TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR.. SİTEMİZDE YER ALAN BİLGİLERİ İNCELERKEN ARADIĞINIZ SORULARIN CEVABINI BÜYÜK ÖLÇÜDE BULABİLECEKSİNİZ..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
YARGITAY KARARLARI 85 / 25-07-2012
  

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2007/289 E., 2007/8718 K.

İŞ KAZASI

MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT

PEŞİN SERMAYE DEĞERİ

VEKALET ÜCRETİ

"ÖZET"

İMAM NİKAHLI EŞE GELİR BAĞLANMAMASI NEDENİYLE ZARARINDAN BORÇLAR KANUNU´NUN 43-44. MADDELERİ GEREĞİNCE MÜNASİP BİR İNDİRİM YAPILMAK SURETİYLE HAKKETTİĞİ MADDİ TAZMİNATIN HESAPLANMASI GEREKİR. MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVALARI AYRI DAVALAR OLUP, HEM MADDİ HEM MANEVİ TAZMİNAT MİKTARLARI ÜZERİNDEN AYRI AYRI VEKALET ÜCRETİNE HÜKMEDİLMESİ GEREKİR.

"İçtihat Metni"

Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davacılar ile davalılardan Ç... Tur. İnş. Danışmanlık San. Tic. A.Ş. ve A.Avni vekilleri tarafından temyiz edilmesi ve davacılar vekilince de duruşma talep etmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1-Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 427. maddesindeki 10.000.000 TLTık kesinlik sınırı, 5219 ve 5236 sayılı Yasa gereği 01.01.2006 tarihinden sonra 1.090,00.- YTL´ye çıkarılmış olup, inceleme konusu karar bu tarihten sonra, 27.06.2006 tarihinde verilmiş ve kesinlik sınırının altında bulunmuş olmakla, söz konusu maddelere göre kabul edilen ve reddedilen miktar yönünden hüküm kesin nitelik taşıdığından 01.06.1990 tarih ve 1989/3 E. 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı da gözönünde tutularak, davacılar S....., C...., Ü...., R......, R..... ve H..... ile davalıların bu davacılara ilişkin olarak mahkemece verilen hükme yönelik temyiz dilekçesinin, kararın kesinlik sınırları içinde kalması nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere ve temyiz nedenlerine göre davacı Hanım ile davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,

3-Dava, davacıların yakınlarının iş kazası sonucu ölümü nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Davacı Hanım, imam nikahlı eş olup, resmi nikahlı eş olması halinde SSK´ca iş kazası sigorta kolundan bu davacıya bağlanacak gelirin peşin sermaye değeri ile zararın bir bölümü SSK´ca karşılanacağından, imam nikahlı eşe gelir bağlanmaması nedeniyle mahkemece, bu davacının maddi zararından Borçlar Kanunu´nun 43-44. maddeleri gereğince münasip bir indirim yapılmak suretiyle hak ettiği maddi tazminat alacağının miktarının tespit edilmesi gerekirken, hakkaniyet indirimi yapılmamış olması isabetsiz olmuştur.

Ayrıca olayın oluş şekline, müterafık kusur oranlarına, davacının duyduğu elem ve ıstırabın derecesine, tarafların sosyal ve ekonomik durumuna, 26.06.1966 gün, 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının içeriğine ve öngördüğü koşulların somut olayda gerçekleşme biçimine hak ve nesafet kurallarına göre davacı Hanım´ın manevi tazminat isteminin aynen kabulüne karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmiş olması, maddi ve manevi tazminat davaları ayrı davalar olup, davacı dilerse aynı davada maddi ve manevi zararlarını talep edebileceği gibi ayrı dava konusu da yapabileceğinden, kabul edilen maddi ve manevi tazminat alacağı üzerinden davacı Hanım yararına ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken maddi ve manevi tazminat alacağının toplamı üzerinden avukatlık ücretine hükmedilmiş olması, davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğundan davacı Hanım´ın kabul edilen maddi ve manevi tazminat alacağı için ayrı avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken tüm davacılar yönünden kabul edilen toplam tazminat miktarı üzerinden tek bir avukatlık ücretine hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalılar ile davacı Hanım´ın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalılardan, Ç... Tur. İnş. Danışmanlık San. Tic. A.Ş. ve A.Avni´ye iadesine, 28.05.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2007/15800 E., 2007/20287 K.

İLK İTİRAZ

İŞ KAZASI

YETKİ

"ÖZET"

İŞ MAHKEMELERİNDE AÇILACAK HER DAVA, AÇILDIĞI TARİHTE DAVA OLUNANIN TÜRK MEDENİ KANUNU GEREĞİNCE İKAMETGAHI SAYILAN YER MAHKEMESİNDE BAKILABİLECEĞİ GİBİ, İŞÇİNİN İŞİNİ YAPTIĞI YER MAHKEMESİNDE DE BAKILABİLİR.

"İçtihat Metni"

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın Ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, mahkemenin yetkisizliğine karar vermiştir.

Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava; iş kazası sonucu oluşan meslekte kazanma güç kaybı nedeniyle uğranılan maddi zararın tazmini istemine ilişkindir.

Mahkemece; yetkisizlik kararı verilmiştir.

Davanın yasal dayanağını oluşturan 5521 sayılı Yasa´nın 5. maddesine göre İş Mahkemesi´nde açılacak her dava; açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin İşini yaptığı yer mahkemesinde de bakılabilir.

Öte yandan, HUMK´nın 187/2. maddesinde yetki İtirazının ilk İtirazlardan olduğu; 23. maddesinde de davalıya tanınmış bir hak olduğu açıkça vurgulanmıştır.

Davacının TEDAŞ B... Müessese Müdürlüğü işyerinde çalıştığı sırada 02.12.2002 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda yaralandığı. D... Elektrik Dağıtım A.Ş.´nin 09.03.2005 tarihinde kurulduğu ve şirket merkez adresinin Ş... yolu 3 kilometre Diyarbakır olduğu, TEDAŞ B... Elektrik Dağıtım Müessese Müdürlüğü´nün 02.01.2006 tarihinde D... Elektrik Dağıtım A.Ş. B... İl Müdürlüğü´ne dönüştürülerek tüzel kişiliğinin sona erdirildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

Somut olayda; iş kazasının B../de bulunan işyerinde cereyan ettiği, davalı şirketin merkez adresinin Diyarbakır´da bulunduğu ve davalının ikametgah adresinin bulunduğu yer mahkemesi olan, Diyarbakır İş Mahkemesi´nde davanın açıldığı görülmektedir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın davanın esasının incelenmesi yerine yetkisizlik kararı verilmesi isabetsiz olup, bozma nedenidir.

O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz İtirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 12.11.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2007/17004 E., 2007/19663 K.

İŞ KAZASI

KUSUR ORANI

MADDİ MANEVİ TAZMİNAT

"ÖZET"

ÖZET: İŞ KAZASI SONUCU ÖLÜMDEN DOĞAN MADDİ VE MANEVİ TAZMİNATIN ÖDETİLMESİNE İLİŞKİN DAVADA, İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ KONULARINDA UZMAN BİLİRKİŞİLERCE, İŞ KANUNU´NUN 77. MADDESİNİN ÖNGÖRDÜĞÜ KOŞULLAR GÖZÖNÜNDE TUTULARAK KUSURUN AİDİYETİ VE ORANI SAPTANMALIDIR.

"İçtihat Metni"

Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.

Hükmün, davacılar vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava, iş kazası sonucu sigortalının ölümü nedeni ile hak sahiplerinin maddi zararının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın sübut bulmadığından reddine karar verilmiştir.

Zararlandırıcı olaya maruz kalan işçi, olay günü işyerinde gece bekçisi olarak çalışırken faili meçhul cinayet sonucu iş kazasında ölmüştür. İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanunu´nun 77. maddesinin açık buyruğudur.

04.02.2006 ve 03.07.2006 günlü bilirkişi raporunda; olayda işçinin %100 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir.

Oysa, hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda; bilirkişiler, İş Kanunu´nun 77. maddesinin öngördüğü koşulları gözönünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken İşçi Sağlığı ve İşgüveniiği Tüzüğü´nün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptamadıkları anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, kusur raporunun, İş Kanunu´nun 77. maddesinin öngördüğü koşulları içerdiği, giderek hükme dayanak alınacak nitelikte olduğu söylenemez.

Mahkemece yapılacak iş; işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişilere konuyu yeniden yukarıda açıklandığı biçimde inceletmek, verilen rapor dosyadaki bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilerek ve sonuca göre karar vermekten ibarettir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın ve özellikle, inandırıcı güç ve nitelikte olmayan 77. maddenin öngördüğü koşulları içermeyen kusur raporunu hükme dayanak almak suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacıların temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA),

temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine, 01.11.2007 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Açılan ceza davası sonucu asıl failin belirlenmesi halinde bu kişinin kusuru ve faili fabrikaya alan ve fabrikaya girmesine göz yuman kişilerin kusurları ceza davası sonucunda belirlenebileceğinden, kusur incelenmesinin ceza davası sonucunda kesinleşen kararı muhtevi dosya kapsamında nazara alınarak İş Hukuku esaslarına göre yapılması gerekir. Sayın çoğunluğun ceza davası sonucu belirlenmeden bilirkişi incelemesi yapılması yönündeki görüşlerine katılmadığımı arz ederim.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2007/8888 E., 2007/10428 K.

ANİ ETKİ

İŞ KAZASI

İŞVERENİN SORUMLULUĞU

MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT

PEŞİN SERMAYE DEĞERİ

"ÖZET"

ZARARLANDIRICI OLAYA MARUZ KALAN İŞÇİ, OLAY GÜNÜ DAVALI İŞVERENE AİT LOKANTADA ÇALIŞIRKEN DİĞER DAVALI İŞÇİ TARAFINDAN BIÇAKLANARAK ÖLÜMÜ SURETİYLE GERÇEKLEŞEN İŞ KAZASI SONUCU ÖLMÜŞTÜR. DAVALI İŞVEREN % 25 ORANINDA KUSURLU OLDUĞUNA GÖRE DİĞER DAVALI İLE BİRLİKTE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNATTAN MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN SORUMLUDUR. DAVA, SSK TARAFINDAN KARŞILANMAYAN ZARARIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE İLİŞKİN OLDUĞUNA GÖRE, KURUM TARAFINDAN BAĞLANAN GELİRİN PEŞİN SERMAYE DEĞERİ OLARAK BELİRLENEN TAZMİNATTAN DÜŞÜLMESİ GEREKİR. BU NEDENLE, DAVALI ANNEYE ÖLÜM AYLIĞI BAĞLANMASI İÇİN SSK´YA MÜRACAATTA BULUNMASI VE SONUCUNA GÖRE DAVA AÇMASI İÇİN ÖNEL VERİLMESİ GEREKİR.

"İçtihat Metni"

Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, kararın dayandığı gerektirici nedenlere göre davacıların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan tüm temyiz itirazlarının reddine.

2- Dava, davacıların yakınlarının iş kazası sonucu ölümü nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararın giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece istem kısmen kabul edilmiştir.

Zararlandırıcı olaya maruz kalan işçi, olay günü davalı işveren Hikmet´e ait lokantada çalışırken, diğer işçi Saim´le tartışması sonucu davalı Saim tarafından bıçaklanarak ölümü suretiyle gerçekleşen iş kazası sonucu ölmüştür.

İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işveren, işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanunu´nun 77. maddesinin açık buyruğudur.

Mahkemece hükme esas alınan İş Kanunu´nun 77. maddesinin öngördüğü koşulları gözönünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü´nün ilgili maddelerini incelemek suretiyle iş sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişilerden alınan oluşa uygun kusur raporunda davalı işverenin % 25, davalı Saim´in % 50 ve sigortalının % 25 oranında kusurlu olduğu saptanmış ve maddi tazminat için alınan bilirkişi hesap raporunda bu oranlar uygulanmıştır. İş Kanunu´nun 77. maddesine ve oluşa uygun 08.05.2006 tarihli kusur raporunda davalı işveren Hikmet de % 25 oranında kusurlu bulunduğuna ve dava dilekçesinde maddi ve manevi tazminat istemleri davalılardan müştereken ve müteselsilen istendiğine göre davacılar yararına hükmedilen manevi tazminat alacağından diğer davalı Saim ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu açıktır. Buna rağmen mahkemece "davalı Hikmet´in manevi tazminatla ilgili sorumluluğunun bulunmaması" gerekçesiyle bu konudaki davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

2- Dava nitelikçe Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından karşılanmayan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Bu nedenle, haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin belirlenen tazminattan düşürülmesi gerektiği Yargıtay´ın oturmuş, yerleşmiş görüşlerindendir. Bu bakımdan, davanın niteliği gözönünde tutularak öncelikle hak sahibi davacı anne ve babaya gelir bağlanmamış olduğundan bu yön, hak sahibinin tazminat hakkını doğrudan etkileyeceğinden hak sahibine; gelir bağlanması için Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı´na başvuruda bulunması ve gelir bağlanması için SSK aleyhine dava açması için önel verilmesinde yasal zorunluluk olduğu açıktır. Başka bir anlatımla, hak sahibi tarafından Kurum aleyhine açılan davada, 506 sayılı Yasa´nın 24. maddenin öngördüğü koşulların oluşmadığının saptanması durumunda; hak sahibine, gelir bağlanamayacağı, hak sahibinin, destekten yoksun kalma tazminatı isteme hakkına sahip olmayacağı açık-seçiktir. Öte yandan, 4958 sayılı Yasa´nın 35. maddesi ile 506 sayılı Yasa´nın 24. maddesindeki "geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen" ibareleri değiştirilerek yerine "Sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Kanun´a göre bağlanan aylık hariç olmak üzere bunlardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan" ibareleri getirtilmiştir. Bu tür yeni yasaların yürürlüğe girmeleri ile birlikte derhal tesirini husule getireceği henüz kesinleşmemiş olan eldeki dava yönünden de dikkate alınması gerekeceği tartışmasızdır. Bu gibi durumlarda kanunların geriye yürümesi değil ani etkisi söz konusudur. Somut olayda, zabıta tahkikatından davacı baba Salih´in serbest meslek sahibi olduğu ve 300 YTL civarında aylık gelirinin bulunduğu, ikamet ettiği evin kendisine ait olduğu bildirilmekle bu davacının maddi tazminat talebinin mahkemece reddi doğru ise de, hak sahibi ana yönünden yukarıda açıklanan doğrultuda, inceleme ve araştırma yapılmadığı ortadadır.

Yapılacak iş; davacı anneye kendisine iş kazası sigorta kolundan ölüm aylığı bağlanması için SSK´ya müracaatta bulunması giderek dava açmak üzere önel vermek ve çıkacak sonuca göre karar vermektir.

O halde davacıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA),

temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 27.06.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2007/24424 E., 2008/8071 K.

İŞ KAZASI

MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT

PEŞİN SERMAYE DEĞERİ

"ÖZET"

MADDİ ZARARIN, SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNCA BAĞLANAN GELİRİN HÜKÜM TARİHİNE EN YAKIN TARİHLİ ARTIŞLARA GÖRE HESAPLANAN BÜTÜN PEŞİN SERMAYE DEĞERLERİ DÜŞÜLMEK SURETİYLE HESAPLANMASI GEREKİR.

"İçtihat Metni"

Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre Emel, Kadir ve Döne´nin tüm, davacılar Ebru, Murat, Sibel´in dördüncü, davacı Fatma´nın ikinci ve dördüncü, davalının ikinci ve üçüncü bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine.

2- Dava, davacıların yakınlarının iş kazası sonucu ölümü nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Olayın oluş şekline, müterafık kusur oranlarına, davacı Fatma yönünden duyulan elem ve ıstırabın derecesine, tarafların sosyal ve ekonomik durumuna 26,06.1966 gün 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Karan´nın içeriğine ve öngördüğü koşulların somut olayda gerçekleşme biçimine ve hak ve nesafet kurallarına göre hükmolunan manevi tazminat az, davacı kardeşler Kadir ve Döne yönünden ise manevi tazminatın fazla takdir edildiği açıkça ortadadır.

3- Davacı Emelin hesaplanan gerçek maddi zararından davanın niteliği gereği Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin düşülerek karşılanmayan maddi zararın belirleneceği uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık gerçek maddi zarardan düşülmesi gereken SGK´ca bağlanan gelirin, gelir bağlama tarihindeki ilk peşin sermaye değerinin mi yoksa 506 sayılı Yasa´ya eklenen ek 38. maddesi gereğince hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar nazara alınarak hesaplanan tüm peşin sermaye değerinin mi olduğu noktasındadır.

Sorunun çözümü için maddi zarar ile SGK tarafından bağlanan gelir kavramı üzerinde durmak gerekir. Maddi zarar sigortalının zararlandırıcı sigorta olayından önce ve sonraki durumu arasında oluşan farktan ibarettir. Başka bir anlatımla zararlandırıcı sigorta olayı olmazdan önce malvarlığı hangi durumda ise o durumla zararlandırıcı sigorta olayı olduktan sonraki durum arasındaki farktır.

Öğretide zararın hüküm tarihine göre hesaplanma gereği kabul görmüştür. Borçlar Kanunu´nun 46/11. maddesine göre hükmün verildiği anda cismani zararın sonuçları tam ve kesinlikle belirlenemiyorsa hakim, hüküm tarihinden başlayarak iki yıl içinde hükmün değiştirilmesi hakkını saklı tutar. Federal Mahkeme de tazminatın belirleme anını kural olarak hüküm anı olarak belirlemiştir. Borçlar Kanunu´nun 46/11. maddesindeki bu hükümden de yararlanılarak denebilir ki maddi zararın saptanmasında hüküm gününün dayanak alınması ve hüküm günündeki duruma göre zarar tutarının hesaplanması gerekir.

Bu itibarla, hüküm tarihine en yakın tarihteki verilerin nazara alınarak rapor tarihine kadar gerçekleşen zararın somut olarak hesaplanması gerekir. Bu husus "gerçek belli iken varsayıma gidilemez." ilkesinin de gereğidir.

Zararın giderimine karar verilebilmesi için öncelikle zarann miktar olarak belirlenmesi gerekir. Zarar tazminatın tavan noktasıdır. Hüküm altına alınacak tazminat zararı aşamaz. Zarara neden olan olay nedeniyle olaydan zarar gören sigortalı ya da ölüm halinde hak sahipleri bir fayda da sağlamışsa, zararı doğuran olayla bağlantılı faydaların zarardan indirimi gerekir.

Buna zararın denkleştirilmesi denir. Aksi halde zararlandırıcı olay zarar gören tarafı zenginleştirir.

506 sayılı Yasa´nın 19. maddesinde iş kazası meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü en az %10 azalmış olan sigortalılara sürekli iş göremezlik geliri, 23. ve 24. maddesinde meslek hastalığı veya iş kazası sonucu ölen sigortalıların eş ve çocukları ile ana ve babasına yasada belirlenen koşulların varlığı halinde iş kazası veya meslek hastalığı sigorta kolundan gelir bağlanacağı, 73/A maddesinde de tarifesine göre tespit edilecek iş kazaları ile meslek hastalıkları sigortası priminin tamamının işverenler tarafından ödeneceği bildirilmiştir. Sigortalının primin ödenmesinde herhangi bir katkısı söz konusu değildir. Bu özelliği gözönünde tutulduğunda, iş kazası sigortasından bağlanan "gelirin" maddi zarann sigorta primleri işverenden alınmak suretiyle Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılanmak amacına yönelik bir ödeme niteliğinde olduğu sonucuna varılır. Bu nedenle söz konusu gelir, işverenin genel hükümlere göre sorumlu olduğu "tazminat" kavramı içinde yer alır. İş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan zararın giderilmesi istemine ilişkin olarak açılan tazminat davaları nitelikçe sigortaca karşılanmayan zarann giderilmesi istemini amaçlamaktadır.

Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular karşısında zarar hesabının Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan artışlar nazara alınarak hesaplanan tüm peşin sermaye değeri düşülmek suretiyle yapılması gerektiğinin kabulü gerekir. Aksi takdirde Borçlar Ka-nunu´nun genel ilkelerine ve özellikle 506 sayılı Yasa´nın 19., 23. ve 24. maddelerine ters düşülmüş olacak, zarardan bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar nazara alınarak hesaplanan peşin sermaye değeri düşülmediği takdirde sigortalı veya hak sahipleri aynı zarar için hem işverenden tazminatın tümünü almak hem de kurumdan gelir almak yoluyla bağlanan gelirlerin ilk peşin değeri ile hüküm tarihine kadar yapılan artışları da kapsayan en son peşin değer arasındaki fark yönünden mükerrer yararlanma durumuna gelecektir, işte buna engel olmak için hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar gözetilerek hesaplanan peşin sermaye değerinin düşülmesi zorunludur.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi´nin 506 sayılı Yasa´nın 26. maddesiyle ilgili olarak verdiği iptal karan Sosyal Güvenlik Kurumunun açacağı rücu davalarının konusunu oluşturan kurum alacağına üişkin olup, sigortalı tarafından işverene yönelik olarak açılan tazminat davalarında uygulanma olanağı yoktur. Kaldı ki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Kurulu´nun 01.07.1997 gün ve 1992/3 Esas 1994/3 Karar sayılı kararının bağlayıcılığını koruduğu da açıktır. Sosyal Güvenlik Kurumunun işverene yalnızca bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri oranında rücu edebilmesi, davacı zararının hüküm tarihine en yakın tarihteki verilere göre hesaplanan en son peşin sermaye değeri miktarı kadar karşılandığı gerçeğini değiştirmez.

Somut olayda, mahkemece karara esas alınan hesap raporunda 18.04.2007 günlü yazı ile SGK´ca bildirilen bağlanan gelirin tahsis onay tarihindeki ilk peşin sermaye değeri indirilmek suretiyle davacı Emel´in maddi zararının belirlendiği ortadadır.

Yapılacak iş; 4447 sayılı Yasa´nın 16. maddesiyle 506 sayılı Yasa´ya eklenen ek 38. maddesi gereğince hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan artışlara göre hesaplanan tüm peşin sermaye değeri kurumdan sorulmak ve bildirilen miktar hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan ücret artışları nazara alınarak hesaplanan tazminattan İndirilmek, ilk kararda hüküm altına alınan maddi tazminat alacağı miktarını geçmemek üzere sonucuna göre bir karar vermektir.

4- Kabule göre de, davacıların maddi tazminat isteminin maddi zararlarının SGK´ca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri iie karşılanması nedeniyle reddedildiğinden bu durumun davacılar tarafından önceden bilinmesine imkan olmadığından maddi tazminatın reddi sebebiyle davalı yararına avukatlık ücreti verilmesi hatalı olmuştur.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

O halde davacılar Fatma, Ebru, Murat ve Sibel´in ve davalının bu yönlerini amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA),

temyiz harcının İstek halinde taraflara iadesine, 27.05.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2008/10961 E., 2008/13578 K.

GELİR BAĞLANMASI

İŞ KAZASI

MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT

MESLEK HASTALIĞI

SİGORTA PRİMİ

SÜREKLİ İŞ GÖREMEZLİK HALİ

ZARARLANDIRICI SİGORTA

"İçtihat Metni"

Davacı, iş kazası sonucu malüliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen 13.140,67 YTL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davalı vekilince istenilmesi ve duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 16.09.2008 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı vekili Avukat İsmail Serhan Ayhan geldi. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi B.Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere ve temyizin kapsamına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,

2-Dava 29.11.2000 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 23,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davacının maddi zararına ilişkin hesap raporunda belirlenen zararından, davacıya SGK tarafından bağlanan gelirin, gelir bağlama tarihindeki ilk peşin sermaye değeri indirilerek davacının maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde davalı tarafça temyiz edilmiştir.

Davacının hesaplanan gerçek maddi zararından davanın niteliği gereği Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin düşülerek karşılanmayan maddi zararın belirleneceği uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık gerçek maddi zarardan düşülmesi gerekenin, gelir bağlama tarihindeki ilk peşin sermaye değerinin mi yoksa 506 sayılı Yasa´ya eklenen Ek 38. maddesi gereğince hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar nazara alınarak hesaplanan tüm peşin sermaye değerinin mi olduğu noktasındadır.

Sorunun çözümü için maddi zarar ile SGK tarafından bağlanan gelir kavramı üzerinde durmak gerekir. Maddi zarar sigortalının zararlandırıcı sigorta olayından önce ve sonraki durumu arasında oluşan farktan ibarettir. Başka bir anlatımla zararlandırıcı sigorta olayı olmazdan önce malvarlığı hangi durumda ise o durumla zararlandırıcı sigorta olayı olduktan sonraki durum arasındaki farktır.

Öğretide zararın hüküm tarihine göre hesaplanma gereği kabul görmüştür. Borçlar Kanunu´nun 46/II. maddesine göre hükmün verildiği anda cismani zararın sonuçları tam ve kesinlikle belirlenemiyorsa hakim, hüküm tarihinden başlayarak iki yıl içinde hükmün değiştirilmesi hakkını saklı tutar Federal mahkemede tazminatın belirleme anını kural olarak hüküm anı olarak belirlemiştir. Borçlar Kanunu´nun 46/II. maddesindeki bu hükümden de yararlanılarak denebilir ki maddi zararın saptanmasında hüküm gününün dayanak alınması ve hüküm günündeki duruma göre zarar tutarının hesaplanması gerekir.

Bu itibarla hüküm tarihine en yakın tarihteki verilerin nazara alınarak rapor tarihine kadar gerçekleşen zararın somut olarak hesaplanması gerekir. Bu husus " gerçek belli iken varsayıma gidilemez." İlkesinin de gereğidir. Zararın giderimine karar verilebilmesi için öncelikle zararın miktar olarak belirlenmesi gerekir. Zarar tazminatın tavan noktasıdır. Hüküm altına alınacak tazminat zararı aşamaz. Zarara neden olan olay nedeniyle olaydan zarar gören sigortalı ya da ölüm halinde hak sahipleri bir fayda da sağlamışsa zararı doğuran olayla bağlantılı faydaların zarardan indirimi gerekir. Buna zararın denkleştirilmesi denir. Aksi halde zararlandırıcı olay zarar gören tarafı zenginleştirir.

506 sayılı Yasa´nın 19. maddesinde iş kazası meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü en az % 10 azalmış olan sigortalılara sürekli iş göremezlik geliri, 23. ve 24 maddesinde meslek hastalığı veya iş kazası sonucu ölen sigortalıların eş ve çocukları ile ana ve babasına yasada belirlenen koşulların varlığı halinde iş kazası veya meslek hastalığı sigorta kolundan gelir bağlanacağı, 73/A maddesinde de tarifesine göre tespit edilecek iş kazaları ile meslek hastalıkları sigortası priminin tamamının işverenler tarafından ödeneceği bildirilmiştir. Sigortalının primin ödenmesinde herhangi bir katkısı söz konusu değildir. Bu özelliği göz önünde tutulduğunda, iş kazası sigortasından bağlanan " gelirin" maddi zararın sigorta primleri işverenden alınmak suretiyle Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılanmak amacına yönelik bir ödeme niteliğinde olduğu sonucuna varılır. Bu nedenle söz konusu gelir, işverenin genel hükümlere göre sorumlu olduğu " tazminat " kavramı içinde yer alır. İş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan zararın giderilmesi istemine ilişkin olarak açılan tazminat davaları nitelikçe sigortaca karşılanmayan zararın giderilmesi istemini amaçlamaktadır.

Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular karşısında zarar hesabının Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan artışlar nazara alınarak hesaplanan tüm peşin sermaye değeri düşülmek suretiyle yapılması gerektiğinin kabulü gerekir. Aksi takdirde Borçlar Kanunu´nun genel ilkelerine ve özellikle 506 sayılı Yasa´nın 19. 23. ve 24. maddelerine ters düşülmüş olacak, zarardan bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar nazara alınarak hesaplanan peşin sermaye değeri düşülmediği takdirde sigortalı veya hak sahipleri aynı zarar için hem işverenden tazminatın tümünü almak hem de kurumdan gelir almak yoluyla bağlanan gelirlerin ilk peşin değeri ile hüküm tarihine kadar yapılan artışları da kapsayan en son peşin değer arasındaki fark yönünden mükerrer yararlanma durumuna gelecektir. İşte buna engel olmak için hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar gözetilerek hesaplanan peşin sermaye değerinin düşülmesi zorunludur.

Öte yandan Anayasa Mahkemesinin 506 sayılı Yasa´nın 26. maddesiyle ilgili olarak verdiği iptal kararı Sosyal Güvenlik Kurumunun açacağı rücu davalarının konusunu oluşturan kurum alacağına ilişkin olup, sigortalı tarafından işverene yönelik olarak açılan tazminat davalarında uygulanma olanağı yoktur. Kaldı ki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Kurulunun 1.7.1997 gün ve 1992/3 Esas 1994/ 3 Karar sayılı kararının bağlayıcılığını koruduğu da açıktır. Sosyal Güvenlik Kurumu´nun işverene yalnızca bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri oranında rücu edebilmesi, davacı zararının hüküm tarihine en yakın tarihteki verilere göre hesaplanan en son peşin sermaye değeri miktarı kadar karşılandığı gerçeğini değiştirmez. Hal böyle olunca da davacının gerçek maddi zararından ilk peşin sermaye değerinin indirilmesi suretiyle maddi tazminata karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Ayrıca davalı tarafın cevap dilekçesinde ileri sürdüğü ve delil listesinde bildirdiği ibraname verildiğine ilişkin savunmanında yeterince irdelenmediği görülmektedir.

Yapılacak iş, 4447 sayılı Yasa´nın 16.maddesiyle 506 sayılı Yasa´ya eklenen Ek 38. maddesi gereğince hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan artışlara göre hesaplanan tüm peşin sermaye değeri Kurumdan sorulmak ve bildirilen miktar hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan ücret artışları nazara alınarak hesaplanan tazminattan indirilmek, davalı tarafça sunulması halinde davacı bakımından borcu söndüren bir belgenin bulunup bulunmadığı değerlendirilmek, 11.12.2007 tarihli kararı davacının temyiz etmemesi nedeniyle davalı yararına doğan usule ilişkin kazanılmış hak ilkesi gereğince ilk karar da hüküm altına alınan maddi tazminat alacağı miktarını geçemeyeceği de göz ardı edilmeden sonucuna göre karar karar vermekten ibarettir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 550.00 YTL. duruşma Avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 16.09.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2008/4586 E., 2008/7667 K.

GÖREV

HİZMET AKDİ

İŞ KAZASI

"İçtihat Metni"

Özet: Taraflar arasında işçi, işveren, işveren vekili ilişkisi bulunmadığından, tazminat istemli davanın iş mahkemesinde değil, miktara göre genel mahkemelerde görülmesi gerekir.

İÇTİHAT METNİ

Davacılar murisinin, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle, davalı Kurum ile Ahmet hakkındaki davanın reddine, 23.966,90 YTL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalılardan U... San. Ltd. Şti. ile Hakan´dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davalılardan U... San. Ltd. Şti., Hakan ve Kurum vekillerince istenilmesi ve davalılardan U... San. Ltd. Şti. ile Hakan vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşıldı, tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava, 11.01.2004 tarihinde meydana gelen kaza sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine iş kazası sonucu ölüm nedeniyle kurum tarafından gelir bağlanması gerektiğinin tespiti ile hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davacı çocukların maddi tazminat talepleri, maddi zararları sigorta tahsisleri ile karşılandığından reddolunmuş, davacı eşin maddi tazminat isteminin kısmen, davacıların manevi tazminat istemlerinin tümden kabulü ile davalılar U... Metal Sanayi Ltd. Şti. ve Hakan´dan tahsiline, davalılar SGK Başkanlığı ve Ahmet´e yönelik davanın ise reddine karar verilmiş ve bu karar, süresinde davalılar SGK Başkanlığı ile U... Metal Sanayi Ltd. Şti. ve Hakan tarafından temyiz edilmiştir

Mahkemece, her ne kadar davacılar murisi Murat´ın geçirmiş olduğu kaza nedeni ile hüküm altına alınan maddi ve manevi tazminat alacaklarının davalı U... Metal Sanayi Ltd. Şti. ve Hakan´dan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş ise de, kurulan hüküm usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.

Dava, nitelikçe Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından karşılanmayan zararın giderilmesi istemine yöneliktir. Davanın bu niteliği dikkate alındığında, davacılar murisinin ölümü ile sonuçlanan olayın iş kazası olması, bunun için de öncelikle davacılar murisinin davalı işyerindeki çalışmasının hizmet akdine dayalı olması gerekir.

Her ne kadar davalı SGK Başkanlığı diğer davalı U... Metal Sanayi Ltd. Şti/yi işveren, davacılar murisinin ölümü ile sonuçlanan kazayı iş kazası olarak kabul ederek hak sahiplerine gelir bağlamış ise de, bu davada SGK Başkanlığı taraf olduğu gibi, diğer davalılar da davacılar murisinin hizmet akdi ile çalışmadığını cevapla birlikte ileri sürdüklerinden, öncelikle davacılar murisinin davalı U... Metal Sanayi Ltd. Şti. işyerindeki çalışmasının hizmet akdine dayalı olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

Gerçekten, bir iş kazası sonucu zarara uğrayan işçi veya hak sahiplerinin maddi veya manevi tazminat talepleri, ancak işveren veya kusurlu üçüncü kişilere karşı yöneltilebilir. Bunun dışında, 4857 sayılı Yasa´nın 2. maddesi uyarınca, aracı olarak tabir edilen kişiler aracılığı ile işe alınan işçilerin uğrayacakları zararlardan dolayı, asıl işveren de aracılarla birlikte sorumludur. İşte mahkeme, bu esastan hareketle, SGK´ca davalı şirketin işveren, olayın iş kazası olduğuna ilişkin kararını ve davalı U... Metal Sanayi Ltd. Şti/yi işveren, diğer davalı Hakan´ı ise işveren vekili ve işin başında bulunan kişi olarak nitelendiren kusur raporundaki değerlendirmeye bağlı kalmış ve hükmünü buna göre oluşturmuştur.

Davacılar murisinin, davalı U... Metal Sanayi Ltd. Şti. tarafından O... Sanayi Sitesi´nde yeni kiralanan işyerinin, sac ile çatı ve yan örtü kaplamalarının yapılması sırasında kaza geçirdiği, davalı U... Metal Sanayi Ltd. Şti/nin faaliyet konusunun galvanizli sac alım satımı olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, davacılar murisinin hizmet akdine mi, yoksa istisna akdine mi dayalı olarak çalıştığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.

Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacılar murisi ile davalı U... Metal Sanayi Ltd. Şti. arasındaki hukuksal ilişkiyi hizmet akdi olarak yorumlamak mümkün bulunmamaktadır.

Hizmet akdinin unsurları; 1- Hizmetin belirli veya belirli olmayan bir zaman içinde görülmesi, 2- Hizmet akdinin konusu olan edimin işverene ait işyerinde yerine getirilmesi, 3- Edimin ifası sırasında işverenin denetim ve gözetimi altında bulunması, 4- Edimin ücret karşılığında yapılması ve ücretin zaman esası üzerinden saptanmasıdır. Ücret zaman itibariyle olmayıp yapılan işe göre verildiği takdirde dahi belirli ya da belirli olmayan bir zaman için alınmış veya çalışılmış oldukça hizmet akdi yine mevcuttur.

İstisna akdinde ise; bir eserin ücret karşılığında yaratılması söz konusudur. İstisna akdinde ücretin tespitinde eser gözönünde tutulur. İş sahibinin talimat verme yetkisi ise, elde edilecek sonuç içindir. Halbuki hizmet akdinde emir ve talimat yetkisi işçinin çalışma yerinin, işe başlangıç ve sona eriş saatinin işverence tespiti biçimindedir.

Hizmet akdinin belirleyici ve ayırıcı unsurları zaman ve bağımlılıktır. Zaman ve bağımlılık unsurlarını birlikte gerçekleştirecek biçimde çalışmanın varlığı halinde aradaki ilişkinin hizmet akdine dayalı olduğunun kabulü gerekir. Somut olayda ise, davacılar murisi ile davalı işverenler arasında hizmet akdinin ayırıcı unsurlarından olan zaman ve bağımsızlık unsuru yoktur. Davacılar murisinin kendi nam ve hesabına demir doğrama işi ile uğraştığı, ayrı işyerinin ve vergi mükellefiyetinin olduğu, vergi mükellefliğinin ölümünden sonra eşi tarafından verilen dilekçe ile kaza tarihinden önceye çekilecek şekilde sonlandırıldığı, davalı U... Metal Sanayi Ltd. Şti. işyerinin, sac ile çatı ve yan örtü kaplamalarının yapılması işinin davacılar murisinin de aralarında bulunduğu 4 kişi tarafından üstlenildiği, dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, davacılar murisi ile davalı U... Metal Sanayi Ltd. Şti. arasındaki hukuksal ilişkinin eser sözleşmesi olduğu açık ve seçiktir. Başka bir anlatımla, davalı U... Metal Sanayi Ltd. Şti., davacılar murisinin işvereni değildir. Kazalının kendi adına bağımsız çalışması nedeniyle Bağ-Kur kaydının bulunmamasının, keza SGK Başkanlığımın olayı iş kazası olarak değerlendirerek iş kazası sonucu ölüm nedeniyle hak sahiplerine gelir bağlamasının, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin belirlenmesi ve değerlendirilmesi için yeterli olmadığı da söz götürmez.

Hal böyle olunca da, istisna akdine dayalı bir çalışma söz konusu olduğuna göre, 506 sayılı Yasa´nın 2. maddesi dikkate alındığında, davacılar murisinin anılan yasa kapsamında bir çalışması bulunmadığından, ölümle sonuçlanan olayın iş kazası olarak kabulü mümkün değildir.

Öte yandan, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu´nun 1. maddesine göre, İş Kanunu´na göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında, iş akdinden veya İş Kanunu´na dayanan her türlü hak iddialarında doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri İş Mahkemeleridir. Mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgili olduğundan, bu hususun mahkemece re´sen gözetilmesi gerekir.

Somut olayda, taraflar arasında işçi, işveren, işveren vekili ilişkisi (hizmet ilişkisi) bulunmadığından, tazminat istemli davanın İş Mahkemesinde değil, miktara göre genel mahkemelerde (Sulh Hukuk-Asliye Hukuk) bakılması gerekir.

Mahkemece, kazalının hizmet akdine dayalı olarak çalışmadığı, dolayısıyla, ölümle sonuçlanan olayın iş kazası olmadığından tespitiyle, davacıların iş kazası sonucu ölüm nedeniyle kurum tarafından gelir bağlanması gerektiğinin tespiti istemine yönelik davalarının reddine, davacıların maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine yönelik davaları bakımından ise, davalılar U... Metal Sanayi Ltd. Şti. ve Hakan´ın işveren ya da işveren vekili olmadıkları gözönüne alınarak, dava dilekçesinin bu davalılar yönünden görev yönünden reddine karar verilmek gerekirken, bu maddi ve hukuki olaylar gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA),

bozma nedenine göre davalı şirket ile Hakan´ın maddi ve manevi tazminatın miktarına ilişkin temyiz nedenlerinin incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davalılardan U... Metal San. Ltd. Şti., Hakan´a iadesine, 13.05.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2008/9750 E.N , 2008/10037 K.N.

İlgili Kavramlar

MADDİ TAZMİNAT

PEŞİN SERMAYE DEĞERİ

Özet

DAVA, SGK TARAFINDAN KARŞILANMAYAN ZARARIN Gİ-DERİLMESİ İSTEMİNE İLİŞKİN OLDUĞUNA GÖRE, KURUM TARAFINDAN BAĞLANAN GELİRİN PEŞİN SERMAYE DEĞERİ OLARAK BELİRLENEN ZARARDAN DÜŞÜLMESİ GEREKİR.

İçtihat Metni

Davacı, murisinin iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.

Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerine göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine.

2-Dava, 25.12.1999 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu %100 oranında meslekte kazanma gücünü kaybeden sigortalının uğramış olduğu zararın giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, SGK Başkanlığının açtığı rücuen tazminata ilişkin ke-sinleşen dosyada belirlenen tavan zarara bakıcı gideri eklenerek hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan verilere göre hesaplanarak bildirilen peşin sermaye değeri İndirilmek suretiyle davacının maddi zararının Kurumca karşılandığı gerekçesi ile istemin reddine karar verilmiş ise de, maddi tazminatın belirlenmesinde hataya düşüldüğü anlaşılmaktadır.

Davacının istemi nitelikçe Kurumca karşılanmayan zararın giderilmesine yöneliktir. Bu nedenle, mükerrer ödemeyi ve haksız zenginleşmeyi önlemek için Kurum tarafından sigortalıya bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin belirlenen zarardan İndirilmesinde yasal zorunluluk olduğu açıktır. Bu bakımdan öncelikle, sigortalının işverenden isteyebileceği tazminatın asgari ücretlerindeki artışlarda gözönünde tutularak yeniden saptanması gerektiği hukuksal gerçeği ortadadır. Bundan başka 2002/999 Esas sayılı dosya, Kurumun rücu alacağına yönelik olup, anılan dosyada, sigortalı işçi taraf olmadığından, sigortalı için belirlenen tazminatı işveren kesin hüküm çevresinde ödemediğinden, söz konusu dosyada verilen kararın ve alınan bilirkişi raporunun bu davada Kurumun rücu alacağı dışında kesin delil niteliğinde ve bağlayıcı nitelikte olduğu söylenemez.

Yapılacak iş; sigortalının zaranna, giderek tazminatına yeni veriler ve artan asgari ücret gözönünde bulundurularak yeniden saptamak ve saptanan zarardan, hüküm tarihine en yakın tarihte yürürlükte bulunan kat sayı ile sigortalının gelirinde yapılan artışları Kurumdan sormak, bildirilen miktarı belirlenen zarardan İndirmek ve taleple bağlı kalınarak karar vermekten ibarettir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 30.06.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi

2003/3861 E., 2003/4393 K.

ASIL İŞVERENİN ARACI (TAŞERON) İLE BİRLİKTE SORUMLULUĞU

İŞ KAZASI SONUCU MALULİYET

MADDİ MANEVİ TAZMİNAT

SORUMLULUK ORANLARININ BELİRLENMESİ

ÖZET

İŞ KAZASI SONUCU ZARARA UĞRAYAN İŞÇİNİN TAZMİNAT DAVASI, ASIL İŞVEREN VEYA KUSURLU OLDUĞU KABUL EDİLEN ÜÇÜNCÜ KİŞİLERE YÖNELTİLİR. ARACI OLARAK NİTELENDİRİLEN KİŞİLERCE İŞE ALINAN İŞÇİLERİN UĞRAYACAKTAN ZARARDAN DOLAYI ASIL İŞVEREN, ARACI (TAŞERON) İLE BİRLİKTE SORUMLU OLUR. KAZANIN MEYDANA GELMESİNDEKİ SORUMLULARIN VE SORUMLULUK ORANLARININ BELİRLENMESİ İÇİN MAHKEMECE, KONUSUNDA UZMAN BİLİRKİŞİ HEYETİNDEN RAPOR ALINMALIDIR.

İçtihat Metni

Davacı iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar vermiş ise de varılan sonuç usul ve Yasa´ya uygun görülmemiştir. Dava E... (E... Holding A.Ş.) bağlı U... Volfram işletmesindeki yükleme platformunun kesimi işinde çalışan davacının 3.7.1996 günü bir bağlantıyı kaynakla kestiği platformun düşmesi üzerine aşağıdaki köşebentlerden bir tanesinin gözüne isabet etmesi sonucu %50 maluliyetine neden olacak şekilde sağ gözünü kaybetmesi sonucu uğranılan maddi ve manevi zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Gerçekten bir iş kazası sonucu zarara uğrayan işçinin tazminat davası asıl işveren veya kusurlu olduğu kabul edilen 3. kişilere karşı yöneltilir. Kaldı ki, aracı olarak nitelendirilen kişilerce işe alınan işçilerin uğrayacakları zarardan dolayı asıl işverenin aracı (taşeron) ile birlikte sorumlu olacağı da 506 sayılı Kanun´un 87. maddesi gereğidir. Somut olaydan kazanın meydana geldiği mahallin davalı E.... bağlı U.... Volfram Tesisleri Genel Müdürlüğü´ne ait hurda malzemesinin bulunduğu işyeri olduğu hususunda taraflar arasında çekişme yoktur. Bahsi geçen çelik hurdalar E... Yönetim Kurulunun 22.6.1995 gün 4506/20 ve 4.6.1996 gün ve 4544/29 sayılı kararları ile Makine ve Kimya Endüstrisi Hurdasan Hurda işletmeleri A.Ş. Genel Müdürlüğüne satılmış ve bu müdürlükte "hurda malzemeyi taşınabilir hale getirme işini" 15.8.1995 tarihli sözleşme ile M... Nakliyat Uluslararası A.Ş.´ye ihale etmiştir. Davacı işçi işi ihale ile alan taşeron M... Nakliyat işçisi olup kazada bahsi geçen işin yapımı sırasında meydana gelmiştir. Davada çözümlenmesi gereken asıl sorun davalı Genel Müdürlük ile dava ihbar olunanların kazanın meydana gelmesindeki sorumluluk oranlarının belirlenmesinde yatmaktadır, işin yapıldığı yer E.... ait olup iş ve işyeri güvenliklerinin sağlanmasındaki sorumluluğun bu bağlamda kesilip kesilmediği hususu tereddütsüz ortaya konulmak gerekir. Diğer yandan işin yapımını devir alan MKE´nin davacının işvereni olan taşeron M... Nakliyata işi devir etmesinde 1475 sayılı Kanun´un 1/son maddesindeki işveren aracı veya üst alt işveren biçimindeki ilişkinin sağlıklı bir şekilde ortaya konmasındaki zaruret de yatsınamaz. iş ve Sosyal güvenlik hukuku ve ilgili düzenlemeleri kural olarak kamu düzeniyle ilgili olduğu gerçeğini de dikkate alacak olursak, mahkemenin hükme esas aldığı 27.1.1999 tarihli kusur bilirkişi raporunun yukarıda açıklanan ilkelere uygun düşmediği ve son derece sağlıksız olduğu, bilimsel ve teknik verilere dayalı olmadığı sonucuna varmak gerekir. Mahkemece yapılacak iş, kazanın oluşuna göre konusunda uzman iş güvenliği bilirkişi heyetine konuyu yeniden yukarıda açıklandığı biçimde inceletmek, sorumluları ve sorumluluk oranlarını ayrıntılı biçimde ve tereddüte yer vermeyecek şekilde ortaya koyacak rapor almak, alınan rapor dosyadaki bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın ve özellikle inandırıcı güç ve nitelikte olmayan 1475 sayılı Kanun´un 1/son ve 73. maddelerinin öngördüğü koşulları içermeyen kusur raporunun hükme dayanak almak suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve Yasa´ya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. Bozma gerekçesine göre başkaca bir hususun incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 8.5.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi

2006/5863 E., 2006/9097 K.

İŞ KAZASI

ÖZET

506 SAYILI YASA´NIN 11/İ-A MADDESİNDE SİGORTALININ İŞYERİNDE BULUNDUĞU SIRADA MEYDANA GELEN VE SİGORTALIYI BEDENCE VEYA RUHÇA ARIZAYA UĞRATAN OLAY, İŞ KAZASI OLARAK KABUL EDİLMİŞTİR. 506 SAYILI YASA´NIN 27 VE DEVAMI MADDELERİNE GÖRE İŞVEREN, İŞ KAZASINI EN GEÇ İKİ GÜN İÇİNDE SOSYAL SİGORTALAR KURUMU ´NA BİLDİRMEKLE YÜKÜMLÜDÜR. HABER VERME KAĞIDINDA BİLDİRİLEN OLAYIN İŞ KAZASI SAYILIP SAYILMAYACAĞI HAKKINDA GEREKİRSE KURUM ´CA SORUŞTURMA YAPILABİLİR VE VARILAN SONUÇ EN GEÇ ÜÇ AY İÇİNDE İLGİLİLERE YAZI İLE BİLDİRİLİR. İLGİLİLERCE YETKİLİ MAHKEMEYE BAŞVURULARAK KURUM KARARINA İTİRAZ EDİLEBİLİR. İTİRAZ HALİNDE KURUM KARARI, ANCAK MAHKEME KARARININ KESİNLEŞMESİ İLE KESİN HALE GELİR. DİĞER TARAFTAN SOSYAL SİGORTALAR KURUMU TARAFINDAN KARŞILANMAYAN ZARARIN ÖDETİLMESİNE İLİŞKİN DAVALARDA, ÖNCELİKLE ZARARLANDIRICI SİGORTA OLAYININ İŞ KAZASI NİTELİĞİNDE OLUP OLMADIĞININ TESPİT EDİLMESİ, HAKSIZ ZENGİNLEŞMEYİ VE MÜKERRER ÖDEMEYİ ÖNLEMEK İÇİN KURUM TARAFINDAN SİGORTALIYA BAĞLANAN GELİRİN PEŞİN SERMAYE DEĞERİNİN DE BELİRLENEN TAZMİNATTAN DÜŞÜLMESİ GEREKİR.

İçtihat Metni

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilâmında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava, işyerinde işvereni tarafından darp edilen sigortalının işitme kaybına uğraması sonucu oluşan maddi ve manevi zararının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacı işçinin davalıya ait işyerinde çalışırken 08.04.2001 gününde işveren tarafından dövüldüğü, Kadıköy Adlî Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünce verilen 09.04.2001 tarihli rapordan sağ kulakta 40 db, sol kulakta 43 db iletim tipi işitme kaybı mevcut olduğu, onbeş gün mutad iştigaline engel olacak şekilde yaralandığı, açılan kamu davası sonucunda davalının 765 sayılı TCK´nın 456/1. maddesi ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. 506 sayılı Yasa´nın 11/I-a maddesinde sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen ve sigortalıyı bedence veya ruhça arızaya uğratan olay iş kazası olarak kabul edilmiştir. 506 sayılı Yasa´nın 27. ve takip eden maddelerinde işverenin iş kazasını en geç iki gün içinde Sosyal Sigortalar Kurumu´na bildirmekle yükümlü olduğu, haber verme kağıdındaki bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı hakkında gerekirse Kurum´ca soruşturma yapılabileceği ve varılan sonucun en geç üç ay içinde ilgililere yazı ile bildirileceği, ilgililerce yetkili mahkemeye başvurularak Kurum kararına itiraz olunabileceği, itiraz halinde Kurum kararının ancak mahkeme kararının kesinleşmesi ile kesin hale geleceği bildirilmiştir. Öte yandan Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda (tazminat davaları) öncelikle zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası niteliğinde olup olmadığı, haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından sigortalıya bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin belirlenen tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay´ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir. Somut olayda Sosyal Sigortalar Kurumu´nun olaydan haberdar edilmediği anlaşılmaktadır. Yapılacak iş; davacıya olayın iş kazası sayılması ve meslekte kazanma güç kayıp oranının saptanması ile buna bağlı olarak Kurum´ca gelir bağlanması için Sosyal Sigortalar Kurumu´na müracaatta bulunması, giderek Sosyal Sigortalar Kurumu ve işvereni hasım göstermek suretiyle tespit davası ağması için önel verilmek ve verilen önelin sonucuna göre karar vermektir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Temyiz olunan hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının temyiz edene iadesine, 28.09.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi

2006/11946 E., 2006/15079 K.

EKSİK İNCELEME

MESLEK HASTALIĞI

İçtihat Metni

Davacı, meslek hastalığı sonucu malüliyetin doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

Dava, davacının meslek hastalığı sonucu oluşan sürekli işgöremezlik oranında %12,1 artış nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, Sağlık Bakanlığı Zonguldak Uzun Mehmet Göğüs Hastalıkları Hastanesi´nin 28.03.2006 gün ve 416 sayılı raporuna göre dava kabul edilmişse de eksik inceleme ile sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir. Davalı yanca, sürekli işgöremezlik oranını belirleyen adı geçen hastane raporuna itiraz edildiğine göre, 09.08.1999 tarihinde % 0 olarak belirlenen işgöremezlik oranının %12,1 oranına ulaşmasının tıbben olanaklı olup olmadığı konusunda, öncelikle 506 sayılı Yasanın 109. maddesinde öngörülen prosedür uyarınca Kurum Yüksek Sağlık Kurulundan rapor alınması zorunludur. Ancak, bu rapora karşı somut verilere dayanan bir itiraz olursa Adli Tıp Kurulundan rapor alınarak sonuca gidilir. Yasal prosedür işletilmeden yukarıda yazılı hastane raporu ile yetinerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine,11.12.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi

2006/7883 E., 2006/15731 K.

