TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI AVUKATLAR- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
YARGITAY KARARLARI 5 (İCRA TAKİBİNDEN FERAGAT -ŞİKAYET -SENET-KAMBİYO SENETLERİ-SAHTELİK İDDİASI-BONO BEDELİNİ ÖDEYEN KEFİL-İTİRAZIN İPTALİ DAVASI-AHZU KABZ YETKİSİ-PROTESTO-MENFİ TESPİT VE İSTİRDAT DAVASI -İHTİYATİ HACİZ) / 29-06-2012


FERAGAT ( İcra Takibinden )-  İCRA TAKİBİNDEN FERAGAT ( 3. Kişinin Yeniden Takip Yapması ) -  İCRA TAKİBİNDEN FERAGAT ASIL HAKTAN FERAGAT DEĞİLDİR
T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 1991/11509 K. 1992/4534 T. 9.4.1992
2004/m.58
ÖZET : 
Bir bonoya dayanılarak yapılan takipte, alacaklı takibi geri alabilir. Takibin geri alınması esas haktan feragat anlamına gelmediğinden, söz konusu senet, ciro yoluyla devralan üçünçü kişi tarafından yeniden takibe konulabilir. 
DAVA
: Merci kararının müddeti içinde temyizen tetkiki Alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye 21.10.1991 tarihinde gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü: 
KARAR: 163 örnek ödeme emri tebliği üzerine, borçlu yasal süre içinde mercie verdiği itiraz dilekçesinde; takip konusu senedin hamili Ö.A. tarafından, Mersin 3. İcra Müdürlüğünün 1991/2658 sayılı dosyası ile takip yapıldığını, borcun ödendiğini, alacaklının feragatı nedeniyle bu dosyanın işlemden kaldırıldığını, aynı senede dayanılarak ikinci kez takip yapılamıyacağını ileri sürerek, takibin iptalini istemiştir. 
Mersin 3. İcra Müdürlüğünün 1991/2658 sayılı dosyasının incelenmesinden; Alacaklı Ö.A. tarafından borçlu T.Ö. hakkında, 23.3.1991 tanzim ve 23.4.1991 vade tarihli 7.000.000.-TL. bedelli bonoya dayanılarak takip yapıldığı, alacaklının icra tutanağına geçirilen imzalı beyanında "takipten feragat ediyorum. Senedin tarafıma iadesini talep ederim" dediği, feragat nedeniyle dosyanın işlemden kaldırıldığı anlaşılmaktadır. 
Söz konusu senet Ö.A.`nın beyaz cirosu ile lehtar H.B.`ye geçmiş, adı geçen tarafından borçlu hakkında işbu takip açılmıştır. 
Esas haktan feragat beyanının açık olması gerekir. Alacaklı Ö.A. esas haktan feragat ettiğini bildirmemiştir. Takipten feragat, esas haktan feragatı tazammun etmez. Borçlu, borcun ödendiğini bir belge ile kanıtlıyamadığına göre itirazın reddine karar verilmek gerekirken kabulü isabetsizdir. 
SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile merci kararının yukarıda yazılı nedenle İİK`nun 366 ve HUMK`nun 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 9.4.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi. 


 

ŞİKAYET ( İCRA MEMURUNUN YASAYA AYKIRI OLARAK YAPTIĞI İŞLEMİN İPTALİ ) - SENET ( BİR KİMSENİN VÜCUDA GETİRDİĞİ VE KENDİ ALEYHİNE DELİL TEŞKİL EDEN YAZILI BELGE OLMASI ) - KAMBİYO SENETLERİ ( MEDENİ USUL HUKUKUNDA ADİ SENET KABUL EDİLMESİNE RAĞMEN CEZA HUKUKUNDA RESMİ VARAKA HÜKMÜNDE OLMASI ) - İCRA TETKİK MERCİİ ( TAKİP HUKUKUNA İLİŞKİN UYUŞMAZLIKLARI ÇÖZME GÖREVİNİ YERİNE GETİRİRKEN KURAL OLARAK TANIK DİNLEYEMECEĞİNDEN SINIRLI YETKİLİ OLMASI ) -  SAHTELİK İDDİASI ( İCRA TETKİK MERCİİNİN SAHTELİK İDDİASINI İNCELEMESİ HAKKINDAKİ YETKİSİNİN GENEL MAHKEMEYE GÖRE KISITLI OLMASI )
T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU  E. 2003/12-3 K. 2003/28 T. 22.1.2003
1086/m.
298,314,38,309,317
2004/m.
16
765/m.
349
ÖZET : Senet, bir kimsenin vücuda getirdiği ve kendi aleyhine delil teşkil eden yazılı belgedir. Kambiyo senetleri Medeni Usul Hukukunda adi ( gayriresmi ) senet kabul edilmesine karşın Ceza Hukukunda resmi varaka ( senet ) hükmündedir. 
Sahte bir senede dayanılarak aleyhine icra takibi yapılan borçlu, resmi veya gayri resmi senedin sahteliğini, açılmış bir davada hadise şeklinde ileri sürebileceği gibi, ayrı bir sahtelik davası da açabilir. 
İcra Tetkik Mercii "takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıkları çözme görevini yerine getirirken kural olarak tanık dinleyemeyeceğinden dar ( sınırlı ) yetkili olup, sahtelik iddiasını incelemesi hakkındaki yetkisi genel mahkemeye göre kısıtlıdır. Genel Mahkemeler senetteki sahtelik iddiasını daha detaylı bir biçimde inceleme imkanına sahiptir. 
DAVA : Taraflar arasındaki "şikayet, borca itiraz" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Manisa İcra Tetkik Merciince takibin iptaline dair verilen 16.12.2001 gün ve 1999/691-86 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 11.6.2001 gün ve 2001/9476-10399 sayılı ilamı ile; ( ...Borçlu itiraz dilekçesinde çekin boş olarak elden çıktığını ileri sürmüş, aynı zamanda keşide tarihinde tahrifat yapıldığını iddia etmiştir. Adli Tıp Kurumundan alınan raporda kesin olarak iki keşide tarihinin olduğu tespit edilememiştir. Borçlu resmi evrakta sahtecilikten tahkikat yürütüldüğünü iddia ettiğinden sözü edilen ceza dosyası getirtilip İ.İ.K´nun 317. maddesindeki koşulların oluşup oluşmadığının da belirlenmesi gerekir. Mercice anılan hususların göz ardı edilerek takibin iptaline karar verilmesi isabetsizdir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. 
Hukuk Genel Kurulu´nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: 
KARAR : Dava, icra memurunun yasaya aykırı olarak yaptığı iddia edilen işlemin şikâyet yolu ile iptali istemine ilişkindir. 
Davacı-borçlu, takip dayanağı çekin kooperatif yöneticilerinin rızası hilafına boş olarak elden çıktığını, M. Ali A. tarafından doldurulan çekin keşide tarihinde tahrifat yapılarak davalı-alacaklıya ciro edildiğini çekin keşide tarihinin kötü niyetli üçüncü şahıslar tarafından doldurulduktan sonra, yeniden keşide tarihinde tahrifat yapılması sebebiyle hamil ve ciranta aleyhine sahtecilikten tahkikat yürütüldüğünü ileri sürerek takibin iptaline ve haksız icra takibi nedeniyle %40 tazminata hükmedilmesini istemiştir. 
Davalı-alacaklı, çek ciro edildiğinde tüm unsurların bulunduğunu, borçlunun çekin boş olarak elden çıkmasından sonra keşide tarihinde tahrifat yapıldığı yönündeki iddiasının kötü niyetli ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savunarak, takibin devamına ve %40´dan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir. 
Tetkik Mercii´nin "keşide tarihindeki düzeltme borçlu kooperatifçe imzalanmadığından HUMK.nun 298. maddesi uyarınca keşide tarihinin yok sayılması gerektiği, bu durumda çekin kambiyo senedi vasfını haiz olmadığı" gerekçesiyle takibin iptaline dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur. 
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Borçlunun hamil ve ciranta aleyhine resmi evrakta sahtecilikten tahkikat yürütüldüğünü iddia ettiği ceza dosyasının getirtilerek, HUMK.nun 317. maddesindeki koşulların oluşup oluşmadığının belirlenmesinin gerekip gerekmediği, noktasındadır. 
Senet, bir kimsenin vücuda getirdiği ve kendi aleyhine delil teşkil eden yazılı belgedir. Kambiyo senetleri Medeni Usul Hukukunda adi ( gayriresmi ) senet kabul edilmesine karşın Ceza Hukukunda resmi varaka ( senet ) hükmündedir. ( TCK. m. 349, II ) 
Sahte bir senede dayanılarak aleyhine icra takibi yapılan borçlu, resmi veya gayri resmi senedin sahteliğini, açılmış bir davada hadise şeklinde ileri sürebileceği gibi, ayrı bir sahtelik davası da açabilir. ( HUMK. m. 314. c 1 ) 
Diğer taraftan borçlu, C. Savcılığına yapacağı başvuru ile, evrakta sahtekarlık yapan kişi aleyhine ceza mahkemesinde sahtecilik davası açılmasını sağlayabilir. ( TCK. m. 339 vd. ) 
Takip dayanağı senet hakkında borçlunun "sahtelik iddiası" ile şikâyette bulunmasından sonra alacaklı hakkında "sahtecilik suçu"ndan dolayı kamu davası açılmış ise, bu davanın icra takibine etkisinin ne olacağı hakkında icra ve iflas yasasında bir hüküm bulunmadığından bu konuda HUMK. 317. maddesinin 2. cümlesinden yararlanarak soruna bir çözüm getirmek gerekir. 
Bu noktada borçlu, ceza davasına şahsi hak bakımından müdahale ederek ( CMUK. m. 365 ) sahte senedin iptalini istemiş ve mahkeme, sahteliği iddia edilen senet hakkında bilirkişi incelemesi yapılmasına ve senedin yazıldığını görenlerin tanık olarak dinlenmesine karar vermiş ise, senet ceza davası sonuçlanıncaya kadar hiçbir işleme dayanak yapılamaz. ( HUMK. m. 317 c2 ) Eş deyişle, ceza davasının sonuçlanması, icra takibi için bekletici sorun yapılır. ( Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü C. 2, sh:1511, Talih Uyar Kambiyo Senetlerine İlişkin Suçların İcra Takibine Etkisi-Manisa Barosu Dergisi,1984 S:11, sh. 2 ) 
Bilindiği ve Anayasa Mahkemesinin 26.10.1965 gün ve 25/57 sayılı kararında ( R.G. 8.12.1965 sayı 1217 ) belirtildiği üzere icra tetkik mercii şikâyet ve itirazları belli bir usule uyarak yargılayan ve objektif hukuk kurallarını şikayet ve itirazlara uygulamak suretiyle bunları takip hukuku bakımından kesin hükme bağlayan mahkeme olarak tanımlanmaktadır. 
Bu bağlamda İcra Tetkik Mercii "takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıkları çözme görevini yerine getirirken kural olarak tanık dinleyemeyeceğinden dar ( sınırlı ) yetkili olup, sahtelik iddiasını incelemesi hakkındaki yetkisi genel mahkemeye göre kısıtlıdır. Genel Mahkemeler senetteki sahtelik iddiasını HUMK.nun 38, 309/1 ve 317. maddelerinin verdiği yetkiyle daha detaylı bir biçimde inceleme imkanına sahiptir. 
Yukarıda yapılan açıklamaların ışığı altında somut olaya baktığımızda; Borçlu takip dayanağı çekin boş olarak elden çıktığını ileri sürdüğü gibi, keşide tarihinde de tahrifat yapıldığına işaretle, dilekçesinde hamil ve ciranta aleyhine resmi evrakta sahtecilikten tahkikat yürütüldüğünü bildirmiştir. Adli Tıp Kurumu Fizik/Grafoloji İhtisas dairesinin 23.10.2000 tarihli raporunda "keşide tarihinin altında bulunan rakamların okunamadığı " belirtilmekle yetinilmiş, çekte iki keşide tarihinin varlığı kesin olarak tespit edilememiştir. 
Bu durumda tetkik merciince; ceza dosyası getirtilerek borçlunun şahsi hak bakımından müdahale ederek senedin iptalini isteyip istemediği, bilirkişi incelemesi yapılmasına ve tanık dinlemesine karar verilip verilmediğinin araştırılması ve böyle bir karar mevcut ise, HUMK.nun 317. maddesine göre artık bu senede göre işlem yapamayacağı cihetle, durumu ön ( bekletici ) mesele yapıp neticeyi beklemesi gerekirken, mahkemece yapılacak incelemeye ters düşebilecek biçimde, noksan tahkikatla takibin iptali ve direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır. 
SONUÇ : Davalı-alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 22.01.2003 gününde, oybirliği ile karar verildi.


 

İTİRAZIN KALDIRILMASI ( KEFİL OLARAK İMZALADIĞI BONODAN DOLAYI BORÇLU ADINA İCRA DAİRESİNE YAPTIĞI ÖDEMEYE İLİŞKİN ALINAN RÜCU BELGESİNE İSTİNADEN YAPILAN TAKİP NEDENİYLE ) -  KEFİL OLARAK ÖDENEN PARA ( İCRA DAİRESİNE YAPILAN ÖDEMEYE İLİŞKİN ALINAN RÜCU BELGESİNE DAYALI OLARAK ÖDENEN PARANIN AYRI BİR DOSYADA GENEL HACİZ YOLU İLE TALEP EDİLEMEMESİ ) -  RÜCU BELGESİNE DAYALI İCRA TAKİBİ ( RÜCU BELGESİNİN TEK BAŞINA İTİRAZIN KALDIRILMASINI SAĞLAYAN BELGELERDEN SAYILMAMASI )
T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2004/5316 K. 2004/9631 T. 19.4.2004

ÖZET : İlk dosyanın kefili borçlunun icra dosyasına ödemiş olduğu borç için rücu belgesi alıp ödenen bu parayı ayrı bir dosyada genel haciz yolu ile diğer borçlulardan talep edilmesi yasaya uygun değildir. İİK.nun 68. maddesindeki belge niteliğini taşımayan sözü edilen rücu belgesine dayalı olarak alacağın tahsil edilip edilmeyeceği genel mahkemede açılacak davada tartışılması gerekir. 
DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü: 
KARAR : Elmadağ İcra Müdürlüğünün 1999/311 sayılı dosyasında takibe dayanak yapılan bonoyu Eşref Saltürk borçlu, Kaplan Çalışkan ve Yusuf Saltürk ise kefil sıfatı ile imzalamışlardır. Anılan dosyada takip borçlusu olan bu kişilerin borcun ne miktarından sorumlu oldukları hususu yukarıda açıklanan sıfatları nedeniyle yargılamayı gerektirir. Bu nedenle borçlu Kaplan Çalışkan´ın ( ilk dosyanın kefili ) icra dosyasına ödemiş olduğu borç için rücu belgesi alıp ödenen bu parayı ayrı bir dosyada genel haciz yolu ile Eşref Saltürk ve Yusuf Saltürk´ten talep edilmesi yasaya uygun değildir. İİK.nun 68. maddesindeki belge niteliğini taşımayan sözü edilen rücu belgesine dayalı olarak alacağın tahsil edilip edilmeyeceği genel mahkemede açılacak davada tartışılacağından itirazın kaldırılması isteminin reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsizdir. 
SONUÇ : Borçlular vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366. ve HUMK. 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 19.04.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

BONO BEDELİNİ ÖDEYEN KEFİL ( ALACAKLININ RÜCU HAKKINI KAMBİYO SENETLERİNE MAHSUS YOLLA TAKİP YAPARAK KULLANAMAYACAĞI ) -  KAMBİYO SENETLERİNE MAHSUS YOLLA TAKİP ( BONO BEDELİNİ ÖDEYEN KEFİLİN RÜCU HAKKINI BU YOLLA KULLANAMAYACAĞI )
T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ    E. 1985/5538 K. 1986/169 T. 15.1.1986

ÖZET : Senet borçlusuna müteselsilen kefil olan kimse, bono bedelini öderse kefalet ilişkisi gereği asıl borçludan alacağı için kambiyo senetlerine özgü yolla takip yapamaz.
DAVA : Merci kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye 18.4.1985 tarihinde gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp, düşünüldü: 
KARAR : 1 - Dosya münderecatına, merci kararında yer alan gerekçeye, senet arkasındaki ciro şerhlerine göre, 28.11.1984 vade tarihli 200.000 Tl. lık bono ve 7.11.1984 tanzim tarihli 220.000 Tl´lık çekle ilgili merci kararı yasaya uygun ve temyiz itirazları yersizdir. 2 - 24.8.1984, 9.9.1984, 24.9.1984 vade tarihli 35.000´er Tl´lık bonolarda takip yapan kişi kefil; borçlu da aleyhine takip açılan durumundadır. Alacaklı bu senetlerden dolayı keşideci ile birlikte müteselsil borçlu olup ödemelerinden ötürü rücu hakkını Borçlar kanunu hükümlerine göre kullanabilir. Alacaklının kambiyo senetine mahsus yolla takip açması, borçluya 163 örnek ödeme emri göndermesi mümkün değildir. Merciin anılan senetlerle ilgili takip bölümünün İİK´nun 170a maddesi uyarınca iptaline karar vermesi zorunludur.
SONUÇ : Açıklanan durum karşısında borçlu vekilinin temyiz itirazının kısmen kabulü ile, yukarıda ( 1 ) numaralı bentde yazılı nedenle ve o senetlere ait merci karar kısmının İİK´nun 366 ve HUMK´nun 438. maddeleri uyarınca onanmasına, ( 2 ) numaralı bentde yazılı senetlere hasren ve açıklanan nedenle merci kararının İİK´nun ve HUMK´nun 428. maddeleri uyarınca bozulmasına, 15.1.1986 gününde, oybirliğiyle karar verildi.


 

 

TAKİP ( İPOTEK VE SENETLE TEMİN EDİLEN ALACAĞI ) - İPOTEKLE VE SENETLE TEMİN EDİLEN ALACAĞIN TAKİBİ - SENET VE İPOTEKLE TEMİN EDİLEN ALACAĞIN TAKİBİ
T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 1990/435 K. 1990/8495 T. 17.9.1990
2004/m.
45,167
ÖZET : Bir alacak için ipotek tesis edilmekle birlikte, ayrıca kambiyo senedi de düzenlenmişse, hem ipoteğe hem de senede dayanılarak ayrı ayrı takip yapılabilir. Ancak paranın tahsilinde, mükerrer ödeme yapılmamalıdır. 
DAVA: Merci kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye 16.1.1990 tarihinde gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü : 
KARAR: İİK`nun 45. maddesine göre ipotekle temin edilmiş bir alacak ayrıca senede bağlanmış ise, senede dayanılarak takip yapılmasında da yasal bir engel yoktur. Tahsilde tekerrrüne meydan verilmemek suretiyle hem ipoteğe hem de senede dayanılarak ayrı ayrı takip yapılabilir. 
Tahsil olunan para, toplam borçtan mahsup edileceğinden mükerrer takipten bahsolunamaz. 
SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmekle merci kararının İİK 366 ve HUMK 438. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 17.9.1990 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

İTİRAZIN İPTALİ DAVASI - SENETLERİN VADESİ GELMEDEN İCRA TAKİBİ YAPILDIĞI - MUACCELİYET KOŞULUNUN AYRICA BİR SÖZLEŞMEDE BELİRLENMEDİKÇE İLGİLİLER YÖNÜNDEN SONUÇ DOĞURMAYACAĞI - HÜKMÜN BOZULDUĞU
T.C. YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ ESAS: 2006/11098 KARAR: 2006/14045 KARAR TARİHİ: 27.06.2006               
ÖZET:
 Somut olay itirazın iptali davasına ilişkindir. Takip dayanağı bonolarda vadesinde ödenmediği taktirde müteakip bonoların da muacceliyet kesbedeceği yolunda kayıt bulunması bu senetlerin kambiyo senedi olma özelliğini etkilemez. Bu gibi kayıtlar yazılmamış sayılır. Muacceliyet koşulu ayrıca bir sözleşmede belirlenmedikçe, anılan kayıt ilgililer yönünden hiçbir sonuç doğurmaz.
(2004 S. K. m. 67)
Yukarıda gün ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içerisinde temyizen incelenmesi borçlular vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı vekili tarafından üç adet bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus yolla icra takibine başlanılmış, borçluya örnek 10 no.lu ödeme emri tebliğ edilmiştir. Borçlu kanuni sürede İcra Hakimliğine yaptığı başvurusunda senetlerin vadesi gelmeden icra takibi yapıldığını ileri sürmüştür. Takip dayanağı bonolarda <vadesinde ödenmediği taktirde müteakip bonoların da muacceliyet kesbedeceği> yolunda kayıt bulunması bu senetlerin kambiyo senedi olma özelliğini etkilemez. Bu gibi kayıtlar yazılmamış sayılır.Muacceliyet koşulu ayrıca bir sözleşmede belirlenmedikçe, anılan kayıt ilgililer yönünden hiçbir sonuç doğurmaz (Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 2. Bası, s.487 ve 1002). Alacaklı tarafça anılan nitelikte bir sözleşme ibraz edilmediğine göre Mahkemece senetlerin henüz takip gününde vadeleri gelmemesi sebebiyle itirazın kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
Sonuç: Borçlular vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK. 366 ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 27.06.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.




