TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
YARGITAY KARARLARI 2 (ZAMANAŞIMINA UĞRAYAN BONONUN HUKUKI NITELIĞI - SEBEPSIZ ZENGINLEŞME DAVASI - DAVA AÇMA SÜRESI-LEHTARA MÜRACAAT KOŞULU - SENEDİN PROTESTO EDİLMESİ - KEŞİDECİNİN PROTESTO EDİLMEMESİ-ÇEKTE İBRAZ TARİHİNİN OLMAMASI) / 29-06-2012

Zamanaşımına Uğrayan Bononun Hukuki Niteliği - Sebepsiz Zenginleşme Davası - Dava Açma Süresi

T.C.YARGITAY HUKUK GENEL KURULU    Tarih: 28.3.2001 Esas: 2001/19-230 Karar: 2001/310


Özet:
Bonolarda keşideciye karşı açılacak davalar vadenin geldiği tarihten itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Gerek doktrinde ve gerekse Yargıtay uygulamalarında, bono hamilinin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre keşideciye müracaat edebileceği kabul edilmektedir. Zamanaşımına uğramış bono adi senet sayılamayacağı gibi aralarında temel ilişki bulunmayan hamil yönünden yazılı delil başlangıcı da teşkil etmez. Hamil zamanaşımına uğramış senede dayalı olarak üç yıldan sonraki bir yıl içinde borçluya karşı sebepsiz zenginleşme davası açabilir. Somut olayda, bu süre geçmiş ve davalı da zamanaşımı definde bulunmuştur. Bu durum karşısında davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerekir.
 6762 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m.644,661,690,730
 Taraflar arasındaki "itirazın iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 9. Ticaret Mahkemesi`nce davanın reddine dair verilen 17.2.2000 gün ve 1999/298 E. 2000/48 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi`nin 29.5.2000 gün ve 3546-4103 sayılı ilamiyle; (...Davacı vekili, davalıdan 460.800.300 TL alacaklı olduklarını, alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itiraz edildiğini, iddia ederek itirazın iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı savunmasında; takip dayanağı bonoların zamanaşımına uğradığını beyan ederek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının hamili olduğu ve icra takibine konu bonoların zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davalı Enver tarafından takip konusu bonolara yönelik olarak açılan Ankara Asliye 1. Ticaret Mahkemesi`nin 1997/566 esas sayılı menfi tespit davasında mahkemece hamil aleyhine zamanaşımı def`ine dayanılarak menfi tespit davası açılamayacağı hükme bağlanmış ve karar derecattan geçerek kesinleşmiştir.
Hamil davacının kambiyo senedi vasfını yitirmiş bonolar ile sebepsiz iktisap hükümlerine göre davalı keşideciden alacak talep edebileceği mahkemece gözden kaçırılarak yazılı şekilde davanın reddi doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, itirazın iptali isteğine ilişkindir.
Davacı, Davalı-borçlu aleyhine Ankara 24. İcra Müdürlüğü`nün 1997/779 sayılı dosyasında toplam 492.120.300 TL`lık senetler için icra takibine giriştiğini, borçlunun adresi belli olmadığından takibin ilanen tebligat yoluyla kesinleştiğini, davalı-borçlunun mallarına haciz uygulandıktan sonra Ankara 3. İcra Hakimliği`ne senetlerin zamanaşımına uğradığı ve tebligatın usulsüz yapıldığı iddiasıyla yaptığı itirazın icra hakimliğince önce reddedildiğini, ancak bu kararın tebligatın usulsüz yapıldığı gerekçesiyle Yargıtay tarafından bozulduğunu, takibin durduğunu, davalının açtığı menfi tespit davasının da reddedildiğini, davalı-borçlunun itirazının iptali ile takibin devamına, borçlunun %40 tazminat ödemeye mahkûm edilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı-borçlu vekili yasal sürede verdiği cevap dilekçesinde; senetlerin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle zamanaşımı def`inde bulunmuş, davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme; borçlu gerek icra takibine yaptığı itirazda gerekse mahkemelere verdiği savunmalarında borcun varlığına ve bonolardaki imzaya itirazda bulunmadığı, takibe konulan bonoların TTK`nun 661. maddesine göre 3 yıllık zamanaşımına uğramakla yazılı delil başlangıcı haline dönüştüğü, davacı menfi tespit davasında kabul edilen 06.06.1991 tarihli senet dışındaki bonoların ciro yoluyla hamili olduğundan davalı ile arasında mevcut bir temel borç ilişkisinden de söz edilemeyeceği, gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
Davacı-alacaklı vekilinin talebi üzerine Özel Daire; Hamil davacının kambiyo senedi vasfını yitirmiş bonolar ile sebepsiz iktisap hükümlerine göre davalı keşideciden alacak talep edebileceği gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar vermiştir.
Mahkeme; senedin lehdarı olmayan davacının kambiyo senedi vasfını yitirmiş bonolar ile keşideci davalıya karşı sebepsiz iktisap hükümlerine göre alacak talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar vererek önceki kararında direnmiştir.
T. Ticaret Kanununun, Üçüncü Kitabının "Dördüncü Faslı"nı oluşturan Kambiyo senetleri ile ilgili olarak "Birinci Kısım"da, poliçe hakkında geniş ve ayrıntılı düzenlemeye yer verilmiş, bono (Emre muharrer senet) ve çeklere dair hükümlerde ise genelde, poliçe ile ilgili düzenlemeye göndermede bulunulmakla yetinilmiştir. Bu nedenle TTK`nun 690. maddesi yollaması ile bonolarda da uygulanması gereken aynı yasanın 661. maddesinde, poliçeyi kabul edene (bonolarda keşideciye) karşı açılacak davaların vadenin geldiği tarihten itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı öngörülmüştür. Anılan yasanın 644. maddesinde, keşideci ve poliçeyi kabul etmiş olan muhatabın, zamanaşımı sebebiyle poliçeden doğan borçları düşmüş olsa bile hamilin zararına ve sebepsiz olarak iktisap etmiş oldukları meblağ nisbetinde ona karşı borçlu kalacağı hüküm altına alınmıştır.
Çeklerle ilgili 730. maddede sözü edilen 644. maddeye göndermede bulunulmuş olmasına karşın, bonolara dair 690. maddede böyle bir atıfta bulunulmamış ise de, gerek doktrinde ve gerekse Yargıtay`ın istikrarlı uygulamasında, bono hamilinin Borçlar Kanunu`nun 61 ve devamı maddeleri uyarınca nedensiz zenginleşme hükümlerine göre keşideciye müracaat edebileceği kabul edilmekle ve özellikle doktrinde 690. maddede, 644. maddeye göndermede bulunulmamış olmasının makul bir izahının yapılamayacağı vurgulanmaktadır. (Prof. Dr. Fırat Öztan - Kıymetli Evrak Hukuku - 1997 basımı Sahife 1021)
Yukarıda açıklandığı üzere, zamanaşımına uğramış olan bono adi senet sayılamayacağı gibi, aralarında temel ilişki bulunmayan hamil yönünden yazılı delil başlangıcı da teşkil etmez. Mahkemece sözkonusu hususlar gerekçe yapılarak davanın reddedilmiş olmasında isabet görülmemiştir.
Ancak, Eylül 1991 vadeli senetlere ciro suretiyle hamil olan davacının; 1997 yılında giriştiği icra takibine ve açtığı itirazın iptali davasına karşı davalının zamanaşımı def`inde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davacının hamil olduğu senetlere dayanarak üç yıl içinde keşideciye müracaat etmemesi sebebiyle ancak, vadeyi takip eden üç yıldan sonra sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ve bir yıl içinde borçluya başvurması gerekirken, bu süreyi geçirdiği ve davalının zamanaşımı def`iyle karşılaştığı gözetilip, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden ve davanın reddedilmesi bu nedenle yerinde olduğundan, sonucu itibariyle doğru olan hükmün HUMK`nun 438`nci maddesinin son fıkrası uyarınca yukarıda belirtilen değişik gerekçe ile onanması uygun görülmüştür.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 28.3.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

LEHTARA MÜRACAAT KOŞULU - SENEDİN PROTESTO EDİLMESİ - KEŞİDECİNİN PROTESTO EDİLMEMESİ

T.C.YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ   E. 2006/10017 K. 2006/12549 T. 12.6.2006

2004/m.
170/a-2
6762/m.
626,642/2,690
ÖZET : Türk Ticaret Kanunun 690. maddesinin göndermesi ile 626 ve 642/2 maddeleri gereğince, hamilin lehtara müracaat edebilmesi, yasal süresinde senet keşidecisinin protesto edilmesine bağlıdır. Keşideci protesto edilmediği için lehtar cirantaya karşı müracaat hakkını kaybeder. Bu husus İİK´nın 170/a-2. maddesi gereğince süresinde yapılan itirazlarda icra mahkemesince re´sen gözetilmelidir. 
DAVA : Mahalli mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki Borçlu Halil vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü: 
KARAR : TTK´nın 690. maddesi göndermesi ile bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanun´un 626 ve 642/2. maddeleri gereğince hamilin lehtara müracaat edebilmesi yasal süresi içerisinde, senet keşidecisinin protesto edilmesine bağlıdır. Alacaklı hamil anılan madde koşullarında protesto keşide etmeksizin senet lehtarı olan Halil´i takip edemez. Zira, keşideci protesto edilmediği için lehtar cirantaya karşı müracaat hakkını kaybeder. Bu husus İİK´nın 170/a-2. maddesi gereğince süresinde yapılan itirazlarda icra mahkemesince re´sen gözetilmelidir. 
Somut olayda takip talepnamesine protesto belgesi eklenmediği gibi, alacaklı tarafından yargılama sırasında da sunulmamıştır. 
Mahkemece yapılacak iş, yukarıda sözü edilen protesto belgesinin alacaklı vekilinden istenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesinden ibarettir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. 
SONUÇ : Borçlu Halil vekilininin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK´nın 366. ve HUMK´nın 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 12.06.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.