İŞ KAZASI SONUCU MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT

SÜREKLİ İŞ GÖRMEZLİK

İçtihat Metni

Davacı iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere kararın dayandığı gerektirici sebeplere göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Dava, iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan davacı işçinin maddi zararının giderilmesi istemine ilişkindir. Yargılama sırasında davacı dava dilekçesini ıslah ile maddi tazminat miktarını artırmış ve ayrıca dava dilekçesinde yer almayan manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Mahkemece,manevi tazminata ilişkin açılmış bir dava olmadığı halde, ıslah dilekçesi ile manevi tazminat istemi dikkate alınarak, manevi tazminatın kısmen kabulüne karar verilmesi yanlıştır. HUMK.´nun 83. ve devam maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah müessesesi, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya istem sonucunun değiştirebilmesi imkanını sağlamaktadır. Usule ilişkin işlemlerin tamamen ya da kısmen ıslahı mümkündür. Ancak, her iki durumda da usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması şarttır. Başka bir anlatımla ıslah, açılmış bir davada taraflarca yapılmış usule ilişkin işlemlere yönelik olarak yapılmalıdır. Bu bağlamda, yargılaması devam eden bir dava içinde ıslah ile ikinci bir davanın açılması olanağı bulunmamaktadır. Davacı isterse dava dilekçesini tamamen ıslah ederek dava konusunu değiştirebilirse de, yeni dava konusu önceki dava konusunun yerine geçer ve yine tek bir dava söz konusu olur.

Öte yandan harca tabi davalarda her dava açılırken davalıdan başvurma harcı ile nispi harca tabi davalarda nispi karar ve ilam harcının dörtte biri peşin olarak alınır. Gerekli harçlar alındıktan sonra dava dilekçesi esas defterine kaydedilir ve dava, dava dilekçesinin esas defterine kayıt edildiği tarihte açılmış sayılır. İnceleme konusu olan bu olayda manevi tazminata ilişkin dilekçenin nispi harç yatırılmak suretiyle mahkemeye verildiği ve ancak başvuru harcının yatırılmadığı anlaşılmaktadır. Dilekçenin bu haliyle bir ek dava dilekçesi olarak kabulü dahi mümkün değildir. Islahta dava konusu olmayan bir istemin dava kapsamına alınması mümkün değildir. Bu nedenle " davacının ayrıca dava açma hakkı saklı kalmak üzere manevi tazminata ilişkin ıslah isteminin reddine" şeklinde karar verilmesi gerekirken "davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 4.000,00 YTL. manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" şeklinde hüküm kurularak söz konusu ıslaha değer verilmesi doğru bulunmamıştır. Mahkemece, yukarda belirtilen maddi ve hukuksal olgular gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,bozmanın niteliğine göre tarafların, manevi tazminatın koşullarının oluşup oluşmadığına ve miktarına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 19.12.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi

2006/9445 E., 2006/8503 K.

İŞ KAZASI SONUCU MALULİYET

İŞGÖRMEZLİK

MADDİ MANEVİ TAZMİNAT

İçtihat Metni

Davacı iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.

Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

Uyuşmazlık trafik iş kazasında yaralanan işçinin uğradığı maddi ve manevi zararın, işverene ödetilmesi isteğine ilişkindir. İş kazası sonucu meydana gelen olayda, sorumluluğun taşıma işini üzerine alan dava dışı kooperatife ait olduğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, karar manevi tazminat yönünden davacı, tarafça temyiz edilmiştir. Dava dışı S.S K…… 18 no.lu Otobüsçüler Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi ile davalı işveren Elelktrik Üretim A.Ş Genel Müdürlüğü´ne bağlı K… Termik Santralı İşletme Müdürlüğü arasında 6.8.2003 tarihinde düzenlenen sözleşme ile kooperatifin davalı işverene ait işçileri taşıma işini üstlendiği, 14.1.2004 tarihinde meydana gelen trafik iş kazasında, kooperatife ait aracı süren şöförü İsmet´in 2/8 oranında, E……-B…… şantiye binasından yola giren dava dışı mobil vinç şöförü Nadi´in 4/8 oranında, şantiye sorumlusu İbrahim´in 2/8 oranında kusurlu oldukları, davalı işverenin kusurunun bulunmadığı davacının sürekli işgörememezlik orarının %0 olduğu konusunda uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık zarara uğrayan sigortalı işçinin bindiği servis aracının işverene ait olmamasına ve servis şöförü ile davalı işveren arasında hizmet akti bulunmamasına karşın meydana gelen olaydan işverenin sorumlu olup olamayacağı noktasında toplanmaktadır. 506 sayılı, S.S.K´nın 11/A (e) maddesi´nde açıkca gösterildiği üzere sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla, işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında meydana gelen olaylar iş kazası olarak nitelendirilir. 4857 sayılı İş Kanunu 2/3 ve 506 sayılı yasanın 5/2 maddesinde araçlar işyeri kapsamında kabul edilmiştir. Servis düzeninin bulunduğu işyerinde sigortalıların emniyetli ve güvenli bir şekilde işyerinde götürülüp getirilmeleri işveren yükümünde olan bir sorumluluktur. İşveren bu görevi kendi araç ve işçisiyle yapabileceği gibi somut olayda olduğu gibi taşıma sözleşmesine bağlı olarak da yaptırması mümkündür. Taşıma işinin işveren nam ve hesabına yapılması durumunda, işçiye karşı sorumluluk doğrudan işverene aittir. Bu nedenle asıl işveren durumunda olan davalı, diğer alt işveren ve dava dışı diğer işçilerin kusurundan birlikte müşterek ve müteselsilen sorumludur. (İş Kanunu md. 2) Bu durumda, 26.6.1966 gün ve 1966/7-7 sayılı İçtihatı Birleştirme Kararı da gözetilerek davacıya uygun bir manevi tazminat takdir etmek yerine yazılı şekilde isteğin tümünün reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcınınistek halinde davacıya iadesine, 21.9.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi

2006/9519 E., 2006/9205 K.

İŞ KAZASI SONUCU MALULİYETTEN DOĞAN MADDİ MANEVİ TAZMİNAT

İçtihat Metni

Davacı iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,

2-Dava davacının iş kazası sonucu beden güç kaybına uğraması nedeniyle maddi ve manevi zararının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının maddi zararının hesaplanmasında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise, işyeri kayıtlarından giderek ücret tediye bordrolarından saptanacağı, bordrolardan tesbit edilememesi durumunda ise işçinin yaşı, kıdemi, meslek durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret gözönünde tutularak belirlenmesi gerektiği Yargıtay´ın yerleşmiş görüşlerindendir. Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının davalıya ait aydınlatma armatörleri imalat ve satışı işyerinde çalışırken geçirdiği iş kazasında % 16,2 oranında malul kaldığı, davacı ile birlikte çalışan ve tanık olarak dinlenen kişilerin davacının demirhanede ustabaşı olarak çalıştığını ve olay tarihinde davacıya aylık net 300.- YTL ücret ödenip öğle yemeği verildiğini bildirdikleri, işverence ibraz edilen ücret bordrolarının asgari ücretten düzenlendiği ve bordrolarda davacının adı ve imzasının bulunduğu, davacının ücret bordrolarındaki imzasına itiraz etmesi üzerine yapılan imza incelemesi sonucu anılan imzaların kendisine ait olduğunun tesbit edildiği anlaşılmaktadır.

Buna göre davacının olay tarihinde asgari ücretle çalıştığı ve öğle yemeği aldığı dikkate alınarak ve günlük öğle yemeği bedeli Lokantacılar Odasından sorularak belirlenecek ücretin esas alındığı hesap raporunun hüküm kurulurken dikkate alınması gerekirken, İstanbul Ticaret Odası tarafından bildirilen emsal işçi ücreti esas alınmak suretiyle yapılan hesaplama hükme dayanak tutulmak suretiyle sonuca gidilmiş olması isabetsiz olmuştur. Yapılacak iş; davacının olay tarihindeki ücretinin asgari ücret olduğu ve öğle yemeği verildiğinin kabulüyle hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan ücret artışları da gözönünde tutularak bu ücret üzerinden hesap raporu alınarak, SSK´ca bağlanan aylığın en son peşin sermaye değeri düşülerek, davacı için 20.4.2006 tarihli ilk kararda belirlenen maddi tazminat miktarını geçmeyecek şekilde tazminata hükmetmektir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28.09.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi

2006/11129 E., 2006/9307 K.

İŞ KAZASI SONUCU MALULİYETTEN DOĞAN MADDİ MANEVİ TAZMİNAT

İçtihat Metni

Davacı iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine.

2- Dava, iş kazası sonucu beden güç kaybına uğurayan davacının maddi ve manevi zararının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davacının maddi zararının SSK´ca bağlanan aylıkla karşılanması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının tazminat hesabınnın yapılmasında gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Öte yandan gerçek ücretin ise; sigortalının imzası bulunan işyeri kayıtlarından giderek ücret tediye bordrolarından saptanmaması durumunda işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücret olduğu, işyeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş ücret olmadığı Yargıtay´ın yerleşmiş görüşlerindendir. Somut olayda, davacı işçinin yeraltı maden işçisi olduğu, yeraltı maden işçisininde, asgari ücretle çalışmasının hayatın olağan akışına ve yaşam deneyimlerine uygun düşmeyeceği, giderek sigorta müfettişinin işverenin tek taraflı olarak düzenlendiği kayıtları incelemesi sonucu asgari ücret üzerinden yapmış olduğu saptamanın gerçeği yanşıtmadığı, gerçek ücretin emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret gözönünde tutularak belirlenmesi gerektiği açıktır. Nitekim davacı dava dilekçesinde davacının günlük net 18 YTL ücret aldığını ileri sürmüş, davacı tanıkları davacının günlük net 15 YTL ücretle çalıştığını beyan etmişlerdir.

Diğer yandan davacı beden gücü kaybı nedeniyle pasif dönemde de daha fazla efor sarfederek yaşamını devam ettirecektir. Bu nedenle de, pasif dönemin hesaplamada gözetilmesi ve bu dönemdeki zararın asgari ücret esas alınarak hesaplanması gerekmektedir. Oysa mahkemece hükme esas alınan 17.10.2005 tarihli hesap raporunda tazminat hesabı sigorta müfettişi tarafın dan iş kazası tahkikatı sırasında işverence tek yanlı olarak tanzim edilen işyeri kayıtları üzerinden tesbit edilen asgari ücret esas alınmak suretiyle , pasif dönem zararı ise asgari ücret yerine davacıya SSK´ca bağlanacak en düşük emekli aylığı esas alınmak suretiyle yapılmıştır. Hal böyle olunca hükme dayanak alınan hesaplama raporunun yukarıda açıklanan ilkeleri içermediği görülmektedir. Yapılacak iş; Maden Mühendisleri Odası veya ilgili meslek odasından emsal işçi ücretini sormak suretiyle gerçek ücreti belirledikten sonra tazminat miktarını saptamaktan ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 2.10.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi

2006/10664 E., 2006/16804 K.

GÖREV YÖNÜNDEN DAVANIN REDDİ

İŞ KAZASI

MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT

İçtihat Metni

Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

Dava, Sosyal Sigortalar Kurumu hastanesinde Kurum doktorunun ameliyat hatası sonucu, davacıların murisinin ölümü nedeniyle uğramış oldukları maddi ve manevi zararının giderilmesi istemine ilişkindir. Dava nitelikçe, Kamu görevlisi bulunan doktorun hizmetten ayrılmayan hizmet içi görev kusuruna, giderek çalıştırılanın haksız eylemine dayandığından, davanın yasal dayanağı belirgin olarak Borçlar Kanununun 55 ve Anayasanın 129/5 maddesidir.Başka bir anlatımla, uyuşmazlık 506 sayılı Yasa´dan kaynaklanmadığı gibi 5521 sayılı Yasa´nın 1. maddesinde öngördüğü koşullar somut olayda oluşmadığından 1475 sayılı Yasa´dan kaynaklanmadığı açıktır. Hal böyle olunca, uyuşmazlığın çözüm yerinin, Sosyal Sigortalar Kanununun 134 ve 5521 sayılı Yasa´nın 1.maddesi gereğince İş Mahkemesi olmayıp miktara göre, Sulh veya Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu açık-seçiktir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.02.2003 gün 2003/21-95 Esas ve 2003/113 Karar sayılı kararları da bu doğrultudadır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine, 26.12.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi

2006/16464 E., 2006/15348 K.

İŞ KAZASI

KUSUR RAPORU

PASİF DÖNEM

ZARAR HESABI

ÖZET

CEZA DAVASINDA DÜZENLENEN KUSUR RAPORUNUN HUKUK HAKİMİNİ BAĞLAMAYACAĞI BORÇLAR KANUNU ´NUN 53. MADDESİ GEREĞİDİR. İŞ KAZASI SONUCU ÖLÜMDEN DOĞAN TAZMİNAT DAVASINDA; İŞ KANUNU ´NUN 77. MADDESİNE GÖRE BİLİRKİŞİYE AYRINTILI BİR İNCELEME YAPTIRILARAK, KUSURUN AİDİYETİ VE ORANI HİÇBİR KUŞKUYA YER VERMEYECEK BİÇİMDE SAPTANMALIDIR. İŞÇİNİN YAŞLILIK AYLIĞI ALMASI, YAŞI VE MESLEKTE KAZANMA GÜCÜ KAYIP ORANI GÖZÖNÜNDE BULUNDURULARAK PASİF DÖNEMİN DE ZARAR HESABINA DAHİL EDİLMESİ GEREKİR.

İçtihat Metni

Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davacılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1- Dosyadaki yazılara ve toplanan delillere, davacıların ıslah suretiyle manevi tazminat istemlerinin artırılması taleplerinin reddine ilişkin hükmün oluşa ve uygulamaya uygun olmasına göre, davacıların bu yöne ilişkin temyiz taleplerinin reddi gerekmiştir.

2- Davacıların kusura ilişkin temyiz taleplerine gelince;

Zararlandırıcı sigorta olayı sonucu ölen muris Elaattin´in, dosyaya ekli iş kazası ölüm nedeniyle yapılan müfettiş inceleme raporu ile SSK gelir bağlama evrakları ve diğer sigorta bildirimlerine göre, davalı Ö... Tekstil ve Limited Şirketi´nin işçisi iken, bu şirket ile ortakları aynı olduğu tespit edilen dava dışı K... Kimya Limited Şirketi´nin diğer davalı P... A.Ş.´den kira sözleşmesine dayalı olarak kiraladığı tankerde yolcu işçi olarak davalı şirket işçisi şoför Emin´in yapmış olduğu trafik kazası sonrası hayatını kaybettiği açıktır. Davadaki uyuşmazlık, kusurun aidiyeti ve oranı konusunda toplanmaktadır.

Mahkemece ceza yargılaması sırasında düzenlenen kusur raporu esas alınarak kusurun aidiyet ve oranları belirlenmiştir. Ceza davasında düzenlenen kusur raporunun hukuk hakimini bağlamayacağı Borçlar Kanunu´nun 53. maddesi gereğidir. Hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda ise; bilirkişinin, İş Kanunu´nun 77. maddesinin öngördüğü koşulları gözönünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususları ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde, saptamadıkları anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, kusur raporunun, İş Kanunu´nun 77. maddesinin öngördüğü koşulları içerdiği giderek hükme dayanak alınacak nitelikte olduğu söylenemez.

3-Kuşkusuz, zarar ve tazminatın hesaplanması yönteminde, işçinin yaşlılık aylığı alması veya işçinin yaşı ve işçide oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranına göre ileride çalışıp yaşlılık aylığına hak kazanması üstün olasılık içinde bulunması durumunda da zarar hesabında pasif dönemin hesaba dahil edilmesi gerekir. Meslek hastalığı sonucu malul kalan işçinin aynı işinde çalış maya devam etse dahi diğer işçilerden daha fazla çaba harcayacağı asıldır. 60 yaşından sonra elde edeceği yaşlılık aylığını da diğer işçilerden daha fazla çaba harcayarak elde edeceğinden, yaşlılık aylığını aldığı dönemde de devam edecek olan maluliyeti nedeniyle zarara uğramadığının kabulü isabetsiz olur. Kaldı ki, sigortalıya bağlanan yaşlılık aylığında meslek hastalığı ve iş kazası kolundan alınan primlerin hiçbir etkisi bulunmamakta olup, tamamen uzun vadedeki sigorta kollarından ödenen primler sonucu aylık bağlanmaktadır. Bu neden lerle pasif dönemin de zarar hesabına dahil edilmesi gerekir.

4-Olayın oluş şekline, müterafik kusur oranlarına, davacının duyduğu elem ve ıstırabın derecesine, tarafların sosyal ve ekonomik durumuna 26.06.1966 gün 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının içeriğine ve öngördüğü koşulların somut olayda gerçekleşme biçimine ve hak ve nesafet kurallarına göre 30.000,00 YTL olarak fazla manevi tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 11.12.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21.Hukuk Dairesi

Başkanlığı

ÖZET

Davacı, meslek hastalığı nedeniyle meslekte kazanma güç kaybına uğradığını belirterek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuş olup; bu davalarda tazminata hükmedilebilmesi için; davacıda oluşan hastalığın; yapmış olduğu mesleki faaliyetten kaynaklanması gerekmektedir.

Esas              Karar

2004/981     2004/2160

Y A R G I T A Y     İ L A M  I

Davacı, meslek hastalığı sonucu malüliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K   A   R   A   R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine,

2-Davacı, meslek hastalığı nedeniyle meslekte kazanma güç kaybına uğradığını belirterek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuş talep kısmen kabul edilmiş ise de varılan sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.Bu tür davalarda tazminata hükmedilebilmesi için; davacıda oluşan hastalığın; yapmış olduğu mesleki faaliyetten kaynaklanması gerekmektedir. Zarar ile yapılan iş arasında uygun illiyet bağının bulunması tazminat hukukunun genel prensiplerindendir.Somut olayımızda; Adli Tıp Kurumundan alınan iki raporda da; davacıda oluşan arızanın mesleki olmadığı; dolayısıyla malüliyet tayinine gerek olmadığı belirtilmiştir.Bu durumda; mahkemece; yasal koşulları oluşmayan tazminat davasının reddi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar vermesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.

SONUÇ.Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, fazla alınan  temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine,  9.3.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21.Hukuk Dairesi

Başkanlığı

Esas              Karar

2004/2221    2004/2936

ÖZET

Haksahibi tarafından Kurum aleyhine açılan davada, 506 Sayılı Yasanın 24.maddenin öngördüğü koşulların oluşmadığının saptanması durumunda; haksahibine, gelir bağalanmayacağı giderek, haksahibinin, destekten yoksun kalma tazminat isteme hakkına sahip olmayacağı açık-seçiktir.

Y A R G I T A Y     İ L A M  I

Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.Hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K  A  R  A  R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacıların manevi tazminata yönelik tüm, davalı işverenin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

2-Maddi tazminata gelince; dava nitelikçe Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından karşılanmayan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Bu nedenle, haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin Peşin Sermaye değerinin belirlenen tazminatdan düşürülmesi gerektiği Yargıtay´ın oturmuş yerleşmiş, görüşlerindendir. Bu bakımdan, davanın niteliği gözönünde tutularak öncelikle hak sahiplerine Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından iş kazası nedeniyle gelir bağlanıp bağlanmadığının araştırılması, gelir bağlanmış ise, bildirilen miktarın, tazminattan düşülmesi, gelir bağlanmamış ise bu yön, haksahibinin tazminat hakkını doğrudan etkileyeceğinden hak sahibine; gelir bağlanması için Sosyal Sigortalar Kurumuna başvurması gelir bağlanmaması durumunda gelir bağlanması için SSK ve işveren aleyhine dava açması için önel verilip dava sonucunun beklenmesinde yasal zorunluluk olduğu açıktır. Başka bir anlatımla, haksahibi tarafından Kurum aleyhine açılan davada, 506 Sayılı Yasanın 24.maddenin öngördüğü koşulların oluşmadığının saptanması durumunda; haksahibine, gelir bağalanmayacağı giderek, haksahibinin, destekten yoksun kalma tazminat isteme hakkına sahip olmayacağı açık-seçiktir. Somut olayda, haksahibi anne ve baba yönünden yukarıda açıklanan doğrultuda, inceleme ve araştırma yapılmadığı ortadadır.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozulmasına, bozma nedenine göre, sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına,

O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.  

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 29.3.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21.Hukuk Dairesi

Başkanlığı

Esas               Karar

2004/3732      2004/4267   

ÖZET

Davacının kesin sürenin sonuçları hakkında hiçbir açıklama ve uyarıda bulunmadan kesin süreye riayetsizlik nedeniyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Y A R G I T A Y   İ L A M I

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.

Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan  ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, iş kazası  sonucu maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, davacının kesin süreye rağmen SSK il Müdürlüğüne başvurmayıp maluliyete ilişkin rapor alınmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.

Yapılan incelemede davacının  kesin sürenin sonuçları hakkında hiçbir açıklama ve uyarıda bulunmadan kesin süreye riayetsizlik nedeniyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uykarıdır.

Öte yandan dosya kapsamından, davacının SSK´nın belirlediği maluliyet oranına itiraz ettiği ve akabinde dava dosyasının SSK. Yüksek Sağlık Kuruluna gönderildiği Y.S.K´nun 19.3.2002 tarihli 2002/408 Esas sayılı yazısı ile eksikliklerin temini halinde rapor hazırlanabileceğinin bildirildiği görülmektedir. Bildirilen bu eksikliklerin giderilmediği anlaşılmaktadır. Hal böyle iken, mahkemece resen Y.S.K´nun istediği tüm belgelerin Yüksek Sağlık Kurumuna gönderilerek rapor alınması gerekirken, mahkemece SSK. İl Müdürlüğünün 9.4.2003 tarih ve 24537 sayılı yazısına itibar edilerek, davacının SSK. İl Müdürlüğüne başvurması lüzumuna değinilerek kesin mehil verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular gözardı edilerek mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 29.4.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21.Hukuk Dairesi

Başkanlığı

Esas              Karar

2004/8895    2004/11364

ÖZET

Zararlandırıcı sigorta olayı sonucu davacının % 100 oranında sürekli iş göremez durumda kalıp bakıma muhtaç olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden belli olduğu gibi zarar hesabı yapılırken bakıcı giderinin de hesaplamaya katıldığı ortadadır. O halde hesaplanan zarardan indirilecek SSK. peşin sermaye değerinin de % 50 artırımlı olarak hesaplanması zorunludur.

Y A R G I T A Y     İ L A M  I

Davacı, iş kazası sonucu malüliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalılardan Agit vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K  A  R  A  R          

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre temyiz eden davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,

2-Zararlandırıcı sigorta olayı sonucu davacının % 100 oranında sürekli iş göremez durumda kalıp bakıma muhtaç olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden belli olduğu gibi zarar hesabı yapılırken bakıcı giderinin de hesaplamaya katıldığı ortadadır. O halde hesaplanan zarardan indirilecek SSK. peşin sermaye değerinin de % 50 artırımlı olarak hesaplanması zorunludur. Oysa SSK. tarafından  bildirilerek tazminattan düşülen Peşin Sermaye Değerinin % 50 artırımlı olarak hesaplanıp hesaplanmadığı belli olmayıp bu yönün gözardı edilmesi isabetsizdir.

3-Bu tür,  tazminat davaları nitelikçe  Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından  karşılanmayan zararların  giderilmesine ilişkindir.  Bu bakımdan tazminat belirlenirken  maluliyet oranı, kusur oranı ve kanuni nedenler indirildikten sonra  Sosyal Sigortalar Kurumu  tarafından bağlanan peşin sermaye değerinin indirilmesi suretiyle  tazminatın belirlenmesi gerektiği Yargıtay´ın yerleşmiş görüşlerinden olmasına karşın bundan da  zuhul olunması  usul ve yasaya aykırıdır.

O halde, temyiz edenin bu yönleri amaçlayan itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 20.12.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21.Hukuk Dairesi

Başkanlığı

Esas              Karar

2003/7075    2003/6974

ÖZET

Mevcut deliller uyarınca davacılar ölen çocuklarının kendilerine destek olduklarını kanıtlayamadıkları için destekten yoksunluk tazminatı alamazlar, maddi tazminat yönünden davanın reddi gerekir.

Y A R G I T A Y     İ L A M  I

Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.

Mahkeme bozmaya uyularak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalılardan Cumali tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K   A   R   A   R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

2-Dava, maddi tazminat yönünden nitelikçe SSK tarafından karşılanmayan zararların giderilmesine ilişkindir. İstek mahkemece kısmen kabul edilmiş Dairemizce karar, hak sahiplerine bağlanan gelirin saptanması, gelir bağlanmaması halinde hak sahiplerine gelir bağlanması için Kuruma başvurmaları giderek dava açmaları yönünden önel verilmek ve verilen önelin sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyulmuş hak sahiplerine Kuruma başvurmaları için mehil verilmiş, SSK´ca kazalının anne ve babasına bakımlı olmadığı sonucuna varılarak gelir bağlanmadığı bildirilmiştir. Davacı anne ve baba ise 28.2.2003 tarihli celsede SSK aleyhine gelir bağlanması yönünden dava açmak istemediklerine bildirmişlerdir. Mevcut deliller uyarınca davacılar ölen çocuklarının kendilerine destek olduklarını kanıtlayamadıkları için destekten yoksunluk tazminatı alamazlar, maddi tazminat yönünden davanın reddi gerekirken kısmen kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

O halde, Cumali´nin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 16.9.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21.Hukuk Dairesi

Başkanlığı

Esas               Karar

2003/7160     2003/7452

ÖZET

İş kazasından doğan tazminat davasında iş mahkemesi görevlidir.              

Y A R G I T A Y   İ L A M I

Davacılar murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine   karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, dava dilekçesinin görev yönünden reddine  karar vermiştir.

Hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan  ve Tetkik Hakimi  tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K   A   R   A   R

Mahkemece davanın Asliye Hukuk Mahkemesinin görevine girdiği gerekçesi ile görev yönünden reddine karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.

Davanın yasal dayanağı 5521 sayılı Yasa´nın 1. maddesidir. Anılan maddede; işçiyle işveren veya işveren vekili arasında iş akdinden veya iş Kanuna dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının  iş Mahkemelerinde çözümleneceği hükmü öngörülmüştür.

Somut olayda, davacılar murisi ile davalı işveren arasında hizmet ilişkisi bulunmaktadır. Hal böyle olunca iş kazasından doğan tazminat davasında iş mahkemesinin görevli olduğu açık-seçiktir. Önceki davada davanın niteliğine göre SSK´nun davaya katılarak davanın sonuçlandırılması gerekirken bu usulü gereklilik gözardı edilerek davaya Genel mahkemede  bakılacağına ilişkin verilen hüküm yanlış  olup sonuca etkili  değildir.  Kaldı ki  olayın  iş kazası olduğu  SSK´nca Ar-Sor 165/128 sayılı müfettiş raporuna dayalı olarak  kabul edilmiş olup bu husus tartışmasızdır.

 Mahkemece  işin esasına girilmek suretiyle  sonuca gitmek gerekirken yazılı şekilde davanın görev yönünden reddine karar verilmesi   usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,  temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6.10..2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21.Hukuk Dairesi

Başkanlığı

Esas               Karar

2003/10947    2004/ 3517

ÖZET

Hak sahibi anne-babaya destekten yoksun kalma tazminatının verilebilmesi, 506 sayılı Yasa´nın 24.maddesi uyarınca ölen sigortalının sağlığında anne babasının geçimlerini sağladığını kabulü için sigortalının onlara sürekli düzenli ve günlük gereksinimlerini karşılayacak önemde yardımda bulunması, ana babanın da durumları bakımından sigortalının bu yardımlarına  gereksinimleri  olmasının  belirlenerek SSK´ca anne babaya gelir bağlanması koşuldur.   

Y A R G I T A Y   İ L A M I

Davacılar murisinin, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalılardan K.Tic. A.Ş., K. Tic. Ltd. Şti. ve K.Ormancılık Tic. Ltd. Şti. vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan  ve Tetkik Hakimi  tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı şirketlerin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine.

2-Dava iş kazası sonucu ölen sigortalının anne-babasına destekten yoksun kalma tazminatının ödenmesine ilişkin olup mahkemece doğru olmayan yorumla davanın  kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun değildir.

Gerçekten, hak sahibi anne-babaya destekten yoksun kalma tazminatının verile bilmesi, 506 sayılı Yasa´nın 24.maddesi uyarınca ölen sigortalının sağlığında anne babasının geçimlerini sağladığını kabulü için Hukuk Genel Kurulunun 23.10.2002 tarih ve 2002/21-807 Esas 2002/837 Karar sayılı ilamında da açıkça belirtildiği gibi sigortalının onlara sürekli düzenli ve günlük gereksinimlerini karşılayacak önemde yardımda bulunması, ana babanın da durumları bakımından sigortalının bu yardımlarına  gereksinimleri olmasının belirlenerek SSK´ca anne babaya gelir bağlanması koşuldur. Davaya konu olayda davacı babanın işveren olup Bağ-Kur´lu olduğundan SSK´ca gelir bağlanmamıştır. Mahkemece yapılan sosyal durum  araştırmalarında  Silivri de  iki katlı  180 m2 yazlık evinin olduğu baba Sıtkı´nın emekli aylığı aldığı, Üsküdar´da anne üzerine bir daire olup orada oturdukları, ayrıca G Sokakta 4 daire 3 dükkandan oluşan bina sahibi oldukları baba Sıtkı´nın üzerine kayıtlı 50.000.000 TL kira gelirinin olduğu tesbit edilmiştir.

Hal böyle olunca, hak sahibi anne ve babanın zengin malvarlığı sahibi olduğu ayrıca babanın iş sahibi olup Bağ-Kur emeklisi olduğu anlaşıldığından zararlandırıcı sigorta olayı sonucu yasanın aradığı şartlarda bekar ölen çocuğunun bakımını muhtaç olmadıkları, sadece 2 ay çalışarak ölen çocuklarının sağlığında anne babasına sürekli ve düzenli olarak bakmadığı, esasen bakım gücününde olmadığı anlaşıldığından hak sahiplerinin destekten yoksun kalma tazminatı isteme hakkına sahip olmadıkları açık-seçik anlaşılmaktadır.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular tutulmaksızın davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.O halde, davalı Şirketlerin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine 6.4.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21.Hukuk Dairesi

Başkanlığı

Esas              Karar

2003/10784  2004/106

ÖZET

Asgari ücretin ve T.İ. Sözleşmelerinin uygulanması kamu düzeni ile ilgili olduğundan bir talep olmasa dahi resen gözönünde tutulması zorunludur.

Y A R G I T A Y     İ L A M  I

Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davacı ile davalı vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K   A   R   A   R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalının tüm davacının sair temyiz itirazlarının reddine,

2-Asgari ücretin ve T.İ. Sözleşmelerinin uygulanması kamu düzeni ile ilgili olduğundan bir talep olmasa dahi resen gözönünde tutulması zorunludur. Kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemeyeceği gibi davacı çocuk Meryem´in kesinleşen kısmi dava dosyasında da taraf olmadığı açıktır.  Yapılacak iş; sigortalının diğer hak sahiplerinin açtığı ve kesinleşen kısmi davada, karara esas alınan hesap raporunun düzenlenmesinden sonra asgari ücretteki artışlar ve TİS´nin getirdiği olanaklar gözetilerek hüküm tarihine en yakın tarihteki verilere göre yeniden hesap raporu alınmak, belirlenen zarardan şartları varsa önce kanuni ve takdiri nedenler, en son olarak da 4447 sayılı Yasanın ek 38. maddesi gereğince SSK Başkanlığı tarafından davacıya bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihteki verilere göre hesaplanarak bildirilecek peşin sermaye değeri indirilmek ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde hüküm tarihine en yakın tarihteki verilere göre yeniden hesap raporu düzenletmeden davacının taraf olmadığı kısmi davada düzenlenen hesap raporunda belirlenen zarardan son tahsisler düşülmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde,  davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.  SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlerden davacıya iadesine, 20.1.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

Yirmibirinci Hukuk Dairesi

E : 2000/9561  K : 2000/2012  T : 9.3.2000

MADDİ MANEVİ TAZMİNAT

KISMİ İFAYI İÇEREN MAKBUZ

GERÇEK ZARARIN BELİRLENMESİ

ÖZET

İşçiye verilen belgenin, ibraname olmayıp makbuz niteliğinde olduğunu belirleyen hesaplamanın, gerçek zarar kabul edilerek hüküm kurulması doğru değildir.

Gerçek zararın hesaplanmasında, bilinen ve bilinmeyen dönemdeki kazançlar, ortalama yönteme baş vurmadan belirlenmek ve işçiye makbuz karşılığı verilen meblağın, güncelleştirme ve uyarlama sonucu elde edilen miktarı zarardan indirilmek,ve sonucuna göre karar verilmek gerekir.

(818 s.BK. m. 46, 47)

Davacı, işkazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen 405.000.000 liranın davalıdan alınarak davacıya verilmesine fazlaya dair talebin reddine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi ve davacı vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

1- Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalının tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Dava, işkazası sonucu sürekli işgöremezliğe maruz kalan işçinin uğramış olduğu maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacının, işkazası sonucu uğradığı tazminatına karşılık işverenden ibra aldığı, ibranın makbuz niteliğinde olup olmadığı yöntemince denetlendiği, başka bir anlatımla, ibranın verildiği tarih itibariyle, davacı zararının hesaplandığı, sonuçta tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlık bulunması nedeniyle verilen belgenin, ibraname niteliğinde olmayıp makbuz niteliğinde olduğu, uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık davacı tarafından alınan belgenin ibraname niteliğinde olmayıp makbuz niteliğinde kabul edilmesi durumunda; davacı zararının ne şekilde belirlenmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Davacıya, işveren tarafından verilen belgenin, ibranamemi yoksa, makbuz niteliğinde mi olup olmadığının belirlenmesi için yapılan hesaplama sonucu belgenin, "makbuz" niteliğinde olduğu, hesap raporu içeriğinden anlaşılmaktadır. Mahkemece, açıklanan doğrultuda işlem yapılması doğrudur. Ne var ki, işçiye verilen belgenin, "kısmi ifayı içeren makbuz" niteliğinde olduğunun saptanmasından sonra davacının işverenden isteyebileceği gerçek zararının belirlenmesi gerektiği Yargıtay´ın oturmuş ve yerleşmiş görüşleri gereğidir. Oysa, açıklanan doğrultuda işlem yapılmaksızın, giderek, işçiye verilen belgenin niteliğini belirlemek için yapılan hesaplamanın, gerçek zarar kabul edilerek, yazılı şekilde hüküm kurulduğu açık seçiktir.

Yapılacak iş; işçinin günlük net geliri tesbit edilerek, bilinen dönemdeki

kazancı, mevcut veriler nazara alınarak iskontolama ve artırma işlemi yapılmadan hesaplamak, bilinmeyen dönemdeki kazancı ise, yıllık % 10 arttırılıp % 10 iskontoya tabi tutularak 60 yaşına kadar (aktif) dönemde, 60 yaşından sonra da bakiye ömrüne kadar (pasif) dönemde elde edeceği kazançları ortalama yönteme başvurmadan hesaplamak, ve işçiye makbuz karşılığında verilen "meblağın" hüküm tarihine en yakın tarihteki, (yıllık enflasyon oranı, değerlendirmede tesbit edilen zararın makbuz bedeline oranı) gibi etkenler gözönünde tutularak güncelleştirme ve uyarlama sonucu gerçek değerini saptamak, ve hüküm tarihine en yakın tarihteki katsayı ile sigortalıya bağlanan peşin sermaye değeri kurumdan sorularak, bildirilen miktar ve güncelleştirilen "kısmi ifayı içeren makbuz" bedeli ile birlikte zarardan indirmek ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın ibranamenin niteliğini araştırmak için yapılan hesaplamanın davacının gerçek zararı kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

S o n u ç : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), davacı yararına takdir edilen 65.000.000 lira duruşma avukatiık parasının karşı tarafa yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 9.3.2000 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi Başkanlığı

Esas Karar

1997/6648 1997/6334

Y A R G I T A Y İ L A M I

Davacı, davalılardan işveren nezdinde 8.9.1991 tarihinde çalışmaya başladığını, çalışırken meslek hastalığına yakalandığını ileri sürerek çalışma gücündeki kayıp oranının tesbitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.

Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Asuman Celkan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, sigortalıda oluşan hastalığın "meslek hastalığı" olduğunun tesbiti ile, işgöremezlik oranının belirlenmesi istemine ilişkindir. Davacıda (Bilateral orta derecede MİX Tip) işitme kaybı oluştuğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık MİX Tip işitme kaybının meslek hastalığı niteliğinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı belirgin olarak 506 sayılı yasanın 11-B maddesidir. Anılan maddede; meslek hastalığı sigortalının çalıştığı işin niteliğine göre tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, sakatlık veya ruhi arıza halleridir, şeklinde tanımlanmaktadır. 11. maddenin son fıkrasında ise; bu kanuna göre tesbit edilmiş olan hastalıklar listesi dışında herhangi bir hastalığın meslek hastalığı sayılıp sayılmaması üzerinde çıkabilecek uyuşmazlıklar "Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır" hükmü getirilmiştir. Hiç kuşkusuzdur ki, iddia edilen hastalığın meslek hastalığı sayılabilmesi maddede anlatımını bulan unsurların oluşmasına bağlıdır. Öte yandan, ortaya çıkan hastalık ile işyerinde çalışma olgusu arasında uygun neden-sonuç bağının gerçekleşmiş olması gerekir.

Mahkemece yapılacak iş, işyerinde yapılan keşif ve hastalıkla ilgili tüm bilgi ve belgeler, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna gönderilmek, hastalığın mesleki olup olmadığı, mesleki ise oranını belirlemek, rapora da itiraz edildiğinde, Tıp Fakülteleri Konseylerinin giderek, adli tıp meclisinin mütalaasına başvurmak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davacının bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 13.10.1997 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi Başkanlığı

Esas Karar

1996/1578 1996/1587

Y A R G I T A Y İ L A M I

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.

Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Bülent Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, nitelikçe Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından karşılanmayan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Bu nedenle, bu tür uyuşmazlıklarda, öncelikle zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası niteliğinde olup olmadığı, sigortalının meslekte kazanma güç kayıp oranı ve bu orana göre, Kurum tarafından bağlanan peşin sermaye değerinin, hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeksizin araştırılıp saptanması gerektiği söz götürmez. Oysa, mahkemece, açıklanan doğrultuda inceleme ve araştırma yapmaksızın ve özellikle, resen ve taraflarca yapılacak işlemler yönünden bir ayırıma gidilmeden kesin önele davacının uymadığından söz ederek, yargılamanın sonuçlandırıldığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Öte yandan, 3.10.1995 günlü oturumda verilen önelin de, kesin önel niteliğinde olduğu söylenemez. Zira, kesin önelden söz edilebilmesi için ara kararında taraflarca yapılması gereken işler ayrıntılı bir şekilde belirlendikten sonra, ara kararının yerine getirilmemesi durumunda ne gibi işlem yapılacağı da taraflara yöntemince duyurulması gerektiği de Yargıtay´ın oturmuş ve yerleşmiş görüşleri gereğidir. Somut olayda, 3.10.1995 günlü oturumda verilen kesin önelin yukarıda açıklanan koşulları içermediği açık-seçiktir.

Yapılacak iş, davanın niteliği gözönünde tutularak davacıya; olayın iş kazası sayılması ve meslekte kazanma güç kayıp oranının saptanması ve buna bağlı olarak Kurumdan gelir bağlanması için Sosyal Sigortalar Kurumu aleyhine dava açması için önel verilmek ve verilen önelin sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, karar bozulmalıdır.

SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 21.3.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

ONBİRİNCİ HUKUK DAİRESİ

ESAS                             KARAR

2003/7829                     2004/2324

ÖZET

Mahkemece, aralarında ortopedi uzmanı bilirkişinin de bulunduğu kuruldan davacıya takılması gereken protezlerin periyotlarının ne olması gerektiği konusunda rapor alınıp sonucuna göre karar vermek gerekir. 

YARGITAY  KARARI

Taraflar arasında görülen davada K Asliye 1.Ticaret Mahkemesi´nce verilen 27.03.2003 tarih ve 2001/1070 - 2003/272 sayılı kararın Yargıtay´ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 09.03.2004 günde davacı avukatı ile davalı avukatı  gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin tren kazası geçirerek sağ bacağını kaybettiğini kaza sonrasında protez bacakla yaşamını sürdürmek zorunda kaldığını ileri sürerek, 500.000.000 TL´lik talep ıslah edilerek protez bedeli olarak 2.232.924.480 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek reeskont oranı üzerinden temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı vekili, davacının dava tarihinde 20 yaşında olduğunu, velayeten açılan davanın reddi gerektiğini, bu davadan önce açılan davada davacının tazminat talebinin değerlendirilip kesin hükme bağlandığını ve tazminatın ödenerek ibraname alındığını, SSK´nun 32.maddesinde protez bedelinin % 20 sinin sigortalı tarafından ödeneceğinin belirtildiğini, davacının ancak % 20 lik kısım için işletme kusuruna göre talepte bulunabileceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, taraflar arasında daha önce görülen davada tarafların kusur oranlarının belirlendiği, yaralanmanın gerektirdiği tıbbi tedavinin tutar ve kapsamının bilirkişi raporu ile belirlenebileceğinin Yargıtay´ın yerleşmiş görüşü olup, mutlaka belgelenmesine gerek olmadığı, protezlerin 2 yılda bir değiştirilmesi gerektiğine ilişkin bilirkişi raporundaki seçeneğin Yargıtay onamasından geçen emsal dosya gereğince gözönünde tutulduğu, faizin protez takılma olanağının doğduğu kaza tarihinden itibaren 3 ay sonraki tarih olarak esas alındığı gerekçesiyle 2.232.924.480 TL´nin 04.11.1995 den itibaren avans işlemlerine ilişkin banka reeskont oranı üzerinden faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve dava tarihinde davacı reşit olmasına rağmen babasının vekaletnamesine dayanılarak dava açılması nedeniyle yargılama sırasında davacıdan da vekaletname alınarak davaya devan edilmiş olmasında usule aykırılık bulunmamasına ve ayrıca, vekalet eksikliği bu şekilde giderildikten sonra davacının başlangıçtaki talebini ıslah etmesi ve ıslah edilen miktarın dava dilekçesindeki talep ile ilgili olması nedeniyle sonradan alınan vekaletnameye dayanılarak ıslah yapılmasının mümkün bulunmasına, öte yandan, davacının kaza sonrasında ayağını kaybetmesi sonucunda protez takması gerektiği halde dava tarihine ve bu tarihten sonra da protez takmamış olmasının, kaza sonrasında davalının kusur oranına göre takması gereken protez bedelinden sorumluluğunu ortadan kaldıramayacağına, zarar, kaza tarihinde oluştuğuna göre, zararın sonuçlarından davalının kusuru oranında sorumlu bulunmasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Ancak, mahkemenin kararına dayanak gösterdiği bilirkişi raporunda seçenekli hesaplama yapılmış, protez takılması periyotlarına ilişkin seçenekler mahkemenin tercihine bırakılmış, mahkemece ise, Dairemiz´in başka bir kararı emsal alınarak protezlerin 2 yıllık periyotla değişeceği benimsenerek hüküm kurulmuştur.

Raporu düzenleyen bilirkişiler arasında ortopedi uzmanı bulunmamaktadır. Emsal alınan Dairemiz kararı da somut olaya uygunluğu açısından denetlemeye elverişli değildir. O halde mahkemece, aralarında ortopedi uzmanı bilirkişinin de bulunduğu kuruldan davacıya takılması gereken protezlerin periyotlarının ne olması gerektiği konusunda rapor alınıp sonucuna göre karar vermek gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, 375.000.000.-TL duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09.03.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

Yirmibirinci Hukuk Dairesi

E. 1996/1577    K. 1996/1662   T. 21.3.1996

İŞ KAZASI SONUCU ÖLÜM

HÜKÜM TARİHİNE YAKIN KATSAYI

ÖZET

Sosyal Sigortalar Kurumu´nca karşılanmayan zararın giderilmesi davalarında; hak sahiplerinin zararı belirlendikten sonra, hüküm tarihine en yakın tarihte yürürlükte bulunan katsayının uygulanmasıyla, hak sahiplerinin gelirlerindeki artış saptanarak tazminattan indirilmelidir.

(506 s. SSK. m. 22, 23, 26, 65, 67, 71, 78)

Davacılar; murislerinin, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalılardan D.... Plastik A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

Dava, nitelikçe Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından karşılanmayan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Bu nedenle, haksahiplerinin zararı belirlendikten sonra, mükerrer ödemeyi ve haksız zenginleşmeyi önlemek için, hüküm tarihine en yakın tarihte yürürlükte bulunan katsayı ile haksahiplerinin gelirlerindeki artışları saptamak suretiyle tazminattan indirilmek gerektiği açıktır. Öte yandan, hüküm tarihine en yakın tarih olan 15.11.1995 tarihinde 1695 sayılı katsayının yürürlükte olduğu tartışmasızdır. Oysa, 15.4.1995 tarihinde yürürlüğe giren 1225 katsayı ile yapılan artışların tazminattan indirildiği ortadadır.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, temyiz edenin bu yönleri amaçlayan itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

S o n u ç : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davalılardan D..... Plastik A.Ş.´ne iadesine, 21.3.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

Dokuzuncu Hukuk Dairesi

E. 1990/6647   K. 1990/7874    T. 26.6.1990

ÇIRAKLA İLGİLİ İŞ KAZASI

ÖZET

3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanununa göre, işletmelerde meslek eğitimi gören öğrenciler ile eğitim gördüğü işyeri sahibi arasındaki sözleşme, 1475 sayılı İş Kanunu anlamında bir hizmet akdi niteliğinde değildir. Olayın, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu açısından iş kazası sayılması ve iş kazası sigortasından gelir bağlanması da aradaki ilişkinin hizmet akdi olduğunu göstermez. Bu husus, 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanununun 13. maddesinin son fıkrasında vurgulanmıştır. Bu nedenle davaya bakmaya İş Mahkemesi görevli değildir.(3308 s. ÇMEK. m. 13/son-f.)

Taraflar arasındaki iş kazasından doğan maddi ve manevi zaranın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı T..... Gemi Sanayi AŞ. avukatınca istenilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı, endüstri meslek lisesi öğrencisi olup 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu uyarınca davalıya ait işyerinde staj görmekte iken, geçirmiş olduğu bir iş kazası sonucu belirli bir oranda meslekte kazanma gücünü kaybetmiştir. Sözü edilen kanuna göre, işletmelerde meslek eğitimi gören öğrenciler ile eğitim gördüğü işyeri sahibi arasındaki sözleşme 1475 sayılı İş Kanunu anlamında bir hizmet akti niteliğinde değildir. Olayın, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu açısından iş kazası sayılması ve iş kazası sigortasından gelir bağlanması da aradaki ilişkinin hizmet akdi ilişkisi olduğunu göstermez. Bu husus, 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanununun 13. maddesinin son fıkrasında vurgulanmıştır. Bu nedenle davaya bakmaya iş mahkemesi görevli değildir. Görevli mahkeme, genel hükümlere göre asliye hukuk mahkemesidir. O halde, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esası hakkında hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

S o n u ç : Temyiz olunan kararın yukarda gösterilen nedenle (BOZULMASINA), bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine gerek olmadığına ve davalı T....... Gemi Sanayi AŞ. yararına takdir edilen 100.000 lira duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 26.6.1990 gününde oybirliğiyle karar verildi.


HİZMET AKDİ – AKDİN FESHİ – İŞE İADE İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

 

YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2010/9-272 E.N , 2010/276 K.N.

İlgili Kavramlar

FESİH BİLDİRİMİNE İTİRAZ VE USULÜ

SÜRELİ FESİH

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki işe iade davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 13.İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 25.11.2008  gün ve 2008/406-646 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 26.10.2009 gün ve 2009/1984-29312 sayılı ilamı ile ;

"...Davacı vekili, davacının iş sözleşmesinin, davalı tarafça haksız ve geçersiz nedenle feshedildiğini belirterek, feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine ve buna bağlı feri haklara hükmedilmesini talep etmiştir.

 Davalı vekili cevap dilekçesinde, sözleşmenin organizasyonel gelişim çalışmaları nedeniyle 4857 sayılı yasanın 17. maddesi gereği haklar ödenerek sona erdirildiği savunularak davanın reddine karar verilmesi istenmiştir.

Mahkemece davacının imzalamış olduğu ibranamede feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul ettiği, bu ibranamenin cebir, şiddet, tehdit ve hile ile imzalatıldığına dair bir iddianın da bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu´nun 18. maddesinde işletmenin, işyerinin veya işin gerekleri kavramına yer verildiği halde, işletmesel karar kavramından söz edilmemiştir. İşveren amaç ve içeriğini belirlemekte serbest olduğu kararlar, yönetim hakkı kapsamında alabilir. Geniş anlamda, işletme, işyeri ile ilgili ve işin düzenlenmesi konusunda, bu kapsamda işçinin iş sözleşmesinin feshi dahil olmak üzere işverenin aldığı her türlü kararlar, işletmesel karardır.

İşverenin, mevcut olan iş sayısını fiilen mevcut olan iş ihtiyacına uyumlaştırmak için açıkça ifade etmediği kararları, "gizli, örtülü" işletmesel karar olarak nitelendirmektedir. Bu tür durumlarda, işletmesel kararın mevcudiyeti, iş sözleşmesinin feshi için gösterilen sebepten çıkarılır. Bir başka anlatımla, böyle hallerde, İş Kanunu´nun 18´nci maddesi uyarınca işletmesel gereklere dayalı feshin söz konusu olabilmesi için varlığı şart olan açıkça işletmesel kararın mevcudiyetinin yerine, bir nevi işverence açıklanan işletme dışı sebep ikame edilmektedir.

İşverenin işyerinde işçi sayısını azaltma yönünde kendini zorunlu görmesine yol açan durumun, onun tarafından daha önce alınan hatalı bir karara dayanması, iş sözleşmesinin feshini İş Kanunu´nun 18´nci maddesi anlamında geçersiz kılmaz. İş sözleşmesinin feshine yol açan işletmesel kararın yargı denetimine tabi olmaması, hatalı olarak alınan işletme kararları açısından da söz konusudur. Bir başka anlatımla, yargıç, işletmesel kararı denetleyemeyeceğinden onun hatalı olup olmadığını da denetleyemeyecek; dolayısıyla işletme kararının hatalı olduğu gerekçesi ile feshin geçersizliğine kararı veremeyecektir    

İşletmenin, işyerinin ve işin gereklerinden kaynaklanan fesihte, yargısal denetim yapılabilmesi için mutlaka bir işletmesel karar gerekir. İş sözleşmesinin iş, işyeri veya işletme gereklerine dayalı olarak feshi, işletmesel kararın sonucu olarak gerçekleşmekte, fesih işlemi de işletmesel karar çerçevesinde değişen durumlara karşı işverene tepkisini oluşturmaktadır. Bu kararlar işletme ve işyeri içinden kaynaklanan nedenlerden dolayı alınabileceği gibi, işyeri dışından kaynaklanan nedenlerden dolayı da alınabilir. Bu nedenler, bir ya da birden fazla işçinin işyerinde çalışmaya devam etmesi gerekliliğini doğrudan veya dolaylı olarak ortadan kaldırıyorsa, dikkate alınmalıdır.

İşçinin işletmedeki işyerinin kaybına, iş ilişkisinin feshine yol açan işletme dışı sebepleri, piyasa olayları belirler. İşletmenin doğrudan doğruya etkisinin olmadığı bütün sebepler, işletme dışı sebeplerdir. Siparişlerdeki azalma, Pazarlama güçlükleri, satış ve sürümde azalma, hammadde yokluğu, enerji sıkıntısı, kamu işyerlerinde devlet bütçesinden kaldırılması, meteorolojik sebepler işletme dışı sebeplere örnek gösterilebilir. İşletme dışı sebepler, işletme gereklerine dayanan fesih için, ancak, bu sebepler, işyerinde işgücü fazlasına neden olmuşsa, önem arzeder. İşveren, işletme dışı sebeplerin zorunlu kıldığı işletmesel süreçteki yapısal değişimi somut olarak ortaya koyarak bunun belirli çalışma yerlerinde azalmaya yol açtığını göstermelidir. Bir başka anlatımla, işveren, fiili verileri, işçilerin karşı vakıalar ile itiraz edebileceği ve mahkemelerce denetlenebilmesine imkan sağlayacak şekilde somut ve ayrıntılı olarak ortaya koymalıdır. İşletme dışı sebeplerin doğrudan doğruya etkisinin olduğu durumlarda, fesih, ileri sürülen işletme dışı sebep fiilen mevcut olduğunda ve işçinin çalışmaya devam etme olanağını ortadan kaldırdığında İş Kanunu´nun 18´nci maddesi anlamında geçerli bir sebebe dayanır. İşletme dışı sebebin mevcut olup olmadığı ve bu sebeplerin işletmenin işgücü ihtiyacına doğrudan doğruya etkileri, mahkemelerce tamamen denetlenebilir. Mahkeme, işletme dışı sebebin işletmedeki iş miktarına etki edip etmediği ediyorsa ölçüsünü ve bu suretle işletmedeki işçi sayısına etki edip etmediği; ediyorsa ne kadarına etki ettiğini tespit eder. İşveren, işletme dışı sebeplerin varlığına dayanırsa, gerekçe yönünden kendisini bağlar. Dolayısıyla, işveren, işe iade davasında, işletme dışı sebeplerin kendisi tarafından iddia edilen kapsam ve yoğunlukta fiilen mevcut olduğunu ispat etmek zorundadır. İşveren, işletme dışı sebeplerle işyerinde işçi sayısının azaltılması arasındaki bağlantıları ortaya koymalıdır. Yeniden yapılanma kararı(kurucu işveren kararı) işletme gereklerine dayanan fesihle sonuçlanırsa, işletme dışı sebepler, işçilerin işletmedeki işyerlerini kaybetmelerinin doğrudan değil; dolaylı sebebi olmuş olur. Bu durumda, iş sözleşmesinin feshini doğrudan sebebini, yapısal karar ve tedbirler teşkil edecektir.

