TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
YARGITAY KARARLARI 2 ( MURİSİN DENKLEŞTİRME AMACI VE TAPU İPTALİ VE TESCİL-MİRASÇILIK - ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA AKDİ - SAKLI PAY - TENKİS -ZİLYETLİKLE KAZANMA - OLAĞANÜSTÜ ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ - ZİLYETLİKLE KAZANMA) / 28-06-2012

 MURİSİN DENKLEŞTİRME AMACI VE TAPU İPTALİ VE TESCİL

T.C. YARGITAY 1.Hukuk Dairesi Esas:  2010/1027 Karar: 2010/3706 Karar Tarihi: 01.04.2010   

ÖZET: Çekişmeli taşınmazların temliki konusunda bir bedel ödenmediği sabittir. Gerçekten de, miras bırakanın, dışarıda mirasçı bırakmaksızın, tüm mirasçılarına sağlığında mal varlığını paylaştırmak amacıyla mali yönden yardım etmesi ve onlara da mal vermesi olanaklıdır. Böylesi bir durumda, mal kaçırma kastının varlığından söz edilemez. Oysa, miras bırakanın, kendisinden iki yıl sonra ölen eşine herhangi bir mal vermediği dosya kapsamı ile sabittir. Öyleyse, murisin denkleştirme amaçlı olduğu söylenemez. Miras bırakanın temlikteki amacının mirasçılardan mal kaçırma olduğu kabul edilmelidir.

(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)

Dava: Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, miras bırakanın mal kaçırmak amacıyla 2 ve 9 nolu bağımsız bölümleri davalılar murisi oğlu H. Ü.’e satış yoluyla temlik ettiğini, satışın gerçek olmadığını ileri sürüp muvazaa nedeniyle tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tesciline, olmadığı taktirde tenkisine karar verilmesini istemiştir.

Davalılar M. ve H. T., dava konusu taşınmaz satışlarının muvazaalı olmadığını belirtip davanın reddini savunmuşlardır. Davalı O., yargılamaya katılmadığı gibi davaya cevap da vermemiştir.

Mahkemece, çekişme konusu taşınmazların mirasçılar arasında denkleştirme yapmak amacıyla temlike konu edildiği, davacıya da murisin sağlığında taşınmaz verdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi E. S.’ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.

Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde tenkis isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; miras bırakanın çekişme konusu 275 ada 19 parsel sayılı taşınmazdaki intifa hakkını uhdesinde bırakıp 350/4200 payının çıplak mülkiyetini ve 210/4200 payının tamamını oğlu H. Ü.’e 25.03.1985 tarifti akitle satış suretiyle temlik ettiği, anılan taşınmazda 25.03.1985 tarihinde kat irtifakı, 29.01.1987 tarihinde kat mülkiyeti tesis edilerek davaya konu 2 ve 9 nolu bağımsız bölümlerin davalılar murisi H. Ü. K. adına tescil edildiği anlaşılmaktadır.

Davacı, anılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış, davalılar ise, murisin davacıya da yer verdiğini bildirerek savunma yoluyla davaya karşı koymuşlardır.

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide <muris muvazaası> olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Öte yandan, miras bırakanın sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını, mirasçıları arasında hoş görü ile karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırmışsa mirasçısından mal kaçırma iradesinden söz etme olanağı yoktur. O halde, miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığı üzerinde durulması, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden taşınır, taşınmaz ve hakların araştırılması, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin mercilerinden getirtilmesi, her bir mirasçıya geçirilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınarak paylaştırmanın mı, yoksa, mal kaçırma amacının mı üstün tutulduğunun aydınlığa kavuşturulması zorunludur.

Somut olaya gelince; davalıların savunmasından da anlaşıldığı üzere, çekişmeli taşınmazların temliki konusunda bir bedel ödenmediği sabittir. Gerçekten de miras bırakanın dışarıda mirasçı bırakmaksızın tüm mirasçılarına sağlığında mal varlığını paylaştırmak amacıyla mali yönden yardım etmesi ve onlara da mal vermesi olanaklıdır. Böylesi bir durumda mal kaçırma kastının varlığından söz edilemez. Oysa, miras bırakan F. S.’nın kendisinden iki yıl sonra ölen eşi M.’e her hangi bir mal vermediği dosya kapsamı ile sabittir. Öyleyse, murisin denkleştirme amaçlı olduğu söylenemez.