GENEL KURUL KARARININ İPTALİ TALEBİ - BİLANÇONUN ONAYLANMAMASI VE YÖNETİM VE DENETİM KURULU ÜYELERİNİN İ.EDİLMEMESİNE İLİŞKİN GENEL KURUL KARARININ İPTALİ TALEBİ -  GÜNDEME BAĞLILIK İLKESİNE DAYALI GENEL KURUL KARARININ İPTALİ TALEBİ -İ.EDİLMEYEN VE HAKLARINDA ŞAHSİ SORUMLULUK DAVASI AÇILAN ŞİRKET YÖNETİM VE DENETİM KURULU ÜYELERİ - ŞAHSİ SORUMLULUK DAVASI AÇILAN ANONİM ŞİRKET YÖNETİM VE DENETİM KURULU ÜYELERİ  - ANONİM ŞİRKET GENEL KURUL KARARININ İPTALİ TALEBİ


T.C. YARGITAY 11. Hukuk Dairesi  E:2003/5995 K:2004/159 T:13.01.2004
Taraf1ar arasında görülen davada Eskışehir Aslive 2. Hukuk Mahkemesi´nce verilen 18.03.2003 tarih ve 2000/549-2003/202 sayılı kararın Yargıtay´ca incelenmesi duruşmalı ölarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 13.01.2004 günde birleşen dava davacısı Basri A. vekili Av.Yüksel Vardereli ile davalı avukatı Cemal Yüksel gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ayşe Altun tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: 
KARAR : Davacılar vekilleri, asıl ve birleşen davalarda, müvekkillerinin davalı şirketin yönetim ve denetim kurulu üyeleri olduklarını, 22.5.2000 günlü genel kurul toplantısında bilançonun tasdik edilmeyerek, müvekkillerinin ibra edilmediğini ve haklarında şahsi sorumluluk davası açılmasına, suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiğini, gündemde olmayan ve süresinden sonra verilen önerge ile alınan bu kararların yasa ve iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu ileri sürerek, 22.5.2000 tarihli şirket genel kurul kararlarının iptalini talep ve dava etmiştir. 
Davalı vekili, şirket denetçileri tarafından davacılar aleyhine dava acıldığını, anılan davayı süruncemede bırakmak isteyen davacıların iddialarının aksine, alınan kararların yasa, anasözleşme ve iyiniyet kurallarına uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. 
Mahkemece, bilirkisi raporu ve dosya kapsamına gore, 22.3 2000 tarihlı olagan genel kurul toplantısında TTK.nun 377. maddesi hükmünün izniyle olağan genel kurul toplantısının asıl gündemini oluşturan TTK.nun 369/1-2. maddelerinde belirtilen hususların 60 gün sonra 22.05.2002 tarihinde görüşülmesine karar verildiği, davacılar vekilinin de 22.3.2000 günlü genel kurulun "bilançonun görüşülmesinin ertelenmesi" nedeniyle ertelendiğini açıkladığı, TTK.nun 369/2. maddesine göre bilançonun reddinin, aynı Yasa´nın 380. maddesine göre yonetim ve denetim kurulu üyelerinin ibra edilmemeleri sonucunu doğurduğu, TTK.nun 336. maddesinde belirtildiği üzere, sorumluluğu gerektiren fiil ve işlemlerde idare meclisinin heyet olarak sorumlu olmadığı, sorumluluğun ferden fakat muteselsilen olması nedeniyle ibranın kısmen yapılabileceği ve bunun iyiniyet kurallarına aykırılık teşkil etmeyecegi gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. 
Karar, davacılar vekilince temyiz edilmistir. 
Dava dosyası icerisındeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalı anonim şirketin yönetim ve denetim kurulunun bir kısım üyeleri olan davacılar hakkında sorumluluk davası açıldığının anlaşılmış olmasına ve davacı yönetici ve denetçilerin anonim şirkete karşı sorumlu olup olmadıklarının açılan sorumluluk davasında belirlenecek olmasına göre, davacılar vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir. 
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, takdir edilen 375.000.000 TL. duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, istek halinde aşağıda yazılı 81.240.000 lira harcın temyiz eden davacılar iadesine, 13.01.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



MARKANIN İPTALİ DAVASI - MARKANIN SİCİLDEN TERKİNİ HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİ VE EMTİANIN TOPLATILMASI İSTEMİ - KARAR DÜZELTME TALEBİ - VEKALET ÜCRETİNE YÖNELİK BİR İTİRAZ BULUNMAMASI - KARAR DÜZELTME TALEBİNİN REDDEDİLMESİ GEREĞİT.C.

Yargıtay Hukuk Dairesi 11  Tarih 05.07.2005 Esas No 2005/7365 Karar No 2005/7212

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) (1086): MADDE 440MADDE 442

Avukatlık Kanunu (1136): MADDE 164

Sınai Mülkiyetin Himayesine Mahsus Milletlerarası Bir İttihat İhdas Edilmesine Dair Paris Anlaşması (Paris Sözleşmesi): MÜKERRER MADDE 6

Özet
Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere ve davalı vekilinin temyiz nedenleri arasında vekalet ücretine yönelik bir itiraz bulunmamasına, temyiz itirazı olarak ileri sürülmeyen bir hususun karar düzeltme nedeni olarak kabulüne hukuken olanak bulunmamasına göre, davalılar vekillerinin yasada sayılan hallerden hiç birini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteklerinin reddi gerekir.

İçerik
Dava:
 Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 1. Ticaret Mahkemesi´nce verilen 27.03.2003 gün ve 2001/805-2003/117 sayılı kararı onayan Daire´nin 03.03.2005 gün ve 2004/14797-2005/985 sayılı kararı aleyhinde davalılar vekili tarafından ayrı ayrı karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, müvekkilinin ticaret unvanı ve markasını tanınmış ve maruf hale getirdiğini, davalının ibaresi ile yaptığı marka başvurusuna yapılan itirazın reddedildiğini, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu red kararının ve davalının anılan markasının iptalini, markanın sicilden terkin edilmesini, haksız rekabetin men´ini, davalı markasını taşıyan emtianın toplatılmasını, imha edilmesini ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Patent Enstitüsü vekili, davalının ibareli başvurusu ile davacının işlem gören <ŞEKİLÚKOÇ> ibareli başvurusunun aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olmadıkları gibi, markaların vasat zeka düzeyine sahip tüketiciler tarafından karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davacının markasının dünyaca tanınmış marka olduğu, tanınmış markalar tescil edilmese dahi Paris Sözleşmesi hükümlerine göre, koruma altında bulunduğu, davalının tescil isteminin reddedilmesi gerektiği, tescilli markanın iptal edilmediği sürece haksız kullanımın söz konusu olmayacağı, bu nedenle haksız rekabet isteminin yerinde olmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, YİDK´nun kararının ve davalı adına tescil edilen markasındaki ibaresinin iptaline ve sicilden terkinine, emtianın toplatılması ve haksız rekabetin men´i istemini reddine dair verilen kararın davalılar vekillerince temyizi üzerine karar Dairemizin 3.3.2005 gün ve 2004/14797 E,2005/1985 K.sayılı ilamıyla onanmıştır.

Davalılar vekilleri, karar düzeltme isteminde bulunmuşlardır.

Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere ve davalılardan Murat Demir vekilinin temyiz nedenleri arasında vekalet ücretine yönelik bir itiraz bulunmamasına, temyiz itirazı olarak ileri sürülmeyen bir hususun karar düzeltme nedeni olarak kabulüne hukuken olanak bulunmamasına göre, davalılar vekillerinin HUMK´nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiç birini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteklerinin reddi gerekir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalılar vekillerinin karar düzeltme isteklerinin HUMK´nun 442. maddesi gereğince REDDİNE, alınması gereken 22.90´ar YTL karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına, 3506 sayılı yasa ile değiştirilen HUMK. nun 442/3. madde hükmü uyarınca, takdiren 125.00´er YTL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen davalılardan ayrı ayrı alınarak Hazine´ye gelir kaydedilmesine, 05.07.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



ÇEKİN ZİYAI NEDENİYLE İPTALİ - SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME DAVASI AÇILAMAMASI

T.C. Yargıtay Hukuk Dairesi 11  Tarih :26.04.2005 Esas No :2004/7538 Karar No :2005/4273

Türk Ticaret Kanunu (TTK) (6762): MADDE 564MADDE 644MADDE 730

ÖZET : 6762 S.K m 564. vd. maddelerinde kıymetli evrakın kaybı nedeniyle alınacak iptal kararının hükümleri düzenlenmiş olup, bu yasa hükmüne göre, iptal kararının esasen, hak sahipliğinin teşhisi bakımından bir fonksiyonu bulunmaktadır. Bu kararın maddi hukuk bakımından bir etkisi yoktur. Çeke dayalı hakkın varlığına ve kapsamına ve hatta tasarruf yetkisine de etkisi yoktur. Hatta iptal kararı, tek başına, davacının alacaklı olduğunu dahi göstermez.Davacının, çek ortada yok iken keşideciye karşı açtığı sebepsiz zenginleşme davasının dinlenilmesi mümkün değildir.

İçerik

Dava: Taraflar arasında görülen davada ( Ankara Asliye Sekizinci Ticaret Mahkemesi )nce verilen 25.6.2003 tarih ve 2002/152-2003/362 sayılı kararın Yargıtay´ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, müvekkili bankaya banka dışı M... Tavukçuluk A.Ş. tarafından kredi borçlarına karşılık olarak verilen 431.000.000.TL bedelli çek´in, müvekkil bankanın çalışanlarınca kaybedildiğini, borçlunun oyalamaları nedeniyle çeki halen tahsil edemediklerini ileri sürerek, anılan meblağın temerrüt faizi, çek komisyonu ve çek tazminatı ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının husumet sıfatının bulunmadığını, çekin ortada olmadığını, bu davanın tamamen M... Tavukçuluk A.Ş. ile aralarında genel hükümlere göre görülecek bir alacak ilişkisi olduğunu ve kendi kayıtlarında bu çeke rastlanmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporlarına göre, davalının sebepsiz zenginleştiği gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulüne, anılan meblağın temerrüt faiziyle tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava, TTK´nın 730/14. bendi yollaması ile çeklerde de uygulanması gereken ve aynı Yasanın 644. maddesinde düzenlenmiş bulunan sebepsiz zenginleşme davasıdır.

Davacı vekili, müvekkili bankanın alacağına karşılık, dava dışı M......Tavukçuluk A.Ş.den ciro yolu ile aldığı çeki kaybettiğini, çek hakkında iptal davası açarak bu yönde karar aldırdığını ve ancak alacağını henüz alamadığını ileri sürerek, bu dava ile alacağına kavuşmak istemektedir.