İşletme içi sebeplerden, işverenin, işletme yönetiminin esasını teşkil eden işletme politikasını gerçekleştirmek için, teknik, organizasyon ve ekonomik sahada aldığı bütün işletmesel tedbirler anlaşılmalıdır. Bu tedbirler aracılığıyla işveren, işletmenin organizasyon yapısı ve üretimle ilgili düzenleme yapma hakkını (yönetsel karar alma hakkını) kullanmaktadır. Rasyonalizasyon tedbirleri (örneğin, safi hasıla yaratmayan faaliyetlerin elimine edilmesi için sürekli iyileştirme süreci), üretimin durdurulması veya üretimde değişiklik yapmak, masrafların kısılması, yeni çalışma, imalat ve üretim metotlarının uygulamaya sokulması veya değiştirilmesi, yeni bir pazarlama sisteminin uygulamaya sokulması; yarım gün çalışmayı tam gün çalışmaya dönüştürme, işlerin, işyerinin tam gün çalışılan yerlerinde mi yoksa kısmi süreli çalışılan yerlerde mi yapılacağının karara bağlanması, vardiya usulü çalışma sistemine geçme, çalışma sürelerinin azaltılması, çalışma sürecinde reorganizasyona giderek, çalışma yoğunluğunun arttırılması, işyerinin verimsiz çalışması veya kazançta düşme, işyeri sahalarının veya bölümlerinin birleştirilmesi, üretimin bir kısmının yurt dışına kaydırılması, belirli faaliyetlerin başka firmalara (outsourcing) veya alt işverene aktarılması, işletmenin üretim kapasitesini düşürmek, işletme veya işyerini kapatmak ya da işletmenin bir bölümünü veya servisini kapatmak, kazanç maksimizasyonu (kazancı azami hadde çıkartma), Lean-management´in veya grup çalışma sisteminin uygulamaya sokulması gibi organizasyona yönelik değişiklikler, işverenin işçi mevcudunu süresiz azaltma kararı, doktrin ve Alman yargı içtihatlarında işletme içi sebep olarak nitelendirilen işletmesel kararlara örnek olarak verilebilir. İşletme içi sebeplerden kaynaklanan fesihlerde, işverenin, hangi tedbirleri aldığını ve bu tedbirlerin iş sözleşmesi feshedilen işçinin işine nasıl etki ettiğini ortaya koymak zorundadır. İşveren, işletme içi tedbirlerin, amaca uygunluğunu ve gerekliliğini gerekçelendirmek zorunda değildir. İşletme içi sebeplere dayanılarak yapılan fesihlerde, mahkemeler tarafından dikkate alınacak olan husus, işletmesel kararın fiilen uygulamaya geçirilip geçirilmediği ve feshi ihbar süresinin geçmesiyle birlikte, işçinin işyerinde çalışma imkânının ortadan kalkıp kalkmadığıdır. Bu bağlamda işveren, organizasyona yönelik veya teknik hangi tedbiri aldığını ve bu tedbirin uygulanmasıyla iş sözleşmesi feshedilen işçinin işine nasıl olumsuz yönde etki ettiğini açıkça ortaya koymalıdır.

İşletmesel karar söz konusu olduğunda, kararın yararlı ya da amaca uygun olup olmadığı yönünde bir inceleme yapılamaz. Kısaca işletmesel kararlar yerindelik denetimine tabi tutulamaz. İşverenin serbestçe işletmesel karar alabilmesi ve bunun kural olarak yargı denetimi dışında tutulması şüphesiz bu kararların hukuk düzeni tarafından öngörülen sınırlar içinde kalınarak alınmış olmalarına bağlıdır.

4857 sayılı İş Kanunu´nun 20/2 maddesinde açıkça, feshin geçerli nedenlere dayandığının ispat yükü davalı işverene verilmiştir. İşveren ispat yükünü yerine getirirken, öncelikle feshin biçimsel koşullarına uyduğunu, daha sonra, içerik yönünden fesih nedenlerinin geçerli (veya haklı) olduğunu kanıtlayacaktır. Bu kapsamda, işveren fesihle ilgili karar aldığını, bu kararın istihdam fazlası meydana getirdiğini, tutarlı şekilde uyguladığını ve feshin kaçınılmaz olduğunu ispatlamalıdır.

İşverenin, dayandığı fesih sebebinin geçerli (veya haklı) olduğunu uygun delillerle inandırıcı bir biçimde ortaya koyması, kanıt yükünü yerine getirmiş sayılması bakımından yeterlidir. Ancak bu durum, uyuşmazlığın çözümlenmesine yetmemektedir.

Çünkü yasa koyucu işçiye başka bir olanak daha sunmuştur. Eğer işçi, feshin, işverenin dayandığı ve uygun kanıtlarla inandırıcı bir biçimde ortaya koyduğu sebebe değil, başka bir sebebe dayandığını iddia ederse, bu başka sebebi kendisi kanıtlamakla yükümlüdür. İşçinin işverenin savunmasında belirttiği neden dışında, iş sözleşmesinin örneğin sendikal nedenle, eşitlik ilkesine aykırı olarak, keza keyfi olarak feshedildiğini iddia ettiğinde, işçi bu iddiasını kanıtlamak zorundadır.

Feshin işletme, işyeri ve işin gerekleri nedenleri ile yapıldığı ileri sürüldüğünde, öncelikle bu konuda işverenin işletmesel kararı aranmalı, bağlı işveren kararında işgörme ediminde ifayı engelleyen, bir başka anlatımla istihdamı engelleyen durum araştırılmalı, işletmesel karar ile istihdam fazlalığının meydana gelip gelmediği, işverenin bu kararı tutarlı şekilde uygulayıp uygulamadığı(tutarlılık denetimi), işverenin fesihte keyfi davranıp davranmadığı(keyfilik denetimi) ve işletmesel karar sonucu feshin kaçınılmaz olup olmadığı(ölçülülük denetimi-feshin son çare olması ilkesi) açıklığa kavuşturulmalıdır. Dairemizin kararlılık kazanan uygulaması bu yöndedir. (06.10.2008 gün ve 2008/30274 Esas, 2008/25209 Karar, 11.09.2008 gün ve 2008/25324  Esas, 2008/23401 Karar sayılı ilamlarımız).

İşletmesel kararın amacı ve içeriğini belirlemekte özgür olan işveren, işletmesel kararı uygulamak için aldığı tedbirin feshi gerekli kıldığını, feshin geçerli nedeni olduğunu kanıtlamalıdır. İşletmesel kararın amacı ve içeriğini serbestçe belirleyen işveren, uygulamak için aldığı, geçerli neden teşkil eden ve ayrıca istihdam fazlası doğuran tedbire ilişkin kararı, sürekli ve kalıcı şekilde uygulamalıdır. İşveren işletme, işyeri ve işin gerekleri nedeni ile aldığı fesih kararında, işyerinde istihdam fazlalığı meydana geldiğini ve feshin kaçınılmazlığını kanıtlamak zorundadır. İş sözleşmesinin feshiyle takip edilen amaca uygun daha hafif somut belirli tedbirlerin mevcut olup olmadığının değerlendirilmesi, işverenin tekelinde değildir. Bir bakıma feshin kaçınılmaz olup olmadığı yönünde, işletmesel kararın gerekliliği de denetlenmelidir. Feshin kaçınılmazlığı ekonomik açıdan değil, teknik denetim kapsamında, bu kararın hukuka uygun olup olmadığı ve işçinin çalışma olanağını ortadan kaldırıp kaldırmadığı yönünde, kısaca feshin son çare olması ilkesi çerçevesinde yapılmalıdır.

İş ilişkisinde işletmesel kararla iş sözleşmesini fesheden işveren, Medeni Kanun´un 2. maddesi uyarınca, yönetim yetkisi kapsamındaki bu hakkını kullanırken, keyfi davranmamalı, işletmesel kararı alırken dürüst olmalıdır. Keyfilik denetiminde işverenin keyfi davrandığını işçi iddia ettiğinden, genel ispat kuralı gereği, işçi bu durumu kanıtlamalıdır.

Somut olayda, davacının iş sözleşmesi, işletmesel karar gerekçesi ile feshedilmiştir. Her ne kadar mahkemece davanın feshin geçerli nedene dayandığını ibranamede kabul ettiği belirtilerek davanın reddi yönünde hüküm kurulmuşsa da, bu tür bir beyan feshin geçerliliğini kabule yeterli sayılamaz. Yargılama sırasında davalı tarafça alınan işletmesel kararın tutarlı olarak uygulanıp uygulanmadığı konusunda yeterli araştırmanın yapılmadığı anlaşılmaktadır. Tutarlılık ve ölçülülük denetimi kapsamında, işverenin bu kararı tutarlı şekilde uygulayıp uygulamadığı, feshin kaçınılmaz olup olmadığı, davacının çalıştığı işyerinin neresi olduğu, kapatılıp kapatılmadığı,  davacının aynı veya başka bir birimde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, davalı işvereni işten çıkarılacak işçilerin belirlenmesinde kendisini bağlayan kurala uyup uymadığı yönünden somut olarak araştırma yapılmalıdır. Bunun için de işletmesel karara ilişkin belgelerin yanında, işletmede veya işyerinde çalışan tüm işçilerin görev tanımları, işletme, işyeri organizasyon şeması, işten çıkarılacak işçilerin, işyeri şahsi sicil dosyası, görev tanımları ve çalıştıkları bölümleri gösteren kayıtlar ile fesihten önce ve sonrasını kapsayacak şekilde işçi alımı ve çıkarılmasını gösteren işyeri SSK bildirgeleri getirilmeli, işyerinde  keşif yapılarak, özellikle işletmenin faaliyet alanını ve iş organizasyonunu bilen uzman bilirkişiler aracılığı ile inceleme yapılmalı ve feshin yukarda belirtilen ilkelere göre geçerli nedene dayanıp dayanmadığı belirlenmelidir. Mahkemece eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır..."

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN:  Davacı vekili                                               

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz nedenle feshedildiği iddiası ile feshin geçersizliğine, işe iadeye ve buna bağlı feri haklara hükmedilmesi istemiyle dava açmıştır.

Davalı vekili, işyerinde yapılandırma nedeniyle davacının iş sözleşmesinin feshedildiğini ifadeyle davanın reddini savunmuştur.

Yerel mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.

Hüküm, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıya aynen alınan gerekçeyle bozulmuş, Yerel mahkemece direnme kararı verilmiştir.

Hükmü temyize davacı vekili getirmektedir.

Hukuk Genel Kurulu´nda görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, 4857 sayılı İş Kanununun 20/3.maddesinde yer alan "mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olduğu" hükmü karşısında, Yargıtay Özel Daire kararının direnmeye konu edilip edilemeyeceği, yerel mahkemece önceki hükümde direnme kararı verilip verilemeyeceği, ön sorun olarak tartışılmıştır.

Sorunun çözümü 4857 sayılı İş Kanununun 20.maddesinin incelenip irdelenmesini zorunlu kılmaktadır. Şöyle ki; 4857 Sayılı yeni İş Kanununun 20.maddesi:

"İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gözetilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir. Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya taraflar anlaşırlarsa, uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür. Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır, mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir. Özel hakemin oluşumu çalışma esas ve usulleri bu yönetmelikle belirlenir."

Hükmünü getirmiştir.

Madde ile iş aktinin feshinin geçersizliğine ilişkin açılacak bir davanın seri yargılama usulüne göre kısa süre içerisinde sonuçlandırılması düşüncesi, işçinin emek gelirinden olanaklar ölçüsünde çok kısa bir süre yoksun kalması ilkesinden kaynaklanmış ve bu nedenle de Yargıtay Özel Dairesince verilecek kararın kesin olması amaçlanmıştır.

Benzer nitelikteki düzenlemelere; 2821 sayılı Sendikalar Yasasının 4.maddesi, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 3, 12, 15 ve 60. maddelerinde de yer verilirken iş hukukuna yön veren temel ilke ve düşüncelerden hareket edildiği, Hukuk Genel Kurulu´nun 13.03.1985 gün 1984/9-834 Esas ve 1985/201 Karar sayılı kararında da, benzer bir konunun ele alındığı görülmüş ve 2822 sayılı Kanunun 15. maddesinde yer verilen "Yargıtay´ca... kesin karara bağlanır." hükmü ile yasa koyucunun burada bozma kararına karşı direnme yolunu kapamayı amaçladığının vurgulandığına işaret edilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, (kesin karar verme) hususunun Yargıtay Özel Daire kararının kesin olduğunu amaçladığı, bunun için de direnmeye konu edilemeyeceğini kabul etmek gerekir. Yasa koyucu burada açıkça, "Yargıtay´ca kesin olarak karara bağlanır" demek suretiyle, bozma kararına karşı direnme yolunu kapamış bulunmaktadır.

Nitekim aynı ilke, Hukuk Genel Kurulu´nun 20.10.2004 gün ve 2004/9-510 E.,2004/557 K.; 08.12.2004 gün ve 2004/9-654 E.,2004/664 K.; 21.09.2005 gün ve 2005/9-474 E.,2005/510 K.; 23.11.2005 gün ve 2005/9-579 E.,2005/648 K.; 12.04.2006 gün ve 2006/9-211 E., 2006/195 K.; 18.10.2006 gün ve 2006/9-621 E.,2006/673 K.; 03.12.2008 gün ve 2008/9-716 E.,2008/726 K.; 27.01.2010 gün ve 2009/9-592 E., 2010/35 K.; 24.02.2010 gün ve 2010/9-33 E. 2010/105 K sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, Özel Daire bozma kararının kesin olduğu ve direnme yolunun kapalı bulunduğu gözetilerek, bozma ilamına bu nedenle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Direnme kararı belirtilen nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının yukarıda açıklanan  değişik nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 02.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2010/9-271 E.N , 2010/275 K.N.

İlgili Kavramlar

FESHİN GEÇERLİ SEBEBE DAYANDIRILMASI

YETKİ İTİRAZI

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki işe iade davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 13.İş Mahkemesince görevsizliğe dair verilen 26.11.2008  gün ve 2008/551-655 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 28.12.2009 gün ve 2009/43714-37772 sayılı ilamı ile ;

"...Davacı işçi, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan işverence feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini istemiştir.

Davalı işveren vekili, görev itirazı ile uçucu personel olan davacının İş Kanunu kapsamında yararlanamayacağını, davacının iş sözleşmesinin "hizmetinden istifade edilmediğinden Toplu İş Sözleşmesinin atfı ile 4857 sayılı İş Kanunu´nun 17-18. maddeleri uyarınca feshedildiğini, feshin geçerli nedene dayandığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, 5521 Sayılı Yasanın 1. Maddesinde de İş Mahkemelerinin görevlerinin sayıldığı, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işverenler veya  vekilleri arasındaki iş akdinden veya İş Kanununa dayanan uyuşmazlıklara bakmakla görevli olduğunun belirtildiği, bu hükme göre davacının İş Kanununa göre işçi olmadığı, taraflar arasında TİS de uygulanması kabul edilen İş Kanununun bazı maddeleri nedeniyle İş Kanununa dayanmakta ise de, her iki şartın birlikte bulunmasının gerektiği,  önce davacının İş Kanununa göre işçi sayılması gerekip, sonra uyuşmazlığın İş Kanunundan kaynaklanmasının gerektiği, davacının İş Kanununa göre işçi sayılmadığı, bu nedenle uyuşmazlığa İş Mahkemesinde bakılamayacağı gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu´nun 4.maddesinin 1.fıkrasının a bendi uyarınca, "deniz ve hava taşıma işlerinde çalışanlar" hakkında bu kanun hükümleri uygulanmaz. Deniz taşıma işlerinde çalışanlar hakkında 854 sayılı Deniz İş Kanunu uygulanmaktadır. Ancak hava taşıma işlerinde çalışanlar için özel bir düzenleme yapılmadığından, Borçlar Kanunu genel hükümleri uygulanmaktadır.

Hava taşıma faaliyeti yapılan işyerinde sendika örgütlenmesi sonucu Toplu İş Sözleşmesi bağıtlanmış ise, üye sendika üyesi işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlığın 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu´nun 66. maddesi uyarınca iş mahkemesinde görülmesi gerekir. Zira toplu iş sözleşmesi ile işçi ve işveren 4857 sayılı İş Kanunu uygulanmasa bile, anılan yasa kapsamına girmiştir.

Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta davacı işçinin davalıya ait işyerinde uçucu personel olarak çalıştığı, ancak işyerinde üye sendika ile imzalanan ve yürürlükte olan Toplu İş sözleşmesi hükümlerinden yararlandığı, Toplu İş sözleşmesi ile davacının 4857 sayılı İş Kanunu´nun 18. ve devamı maddeleri olan iş güvencesi hükümlerinden yararlanmasının öngörüldüğü, buna göre iş mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile görevsizlik kararı verilmiş olması hatalı olmuştur..."

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN:  Davacı vekili                                                

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz nedenle feshedildiği iddiası ile feshin geçersizliğine, işe iadeye ve buna bağlı feri haklara hükmedilmesi istemiyle dava açmıştır.

Davalı vekili, görev itirazında bulunup, uçucu personel olan davacının İş Kanunu kapsamında olmadığını, davacının sözleşmesinin geçerli nedene dayanılarak feshedildiğini ifadeyle davanın reddini savunmuştur.

Yerel mahkeme, görevsizliğe karar vermiştir.

Hüküm, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıya aynen alınan gerekçeyle bozulmuş, Yerel mahkemece direnme kararı verilmiştir.

Hükmü temyize davacı vekili getirmektedir.

Hukuk Genel Kurulu´nda görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, 4857 sayılı İş Kanununun 20/3.maddesinde yer alan "mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olduğu" hükmü karşısında, Yargıtay Özel Daire kararının direnmeye konu edilip edilemeyeceği, yerel mahkemece önceki hükümde direnme kararı verilip verilemeyeceği, ön sorun olarak tartışılmıştır.

Sorunun çözümü 4857 sayılı İş Kanununun 20.maddesinin incelenip irdelenmesini zorunlu kılmaktadır. Şöyle ki; 4857 Sayılı yeni İş Kanununun 20.maddesi:

"İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gözetilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir. Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya taraflar anlaşırlarsa, uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür. Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır, mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir. Özel hakemin oluşumu çalışma esas ve usulleri bu yönetmelikle belirlenir."

Hükmünü getirmiştir.

Madde ile iş aktinin feshinin geçersizliğine ilişkin açılacak bir davanın seri yargılama usulüne göre kısa süre içerisinde sonuçlandırılması düşüncesi, işçinin emek gelirinden olanaklar ölçüsünde çok kısa bir süre yoksun kalması ilkesinden kaynaklanmış ve bu nedenle de Yargıtay Özel Dairesince verilecek kararın kesin olması amaçlanmıştır.

Benzer nitelikteki düzenlemelere; 2821 sayılı Sendikalar Yasasının 4.maddesi, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 3, 12, 15 ve 60. maddelerinde de yer verilirken iş hukukuna yön veren temel ilke ve düşüncelerden hareket edildiği, Hukuk Genel Kurulu´nun 13.03.1985 gün 1984/9-834 Esas ve 1985/201 Karar sayılı kararında da, benzer bir konunun ele alındığı görülmüş ve 2822 sayılı Kanunun 15. maddesinde yer verilen "Yargıtay´ca... kesin karara bağlanır." hükmü ile yasa koyucunun burada bozma kararına karşı direnme yolunu kapamayı amaçladığının vurgulandığına işaret edilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, (kesin karar verme) hususunun Yargıtay Özel Daire kararının kesin olduğunu amaçladığı, bunun için de direnmeye konu edilemeyeceğini kabul etmek gerekir. Yasa koyucu burada açıkça, "Yargıtay´ca kesin olarak karara bağlanır" demek suretiyle, bozma kararına karşı direnme yolunu kapamış bulunmaktadır.

Nitekim aynı ilke, Hukuk Genel Kurulu´nun 20.10.2004 gün ve 2004/9-510 E.,2004/557 K.; 08.12.2004 gün ve 2004/9-654 E.,2004/664 K.; 21.09.2005 gün ve 2005/9-474 E.,2005/510 K.; 23.11.2005 gün ve 2005/9-579 E.,2005/648 K.; 12.04.2006 gün ve 2006/9-211 E., 2006/195 K.; 18.10.2006 gün ve 2006/9-621 E.,2006/673 K.; 03.12.2008 gün ve 2008/9-716 E.,2008/726 K.; 27.01.2010 gün ve 2009/9-592 E., 2010/35 K.; 24.02.2010 gün ve 2010/9-33 E. 2010/105 K sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, Özel Daire bozma kararının kesin olduğu ve direnme yolunun kapalı bulunduğu gözetilerek, bozma ilamına bu nedenle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Direnme kararı belirtilen nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının yukarıda açıklanan  değişik nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 02.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2010/76 E.N , 2010/137 K.N.

İlgili Kavramlar

FESHİN GEÇERLİ SEBEBE DAYANDIRILMASI

FESİH BİLDİRİMİNE İTİRAZ VE USULÜ

SÜRELİ FESİH

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki işe iade davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 13.İş Mahkemesince görevsizliğe dair verilen 26.11.2008  gün ve 2008/551-655 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 28.12.2009 gün ve 2009/43714-37772 sayılı ilamı ile ;

"...Davacı işçi, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan işverence feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini istemiştir.

Davalı işveren vekili, görev itirazı ile uçucu personel olan davacının İş Kanunu kapsamında yararlanamayacağını, davacının iş sözleşmesinin "hizmetinden istifade edilmediğinden Toplu İş Sözleşmesinin atfı ile 4857 sayılı İş Kanunu´nun 17-18. maddeleri uyarınca feshedildiğini, feshin geçerli nedene dayandığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, 5521 Sayılı Yasanın 1. Maddesinde de İş Mahkemelerinin görevlerinin sayıldığı, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işverenler veya  vekilleri arasındaki iş akdinden veya İş Kanununa dayanan uyuşmazlıklara bakmakla görevli olduğunun belirtildiği, bu hükme göre davacının İş Kanununa göre işçi olmadığı, taraflar arasında TİS de uygulanması kabul edilen İş Kanununun bazı maddeleri nedeniyle İş Kanununa dayanmakta ise de, her iki şartın birlikte bulunmasının gerektiği,  önce davacının İş Kanununa göre işçi sayılması gerekip, sonra uyuşmazlığın İş Kanunundan kaynaklanmasının gerektiği, davacının İş Kanununa göre işçi sayılmadığı, bu nedenle uyuşmazlığa İş Mahkemesinde bakılamayacağı gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu´nun 4.maddesinin 1.fıkrasının a bendi uyarınca, "deniz ve hava taşıma işlerinde çalışanlar" hakkında bu kanun hükümleri uygulanmaz. Deniz taşıma işlerinde çalışanlar hakkında 854 sayılı Deniz İş Kanunu uygulanmaktadır. Ancak hava taşıma işlerinde çalışanlar için özel bir düzenleme yapılmadığından, Borçlar Kanunu genel hükümleri uygulanmaktadır.

Hava taşıma faaliyeti yapılan işyerinde sendika örgütlenmesi sonucu Toplu İş Sözleşmesi bağıtlanmış ise, üye sendika üyesi işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlığın 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu´nun 66. maddesi uyarınca iş mahkemesinde görülmesi gerekir. Zira toplu iş sözleşmesi ile işçi ve işveren 4857 sayılı İş Kanunu uygulanmasa bile, anılan yasa kapsamına girmiştir.

Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta davacı işçinin davalıya ait işyerinde uçucu personel olarak çalıştığı, ancak işyerinde üye sendika ile imzalanan ve yürürlükte olan Toplu İş sözleşmesi hükümlerinden yararlandığı, Toplu İş sözleşmesi ile davacının 4857 sayılı İş Kanunu´nun 18. ve devamı maddeleri olan iş güvencesi hükümlerinden yararlanmasının öngörüldüğü, buna göre iş mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile görevsizlik kararı verilmiş olması hatalı olmuştur..."

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN:  Davacı vekili                                               

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz nedenle feshedildiği iddiası ile feshin geçersizliğine, işe iadeye ve buna bağlı feri haklara hükmedilmesi istemiyle dava açmıştır.

Davalı vekili, görev itirazında bulunup, uçucu personel olan davacının İş Kanunu kapsamında olmadığını, davacının sözleşmesinin geçerli nedene dayanılarak feshedildiğini ifadeyle davanın reddini savunmuştur.

Yerel mahkeme, görevsizliğe karar vermiştir.

Hüküm, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıya aynen alınan gerekçeyle bozulmuş, Yerel mahkemece direnme kararı verilmiştir.

Hükmü temyize davacı vekili getirmektedir.

Hukuk Genel Kurulu´nda görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, 4857 sayılı İş Kanununun 20/3.maddesinde yer alan "mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olduğu" hükmü karşısında, Yargıtay Özel Daire kararının direnmeye konu edilip edilemeyeceği, yerel mahkemece önceki hükümde direnme kararı verilip verilemeyeceği, ön sorun olarak tartışılmıştır.

Sorunun çözümü 4857 sayılı İş Kanununun 20.maddesinin incelenip irdelenmesini zorunlu kılmaktadır. Şöyle ki; 4857 Sayılı yeni İş Kanununun 20.maddesi:

"İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gözetilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir. Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya taraflar anlaşırlarsa, uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür. Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır, mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir. Özel hakemin oluşumu çalışma esas ve usulleri bu yönetmelikle belirlenir."

Hükmünü getirmiştir.

Madde ile iş aktinin feshinin geçersizliğine ilişkin açılacak bir davanın seri yargılama usulüne göre kısa süre içerisinde sonuçlandırılması düşüncesi, işçinin emek gelirinden olanaklar ölçüsünde çok kısa bir süre yoksun kalması ilkesinden kaynaklanmış ve bu nedenle de Yargıtay Özel Dairesince verilecek kararın kesin olması amaçlanmıştır.

Benzer nitelikteki düzenlemelere; 2821 sayılı Sendikalar Yasasının 4.maddesi, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 3, 12, 15 ve 60. maddelerinde de yer verilirken iş hukukuna yön veren temel ilke ve düşüncelerden hareket edildiği, Hukuk Genel Kurulu´nun 13.03.1985 gün 1984/9-834 Esas ve 1985/201 Karar sayılı kararında da, benzer bir konunun ele alındığı görülmüş ve 2822 sayılı Kanunun 15. maddesinde yer verilen "Yargıtay´ca... kesin karara bağlanır." hükmü ile yasa koyucunun burada bozma kararına karşı direnme yolunu kapamayı amaçladığının vurgulandığına işaret edilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, (kesin karar verme) hususunun Yargıtay Özel Daire kararının kesin olduğunu amaçladığı, bunun için de direnmeye konu edilemeyeceğini kabul etmek gerekir. Yasa koyucu burada açıkça, "Yargıtay´ca kesin olarak karara bağlanır" demek suretiyle, bozma kararına karşı direnme yolunu kapamış bulunmaktadır.

Nitekim aynı ilke, Hukuk Genel Kurulu´nun 20.10.2004 gün ve 2004/9-510 E.,2004/557 K.; 08.12.2004 gün ve 2004/9-654 E.,2004/664 K.; 21.09.2005 gün ve 2005/9-474 E.,2005/510 K.; 23.11.2005 gün ve 2005/9-579 E.,2005/648 K.; 12.04.2006 gün ve 2006/9-211 E., 2006/195 K.; 18.10.2006 gün ve 2006/9-621 E.,2006/673 K.; 03.12.2008 gün ve 2008/9-716 E.,2008/726 K.; 27.01.2010 gün ve 2009/9-592 E., 2010/35 K.; 24.02.2010 gün ve 2010/9-33 E. 2010/105 K sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, Özel Daire bozma kararının kesin olduğu ve direnme yolunun kapalı bulunduğu gözetilerek, bozma ilamına bu nedenle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Direnme kararı belirtilen nedenle bozulmalıdır.

 


 

T. C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2009/9-592 E.N , 2010/35 K.N.

İlgili Kavramlar

FESHİN GEÇERSİZLİĞİ VE İŞE İADE

FESİH BİLDİRİMİNE İTİRAZ VE USULÜ

GEÇERSİZ SEBEPLE YAPILAN FESHİN SONUÇLARI

SENDİKAYA ÜYE OLUP OLMAMA HÜRRİYETİNİN TEMİNATI

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki “feshin geçersizliği ve işe iade”  davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 6. İş Mahkemesince davanın   reddine  dair verilen  24.01.2008    gün ve   2007/453 E-2008/10 K.  sayılı kararın incelenmesi  davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 23.02.2009  gün ve 2008/14710-2009/3300 sayılı ilamı ile, (...Davacı, iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz nedenle feshedildiği iddiası ile feshin geçersizliğine, işe iadeye ve buna bağlı feri haklara hükmedilmesi istemiyle dava açmıştır.

Davalı, feshin karşılıklı anlaşma yoluyla gerçekleştirildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davacının kendi el yazısı ile yazmış olduğu fesih başvurusunun baskı altında yazılarak imzalatıldığı hususunun ispatlanamadığı, bu suretle feshin karşılıklı iradeye dayandığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir.

Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece, feshin karşılıklı anlaşma yoluyla gerçekleştirildiği kabul edilerek red hükmü kurulmuşsa da, dosya içeriği ve dairemize intikal eden emsal dosyalardan, davalının, işçi sayısında azaltmaya gitmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır. Davacı işçinin, makul bir neden yokken, tazminatları ödenecek dahi olsa, iş akdinin feshini talep etmesi, hayatın olağan akışına aykırıdır. Kaldı ki; davacı ve aynı sebeple iş sözleşmeleri feshedilen diğer işçilere tazminat alacakları dışında ek ödeme yapılmadığı gibi tazminatlarının da taksitlendirilerek ödendiği anlaşılmaktadır. Mahkemece bu yönler gözetilmeksizin davanın kabulü yerine reddine karar verilmesi hatalıdır.

Öte yandan, davacı, iş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiğini ileri sürmüştür. Dosya içeriğine göre işyerinde fesih tarihi itibari ile çalışanlardan kaç işçinin sendikaya üyesi olduğu, kaçının üyelikten çekildiği, üyelikten çekilenlerden çalıştırılan işçi olup olmadığı, kaç işçinin iş sözleşmesinin feshedildiği ve işten çıkarılanların tamamının sendika üyesi olup olmadığı, işyerinde çalışması devam eden sendika üyesi işçiler olup olmadığı gibi hususlar dosya içeriğinden anlaşılamamaktadır. Feshin sendikal nedene dayanıp dayanmadığı hususunun kuşkuya yer vermeyecek bir şekilde açıklığa kavuşturulması için belirtilen yönlerden gerekli araştırmaya gidilmeli ve toplanacak deliller dosya içeriği ile yeniden bir değerlendirmeye tabi tutularak bir karar verilmelidir. Eksik incelemeyle hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Davacı vekili, müvekkili sendika üyesi davacının davalı işyerinde 10/06/1998-16/10/2007 tarihleri arasında boya operatörü olarak davalı işyerinde çalıştığını, davacı ile bir grup arkadaşının önderliğinde Ağustos 2006 tarihinden itibaren sendikal örgütlenme faaliyetine başlandığını, Ö.....İplik-İş Sendikasına üye olan davacı ve arkadaşlarının çoğunluğu sağlayabilmek için çaba gösterdiğini, sonuca varıldığında işverenin bunu haber aldığını ve İş Kanunun 17.maddesi gereğince iş akdini feshettiğini, davacının iş akdinin geçerli bir neden olmadan sadece sendikal nedenlerle feshedildiğini iddia ederek haksız feshin geçersizliği ile davacının işe iadesine, boşta geçen süre için en çok 4 aylık ücret ve diğer haklara, işe iade edilmeme şartına bağlı olarak feshin sendikal nedenle yapılmasından dolayı 1 yıllık ücreti tutarında tazminata karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davacı işçinin 16/10/2007 tarihinde işveren şirkete yazılı bir dilekçe vererek ayrılmak istediğini bildirdiğini, işverenin de davacının bu isteğini kabul ederek iş akdine son verdiğini, davacı ve diğer çalışanların işten ayrılma sebeplerinin borçları olması ve bunu tazminatları ile ödemek istemeleri olduğunu, nitekim davacıya belirli dönemlerde banka borçlarını ödemek üzere avans verildiğini, iş akdinin feshedildiği iddiasının gerçek dışı olduğunu savunarak davanın reddini savunmuştur.

Yerel mahkeme, davacının kendi el yazısı ile yazmış olduğu fesih başvurusunun baskı altında yazılarak imzalatıldığı hususunun ispatlanamadığı, feshin karşılıklı iradeye dayandığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

Hüküm, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıya aynen alınan gerekçeyle bozulmuş, Yerel mahkemece direnme kararı verilmiştir. Hükmü temyize davacı vekili getirmektedir.

Hukuk Genel Kurulu’nda görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, 4857 sayılı İş Kanununun 20/3.maddesinde yer alan “mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olduğu” hükmü karşısında, Yargıtay Özel Daire kararının direnmeye konu edilip edilemeyeceği, Yerel mahkemece önceki hükümde direnme kararı verilip verilemeyeceği, ön sorun olarak tartışılmıştır.

Sorunun çözümü 4857 sayılı İş Kanununun 20.maddesinin incelenip irdelenmesini zorunlu kılmaktadır.Şöyle ki; 4857 Sayılı yeni İş Kanununun 20.maddesi:

“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gözetilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir.Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya taraflar anlaşırlarsa, uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır, mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir. Özel hakemin oluşumu çalışma esas ve usulleri bu yönetmelikle belirlenir.”

Hükmünü getirmiştir.

Madde ile iş aktinin feshinin geçersizliğine ilişkin açılacak bir davanın seri yargılama usulüne göre kısa süre içerisinde sonuçlandırılması düşüncesi, işçinin emek gelirinden olanaklar ölçüsünde çok kısa bir  süre yoksun kalması ilkesinden kaynaklanmış ve bu nedenle de Yargıtay Özel Dairesince verilecek kararın kesin olması amaçlanmıştır.

Benzer nitelikteki düzenlemelere; 2821 sayılı Sendikalar Yasasının 4.maddesi, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 3, 12, 15 ve 60. maddelerinde de yer verilirken iş hukukuna yön veren temel ilke ve düşüncelerden hareket edildiği, Hukuk Genel Kurulu’nun 13.03.1985 gün 1984/9-834 Esas ve 1985/201 Karar sayılı kararında da, benzer bir  konunun ele alındığı görülmüş ve 2822 sayılı Kanunun 15. maddesinde yer verilen “Yargıtay’ca ... kesin karara bağlanır.” hükmü ile yasa koyucunun burada bozma kararına karşı direnme yolunu kapamayı amaçladığının vurgulandığına işaret edilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, (kesin karar verme) hususunun Yargıtay Özel Daire kararının kesin olduğunu amaçladığı, bunun için de direnmeye konu edilemeyeceğini kabul etmek gerekir. Yasa koyucu burada açıkça, “Yargıtay’ca kesin olarak karara bağlanır” demek suretiyle, bozma kararına karşı direnme yolunu kapamış bulunmaktadır.

Nitekim aynı ilke, Hukuk Genel Kurulu’nun 20.10.2004 gün ve 2004/9-510 E.,2004/557 K.; 08.12.2004 gün ve 2004/9-654 E.,2004/664 K.; 21.09.2005 gün ve 2005/9-474 E.,2005/510 K.; 23.11.2005 gün ve 2005/9-579 E.,2005/648 K.; 12.04.2006 gün ve 2006/9-211 E., 2006/195 K.; 18.10.2006 gün ve 2006/9-621 E.,2006/673 K.; 03.12.2008 gün ve 2008/9-716 E.,2008/726 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

Öte yandan, Sendikalar Kanununun 4773 Sayılı Kanunla değişik 31. maddesinin 6.              fıkrasında “İşverenin, hizmet akdinin feshi dışında, üçüncü ve beşinci fıkra hükümlerine aykırı  hareket etmesi halinde, işçinin bir yıllık ücret  tutarından az olmamak üzere  tazminata” karar  verileceği, devamında “Sendika üyeliği veya sendikal faaliyetlerden   dolayı hizmet akdinin feshi  halinde ise, İş Kanununun 18, 19, 20, ve 21 inci madde hükümleri”nin uygulanacağı  belirtilerek, İş Kanunu uyarınca ödenecek  tazminatın “işçinin bir yıllık ücret tutarından az olamayacağı" hükme bağlanmıştır.

Anılan değişiklik öncesinde “sendikal tazminat” işçinin iş sözleşmesinin feshedilmesi halini  de kapsamakta iken, 4773 Sayılı Kanun ile iş güvencesi kapsamında bulunan bir işçinin, sendika  üyeliği veya sendikal faaliyeti nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi durumu Sendikalar  Kanununun 31.maddesi kapsamı dışında değerlendirilmektedir. 4773 Sayılı Kanun ve ardından  4857 sayılı İş Kanunu ile sendika üyesi olması veya sendikal faaliyeti nedeniyle iş sözleşmesi  feshedilen işçiler iş güvencesi hükümleri kapsamına alınmıştır. Sendikal nedenlerle iş sözleşmesinin feshinde, 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 31.maddesinin yaptığı yollama nedeniyle İş Kanununun iş güvencesine ilişkin hükümlerin uygulanması zorunluluğu bulunmaktadır.

O halde, sendikal tazminat istemi 4857 sayılı İş Kanununun 21.maddesi kapsamı içerisinde değerlendirileceğinden direnmeye de, konu edilemez.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, Yargıtay Özel Dairesi bozma kararının kesin olduğu ve direnme yolunun kapalı bulunduğu gözetilerek, Özel Daire bozma ilamına bu nedenle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı belirtilen nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ:Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının yukarıda açıklanan  nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 27.01.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2009/9-232 E.N , 2009/278 K.N.

Özet

TARAFLAR ARASINDAKİ "TAZMİNAT" DAVASINDAN DOLAYI YAPILAN YARGILAMA SONUNDA; B… 2. İŞ MAHKEMESİNCE DAVANIN KISMEN KABULÜNE DAİR VERİLEN 26.06.2008 GÜN VE 2007/632 E.-2008/449 K. SAYILI KARARIN İNCELENMESİ TARAF VEKİLLERİNCE İSTENİLMESİ ÜZERİNE, YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİNİN 02.12.2008 GÜN VE 2008/42507 E.-32937 K. SAYILI İLAMI İLE; (...          

1-DOSYADAKİ YAZILARA TOPLANAN DELİLLERLE KARARIN DAYANDIĞI KANUNİ GEREKTİRİCİ SEBEPLERE GÖRE, DAVALININ TÜM TEMYİZ İTİRAZLARI YERİNDE DEĞİLDİR.

2-DAVACININ TEMYİZİNE GELİNCE: İŞE İADE DAVASI SONUNDA İŞÇİNİN BAŞVURUSU, İŞVERENİN İŞE BAŞLATMAMASI VE BUNA BAĞLI OLARAK İŞE BAŞLATMAMA TAZMİNATI İLE BOŞTA GEÇEN SÜREYE AİT ÜCRET, İHBAR VE KIDEM TAZMİNATI KONULARINDA TARAFLAR ARASINDA UYUŞMAZLIK BULUNMAKTADIR.

İçtihat Metni

Davacı işçi daha önce açmış olduğu davada, işverence yapılan feshin geçerli nedene dayanmadığını ileri sürerek feshin geçersizliğinin tespiti ile işe başlatılmaya dair karar verilmesini talep etmiş, mahkemece yapılan yargılama sonunda talep doğrultusunda karar verilmiştir. Söz konusu karar 25.12.2006 tarihinde Dairemizce onanmak suretiyle kesinleşmiştir. Kesinleşen karar, işe iade davasında davacının vermiş olduğu vekaletname çerçevesinde davayı takip eden avukata 4.4.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Davacı vekili, 5.4.2007 tarihinde işverene hitaben telgraf göndermiş ve isimleri belirtilen davacı işçilerin işe iadesini talep etmiştir. Söz konusu telgrafın davalı işverene ulaştığı uyuşmazlık konusu değildir. Davalı işveren işe iadeyi talep eden bir kısım işçilere gönderdiği ihtarnamede, işe başlama talebinin kesinleşen mahkeme kararı ile birlikte şahsen yapılması gerektiği açıklanmıştır.

4857 sayılı İş Kanununun 21. maddesine göre işçinin kesinleşen mahkeme kararının tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde işe başlamak için başvurması gerekir. Başvurunun şekline dair anılan hükümde bir açıklama yer almamış olsa da, yazılı başvurunun geçerlilik şartı olmayıp, ispat şartı olduğu kabul edilmelidir.

İşe iade başvurusunun işçinin avukatı tarafından yapılması imkan dahilindedir. İşe iade davasında davayı vekaletname uyarınca takip etmiş olan avukat tarafından yapılan başvuru, kesinleşen işe iade kararının yerine getirilmesi anlamında değerlendirilmelidir. 4857 sayılı İş Kanununun 21. maddesinde sözü edilen işe başlama talebinin, şahsa sıkı sıkıya bağlı olduğundan söz edilemez. Başvuru, işe başlama yönünde bir irade açıklaması olup, aynı anda işçinin işe iade edilmesi gibi bir durum söz konusu değildir, işçinin şahsen ya da yetkili avukatı tarafından yapılan başvuru üzerine işverence işçinin bir aylık süre içinde işe başlatılması mümkündür, işverence işçinin işe davet edilmesi halinde, bizzat iş görme edimini yerine getirmek üzere işçinin belirlenen günde hazır olması gerekir. Görüldüğü üzere bizzat işçi tarafından yerine getirilmesi gereken iş görme ediminin başkasına devri mümkün olmaz.

Öte yandan işçinin işe iade başvurusunun ekinde, feshin geçersizliğinin tespitine dair kesinleşen kararın sunulması bir zorunluluk değildir. Başvuru anında kararın kesinleşmiş olması yeterli olup, kesinleşme olgusu işverence bilinmese dahi, işe başlatma süresi içinde belirlenebilecek bir durumdur.

Son olarak belirtmek gerekir ki, işçinin işe başvuru anında başka bir işveren ait işyerinde çalışmakta olması, başvurunun samimi olmadığını göstermek için yeterli değildir. İşçinin işe başlamak için usulüne uygun olarak yapacağı başvurunun ardından işverence işe davet edilmesi halinde, çalışmakta olduğu işyerinden ayrılması ve eski işine başlaması imkan dahilindedir.

Yapılan bu açıklamalara göre, davacı işçinin avukatı aracılığıyla süresi içinde yapmış olduğu başvurunun geçerli olduğu ve işçinin işe başlatılmaması sebebiyle bir aylık işe başlatma süresinin sonu olan 5.5.2007 tarihinde iş sözleşmesinin işverence feshedilmiş sayılması gerektiği kabul edilmelidir. Buna göre davacı işçi, işe başlatmama tazminatı ile dört aya kadar boşta geçen süre ücret ve diğer haklara hak kazandığından isteklerin kabulü cihetine gidilmelidir. İhbar ve kıdem tazminatı ise fesih tarihi olan 5.5.2007 tarihine göre belirlenerek hüküm altına alınmalıdır....) gerekçesiyle oyçokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu´nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Uyuşmazlık: 4857 sayılı Yasanın 21/5. maddesinde ifade edilen işe iade kararının kesinleşmesinden itibaren 10 günlük yasal süredeki başvurunun şahsen yapılmasının zorunlu olup olmadığı, dolayısıyla somut olayda, vekil vasıtası ile başvuruda bulunulduğundan 10 günlük süre içinde işverene başvurma koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.

4857 sayılı Yasanın 21/5. maddesinde; "İşçi kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur." hükmüne yer verilmiştir.

Anılan yasa maddesinde, işçinin şahsen başvuru yapması gerektiğine dair veya işçinin işe iade başvurusunun ekinde, kesinleşen işe iade kararının sunulmasının zorunlu olduğuna dair bir ibare bulunmamaktadır. İşçi, işe başlatılma konusundaki iradesini bizzat işverene iletebileceği gibi, vekili ya da üyesi olduğu sendika aracılığı ile de ulaştırabilecektir. Nitekim doktrinde de aynı görüş benimsenmiştir(O. Güven Çankaya-Doç. Dr. Cevdet İlhan Güney-Seracettin Göktaş: İse İade Davaları; sayfa 256).

Diğer yandan Borçlar Kanununun 388.maddesi "…Vekalet akdinin şümulü mukavele ile sarahaten tespit edilmemiş ise taalluk eylediği işin mahiyetine göre tayin edilir. Vekâlet, vekilin takabbül eylediği işin yapılması için icap eden hukuki tasarrufları ifa salahiyetini şamildir." Aynı yasanın 390/1 maddesi özenle ifa borcunun sınır ve kapsamını çizmiştir. Anılan madde hükmüne göre vekilin sorumluluğu genel olarak hizmet sözleşmesinde işçinin sorumlu olduğu hükümlere tabidir. Vekilin özenle ifası, hizmet sözleşmesinde olduğu gibi, sözleşmenin hükümlerine BK.nın 321. maddesinde açıklanan işçinin özen ve sadakat borcuna ilişkin unsurlara göre belirlenecektir. BK.nın 390/2 maddesine göre vekil, müvekkile karşı vekaleti iyi bir surette ifa ile mükelleftir. Vekilin özenle ifada bulunduğunun kabulü için tedbirli ve basiretli şekilde hareket etmesi gereklidir. Yine sadakatle ifa müvekkilin yararına ve onun arzularına uygun olarak hareket etme borcunu kapsar.

Somut olayda, kesinleşen işe iade kararı, davacının vermiş olduğu vekaletname gereği işe iade davasını takip eden avukata 04.04.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir. Aynı vekil, 05.04.2007 tarihinde işverene hitaben gönderdiği telgrafta, davacı işçinin 10 günlük yasal süre içerisinde işe başlatılmasını talep etmiştir. Telgrafın davalı işverene ulaştığı uyuşmazlık konusu değildir.

O halde, vekil tarafından yapılan başvurunun, kesinleşen işe iade kararının yerine getirilmesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. İş hukukunun temel ilkesi olan " işçi lehine yorum" ilkesi de bunu gerektirmektedir.

Bu durumda, işçinin, işe başlatılma konusundaki iradesini bizzat işverene iletebileceği gibi, vekili ya da üyesi olduğu sendika aracılığı ile de ulaştırabileceğine işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu´nca da aynen benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi doğru değildir. O halde usul ve yasaya aykırı bulunan direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. un 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 17.06.2009 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2009/9-2 E.N , 2009/48 K.N.

İlgili Kavramlar

İŞVERENİN HAKLI NEDENLE DERHAL FESİH HAKKI

İŞÇİLİK ALACAĞI

ÇALIŞMA SÜRESİ

ÇALIŞMA HAYATININ DENETİMİNDE YETKİLİ MAKAMLAR

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 3. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 27.02.2007 gün ve 2005/1045-2007/97 sayılı kararın incelenmesinin davalı şirket vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 09.05.2008 gün ve 2007/19061-2008/11958 sayılı ilamı ile;

(...1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

Davacının 08-21.00 saatleri arasında çalıştığı kabul edilerek fazla mesai alacağı hesaplanmıştır. Davacının yaptığı görevin niteliğine göre ara dinlenme indirilip indirilmediği anlaşılamamaktadır. Davacının günlük çalışma süresi tespit edilmeli, ara dinlenme düşüldükten sonra haftalık çalışma süresi belirlenmeli, 45 saati aşan çalışmaların fazla mesai olarak kabulüne karar verilmelidir. Bilirkişinin haftalık 21 ve 27 saat çalışmalarının tespiti yukarıda yazılı şekilde ve denetlemeye elverişli değildir.

Davacı işçinin istek konusu süre içinde fazla çalışma ücreti isteklerinin kabulüne karar verilmiştir.

Fazla çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Yargıtay’ca son yıllarda hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır (Yargıtay 9.HD. 28.4.2005 gün 2004/ 24398 E, 2005/ 14779 K. ve Yargıtay 9.HD. 9.12.2004 gün 2004/ 11620 E, 2004/ 27020 K.). Gerçekten bir işçinin uzun süre ve her gün aynı şekilde günlük çalışma süresinin üzerinde fazla çalışma yapması hayatın olağan akışına uygun düşmez. Fazla çalışma ücretinden indirimi öngören bir yasal düzenleme olmasa da, Yargıtay’ın yapılmasını öngördüğü indirimi çalışma süresinden indirim olarak algılamak gerekir. Fazla çalışma ücretinden indirim taktiri indirim yerine, kabul edilen fazla çalışma süresinden indirim olmakla, davacı tarafın kendisini avukat ile temsil ettirmesi durumunda reddedilen kısım için davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekir.

Ancak, fazla çalışmanın taktiri delil niteliğindeki tanık anlatımları yerine, yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir.

Somut  olayda davacının tüm çalışma süresinde fazla çalıştığı kabul edilmiştir.

Hesaplama tanık beyanlarına dayanmış olmakla hesaplanan fazla çalışma ücretinden indirime gidilmesi gerekirken tamamının hüküm altına alınması hatalı olup, kararın bu yönden bozulması gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN : Davalı şirket vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü.

Dava, işçilik alacaklarının tahsili isteğine ilişkindir.

Davacı, 22.04.2003-04.06.2005 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde çalıştığını, iş akdinin işverence ve gerekçe gösterilmeksizin feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin, fazla mesai ve ödenmeyen ücret alacağının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı şirket vekili, davacının iş akdinin 4857 sayılı İş Kanununun 25. maddesi uyarınca feshedildiğini, ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanamayacağını, işyerinde çift vardiya çalışıldığından fazla çalışmanın mümkün olmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.

Mahkemenin, iş akdinin işverence feshedildiğinin ve işyerinde yapılan fazla çalışma ücretlerinin ödenmediğinin kabulü ile bilirkişi raporunda belirlenen miktarlar üzerinden, ihbar ve kıdem tazminatları ile fazla çalışma ücreti, yıllık ücretli izin alacakları talebinin kabulüne, ücret alacağı talebinin kısmen reddine dair verdiği karar yukarıda belirtilen nedenle Özel Dairece bozulmuş, Mahkemece “fazla çalışma yapıldığının kabulünün tanık beyanlarına değil, iş müfettişi raporuna dayalı olduğu” gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

Uyuşmazlık; davacının fazla çalışma süresinden doğan alacaklarında takdiri indirim yapılması gerekip gerekmediği noktasındadır.

Hukukumuzda normal çalışma süresi 4857 sayılı İş Kanununun 63. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre; genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok kırkbeş saattir. Fazla çalışmalar ve fazla sürelerle çalışmalar İş Kanununun 41-43. maddeleri ile İş Kanununa İlişkin Fazla Çalışma Ve Fazla Sürelerle Çalışma Yönetmeliğinde düzenlenmiş olup, fazla çalışma; Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırkbeş saati aşan çalışmalardır.

İş Kanununda fazla çalışmanın ispatı ile ilgili olarak özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle fazla çalışmanın ispatında ispat yükü genel hükümlere tabidir. Dolayısıyla fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi kural olarak bu iddiasını; fazla çalışma yaptığı gün ve saatleri ispat etmek zorundadır. Fiili bir olgu sözkonusu olduğundan, kural olarak işçi, fazla çalışma yaptığını her türlü delille ispat edebilir, tanık da dinletebilir.

