TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR.. SİTEMİZDE YER ALAN BİLGİLERİ İNCELERKEN ARADIĞINIZ SORULARIN CEVABINI BÜYÜK ÖLÇÜDE BULABİLECEKSİNİZ..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
YARGITAY KARARLARI 78 (İHTAR MASRAFI - HİZMET AKDİ - EĞİTİM GİDERİ - CEZAİ ŞART ALACAĞI-ÇALIŞMA SÜRESİ - ÇALIŞMA HAYATININ DENETİMİNDE YETKİLİ MAKAMLAR) / 27-06-2012


İŞ KOLUNUN TESPİTİ 

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 2011/9-347 E.N , 2011/311 K.N.    
İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "İş Kolunun Tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kahramanmaraş İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 07.07.2010 gün ve 2009/832 E.-2010/578 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili ve davalılardan T..-K…. İ. S….. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 02.11.2010 gün ve 2010/37415-31409 sayılı ilamı ile;

"…Davacı K…. İ…. S…….  vekili dava dilekçesinde ;  Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı´nın 31/08/2009 tarihli ve 2009/45 K. sayılı 04.09.2009 tarihli ve 27339 sayılı Resmi Gazete´de yayınlanan Kahramanmaraş Valiliği İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği´nde yapılan işlerin niteliği itibariyle  İşkolları Tüzüğü´nün 15 sıra numaralı "İnşaat" işkoluna girdiğine ilişkin tespit kararının iptali ile anılan işyerindeki işlerin  17 sıra nolu "Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar işkoluna" girdiğine karar verilmesini,  mümkün olmaması  halinde davalı  idareye  bağlı, Sağlık  Eğitim  Soyal Hizmetler  Daire  Başkanlığı,  Hukuk  Müşavirliği, İdari  ve  Mali İşler Daire  Başkanlığı,  İnsan Kaynakları Müd., Muhasebe Müd, Encümen Müd.  Destek Hizmetleri Müd. Vb. mevcut ve ileride   faliyet  konuları ile ilgili  kurulacak işyerlerinin 17 sıra nolu "Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar İşkoluna" girdiğinin tespitine  karar  verilmesini  istemiştir.

Davacı T..- K....-İ . S.....Genel Başkanlığı vekili dava dilekçesinde ;   Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı´nın, 31/08/2009 tarihli ve 2009/45 K. sayılı 04.09.2009 tarihli ve 27339 sayılı Resmi Gazete´de yayınlanan Kahramanmaraş Valiliği İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği´ne bağlı yapılan işlerin niteliği itibariyle İşkolları Tüzüğü´nün 15 sıra numaralı "İnşaat" işkoluna girdiğine ilişkin tespit kararının iptali ile anılan işyerindeki işlerin  17 sıra nolu  "Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar işkoluna" girdiğine karar verilmesini istemiştir.    

Davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı vekili  cevap dilekçesinde   İl Özel İdaresi Kanunun 2005 yılında değiştirilerek il özel idaresinin amaç ve görevlerinin değiştirildiğini ve bu çerçevede işyerinin "İş Kolları Tüzüğü"nün 15 sıra numaralı "İnşaat" işkoluna girdiği savunarak davanın reddine, karar verilmesini istemiştir.

Davalı Kahramanmaraş İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği vekili cevap dilekçesinde   Müvekkiline  bağlı işyerinin  İş Kolları Tüzüğü´nün 15 sıra numaralı "İnşaat" işkoluna girdiği savunarak davanın reddine, karar verilmesini istemiştir.

Davalı Türkiye Yol İş sendikası vekili cevap dilekçesinde, İl Özel İdaresi Kanununun 2005 yılında değiştirilerek il özel idaresinin görevlerinin değiştirildiğini ve bu çerçevede işyerinde ağırlıklı olarak inşaat işlerinin yapıldığını, söz konusu işyerinin İş Kolları Tüzüğü´nün 15 sıra numaralı "İnşaat" işkoluna girdiğini savunarak davanın reddine, karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece,  Kahramanmaraş  İl Özel İdaresi işyerindeki ağırlıklı faaliyetin inşaat iş kolundaki faaliyetler olduğu  gerekçesi  ile  davanın  reddine   karar  verilmiştir.

Karar davacı sendika vekili ile davalı T…- K…. İ. S…..  vekili tarafından    temyiz edilmiştir.  

K… -İ. S……  vekili tarafından ise;  İl Özel İdarelerinin 15 sıra numaralı "İnşaat" işkoluna girdiği şeklindeki tespitin hatalı olduğu, İl Özel İdaresinin bağlı birimleri ve buralarda yapılan işlere göre tespit kararı verilmesi  gerektiği  gerekçesi  ile temyiz edilmiştir.  

Uyuşmazlık, 2821 sayılı Sendikalar Kanunun 4 ve 60. maddeleri uyarınca işkolu tespitine itiraza ilişkindir.

Türk toplu iş hukukundaki normatif düzenlemelerde iş kolu kavramı önemli bir yer tutmaktadır. 2821 sayılı Sendikalar Kanununa göre, öncelikle işci ve işveren sendikaları işkolu esasına göre kurulmaktadır  (m.3). İşkolunun belirlenmesi konusunda özel bir norm düzenlenmiştir (m.4). Anılan maddeye göre işkolu tespiti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yapılacaktır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yapılan tespit ile ilgili kararın Resmi Gazete´de yayımlanmasına müteakip bu tespite karşı ilgililer  iş davalarına bakmakla görevli mahalli mahkemede onbeş gün içinde dava açabileceği belirtilmiştir. Belirtilen süre hak düşürücüdür.

İşçi ve işveren sendikalarının kurulabilecekleri işkolları Sendikalar Kanununun 60.maddede gösterilmiştir. Anılan maddede, bir işyerinde yürütülen asıl işe yardımcı işler de, asıl işin dahil olduğu işkolundan sayılacağı ifade edilmiştir. Yine aynı maddede; bir işkoluna giren işlerin neler olacağı, işçi ve işveren konfedarosyanlarının görüşü de alınarak  ve uluslararası normlarda göz önünde bulundurularak bir tüzükle düzenleneceği belirtilmiştir.

Söz konusu tüzükte işkollarına giren işler, tüzüğe ekli listede belirtilmiştir. Bir işyerinde yürütülen asıl işe   yardımcı işlerde, asıl işin dahil olduğu işkolundan sayılacağı vurgulanmıştır. (Tüz m.3)

2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu( Toplu GLK)´nun üçüncü maddesinde " bir toplu iş sözleşmesi aynı işkolunda bir veya birden çok işyerini kapsayabilir" tümcesi ile esas olarak işyeri toplu iş sözleşmesini esas almıştır.

Anılan maddenin ikinci fıkrasına göre, bir gerçek ve tüzel kişiye veya bir kamu kurumu ve kuruluşlarına ait aynı iş kolunda birden çok işyerine sahip bir işletmede ancak bir toplu iş sözleşmesi yapılabilir. Bu kanun anlamında yapılan sözleşme tipine işletme toplu iş sözleşmesi denir. Ancak, fıkrada ayrık bir düzenlemeye de yer verilerek, kamu kurum ve kuruluşlar için tek bir işletme toplu iş sözleşme yapılabilmesine olanak tanınmıştır.

İşkolu kavramı sendikaların faaliyet alanlarını belirleyen temel bir öğedir. Birbirine benzer işler bir hukuki kalıp altında toplu iş hukukuna sunulmaktadır.

İş kolu tespitinde birim olarak işyerinin alınacağı normatif düzenlemelerin tartışmasız bir sonucudur. 4857 Sayılı Yasanın 2.maddesinin gerekçesinde iş yeri tanımı teknik bir amaca, diğer bir deyişle mal ve hizmet üretimine yönelik ve değişik unsurlardan meydana gelen bir birim olduğu belirtilmiştir. İşyerinin sınırlarının saptanmasında "işyerine bağlı yerler" ile "eklentiler" ve "araçların"  bir birim kapsamında oldukları belirtildikten sonra özellikle bir işyerinin mal ve hizmet üretimi  için ayrı bir alanı da kullanması halinde bunların tek işyerimi yoksa bir birinden bağımsız işyerleri mi sayılacağı konusunda "amacta  birlik",  aynı teknik amaca bağlı olarak üretimde bulunma, nitelik yönünden bağlılık ile "yönetimde birlik", aynı yönetim altında örgütlenmiş olma koşullarının aranacağı düzenlenmiştir. Öte yandan teknolojik ve ekonomik gelişmeler bir işyeri çerçevesinde mal ve hizmet üretimi, pazarlama ve müşterilere sunulması yönünden çok yönlü bir yapısal değişikliği gerektirmesi nedeniyle bir işyerinin  amacının gerçekleşmesinde işlerin görülmesi işyerinin kurulu bulunduğu "yerin" dışına taşmış, özellikle "işveren kurulan iş organizasyonu" içerisinde işyeri niteliğinde olmayan irtibat bürolarına veya yurt genelinde veya ilin  içinde işlerin yürütüldüğü örgütlenmeye kadar genişletmek gereksinimi duyulmuştur. Bu bağlamda 2.maddede "iş yeri, işyerine bağlı yerler, eklentiler ve araçlar ile oluşturulan iş organizasyonu kapsamında bir bütündür" hükmü getirilmiştir (Bu konuda ayrıntılı bilgi için Bkz.Esener, Turhan: İş Hukuku Bası 3 Ankara 1978 sh 83-84; Ekonomi, Münir: İş Hukuku, Ferdi İş Hukuku C 1, İstanbul 1987 sh 59; Çelik, Nuri: İş Hukuku Dersleri Bası 21, İstanbul 2008  sh 56-57; Narmanlıoğlu, Ünal: İş Hukuku  II Ferdi İş İlişkileri  Bası 3 İzmir 1998 sh 121; Süzek Sarper; İş Hukuku Bası 4 Ankara 2008 sh 173-178; Mollamahmutoğlu Hamdi İş Hukuku Bası 3 Ankara 2008 sh 191-201; tüm genişliği ve ayrıntılarıyla Yenisey/Doğan, Kübra: İş Hukukunda İşyeri ve İşletme, Yayınlanmış Doçentlik Tezi, İstanbul 2007 sh 23-37).   

İşyerinin özelliğini veren temel öğe teknik amaçtır. Mal ve hizmetin kazanç amacıyla yahut başka bir amaçla üretilmesi arasında bir fark bulunmamaktadır. Başka bir anlatımla hizmet üretimi veya mal üretimi tek başına teknik bir amaç olabilir. Sonuç olarak işyeri teknik bir amacı gerçekleştiren temelde örgütsel bir birlikteliktir. İşyeri sürelikli bir organizasyon içerisinde örgütlenmeyi gerektirir. Organizasyon özünde maddi ve maddi olmayan öğelerin yanında emeğin varlığını da içinde barındırır.

Aynı işverene ait iki üretim birimi aynı teknik amacı elde etmek için örgütlenmişse yahut bu yerlerde aynı teknik amacın farklı üretim amaçları gerçekleşiyorsa amaçta birlik sağlanmıştır.

Farklı üretim birimlerinin tek bir işyeri sayılması için aynı arazi sınırları içinde bulunmaları gerekmemektedir. Fakat birimler arasındaki uzaklık işlerin tek elden yürütümünü engelleyecek boyutta olmamalı çünkü farklı birimler arasında amaçta birlik bulunsa dahi yönetimde birliğin sağlanmasının zorluğu tartışmasızdır.

Toplu İş Hukuku anlamında işyerinin işçilerin dayanışmadan kaynaklanan ortak menfatleri  oluşmasına olanak sağlayan ve faliyetlerini  sürdürebileceği bir sürekliliğe sahip ve işverenede  asıl işin girdiği iş kolunda sendikal muhatap yaratacak bir birim olması gerekmektedir. Alman ve Fransız Hukukunda işyerinin neresi olduğu ve sınırlarının belirlenmesi sosyal tarafların özerkliğine terk edilmiştir. Oysa hukukumuzda işyeri mutlak ve tartışmasız olarak kabul edilmektedir. İşyeri kavramı fonksiyonel bir kavramdır ( Doğan, Yenisey: sh 443,447).  İşletme ise genel olarak iktisadi bir amacın gerçekleşmesi için aynı işverene ait birden fazla işyerinin örgütlenmesi ile oluşmuş bir ünite olarak tanımlanmaktadır. İşyerini işletmeden ayıran temel ölçütlerden biri izlenen amaçtır. İşletme mutlaka ekonomik bir amaç gütmesi gerekmez. İşyeri işletmenin genel olarak bağımsız bir bölümü olarak düşünülmesi gerekir. Ticaret Hukukundaki işletmeden  farklı bir amaç gütmektedir. Çünkü ticari işletmelerde işçi çalıştırma zorunluluğu bulunmamaktadır.

İşyeri ve işletme ayırtımında organizasyon kavramıyla bir ayrıştırmaya gitmek de mümkün değildir. Çünkü işletmenin de işyerinin de bir organizasyon içerisinde örgütlenmesi mümkündür. Ancak işletmenin işyerine göre büyüklüğü aynı şekilde organizasyondaki büyüklüğünü gerektireceği kaçınılmazdır. Öte yandan işverenin ötesinde işletmenin profosyonel bir yönetim kadrosu oluşturacağı da gerçektir.

Temel sorun 4857 Sayılı Yasadaki işyeri kavramının genişliğinin Toplu İş Hukukuna yansımamasıdır. İşletme ve işyeri ayrımının bu bağlamda sorun çıkarması kaçınılmazdır.

Özetleyecek olursak işyerindeki faaliyet hangi teknik amacı taşıyorsa asıl iş odur. İşyeri organizasyonu içerisinde asıl işin gerçekleşmesini sağlayan diğer işler ise yardımcı işlerdir. Mal ve hizmetler için yatırım araçları ve işçi sayısı bu konuda ölçüt olabilir. Ancak bir işyerinde başka bir işverene ait ayrı bir işkolunda faaliyet var ise ayrı iş kolundan söz edilebilir. İşletme iş kolu tespiti için asıl iş ve yardımcı iş kavramına yer verilemez.

Tüzükteki 26 sıra numaralı "Milli Savunma" işkollu ve 28 sıra  numaralı "Genel İşler" işkollu´ na  ilişkin düzenlemeler  sebebi  ile Belediyeler  ve Milli Savunma  Bakanlığınca işletilen işyerleri,  yukarıda  belirlenen kriterlere  tabi değildir.

Uluslararası Çalışma Teşkilatının (ILO) Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Sayılı Sözleşmesi 2. Maddesinde "  Çalışanlar ve işverenler herhangi bir ayırım yapılmaksızın önceden izin almadan istedikleri kuruluşları kurmak ve yalnız bu kuruluşların tüzüklerine uymak koşulu ile bunlara üye olmak hakkına sahiptirler. "düzenlemesi ve "Örgütlenme Hakkının Korunması" başlıklı 11. Maddesinde  "Hakkında bu sözleşmenin yürürlükte bulunduğu Uluslararası Çalışma Örgütünün her üyesi, çalışanların ve işverenlerin örgütleme hakkını serbestçe kullanmalarını sağlamak amacıyla gerekli ve uygun bütün önlemleri almakla yükümlüdür." düzenlemesi yer almaktadır.

1982 Anayasası´nın, Sendika kurma hakkı başlığını taşıyan 51 inci maddesinin dördüncü fıkrası, "Aynı zamanda ve aynı işkolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz." hükmü,  07/05/2010 kabul tarihli, 13/05/2010 tarih ve 27580 (mük.) sayılı R.G.de yayımlanan 5982 sayılı Kanunun (Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun)  5.maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. 5982 sayılı Kanunun 5. Madde  gerekçesinde  " …Bu düzenleme, Uluslararası Çalışma Teşkilatının (ILO) Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Sayılı Sözleşmesine aykırı bulunmaktadır. Bu nedenle, söz konusu aykırılığın giderilmesi amacıyla 51 inci maddenin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır." denmiştir.

Gerek Uluslararası Çalışma Teşkilatının (ILO) Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Sayılı Sözleşmesi  doğrultusunda yapılan sendikal  çoğulculuğu  destekleyen    bu  gelişmeler, gerekse il özel idarelerinin yapısına   sürekli  yeni  işyerleri   katılmak sureti  ile  büyümesi  vegelişen  bu süreçte ilerde   yapısına yeni işyerlerinin  katılabilecek  olması,  dikkate  alındığında; Kahramanmaraş İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği´nde yapılan işlerin niteliği itibariyle İşkolları Tüzüğü´nün 15 sıra numaralı "İnşaat" işkoluna girdiğine ilişkin tespit kararı  sendikal  çoğulculuğu   sınırlandıracak, sendikal özgürlüğü kısıtlayacaktır.  

Kahramanmaraş İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği işyerinin kapsamı  itibari işyeri  olarak sınırlandırılması da  yukarıda  yapılan açıklamalar  uyarınca yerinde  olmayacağı gibi,  parçalı işkolu  tespiti yapılması  ve  işletme   olarak  kabul edilmesi  yerinde  olacaktır .

Her ne  kadar dairemizin  2010/25648 ESAS, 2010/24131 KARAR sayılı 15.7.2010  tarihli  Kararında "…. İşyerindeki işçi  sayısı  ve çalıştığı  kısımlar  dikkate  alındığında  ağırlıklı olarak çalışanların   inşaat  işkoluna giren faaliyetlerde bulunması,  İş organizasyonu içindeki   üretilen mal  hizmetlerin  ağırlığı ve üretim miktarında   inşaat  işlerinin ilerde  olması,  yatırım  araçları ile  makine  parkındaki makinelere yapılan  yatırım miktarında  inşaat işlerine ilişkin olanların çoğunluğa sahip olması    dikkate  alındığında, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı´nın Kayseri İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği´nde yapılan işlerin niteliği itibariyle   İşkolları Tüzüğü´nün  15 sıra numaralı "İnşaat" işkoluna girdiğine ilişkin tespit kararı yerinde  olup, bu nedenlerle doğru olan mahkeme kararının ONANMASINA…." şeklinde  karar  verilmiş  ise de; yukarıdaki  esaslar  doğrultusunda, tüm dairece yapılan  görüşmede  bu içtihattan  dönülmüştür.                 

Somut olayda dosya kapsamı hüküm  vermeye  yeterli bulunmadığından  yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda araştırma  ve  inceleme yapılması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hatalıdır..."gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN:Davacı(Birleşen Dosya Davalısı K…. İ.. S……. vekili ve

Davalı (Birleşen Dosya Davacısı)T..-K…. İ.. S……. vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu´nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, iş kolunun belirlenmesi istemine ilişkindir.

Bilindiği üzere; 2821 sayılı Sendikalar Kanunu´nun " İşkolunun belirlenmesi" başlıklı 4.maddesinde "Bir işyerinin girdiği işkolunun tespiti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yapılır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tespit ile ilgili kararını Resmi Gazete´de yayımlar. Kararın yayımını müteakip bu tespite karşı ilgililer iş davalarına bakmakla görevli mahalli mahkemede onbeş gün içinde dava açabilirler. Mahkeme iki ay içinde kararını verir. Kararın temyiz edilmesi halinde Yargıtay uyuşmazlığı iki ay içinde kesin olarak karara bağlar." hükmü yer almaktadır.

Bu nedenledir ki, maddede geçen "Kararın temyiz edilmesi halinde Yargıtay uyuşmazlığı iki ay içinde kesin olarak karara bağlar." hükmü karşısında öncelikle; mahkemece daire bozmasına karşı direnilmesinin olanaklı olup olmadığı ön sorun olarak ele alınmıştır.

Anılan düzenlemede yer alan, iş kolunun tespitine ilişkin olarak açılacak bir davanın seri yargılama usulüne göre iş davalarına bakan mahkemece en geç iki ay içinde karara bağlanması düşüncesi, işin niteliği ve aciliyetinden kaynaklanmakta olup; yasa koyucu tarafından bu aciliyete uygun olarak getirilen açık düzenleme ile de temyiz incelemesini yapan Yargıtay Özel Dairesince iki ay içerisinde uyuşmazlığın kesin olarak karara bağlanacağı hükme bağlanmıştır.

Benzer nitelikteki düzenlemelere; 4857 sayılı İş Kanununun 20/3; 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununun 3, 12, 15 ve 60. maddelerinde de yer verilmiş; bu düzenlemelerde de yine iş hukukuna yön veren temel ilke ve düşüncelerden hareket edilmiştir.

Nitekim, Hukuk Genel Kurulu´nun 13.03.1985 gün 1984/9-834 E. ve 1985/201 K. sayılı kararında da, benzer bir  konu ele alınarak; 2822 sayılı Kanunun 15. maddesinde yer verilen "Yargıtay´ca ... kesin karara bağlanır." hükmü ile yasa koyucunun burada bozma kararına karşı direnme yolunu kapamayı amaçladığının vurgulandığına işaret edilmiştir.

Hal böyle olunca, Yargıtay Özel Daire kararının kesinliğinden maksadın, mahkemece bu karara karşı direnilemeyeceği, olduğunun kabulü gerekir.

Hukuk Genel Kurulu´nun 20.10.2004 gün ve 2004/9-510 E., 2004/557 K.; 08.12.2004 gün ve 2004/9-654 E.,2004/664 K.; 21.09.2005 gün ve 2005/9-474 E.,2005/510 K.; 23.11.2005 gün ve 2005/9-579 E.,2005/648 K.; 12.04.2006 gün ve 2006/9-211 E., 2006/195 K.; 18.10.2006 gün ve 2006/9-621 E.,2006/673 K.; 03.12.2008 gün ve 2008/9-716 E.,2008/726 K.; 27.01.2010 gün ve 2009/9-592 E., 2010/35 K.; 24.02.2010 gün ve 2010/9-33 E. 2010/105 K sayılı ilamlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.

Açıklanan  nedenlerle; kesin nitelikteki bozma kararına direnilmesine yasal olarak olanak bulunmadığı ve uyulması gerektiği halde, yerel mahkemece önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı belirtilen nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı K…. İ. S….. vekili ve davalı T..-K…. İ.. S……. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının yukarıda açıklanan  değişik nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 18.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi




İHTAR MASRAFI - HİZMET AKDİ - EĞİTİM GİDERİ - CEZAİ ŞART ALACAĞI

T. C. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 2009/9-29 E.N , 2009/67 K.N.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki “ihtar masrafı, eğitim gideri ile cezai şart alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;Ankara 15.İş Mahkemesince davanın cezai şart ve ihtar masrafı yönünden reddine eğitim gideri yönünden kısmen kabulüne dair verilen 08.03.2005 gün ve 2004/672 E., 2005/113 K.  sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 08.02.2006 gün ve 2005/16440 E.,2006/2638 K. sayılı ilamı ile;

1.Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların

aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2.Taraflar arasında imzalanan belirli süreli hizmet akdinin dokuzuncu maddesi eğitim taahhüdünü düzenlemiştir. Cezai şart yönünden ayrıca sekizinci maddeye göndermede bulunulmuştur.

Davacı somut olayda eğitim süresini tamamlamış ancak belirli süreli hizmet süresini tamamlamamıştır.

Bilirkişi raporunda belirtilen eğitim gideri hesaplamasına davalı taraf itirazda  bulunmuştur. Söz konusu itirazlar değerlendirmeden eksik inceleme sonucu karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

3.Öte yandan her ne kadar tek başına sekizinci maddeye göre cezai şarta hükmolunması mümkün değil ise de, dokuzuncu maddenin göndermesi yoluyla sekizinci maddenin cezai şarta ilişkin hükümleri geçerli olup uygulanması gerekmektedir.

Mahkemece bu konuda irdeleme yapılmadan hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece eğitim giderlerine yönelik bozma ilamına uyulmuş cezai şar yönünden ise önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Taraf vekilleri

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre,  Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen cezai şarta yönelik Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Nevar ki Yerel Mahkemece, Özel Daire bozma kararının eğitim giderlerine işaret eden 2 numaralı bendine uyularak oluşturulan yeni hüküm Özel Daire’ce incelenmediğinden, bu yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daire’ye gönderilmelidir.

SONUÇ:

1.Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine,

2-Uyulan kısım yönünden taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 9. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 11.02.2009 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

 

 


İŞVERENİN HAKLI NEDENLE DERHAL FESİH HAKKI - İŞÇİLİK ALACAĞI - ÇALIŞMA SÜRESİ - ÇALIŞMA HAYATININ DENETİMİNDE YETKİLİ MAKAMLAR

T.C. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 2009/9-2 E.N , 2009/48 K.N.    

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 3. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 27.02.2007 gün ve 2005/1045-2007/97 sayılı kararın incelenmesinin davalı şirket vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 09.05.2008 gün ve 2007/19061-2008/11958 sayılı ilamı ile;

1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

Davacının 08-21.00 saatleri arasında çalıştığı kabul edilerek fazla mesai alacağı hesaplanmıştır. Davacının yaptığı görevin niteliğine göre ara dinlenme indirilip indirilmediği anlaşılamamaktadır. Davacının günlük çalışma süresi tespit edilmeli, ara dinlenme düşüldükten sonra haftalık çalışma süresi belirlenmeli, 45 saati aşan çalışmaların fazla mesai olarak kabulüne karar verilmelidir. Bilirkişinin haftalık 21 ve 27 saat çalışmalarının tespiti yukarıda yazılı şekilde ve denetlemeye elverişli değildir.

Davacı işçinin istek konusu süre içinde fazla çalışma ücreti isteklerinin kabulüne karar verilmiştir.

Fazla çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Yargıtay’ca son yıllarda hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır (Yargıtay 9.HD. 28.4.2005 gün 2004/ 24398 E, 2005/ 14779 K. ve Yargıtay 9.HD. 9.12.2004 gün 2004/ 11620 E, 2004/ 27020 K.). Gerçekten bir işçinin uzun süre ve her gün aynı şekilde günlük çalışma süresinin üzerinde fazla çalışma yapması hayatın olağan akışına uygun düşmez. Fazla çalışma ücretinden indirimi öngören bir yasal düzenleme olmasa da, Yargıtay’ın yapılmasını öngördüğü indirimi çalışma süresinden indirim olarak algılamak gerekir. Fazla çalışma ücretinden indirim taktiri indirim yerine, kabul edilen fazla çalışma süresinden indirim olmakla, davacı tarafın kendisini avukat ile temsil ettirmesi durumunda reddedilen kısım için davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekir. 

Ancak, fazla çalışmanın taktiri delil niteliğindeki tanık anlatımları yerine, yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir.

Somut  olayda davacının tüm çalışma süresinde fazla çalıştığı kabul edilmiştir.

Hesaplama tanık beyanlarına dayanmış olmakla hesaplanan fazla çalışma ücretinden indirime gidilmesi gerekirken tamamının hüküm altına alınması hatalı olup, kararın bu yönden bozulması gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN : Davalı şirket vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü.

Dava, işçilik alacaklarının tahsili isteğine ilişkindir.

Davacı, 22.04.2003-04.06.2005 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde çalıştığını, iş akdinin işverence ve gerekçe gösterilmeksizin feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin, fazla mesai ve ödenmeyen ücret alacağının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı şirket vekili, davacının iş akdinin 4857 sayılı İş Kanununun 25. maddesi uyarınca feshedildiğini, ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanamayacağını, işyerinde çift vardiya çalışıldığından fazla çalışmanın mümkün olmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.

Mahkemenin, iş akdinin işverence feshedildiğinin ve işyerinde yapılan fazla çalışma ücretlerinin ödenmediğinin kabulü ile bilirkişi raporunda belirlenen miktarlar üzerinden, ihbar ve kıdem tazminatları ile fazla çalışma ücreti, yıllık ücretli izin alacakları talebinin kabulüne, ücret alacağı talebinin kısmen reddine dair verdiği karar yukarıda belirtilen nedenle Özel Dairece bozulmuş, Mahkemece “fazla çalışma yapıldığının kabulünün tanık beyanlarına değil, iş müfettişi raporuna dayalı olduğu” gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

Uyuşmazlık; davacının fazla çalışma süresinden doğan alacaklarında takdiri indirim yapılması gerekip gerekmediği noktasındadır.

Hukukumuzda normal çalışma süresi 4857 sayılı İş Kanununun 63. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre; genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok kırkbeş saattir. Fazla çalışmalar ve fazla sürelerle çalışmalar İş Kanununun 41-43. maddeleri ile İş Kanununa İlişkin Fazla Çalışma Ve Fazla Sürelerle Çalışma Yönetmeliğinde düzenlenmiş olup, fazla çalışma; Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırkbeş saati aşan çalışmalardır.

İş Kanununda fazla çalışmanın ispatı ile ilgili olarak özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle fazla çalışmanın ispatında ispat yükü genel hükümlere tabidir. Dolayısıyla fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi kural olarak bu iddiasını; fazla çalışma yaptığı gün ve saatleri ispat etmek zorundadır. Fiili bir olgu sözkonusu olduğundan, kural olarak işçi, fazla çalışma yaptığını her türlü delille ispat edebilir, tanık da dinletebilir.

Fazla çalışmanın yazılı belgelere, işveren kayıtlarına veya kesin delile değil, tanık anlatımına dayalı olması durumunda, mahkemece; fazla çalışma yapılan süreler tespit edilirken; işçinin uzun süre her gün fazla çalıştırılmasının hayatın olağan akışına ve insan doğasına uygun düşmeyeceği, yaşam tecrübelerine göre hiç hastalanmadan veya evlenme, ölüm, doğum, özel işleri gibi mazereti çıkmadan yıllarca sürekli çalıştığının kabul edilemeyeceği, işyerindeki üretim faaliyeti ve işçinin üstlendiği işin niteliği dikkate alınmadan sürekli iş gördürüldüğünün varsayılamayacağı, işçinin ara dinlenmesi, hafta tatili, yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde hiç dinlenme hakkını kullanmadan çalıştığının düşünülemeyeceği gözönünde tutularak, belirlenen fazla çalışma süresinden hakkaniyet indirimi yapılması gerekip gerekmediği değerlendirilmelidir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık nedeniyle, yerel mahkemece direnme kararına gerekçe yapılan 4857 sayılı İş Kanununun 92/son maddesinin de irdelenmesi gerekmektedir. Anılan hüküm uyarınca iş müfettişleri tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir, diğer bir anlatımla; yetkili kişilerce düzenlenen ve tarafların ihtirazi kayıt koymaksızın imzaladığı tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olup, aksi ancak yazılı delille kanıtlanabilir içtihadında bulunmuştur.  (Hukuk Genel Kurulu 14.11.1979 gün ve 1014 E., 1364 K.). Maddede ifade edilen tutanaklar; müfettiş tarafından belgelere dayalı olarak düzenlenmiş olanlar ile belgeye dayalı olmamakla birlikte düzenlenmesinde hazır bulunan işveren, işçi veya üçüncü kişi beyanları uyarınca düzenlenerek doğruluğu ilgili kişilerin imzaları ile tasdik edilen ve imza inkarına konu olmayan tutanaklardır. İş müfettişi tarafından yapılan incelemelere dayalı tutanakların değerlendirildiği ve varılan sonucun yazıya geçirildiği müfettiş raporlarının sadece müfettiş tarafından düzenlenmiş olmaları 4857 sayılı İş Kanununun 92/son maddesi kapsamında kabulleri için yeterli değildir. İş müfettişi raporlarının, rapora dayanak alınan tutanaklar ile birlikte değerlendirilmesi ve ekli tutanakların anılan Kanun kapsamında aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge olduğunun kabulü, 4857 sayılı İş Kanununun 92/son maddesinin açık hükmü karşısında zorunludur.

Somut olayda; 28.07.2005 tarihli iş müfettişi raporunun sadece değerlendirme bölümü dosya içinde bulunmaktadır. Mahkemece, hükme dayanak kılınan müfettiş raporunun tamamı ile eklerinin Kurumdan celbi ile değerlendirilmesi ve sonucuna göre davacının fazla çalışma süresinin ve bu süreden indirim yapılması gerekip gerekmediği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Yerel mahkemece bu gerekçeye dayalı bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davalı şirket vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 04.02.2009 gününde oybirliği ile karar verildi


 

İŞ HUKUKU İŞE İADE KARARI İŞÇİNİN İŞVERENE BAŞVURUSU İZLENECEK YOL VEKİL YA DA SENDİKA ARACILIĞI İLE BAŞVURU YAPILMASI 


T. C.  YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 2009/9-232 E.N , 2009/278 K.N.   

Özet

TARAFLAR ARASINDAKİ "TAZMİNAT" DAVASINDAN DOLAYI YAPILAN YARGILAMA SONUNDA; B… 2. İŞ MAHKEMESİNCE DAVANIN KISMEN KABULÜNE DAİR VERİLEN 26.06.2008 GÜN VE 2007/632 E.-2008/449 K. SAYILI KARARIN İNCELENMESİ TARAF VEKİLLERİNCE İSTENİLMESİ ÜZERİNE, YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİNİN 02.12.2008 GÜN VE 2008/42507 E.-32937 K. SAYILI İLAMI İLE; (...

1-DOSYADAKİ YAZILARA TOPLANAN DELİLLERLE KARARIN DAYANDIĞI KANUNİ GEREKTİRİCİ SEBEPLERE GÖRE, DAVALININ TÜM TEMYİZ İTİRAZLARI YERİNDE DEĞİLDİR.

2-DAVACININ TEMYİZİNE GELİNCE: İŞE İADE DAVASI SONUNDA İŞÇİNİN BAŞVURUSU, İŞVERENİN İŞE BAŞLATMAMASI VE BUNA BAĞLI OLARAK İŞE BAŞLATMAMA TAZMİNATI İLE BOŞTA GEÇEN SÜREYE AİT ÜCRET, İHBAR VE KIDEM TAZMİNATI KONULARINDA TARAFLAR ARASINDA UYUŞMAZLIK BULUNMAKTADIR.

İçtihat Metni

Davacı işçi daha önce açmış olduğu davada, işverence yapılan feshin geçerli nedene dayanmadığını ileri sürerek feshin geçersizliğinin tespiti ile işe başlatılmaya dair karar verilmesini talep etmiş, mahkemece yapılan yargılama sonunda talep doğrultusunda karar verilmiştir. Söz konusu karar 25.12.2006 tarihinde Dairemizce onanmak suretiyle kesinleşmiştir. Kesinleşen karar, işe iade davasında davacının vermiş olduğu vekaletname çerçevesinde davayı takip eden avukata 4.4.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Davacı vekili, 5.4.2007 tarihinde işverene hitaben telgraf göndermiş ve isimleri belirtilen davacı işçilerin işe iadesini talep etmiştir. Söz konusu telgrafın davalı işverene ulaştığı uyuşmazlık konusu değildir. Davalı işveren işe iadeyi talep eden bir kısım işçilere gönderdiği ihtarnamede, işe başlama talebinin kesinleşen mahkeme kararı ile birlikte şahsen yapılması gerektiği açıklanmıştır.

4857 sayılı İş Kanununun 21. maddesine göre işçinin kesinleşen mahkeme kararının tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde işe başlamak için başvurması gerekir. Başvurunun şekline dair anılan hükümde bir açıklama yer almamış olsa da, yazılı başvurunun geçerlilik şartı olmayıp, ispat şartı olduğu kabul edilmelidir.
İşe iade başvurusunun işçinin avukatı tarafından yapılması imkan dahilindedir. İşe iade davasında davayı vekaletname uyarınca takip etmiş olan avukat tarafından yapılan başvuru, kesinleşen işe iade kararının yerine getirilmesi anlamında değerlendirilmelidir. 4857 sayılı İş Kanununun 21. maddesinde sözü edilen işe başlama talebinin, şahsa sıkı sıkıya bağlı olduğundan söz edilemez. Başvuru, işe başlama yönünde bir irade açıklaması olup, aynı anda işçinin işe iade edilmesi gibi bir durum söz konusu değildir, işçinin şahsen ya da yetkili avukatı tarafından yapılan başvuru üzerine işverence işçinin bir aylık süre içinde işe başlatılması mümkündür, işverence işçinin işe davet edilmesi halinde, bizzat iş görme edimini yerine getirmek üzere işçinin belirlenen günde hazır olması gerekir. Görüldüğü üzere bizzat işçi tarafından yerine getirilmesi gereken iş görme ediminin başkasına devri mümkün olmaz.

Öte yandan işçinin işe iade başvurusunun ekinde, feshin geçersizliğinin tespitine dair kesinleşen kararın sunulması bir zorunluluk değildir. Başvuru anında kararın kesinleşmiş olması yeterli olup, kesinleşme olgusu işverence bilinmese dahi, işe başlatma süresi içinde belirlenebilecek bir durumdur.

Son olarak belirtmek gerekir ki, işçinin işe başvuru anında başka bir işveren ait işyerinde çalışmakta olması, başvurunun samimi olmadığını göstermek için yeterli değildir. İşçinin işe başlamak için usulüne uygun olarak yapacağı başvurunun ardından işverence işe davet edilmesi halinde, çalışmakta olduğu işyerinden ayrılması ve eski işine başlaması imkan dahilindedir.

Yapılan bu açıklamalara göre, davacı işçinin avukatı aracılığıyla süresi içinde yapmış olduğu başvurunun geçerli olduğu ve işçinin işe başlatılmaması sebebiyle bir aylık işe başlatma süresinin sonu olan 5.5.2007 tarihinde iş sözleşmesinin işverence feshedilmiş sayılması gerektiği kabul edilmelidir. Buna göre davacı işçi, işe başlatmama tazminatı ile dört aya kadar boşta geçen süre ücret ve diğer haklara hak kazandığından isteklerin kabulü cihetine gidilmelidir. İhbar ve kıdem tazminatı ise fesih tarihi olan 5.5.2007 tarihine göre belirlenerek hüküm altına alınmalıdır....) gerekçesiyle oyçokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu´nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Uyuşmazlık: 4857 sayılı Yasanın 21/5. maddesinde ifade edilen işe iade kararının kesinleşmesinden itibaren 10 günlük yasal süredeki başvurunun şahsen yapılmasının zorunlu olup olmadığı, dolayısıyla somut olayda, vekil vasıtası ile başvuruda bulunulduğundan 10 günlük süre içinde işverene başvurma koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.

4857 sayılı Yasanın 21/5. maddesinde; "İşçi kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur." hükmüne yer verilmiştir.

Anılan yasa maddesinde, işçinin şahsen başvuru yapması gerektiğine dair veya işçinin işe iade başvurusunun ekinde, kesinleşen işe iade kararının sunulmasının zorunlu olduğuna dair bir ibare bulunmamaktadır. İşçi, işe başlatılma konusundaki iradesini bizzat işverene iletebileceği gibi, vekili ya da üyesi olduğu sendika aracılığı ile de ulaştırabilecektir. Nitekim doktrinde de aynı görüş benimsenmiştir(O. Güven Çankaya-Doç. Dr. Cevdet İlhan Güney-Seracettin Göktaş: İse İade Davaları; sayfa 256).

Diğer yandan Borçlar Kanununun 388.maddesi "…Vekalet akdinin şümulü mukavele ile sarahaten tespit edilmemiş ise taalluk eylediği işin mahiyetine göre tayin edilir. Vekâlet, vekilin takabbül eylediği işin yapılması için icap eden hukuki tasarrufları ifa salahiyetini şamildir." Aynı yasanın 390/1 maddesi özenle ifa borcunun sınır ve kapsamını çizmiştir. Anılan madde hükmüne göre vekilin sorumluluğu genel olarak hizmet sözleşmesinde işçinin sorumlu olduğu hükümlere tabidir. Vekilin özenle ifası, hizmet sözleşmesinde olduğu gibi, sözleşmenin hükümlerine BK.nın 321. maddesinde açıklanan işçinin özen ve sadakat borcuna ilişkin unsurlara göre belirlenecektir. BK.nın 390/2 maddesine göre vekil, müvekkile karşı vekaleti iyi bir surette ifa ile mükelleftir. Vekilin özenle ifada bulunduğunun kabulü için tedbirli ve basiretli şekilde hareket etmesi gereklidir. Yine sadakatle ifa müvekkilin yararına ve onun arzularına uygun olarak hareket etme borcunu kapsar.

Somut olayda, kesinleşen işe iade kararı, davacının vermiş olduğu vekaletname gereği işe iade davasını takip eden avukata 04.04.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir. Aynı vekil, 05.04.2007 tarihinde işverene hitaben gönderdiği telgrafta, davacı işçinin 10 günlük yasal süre içerisinde işe başlatılmasını talep etmiştir. Telgrafın davalı işverene ulaştığı uyuşmazlık konusu değildir.

O halde, vekil tarafından yapılan başvurunun, kesinleşen işe iade kararının yerine getirilmesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. İş hukukunun temel ilkesi olan " işçi lehine yorum" ilkesi de bunu gerektirmektedir.

Bu durumda, işçinin, işe başlatılma konusundaki iradesini bizzat işverene iletebileceği gibi, vekili ya da üyesi olduğu sendika aracılığı ile de ulaştırabileceğine işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu´nca da aynen benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi doğru değildir. O halde usul ve yasaya aykırı bulunan direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. un 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 17.06.2009 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.

 


 

 

FESHİN GEÇERSİZLİĞİ VE İŞE İADE - FESİH BİLDİRİMİNE İTİRAZ VE USULÜ - GEÇERSİZ SEBEPLE YAPILAN FESHİN SONUÇLARI - SENDİKAYA ÜYE OLUP OLMAMA HÜRRİYETİNİN TEMİNATI

T. C. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 2009/9-592 E.N , 2010/35 K.N.  

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki “feshin geçersizliği ve işe iade”  davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 6. İş Mahkemesince davanın   reddine  dair verilen  24.01.2008    gün ve   2007/453 E-2008/10 K.  sayılı kararın incelenmesi  davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 23.02.2009  gün ve 2008/14710-2009/3300 sayılı ilamı ile, (...Davacı, iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz nedenle feshedildiği iddiası ile feshin geçersizliğine, işe iadeye ve buna bağlı feri haklara hükmedilmesi istemiyle dava açmıştır.

Davalı, feshin karşılıklı anlaşma yoluyla gerçekleştirildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davacının kendi el yazısı ile yazmış olduğu fesih başvurusunun baskı altında yazılarak imzalatıldığı hususunun ispatlanamadığı, bu suretle feshin karşılıklı iradeye dayandığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir.

Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece, feshin karşılıklı anlaşma yoluyla gerçekleştirildiği kabul edilerek red hükmü kurulmuşsa da, dosya içeriği ve dairemize intikal eden emsal dosyalardan, davalının, işçi sayısında azaltmaya gitmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır. Davacı işçinin, makul bir neden yokken, tazminatları ödenecek dahi olsa, iş akdinin feshini talep etmesi, hayatın olağan akışına aykırıdır. Kaldı ki; davacı ve aynı sebeple iş sözleşmeleri feshedilen diğer işçilere tazminat alacakları dışında ek ödeme yapılmadığı gibi tazminatlarının da taksitlendirilerek ödendiği anlaşılmaktadır. Mahkemece bu yönler gözetilmeksizin davanın kabulü yerine reddine karar verilmesi hatalıdır.

Öte yandan, davacı, iş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiğini ileri sürmüştür. Dosya içeriğine göre işyerinde fesih tarihi itibari ile çalışanlardan kaç işçinin sendikaya üyesi olduğu, kaçının üyelikten çekildiği, üyelikten çekilenlerden çalıştırılan işçi olup olmadığı, kaç işçinin iş sözleşmesinin feshedildiği ve işten çıkarılanların tamamının sendika üyesi olup olmadığı, işyerinde çalışması devam eden sendika üyesi işçiler olup olmadığı gibi hususlar dosya içeriğinden anlaşılamamaktadır. Feshin sendikal nedene dayanıp dayanmadığı hususunun kuşkuya yer vermeyecek bir şekilde açıklığa kavuşturulması için belirtilen yönlerden gerekli araştırmaya gidilmeli ve toplanacak deliller dosya içeriği ile yeniden bir değerlendirmeye tabi tutularak bir karar verilmelidir. Eksik incelemeyle hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Davacı vekili, müvekkili sendika üyesi davacının davalı işyerinde 10/06/1998-16/10/2007 tarihleri arasında boya operatörü olarak davalı işyerinde çalıştığını, davacı ile bir grup arkadaşının önderliğinde Ağustos 2006 tarihinden itibaren sendikal örgütlenme faaliyetine başlandığını, Ö.....İplik-İş Sendikasına üye olan davacı ve arkadaşlarının çoğunluğu sağlayabilmek için çaba gösterdiğini, sonuca varıldığında işverenin bunu haber aldığını ve İş Kanunun 17.maddesi gereğince iş akdini feshettiğini, davacının iş akdinin geçerli bir neden olmadan sadece sendikal nedenlerle feshedildiğini iddia ederek haksız feshin geçersizliği ile davacının işe iadesine, boşta geçen süre için en çok 4 aylık ücret ve diğer haklara, işe iade edilmeme şartına bağlı olarak feshin sendikal nedenle yapılmasından dolayı 1 yıllık ücreti tutarında tazminata karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davacı işçinin 16/10/2007 tarihinde işveren şirkete yazılı bir dilekçe vererek ayrılmak istediğini bildirdiğini, işverenin de davacının bu isteğini kabul ederek iş akdine son verdiğini, davacı ve diğer çalışanların işten ayrılma sebeplerinin borçları olması ve bunu tazminatları ile ödemek istemeleri olduğunu, nitekim davacıya belirli dönemlerde banka borçlarını ödemek üzere avans verildiğini, iş akdinin feshedildiği iddiasının gerçek dışı olduğunu savunarak davanın reddini savunmuştur.

Yerel mahkeme, davacının kendi el yazısı ile yazmış olduğu fesih başvurusunun baskı altında yazılarak imzalatıldığı hususunun ispatlanamadığı, feshin karşılıklı iradeye dayandığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

Hüküm, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıya aynen alınan gerekçeyle bozulmuş, Yerel mahkemece direnme kararı verilmiştir. Hükmü temyize davacı vekili getirmektedir.

Hukuk Genel Kurulu’nda görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, 4857 sayılı İş Kanununun 20/3.maddesinde yer alan “mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olduğu” hükmü karşısında, Yargıtay Özel Daire kararının direnmeye konu edilip edilemeyeceği, Yerel mahkemece önceki hükümde direnme kararı verilip verilemeyeceği, ön sorun olarak tartışılmıştır.

Sorunun çözümü 4857 sayılı İş Kanununun 20.maddesinin incelenip irdelenmesini zorunlu kılmaktadır.Şöyle ki; 4857 Sayılı yeni İş Kanununun 20.maddesi:

“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gözetilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir.Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya taraflar anlaşırlarsa, uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır, mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir. Özel hakemin oluşumu çalışma esas ve usulleri bu yönetmelikle belirlenir.”

Hükmünü getirmiştir.

Madde ile iş aktinin feshinin geçersizliğine ilişkin açılacak bir davanın seri yargılama usulüne göre kısa süre içerisinde sonuçlandırılması düşüncesi, işçinin emek gelirinden olanaklar ölçüsünde çok kısa bir  süre yoksun kalması ilkesinden kaynaklanmış ve bu nedenle de Yargıtay Özel Dairesince verilecek kararın kesin olması amaçlanmıştır.

Benzer nitelikteki düzenlemelere; 2821 sayılı Sendikalar Yasasının 4.maddesi, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 3, 12, 15 ve 60. maddelerinde de yer verilirken iş hukukuna yön veren temel ilke ve düşüncelerden hareket edildiği, Hukuk Genel Kurulu’nun 13.03.1985 gün 1984/9-834 Esas ve 1985/201 Karar sayılı kararında da, benzer bir  konunun ele alındığı görülmüş ve 2822 sayılı Kanunun 15. maddesinde yer verilen “Yargıtay’ca ... kesin karara bağlanır.” hükmü ile yasa koyucunun burada bozma kararına karşı direnme yolunu kapamayı amaçladığının vurgulandığına işaret edilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, (kesin karar verme) hususunun Yargıtay Özel Daire kararının kesin olduğunu amaçladığı, bunun için de direnmeye konu edilemeyeceğini kabul etmek gerekir. Yasa koyucu burada açıkça, “Yargıtay’ca kesin olarak karara bağlanır” demek suretiyle, bozma kararına karşı direnme yolunu kapamış bulunmaktadır.

Nitekim aynı ilke, Hukuk Genel Kurulu’nun 20.10.2004 gün ve 2004/9-510 E.,2004/557 K.; 08.12.2004 gün ve 2004/9-654 E.,2004/664 K.; 21.09.2005 gün ve 2005/9-474 E.,2005/510 K.; 23.11.2005 gün ve 2005/9-579 E.,2005/648 K.; 12.04.2006 gün ve 2006/9-211 E., 2006/195 K.; 18.10.2006 gün ve 2006/9-621 E.,2006/673 K.; 03.12.2008 gün ve 2008/9-716 E.,2008/726 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

Öte yandan, Sendikalar Kanununun 4773 Sayılı Kanunla değişik 31. maddesinin 6.fıkrasında “İşverenin, hizmet akdinin feshi dışında, üçüncü ve beşinci fıkra hükümlerine aykırı  hareket etmesi halinde, işçinin bir yıllık ücret  tutarından az olmamak üzere  tazminata” karar  verileceği, devamında “Sendika üyeliği veya sendikal faaliyetlerden   dolayı hizmet akdinin feshi  halinde ise, İş Kanununun 18, 19, 20, ve 21 inci madde hükümleri”nin uygulanacağı  belirtilerek, İş Kanunu uyarınca ödenecek  tazminatın “işçinin bir yıllık ücret tutarından az olamayacağı" hükme bağlanmıştır. 

Anılan değişiklik öncesinde “sendikal tazminat” işçinin iş sözleşmesinin feshedilmesi halini  de kapsamakta iken, 4773 Sayılı Kanun ile iş güvencesi kapsamında bulunan bir işçinin, sendika  üyeliği veya sendikal faaliyeti nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi durumu Sendikalar  Kanununun 31.maddesi kapsamı dışında değerlendirilmektedir. 4773 Sayılı Kanun ve ardından  4857 sayılı İş Kanunu ile sendika üyesi olması veya sendikal faaliyeti nedeniyle iş sözleşmesi  feshedilen işçiler iş güvencesi hükümleri kapsamına alınmıştır. Sendikal nedenlerle iş sözleşmesinin feshinde, 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 31.maddesinin yaptığı yollama nedeniyle İş Kanununun iş güvencesine ilişkin hükümlerin uygulanması zorunluluğu bulunmaktadır.

O halde, sendikal tazminat istemi 4857 sayılı İş Kanununun 21.maddesi kapsamı içerisinde değerlendirileceğinden direnmeye de, konu edilemez.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, Yargıtay Özel Dairesi bozma kararının kesin olduğu ve direnme yolunun kapalı bulunduğu gözetilerek, Özel Daire bozma ilamına bu nedenle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı belirtilen nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının yukarıda açıklanan  nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 27.01.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


FESHİN GEÇERLİ SEBEBE DAYANDIRILMASI - YETKİ İTİRAZI

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 2010/9-271 E.N , 2010/275 K.N. 

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki işe iade davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 13.İş Mahkemesince görevsizliğe dair verilen 26.11.2008  gün ve 2008/551-655 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 28.12.2009 gün ve 2009/43714-37772 sayılı ilamı ile ;

"...Davacı işçi, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan işverence feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini istemiştir.

Davalı işveren vekili, görev itirazı ile uçucu personel olan davacının İş Kanunu kapsamında yararlanamayacağını, davacının iş sözleşmesinin "hizmetinden istifade edilmediğinden Toplu İş Sözleşmesinin atfı ile 4857 sayılı İş Kanunu´nun 17-18. maddeleri uyarınca feshedildiğini, feshin geçerli nedene dayandığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, 5521 Sayılı Yasanın 1. Maddesinde de İş Mahkemelerinin görevlerinin sayıldığı, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işverenler veya  vekilleri arasındaki iş akdinden veya İş Kanununa dayanan uyuşmazlıklara bakmakla görevli olduğunun belirtildiği, bu hükme göre davacının İş Kanununa göre işçi olmadığı, taraflar arasında TİS de uygulanması kabul edilen İş Kanununun bazı maddeleri nedeniyle İş Kanununa dayanmakta ise de, her iki şartın birlikte bulunmasının gerektiği,  önce davacının İş Kanununa göre işçi sayılması gerekip, sonra uyuşmazlığın İş Kanunundan kaynaklanmasının gerektiği, davacının İş Kanununa göre işçi sayılmadığı, bu nedenle uyuşmazlığa İş Mahkemesinde bakılamayacağı gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu´nun 4.maddesinin 1.fıkrasının a bendi uyarınca, "deniz ve hava taşıma işlerinde çalışanlar" hakkında bu kanun hükümleri uygulanmaz. Deniz taşıma işlerinde çalışanlar hakkında 854 sayılı Deniz İş Kanunu uygulanmaktadır. Ancak hava taşıma işlerinde çalışanlar için özel bir düzenleme yapılmadığından, Borçlar Kanunu genel hükümleri uygulanmaktadır.

Hava taşıma faaliyeti yapılan işyerinde sendika örgütlenmesi sonucu Toplu İş Sözleşmesi bağıtlanmış ise, üye sendika üyesi işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlığın 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu´nun 66. maddesi uyarınca iş mahkemesinde görülmesi gerekir. Zira toplu iş sözleşmesi ile işçi ve işveren 4857 sayılı İş Kanunu uygulanmasa bile, anılan yasa kapsamına girmiştir.

Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta davacı işçinin davalıya ait işyerinde uçucu personel olarak çalıştığı, ancak işyerinde üye sendika ile imzalanan ve yürürlükte olan Toplu İş sözleşmesi hükümlerinden yararlandığı, Toplu İş sözleşmesi ile davacının 4857 sayılı İş Kanunu´nun 18. ve devamı maddeleri olan iş güvencesi hükümlerinden yararlanmasının öngörüldüğü, buna göre iş mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile görevsizlik kararı verilmiş olması hatalı olmuştur..."gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle,yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN:  Davacı vekili                                            

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz nedenle feshedildiği iddiası ile feshin geçersizliğine, işe iadeye ve buna bağlı feri haklara hükmedilmesi istemiyle dava açmıştır.

Davalı vekili, görev itirazında bulunup, uçucu personel olan davacının İş Kanunu kapsamında olmadığını, davacının sözleşmesinin geçerli nedene dayanılarak feshedildiğini ifadeyle davanın reddini savunmuştur.

Yerel mahkeme, görevsizliğe karar vermiştir.

Hüküm, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıya aynen alınan gerekçeyle bozulmuş, Yerel mahkemece direnme kararı verilmiştir.

Hükmü temyize davacı vekili getirmektedir.

Hukuk Genel Kurulu´nda görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, 4857 sayılı İş Kanununun 20/3.maddesinde yer alan "mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olduğu" hükmü karşısında, Yargıtay Özel Daire kararının direnmeye konu edilip edilemeyeceği, yerel mahkemece önceki hükümde direnme kararı verilip verilemeyeceği, ön sorun olarak tartışılmıştır.

Sorunun çözümü 4857 sayılı İş Kanununun 20.maddesinin incelenip irdelenmesini zorunlu kılmaktadır. Şöyle ki; 4857 Sayılı yeni İş Kanununun 20.maddesi:

"İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gözetilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir. Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya taraflar anlaşırlarsa, uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür. Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır, mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir. Özel hakemin oluşumu çalışma esas ve usulleri bu yönetmelikle belirlenir."

Hükmünü getirmiştir.

Madde ile iş aktinin feshinin geçersizliğine ilişkin açılacak bir davanın seri yargılama usulüne göre kısa süre içerisinde sonuçlandırılması düşüncesi, işçinin emek gelirinden olanaklar ölçüsünde çok kısa bir süre yoksun kalması ilkesinden kaynaklanmış ve bu nedenle de Yargıtay Özel Dairesince verilecek kararın kesin olması amaçlanmıştır.

Benzer nitelikteki düzenlemelere; 2821 sayılı Sendikalar Yasasının 4.maddesi, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 3, 12, 15 ve 60. maddelerinde de yer verilirken iş hukukuna yön veren temel ilke ve düşüncelerden hareket edildiği, Hukuk Genel Kurulu´nun 13.03.1985 gün 1984/9-834 Esas ve 1985/201 Karar sayılı kararında da, benzer bir konunun ele alındığı görülmüş ve 2822 sayılı Kanunun 15. maddesinde yer verilen "Yargıtay´ca... kesin karara bağlanır." hükmü ile yasa koyucunun burada bozma kararına karşı direnme yolunu kapamayı amaçladığının vurgulandığına işaret edilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, (kesin karar verme) hususunun Yargıtay Özel Daire kararının kesin olduğunu amaçladığı, bunun için de direnmeye konu edilemeyeceğini kabul etmek gerekir. Yasa koyucu burada açıkça, "Yargıtay´ca kesin olarak karara bağlanır" demek suretiyle, bozma kararına karşı direnme yolunu kapamış bulunmaktadır.

Nitekim aynı ilke, Hukuk Genel Kurulu´nun 20.10.2004 gün ve 2004/9-510 E.,2004/557 K.; 08.12.2004 gün ve 2004/9-654 E.,2004/664 K.; 21.09.2005 gün ve 2005/9-474 E.,2005/510 K.; 23.11.2005 gün ve 2005/9-579 E.,2005/648 K.; 12.04.2006 gün ve 2006/9-211 E., 2006/195 K.; 18.10.2006 gün ve 2006/9-621 E.,2006/673 K.; 03.12.2008 gün ve 2008/9-716 E.,2008/726 K.; 27.01.2010 gün ve 2009/9-592 E., 2010/35 K.; 24.02.2010 gün ve 2010/9-33 E. 2010/105 K sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, Özel Daire bozma kararının kesin olduğu ve direnme yolunun kapalı bulunduğu gözetilerek, bozma ilamına bu nedenle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Direnme kararı belirtilen nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının yukarıda açıklanan  değişik nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 02.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 


İTİRAZATI İPTİDAİYE

YARGITAY 10. Hukuk Dairesi 2009/9954 E.N , 2010/17840 K.N.  

İçtihat Metni

Davacı, Emekli Sandığı Tahsisler Dairesi Başkanlığı tarafından 5434 sayılı Yasa uyarınca bağlanmış olan yetim aylığının kesilmesine ilişkin Kurum işleminin iptaliyle, aylık ödemeleri nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın yetki yönünden reddine karar vermiştir.

Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi  E…. Z….. S….. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Davacının, 5434 sayılı Kanun kapsamında 17.2.1993 tarihli İlçe idare Kurulu´nun muhtaçlık kararına istinaden T.C. Emekli Sandığı iştirakçisi olarak yetim  aylığı almaya başladığını, SGK Başkanlığı tarafından 1.8.1997 tarihi itibariyle 506 sayılı Yasa kapsamında  SSK ´dan maaş almaya başladığından muhtaçlığının kalktığı ve 01.08.1997 -31.07.2008 tarihleri arasında aldığı maaşları faizleriyle davacıdan talep ettiği; davacının haksız olan Kurum işleminin iptali ile davalı kuruma borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiş; Mahkemece, davanın   yetkisizlik nedeni ile reddine karar verilmiştir.

İş Mahkemeleri, 5521 sayılı Kanun ile kurulmuş istisnai nitelikte özel mahkemeler olup, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu´nun 106´ncı maddesi ile mülga 506 sayılı Kanunda, bu Kanun uygulamasından doğan uyuşmazlıkların yetkili iş mahkemelerinde görüleceği, 5510 sayılı Kanun´un 101´inci maddesinde de, aksine hüküm bulunmayan hallerde, 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği düzenlenmiştir. 5510 sayılı  Kanun´un  geçici 4´üncü   maddesinde ise;

"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre; aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 08.02.2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla  yürürlükten kaldırılan  hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanunun 32 nci, 34 üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir.

Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır." hükmü öngörülmüştür.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında yapılan değerlendirmeye göre; 5434 sayılı Kanun hükümlerince bağlanan davaya konu aylığın kesilmesi de 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olduğundan, uyuşmazlığın çözümünde; ne 506 sayılı Kanun ne de 5510 sayılı Kanun´un uygulama yeri bulunmamaktadır. Bu durumda sözü edilen 101´inci madde hükümlerine göre sınırlı yetki ile donatılmış iş mahkemesi görevli değildir.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 191.maddesine göre, "yetki itirazının görevli  mahkeme tarafından inceleneceği" kuralı  karşında, mahkemenin hem görevine hem de yetkisine itiraz edilmesi  durumunda ilk önce görevli olup olmadığı hususunun  aydınlatılması  gerektiği görevli olunmaması durumunda yetki itirazının incelenmesinin görevli mahkemeye bırakılması gerektiği hususlarının  göz ardı edilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir

O halde, davacı  vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Nevar ki, bu aykırılıkların düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 438 inci maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.

SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenle temyiz olunan hükmün birinci paragrafındaki "Mahkememizin yetkisizliğine, dava dilekçesinin yetkisizlik nedeniyle reddine" kelimelerinin silinerek, yerine, "Mahkememizin görevsizliğine, dava dilekçesinin yargı yolu yanlışlığı  nedeniyle reddine" yazılmasına kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 28.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 


 

SİGORTALI SAYILANLAR

YARGITAY 10. Hukuk Dairesi 2009/17435 E.N , 2010/3244 K.N.  

İçtihat Metni

Dava, 5510 sayılı Yasanın geçici 4/9. maddesindeki düzenleme gözetilerek, emekli aylığının 2802 sayılı Yasanın değişik 102 ve 103. maddelerindeki esaslar üzerinden hesaplanıp ödenmesi gereğinin tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, 5434 sayılı Yasa yürürlükten kaldırılmış olsa dahi, 5510 sayılı Yasanın Geçici 4/4 maddesindeki düzenleme uyarınca davacının emeklilik aylığı tespitine ilişkin isteminin, emekli olduğu tarih ve konumu itibariyle 5434 sayılı Yasa uyarınca değerlendirilebileceği ve bu nedenle davaya bakmanın idari yargının görevine girdiği gerekçesiyle, dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiştir.

Hükmün, taraflarca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Ercan Turan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

5434 sayılı Yasa kapsamında T.C. Emekli Sandığı iştirakçisi olup, Yargıtay Daire Başkanlığı görevinden yasal yaş sınırı nedeniyle 10.02.1996 tarihinde emekliye ayrılan davacı 23.01.2009 dava dilekçesiyle, 5510 sayılı Yasanın Geçici 4. maddesinin 9. fıkrasındaki "...Ayrıca 5434 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra barem, teşkilat, kadro ve sair kanunlar ile aynı rütbe, kadro ve sair kanunlarda yapılacak değişiklikler sonucunda aylık tutarlarında meydana gelecek yükselmeler, aynı rütbe, kadro unvanı ve dereceden bağlanmış bulunan emeklilik, malûllük ve vazife malûllüğü aylıkları ile dul ve yetim aylıkları hakkında da uygulanır." düzenlemesi gözetilerek, 29.06.2006 tarih, 5536 sayılı Yasa ile 2802 sayılı Yasanın 102 ve 103. maddelerine getirilen "kıstas aylığı" düzenlemesiyle oluşan farklılığın, emekli aylığına yansıtılmasına karar verilmesini istemiştir.

5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu´nun 41/a maddesindeki, "Emekli, adi malullük ve vazife malullüğü aylıklarının hesaplanmasında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 43. maddesinde yer alan gösterge tablosu  ve  personel kanunlarındaki ek göstergeler esas alınır." düzenlemesi uyarınca bağlanan emekli aylıkları, her yıl Bütçe Kanunlarında belirlenen değerler esas alınarak artırılmakta olup; davacı tarafından emekli aylığının güncellenmesinde gözetilmesini istediği 5510 sayılı Yasanın Geçici 4/9 maddesindekine koşut 5434 sayılı Yasanın Ek 9. maddesinde yer alan "Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra barem, teşkilat, kadro ve sair kanunlarda  yapılacak  değişiklikler  sonunda  aylık tutarlarında husule gelecek yükselmeler; aynı rütbe, kadro unvanı ve dereceden bağlanmış bulunan emekli, adi malüllük ve vazife malullüğü aylıkları ile dul ve yetim aylıkları hakkında da uygulanır.

Yükseltmeye esas olacak rütbe, kadro unvanı, derece ve sair yönlerden eşitlikleri; Devlet Personel Başkanlığı, Maliye Bakanlığı, T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü ve ilgili kurumların birlikte hazırlayacakları teklif üzerine Bakanlar Kurulunca tespit olunur." düzenlemesinin birinci fıkrası, 4447 sayılı Yasanın 24. maddesiyle "Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce emekli, adi malullük, vazife malullüğü ile dul ve yetim aylığı alanların bu aylıkları Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren; Kanunun yürürlüğünden sonra bağlanacak emekli, adi malullük, vazife malullüğü ile dul ve yetim aylıkları ise bağlandığı tarihten sonraki ilk memur maaş artışı tarihinden itibaren her ay bir önceki aya ilişkin Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksi değişim oranına göre belirlenir." biçiminde değiştirilmiş; 4447 sayılı Yasa ile getirilen düzenlemenin Anayasa Mahkemesi´nin 23.02.2001 tarih, 1999/42 E., 2001/41 K. sayılı kararıyla iptalinden sonra 5434 sayılı Yasanın Ek 9. maddesinin birinci fıkrasında yeni bir düzenleme yapılmamış; anılan maddenin ikinci fıkrası ise 21.04.2005 tarih, 5335 sayılı Yasanın 29. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.

Yasal düzenlemelerin geçirdiği değişim süreci gözetildiğinde; davacının uygulanmasını istediği 5510 sayılı Yasanın Geçici 4. maddesinin dokuzuncu fıkrasında yer alan kuralın, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu´na değişiklik getiren bir düzenleme niteliğinde olmayıp; 5434 sayılı Yasada yer alan düzenlemenin ortadan kalkması sonrasında, 5510 sayılı Yasayla öngörülen, aylıkların artış ve uyarlanması konularında bağımsız bir düzenleme olarak değerlendirilmesi gerekir.

5510 sayılı Yasanın 101. maddesindeki, "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür." düzenlemesi ve 5510 sayılı Yasanın Geçici 4. maddesinin dokuzuncu fıkrası yönünden ayrık bir düzenlemeye yer verilmediği yönü de gözetildiğinde; 5510 sayılı Yasada yer alan kuralın uygulanması isteminden kaynaklanan uyuşmazlığın esasına girilerek,  yapılacak incelemeyle sonuca varılması gereği gözetilmeksizin; yazılı gerekçelerle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

 

S O N U Ç:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 09.03.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2009/42 E.N , 2010/59 K.N.    

Özet

4904 SAYILI TÜRKİYE İŞ KURUMU KANUNU UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI AÇILAN DAVANIN, ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Ankara İl Müdürlüğü´nün 16.2.2006 gün ve 3794 sayılı işlemi ile, Kurumlarından izin almadan internet üzerinden iş ve işçi bulmaya aracılık faaliyetinde bulunulduğunun belirlendiği, İI Müdürlüklerinin uyarısına rağmen iş ve işçi bulmaya web sitesinde devam edildiğinin görüldüğü, bu itibarla; 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu´nun 3-d ve 20-d maddeleri gereğince 1.570.-YTL idari para cezası verildiği davacıya bildirilmiştir.

Davacının para cezasına itirazı, Komisyonca reddedilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 6.6.2006 gün ve E:2006/36 İtiraz, K:2006/36 İtiraz sayı ile, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Rektörlüğü vekili, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Ankara İl Müdürlüğü´nün 16/02/2006 tarih ve 3794 sayılı kararı ile vermiş olduğu 1.570.-YTL idari para cezasına itiraz etmiş ise de, celp olunan idari para cezasına ilişkin evrakların tetkikinden, itiraza konu idari para cezasının 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu´nun 3-d ve 20-d maddeleri gereğince verildiği, ancak aynı Kanunun 20/son maddesinin, "kurumca itirazı reddedilenler idari yargı yoluna başvurabilirler" hükmünü getirdiği, bu hükmün yürürlükte olduğu, idari para cezalarına itirazı adli yargıya yönlendiren 5326 sayılı Kanun´un 3. maddesinin, Anayasa Mahkemesi´nin 1.3.2006 gün ve 2005/108 Esas, 2006/35 Karar sayılı kararı ile iptal edildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle verilen görevsizlik kararının Ankara Bölge İdare Mahkemesi´nce bozulması üzerine ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ; 29.2.2008 gün ve E:2007/1129, K:2008/341 sayı ile, 14.7.2006 tarih ve E:2006/1839, K:2006/2550 sayılı görev ret kararının Ankara Bölge İdare Mahkemesi´nin 21.3.2007 tarih ve E:2007/1443, K:2007/2251 sayılı kararı ile bozulması üzerine görev hususu kamu düzeninden olduğundan, dosyanın 2577 sayılı Yasa´nın 14/6. maddesi yönünden incelendiği, davanın, davacının izin almadan internet üzerinden iş ve işçi bulmaya aracılık faaliyetinde bulunduğundan bahisle 4904 sayılı Kanun´un 3/d ve 20/d maddesi uyarınca 1.570,00YTL para cezası ile tecziyesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açıldığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun 14. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendinde, dilekçelerin "görev ve yetki" yönlerinden inceleneceği, 15. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde ise, adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddedileceği belirtildikten sonra 43. maddesinde, "Danıştay ve bölge idare mahkemesince görev ve yetki uyuşmazlıkları ile ilgili olarak verilen kararlar kesindir" hükmüne yer verildiği, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 3 ve 27. maddelerinden söz ederek, dava dosyasının incelenmesinden, davacının izin almadan internet üzerinden iş ve işçi bulmaya aracılık faaliyetinde bulunduğundan bahisle 4904 sayılı Kanun´un 3/d ve 20/d maddesi uyarınca 1.570,00YTL para cezası ile tecziyesine ilişkin işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı, olayda, 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu´nun "Kurumca itirazı reddedilenler idari yargı yoluna başvurabilirler" hükmüne yer veren 20. maddesinin, 8.2.2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun´un 503. maddesi ile değiştirildiği, 4904 sayılı Kanun´un yeni halinde idari yargı yerinde dava açılacağı yönünde bir hükme yer verilmediği görülmekle, yukarıda yer verilen Kanun hükmü uyarınca, aksine hüküm bulunmaması nedeniyle Kabahatler Kanunu kapsamında olan ve içeriğinde idari yargının görev alanına giren herhangi bir kararı da içermeyen dava konusu idari para cezası verilmesi işleminin iptali istemiyle açılan bu davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara yapılan itirazın reddi suretiyle kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Ayper GÖKTUNA, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK´ın katılımlarıyla yapılan 1.3.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…" açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi´nin E:2009/58 sayılı dosyasında görülmekte olan uyuşmazlık nedeniyle ilgili Mahkemesinden getirtildiği, davacı vekilinin olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemli dilekçesinin de Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderildiği,  Başkanlıkça, adli yargı dosyası da ilgili Mahkemesinden getirtilmiş olup, sonuçta usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ´un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU´nun davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, 4904 sayılı Kanun´un 3/d maddesine aykırılıktan dolayı aynı Kanunun 20/d maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

25.6.2003  gün ve 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu´nun 3. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde, "İşçi isteme ve iş aramanın düzene bağlanmasına ilişkin çalışmalar yapmak, işgücünün yurt içinde ve yurt dışında uygun oldukları işlere yerleştirilmelerine ve çeşitli işler için uygun işgücü bulunmasına ve yurt dışı hizmet akitlerinin yapılmasına aracılık etmek, istihdamında güçlük çekilen işgücü ile işyerlerinin yasal olarak çalıştırmak zorunda oldukları işgücünün istihdamlarına katkıda bulunmak, özel istihdam bürolarına ilişkin Kuruma verilen görevleri yerine getirmek, işverenlerin yurt dışında kendi iş ve faaliyetlerinde çalıştıracağı işçileri temin etmesi ile tarım işlerinde ücretli iş ve işçi bulma aracılığına izin verilmesi ve kaldırılmasına ilişkin işlemleri yapmak" Kurumun görevleri arasında  sayılmış;  "İdari Para Cezaları" başlığını taşıyan 20. maddesinde(Değişik madde: 23/01/2008-5728 S.K./503.mad) ise, "Kurumca dayanağı belirtilmek suretiyle; (…)d) Bu Kanunun 3 üncü maddesinin (d) bendine aykırı davranan kişilere ikibin Türk Lirasından ellibin Türk Lirasına kadar, ayrıca Kuruma onaylatılmayan her bir yurt dışı hizmet akdi için de üçyüz Türk Lirası, (…)  idarî para cezası verilir. (…)Kanun hükümlerine göre verilen idarî para cezaları Kurum tarafından genel esaslara göre tahsil edilir" denilmiştir.

4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu´nda idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır.

Öte yandan; 30.3.2005 gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 6.12.2006 gün ve 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, "(1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,uygulanır"; Kanunun "Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise, "İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır.

Bu düzenlemelere göre;  Kabahatler Kanunu´nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının, 5326 sayılı Kanun´un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu´nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacak olması nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ:Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi´nin 6.6.2006 gün ve E:2006/36 İtiraz, K:2006/36 İtiraz sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.3.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.


 

İş Kazası geçiren İşçinin Maddi Manevi Tazminat Talebi )          

UYUŞMAZLIK Hukuk Bölümü 2009/175 E.N , 2010/73 K.N.  

Özet

DAVALILARDAN ