da bir hüküm yoktur. 4077 sayılı Yasa’nın 30.maddesi delaletiyle tüketici mahkemeleri gerektiğinde genel hükümleri uygulamak suretiyle de uyuşmazlığı çözmek zorundadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık Tüketicinin Korunması Hakkındaki kanun kapsamında kaldığına göre davaya bakmaya tüketici mahkemesi görevlidir.

(4077 s. TKK m. 1,2,3,23,30)

 --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

T.C.

YARGITAY

ONBEŞİNCİ HUKUK DAİRESİ

E. 2010/7371

K. 2011/7197

T. 06.12.2011

 

  • Eser Sözleşmesi
  • Seçimlik Ceza
  • Eksik İşler Bedeli ve Cezai Şart Alacağı

 

ÖZET : Akdin ifa edilmemesi veya eksik ifası halinde ödenmek üzere kararlaştırılan tazminat BK’nın 158/I.maddesinde düzenlenen seçimlik ceza niteliğindedir. Seçimlik ceza istenebilir hale gelince, alacaklı ya ifayı talep edecek veya ifa menfaati yerine geçen seçimlik cezayı isteyebilecektir. Alacaklının ifayı talep etmesi halinde seçimlik cezayı istemesi mümkün değildir. Yine eserin sözleşmede kararlaştırılan süre içinde tamamlanıp teslim edilmemesi halinde sözleşmeyi feshetmeyen alacaklı BK’nın 106/II.maddesine göre ifayı bekleyerek gecikmeden doğan zararlarını da borçludan isteyebilir.

(818 s. BK m. 106/II, 158/I, 355)

 -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

T.C.

YARGITAY

ONBEŞİNCİ HUKUK DAİRESİ

E. 2011/515

K. 2011/7200

T. 06.12.2011

 

  • Arsa Payı Karşılığı İnşaat Yapım Sözleşmesi
  • Maktu Gecikme Tazminatı
  • Dürüstlük ve Ahde Vefa Kuralı

 

ÖZET : Arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmeleri karşılıklı taahhütleri ihtiva eden, iki tarafa da borç yükleyen eser yapımı ile satış vaadinden oluşan karma bir sözleşmedir. Bu sözleşmelerde yüklenicinin asli edimi, finansmanı kendisi tarafından sağlanarak arsa sahibinin arsası üzerinde sözleşme ve ekleri, tasdikli projesi, ruhsatı ve imara uygun olmak üzere inşaat yapıp teslim etmek, arsa sahibinin borcu da bedel olarak kararlaştırılan bağımsız bölüm-bölümler ya da arsa payının  mülkiyetini yükleniciye devretmektedir. Bütün sözleşmelerde olduğu gibi kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde de taraflar sözleşmenin kendilerine yüklediği borçları belirlenen zaman ve biçimde ifa etmek zorundadır. Yüklenicinin edimini süresinde yerine getirmemesi halinde arsa sahibinin gecikmeden doğan tazminatı talep hakkı kanundan doğan bir haktır. Sözleşmede gecikme tazminatı belirlenmemiş olsa dahi en az aylık rayiç kira seviyesinde gecikme tazminatının istenmesi mümkündür. Maktu olarak kararlaştırılan gecikme tazminatı miktarının uzun süreli gecikmelerde dahi taraflar için bağlayıcı olacağının kabul edilmesi, sözleşmeyle beklenen yarara tazminatın konuluş amacıyla iyiniyet kuralları ve hakkaniyete aykırı olacağı kanaati oluştuğundan, dairemizin maktu gecikme tazminatının değiştirilmeksizin uygulanması gerektiğine dair uygulamasından vazgeçilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

(818 s. BK m. 96, 106/2)

(4721 s. MK m. 2)

 
  ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 
                                  Sayaç
Bugün Tekil: 59 Bugün Çoğul: 0 Dün Tekil: 228 Toplam Tekil: 218243 Toplam Çoğul: 30
        Dataişlem