Fazla çalışmanın yazılı belgelere, işveren kayıtlarına veya kesin delile değil, tanık anlatımına dayalı olması durumunda, mahkemece; fazla çalışma yapılan süreler tespit edilirken; işçinin uzun süre her gün fazla çalıştırılmasının hayatın olağan akışına ve insan doğasına uygun düşmeyeceği, yaşam tecrübelerine göre hiç hastalanmadan veya evlenme, ölüm, doğum, özel işleri gibi mazereti çıkmadan yıllarca sürekli çalıştığının kabul edilemeyeceği, işyerindeki üretim faaliyeti ve işçinin üstlendiği işin niteliği dikkate alınmadan sürekli iş gördürüldüğünün varsayılamayacağı, işçinin ara dinlenmesi, hafta tatili, yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde hiç dinlenme hakkını kullanmadan çalıştığının düşünülemeyeceği gözönünde tutularak, belirlenen fazla çalışma süresinden hakkaniyet indirimi yapılması gerekip gerekmediği değerlendirilmelidir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık nedeniyle, yerel mahkemece direnme kararına gerekçe yapılan 4857 sayılı İş Kanununun 92/son maddesinin de irdelenmesi gerekmektedir. Anılan hüküm uyarınca iş müfettişleri tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir, diğer bir anlatımla; yetkili kişilerce düzenlenen ve tarafların ihtirazi kayıt koymaksızın imzaladığı tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olup, aksi ancak yazılı delille kanıtlanabilir içtihadında bulunmuştur.  (Hukuk Genel Kurulu 14.11.1979 gün ve 1014 E., 1364 K.). Maddede ifade edilen tutanaklar; müfettiş tarafından belgelere dayalı olarak düzenlenmiş olanlar ile belgeye dayalı olmamakla birlikte düzenlenmesinde hazır bulunan işveren, işçi veya üçüncü kişi beyanları uyarınca düzenlenerek doğruluğu ilgili kişilerin imzaları ile tasdik edilen ve imza inkarına konu olmayan tutanaklardır. İş müfettişi tarafından yapılan incelemelere dayalı tutanakların değerlendirildiği ve varılan sonucun yazıya geçirildiği müfettiş raporlarının sadece müfettiş tarafından düzenlenmiş olmaları 4857 sayılı İş Kanununun 92/son maddesi kapsamında kabulleri için yeterli değildir. İş müfettişi raporlarının, rapora dayanak alınan tutanaklar ile birlikte değerlendirilmesi ve ekli tutanakların anılan Kanun kapsamında aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge olduğunun kabulü, 4857 sayılı İş Kanununun 92/son maddesinin açık hükmü karşısında zorunludur.

Somut olayda; 28.07.2005 tarihli iş müfettişi raporunun sadece değerlendirme bölümü dosya içinde bulunmaktadır. Mahkemece, hükme dayanak kılınan müfettiş raporunun tamamı ile eklerinin Kurumdan celbi ile değerlendirilmesi ve sonucuna göre davacının fazla çalışma süresinin ve bu süreden indirim yapılması gerekip gerekmediği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Yerel mahkemece bu gerekçeye dayalı bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davalı şirket vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 04.02.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

 


T. C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2009/9-29 E.N , 2009/67 K.N.

İlgili Kavramlar

İHTAR MASRAFI

HİZMET AKDİ

EĞİTİM GİDERİ

CEZAİ ŞART ALACAĞI

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki “ihtar masrafı, eğitim gideri ile cezai şart alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;Ankara 15.İş Mahkemesince davanın cezai şart ve ihtar masrafı yönünden reddine eğitim gideri yönünden kısmen kabulüne dair verilen 08.03.2005 gün ve 2004/672 E., 2005/113 K.  sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 08.02.2006 gün ve 2005/16440 E.,2006/2638 K. sayılı ilamı ile;

(...1.Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların

aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2.Taraflar arasında imzalanan belirli süreli hizmet akdinin dokuzuncu maddesi eğitim taahhüdünü düzenlemiştir. Cezai şart yönünden ayrıca sekizinci maddeye göndermede bulunulmuştur.

Davacı somut olayda eğitim süresini tamamlamış ancak belirli süreli hizmet süresini tamamlamamıştır.

Bilirkişi raporunda belirtilen eğitim gideri hesaplamasına davalı taraf itirazda  bulunmuştur. Söz konusu itirazlar değerlendirmeden eksik inceleme sonucu karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

3.Öte yandan her ne kadar tek başına sekizinci maddeye göre cezai şarta hükmolunması mümkün değil ise de, dokuzuncu maddenin göndermesi yoluyla sekizinci maddenin cezai şarta ilişkin hükümleri geçerli olup uygulanması gerekmektedir.

Mahkemece bu konuda irdeleme yapılmadan hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece eğitim giderlerine yönelik bozma ilamına uyulmuş cezai şar yönünden ise önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Taraf vekilleri

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre,  Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen cezai şarta yönelik Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Nevar ki Yerel Mahkemece, Özel Daire bozma kararının eğitim giderlerine işaret eden 2 numaralı  bendine uyularak oluşturulan yeni hüküm Özel Daire’ce incelenmediğinden, bu yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daire’ye gönderilmelidir.

SONUÇ:1.Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine,

2-Uyulan kısım yönünden taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 9. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 11.02.2009 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

İlgili Kavramlar

İŞÇİLİK ALACAKLARI

İŞ SÖZLEŞMESİ

FESİH

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki “işçilik alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; A..a 2.İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 24.03.2008 gün ve 2006/1109 E-2008/227 K. sayılı kararın incelenmesinin davacı ve davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 24.06.2008 gün ve 2008/21477-17485 sayılı ilamı ile; (“…1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacı ile davalılardan Seyhan Belediye Başkanlığının tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Davalı Miray Yönetim Org. Ltd. Şirketinin temyizine gelince:

Mahkemece, davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisinin olduğu gerekçesiyle davaya konu istekler bakımından her iki davalı birlikte sorumlu tutulmuştur. Dairemizin konuya dair kararlarında davalılar arasındaki ilişkinin muvazaaya dayandığı kabul edilmiş ve yerel mahkemece bu yönde verilen kararlar onanmak suretiyle kesinleşmiştir. Böyle olunca davalılardan M... Yönetim Org. Ltd Şirketi hakkında husumet yokluğu sebebiyle red kararı verilmesi gerekirken diğer davalı ile birlikte sorumlu tutulması hatalı olmuştur...”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davalı M... Yön.Org.Tem.Ltd.Şti. vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.

Yerel Mahkemece istemin kısmen kabulüne karar verilmiş; Özel Dairenin yukarıda yazılı bozma kararı üzerine; iyiniyetli olan davacı yönünden taraf olmadığı muvazaanın ileri sürülemeyeceği ilkesi nedeniyle hükmedilen miktardan davalıların müteselsil sorumlu olduğu belirtilerek direnme kararı verilmiştir.

Somut olayın özelliği dikkate alındığında; davacının işçilik hak ve alacaklarının korunması ve tahsili amacına yönelik olarak, davacı işçiyi hizmet akdi ile fiilen çalıştıran davalı şirketin de dava konusu alacaklar yönünden sorumluluğu bulunduğu gözetildiğinde davalıların müteselsil sorumluluğuna karar verilmesi doğru bulunmaktadır.

Yukarıda belirtilen maddi ve yasal olgular dikkate alındığında Yerel Mahkemenin direnme kararı isabetli bulunmaktadır.

Ne var ki, Özel Dairece işin esasına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmemiş olup, dosyanın temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Dairesine gönderilmesi gerekir.

S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan dosyanın işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için 9.HUKUK DAİRESİNE gönderilmesine, 03.12.2008 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI :

Davacı işçi, davalı Seyhan Belediyesi ile Miray Limited şirketine karşı açtığı dava ile iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ileri sürmüş ve dava konusu alacaklarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili isteğinde bulunmuştur.

Davalı S... Belediyesi cevabında belediyeye ait temizlik işlerinin ihale ile yüklenicilere verildiğini, bu sebeple belediyeye husumet düşmeyeceğini belirterek davanın öncelikle husumet yönünden reddini istemiş; esas bakımından da taleplerin haksız ve yersiz olduğunu savunmuştur.

Diğer davalı M... Limited Şirketi belediyeden temizlik işini alan alt işveren konumunda olduğu açıkladıktan sonra davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama sonunda, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği belirlenip davalı Seyhan Belediyesinin asıl işveren olduğu belirtilerek 4857 sayılı İş Yasasının 2. maddesi gereğince davacının gerçekleşen alacaklarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline dair verilen karar Dairemizce davalılar arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu belirtilerek Miray Şirketi hakkındaki davanın husumet yönünden reddedilmesi gereğine değinilerek bozulmuş; mahkemece davalılar arasındaki sözleşme muvazaalı olsa bile bu durumun davacıya karşı ileri sürülemeyeceği gerekçesi ile önceki kararda direnilmiştir.

Yerel mahkemenin direnme kararı yüksek Genel kurulun sayın çoğunluğu tarafından benimsenmiş ise de, davalılar hakkında başka işçilerin açmış olduğu işe iade davalarının temyiz incelemesi sırasında Dairemizce davalılar arasında 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesi  anlamında asıl işveren alt işveren ilişkisinin bulunmadığı sonucuna varılmış ve davalılardan Miray Limited Şirketi yönünden davanın reddine işçilerin diğer davalı işveren belediyeye ait işyerine iadesine dair kararlar vermiştir. (Yargıtay 9.HD 12.2.2007 gün ve 2007/ 2254 E, 2007/2962 K ve takip eden 15 dosya ile Yargıtay 9HD 19.2.2007 gün 2007/3360 E, 2007/4435 K ve devamı 55 dosya) Bundan başka çok sayıda alacak davasında da aynı sonuca varılmış ve kararlar kesinleşmiştir. Sözü edilen davalarda, davalar arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu, asıl işveren alt işveren münasebetinin bulunmadığı yönündeki tespitin  bu davada  da nazara alınması gerekir. Bu itibarla somut olay yönünden de davacı işçinin gerçek işvereni davalı Seyhan Belediye Başkanlığıdır. Diğer davalı M... Limited Şirketinin işverenlik sıfatı bulunmamaktadır. İşçi işveren arasında görülmesi gereken davada M..limited Şirketinin davalı sıfatı olmadığı  için davanın adı geçen davalı yönünden husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi gerekir. İşçinin iyi niyetli olması ve muvazaanın tarafı olmaması bu sonucu değiştirmez. Aksinin kabulü hukuki istikrar ilkesi ile bağdaşmaz.

Açıklanan nedenlerle direme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan karara katılamıyoruz.


 

T. C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2008/9-716 E.N , 2008/726 K.N.

İlgili Kavramlar

İŞE İADE

İŞ SÖZLEŞMESİ

FESİH BİLDİRİMİNE İTİRAZ

FESHİN GEÇERSİZLİĞİ

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki “feshin geçersizliği ve işe iade” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 2. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 10.5.2007 gün ve 2007/109 E-220 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 16.6.2008 gün ve 2007/41034-2008/15614 sayılı ilamı ile; (...İş sözleşmesinin davalı işveren tarafından 11.01.2007 tarihli bildirim ile geçerli neden olmadan feshedildiğini belirten davacı işçi, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı işveren vekili, davacının belirli süreli iş sözleşmesi ile çalıştığını, sözleşmesinin yenilenmediğini, işe iade davası açamayacağını, tasarruf tedbirleri nedeni ile kadrolarda kısıtlamaya gidildiğini, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, sözleşmenin belirli süreli düzenlemesinin, belirli süreli olmasını gerektirmediği, feshin yasaya uygun olmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu´nun 20. maddesi uyarınca iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini ileri süren işçinin, fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içerisinde feshin geçersizliği ve işe iade istemi ile dava açması gerekir. Bu süre hak düşürücü süre olup, resen dikkate alınması gerekir.

İşveren fesih bildiriminde bulunmuş, ancak bunu tebliğ etmemiş olmasına rağmen, örneğin, işçi, işvereni şikâyet ederek, fesih bildiriminin yapıldığı tarihi kesin olarak belirleyecek bir işlem yapmışsa, artık bu tarihin esas alınması uygun olacaktır. Bu anlamda işverenin fesih bildiriminin tebliğden imtina edildiği tutanakların tutulduğu tarih, tutanak düzenleyicilerinin doğrulaması halinde tebliğ tarihi sayılacaktır. Eylemli fesih halinde dava açma süresi, eylemli feshin yapıldığı tarihten itibaren işler. Fesih bildirimine karşı idari itiraz yolu öngören personel yönetmeliği ya da sözleşme hükümleri, dava açma süresini kesmeyeceği gibi, işçinin bu süre içinde hastalığı nedeni ile rapor alması da bu süreyi durdurmayacaktır.

İş sözleşmesinin önel verilerek feshi halinde, dava açma süresi önelin sona ereceği tarihte değil, işverenin fesih bildirimini tebliğ ettiği tarihten başlar.

4857 sayılı İş Kanununun 11.maddesinde, “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar” şeklinde düzenleme ile bu konudaki esaslar belirlenmiştir. Belirli süreli iş sözleşmesinden bahsedilebilmesi için, sözleşmenin süreye bağlanmış olması ve belirli süreli iş sözleşmesinin yapılması için objektif nedenlerin bulunması gerekir. Objektif neden olsa bile, sözleşmenin akdedildiği tarihte, iş ilişkisinin sona ereceği tarih belli değil veya belirlenebilir de değil ise, belirsiz süreli iş sözleşmesi söz konusu olur. İş sözleşmesi taraflarca açık olarak belirli bir süreye bağlanmasa bile, işin amacından belirli süreli olduğu anlaşılıyorsa, sözleşmenin örtülü olarak süreye bağlanması söz konusu olur (BK mad. 338/I).

İş Kanunu’nun 11’nci maddesinin 2 ve 3’üncü fıkralarında zincirleme yapılan belirli süreli iş sözleşmelerinin esaslı bir nedene dayanması halinde belirli süreli olma özelliğini koruyacağı; aksi takdirde belirsiz süreli iş sözleşmesi sayılacağı düzenlenmiştir. Belirli süreli iş aktinin yapılmasının objektif nedeni varsa ve bu neden devam ediyorsa veya yeni bir neden ortaya çıkmışsa belirli süreli iş sözleşmeleri yenilenebilir şeklinde değerlendirilmelidir. Zincirleme iş sözleşmelerini belirli süreli niteliğini koruyabilmeleri için her birinde aranan objektif nedenlerin aynı olması da şart değildir.

Taraflar arasında, İş Kanunu’nun 11’nci maddesinin 1 ve 2’nci fıkraları anlamında esaslı neden olmadan akdedilen belirli süreli sözleşme, belirsiz süreli sayılacağından, işveren, sürenin sona ermesiyle sözleşmenin sona erdiğini bildirdiğinde, işçi, sözleşmenin belirsiz süreliye dönüştüğünü, işverenin bildirim şartına uymadan iş sözleşmesini feshettiği gibi geçerli bir sebep gösterilmeden feshedildiğini ileri sürerek bir aylık hak düşürücü süre içerisinde dava açabilecektir. Bir aylık hak düşürücü sürenin başlangıcı işverenin belirli süreli sözleşmeli gibi kabul ederek sürenin geçmesiyle sözleşmenin sona erdiğini bildirdiği, belirsiz süreli sözleşmeye dönüştüğü için işverence bildirim süresine uyulmadan yapılan bir fesih anlamı kazanan bildirimin yapıldığı tarihtir.

Dosya içeriğine göre, davacının teknik servis sorumlusu olarak 01.04.2004 tarihinde davalıya ait işyerinde çalışmaya başladığı ve en son 01.06.2006-31.1.2006 tarihli belirli süreli iş sözleşmesi imzalandığı ve 11.01.2007 tarihli işten ayrılma bildirgesinde iş sözleşmesinin 31.12.2006 tarihinde süre bitimi nedeni belirtilerek feshedildiği anlaşılmaktadır.

Davacı ile belirli süreli iş sözleşmesinin yapılmasını veya yenilenmesini gerektiren objektif ve esaslı nedenle bulunmadığından, mahkemece iş sözleşmesinin belirsiz süreli kabul edilmesi isabetlidir.

Ne var ki, gerek sözleşmeye ve gerekse düzenlenen işten ayrılma bildirgesinde iş sözleşmesinin 31.12.2006 tarihinde sona erdiği belirtilmektedir. Davacının bu tarihten fesih bildirimin yapıldığı iddia edilen 11.01.2007 tarihine kadar çalışıp çalışmadığı anlaşılamamaktadır. Davacı, bu tarihe kadar çalışmamış ise, iş sözleşmesi eylemli olarak 31.12.2006 tarihinde feshedilmiş olup, 12.02.2007 tarihinde açılan davaya göre davanın bir aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığının kabulü gerekecek ve davanın reddine karar verilecektir. Bu nedenle davacının 11.01.2007 tarihine kadar çalışıp çalışmadığının, eylemli feshin hangi tarihte yapıldığının araştırılması gerekmektedir. Davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı belirlenmeden karar verilmesi hatalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.  

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiği iddiasına dayalı, feshin geçersizliği ve işe iade istemine ilişkindir.

Mahkemenin, “davanın kabulüne” dair verdiği karar, Özel Daire’ce yukarıda açıklanan nedenle bozulmuş, Yerel mahkemece direnme kararı verilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nda görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, 4857 sayılı İş Kanununun 20/3.maddesinde yer alan “mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olduğu” hükmü karşısında, Yargıtay Özel Daire kararının direnmeye konu edilip edilemeyeceği, Yerel mahkemece önceki hükümde direnme kararı verilip verilemeyeceği, ön sorun olarak tartışılmıştır.

4857 sayılı İş Kanununun “Fesih bildirimine itiraz ve usulü” nü düzenleyen 20. maddesi; “İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir. Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya taraflar anlaşırlarsa, uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.

“Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

“Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır, mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir.

“Özel hakemin oluşumu çalışma esas ve usulleri bu yönetmelikle belirlenir.” Hükmünü getirmiştir.

Genel Kurulun önüne gelen uyuşmazlıkta ön sorun, anılan maddede yer alan “mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olması” kuralından ne anlaşılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Söz konusu düzenlemede yer alan, iş akdinin feshinin geçersizliğine ilişkin olarak açılacak bir davanın seri yargılama usulüne göre kısa süre içerisinde sonuçlandırılması düşüncesi, işçinin emek gelirinden olanaklar ölçüsünde en kısa süre yoksun kalması ilkesinden doğmuş, bu nedenle de Yargıtay Özel Dairesince verilecek kararın kesin olması amaçlanmıştır.

Benzer nitelikteki düzenlemelere; 2821 sayılı Sendikalar Yasasının 4. maddesi, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 3, 12, 15 ve 60. maddelerinde de yer verilirken iş hukukuna yön veren temel ilke ve düşüncelerden hareket edildiği, Hukuk Genel Kurulu’nun 13.03.1985 gün 1984/9-834 Esas ve 1985/201 Karar sayılı kararında da, benzer bir  konunun ele alındığı görülmüş ve 2822 sayılı Kanunun 15. maddesinde yer verilen “Yargıtay’ca ... kesin karara bağlanır.” hükmü ile yasa koyucunun burada bozma kararına karşı direnme yolunu kapamayı amaçladığının vurgulandığına işaret edilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, kesin karar verme hususundan, Yargıtay Özel Daire kararının kesin olduğu, bunun için de direnmeye konu edilemeyeceğini kabul etmek gerekir. Yasa koyucu burada açıkça, “Yargıtay’ca kesin olarak karara bağlanır” demek suretiyle, bozma kararına karşı direnme yolunu kapamış bulunmaktadır.

Nitekim, Hukuk Genel Kurulu’nun 20.10.2004 gün E:2004/9-510 K:2004/557; 08.12.2004 gün E:2004/9-654 K:2004/664; 21.09.2005 gün E:2005/9-474 K:2005/510; 23.11.2005 gün E:2005/9-579 K:2005/648; 12.04.2006 gün E:2006/9-211 K:2006/195; 18.10.2006 gün E:2006/9-621 K:2006/673 sayılı kararlarında da aynı görüş benimsenmiştir.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, Yargıtay Özel Dairesi bozma kararının kesin olduğu ve direnme yolunun kapalı bulunduğu gözetilerek, Özel Daire bozma ilamına bu nedenle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı belirtilen nedenle bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 03.12.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2008/9-640 E.N , 2008/630 K.N.

İlgili Kavramlar

İHBAR VE KIDEM TAZMİNATI

İŞ AKDİNİN FESHİ

İŞÇİLİK ALACAKLARI

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki “İşçilik Alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 4. İş Mahkemesince davanın  kabulüne dair verilen 29.11.2006 gün ve 2005/28-2006/755 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin   24.10.2007 gün ve 5440-31458 sayılı ilamı ile;

(...Davacının davalıya ait yemekhane işyerinde çalışırken yedi kutu meyve suyu, beş ekmek, bir poşet yoğurdu işyerinin izni olmadan işyerinden çıkarırken yakalandığı, bu sebeple hizmet akdinin işveren tarafından feshedildiği anlaşılmaktadır. Davacının bu eylemi doğruluk ve bağlılıkla bağdaşmadığından işverenin feshinin haklı fesih olarak kabul edilmesi gerekir. Başka dosyanın davacısının amirlerinin izni ile ekmek alan işçisiyle ilgili karar bu dosyaya emsal olamayacağından ihbar ve kıdem tazminatının reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, iş hukukundan kaynaklanan ihbar ve kıdem tazminatına ilişkindir.

Mahkemece, davacı işçi tarafından evine götürülen yiyeceklerin hepsinin toplam değerinin çok az olduğu, olay nedeni ile herhangi bir uyarı yapılmadan ve disiplin cezası verilmeden, yapılan eylemle orantılı olmayan şekilde iş akdinin feshedildiği, bu nedenle feshin haksız olduğu anlaşıldığından, davacı lehine kıdem ve ihbar tazminatına hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Özel Dairece; yukarıda açıklanan nedenlerle karar bozulmuş, mahkemece direnilmiştir.

Uyuşmazlık, iş akdinin feshinin haklı nedenlere dayanıp dayanmadığı noktasında toplanmaktadır.

İş akti karşılıklı edimler yükleyen bir sözleşme olup, işçinin sadakat borcu, işi bizzat görme, işi özenle görme ve itaat borcu gibi yükümlülükleri, bunun karşısında işverenin de; ücret ödeme, işçiyi gözetme, yardımda bulunma ve araç gereç temin etme borcu gibi yükümlülükleri bulunmaktadır.

Somut olayda, davacı işçi 6.4.2000 tarihinde yemekhane sorumlusu olarak davalı işyerinde çalışmaya başladığı, tanık beyanlarına göre eski personel müdürlerinden itibaren gelen tüm müdürlerin artan yemeklerin döküleceğine ihtiyacı olanların evlerine götürmelerine izin verdikleri, davacı dışında başka işçilerin de zaman zaman artan yiyeceklerden evlerine götürdükleri, davacının da bu izin ve muvafakata dayalı olarak yemekhaneden artan yiyecek maddelerini evine götürdüğü, buna karşılık işverenin olaya konu gıda maddelerinin götürülmesi nedeniyle iş akdinin 25.6.2004 tarihinde feshedildiği anlaşılmaktadır.

Tutanakla davacının evine götürdüğü tespit edilen yiyecekler; 5 adet ekmek, 7 adet küçük meyve suyu ve 1 poşet yoğurttan ibarettir.

Dava konusu işyerinde, işçilere yemeklerin eksiksiz olarak verildiği, bekçilerin yemeklerinin ayrıldığı ve nöbet bitiminde onlara verildiği ancak, herkes yemeklerini yedikten sonra bazı yiyecek maddelerinin artabildiği, bu gibi arta kalan yiyecek maddelerinin ihtiyacı olan işçiler tarafından daha önceden verilen izine dayalı olarak evlerine götürüldüğü anlaşılmaktadır.

Öte yandan, aynı işyerinde personel müdürü olarak çalışan tanık Z..... İ........’nun da iş akti, arta kalan 2 adet ekmeği evine götürdüğü gerekçesi ile davacı işçi ile aynı gün feshedilmiş, bu işçi tarafından açılan dava sonunda Yargıtay incelemesinden de geçen Bursa 5.İş Mahkemesince 28.2.2006 gün ve 2005/58-37 sayılı kararında; “…Genel Müdürlük yapan bir bayanın izin verdiğinin söylenmesi nedeniyle yemekhaneden artan yemek ve ekmeklerin uzunca bir süredir davacı ve bir çalışan tarafından götürüldüğü, alınıp götürülmemesi halinde bunların döküleceğinin beyan edildiğinin anlaşılması karşısında, davacının eyleminin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-e maddesine girmediği ve davacının eyleminin güveni kötüye kullanma yada hırsızlık olarak nitelendirilemeyeceği anlaşıldığından davacı işçi lehine ihbar ve kıdem tazminatına hükmedilmesi gerektiği…” gerekçesi ile dava kabul edilmiştir.

Davalı işveren Anayasanın 10.maddesinde de yer alan eşitlik prensibinin bir gereği olarak işçilere eşit davranmakla yükümlüdür. İş hukukunda hakim olan bir diğer prensip ise ölçülülük prensibidir. İşveren yapılan eylemle orantılı bir ceza vermelidir. Yapılan eylemle orantılı olmayan ve ölçüsüz olarak nitelendirilebilecek bir ceza mazur görülemez. Sonuç itibariyle fesihte bir cezadır. (Dr.Mustafa Kılıçoğlu, Doç.Dr.Kemal Şenocak, İş Güvencesi Hukuku, 2006, s:184 vd.)

Hal böyle olunca; somut olayın özelliği itibariyle; işyerinin yemekhanesindeki yemek artıklarının önceki genel müdür ve personel müdürlerinden başlayarak verilen izin ve icazetlerle ihtiyacı olan işçiler tarafından uzun bir zamandan beri eve götürüldüğü, bu durumda davacının eyleminin güveni kötüye kullanma yada hırsızlık olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, dosya kapsamına göre davacı işçiye bu yemek artıklarını evine götürmemesi gerektiği yönünde bir uyarıda bulunulmadığı, daha önceden bu konuda bir disiplin işlemi yapılmadığı, aynı konumda bulunan bir başka çalışan yönünden yapılan feshin haksız olduğunun mahkeme kararı ile saptanmış bulunduğu hususlarının anlaşılmış olmasına göre; mahkemenin davacı işçi lehine ihbar ve kıdem tazminatına hükmedilmesi gerektiği yönündeki direnmesinin doğru olduğu sonucuna varılmıştır.

Ne var ki, hükmedilen ihbar ve kıdem tazminatının miktarına yönelik olarak davalı vekilince ileri sürülen temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Dairesine gönderilmesi gerekmektedir.

SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, yerel mahkemenin ihbar ve kıdem tazminatı verilmesi gerektiği yönündeki direnme kararı doğru olmakla birlikte, hükmedilen tazminat miktarına yönelik davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 9.Hukuk Dairesine gönderilmesine, 15.10.2008 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2001/1-150 E.N , 2001/254 K.N.

İlgili Kavramlar

ALACAK DAVASI

HİZMET AKTİNİN FESHİ

İHBAR VE KIDEM TAZMİNATI

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bornova İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 7.3.2000 gün ve 1988/539 E-  2000/169 K.  sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 3.7.2000 gün ve  2000/6964-10215 sayılı ilamı ile;

(...1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir

2. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacı işçinin 1990 yılları başında davalıya ait işyerinde üzüm ayıklama işinde çalışmaya başladığı ve bu çalışmasını 19.1.1998 tarihine kadar sürdürdüğü davalının daha sonra davacıyı çöp toplama işinde çalıştırmak istediği ancak davacının buna yanaşmadığı ve işini bırakıp gittiği anlaşılmaktadır.

Mahkemece davacı işçinin işe girerken işverenin göstereceği her işi yapacağını taahhüt ettiği gerekçesi ile ihbar ve kıdem tazminatlarının reddine karar verilmiş ise de, bu taahhütnameye dayanılarak sonuca gidilmesi olanağı yoktur Gerçekten uzun yıllar ilk girdiği görevi devam ettiren bir kimsenin daha sonra çöp toplama gibi bir işe verilip, onun bu görevini yerine getirmesinin istenmesi  objektif iyiniyet kurallarıyla bağdaşmaz. Bu  somut olayda 1475 sayılı İş Kanunun 16/II-e maddesindeki işin esaslı tarzda değiştirilmesi yada başkalaştırılması hali sözkonusu olmaktadır ki böyle bir durum işçiye hizmet aktini haklı olarak feshetme yetkisi verir. Böyle olunca kıdem tazminatının hüküm altına alınması ihbar tazminatının ise reddedilmesi gerekir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda;mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN :  Davacı vekili   

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu´nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle davacının akdin feshinden önce, çalıştığı iş bölümünde yedi yıla yakın bir zaman eylemli bir şekilde devamlı çalıştığının anlaşılmasına, böylece oluşan, çalışmaya ilişkin bu olgunun yanlar arasında bir iş koşulu olarak kararlılık kazanmış olmasına daha sonra koşullar, daha ağır bir iş bölümünde görevlendirilmesinin anılan iş şartı karşısında M.K.nun 2.maddesine aykırı düşeceğinin açık bulunmasına göre, Hukuk Genel Kurulu´nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davacı  vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine  14.3.2001  gününde, oyçokluğu  ile karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2001/9-187 E.N , 2001/214 K.N.

İlgili Kavramlar

HİZMET AKDİNİN FESHİ

KÖTÜ NİYETLİ FESİH

KÖTÜNİYET TAZMİNATI

TAZMİNAT

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "alacak-tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 8.6.2000 gün ve 1999/932- 2000/332  sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 7.11.2000 gün ve  12079 - 15529 sayılı ilamı ile;

(...1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-İşyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesinin 33. maddesinde tenkisat sebebiyle işçi çıkarılma durumunda çıkarılan işçilerin yerine yeni işçi alınamayacağı, aksi halde işverence maddede yazılı olan hak mahrumiyeti tazminatının ödeneceği kurala bağlanmıştır. Davacı işçi açmış olduğu bu dava ile bu konuda da istekte bulunmuş, mahkemece isteğin kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriğindeki bilgi ve belgelere göre, işyerine en son 08.11.1999 tarihinde yeni işçi alındığı anlaşılmaktadır. Davacı işçinin hizmet sözleşmesi ise 10.11.1999 tarihinde işverence yapılan bildirim ile feshedilmiştir. Fesih bildirim yazısının 03.11.1999 düzenleme tarihini taşıması bu sonucu değiştirmez. Gerçekten, fesih bozucu yenilik doğuran bir irade beyanı olup, karşı tarafa ulaştığı anda sonuçlarını doğurur. Böyle olunca, davacının hizmet sözleşmesinin feshinden sonra işyerine yeni işçi alınmadığından toplu iş sözleşmesinin anılan maddesindeki koşullar gerçekleşmemiştir. İstek konusu hak mahrumiyeti tazminatının reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır.

3.Toplu İş Sözleşmesinin 82. maddesinde düzenlenen 1475 sayılı Yasanın 13/3 maddesinde düzenlenen kötüniyet tazminatının ağırlaştırılmış bir şekli olup, aynı eylem sebebiyle iki kez ceza mahiyetinde isteğin hüküm altına alınması hatalıdır. Mahkemece daha ağır olan Toplu İş Sözleşmesinin 82. maddesinde düzenlenen tazminat hüküm altına alındığına göre 1475 sayılı Yasanın 13/3 . maddesine dayalı kötü niyet tazminatının reddi gerekir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davalı vekili                       

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu´nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, işçilik haklarından kaynaklanan tazminat ve alacak isteğine ilişkindir.

Uyuşmazlık;  1475 sayılı İş Kanununun 13. maddesine dayalı kötüniyet tazminatı, TİS´ in 33 ve 82 maddelerinde düzenlenen tensikat ve ek tazminatlar  noktasında toplanmaktadır.

Davacı işçi vekili; davalı işverenin tensikat kararı aldığı halde önce 286 işçi alıp, daha sonra da 197 işçinin iş akitlerini tensikat kararına dayanarak sonlandırdığını, bu davranışının Toplu İş Sözleşmesinin 33 ve 82 maddelerinde düzenlenen tazminatları ve İş Kanununda yer alan kötüniyet tazminatını ödemesini gerektirdiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000.000 TL hak yoksunluğu tazminatı, 50.000.000 TL ek tazminat ve 1475 sayılı Yasanın 13. maddesi gereğince 50.000.000 TL de kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

Davalı işveren vekili ; işçinin tüm yasal haklarının ödendiğini, isteğin yasal dayanağının olmadığını ifadeyle davanın reddini savunmuştur.

Yerel Mahkemece; davacı işçi tarafından istenen her üç tazminata da hükmedilmiştir.

Özel Dairece; yukarıda açıklanan nedenlerle ve davacı lehine sadece TİS´ in 82. maddesine göre tazminata hükmedilmesi, diğer tazminat taleplerinin ise reddi gerektiği belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece; önceki kararda direnilerek her üç tazminatın da birlikte hükmedilmesine karar verilmiştir.

Somut olayda; Davalı işveren M... Büyükşehir Belediye Başkanlığına ait işyerlerinde Belediye Encümeninin 05.05.1999 tarihinde  işçi azaltılmasına  karar vermesine karşın ;  Toplu İş Sözleşmesinin "Tensikat ve İşçi Çıkarılması" başlıklı 33. maddesindeki kurala aykırı olarak, 01.05.1999-08.11.1999 tarihleri arasında işyerinde 286 yeni işçinin işe alındığı, yine en son 08.11.1999 tarihinde alınan işçi bulunduğu halde  " son giren ilk çıkar" kuralına uyulmadan kıdemli işçi olan davacının 9-10.11.1999 tarihinde hizmet akdinin feshedildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

Davalının yaptığı fesih işlemi muvazaa yoluyla kendi yandaşlarına iş imkanı sağlamak için davacı ve arkadaşlarının  iş akitlerini feshetmektir. Açıklanan bu maddi olgunun Toplu İş Sözleşmesinin 33. maddesinin özüne ve sözüne uygun dolamlı bir tutum içerisinde akdin feshi olduğu da açıktır.

Bu kötüniyetli fesih Toplu İş Sözleşmesinin 33. maddesindeki kurala uyulmaması sonucunda gerçekleştiğinden anılan Toplu İş Sözleşmesinin "Ek Tazminat" başlıklı 82. maddesinde sadece haksız feshi düzenleyen ek tazminatın burada uygulanması düşünülemez. Gerek ek tazminat başlıklı TİS.nin 82. maddesi , gerek genel nitelikteki İş Kanununun 13. maddesinde  düzenlenen kötüniyet tazminatının somut olayda açıklanan nedenle ayrıca uygulanmalarına olanak yoktur. Davalı işverenin  fiilinin bir bütün olarak TİS .nin 33. maddesine aykırılık teşkil ettiği kabul edilmelidir. Bu nedenle olayda sadece Toplu İş Sözleşmesinin 33. maddesinin niteliği itibariyle kötüniyet tazminatını da kapsadığı düşüncesiyle uygulanması gerekir.

Bu nedenlerle direnme kararı usul ve yasaya aykırı olup, açıklanan değişik gerekçeyle bozulması gerekir.

S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine  28.2.2001  gününde, oyçokluğu ile karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2007/9-13 E.N , 2007/17 K.N.

İlgili Kavramlar

FESİH BİLDİRİMİNE İTİRAZ VE USULÜ

İŞ AKDİNİN FESHİNDE BİLDİRİM

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;Ankara 16.İş Mahkemesince davanın kabulüne  dair verilen 26.10.2005 gün ve 77-1065   sayılı kararın incelenmesi davalı  vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 13.6.2006 gün ve 35065-17304  sayılı ilamı ile, (...Davacının ikramiye alacağı isteği 2001 yılı ekonomik mali kriz nedeniyle uygulaması kaldırılan ikramiyenin ödetilmesine ilişkin olup mahkemece işe iade davasının karar gerekçesindeki ibarelere dayanılarak kabul edilmiştir. Her ne kadar davacının iş sözleşmesinde yılda dört ikramiye ödenmesine ilişkin hüküm bulunmaktaysa da genel müdür yardımcısı pozisyonunda bulunan kişinin bu uygulamanın Yönetim Kurulu kararıyla 2002 yılında kaldırılmasından sonra bu konuda  uyuşmazlık çıkarmaması işyeri koşulu oluşturur.

Öte yandan işe iade davası ile işçi  alacağı davasının birlikte görülmesi Dairemizce uygun bulunmadığından, Ankara 11. İş Mahkemesinin 24.12.2003 tarih ve 2003/1513-2201 sayılı kararı işe iade davası olarak yerel mahkeme kararı bozularak ortadan kaldırılarak yeni hüküm kurulmuştur. Anılan karara ilişkin Dairemiz kararının gerekçe kısmı maddi hataya dayandığından usulü kazanılmış hak doğmaz.

 Bu durumda  emsal kararlar doğrultusunda davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü hatalıdır....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Fesih bildirimine itiraz ve usulü düzenleyen 1475 sayılı Mülga İş Kanununun 13/C, 4857 sayılı İş Kanununun  20/3.maddesinde; "İşe iade davaları" seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır, mahkemece verilen kararın  temyizi halinde, Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir.

Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388.maddesinde belirtilmiştir. Hüküm sonucu  kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların,mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık şüphe ve tereddüt uyardırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.

İşe iade davasına ilişkin yerel mahkeme kararı, temyiz incelemesini yapan Yüksek Dairece  bozularak  ortadan kaldırılmış, kesin olarak hüküm yeniden kurulmuştur.

Yerel  mahkemece; açılıp kesinleşen işe iade davasında Yüksek Dairece verilen bu kararın gerekçe bölümünde, ikramiye alacağına ilişkin olarak yer alan bir ifadenin, ikramiye alacağına ilişkin açılmış olan eldeki davada kesin delil, usuli kazanılmış hak oluşturacağı belirtilerek direnme kararı verilmiştir.

İşe iade davaları, nitelikleri gereğince diğer işçilik alacakları istemine ilişkin davalar ile birlikte görülmemektedir.

Yüksek Dairenin, "işe iade davası" olarak ele aldığı bir dosyanın temyizi sonrasında verdiği kararın hüküm fıkrasında  yer almayan bir hususun, kararının gerekçe kısmında yer almış olması maddi hataya dayalı bulunmaktadır.

Bilindiği üzere usul kuralları kamu düzeni ile doğrudan bağlantılı olup, bozma kararının gerekçesinde yapıldığı belirlenen maddi hata, taraflar yararına usuli kazanılmış hak oluşturmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun 13.3.2002 gün ve 2002/8-183-187 sayılı kararı).

Maddi hataya dayalı olduğu anlaşılan ifadenin, eldeki ikramiye alacağına ilişkin bu davada usuli kazanılmış hak, kesin delil oluşturmayacağı hukuksal gerçeği karşısında, Hukuk Genel Kurulu´nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ:Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,   istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine,  17.1.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2006/9-621 E.N , 2006/673 K.N.

İlgili Kavramlar

FESİH BİLDİRİMİNE İTİRAZ VE USULÜ

İŞE İADE

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "işe iade" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 14. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 28.2.2005 gün ve 404-390 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay   9.Hukuk Dairesinin 3.10.2005 gün ve 23621-32038 sayılı ilamı ile,

(...Davacı işe girdiği tarihten itibaren Ego Genel Müdürlüğü emrinde çalıştığını, E…Genel Müdürlüğünün kadrolu işçilerinin haklarından yararlandırılmamak için muvazaalı sözleşmelerle davalı B….. işçisi gibi gösterildiğini, hizmet akdinin geçerli bir nedene dayanılmadan davalı B…..  tarafından yapılan bildirimle sona erdirildiğini, gerçekte fesihin sendika üyesi olmasından ve davalı Ego aleyhine dava açmasından kaynaklandığını ileri sürerek, feshin geçersizliğine, işe iadesine, tazminat ve boşta geçen süre ücretinin belirlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı B….., davacının açtığı davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, sendikal nedenin söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiş; davalı E.. da, davacının kendi işçisi olmadığından husumet yöneltilemeyeceğini, arada alt-üst işveren ilişkisi bulunmadığını, söz konusu davanın da bekletici mesele yapılması gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece  feshin geçersizliğine, işe iadeye ve sonuçlarına hükmedilmiştir.

Uyuşmazlık davacı işçi  ile davalılar arasındaki çalışma ilişkisi hukuki niteliğinde toplanmaktadır.

4857 sayılı İş Kanununa göre sözleşmeleri Kanun hükümleriyle getirilen sınırlamalar saklı kalmak koşuluyla, ihtiyaçlara uygun türde düzenlenebilirler.

İş sözleşmeleri belirli veya belirsiz süreli yapılır. Söz konusu sözleşmeler çalışma biçimleri bakımından tam süreli veya kısmi süreli yahut dönem süreli ya da diğer türde yapılabilir.

Geçici İş İlişkisi (Ödünç İş İlişkisi) 4857 sayılı İş Kanunu ile getirilen yeni bir sözleşme türüdür. Üçlü bir şekilde ortaya çıkar şirket topluluklarında veya holdinglerde vasıflı işgücü ihtiyacının karşılanmasına yöneliktir. Buna göre, İşveren devir sırasında yazılı rızasını almak suretiyle bir işçiyi holding bünyesi içinde veya aynı şirketler topluluğuna bağlı başka bir işyerinde veya yapmakta olduğu işe benzer işlerde çalıştırılması koşuluyla başka bir işverene iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak devrettiğinde geçici iş ilişkisi gerçekleşmiş olur.

5272 sayılı Belediyeler Kanununun 15.maddesine göre; toplu taşıma hizmetleri imtiyaz ve tekel oluşturmayacak şekilde ruhsat vermek suretiyle yerine getirilebileceği gibi, toplu taşıma hatlarını kiraya verme veya 67.maddedeki esaslara göre hizmet satın alma yoluyla yerine getirilebilir.

Somut olayda, Ankara H….. ve O…… İşletmesi Genel Müdürlüğü ile B…. B…. Ulaşım ve D…. Hizmetleri Proje Taahhüt Sanayi ve Ticaret AŞ.arasında Hizmet Alım Sözleşmesi yapılmıştır. Anılan sözleşme ile E… Genel Müdürlüğü bünyesindeki araçlarda 1500 şoför personel çalıştırılmıştır. Davacı da bu işçilerdendir.

Bu durumda uyuşmazlığın 4857 sayılı İş Kanunun yedinci maddesinde sözü edilen geçici iş ilişkisi bağlamında çözümü gerekir.

Aynı Kanunun 2/VI.maddesinde sözü edilen asıl işyeren-alt işveren ilişkisinin bu uyuşmazlıkta uygulama yeri yoktur.  Hizmet alım sözleşmesini karşılayan sözleşme tipi geçici iş ilişkisidir.

Mahkemece uyuşmazlığın geçici iş ilişkisi kapsamında, çözümlemesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.  

TEMYİZ EDEN: Taraf vekilleri

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

1-Davacı vekili, 13.02.2006 tarihinde direnme kararını temyiz etmiş ise de, mahkemece tasdik edilen 21.02.2006 günlü dilekçe ile temyiz talebinden vazgeçtiğini açıklamıştır. Adı geçen vekilin vekaletnamesinde temyizden feragat yetkisi bulunmaktadır.

Açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Davalılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince:

 4857 sayılı İş Kanununun "Fesih bildirimine itiraz ve usulü" nü düzenleyen 20.maddesi;

"İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir.Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya taraflar anlaşırlarsa, uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.

"Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

"Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır, mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir.

"Özel hakemin oluşumu çalışma esas ve usulleri bu yönetmelikle belirlenir."

Hükmünü getirmiştir.

Genel Kurulun önüne gelen uyuşmazlıkta ön sorun, 4857 sayılı İş Kanununun 20/3.maddesinde yer alan "mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olması" kuralından ne anlaşılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Anılan düzenlemede yer alan, iş akdinin feshinin geçersizliğine ilişkin olarak açılacak bir davanın seri yargılama usulüne göre kısa süre içerisinde sonuçlandırılması düşüncesi, işçinin emek gelirinden olanaklar ölçüsünde en kısa süre yoksun kalması ilkesinden  doğmuş, bu nedenle de Yargıtay Özel Dairesince verilecek kararın kesin olması amaçlanmıştır.

Benzer nitelikteki düzenlemelere; 2821 sayılı Sendikalar Yasasının 4.maddesi, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 3, 12, 15 ve 60. maddelerinde de yer verilirken iş hukukuna yön veren temel ilke ve düşüncelerden hareket edildiği, Hukuk Genel Kurulu´nun 13.03.1985 gün 1984/9-834 Esas ve 1985/201 Karar sayılı kararında da, benzer bir  konunun ele alındığı görülmüş ve 2822 sayılı Kanunun 15. maddesinde yer verilen "Yargıtay´ca ... kesin karara bağlanır." hükmü ile yasa koyucunun burada bozma kararına karşı direnme yolunu kapamayı amaçladığının vurgulandığına işaret edilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, kesin karar verme hususundan, Yargıtay Özel Daire kararının kesin olduğu, bunun için de direnmeye konu edilemeyeceğini kabul etmek gerekir. Yasa koyucu burada açıkça, "Yargıtay´ca kesin olarak karara bağlanır" demek suretiyle, bozma kararına karşı direnme yolunu kapamış bulunmaktadır.

O halde Özel Dairenin bozma kararına bu nedenle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Direnme kararı belirtilen nedenlerle bozulmalıdır.

SONUÇ : 1- Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin feragat nedeniyle REDDİNE,

2- Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin  harçlarının  geri verilmesine, 18.10.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2007/9-178 E.N , 2007/179 K.N.

İlgili Kavramlar

HİZMET SÖZLEŞMESİ

SÖZLEŞMENİN FESHİ

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 3.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 26.04.2005 gün ve 2004/1497-2005/518 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 20.02.2006 gün ve 2005/22117-2006/3839 sayılı ilamı ile:

(...1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Davacının öğretmen olarak işe girdiği davalı işyerinde genel müdürlük kadrosu kaldırılarak iş  sözleşmesi feshedilmiştir.

Davalının davacının sözleşmesini fesih yoluna gitmeyip öğretmenlik teklifi edebilecekken bu yola gitmediği görülmektedir. Yaptığı işin niteliği nedeniyle belirli süreli iş sözleşmesi yapılması mümkün olan davacıya iş sahibinin iş vermekte temerrüde düşmesi sonucu bakiye süre ücretinin tazminat olarak hüküm altına alınması isabetli ise de; B.K.nun 325.maddesi uyarınca davacının kazanmaktan kasten feragat ettiği miktar ile çalışmamaktan dolayı tasarruf ettiği kısım için bir miktar indirime gidilmeden mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davalı vekili

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, iş akdinin feshi nedeniyle çalışılmayan süre ücretinin tahsili istemine ilişkindir.

Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, vasıta ve giyim giderlerinden tasarruf yapılabileceği düşüncesiyle mahrum kalınan süre ücretinden bir miktar indirime gidilerek, anılan devrede çalışma ile elde edilecek kazançlarla ilgili tasarrufların mahsubunun da yapılması gerektiği görüşü ifade edilmiştir. Yerel mahkemece; iş akdinin feshi tarihinde öğrenim döneminin başlamış olduğu, bu itibarla da, davacının herhangi bir yerde iş bulma olasılığının çok düşük seviyede bulunduğu belirtilerek, tazminattan bu yönde bir indirime gidilmeyerek, istemin kabulüne karar verilmiştir.

Alacaklının temerrüdü hakkındaki Borçlar Kanununun 90.maddesindeki genel hükümden ayrı olarak iş sahibinin temerrüdünü özel bir şekilde düzenleyen aynı Kanununun 325.maddesi "İş sahibi işi kabulde temerrüt ederse işçi taahhüt ettiği işi yapmaya mecbur olmaksızın mukaveledeki ücreti istiyebilir. Şu kadar ki, işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat ettiği şeyi mahsup ettirmeye mecburdur." hükmünü içermektedir.

Maddenin ilk fıkrası, ayni Kanunun 90.maddesinin hizmet sözleşmesindeki bir uygulama alanını oluşturmaktadır. İş sahibinin gerçekleşecek temerrüdünün sonucu olarak işçi bu maddeye dayanarak, gerçekten iş görmüşçesine ücret istemek hakkına sahip olmaktadır.

Bununla birlikte, sözleşmenin yerine getirilmesinden kurtulması, işçinin tamamıyla başka bir iş yapmaması sonucunu vermemektedir. Çalışma gücü serbest kaldığı için işçi yeni bir iş bulmak yoluna gidecek ve o işten sağlayacağı kazancı, mütemerrit işverenden alacağı ücretinden indirecektir. Ancak burada işçinin sadece mutat iş zamanı içinde kazanacağı para söz konusudur. Bu arada işçinin işini yapmaması yüzünden tasarruf ettiği giderler de ücretinden indirilir. Bu giderlerin içine ulaşım, giyim ve somut çalışma ilişkisine göre değişik gereç ve malzeme giderleri girmektedir.

Öte yandan, işçinin kazanmaktan kasten kaçındığı para dahi mahsup işlemine tabi tutulacaktır. BK.nun 325/2.fıkrasında öngörülen bu kural, aynı maddenin 1.fıkrasında dile getirilen kuralın kötüye kullanılmasını ve iyiniyet kurallarına aykırı olarak zararı arttırıcı davranışı önlemek ve dolayısıyla "gayri safi zarar miktarını tenzil suretiyle tazmin edilecek zararın doğru ve gerçek miktarını tayine yarayan veya ücreti hakkaniyete uygun bir miktara indirgeyen bir kuraldır. Bu suretle mahsup edilen miktar takastan farklı olarak mütekabil bir alacak değildir" (V.Tuhr-Borçlar Hukukunun Umumi kısmı-Cilt I ve II Ankara 1983-Sayfa 685 ).

Yukarıda değinildiği gibi, BK.nun 325/2.maddesinde sözü geçen mahsup deyimi, alacağın hesabına ilişkin bir itirazı ifade etmektedir.

Anılan maddede öngörülen indirime esas olan miktarlar birer karşı alacak değildir.

Bu itibarla, haksız ve sebepsiz olarak feshedilen iş sözleşmesi dolayısıyla ücret istenmesi halinde BK.nun 325/2.madde hükmünün, davalının isteği olup olmadığına bakılmaksızın mahkemece doğrudan doğruya uygulanması gerekecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.02.1984 gün ve 1981/9-761 Esas, 1984/52 Karar sayılı Kararı).

O halde, yukarıdan beri vurgulanan ilke uyarınca, dayalı tarafından hizmet sözleşmesi feshedilen ve çalışma gücü serbest kalan davacının öğrenim derecesi, mesleki formasyonu, sosyal durumu, yetenekleri ve yaşı gözetilerek, aynı veya pek yakın koşullarla iş gücünü ne kadar süre içinde değerlendirebileceği ve ne oranda bir kazanç sağlayabileceği hususunun tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz kanıtlara dayanılarak eski kararda direnilmesi bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 28.03.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2007/10-653 E.N , 2007/718 K.N.

İlgili Kavramlar

PRİM ALACAĞI

PRİM TEVFİKATI

TAM SİGORTALILIK

TESPİT DAVASI

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "tesbit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Konya İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 08.11.2006 gün ve 1197-1237 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 22.01.2007 gün ve 17641-223 sayılı ilamı ile,

(...Davacının, 01.9.1985 tarihinde başlayan 2926 sayılı Yasaya tabi sigortalılığı, besicilik faaliyetine dayalı vergi kaydı nedeniyle, 1479 sayılı Yasaya tabi ve taraflar arasında çekişmesiz durumdaki, 12.3.1987-31.12.1988 dönemi zorunlu sigortalılığı uyarınca kesintiye uğramış; yirmi ayı aşan 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalılık sona erdikten sonra, davacının 2926 sayılı Yasaya tabi sigortalılığını sürdürme konusundaki iradesini ortaya koyacak herhangi bir başvurusu bulunmadığı gibi, ürün bedellerinden ilk kesintinin yapıldığı 22.4.1996 tarihine kadarki dönemde, başkaca prim ödemesi de olmamıştır.

1479 sayılı Yasaya tabi zorunlu sigortalılığı nedeniyle tarımsal  faaliyetine  uzunca  bir  süre  ara  veren davacı, yeniden Tarım Bağ-Kur sigortalısı olma yönündeki iradesini, teslim ettiği ürün bedellerinden yapılan kesintiyle ortaya koyduğu halde, ara verdiği dönemde, diğer bir anlatımla, sigortalılık koşulları yönünden   herhangi bir edimde bulunmadığı 01.01.1989 - 01.5.1996 tarihleri arasındaki süre yönünden, 2926 sayılı Yasa hükümlerine aykırı olarak, geçmişe dönük sigortalılık süresi tespitine yol açan yaklaşımla hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...( gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti istemine ilişkindir.

Yerel mahkemece; davacının, kendi ad ve hesabına tarımla uğraştığı, sattığı ürünlerden prim tevkifatının yapıldığı, tarım sigortalılığının mecburi olduğu belirtilerek; 01.01.1989-30.07.1997 devresinde Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmiştir.

Özel Dairenin yukarıda yazılı bozma kararı üzerine yerel Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Davacının, ilk prim tevkifatını takip eden aybaşı olan 01.05.1996 ile 30.07.1997 tarihleri arasında Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğu yönünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık; ilk prim tevkifatı öncesinde davacının Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununun 2. maddesi kapsamına giren; "Kanunla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulan sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın 3 üncü maddenin (b) bendinde tanımlanan tarımsal faaliyetlerde bulunanlar...", Kanunun 7. maddesi uyarınca sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren en geç üç ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmak zorundadırlar. Bu Kanuna göre sigortalı sayılanlardan Kanun kapsamına girdikleri tarihten itibaren üç ay içerisinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmayanların tescil işlemi Kurumca resen yapılarak, Kanunun 5. maddesi hükmü ile tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren sigortalı sayılacaklar, öngörülen süre içinde kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülükleri ise kayıt ve tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren başlayacaktır.

2926 sayılı Kanunun 36. maddesinin yürürlükten kalkmasının ardından 1479 sayılı Kanunun 53. maddesine 4956 sayılı Kanunun 27. maddesiyle getirilen düzenleme uyarınca "...2926 sayılı Kanuna göre tahakkuk eden prim alacakları aylık olarak veya Kurumca tespit edilecek dönemlerde ödenir. Ayrıca Bakanlar Kurulu kararı ile ürün bedellerinden tevkif suretiyle de tahsil edilebilir." hükmüne istinaden Tarım Bağ-Kur prim borçlarının "prim tevkifatı" yoluyla da tahsili öngörülmüştür.

18.01.1994 gün ve 94/5173 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla 01.04.1994 tarihinden itibaren başlayan, kaynaktan prim kesme anlamına gelen "prim tevkifatı" uygulaması ile 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olup da Bağ-Kur´a prim borcu olanlar ile tarım sigortalısı sayılması gereken kişilerden primlerin tahsili ile sosyal güvenliğin yaygınlaştırılması amaçlanmıştır.

Kuruma kayıt ve tescil konusunda bir başvuru ya da resen tescil bulunmasa da, Yasa kapsamına girenlerin prim borçlarının ürün bedellerinden kaynakta, "prim tevkifatı" suretiyle kesilmesi kayıt ve tescil iradesi anlamında olup, kesintiyi takip eden aybaşından itibaren sigortalılık hak ve yükümlülükleri doğacaktır.

Tesbit davaları bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının saptanmasına yönelik davalardır.

Tarım Bağ-Kur sigortalılığının yasal dayanağını oluşturan 2926 sayılı Kanunda, bildirimsiz kalan sigortalılar için 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesinde öngörülen "hizmet tespiti" davasına koşut bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Anılan düzenlemede, kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülüklerinin kayıt ve tescil edildikleri tarihi takiben başlayacağının hükme bağlanmış olması  karşısında, kayıt ve tescil, ya da tescil yerine geçen iradi prim ödemesi veya prim tevkifatı öncesine isabet eden tarımsal faaliyet ve buna dayalı "Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti" söz konusu olamayacaktır.

Prim tevkifatını takip eden devredeki tarımsal faaliyetin tespitinde ise, ziraat odası, tarım meslek kurum ve kuruluşlarının, kooperatif ve birliklerin kayıtlarının esas alınması, tescile ilişkin esas alınan bu kayıtların sona ermesi halinde ise, sigortalılıklarının aynı tarih itibariyle sona erdiğinin kabulü gerekmektedir.

Yasanın 6. maddesinde tarım sigortalılığını sona erdiren nedenlere yer verilmiştir. Buna göre; diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamına tabi bir işte çalışanların çalışmaya başladıkları tarihten bir gün önce sigortalılıkları sona erecektir. Sigortalılık niteliğini yitirenlerin tarım sigortalılığının yeniden başlaması için tescil veya tescil yerine geçen iradi prim ödemesi ya da prim tevkifatı yapılması gerekmekte olup, belirtilen durumlar dışında, kendiliğinden Kanun kapsamına alınmayacakları, Tarım Bağ-Kur sigortalılığın bir diğer sosyal güvenlik kuruluşu kapsamından çıkmaları ile yeniden başlayıp devam etmeyeceği dikkate alınmalıdır.

Ne var ki, başka bir sosyal güvenlik kanunu kapsamında geçen ve tarım sigortalılık iradesini ortadan kaldırmayan "makul" bir süre çalışmanın Tarım Bağ-Kur sigortalılığını sona erdirmeyeceği, yeniden tescil koşulu aranmaksızın sigortalılığın devam edeceğinin kabulü sosyal güvenlik hukukunun amaçlarına uygun düşecektir (Hukuk Genel Kurulunun 14.02.2007 gün ve 2007/21-73-71 sayılı Kararı).

Yukarıda belirtilen maddi ve yasal olgular gözetildiğinde; davacının Tarım Bağ-Kur sigortalılığı başka bir sosyal güvenlik kuruluşunda çalışmaya başlaması ile sona ermiştir.

Diğer sosyal güvenlik kuruluşunda geçen çalışma süresinin makul süreyi aşar nitelikte bulunması, 22.04.1996 tarihine kadarki sürede yeniden tescil ya da iradi prim ödemesi veya prim tevkifatının bulunmadığı anlaşılmakla, davacının ilk prim tevkifatını takip eden aybaşı olan 01.05.1996 tarihi öncesinde Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğuna karar verilmesi isabetsiz olup, Hukuk Genel Kurulu´nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, 03.10.2007 gününde oyçokluğuyla verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2007/21-73 E.N , 2007/71 K.N.

İlgili Kavramlar

PRİM BELGELERİNİN MEVCUDİYETİ

RESEN TESCİL

SİGORTALILARIN KAYIT VE TESCİL YAPTIRMA ZORUNLULUĞU

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "Zorunlu Tarım Bağ-Kur Sigortalılığının Tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Tokat İş  Mahkemesince davanın kısmen kabulüne  dair verilen 29.11.2005  gün ve  2004/2153 E. 1897 K. sayılı kararın incelenmesi  davalı ve dahili davalı vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin  27.3.2006  gün ve 2005/14323 E. 2801 K. sayılı ilamı ile,

(...1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalı SSK´nun tüm davalı Bağ-Kur Gen.Müdürlüğünün aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine.

2-Dava, davacının 01.07.1991-2004 tarihleri arasında S.S.K.´na tabi 15.05.1990-31.03.1993 tarihleri arasındaki zorunlu sigortalılığı dışında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, davacının davalı Bağ-Kur Genel Müdürlüğünce ihtilaf çıkarılmayan 01.07.1991-30.06.1992 ve 01.05.2002-2004 tarihleri arasındaki süre ile SS.K. zorunlu sigortalısı olduğu 15.05.1990-11.08.1990, 01.07.1992-31.03.1993 tarihleri arasındaki süre dışında 01.04.1993-01.05.2002 tarihleri arasında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğun tesbitine, tarım Bağ-Kur sigortalılığı ile çakışan 01.05.2002-30.09.2002 tarihleri arasındaki 506 sayılı Yasaya tâbi isteğe bağlı sigortalılığının iptaline karar verilmiştir.

Davanın yasal dayanağını oluşturan 2926 sayılı Yasa´da 506 sayılı Yasa´nın 79.maddesine koşut geçmiş tarım Bağ-Kur hizmetlerinin tesbitine ilişkin bir düzenleme mevcut değildir. 2926 sayılı Yasa´nın 7.maddesi hükmüne göre, bu yasaya göre sigortalı sayılanlar, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren en geç üç ay içinde Kurum´a başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmak zorundadırlar. "Anılan Yasa´nın 5.maddesi ile 7.madde de belirtilen süre içinde kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülüklerinin kayıt  ve tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren başlayacağı hükmü getirilmiştir. 2926 sayılı Yasa´nın 2. ve 3.maddeleri kapsamında, kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyette bulunanlardan yasanın uygulanma tarihinde 50 yaşını dolduran kadınlarla, 55 yaşını dolduran erkekler dışındakiler bakımından tarım Bağ-Kur sigortalılığı zorunlu sigortalılık niteliğinde bulunmaktadır. Başka bir ifade ile sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçip kaçınmak mümkün değildir.

Diğer yandan resen tescil başlığını taşıyan 9.maddeye göre bu yasa kapsamında sigortalı sayılanların sigortalılıklarının başladığı tarihten itibaren 3 ay içinde "Kurum´a kayıt ve tescilini yaptırmayanların tescil işlemlerinin Kurum´ca re´sen yapılması gerekmektedir. 2926 sayılı Yasa´nın 36.maddesi kapsamında Kurum´un prim alacaklarını Bakanlar Kurulu Kararı ile ürün bedellerinden tevkifat suretiyle tahsil etmesi mümkündür. Bu bağlamda 2.madde kapsamına girenlerin belirtilen şekilde prim borçlarının ürün bedellerinden tevkifat suretiyle kesilerek Bağ-Kur´a ödenmesi halinde kayıt ve tescil için kurum´a başvuru olmasa dahi bahse konu biçim de prim ödenmesi suretiyle kayıt ve tescil konusundaki iradelerini ortaya koydukları tartışmasızdır. Bağ-Kur´un iş bu prim ödenmesine rağmen, sigortalıyı re´sen kayıt ve tescil etmemesi yasanın kendisine yüklediği re´sen tescil mükellefiyetine aykırılık teşkil etmektedir. 2926 sayılı Yasa´nın 10.maddesine göre kayıt ve tescil işlemlerinde Valilik, Kaymakamlık, Özel İdare, Belediye, Muhtarlık ve Nüfus İdareleri kayıtları ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, kanunla kurulu meslek kuruluşlarının, tarım satış kooperatifler kanununa göre kurulan pancar ekicileri İstihsal Kooperatifleri ile Birliği, T.Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi ve tarım kesimine yönelik faaliyette bulunan milli bankaların kayıtlarının esas alınacağı bildirilmiştir. Bu kayıtların tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmanın yasal karinesi olduğu ortadadır.

Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının 01.07.1991 tarihinde davalı Bağ-Kur Genel Müdürlüğünce re´sen tarım Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edildiği ve davalı Kurumca 01.07.1991 tarihi ile davacının terk dilekçesi verdiği 30.06.1992 tarihi arasında ve prim ödediği 01.05.2002-2004 tarihleri arasında tarım Bağ-Kur sigortalısı olarak kabul edildiği, davacının istem döneminde 01.07.1992-31.03.1993 tarihleri arasında S.S.K. zorunlu sigortalısı, 01.05.2002-30.09.2002 tarihleri arasında 506 sayılı Yasaya tabi isteğe bağlı sigortalı olduğu, tapu da üzerine kayıtlı zirai arazisinin bulunduğu, muhtarlıkça tanzim edilen belgeden 20 yıldır havancılık ve çiftçilik yaptığının anlaşıldığı, Tekel İdaresine sattığı ürün bedellerinden tevkifat yoluyla 25.04.1996, 27.03.1997, 14.05.1998, 07.05.1999, 06.06.2000, 28.05.2001 ve 17.04.2002 tarihlerinde Bağ-Kur prim kesintisi yapıldığı anlaşılmaktadır.

Mahkemece davacının 30.06.1992 tarihinde tarım Bağ-Kur terk dilekçesi verdikten sonra ürün bedellerinden prim kesintisi yapıldığı, 01.01.1996-01.05.2002 tarihleri arasında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbitine ilişkin karar yerinde ise de terk bildiriminden sonra davalı Kurumca yeni bir tescil işlemi yapılmadığı gibi ürün bedellerinden de kesintinin yapıldığına ilişkin belgenin bulunmadığı 01.04.1993 - 31.12.1995 tarihleri arasında tarım Bağ-Kur sigortalılığının kabulü ile tesbit kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı Bağ-Kur Genel Müdürlüğünün bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı ve dahili davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU  KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:    

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici  nedenlere ve özellikle; 2926 Sayılı Kanun´un 6.maddesi gereğince davacının 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa tabi sigortalılığının, 506 sayılı  Sosyal Sigortalar Kanununa tâbi zorunlu sigortalı olarak 01.07.1992 tarihinde çalışmaya başlaması nedeniyle, 30.06.1992 tarihi itibarıyla son bulmasına, dosyada davacının terk dilekçesi verdiğine ilişkin bir bilgi yada belge olmamakla birlikte, sigortalının terk dilekçesi verip vermemesinin sonuca etkili olmamasına, davacının sigortalı olduğu sürenin (230 gün)makul süreyi aşmış bulunmasına, 1.4.1993 ila 31.12.1995 tarihleri arasındaki dönemde re´sen tescili gerektiğinden herhangi bir bilgi yada belgenin de bulunmamış olmasına göre, Hukuk Genel Kurulu´nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı ve dahili davalı vekilleri temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, 14.2.2007  gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2009/15444 E.N , 2010/654 K.N.

İlgili Kavramlar

ISLAH

İçtihat Metni

Davacı, ürün bedelinden yapılan tevkifat nedeniyle 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, bozma ilamına uyarak davanın kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi M… A… tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, sair temyiz itirazlarının REDDİNE;

Ürün bedelinden tevkifat olmayan yıllarda davacının tarım faaliyetinin kesintisiz devam edip etmediğinin belirlenmesi yönünde araştırma yapılmasına yönelik Dairemizin bozma kararı verdiği (davacı temyizi olmayan) mahkeme kararında "Davacının 01.08.1996 tarihinden itibaren Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine" karar verildiği; bozma sonrası yapılan araştırma sonucu davacının Tekel´e teslim ettiği ürünlerin bedelinden ilk tevkifatın 21.07.1994 tarihinde yapıldığının belirlendiği; davacı avukatının son duruşmada yaptığı ıslah ile, "ilk tevkifat tarihini takip eden aybaşından 31.12.2000 tarihine kadar davacının sigortalı olduğunun tespitine karar verilmesini" istemesi üzerine, davacının, 01.09.1994 - 31.12.2000 tarihleri arasında 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğunun tespitine karar verildiği görülmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulun 16.03.2005  tarihli 2005/13-97 Esas, 2005/150 Karar sayılı ilamında ayrıntıları açıklandığı üzere; Bilindiği gibi, ıslah, taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur.Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 83. ve ardından  gelen  maddelerinde ıslah  kurumu  ayrıntılı şekilde düzenlenmiş; 83. maddede, davanın her iki tarafının da, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurulabileceği; 84.maddede, ıslahın tahkikata tabi olan davalarda tahkikatın, tahkikata tabi olmayan davalarda ise yargılamanın bitimine kadar yapılabileceği belirtilmiştir. Sonraki hükümler, ıslahın şekline ve sonuçlarına ilişkin düzenlemeleri içermektedir. Yeri gelmişken, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 84. maddesindeki kuralın ve o çerçevede tahkikat kavramının  irdelenmesinde  yarar  vardır: Hukuk  Usulü  Muhakemeleri  Kanunu´nun 213. ve izleyen maddeleri hükümlerine göre, tahkikat evresi, tarafların layihalarının verilmesinden veya bunlar için belirli olan sürelerin geçmesinden sonra, hakimin, yargılama ve hüküm için davanın yeterince aydınlanmadığı kanısına varması halinde, tarafları duruşmaya çağırmasıyla başlar; tarafların veya vekillerinin duruşmada dinlenmelerinden sonra, gerektiğinde çekişmeli hususlar hakkında tarafların delillerinin toplanmasıyla ve bunların incelenmesiyle sona erer. Tahkikat evresinin ardından, sözlü yargılamanın da (Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu md. 377 ve devamı) tamamlanmasından sonra, davanın hüküm verilecek derecede aydınlanmış olması halinde hüküm verilir ve tefhim edilir. Buna göre, tahkikat kavramı, layihalarla yeterince aydınlanmamış olan bir davada, tarafların duruşmaya çağrılmalarıyla başlayıp, çekişmeli yönlere ilişkin taraf delillerinin toplanmasıyla biten ve uygulamada, davaların tamamına yakın bölümünde gerçekleşen bir evreyi ifade etmektedir. Vurgulanmalıdır ki; tahkikat evresi, bozmanın içerik ve kapsamına göre, bazı hallerde bozmadan sonra da gerçekleşebilir. Ancak, 84. maddedeki "tahkikata tabi davalarda tahkikat bitinceye kadar" ifadesinden, Kanunun, tahkikat ve hüküm arasında düzenlediği sözlü yargılama evresinde ıslaha izin vermediği sonucu çıkarılabilmektedir.Uyuşmazlıkla doğrudan ilgisi bulunduğundan, 04.02.1948 gün ve 1948-3 esas, 1944-10 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının metni, sadece gerekli kısaltmalar yapılarak aşağıya alınmıştır.

"1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile usul hükümleri beyanına giren ´ıslah´ müessesesi ile; açılmış olan bir davada usule müteallik olmak üzere yapılan yanlışlıkları, bir defaya mahsus olmak üzere tamamen veya kısmen düzeltmek imkanı sağlanmıştır. ..Bir dava açıldıktan sonra. .. davayı, sebebi olan vakıalar sonradan öğrenilerek düzeltmek ve deliller safhasında yeni deliller ikame etmek lüzum ve zarureti hasıl olabilir ve iyi niyet sahibi olan taraflar bu yanlışlıkları ve unutulmuş şeyleri ´ıslah´ yoluyla düzeltir veya tamamlayabilirler. Bu fasıl hükmünün sağladığı bu önemli faidelerine mukabil davanın her hangi bir safhasında bu hükümlerin uygulanması davaların sonu alınamayacak suretle  uzamasına da yol açabileceğinden bu değerli ve faydalı hükümlerin sadelik ve çabukluk esasını hedef tutan umumi usul prensiplerine uygun bir şekilde hızlandırılması da tatbikatın gösterdiği lüzum ve icaplarından bulunmaktadır. Konunun aydınlanması ve anlaşmazlığın çözümü bakımından olaya temas eden Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun seksendördüncü maddesi hükmü kanunumuzun mehazı olan Noşatel Usul Kanununun iş bu seksendördüncü maddemize tekabül -eden yetmişsekizinci maddesi hükmü ile birlikte mütalaa edilmek icap eder. Noşatel Usul Kanununun yetmişsekizinci maddesinde ´ıslah´ın duruşmanın sonuna kadar "Jusqu´a la cloture des debast" ve teşkilatımızı hedef tutan seksendördüncü maddede ´ıslah; tahkikata tabi olan davalarda tahkikat bitinceye ve tabi olmıyanlarda muhakeme hitamına kadar yapılabilir´ denilmekle bahis konusu yetmişsekiz ve seksendördüncü maddelerin açık ibarelerinden ´ıslah´ın yalnız tahkikat ve yargılama safhalarında yani tahkikat bitinceye ve hüküm verilinceye kadar mümkün olabileceği kastedildiği ve tahkikat ve yargılama devresinden sonra tarafların bu hakkı kullanamayacakları anlaşılmaktadır. Kanunumuzun temyiz faslında ve hususiyle 430. maddede hüküm temyizen bozulduktan sonra da ıslahın cari olabileceğine dair sarih ve zımni bir hüküm mevcut olmamasına  ve aksine  tahkikat ve hüküm devreleri gösterilmek suretiyle bir devre ve zaman ile takyid edildiğine göre seksendördüncü maddenin mücerret ıtlakına bakılarak bu istisnai yolun hükmün Yargıtay´ca bozulmasından sonraki safhalara da şumulünün kabul edilmesi bozma karariyle kazanılan hakları ihlal edebileceği gibi tamamen ´ıslah´ suretiyle davanın değiştirilmesi hallerinde de işin sonuçlanması güçleşir. Ve bu suretle bu müesseseden beklenilen gayeye ve çabukluk esaslarına aykırı düşer! Netice; Dava açıldıktan sonra mevzuunda, sebebinde ve delillerde ve sair hususlarda usule müteallik olmak üzere yapılmış olan yanlışlıkları bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmek ve eksiklikleri de tamamlamak imkanını veren ve mahkeme kararına lüzum olmadan tarafların sözlü ve yazılı beyanlarıyla yapılabilen ´ıslah´ın; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun seksendördüncü maddesinin açık hükmü dairesinde tahkikat ve yargılama bitinceye kadar yapılabilip Yargıtay´ca hüküm bozulduktan sonra bu yoldan faydalanmanın mümkün olamayacağına..." şeklindedir.             

Metni yukarıya alınmış olan İçtihadı Birleştirme Kararının şu iki temel saptamayı içerdiği görülmektedir:

-Islah, iyiniyetli tarafın, davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur.

-Ne var ki, taraflardan birine davanın herhangi bir aşamasında ıslah olanağı tanınması, davaların sonu alınamayacak

şekilde uzamasına neden olmak gibi bir sakıncayı da içermektedir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 84. maddesinde, ıslahın yalnızca tahkikat bitinceye ve hüküm verilinceye kadar yapılabileceği öngörüldüğüne ve temyiz faslında da, bozmadan sonra dahi ıslahın olanaklı bulunduğuna dair açık veya örtülü bir hüküm yer almadığına göre, Kanunun bu olanağı bir devre ve zaman ile sınırlandırdığı kabul edilmelidir. Dolayısıyla, 84. maddenin soyut iznine bakılarak, bu istisnai yolun bozmadan sonraki aşamalara da yaygınlaştırılması, bozmaya uyulmasıyla kazanılan hakları ihlal edebileceği gibi, davanın tamamen ıslah edildiği hallerde, işin sonuçlandırılmasını da güçleştirir. O halde, ıslahla ilgili kuralların, yargılamanın sadeliği, basitliği ve çabukluğunu amaçlayan diğer usul hukuku ilkeleriyle bağdaşacak şekilde yorumlanması; bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı sonucuna varılması zorunludur.

Bu saptamalar, somut uyuşmazlığı ilgilendiren yönleriyle basite indirgendiğinde, anılan İçtihadı Birleştirme Kararında bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı sonucuna varılırken, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun yukarıda irdelenen 84. maddesindeki kural yanında, bozmaya uyulmakla oluşan usuli kazanılmış hakların ihlali endişesinin de etken olduğu görülmektedir. Bu endişenin nedeni şudur: Bir davada verilen hükme yönelik bozma ilamı doğaldır ki, bozmanın kapsam ve gerekçelerine bağlı olarak değişebilmekle birlikte genellikle, tarafların hak ve borçlarının hukuksal dayanak, nitelik, miktar ve kapsamları gibi yönlerden, davanın ondan sonraki seyrini belirler; mahkemece bozmaya uyulması halinde, uyma sonrasında hangi işlemlerin ve araştırmaların yapılması gerektiğini ortaya koyar. Dolayısıyla, mahkemenin bozmaya uyması, davanın artık bozmada gösterilen yön, kapsam ve sınırlar çerçevesinde sonuçlandırılacağı anlamını taşır. O nedenle de, uyma kararı, bozma kendisinin yararına olan  taraf bakımından usuli kazanılmış hak oluşturur ve mahkeme uyduğu bozma kararının gereklerini yerine getirmekle yükümlü hale gelir. Davanın, bu şekilde, uyulan bozmanın öngördüğü yön ve içeriğe bürünmesinden sonra, salt Kanunun tanıdığı yetkiye dayanılarak, taraflardan birinin ıslah yoluna gitmesi, her davanın kendine özgü yapısı içerisinde, bozmayla diğer taraf yararına oluşan usuli kazanılmış hakkın ortadan kalkması ya da sınırlanması, zayıflaması sonucuna yol açabilir.

Açıktır ki, söz konusu sakıncaların doğabilmesi için, her şeyden önce, ortada, hakkında tahkikat yapılmış, hükme bağlanmış ve kurulan hüküm Yargıtay tarafından hukuka uygunluk yönünden denetlenerek bozulmuş istem/istemler bulunmalıdır.Önemle belirtilmelidir ki; İçtihadı Birleştirme Kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleriyle açıklayıcı ve sonuçlarıyla bağlayıcı nitelik taşırlar.

Yukarıdaki açıklamaların somut olay bakımından ortaya koyduğu sonuç şudur: İçtihadı Birleştirme kararıyla kabul edilen, bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı yönündeki kural, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 84. maddesi hükmüyle birlikte değerlendirildiğinde, bir davadaki istem/istemler hakkında mahkemece tahkikat (tarafların duruşmaya çağırılmaları, çekişmeli yönlere ilişkin delillerin toplanması, toplanan delillerin değerlendirilmesi) yapılarak, bunların ortaya koyduğu sonuç çerçevesinde bir hükmün kurulduğu ve Yargıtay´ın ilgili Dairesinin de, kurulan bu hükmü, herhangi bir nedenle usul ve yasaya aykırı görerek bozduğu hallerle sınırlı bir içeriktedir.

Yapılan açıklamalar çerçevesinde; eldeki davada 01.09.1994 ile 31.07.1996 tarihleri arasında kalan döneme ilişkin olarak Dairemizin bozma kararı öncesinde tahkikatın sonuçlandığı ve gerçekleşen evreler sonucu davalı yönünden usuli kazanılmış hak oluştuğu ve böylece ıslahın mümkün olmadığı gözetildiğinde, anılan dönemde sigortalığına ilişkin tespit kararı verilmesi mümkün olmayan davacının 01.08.1996 - 31.12.2000 tarihleri arasında 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

S O N U Ç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 25.01.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2008/12314 E., 2009/942 K.

TARIM BAĞ-KUR SİGORTALILIĞININ TESPİTİ

ZORUNLU SİGORTALILIK

"İçtihat Metni"

Davacı, 506 sayılı Yasaya tabi sigortalılık süreleriyle çakışan dönemler dışında, 01.01.1985 tarihinden itibaren 2926 sayılı yasa kapsamında zorunlu sigortalı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Ercan Turan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

01.01.1985 tarihi itibariyle 2926 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olarak tescili sağlanan davacı, 28.12.1993-28.06.1998 tarihleri arasındaki dönemde nakliyecilik faaliyeti nedeniyle, 0571450173 sigorta sicil numarasıyla 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalı konumuna girmiş; ancak, davacının kısa süreli 506 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılık süreleri dışlandıktan sonra, 01.01.1985-25.03.2004 tarihleri arasındaki dönemde 2926 sayılı Yasa uyarınca sigortalı olduğunun tespitine karar verilmiş, mahkemece, davacının 1479 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılığı üzerinde durulmamıştır.

Davada öncelikle çözülmesi gereken hukuksal sorun; tescil ya da tevkifata dayalı olarak başlayan Tarım Bağ-Kur sigortalılığının devamı sürecinde devreye giren ve bir yıl dan fazla süreyle devam eden başka bir zorunlu sigortalılık nedeniyle, Tarım Bağ-Kur sigortalılığının sona erip ermeyeceği, başka bir anlatımla; Tarım Bağ-Kur sigortalılığı devam eden kişinin 506 veya 1479 sayılı Kanunlar kapsamında zorunlu sigortalı olması ve bu sigortalılığının bir yıl ve daha fazla sürmesi halinde, yeniden tescil başvurusu olmadığı gibi prim ödemesi ya da ürün teslimatı nedeniyle tevkifatı da bulunmayan bu kişinin boşlukta geçen dönemde devam eden tarımsal faaliyete rağmen Tarım Bağ-Kur sigortalısı sayılıp sayılamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.02.2007 gün ve 2007/21-73-71 sayılı kararında da açıkça belirtildiği gibi, zorunlu sigortalılığın bir yıldan fazla sürmesi ve bu nedenle de anılan "bir yıllık makul süreyi" aşmış olması karşısında yeniden 2926 sayılı Kanun kapsamında Tarım Bağ-Kur sigortalılığının kabulü için; bu sigortalılık kapsamında prim ödenmesi ya da ürün teslimatı yapılması halinde prim ödeme veya tevkifat tarihini takip eden ay başından geçerli olmak üzere yeniden Tarım Bağ-Kur sigortalılığının başlatılması mümkün olabilecektir.

5510 sayılı Yasanın Geçici 7. maddesinde yer alan "Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 2926 sayılı, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirilir." hükmü, davacının 2926 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılığının, diğer yasalar kapsamındaki zorunlu sigortalılık süreleriyle çakışan dönemleri dışında kalan kısımlarının geçerliliğinin tespitine ilişkin sorunun çözümünde, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğü öncesindeki yasal düzenlemelerin dayanak alınmasını zorunlu kılmaktadır.

Davacının 01.01.1985 tarihinde başlayan 2926 sayılı Yasa kapsamındaki tarım Bağ-Kur sigortalılığı, kendi nam ve hesabına ticari faaliyeti nedeniyle 28.12.1993 tarihinde sona ermiş, 1479 sayılı Yasa kapsamındaki Bağ-Kur sigortalılığı, bir yıllık makul süreyi aşarak 28.06.1998 tarihinde son bulmuş ve bu tarihten sonra 2926 sayılı yasaya tabi sigortalılığını sürdürmek konusundaki iradesini ortaya koyacak herhangi bir başvuru veya ürün bedelinden kesinti ya da prim ödemesi eylemi gerçekleşmediği halde geçmişe yönelik tarım Bağ-Kur sigortalılığı tespitine yol açacak şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 03/02/2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2007/175 E., 2007/2462 K.

İSTEĞE BAĞLI SİGORTALILIK

SİGORTALILIĞIN TESPİTİ

ZORUNLU SİGORTALILIK

"ÖZET"

DAVA KONUSU DÖNEME İLİŞKİN MESLEK KURULUSU BELGELERİ GETİRTİLİP BİLİRKİŞİYE MCELETİLMELİ, CEZA DAVASINDAKİ BİLGİ VE BELGELERİN DE GÜÇLÜ KANTÎ NİTELİĞİ GÖZETİLMELİ. VERGİ YÜKÜMLÜLÜĞÜNDEN MUAF OLUP OLMADIĞI, ODAYA AİDAT ÖDEYİP ÖDEMEDİĞİ ARAŞTIRILIP KENDİ ADINA VE HESABINA BAĞIMSIZ ÇALIŞMA OLGUSUNUN GERÇEKLEŞİP GERÇEKLEŞMEDİĞİ SAPTANMALIDIR. KAYDIN GEÇERSİZLİĞİ ANLAŞILIR VEYA ANILAN OLGU KANITLANAMAZSA, ZORUNLU SİGORTALILIK SÖZ KONUSU OLAMAYACAĞINDAN DAVACININ ÖDEDİĞİ PRİM TATARINA GÖRE İSTEĞE BAĞLI SİGORTALILIK SÜRESİ BELİRLENMELİ VE OLUŞACAK SONUCA GÖRE KARAR VERİLMELİDİR.

"İçtihat Metni"

Davacı, 26.07.1983-31.12.1995 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, İlamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.

Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava, 26.07.1983-31.12.1995 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olunduğunun tespiti istemine ilişkindir. 26,07.1983-31.12.1992 döneminde Umum Arabacılar ve Sürücüler Esnaf Odası´na kayıtlı olan davacının Vergi Dairesi ile Esnaf ve Sanatkarlar Sicil Memurluğu kaydının bulunmadığı, 06.06.1995 tarihinde düzenlenen giriş bildirgesi üzerine davalı Bağ-Kur tarafından 1479 sayılı Kanun´a tabi sigortalılığı 26.07.1983 tarihî itibarıyla başlatılıp 31.12.1992 tarihi itibarıyla sona erdirildiği, 01.01.1994-15.07.1997 dönemindeki 506 sayılı Kanun´a tabi zorunlu sigortalılık süreleri ile Bağ-Kur hizmeti gözetilerek, 2829 sayılı Kanun hükümleri uygulanmak suretiyle 01.08.1997 tarihinden itibaren dava dışı Sosyal Sigortalar Kurumu´nca kendisine yaşlılık aylığı bağlandığı, daha sonra yapılan ihbar üzerine davalı tarafından 2003 yılında yürütülen soruşturma sonunda kapsamlı tutanak ve raporlar hazırlanıp davacıyla birlikte birtakım sigortalıların meslek kuruluşu kayıtlarının yöntemince düzenlenmediği belirlenerek sigortalılıkların iptali işleminin tesis edildiği, bunun üzerine, Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı´nca tahsis koşullannın aylık bağlama tarihi itibarıyla gerçekleşmediği gerekçesiyle davacının yaşlılık aylığının iptal edildiği, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma sonunda aralarında davacının da bulunduğu sigortalılar, meslek kuruluşu yetkilileri ve diğer ilgililer hakkında Adana Dördüncü Ağır Ceza Mahkemesi´nde dava açıldığı anlaşılmaktadır.

Davanın yasal dayanağı olan 1479 sayılı Kanun´un 24. maddesine göre; vergi, meslek kuruluşu veya Sicil Memurluğu kayıtları, zorunlu sigortalılığın dayanak belgeleri niteliğinde olup, anılan kayıtlara sahip kişiler yönünden ancak, "sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalma" ve "herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma" olgularının birlikte gerçekleşmesi durumunda zorunlu sigortalılık söz konusu olabilir. Belirtilen kayıtların bulunmaması durumunda zorunlu sigortalılıktan söz edilemeyeceği gibi, anılan sigortalılık niteliğine sahip olunmadığı dönemlere ait prim borçlarının daha sonraki tarihlerde Kurumca hatalı olarak geriye dönük tahsil edilmesi de, ödemeler İcra takibi sonucu gerçekleşmediği sürece davacı yararına usuli kazanılmış hak olgusunu da oluşturmaz. Öte yandan, 1479 sayılı Kanun´un 79. maddesi, 24. madde kapsamına girmeyenlerin isteğe bağlı sigortalı olabileceklerini öngörmüş olup, bu yönde tescil istemi bulunmamasına karşın zamanında ödenen primlere karşılık gelen sürenin isteğe bağlı sigortalılık olarak değerlendirilmesi sosyal güvenlik ilkelerine uygun düşmektedir. Bu gibi durumlarda Ödenen primlerin karşılığı olan süre bilirkişi incelemesi ile saptanmalı ve ilk ödeme tarihinden itibaren anılan süre kadar isteğe bağlı sigortalılık hüküm altına alınmalıdır.

Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında dava değerlendirildiğinde; mahkemece istem reddedilmiş ise de, yapılan inceleme ve araştırma ile toplanan kanıtların hüküm vermeye elverişli olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle 26.07.1983-31.12.1992 dönemine ilişkin olarak; öncelikle meslek kuruluşu belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak davacının dava konusu dönemde yöntemince kayıtlı olup olmadığı belirlenmeli, bu belirleme yapılırken yargılaması süren ceza davasında elde edilecek bilgi ve belgeler ile varılacak sonucun İşbu davada güçlü kanıt niteliğinde bulunduğu, at arabacılığı mesleği yönünden vergi yükümlülüğünden muaf olup olmadığı, odaya aidat ödeyip ödemediği. Belediye Başkanlığı ve Emniyet Müdürlüğü belgeleri dikkate alınmalı, kaydın geçerliliği saptandığı takdirde; bu kez yöntemince araştırma ve kapsamlı bir Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturması yapılmalı, bilgi ve görgü tanıklarının anlatımlarına başvurulmalı, böylelikle kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenmelidir. Kaydın geçersiz olduğunun anlaşılması veya geçerli kayıt bulunmasına karşın anılan olgunun kanıtlanamaması durumunda zorunlu sigortalılık söz konusu olamayacağından bu takdirde davacının tüm prim ödemelerini gösterir hesap özeti getirtilmeli, yukarıdaki açıklamalar dikkate alınarak bilirkişi incelemesi ile isteğe bağlı sigortalılık süreleri saptanmalı ve elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.

01.01.1993-31.12.1995 dönemine ilişkin olarak ise, hiçbir kaydın bulunmaması nedeniyle zorunlu sigortalılık yerine isteğe bağlı sigortalılığın, yukarıda anılan yöntemle değerlendirilmesi gerektiği dikkate alınmalıdır.

Bu maddi ve hukuki olgular gözönünde bulundurulmaksızın, mahkemece, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün, yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının isteği durumunda davacıya geri verilmesine, 22.02.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2007/11107 E., 2007/14511 K.

ZORUNLU SİGORTALILIK

"İçtihat Metni"

Davacı, ürün bedelinden yapılan tevkifat nedeniyle 2926 sayılı Kanun kapsamında Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Mahkeme, davacının 01.05.1997 tarihinden itibaren 31.12.1998 tarihine ve 01.01.2001 tarihinden dava tarihi olan 23.05.2006 tarihine kadar Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar vermiştir.

Davacının 30.04.1997 tarihinde Turhal Şeker Fabrikasına teslim etmiş olduğu şeker pancarı ürün bedelinden kesilen Bağ-kur prim tevkifatı nedeniyle başlatılan 2926 SY. Tabi Bağ-Kur sigortalılığında; 2000 ve 2001 yıllarında tevkifatın bulunmadığı ve dolayısı ile, tarımsal faaliyetinin bulunmaması karşısında 2. dönem Tarım Bağ-kur sigortalılığının 2002 yılındaki tevkifatı takip eden aybaşından itibaren başlatılması gerekirken,01.01.2001 tarihinden başlatılması isabetsizdir.

Ayrıca tespite konu süreler ile çakışan SSK zorunlu sigortalılık sürelerinin bulunup bulunmadığı araştırılarak, varsa, mevcut süreler dışlanmak suretiyle hüküm kurulmalıdır.

Açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O hâlde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 24.09.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2007/12891 E., 2007/13754 K.

EKSİK ARAŞTIRMA VE İNCELEME İLE HÜKÜM TESİSİ

"İçtihat Metni"

Davacı, SSK´na tabi hizmetleri haricinde kalan sürelerde ürün bedelinden yapılan tevkifat nedeniyle 2926 sayılı kanun kapsamında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

01.11.1988 tarihi itibariyle 2926 Sayılı Yasa Kapsamında kuruma tescil edilen ve 04.09.1990-30.11.1990 dönemindeki 506 Sayılı Yasaya dayalı zorunlu SSK´lı çalışmaları gözetilerek, 01.11.1988 tescil-03.09.1990 terk ve 01.02.2005 yeniden tescil biçiminde Tarım Bağ-Kur sigortalısı olarak kabul edilen davacı, 01.01.1986 tarihinden itibaren Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitini istemiştir. Mahkeme, tarih ve dönem belirtmeksizin zorunlu SSK´lı süreleri dışlayarak 03.09.1990 tarihi ile 2926 Sayılı Yasa kapsamında yeniden kayıt ve tescil tarihi olan 01.02.2005 tarihi arasında Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespitine hükmetmiştir.

Dosyada mevcut Bağ-Kur sigortalılık belgesine göre; davacının inşaat ustalığına dayalı olarak 10.04.1986 - 23.12.1994 ve 19.04.1995 - 15.12.1995 dönemlerinde vergi mükellefiyetinin 08.04.1986-15.12.1995 döneminde ise meslek kuruluş kaydının bulunduğu, ancak davacının söz konusu kayıtlara istinaden 1479 Sayılı Yasa kapsamında kayıt ve tescilinin olup olmadığı yönünde mahkemece her hangi bir inceleme ve araştırmanın yapılmadığı anlaşılmaktadır.

Mahkemece, davacının vergi kaydının bulunduğu 10.04.1986-23.12.1994 ve 19.04.1995-15.12.1995 dönemlerinde 4956 Sayılı Yasanın 47. maddesi ile ekli ve 02.08.2003 yürürlük tarihli 1479 Sayılı Yasanın geçici 18. maddesi kapsamında bir değerlendirmeye tabi tutulup tutulmadığı araştırılmalı, bu dönemlerde geçerli bir Bağ-Kur sigortalılığının varlığının tespiti durumunda Tarım Bağ-Kur sigortalılığına hükmedilemeyeceği göz önünde tutulmalı, geçerli bir Bağ-Kur sigortalılığının mevcut bulunmaması halinde ise vergi kaydına dayalı kendi adına ve hesabına ticari faaliyetin tarımsal faaliyet yapmasına imkan verip vermediği ve bu dönemdeki tarımsal faaliyetin fiili ve gerçek olup olmadığı olgusu araştırılmalı, öte yandan davacının 10.04.1986-23.12.1994 ve 19.04.1995-15.12.1995 dönemlerinde 1479 Sayılı Yasaya dayalı kayıt ve tescilinin mevcut olması yada davacının vergi kaydına istinaden kendi adına ve hesabına ticari faaliyetinin tarımsal faaliyet yapmasına imkan vermeyeceğinin sabit olması halinde ise takip eden dönemde ilki 31.08.1997 tarihli olmak üzere ayrıca 1998 ve 1999 yıllarında tevkifat yapılması hususu nazara alınarak Tarım Bağ-Kur sigortalılığının 01.09.1997 tarihi itibariyle yeniden başlayıp 1998 ve 1999 yıllarında da devam ettiği gözetilmeli, 2000 yılı ile davacının yeniden tescil edildiği 01.02.2005 arası dönemde ise tarımsal faaliyetin varlığı yöntemince araştırılmalı, keza, verilen karar ile taraflara tahmil ve bahşedilen vazife ve hakların şüphe ve tereddüdü mucip olmayacak surette gayet sarih ve açık bir şekilde yazılmasını öngören Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388 ve 389. maddeleri gözetilerek, çakışan ve dışlandığı bildirilen zorunlu SSK´lı süreler tarih ve dönem belirtilerek hüküm fıkrasında açıkça gösterilip toplanan ve toplanacak delillerin sonucuna göre bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde tesis edilen karar usul ve yasaya aykırı görülmüştür.

O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 18/09/2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2007/14079 E., 2007/16090 K.

BAĞ-KUR SİGORTALISI

EKSİK İNCELEME

"İçtihat Metni"

Davacı, 506 sayılı kanuna tabi hizmetleri haricinde kalan sürelerde 2926 sayılı kanun kapsamında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

01.05.1988 tarihinde 2926 sayılı Kanun kapsamında re´sen Tarım Bağ-Kur sigortalısı olarak tescili sağlanan davacı, 01.05.1988 - 30.03.1992 tarihleri arasındaki dönemde Libya´daki çalışmaları nedeniyle 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı konumuna girmiş; davacının 506 sayılı Kanuna tabi sigortalılığın bitiminde tekrar 2926 sayılı Kanun uyarınca sigortalı olduğunun tespiti istemi; yazılı gerekçelerle kabul edilmiştir.

Davada öncelikle çözülmesi gereken hukuksal sorun; tescil ya da tevkifata dayalı olarak başlayan Tarım Bağ-Kur sigortalılığının devamı sürecinde devreye giren ve bir yıl ve daha fazla süreyle davam eden başka bir zorunlu sigortalılık nedeniyle, Tarım Bağ-Kur sigortalılığının sona erip ermeyeceği, başka bir anlatımla; Tarım Bağ-Kur sigortalılığı devam eden kişinin 506 veya 1479 sayılı Kanunlar kapsamında zorunlu sigortalı olması ve bu sigortalılığının bir yıl ve daha fazla sürmesi halinde, yeniden tescil başvurusu yapmayan, prim ödemesi ya da ürün teslimatı nedeniyle tevkifatta bulunmayan boşlukta geçen dönemde devam eden tarımsal faaliyete rağmen Tarım Bağ-Kur sigortalısı sayılıp sayılamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.02.2007 gün ve 2007/21-73-71 sayılı kararında da açıkça belirtildiği gibi, zorunlu sigortalılığın "bir yıldan fazla sürmesi ve bu nedenle de anılan bir yıllık makul süreyi" aşmış olması karşısında yeniden 2926 sayılı Kanun kapsamında Tarım Bağ-Kur sigortalılığının kabulü için; bu sigortalılık kapsamında prim ödemesi ya da ürün teslimatı yapılması halinde prim ödeme veya tevkifat tarihini takip eden aybaşından geçerli olmak üzere yeniden Tarım Bağ-Kur sigortalılığının başlatılması mümkün olabilecektir.

Davamızdaki somutlaşan olayda; 506 sayılı Kanunun kapsamında zorunlu SSK sigortalılığının sona erdiği 30.03.1992 tarihinden sonra ilk prim ödemesinin 19.08.1997 tarihinde yapıldığı dikkate alınarak tarım Bağ-Kur sigortalılığının 01.09.1997 tarihinden geçerli olmak üzere başlatılarak anılan tarihten sonraki döneme ilişkin 2926 sayılı Kanun kapsamında Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tescil ve tespitine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı olduğu şekilde davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O hâlde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 15/10/2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2007/19082 E., 2007/18222 K.

SALAHİYET

YETKİSİZLİK KARARI

"İçtihat Metni"

Davacı,ilk prim tevkifatının kesildiği tarihi takip eden aybaşından itibaren 2926 sayılı yasa kapsamında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde dava dilekçesinin yetkisizlik nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava, nitelikce 2926 sayılı Kanun gereği sigortalılık süresinin tespiti istemine ilişkindir. Davalı Kurumun yöntemince yetki itirazında bulunduğu ve Konya´da davalı Genel Müdürlüğün şubesinin olduğu, Kurum Avukatlarının Genel Müdürlüğü temsilen şubenin bulunduğu yerde davaya girdikleri uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, hükmü şahsın şubesinin bulunduğu yerde dava açabilmesi için uyuşmazlığın dava açılan şubenin muamelesinden kaynaklanmasının gerekip gerekmeyeceği noktasında toplanmaktadır.Bu yönüyle davanın yasal dayanağı, 5521 sayılı yasanın yollamada bulunduğu Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 17. maddesidir. Anılan maddede, Hakiki veya hükmi bir şahsın muhtelif mahallerde şubeleri bulunduğu tahdirde, o şubenin muamelesinden dolayı, o şubenin bulunduğu mahalde dahi davanın ikame edilebileceği hükmü öngörülmüştür. Maddede, öngörülen şube muamelesinden amaç Genel Müdürlük adına işlem yapmaktır. Başka bir anlatımla, "muamelenin doğrudan şube işleminden kaynaklanması zorunlu olmayıp genel müdürlük adına işlem yapmak üzere dava ikame edilen yerde şubenin bulunması yeterlidir. Zira, Anayasanın 141/son maddesi gereğince hakim en az giderle ve en kısa sürede davayı sonuçlandırmakla yükümlüdür. Esasen, şubenin bulunduğu yerlerde, davalara, Genel Müdürlüğü temsilen Kurum Avukatlarının katıldığı da söz götürmez. Hal böyle olunca, davanın yetkili mahkemede açıldığı kabul edilerek, davanın görülmesi gerekirken yetkisizlik kararı verilmesi isabetli değildir.

O hâlde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 01/11/2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2006/15162 E., 2007/2176 K.

SİGORTALILIĞIN TESPİTİ

TARIM SİGORTALILIĞIN TESPİTİ

"ÖZET"

ZİRAAT ODASI VE TARIM KREDİ KOOPERATİFİNDE KAYDI BULUNAN DAVACININ TARIM BAĞ-KUR SİGORTALISI OLARAK TESCİLİNDEN SONRA, BİR SÜRE KESİNTİSİZ VE SÜREKLİ BİÇİMDE 506 SAYILI YASA ´YA TABİ ÇALIŞTIĞININ ÇEKİŞMESİZ BULUNMASI KARŞISINDA DAVACININ, BU DÖNEMDEN SONRA TARIM BAĞ-KUR SİGORTALISI OLMA YÖNÜNDE İRADESİNİ ORTAYA KOYUP KOYMADIĞI YÖNTEMİNCE ARAŞTIRILMALIDIR. TARIM BAĞ-KUR SİGORTALISI OLARAK YENİDEN TESCİLİ YAPILDIĞINA GÖRE, ÜRÜN BEDELİNDEN PRİM TEVKİFATI YAPILIP YAPILMADIĞI ARAŞTIRILMALI, SONUCUNA GÖRE KARAR VERİLMELİDİR.

"İçtihat Metni"

Davacı, 01.06.1995-01.06.2005 tarihleri arasında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava, hukuki nitelikçe, 01.03.1991 tarihinde 2926 sayılı Kanun´a tabi zorunlu tarım Bağ-Kur sigortalısı olarak kayıt ve tescili yapılan, ancak, 01.05.1994-15.05.1995 döneminde 506 sayılı Kanun kapsamındaki çalışması nedeniyle sigortalılığı 30.04.1994 tarihi itibariyle sona erdirilen, daha sonra da, ilk prim ödemesini (18.05.2005 tarihini) takip eden aybaşı olan, 01.06.2005 tarihinde yeniden başlatılan davacının; 01.06.1995 ile 01.06.2005 tarihleri arasındaki tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti istemine ilişkindir.

2926 sayılı Kanun´un 2 ve 3/b maddeleri kapsamında, kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyette bulunan kişiler, zorunlu tarım Bağ-Kur sigortalısı sayılmıştır. Ancak, anılan Yasa´nın 5. maddesi de; "Yasada öngörülen 3 aylık süre içinde Kuruma kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülüklerinin, kayıt ve tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren başlayacağı ve sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği" hükmünü içermektedir.

Yine, aynı Yasa´nın 6/b maddesi hükmüne göre de; bu Kanun´a göre sigortalı sayılanların diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamına tabi bir işte çalışmaya başlamaları halinde çalışmaya başladıkları tarihten bir gün öncesinden itibaren sigortalılıkları sona erecektir. Bu yönde; diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamındaki çalışmaların, kesintisiz ve sürekli biçimde devam etmiş bulunması halinde, bu dönem sonunda, 2926 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak hak ve mükellefiyetlerin başlaması, ancak, Bağ-Kur´a yeniden kayıt ve tescilin varlığı halinde mümkündür. Şüphesiz, anılan Yasa´nın 36. maddesi hükmüne göre, sigorta primlerinin ürün bedelinden tevkifat suretiyle kesilmesi, ya da doğrudan sigortalının Kuruma prim ödemesinde bulunması halinde de, bu işlemin; tarımda kendi adına ve bağımsız çalışan kişinin Kuruma yeniden kayıt ve tescili konusundaki iradesini ortaya koyduğunun kabulü gerekir.

Dava konusu somut olayda; 2926 sayılı Yasa´nın 10. maddesindeki kuruluşlardan olan K... Ziraat Odası´nda 21.05.1989 tarihinde başlayıp devam eden, K... Tarım Kredi Kooperatifi´nde 28.12.1993 tarihinde başlayıp devam eden kaydı bulunan davacının; 01.03.1991 tarihinde tarım Bağ-Kur sigortalısı olarak Bağ-Kur´a tescilinden sonra 01.05.1994 ile 15.05.1995 tarihleri arasında kesintisiz ve sürekli biçimde 506 sayılı Kanun kapsamında hizmet akdiyle çalıştığının çekişmesiz bulunması karşısında; davacının, bu dönemden sonra, yeniden tarım Bağ-Kur sigortalısı olma konusundaki iradesini yukarıda açıklanan esaslar çerçevesinde Kuruma karşı ortaya koyup koymadığı hususu yöntemince ve gereğince araştırılarak, sonucuna göre, 18.05.2005 günlü prim ödemesine dayanılarak, 01.06.2005 tarihi itibariyle, tarım Bağ-Kur sigortalısı olarak yeniden tescilinin yapıldığı da dikkate alınmak suretiyle; ürünün, kamu kuruluşlarınca satın alınması halinde, ürün bedelinden prim tevkifatının yapıldığı tarihi takip eden aybaşından, özel kişi ve kuruluşlarca satın alınması halinde ise, ürün bedelinden kesilen prim tutarının Bağ-Kur hesabına intikal ettirildiği tarihi takip eden aybaşından geçerli olmak üzere tarım Bağ-Kur sigortalılığının kayıt ve tesciline karar verilmelidir.

Açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 19.02.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2007/25088 E., 2008/1845 K.

EMEKLİLİK AYLIĞI

TARIM SİGORTALILIĞI

"İçtihat Metni"

Davacı, Sosyal Sigortalar Kurumu hizmet süreleri hariç olmak üzere Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun ve Bağ-Kur emeklilik aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Ş........ Ö......tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava , çakışan Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi zorunlu çalışmalar hariç 01.03.1986 - 12.04.2007 tarihleri arasında 2926 sayılı yasa kapsamında Tarım Bağ-kur sigortalılığın tespiti ve tahsise hak kazandığının tespiti istemine ilişkin olup ; mahkemece , çakışan SSK´lı süreler dışlanmak suretiyle davacının talebe konu dönemde tarım sigortalılığının tespitine karar verilirken , kuruma yapılmış bir tahsis başvurusu bulunmadığı ve tahsis şartlarının da mevcut olmadığından bahisle bu istemin reddine karar verilmiştir.

Davacının 01.03.1986 tarihinde re´sen tescille başlayan 2926 sayılı yasa kapsamındaki Tarım sigortalılığının yine davacı tarafından ve imzalanmak suretiyle kuruma ibraz edilen 27.12.1996 tarihli İB formu üzerine,kurumca sigortalılığın 01.01.1997 tarihi itibarıyla sonlandırıldığı; bilahare , davacının 15.04.1993 tarihinden itibaren kısa süreli SSK´na tabi zorunlu çalışmalarının tespiti üzerine de 01.01.1997 tarihinde verilen terkin iptal edilerek 14.04.1993 tarihi itibarıyla terk verildiği anlaşılmaktadır.