Diğer taraftan, davalılar murisinin davacıya yapmış olduğu temlik sebebiyle ve aynı hukuki sebebe dayalı olarak açtıkları tapu iptali ve tescil davasının Kadıköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/94 esas sayılı dosyası ile derdest olduğu görülmektedir.

Somut bu olgu ve bulgular, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinden miras bırakanın temlikteki amacının mirasçılardan mal kaçırma olduğu kabul edilmelidir.

Hal böyle olunca; davanın davacının miras payı oranında kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde hata yapılarak yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.

Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 01.04.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



TAPU İPTALİ TESCİL MURİS MUVAZAASI DAVACILAR, MİRAS BIRAKAN BABAANNELERİ C.’NİN DİĞER MİRASÇILARINDAN MAL KAÇIRMAK AMACIYLA VE MUVAZAALI OLARAK 2289 ADA 39 PARSEL SAYILI TAŞINMAZIN BİR KISMINI ASLINDA KIZI F.’YA DOLAYISIYLA DA TORUNUNA BAĞIŞLAMAK KAS

T.C. YARGITAY 1.Hukuk Dairesi Esas:  2010/5947 Karar: 2010/9117 Karar Tarihi: 21.09.2010     

(818 S. K. m. 18, 213) (4721 S. K. m. 2, 706) (3402 S. K. m. 12) (2644 S. K. m. 26)

 Dava: Taraflar arasında görülen davada;

Davacılar, miras bırakan babaanneleri C.’nin diğer mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak 2289 ada 39 parsel sayılı taşınmazın bir kısmını aslında kızı F.’ya dolayısıyla da torununa bağışlamak kastıyla davalı torununun eşine satış göstererek bedelsiz pay temlik ettiğini ileri sürüp, davalı adına olan tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini istemişlerdir.

Davalı, dava konusu taşınmazdan 04.02.1959 ve 04.03.1970 tarihlerinde bedeli karşılığında pay satın aldığını, murisin ihtiyacı nedeniyle taşınmazı sattığını bildirip, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davacıların dava açmak için 18 yıldan fazla beklemelerinin Medeni Kanun’un 2. maddesi anlamında iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacılar vekili ve davalı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 21.09.2010 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat Y.Ç. ile temyiz edilen vekili Avukat H.G. geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi S.A. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davacıların dava açmak için 18 yıldan fazla beklemelerinin Medeni Kanun’un 2. maddesi anlamında iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacıların miras bırakanı C.’nin 2289 ada 39 parsel sayılı taşınmazın 300/5462 payının 04.02.1959 tarihli akitle, 1200/5462 payını ise 04.03.1970 tarihli akitle davalıya satış suretiyle temlik ettiği görülmektedir.

Davacılar, miras bırakanın davalıya yapmış olduğu temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, eldeki davayı açmışlardır.

Bilindiği üzere; muvazaa iddiasına dayalı davalar hiçbir hak düşürücü süreye ya da zamanaşımına (3402 Sayılı Yasa ’nın 12. maddesinin uygulanması gereken haller hariç) tabi olmayıp, her zaman açılabilecek davalardandır. Zira, süre ya da zaman geçmekle muvazaalı işlemin geçerli hale gelebilmesine yasal olanak yoktur. Uygulamada ve öğretide <muris muvazaası> olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

 Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı inançları Birleştirme Kararı’nda açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanun’un 706, Borçlar Kanunu’nun 213 ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

 Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

 Hal böyle olunca, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda zamanaşımı ya da hak düşürücü sürenin uygulanma olanağı bulunmadığı, davanın niteliğine göre bu tür iddiaların süreye tabi kılınmaksızın her zaman ileri sürülmesinin olanaklı bulunduğu gözetilmek suretiyle toplanan ve toplanacak deliller değerlendirilerek, işin esası yönünden yukarıda ilkeleri kapsar biçimde hükme yeterli bir araştırma yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

 Sonuç: Tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün belirtilen nedenlerden ötürü HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.12.2009 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi’ nin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden taraf vekilleri için 750.00.’şer TL. duruşma avukatlık parasının karşılıklı olarak alınıp, birbirlerine verilmesine, 21.09.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



MİRASÇILIK  - ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA AKDİ - SAKLI PAY TENKİS 

T.C. YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ E. 2010/2402  K. 2010/2627 T. 2.4.2010