TTK´nın 564. vd. maddelerinde kıymetli evrakın kaybı nedeniyle alınacak iptal kararının hükümleri düzenlenmiş olup, bu yasa hükmüne göre, iptal kararının esasen, hak sahipliğinin teşhisi bakımından bir fonksiyonu bulunmaktadır. Bu kararın maddi hukuk bakımından bir etkisi yoktur. Çeke dayalı hakkın varlığına ve kapsamına ve hatta tasarruf yetkisine de etkisi yoktur. Hatta iptal kararı, tek başına, davacının alacaklı olduğunu dahi göstermez.

İptal kararının yukarıda açıklanan hüküm ve sonuçlarına göre, davacının, çek ortada yok iken keşideciye karşı açtığı bu davanın dinlenilmesi mümkün değildir. TTK´nın 644. maddesinde düzenlenen bu dava, çeke dayalı müracaat hakkı düşmüş olan hamilin, keşideci ile kendisi arasında, keşideci ile lehdar arasındaki gibi çeke dayalı bir temel borç ilişkisi bulunmadığından, ancak davasını münhasıran çeke dayanarak açabileceği bir davadır. Bu dava ile TTK´da düzenlenen kıymetli evraka ek bir koruma, hamiline ek bir başvuru hakkı getirilmiştir.

Davanın açıklanan bu niteliğine göre, keşideciye karşı açılan bu davanın dinlenebilmesi için, çekin ortada olması ya da keşideci tarafından çekin varlığının kabul edilmiş olması gerekir. Davalı, dava dışı lehdar ile aralarındaki ilişkinin varlığını kabul ediyor ise de çekin varlığını başından beri kabul etmemektedir. Bunun da çekin varlığını kabul etme şeklinde kabul edilmesine imkan yoktur. O halde davacı, aralarında temel borç ilişkisi bulunmayan keşideciye karşı bu davayı açamaz. Yalnızca çeki kendisine ciro eden lehdara karşı, aralarındaki temel borç ilişkisine dayalı olarak bir dava açabilir.

Bu durumda mahkemece, davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı gerekçelerle kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davalı yararına BOZULMASINA ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 26.4.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


TAZMİNAT DAVASI - MUNZAM ZARARIN TAZMİNİ TALEBİ - DAVALI BANKAYA CİRO YOLU İLE GELEN UNSURLARI TAM OLAN ÇEKTEKİ İMZALARIN İKİ YERİNE TEK OLMASI - BANKANIN KUSURLU OLMAMASI - MUNZAM ZARARA DAYALI İSTEMİN REDDİ GEREĞİ

T.C. Yargıtay Hukuk Dairesi 11   Tarih: 07.06.2007 Esas No: 2007/2787 Karar No: 2007/8730

Borçlar Kanunu (BK) (818): MADDE 105

Özet

Davalı bankanın kendisine ciro yolu ile gelen, tüm unsurları tamam olan çeki, davacı şirket adına yetkili olan iki kişinin imzalaması gerektiğini araştırmasının gerekip gerekmediği, araştırmaması halinde kusurlu sayılıp sayılmayacağıdır. Davalı bankaya ciro yolu ile gelen, unsurları tam olan çekteki imzaların iki yerine tek olması nedeniyle, davalı bankanın kusurlu olduğunun kabulü olanak dışıdır. Mahkemece, davalı bankanın kusurunun bulunmadığı dikkate alınarak, munzam zarara dayalı istemin reddine karar vermek gerekir.

İçerik

Dava. Taraflar arasında görülen davada Bursa Dördüncü Sulh Hukuk Mahkemesince verilen 31.05.2005 tarih ve 2004/1317-2005/801 sayılı kararın Yargıtay´ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, müvekkilinin haksız olarak başlatılan icra takibi sırasında davalıya 20.10.1999 tarihinde 1.031.670.000 TL ödemek zorunda kaldığını, davalının başlattığı takibin Bursa Dördüncü İcra Hukuk Mahkemesi´nce iptal edilerek kesinleştiğini, bu karar üzerine davalının müvekkiline 15.05.2001 tarihinde 988.000.000 TL ödemede bulunduğunu, davalı nezdinde 43.670.000 TL alacaklarının kaldığı gibi, haksız yere tahsil edilen 1.031.670.000 TL´nin kullanılmaması nedeniyle 1.100.000.000 TL zararlarının doğduğunu ileri sürerek, şimdilik 1.143.670.000 TL´nin temerrüt faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 27.05.2005 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 31.940.000 TL daha artırarak toplam 1.175.610.750 TL´nin temerrüt faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı geri ödemesinin eksik olduğu ve davacının haczedilen parasını 20.10.1999-15.05.2001 tarihleri arasında kullanamamasından dolayı kârından yoksun kaldığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Dava, davalının davacı aleyhine başlattığı takibin iptali sonrasında tahsil ettiği parayı geri ödemiş olmasına rağmen, davacının ödeme yaptığı tarih ile davalıdan tahsilat yaptığı dönem arasındaki parayı kullanamamasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Borçlar Kanunu´nun 105/1. maddesine göre . Munzam zarar sorumluluğu kusura dayanan temerrüdün hukuki bir sonucudur ve borçlunun zararının faizi aşan bölümüdür.

Somut olayda, davacı tarafın keşidecisi olduğu çek, lehtarı olan dava dışı M... A.Ş.´nin cirosu üzerine davalı banka eline geçmiş, davalı banka süresinde ödenmeyen çeke dayalı olarak icra takibine girişmiş, davacı şirket icra baskısı altında ödemede bulunmuş ve icra mahkemesine açtığı takibin iptali istemli davada, çek üzerindeki keşideci imzasının davacı şirket adına iki imza olması gerekirken tek imza olduğu gerekçesiyle takibin iptaline karar verilmiş, davalı bankaya bu karardan sonra İcra Müdürlüğünce muhtıra gönderilmiş, muhtıra üzerine davalı banka davacıdan tahsil ettiği parayı İcra Müdürlüğüne ödemiştir. Burada belirlenmesi gereken husus, davalı bankanın kendisine ciro yolu ile gelen, tüm unsurları tamam olan çeki, davacı şirket adına yetkili olan iki kişinin imzalaması gerektiğini araştırmasının gerekip gerekmediği, araştırmaması halinde kusurlu sayılıp sayılmayacağıdır. Davalı bankaya ciro yolu ile gelen, unsurları tam olan çekteki imzaların iki yerine tek olması nedeniyle, davalı bankanın kusurlu olduğunun kabulü olanak dışıdır.

Bu durumda, mahkemece, anılan yasal düzenleme çerçevesinde davalı bankanın kusurunun bulunmadığı dikkate alınarak, munzam zarara dayalı istemin reddine karar vermek gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.

Öte yandan, davacı şirketin icra baskısı altında davalı bankaya ödeme yaptığı 20.10.1999 tarihi ile davalının icra mahkemesi kararı üzerine geri ödemede bulunduğu 15.05.2001 tarihi arasında davacının kendi parasını kullanamadığı ve parayı kullanamadığı döneme ilişkin faiz talebinde bulunabileceği dikkate alınarak, bilirkişiye bu yönde hesaplama yaptırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yön üzerinde durulmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi de doğru olmamıştır.

Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenle, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 07.06.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


VADE FARKI İÇİN TARAFLAR ARASINDA GEÇERLİ SÖZLEŞME BULUNMASI - FATURA MÜNDERECATININ KESİNLEŞMESİ

T.C. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu Tarih: 27.06.2003 Esas No : 2001/1 Karar No:2003/1

Türk Ticaret Kanunu (TTK) (6762): MADDE 23

Yargıtay Kanunu (2797): MADDE 45

Borçlar Kanunu (BK) (818): MADDE 76MADDE 96MADDE 182MADDE 210

Vergi Usul Kanunu (VUK) (213): MADDE 229MADDE 230MADDE 232MADDE 233MADDE 235

Özet
Taraflar arasında yazılı şekilde yapılmamış olmakla birlikte geçerli sözleşme ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda faturalara (bedelin belli bir sürede ödenmemesi halinde vade farkı ödenir) ibaresinin yazılarak karşı tarafa tebliği ve karşı tarafça sekiz gün içinde itiraz edilmemesi halinde bu durum sadece fatura münderecatının kesinleşmesi sonucunu doğurup vade farkının davalı yanca kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmez.

İçerik
Malın, bir mükellefin birden çok iş yerleri ile şubeleri arasında taşındığı veya satılmak üzere bir komisyoncu veya diğer bir aracıya gönderildiği hallerde de, malın gönderen tarafından sevk irsaliyesine bağlanması gereklidir. Bu bentte yazılı irsaliyeler hakkında fiyat: ve bedel ile ilgili bilgiler hariç olmak üzere, bu madde hükmü ile 231 inci madde hükmü uygulanır. İrsaliyelerde malın nereye ve kime gönderildiği ayrıca belirtilir.

Şu kadar ki nihai tüketicilerin tüketim amacıyla perakende olarak satın aldıkları malları kendilerinin taşıması veya taşıttırması halinde bu mallara ait fatura veya perakende satış fişinin bulunması şartıyla sevk irsaliyesi aranmaz." şeklinde sıralamıştır.

Vergi Usul Kanunu´nun 230.maddesi yukarıda açıklandığı üzere asgari zorunlu unsurları beş madde halinde belirlemiştir. Madde metninden açıkça anlaşılacağı gibi sayılan bu zorunlu unsurlar aynı zamanda olağan (mutad) içeriğin ne olduğunu da ortaya koymaktadır.

Böylece görülmektedir ki, fatura sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için TTK.nün 23/2. maddesine göre süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, İfa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumunda -ki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi- bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi,düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir.

Nitekim, kuruldaki tartışmalar sırasında TTK.nun 23/2.maddesi hükmündeki karinenin faturanın olağan içeriği (mutad münderecatı) hakkında geçerli olması gerektiği, mutad içeriğin ifa ile ilgili hususlarla sınırlı olduğu kabul edilerek, faturaya sözleşmeyi değiştiren veya diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtlar konulduğu taktirde, olağan (mutad) olmayan bu hususlara faturayı alanın süresinde itiraz etmemesi durumunda bu kayıtlarla sorumlu olmayacağı benimsenmiştir.

Buna ek olarak; Faturayı alan kişinin tacir olmaması halinde özellikle tüketiciyi koruma amacıyla ekonomik yönden daha kuvvetli olan tacir (satıcı vs) karşısında alıcının korunması gerektiği; faturaya konulan vade farkı kaydına alıcının sekiz gün içinde itiraz etmemesi durumunda faturayı düzenleyen tacirin TTK.nun 23/2, maddesindeki karineden yararlanamayacağı, faturadaki vade farkı kaydına itiraz edilmemesinin sonuç doğurmayacağı da kabul edilmiştir.

Her ne kadar görüşmeler sırasında vade farkının malın bedeline dahil olan bir unsur olduğu görüşüyle fatura kapsamı içinde düşünülmesi gerektiği ve bu kaydı içeren faturaya itiraz edilmemesinin faturayı düzenleyen tacir lehine bir karine yaratacağı ileri sürülmüşse de bu görüşe çoğunluk, aşağıda vade farkı ile ilgili açıklamaların ardından ayrıntısı belirtileceği üzere sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran nitelikteki vade farkının başta belirlenen bedel kapsamında düşünülemeyeceği ve faturanın zorunlu unsurlarından ve olağan içeriğinden sayılamayacağı gerekçesiyle katılmamıştır.

b) Vade farkı: Yasal düzenlemeler kapsamında tanımlanmış ve kabul edilmiş bir kavram değildir. Son yıllarda ülkenin içinde bulunduğu enflasyonist ortam nedeniyle yargı kararları ile ortaya çıkmış olup, para borcunun ifasındaki gecikmeden zarar gören salacaklıyı koruma amacını taşımaktadır. Bu nedenle de gerek tanımı gerek uygulanması konusunda yargısal uygulamada ve doktrinde görüş ayrılıklarına konu olmaktadır. Uygulamada gerek sözleşmelerle gerekse de faturaya "alacağın belli bir zamanda ödenmemesi halinde belirli bir oranda vade farkı alınacağı" kaydı konulmak suretiyle hayata geçirilmektedir.

İçtihatları birleştirmenin konusu da bunlardan faturaya "alacağın belli bir zamanda ödenmemesi halinde belirli bir oranda vade farkı alınacağı" kaydı konulması ile ilgilidir.

Yinelemek gerekirse; Vade farkının tanımı ve hukuki niteliği konusunda da gerek yargı kararları gerekse doktrinde değişik görüşler ortaya konulmuştur.

Kurulca yapılan görüşmelerde vade farkı veresiye veya taksitle satışlarda ilk satış bedeline yani semen´e belirli oranlarda yapılan ilave başka bir anlatımla vade farkı mal ve hizmet satım sözleşmesinde kararlaştırılan veya ticari teamüllere göre vade tarihinden başlayarak fiili ödeme tarihindeki mal ve hizmet bedeline ekleme yapılmak suretiyle semen´in ulaştığı miktarı ifade ettiği kabul edilmiştir.

Burada asıl üzerinde durulması gereken husus yeni fiyat eş söyleyişle yeni bedel kabul edilen vade farkının hukuksal niteliği gereği yukarıda özellikleri açıklanan fatura kapsamında sayılan olağan ve zorunlu unsurlardan olup, olmadığıdır.

Vade farkı başta sözleşme ilişkisi kurulurken kararlaştırılabileceği gibi başta kurulmuş olan sözleşme şartlarına ek olarak , sonradan tarafların müşterek kabulü, yürüyen uygulamalar ya da genel olarak piyasa alışkanlıkları nedeniyle de ortaya çıkabilir.

Bundan çıkan sonuç şu olacaktır. Vade farkının sözleşmede kararlaştırıldığı ya da sonradan sürekli uygulama nedeniyle sözleşmenin bir unsuru olarak kabul edildiği durumda faturada yer alan kayda ayrıca ihtiyaç bulunmadığından alacaklının talebini TTK.nun 23/2.maddesindeki karineye değil doğrudan sözleşmeye dayandırmak hakkına sahiptir.

Sorun yazılı anlaşma olmaması ve sürekli uygulama bulunmaması halinde sözlü yapılan geçerli akitlerde vade farkının sadece faturada yer alması ve bu kayda muhatabınca sekiz günlük yasal sürede itiraz edilmemesi durumunda ortaya çıkmaktadır.

Bu noktada her iki kavramın birbiri ile ilişkisini irdelemekte yarar vardır.

c) Kavramların birbiriyle ilişkisi ve değerlendirilmesi;

Yukarıda fatura ile ilgili açıklamalarda da açıkça ifade edildiği gibi; fatura düzenleyen tacirin TTK.nun 23.maddenin 2.fıkrasındaki karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekmektedir.

Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK.nun 23. maddesinin 2. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. TTK.nun 23/2. maddesi gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir.

Kuruldaki tartışmalar sırasında TTK.nun 23/2. maddesi hükmündeki karinenin faturanın olağan içeriği (mutad münderecatı) hakkında geçerli olması gerektiği mutad içeriğin ifa ile ilgili hususlarla sınırlı olduğu kabul edilerek faturaya sözleşmeyi değiştiren veya diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtlar konulduğu taktirde olağan (mutad) olmayan bu hususlara faturayı alanın süresinde itiraz etmemesi durumunda anılan kayıtlarla sorumlu olmayacağı benimsenmiştir.

Hemen bu karinede yer alan fatura münderecatından maksat nedir Sorusu akla gelmektedir. Zira Türk Ticaret Kanunu´nda fatura münderecatının ne olduğu ilgili bölümünde de açıklandığı üzere açık olarak düzenlenmiş değildir. Böylesine önemli bir karineye esas teşkil eden fatura münderecatından neyin kastedildiği konusundaki yasal boşluğu Vergi Usul Kanunu´ndaki hükümler gözetilerek doldurulabileceği açıktır. Vergi Usul Kanunu´nun 230. maddesindeki tanımdan yola çıkılarak bu sorunun çözümü, devamla da "İçtihatların birleştirilmesi konusunu teşkil eden vade farkı faturanın zorunlu içeriğinden midir " Sorusunun cevabını aramak gerekir.

Kurulca; vade farkının mal ve hizmet bedelinin ödenmesi gereken günde ödenmemesi halinde alacağın gecikmesi nedeniyle ulaştığı miktar yani mal veya hizmetin yeni fiyatı olduğu, sonucuna varılmıştır.

Bunun gerekçesi de şudur: yukarıda da açıklandığı üzere fatura da olmazsa olmaz beş unsur mevcuttur ve vade farkı bu unsurlar arasında sayılmamıştır.

Türk Ticaret Kanunu´nun 23/2.maddesinin faturanın olağan içeriği (mutad münderecatı) hakkında geçerli olması gerektiği ve bunun ifa ilgili hususlarla sınırlı olduğu uygulamada baskın görüş olarak kabul edilmektedir. Vade farkı kaydı ise ifa aşaması ile ilgili değildir. Burada ifa zamanında ileri sürülse dahi sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların ifa ile ilgili olmadığı açıktır.

Sonuç olarak, faturanın sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için TTK.nun 23/2. maddesine göre süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi, veya yapılan işin adedi, türü bedeli gibi hususlara ilişkin olabilir. Faturadaki gecikme halinde vade farkı alınacağına ilişkin kayda itiraz edilmemesi, faturada yer almakla birlikte taraflar arasındaki sözleşmede düzenlenmemiş bir hususa ilişkin kaydın da kabul edildiği anlamına gelmez. Vade farkı kaydının faturanın zorunlu içeriğinden olmayıp, yasal sürede itiraz edilmedi diye kabul edilmesinin ağır bir sonuç doğuracağı; faturadaki vade farkı uygulanır ibaresinin yazılması halinde TTK.nun 23/1.maddesindeki karinenin uygulama alam bulmayacağı, zira fatura sözleşme olmadığı gibi, faturaya itiraz edilmemesinin de ona sözleşme niteliği vermeyeceği kabul edilmiştir.

Sonuç: Taraflar arasında yazılı şekilde yapılmamış olmakla birlikte geçerli sözleşme ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda faturalara (bedelin belli bir sürede ödenmemesi halinde vade farkı ödenir) ibaresinin yazılarak karşı tarafa tebliği ve karşı tarafça TTK.nun 23/2.maddesi uyarınca sekiz gün içinde itiraz edilmemesi halinde bu durum sadece fatura münderecatının kesinleşmesi sonucunu doğurup vade farkının davalı yanca kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmeyeceğine 27.06.2003 tarihli ilk toplantıda üçte iki çoğunlukla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

İçtihadı birleştirmenin konusu, sözlü şekilde gerçekleşmiş olan akdi ilişkiye dayanılarak düzenlenen faturaya, TTK´nun 23/2 nci maddesine göre, tebliği müteakip sekiz gün içinde itiraz edilmemesi halinde faturada yer alan vade farkı uygulamasına dair kaydın, fatura münderecatından sayılıp, sayılmayacağı hususu ile sınırlandırılmıştır.

TTK.´nün 23/1 nci maddesinde ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut menfaat temin etmiş olan tacirden diğer taraf kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise, bunun da faturada gösterilmesini isteyebileceği düzenlenmiş, faturanın tarifini yapan 213 sayılı V.U.K.´nün 229 uncu maddesinde de "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" denilmiş, aynı yasanın 232 nci maddesinde ise, fatura kullanma zorunluluğu düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu yasal düzenlemelerden faturanın ancak bir ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına tanzimi gereken, ticari bir belge olduğu açıktır.

TTK.´nün 23/2 nci maddesi "Bir faturayı alan kimse aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa, münderecatım kabul etmiş sayılır" hükmü ile faturanın özellikle tacirler arasında bir ispat vasıtası olduğu ve süresinde ibraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyenin lehine, adına fatura düzenlenen kimsenin aleyhine bir karine oluştuğu kabul edilmiş bulunmaktadır.

15. Hukuk Dairesi ile 11 ve 19 uncu Hukuk Daireleri arasındaki içtihat aykırılığı, vade farkının fatura münderecatından sayılıp, sayılmayacağı noktasında olup, 15. Hukuk Dairesi bu hususu fatura münderecatından saymazken, 11 ve 19 uncu Hukuk Daireleri vade farkını hukuki niteliği itibariyle fatura münderecatından saymakta ve TTK.´nün 23/2 nci maddesi kapsamında kaldığını kabul etmektedirler.Bu durumda halli gereken ilk husus, faturanın unsurlarının nelerden ibaret olduğu ve münderecatından neyin anlaşılması gerektiğinin açıklığa kavuşturulmasıdır.

T.Ticaret Kanunu faturada bulunması gereken zorunlu unsurları göstermemiş ise de, V.U.K.´nun 230 uncu maddesinde asgari zorunlu unsurlar beş bent halinde sıralanmış olup, bunların arasında vade farkından bahsedilmemiştir.Ancak, 4 üncü bentte malın fiyatı da yer almış, böylece fiyatın faturada zorunlu bir unsur olduğu yasal düzenleme ile ifade edilmiştir. Öte yandan, TTK.´nün 23/1 nci maddesinde bedel ödenmiş ise, bununda fatura da gösterileceğinden bahsedilmek suretiyle TTK. yönünden de fiyatın faturada yer alması gerektiği vurgulanmıştır. Esasen, bu yönde ne uygulamada ve ne de doktrinde farklı bir yaklaşım da yoktur.O halde, fiyatın faturada yer alması gereken asli ve zorunlu bir unsur olduğu şüphesiz bulunmaktadır.Bu aşamada fiyat kavramının hukuki tavsifi üzerinde durmak gerekir. İttifakla kabul edildiği gibi fiyat, bir değer ile para birimi arasındaki ilişkidir. Bir başka ifadeyle, alım satım, veya görülen bir iş veya imalat ve yahut da bir menfaat temini bakımından bir şeyin para olarak değerini ifade eder. Fiyatla çok yakın ilişkisi olan, hatta iç içe bulunan vade farkının hukuki niteliği ise, uygulama ve doktrinde farklı görüşlerin oluşmasına neden olmuş, bu kavramın ana para faizi mi, temerrüt faizi mi, cezai şart mı, gecikme zammı mı yoksa malın bedeline eklenen bir öğe, unsur mu olduğu tartışıma konusu yapılmıştır.

Ancak, vade farkını özellikle tacirler arasındaki ilişkilerde, süresinde ödenmeyen mal ve hizmet bedeli dolayısıyla, alıcının faiz dışında ödemek zorunda kaldığı ve sözlü akdin inikadı sırasında taraflarca kararlaştırılmış ek bir miktar olduğunun kabulü gerekir. Kaldı ki, içtihadı birleştirmenin kapsamı dışında kaldığı büyük kurulca kararlaştırılan, taraflar arasında bu konuda sözleşme bulunan veyahut bu konuda teamül olduğu belirlenen hallerde vade farkının bedele (fiyata) dahil olduğu hususları çekişmesizdir.

Bu içtihadı birleştirmenin konusunu teşkil eden taraflar arasındaki akdin sözlü olarak gerçekleştirilmiş olması, halinde ise, aktin esaslı unsuru olan semeni (fiyatı) tarafların nasıl kararlaştırmış olduğunu ancak kendileri bilebilirler. Ücrete hak kazanan tacir faturayı düzenlerken, semenin belirlenen bir süreden sonra ödenmesi halinde günlük veya bir başka surette ki gecikmeli ödeme halinde, semenin %1, %5´i gibi bir oranla ek bir ödeme yapılacağını faturaya kaydetmiş ve faturayı tebellüğ eden de sekiz gün içinde bu kayda karşı çıkmamış ise, tarafların sözleşmeyi yaparken daha başlangıçta semeni bu şekilde kararlaştırdıklarının, bir başka ifadeyle vade farkı uygulanmasını gerektiren halin oluşması durumunda, fiyatı ilerdeki ödeme durumuna göre tarafların değişir şekilde kararlaştırmış olduklarının kabulü ile vade farkının fiyatın eki, bir unsuru ve hatta fiyattan sayılması gerektiğinde duraksama göstermemek gerekir. Bu durumda da zorunlu bir unsur olarak faturada yer alması gereken ve fatura münderecatından olan fiyatla bütünleşen ve fiyattan sayılan vade farkının da faturaya kaydedilmesi mümkün ve fatura münderecatı kapsamında kalan bir kayıt olduğu benimsenip, TTK.´nün 23/2 nci maddesinin vade farkına yönelik olarak da faturayı düzenleyen tacir lehine bir karine yaratacağı kabul edilmelidir. Böyle bir durumda oluşan bu karinenin aksinin ispat külfeti böyle bir faturayı alıp da süresinde itiraz etmeyen diğer tarafa ait olmalıdır.

Yukarıda ayrıntıları ile belirlenen yasal ve bilimsel esaslara aykırı, Yargıtay´ın ticari ilişkilerden kaynaklanan uyuşmazlıkları çözmekle görevli 11 ve 19 uncu Hukuk Daireleri´nin kökleşmiş ve uygulama ile doktrinde benimsenmiş içtihatlarına ters düşen, yasal dayanaktan yoksun sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyor ve karşı oy kullanmış bulunuyoruz.

KARŞI OY YAZISI

Vade Farkının Yasal Dayanağı

Vade farkı özellikle yüksek enflasyonun yaşandığı ekonomik konjonktürde, satıcının (alacaklının) enflasyonun yıkıcı etkilerinden korunması amacıyla uygulamaya girmiş hukuki bir enstrüman olarak karşımıza çıkmıştır.

Vade farkının yasal dayanağını BK.´nun 182/2. ve 210/1.maddelerinde bulabiliriz. BK.´nun 182/2.maddesine göre "aksine ...sözleşme yoksa satıcı ile alıcı, borçlan aynı zamanda ifa etmekle mükelleftir." BK.´nun 210/1.maddesine göre "aksine bir sözleşme mevcut değilse satılan şey alıcının yedine girince semene müstehak olur. Her iki hükümde de akdin kuruluşundan sonra tarafların borçlarını aynı zamanda ifa etmek zorunda oldukları ancak, aksine sözleşme yapılabileceği belirtilmiştir. Satış bedelinin belli bir süre sonra ödeneceği ve ödenmeyen alacak için vade farkı uygulanacağı kararlaştırılmışa, vade farkı, satış bedeli ile ödeme yapılacak tarih arasındaki bedel farkını ifade etmektedir.

Vade Farkının Koşulları;

Vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda bir sözleşme bulunması veya taraflar arasında vade farkına ilişkin uygulamanın benimsenmiş olması gerekir.

Vade farkı istenebilmesi için gerekli bu iki koşul yönünden Yargıtay Hukuk Daireleri arasında görüş ayrılığı bulunmamaktadır.

Ancak, uygulamada vade farkı talep etme yollarından biri de bu hususu, düzenlenen faturaya kaydetmek ve faturaya itiraz edilmemesi halinde TTK.´nün 23/2´deki karineden yararlanmak suretiyle bu kayda dayanarak vade farkı istemektir.

Düzenlenen faturada süresinde ödeme yapılmaması halinde vade farkı alınacağına dair bir kaydın bulunması ve bu kayda davalının TTK.´nün 23/2.maddesinde öngörülen sürede itiraz etmemesi durumunda vade farkı istenebilecek midir

TTK.´nun 23/2.maddesinde, bir faturayı alan kimsenin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmaması halinde münderecatını kabul etmiş sayılacağı öngörülmüştür. Ancak, vade farkı kaydının bu karineden yararlanabilmesi için fatura münderecatından sayılması gerekir.

Yargıtay Hukuk Daireleri arasında vade farkı alacağına ilişkin kaydın fatura münderecatından sayılıp sayılmayacağı hususunda görüş ayrılığı mevcut olduğundan bu görüş ayrılığı İçtihatların Birleştirilmesinin konusunu oluşturmaktadır.

Bu nedenle öncelikle fatura kavramı ve faturada yer alması gereken kayıtlar üzerinde durmak gerekir.

Fatura Kavramı ve Faturada Bulunması Gereken Kayıtlar;

Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere, emtiayı satan veya işi yapan tacir tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır.

Faturada yer alması gereken kayıtlar VUK.´nun 230.maddesinde sayılmıştır.

1 - Faturanın düzenlenme tarihi, seri ve sıra numarası,

2- Faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarası,

3- Müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarası,

4- Malın veya işin, nevi, miktarı, fiyatı ve tutarı,

5- Satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası,

Vade farkı, faturada yer alması gereken zorunlu kayıtlar arasında değildir. Prof. Dr. Oğuz Kürşat Ünal "vade farkının fatura münderecatından olduğunu, zira fatura münderecatının sadece zorunlu unsurları değil yazılması mutad (olağan) olan kayıtları da kapsayabileceğini, vade farkının faturaya yazılmasının olağan sayılması gerektiğini" kabul etmiştir. (Fatura ve İspat Kuvveti s.51-52).

Prof. Dr. Yaşar Karayalçın "vade farkı konusunda sözleşmede hüküm bulunmaması halinde vade farkını içeren faturaya itiraz edilmemesi durumunda vade farkının sözleşmenin bir unsuru haline geldiğini" kabul etmektedir. (Sempozyum s. 108).

Değerlendirme ve Sonuç;

Sonuç olarak; Vade farkı faiz niteliğinde olmayıp, bununla bir malın bedelinin ödeneceği tarihteki değeri belirlenmek istenmektedir. Yani malın bedelinin ödeneceği tarihteki değerini ifade etmektedir.

VUK.´nun 230.maddesinde "malın fiyatı ve tutarı" faturada yer alması gereken zorunlu unsurlar arasında sayıldığından, vade farkı malın bedelinin ödeneceği tarihteki değerini belirleyen bir unsur olduğundan fatura münderecatından sayılır. Bu nedenle vade farkı yer alan faturalara itiraz edilmemesi halinde vade farkı talep hakkı doğar.

Faturada yer alan vade farkı uygulanacağına ilişkin kayıt sözleşme şartlarını değiştirmeye yönelik bir icap olarak da kabul edilebilir. Nitekim, Prof. Dr. Y.Karay alçın, Prof. Dr. E. HİRŞ, Doç. Dr. A. Battal tarafından da savunulan bu görüşe göre, faturayı alan, TTK.´nün 23/3.maddesindeki sekiz günlük sürede itiraz etmemesi halinde fatura düzenleyenin icabım zımmen kabul etmiş sayılır.

Açıklanan nedenlerle, taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmaması ve faturada yer alan vade farkı alınacağına ilişkin kayda TTK.´nün 23.maddesinde öngörülen sekiz günlük sürede itiraz edilmemesi halinde, vade farkı istenebileceği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun aksi yönde oluşan kararına katılamıyoruz.


ÇEKTE İBRAZ TARİHİNİN OLMAMASI

T.C. YARGITAY Daire: 10. DAİRESİ    Tarih:2010 Esas No:2008/7401 Karar No:2010/3715

İlgili Maddeler:5941 sayılı çek kanunu 5. madde

(3167 sayılı Çek Kanunu madde 4,16/1)

İlgili Kavramlar:ÇEKTE İBRAZ TARİHİNİN OLMAMASI

Karar Tarihi: 22.02.2010

Suç: Karşılıksız Çek Keşide Etme

Özet: Karşılıksız çek keşide etme suçunun oluşması için ibraz tarihinin çek üzerine yazılması zorunlu olup, suça konu çekte ibraz tarihi bulunmadığından suçun yasal unsurlarının oluşmadığının gözetilmesi gerekir.
(3167 sayılı Çek Kanunu m. 4,16/1)
(5941 sayılı Çek Kanunu m. 3,5)
Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Zübeyir hakkında ( Elmalı Asliye Ceza Mahkemesi )’nce yapılan yargılama sonucu, 13.07.2006 tarihinde 2006/140 esas ve 2006/289 karar sayı ile kurulan mahkûmiyet hükmünün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın onama isteyen tebliğnamesi ile 06.05.2008 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 13.02.1989 tarih ve 1988/7-511 esas, 1989/43 karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, karşılıksız çek keşide etme suçunun oluşması için ibraz tarihinin çek üzerine yazılmasının zorunlu olduğu; suça konu çekin dosya içinde yer alan fotokopisinde ibraz tarihinin bulunmadığı ve 13.07.2006 tarihli oturumda incelenen çek aslında da ibraz tarihinin bulunmadığının belirtildiği, bu nedenle atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, mahkûmiyet hükmü kurulması,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün ( BOZULMASINA ), 22.02.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


KARŞILIKSIZ ÇEK GARANTİ TUTARI
BANKANIN ÖDEME YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN ŞARTLARI 
ÇEK YAPRAĞININ ASLININ BANKAYA TESLİM EDİLME ZORUNLULUĞU 
T.C. Yargıtay   Daire:19 H.D Tarih:2010  Esas No:2009/5944  Karar No:2010/3403 
İlgili Maddeler: 3167 Sayılı çekle ödemelerin düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun 


KONU:

Davacı vekili, dava dışı borçlu tarafından keşide edilen ve toplam tutarı 4.000.00.- TL. bedelli (4) adet çekin muhatap banka olan davalıya ibraz edildiğini, ancak çeklerin karşılıksız çıkması üzerine bedellerinin tahsil edilmediğini, bankanın 3167 Sayılı Kanun´un 10. maddesi uyarınca herbir çek yaprağından dolayı belli miktarda sorumluluğu bulunduğunu, bu bedelin tahsili için girişilen takibe davalının itiraz ettiğini, itirazın haksız olduğunu öne sürerek davanın reddi ile % 40 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Dayalı banka vekili, çek asıllarının ibraz anında müvekkili bankaya teslim edilmediğini öne sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, 3167 Sayılı Çek Kanunu 10. maddesi uyarınca dayalı bankanın herbir çek yaprağından dolayı çek hamiline karşı belli bir miktarda sorumluluğu bulunduğu bu bedelin ibraz anında istenmemiş olmasının sonradan talep edilmesine engel olmayacağı ve bu alacağın genel zamanaşımına tabii bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacı yararına % 40 tazminata karar verilmiş, hüküm dayalı banka vekilince temyiz edilmiştir.
3167 Sayılı çekle ödemelerin düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesinde 4814 Sayılı Kanun ile 26.2.2003 tarihinde yapılan değişiklik ile çekin karşılığının tamamen veya kısmen bulunmaması halinde bankanın ödeme yükümlülüğünün 10. maddede belirlenen sorumluluk miktarı saklı kalmak üzere çek hesabında bulunan miktarla sınırlı olduğu 10. maddede belirlenen miktar dahil olmak üzere kısmi ödeme halinde, çekin ön ve arka yüzünün onaylı fotokopisinin ücretsiz olarak hamile verileceği, çek hamilinin bu fotokopiyle müracaat borçlularına veya kambiyo senetleri hakkındaki takip usullerine başvurulacağı gibi Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunurken dilekçesine bu fotokopiyi ekleyebileceği ve bunu icra daireleri ile mahkemelerde ispat aracı olarak kullanabileceği, mahkemece veya icra dairesinin istemi halinde çekin aslının bu mercilere gönderileceği yasal hükme bağlanmıştır.
O halde mahkemece yukarıda açıklanan hususlar çerçevesinde çek asıllarının bankaya bırakılarak kısmi ödemenin talep edilmesi halinde bankanın ödeme yükümlülüğünün bulunduğu gözetilmeden yazılı olduğu şekilde davanın kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle dayalı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmünBOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 25.03.2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi.


ZAYİ NEDENİYLE ÇEK İPTALİ KEŞİDECİ

T.C. YARGITAY 11. Hukuk Dairesi ESAS NO : 2009/7835 KARAR NO : 2011/901 Karar Tarihi:31.01.2011

Y A R G I T A Y  İ L A M I

MAHKEMESİ : Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi

TARİHİ : 15/04/2009

NUMARASI : 2009/96 - 2009/165

DAVACI : E.... K... İNŞAAT TURİZM TEKSTİL TİC.SAN.LTD.ŞTİ.

DAVALI : HASIMSIZ

Hasımsız olarak açılan davada Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi´nce verilen 15.04.2009 tarih ve 2009/96 - 2009/165 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Muktedir Lale tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı temsilcisi, davacı şirkete ait olan çeklerin boş ve koçan halinde kaybolduğunu ileri sürerek, dava konusu çeklerin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, dosya kapsamına göre, TTK´nun 669 ve devam eden maddeleri gereğince zayi nedeniyle çek iptal davası açma hakkı hamile tanınmış bir hak olduğu, keşidecinin bu hükme dayanarak iptal davası açma hakkı bulunmadığı, davacı şirketin iptalini istediği dava konusu çeklerin keşidecisi olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacının tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacının bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 02,80 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 31.01.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.




KARŞILIKSIZ ÇEK TAKAS İBRAZ

Yargıtay 19. Hukuk Dairesinden: Esas: 2010/14591    Karar : 2011/1244

YARGITAY İLAMI

Mahkemesi: Antalya 1. Sulh Hukuk Mahkemesi

Tarih: 13/4/2010 No : 48-593

Davacı : Yıldırımlar İnş. Tic. Paz. San. Ltd. Şti. vek. Av. Ali Çekiç

Davalı : HSBC Bank A.Ş. vek. Av. Mete Bulut

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı bankanın talebi, Adalet Bakanlığı´nın ilgili sayısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

-KARAR-
Davacı vekili, müvekkilinin hamili olduğu çekin takas odası aracılığıyla diğer bankaya ibrazında karşılığının çıkmadığının tespit edildiğini, karşılıksız çıkan çek nedeni ile 3167 sayılı Kanun´un 10. maddesi uyarınca davalı muhatap bankanın sorumlu olduğu meblağın tahsili için icra takibine girişildiğini, davalının yasa gereği ödemekle yükümlü olduğu miktarı ödediğini, ancak diğer kısımlarına itiraz ettiğini ileri sürerek takibe yapılan itirazın iptaline veinkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı banka vekili, takasa ibraz edilen çekten dolayı çek aslının müvekkili bankaya ibraz edilmediğini, takipten sonra müvekkili bankanın asıl borcu ödediğini, fer´ilerine itiraz edildiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece dosya kapsamına göre, çekin süresinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılığının bulunmaması nedeniyle 3167 sayılı Kanun´un 10. maddesi gereğince bankanın dava tarihi itibariyle sorumlu olduğu asgari miktarın bankaca ödenmesi gerektiği, davacı yanca bu miktarın istenmediğine ilişkin imzalanan bir belge ya da delilin davalı yanca dosyaya sunulmadığı, borçlunun faiz ve masrafları ödemediği müddetçe kısmi ödemeler ana paraya mahsup edilmeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne, itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmiş, kesin olarak verilen hüküm davalı banka vekilinin talebi. Adalet Bakanlığı´nın ilgili yazısı üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca HUMK. nun 427/6. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istemiyle temyiz edilmiştir.

Dava tarihinde yürürlükte olan 3167 sayılı yasanın 6. maddesi uyarınca takas odaları aracılığıyla ibraz edilen çeklerde aynı yasanın 10. maddesindeki miktarlar ödenmez. Dava konusu çeklerin muhatap bankadan başka bankalara ibraz edildiği anlaşıldığından anılan yasanın 6. maddesi uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Bu nedenlerle kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının HUMK. nun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere (HUMK. m. 427/7) kanun yararına BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Resmî Gazete´de yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığına gönderilmesine (HUMK. mad. 427/8), 03.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


ŞİRKET YETKİLİSİNİN SENETTEN SORUMLULUĞU- SENETTEN SORUMLULUK - TEMSİL YETKİSİ - KAMBİYO SENEDİNİ İMZA 

YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E. 2009/6672     K. 2010/5043 T. 26.4.2010
6762/m. 590
ÖZET : Senet tanzim tarihi itibariyle şirket yetkilisinin temsil yetkisinin devam edip etmediği araştırılarak, devam etmiyorsa şahsen sorumlu olacağı, yetkisi devam ediyorsa senet üzerindeki tek imzanın şirketi sorumlu kılacağı gözetilmelidir. 
DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: 
KARAR : Davacı vekili, davalının müvekkili aleyhine senede dayalı takip başlattığını, takibe konu senette müvekkilinin keşideci ya da kefil sıfatı bulunmadığını, keşideci A...-T... Ltd. Şti.´nin borcu nedeni ile bir imza bulunduğunu, müvekkilinin şahsen keşideci ya da kefil sıfatı ile imzasının bulunmadığını belirterek senet nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 
Davalı vekili, davacının aynı zamanda şirket yetkilisi olduğunu bildirerek davanın reddini savunmuştur. 
Mahkemece toplanan delillere göre, dava konusu senedin keşidecisinin A...-T... Ltd. Şti., kefilinin ise davacı olduğu, senedin ön yüzünde borçlu şirket kaşesi üzerinde tek bir imzanın bulunduğu, bu imzanın aynı zamanda şirket yetkilisi olan kefile ait olduğu, her iki sıfatı da kapsayan tek imzanın davacının borçtan sorumlu olması için yeterli bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. 
Dava, takibe konu senet nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. 
Ticaret Sicil Memurluğu´nun 24.12.2008 tarihli yazısına göre, davacının 12.06.1997 tarihinden itibaren davaya konu senette keşideci olarak gözüken A...-T... Ltd. Şti.´yi temsile yetkili kılındığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece senedin tanzim tarihi itibariyle keşideci şirket yetkilisinin yetkisinin devam edip etmediği araştırılarak, devam etmiyorsa TTK´nın 590. maddesi uyarınca davacının şahsen sorumlu olacağı, yetkisi devam ediyorsa senet üzerindeki tek imzanın keşideci şirketi sorumlu kılacağı, bir başka anlatımla davacının sorumluluğunun bulunmayacağı gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. 
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün ( BOZULMASINA ), peşin harcın istek halinde iadesine, 26.04.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


BONO - SENEDİN BONO VASFI - EMRE MUHARRER SENET - SENET ÜZERİNDE DEĞİŞİKLİK - KEŞİDECİ İSMİNİN SONRADAN DEĞİŞTİRİLMESİ - KAMBİYO SENEDİ VASFI
T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ   E. 2009/18786M K. 2010/1172 T. 20.1.2010
4721/m.585,688/5,690
2004/m.170/a
ÖZET : TTK´nun 688/5.maddesi gereğince bir senedin bono vasfına haiz olabilmesi için diğer şartların yanı sıra kime veya kimin emrine ödenecekse onun adını ve soyadını ihtiva etmesi gerekir. Somut olayımızda kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile yapılan takibe dayanak teşkil eden bonoda önce lehdar olarak keşideci Y.K ismi yazılı iken adın üstü çizilerek sonradan S.K yazılarak takibe konulduğu üzerinde keşideci parafının olmadığı görülmektedir. Yapılan bu değişikliğin sonuç doğurabilmesi keşideci onayına bağlı olduğundan ve senet üzerinde de herhangi bir onayı bulunmadığı ve borçlu keşidecinin kabulü de olmadığı dikkate alındığında yapılan bu değişiklik yazılmamış sayılır. Bu durumda takip konusu bono kambiyo senedi vasfında olmadığından takibe konu yapılamaz. 
DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü: 
KARAR : HUMK.nun 298.maddesi hükmü gereğince senet metninin ön kısmında yapılan değişikliklerin hüküm ifade edebilmesi keşidecinin onayına bağlıdır. 
TTK.nun 688/5.maddesi gereğince bir senedin bono vasfına haiz olabilmesi için diğer şartların yanı sıra kime veya kimin emrine ödenecekse onun adını ve soyadını ihtiva etmesi gerekir. 
Somut olayımızda kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile yapılan takibe dayanak teşkil eden bonoda önce lehdar olarak keşideci Y... K... ismi yazılı iken adın üstü çizilerek sonradan S... K...yazılarak takibe konulduğu üzerinde keşideci parafının olmadığı görülmektedir. Yapılan bu değişikliğin yukarıda belirtilen yasa maddesi uyarınca sonuç doğurabilmesi için keşideci onayına bağlı olduğundan ve senet üzerinde de herhangi bir onayı bulunmadığı ve borçlu keşidecinin kabulü de olmadığı dikkate alındığında yapılan bu değişiklik yazılmamış sayılır. Bu durumda takip konusu bono kambiyo senedi vasfında olmadığından takibe konu yapılamaz. Mahkemece takibin İİK.nun 170/a maddesi uyarınca şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar vermek gerekirken, TTK.nun 690.maddesi aynı kanunun 585.maddesine atıf yapmadığından bir kimse poliçede olduğu gibi kendi emrine bono tanzim edemeyeceği gözardı edilerek kendi adına lehdar göstererek senet tanziminin mümkün bulunduğu gerekçe yapılmak sureti ile şikayetin reddi isabetsizdir. 
SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 20.01.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


GENEL KURUL KARARININ İPTALİ DAVASI - ANONİM ŞİRKET GENEL KURULU KARARLARININ İPTALİNİN İSTENEBİLMESİNİN ŞARTLARI - MUHALEFET ŞERHİ YAZDIRILMAMIŞ OLMASI - DAVANIN REDDİ GEREĞİ

T.C.YargıtayHukuk Dairesi 11 Tarih:16.03.2006 Esas No:2005/370 Karar No:2006/2749


Türk Ticaret Kanunu (TTK) (6762): MADDE 380MADDE 381

Özet
Dava anonim şirketin genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkindir. Genel kurul kararlarının iptalini isteyebilmek için toplantıya katılan ortakların karara muhalif kalarak keyfiyeti toplantı tutanağına geçirtmiş olmaları gerekmektedir. Davalı şirketin genel kurul toplantısına katılan davacılardan ... Holding A.Ş. temsilcisi M. dışındakilerin genel kurul toplantısında alınan kararlara muhalefet şerhi yazdırmadıkları anlaşılmaktadır. İptali istenen kararların mutlak butlan ile sakat oldukları iddia ve kanıtlanamamış olması nedeniyle ... Holding A.Ş. dışındaki davacıların davasının yukarıda açıklanan nedenle reddedilmesi gerekir.

İçerik
Dava: 
Taraflar arasında görülen davada Eskişehir Asliye 4. Hukuk Mahkemesi´nce verilen 21.09.2004 tarih ve 2000/504 - 2004/399 sayılı kararın Yargıtay´ca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 14.03.2006 günde taraf avukatları tebligata rağmen gelmediğinden tetkikin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dava dosyası için Tetkik Hakimi A.O. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra, işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Davacılar vekilleri asıl ve birleşen davalarda müvekkillerinin davalı şirketin yönetim ve denetim kurulu üyeleri olduklarını, 22.05.2000 günlü genel kurulda oybirliği ile seçilen divan başkanının ibra edilmemesi nedeniyle toplantıyı terk ettiğini, yerine usulsüz olarak seçim yapıldığını, bu aşamaya kadar alınan kararlarda önceki divan başkanının imzasının bulunmadığından kararların geçersiz olduğunu, bilançonun tasdik edilmeyerek müvekkillerinin ibra edilmediğini ve haklarında şahsi sorumluluk davası açılmasına ve suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiğini, gündemde olmayan ve süresinden sonra verilen önerge ile alınan bu kararların yasa ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu öne sürerek, 22.05.200 tarihli genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, şirket denetçileri tarafından davacılar hakkında sorumluluk davası açıldığını, açılan bu davayı sürüncemede bırakmak için öne sürülen iddiaların aksine genel kurul kararlarının yasa ve iyi niyet kurallarına uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve kesinleşen dava dosyası içeriğine göre, davalı şirketin 22.03.2000 günlü genel kuruluda bilançonun görüşülmesinin TTK´nun 377´nci maddesine göre 60 gün ertelendiği, belirlenen yeni toplantı günü olan 22.05.2000 tarihli genel kurulda yönetim ve denetim kurulu üyelerinin azline karar verilmesinin gündeme bağlılık ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, bilançonun görüşülmesinin ertelenmesi üzerine bilançonun onaylanmaması ile doğrudan bağlantılı olarak yönetim ve denetim kurulu üyelerinin azlinin görüşülmesinin gündeme bağlılık ilkesinin çiğnenmesi anlamına gelmeyeceği, TTK´nun 369/12´nci maddesine göre bilançonun reddinin aynı yasanın 380´nci maddesine göre yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ibra edilmemeleri sonucunu doğurduğu, TTK´nun 336´ncı maddesinde belirtildiği üzere sorumluluğu gerektiren ve işlemlerde idare meclisinin heyet olarak sorumlu olmadığı, sorumluluğun ferden fakat müteselsilen olması nedeniyle ibranın kısmen yapılabileceği ve bunun iyi niyet kurallarına aykırı olmadığı, bilançonun reddi kararı alınmasında etkili olan ortağın temsilcisinin TTK´nun 348´inci maddesi gereğince, yönetim ve denetim kurulunun görevini kötüye kullandığı hususunun tahkiki yönünde genel kurulca özel denetçi atanmasını istemesi ve şirketin defter ve kayıtlarının incelenmesi yönünde genel kurul ve yönetim kurulundan talepte bulunmamasının genel kurul kararının iptali nedeni olmayacağı, nitekim davacı Holding bünyesindeki başka bir şirketin aynı şekilde yapılan genel kurul toplantısında alınan aynı kararların iptali davalarının da reddedilip kesinleştiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacılar vekilleri temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin

tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalı anonim şirketin yönetim ve denetim kurulunun bir kısım üyeleri olan davacılar hakkında sorumluluk davası açıldığının anlaşılmış olmasına ve davacı yönetici ve denetçilerin anonim şirkete karşı sorumlu olup olmadıklarının açılan sorumluluk davasında belirlenecek olmasına göre, davacı ... Holding A.Ş. vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Dava anonim şirketin genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkindir. TTK´nun 381 ´inci maddesi gereğince genel kurul kararlarının iptalini isteyebilmek için toplantıya katılan ortakların karara muhalif kalarak keyfiyeti toplantı tutanağına geçirtmiş olmaları gerekmektedir. Davalı şirketin genel kurul toplantısına katılan davacılardan ... Holding A.Ş. temsilcisi M. dışındakilerin genel kurul toplantısında alınan kararlara muhalefet şerhi yazdırmadıkları anlaşılmaktadır. İptali istenen kararların mutlak butlan ile sakat oldukları iddia ve kanıtlanamamış olması nedeniyle ... Holding A.Ş. dışındaki davacıların davasının yukarıda açıklanan nedenle reddedilmesi gerekir iken yazılı gerekçeyle reddedilmesi doğru görülmemiş ise de, sonucu itibarıyla doğru olan kararın HUMK´nun 438/son maddesi gereğince değişik gerekçeyle onanması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan davacı ... Holding A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının eklenen gerekçe ile, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle de diğer davacılar vekillerinin temyiz itirazlarının ise değişik gerekçeyle reddedilerek kararın ONANMASINA, takdir edilen 450.00.- YTL duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4.20.- YTL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 16.03.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


ÖDEMEKTEN MEN TALİMATI - MUHATABIN SORUMLULUĞU

T.C. Yargıtay Hukuk Dairesi 11  Tarih:08.02.2001 Esas No:2001/185 Karar No:2001/955

Türk Ticaret Kanunu (TTK) (6762): MADDE 711MADDE 724

Özet

Davalı Banka, TTK.nun 711/son maddesi uyarınca, aldığı ödemeden men talimatı karşısında, çeki usulüne uygun bir şekilde teyid etmiş (bloke kaydı vermiş) olsa bile, ödeme mükellefiyeti altında olmadığından, aksine davranışı kendisini keşideciye karşı sorumlu kılacağından, hamilin, çek bedelini tahsil istemiyle muhataba karşı açtığı davanın, bu koşullarda dinlenmesi mümkün değildir.