MENFİ TESPİT TALEBİ ( UYUŞMAZLIK TAHSİL HARCININ ÖDENMEMESİNDEN KAYNAKLANMAKTA OLUP TAHSİL HARCI ÜZERİNDEN VEKALET ÜCRETİNE HÜKMEDİLMESİ GEREKTİĞİ )  - TAHSİL HARCININ ÖDENMEMESİ ( TAHSİL HARCI ÜZERİNDEN VEKALET ÜCRETİNE HÜKMEDİLMESİ GEREKTİĞİ )  -  VEKALET ÜCRETİ ( UYUŞMAZLIK TAHSİL HARCININ ÖDENMEMESİNDEN KAYNAKLANMAKTA OLUP TAHSİL HARCI ÜZERİNDEN VEKALET ÜCRETİNE HÜKMEDİLMESİ GEREKTİĞİ -MENFİ TESPİT DAVASI )  - İLK CELSEDE DAVANIN KABUL EDİLMESİ ( DAVALI AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİNİN 6. MD GEREĞİ DELİLLERİN TOPLANMASINA İLİŞKİN ARA KARAR GEREĞİ YERİNE GETİRİLMEDEN İLK CELSE DAVAYI KABUL ETTİĞİNİ BİLDİRDİĞİNDEN TARİFE İLE BELİRLENEN ÜCRETİN YARISINA HÜKMEDİLMESİ GEREKTİĞİ ) 
T.C. YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2005/9164 K. 2005/15143 T. 13.10.2005
492/m.
22
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m.6 
ÖZET 
: Dava, menfi tespit talebidir. Davacının icra takibine konu olan tüm borcu davalıya ödediğini ancak takibin işlemden halen kaldırılmadığını ileri sürerek eldeki davayı açmış, davalı ise ilk celse davayı kabul ettiğini,ancak dosyanın işlemden kaldırılabilmesi için davacının tahsil harcını ödemesi gerektiğini bildirmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık tahsil harcının ödenmemesinden kaynaklanmakta olup, tahsil harcı üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Ayrıca davalı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 6. md gereği delillerin toplanmasına ilişkin ara karar gereği yerine getirilmeden ilk celse davayı kabul ettiğini bildirmiş olduğundan tarife ile belirlenen ücretin yarısına hükmedilmesi gerekir. 
DAVA : 
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü: 
KARAR : 
Davacı, kefil olduğu borçtan dolayı davalı tarafından icra takibi yapıldığını,toplam 23 713 000 000 TL ödemesine ve ibraname almasına rağmen,davalının tahsil harcını ödeyip dosyayı işlemden kaldırmadığını ileri sürerek ilgili icra dosyasından borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. 
Davalı, ilk celse davayı kabul ettiğini, borcun ödendiğini ancak tahsil harcını davacının yatırması gerektiğini, tahsil harcı yatırıldığında dosyanın işlemden kaldırılacağını savunmuştur. 
Mahkemece,davanın kabulüne,10.10.2002 tarihi itibarı ile davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş;hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. 
1- 
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 
2-
Davacının icra takibine konu olan tüm borcu davalıya ödediğini ancak takibin işlemden halen kaldırılmadığını ileri sürerek eldeki davayı açmış,davalı ise ilk celse davayı kabul ettiğini,ancak dosyanın işlemden kaldırılabilmesi için davacının tahsil harcını ödemesi gerektiğini bildirmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık tahsil harcının ödenmemesinden kaynaklanmakta olup, Düzce 2. İcra Müdürlüğünün 2001/2821 sayılı dosyasından tahsil harcının 427 200 000 TL olduğu anlaşıldığından tahsil harcı üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Ayrıca davalı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 6. md gereği delillerin toplanmasına ilişkin ara karar gereği yerine getirilmeden ilk celse davayı kabul ettiğini bildirmiş olduğundan tarife ile belirlenen ücretin yarısına hükmedilmesi gerekir. 492 sayılı Harçlar Kanunun 22.md gereğince de karar ve ilam harcının 1/3 üne hükmedilmemiş olması bozma nedenidir. Ne var ki yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK 438/7 md hükmü uyarınca mahkeme kararının aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. 
SONUÇ : 
Yukarıda 1.bendde açıklanan nedenlerden dolayı davalının sair temyiz itirazlarının reddine,2. bend gereği mahkeme kararının hüküm bölümünün 3 nolu bendinin 2. satırında yer alan ( -2337,04- ) nin hükümden çıkarılarak yerine ( 175 YTL ) nin, 4.nolu bendinin 2. satırında yer alan ( 376,40 YTL ) nin hükümden çıkarılarak yerine ( 154.80 YTL ) nin yazılmasına, mahkeme kararının bu şekilde düzeltilmesine ve düzeltilmiş iş bu şekliyle ONANMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 13.10.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi. 



YABANCI ÜLKEDE DÜZENLENEN SENETLERİN ONAYLANMASI ( KONSOLOSLUK TARAFINDAN )-VEKALETNAME ( YURT DIŞINDA DÜZENLENEN ) -YABANCI RESMİ BELGELERİN TASDİKİ MECBURİYETİ - YABANCI ÜLKEDE DÜZENLENEN SENEDİN İSBAT KUVVETİ -  YABANCI RESMİ BELGELERİN TASDİKİ MECBURİYETİNİN KALDIRILMASI HAKKINDA LA HAYE SÖZLEŞMESİ
T.C. YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 1993/5631 K. 1993/7554 T. 12.10.1993
2675/m.6
1512/m.195
1086/m.296
ÖZET : Almanya Devleti`nin "Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Hakkındaki La Haye Sözleşmesi`nde akit devlet olup olmadığı, akit devlet ise sözleşmenin 3. maddesinin 2. fıkrasında belirtildiği gibi aramızda gerek karşılıklı uygulama ve gerekse iki veya çok taraflı ayrı sözleşmelerle tasdik şerhi işleminin kaldırılması, basitleştirilmesi veya tümden bağışık tutulma durumunun olup olmadığı Adalet Bakanlığı`ndan sorulup tesbit edilmek, bu tesbite göre Almanya`da, Alman yetkili noteri tarafından düzenlenen vekaletnamenin Türkiye`de resmi vekaletname olarak kabul edilip edilmeyeceğini değerlendirmek, resmi vekaletname olarak kabulü halinde, vekilin ibranameyi verme yetkisinin olup olmadığı, ibranamenin vekil tarafından düzenlenip düzenlenmediği üzerinde durulmak, gerekirse bu konularda tarafların delil ve karşı delilleri toplanmak ve böylece hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. 
DAVA: Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: 
KARAR: Davacılar, davalının vekili tarafından verilen ibranameye rağmen ibra konusu alacağı için icra takibine geçtiğini beyanla borçlu olmadıklarının tesbitine, % 40 icra inkar tazminatına karar verilmesini istemişlerdir. 
Davalı, Almanya ... Noterliği`nde düzenlenen vekaletname ile M. isimli kişiyi vekil tayin ettiğini, bu vekaletnamede vekilin ibra yetkisinin olmadığını, vekilin davacılardan hiçbir meblağ da almadığını, ibranın vekili tarafından verildiğinin kanıtlanması gerektiğini, Türk Konsolos ve siyasi memurları tarafından onaylanmadığı için vekaletnamenin geçerli olmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. 
Mahkemece, vekalet ilişkisinin mercii hakimliğinde tartışıldığı, Türk Konsolos veya siyasi memurları tarafından onaylanmadığı, geçerli bulunmadığı, davalının da kabul etmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. 
Yanlar arasındaki uyuşmazlık, Almanya ... Noterliği`nde düzenlenen vekaletnamenin Türkiye`de bir hukuki işlemde kullanılabilmesi için, Türk Konsolos veya siyasi memurlarınca onaylanmış olmasının gerekip gerekmediği ile vekaletnamede ibra yetkisinin vekile verilip verilmediği, vekilin ibra karşılığı bir meblağ alıp almamasının ibraya etkisi ve ibranamenin gerçekten vekil tarafından verilip verilmediği noktalarında toplanmaktadır. Öyle ise sağlıklı bir çözüm, için yabancı bir ülkede düzenlenen vekaletnamenin Türkiye`de Türk hukuku açısından geçerlilik durumu ile isbat gücü üzerinde öncelikle durulmalıdır. Kural olarak; yabancı bir ülkede, o ülkenin yetkili makamı tarafından doğrudan düzenlenen veya tasdik edilen senetler, o yabancı ülkedeki Türk Konsolos veya siyasi memurlarınca onaylanmış olmadıkça, bu senetlerin Türkiye`de resmi senet olarak kabulü mümkün değildir. Türk Konsolos veya siyasi memurları tarafından onaylanmamış olması, o senedin geçerliliğini hiç bir zaman etkilemez. Sadece isbat kuvvetine etkili olur. Resmi senet olarak nitelendirilemez. Resmi senedin sağladığı ,isbat imkanlarından yoksun olur ( HUMK.m.296 ve Noterlik Kanunu m.195 ). Nitekim, MÖHUK.`nun 6. maddesiyle de özet olarak, yabancı otoritenin düzenlediği senetlerin de şeklen geçerli olduğu, ancak Türkiye`de isbat kuvveti bakımından Türk Kanunlarına tabi olduğu açıklanmıştır. 
Ne varki Türkiye, 5.10.1961 tarihli "Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Hakkındaki La Haye Sözleşmesi"ni 1984 yılında onaylamış, sözleşme Türkiye için 1985 yılında yürürlüğe girmiştir ( 27.7.1984 , 1984/8373 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı; RG., 16.9.1984 T., 18517 S. ). 
Anılan sözleşmenin 1. maddesinde; "sözleşmenin, Akit Devletlerden birinin ülkesinde düzenlenmiş olupta, diğer bir Akit Devlet ülkesinde kullanılacak olan resmi belgelere uygunalacağı, amaçları bakımından noter senetlerinin de resmi belgeler arasında sayıldığı", 2. maddesinde; "Akit Devletlerden her birinin bu sözleşmenin uygulama alanına giren ve kendi ülkesinde kullanılacak olan belgeleri tasdik işleminden bağışık tutacağı ... tasdik işleminden yalnız belgenin kullanıldığı ülkenin diplomasi veya konsolosluk memurları tarafından belgedeki imzanın doğruluğunun, belgeyi imzalayan kişinin hangi sıfatla imzaladığının veya gerekirse üzerindeki mühür veya damganın aslı ile aynı olduğunun teyidi işleminin anlaşılacağı", 3. maddesinde ise; "imzanın doğruluğunun, belgeyi imzalayan kişinin sıfatının veya gerektiğinde bu belge üzerindeki mühür ve damganın aslı ile aynı olduğunun teyidi için zorunlu görülebilecek tek işlemin 4. maddede tanımlanan tasdik şerhinin belgenin verildiği devlet yetkili makamınca bu belgeye konulmasından ibaret olduğu ... bu fıkrada belirtilen işleme uymasının gerek belgenin kullanıldığı ülkede yürürlükte bulunan yasa, yönetmelik veya uygulamalarla gerekse 2 veya daha çok akit devlet arasındaki bir anlaşma ile böyle bir işlemin kaldırılmış, basitleştirilmiş veya tasdikten tüm bağışık tutulmuş olması hallerinde istenemiyeceği" 4. maddesinde de; "3. maddenin 1. fıkrasında öngörülen tasdik şerhinin bizzat belgenin veya buna eklenecek bir kağıdın üzerine konulacağı tasdik şerhinin sözleşmedeki örneğine uygun ve şerhi koyan devlet dilinde düzenleneceği, ancak tasdik şerhinin "Apostille Convention de La Haye du 5 Octobre 1961" başlığının Fransızca olması gerektiği" hükümlerine yer verilmiştir. Sözleşmenin az yukarıda açıklanan hükümlerine göre akit devletlerden birinde düzenlenen resmi belgenin, kullanıldığı ülkenin yetkili konsolos veya siyasi memurları tarafından onaylanması koşul ve mecburiyeti kaldırılmış 3. ve 4. maddelerdeki işlemlerle resmi senet niteliği verilmiştir. 

Almanya`nın anılan sözleşmede akit devlet olması durumunda, uyuşmazlığa özel nitelikteki bu sözleşme hükümlerinin uygulanması gerektiğinde duraksanmamalıdır. Bu durumda ise davalı, Almanya ... Noteri Dr. L. tarafından onaylanan vekaletname ile bayan M.`yi vekil tayin ettiğini kabul etmektedir. Ancak, bu beyanı açık ve net değildir. İbranamede sözü edilen vekaletname, Almanya ... Noteri Dr. L. tarafından düzenlenen vekaletname ise ve sözleşmenin 3. ve 4. maddeleri gereğince Alman yetkili makamınca bu vekaletnameye "tasdik şerhi" verilmişse vekaletname Türkiye`de de resmi belge niteliğindedir. Bu nitelikteki bir belge ancak sahtelik iddia veya davasının subutu ile hükümden düşürülebilir. Davalının belgeyi kabul etmemesi isbat gücüne etkili olmaz. Mahkemece, anılan sözleşme ve bu sözleşmenin açıklanan hükümleri yönünde hiç bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır. İcra Tetkik Mercii Hakimliğinin taraflara ve konuya ilişkin 7.2.1992 gün, 1991/231 esas, 992/30 kararı takib hukukuna özgü kurallar içinde verilmiş bir karar olup, genel hükümlere göre açılmış bu davada delil olamaz. Öyle ise mahkemece yapılacak iş; Almanya Devleti`nin "Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Hakkındaki La Haye Sözleşmesi`nde akit devlet olup olmadığı, akit devlet ise sözleşmenin 3. maddesinin 2. fıkrasında belirtildiği gibi aramızda gerek karşılıklı uygulama ve gerekse iki veya çok taraflı ayrı sözleşmelerle tasdik şerhi işleminin kaldırılması, basitleştirilmesi veya tümden bağışık tutulma durumunun olup olmadığı Adalet Bakanlığı`ndan sorulup tesbit edilmek, bu tesbite göre Almanya`da, Alman yetkili noteri tarafından düzenlenen vekaletnamenin Türkiye`de resmi vekaletname olarak kabul edilip edilmeyeceğini değerlendirmek, resmi vekaletname olarak kabulü halinde, vekilin 5.7.1991 tarihli ibranameyi verme yetkisinin olup olmadığı, ibranamenin vekil tarafından düzenlenip düzenlenmediği üzerinde durulmak, gerekirse bu konularda tarafların delil ve karşı delilleri toplanmak ve böylece hasıl olacak sonuca uygun bir karar vermekten ibarettir. 
Mahkemenin açıklanan tüm bu hususları gözardı edip, yasa hükümlerini uygulamada ve nitelendirmede yanılgıya düşerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir. 
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacılar yararına BOZULMASINA, 12.10.1993 gününde oybirliğiyle karar verildi.


AHZU KABZ YETKİSİ ( VEKİLİN YETKİLİ OLMAMASINDAN DOLAYI VEKİLE VERİLEN PARANIN KABUL EDİLMEYEREK İCRA TAKİBİNE BAŞVURULMASI )-  İTİRAZIN İPTALİ ( PARA ÇEKMEYE YETKİSİ OLMAYAN VEKİLE PARANIN ÖDENMİŞ OLMASI DOLAYISIYLA DAVALI BANKA HAKKINDA İCRA TAKİBİNE GEÇİLMESİ - İTİRAZ ) -  İCRA İNKAR TAZMİNATI ( PARA ÇEKMEYE YETKİSİ OLMAYAN VEKİLE PARANIN ÖDENMİŞ OLMASI DOLAYISIYLA DAVALI BANKA HAKKINDA İCRA TAKİBİNE GEÇİLMESİ - İTİRAZ ) -  VEKALET ÜCRETİ VE YARGILAMA GİDERLERİ ( ÖDEMEYLE YÜKÜMLÜ KILINILAN PARANIN DIŞINDA OLMASI - VEKİLİN ÖZEL YETKİYE GEREK OLMAKSIZIN ALABİLECEĞİ ) -  YARGILAMA GİDERLERİ VE VEKALET ÜCRETİ ( ÖDEMEYLE YÜKÜMLÜ KILINILAN PARANIN DIŞINDA OLMASI - VEKİLİN ÖZEL YETKİYE GEREK OLMAKSIZIN ALABİLECEĞİ )

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2002/19-249  K. 2002/258 T. 3.4.2002

818/m.
388
1086/m.
33,63
1136/m.
171
ÖZET : Müddeabihi kabz için özel yetki gereklidir. Ödemeyle yükümlü kılınılan paranın dışında kalan yargılama giderlerini ( ve bu arada vekalet ücretini )müddeabihin dışında kalmış olması nedeni ile vekil, özel yetkiye gerek olmaksızın alabilir. 
DAVA : Taraflar arasındaki "itirazın iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Küçükçekmece Asliye 2.Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 24.10.2000 gün ve 2000/307-945 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 
19.6.2001 gün ve 2001/1013-4804sayılı ilamı ile , ( ...Davacının taşıtının trafik kazası sonucu hasarlanması dolayısıyla davacı, sigorta şirketinin sorumluluğu bakımından şirkete başvuruda bulunmuş; daha sonra bu işinin takip ve sonuçlandırılması için üçüncü kişiye vekaletname vermiştir. Vekil, vekaletnameye dayanarak sigorta şirketinin yolladığı parayı davalı bankadan davacı adına almış ve yeni adres bırakmadan adresini terk ettiğinden davacının, onunla hesaplaşmasına olanak kalmamıştır. 
Davacı, kabza ( para çekmeye )yetkisi olmayan vekile paranın ödenmiş olması dolayısıyla davalı banka hakkında icra takibine geçmiş; davalı banka, vekaletnamede kabz yetkisinin verilmemiş olduğu yolunda kesin bir ifadenin yer almamış olduğunu, aksine bu amaçla düzenlendiğinin kabulü gerektiğini belirtip, takibe itiraz etmesi üzerine davacı, itirazın iptali davasını açmış ve %40 icra inkar tazminatı istemiştir. 
Yerel mahkemece, vekilin vekaletnamede ahzu kabza yetkisi bulunmadığı nedenine dayalı olarak istek doğrultusunda hüküm oluşturulmuştur. 
BK´nun 388.maddesi uyarınca "vekalet akdinin şümulü mukavele ile sarahaten tespit edilmemiş ise taallük eylediği işin mahiyetine göre tayin edilir". Somut olayda, vekaletname sigortadan para alabilmeyi gerçekleştirmek için düzenlenmiştir. İşin mahiyetinden vekaletname, sigortanın saptadığı paranın alınmasını da kapsar niteliktedir. Özel yetki verilmesi gereken durumlar HUMK´nun 33 ve 63.maddeleriyle Avukatlık Kanununun 171/2 ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşuna Dair Kanunun 31. maddesinde yer almıştır. Bunun yanısıra, İçtihat ve öğretinin getirdiği sınırlamalar da bulunmasına rağmen, belirtilen bu hususlar konumuzla bağlantılı değildir. Ne var ki, yerel mahkeme, ahzu kabza özel yetki bulunmamasını hükmüne dayanak yapmıştır. Kabz için özel yetkinin yasal dayanağı, HUMK´nun 63 .maddesidir. Anılan maddede açıkça belirtildiği üzere "müddeabihi kabz" için özel yetki gereklidir. Ödemeyle yükümlü kılınılan paranın dışında kalan yargılama giderlerini ( ve bu arada vekalet ücretini )müddeabihin dışında kalmış olması nedeni ile vekil, özel yetkiye gerek olmaksızın alabilir. Olayımızda, mahkemece hüküm altına alınmış bir para söz konusu değildir. O nedenle de açık yetki verilmiş olması gerekmez. Amaç ve seçilen sözcüklerle vekil, bankadan parayı almakla yetkili kılınmış olmaktadır. Bu yönler gözetildiğinde, davalı bankanın parayı haksız olarak vekile ödemiş olduğu söylenemez. 
Bu nedenlerle yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir..." )gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. 
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: 
KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre,Hukuk Genel Kurulu´nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. 
SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA,istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 3.4.2002 gününde oyçokluğu ile karar verildi. 
KARŞI OY AÇIKLAMASI 
Dava, davacının vekil edilenin, davaya konu olan parayı alma konusunda yetkili kılınmadığı halde, paranın davalı banka tarafından vekile ödenmesi nedeniyle, elde edemediği alacağının, vekilden ve bankadan alınması istemine ilişkindir. 
Mahkeme, vekalette paranın vekile ödenmesi için vekalette açıklık bulunmadığı gerekçisi ile istem kabul edilmiştir. 
Daire vekaletteki yetkinin yeterli olduğu gerekçesi ile yerel mahkeme kararını bozmuştur. 
Sorun vekaletle vekile söz konusu olan sigorta bedelini alma yetkisinin verilip verilmediğidir. Vekaletname, kazaya uğrayan bir aracın sigorta işlemleri için düzenlenmiştir. Duruksama yaratan bölümü, "... motorlu aracın hasara uğraması nedeniyle adıma tahakkuk etmiş ve edecek ne isim altında olursa olsun tüm sigorta bedellerini, mali masuliyet ve kasko..."biçimindedir. burada daire ve genel kurul "bedellerini" kelimesinden sonra, "almaya" kelimesinin varlığının kabul edilmesi gerektiği düşünülmüş olacak ki, yerel mahkeme kararı bozulmuştur. 
Daire bozma ilamında belirtildiği üzere, somut olaya BK.nun 388. maddesinin uygulama olanağı yoktur. Vekil idenin vekile vermediği bir yetkiyi ve irade açıklamasının, yerine geçmek hukuka uygun olarak kabul edilemez. Davalı banka dahi davaya karşı verdiği cevapta vekaletteki ifadelerin duraksama yaratacak nitelikte olduğunu, iş yoğunluğu nedeniyle ödeme yaptıklarını belirterek bu açıklaması ile vekalet yetki olmadığını ve böylece kusurunu kabul etmiştir. Vekaletnamede, vekile davacı adına tahakkuk eden paranın alınması için yetki verilmediğinden yerel mahkeme kararının gerekçesi değiştirilerek sonucu bakımından doğru olan kararın onanması gerektiği düşüncesindeyim. 