4721/m.507/4

4722/m.17

ÖZET : Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. Ölünceye kadar bakma akitleri aslında ivazlı tasarruflardan olup tenkisi istenemez. Ancak miras bırakanın açıkça saklı payları ihlal kastı ile yaptığı ölünceye kadar bakma akitleri tenkise tabidir.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay´ca incelenmesi süresinde duruşmalı olarak istenmiştir. İnceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. Gereği görüşüldü:

KARAR : Davacılar ile birleşen davanın davacısı, miras bırakanları adına kayıtlı olan ve Ç..., Y... Köyünde bulunan 478, 489, 490, 503, 506 ile 507 parsel sayılı taşınmazların 1964 yılında davalılara ölünceye kadar bakma akdi ile verildiğini, yapılan temliklerin saklı payları ortadan kaldırmak amacı ile yapıldığını belirterek, saklı paylarını aşan 150.000.000 TL´lik kısmın tenkisiyle, davalılardan yasal faizi ile tahsili talebinde bulunmuştur. Davalılar, mahfuz hisse ihlal kastı olmadığını belirterek davanın reddini istemişlerdir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davacı Ayşe yargılama sırasında öldüğünden ve mirasçıları da davaya devam etmediklerinden dosyanın bu davacı yönünden işlemden kaldırılmasına, davacılar Melahat ile Mecit´in davalı D.Ali hakkında açtıkları davanın reddine, davalı Muharrem hakkında açtıkları davanın ise kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı Muharrem tarafından temyiz edilmiştir.

Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir ( 4722 s. K. m. 17 ). Miras bırakan tarafından davalılara yapılan bir kısım kazandırmaların ölünceye kadar bakma akdi ile yapıldığı toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Ölünceye kadar bakma akitleri aslında ivazlı tasarruflardan olup tenkisi istenemez. Ancak miras bırakanın açıkça saklı payları ihlal kastı ile hareket ederek yaptığı ölünceye kadar bakma akitleri tenkise tabidir ( MK m. 507/4 ).

SONUÇ : Öyle ise taraflardan bu husustaki delilleri sorulup, toplanmak, sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı şekilde, eksik inceleme ile karar verilmiş olması isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de; tenkis davalarında seçimlik hakkın kullanıldığı tarihten itibaren faize hükmedilmesi gerekmekte iken dava tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmüş olması da isabetsiz olduğundan yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ), peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 02.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.



ZİLYETLİKLE KAZANMA - OLAĞANÜSTÜ ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ - MALİKİN TAPU KÜTÜĞÜNDEN ANLAŞILAMAMASI  - HAZİNE´NİN SON MİRASÇILIĞI

T.C. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2009/5738   K. 2010/1450 T. 30.3.2010

4721/m.

501, 713/1, 713/2, 713/6

ÖZET : Dava, TMK´nın 713/2. fıkrasında yazılı üç hukuki sebepten biri olan "...maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan..." hukuki sebebine dayalı olarak ve tapu kütüğünün bu nedenle hukuki değerini yitirdiği gerekçesiyle açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır. Kayıt maliklerinin bilinen, tanınan ve süreç içinde yaşayan kişiler olduğunun anlaşılması karşısında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan hukuksal sebebine dayalı davanın reddi kararı doğrudur.

Hazine tarafından açılmış yöntemine uygun bir dava olmadan, TMK´nın 713/1. fıkrası çerçevesinde açılan davaya katılan Hazine´nin son mirasçı olarak tescil isteğinin kabulüne karar verilmesi doğru değildir.

DAVA : Şerife ve müşterekleri ile Hazine ve N... Belediye Başkanlığı, müdahil Nevin ve müşterekleri, dahili davalılar Nezihe ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair ( Niksar Asliye Hukuk Hakimliği )´neden verilen 18.04.2007 gün ve 54/102 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay´ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmiştir. Temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili dava dilekçesinde; 103 ada 8 sayılı parselin 50 yıla yakın bir zamandan beri vekil edenlerinin miras bırakanı Zeki´nin zilyetliğinde olduğunu, ölümü ile geriye kalan mirasçıları davacılar tarafından aralıksız, çekişmesiz ve malik sıfatı ile zilyet olduklarını, tapuda kayıt maliki görünen Rahmi ile Ömer ve Ahmet´in soyadlarının bilinmediğini, TMK´nın 639/2. fıkrasındaki koşulların olayda gerçekleştiğini açıklayarak kayıt malikleri adına bulunan tapu kaydının iptali ile muris Zeki´nin veraset belgesindeki payları oranında davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine ve Belediye Başkanlığı vekilleri, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.