Davacı, kuruma ibraz ettiği 27.12.1996 tarihli İB formu ile, sigortalılığına esas tarımsal faaliyetinin sona erdiğini ve kurumdaki kaydının silinmesini beyan etmiş, kurumda buna itibar ederek 01.01.1997 tarihi itibarıyla terkin işlemi yapmıştır.Tarım sigortalıları kendi primlerini bizzat kendileri yatıran kişiler olup, terkine ilişkin beyanlarına bu nedenle itibar edilmesi gerekir.Yeter ki, bu beyanın sigortalıya ait olduğu ve irade beyanının geçerli olduğu konusunda aksine bir olgu bulunmasın.Terk beyanından sonraki dönemde ise , davacının tarımsal faaliyetini ortaya koyacak yeterli nitelikte delil bulunmadığı gibi, 2926 sayılı yasanın 5.maddesi gereğince sigortalılığın başlaması için gerekli şart olan tescil işlemi veya içtihatlarla bu nitelikte kabul edilen ürün teslimatına bağlı tevkifatın varlığı anlaşılamadığına göre 01.01.1997 tarihinden sonraki dönemin kabulüne hukuken imkan bulunmadığı anlaşılmaktadır.Ne var ki , mahkemenin bu dönemde , davacı tarafından ürün teslimatı yapıp yapmadığı yapmış ise ürün bedellerinden tevkifat yapılıp yapılmadığı hususunda araştırma yapmadığı görülmüştür.Mahkemece yapılacak iş ; yapılacak araştırma sonucu , anılan dönemde tevkifatın varlığı anlaşılırsa bu durum dikkate alınarak hüküm kurulması aksi halde davanın 01.01.1997 tarihinden sonraki kısmının reddine karar verilmesinden ibarettir.

Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu, yazılı şekilde karar tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde , davalı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 14.02.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2008/3302 E., 2008/3731 K.

SİGORTALI SAYILANLAR VE SAYILMAYANLAR

YAŞLILIK AYLIĞI

ZORUNLU SİGORTALILIK SÜRESİ

"İçtihat Metni"

Davacı, davalı kurum işleminin iptali ile 10.03.2006 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi E… P…. A… tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

 

1-Dava, davacının 10.3.2006 tarihi itibariyle yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de; yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir.

2-Davacının, 10.02.1981-31.8.1989 tarihleri arasında besicilik işi sebebiyle vergi kaydının bulunduğu, bu sebeple Kurum tarafından 1479 sayılı Yasa kapsamında 20.4.1982 tarihi itibariyle tescil edildiği, 14.3.2006 tarihli tahsis talebi üzerine ise, vergi kaydının anılan niteliği gereği davacının sigortalılığının 1479 sayılı Yasa kapsamında değerlendirilemeyeceğinin kabul edildiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamından davacının 27.12.1984-01.8.1997 tarihleri arasında Esnaf ve Sanatkarlar Birlik Ajanlığı kaydının mevcudiyeti de sabittir.

1479 sayılı Yasanın, "kanunun amacı, sigortalı sayılanlar ve sayılmayanlar" başlıklı 24. maddesinde değişiklik yapan ve 20.4.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasa ile yapılan düzenlemede, kendi adına ve hesabına çalışma koşuluna ek olarak "...gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar" için mükellefiyetin başlangıç tarihinden, "kendi adına ve hesabına bağımsız olarak çalışmakla beraber gelir vergisinden muaf olanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar" kayıt oldukları tarihten itibaren sigortalı sayılmaktadırlar. Anılan düzenleme gereğince davacının 20.4.1982 tarihinden, 2926 sayılı Tarım Bağ-Kur sigortalılığına dair yasanın Eskişehir´de uygulamaya başlandığı tarih olan 01.01.1985 tarihine kadar 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalı kabul edilmesi gereklidir.

3- Davacının 01.01.1985-01.8.1997 tarihleri arasında devam eden besicilik faaliyetinin ticari mi zirai mi olduğu hususunda bir araştırma yapılmamıştır. Yapılacak araştırma sonucunda davacının anılan dönemdeki faaliyetinin ticari olmadığının anlaşılması halinde, 2926 sayılı Yasa kapsamında sigortalılık koşulları yönünden değerlendirme yapılmalıdır.

4- 01.8.1997 sonrası tarımsal faaliyetine son verdiğinin anlaşılması halinde, 2926 sayılı Yasanın 6. maddesi nazara alınarak davacı, zorunlu sigortalılık süresi sonrası ilk prim ödeme tarihi dikkate alınarak, anılan tarihten başlamak üzere ve primi ödenen süreler kadar (öncelikle zorunlu sigortalılığa ait prim ve fer´ilerinden oluşan borca mahsubundan sonra kalanın değerlendirilmesi ile) isteğe bağlı Bağ-Kur sigortalısı olduğu kabul edilmeli, yaşlılık aylığı talebi hakkında,bu şekilde belirlenecek sigortalılık sürelerine göre ve tahsis talep tarihi gözetilerek belirlenecek prim borcunun ödenmesi için mehil verilmesi sonrası hüküm tesis edilmesi gerektiği gözetilmelidir.

Mahkemece, açıklanan maddî ve hukukî esaslar gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.03.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2008/18064 E., 2008/13127 K.

VEKALET ÜCRETİ

"İçtihat Metni"

Davacı, ürün bedelinden yapılan tevkifat nedeniyle 2926 sayılı Kanun kapsamında Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun ve 5458 sayılı yasadan yararlandırılması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, bozmaya uyarak ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi E.. T.. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Uyulan bozma ilamı doğrultusunda sürdürülen yargılama sonucunda, tekrar kısmen kabule karar verildiği halde, ilk hükümde davalı Kurum yararına vekalet ücretine hükmedilmesi yönünün bozma ilamı kapsamı dışında kaldığı yönü gözetilmeksizin hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Ne var ki; bu aykırılığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, karar bozulmamalı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 438. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmalıdır.

SONUÇ:Hüküm fıkrasının ondördüncü satırının devamına, "500,00 YTL vekalet ücretinin ise davacıdan alınarak, davalı Kuruma ödenmesine" ibaresinin yazılmasına ve kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 21.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2008/13679 E., 2008/12247 K.

SİGORTALILIĞIN TESPİTİ

"İçtihat Metni"

Davacı, ürün bedelinden yapılan tevkifat nedeniyle 2926 sayılı Kanun kapsamında Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davacının 01.03.1996-17.08.2006 dönemine yönelik kısım yönünden davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına ve fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar vermiştir.

Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi T.. Ö.. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Dava, teslim edilen ürün bedellerinden 2926 sayılı Kanunun 36 ncı maddesine göre Bakanlar Kurulu kararı ile prime karşılık gelmek üzere yapılan tevkifatlara dayanılarak 01.05.1995 - 07.08.2006 (dava) tarihleri arasında zorunlu tarım Bağ - Kur sigortalısı olunduğunun tespiti istemine ilişkin olup; mahkemece yürütülen yargılama sonunda, 01.03.1996 - 17.08.2006 dönemi yönünden Kurumca gerçekleştirilen geriye dönük tescil işlemi nedeniyle konusuz kalan davanın esası hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına, geri kalan dönem yönünden ise davacı vekilinin feragatı nedeniyle istemin reddine karar verilmiştir.

Davanın yasal dayanağı olan 2926 sayılı Kanunun "Sigortalılığın başlangıcı ve zorunlu oluşu" başlığını taşıyan 5 inci maddesinin birinci fıkrasında, "2 inci madde kapsamına girenler, on sekiz yaşını doldurdukları tarihi takip eden yıl başından itibaren sigortalı sayılırlar. Ancak, 7 nci maddede belirtilen süre içinde kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülükleri kayıt ve tescil edildikleri tarihi takip eden ay başından itibaren başlar.", ikinci fıkrasında, "Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemez ve kaçınılamaz." hükmü öngörülmüş olup; sigortalı olmak, kamu düzenine ilişkin, kişiye bağlı, vazgeçilemez ve kaçınılamaz hak ve yükümlülük doğuran bir hukuksal statü meydana getirmektedir. Kişilerin ve sosyal güvenlik kuruluşlarının bu statünün oluşumundaki rolü, yenilik doğurucu ve iradi bir durum değil, kanun gereği kendiliğinden oluşan statüyü belirlemekten ibarettir. Dolayısıyla, sosyal güvenlik hakkından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 91 inci maddesi kapsamında feragat olanaksızdır ve açılan sigortalılığın ve sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davadan da vazgeçilemez. Davacı, ancak, anılan Kanunun 185 inci maddesinde düzenlenen hakkını kullanabilir ve ileride yeniden dava açabilme hakkını saklı tutarak, davalının rızası ile davanın takibinden vazgeçebilir veya Kanunun 409 uncu maddesi hükmü gereğince davayı takip etmeyerek yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılması ve giderek davanın açılmamış sayılması sonucunu elde edebilir.

Bu nedenle; inceleme konusu davada mahkemece 01.05.1995 - 01.03.1996 dönemine ilişkin olarak davadan vazgeçilemeyeceği davacı vekiline bildirilmeli, feragat beyanının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 185 veya 409. maddelerinde düzenlenen haklardan birinin kullanımı niteliğinde olup olmadığı kendisine sorulmak suretiyle belirlenmeli, beyanın anılan anlamlarda kullanıldığı saptandığı takdirde duruma göre 185 veya 409. maddesinde öngörülen prosedür işletilmeli, aksi durumda ise, elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.

Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, yukarıda anılan döneme ilişkin olarak feragat nedeniyle istemin reddi yönünde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2007/20713 E., 2008/16617 K.

BAĞ-KUR SİGORTALILIĞININ TESPİTİ

"İçtihat Metni"

Davacı, Ziraat odası kaydına istinaden 01.01.1971 tarihinden itibaren Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, tarım ya da esnaf Bağ-Kur´u ayrımı yapmaksızın 1981 den beri devam eden Ziraat odası kaydı ve 01.01.1981 - 01.12.1985 arasında devam eden vergi kaydına istinaden sigortalılık başlangıç tarihinin 20.04.1982 olduğunun tespitine karar vermiştir.

Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Alparslan Koçak tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

2926 Sayılı Kanun yönünden; Sigortalılık hak ve yükümlülüğü tescille başlar. Anılan kanunun 5. maddesi "2 nci madde kapsamına girenler, on sekiz yaşını doldurdukları tarihi takip eden yılbaşından itibaren sigortalı sayılırlar. Ancak, 7 nci maddede belirtilen süre içinde kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülükleri kayıt ve tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren başlar" hükmünü içermekte olup; davacının bu kanun kapsamında tescil başvurusu bulunmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

2926 Sayılı Kanunun re´sen tescil ile ilgili 9. maddesinde yer alan "Bu kanuna göre sigortalı sayılanlardan, sigortalılıklarının başladığı tarihten itibaren üç ay içinde Kuruma kayıt ve tescillerini yaptırmayanların tescil işlemleri kurumca re´sen yapılır" hükmünün açıkça 2. maddeye göre Kanun kapsamında sayılan sigortalıların Kurumca re´sen tescil edilmeleri zorunluluğunu öngördüğü anlaşılmaktadır. Kaldı ki 5. maddede Tarım Bağ-Kur sigortalılığının zorunlu olduğu, sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağı ifade edilmiştir.

2926 Sayılı Kanuna tabi kişilerce 36. maddede sayılan kurum, şirket, işletme veya gerçek kişilere satılan ürün bedellerinden prim borcuna mahsuben %1 oranında kesinti yapılması ve bu kesintilerin anılan gerçek ve tüzel kişilerce ertesi ayın 20. günü akşamına kadar Bağ-Kur´a intikal ettirilmesi gerekir. İşte bu bağlamda sigorta primlerinin, ürün bedellerinden Bağ-Kur adına tevkif suretiyle, tahsili halinde kişinin yukarda izah edilen 5. maddede yer alan anlamda tescil işleminin bu tevkifat tarihinde gerçekleştiğinin kabulü gerekir.

Bu kapsamda davacının ürün bedellerinden tevkif suretiyle tahsil edilmiş herhangi bir prim kaydı bulunup bulunmadığı araştırılmış değildir. Öncelikle, davacının davaya konu dönemde herhangi bir Kurum, şirket, işletme veya gerçek kişiye tarımsal ürün satıp bu ürün bedelinden Bağ-Kur´a prim tevkifatı yapılıp yapılmadığı, tevkifatı yapan özel şirket ya da gerçek kişi ise tevkifatın Bağ-Kur´a intikal edip etmediği usulünce araştırılmalıdır. Herhangi bir ürün teslim edilmediği veya teslim edilen ürün bedellerinden Bağ-kur prim tevkifatı yapılmamış olduğunun anlaşılması halinde tescilin gerçekleşmiş olduğundan söz edilemeyeceğinden, salt tarımsal faaliyetin süregeldiğinden bahisle geriye dönük olarak sigortalılık tescili yapılamaz. Zira 1479 sayılı Esnaf Bağ-Kur ve 2926 sayılı Tarım Bağ-Kur yasalarında 506 sayılı Yasanın 79 maddesine mümas herhangi bir düzenleme bulunmadığından anılan yasalar çevresinde geriye yönelik hizmet tespiti suretiyle sigortalılık kazanılmasına da yasal olanak yoktur.

1479 Sayılı Kanun yönünden; Anılan Kanun, zorunlu sigortalılık şemsiyesi altına alınan "Esnaf ve Sanatkârlar ve diğer bağımsız çalışanlara" kanunda yazılı sosyal güvenlik hükümlerini uygulama amacını taşımakta olup, aynı yasanın 24/1-a ve 25.maddelerinde Bağ-Kur sigortalılığının, gelir vergisi mükellefiyetinin başladığı tarih esas alınarak belirlenmesi ölçütünü getirirken; 26.madde ile de, sigortalı olma hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağını, ayrıca, bu kanuna göre sigortalı sayılanların, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren üç ay içinde kuruma başvurarak kayıt ve tescil yaptırmalarının zorunlu olduğunu, aksi durumda, Kurum tarafından re´sen tescil işleminin yapılacağını hükme bağlamıştır.

Buna karşın, 1479 Sayılı Kanunda sigortalılık hak ve mükellefiyetlerinin belirli tarihlerden başlatılmasını zorunlu kılan düzenlemelere bakıldığında ise; gerek 1479 Sayılı Yasanın ek geçici 13. maddesi, gerek bilahare Anayasa mahkemesince tüm maddeleriyle iptal edilen 619 sayılı KHK ve gerekse, 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı yasa ile eklenen 1479 sayılı yasanın geçici 18. maddesi ile getirilen düzenlemelerde ortak nokta, tescilin belirtilen tarihlerden sonra yapılmasına karşın kanunda tanınan süreler içinde borçlanma hakkının kullanılabilecek olmasıdır. 1479 sayılı Yasanın geçici 18. maddesi hükmünde belirtilen şartları yerine getiren kişiler, maddede belirtilen sürelere ilişkin prim tutarlarını ödeyerek o döneme ilişkin süreleri sigortalı saydırabileceklerdir. Bu düzenleme ile borçlanma hakkı, 04.10.2000 tarihinden sonra zorunlu sigortalı olarak Bağ-Kur´a tescil edilmiş olanlardan, daha önce vergi kaydı bulunanlara tanınmıştır. Yine, aynı maddede sigortalılık hak ve yükümlülüklerinin başlaması için öngörülen tarihlerden itibaren, borçlanma hakkı belirtilen bu süreler dâhilinde kullanılmalıdır. Bu süreler içinde borçlanma hakkının kullanılmaması halinde ise, sonrasında Bağ-Kur sigortalılığının tespitine olanak bulunmamaktadır.

Bu bilgiler ışığı altında, muhtarlık görevinden dolayı 28.03.2004 tarihinde tescil edilen davacının 4956 Sayılı Kanun ile 1479 Sayılı Kanuna eklenen geçici 18. maddeden istifade etmeden milat olarak tanımlanan 04.10.2000 tarihinden öncesine ilişkin geriye dönük tescili mümkün değildir.

Anılan maddeden istifade için, sigortalının 02.08.2003 tarihinden başlayarak altı (6) aylık süre içerisinde (02.02.2004 tarihine kadar) vergiye kayıtlı olunan süre için borçlanma istemi olup olmadığı araştırılıp sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, bu konuda araştırma yapmaksızın yazılı gerekçe ile davanın kabulü isabetsizdir.

Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, eksik araştırma, inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 23.12.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2007/13900 E., 2008/14582 K.

HİZMET TESPİTİ

SİGORTALILARIN HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLERİ

TARIM BAĞ-KUR SİGORTALILIĞININ TESPİTİ

"İçtihat Metni"

Davacı, 506 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılık süresiyle çakışan dönemler dışında, 01.03.1988-26.12.1992 tarihleri arasındaki sürede 2926 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi E T tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununun 2. maddesi kapsamına giren; "Kanunla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulan sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın 3 üncü maddenin (b) bendinde tanımlanan tarımsal faaliyetlerde bulunanlar...", Kanunun 7. maddesi uyarınca sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren en geç üç ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmak zorundadırlar. Bu Kanuna göre sigortalı sayılanlardan Kanun kapsamına girdikleri tarihten itibaren üç ay içerisinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmayanların tescil işlemi Kurumca resen yapılarak, Kanunun 5. maddesi hükmü ile tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren sigortalı sayılacaklar, öngörülen süre içinde kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülükleri ise kayıt ve tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren başlayacaktır.

Kuruma kayıt ve tescil konusunda bir başvuru ya da resen tescil bulunmasa da Yasa kapsamına girenlerin prim borçlarının ürün bedellerinden kaynakta, "prim tevkifatı" suretiyle kesilmesi kayıt ve tescil iradesi anlamında olup, kesintiyi takip eden aybaşından itibaren sigortalılık hak ve yükümlülükleri doğacaktır.

Tesbit davaları bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının saptanmasına yönelik davalardır.

Tarım Bağ-Kur sigortalılığının yasal dayanağını oluşturan 2926 sayılı Kanunda, bildirimsiz kalan sigortalılar için 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesinde öngörülen "hizmet tespiti" davasına koşut bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Anılan düzenlemede, kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülüklerinin kayıt ve tescil edildikleri tarihi takiben başlayacağının hükme bağlanmış olması karşısında; kayıt ve tescil, ya da tescil yerine geçen iradi prim ödemesi veya prim tevkifatı öncesine isabet eden tarımsal faaliyet ve buna dayalı "Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti" söz konusu olamayacaktır…"(HGK , 03.10.2007 t., 2007/10-658 E., 2007/718 K.)

01.12.1989 tarihi itibariyle 2926 sayılı Yasa kapsamında tescili sağlanmış olan davacının sigortalılık başlangıcının, muhtar tarafından geç bildirim yapıldığı gerekçesi ve tarımsal faaliyete ilişkin kuruluş kayıtlarından hareketle 01.03.1988 tarihi olarak tespitine olanak bulunmadığı yönü gözetilmeksizin, geçmişe yönelik tespit hükmü kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Ne var ki bu aykırılığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, karar bozulmamalı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 438. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmalıdır.

SONUÇ:Hüküm fıkrasının (3) numaralı bendinin birinci satırında yer alan "01.03.1988" tarihinin silinmesine, yerine, "01.12.1989" tarihinin yazılmasına ve kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 11.11.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2007/12329 E., 2008/13700 K.

DAVA AÇMA SÜRESİ

SİGORTALILIK SÜRESİNİN TESPİTİ

"ÖZET"

2926 SAYILI KANUN´UN 57 VE 1479 SAYILI KANUN´UN 73. MADDESİNDE ÖNGÖRÜLEN İTİRAZ SÜRESİ GEÇTİKTEN SONRA HİZMET TESPİTİ DAVASI AÇILMAYACAĞININ KABULÜ, SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU* NUN TEMEL İLKELERİNE VE SOSYAL GÜVENLİK HAKKININ VAZGEÇİLMEZLİĞİ VE KAÇINILMAZLIĞINA AYKIRI OLDUĞU GİBİ, 2926 SAYILI YASA YNIN 5 VE 7. MADDELERİ İLE DE ÇELİŞKİLİDİR.

"İçtihat Metni"

Davacı, 01.08.1985-31.12.1989 ile 01.01.1992-29.06.2006 tarihleri arasında ve halen tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.

Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava, hukuki nitelikçe, davacının 01.08.1985-31.12.1989, 01.01.1992-29.06.2006 tarihleri arasında ve halen tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, davacının tarım Bağ-Kur sigortalılığının 15.04.1997 tarihinde yapılan prim tevkifatına dayalı olarak 01.05.1997 tarihi itibariyle başlatılmasına ilişkin Kurum işlemine bir yıllık yasal süre içinde itiraz edilmediğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir.

Davanın yasal dayanaklarından olan 2926 sayılı Yasa´nın "itiraz" başlığını taşıyan 57. maddesi, "sigortalılar ve hak sahiplerinin, bu kanun hükümlerinin uygulanması hakkında Kurumca yapılacak tespit ve kararlara karşı bildirim tarihinden sonraki bir yıl içinde görevli mahkemeye başvurabilecekleri" hükmünü içermekte ise de; anılan madde, 4956 sayılı Kanun´un 56/d maddesi ile 02.08.2003 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırılarak aynı yasa ile 2926 sayılı Kanun´a eklenen ek 3. maddede, bu konuda, 1479 sayılı Kanun´un 73. maddesinin uygulanacağı ifade edilmiştir. 1479 sayılı Kanun´un 73. maddesinde de 2926 sayılı Kanun´un yürürlükten kaldırılan 57. maddesine benzer biçimde, "sigortalıların, bu Kanun hükümlerinin uygulanması hakkında Kurumca yapılacak saptamaya karşı, bildirim tarihinden sonraki bir yıl içinde yetkili mahkemeye başvurabilecekleri" hükmüne yer verilmiştir.

Davada uyuşmazlık; 2926 sayılı Kanun kapsamında zorunlu tarım Bağ-Kur sigortalılığına ilişkin olarak Kurumca yapılan saptama üzerine, bir yıllık yasal süre içinde itiraz edilmemesine rağmen, bu sürenin geçirilmesinden sonra sigortalı tarafından Kuruma karşı sigortalılık süresinin tespitine yönelik hizmet tespiti davası açılıp açılamayacağı konusunda olup, bu uyuşmazlığın çözümü de öncelikle, anılan madde kapsamının belirlenmesini gerekli kılmaktadır.

2926 sayılı Kanun´un "sigortalılığın başlangıcı ve zorunlu oluşu" başlığını taşıyan 5. maddesinin birinci fıkrasında, "2. madde kapsamına girenler, 18 yaşını doldurdukları tarihi takip eden yılbaşından itibaren sigortalı sayılırlar. Ancak 7. maddede belirtilen süre içinde kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve mükellefiyetleri kayıt ve tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren başlar", 2. fıkrasında da "bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemez ve kaçınılamaz" hükmü öngörülmüştür. Yasal koşulların varlığı halinde sigortalı olmak; kamu düzenine ilişkin, kişiye bağlı, vazgeçilemez ve kaçınılamaz hak ve yükümlülük doğuran bir hukuksal statü meydana getirmekte olup, kişilerin ve sosyal güvenlik kuruluşlarının bu statü durumunun oluşmasındaki rolü; yenilik doğurucu ve inşai bir durum değil, kanun gereği kendiliğinden oluşan statüyü belirlemekten ibarettir. Bu nedenledir ki, sosyal güvenlik hakkından HUMK´nın 91. maddesi kapsamında feragat olanaksızdır. Bu bağlamda, gerek 2926 sayılı Kanun´un 57. maddesi, gerekse 1479 sayılı Kanun´un 73. maddesinde öngörülen itiraz süresinin geçirilmesi sonucu olarak, Kurumca yapılan bu saptama dışında, sosyal güvenlik hakkının düştüğü, bu süre dışında hizmet tespiti davası açılamayacağının kabulü; Sosyal Güvenlik Hukuku´nun temel ilkeleri, sosyal güvenlik hakkının kendine özgü özellikleri ile vazgeçilemez ve kaçınılamaz niteliğine aykırı olacağı gibi, 2926 sayılı Kanun´un anılan 5. ve 7. maddeleri hükmü ile de çelişecektir.

Hal böyle olunca da, 2926 sayılı Kanun´un 57. ve 1479 sayılı Kanun´un 73. maddesi kapsamına, sosyal güvenlik hakkının özüyle ilgili konuların dahil edilemeyeceğinin kabulü zorunlu olduğu gibi, bir yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmesinin hukuki sonucu, sadece, anılan maddenin öngördüğü kapsam ve prosedür çerçevesinde bir kesinleşme olup, yoksa, bu madde dışında, sigortalılığın tespitinin istenmesine ve mahkemenin de bu yolda karar vermesine karşı yasal bir engel bulunmamaktadır.

Nitekim, 5510 sayılı Kanun´un 5754 sayılı Kanunla değişik "yürürlükten kaldırılan hükümler" başlığını taşıyan 106. maddesinin 4. fıkrası hükmüyle, 2926 sayılı Kanun tümüyle yürürlükten kaldırıldığı gibi, 2. fıkrası hükmüyle de 1479 sayılı Kanun´un 83, 84, geçici 10 ve ek geçici 6. maddeleri hariç diğer maddeleri, bu bağlamda, 73. maddesi yürürlükten kaldırılmış; anılan Kanun´un "bildirim" başlığını taşıyan 42. maddesi hükmünde ise, kurumca yapılacak bildirimlere karşı herhangi bir itiraz süresi öngörülmemiştir.

Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, yanılgılı değerlendirme sonucu işin esasına girilmeksizin yazılı biçimde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), bozmanın niteliğine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istem halinde davacıya iadesine, 30.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2007/7134 E., 2007/12524 K.

TALEPLE BAĞLILIK

TARIM BAĞ-KUR SİGORTASI

"ÖZET"

ZORUNLU SİGORTALILIĞIN TESPİTİ İÇİN HER ZAMAN DAVA AÇILABİLİR. BU DURUMDA, TARIM BAĞ-KUR SİGORTALILIĞININ TESPİTİNE İLİŞKİN DAVADA TALEPLE BAĞLI KALINARAK KARAR VERİLMELİDİR.

"İçtihat Metni"

Davacı, 01.01.1995-31.12.1996 tarihleri arasında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Davacı, 01.01.1995-31.12.1996 tarihleri arasında 2926 sayılı Yasa uyarınca tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitini istemiştir.

Mahkemece, Tarım Bağ-Kur sigortalılığının zorunlu sigortalılık niteliğinde olması nedeniyle taleple bağlı kalınmayarak ilk prim kesintisinin yapıldığı 10.09.1994 tarihini takip eden aybaşı olan 01.10.1994 tarihinden davacının Esnaf Bağ-Kur sigortalılığının başladığı tarihten önceki son kesinti tarihi olan 20.05.1997 tarihine kadar sigortalılığına karar verilmişse de varılan sonuç doğru değildir.

Toplanan delillerden davacının 01.10.1994-20.05.1997 tarihleri arasında tanmsal faaliyetinin olduğunun kabulü doğrudur.

Ancak; HUMK´nın 74. maddesinin emredici hükmü gereği hakim, kural olarak iki tarafın iddia ve savunmaları ile bağlı olup talepten fazlasına veya başka bir şeye hüküm veremez.

Davacı, dava dilekçesinde ve yargılama aşamasında dava edilen dönemin kabulü halinde emekliliğe hak kazanabileceğini, bu nedenle talebini 01.01.1995-31.12.1996 tarihleri İle sınırladığını bildirmiştir. Davacının bu talebi zorunlu sigortalılığından vazgeçme niyetinde olmayıp davacı her zaman zorunlu sigortalılığı olduğu dönemler için dava açabilir. Bu durumda davacının talebi ile bağlı kalınarak sigortalılığının 01.01.1995-31.12.1996 tarihleri arasında geçerli olduğuna karar verilmesi gerekirken HUMK´nın 74. maddesine aykırı biçimde talebi aşması usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir. O halde, davalı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 10.07.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2006/14933 E., 2007/9707 K.

BAĞ-KUR

EŞİN SAĞLIK YARDIMINDAN YARARLANMASI

"ÖZET"

YAŞLILIK VE MALULLÜK AYLIĞI BAĞLANANLAR İLE BUNLARIN EŞ VE BAKMAKLA YÜKÜMLÜ OLDUKLARI ÇOCUKLARI, DİĞER SOSYAL GÜVENLİK KANUNLARINA VE ÖZEL KANUNLARA GÖRE FAYDALANMAMALARI KOŞULUYLA, SAĞLIK YARDIMLARINDAN YARARLANIRLAR. SAĞLIK YARDIMLARININ YAPILDIĞI SIRADA PRİM BORCU BULUNDUĞU İÇİN KENDİ SİGORTALILIĞINDAN YARARLANAMAYAN KİŞİ, EŞİNİN SAĞLIK YARDIMLARINDAN YARARLANABİLİR.

"İçtihat Metni"

Davacı, davalı Kuruma 5.148.00 YTL borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.

Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Davacı, eşine yapılan sağlık yardımlarından dolayı borçlu olmadığının tespitini istemiştir.

Mahkemece, davacının eşi olan Müfide´nin kendi sigortalılığından dolayı sağlık primi ödemesi ve sağlık karnesi alarak sağlık yardımlarından yararlanması gerektiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, bu sonuç usul ve yasaya uygun değildir.

Bu yönüyle davanın yasal dayanağı belirgin olarak 1479 sayılı Yasa´nın ek 11. maddesidir. Anılan maddede; sağlık sigortası yardımlarından 1479 sayılı Kanun´a göre sigortalı olanlar yanında yaşlılık ve malullük aylığı bağlananlar ile bunların eş ve bakmakla yükümlü olduklan çocuklarının diğer sosyal güvenlik kanunlarına ve özel kanunlara göre, sağlık yardımından faydalanmamaları durumunda yararlanacaklar hükmü öngörülmüştür. Somut olayda, davacının 1479 sayılı Yasa´ya göre 18.04.1981 tarihinden itibaren sigortalı olduğu 01.11.2004 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı aldığı, eşi Müfide´nin ise, 08.01.1993-31.12.2005 tarihleri arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olduğu ve 31.03.2006 tarihi itibarıyla zorunlu sigortalılık dönemine ilişkin olarak prim borcunun bulunmadığı dosya içerisinde bulunan hesap ekstresi içeriğinde görülmektedir.

Davaya konu sağlık harcamalarının 05.03.2003 tarihi itibarıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. Davacının eşi Müfide´nin kendi zorunlu Bağ-Kur sigortalılığına ilişkin olarak prim borçlannı Ödemiş olduğu anlaşıldığına göre davalı Kurumun sağlık yardımlarından yararlanabileceği açıktır. Öte yandan, sağlık yardımlarının yapıldığı sırada pirim borcu bulunması nedeniyle kendi sigortalılığından dolayı sağlık yardımlarından yararlanamayacağının kabulü halinde de eşi olan davacıdan dolayı sağlık yardımlarından yararlanabileceğinin kabulü gerekir. Bundan başka, davalı Bağ-KuKun sağlık karnesi düzenlediği sırada gerekli araştırma ve uyarı görevini yapmadan davacının eşini önce sağlık yardım-lanndan yararlandırması ve sonra da yasal yükümlülüğü gereği yaptığı sağlık yardımlarını geriye istemesi MK´nın 2. maddesinde yazılı iyiniyet kuralına da aykırıdır.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın davanın kabulü yerine yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA),

temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 14.06.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2007/23329 E., 2008/12371 K.

TARIM BAĞ-KUR SİGORTALISI OLDUĞUNUN TESBİTİ

"İçtihat Metni"

Davacı, ilk kesinti tarihinden itibaren S.S.K. ve Bağ-Kur sigortalılığı dışında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M….. Ç…. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,

2-Dava, davacının ilk Prim kesintisinin yapıldığı tarihi takip eden ay başından itibaren SSK ve Bağ-Kur kapsamındaki çalışmaları dışında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbiti istemine ilişkindir.

Mahkemece istemin kabulüne karar verilmiştir.

Davanın, yasal dayanağını oluşturan 2926 sayılı Yasa´da 506 sayılı Yasa´nın 79.maddesine koşut geçmiş tarım Bağ-Kur hizmetlerinin tesbitine ilişkin bir düzenleme mevcut değildir. 2926 sayılı Yasa´nın 7. maddesi hükmüne göre, bu yasaya göre, sigortalı sayılanlar, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren en geç üç ay içinde Kurum´a başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmak zorundadırlar. Anılan Yasa´nın 5. maddesi ile 7. madde de belirtilen süre içinde kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülüklerinin kayıt ve tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren başlayacağı hükmü getirilmiştir. 2926 sayılı Yasa´nın 2. ve 3. maddeleri kapsamında, kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyette bulunanlardan yasanın uygulanma tarihinde 50 yaşını dolduran kadınlarla, 55 yaşını dolduran erkekler dışındakiler bakımından tarım Bağ-Kur sigortalılığı zorunlu sigortalılık niteliğinde bulunmaktadır. Başka bir ifade ile sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçip kaçınmak mümkün değildir. Diğer yandan resen tescil başlığını taşıyan 9.maddeye göre bu yasa kapsamında sigortalı sayılanların sigortalılıklarının başladığı tarihten itibaren 3 ay içinde Kurum´a kayıt ve tescilini yaptırmayanların tescil işlemlerinin Kurum´ca re´sen yapılması gerekmektedir. 2926 sayılı Yasa´nın 36.maddesi kapsamında Kurum´un prim alacaklarını Bakanlar Kurulu Kararı ile ürün bedellerinden tevkifat suretiyle tahsil etmesi mümkündür. Bu bağlamda 2.madde kapsamına girenlerin belirtilen şekilde prim borçlarının ürün bedellerinden tevkifat suretiyle kesilerek Bağ-Kur´a ödenmesi halinde kayıt ve tescil için kurum´a başvuru olmasa dahi bahse konu biçim de prim ödenmesi suretiyle kayıt ve tescil konusundaki iradelerini ortaya koydukları tartışmasızdır. Bağ-Kur´un iş bu prim ödenmesine rağmen, sigortalıyı re´sen kayıt ve tescil etmemesi yasanın kendisine yüklediği re´sen tescil mükellefiyetine aykırılık teşkil etmektedir. 2926 sayılı Yasa´nın 10.maddesine göre, kayıt ve tescil işlemlerinde Valilik, Kaymakamlık, Özel İdare, Belediye, Muhtarlık ve Nüfus İdareleri kayıtları ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, kanunla kurulu meslek kuruluşlarının, tarım satış kooperatifler kanununa göre kurulan pancar ekicileri İstihsal Kooperatifleri ile Birliği, T.Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi ve tarım kesimine yönelik faaliyette bulunan milli bankaların kayıtlarının esas alınacağı bildirilmiştir. Bu kayıtların tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmanın yasal karinesi olduğu ortadadır.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının 11.09.1995 tarihinden itibaren de Tarım Kredi Kooperatifine üye olduğu, Pancar ekicileri Kooperatifine üyeliğinin bulunmadığı, sattığı ürün bedellerinden ilk prim kesintisinin 20.06.2000 tarihinde yapıldığı, sonraki yıllarda; 2002,2004 ve 2005 yılında ürün bedellerinden prim kesintisinin yapıldığı başkaca kesintinin yapılmadığı,davacının temyiz dilekçesine ekli belgede ise 20.05.1997 tarihinde kesinti yapıldığının bildirildiği görülmektedir.

Yapılacak iş, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş Çorum Şeker Fabrikasından gönderilen 16.06.2006 tarihli belge ile aynı kuruluşa ait 27.09.2006 tarihli belgeler arasındaki çelişkiyi gidermek, davacının satmış olduğu ürün bedelinden yapılan ilk kesinti tarihini hiçbir şüphe ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlemek ve dosyadaki tüm delilleri birlikte değerlendirerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

Kabule göre de, davacının 2003 yılındaki 86 gün ve 2004 yılındaki 22 günlük kısa süreli SSK´lı çalışmalarının dışlanması suretiyle tesbit kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde,tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine , 14.07.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2007/23595 E., 2008/12372 K.

TARIM BAĞ-KUR SİGORTALILIĞININ TESPİTİ

ZORUNLU SİGORTALILIK

"İçtihat Metni"

Davacı, 30.11.1992-1.4.2006 tarihleri arasında S.S.K. sigortalılığı dışında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğıunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.

Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M….. Ç…. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, davacının 30.11.1992 ile 01.04.2006 tarihleri arasında 543 günlük 506 sayılı yasaya tabi çalışmaları dışında 2926 sayılı yasaya tabi sigortalı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

Gerçekten Tarım Bağ-Kur sigortası kapsamında kesintisiz tarımsal faaliyetin bulunduğunun anlaşıldığı hallerde, 506 sayılı yasa kapsamındaki kısa süreli çalışmaların 2926 sayılı yasa kapsamındaki sigortalılığı tümden sona erdirmeyeceği, 2926 sayılı yasanın 36 ve 10.maddesindeki şartların da gerçekleşmesi halinde 506 sayılı yasa kapsamındaki kısa süreli çalışmalar dışında kalan süreler bakımından Tarım Bağ-Kur sigortalısı olunduğunun kabulünün gerekeceği, 506 sayılı yasa kapsamındaki çalışmaların uzun süreli olduğu hallerde ise, tarımsal faaliyetin kesintiye uğradığının ve SSK´lı çalışmanın sona ermesinden sonra, 2926 sayılı yasa kapsamında sigortalılığın yeniden başlatılabilmesi için, talepte bulunulması, doğrudan prim yatırılması veya aynı yasanın 36.maddesine göre ürün bedelinden tevkifat yapılması yoluyla yeniden kayıt ve tescil yolundaki iradenin ortaya konulması gerektiği dairemizin giderek Yargıtay´ın yerleşmiş görüşlerindendi.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının 2926 Salı yasanın 10. maddesinde sayılan kurum ve kuruluşlardan bir bölümünde kaydının bulunmadığı doğrudur.Ancak davacının 02.07.1986 tarihli giriş bildirgesine göre muhtar beyanı esas alınarak 01.08.1986 tarihinden itibaren 2926 sayılı yasa kapsamında sigortalı olarak resen tescil edildiği, 1998-27.11.2006 tarihleri arasında Ziraat odasına üye olduğu, 1985-2001 tarihleri arasında çiftçilik yaptığı, belediye kayıtlarında 10 dönüm taşınmaz kaydının bulunduğu, öte yandan 01.12.1992-30.09.1993 tarihleri arasında 240 gün, 1997/2 ve 3. dönemlerde 114 gün,01.10.1997-30.03.1998 tarihleri arasında 179 günlük çakışan 506 sayılı yasa kapsamındaki zorunlu sigortalı çalışmalarının kısa süreli olduğu ve aynı mahkemenin 14.03.2007 tarih ve 2007/5 esas, 2007/111 karar sayılı ilamı ile İB formuna rağmen Kurum ihtilaf çıkartmadığından davanın reddine karar verildiği dosya içerisindeki bilgi ve belgelerle köy muhtarının ve tanığın yeminli anlatımlarından açıkça anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca da kısa süreli SSK´lı çalışma Kurum tarafından resen tescil edilen davacının tarım Bağ-Kur statüsünü ortadan kaldırmayacağından, davacının 30.11.1992 tarihi ile Kurum tarafından yeniden tescil edildiği 01.04.2006 tarihleri arasında, kısa süreli SSK´lı çalışmaları dışlanmak suretiyle 2926 sayılı yasa kapsamında sigortalı olduğunun kabulü gerekirken istemin tümden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 14.07.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2007/24355 E., 2008/13046 K.

BAĞ-KUR SİGORTALILIĞININ TESBİTİ

FAZLAYA İLİŞKİN TALEP

"İçtihat Metni"

Davacı, Ekim 1984 tarihinden itibaren tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi T…. Ç…. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava ,davacının 1984 tarihinden itibaren 2926 sayılı Yasaya tabi sigortalı olduğunun tesbiti istemine ilişkindir.

Mahkemece istemin kısmen kabulüne karar verilmiş ise de varılan sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.

Hakimin son oturumda tutanağa yazdırıp tefhim ettiği karar, esas karar olup, sonradan yazılan gerekçeli kararın bu karara aykırı olmaması gerekir. Oysa zaptın 18.10.2007günlü oturumda tefhim edilen kısa karar da "Davacının teslim ettiği ürün bedelinden ilk kesintinin yapıldığı 24.07.2000tarihini takip eden aybaşı olan 01.08.2000 tarihinden dava tarihi olan 16.05.2007 tarihine kadar ( SSK kapsamındaki çalışmaları dışında kalan sürelerde)tarım Bağ-kur sigortalısı olduğunun tesbitine ,fazlaya ilişkin talebin reddine "şeklinde hüküm kurulmuş olmasına rağmen gerekçeli kararda "Davacının teslim ettiği ürün bedelinden ilk kesintinin yapıldığı 24.07.2000tarihini takip eden aybaşı olan ,fazlaya ilişkin talebin reddine" şeklinde yazılmak suretiyle gerekçeli kararın kısa karara aykırı olduğu zaptın ve kararın incelenmesinden açıkca anlaşılmaktadır.

Bu durumda, konuyla ilgili 10.4.1992 günü ve 991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bu aykırılığın giderilmesi suretiyle gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gereği açıktır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazların kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı Kurumun diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 15.07.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2007/24695 E., 2008/12856 K.

BAĞ-KUR SİGORTALILIĞININ TESBİTİ

"İçtihat Metni"

Davacı, ilk kesinti tarihi ile dava tarihi arası tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi N…. F…. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davalı kurum vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,

2-Dava, davacının teslim ettiği ürün bedelinden yapılan ilk kesinti tarihini takip eden ay başından itibaren 2926 sayılı Yasaya tabi tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, kesinti ve tanık anlatımları dikkate alınarak, davacının 01.06.1996-31.12.2000 tarihleri arasında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbitine karar verilmiştir.

2926 sayılı Yasa´da 506 sayılı Yasa´ya koşut geçmiş hizmetlerin tespitine olanak tanıyan bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca, 2926 sayılı Yasa´nın 7. maddesi hükmüne göre, bu yasaya göre sigortalı sayılanlar, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren en geç üç ay içinde Kurum´a başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmak zorundadırlar. Anılan yasanın 5. maddesi ile 7. maddede belirtilen süre içinde kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülüklerinin kayıt ve tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren başlayacağı hükmü getirilmiştir.

Öte yandan, re´sen tescil başlığını taşıyan 9. maddeye göre bu yasa kapsamında sigortalı sayılanların sigortalılıklarının başladığı tarihten itibaren 3 ay içinde Kurum´a kayıt ve tescillerini yaptırmayanların tescil işlemlerinin Kurum´ca re´sen yapılması gerekmektedir. 2926 sayılı Yasa´nın 36. maddesi kapsamında Kurum´un prim alacaklarını Bakanlar Kurulu Kararı ile ürün bedellerinden tevkifat suretiyle tahsil etmesi mümkündür. Bu bağlamda 2. madde kapsamına girenlerin belirtilen şekilde prim borçlarının ürün bedellerinden tevkifat suretiyle kesilerek Bağ-Kur´a ödenmesi halinde kayıt ve tescil için Kurum´a başvuru olmasa dahi bahse konu biçimde prim ödenmesi suretiyle kayıt ve tescil konusundaki iradelerini ortaya koydukları tartışmasızdır. Başka bir anlatımla sadece prim tevkifatının yapıldığı hallerde tevkifat tarihini izleyen aybaşından itibaren tarım Bağ-Kur sigortalılığının kabulü mümkündür.

Yapılan incelemede davacının Ziraat Odası, Tarım Kredi Kooperatifi ve Pancar Ekicileri Kooperatifi kaydının bulunmadığı, sattığı ürün bedelinden ilk prim kesintisinin 20.05.1996 tarihinde yapıldığı, bu tarihten sonra Bağ-kur prim kesintisinin yapılmadığı, tarım Bağ-Kur sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin bulunmadığı görülmektedir.

Mahkemece kesintinin bulunduğu 01.06.1996-31.12.1996 tarihleri arasındaki dönem yönünden verilen tesbit kararı yerinde ise de, prim kesintisinin bulunmadığı 1.1.1997-31.12.2000 tarihleri arasındaki döneme ilişkin istemin soyut tanık beyanı ve zabıta araştırmasına dayalı olarak kabul edilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 15.07.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2007/20103 E., 2008/5999 K.

BAĞ-KUR SİGORTALILIĞININ TESBİTİ

"İçtihat Metni"

Davacı, 1988 yılından 2.4.2007 tarihine kadar kısa süreli SSK sigortalılığı dışında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,

2-Dava davacının 1988 yılından dava tarihi olan 2.4.2007 tarihine kadar kısa süreli SSK sigortalılığı dışında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun istemine ilişkindir.

Mahkemece davacının kısa süreli SSK sigortalılık süreleri dışlanarak 01.04.1988-02.04.2007 tarihleri arasında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmiştir.

506 sayılı Yasa kapsamındaki kısa süreli çalışmaların 2926 Yasa kapsamındaki sigortalılığı tümden sona erdirmeyeceği, 2926 sayılı Yasa´nın 36. ve 10. maddesindeki şartlarında gerçekleşmesi halinde 506 sayılı Yasa kapsamındaki kısa süreli çalışmalar dışında kalan süreler bakımından tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun kabulünün gerekeceği, ancak tarım Bağ-Kur sigortalısı sayılabilmesi için tarımsal faaliyetin devam ettiğinin ispatı gerekecektir. Somut olayda davacının 1.4.1988 tarihi itibariyle re´sen tescil edildiği, 1988 yılında 103, 1991 yılında 62, 1996 yılında 90, 1997 yılında 288, 1999 yılında 40, 2000 yılında 106, 2006 yılında 97 gün 506sayılı Yasa´ya tabi sigortalı olarak çalıştığı, davalı kurumca ilk defa 506 sayılı Yasa´ya tabi olarak çalışmaya başladığı tarihten 1 gün önce 9.8.1988 tarihinde terkin edildiği zirai taşınmazının bulunmadığı, ziraat odasına kaydının 15.08.2001 tarihinde başladığı, 1988-2007 yılları arasında tarımsal kredi kullanmadığı ve tarım kredi kooperatifine ortak olmadığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar zabıta araştırmasında davacının babasından kalma arazide kardeşiyle ortak olarak tarımsal faaliyette bulunduğu, faaliyetin devamlı ve sürekli olduğu belirtilmiş ise de babasının tarlasının olup olmadığı sattığı ürün bedelinden prim kesintisi yapılıp yapılmadığı konusunda araştırma yapılmadan sonuca gidildiği görülmektedir.

Mahkemece davacı davalı kurumaca 1.4.1988-9.8.1988 tarihleri arasında sigortalı olarak kabul edildiğinden bu dönem istemle ilgili tespit kararı verilmesinde hukuki yarar bulunmadığı halde bu dönemle ilgili tespit kararı verilmesi ayrıca davacının SSK çalışmasının sona erdiği 9.8.1988 tarihinden sonra tarımsal faaliyetinin devam ettiği kanıtlanamadığı halde eksik araştırma ve hatalı değerlendirme sonucu 9.8.1988-2.4.2007 tarihleri arasındaki dönemde sigortalı olduğunun tespitine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.

Yapılacak iş; ihtilaf konusu olan dönemde davacının zilyetliğinde babasından kalma zirai taşınmaz bulunup bulunmadığı, davacının sattığı ürün bedelinden prim kesintisi yapılıp yapılmadığı araştırılarak 9.8.1988-2.4.2007 tarihleri arasında tarımsal faaliyetinin devam edip etmediği, belirlenerek çıkacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 15.04.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi 2008/18442 E., 2008/20806 K.

SİGORTALILARIN KAYIT VE TESCİL YAPTIRMA ZORUNLULUĞU

SİGORTALILIĞIN TESPİTİ

"İçtihat Metni"

Davacı, 1994 yılı ilk kesinti tarihinden itibaren tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davalının temyiz itirazlarının reddine,

2-Davacının temyizine gelince; Dava, davacının ürün teslimi ilk kesintisi ila dava tarihi olan 16.03.2006 tarihleri arasında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbiti istemine ilişkindir.

Mahkemece istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Davanın yasal dayanağını oluşturan ve dava tarihinde yürürlükte olan 2926 sayılı Yasa´da 506 sayılı Yasa´nın 79.maddesine koşut geçmiş tarım Bağ-Kur hizmetlerinin tesbitine ilişkin bir düzenleme mevcut değildir. 2926 sayılı Yasa´nın 7. maddesi hükmüne göre, bu yasaya göre sigortalı sayılanlar, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren en geç üç ay içinde Kurum´a başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmak zorundadırlar. Anılan Yasa´nın 5. maddesi ile 7. madde de belirtilen süre içinde kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülüklerinin kayıt ve tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren başlayacağı hükmü getirilmiştir. 2926 sayılı Yasa´nın 2. ve 3. maddeleri kapsamında, kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyette bulunanlardan yasanın uygulanma tarihinde 50 yaşını dolduran kadınlarla, 55 yaşını dolduran erkekler dışındakiler bakımından tarım Bağ-Kur sigortalılığı zorunlu sigortalılık niteliğinde bulunmaktadır.Başka bir ifade ile sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçip kaçınmak mümkün değildir. Diğer yandan resen tescil başlığını taşıyan 9.maddeye göre bu yasa kapsamında sigortalı sayılanların sigortalılıklarının başladığı tarihten itibaren 3 ay içinde Kurum´a kayıt ve tescilini yaptırmayanların tescil işlemlerinin Kurum´ca re´sen yapılması gerekmektedir. 2926 sayılı Yasa´nın 36.maddesi kapsamında Kurum´un prim alacaklarını Bakanlar Kurulu Kararı ile ürün bedellerinden tevkifat suretiyle tahsil etmesi mümkündür. Bu bağlamda 2.madde kapsamına girenlerin belirtilen şekilde prim borçlarının ürün bedellerinden tevkifat suretiyle kesilerek Bağ-Kur´a ödenmesi halinde kayıt ve tescil için kurum´a başvuru olmasa dahi bahse konu biçim de prim ödenmesi suretiyle kayıt ve tescil konusundaki iradelerini ortaya koydukları tartışmasızdır. Bağ-Kur´un iş bu prim ödenmesine rağmen, sigortalıyı re´sen kayıt ve tescil etmemesi yasanın kendisine yüklediği re´sen tescil mükellefiyetine aykırılık teşkil etmektedir. 2926 sayılı Yasa´nın 10.maddesine göre kayıt ve tescil işlemlerinde Valilik, Kaymakamlık, Özel İdare, Belediye, Muhtarlık ve Nüfus İdareleri kayıtları ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, kanunla kurulu meslek kuruluşlarının, tarım satış kooperatifler kanununa göre kurulan pancar ekicileri İstihsal Kooperatifleri ile Birliği, T.Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi ve tarım kesimine yönelik faaliyette bulunan milli bankaların kayıtlarının esas alınacağı bildirilmiştir. Bu kayıtların tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmanın yasal karinesi olduğu ortadadır.

Davacının Ziraat Odası kaydının 02.06.1976 tarihinden başladığı ve ekli Tekel yazısından da davacının 1993.1994,1994,1995,1996,1997 yıllarında Rodop firmasına ürün sattığı yazılı olduğu halde sattığı bu ürün bedellerinden prim kesintisinin yapılıp yapılmadığı yöntemince araştırılmadan davacının sadece Tekel kayıtlarındaki kesinti bilgilerine göre tesciline karar verilmiş olması eksik incelemeye dayalı olduğundan usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmektedir.

Yapılacak İş; davacının ihtilaf konusu dönemlerde ürün satışı yaptığı Rodop firmasından ve davalı Kurum kayıtlarından sattığı ürün bedellerinden prim kesintisi yapılıp yapılmadığını yöntemince araştırmak, yapılmış ise belgelerini getirtmek,gelen belgeler ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek oluşacak sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,

temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22.12.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

T.C.

Y A R G I T A Y

21.Hukuk Dairesi

Başkanlığı

Esas              Karar

2003/8778    2003/8965

ÖZET

Tarım Bağ-Kur sigortalılığının düzenlendiği 2926 sayılı Kanunun 3. maddesi ve 10. maddesinde tarım Bağ-Kur´lu olma koşulları belirtilmiştir.

Y A R G I T A Y     İ L A M  I

Davacı, 15.8.1989-1.12.1994 tarihleri arasında kısa süreli SSK sigortalılığı ile çakışan süreler haricinde tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K   A   R   A   R

Dava, çakışan SSK zorunlu sigortalılık haricinde 1989 ile 1994 yılları arasında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, bu sonuca eksik inceleme ve yanlış değerlendirme sonucunda ulaşılmıştır.

Tarım Bağ-Kur sigortalılığının düzenlendiği 2926 sayılı Kanunun 3. maddesi ve 10. maddesinde tarım Bağ-Kur´lu olma koşulları belirtilmiştir. Bu nedenle öncelikle anılan maddelerde belirtilen koşulların ve kayıtların somut olayda var olup olmadığı araştırılmalı, davacı adına tapuda veya belediye emlak servisinde kayıtlı tarım arazisi bulunup bulunmadığı ilgili yerlerden sorulmalıdır.