VEKALETNAME SAHİBİ AVUKATIN TEVKİL ETTİĞİ AVUKATIN ÜCRET TALEBİ ( DAVACI AVUKATIN DAVA DIŞI AVUKAT TARAFINDAN YETKİLENDİRİLDİĞİ/DAVACI AVUKATIN TEVKİLE DAYANARAK İŞLEMDE BULUNDUĞU - ÜCRETE HAK KAZANACAĞI )  -  TEVKİL YETKİSİ İLE İŞLEM YAPAN AVUKATIN ÜCRET TALEBİ ( DAVACI AVUKATIN TEVKİLE DAYANARAK İŞLEMDE BULUNDUĞU - ÜCRETE HAK KAZANACAĞI )  -  İTİRAZIN İPTALİ DAVASI ( DAVACI AVUKATIN DAVA DIŞI AVUKAT TARAFINDAN TEVKİL EDİLDİĞİ/DAVACININ TEVKİLE DAYANARAK İŞLEMDE BULUNDUĞU - ÜCRETE HAK KAZANACAĞI/ANCAK DAVA DIŞI AVUKATA ÖDEME YAPILMIŞSA BUNUN MAHSUP EDİLECEĞİ )  -  AVUKATLIK ÜCRETİNİN MAHSUBU ( DAVACI AVUKATIN DAVA DIŞI AVUKAT TARAFINDAN TEVKİL EDİLDİĞİ/DAVACININ TEVKİLE DAYANARAK İŞLEMDE BULUNDUĞU - ÜCRETE HAK KAZANACAĞI/ANCAK DAVA DIŞI AVUKATA ÖDEME YAPILMIŞSA BUNUN MAHSUP EDİLECEĞİ ) 
T.C.  YARGITAY  13. HUKUK DAİRESİ           E. 2007/9295  K. 2007/15333  T. 17.12.2007 
2004/m. 67 
1136/m. 64, 165, 171, 174 
ÖZET : İtirazın iptali davasında; davacı dava dışı avukat tarafından yetki belgesi ile yetkilendirildiğini, haciz işlemleri yaptığını ancak davalı vekil eden/alacaklının borçluların mallarına konan hacizlerin kaldırılmasına ve otoparka çekilen aracın borçluya iadesini istediğini, aynı gün vekilini azlettiğini, davacının vekalet ücretine hak kazandığından davalı aleyhine vekalet ücreti alacağının tahsili için icra takibi yaptığını, ancak haksız olarak itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile %40 oranında inkar tazminatının tahsilini istemiştir. 
Müvekkil ile vekil için yasada öngörülen görev ve sorumluluklar doğmuştur. Somut olayda davacı avukatın aldığı vekaletle ilgili yasadan doğan yükümlülüklerini yerine getirdiği, fiili haciz işlemini gerçekleştirdiği, ancak alacaklı anılan haciz işlemini feshettirip fiili haciz uygulanan otonun borçluya iadesini istediğinde uyuşmazlık yoktur. Davacı avukatın azil edilmemesi sonuca etkili olmayıp, davacı avukat ücrete hak kazanmıştır. Ancak taraflar arasında ve davalı ile tevkil eden avukat arasında ayrı bir ücret sözleşmesi yapılmadığından davacı ücret isteyebilir. Ne var ki davalı tevkil eden avukata ödeme yapmışsa bu ödemenin mahsubu gerekir. 
DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü: 
KARAR : Davacı vekili, davalının senede bağlı alacağının tahsili için dava dışı Ağrı Barosu avukatlarından Avukat Bahri’ye tevkil yetkisini de içeren vekaletname verdiğini, avukatın senet borçlusunun İstanbul’da olması nedeniyle Avukatlık Kanunu’nun 56. maddesi gereğince kendisine verilen tüm yetkileri içerecek şekilde davacıya yetki belgesi verdiğini, davacı avukatının vekil olarak İstanbul’da icra takibi başlatıp borçluların menkul ve gayrimenkul mallarını haczettiğini, ancak davalının 02.03.2006 tarihinde icra dosyasında bizzat borçluların mallarına konan hacizlerin kaldırılmasına ve otoparka çekilen aracın borçluya iadesini istediğini, aynı gün vekilini azlettiğini, davacının vekalet ücretine hak kazandığından davalı aleyhine vekalet ücreti alacağının tahsili için icra takibi yaptığını, ancak haksız olarak itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile %40 oranında inkar tazminatının tahsilini istemiştir. 
Davalı davacıya avukatlık ücreti ödemeyi teklif ettiği halde kabul edilmediğini, bunun üzerine avukatını azlettiğini, davacıyı tanımadığını talebin fahiş olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir. 
Mahkemece, haksız azilde Avukatlık Kanunu’nun 174/2. maddesi gereğince avukatın ücrete hak kazanacağı oysa bu uyuşmazlıkta azledilen kişinin dava dışı avukat Birol olup, Hüseyin’in Birol’u temsilen icra takibi yapmadığını, bu durumda Avukatlık Kanunu’nun 56. maddesine göre aldığı yetki belgesine dayanarak icra takibi yapan avukatın vekalet ücreti istemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. 
Davalı İsmet’in 01.07.2005 tarihli vekaletname ile dava dışı Ağrı Barosu avukatlarından Birol’u leh ve alyhine açılmış ve açılacak dava ve takiplerde tevkil yetkisini de içerecek şekilde vekil tayin ettiği, Avukatın da 15.07.2005 tarihli yetki belgesi ile tevkil yetkisine dayanarak vekaletnamede kendisine verilen tüm yetkileri de kapsayacak şekilde avukat Hüseyin’i İsmet’in vekili olarak temsil etmesi için yetkilendirdiği, ( ikame vekil ) avukat Hüseyin’in, İsmet’in vekili olarak dava dışı kişiler aleyhine İstanbul 12. İcra Müdürlüğü’nün 2005/12240 sayılı dosyasında 26.05.2005 tarihinde icra takibi yaptığı, borçluların malları üzerine haciz ve muhafaza işlemleri yaptığı, bu aşamadan sonra alacaklı İsmet’in 02.03.2006 tarihinde icra dosyasında beyanda bulunarak borçluların malları üzerine konan haczin fekkini ve otoparka çekilen aracın borçlulara iadesini istediği, aynı gün İstanbul 29. Noterliği’nden çektiği ihtarname ile ilk vekili olan Birol’u vekillikten azlettiği, alacaklı vekili olarak icra takibi yapan avukat Hüseyin’in vekalet ücretinden doğan alacağının tahsili için İstanbul 6. İcra Müdürlüğü’nün 2006/4362 sayılı dosyasında icra takibi yaptığı dosya borçlusu İsmet’in borca itirazı üzerine yasal sürede eldeki itirazın iptali davasının açıldığı dosya içeriğinden anlaşıldığı gibi bu husus mahkemenin de kabulündedir. 
Yukarıda açıklandığı üzere davalının vekili olan Birol’un tevkil yetkisi içeren vekaletname ile davacı avukatı vekil tayin etmesi üzerine Hüseyin birinci vekil Bahri’nin vekili durumuna geçmiştir. Diğer bir deyişle Hüseyin ile İsmet arasında vekalet ilişkisi kurulmuştur. Müvekkil ile vekil için yasada öngörülen görev ve sorumluluklar doğmuştur. Somut olayda davacı avukatın aldığı vekaletle ilgili yasadan doğan yükümlülüklerini yerine getirdiği, fiili haciz işlemini gerçekleştirdiği, ancak alacaklı anılan haciz işlemini feshettirip fiili haciz uygulanan otonun borçluya iadesini istediğinde uyuşmazlık yoktur. Davacı avukatın azil edilmemesi sonuca etkili olmayıp, Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesi ile 171. maddesi son fıkrası gereğince davacı avukat ücrete hak kazanmıştır. Ancak taraflar arasında ve davalı ile tevkil eden avukat arasında ayrı bir ücret sözleşmesi yapılmadığından davacı Avukatlık Kanunu 164/4 maddesi gereği ücret isteyebilir. Ne var ki davalı tevkil eden avukat Birol’a ödeme yapmışsa Avukatlık Kanunu’nun 171/son maddesi gereği bu ödemenin mahsubu gerekir. Mahkemece davacının Avukatlık Kanunu’nun 164/4. maddesi gereği hak kazandığı vekalet ücreti saptanıp davalının tevkil eden avukat Birol’a ödeme yapıp yapmadığı araştırılıp ödeme yapmışsa belirlenecek vekalet ücretinden mahsup edilerek sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı lehine BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 17.12.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.


ŞİKAYET DAVASI - VEKALET ÜCRETİNE TEKRAR İCRA VEKALET ÜCRETİ TALEP EDİLMESİ HUKUKSAL DAYANAKTAN YOKSUN OLDUĞU İDDİASI - VEKİLİN TARAF SIFATININ BULUNMADIĞI - DAVANIN KISMEN KABULÜNE KARAR VERİLMESİ GEREĞİ
T.C. YARGITAY 12.HUKUK DAİRESİ ESAS: 2009/21102 KARAR: 2010/2813         KARAR TARİHİ: 11.02.2010
ÖZET: Takip dosyasında, asliye hukuk mahkemesinin ilamındaki vekalet ücretinin icraya konulduğu, vekalet ücretine tekrar vekalet ücreti talep edilemeyeceğinden vekalet ücretine, vekalet ücreti talebi yönünden icra emrinin iptalini, icra emrinde borçlu kısmında ikinci numarada ilamdaki vekilin isminin yazıldığı ve adına ayrı davetiye çıkarıldığı, vekilin taraf sıfatının bulunmadığı, mahkememizde davanın Sağlık Bakanlığı adına açıldığı, vekil adına açılmadığı, Sağlık Bakanlığı’nın vekil adına açmakta taraf sıfatı bulunmadığından davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
(2004 S. K. m. 16) (1136 S. K. m. 164)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Temyiz edenin sıfatına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun mahkeme kararının İİK. 366. ve HUMK. 438. maddeleri uyarınca ONANMASINA, harç alınmasına yer olmadığına, 11.02.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

T.C.
ÜMRANİYE
1. İCRA HUKUK MAHKEMESİ
Esas No: 2009/408
Karar No: 2009/379
Karar Tarihi: 28/05/2009
Mahkememizde görülmekte bulunan şikayet davasının dosya üzerinde yapılan incelenmesi sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ;
Davacı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinin özetle, Ümraniye 2. İcra Müdürlüğü’nün 2009/8908 esas sayılı dosyasından taraflarına ödeme emri gönderildiğini, 25/05/2009 tarihinde tebliğ edilen icra emrinde esas alacak bulunan toplam 8.166,79 toplam alacağın icra masrafları faiz, icra vekalet ücreti ile birlikte tahsili talep edildiğini, vekalet ücretine tekrar icra vekalet ücreti talep edilmesi hukuksal dayanaktan yoksun olduğunu, bu bahisle icra emrine itirazının kabulünü, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Ümraniye 2. İcra Müdürlüğü’nün 2009/8908 esas sayılı dosyasının yapılan incelenmesinde; Kadıköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/321 esas 2007/357 karar sayılı ilamındaki vekalet ücretinin icraya konulduğu, vekalet ücretine tekrar vekalet ücreti talep edilemeyeceğinden vekalet ücretine, vekalet ücreti talebi yönünden icra emrinin iptalini, icra emrinde borçlu kısmında 2. numarada ilamdaki vekilin ismini yazıldığı, ve adına ayrı davetiye çıkarıldığı, Av. E. A.’nin taraf sıfatının bulunmadığı, mahkememizde davanın Sağlık Bakanlığı adına açıldığı, Av. E. A. adına açılmadığı, Sağlık Bakanlığı’nın E. A. adına açmakta taraf sıfatı bulunmadığından açılan davanın kısmen kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- Açılan davanın kısmen kabulü vekalet ücretine vekalet ücreti talebi yönünden icra emrinin iptaline,
2- Sağlık Bakanlığı’nın Av. E. A. hakkındaki şikayetinde taraf sıfatı bulunmadığından bu talebin reddine,
3- Dava kısmen kabul edildiğinden İlk masraf 25,40 YTL 9.00 YTL tebligat masrafı olmak üzere toplam 33,40 YTL´nin 16.70 davalıdan alınıp davacıya verilmesine, dava kısmen kabul edildiğinden ilk masraf 25,40 YTL 9.00 YTL tebligat masrafı olmak üzere toplam 33,40 TL´nin 16.70 davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
4- Dava kısmen kabul edildiğinden davacı taraf kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte olan asgari avukatlık ücret tarifesi gereğince 160 YTL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, dava kısmen kabul edildiğinden davacı taraf kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte olan asgari avukatlık ücret tarifesi gereğince 160 YTL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, 
Dair tarafların yokluğunda 10 gün içinde ilgili Yargıtay Hukuk Dairesi Başkanlığı’na temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 28/05/2009


KARŞILIKSIZ ÇEK / TAKAS ODALARI ARACILIĞIYLA İBRAZ EDİLEN ÇEK / BANKANIN KARŞILIKSIZ ÇEKTEN SORUMLULUĞU

T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E. 2010/14591 K. 2011/1244 T. 3.2.2011

ÖZET : 3167 sayılı yasanın 6. maddesi uyarınca takas odaları aracılığıyla ibraz edilen çeklerde aynı yasanın 10. maddesindeki miktarlar ödenmez. Dava konusu çeklerin muhatap bankadan başka bankalara ibraz edildiği anlaşıldığından anılan yasanın 6. maddesi uyarınca bir karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı bankanın talebi, Adalet Bakanlığı’nın ilgili yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin hamili olduğu çekin takas odası aracılığıyla diğer bankaya ibrazında karşılığının çıkmadığının tespit edildiğini, karşılıksız çıkan çek nedeni ile 3167 sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca davalı muhatap bankanın sorumlu olduğu meblağın tahsili için icra takibine girişildiğini, davalının yasa gereği ödemekle yükümlü olduğu miktarı ödediğini, ancak diğer kısımlarına itiraz ettiğini ileri sürerek takibe yapılan itirazın iptaline ve inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı banka vekili, takasa ibraz edilen çekten dolayı çek aslının müvekkili bankaya ibraz edilmediğini, takipten sonra müvekkili bankanın asıl borcu ödediğini, fer’ilerine itiraz edildiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece dosya kapsamına göre, çekin süresinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılığının bulunmaması nedeniyle 3167 sayılı Kanun’un 10. maddesi gereğince bankanın dava tarihi itibariyle sorumlu olduğu asgari miktarın bankaca ödenmesi gerektiği, davacı yanca bu miktarın istenmediğine ilişkin imzalanan bir belge ya da delilin davalı yanca dosyaya sunulmadığı, borçlunun faiz ve masrafları ödemediği müddetçe kısmi ödemeler ana paraya mahsup edilmeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne, itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmiş, kesin olarak verilen hüküm davalı banka vekilinin talebi. Adalet Bakanlığı’nın ilgili yazısı üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca HUMK. nun 427/6. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istemiyle temyiz edilmiştir.

Dava tarihinde yürürlükte olan 3167 sayılı yasanın 6. maddesi uyarınca takas odaları aracılığıyla ibraz edilen çeklerde aynı yasanın 10. maddesindeki miktarlar ödenmez. Dava konusu çeklerin muhatap bankadan başka bankalara ibraz edildiği anlaşıldığından anılan yasanın 6. maddesi uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Bu nedenlerle kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının HUMK. nun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere ( HUMK. m. 427/7 ) kanun yararına BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Resmî Gazete’de yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığına gönderilmesine ( HUMK. mad. 427/8 ), 03.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


PROTESTO, MÜRACAAT HAKKI

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2010/20612 KARAR NO : 2011/1121 Y A R G I T A Y   İ L A M I        

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : ... İcra Hukuk Mahkemesi

TARİHİ : .../2010

NUMARASI : ...

DAVACILAR : BORÇLULAR  :

DAVALI : ALACAKLI      :

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu ... vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

TTK.nun 690.maddesi göndermesi ile bonolarda da uygulanması gereken aynı kanunun 626 ve 642/2 maddeleri gereğince hamilin, lehtara müracaat edebilmesi yasal süresi içerisinde, senet keşidecisinin protesto edilmesine bağlıdır. Alacaklı hamil, anılan madde koşullarında protesto keşide etmeksizin lehtar olan itiraz eden borçluyu takip edemez. Zira, keşideci protesto edilmediği için lehtara karşı müracaat hakkını kaybeder.

Somut olayda, takip talepnamesine, takip dayanağı bonoya ilişkin protesto evrakı  eklenmediği gibi alacaklı tarafından yargılama sırasında da sunulmamıştır.

O halde, mahkemece,  takip dayanağı bonoya ilişkin protesto belgesinin alacaklı vekilinden istenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi  gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ  : Borçlu ... vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 17/02/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

İHTİYATİ HACİZ SIRASINDA VERİLEN İCRA KEFALETİ DE GEÇERLİ OLUP,TAKİP KESİNLEŞMEDİKÇE İCRA KEFİLİNE İCRA EMRİ ÇIKARILAMAYACAĞI

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2010/21262 KARAR NO : 2011/1181 Y A R G I T A Y   İ L A M I          

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : ... İcra Hukuk Mahkemesi

TARİHİ : .../2009

NUMARASI : ...

DAVACI : ...

DAVALI : ALACAKLI : ...

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

İİK’nun 38.maddesi gereğince icra dairesindeki, kefaletler ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabidir. Üçüncü kişilerin icra dairesi önünde takip borçlusunun borcuna kısmen veya tamamen kefil olması, diğer bir ifade ile borçlunun borcun ödenmesini kısmen veya tamamen üstlenmesi halinde icra kefaleti doğar. Kefaletin geçerli olabilmesi için, kefilin beyanının icra tutanağına geçirilmesi ve tutanağın altının imzalanması gerekir (İİK.m.8). Ayrıca kefilin kefil olduğu miktarın belirli olması (borcun tamamı veya kefalet kısmi ise kısmen kefil olunan miktar) ve kefaletin herhangi bir koşula bağlı olmaması gerekir. Maddede de açıkça belirtildiği gibi buradaki kefalet müteselsil kefalettir.

İhtiyati haciz sırasında verilen icra kefaleti de geçerli olup, asıl borçlu hakkında takip iptal edilmediği sürece kefaletin geçerliliği devam eder. Ancak usulüne uygun icra kefaleti olsa dahi hakkında takip yapılan borçlu yönünden takip kesinleşmedikçe icra kefiline icra emri çıkarılamayacağı gibi, borç miktarının kesinleşmemesi halinde takibin devamı da mümkün değildir.

Somut olayda asıl icra müdürlüğünün talimatı üzerine ... talimat icra müdürlüğünce 25.12.2008 tarihinde asıl borçlu ...’nin belirtilen adresine hacze gidilmiştir. Haciz mahallinde hazır bulunan şikayetçiler tarafından, toplam dosya borcu olan 7.390 TL’ye icra kefili olunarak 10.01.2009 tarihinde ödeme beyanında bulunulduğu, alacaklı vekilince icra kefilliğinin kabul edildiği, icra kefilliğinin yasal sorumluluğu ihtaren anlatılarak tutanağın imzalandığı görülmüştür. Dosya arasında örneği bulunan asıl icra müdürlüğü (....İcra Müdürlüğü) dosyasının incelenmesinde bu kefalete ilişkin icra kefalet harcının 26.12.2008 tarihinde yatırıldığı, asıl borçluya örnek (10) ödeme emrinin 19.12.2008 tarihinde, yine şikayetçi borçlulara (icra kefillerine) 4-5 icra emrinin de 31.12.2008 tarihinde tebliğ edildiği görülmüştür. Şu durumda anılan tebligatın usulsüz olduğu dava dilekçesinde de ileri sürülmediğine göre 09.01.2009 tarihinde yapılan başvuru süresinde değildir.

Ayrıca İİK’nun 8/son maddesine göre icra tutanakları kapsadıkları husus hakkında aksi ispat edilebilen karine teşkil ederler. Yani icra tutanakları aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir. Ancak icra tutanağı bu hukuki işlemi belgelendiriyorsa (örneğin icra kefilliğinde-tutanak altı imzalanmış ise) o zaman tutanağın aksini ispat etmek ancak yazılı delil ile mümkündür.

O halde mahkemece istemin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle şikayetçilerin icra kefilliklerinin iptali şeklinde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ  : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 21.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.



KONUSU MAL VARLIĞI OLAN BORÇLAR HUKUKUNA İLİŞKİN SÖZLEŞMELERDEN DOĞAN DAVALARDA YETKİ 
HUMK.NUN 10. MADDESİNDE BELİRTİLEN KURALLARA GÖRE ÇÖZÜMLENİR.