Davalı ve dahili davalı gerçek şahıslar, davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece, davacıların davasının reddine, davalı Hazine´nin tescil isteğinin kısmen kabulüne, kısmen reddine, davaya konu 103 ada 8 parsel sayılı taşınmazın 539 hissesine sahip Ahmet adına olan tapu kaydının iptali ile 539 hissenin son mirasçı olarak Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, diğer hisseler yönünden Hazine´nin tescil isteğinin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, TMK´nın 713/2. fıkrasında yazılı üç hukuki sebepten biri olan "...maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan..." hukuki sebebine dayalı olarak ve tapu kütüğünün bu nedenle hukuki değerini yitirdiği gerekçesiyle açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.

Uyuşmazlık konusu 103 ada 8 sayılı parsel, yapılan kadastro çalışmaları sırasında Rahmi, Ömer ve Ahmet adlarına sırasıyla 9002/10080, 539/10080 ve 539/10080 paylar ile tespit edilmiş ve kadastro tutanaklarının kesinleşmesiyle 22.02.1978 tarihinde tapu kaydı oluşmuştur. Halen tapu adı geçenler adına kayıtlı bulunmaktadır. Kadastro beyannamesi üzerinde yapılan incelemede 103 ada 8 sayılı parsel Eylül 192.6, 3 ve 4 sıra nolu tapu kayıtlarına dayalı olarak 02.12.1975 tarihinde tespiti yapılmıştır. Edinme sebebi tapu kaydında açıklandığı gibidir. Mahkemenin de gerekçesinde vurguladığı gibi, yapılan zabıta araştırması sonucu mirasçıları belirlenmiş, mirasçılara ait nüfus kayıtları getirtilip dosya arasına konulmuştur. Sadece kayıt maliklerinden Ahmet´in mirasçılarının olmadığı saptanmıştır. Keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar da olayı doğrulamışlardır.

Açıklanan olgular ile dosya arasında bulunan bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, 8 nolu parsele revizyon gören tapu kaydında kayıt maliklerinin isimlerinin yazılı bulunduğu kadastro beyannamesinin edinme kısmı ile saptandığı, mirasçılara ait nüfus kayıtlarının dosya arasında bulunduğu, yerel bilirkişi ve tanıkların da kayıt maliklerinin varlığını ve yaşadıklarını doğruladıkları anlaşıldığına göre TMK´nın 713/2. fıkrasında ifadesini bulan "maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan" kimseler olarak nitelendirilmesine olanak bulunmamaktadır. Görüldüğü gibi kayıt maliklerinin bilinen, tanınan ve süreç içinde yaşayan insanlar olduğu tapu ve nüfus kayıtlarıyla belirlenmiş bulunmaktadır. O nedenle maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan kişiler olarak nitelendirilemez. Malikin tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan ibaresi ile bir kişinin tapu kütüğüne hayali olarak yazılmış olması, hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmamış olması ya da mal sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak gerekli bilginin tapu kütüğünden çıkarılmasının imkansız olması gerekmektedir. Somut olayda böyle bir olgu söz konusu değildir. Mahkemece de bu husus kararında detaylı olarak açıklanmıştır. Bu nedenlerle davacılar vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir.

Her ne kadar mahkeme, gerekçeli kararında davacılar ve murislerinin toplam zilyetlik sürelerinin 20 yılı doldurmadığı açıklamasına yer vermiş ise de, davacı tarafın dayandığı hukuki sebep gözetildiğinde ve hükmün kesinleşmesi halinde davacı taraf aleyhine olumsuz bir hukuki sonuç doğuracağı açıktır. Bu kısmın fazladan gerekçeye

ilave edildiğinin ve gözetilmemesi gereken bir husus olduğunun kabulü gerekir. Kayıt malikleri bilinen ve tanınan kişiler olduğuna göre, artık kazanmayı sağlayan 20 yıllık sürenin tartışılmasına ve değerlendirmesine gerek yoktur.