İçerik

Dava: M. ile P... TAŞ arasındaki davadan dolayı (İstanbul Asliye Yedinci Ticaret Mahkemesi)nce verilen 11.6.1999 gün ve 1997/891 - 1999/606 sayılı kararı onayan Daire´nin 6.4.2000 gün ve 1999/9379-2000/2707 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, müvekkilinin hamili bulunduğu bloke çekin, süresinde bankaya ibraz edilmesine rağmen, keşidecinin ödemeden men talimatı verdiği gerekçesiyle, çek bedelinin ödenmediğini ileri sürerek, alacağın davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili, ödemeden men talimatının müvekkilini bağlayacağını, bloke şerhinin düzmece olduğunu, keşidecinin imzaya itiraz ettiğini, davacının meşru hamil olmadığını savunmuştur.

Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, tarafların temyizi üzerine Dairemizce, ödemeden men talimatının usulüne uygun yapıldığından, davalı bankanın ödeme sorumluluğunun bu dava bakımından doğmadığı blokenin gerçeğe uygun olmadığı konusundaki savunmanın ayrı bir dava konusunu oluşturacağı gerekçesiyle onanmıştır.

Davacı vekili, bu kez karar düzeltme istemiştir.

Dava konusu olan 8.7.1997 tarihli çekin keşidecisi, muhatap bankaya ABD doları hesap için hazırlanan 39669433 nolu olan çek yapraklarının, rızası hilafı ellerinden çıktığını belirterek ödemeden men talimatı vermiştir. TTK.nun 711/3. maddesine göre, keşideci, çekin kendisinin veya üçüncü bir şahsın elinden rızası hilafına elinden çıktığını bildirerek ödenmemesini isterse, muhatabın buna uyması gerekir. Çekin rıza hilafına elden çıkması, ziyaı gibi durumları da kapsar. Esasen, keşide edilmek üzere hazırlanmış çekin, ziyaından sonra ibrazında, muhatabın yapacağı ödeme, keşideciye karşı sorumluluğunu gerektirir bir keyfiyet olması bakımından daha da önemlidir (TTK 724).

Böyle bir çekin, teyid edilmiş olması (bloke çek) halinde dahi keşideci tarafından TTK.nun 711. maddesine göre, muhatap ödemeden men edilmişse, muhatabın bu talimata uyması onu hamile karşı sorumlu kılmaz. Çekin teyidinin muhtevası, belli bazı vakıalarla ilgilidir. Teyid ile, muhatap çekin keşidesinden haberdar olduğunu, bu arada dolaylı bir şekilde de muhasebe kayıtlarından edildiği bilgiye göre, bu çekin karşılıklı bir çek mahiyeti arzettiğini, senedin mustakbel ödeme için gerekli şartları taşıdığını açıklamaktır. Kısacası, bazı durumların (mutaların) var olup olmadığını kendi tespitlerinden elde ettiği bilgiye göre belirtmektir. Poliçenin kabulünde, muhatap müstakil ve mücerret bir borç altına girer, karşılık olsun veya olmasın, senette yazılı meblağı ödemekle mükellef olur. Buna karşılık çekin teyidinde, muhatap ancak belli vakıaların varlığına bağlı olarak müsbet bir cevap verir ve dolaylı olarak fer´i bir borç yüklenir. Teyidde bankanın asıl borcu, mevcut olduğunu bildirdiği karşılığı hamil lehine ödemeye hazır olarak bulundurmaktadır. İcabında doğacak ödeme borcu, bu asıl borca bağlıdır (Bk. Prof, Dr. F. Öztan. Kıymetli Evrak Hukuku-Ankara-1997 sh. 1132).

Davalı bankanın, TTK.nun 711/son maddesi uyarınca aldığı ödemeden men talimatı karşısında, çeki usulüne uygun bir şekilde teyid etmiş (bloke kaydı vermiş) olsa bile, ödeme mükellefiyeti altında olmadığından, aksine davranışı kendisine keşideciye karşı sorumlu kılacağından, hamilin çek bedelini tahsil istemiyle muhataba karşı açtığı davanın, bu koşullarda dinlenmesi mümkün değildir.

Bu sebeplerle ve Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen karar düzeltme istemlerinin oybirliği ile reddine karar verilmek gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK.nun 442. maddesi gereğince (REDDİNE), bakiye 2.370.000 lira karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK.nun 442/3. madde hükmü uyarınca takdiren 35.591.400 lira para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine, 8.2.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.




ORTAKLAR KURULU KARARLARININ YOK HÜKMÜNDE OLDUĞUNUN TESPİTİ - TOPLANTILARA DAVET EDİLMEME - PAY DEVRİ - KARI KOCA MALLARININ İDARESİ - MAL REJİMİ SÖZLEŞMESİ - NOTER BAŞKATİBİNİN MAHKUMİYETİNE KARAR VERİLMİŞ OLMASI

 T.C. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2009/672 K. 2010/7517 T. 28.6.2010

6762/m.521/1,538 4722/m.10/III

ÖZET : Davacı, ortaklar kurulu kararlarının yok hükmünde olduğunun tespit ve iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. TTK´nun 521/1. maddesinde; bir payın karı koca mallarının idaresine ait hükümler gereğince iktisabı için ortakların muvafakatına gerek bulunmadığı ancak, eşlerin yapmış oldukları mal rejimi sözleşmesi 18.8.2004 tarihli olup Yürürlük Kanununun 10/III maddesinde tanınan süre içinde yapılmadığı, sözleşmeyi düzenleyen noter başkatibinin de bu nedenle mahkumiyetine karar verilmiş olduğu, bu nedenle davalıya geçerli bir devirden bahsedilemeyeceği, ayrıca davacı ve dava dışı ortak kararların alındığı toplantılara davet edilmediğinden gerekli nisap bulunmadığından sözkonusu kararların hükümsüz sayılmasının gerektiği gerekçesiyle dava kabul edilmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi´nce verilen 31.10.2008 tarih ve 2005/378 - 2008/503 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Numan Acar tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili asıl ve birleşen davalarda, müvekkilinin davalı Ş... İnş.San. ve Tic. Ltd Şti´nin ortaklarından olduğunu, şirket ortaklarından Selahattin Ş...´nun 18.8.2004 tarihli "Düzenleme Şeklinde Edinilmiş Mallara Katılma Sözleşmesi" ile sahip olduğu hissenin yarısını eşi Ferhan Ş...´na devrettiğini ancak edinilmiş mallara katılma sözleşmesinin geçmişe yönelik olması itibariyle geçersiz bulunduğunu, belirtilen şekilde hisse devreden Selahattin ...´nun aynı tarihte TTK´nun 538. maddesi hükmüne aykırı olarak şirketin diğer ortaklarına çağrı yapmadan ve gündemi belirlemeden ortaklar kurulunu toplayarak hisse devrinin pay defterine kaydedilmesine dair 79 numaralı ortaklar kurulu kararını aldırdığını, bu kararın TTK´nun 520. maddesi hükmüne ve emredici kurallara aykırı olduğunu, ayrıca Selahattin ...´nun yine TTK´nun 538. maddesi hükmüne aykırı olarak şirketin diğer ortaklarına çağrı yapmadan ve gündemi belirlemeden yine aynı tarihte 80 numaralı ortaklar kurulu kararı ile davacı Cemalettin .... ile Zülfikar ....´nun şirket müdürlüğünden azline dair karar aldırdığının öğrenildiğini, daha sonra da eşi Ferhan ...´ndan muvazaalı ve anlaşmalı olarak boşanan Selahattin´in 18.10.2005 tarih ve 84 sayılı ortaklar kurulu kararı ile de şirketteki % 51 hissesine tekabül eden 535.50 payın 1/2´si olan 267.75 hissesinin Ferhan ...´na devrine dair önceki 79 nolu karar benzer karar aldığını ileri sürerek, 79, 80 ve 84 numaralı ortaklar kurulu kararlarının yok hükmünde olduğunun tespit ve iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalılardan şirketinin kuruluşunda üç ortaklı olduğu, Selahattin ...´nun 535.50, Cemalettin ...´nun 346.50 ve Zülfikar ...´nun 168.00 hissesi bulunduğu, üçünün de münferiden temsile yetkili müdür oldukları, anasözleşmenin 16. maddesi hükmüne göre pay devrinin, ortakların sayı ve esas sermaye miktarı itibariyle en az 3/4´ünün muvafakat etmesi şartına bağlı olduğu, sermayenin yarıdan fazlasına sahip bulunan Selahettin ...´nun diğer iki ortağın muvafakatini almadan pay devrinde bulunması mümkün olmadığı, TTK´nun 521/1. maddesinde; bir payın karı koca mallarının idaresine ait hükümler gereğince iktisabı için ortakların muvafakatına gerek bulunmadığı ancak, eşlerin yapmış oldukları mal rejimi sözleşmesi 18.8.2004 tarihli olup Yürürlük Kanununun 10/III maddesinde tanınan süre içinde yapılmadığı, sözleşmeyi düzenleyen noter başkatibinin de bu nedenle mahkumiyetine karar verilmiş olduğu, bu nedenle davalı Ferhan ...´na geçerli bir devirden bahsedilemeyeceği, ayrıca davacı ve dava dışı ortak Zülfikar ... kararların alındığı toplantılara davet edilmediğinden gerekli nisap bulunmadığından sözkonusu kararların hükümsüz sayılmasının gerektiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kabulü ile 79,80 ve 84 numaralı ortaklar kurulu kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmiştir.

Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalılar vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 09,45 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 28.06.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 
                                  Sayaç