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2010/21385 KARAR NO : 2011/1854

Y A R G I T A Y   İ L A M I          

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : ... İcra Hukuk Mahkemesi

TARİHİ : 28/04/2010

NUMARASI : 2010/421-2010/491

DAVACI : ALACAKLI: ...

DAVALI : BORÇLU: ..

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı vekili tarafından, faturaya dayalı olarak başlatılan genel haciz yoluyla icra takibine karşı, borçlu vekilinin süresinde itiraz etmesi nedeniyle icra müdürlüğünce, yetki itirazı yönünden takibin durdurulmasına karar verildiği, alacaklı vekilinin de yetki itirazının kaldırılması talebi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece yetki itirazının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

Konusu mal varlığı olan Borçlar Hukukuna ilişkin sözleşmelerden doğan davalarda yetki HUMK.nun 10. maddesinde  belirtilen kurallara göre çözümlenir. Örneğin; sözleşmedeki alacağın ödenmemesi, malın teslimi, cezai şartın ödenmesi gibi... Anılan madde sözleşmeden doğan davalar için iki özel yetki  kuralı koymuştur.

a-Sözleşmenin yerine getirileceği yer mahkemesinin yetkisi (aktin icra, ifa edileceği yer)

b-Sözleşmenin yapıldığı yer mahkemesinin yetkisi (davanın açıldığı zaman davalı veya vekilinin orada bulunmaları koşulu ile)

Sözleşmenin yerine getirileceği yer öncelikle tarafların açık veya zımni isteğine göre tesbit edilir. Sözleşmede karşılıklı olarak değişik yerlerde yerine getirilecek  borçlar varsa ( malın teslim edileceği yer-borcun ödeneceği yer) mal teslimi için açılacak dava teslim yeri mahkemesinde- borcun ödenmesi için açılacak dava ise borcun ödeneceği yer mahkemesinde açılabilir. Ancak sözleşmede açık veya zımni olarak sözleşmenin yerine getirileceği yerin anlaşılamadığı hallerde yetkili yer Borçlar Kanununun 73. maddesine göre  belirlenir. Yani davanın konusu sözleşmeden doğan bir para borcu olup da sözleşmede aksi kararlaştırılmadı ise, borç alacaklının ödeme zamanındaki ikametgahında ödenir. Ancak aranacak ya da  aldırılacak borçlar da Borçlar Kanununun 73/l. maddesi uygulanmaz. Ne var ki  HUMK.nun 10. maddesi hükmü yalnız hukuken geçerli olan sözleşmelerden doğan davalar hakkında uygulanacağından, geçersiz olan sözleşmelerden doğan davalarda, sözleşmenin ifa yerinde dava açılamaz (sebepsiz iktisap gibi), genel yetkili yer olan yani davalının ikametgahında dava açılır.

Sözleşmenin yapıldığı yer mahkemesinin yetkisi; sözleşmeden doğan bir dava, davalı veya vekilinin, davanın açıldığı  zaman orada bulunmaları koşulu ile  sözleşmenin yapıldığı yer mahkemesinde de  açılabilir (İİK.nun 50. maddesinde bu koşul aranmaz).

Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 2001/12-1162-1191 sayılı kararında da  yukarıda açıklanan kurallar benimsenerek “HUMK.nun 10. maddesine göre sözleşmeden doğan davalarda tarafların sözleşmenin yerine getirileceği yer hakkında açık veya zımni isteklerinin anlaşılamadığı hallerde sözleşmenin yerine getirileceği yerin Borçlar Kanununun 73. maddesine göre belirleneceği” açıklanmıştır. Ancak, bu gibi hallerde Borçlar Kanununun 73. maddesinin uygulanabilmesi için  akdi ilişkinin kabul edilmesi gerekmektedir.

Somut olayda, borçlu vekilince, takibe itiraz dilekçesinde, yetki itirazı yanında, muaccel bir borcun bulunmadığı ve cari hesap alacağının da olmadığı belirtilerek borca da itiraz edildiğine göre, diğer bir ifade ile akdi ilişki borçlu tarafından kabul edilmediğine göre BK.nun 73.maddesinin olaya uygulanması mümkün değildir. Bu durumda, alacaklı İİK.nun 50.maddesi göndermesiyle HUMK.nun 9.maddesi gereğince borçlu  ikametgahında takip yapabilir.

O halde, mahkemece, duruşma açılarak, ödeme emri tebliğ edilen adreste borçlu şirketin şubesinin bulunmadığı, ayrıca anılan adreste şirket adına tebligatı almaya yetkili bir kişinin olmadığı belirtildiği de dikkate alınarak bu hususların ve borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresinin araştırılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile sonuca gidilmesi isabetsizdir.

SONUÇ  : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA),  24.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

HGK - ŞİKAYET DAVASI - TAHSİL HARCI ALINMASINA İLİŞKİN İCRA MÜDÜRLÜĞÜ KARARININ İPTALİ İSTEMİ - BORÇLUYA KULLANDIRILAN KREDİNİN GERİ ÖDENMESİ İÇİN YAPILAN İCRA TAKİBİ - TAHSİL HARCININ ALINMIŞ OLMASININ YASAYA AYKIRILIĞI - HÜKMÜN BOZULDUĞU 

 DAİRE:HGK  TARİH:2009  ESAS NO:2009/12-545  KARAR NO:2009/617           
İlgili Maddeler
:(492 S. K. m. 2, 12, 13, 15, 28, 29, 37, 59, 123, 130) (2004 S. K. m. 12, 15) (2548 S. K. m. 1) (2709 S. K. m. 73) (ANY. MAH. 24.12.1970 T. 1970/36 E. 1970/50 K.) 

ÖZET: Dava icra müdürlüğü şikayetine ilişkin olup; tahsil harcı alınmasına ilişkin icra müdürlüğü kararının iptali ve harcın iadesi istenmiştir. Şikayetçi bankanın kullandırdığı kredinin geri dönüşü ile ilgili işlemleri 492 Sayılı Harçlar Kanununda yer alan yargı harçlarından dolayısıyla icra tahsil harcından müstesnadır. İcra müdürlüğünce bunun aksine işlem yapılarak tahsil harcının alınmış olması kanuna aykırı olup; mahkemece bankanın tahsil harcına yönelik isteminin kabulüne karar verilmesi gerekir.

Dava ve Karar: Taraflar arasındaki şikayet (harç iadesi) davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 8. İcra Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 28.11.2008 gün ve 2008/1810-1626 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 28.04.2009 gün ve 2009/1240-9219 sayılı ilamı ile;

1- Alacaklı vekilinin cezaevi harcına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:

Cezaevi harcı, 2548 sayılı Cezaevleri ile Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkumlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun´un 1. maddesi uyarınca alacaklıdan alındığından, 492 sayılı Harçlar Kanunu´nda düzenlenen istisna ve muafiyetlerin, anılan harç için uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle alacaklının cezaevi harcına ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE,

2- Alacaklı vekilinin tahsil harcına yönelik ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:

06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 04.06.2008 tarih ve 5766 sayılı Kanunun 11/ç maddesiyle, 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun 123/son maddesi yeniden düzenlenmiş ve son fıkrada yer alan harca tabi tutulmaz ibaresi, bu Kanun´da yazılı harçlardan müstesnadır şeklinde değiştirilmiştir. İstisna ve muafiyet kavramları vergi hukukunda ayrı ayrı düzenlenmiş olup; istisna bir işleme, muafiyet ise şahsa ilişkindir. Maddede açıkça müstesna ifadesi kullanılmış olması karşısında, yapılan bu son değişiklikle, bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler, alacaklı-borçlu ayrımı yapılmaksızın 492 sayılı Harçlar Kanununda yer alan yargı harçlarından da müstesna tutulmuştur. Nitekim maddenin gerekçesinde bu değişiklik 492 sayılı Harçlar Kanunu´nun 123. maddesinde kredilere ilişkin istisna hükmünün yargı harçlarını da kapsamı içine aldığı hususu açıklığa kavuşturularak uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır şeklinde ifade edilmiştir. Diğer taraftan bu durum Yüksek Danıştay 9. Dairesi´nin bu yöndeki yerleşmiş birçok kararı ile de kabul edilmiş bulunmaktadır (Danıştay 9. Dairesi 20.10.2008 T. 2006/4958 E, 2008/4769 K, 15.10.2008 T. 2007/3486 E, 2008/4610 K., 15.10.2008 T.2005/3203 E, 2008/4591 K, 15.10.2008 T. 2006/84 E, 2008/4597 K.).

Açıklanan ve yeni oluşan bu durum karşısında, bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin olarak icra dairelerinde yapılacak işlemlerin, 492 sayılı Harçlar Kanunu´nda yazılı harçlardan ve aynı Kanun´da yer alması nedeniyle de tahsil harcından müstesna olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle tahsil harcının, alacaklı bankaya ödenen paradan kesilmesi mümkün olmadığı gibi, alacağına mahsuben alacaklı bankaya ihalenin yapılması halinde de satış bedeli üzerinden icra dairesine ödenmesi istenemez.

Somut olayda, şikayetçi banka tarafından, borçluya kullandırılan kredinin geri ödenmesini temin amacıyla icra takibi yapıldığı anlaşıldığından ve dolayısıyla yukarıda anılan yasa hükmü gereğince, ihale bedeli, tahsil harcından müstesna olduğundan, bu yöndeki şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı Akbank T.A.Ş. vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

İstek, icra müdürlüğü şikayetine ilişkin olup; tahsil harcı alınmasına ilişkin icra müdürlüğü kararının iptali ve harcın iadesi istenmiştir.

Şikayetçi/alacaklı Akbank T.A.Ş. vekili; müvekkili bankanın kredi taahhütnamelerine dayanılarak kullandırılan kredinin geri dönüşü amacıyla girişilen ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip sırasında icra müdürlüğünce kendilerinden 7.534,00 YTL tahsil harcı ve 1.674,4 YTL cezaevi harcının alınmasına yönelik icra müdürlüğü kararının iptali ile alınan harçların iadesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece şikayetin reddine karar verilmiş; şikayetçi/alacaklı banka vekilinin hükme yönelik temyiz istemi cezaevi harcı yönünden reddedilmekle, buna ilişkin hüküm kesinleşerek uyuşmazlık konusu olmaktan çıkmıştır.

Tahsil harcı yönünden ise, şikayetçi/alacaklı bankanın temyiz itirazlarının kabulü ile hüküm, yukarıda başlık bölümüne aynen alınan nedenlerle, bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hükmü temyize şikayetçi/alacaklı banka vekili getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; şikayetçi/alacaklı bankanın İcra müdürlüğünde gerçekleştirdiği tahsil işleminin, 492 Sayılı Harçlar Kanunu´nun 5766 Sayılı Kanunun 11/ç maddesiyle değişik 123. maddesinin 3. fıkrasındaki düzenleme karşısında, şikayete konu tahsil harcından müstesna olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Harç; kanunda yazılı belirli mercilerin, kanuna dayanarak yaptıkları belirli işlemler için, ilgililerin yine kanunda yazılı tarifelere göre yerine getirmek zorunda bulundukları akçalı bir yükümlülüktür.

Bu ödeme hizmet maliyetini kısmen paylaşmadır. Devletin arz ettiği hizmet kişi için ölçülür bir fayda sağlıyorsa, gerek hizmetlerin aşın bir şekilde yayılmasını önlemek arzusu, gerek maliyetleri hizmeti talep edenlere ödetmenin daha adil olacağı düşüncesi bilhassa son yıllarda kamu hizmetini kullanana, bedel ödetme ilkesinin yaygınlaşmasına neden olmaktadır.

Harçlar çok eski yıllardan beri kullanılmıştır. Cumhuriyet döneminde 1927 yılından beri ve özellikle 1934 yılında çıkarılan çeşitli kanunlarla harçların kapsamı ve miktarları yeniden belirlenmiştir. Harçları çeşitli kanunlarda ve dağınık bir şekilde düzenlemenin doğurduğu sakıncalar nedeniyle 1952 yılında yeni bir Harçlar Kanunu (5887 Sayılı) yürürlüğe konulmuştur. 1964 yılında harçlar konusundaki hükümler yeniden gözden geçirilmiş ve yenilikler de yapılmak suretiyle 492 sayılı Harçlar Kanunu T.B.M.M tarafından kabul edilerek yürürlüğe girmiştir (Türk Vergi Sistemi Prof. Dr. Kenan Bulutoğlu S.497-499).

Anılan Yasanın gerekçesinde harçların; mahiyetleri bakımından teorik olarak kamu alacağı kategorisini teşkil ettikleri belirtildikten sonra harcı doğuran olayın, yapılan bir kamu hizmeti olduğuna işaret edilmiştir. Ancak, bir hizmetin harç konusu olabilmesi için; kişinin bir kamu müessesinden faydalanması, kişiye kamu eliyle özel bir yarar sağlanması, kamu idaresinin kişinin bir işiyle uğraşması yani ferde bir hizmet vermesi gerekir. Bu esaslara göre harç, kişilerin özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu müesseseleri ve hizmetlerinden faydalanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir. Dolayısıyla harç mükellefiyeti, masrafı karşılama ve faydalanma prensiplerine dayandırılmıştır. (Millet Meclisi Tutanak Dergisi-Dönem: 1, Cilt: 25, Toplantı: 3, Sayfa 282/2)

Harçlar hakkındaki bu genel açıklamalardan sonra konumuzu teşkil eden icra harçlarına gelince; öğretide genel olarak Devletin, icra hukukundaki faaliyetine karşılık aldığı paraya icra harcı denmektedir. (Prof. Dr. Baki Kuru-İcra ve İflas Hukuku-Üçüncü Baskı-1988-Cilt, Sayfa 107-108). İcra ve İflas Harçları 492 sayılı Harçlar Kanununun birinci kısmında, yargı harçları bölümünde, 2-37. maddelerde düzenlenmiştir. Harçlar Kanunundaki İcra ve İflas harçlarının detaylarına girmeden önce İcra ve İflas Kanununun harçlarla İlgili hükümlerine bir göz atmakta fayda vardır.

2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) 19.6.1932 günü yürürlüğe girmiştir. Anılan Yasanın 15. maddesinin birinci fıkrası; (İcra ve İflas harçlarını kanun tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse, bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur) hükmünü ihtiva etmekle; harçların mahiyetini, miktarını, ödeme zamanını ve şeklini doğrudan doğruya diğer yasalara ve özellikle Harçlar kanununa bırakmıştır.

Yasa koyucu bu madde ile icra ve iflas harçlarının çerçevesini tayin etmiş kanunla alacaklının ödemesi gerekenlerin alacaklıdan, (2548 sayılı Yasada olduğu gibi) diğer harç ve masrafların sonuç olarak borçludan tahsil edilmesi gerektiğini hüküm altına almıştır.

İcra harçları 492 sayılı yasaya bağlı (1) sayılı tarifenin yargı harçları kısmının (B/1) bölümünde düzenlenmiştir.

Buna göre ilgililer; icra takibi sırasında ve takibin niteliğine göre başvurma harcı, peşin harç, icra tahsil harcı ve yerine getirme harcı olmak üzere dört çeşit harç ödemek zorundadırlar.

492 Sayılı Harçlar Kanunu´nun Nispi Harçlarda Ödeme Zamanı başlığını taşıyan 28. maddesinin (b) bendinde icra Tahsil Harcı düzenlenmiş; maddede;

(1) sayılı tarifede yazılı nispi harçlar aşağıdaki zamanlarda ödenir. İcra takiplerinde Tahsil Harcı alacağın ödenmesi sırasında, ödeme yapılmayan hallerde harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç alacağı icranın yerine getirilmesiyle doğar. Konunun değeri üzerinden alınacak İflas Harçlarında da bu bent hükümleri uygulanır.

Hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Kanunun 29. maddesine göre, peşin harçlar, takip sonunda alınacak asıl harca (tahsil harcına) mahsup olunur.

Burada hemen şu hususu da belirtmek gerekir ki borçlu takip nedeni ile sadece alacaklıya karşı sorumlu ve borçlu değildir. Alacaklının yanında takip hukukunun prosedürünün uygulanması ve dolayısıyla icra takibi nedeniyle Devlete karşı da borçludur. Borçlunun Devlete olan borcu, tabi ki harç borcudur.

Bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi, bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına ilişkin düzenlemelerin de, kanunda yer almasına bağlıdır.

Nitekim T.C. Anayasası´nın 73. maddesinde; Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. hükmünü içermektedir.

Medeni Usul Hukukunda olduğu gibi, İcra Hukukunda da harç ve giderler sonuçta haksız çıkan tarafa yükletilir.

Bununla birlikte, bu işlemler hiçbir vakit kendiliğinden oluşmaz; harç konusu işlemin yapılmasını isteyen veya tutumu, davranışı ile böyle bir işleme yol açan bir ilgilinin varlığı, yani görevli merciin yapacağı İşlemle gerçek veya tüzel kişi arasında bağlantı bulunması şarttır, iş bu bağlantı o kişiye ilişkin muameleyi oluşturur.

Öte yandan, harç alınmaması halinde; kişiler yönünden muafiyetten, işlemler (muameleler) yönünden ise istisnadan söz edilebilir (4.5.1971 gün ve 1970/36 Esas, 1970/50 Karar sayılı Anayasa Mahkemesi Kararı).

492 sayılı Harçlar Kanunu´nun istisna ve muaflıklar başlıklı 13. maddesinde harçtan müstesna işlemler düzenlenmiş; 59. maddesinde ise; Harçtan müstesna tutulan İşlemler başlığı altında 12. madde halinde hangi işlemlerin harçtan istisna olduğu sıralanmış, son fıkrasında ise; Yukarıda yer alan istisnalara ilave olarak özel kanunlarda yer alan muafiyet ve istisnalara ilişkin hükümler saklıdır. düzenlemesi getirilmiştir. Aynı Kanunun onuncu kısmında kısımlar arası müşterek hükümler üst başlığı altında birinci bölüm olarak genel muaflıklar ve istisnalar başlığı; bu başlığın altında ise, özel kanunlardaki hükümler alt başlığını taşıyan ve konumuzu ilgilendiren 123. maddesi gelmektedir.

492 sayılı Harçlar Kanunu´nun, 06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 11. maddesinin (ç) bendi ile değişik Özel kanunlardaki hükümler kenar başlıklı 123. maddesinde aynen:

Özel kanunlarla harçtan muaf tutulan kişilerle, istisna edilen işlemlerden harç alınmaz.

Ancak, İş Kanununa tabi işçilerin ve çırakların iş mahkemelerindeki dava ve bu mahkemelerden almış oldukları ilamların takiplerinde harçtan muafiyet gündelikleri veya aylık ücretleri 16 yaşını doldurmuş işçiler için belirlenen asgarî ücreti geçmeyen İşçiler ve çıraklar hakkında uygulanır.

(Değişik fıkra: 25/12/2003 - 5035 s.K./31. md.) Anonim, eshamlı komandit ve limited şirketlerin kuruluş, sermaye artırımı, birleşme, devir, bölünme ve nev´i değişiklikleri nedeniyle yapılacak işlemler ile (Ek ibare: 28/03/2007-5615 s. K./15.mad) Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri (Bu kooperatifler ile Kredi Garanti Fonu İşletme ve Araştırma Anonim Şirketi tarafından bankalardan kullandırılacak krediler için verilecek kefaletler dahil) bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemle bu Kanunda yazılı harçlardan müstesnadır.

Hükmüne yer verilmiş; son cümlede daha önce yer alan işlemler harca tabi tutulmaz ibaresi İşlemler bu Kanunda yazılı harçlardan müstesnadır ibaresi ile değiştirilmiştir.

Bu değişikliğe ilişkin 5766 sayılı Kanunun 11. maddesinin gerekçesinde ise:

492 sayılı Harçlar Kanununun 123 üncü maddesinde kredilere ilişkin istisna hükmünün yargı harçlarını da kapsamı içine aldığı hususu açıklığa kavuşturularak uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

Denilmiş; bu istisnanın yargı harçlarını da kapsadığı açıkça ifade edilmiştir.

Belirtmekte yarar vardır ki, maddede açıkça müstesna ifadesi kullanılmış olması karşısında, yapılan bu son değişiklikle, bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler, 492 Sayılı Harçlar Kanununda yer alan yargı harçlarından da istisna tutulmuştur.

Durum bu olunca, bankaların harcın konusu olan kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemleri, 492 Sayılı Harçlar Kanunu´nda düzenlenen bütün harçlardan ve dolayısıyla her türlü yargı harcından istisnadır. Dolayısıyla kredilerin geri ödemelerine ilişkin yapılan icra takipleri nedeni ile peşin harç ve başvuru harcı, tahsil harcı; bu takipler nedeniyle açılacak davalarda peşin harç, başvuru harcı, temyiz harcı ve tapu harçları gibi Harçlar Kanunu´ndan kaynaklanan her türlü harç istisna kapsamında kabul edilmelidir.

İcra tahsil harcı da, Harçlar Kanunu´nun yargı harçlarını düzenleyen birinci kısmın dördüncü bölümünde bulunan 28. maddesinin (b) bendinde düzenlenmiş olmakla bu istisna kapsamındadır.