Mahkemece yukarıda belirtilen hususlar gözardı edilerek sadece soyut düzeyde kalan ve belgelerle desteklenmeyen tanık beyanlarına dayanılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 6.11.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21.Hukuk Dairesi

Başkanlığı

Esas               Karar

2003/ 6888     2003/7780

ÖZET

Tarım Bağ-Kur sigortalılığı tescilinde esas alınacak kayıtlar 2926 sayılı Kanunun 10.maddesinde belirlenmiş olup, dava konusu olayda gerekli kayıtların bulunup bulunmadığının araştırılmadığı görülmektedir.    

Y A R G I T A Y   İ L A M I

Davacı, çakışan SSK. sigortalılığı haricinde 1.2.1985 - 21.5.1998 tarihleri arasında Tarım Bağ-Kur sigortalılığının geçerli olduğunun tesbitine  karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan  ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, çakışan SSK. zorunlu sigortalılık haricinde 1.2.1985 ile 1.5.1998 tarihleri arasında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbitine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmişse de bu sonuca eksik inceleme sonucunda ulaşılmıştır.

Tarım Bağ-Kur sigortalılığı tescilinde esas alınacak kayıtlar 2926 sayılı Kanunun 10.maddesinde belirlenmiş olup, dava konusu olayda gerekli kayıtların bulunup bulunmadığının araştırılmadığı görülmektedir.

Yapılacak iş, 2926 sayılı Kanunun 10.maddesinde belirtilen kayıtların istem döneminde bulunup bulunmadığının ilgili kuruluşlardan sorularak saptamak, davacının kendi mülkünde tarımsal faaliyette bulunduğuna dair iddiasının bulunması halinde, davacı adına arazi kaydı bulunup bulunmadığının tapu sicil müdürlüğü ve belediyeden araştırmak, öte yandan istem döneminde görevli muhtar ve azalar saptanarak tanık olarak beyanlarına başvurmak ve sonucuna göre karar vermek gerekir.

Mahkemece yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular gözönünde bulundurulmaksızın karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 9.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21.Hukuk Dairesi

Başkanlığı

Esas               Karar

2003/8354      2003/9421

ÖZET

Somut olayda;  davacının  belirttiği SSK´lı çalışmasından çok sonra verdiği dilekçe ile tarım  Bağ-Kur´luluktan ayrıldığına ilişkin  beyanına dayanılarak Sosyal güvenlikten mahrum edilmesi usul ve yasaya aykırı  olmuştur.                      

Y A R G I T A Y   İ L A M I

Davacı SSK sigortalılığı ile çakışan süreler haricinde tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun  tesbitine ve yaşlılık aylığı bağlanmasına  karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün taraf  vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi  tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dosyadaki yazılara toplanan delillere  hükmün dayandığı sebeplere göre davalının tüm davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan  temyiz itirazlarının reddine,

Toplanan  kanıtlara göre  (arazi, tanık, muhtar beyanı) istediği süreler içerisinde tarım Bağ-Kur´lu olarak faaliyet gösterdiği belirgindir. Aynı dönemde bir başka Sosyal güvenlik  kuruluşuna tabi olmadığı da açıktır. Kaldı ki   ihtilafı döneme ilişkin tarım Bağ-Kur primlerini düzenli olarak ödediği de anlaşılmaktadır.

Bu durumda  davacının  belirttiği SSK´lı çalışmasından çok sonra verdiği dilekçe ile tarım  Bağ-Kur´luluktan ayrıldığına ilişkin  beyanına dayanılarak Sosyal güvenlikten mahrum edilmesi usul ve yasaya aykırı  olmuştur.

Bu durumda, davacının  zorunlu SSK´lılık dışındaki tüm süreleri Tarım Bağ-Kur´lu olarak kabul edilerek  yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığı hususu değerlendirilerek  bir sonuca  varılması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozma nedenidir.    

O halde, davacının   bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 17.11.2003  gününde oybirliğiyle karar verildi.


ASGARİ İŞÇİLİK UYGULAMALARI İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2008/8162 E., 2008/3760 K.

ASGARİ İŞÇİLİK ORANI

İŞİN SİGORTA MÜFETTİŞİNE AKTARILMASI

RE´SEN TAHAKKUK ETTİRİLEN PRİM VE GECİKME ZAMMI

"ÖZET"

ASGARİ İŞÇİLİK UYGULAMASINA İLİŞKİN ÖN İNCELEME SONUCUNDA İŞİN SİGORTA MÜFETTİŞİNE AKTARILARAK SİGORTA MÜFETTİŞİNCE; İŞİN YÜRÜTÜMÜ İÇİN GEREKLİ ASGARİ İŞÇİLİK MİKTARININ BELİRLENMESİNDE, İŞE AİT ASGARİ İŞÇİLİK ORANINA %25 İNDİRİM UYGULANMAYACAKTIR.

"İçtihat Metni"

Davacı, Kurumca re´sen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammından dolayı borçlu olmadığının tespiti ile bu işlemin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava sonucu itibariyle, 4792 sayılı Kanun´un 3917 sayılı Kanunla değişik 6. maddesi kapsamında sigorta müfettişi raporuna dayanılarak, asgari işçilik oranının %25 eksiğinin uygulanmaması sebebiyle Kurumca re´sen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammından dolayı, davacının borçlu olmadığından bahisle ölçümleme işleminin iptali istemine ilişkindir.

07.03.1995 tarihli 16-105 Ek sayılı ve 17.11.1995 tarihli 16-118 Ek sayılı Kurum genelgelerine göre, özel bina inşaatları ile ihale konusu işlere ait işyerlerinde; müfettiş incelemesi yapılması yerine ön inceleme ile "asgari işçilik uygulaması" sonucu Kurumca belirlenen baraj esas alınmak suretiyle yeterli işçilik bildiriminde bulunduğu saptanan işverenlere ilişiksizlik belgesi verilerek işyeri dosyaları tasfiye edilmekte; yine, bu baraja göre eksik işçilik bildiriminde bulunulan işyerleri ise, sigorta müfettişi incelemesine tabi tutularak re´sen prim tahakkuk ettirilmektedir. Bu kapsamda, asgari işçilik uygulamasına ilişkin ön değerlendirme aşamasında; işverenlerce, baraj üzerinde işçilik bildiriminde bulunulup bulunulmadığının denetlenmesinde; özel bina inşaatına, ya da ihale konusu işlere ait işçilik oranları %25 eksiltilerek uygulanmaktadır. 16.01.2004 günlü Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigortalar Kurumu Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği´nin 38/a maddesi hükmünde de; benzer şekilde, ihale yoluyla yaptırılacak her türlü işe ilişkin olarak ünitece yapılacak araştırmada; toplam istihkak tutarına (KDV hariç malzeme fiyat farkı ve akreditif bedeli dahil olmak üzere), işe ait asgari işçilik oranının %25 eksiltilmesi suretiyle uygulanacağı hususu öngörülmüştür.

Anılan maddenin "Ortak Hükümler" başlıklı (c) bendi ise, "Araştırma yapılırken, ihale konusu işlerde kesin kabulün ya da geçici kabulün noksansız yapıldığı, bina inşaatı işyerlerinde de, inşaatın bitirildiği tarihe kadar Kuruma bildirilmiş olan işçilik miktarı dikkate alınır.

Araştırma yapılmasına imkan bulunmayan veya gerekli görülen hallerde, işin yürütümü için gerekli olan asgari işçilik miktarı sigorta müfettişince tespit olunur...

Ünitece hesaplanan borcun yapılan tebligata rağmen ödenmeyeceğinin bildirilmesi veya tebligatta belirtilen sürede bildirimde bulunulmaması durumunda sigorta müfettişince inceleme yapılır.

Sigorta müfettişince inceleme yapılmasına başlanıldıktan sonra inceleme sonucuna göre işlem yapılır..." düzenlemesini içermektedir.

Bu kapsamda, asgari işçilik uygulaması konusunda Kurum ünitesince yapılan ön değerlendirme aşamasında; işverenlerce, işin gerçekleştirilebilmesi için gerekli asgari işçilik oranında işçilik bildiriminde bulunulup bulunulmadığının denetlenmesinde; özel bina inşaatı veya ihale konusu işlere ait işçilik oranları %25 eksiltilerek uygulanmaktadır. Yine, Sosyal Sigortalar Kurumu Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği´nin yukarıda değinilen düzenlemesiyle; ihale yoluyla yaptırılacak her türlü işe ilişkin olarak yapılacak incelemede, işin kesin kabulünün, ya da geçici kabulünün noksansız olarak yapıldığı tarihten sonra ve işverene ödenmesi gereken Katma Değer Vergisi (KDV) hariç, malzeme fiyat farkı ve akreditif bedeli dahil toplam istihkak tutarının esas alınacağı öngörülmüştür. Ancak, asgari işçilik uygulamasına ilişkin ön inceleme sonucunda işin sigorta müfettişine aktarılması ve işin yürütümü için gerekli asgari işçilik miktarının sigorta müfettişince belirlenmesi aşamasında; işe ait asgari işçilik oranına %25 indirim uygulanmasına olanak bulunmamaktadır. Zira, ünitece yapılan inceleme aşamasında, kayıt ve belge incelemesi yapılmamakta, herhangi bir faturanın ihale bedeli veya salt işçilik miktarından mahsubu söz konusu olmamaktadır. Müfettiş incelemesi aşamasında ise, malzemeli işçilik faturaları toplam hakedişten, salt işçilik içeren faturalar ise, bildirilmesi gereken işçilik tutarından düşülmekte ve eksik işçilik buna göre saptanmaktadır.

Ne ki, asgari işçilik uygulamasına ilişkin ön inceleme sonucunda işin sigorta müfettişine aktarılarak sigorta müfettişince, işin yürütümü için gerekli asgari işçilik miktarının belirlenmesinde, işe ait asgari işçilik oranına %25 indirim uygulanmayacaktır.

 

Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme sonucu, davanın reddi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 20.03.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2008/8162 E., 2008/3760 K.

ASGARİ İŞÇİLİK ORANI

İŞİN SİGORTA MÜFETTİŞİNE AKTARILMASI

RE´SEN TAHAKKUK ETTİRİLEN PRİM VE GECİKME ZAMMI

"ÖZET"

ASGARİ İŞÇİLİK UYGULAMASINA İLİŞKİN ÖN İNCELEME SONUCUNDA İŞİN SİGORTA MÜFETTİŞİNE AKTARILARAK SİGORTA MÜFETTİŞİNCE; İŞİN YÜRÜTÜMÜ İÇİN GEREKLİ ASGARİ İŞÇİLİK MİKTARININ BELİRLENMESİNDE, İŞE AİT ASGARİ İŞÇİLİK ORANINA %25 İNDİRİM UYGULANMAYACAKTIR.

"İçtihat Metni"

Davacı, Kurumca re´sen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammından dolayı borçlu olmadığının tespiti ile bu işlemin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava sonucu itibariyle, 4792 sayılı Kanun´un 3917 sayılı Kanunla değişik 6. maddesi kapsamında sigorta müfettişi raporuna dayanılarak, asgari işçilik oranının %25 eksiğinin uygulanmaması sebebiyle Kurumca re´sen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammından dolayı, davacının borçlu olmadığından bahisle ölçümleme işleminin iptali istemine ilişkindir.

07.03.1995 tarihli 16-105 Ek sayılı ve 17.11.1995 tarihli 16-118 Ek sayılı Kurum genelgelerine göre, özel bina inşaatları ile ihale konusu işlere ait işyerlerinde; müfettiş incelemesi yapılması yerine ön inceleme ile "asgari işçilik uygulaması" sonucu Kurumca belirlenen baraj esas alınmak suretiyle yeterli işçilik bildiriminde bulunduğu saptanan işverenlere ilişiksizlik belgesi verilerek işyeri dosyaları tasfiye edilmekte; yine, bu baraja göre eksik işçilik bildiriminde bulunulan işyerleri ise, sigorta müfettişi incelemesine tabi tutularak re´sen prim tahakkuk ettirilmektedir. Bu kapsamda, asgari işçilik uygulamasına ilişkin ön değerlendirme aşamasında; işverenlerce, baraj üzerinde işçilik bildiriminde bulunulup bulunulmadığının denetlenmesinde; özel bina inşaatına, ya da ihale konusu işlere ait işçilik oranları %25 eksiltilerek uygulanmaktadır. 16.01.2004 günlü Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigortalar Kurumu Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği´nin 38/a maddesi hükmünde de; benzer şekilde, ihale yoluyla yaptırılacak her türlü işe ilişkin olarak ünitece yapılacak araştırmada; toplam istihkak tutarına (KDV hariç malzeme fiyat farkı ve akreditif bedeli dahil olmak üzere), işe ait asgari işçilik oranının %25 eksiltilmesi suretiyle uygulanacağı hususu öngörülmüştür.

Anılan maddenin "Ortak Hükümler" başlıklı (c) bendi ise, "Araştırma yapılırken, ihale konusu işlerde kesin kabulün ya da geçici kabulün noksansız yapıldığı, bina inşaatı işyerlerinde de, inşaatın bitirildiği tarihe kadar Kuruma bildirilmiş olan işçilik miktarı dikkate alınır.

Araştırma yapılmasına imkan bulunmayan veya gerekli görülen hallerde, işin yürütümü için gerekli olan asgari işçilik miktarı sigorta müfettişince tespit olunur...

Ünitece hesaplanan borcun yapılan tebligata rağmen ödenmeyeceğinin bildirilmesi veya tebligatta belirtilen sürede bildirimde bulunulmaması durumunda sigorta müfettişince inceleme yapılır.

Sigorta müfettişince inceleme yapılmasına başlanıldıktan sonra inceleme sonucuna göre işlem yapılır..." düzenlemesini içermektedir.

Bu kapsamda, asgari işçilik uygulaması konusunda Kurum ünitesince yapılan ön değerlendirme aşamasında; işverenlerce, işin gerçekleştirilebilmesi için gerekli asgari işçilik oranında işçilik bildiriminde bulunulup bulunulmadığının denetlenmesinde; özel bina inşaatı veya ihale konusu işlere ait işçilik oranları %25 eksiltilerek uygulanmaktadır. Yine, Sosyal Sigortalar Kurumu Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği´nin yukarıda değinilen düzenlemesiyle; ihale yoluyla yaptırılacak her türlü işe ilişkin olarak yapılacak incelemede, işin kesin kabulünün, ya da geçici kabulünün noksansız olarak yapıldığı tarihten sonra ve işverene ödenmesi gereken Katma Değer Vergisi (KDV) hariç, malzeme fiyat farkı ve akreditif bedeli dahil toplam istihkak tutarının esas alınacağı öngörülmüştür. Ancak, asgari işçilik uygulamasına ilişkin ön inceleme sonucunda işin sigorta müfettişine aktarılması ve işin yürütümü için gerekli asgari işçilik miktarının sigorta müfettişince belirlenmesi aşamasında; işe ait asgari işçilik oranına %25 indirim uygulanmasına olanak bulunmamaktadır. Zira, ünitece yapılan inceleme aşamasında, kayıt ve belge incelemesi yapılmamakta, herhangi bir faturanın ihale bedeli veya salt işçilik miktarından mahsubu söz konusu olmamaktadır. Müfettiş incelemesi aşamasında ise, malzemeli işçilik faturaları toplam hakedişten, salt işçilik içeren faturalar ise, bildirilmesi gereken işçilik tutarından düşülmekte ve eksik işçilik buna göre saptanmaktadır.

Ne ki, asgari işçilik uygulamasına ilişkin ön inceleme sonucunda işin sigorta müfettişine aktarılarak sigorta müfettişince, işin yürütümü için gerekli asgari işçilik miktarının belirlenmesinde, işe ait asgari işçilik oranına %25 indirim uygulanmayacaktır.

 

Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme sonucu, davanın reddi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 20.03.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2008/18236 E., 2008/15614 K.

ASGARİ İŞÇİLİK ORANI

EKSİK İŞÇİLİK BİLDİRİMİ

PRİM ALACAĞI

"İçtihat Metni"

Davacı, prim ve gecikme cezası tahakkukuna ilişkin işlemin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor içeriğinde, üstlenilen iş nedeniyle bildirilmesi gereken işçilik miktarının üzerinde bildirim yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Ercan Turan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

506 sayılı Yasanın 79. maddesi, "Bu Kanunun 83 üncü maddesinde belirtilen kurum ve kuruluşlar tarafından ihale yoluyla yaptırılan her türlü işler, gerçek veya tüzel kişilerce yapılan inşaatlardan dolayı yeterli işçilik bildirmiş olup olmadığı Kurumca araştırılır…." Düzenlemesini içermekte olup; aynı Yasanın 83. maddesinde belirtilen kurum ve kuruluşlar ise, "Genel ve katma bütçeli kuruluşlar, il ve belediyeler veya sermayesinin en az yarısı genel ve katma bütçeli kuruluşlar ile il ve belediyelere ait olan teşekkül ve müesseseler, kamu iktisadi kuruluşları ve bunların müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri, kanunla ve kanunların verdiği yetkiye dayanarak kurulan kurum ve kuruluşlar, döner sermayeli kuruluşlar…" olarak belirtilmiştir.

A... Enerji Üretim A.Ş., EÜAŞ´tan ihale yoluyla aldığı Hakkari-Depin mevkiine 24 MW gücünde mobil santral konuşlandırılıp işletilmesi işi kapsamında, santral binasının çelik konstrüksiyon, tank, mekanik montaj türü işlerini, sözleşmeyle Davacı Y... Endüstriyel Tes. İnş. Montaj Tic. San. Ltd. Şirketi´ne vermiş olup; davacı Y... Endüstriyel Tes. İnş. Montaj Tic. San. Ltd. Şirketi, ihale makamından iş üstlenen firmanın taşeronu konumundadır. İhale konusu iş nedeniyle yeterli işçilik bildirilip bildirilmediğinin tespitine yönelik incelemenin, yasada öngörülen kurum ve kuruluşlardan ihale yoluyla iş üstlenenlerin kayıtları üzerinde yapılması, bu kapsamda alt işveren kayıtlarının incelenmesi olanağı bulunmaktaysa da; 506 sayılı Yasanın 79. maddesindeki yetkiye dayanılarak, yapılan iş nedeniyle yeterli işçilik bildirilmediği gerekçesiyle prim tahakkukunun alt işverene yönelik olarak gerçekleştirilmesi olanağı bulunmamaktadır.

Ancak, 506 sayılı Yasanın konuya ilişkin 130. maddesinde yer alan, "İşverenin Kuruma, emsaline, yapılan işin nitelik, kapsam ve kapasitesine göre işin yürütülmesi için gerekli olan sigortalı sayısının, çalışma süresinin veya prime esas kazanç tutarının altında bildirimde bulunduğunun Kurumca saptanması halinde, işin yürütülmesi için gerekli olan asgari işçilik miktarı, yapılan işin niteliği, bünyesinde kullanılan teknoloji, iş yerinin büyüklüğü, benzer işletmelerde çalıştırılan işçi sayısı, ilgili meslek veya kamu kuruluşlarının görüşü gibi unsurları dikkate alarak sigorta müfettişi tarafından tespit edilir." Düzenlemesi; kayıt dışı çalışmadan kaynaklanan prim kaybının önüne geçilebilmesi yönünden, 506 sayılı Yasanın 79. maddesindeki yöntem ve asgari işçilik oranlarıyla bağlı kalınmaksızın, eksik işçilik bildiriminde bulunulup bulunulmadığını tespitine olanak vermektedir.

Santral binası çelik konstrüksiyon işini üstlenen davacı şirket tarafından yürütülen iş nedeniyle eksik işçilik bildiriminde bulunulduğu gerekçesiyle resen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammının iptali istemli davada, anılan işin yürütülmesi için gerekli oranda işçilik bildirimi yapılıp yapılmadığının; işin niteliği, bünyesinde kullanılan teknoloji, iş yerinin büyüklüğü, benzer işletmelerde çalıştırılan işçi sayısı, ilgili meslek veya kamu kuruluşlarının görüşü gibi unsurların dikkate alınması suretiyle yapılacak inceleme uyarınca belirlenmesi gerekirken; işi nakliye, boru hattı inşaatı, bina inşaatı, elektrik tesisatı döşenmesi, su soğutma kulesi inşaatı gibi bölümlere ayırıp, bu işlerin her biri için de asgari işçilik tespit komisyonunca belirlenen oranlardan daha düşük oranlar esas alan bilirkişi raporundaki değerlendirmelerden hareketle sonuca varılması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,01.12.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2007/18286 E., 2008/15614 K.

ASGARİ İŞÇİLİK MİKTARI

"ÖZET"

DAVACI ŞİRKET TARAFINDAN YÜRÜTÜLEN İŞ NEDENİYLE EKSİK İŞÇİLİK BİLDİRİMİNDE BULUNULDUĞU GEREKÇESİYLE RE´SEN TAHAKKUK ETTİRİLEN PRİM VE GECİKME ZAMMININ İPTALİ İSTEMLİ DAVADA, ANILAN İŞİN YÜRÜTÜLMESİ İÇİN GEREKLİ ORANDA İŞÇİLİK BİLDİRİMİ YAPILIP YAPILMADIĞININ; İŞİN NİTELİĞİ, KULLANILAN TEKNOLOJİ, İŞYERİNİN BÜYÜKLÜĞÜ, BENZER İŞLETMELERDE ÇALIŞTIRILAN İŞÇİ SAYISI, İLGİLİ KURULUŞLARIN GÖRÜŞÜ GİBİ UNSURLAR DA DİKKATE ALINARAK BELİRLENMESİ GEREKİR.

"İçtihat Metni"

Davacı, prim ve gecikme cezası tahakkukuna ilişkin işlemin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor içeriğinde, üstlenilen iş nedeniyle bildirilmesi gereken işçilik miktarının üzerinde bildirim yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

506 sayılı Yasa´nın 79. maddesi, "Bu Kanunun 83. maddesinde belirtilen kurum ve kuruluşlar tarafından ihale yoluyla yaptırılan her türlü işler, gerçek veya tüzel kişilerce yapılan inşaatlardan dolayı yeterli işçilik bildirmiş olup olmadığı Kurumca araştırılır..." düzenlemesini içermekte olup; aynı Yasa´nın 83. maddesinde belirtilen kurum ve kuruluşlar ise, "Genel ve katma bütçeli kuruluşlar, il ve belediyeler veya sermayesinin en az yarısı genel ve katma bütçeli kuruluşlar ile il ve belediyelere ait olan teşekkül ve müesseseler, kamu iktisadi kuruluşları ve bunların müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri, kanunla ve kanunların verdiği yetkiye dayanarak kurulan kurum ve kuruluşlar, döner sermayeli kuruluşlar..." olarak belirtilmiştir.

A... Enerji Üretim A.Ş., E...´den ihale yoluyla aldığı Hakkari-Depin mevkiine 24 MW gücünde mobil santral konuşlandırılıp işletilmesi ifi kapsamında, santral binasının çelik konstrüksiyon, tank, mekanik montaj türü işlerini, sözleşmeyle davacı Y... Endüstriyel Tes. İnş. Montaj Tic. San. Ltd. Şirketi´ne vermiş olup; davacı Y... Endüstriyel Tes. İnş. Montaj Tic. San. Ltd. Şirketi, ihale makamından iş üstlenen firmanın taşeronu konumundadır. İhale konusu iş nedeniyle yeterli işçilik bildirilip bildirilmediğinin tespitine yönelik incelemenin, yasada öngörülen kurum ve kuruluşlardan ihale yoluyla iş üstlenenlerin kayıtları üzerinde yapılması, bu kapsamda alt işveren kayıtlarının incelenmesi olanağı bulunmaktaysa da; 506 sayılı Yasa´nın 79. maddesindeki yetkiye dayanılarak, yapılan iş nedeniyle yeterli işçilik bildirilmediği gerekçesiyle prim tahakkukunun alt işverene yönelik olarak gerçekleştirilmesi olanağı bulunmamaktadır.

Ancak, 506 sayılı Yasa´nın konuya ilişkin 130. maddesinde yer alan, ´İşverenin Kuruma, emsaline, yapılan işin nitelik, kapsam ve kapasitesine göre işin yürütülmesi için gerekli olan sigortalı sayısının, çalışma süresinin veya prime esas kazanç tutarının altında bildirimde bulunduğunun Kurumca saptanması halinde, işin yürütülmesi için gerekli olan asgari işçilik miktarı, yapılan işin niteliği, bünyesinde kullanılan teknoloji, işyerinin büyüklüğü, benzer işletmelerde çalıştırılan işçi sayısı, ilgili meslek veya kamu kuruluşlarının görüşü gibi unsurları dikkate alarak sigorta müfettişi tarafından tespit edilir." düzenlemesi; kayıt dışı çalışmadan kaynaklanan prim kaybının önüne geçilebilmesi yönünden, 506 sayılı Yasa´nın 79. maddesindeki yöntem ve asgari işçilik oranlarıyla bağlı kalınmaksızın, eksik işçilik bildiriminde bulunulup bulunulmadığının tespitine olanak vermektedir.

Santral binası çelik konstrüksiyon işini üstlenen davacı şirket tarafından yürütülen iş nedeniyle eksik işçilik bildiriminde bulunulduğu gerekçesiyle re´sen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammının iptali istemli davada, anılan işin yürütülmesi için gerekli oranda işçilik bildirimi yapılıp yapılmadığının; işin niteliği, bünyesinde kullanılan teknoloji, işyerinin büyüklüğü, benzer işletmelerde çalıştırılan işçi sayısı, ilgili meslek veya kamu kuruluşlannın görüşü gibi unsurların dikkate alınması suretiyle yapılacak inceleme uyarınca belirlenmesi gerekirken; işi nakliye, boru hattı inşaatı, bina inşaatı, elektrik tesisatı döşenmesi, su soğutma kulesi inşaatı gibi bölümlere ayırıp, bu işlerin her biri için de asgari işçilik tespit komisyonunca belirlenen oranlardan daha düşük oranlar esas alan bilirkişi raporundaki değerlendirmelerden hareketle sonuca varılması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 01.12.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2007/12572 E., 2007/20695 K.

EK PRİM

EKSİK İNCELEME İLE VERİLEN HÜKÜM

GECİKME FAİZİ

"İçtihat Metni"

Davacı, ek prim ve gecikme faizi tahakkukunun terkinine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, bozmaya uyarak ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava, hukuki nitelikçe, davacı tarafından üstlenilen ve bitirilen çırçır ve prese fabrikası inşaatı işi nedeniyle 4792 sayılı Kanunun 3917 sayılı Kanunla değişik 6. maddesi kapsamında sigorta müfettişi raporuna dayanılarak Kurumca re´sen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammından dolayı davacının borçlu olmadığının tespiti, ölçümleme işleminin iptali ve yersiz ödenen tutarın geri verilmesi istemine ilişkindir.

Önceki bozma kararlarımızda "yapılardaki değer azalışı gerekçesiyle indirime gidilerek maliyet bedellerinin eksik hesaplanması" kesin bozma sebebi sayılmış, ayrıca tüm binaların maliyet hesabında 2002 yılının 1999 yılına göre eskalasyon katsayısı esas alınarak belirlenen m2 birim fiyatları ile Kurumun esas aldığı birim fiyatı arasındaki farkın neden ileri geldiği, Kurumca yapı sınıfı 4/A olarak belirlenerek işçilik hesabı buna göre yapılmış olmasına rağmen, hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda ise Kurumca belirlenen birim maliyet fiyatlarının gerekçesi ve dayanağı açıklanmadan 3A ve 2A olarak değerlendirilerek buna göre maliyet ve işçilik hesabının yapılmış olması isabetsiz bulunarak bu yönde gerekli araştırma yapılması istenmiştir. Mahkemece her iki konuda bozma kararına uyulmasına karar verildiği halde, bozma öncesi hükme dayanak alınan bilirkişi raporunun yetersiz bulunmuş olduğu dikkate alınmadan, aynı bilirkişiden ek rapor alınarak ve bozma gereği yerine getirilmeyerek eski kararın verilmiş olması isabetsizdir.

Öncelikle; müfettiş raporunda ruhsatta inşaat sınıfının "4" olduğunun belirtilmesi karşısında, davaya konu fabrika inşaatına ait ruhsat getirtilmeli, çeşitli tarihlerde Bayındırlık Bakanlığınca yayınlanan inşaat birim maliyetleri hakkındaki tebliğlerde, brim maliyet bedelleri belirlendiğinden, işin yapıldığı dönemde yürürlükteki tebliğe göre, dava konusu fabrika inşaatı işi bir bütün olarak ele alınarak, inşaatın hangi sınıfa girdiği ve brim maliyet bedelleri belirlenmeli, Kurumca yapılan belirlemeden farklı olması halinde gerekçeleri gösterilmelidir. İnşaatın bölümlere ayrılarak, her biri için ayrı yapı sınıfı ve brim maliyet bedelleri tespit edilmesinin de mümkün olamayacağı gözetilmelidir. Ayrıca, önceki bozma kararlarımızda da belirtildiği üzere geçerli bir nedene dayanmadığı halde değer azalışı gerekçesiyle Kurumca belirlenen asgari işçilik miktarından da indirim yapılmamalıdır.

Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yapılarak, yeniden konusunda uzman bir başka bilirkişi veya bilirkişi heyetinden rapor alınarak, elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O hâlde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 10.12.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2006/1397 E., 2006/9344 K.

"İçtihat Metni"

Davacı, davalı Kurum işleminin iptali ile fark işçilik, prim, gecikme zammı ve faiz borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Yüklendiği tüm işlere ilişkin sigorta primi bildirim ve ödemelerini, İnşaat işleri nedeniyle tescilli daimi nitelikli işyeri dosyası üzerinden yapmasına karşın, Kürtün Deresi kenarı büz inşaatı işi nedeniyle adına yeni bir işyeri tescili ve bu iş nedeniyle eksik işçilik bildirimi iddiasıyla prim tahakkuku yoluna gidildiğini belirten davacının, işlem iptali ve borçlu olmadığının tespiti istemiyle açtığı davanın yargılaması sonucunda, avukat bilirkişiden alınan 30.5.2005 tarihli rapor içeriğinde yer alan tescilli işyerinden bildirilen işçi sayısına ilişkin döküm yanında, "...Hasan Uçak´ın 14.10.2000-22.6.2001 tarihleri arasında S.S.Kurumuna bildirmeden işçi çalıştırdığına ilişkin hiçbir belge bulunmamaktadır.

2 7141 38913 5101 sicil numaralı işyerinden gösterilen işçilerin "Kürtün deresi kolektör inşaatı"nın yapımında kullanılması pratik hayatta mümkün görülmektedir." Yönündeki değerlendirmelerden hareketle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dava, 506 sayılı Yasanın 79. maddesindeki, "(Ek fıkra: 29/07/2003 - 4958 S.K./37. md.) Bu Kanunun 83 üncü maddesinde belirtilen kurum ve kuruluşlar tarafından ihale yoluyla yaptırılan her türlü işler, gerçek veya tüzel kişilerce yapılan inşaatlardan dolayı yeterli işçilik bildirmiş olup olmadığı Kurumca araştırılır. Usul ve esasları yönetmelikle belirlenecek bu araştırma sonucunda yeterli işçiliğin bildirilmemiş olduğunun anlaşılması halinde, bildirilmemiş olan işçilik tutarı üzerinden hesaplanan prim tutarı, gecikme zammı ile birlikte sigorta müfettişince inceleme yapılması istenilmeksizin işveren tarafından ödendiği takdirde, iş yeri hakkında sigorta müfettişine inceleme yaptırılmayabilir.

(Ek fıkra: 29/07/2003 - 4958 S.K./37. md.) Sigorta müfettişi tarafından, Kuruma bildirilmediği tespit edilen asgari işçilik tutarı üzerinden Kurumca resen tahakkuk ettirilen sigorta primleri bu Kanunun 80 inci maddesi de nazara alınarak işverene tebliğ olunur. İşveren, tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde Kuruma itiraz edebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazın reddi halinde, işveren, kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde yetkili iş mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvurulması prim borcunun takip ve tahsilini durdurmaz." Düzenlemesi yanında, aynı yasanın 130. maddesi ile Sosyal Sigortalar Kurumu Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği´nin 38. ve devamı maddelerinde de; detaylı düzenlemesine yer verilmiş olan ve uygulamada ölçümleme olarak adlandırılan işlemden kaynaklanan prim borcunun iptaline ilişkin olup, yapılacak yargılamanın da bu konudaki mevzuat uyarınca ayrıntılı irdeleme içermesinde zorunluluk vardır.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 275. maddesi, "Mahkeme, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez." Hükmünü içermekte olup; davacı tarafından üstlenilen, prim tahakkukuna konu Kürtün Deresi Kenarı Kolektör Hattı İnşaatı işinde çalıştırılması gereken işçi sayısı ile işverene ait daimi nitelikli diğer işyeri faaliyet alanındaki işlerde çalıştırılması gereken işçi sayısının, işyeri kapsam ve kapasitesinin, kullanılan teknoloji, ihale belgeleri, hakediş raporları ışığında değerlendirilmesi, yapılan işler konusunda bilimsel ve teknik bilgiye sahip bilirkişiler tarafından

konuya ilişkin mevzuatla işkolunda geçerli asgari işçilik oranları gözetilerek irdelenip belirlenmesi gereken, Kurum tespitine oranla farklı sonuca varılması halinde ise, bunun gerekçelerini ortaya koyan bir incelemeyi içermesi gerekirken, hakime oranla konuya ilişkin teknik bilgisinin varlığı ortaya konulamayan bilirkişi tarafından, genel değerlendirmelere dayalı olarak düzenlenmiş rapora dayanılarak, eksik inceleme ve araştırmayla karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.06.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2006/3686 E., 2006/11161 K.

"İçtihat Metni"

Davacı, prim ve gecikme zammından dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın yetki yönünden reddine karar vermiştir.

Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava, hukuki nitelikçe; eksik işçilik bildirimine dayalı olarak Kurumca re´sen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammından dolayı, davacı işverenin Kuruma karşı borçlu olmadığının tespiti ile ölçümleme işleminin iptali istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Kanunun 4958 sayılı Kanunla değişik 79.maddesidir.

Öncelikle, aynı yasanın 80/6.maddesi hükmünde öngörülen; alacaklı Sigorta Müdürlüğü´nün bulunduğu yer İş Mahkemesinin yetkisine ilişkin kesin yetki kuralının uygulanabilmesinin yasal koşulu; uyuşmazlığın, kurum alacaklarının takip ve tahsiline ilişkin olarak 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğmuş bulunmasıdır.

Davacı işverenin, eksik işçilik bildirimi nedenine dayalı olarak Kurumca re´sen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammından dolayı Kuruma karşı herhangi bir borcu bulunmadığının tespiti ve ilgili itiraz komisyonunun davacının bu konudaki itirazının reddine ilişkin kararının iptali istemiyle açılan işbu avaya konu uyuşmazlığın; Kurum alacağının takip ve tahsilinde, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından kaynaklanmamış bulunması karşısında, yetkili mahkemenin; 506 sayılı Kanunun 134.maddesinde bu konuda açıklık olmaması nedeniyle Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye ilişkin genel hükümleri içeren 9 ve 17.maddeleri gözetilerek belirlenmesi gerekir.

Hal böyle olunca, davada; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 9.maddesi hükmü gereği olarak, davalı Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı´nın bulunduğu yer mahkemesi olan Ankara İş Mahkemesi yetkili ve görevli olup, mahkemece işin esasına girilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, alacaklı sigorta müdürlüğünün bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğundan bahisle, dava dilekçesinin yetkisizlik nedeniyle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O hâlde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine 19.09.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi

2006/1397 E., 2006/9344 K.

İçtihat Metni

Davacı, davalı Kurum işleminin iptali ile fark işçilik, prim, gecikme zammı ve faiz borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Yüklendiği tüm işlere ilişkin sigorta primi bildirim ve ödemelerini, İnşaat işleri nedeniyle tescilli daimi nitelikli işyeri dosyası üzerinden yapmasına karşın, Kürtün Deresi kenarı büz inşaatı işi nedeniyle adına yeni bir işyeri tescili ve bu iş nedeniyle eksik işçilik bildirimi iddiasıyla prim tahakkuku yoluna gidildiğini belirten davacının, işlem iptali ve borçlu olmadığının tespiti istemiyle açtığı davanın yargılaması sonucunda, avukat bilirkişiden alınan 30.5.2005 tarihli rapor içeriğinde yer alan tescilli işyerinden bildirilen işçi sayısına ilişkin döküm yanında, "...Hasan Uçak´ın 14.10.2000-22.6.2001 tarihleri arasında S.S.Kurumuna bildirmeden işçi çalıştırdığına ilişkin hiçbir belge bulunmamaktadır.

2 7141 38913 5101 sicil numaralı işyerinden gösterilen işçilerin "Kürtün deresi kolektör inşaatı"nın yapımında kullanılması pratik hayatta mümkün görülmektedir." Yönündeki değerlendirmelerden hareketle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dava, 506 sayılı Yasanın 79. maddesindeki, "(Ek fıkra: 29/07/2003 - 4958 S.K./37. md.) Bu Kanunun 83 üncü maddesinde belirtilen kurum ve kuruluşlar tarafından ihale yoluyla yaptırılan her türlü işler, gerçek veya tüzel kişilerce yapılan inşaatlardan dolayı yeterli işçilik bildirmiş olup olmadığı Kurumca araştırılır. Usul ve esasları yönetmelikle belirlenecek bu araştırma sonucunda yeterli işçiliğin bildirilmemiş olduğunun anlaşılması halinde, bildirilmemiş olan işçilik tutarı üzerinden hesaplanan prim tutarı, gecikme zammı ile birlikte sigorta müfettişince inceleme yapılması istenilmeksizin işveren tarafından ödendiği takdirde, iş yeri hakkında sigorta müfettişine inceleme yaptırılmayabilir. (Ek fıkra: 29/07/2003 - 4958 S.K./37. md.) Sigorta müfettişi tarafından, Kuruma bildirilmediği tespit edilen asgari işçilik tutarı üzerinden Kurumca resen tahakkuk ettirilen sigorta primleri bu Kanunun 80 inci maddesi de nazara alınarak işverene tebliğ olunur. İşveren, tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde Kuruma itiraz edebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazın reddi halinde, işveren, kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde yetkili iş mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvurulması prim borcunun takip ve tahsilini durdurmaz." Düzenlemesi yanında, aynı yasanın 130. maddesi ile Sosyal Sigortalar Kurumu Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği´nin 38. ve devamı maddelerinde de; detaylı düzenlemesine yer verilmiş olan ve uygulamada ölçümleme olarak adlandırılan işlemden kaynaklanan prim borcunun iptaline ilişkin olup, yapılacak yargılamanın da bu konudaki mevzuat uyarınca ayrıntılı irdeleme içermesinde zorunluluk vardır.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 275. maddesi, "Mahkeme, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez." Hükmünü içermekte olup; davacı tarafından üstlenilen, prim tahakkukuna konu Kürtün Deresi Kenarı Kolektör Hattı İnşaatı işinde çalıştırılması gereken işçi sayısı ile işverene ait daimi nitelikli diğer işyeri faaliyet alanındaki işlerde çalıştırılması gereken işçi sayısının, işyeri kapsam ve kapasitesinin, kullanılan teknoloji, ihale belgeleri, hakediş raporları ışığında değerlendirilmesi, yapılan işler konusunda bilimsel ve teknik bilgiye sahip bilirkişiler tarafından konuya ilişkin mevzuatla işkolunda geçerli asgari işçilik oranları gözetilerek irdelenip belirlenmesi gereken, Kurum tespitine oranla farklı sonuca varılması halinde ise, bunun gerekçelerini ortaya koyan bir incelemeyi içermesi gerekirken, hakime oranla konuya ilişkin teknik bilgisinin varlığı ortaya konulamayan bilirkişi tarafından, genel değerlendirmelere dayalı olarak düzenlenmiş rapora dayanılarak, eksik inceleme ve araştırmayla karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.06.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi

2005/4001 E., 2005/7906 K.

ASGARİ İŞÇİLİK TUTARI

GECİKME ZAMMI

PRİM BORCU

ÖZET

YÜKLENİLEN İŞİN HAK EDİŞ RAPORUNDAKİ İŞİN NİTELİĞİ VE GENELGEDEKİ İŞÇİLİK ORANINA GÖRE BELİRLENEN İŞÇİLİK ORANI HAK EDİŞ TUTARINA UYGULANARAK BULUNACAK OLAN İŞİN YAPLMA-SI İÇİN GEREKEN EN AZ İŞÇİLİK MİKTARINDAN, İŞVERENCE KURUMA BİLDİRİLEN PRİME ESAS KAZANCIN İNDİRİLMESİYLE SAPTANACAK EKSİK İŞÇİLİK TUTARINA GÖRE İŞVERENİN KURUMA KARŞI SORUMLU BULUNDUĞU PRİM VE GECİKME ZAMMI HESAPLANMALIDIR.

İçtihat Metni

Davacı, davalı Kurum tarafından tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammının iptali ile borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.

Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava, hukuki nitelikçe; sigorta müfettiş raporuna dayanılarak Kurumca re´sen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammından dolayı davacının Kuruma karşı borçlu olmadığının tespiti ile ölçümleme işleminin iptali istemine ilişkin olup, işverenlerin; yapılan işin niteliğine göre Kuruma, asgari işçilik bildiriminde bulunup bulunmadıklarının tespitinde ve buna dayalı olarak Kurumca re´sen prim tahakkuk ettirilmesinde, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği ile bu yönetmeliğe dayalı olarak çıkartılan Genelge hükümlerinin gözönünde tutulması gerekir.

Dava konusu somut olayda da; yüklenim konusu işin hakediş raporlarında öngörüldüğü üzere "bordur döşeme, tretuvar ve müteferrik yol inşaatı işi olması giderek 3.9.1999 gün ve 16-192 sayılı ek Genelgede bu işe ait işçilik oranının % 9 olarak öngörülmesi karşısında; ihale makamınca işverence ödenen toplam hakediş tutarına (=21.821.182.880.-lira) iş bu % 9 işçilik oranının uygulanmasıyla bulunacak işin yürütümü için gerekli en az işçilik miktarından, işverence Kuruma bildirilen prime esas kazancın indirilmesiyle saptanacak eksik işçilik tutarına göre davacı işverenin kuruma karşı sorumlu bulunduğu prim ve gecikme zammının hesaplanması suretiyle dava konusu istemin irdelenmesi gerekirken eksik araştırma, inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 7.7.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi

2005/6478 E., 2005/7292 K.

ASGARİ İŞÇİLİK TUTARI

PRİM BORCU

ÖZET

DAVACININ İLERİ TEKNOLOJİ KULLANARAK İŞİN YAPIMI İÇİN KURUMUN BELİRLEDİĞİ ASGARİ İŞÇİLİK ORANINDAN DAHA DÜŞÜK ORANDA İŞÇİLİK KULLANILDIĞINA DAİR DELİL İBRAZ ETMEMESİNE, İŞİN FABRİKA VE YAN TESİSLERİ İKMAL İNŞAATI OLARAK BÜTÜN HALİNDE İHALE EDİLMİŞ BULUNMASINA GÖRE, KURUM GENELGESİYLE İŞİN YÜRÜTÜMÜ İÇİN BELİRLENEN % 8 ASGARİ İŞÇİLİK ORANI UYGULANARAK KARAR VERİLMESİ GEREKİR.

İçtihat Metni

Davacı, davalı Kurum tarafından tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammının iptaline, borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, taraflar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, aşağıdaki bent´ler dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

1 - İşin yürütümü için gerekli olan asgari işçilik miktarının Kurumca resen hesaplanmasına ve buna göre belirlenecek sigorta primlerinin 506 sayılı Kanunun 80. maddesine göre tahsiline imkan sağlayan 4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun 6. maddesindeki hüküm 8.12.1993 tarihinde 3917 sayılı Kanunla yürürlüğe girmiştir. Söz konusu maddenin 12. fıkrası asgari işçilik miktarının tespitinde "....yapılan işin niteliği, bünyesinde kullanılan teknoloji, işyerinin büyüklüğü, benzer işletmelerde çalıştırılan işçi sayısı, ilgili meslek ve kamu kuruluşlarının görüşü gibi unsurların" dikkate alınması gerektiğini belirtmiş, yasal düzenlemeye paralel olarak Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 34. maddesine eklenen 3 fıkra ile de "Asgari işçilik tespitinde göz önünde bulundurulacak esasların Kurumca belirleneceği" öngörülmüştür.

Sosyal Sigortalar Kurumu yukarıda açıklanan yasa ve yönetmelik hükümlerine dayanarak çeşitli tarihlerde yayınladığı genelge ve genel tebliğlerle uygulama esaslarını açıklamıştır. 6. maddede asgari işçilik miktarını tespite yönelik uygulamanın alanı, yani hangi tür işlerde yapılacağı açıkça belirlenmediği halde, Kurum genelge ve genel tebliğlerinde bunu "ihaleli işler" ile "özel bina inşaatları" olarak sınırlandırmış, 4958 sayılı Kanunla getirilen yeni düzenleme çerçevesinde ise 506 sayılı Kanunun 79. maddesinin 12. fıkrasına eklenen hükümle bu husus yasal nitelik kazanmıştır.

Davanın yasal dayanağını teşkil eden 4792 sayılı Kanunun 6. maddesine ilişkin uygulama esaslarına girmeden önce, asgari işçilik miktarının Kurumca tespitin ilişkin yasal düzenlemenin yıllar itibariyle ne gibi değişikliklere uğradığını açıklamakta fayda görülmektedir. Yukarıda belirtildiği üzere ilk defa 3917 sayılı Kanunla yürürlüğe konulan "resen asgari işçilik tespiti" uygulaması Kurumca uygulamanın başlatıldığı 1.1.1994 tarihinden 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 6. maddenin yürürlükten kaldırıldığı 4.10.2000 tarihine kadar devam etmiş, Anayasa Mahkemesince 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin iptal edilmesi üzeren, 4.10.2000 ile 4958 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 6.8.2003 tarihleri arasında Kurumun asgari işçilik miktarını tespit yetkisinin yasal dayanağı ortadan kalkmış, 4958 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesiyle 506 sayılı Kanunun 79 ve 130. maddelerinde yapılan düzenlemeler çerçevesinde uygulama yeniden yasal niteliğe kavuşturulmuştur.

Dairemiz Anayasa Mahkemesinin iptali kararı sonrası, yasal dayanağı ortadan kalktığı için Kurumun asgari işçilik tespiti ve buna bağlı olarak prim tahakkuk ve tahsili yönüne gidemeyeceği yönünde kararlar vermiş ise de Hukuk Genel Kurulunun yasal boşluğun Türk Medeni Kanununun 1. maddesi gereğince hakim tarafından doldurulması gerektiğine ilişkin kararlarını dikkate alarak yasal boşluk döneminde de mevcut yasa kuralları doğrultusunda Kurumun asgari işçilik miktarını belirlemesinde isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varmış ve Yargıtay içtihadı bu yönde oluşmuştur. Bu durumda 3917 sayılı Kanunla değişik 4792 sayılı Kanunun 6. maddesi hükmünün, Kurumca uygulamanın başlatıldığı 1.1.1994 ile 4958 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 6.8.2003 tarihleri arasında gerçekleşen asgari işçilik tespit işlemlerine uygulanması gerekmektedir. Bu kapsamda, asgari işçilik tespitine ilişkin Kurum işlemi üzerine resen tahakkuk ettirilen prim borçlarına karşı işveren tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde Kuruma itiraz edebileceği gibi itirazın reddi halinde, red kararının tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde iş mahkemesine dava açabilir. Asgari işçilik incelemesinin teknik bilgiyi gerektirmesi nedeniyle mahkemenin bu tür davalarda çözüm için, konuda uzman bilirkişilerden rapor alması gerektiği, esasen uygulamanın da bu yönde olduğu tartışmasızdır.

Asgari işçilik tutarının hesaplanmasında, izlenecek yola gelince, ihale konusu işlerde müteahhide ödenen toplam istihkak tutarının işin yapımı tarihinde yürürlükte olan asgari işçilik oranı ile çarpımı sonucu bulunacak asgari işçilik miktarına itibar edilmesi gerekir. İşveren işin yapımında ileri teknoloji kullandığını ileri sürerek o iş için Kurumca belirlenen asgari işçilik oranından daha düşük işçilik gerçekleştiğini iddia ediyorsa bunun ispatı işverene aittir. Kuşkusuz bu iddia soyut tanık beyanlarına dayandırmayacağından, işverenin bu iddiasını somut nitelikte delillerle ortaya koyması gerekir. Özellikle, işin niteliği dikkate alınarak yüksek teknoloji ürünü makine ve araçların işverenin o işe dair makine parkında bulunup bulunmadığı ve fiilen kullanılıp kullanılmadığı araştırılmalı, buna dair belgeler mahkemeye ibraz edilmelidir. Aynı şekilde yapılan işin niteliği veya işyerinin büyüklüğüne dair uyuşmazlıklarda, ihaleli işlerde proje, ihale, sözleşme, keşif özeti, hak ediş raporları ve sair belgeler getirtilerek incelenmeli, yazılı ve bir kısmı da resmi nitelikteki bu belgelerin aksini ispat külfetinin işverene ait olduğu ve aksinin aynı güç nitelikte belge ve kayıtlarla ispat olunabileceği, soyut nitelikteki tanık beyanlarına dayanılarak karar verilemeyeceği göz önünde tutulmalıdır. Keza, dava konusu işin makine parkında mevcut makine ve araçlarla yapıldığı iddia ediliyorsa, bunun işverence belgelendirilmesi, asıl işyerinin Kurum tarafından ayrıca tescil edilmiş olması halinde bu husus dikkate alınarak asgari işçilik hesabı yapılmalıdır. İşin, işyeri devamlı sigortalıları ile yapıldığının bu iş için ayrı işçi çalıştırmadığının ileri sürülmesi halinde, daimi işyeri sigortalılarının sayısı, niteliği, inceleme konusu iş yerine mesafesi gibi hususlar dikkate alınarak, mahkemece bu işin daimi işçilerle yürütülmesinin mümkün olup olmadığı araştırılmalıdır.

Öte yandan, çeşitli tarihlerde Kurumca çıkarılan genelge ve genel tebliğlere ekli listelerde asgari işçilik oranları belirlendiğinden, işin yapıldığı dönemde yürürlükteki asgari işçilik oranlarının dikkate alınması gerekir. Kurumun düzenleyici nitelikteki bu işlemine karşı idari yargı yoluna başvurarak iptal kararı alınmadıkça bir başka işçilik oranına dayanılarak hesaplama yapılamayacağı gibi listede açıklanan işi bölümlere ayırıp her biri için ayrı işçilik oranları alınması da mümkün değildir Ancak ihaleli konuları varsa her biri için listede belirlenen asgari işçilik oranının esas alınması gerektiği kabul edilmelidir. Somut olayda, davacının, ileri teknoloji kullanarak işin yapımı için Kurumun belirlediği asgari işçilik oranından daha düşük oranda işçilik kullandığına dair delil ibraz etmemesine, işin, fabrika ve yan tesisleri ikmal inşaatı olarak bütün halinde ihale edilmiş bulunmasına göre, Kurumun 3.9.1999 tarih ve16-192 Ek sayılı genelgesindeki işin yürütümü için belirlenen % 8 asgari işçilik oranı uygulanarak karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

2- Kabule göre, 10.5.2001 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4667 sayılı Kanunun 81. maddesiyle değiştirilen Avukatlık Kanununun 168/son maddesi ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 20. Maddesi hükmündeki Avukatlık ücretinin takdirinde hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarifenin esas alınacağı yönündeki düzenlemeyle, buna dayalı biçimde çıkarılan ve 4.12.2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Avkutlık Asgari Ücret Tarifesi´nin 12. maddesi, "Tarifenin İkinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir" hükmünü içermekte olup; davayı avukatları aracılığıyla izleyen taraflar yararına, tarifedeki oranlar ihlal edilerek fazla vekalet ücreti takdir edilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 27.6.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10. Hukuk Dairesi

2003/1184 E., 2003/2253 K.

EK PRİM TAHAKKUKU

ÖLÇÜMLEME

SEBEPSİZ İKTİSAP

ÖZET

ÖLÇÜMLEMEYE İLİŞKİN YASAL DAYANAĞIN ORTADAN KALKMASINDAN ÇOK SONRA VE ARTIK MEVCUT OLMAYAN BİR YASA HÜKMÜNE ATFEN, KURUM TARAFINDAN EK PRİM TAHAKKUK ETTİRİLEREK TAHSİL EDİLMESİ TECVİZ EDİLEMEZ. HUKUKİ DAYANAKTAN YOKSUN BULUNAN BİR ÖLÇÜMLEMEYE DAYALIOLARAK ALINAN PRİMLERİN VE GECİKME ZAMMININ, SEBEPSİZ İKTİSAP HÜKÜMLERİNE GÖRE, GERİ VERİLMESİ GEREKİR.