Saptanan bu somut ve hukuki olgular karşısında davacı tarafın dayandığı hukuki sebep de gözetildiğinde davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde bulunmadığından reddi ile kayıt malikleri Rahmi ve Ömer´in paylarına yönelik hükmün redde ilişkin bölümünün ONANMASINA,

Davacılar vekilinin Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilen kayıt maliki Ahmet´in payına ilişkin temyiz itirazlarına gelince; dava TMK´nın 713/2. fıkrası gereğince açılmış bir tapu iptali ve tescil davasıdır. Bu tür davalarda kural olarak dava; kayıt malikine, kayıt maliki ölmüş ise mirasçılara karşı açılır. Kayıt maliki mirasçı bırakmış ise, Hazine´nin bu tür davalarda yer alma olanağı bulunmamaktadır. Ancak, bu ilkenin istisnası TMK´nın 501. maddesinde yer almaktadır. Kayıt maliki mirasçı bırakmamış ise, Hazine´nin son mirasçı sıfatıyla davada yer alması mümkündür. Uygulama da bu yöndedir. Somut olayda; kayıt maliki Ahmet, her ne kadar mirasçı bırakmadan ölmüş ise de, Hazine tarafından yöntemine uygun bir biçimde Ahmet´in payı bakımından açılmış bir dava ve istek söz konusu değildir. Anlaşıldığı kadarıyla mahkemece, TMK´nın 713/1-6. fıkrasından hareketle Hazine adına iptal ve tescile karar verilmiştir. TMK´nın 713/1. fıkrası çerçevesinde açılan bir tescil davası söz konusu olmadığından aynı maddenin 6. fıkrası gereğince katılma yoluyla Hazine´nin veya kamu tüzel kişileri ile üçüncü şahısların istekte bulunması mümkün görülmemektedir. Bu katılım sadece TMK´nın 713/1. fıkrası çerçevesinde açılan davalar için söz konusudur. 4721 sayılı TMK´nın 713/2. fıkrası gereğince Hazine katılma yoluyla tescil isteğinde bulunamaz. Ancak, yöntemine uygun bir biçimde açacağı bağımsız bir dava ile mirasçı bırakmadan ölen kayıt maliklerinin payları yönünden iptal ve tescil isteğinde bulunabilir.

O halde, Hazine tarafından açılan yöntemine uygun bir dava ve istek olmadığından Ahmet´in payı bakımından iptal ve tescile karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Davacı tarafın durumu ve TMK´nın 713/2. fıkrasındaki hukuki sebepler gözönünde tutulduğunda davacılar vekilinin hükmün bu kısmını temyiz etmesinde hukuki yararı bulunmaktadır. Bu nedenle, buna yönelik temyiz isteğinin kabulü uygun görülmüştür.

SONUÇ : Davacılar vekilinin Ahmet´in payına yönelik temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ve sadece Ahmet´in payıyla sınırlı olmak üzere HUMK´nın 428. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ) ve peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, 30.03.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.