Buna karşılık anılan maddedeki muafiyet Harçlar Kanunu´nda düzenlenen harçlara ilişkin olup, bu kanunda düzenlenmeyen cezaevi harcı ve tellaliye harcı muafiyet kapsamında kabul edilemez.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Şikayetçi/alacaklı/banka, borçlu O. Kimya Nak. Petrol Ür. San. Tic. A.Ş.´nın kredi borcunu geri ödememesi nedeniyle, bu şirket hakkında İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 2001/33275 esas sayılı dosyası üzerinden İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla İcra takibine girişmiş; borçlu adına kayıtlı Kocaeli ilindeki ipotekli taşınmazın ihale yoluyla satışa çıkarılması sonucu, banka alacağına mahsuben ipotekli taşınmaz satın almıştır.

İpotek bedeli olarak 100.000 YTL (TL) miktarındaki ödemeyi yapmış ve dosyada öncelikli alacaklı bulunması nedeniyle bu paradan önce bu imtiyazlı alacaklının alacağı olan 16.280 YTL (TL) ödeme yapıldıktan sonra kalan 83.720,00 YTL (TL) paradan 1.674,40 YTL cezaevi harcı kesildikten sonra bakiye 82.045,60 YTL (TL) paradan icra tahsil harcı kesilerek ödeme yapılmıştır.

Oysa, yukarıda açıklandığı üzere, şikayetçi/alacaklı bankanın kullandırdığı kredinin geri dönüşü ile ilgili işlemleri 492 Sayılı Harçlar Kanununda yer alan yargı harçlarından dolayısıyla icra tahsil harcından müstesnadır.

Hal böyle olunca, icra müdürlüğünce bunun aksine işlem yapılarak tahsil harcının alınmış olması kanuna aykırı olup; mahkemece şikayetçi/alacaklı bankanın tahsil harcına yönelik isteminin kabulüne karar verilmesi gerekir.

Aynı hususlara işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu´nca da benimsenen, Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Şikayetçi/alacaklı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 30.12.2009 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI
Medeni Usul Hukukunda olduğu gibi İcra Hukukunda da harç ve giderler sonuçta haksız çıkan tarafa yükletilir. Harç yapılan bir hizmet karşılığı olarak devletin aldığı bir paradır. Tahsil harcı da bu amaca yönelik olduğundan alacaklıya ödeme sırasında alındığına göre, takip masrafları çıkarıldıktan sonra kalan miktar üzerinden alacaklıdan tahsil olunur. 492 Sayılı Harçlar Kanunu´nda harcın ödeme zamanı matrahı miktarı belirlenmiştir. Nitekim Harçlar Kanunu´nun 28/b maddesinde icra takiplerinde tahsil harcı alacağın ödenmesi sırasında, ödeme yapılmayan hallerde harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Keza Harçlar Kanunu´nun 32. maddesinde ise harcın mükellefi alacaklı olmasa dahi müteakip işlemleri yaptırmak için ilgilisi tarafından ödenmeyen harç diğer taraf ödeyerek bilahare sorumlusundan tahsili etmek koşulu ile işleme devam olunacağı açıklanmıştır. Keza Harçlar Kanununun 128.maddesi gereğince gerekli harçlar tamamen alınmadan işlem yapan memurlar harcın ödenmesinden mükellefler ile müteselsilen sorumlu olurlar. Ne var ki anılan yasanın 130.maddesi ise bu kanunda ödemeleri için belli bir süre belirlenmiş harçlar süresi içinde ödenmemiş ise ilgilileri tarafından sürenin sonundan itibaren 15 gün içinde müzekkere ile o yerin ilgili vergi dairesine bildirileceği belirtilmiştir. İİK. nun 15.maddesi ise harcın kim tarafından ödeneceğini açıklayarak İcra ve İflas Harçlarını kanun tayin eder. Kanunla hilafı yazılı değilse bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur demekle tahsil harcının sorumlusunun borçlu olduğunu açıklamıştır. Dairemizce süregelen içtihatlarında da bu kural uygulanmış ise de Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen Dairemizle ilgili uyuşmazlıkta H.G.K. ca 22.9.2004 tarih 2004/12-491 Esas sayılı kararı ile paranın tahsili anında devletin harçla ilgili kaybını önlemek Harçlar Kanununun 128.maddesindeki memur mesuliyetini azaltmak amacı ile ilerde borçludan alınmak üzere tahsil anında tahsil harcının alacaklıdan tahsili gerekeceğine kararı verilmiştir. Dairemizce açıklanan nedenle yeniden oluşturulan içtihatlarında H.G.K. kararına uygun olarak tahsil harcının alacaklıdan tahsil edilebileceği görüşü benimsenmiştir. Ancak Harçlar Kanunu´nun 32. maddesinin söz konusu olmadığı hallerde dosya hesabı kapatılırken İİK. nun 12. maddesi gereğince borçlunun borcu, alacaklının ödediği tahsil harcı kadar devam edeceğinden alacaklının ödediği harç miktarı kadar takibe devam hakkı vardır.

03.07.2001 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 4684 Sayılı kanunun 4. maddesinde Yeniden yapılandırma süreci içinde bankalarca kredi alacaklarının tahsili amacı ile açılmış ve açılacak dava ve takipler sonuçlandırılıncaya kadar, 492 Sayılı Harçlar Yasası 2., 23., 29. maddeleri ile 2584 Sayılı Cezaevleri Mahkeme Binaları İnşası karşılığı olarak alınacak harçlar ve mahkumlara ödettirilecek yiyecek bedelleri hakkındaki kanunun 1.maddesinin uygulanmayacağı düzenlenmiştir.

Bu düzenleneme gereğince Harçlar Kanunu´nun 2. maddesi uyarınca tahsil harcının mükellefi borçlu olması nedeniyle harcın ihale bedelinin alacaklıya ödenmesi sırasında kesilmesi söz konusu olamaz.

Bununla birlikte 12. Hukuk Dairesi 2003/24955 Esas ve 2004/2605 Karar sayılı ilamında, 4684 Sayılı yasanın bankalar için getirdiği muafiyetlere rağmen tahsil harcının sorumlusu borçlu olduğundan, icra müdürlüğünce borçludan tahsili yolunda işlem yapılması gerektiğine karar verilmiştir.

12. Hukuk Dairesinin 4684 Sayılı yasanın getirmiş olduğu muafiyetleri gözeterek verdiği 30/04/2004 tarih ve 2004/6244-10833 Sayılı kararında İflas idaresinden paranın alacaklıya ödenmesi sırasında bundan tahsil hara düşülemez. Bu paranın alacaklıya ödenmesi gerekir. Ancak tahsil harcının mükellefi borçlu olduğundan, İİK´nun 15. maddesi gereğince ayrıca bir hüküm ve ayrı bir takibe gerek kalmaksızın tahsil harcı yönünden muhtıra çıkarılarak borçluya yönelinmesi gerektiğine işaret olunmuştur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.03.2005 gün ve 2005/12-214 Esas. 2005/146 Karar sayılı ilamında, alacaklı Halk Bankasının 4684 Sayılı yasanın geçici 4. maddesinin 2. fıkrası gereğince tahsil harcından sorumlu olmadığına yönelik şikayetle İlgili olarak,

İflas idaresinin, açıklanan ilkeler çerçevesinde alacaklıya yapılan ödeme sırasında tahsili gereken harç miktarını muvakkat dağıtım raporu doğrultusunda tahsil etmesinde harcın yükümlüsünün harçtan muafiyeti bulunmayan borçlu olması da gözetilerek bir isabetsizlik bulunmamaktadır. denilerek (mahkemenin şikayetin reddi kararı) onanmıştır.

12. Hukuk Dairesinin ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yukarıdaki örnek kararlarında ve uygulamalarında İİK´nun 15. maddesi gereği tahsil harcı dahil tüm harçlardan borçlunun sorumlu olduğu gözetilerek, tahsil haranın Devletin harçla ilgili kaybını önlemek amacı ile ileride borçludan alınmak üzere tahsil anında alacaklıdan tahsili gerekeceğine karar verilmiştir.

12. Hukuk Dairesinin çoğunluk üyelerince benimsenen ve bozma kararlarına gerekçe yapılan Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 15.10.2008 tarih ve 2008/208 Esas, 2008/4590 Sayılı kararları ile aynı yöndeki diğer kararlarında 492 Sayılı Harçlar Kanunu´nun 123. maddesinin son fıkrasında bankaların Kullandırdığı kredinin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin olarak yaptığı işlemlerin harca tabi tutulmayacağının hükme bağlandığı, yasanın açık hükmü karşısında bankalar tarafından kullandırılan kredilerin geri ödenmelerine ilişkin bütün işlemler, kredinin borçlusu ve alacaklısı ayrımı yapılmaksızın harçtan muaf olduğuna karar verilmiştir.

Danıştay´ca kredi borçlusu ile alacaklısına kredilerin geri dönüşü ile ilgili işlemlerde harç muafiyeti getiren kararları, İcra ve İflas Kanunu´nun 15., Harçlar Kanunu´nun 23., 28/b., 128. madde hükümlerine ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun tahsil harcının alacağın ödenmesi anında tahsili gerektiği hakkında verilen kararlarına aykırı olduğu gibi tahsil harcının sorumlusu borçluya da sorumsuzluk sağlamaktadır.

Bu durumda, tüm belirtilen muhalefet görüşleri sonucu olması gereken; Devletin harçla ilgili kaybının önlemek amacıyla, kredi alacağının geri ödenmesi anında tahsil harcının alınması ve tahsil edilen harç tutarı kadar, harcın sorumlusu olan borçluya karşı alacaklıya takip hakkı tanınması Harçlar Kanunu´nun genel ve tartışmasız ilkeleri gereğidir.

Belirtilen nedenlerle direnme kararı Onanmalıdır.


KAMBİYO TAKİPLERİNDE BORÇLULARA AYRI AYRI İCRA TAKİBİ BAŞLATILABİLİR Mİ?

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ   ESAS: 2009/19134 KARAR: 2010/174 TARİH: 12.01.2010

KARAR METNİ:

YARGITAY İLAMI

Yukarıda gün ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içerisinde temyizen incelenmesi borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı vekili bonoya dayalı olarak, Özyapıcı Hazır Beton ve Pet. Ürn. San. Tic. Ltd. Şti., Nurullah Yapıcı İnş. ve Tic.Ltd.Şti., Mesut Yapıcı, İbrahim Talan ve Mehmet Öz aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile 14.01.2008 gününde icra takibine geçmiş, adı geçen borçlulara örnek 10 no.lu ödeme emri tebliğ edilmiştir. Daha sonra 02.04.2008 tarihinde, Keşan 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/17 D.iş esas, 2008/14 karar s. 28.02.2008 günlü ihtiyati haciz kararını sunarak, hakkında ihtiyati haciz kararı verilen muteriz Nurullah Yapıcı´ya ödeme emri tebliğini talep etmesi üzerine icra müdürlüğünce talebin kabul edilerek 02.04.2008 gününde düzenlenen örnek 10 ödeme emrinin 04.04.2008 gününde tebliğ edildiği, adı geçenin ise 08.04.2008 gününde imzaya itiraz ederek icra mahkemesine başvurduğu görülmektedir.

Bu halde ödeme emrinin muteriz borçluya tebliğ edildiği 04.04.2008 tarihi itibariyle 08.04.2008 gününde icra mahkemesine yapılan başvuru İİK.nun 168/4. maddesinde ön görülen kanuni süre içindedir.
Öte yandan, alacaklı, bonoda avalist konumunda olan kişi hakkında takip yapabilir ise de, bunu ya başlangıçta esas borçlu ile birlikte aynı takip dosyasından veya onun hakkında ayrı bir takip yaparak daha önce başlatmış bulunduğu takiple birleştirerek yürütebilir. Somut olayda 14.01.2008 günlü takip talebinde Nurullah Yapıcı borçlu olarak gösterilmediğinden, hakkında usulüne uygun takip talebi bulunmayan adı geçene daha sonra tebliğ edilen ödeme emri yok hükmünde olup, herhangi bir sonuç doğurmaz. Bu biçimde tebliğ edilen ödeme emrine yönelik şikayet de İİK.nun 16/2. maddesi uyarınca süresizdir.

Bu sebeple mahkemece anılan hususun re´sen gözönüne alınarak muteriz Nurullah Yapıcı´ya tebliğ edilen 02.04.2008 günlü ödeme emrinin iptali yerine, istemin süre aşımı sebebiyle reddi isabetsizdir.

SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 12/01/2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


AKASTAKİ ÇEKLERLE VE KISMİ ÖDEMELERLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİNDEN: ESAS: 2010/14589 KARAR: 2011/718

YARGITAY İLAMI

Mahkemesi: Antalya 4. Sulh Hukuk Mahkemesi

Tarih : 17/11/2009

No  : 1644/1666

Davacı  : Suat Çelikoğlu vek. Av. Cafer Çelik

Davalı  : HSBC Bank Alanya Antalya Şb. Müdl. vek. Av. Mete Bulut

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı banka vekilinin talebi, Adalet Bakanlığının ilgili yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kanun yararına bozulması istemi ile temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

-KARAR-

Davacı vekili, müvekkilinin hamili olduğu çeklerin takas odası aracılığıyla diğer bir bankaya ibrazında karşılığının çıkmadığının tespit edildiğini, karşılıksız çıkan çekler nedeni ile 3167 sayılı Kanun’un 4814 sayılı Kanun ile değişik l0.maddesi uyarınca davalı muhatap bankanın sorumlu olduğu meblağın tahsili için icra takibine girişildiğini, davalının yasa gereği ödemekle yükümlü olduğu miktarı ödediği, ancak diğer kısımlarına itiraz ettiğini ileri sürerek takibe yapılan itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı banka vekili, takasa ibraz edilen çeklerden dolayı çek asıllarının müvekkili bankaya verilmediğini, takipten sonra müvekkili bankanın asıl borcu ödediğini, ferilerine itiraz edildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, dosya kapsamına göre, davacı hamilin 3167 sayılı Yasanın 10. maddesinde gösterilen asgari sorumluluk tutarını tahsil için takip yapmasında engel olmadığı, borçlunun faiz ve masrafları ödemedikçe kısmi ödemeler ana paraya mahsup edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulü ile itirazın iptaline, takibin devamına, %40 icrainkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, kesin olarak verilen hüküm davalı banka vekilinin talebi, Adalet Bakanlığının ilgili yazısı üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca HUMK’ nun 427/6. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istemiyle temyiz edilmiştir.

Dava tarihinde yürürlükte olan 3167 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca takas odaları aracılığıyla ibraz edilen çeklerde aynı Yasanın 10. maddesindeki miktarlar ödenmez. Dava konusu çeklerin muhatap bankadan başka bankalara ibraz edildiği anlaşıldığından anılan yasanın 6. maddesi uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Bu nedenlerle kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının HUMK. nun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere (HUMK. m. 427/7) kanun yararına BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Resmî Gazete´de yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığına gönderilmesine (HUMK. mad. 427/8), 26.01.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİNDEN: ESAS  : 2010/6386 KARAR : 2011/736

YARGITAY İLAMI

Mahkemesi: Bursa 1. Sulh Hukuk Mahkemesi

Tarih: 23/2/2010

No: 2343-461

Davacı: Ahmet Dovan Atalay vek. Av. Amaç Bursalı

Davalı: ING Bank vek. Av. Gökçen Sert

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

-KARAR-

Davacı vekili, müvekkilinin hamili olduğu çekin muhatap davalı bankaya süresi içinde ibraz edildiğini, ancak çekin karşılığının olmaması nedeni ile bedelin ödenmediği 3167 sayılı Kanun´un l0. maddesi uyarınca her çek yaprağı için bankanın ödemekle yükümlü olduğu asgari miktarın talep edilmesine rağmen bankanın bu ödemeyi yapmadığını, bu nedenle girişilen takibe davalı bankanın haksız olarak itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı banka vekili; 3167 sayılı Kanun uyarınca, çekteki garanti tutarının ibraz anında talep edilmesi durumunda çek aslının bankaya teslim edilmesi gerektiği, oysaki somut olayda çek aslının davacı tarafından geri alındığını, bu nedenle davacı talebinin yerinde olmadığını, ayrıca bankalar arası takastan yapılan bir ibraz ve takas tarihini takip eden (15) günlük kısmi karşılık alma süresinde muhatap müvekkili bankaya başvurulmadığını, bu nedenle de müvekkilinin sorumluluğu bulunmadığını öne sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece yapılan yargılama sonunda; dava ve takip konusu 04.10.2008 tarih, 5.000.-TL bedelli çekin süresi içinde 06.10.2008 günü davalı muhatap bankaya ibraz edildiği, ancak çekin karşılıksız olduğu için ödenemediğini ve bu hususun çek arkasına yazıldığı 3167 sayılı Kanun uyarınca davalı bankanın bu çek yaprağı nedeni ile 435.-TL sorumluluğunun bulunduğu bu bedelin çekin ibrazı anında davacı tarafından talep edilip ödenen bedelin de kabul edilmediğine dair davalı bankaca belge sunulmadığı, kaldı ki, ibraz anında çek karşılığının çıkmaması durumunda hamilin muhatap bankanın ödemekle yükümlü olduğu miktarın talep edilmemiş olması daha sonra talep edilmesine engel teşkil etmeyeceği, nitekim davacının ibraz tarihinden sonra davalı bankanın sorumlu olduğu miktarı talep etmiş olmasına rağmen bankanın ödeme yapmadığı, bu nedenle davacının haklı olarak takibe geçtiği gerekçesi ile davanın kabulü ile davacı yararına tazminata kesin olarak karar verilmiş, hüküm davalı banka vekilinin talebi ve Adalet Bakanlığının 03.05.2010 tarihli yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca HUMK.nun 427/6. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istemi ile temyiz edilmiştir.

3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki Kanun´un 6/son maddesi "Takas odaları aracılığı ile ibraz edilmiş çekler için l0. maddede belirlenen sorumluluk miktarı dahil kısmi ödeme yapılamaz..." hükmünü içermektedir. Ayrıca 10. madde hükmü gereği muhatap bankanın ödeme yükümlülüğünün doğması için çek aslının onaylı fotokopisi verilmek üzere çek aslının muhatap bankaya ibrazı gerekir. Hal böyle olunca mahkemece anılan yasa hükümleri gözetilmeden aksi düşüncelerle yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.05.2010 gün 2010/113.802 sayılı Kanun yararına bozma talebinin kabulü ile HUMK.nun 427/7. maddesi uyarınca hükmün, kanun yararına ve hukuki sonuçları kalkmamak üzere BOZULMASINA, aynı yasanın 427/son maddesi uyarınca kararın bir örneğinin Resmî Gazete´de yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığına gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 26.01.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

Yargıtay 19. Hukuk Dairesinden:

Esas   : 2010/14591

Karar  : 2011/1244

YARGITAY İLAMI

Mahkemesi: Antalya 1. Sulh Hukuk Mahkemesi

Tarih: 13/4/2010

No: 48-593

Davacı: Yıldırımlar İnş. Tic. Paz. San. Ltd. Şti. vek. Av. Ali Çekiç

Davalı: HSBC Bank A.Ş. vek. Av. Mete Bulut

 Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı bankanın talebi, Adalet Bakanlığı´nın ilgili sayısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

-KARAR-
Davacı vekili, müvekkilinin hamili olduğu çekin takas odası aracılığıyla diğer bankaya ibrazında karşılığının çıkmadığının tespit edildiğini, karşılıksız çıkan çek nedeni ile 3167 sayılı Kanun´un 10. maddesi uyarınca davalı muhatap bankanın sorumlu olduğu meblağın tahsili için icra takibine girişildiğini, davalının yasa gereği ödemekle yükümlü olduğu miktarı ödediğini, ancak diğer kısımlarına itiraz ettiğini ileri sürerek takibe yapılan itirazın iptaline veinkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı banka vekili, takasa ibraz edilen çekten dolayı çek aslının müvekkili bankaya ibraz edilmediğini, takipten sonra müvekkili bankanın asıl borcu ödediğini, fer´ilerine itiraz edildiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece dosya kapsamına göre, çekin süresinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılığının bulunmaması nedeniyle 3167 sayılı Kanun´un 10. maddesi gereğince bankanın dava tarihi itibariyle sorumlu olduğu asgari miktarın bankaca ödenmesi gerektiği, davacı yanca bu miktarın istenmediğine ilişkin imzalanan bir belge ya da delilin davalı yanca dosyaya sunulmadığı, borçlunun faiz ve masrafları ödemediği müddetçe kısmi ödemeler ana paraya mahsup edilmeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne, itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmiş, kesin olarak verilen hüküm davalı banka vekilinin talebi. Adalet Bakanlığı´nın ilgili yazısı üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca HUMK. nun 427/6. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istemiyle temyiz edilmiştir.

Dava tarihinde yürürlükte olan 3167 sayılı yasanın 6. maddesi uyarınca takas odaları aracılığıyla ibraz edilen çeklerde aynı yasanın 10. maddesindeki miktarlar ödenmez. Dava konusu çeklerin muhatap bankadan başka bankalara ibraz edildiği anlaşıldığından anılan yasanın 6. maddesi uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Bu nedenlerle kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının HUMK. nun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere (HUMK. m. 427/7) kanun yararına BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Resmî Gazete´de yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığına gönderilmesine (HUMK. mad. 427/8), 03.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İ.İ.K.’NUN 82/12 MADDESİ GEREĞİNCE, BORÇLUNUN “HALİNE MÜNASİP” EVİ HACZEDİLEMEZ.

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2011/11293   KARAR NO : 2011/10538

Y A R G I T A Y   İ L A M I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : Ilgın İcra Hukuk Mahkemesi

TARİHİ : 09/06/2008

NUMARASI : 2007/16-2008/58

DAVACI : BORÇLU    : ....

DAVALI : ALACAKLI:....

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

İ.İ.K.’nun 82/12 maddesi gereğince, borçlunun “haline münasip” evi haczedilemez. Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı adı geçenin  haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Buradaki “aile” terimi, geniş anlamda olup, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar. İcra mahkemesince , borçlunun sözü edilenlerle birlikte barınması için zorunlu olan haline münasip meskeni temin etmesi için gerekli bedel bilirkişilere tesbit ettirildikten sonra, haczedilen yerin kıymeti bundan fazla ise satılmasına karar verilmeli ve satış bedelinden yukarıda nitelikleri belirlenen mesken için gerekli olan miktar borçluya bırakılmalı, kalanı alacaklıya ödenmelidir.

Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan, ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede öngörülen amaca aykırıdır.

Somut olayda Mahkemece mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen ilk bilirkişi raporunda içerisinde bir yatak odası, oturma odası, bir salon, mutfak, banyo ve tuvaletten ibaret 98,73 m2 bürüt alanlı 7 nolu bağımsız bölümün değeri 32.000 TL olarak belirtilmiş ise de raporda borçlunun haline münasip alabileceği evin değeri belirtilmemiştir.

Bu durumda, mahkemece, yeniden aldırılacak bilirkişi raporu ile borçlunun haline münasip ev alabileceği miktar ile daha mütevazi bir semtte oturabileceği evin değeri belirlenmek suretiyle  yukarıdaki ilkeler gözetilerek sonuca gidilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak şikayetin kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ  : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 25.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

İCRANIN GERİ BIRAKILMASI TALEBİ - ZAMANAŞIMININ KESİLMESİ - TAKİBİN DEVAM ETTİĞİNE DAİR GÖNDERİLEN BİLGİ YAZISI -TAKİP İŞLEMİ NİTELİĞİ

T.C. YARGITAY HUKUK DAİRESİ 12  TARİH  26.09.2005 ESAS NO:2005/18135 KARAR NO:2005/18029

İcra ve İflas Kanunu (İİK) (2004): MADDE 71MADDE 100

Türk Ticaret Kanunu (TTK) (6762): MADDE 662MADDE 690

ÖZET 
İcra mahkemesince 13.11.2000 tarihli Bakırköy İcra Müdürlüğü´ne 100. madde ile ilgili gönderilen haczin devam ettiğine ilişkin açıklama alacaklı tarafından yapılmış bir takip işlemi niteliği taşımadığından TTK´nun 690. maddesi göndermesi İle bonolarda da uygulanması gereken 662. madde gereğince zamanaşımını kesen işlemlerden sayılamaz. Mahkemece açıklanan nedenle 12.11.1998 takip tarihi itibariyle 14.10.1999 tarihinde 20.03.2003 tarihine kadar dosya işlemsiz bırakıldığından İİK´ nun 71/son madde hükmü gereğince icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken istemin reddi bozmayı gerektirir.

İçerik
Dava: Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: İcra mahkemesince 13.11.2000 tarihli Bakırköy İcra Müdürlüğü´ne 100. madde ile ilgili gönderilen haczin devam ettiğine ilişkin açıklama alacaklı tarafından yapılmış bir takip işlemi niteliği taşımadığından TTK´nun 690. maddesi göndermesi İle bonolarda da uygulanması gereken 662. madde gereğince zamanaşımını kesen işlemlerden sayılamaz. Mahkemece açıklanan nedenle 12.11.1998 takip tarihi itibariyle 14.10.1999 tarihinde 20.03.2003 tarihine kadar dosya işlemsiz bırakıldığından İİK´ nun 71/son madde hükmü gereğince icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken istemin reddi isabetsizdir.

Sonuç: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.´nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 26.09.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.


HACZE İTİRAZ DAVASI - HACİZ İSTEME HAKKI AÇISINDAN HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE - HACİZ TALEBİNİN GERİ ALINMASI DURUMUNDA BİR YILLIK SÜRENİN YENİDEN BAŞLAMAMASI - KALAN SÜRENİN ESAS ALINMASI

T.C. YARGITAY HUKUK DAİRESİ 12  TARİH  24.01.2006 ESAS NO:2005/23472 KARAR NO:2006/239

İcra ve İflas Kanunu (İİK) (2004): MADDE 78MADDE 106MADDE 110MADDE 150

Özet
Alacaklının haciz isteme hakkı, bir yıllık süreye tabidir. Haciz isteme hakkı, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren bir yıl geçmekle düşer. Bir yıllık süresi (md. 78/2) içinde haciz talebinde bulunan alacaklı, haciz talebini geri alabilir. Bu halde yeniden (bir yıllık) haciz isteme süresi işlemeye başlamaz. Alacaklı ancak, ödeme emrinin tebliğinden itibaren işlemeye başlamış olan bir yıllık sürenin (varsa) kalan kesimi içinde yeniden haciz talebinde bulunabilir.
İçerik
Somut olayda borçlu Arif Artan´a örnek 49 nolu ödeme emri 20.6.1997 tarihinde tebliğ edilmiş ve yasal bir yıllık süresi içinde alacaklının talebi üzerine borçlunun menkul mallarına aynı tarihte haciz konulmuştur. Böylece alacaklının düşmemiş olup, olayda İİK. nun 78/5. maddesi gereğince borçluya yenileme emrinin zorunlu değildir. Alacaklının talebi üzerine verilen haciz kararı ise, süresinde satış istenmediğinden İİK. nun 106. ve 110. maddeleri gereğince düşmüştür. Bu durumda, yeniden haciz için yenileme isteğinin diğer yana tebliğine gerek yoktur.

Zira örneğin İİK. nun 150/e maddesinde 78/2. maddeye atıf yapıldığı halde görülmekte olan olayda uygulanan İİK. nun 106. ve 110. maddelerinde 78/2. maddeye atıf yoktur. O halde, Mahkemece şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü isabetsizdir.

Sonuç: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK. nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 24.01.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.


İTİRAZIN İPTALİ DAVASI - HAKSIZ FİİLDEN KAYNAKLANAN TAZMİNAT ALACAĞI - İLAMSIZ İCRA TAKİBİ - İTİRAZIN İPTALİ DAVALARININ AÇIKÇA ADLİ YARGININ GÖREV ALANI İÇİNE GİRDİĞİ - DİRENME KARARININ YERİNDE OLDUĞUNUN GÖZETİLMESİ GEREĞİ

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU TARİH  14.04.2010 ESAS NO:2010/7-184 KARAR NO:2010/214

İcra ve İflas Kanunu (İİK) (2004): MADDE 67

İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) (2577): MADDE 2MADDE 15

Özet
Alacaklı davacı, borçlu belediye hakkında ilamsız icra takibi yapmış olup itiraz üzerine takip durmuş ve davacı görülmekte olan itirazın iptali davasını açmıştır. İtirazın iptali davaları ise açıkça adli yargının görev alanı içine girmektedir. Bu durumda itirazın iptali davalarına bakma görevi adli yargıya ait olup sonucu itibari ile aynı yönde olan direnme kararının yerinde olduğunun gözetilmesi gerekir.

İçerik

gerekçesiyle davalı Belediye Başkanlığı yönünden bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalılardan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu´nca İncelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Dava, haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacağının tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacı vekili, tesislerinin davalı- İstanbul Büyükşehir Belediyesi sorumluluğundaki yüklenici firma Çek-Dil Ltd. Şti. tarafından yapılan yağmur suyu kanalı oluşması sırasında hasara uğratıldığını, hasar nedeniyle doğan alacağın tahsilini temyizen borçlu davalılar aleyhine icra takibi yapıldığını ancak davalıların takibe itiraz ettiklerini ileri sürerek itirazın iptali istemine ilişkin karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili zamanaşımı ve yargı yolu itirazında bulunmuş, davanın reddini savunmuştur.

Diğer davalı şirket cevap vermemiştir.

Yerel Mahkemece her iki davalı yönünden davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, özel dairece yukarıda yazılı gerekçe ile davalılardan Belediye yönünden bozulmuş, Yerel Mahkeme davalı Belediyenin özel hukuk sözleşmesi ilişkisine girmesi nedeniyle adli yargının görevli olduğu gerekçesi ile kararında direnmiştir.

Bu durumda Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık görülmekte olan itirazın iptali davasında adli yargının mı; yoksa idari yargının mı görevli olduğu noktasına toplanmaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun <İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı> başlıklı 2. maddesinde İdari Dava Türleri sayılmıştır. Bu hükme göre, İdari Davalar; İdari İşlemler hakkında açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalardan ibarettir. Ayrıca yine aynı yasanın 15/1-a maddesinde ise adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır. Yani yasanın açıkça adli yargıya görevli saydığı haller idari yargının kapsamı dışında kalmakta olup bu gibi durumlarda, dava konusu işlemin niteliğine bakılmaksızın adil yargıda görülür.

Somut olayda alacaklı davacı, borçlu belediye hakkında ilamsız icra takibi yapmış olup itiraz üzerine takip durmuş ve davacı görülmekte olan itirazın iptali davasını açmıştır. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu´nun 67. maddesinde hükmüne yer verildiğime göre itirazın iptali davaları açıkça adli yargının görev alanı içine girmektedir.

O halde itirazın iptali davalarına bakma görevi adli yargıya ait olup sonucu itibari ile aynı yönde olan direnme kararı yerindedir.

Ne var ki, davalı vekilinin esasa yönelik temyiz itirazları incelenmediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın özel Daireye gönderilmesi gerekir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan dosyanın davalılardan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için 7. Hukuk Dairesi´ne gönderilmesine 14.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

ALACAK DAVASI - KARŞI TARAFA YÜKLETİLEN VEKALET ÜCRETİNİN AVUKATA AİT OLMASI - KARŞI TARAFA TAHMİL EDİLECEK VEKALET ÜCRETİNİN DAVA VE İCRA TAKİBİ SONUCUNDA BELLİ OLACAĞI - HAKKIN KÖTÜYE KULLANILMASINA İZİN VERİLMEMESİ GEREĞİ

T.C. YARGITAY HUKUK DAİRESİ 13  TARİH  20.04.2010 ESAS NO:2008/15800 KARAR NO:2010/5308

Türk Medeni Kanunu (TMK) (YÜR. TAR.: 01.01.2002) (4721): MADDE 2MADDE 3
Avukatlık Kanunu (1136): MADDE 163MADDE 164

Özet
Karşı tarafa yükletilen vekalet ücreti avukata ait olup, davacı, gerek müvekkilin asile ödemesi gerekli olan, gerekse karşı tarafa yükletilen vekalet ücretinin tahsili için eldeki davayı açmıştır. Karşı tarafa tahmil edilecek vekalet ücretinin miktarı, dava ve icra takibinin sonuçlanması ile belli olur. Vekil edenin avukatına ödeme borcu da, bunun karşı taraftan tahsil edildiği anda doğar. Henüz karşı taraftan vekalet ücreti alacağını tahsil etmemiş olan müvekkilden, avukat bu ücret alacağını isteyemez. Ancak kural böyle olmakla birlikte, hakim bu kurala sıkı sıkıya bağlı kalınmamalı, yasa maddesine işlerlik kazandıracak şekilde her olayın özelliğine, durum ve şartlarına göre değerlendirme yapılmalı, özellikle hakkın kötüye kullanılmasına, dürüstlük kurallarının ihlaline izin verilmemeli, gerektiğinde müvekkilin bu alacağını karşı taraftan tahsil etmiş olduğu da kabul edilmelidir.

İçerik
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Karar: Davacı, davalının vekili sıfatıyla, alacağının tahsili için C... İcra Müdürlüğü´ne ait 2008/156 E. sayılı takip dosyası ile 19.937,00 TL üzerinden takip başlattığını, ne var ki takip devam ederken davalının karşı tarafla haricen anlaşarak, 11.07.2008 tarihinde de kendisini azlettiğini, vekalet ücretinin ise ödenmediğini ileri sürerek, gerek müvekkilin ödemesi gereken, gerekse karşı tarafa yüklenen vekalet ücreti alacağı olarak toplam 6.730,00 YTL´nin takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davacı avukatın görevini gereği gibi yerine getirmediğini, azlin haklı olduğunu, haklı azil nedeniyle de herhangi bir ücret talep edilemeyeceğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince, davalının vekil olarak takip ettiği icra takibi nedeniyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi´ne göre hesaplanan toplam 2.293,73 TL vekalet ücreti alacağının dava tarihi olan 28.07.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin ise reddine karar verilmiş, hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-) Davacının temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Avukatlık Kanunu´nun 164/son maddesi hükmüne göre, karşı tarafa yükletilen vekalet ücreti avukata ait olup, davacı, gerek müvekkilin asile ödemesi gerekli olan, gerekse karşı tarafa yükletilen vekalet ücretinin tahsili için eldeki davayı açmıştır. Karşı tarafa tahmil edilecek vekalet ücretinin miktarı, dava ve icra takibinin sonuçlanması ile belli olur. Vekil edenin avukatına ödeme borcu da, bunun karşı taraftan tahsil edildiği anda doğar. Henüz karşı taraftan vekalet ücreti alacağını tahsil etmemiş olan müvekkilden, avukat bu ücret alacağını isteyemez. Ancak kural böyle olmakla birlikte, hakim bu kurala sıkı sıkıya bağlı kalınmamalı, Avukatlık Kanunu´nun 164/son maddesine işlerlik kazandıracak şekilde her olayın özelliğine, durum ve şartlarına göre değerlendirme yapılmalı, özellikle MK´nın 2. maddesinde belirtilen hakkın kötüye kullanılmasına, dürüstlük kurallarının ihlaline izin verilmemeli, gerektiğinde müvekkilin bu alacağını karşı taraftan tahsil etmiş olduğu da kabul edilmelidir. Açıklanan bu nedenlerle somut olayda takip sonucunda karşı tarafa tahmili gereken vekalet ücreti, bilfiil tahsil edilmiş olmasa da, davalı müvekkilin karşı tarafla anlaşması ve sonrasında da davacıyı azletmesi nedeniyle, tahsili davalının kusuru ile imkansız hale geldiğinden, davacı avukatın Avukatlık Kanunu´nun 164/son maddesinde düzenlenen yasal vekalet ücretine de hak kazandığının kabulü gerekir. O halde mahkemece davacının talebi göz önünde bulundurularak, takip etmiş olduğu takip nedeniyle, Avukatlık Kanunu´nun 164/son maddesine göre davacı yararına hasma yükletilmesi gereken vekalet ücretine de karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek, karşı taraftan tahsil edilmediği gerekçesiyle bu istemin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

Sonuç: 1. bent gereğince davalının tüm temyiz itirazlarının reddine, temyiz edilen hükmün 2. bentte açıklanan nedenlerle temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 20.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.




TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASI - İCRA YARGILAMASININ BASİT YARGILAMA USULÜNE TABİ OLDUĞU - KAYDIN İLLETİNİ TEŞKİL EDEN İHALENİN GEÇERSİZ İŞLEMLERE DAYANMASI - TESCİL İDDİASI - SORUŞTURMANIN EKSİKSİZ TAMAMLANMASI GEREĞİ

T.C. YARGITAY HUKUK DAİRESİ 1 TARİH  12.05.2010 ESAS NO:2010/5029 KARAR NO:2010/5612

İcra ve İflas Kanunu (İİK) (2004): MADDE 134MADDE 18
Borçlar Kanunu (BK) (818): MADDE 226

Özet
Somut olayda yolsuz tescil iddiasına dayalı olarak tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda tüm delillerinin toplanması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, toplanan ve toplanacak olan taraf delillerinin birlikte değerlendirilmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.

İçerik

Dava: Taraflar arasında görülen davada:

Davacılar, alınan kredi borcunun zamanında ödenmemesi sebebiyle davalı Banka tarafından yapılan icra takibi sonucu, davacı Bekir´e ait 34 parsel sayı taşınmazın cebri icra yoluyla alacağına mahsuben davalı Bankaya ihale edildiğini, icra takip dosyasında usulsüz işlemler yapıldığını, ihalenin geçersiz olduğunu, bu nedenle davalı adına tescilin yolsuz tescil niteliğinde bulunduğunu ileri sürüp, tapu iptali ve tescil istemişlerdir.

Davalı Banka, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 26.01.2010 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat R.Kemal Çelik ile temyiz edilen vekili Avukat Erkan Yenilmez geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi Şükran Dağlı İlgün tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Dava yolsuz tescil iddiasına dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; Davacıların, davacı Tezcan ile davalı Banka arasında düzenlenen kredi sözleşmesinde davacı Bekir´in kefil olduğunu, kredi borcunun süresinde ödenmemesi üzerine davalı Bankanın Bursa 4. İcra Müdürlüğü´nün 2008/609 esasında kayıtlı icra takibi başlattığını, yapılan icra takibi sonucu davacı Bekir´e ait 2688 ada Parsel sayılı taşınmazın cebri ihale sonucu alacağına mahsuben davalı banka tarafından ihalede satın alındığını; icra takip dosyasında yapılması gereken tebligatların usulsüz olduğunu, bu nedenle 34 parsel sayılı taşınmazın ihale ile davalı bankaya satışına ilişkin işlemin yasal olmadığını ileri sürerek, tapu iptal ve tescil isteğinde bulundukları; öte yandan, davacılar tarafından davalı banka aleyhine açılan ihalenin feshi davasının Bursa 5. İcra Hukuk mahkemesinin 30.12.2008 günlü, 2008/822-889 esas-karar sayılı ilamıyla reddedilip kesinleştiği anlaşılmaktadır

Hemen belirtmek gerekir ki; önceden İcra Tetkik Merciindeki ihalenin feshi davası ile taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlık irdelenmeyip, İcra Hukuku ile sınırlı olarak yapılan işlemlerin uygunluğu ve ihalenin yöntemine uygun icra edilip edilmediği değerlendirilmiştir.

Bilindiği gibi, İİK.´nun 18. maddesi uyarınca icra yargılaması basit yargılama usulüne tabidir. Öte yandan 134. maddenin ikinci fıkrasında öngörüldüğü üzere ihalenin feshi BK.´nun 226. maddesinde yazılı sebeplerde dahil olmak üzere yalnız İcra Mahkemesinden şikayet yoluyla ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde istenebilir, ilgililerin ihale yapıldığı ana kadar cereyan eden muamelelerdeki yolsuzluklara en geç ihale günü ıttıla peyda ettiği kabul edilir şeklindeki düzenlemeler icra hukuk ile sınırlı ve basit yargılamayı ve ihalenin hazırlanış ve ifası ile sonuçlandırması sırasında vuku bulan İcra Mahkemesinden şikayet yoluyla istenebilen fesihleri tanımlamaktadır. Bu çerçevede kalan bir soruşturma ve değerlendirmenin mülkiyet hakkının illetini teşkil eden nedenin varlığına yada yokluğuna delalet edemiyeceği kabul edilmelidir. Türk hukuk sisteminde, tapu kayıtlarının oluşumunda illilik prensibi esastır. İhalenin feshi isteğinin reddedilmiş olması keyfiyeti temelde yolsuz tescil nedenini ortadan kaldırmaz.

Eldeki davada yukarıda açıklanan iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçimi itibariyle, davanın, çekişme konusu taşınmaz kaydının davalı taraf adına oluşumunun illetten yoksun olduğu, bu nedenle yolsuz tescil niteliğinde bulunduğu iddiasına dayalı olduğu açıktır. Bu tür davaların mülkiyet hakkına dayalı olarak her zaman açılabileceği de kuşkusuzdur.

Diğer yandan, davalı ihaleye katılan sıfatını taşıyor ise, olayı bilen, hatta daha ötesi olayı yaratan ve yürüten kişidir. Bu kişinin iktisapta 3. kişi sayılmasına olanak yoktur.

O halde, kaydın illetini teşkil eden ihalenin geçersiz işlemlere dayanması durumunda yolsuz tescilin oluşmasına neden olacağı açıktır.

Hal böyle olunca; yolsuz tescil iddiasına dayalı olarak tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda tüm delillerinin toplanması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, toplanan ve toplanacak olan taraf delillerinin birlikte değerlendirilmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

Sonuç: Davacıların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.´nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 24.12.2009 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 750.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 12.5.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


 

ŞİKAYET DAVASI - TAKİP ÖNCESİ İŞLEMİŞ FAİZ MİKTARI VE ORANININ KESİNLEŞTİĞİ - YAPILACAK HESAPLAMADA AVANS FAİZ ORANININ ESAS ALINACAĞI - HESAPLAMADA İCRA GİDERLERİ İCRA VEKALET ÜCRETİ VE SAİR DİĞER MASRAFLARIN HESABA KATILMASI GEREĞİ

T.C. YARGITAY HUKUK DAİRESİ 12  TARİH  31.05.2010 ESAS NO:2010/1827 KARAR NO:2010/13264

Borçlar Kanunu (BK) (818): MADDE 84

Özet

Takip öncesi işlemiş faiz miktarı ve oranı kesinleştiğinden, yapılacak hesaplamada takipten sonrası için değişen dönemler itibariyle avans faiz oranının esas alınması gerekir. Ayrıca yapılacak hesaplamada icra giderleri icra vekalet ücreti ve sair diğer masraflar hesaba katılmalı, icra dosyasında mevcut ödeme makbuzları esas alınarak sonuca gidilmelidir.