İçtihat Metni

(616 s. KHK. m.) Davacı, davalı kurumun haksız şekilde ölçümleme yolu ile tahakkuk ettirdiği ve tahsil ettiği 4.715.110.361 liranın yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.

Hükmün, taraflar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, Sosyal Sigortalar Kurumunun temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Ölçümleme olarak nitelendirilen ve Sosyal Sigorta müfettişlerine, iş yerlerinde eksik işçilik bildiriminde bulunup bulunmadığını incelemek, buna dayalı olarak da Kurum´a re´sen ek prim tahakkuk ettirme yetkisi veren, 4792 sayılı Yasanın 3917 sayılı Yasa ile değişik 6 maddesi, karar tarihinden önce 4.10.2000 tarih ve 24190 sayılı mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmış olup, bu suretle 4.10.2000 tarihine kadar idari aşamada kesinleşmiş uyuşmazlıklar dışında kalan, anılan kurum işlemlerinin yasal dayanağı ortadan kalkmıştır.

Şu halde, bu tarihten sonra, (Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 76. maddesindeki düzenlemenin bir gereği olarak) mahkemelerin yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapmak ve karar vermek yetkilerinin bulunmadığının kabulünde kuşku yoktur.

Öte yandan, hakkında yapılan Ölçümleme sonucunda, eksik işçilik beyan ettiği savma dayalı olarak tahakkuk ettirilen, ek prime ilişkin kurum işlemine muttali olan davacının, kendisinden istenen bu meblağı, aynı gün 28.9.2001 tarihinde kuruma ödediği de çekişmesizdir. Bu aşamada, davacı hakkında 6183 sayılı Yasanın 58. maddesi anlamında herhangi bir takibat yapılmadığı da gözetildiğinde, herhangi bir şekilde, hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz etme imkanı bulunmadığı gibi, kurum yararına kişisel (sübjektif) bir hakkın doğmuş olduğundan da söz edilemez.

Somut olaya gelince; ölçümlemeye ilişkin yasal dayanak´ın ortadan kalkmasından çok sonra ve artık mevcut olmayan bir yasa hükmüne atfen, diğer bir anlatımla yasal dayanaktan yoksun olarak, Kurum tarafından davacıya ek prim tahakkuk ettirilerek, tahsil edilmesi tecviz edilemez. Bu durumda esasen hiçbir şekilde ek prim alınmaması gerektiği halde, uygulamada yapılan yanılgılı değerlendirme sonucu olarak, dava konusu edilen primlerin kurumca alınmış olması. 506 sayılı Yasanın 84. maddesinde sözü edilen, "yanlış (hatalı) ve yersiz olarak alman prim" anlamında olup, anılan yasa maddesindeki düzenleme gereği, kurumun bu yoldaki kazanımını, Borçlar Kanununun 61 ve ardından gelen maddelerinde yer alan´, haksız iktisabın bir türü olarak kabul etmek verinde olur. Ancak hemen belirtmek gerekirse, konunun 506 sayılı Yasanın 84. maddesinde özel olarak düzenlemeye tabi kılınmış olması karşısında, bu özel düzenlemenin, Borçlar Kanunu ve icra iflas Kanununun 72. maddesine göre, uygulama önceliği mevcut ise de, anılan 84. maddedeki düzenleme boşluklarının Borçlar Kanununun 61 ve ardından gelen, maddeleri hükümlerinin uygulanması suretiyle doldurulması gereği de yadsınamaz.

Mahkemece yapılacak iş: Açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilerek, 506 sayılı Yasanın 84. maddesi uyarınca, hukuki dayanaktan yoksun bulunan ölçümlemeye dayalı olarak ve yanılgılı uygulama ile yanlış ve yersiz alınan, primlerin ve gecikme zammının geri verilmesini içeren, davanın kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 20.3.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu

S A Y I

Esas                Karar 

2003/ 10-573  2003/569

ÖZET

Dava konusu olayda, 16-86 Ek ve 16-118 Ek genelgeler uyarınca kurum memurunun ilişiksiz belgesi verilmesine ilişkin olarak düzenlediği hesap cetvelinde belirlenen miktar kurum  veznesine ödenmiş olup,  davada  yersiz alınan primlerin iadesi talep edilmiştir.

Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 84.maddesinden  yersiz olarak alınan primlerin alındıkları tarihten itibaren  10 yıl geçmemiş ise faizi ile birlikte işverene geri verileceği" hükmü karşısında, borcun kayıtsız şartsız ödenmiş olması  506 sayılı Kanunun 84.maddesinin uygulanmasına engel teşkil etmemektedir.    

Y A R G I T A Y     K A R A R I

Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;Ankara 6.İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 27.11.2002 gün ve 2002/351/2566 E.K sayılı kararın incelenmesi taraf  vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 20.3.2003 gün ve  1184-2253 sayılı ilamı ile, (...1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, Sosyal Sigortalar Kurumunun temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Ölçümleme olarak nitelendirilen ve Sosyal Sigorta müfettişlerine, iş yerlerinde eksik işçilik bildiriminde bulunup bulunmadığını incelemek, buna dayalı olarak da Kurum´a re´sen ek prim tahakkuk ettirme yetkisi veren, 4792 sayılı yasanın 3917 sayılı yasa ile değişik 6 maddesi, karar tarihinden önce 04.10.2000 tarih ve 24190 sayılı mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmış olup, bu suretle 04.10.2000 tarihine kadar idari aşamada kesinleşmiş uyuşmazlıklar dışında kalan, anılan kurum işlemlerinin yasal dayanağı ortadan kalkmıştır.

Şu halde, bu tarihten sonra, (Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 76. maddesindeki düzenlemenin bir  gereği olarak) mahkemelerin yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapmak ve karar vermek yetkilerinin bulunmadığının kabulünde kuşku yoktur.

Öte yandan, hakkında yapılan ölçümleme sonucunda, eksik işçilik beyan ettiği savına dayalı olarak tahakkuk ettirilen, ek prime ilişkin kurum işlemine muttali olan davacının, kendisinden istenen bu meblağı, aynı gün 28.09.2001 tarihinde kuruma ödediği de çekişmesizdir.

Bu aşamada, davacı hakkında 6183 sayılı yasanın 58 maddesi anlamında herhangi bir takibat yapılmadığı da gözetildiğinde, herhangi bir şekilde, hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz etme imkanı bulunmadığı gibi, kurum yararına kişisel (subjektif) bir hakkın doğmuş olduğundan da söz edilemez.

Somut olaya gelince; ölçümlemeye ilişkin yasal dayanağın ortadan  kalkmasından çok sonra ve artık mevcut olmayan bir yasa hükmüne atfen, diğer bir anlatımla yasal dayanaktan yoksun olarak, Kurum tarafından davacıya ek prim tahakkuk ettirilerek, tahsil edilmesi tecviz edilemez. Bu durumda esasen hiçbir şekilde ek prim alınmaması gerektiği halde, uygulamada yapılan yanılgılı değerlendirme sonucu olarak, dava konusu edilen primlerin kurumca  alınmış olması, 506 Sayılı yasanın 84 maddesinde sözü edilen, "yanlış (hatalı) ve yersiz olarak alınan prim" anlamında olup, anılan yasa maddesindeki düzenleme gereği, kurumun bu yoldaki kazanımını, Borçlar Kanunu´nun 61 ve ardından gelen maddelerinde yer alan,  haksız iktisabın bir türü olarak kabul etmek yerinde olur. Ancak hemen belirtmek gerekirse, konunun  506 sayılı yasanın 84. maddesinde özel olarak düzenlemeye tabi kılınmış olması karşısında, bu özel düzenlemenin, Borçlar Kanunu ve İcra İflas Kanununun 72. maddesine göre, uygulama önceliği mevcut ise de, anılan 84 maddedeki düzenleme boşluklarının Borçlar Kanununun 61 ve ardından gelen, maddeleri hükümlerinin uygulanması suretiyle doldurulması gereği de yadsınamaz.

Mahkemece yapılacak iş: Açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilerek, 506 Sayılı Yasanın 84 maddesi uyarınca, hukuki dayanaktan yoksun bulunan ölçümlemeye dayalı olarak ve yanılgılı uygulama ile yanlış ve yersiz alınan, primlerin ve gecikme zammının geri verilmesini içeren, davanın kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Taraf vekilleri

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

1-İlk kararı temyiz istemi reddedilen davalı hakkında hüküm kesinleştiğinden direnme kararını temyiz hakkı bulunmamaktadır.

2-Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

Dava, Kurumca  haksız olarak tahsil edilen prim ve gecikme zammının yasal faizi ile  birlikte geri ödenmesi isteğine ilişkindir.

Davacı vekili,Sosyal Sigorta Müfettişlerine işyerlerinde eksik işçilik bildiriminde bulunulup bulunmadığını incelemek ve buna dayalı olarak ta kuruma resen ek prim tahakkuk ettirme yetkisi veren  4792 sayılı Yasanın  3917 sayılı Yasa ile değişik 6.maddesinin 4.10.2000  günlü 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile  kaldırıldığını,borcu iskan  ruhsatı alma işleminin gecikmemesi için ödemek zorunda kaldığını beyanla,kurumca haksız olarak tahsil edilen prim ve gecikme zammının 28.9.2001 ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte geri ödenmesini talep etmiştir.

Davalı Kurum vekili, 4792 sayılı Yasanın 3917 sayılı Yasa ile değişik 6.maddesinin 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kaldırıldığını,ancak anılan kararnamenin 15.maddesinin (e) fıkrasında müfettişlerin işin yürütümü için gerekli asgari işçilik   miktarını saptamak yetkisinin bulunduğunu, bu maddeye göre yapılan kurum işleminin yerinde olduğunu beyanla davanın reddini istemiştir.

Mahkemenin, "işveren şirketin ölçümlemeye süresinde itirazda bulunmadığı,ölçümleme işleminin idari aşamada  kesinleştiği,kurum yararına kesinleşmiş hak oluştuğu,işverenin tahakkuk ettirilen borcu kayıtsız şartsız ödediği, kurum işleminin 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15/e  maddesine dayandığı" gerekçesiyle davanın reddine dair verdiği karar,yukarıda belirtilen nedenlerle Özel Dairece bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Dava,nitelikçe yersiz olarak alınan primlerin geri verilmesi istemine ilişkin olup,yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 84.maddesinde "yanlış ve yersiz olarak alınmış olduğu anlaşılan primlerin,alındıkları tarihlerden on yıl  geçmemiş ise, hisseleri oranında işverenlere ve sigortalılara geri verileceği,işverenlere geri verilecek primler için kurumca faiz ödeneceği ve bu faizin,kuruma yatırıldığı tarihi  takip eden aybaşından iadenin yapıldığı ayın başına kadar geçen süre için hesaplanacağı" belirtilmiştir.

Somut olayda, davacı inşaat şirketi yapımı biten inşaatlara belediyeden yapı kullanma izin belgesi alabilmek için kurumdan ilişiksiz belgesi talep etmiş, Kurum memurunca 1.12.1993 tarih 3917 sayılı yasa ile 7.7.1994 tarih ve 16-86 Ek sayılı genelge uyarınca yapılan ilk değerlendirmede %9 işçiliğin %25 eksiği %6,75 işçilik oranına göre eksik işçilik bildirildiği saptanmış ve fark işçilik tutarı üzerinden 4.715.110.361 TL.prim ve gecikme zammı hesaplanmış işveren, 16-118 Ek Genelgenin 3.maddesinden yararlanarak yapılan işin müfettiş incelemesine sevk edilmemek üzere borcu 28.9.2001 tarihinde kurum veznesine ödemiştir.

Kurum dosya memurunca ilişiksizlik belgesi verilmesi için genelge uyarınca yapılan asgari işçilik incelemesi idari bir tasarruf olup, kurumca resen prim alınmasına ve alınacak prim tutarının saptanmasına yönelik bir işlem değildir.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi

2005/1496 E., 2005/7348 K.

DELİLLERİN TOPLANMASI

İŞÇİLİĞİN BİLDİRİMİ

ÖZET

ÖZEL BİNA İNŞAATLARININ İŞİN YÜRÜTÜMÜ İÇİN BİLDİRİLMESİ GEREKLİ OLAN İŞÇİLİK, ÖNCELİKLE İŞVEREN KAYITLARININ ESAS ALINARAK BELİRLENMESİ, İŞVEREN KAYITLARININ BULUNAMAMASI YA DA DÜZENSİZ OLMASI HALİNDE, YAKLAŞIK MALİYET YÖNTEMİ İLE BELİRLENMESİ GEREKİR. MAHKEMECE YAPILACAK İŞ, İŞVEREN KAYITLARINDAN TESPİT EDİLMİŞ OLAN MALİYETTEN, MALZEMELİ İŞÇİLİK BEDELİ İNDİRİLMEK SURETİYLE İŞÇİLİĞE ESAS OLACAK MATRAHI BELİRLEMEK VE BU SURETLE BELİRLENECEK MATRAHA % 9 İŞÇİLİK ORANI UYGULAYARAK İŞÇİLİK MİKTARINI TESPİT ETMEK, BULUNACAK MİKTARDAN İŞVERENCE BİLDİRİLEN MİKTAR TENZİL EDİLEREK BİLDİRİLMEMİŞ OLAN İŞÇİLİĞİ SAPTAMAK, BİLDİRİLMEMİŞ OLAN MİKTARIN %35.5´NİN İŞVERENİN PRİM BORCU OLACAĞININ GÖZETİLDİĞİ BİLİRKİŞİ RAPORU ALINARAK VARILACAK SONUCA GÖRE KARAR VERMEKTEN İBARETTİR.

İçtihat Metni

Davacı, ölçümleme neticesi tahakkuk ettirilen, prim tahakkuk işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Davacı, işin yürütümü için gerekli olan işçiliğin bildirilmediği sebebine dayanan ek prim ve gecikme zammı tahakkukuna ilişkin Kurum işlemlerinin iptaliyie borçlu olmadığının tespitini ve ihtirazı kayıtla ödenen miktarın ödeme tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte istirdadını (geri alınmasını) istemiştir. Mahkemece ilamda belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de varılan bu sonuç dosya içeriğine usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Davacı Ç... Konut Üretim Yapı Kooperatifler Birliğine ait konut inşaatı işyeri kayıt ve belgelerinin "ilişiksizlik durumu" oluşturulması amacıyla SSK müfettişi tarafından incelenmesi sonucu işin yürütülmesi için bildirilmesi gerekli işçiliğin noksan olduğunun tespit edilmesi üzerine 153.898.945.833.-TL prim ve 43.091.704.833.-TL gecikme zammı tahakkuku yapılarak davacıdan 24.12.2002 tarih ve 069304 sayılı yazıyla talep edildiği, süresinde yaptığı itirazı ünite Komisyonunda reddedilen davacının ihtirazı kayıtla Kuruma 31.12.2002 ve 16.01.2003 tarihlerinde toplam 188.000.000.000.-TL ödemede bulunduğu anlaşılmış, tahakkuk işlemlerinin dayanağını oluşturan 26.11.2002 tarih ve 2002/193 sayılı raporda işe 01.11.1995 tarihinde başlanıp 31.07.2002 tarihinde bitirildiğinin ve işveren kayıtlarından tespit edilen maliyetinin 11.928.962.000.000.-TL, malzemeli işçilik bedelinin 2.839.739.975.165.-TL olduğunun belirtildiği görülmüştür.

Öncelikle belirtmek gerekir ki; SSK müfettişlerine işin yürütümü için gerekli olan asgari işçiliğin bildirilip bildirilmediğini inceleme görev ve yetkisi veren 6792 sayılı Kanun´un 3917 sayılı Kanunla değişik 6. maddesini yürürlükten kaldıran 04.10.2000 tarihli 616 sayılı KHK´nın Anayasa mahkemesinde iptal edilmesi üzerine doğan hukuksal boşluğun 29.07.2003 tarih ve 4958 sayılı Yasa ile getirilen hükümlerle doldurulmasına kadar geçen dönemde ve giderek davacı işverenin yaptığı işin gerçekleştiği zaman ve bitirildiği tarih itibariyle dava konusu uyuşmazlıkta asgari işçilik yönünden inceleme ve sonucuna göre Kuruma prim tahakkuk ettirme hakkını öngören 3917 sayılı Ya-sa´daki genel kurallarla, Kurumun bu konuda yayınladığı genelgelerle belirtilen ilkelerin, usul ve esasların nazara alınması gerektiği tartışmasızdır.

İşyerlerinin sayıca giderek artmasından dolayı tüm işyeri dosyalarının SSK müfettişleri tarafından incelenmesinin imkânsız hale gelmesi üzerine kurumca ihaleli işlerle özel inşaat işleri yönünden 01.01.1994 tarihinden itibaren asgari işçilik uygulaması başlatılmıştır. Genel olarak işin yürütümü için bildirilmesi gereken işçiliğin bildirilip bildirilmediğinin tespiti hususu ile asgari işçilik uygulamasının usul ve esasları, 07.07.1994 tarih 16/836 Ek genelge, uygulamanın 01.01.1994 tarihinden başlatılması hakkındaki 11.10.1994 tarih ve 16.95 Ek genelge, uygulamadaki aksaklıkların ve tereddütlerin giderilmesine yönelik 07.11.1995 tarihli 16-118 Ek genelge ve bu genelgenin ilave iş kollarını da kapsamına almak suretiyle yenilendiği 03.09.1999 tarihli 16-192 Ek genelge ile düzenlenmiştir. Sözü edilen genelgelerde; ihaleli işlerle özel bina inşaatı işleri bakımından işverenler yararına kolaylıklar getiren asgari işçilik uygulaması; dosya memurunca işveren dosyası üzerinde bir ön değerlendirme yapılması ve bu ön değerlendirme sonucu dosyası incelenen işveren işlemlerinin sigorta müfettişi incelemesine sevk edilip edilmeyeceğinin belirlenmesine yönelik bir işlem olarak tanımlanmış, barajın üzerinde işçilik bildiriminde bulunulduğunun belirlenmesi halinde ilişiksizlik belgesinin hemen verilmesi, barajın altında bildirim yapıldığının belirlenmesi halinde ise bunun sigortasız işçi çalıştırılmasından ve kurumdan prim kaçırılmasından ileri gelip gelmediğinin araştırılması için gerekli inceleme yapılmak üzere dosyanın sigorta müfettişine aktarılması öngörülmüştür. Buna ek olarak da 19.10.1995 tarih ve 3640 sayılı yönetim kurulu kararı uyarınca barajm altında bildirimde bulunduğu belirlenen işverenlerden, isteyenlerin başkaca prim belgesi vermeksizin baraja ulaşmak üzere tahakkuk ettirilecek prim ve gecikme zammını ödemeleri ve dosyalarının müfettişe gitmesini istemedikleri yolunda beyan ve taahhütte bulunmaları durumunda hemen ilişiksizlik belgesi verilmesi olanağı sağlanmıştır. Ve barajın altında bildirim yapıldığı belir-lenipte dosyaların sigorta müfettişine verilmesini istemeyen işverenler yönünden bildirilmesi gereken işçilik miktarının tespitinde işyeri kayıt ve belgeleri incelenmeyeceği için olası malzemeli veya salt işçilik bedellerini karşılamak amacıyla uygulanması gereken işçilik oranı % 25 nispetinde eksiltilerek uygulanmak suretiyle işçiliğin saptanması, aksi halde; yani noksan işçiliğin işyeri kayıt ve belgelerinin SSK müfettişi tarafından incelenerek saptanması durumunda ise uygulanması gereken işçilik oranından % 25 nispetinde indirim yapılamayacağı vurgulanmıştır. Yine sözü edilen genelgelere göre; ilke olarak ihaleli işlerde işçilik oranının uygulanacağı matrahın; yüklenicilere (müteahhitlere) ödenen hak edişlerden, özel bina inşaatlarında işyeri kayıt ve belgeleri yetersiz ise yaklaşık maliyet yöntemi ile belirlenmesi gerekmektedir.

Somut olayda, davacının istemi üzerine inceleme yapan SSK müfettişi tarafından işveren kayıtlarına göre inşaatın maliyeti tespit edilmiş, ancak yaklaşık maliyete göre inşaatın tespit edilen maliyeti esas alınarak bulunan matrah işveren kayıtlarına göre tespit edilen maliyetin esas alındığı matrahtan fazla olması ve bunun kurum yararına bulunması nedeniyle bu matrah üzerinden bildirilmesi gerekli olan işçiliğinin tespit edilerek hesap tablosu düzenlendiği, mahkemece yapılan inceleme sırasında, bilirkişi emekli SSK müfettişinden alınan 10.06.2003 tarihli raporda, inşaat işinde müfettiş incelemesine gidildiğinde işçiliğin; maliyetin % 9´u müfettiş incelemesine gidilmediğinde ise işçiliğin maliyetin % 6.75´i olduğu belirtilip işveren kayıt ve belgelerine değer verilmemesinin nedenleri açıklanmadan yaklaşık maliyet usulü ile belirlenen miktara uyuşmazlığın SSK müfettişinin incelemesi ile tespit edilen işçiliğe ilişkin olduğu bu nedenle % 9 işçilik oranından indirim yapılması mümkün olmadığı halde % 25 oranında indirim yapılarak belirlenen % 6.75 işçilik oranın uygulaması suretiyle işçilik tespit edilmiş olup işçilik nispetindeki indirimi Kurumun asgari işçiliğin tespitine yönelik genel düzenleyici nitelikteki genelgelerinde Öngörülen usul ve esaslara, ve dosyadaki delillere aykırı olan bu rapora itirazlarda dikkate alınıp değer verilmeyerek iki inşaat mühendisi ve bir mali müşavir olmak üzere üç kişilik bilirkişi heyeti eşliğinde mahallinde keşif yapıldıktan sonra HUMK´nun Md. 281/11 hükmüne göre bilirkişilerin birden fazla olması halinde bilirkişilerin birlikte ortak rapor düzenlemeleri, görüş birliğine varamamaları halinde muhalif bilirkişinin karşı görüş nedenlerini ortak hazırlanan raporda ya da ayrı bir rapor şeklinde belirtmesi gerektiği ve bilirkişilerin konuyu bir arada (hep birlikte) görüşmeden ayrı ayrı rapor düzenlemeleri mümkün olmadığı halde inşaat mühendisi bilirkişileri tarafından ayrı olarak düzenlenen 28.04.2005 tarihli raporda birim inşaat maliyetinden % 25 müteahhitlik kârı düşülerek bulunan birim fiyat üzerinden sadece inşaat bedelinin bulunduğu, mali müşavir bilirkişi tarafından ayrı olarak düzenlenen 25.05.2004 tarihli raporda işveren kayıt ve belgelerine göre sigorta müfettişince de tespit edilmiş olan aynı maliyet belirlenip % 6.75 işçilik oranı esas alınarak işçiliğin tespit edildiği, mahkemece de bu raporun değerlendirilerek sonuca varıldığı görülmüştür.

İddia, savunma, yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgulara göre, işçilik tespitine konu olan işin niteliğinin ve kurum genelgesine ekli listedeki gibi işin niteliğine uygun işçilik oranının % 9 olduğu hususlarının çekişmesiz olduğu, uyuşmazlığın işçiliğin tespitine esas alınarak matrahın hangi yöntemle belirlenmesi gerektiği ve belirlenecek matraha uygulanacak % 9 işçilik oranından % 25 oranında indirim yapılıp yapılamayacağı, başka bir anlatımla bildirilmesi gerekli olan asgari işçiliğin tespitine esas alınarak matrahın işveren kayıt ve belgelerine göre mi yoksa yaklaşık maliyet yöntemiyle mi belirlenmesi gerektiği ve belirlenecek matraha uygulanacak % 9 işçilik oranından % 25 nispetinde indirim yapılmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.

Konuya ilişkin yasal düzenleme ile Kurumun genel düzenleyici idari işlem niteliğindeki genelgelerinde öngörülen ilkelere göre özel bina inşaatlarının da işin yürütümü için bildirilmesi gerekli olan işçiliğin, öncelikle işveren kayıtlarının esas alınarak belirlenmesi, işveren kayıtlarının bulunmaması ya da düzensiz olması halinde ise yaklaşık maliyet yöntemiyle tespit edilmesi gerekir. Davacı Ç... Konut Üretim Yapı Kooperatifler Birliğinin bağlı olduğu kurallar gereğince tüm gelir ve giderlerinin kayıt altına alınması zorunlu olduğundan işçiliğin tespitinde kayıt ve belgelerinin nazara alınmasının gerektiği söz götürmez. Bu itibarla SSK müfettişinin işveren kayıtlarından tespit ettiği maliyet yerine daha fazla olması nedeniyle yaklaşık maliyet yöntemiyle işçilik miktarını tespiti genelgelerde öngörülen usul ve esaslara aykırıdır. Dolayısıyla mahkemece değerlendirilerek hükme esas alınmış olan bilirkişi mali müşavir tarafından düzenlenmiş 25.05.2004 tarihli raporda işveren kayıtlarına dayanan ve sigorta müfettişinin tespit ettiği maliyet miktarını doğrulayan tespiti yerinde ise de işveren kayıtlarından tespit edilen maliyetten malzemeli işçilik bedelinin düşülmemesi ve % 9 işçilik oranından % 25 oranında indirim yapılarak bulunan % 6.75 işçilik oranı uygulanması yerinde değildir. Ayrıca belirtmek gerekir ki maliyeti belirleyen unsunlar içinde kâr da bulunmakta olup işçiliğin tespitinde maliyet esas alındığından inşaat mühendisi bilirkişi raporunda belirtildiği gibi birim maliyet bedelinden % 25 oranında müteahhitlik kârı adı altında indirim yapılması da mümkün değildir.

Bütün bu açıklamalardan sonra; mahkemece yapılacak iş, işveren kayıtlarından tespit edilmiş olan maliyetten malzemeli işçilik bedeli indirilmek suretiyle işçiliğe esas olacak matrahı belirlemek ve bu suretle belirlenecek matraha % 9 işçilik oranı uygulayarak işçilik miktarını (prime esas toplam kazanç miktarını) tespit etmek bulunacak miktardan işverence bildirilen miktar tenzil edilerek bildirilmemiş olan işçiliği saptamak, bildirilmemiş miktarın % 35.5´inin işverenin prim borcu olacağının gözetildiği bilirkişi raporu alınarak varılacak sonuç uyarınca karar vermekten ibarettir.

Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu gibi karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 11.07.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10.Hukuk Dairesi

E.2001/7966  K.2001/8307  T.29.11.2001

ÖZET

Belirli bir sigortalının eksik veya hiç çalışmadığı dönemler için çalıştığı var sayılarak prim tahakkuku işleminin yasal dayanağı 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu´nun 79. maddesi olup, Kurumun müfettişlerine işin yürütümü için gerekli asgari işçilik miktarının tespiti yetkisi veren 4792 sayılı yasanın 6.maddesinin olayda uygulanma yeri yoktur.  

Y A R G I T A Y  İ L A M I

Davacı, re´sen hesaplanan prim borcu ve fer´ilerinin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne  karar vermiştir.

Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

Davacı işveren, sigortalı A.Ç´ın 1996/Eylül ayında 25 gün çalıştığı halde 30 gün çalıştığı kabul edilerek, sigortalı S.E. 1998/Temmuz ayında ücretsiz izin kullanması nedeniyle hiç çalışması bulunmadığı halde 30 gün çalıştığı varsayılarak Kurumca resen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammının iptaline karar verilmesini istemiş, mahkemece; Kurum müfettişlerine en az işçilik miktarının tespiti yetkisini tanıyan 4792 Sayılı Kanunun 3917 Sayılı Kanunla değişik 6.maddesinin, 04.10.2000 gün ve 24190 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 616 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dava; Kurum müfettişlerince işyerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen tutanaklara göre davalıya ait gazete dağıtım ve pazarlama işyerinde çalışan iki sigortalının Kuruma bildirilen gün sayılarının  eksik  gösterildiği  gerekçesiyle tama iblağ edilmesi üzerine Kurumca resen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammının iptali istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı; mahkemenin kabul gerekçesinde belirttiği gibi 616 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname  ile yürürlükten kaldırılan ve Kurum müfettişlerine işin yürütümü için gerekli asgari işçilik miktarının tespiti ve uygulamadaki adıyla Kuruma "ölçümleme" yetkisi veren 4792 Sayılı Kanunun 3917 Sayılı Kanunla değişik 6.maddesinin olayda uygulama yeri yoktur.Davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Kanunun 79. maddesidir.

İşverenin, sigortalı S.E´nun ücretsiz izin talebini içeren 29.06.1998 tarihli dilekçesindeki mazeretine binaen 1998/Temmuz ayında fiilen çalışmadığına dair savunmasının; sigortalının, 01.06.1998 tarihinde işe girdiği ve 1475 Sayılı İş Kanununun 49. maddesi uyarınca henüz yıllık ücretli izin hakkını kazanmadığı da gözetilerek, bizzat mahkemeye çağrılarak işverenlikçe mahkemeye sunulan ücretsiz izin dilekçesinin kendisine ait olup olmadığının, kendisine aitse ne zaman verildiğinin ve özellikle çekişme konusu 1998/Temmuz ayında işyerinde fiilen çalışıp çalışmadığının açıklattırıldıktan, keza Kurum müfettişince düzenlenen tespit tutanağına göre 1996/Eylül ayında 30 gün çalıştığı halde çalışması 25 gün olarak Kuruma eksik bildirildiği ileri sürülen sigortalı A.Ç´ın; çalışmasının davalı işverenin iddia ettiği gibi part-time şeklinde mi, yoksa müfettişlikçe belirlendiği gibi 30 tam gün üzerinden mi gerçekleştiği bu sigortalıya açıklattırılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 29.11.2001 gününde oybirliğiyle karar verildi. 

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi

2006/4400 E., 2007/1192 K.

BİLİRKİŞİ RAPORUNUN YANLIŞ DEĞERLENDİRİLMESİ

GECİKME ZAMMI

PRİM

İçtihat Metni

Davacı, prim ve gecikme zammımdan dolayı borçlu olmadığının tespiti ile aksine komisyon kararının iptaline karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı kurum vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Davacı, işin yürütümü için bildirilmesi gereken asgari işçiliğin noksan olduğu gerekçesi ile kurumca re´sen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammının iptalini istemiştir.

Mahkemece bilirkişi raporu yanlış değerlendirilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacı şirket ihale yoluyla üstlendiği Akşehir İlçesi Y… Kasabası İlköğretim Okulu kalorifer tesisatı onarım inşaatı işinde, sigorta müfettişi incelemesi sonuca yüklenim konusu işin işçi çalıştırmadan yapılamayacağı, en az bir işçinin çalışması gerektiği gerekçesi ile % 30 işçilik oranı uygulanarak toplam 2.322,46 YTL. prim ve gecikme zammının davacıdan talep edildiği, işverenin, ihale konusu işin başka firmaya yaptırıldığını, işçiliğinde bu firma tarafından karşılandığı ileri sürerek yaptığı itirazın kurum ünitesince reddedildiği anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporunda belirtildiği üzere, dava konusu işin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan S.S.K. 16-192 sayılı Ek genelgesinin 65. sırasında yer olan bina onarımları iş kolunda belirtilen kalorifer tesisatı onarım işlerine ait % 10 olarak gösterilen işçilik oranının işin niteliğine uygun olduğu, öte yandan mevcut belgelere göre işçiliğin A…. Makine Mühendislik İnşaat San.Tic.Ltd. Şti. tarafından karşılandığı iddiasının da doğru olmadığı, Mahkemenin bu yönlerden kabulünün doğru olduğu ancak bilirkişi tarafından belirtilen bildirilmesi gerekil asgari işçilik tutarı olan 317,25 YTL. üzerinden prim ve gecikme zammı hesaplattırılarak sonuca gidilmesi gerekirken tespit edilen miktar yanlış değerlendirilerek karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı kurum vekilinin bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 05.02.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

10.Hukuk Dairesi

Esas         Karar

2004/11672   2005/1487

ÖZET

Bu gibi durumlarda, Kurum ve itiraz halinde Mahkemeler, bildirilmesi zorunlu işçilik oranını belirlerken; işin genel niteliğini, işte kullanılan teknik yöntemleri, işin büyüklüğünü, tamamlama süresini, işyeri koşullarını, istihkak tutarlarını, kısaca işçilik bildirilmesi gereken işle ilgili tüm verileri gözetmek, gerekirse benzerleriyle kıyaslamak, yerinde bizzat işi denetlemek ve gerçek biçimde işçilik oranını saptamak zorundadır.

Y A R G I T A Y  İ L Â M I

Davacı, prim tahakkuku ve itirazın reddine ilişkin davalı Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi  tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava hukuki nitelikçe; 4792 sayılı Kanunun 3917 sayılı Kanunla değişik 6. maddesi kapsamında, sigorta müfettiş raporuna dayanılarak Kurum tarafından resen tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammından dolayı davacının borçlu olmadığının tespiti ve ölçümleme işleminin iptali istemine ilişkin olup, Mahkemece, bilirkişi raporuna dayanılarak, istem kısmen hüküm altına alınmıştır.

Öncelikle belirtmek gerekirse; gerek, 4958 sayılı Yasa ile yapılan yasal düzenleme ile Sigorta Teftiş Kurulu Başkanlığına, işin yürütümü için gerekli olan asgari işçilik miktarını saptama yetkisinin tanınmış olması, gerekse, aynı Yasayla bu konuda 506 sayılı Yasanın 79 ve 130. maddesine yeni fıkralar eklenmesi gözönünde bulundurularak Mahkemece, Kurumun eksik işçilik miktarını belirleme yetkisi olduğunun kabulü yerindedir. Ancak, sigorta primleri Takip ve Tahsilat Daire Başkanlığınca 03.09.1999 tarihinde yayınlanan 16.192 sayılı genelgeye ekli listede, dava konusu  olan yol  inşaatı  asgari işçilik oranı %4, ihata duvarı asgari işçilik oranı %18 ve kanalizasyon inşaatı asgari işçilik oranı %8 olarak belirlenmiş iken, hükme esas kılınan bilirkişi raporunda ayrıntılı açıklamaya yer vermeksizin yol inşaatı işi için %2, ihata duvarı inşaatı işi için %8 ve kanalizasyon inşaatı işi için %4 oranının belirlenmesi, sonra ayrı bir hesaplamayla ortalama işçilik oranının %3.45 olarak kabul edilmesi ve değerlendirmeye esas hakediş, tutarına bu oranın uygulanması hatalıdır. Bu gibi durumlarda, Kurum ve itiraz halinde Mahkemeler, bildirilmesi zorunlu işçilik oranını belirlerken; işin genel niteliğini, işte kullanılan teknik yöntemleri, işin büyüklüğünü, tamamlama süresini, işyeri koşullarını, istihkak tutarlarını, kısaca işçilik bildirilmesi gereken işle ilgili tüm verileri gözetmek, gerekirse benzerleriyle kıyaslamak, yerinde bizzat işi denetlemek ve gerçek biçimde işçilik oranını saptamak zorundadır. Bu yöntem işlenerek işverenin eksik işçilik bildiriminde bulunup bulunmadığı belirlenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir.

Mahkemece, öngörülen biçimde bir inceleme ve araştırma yapılmaksızın, denetime elverişli olmayan bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O hâlde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 21.02.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi

2003/2997 E., 2003/4126 K.

KURUMUN ÖLÇÜMLEME HAKKI

NOKSAN İŞÇİLİK BİLDİRİMİ

PRİM VE GECİKME ZAMMI BORCUNUN İPTALİ VE İSTİRDAT

ÖZET

NOKSAN İŞÇİLİK BİLDİRİMİ NEDENİYLE AÇILAN DAVADA, MAHKEMECE, İŞYERİ DOSYASI VE MÜFETTİŞ RAPORUNUN TAMAMI GETİRTİLMEDEN, GEREKLİ BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ YAPILMADAN, DAYANAK YASANIN İPTAL EDİLİP, YASAL BOŞLUK DOĞDUĞUNDAN BAHİSLE, ÖLÇÜMLEMENİN YAPILAMAYACAĞI GEREKÇESİYLE DAVANIN KABULÜNE KARAR VERİLMESİ DOĞRU DEĞİLDİR.

İçtihat Metni

Davacı, Kurum tarafından tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammı borcunun iptaline ve ödenen miktarın istirdadına karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

Dava noksan işçilik bildirimi nedeniyle tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammı ile idari para cezasının iptaline, ödemelerin yasal faiziyle birlikte tahsiline yöneliktir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de bu sonuç dosya içeriğine, usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Davacı işveren sıfatıyla ihale ile aldığı iş nedeniyle istihkak bedeli üzerinden bildirilmesi gereken işçilik oranından noksan işçilik bildiriminde bulunmuş ve bu durum Kurum müfettişlerinin mahallinde yaptıkları denetim sonucu da belirlenmiştir. Davanın yasal dayanağını oluşturan 4792 sayılı Yasa´nın değişik 6. maddesinde düzenlenen Kurumun ölçümlerine hakkı kaldırılmış, ölçümleme ile ilgili esaslar yerine yeni düzenleme getiren 616 sayılı KHK. Kararnamenin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi ile ortaya hukuksal boşluk çıkmıştır. Yasaya karşı her hangi bir nedenle Yasa´nın öngörmüş olduğu yükümlülüklerini yerine getirmeyenlerin yasal boşluk vardır diye haklarında hiçbir işlem yapılmamasının düşünülemeyeceği Yargıtay HGK.nun 21.11.2001 tarih 965-1038 esas, karar sayılı ilamı ile de vurgulanmıştır. Mahkeme, işyeri dosyası ve müfettiş raporunun tamamını getirmeden, gerekli bilirkişi incelemesi yapmadan dayanak Yasanın iptal edildiğinden bahisle, ölçümlemenin yapılamayacağı gerekçesiyle davayı kabul etmesi isabetli değildir. Zira ölçümleme teknik konuların incelenmesini gerektiren uzmanlık işidir. Bu konuda uzman bilirkişilerin bilgilerine başvurup sonuca gidilmelidir. Bu nedenle Mahkemeler, bildirilmesi zorunlu işçilik oranını belirlerken; iş ve işyeri belgelerini toplayıp, işin genel niteliğini, işte kullanılan teknik yöntemleri, işin büyüklüğünü, tamamlama süresini, işyeri koşullarını, istihkak tutarlarını, kısaca işçilik bildirilmesi gereken işle ilgili tüm verileri gözetmek, gerekirse emsalleriyle kıyaslamak, mahallinde bizzat işi denetlemek, kısaca işle ilgili tüm verileri dikkate alarak gerçek biçimde işçilik oranını veya miktarını saptamak zorundadır. Bu belirleme sonucunda gerçekten noksan isilik bildirildiği saptanırsa fazla bildirilenler yönünden istem kabul edilmeli aksi halde red edilmelidir, idari para cezası kesinleştiğinden bu konuda yeniden inceleme yapılamayacağı da gözönünde bulundurulmalıdır. Mahkemece, öngörülen biçimde bir inceleme yapılmaksızın, salt hukuksal bir takım nedenlerle sonuca giden bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 1.5.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

-


 

T. C. YARGITAY

21.Hukuk Dairesi

Başkanlığı

Esas               Karar

2004/844       2004/3376

ÖZET

506 Sayılı Yasa´da yeni düzenlemeler getiren 4958 sayılı Yasa´dan önce kurumun ölçümlemeye dayanak aldığı yasal düzenlemelerin ortadan kaldırıldığı hususu doğrudur. Gerek 3917 sayılı Yasa ve gerekse bu yasayla öngörülen ölçümlemeye ilişkin esaslar yerine yeni düzenleme getiren 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin hükümleri geçerliliğini yitirmiştir.      

Y A R G I T A Y   İ L A M I

Davacı, Kurum tarafından tahakkuk ettirilen ek prim ve gecikme zammı borcunun iptaline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.          

K   A   R   A   R

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, Sosyal Sigortalar Kurumu müfettişince saptanan bildirim dışı kalmış işçiliğin takibine ilişkindir. Mahkemece, kurumun ölçümleme yetkisinin kalktığından bahisle davacı isteminin kabulüne karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya aykırı bulunmaktadır.       Gerçekten, 506 Sayılı Yasa´da yeni düzenlemeler getiren 4958 sayılı Yasa´dan önce kurumun ölçümlemeye dayanak aldığı yasal düzenlemelerin ortadan kaldırıldığı hususu doğrudur. Gerek 3917 sayılı Yasa ve gerekse bu yasayla öngörülen ölçümlemeye ilişkin esaslar yerine yeni düzenleme getiren 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin hükümleri geçerliliğini yitirmiştir. Ne var ki, bu hukuksal boşluk, Kurumun yapılan işler ile buna bağlı bildirilmesi zorunlu işçilik miktarları üzerinde denetim ve prim saptama yetkisini ortadan kaldırmamıştır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun 21.11.2001 günlü, Esas: 2002/965, Karar: 2001/1038 sayılı kararı da aynı yöndedir. 506 sayılı Yasa´nın 79.maddesi ve diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, Kuruma kendisine bildirilen veya bildirilmeyen işçilik yönünde inceleme yetkisi açıkça verilmektedir. Kaldı ki, 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 Sayılı Yasa´dan önce durum bu merkezde olduğu gibi, 4958 Sayılı Yasa´nın 37. ve 49. maddeleri gereğince de kurumun ölçümleme hakkının bulunduğu açıktır.

Somut olayda, ölçümlemenin konusu olan Merkez Vali S. Sağlık Ocağı inşaatı işi ile ilgili sigorta primleri hesabına esas tutulacak kazançlar toplamının Kurumca  re´sen  hesaplandığı  dosyadaki  bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır.

Bu durumda mahkemece yapılacak işlem, inşaat işlerinden anlayan uzman bilirkişi ile mahallinde keşif yapılarak, yöntemince işin esasına girmek, işin genel niteliğini, işte kullanılan teknik yöntemleri, işin büyüklüğünü, tamamlama süresini, işyeri koşullarını, istihkak tutarlarını, kısaca, işçilik bildirilmesi gereken işle ilgili tüm verileri gözeterek, gerekirse, emsalleriyle kıyaslayarak, dava konusu iş nedeniyle gerçek biçimde bildirilmesi zorunlu işçilik oranını veya miktarını belirlemek ve belirlenecek bu işçilik oranına göre işverenin prim borcu bulunup bulunmadığını saptamaktır.

Mahkemece, öngörülen biçimde bir inceleme yapılmaksızın, yetersiz bilirkişi raporu hükme dayanak alınmak suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması  usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 06.04.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21.Hukuk Dairesi

Başkanlığı

Esas               Karar

2003/7933      2003/8772

ÖZET

Kurum´un prim alacağının yani eksik bildirimde bulunulup bulunulmadığının yöntemince işin esasına girilerek belirlenmesi gerekir.                   

Y A R G I T A Y   İ L A M I

Davacı Kurum tarafından tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammı borcunun  iptaline ve borcu olmadığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme bozmaya uyarak  ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir. Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan  ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K   A   R   A   R

Mahkemece bozma ilamına uyulmuş olmasına rağmen bozma ilamı gerekleri yerine getirilmeden eksik inceleme ve araştırma ile yalnızca tanık dinlenerek hüküm kurulmuştur. Gerçekten uyulan bozma ilamında Kurum´un prim alacağının yani eksik bildirimde bulunulup bulunulmadığının yöntemince işin esasına girilerek belirlenmesi gerektiği açıklanmıştır. Bu durumda yapılması gereken; işyerinde kayıtların düzenli tutulup tutulmadığı, işyerinin kapsam ve kapasitesi çalışma yöntemi iş durumunda değişiklik olup olmadığı, işyerinde  çalışan işçi sayısının mevsimlik  yada diğer koşullara göre değişiklik  gösterip  göstermediği,  davacı işverenin farklı bildirim nedeninin açıkça ortaya konması yönünden mahallinde saptama yapmak, bu yönlerde gereğinde uzman kişilerden görüş almak ve işyeri ile ilgili gerçek bilgiler  saptandıktan sonra sonuca gitmektir. Mahkemece  bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde yerel denetim tutanağının aynı nitelikte belge ile aksinin kanıtlanmadığından bahisle yazılı şekilde hüküm kurulması usul  ve yasaya aykırı olmuştur.  O halde, davacının  bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,  temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 4.11.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 


 

T. C. YARGITAY

21.Hukuk Dairesi

Başkanlığı

Esas               Karar

2003/8003     2003/ 9637

ÖZET

506 sayılı Yasa´nın 79.maddesi ve diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, Kurum´a kendisine bildirilen veya bildirilmeyen işçilik yönünde inceleme yetkisi açıkça verilmektedir. 

Y A R G I T A Y   İ L A M I

Davacı, Kurum tarafından re´sen tahakkuk ettirilen ek ve gecikme zammı prim borcunun istirdadı ile yasal faiziyle birlikte Kurumdan alınmasına karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Taraflar arasındaki uyuşmazlık Sosyal Sigortalar müfettişince saptanan bildirim dışı kalmış işçiliğin takibine ilişkindir.

Mahkemece, davanın yasal dayanağını oluşturan 4792 sayılı Yasa´nın değişik 6.maddesinde düzenlenen ölçümleme hakkının 616 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile iptal edildiği ve dayanağı kalmadığı gerekçesiyle davacı isteminin kabulüne karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.

Gerçekten, gerek 3917 sayılı Yasa ve gerekse bu yasayla öngörülen ölçümlemeye ilişkin esaslar yerine yeni düzenleme getiren 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin hükümleri geçerliliğini yitirmiştir. Ne var ki, bu hukuksal boşluk, kurumun yapılan işler ile buna bağlı bildirilmesi zorunlu işçilik miktarları üzerinde denetim ve prim saptama yetkisini ortadan kaldırmamıştır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun 21.11.2001 gün ve 2001/965 Esas, 2001/1038 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir. 506 sayılı Yasa´nın 79.maddesi ve diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, Kurum´a kendisine bildirilen veya bildirilmeyen işçilik yönünde inceleme yetkisi açıkça verilmektedir. Kaldı ki, 4958 sayılı Yasa´nın 37.maddesi ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu´nun 79.maddesine eklenen fıkra ile 506 sayılı Yasa´nın 83.maddesinde belirtilen Kurum ve kuruluşlar tarafından ihale yoluyla yaptırılan her türlü işler ile gerçek veya tüzel kişilerce yapılan inşaatlardan dolayı yeterli işçilik bildirilmiş olup olmadığının Kurumca araştırılacağı hükmü getirilmiştir.

Kurum ve itiraz halinde mahkemeler, bildirilmesi zorunlu işçilik oranını belirlerken, işin genel niteliğini, işte kullanılan teknik yöntemleri, işin büyüklüğünü, tamamlama süresini, işyeri koşullarını, istihkak tutarlarını, kısaca işçilik bildirilmesi gereken işle ilgili tüm verileri gözetmek, gerekirse emsalleriyle kıyaslamak, mahallinde bizzat işi denetlemek, kısaca işle ilgili tüm verileri dikkate alarak gerçek biçimde işçilik oranını veya miktarını saptamak zorundadır.

Bu belirleme sonucunda gerçekten noksan işçilik bildirildiği saptanırsa fazla bildirilenler yönünden istem kabul edilmeli, aksi halde red edilmelidir. Mahkemece, öngörülen biçimde bir inceleme yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.11.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21.Hukuk Dairesi

Başkanlığı

Esas              Karar

2003/8008    2003/9355

ÖZET

Kurumun yapılan işler ile buna bağlı bildirilmesi zorunlu işçilik miktarları üzerinde denetim ve prim saptama yetkisini ortadan kaldırmamıştır.

Y A R G I T A Y     İ L A M  I

Davacı, Kurum tarafından tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammı borcunun iptaline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K   A   R   A   R

Mahkemece bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı isteminin reddine karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya aykırı bulunmaktadır.

Gerçekten dosya içerisinde bulunan bilirkişi raporlarında gösterildiği üzere, Kurumun ölçümlemeye dayanak aldığı yasal düzenlemelerin ortadan kaldırıldığı hususu doğrudur. Gerek 3917 sayılı Yasa ve gerekse bu yasayla öngörülen ölçümlemeye ilişkin esaslar yerine yeni düzenleme getiren 616 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin hükümleri geçerliliğini yitirmiştir. Ne var ki, bu hukuksal boşluk, Kurumun yapılan işler ile buna bağlı bildirilmesi zorunlu işçilik miktarları üzerinde denetim ve prim saptama yetkisini ortadan kaldırmamıştır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun 15.10.2003 günlü, Esas: 2003/567, Karar: 2003/568 sayılı kararı da aynı yöndedir. 506 sayılı Yasa´nın 79.maddesi ve diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, Kuruma kendisine bildirilen veya bildirilmeyen işçilik oranı yönünde inceleme yetkisi açıkça verilmektedir.

Kurum ve itiraz halinde Mahkemeler, bildirilmesi zorunlu işçilik oranını belirlerken; işin genel niteliğini, işte kullanılan teknik yöntemleri, işin büyüklüğünü, tamamlama süresini, işyeri koşullarını, istihkak tutarlarını, kısaca işçilik bildirilmesi gereken işle ilgili tüm verileri gözetmek, gerekirse emsalleriyle kıyaslamak, mahallinde bizzat işi denetlemek, kısaca işle ilgili tüm verileri dikkate alarak gerçek biçimde işçilik oranını veya miktarını saptamak zorundadır.

Bu belirleme sonucunda gerçekten noksan işçilik bildirildiği saptanırsa fazla bildirilenler yönünden istem kabul edilmeli aksi halde red edilmelidir. Mahkemece, öngörülen biçimde bir inceleme yapılmaksızın, salt hukuksal bir takım nedenlerle sonuca giden bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması  usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 17.11.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

T. C. YARGITAY

21. Hukuk Dairesi

Başkanlığı

Esas                Karar

1995/4928     1995/7106

ÖZET

Dava, nitelikçe Kurum ünitesi itiraz komisyonu kararının iptali istemine ilişkindir. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı belirgin olarak 3917 sayılı Yasanın 4. maddesiyle değişik 4792 sayılı Kanunun 6. maddesinin son fıkrasıdır.

Y A R G I T A Y   İ L A M I

Davacı, davalı Kurum tarafından tahakkuk ettirilen toplam 58.570.342.- TL prim borcunun ve buna ilişkin 24.11.1994 gün 5 nolu itiraz komisyonu kararının iptali gerektiğinin tesbitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K  A  R  A  R

Dava, nitelikçe Kurum ünitesi itiraz komisyonu kararının iptali istemine ilişkindir. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı belirgin olarak 3917 sayılı Yasanın 4. maddesiyle değişik 4792 sayılı Kanunun 6. maddesinin son fıkrasıdır. Anılan maddede; sigorta müfettişleri işverenin Kuruma emsaline veya yapılan işin nitelik ve kapsamına göre, işin yürütümü için gerekli olan sigortalı sayısını, çalışma süresinin veya prime esas kazanç tutarının altında bildirimde bulunduğunu saptamaları halinde, sigorta primleri hesabına esas tutulacak kazançlar toplamı, sigorta müfettişi raporuna dayanılarak, Kurumca resen hesaplanır. İşin yürütümü için, gerekli olan asgari işçilik miktarı, yapılan işin niteliği, bünyesinde kullanılan teknoloji, işyerinin büyüklüğü, benzer işletmelerde çalıştırılan işçi sayısı, ilgili meslek veya Kamu kuruluşlarının görüşü gibi unsurlar dikkate alınarak, sigorta müfettişince saptanır hükmü öngörülmüştür.  Somut olayda, ölçümlemenin konusu özel bina inşaatının 30.9.1994 tarihinde bittiği 5.10.1994 gün 271/105 sayılı müfettiş raporu esas alınarak sigorta primleri hesabına esas tutulacak kazançlar toplamının Kurumca resen hesaplandığı dosyadaki bilgi ve belgelerden açıkca anlaşılmaktadır. Öte yandan, 3917 sayılı Yasanın 8.12.1993 tarihinde yürürlüğe girdiği aynı Yasanın 8. maddesinin açık hükmü gereğidir. Hal böyle olunca, dava konusu olaya 3917 sayılı Yasanın 4. maddesiyle değişik 4792 sayılı Yasanın 6. maddesinin uygulanması gerektiği açık-seçiktir. Yapılacak iş davalı Kurumun, sigorta primleri hesabına esas tutulacak kazançlar toplamının hesaplanmasında; yukarıda sözü geçen Yasanın 6. maddesinde öngörülen yöntemi izlemek suretiyle belirleyip, belirlemediğini saptamak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yetersiz bilirkişi düşüncesine dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.11.1995 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 
                                  Sayaç
Bugün Tekil: 92 Bugün Çoğul: 0 Dün Tekil: 228 Toplam Tekil: 218276 Toplam Çoğul: 30
        Dataişlem