VASİYETNAMENİN TENFİZİ İSTEMİ  - ATANMIŞ MİRASÇI  - VERASET İLAMI 

T.C. YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ    E. 2010/12478 K. 2010/19947 T. 6.12.2010
4721/m.516, 541, 598, 599, 600
ÖZET : Dava dilekçesinde vasiyetnamenin tenfizi istenilmiştir. Vasiyetname, muayyen mal vasiyeti niteliğinde olmayıp, mirasçı atamaya ilişkindir. Medeni Kanunun 600. maddesi muayyen mal vasiyetini kapsayıp mirasçı atanmasını kapsamaz. Atanmış mirasçılarda ise miras, miras bırakanın ölümü ile kazanılır. Mirasçı atanan kişi miras bırakanın ölümü ile tereke üzerinde doğrudan ve kendiliğinden bir ayni hak kazanır. Bu durumda, miras bırakandan intikal eden ayni hakların, atanmış mirasçı adına tescili için vasiyetnamenin yerine getirilmesi davasına dolayısıyla mahkeme hükmüne ihtiyaç yoktur. Atanmış mirasçıya, buna ilişkin mirasçılık belgesi verilmesi yeterli olup, bu nitelikteki belge ile ayni hakların bu kişi adına tapuda ( resmi senet düzenlenmeksizin tescili ) mümkündür. Davacı TMK 598/2 uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesinden veraset ilamı alarak aynı sonuca ulaşabilecektir. O halde mahkemece davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir. 
DAVA : Dava dilekçesinde vasiyetnamenin tenfizi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 
Temyiz isteminin süresi Içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü. 
KARAR : Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı tarafın sair temyiz itirazları yerinde değildir. 
Davada, vasiyetnamenin yerine getirilmesi ve vasiyete konu yerlerin davacı adına tapuya tescili talep edilmiştir. 
Vasiyetname, muayyen mal vasiyeti niteliğinde olmayıp, mirasçı atamaya ilişkindir ( TMK. md. 516 ). MK. Md.600 uyarınca muayyen mal vasiyetinde vasiyet alacaklısı kişisel bir istem hakkı kazanır ve bu hak dava yoluyla talep edilebilir. Uygulamada bu dava vasiyetin tenfizi davası olarak anılmaktadır. Medeni Kanun´un 600. maddesi muayyen mal vasiyetini kapsayıp mirasçı atanmasını kapsamaz ( Nitekim değişiklik öncesi medeni kanun 541 metninde "kendisine muyyen bir şey vasiyet edilen kimse" ifadei kullanılmaktadır ). Atanmış mirasçılarda ise miras, miras bırakanın ölümü ile kazanılır ( TMK. md.599/3 ). Mirasçı atanan kişi miras bırakanın ölümü ile tereke üzerinde doğrudan ve kendiliğinden bir ayni hak kazanır. Bu durumda, miras bırakandan intikal eden ayni hakların, atanmış mirasçı adına tescili için vasiyetnamenin yerine getirilmesi davasına dolayısıyla mahkeme hükmüne ihtiyaç yoktur. Atanmış mirasçıya, buna ilişkin mirasçılık belgesi verilmesi ( TMK. md.598/2 ) yeterli olup, bu nitelikteki belge ile ayni hakların bu kişi adına tapuda ( resmi senet düzenlenmeksizin tescili ) mümkündür ( Tapu Sicili Tüzüğü md.21/a ). 
Yukarıda açıklandığı üzere davacı TMK. 598/2 uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesinden veraset ilamı alarak aynı sonuca ulaşabilecektir. 
O halde mahkemece davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun değildir. 
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 06.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 


ALACAKLILARINA ZARAR VERMEK AMACIYLA MİRASIN REDDİ  - MİRASIN REDDİ - MİRASIN REDDİNİN İPTALİ 

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2010/4303 K. 2010/16104 T. 5.10.2010
ÖZET : 
Malvarlığı borcuna yetmeyen mirasçı, alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse; alacaklıları veya iflas idaresi kendilerine yeterli güvence verilmediği takdirde, ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptali hakkında dava açabilirler. 
4721/m. 617
DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü: 
KARAR : Malvarlığı borcuna yetmeyen mirasçı, alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse; alacaklıları veya iflas idaresi kendilerine yeterli güvence verilmediği takdirde, ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptali hakkında dava açabilirler ( TMK md. 617 ). Reddin iptaline karar verilirse, miras resmen tasfiye edilir ( TMK md. 617/2 ). Açıklanan yasal hüküm gereğince, mirasçının alacaklılarının reddin iptalini isteme hakkı mevcuttur. O halde, taraflara delillerini sunmaları için mehil verilmesi, göstermeleri halinde delillerinin toplanması ve hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken "mirasın reddinin şahsi bir hak olduğundan" söz edilerek isteğin reddi doğru görülmemiştir. 

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple ( BOZULMASINA ), istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi. 




MİRASIN REDDİ - TEREKEYİ SAHİPLENME - MİRASÇILARIN TAZMİNAT DAVASINI YASAL HASIM OLARAK TAKİP ETMELERİ

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2009/16808 K. 2010/6378 T. 1.4.2010

4721/m. 605

ÖZET : Davacıların tazminat davasında miras bırakanın mirasçıları olarak davalı sıfatıyla yasal hasım olarak davayı takip etmeleri terekeyi sahiplenme anlamına gelmez.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacıların, tazminat davasında miras bırakan Hamza´nın mirasçıları olarak davalı sıfatıyla yasal hasım olarak davayı takip etmeleri terekeyi sahiplenme anlamına gelmez.

O halde, davacıların delilleri toplanarak miras bırakanın Türk Medeni Kanunu´nun 605/2. maddesi uyarınca terekesinin aktif ve pasifleriyle birlikte tespiti ile ölüm tarihi itibariyle terekenin borca batık olup olmadığının belirlenmesi ve sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ( BOZULMASINA ), temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.04.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 
                                  Sayaç