İçerik
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de,
Alacaklı tarafından borçlular hakkında kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlatılmıştır. Ödeme emri ve takip talebinde, senet bedeli olan 1.361.000.000 TL asıl alacak için 15.660.821 TL işlemiş faiz ve takip sonrası için de %84 faiz talep edilmiş, takip bu haliyle itirazsız kesinleşmiştir. Bu durumda takip öncesi işlemiş faiz miktarı ve oranı kesinleştiğinden, yapılacak hesaplamada takipten sonrası için değişen dönemler itibariyle avans faiz oranının esas alınması gerekir. Ayrıca yapılacak hesaplamada icra giderleri icra vekalet ücreti ve sair diğer masraflar hesaba katılmalı, icra dosyasında mevcut ödeme makbuzları esas alınarak B.K.nun 84. maddesi de gözetilerek sonuca gidilmelidir, Mahkemece bu niteliği haiz olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

Sonuç: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK´nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 31.05.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.


BORCA İTİRAZ DAVASI - BORÇLULARIN YETKİ FAİZ MİKTARI VE BORCA İTİRAZ ETTİĞİ - İTİRAZ KONUSUNDA HERHANGİ BİR İŞLEM YAPILMADIĞI - İCRA MÜDÜRLÜĞÜNCE TAKİBİN DURDURULMASI GEREĞİ

T.C. YARGITAY HUKUK DAİRESİ 12  TARİH  31.05.2010 ESAS NO:2010/1851 KARAR NO:2010/13216

İcra ve İflas Kanunu (İİK) (2004): MADDE 66

Özet

Borçlular icra müdürlüğünün yetkili olmadığını, borcun bulunmadığını, talep edilen faizin fahiş olduğunu, mükerrer takip yapıldığını ileri sürerek borca itiraz etmişlerdir. İcra müdürlüğünce, itiraz konusunda herhangi bir işlem yapılmamış, sadece itiraz dilekçesi havale edilmiştir. İcra müdürlüğünce, takibin durdurulması gerekir.

İçerik
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: İzmir 1. İcra Müdürlüğü nün 2009/5529 E. sayılı dosyası ile yapılan ilamsız takipte, borçlular süresinde verdikleri itiraz dilekçelerinde, icra müdürlüğünün yetkili olmadığını, borcun bulunmadığını, talep edilen faizin fahiş olduğunu, mükerrer takip yapıldığını ileri sürerek borca itiraz etmişlerdir. İcra müdürlüğünce, itiraz konusunda herhangi bir işlem yapılmamış, sadece itiraz dilekçesi havale edilmiştir. İcra müdürlüğünce, takibin durdurulması gerekirken aksi yönde işlem yapılması doğru değildir. O halde mahkemece şikayetin kabulü ile müdürlük işleminin iptaline karar verilmesi yerine yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.

Sonuç: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K. nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA 31.05.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

MENFİ TESPİT VE İSTİRDAT DAVASI - DAVALININ DAVACI HAKKINDA İCRA TAKİBİ YAPMAKTA HAKSIZ OLMASI - DAVALININ KÖTÜNİYETLİ OLDUĞUNUN KANITLANAMAMIŞ OLMASI - DAVALININ KÖTÜNİYET TAZMİNATI İLE SORUMLU TUTULMAMASI GEREĞİ

T.C. YARGITAY HUKUK DAİRESİ 19  TARİH  15.07.2010 ESAS NO:2010/6675 KARAR NO:2010/8993

İcra ve İflas Kanunu (İİK) (2004): MADDE 72

Özet
Davalı davacı hakkında icra takibi yapmakta haksız ise de, kötüniyetli olduğu kanıtlanamadığından davalının kötüniyet tazminatı ile sorumlu tutulması doğru görülmemiştir.

İçerik

Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit - istirdat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın davalı Ç. Unlu Mam. Ltd. Şti. vekilince duruşmasız, S. Unlu Mam. San. Tic. Ltd. Şti. vekilince her ne kadar duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de, miktar itibariyle isteğin reddine, incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Karar: Keşidecisi S. Unlu Mamuller Ltd. Şti. olan hamiline düzenlenen Ufuk K.´tan Kamil A.´a ciro edilen 15.08.2000 tarihli çeke istinaden hamil Kamil A. keşideci ve ciranta hakkında Ankara 32. İcra Müdürlüğünün 2000/6070 sayılı dosyasında icra takibi yapmış, ihtiyati haciz sırasında çek bedeli keşideci şirket tarafından Kamil A.´a ödenmiştir.

Keşideci S. Ltd. Şti. İcra Mahkemesinde açtığı davada çekteki imzanın şirket yetkilisine ait olmadığını iddia ederek dava açmış, çekteki imzanın keşideci şirket yetkilisine ait olmadığından takibin iptaline karar verilmiştir.

Bunun üzerine S. Ltd. Şti. ödediği paranın tahsili (istirdadı) için 14. İcra Müdürlüğünün 2001/9442 sayılı dosyasında Kamil A. ve Ufuk K. hakkında icra takibi yapmış, icra dosyasındaki alacak Ç. Unlu Mamuller Ltd. Şti.´ne temlik edilmiştir.

Dava, davalılara borçlu olunmadığının tespiti ve ödenen 1.500.00 TL´nin istirdadı ve kötüniyet tazminatına hükmedilmesine ilişkindir.
Davalılar davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda 2000/6070 sayılı dosyanın takip alacaklısının dava dışı Kamil A. olup, S. Ltd. Şti.´nin ödemeyi Kamil A.´a yaptığını, Ufuk K.´a yapılan bir ödeme olmadığını, davalı S. Ltd. Şti.´nin 2001/9442 sayılı dosyadaki takibin sadece Kamil A. hakkında yapması gerektiğini, bu nedenle davacının davalı S. Ltd. Şti. ve temlik alacaklısına borcu olmadığının tespitine, davacı tarafından ödenen 1.500.00 TL´nin davalı S. Ltd. Şti.´den istirdadına, davalı davacı hakkında takip yapmakta kötüniyeti olduğundan % 40 kötüniyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

1-) Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-) Davalı S. Ltd. Şti. 2001/9442 sayılı icra dosyasında davacı Ufuk K. hakkında icra takibi yapmakta haksız ise de, kötüniyetli olduğu kanıtlanamadığından davalının kötüniyet tazminatı ile sorumlu tutulması doğru görülmemiştir.

Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 15.07.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

MENFİ TESPİT DAVASI - BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİ İSTEMİ - SENEDİN İADESİ İSTEMİ - GECİKME FAİZİ İSTEME HAKKI - ALACAKLININ TEMERRÜDÜ - BORÇLUNUN USULÜNE UYGUN İFA ÖNERİSİNDE BULUNMASI GEREĞİ - BORÇLUNUN TEMERRÜDÜ

T.C. YARGITAY HUKUK DAİRESİ 11  TARİH 01.02.1999 ESAS NO 1998/8841 KARAR NO 1999/295

İcra ve İflas Kanunu (İİK) (2004): MADDE 72

Borçlar Kanunu (BK) (818): MADDE 90

Özet
BK´nın 90. maddesinde hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, alacaklının temerrüdünden söz edebilmek için, önce usulüne uygun bir ifa ve haklı bir neden olmaksızın bunun reddi gerekir. Borçlu, teklif ettiği ifayı alacaklının kabul etmek zorunda olmadığı, bazı kayıt ve şartlara bağlamış ya da ifa önerisi borca uygun değilse (anapara+faiz+masraf vs. kapsamıyorsa), usulüne uygun bir ifadan söz edilemez.

İçerik

Dava: Taraflar arasındaki davanın Ankara 1. Sulh Hukuk Mahkemesi´nce görülerek verilen 7.7.1998 tarih, 553-851 ve sayılı kararın Yargıtay´ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, 6.5.1997 vadeli bono ile davalıya 786.596.000 lira borçlu olan müvekkilinin 700.000.000 lirayı 6.5.1997, 86.596.000 lirayı da 13.6.1997´de banka havalesi ile ödemesine karşın borcun 2. kısmını bankadan almayan davalının 45.250.000 lirası faiz olmak üzere toplam 133.096.000 lira üzerinden müvekkil hakkında icra takibine geçtiğini, faizin fahiş hesaplandığını, kendilerinden olsa olsa bakiye alacağın 6.5.1997-13.6.1997 arası işlemiş faiz alınabileceğini ileri sürerek, müvekkilinin davalıya 133.096.000 lira borçlu bulunmadığının tespitini ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, protestoya karşın ödeme yapmayan davacının 26.5.1997´de 700.000.000 lira banka aracılığı ile ödediğini, kalan 86.596.000 liralık havaleyi bankaya senedin iadesi karşılığı ödeme yapılması yolunda talimat verildiği için almadıklarını, zira faiz alacakları bulunduğunu savunarak, davanın reddi ile % 40 tazminatın davacıdan tahsilini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, uyuşmazlığın davalının bononun 700.000.000 liralık kısmının geç ödenmesinden dolayı, faizi ile kalan 86.596.000 liralık kısmın hesabına havale edilmesine karşın, bu parayı tahsil etmemesine göre gecikme faizi isteyip isteyemeyeceği noktasında toplandığı, davalının, davacıya gönderdiği ihtar yazısında faiz hakları saklı tutulduğundan, bunun ihtirazı kayıt sayılacağı ve dolayısıyla 20 gün gecikme ile parayı tahsil eden davalının 700.000.000 liranın gecikme faizini isteyebileceği, bakiye 86.596.000 lirayı senedin iadesi kaydıyla da olsa davalının tahsil etmemekle, borçlunun değil, alacaklının temerrüde düştüğü yaptırılan bilirkişi incelemesinde, davacının toplam 128.819.254 lira borçlu bulunduğu, ancak 175.000.000 lira ödeme yaptığı gerekçesiyle, davacının 128.819.254 lira borçlu bulunduğunun tespiti ile 46.180.746 liranın istirdadına, tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.

Davacı vekili, özetle müvekkilinin davalıya borçlu bulunduğu 786.596.000 liralık bono bedelinin 700.000.000 lirasını davalıya ödedikten sonra, bakiye 86.596.000 lirayı banka aracılığı ile ödemek istediğini, ancak davalının ifayı kabul etmediğinden temerrüde düştüğünü ileri sürerek, söz konusu borçtan dolayı borçlu bulunmadığının tespiti isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili, protestoya karşın ödenmeyen senet bedeline mahsuben önce 700.000.000 lira ödediğini, geri kalan 86.596.000 liralık kısmın ise senedin iadesi koşulu ile ödenmesinin teklif edilmesi nedeniyle daha önce borçlu temerrüde düştüğünden ve usulüne uygun bir ifa söz konusu olmadığından, davanın reddini savunmuştur.

Uyuşmazlık, vadesinde ödenmeyen kambiyo senedi dolayısıyla borçlunun, alacaklıya yaptığı ödemelerin usulüne uygun olup olmadığı ve alacaklının temerrüdünün söz konusu olup olmadığı noktasında toplanmıştır.

Dava konusu 6.5.1997 vade tarihli bononun 700.000.000 liralık kısmı 26.5.1997 tarihinde ödenmiş, bakiye kısım olan 86.596.000 lira ise, 13.6.1997 tarihli havale mektubunda senedin iadesi koşulu ile alacaklıya ödenmesi teklif edilmiştir. Davalı alacaklı, söz konusu ifayı kabul etmeyerek, dava konusu icra takibini başlatmıştır.

BK´nın 90. maddesinde hükmüne yer verilmiştir.

Görüldüğü üzere, alacaklının temerrüdünden söz edebilmek için, önce usulüne uygun bir ifa ve haklı bir neden olmaksızın bunun reddi gerekir. Borçlu, teklif ettiği ifayı alacaklının kabul etmek zorunda olmadığı, bazı kayıt ve şartlara bağlamış ya da ifa önerisi borca uygun değilse (anapara+faiz+masraf vs. kapsamıyorsa), usulüne uygun bir ifadan söz edilemez (Bkz. Prof. Dr. S. Sulhi Tekinay, Borçlar Hukuku, s.657 vd., Prof. Dr. Kenan Tunçomağ, Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 1. cilt, s.756 vd., Prof. Dr. Andreas Von Tuhr, Borçlar Hukuku, çeviri, Av. Cevat Edege, cilt 1-2, Ankara, 1983 bası, s.534 vd.).

Somut olayda davacı, temerrüde düştükten sonra bakiye borcunu ödeme önerisinde bulunmuş ise de, geç ödemeden dolayı davacının isteyebileceği faiz vs.´yi ödemeyi önermediği gibi, ifayı bononun iadesi şartına bağlamış olmasına göre, alacaklının değil ve fakat borçlunun temerrüdü söz konusudur.

Kaldı ki, karar gerekçesinde, 700.000.000 lira için borçlunun temerrüde düştüğü ve davalının bundan dolayı temerrüt faizi isteyebileceği kabul edilmek suretiyle, karar içerisinde dahi çelişki oluşturulmuştur.

Bu anlatılanlar karşısında, davacı borçlunun dava konusu bonodan dolayı mütemerrit olduğu kabul edilerek, davalının takip konusu alacağının buna göre saptanması ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmek gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

2- Öte yandan kabul şekline göre, davalı takibinde haklı çıktığına ve İİK´nin 72/4. maddesi uyarınca, borçlunun koydurduğu tedbir nedeniyle alacağını geç tahsil etmiş olmasına göre, davalı yararına % 40 tazminata hükmedilmesi gerekirken, tazminat isteminin reddi, isabetli olmamış ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

3- Yine kabul şekline göre, dava menfi tespit istemine ilişkin olduğuna göre, davacının borçlu bulunduğu kısım üzerinden davalı yararına, istirdat edilen kısım üzerinden davacı yararına vekalet ücreti takdiri gerekirken, yazılı şekilde vekalet ücretine hükmedilmesi de doğru olmamış ve kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda 1, 2 ve 3 nolu bentte yazılı nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.02.1999 tarihinde, oybirliği ile karar verildi.


NAFAKA ALACAĞI İHTİYATİ HACİZ

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ ESAS: 2008/18195 KARAR: 2010/1364 TARİH : 01.02.2010

YARGITAY İLAMI

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Uyuşmazlık taraflar arasında Bakırköy 9. Aile Mahkemesinin 5.3.2008 gün 2007/437 esas 2008/94 karar sayılı boşanma davasında, kadın lehine hükmedilen Türk Medeni Kanununun 174. maddesi kapsamında olan maddi ve manevi tazminatın tedbir nafakalarının ve mahkeme masrafının tahsili amacı ile davalı kocanın taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarına konulan ihtiyati hacizkararının bu tazminatlara ilişkin kararın kesinleşmemiş olması sebebiyle kaldırılmasına karar verilmesi istemine ilişkindir. Boşanma kararının mahiyeti itibari ile kesinleşmeden takibe konulabilecek ilamlardan olduğu gerekçesi ile talep reddedilmiştir.

İhtiyati Haciz kararı için hangi mahkemenin görevli olduğu konusunda İİK’ nun 258. maddesinde açıkça bir düzenleme bulunmamaktadır.Anılan maddede sadece genel olarak mahkemeden söz edildiğine göre, görev konusunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun göreve ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Mahkemelerin görevi kamu düzenine ilişkin olduğundan, kendisinden ihtiyati haciztalep edilen mahkeme, resen ya da itiraz üzerine görevsizlik kararı verebilir.

Taraflar arasındaki çekişmenin özü boşanma davasından kaynaklanmaktadır.

5133 sayılı Yasa ile değişik 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4/1. maddesi 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun üçüncü kısmı hariç olmak üzere ikinci kitabından kaynaklanan davalara Aile Mahkemesinin görevi içerisine girdiği belirtilmiştir. Mahkemenin görevi kamu düzeni ile ilgilidir. Yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması da gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle davaya Aile Mahkemesinde bakılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair yönlerin incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 01.02.2010


İHTİYATİ HACİZ - GÖREV - İHTİYATİ HACİZ KARARLARININ UYGULANMASI - YETKİ İTİRAZI

T.C. YARGITAY HUKUK DAİRESİ 12 TARİH 08.11.2001 ESAS NO 2001/17416 KARAR NO 2001/18367

İcra ve İflas Kanunu (İİK) (2004): MADDE 16MADDE 75MADDE 261MADDE 265

ÖZET : İhtiyati haczin uygulanması icra dairesinin bir işlemi olup, İİK.16. maddesine göre icra ve iflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında tetkik merciine şikayet olunabilir. Mercice şikayetin İİK.265 maddesine dayalı olarak ihtiyati haciz kararına karşı bir itiraz gibi algılanarak ve de ihtiyati haczin icrai hacze dönüşmediğinden bahisle görevsizlik kararı verilmesi doğru değildir.

İçerik

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı merci kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Borçlu vekili, mercie yaptığı şikayette, alınan ihtiyati haciz kararı gereği, borcu karşılayacak miktardan çok daha fazla malının haciz edildiğini bildirerek, müvekkilinin banka hesaplarına konan hacizlerin kaldırılmasını istemiştir.

Mercii, evrak üzerinden verdiği kararda; takibin ihtiyati haciz kararına dayalı olduğu ve henüz takibinin ihtiyati haciz aşamasında bulunduğu ve haczin icrai hacze dönmediğinden, ihtiyati hacze itirazların incelenmesinin, kararı veren mahkemeye ait olduğundan bahisle görevsizlik nedeni ile davanın reddine karar vermiştir.

İİK ´ nun 261/1. maddesine göre, alacaklı ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden, kararın infazını istemeye mecburdur. Maddenin ikinci fıkrasına göre de ihtiyatı haciz kararları 79 dan 99. ya kadar olan maddelerdeki haczin ne suretle yapılacağına dair hükümlere göre icra edilir. Sözü edilen bu madde hükümlerine göre ihtiyati haczin uygulanması, icra dairesinin bir işlemidir. İİK´ nun 16. maddesine göre, icra ve iflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı tetkik merciine şikayet olunabilir.

Mercice, şikayetin, sanki İİK´ nun 265. maddesine dayalı olarak ihtiyati haciz kararına karşı yapılan bir itiraz gibi algılanarak ve de ihtiyati haczin icrai hacze dönüşmediğinden bahisle görevsizlik kararı vermesi doğru değildir.

Merciin, menemen talimat icra dairesinin yukarıda açıklanan icra işlemine dair İzmir İcra Tetkik Merciine yaptığı şikayeti; İİK´ nun 75/2. maddesine göre yetki yönünden reddetmesi gerekirken görevsizlik kararı vermesi isabetsizdir.

Sonuç: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile merci kararının yukarıda açıklanan nedenle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 08.11.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

İTİRAZIN İPTALİ DAVASI - TARAFLAR ARASINDAKİ SÖZLEŞMEDE ÖDEMENİN FATURANIN KESİLMESİNİ TAKİBEN YETMİŞ BEŞ GÜN İÇİNDE YAPILACAĞININ BELİRTİLMİŞ OLMASI - SÖZLEŞME HÜKMÜNÜN ÖDEME GÜNÜNÜ KESİN OLARAK BELİRLEYEN BİR HÜKÜM OLARAK KABUL EDİLEMEYECEK OLMASI

T.C. YARGITAY HUKUK DAİRESİ 19 TARİH 18.09.2008 ESAS NO 2008/2642 KARAR NO 2008/8549

İcra ve İflas Kanunu (İİK) (2004): MADDE 67

Borçlar Kanunu (BK) (818): MADDE 101MADDE 107

Türk Ticaret Kanunu (TTK) (6762): MADDE 21

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) (1086): MADDE 74

Özet

Taraflarca müttefikan bir ödeme günü kararlaştırılmadıkça muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarıyla mütemerrit olur. Taraflar arasındaki sözleşmede ödemenin faturanın kesilmesini takiben yetmiş beş gün içinde yapılacağı belirtilmiş ise de, sözleşme hükmü ödeme gününü kesin olarak belirleyen bir hüküm olarak kabul edilemez. Somut olayda takipten önce temerrüt ihtarında bulunulduğuna dair bilgi ve belgeye de rastlanmamıştır. Mahkemece takip tarihinden önceki işlemiş faiz talebinin reddi ile temerrüdün takiple gerçekleştiğinin kabulü gerekir.

İçerik

Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, taraflar arasında akdedilen ihale sözleşmesine istinaden davacının davalıya faturaya dayalı tıbbi malzemeler sattığını, borcun ödenmediğini, fatura bedellerinin ve sözleşmenin 13.2. maddesine göre işleyen avans faizinin tahsili için girişilen icra takibinde faizin başlangıcına ve oranına itiraz edildiğini, İtirazın sözleşme ve işin ticari iş olmasına göre haksız olduğunu belirterek, kısmi itirazın iptaline, takibin devamına, % 40 oranında tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, üniversitelerin Anayasa gereği çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip, Devletçe kanunla kurulan Yüksek Öğretim Kurumu olduğu, yapılan işin mahiyeti itibariyle kamu hizmeti olan sağlık hizmeti olmasına göre işin ticari iş olarak nitelenemeyeceği, talep olunan faizin başlangıç tarihinin yasal olmadığı, davalı temerrüde düşürülmediğinden faizin icra takip tarihinden işletilmesi gerektiği, bileşik faiz ve tazminat istenemeyeceği, itirazın asıl alacağa değil, fer´ilerine yönelik olduğunu bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece yanlar arasında akdedilen ihale sözleşmesinin ödeme koşulları ve zamanının düzenlendiği 13.2. maddesi, B.K.´nun 107/3. maddesi gereği ödeme tarihinin belirli ve ihtara ihtiyaç göstermemesi, temerrüdün her bir faturanın kesim tarihinden itibaren 75. gün sonunda başlaması; davacının tacir olup, TTK´nun 21. maddesine göre sözleşmeye dayalı ilişkinin ticari iş niteliğinde bulunması, temerrüt tarihinde uygulanacak faizin avans faizi olması gerekmesine, toplanan delillere HUMK. nun 74. maddesine göre davanın kabulüne, davalının kısmi itirazının iptaline, takibin devamına, hükmolunan tutarın % 40´ı oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

B.K.´nun 101. maddesi uyarınca taraflarca müttefikan bir ödeme günü kararlaştırılmadıkça muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarıyla mütemerrit olur. Taraflar arasındaki sözleşmenin 13.2. maddesinde ödemenin faturanın kesilmesini takiben 75 gün içinde yapılacağı belirtilmiş ise de, anılan sözleşme hükmü B.K.´nun 101. maddesi anlamında ödeme gününü kesin olarak belirleyen bir hüküm olarak kabul edilemez. Somut olayda takipten önce temerrüt ihtarında bulunulduğuna dair bilgi ve belgeye de rastlanmamıştır. Bu durumda mahkemece takip tarihinden önceki işlemiş faiz talebinin reddi ile temerrüdün takiple gerçekleştiğinin kabulü gerekirken yanılgılı gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 18.09.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

İTİRAZIN İPTALİ ( TAKİP TARİHİNDEN İTİBAREN REESKONT FAİZİ ORANINDA TEMERRÜT FAİZİ UYGULANMASININ GEREKMESİ ) -  FATURA ( FATURADA FATURA TARİHİ BELİRTİLEREK ONBEŞ GÜN İÇİNDE ÖDENMEYEN FATURALARA AYLIK %15 VADE FARKI UYGULANACAĞINA DAİR KAYIT BULUNMASI ) -  VADE FARKI ( FATURADA FATURA TARİHİ BELİRTİLEREK ONBEŞ GÜN İÇİNDE ÖDENMEYEN FATURALARA AYLIK %15 VADE FARKI UYGULANACAĞINA DAİR KAYIT BULUNMASI ) -  GEÇ ÖDEME HALİNDE UYGULANAN VADE FARKI ALACAĞI ( ALACAĞIN TEMERRÜTLE SONA ERMESİ-BU TARİHTEN SONRA ANCAK FAİZ İSTENEBİLMESİ ) -  TEMERRÜT FAİZİ ( VADE FARKI ALACAĞININ TEMERRÜTLE SONA ERMESİ-BU TARİHTEN SONRA ANCAK FAİZ İSTENEBİLMESİ )
T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E. 2001/8936 K. 2002/3320 T. 3.5.2002
2004/m.
67
ÖZET : Faturalarda, fatura tarihi belirtilerek 15 gün içinde ödenmeyen faturalar aylık %15 vade farkı uygulanacağına dair kayıt bulunduğundan vade farkı alacağının, fatura tarihine 15 gün eklenerek bulunacak tarihten itibaren hesaplanması gerekirken bu yön gözden kaçırılarak fatura tarihinden bir gün sonrasından vade farkı alacağının hesaplanması doğru olmadığı gibi, geç ödeme halinde uygulanan vade farkı alacağının temerrütle sona erip bu tarihten sonra ancak faiz istenebileceğinden takip tarihinden itibaren reeskont faizi oranında temerrüt faizi uygulanması gerekir. 
DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vek.Av.Güneş Özaltay gelmiş, diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü: 
KARAR : Davacı, davalı hakkında yaptığı icra takibinde 2.506.314.000.TL asıl alacak, 2.743.898.834.TL işlemiş faiz ( vade farkı ) olmak üzere 5.250.212.834.TL alacağın takip tarihinden itibaren işleyecek %180 oranında faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir. 
Davalı vekili asıl alacak miktarı 2.506.314.000.TL´yi kabul ettiklerini 2.743.898.834.TL işlemiş faiz ve talep olunan %180 faize itiraz ettiklerini belirterek kısmi itirazda bulunmuştur. 
Dava kısmi itirazın iptali ve %40 icra inkar tazminatı istemine yöneliktir. 
Davalı vekili, bedeli talep edilen faturalarda "15 gün içinde ödenmeyen faturalara aylık %15 vade farkı uygulanır" ibaresinin tek taraflı bir beyan olup, müvekkilini bağlamadığını, kaldı ki faturalarında tebliğ edilmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre faturaların davalıya tebliğine dair posta alındı belgesi olduğu gibi, asıl alacağa da itiraz edilmediğini bu nedenle faturaların tebliğ edilmediği yolundaki itirazın dinlenemeyeceğini faturalarda "15 gün içinde ödenmeyen faturalara aylık %15 vade farkı uygulanır" ibaresinin olduğu ve bu hususun fatura içeriğinden sayıldığı faturalar münderecatına da 8 gün içinde itiraz edilmediği gerekçesiyle itirazın iptaline faize faiz uygulanmamak koşulu ile takibin devamına %40 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle faturaların davalıya tebliğ edildiğine dair posta alındı belgesinin davacı tarafından ibraz edilmiş olmasına ve alacak likit olup hüküm altına alınan miktar üzerinden İİK.nun 67/2.maddesi gereğince %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 
2-Faturalarda, fatura tarihi belirtilerek 15 gün içinde ödenmeyen faturalar aylık %15 vade farkı uygulanacağına dair kayıt bulunduğundan vade farkı alacağının, fatura tarihine 15 gün eklenerek bulunacak tarihten itibaren hesaplanması gerekirken bu yön gözden kaçırılarak fatura tarihinden bir gün sonrasından vade farkı alacağının hesaplanması doğru olmadığı gibi, geç ödeme halinde uygulanan vade farkı alacağının temerrütle ( somut olayda icra takibi ile ) sona erip bu tarihten sonra ancak faiz istenebileceğinden takip tarihinden itibaren reeskont faizi oranında temerrüt faizi uygulanması gerekirken takipten itibaren %180 oranında temerrüt faizi uygulanacak şekilde karar verilmesi isabetli görülmemiştir. 
SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdir edilen 97.500.000.TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 3.5.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi. 



İTİRAZIN KALDIRILMASI DAVASI - NAFAKA BORCUNDA BORÇLUNUN YAPTIĞI ÖDEME - ÖDEMELERİN NAFAKA DIŞINDAKİ BİR ALACAĞA İLİŞKİN OLDUĞUNUN İSPAT EDİLİP EDİLMEDİĞİ - YENİDEN ALINACAK EK RAPORUN İNCELENMESİ GEREĞİ - HÜKMÜN BOZULDUĞU
T.C.
YARGITAY HUKUK DAİRESİ 12 TARİH 19.02.2010 ESAS NO 2009/22641 KARAR NO 2010/3781

Türk Medeni Kanunu (TMK) (YÜR. TAR.: 01.01.2002) (4721): MADDE 175

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) (1086): MADDE 284

İcra ve İflas Kanunu (İİK) (2004): MADDE 67

Özet
Somut olayda, birbirini takip eden tarihlerde, tüm nafaka borçlarını kapsamasa dahi birtakım ödemeler yaptığı ve yaptığı bu ödemelerin nafaka borcuna ilişkin olduğuna dair bir açıklama olmasa bile, ödenen miktar nispetinde nafaka borcundan kurtulacağına kabulü gerekmektedir. Zira işleyen nafaka borcu bulunan bir borçlunun yaptığı ödemelerin bu borç dışında, ahlaki bir ödeme olduğunu kabul etmek hak kaybına neden olmaktadır. Kaldı ki zorunlu olsa dahi, nafaka borcu da nitelik itibarıyla temelde ahlaki bir ödemedir. Bu sebeple borçlu tarafça yapılan tüm ödemelerin açıkça alacaklı tarafça nafaka dışındaki bir alacağa ilişkin olduğu ispat edilmediği sürece, nafaka borcuna mahsuben yapıldığının kabulü gereğinden, yeniden alınacak ek rapor sonunda oluşacak duruma göre bir karar vermekten ibarettir.

İçerik
Dava ve Karar:
 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temziyen tetkiki taraf vekillerince istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü.

Alacakların takibine dayanarak yaptığı 09.07.2008 tarihli tedbir kararı gereğince, 04.04.2008 tarihinden itibaren takip alacaklısı kadın için aylık 2.500. TL. müşterek çocuklardan her biri için aylık 2.000. TL. tedbir nafakasına hükmedildiği anlaşılmaktadır. Genel haciz yolu ile başlatılan takipte borçlu bir takım ödemelerde bulunduğunu belirterek takibe itiraz etmiştir. İtirazın kaldırılması aşamasında mahkemece Dairemizin önceki içtihatları doğrultusunda inceleme yaptırılarak, ödeme belgelerinde nafakaya ilişkindir kaydını taşımayanlar nazara alınmayacak yazılı şekilde sonucu görülmektedir. Ancak Dairemizce oluşturulan yeni içtihat gereğince borçlunun somut olayda, gözlendiği gibi birbirini takip eden tarihlerde, tüm nafaka borçlarını kapsamasa dahi birtakım ödemeler yaptığı ve yaptığı bu ödemelerin nafaka borcuna ilişkin olduğuna dair bir açıklama olmasa bile, ödenen miktar nispetinde nafaka borcundan kurtulacağına kabulü gerekmektedir. Zira işleyen nafaka borcu bulunan bir borçlunun yaptığı ödemelerin bu borç dışında, ahlaki bir ödeme olduğunu kabul etmek hak kaybına neden olmaktadır. Kaldı ki zorunlu olsa dahi, nafaka borcu da nitelik itibarıyla temelde ahlaki bir ödemedir. Açıklanan nedenlerle Dairemizce içtihat değişikliğine gidilmiş ve az yukarıda belirlenen ilkeler kabul edilmiştir.

Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş, borçlu tarafça yapılan tüm ödemelerin açıkça alacaklı tarafça nafaka dışındaki bir alacağa ilişkin olduğu ispat edilmediği sürece, nafaka borcuna mahsuben yapıldığının kabulü gereğinden, yeniden alınacak ek rapor sonunda oluşacak duruma göre bir karar vermekten ibarettir.

Sonuç: Taraf vekillerinin temyiz itirazların kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK in 366. ve HUMK un 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 19.02.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

İCRANIN GERİ BIRAKILMASI İSTEMİ - İLAMDA HÜKÜM ALTINA ALINAN İŞTİRAK NAFAKASI - İTFA İDDİASI - ÖDEMELERİN ALACAKLIYA YAPILMADIĞI - NAFAKANIN ALACAKLININ MUVAFAKATİ OLMADAN EĞİTİM KURUMUNA ÖDENMESİ

T.C. YARGITAY HUKUK DAİRESİ 12 TARİH 11.11.2008 ESAS NO 2008/16125 KARAR NO 2008/19678

İcra ve İflas Kanunu (İİK) (2004): MADDE 33

Özet

İlamda hüküm altına alınan iştirak nafakasının alacaklısı velayet hakkı kendisine verilen eş olup, takip dayanağı boşanma ilamında tasdik edilen ve taraflar arasında düzenlenen boşanma protokolünde, iştirak nafakasının müşterek çocuğun okul masraflarının karşılanması için kabul edilmesi, alacaklıya ödenmesi gereken iştirak nafakasının, borçlu tarafından alacaklının muvafakati olmadan eğitim kurumuna ödenmesi yasaya uygun bir itfa olarak kabul edilemez.

İçerik

Dava ve Karar: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı vekili tarafından Ankara 10. Aile Mahkemesi´nin 2005/296-379 sayılı 30.03.2005 karar ve 14.04.2006 kesinleşme tarihli kararı dayanak yapılarak borçlu hakkında ilamlı takibe geçildiği ve adı geçene toplam 30.000,00-YTL birikmiş nafaka alacağının tahsili için icra emri gönderildiği tespit edilmiştir. Borçlu vekili takipten evvel nafaka borcunun tamamen ödendiği nedeni ile takibin iptali talebi ile İcra Mahkemesine başvurmuştur.

İlama bağlı alacaklar ile ilgili olarak başlatılan takibe itiraz edilmesi halinde, icranın geri bırakılması isteminin hangi belgelere dayalı olarak ileri sürülebileceği İİK in 33 ve sonraki maddelerinde hükme bağlanmıştır.

Borçlu itfa itirazına dayanak olarak müşterek çocuğun eğitim öğretim giderleri için çeşitli eğitim kurumlarına yaptığı ödemelere ilişkin ödeme belgeleri sunmuştur. Sunulan ödeme belgelerinin incelenmesinde, ödemelerin alacaklıya yapılmadığı gibi, nafaka borcu için yapıldığına ilişkin herhangi bir açıklama içermediği ve bu nedenlerle İİK in 33. maddesinde yer alan niteliği taşımadıkları saptanmıştır.

İlamda hüküm altına alınan iştirak nafakasının alacaklısı velayet hakkı kendisine verilen eş olup, takip dayanağı boşanma ilamında tasdik edilen ve taraflar arasında düzenlenen boşanma protokolünde, iştirak nafakasının müşterek çocuğun okul masraflarının karşılanması için kabul edilmesi, alacaklıya ödenmesi gereken iştirak nafakasının, borçlu tarafından alacaklının muvafakati olmadan eğitim kurumuna ödenmesi İİK in 33. maddesine uygun bir itfa olarak kabul edilemez.

Yerleşik Yargıtay İçtihatlarına göre yukarıdaki özelliği taşımayan ödemelerin kabul edilmekte ve nafaka borcundan düşülemeyeceği sonucuna varılmaktadır.

O halde, Mahkemece borçlunun itfa itirazının reddi yerine kabulü isabetsizdir.

Sonuç: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.´un 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 11.11.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.


T.C. YARGITAY 12.HD 2009/22743 ESAS,           2010/4502 KARAR TARİH 01.03.2010

 İcra ve İflas Kanunu MADDE 103 :(Değişik madde: 09/11/1988 - 3494/12 md.)

ÖZET
Borçlunun mahkemeye başvurusu, hacze konu menkullerin haczedilmezliğine yönelik şikayettir. Şikayet süresi kural olarak (7) gün olup, bu süre şikayet edenin, şikayet konusu işlemi öğrendiği günden itibaren (7) gündür (İİK´nın 16. maddesi). Şikayet konusu işlem ilgiliye tebliğ edilmişse şikayet süresi tebliğ tarihinden itibaren başlar.
Borçlunun mahkemeye başvurusu, hacze konu menkullerin haczedilmezliğine yönelik şikayettir. Şikayet süresi kural olarak (7) gün olup, bu süre şikayet edenin, şikayet konusu işlemi öğrendiği günden itibaren (7) gündür (İİK´nın 16. maddesi). Şikayet konusu işlem ilgiliye tebliğ edilmişse şikayet süresi tebliğ tarihinden itibaren başlar. Yine; kural olarak, haciz sırasında bulunmayan borçlunun İİK´nın 103. maddesi gereğince hacizden haberdar edilmesi gereklidir. Ne var ki, uygulamada sıkça görüldüğü üzere (103) haciz davetiyesinin tebliğ edilmediği ahvalde hacze muttali olan borçlunun hacizle ilgili İcra Mahkemesine yapacağı başvurunun süresinde olup olmadığı muttali olunan bu tarihe göre tespit edilir. Ancak, hacze haricen muttali olunsa dahi bilahare takip dosyasında borçlulara (103) haciz varakası tebliği halinde anılan maddedeki hakları kullanma açısından borçluya alacaklı tarafından yeni bir hak bahsedildiğinin kabulü gerekir. Somut olayda borçluya çıkarılan (103) davetiyesi (İcra Müdürlüğü´nün dosyaya verilen cevabi yazısına göre), 28.04.2009 tarihinde tebliğ edilmiş olup, mahkeme nezdindeki 04.05.2009 tarihli şikayet, İİK´nın 16. maddesine göre yasal (7) günlük sürededir. Mahkemece işin esası incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, istemin süre aşımından reddi isabetsizdir.
KARAR : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366. ve HUMK´nın 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 01.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.


HACİZLİ TAŞINIR MALLAR İÇİN SATIŞ İSTEME SÜRESİ ( HACİZDEN İTİBAREN 1 YIL OLDUĞU/HACZİN KESİNLEŞMESİNDEN İTİBAREN BAŞLAYACAĞI - SÜRENİN İŞLEMESİ İÇİN İHTİYATİ HACZİN KESİN HACZE DÖNÜŞMESİ GEREKTİĞİ/SATIŞ TALEBİ USULÜNE UYGUN OLDUĞUNDAN İHALENİN FESHİ TALEBİNİN REDDEDİLECEĞİ ) -  HACZİN KESİNLEŞMESİ ( HACİZLİ TAŞINIR MALLAR İÇİN 1 YIL OLAN SATIŞ SÜRESİNİN İHTİYATİ HACİZ KESİN HACZE DÖNÜŞMEDEN İŞLEMEYECEĞİ - SATIŞ TALEBİNİN USULÜNE UYGUN OLDUĞU/İHALENİN FESHİ TALEBİNİN REDDİNE KARAR VERİLECEĞİ ) -  İHTİYATİ HACZİN KESİN HACZE DÖNÜŞMESİ ( HACİZLİ TAŞINIR MALLAR İÇİN 1 YIL OLAN SATIŞ SÜRESİNİN İHTİYATİ HACİZ KESİN HACZE DÖNÜŞMEDEN İŞLEMEYECEĞİ ) - İHALENİN FESHİ TALEBİ ( HACİZLİ TAŞINIR MALLAR İÇİN 1 YIL OLAN SATIŞ SÜRESİNİN İHTİYATİ HACİZ KESİN HACZE DÖNÜŞMEDEN İŞLEMEYECEĞİ - SATIŞ TALEBİ USULÜNE UYGUN OLDUĞUNDAN TALEBİN REDDEDİLECEĞİ )
T.C YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2009/24195 K. 2010/6048 T. 16.3.2010
2004/m. 106, 108/1
ÖZET : Hacizli taşınır malların satış isteme süresi hacizden itibaren bir yıldır. Bu süre haczin kesinleşmesinden itibaren başlayacağından, ihtiyati haciz kesin hacze dönüşmedikçe bu süre işlemez. Somut olayda süresi içinde usule uygun satış talebi söz konusu olup, haciz düşmemiştir. Geçerli hacze dayalı olarak yapılan menkul ihalesi yasaya uygun olup, icra mahkemesinin ihalenin feshi talebinin reddi kararı hukuka uygundur. 
DAVA : Mahalli mahkemece verilen kararın bozulmasını mutazammın 01.06.2009 tarih, 2009/4192-11692 Karar sayılı Daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine, bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü: 
KARAR : Hacizli taşınır mallar için satış isteme süreleri İİK´nın 106. maddesine göre hacizden itibaren 1 yıldır. Hükümde yazılı hacizden kasıt kesin hacizdir. İhtiyati haciz sahibi alacaklılar, hacizlerin kesin hacze dönüşmedikçe satış isteyemeyeceklerinden bunlar hakkında İİK´nın 106. maddesinde yazılı satış isteme süreleri İİK´nın 108. maddesinin 1. fıkrası uyarınca işlemez. Bu halde satış isteme süreleri ihtiyati haczin kesin hacze dönüştüğü tarihten başlar. 
Somut olayda borçluya ait menkullerin 24.11.2006 tarihinde ihtiyati haciz kararına dayalı olarak haczedildiği örnek ( 10 ) ödeme emrinin İstanbul Altıncı İcra Mahkemesi´nin 29.01.2007 tarih 2007/148 Esas, 2007/113 sayılı kararı ile iptal edildiği, bu karar sonrasında borçluya 26.06.2007 tarihinde yeniden ödeme emri tebliğ edildiği, ihtiyati haczin kesin hacze dönüştüğü tarihten itibaren 1 yıllık yasal süre içinde alacaklı vekilinin 12.12.2007 tarihinde satış talebinde bulunduğu ve 16.06.2008 tarihinde satış avansını yatırdığı görülmektedir. Süresi içinde usule uygun satış talebi söz konusu olup, haciz düşmemiştir. Geçerli hacze dayalı olarak 11.09.2008 tarihinde yapılan menkul ihalesi usul ve yasaya uygun olup, başkaca ihalenin feshi nedeni görülmediğinden icra mahkemesinin ihalenin feshi talebinin reddi kararı usul ve kanuna uygundur. Dairemizce mahkeme kararının onanması yerine menkul haczinin düştüğü gerekçesi ile ihalenin feshi kararı verilmesine yönelik bozma kararı isabetsiz olup, alacaklı vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulü gerekmiştir. 
SONUÇ : Alacaklı vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulü ile Dairemizin 01.06.2009 tarih ve 2009/4192 Esas, 2009/11692 Karar sayılı bozma ilamının kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.´nın 438. maddeleri uyarınca ONANMASINA, 16.03.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 
                                  Sayaç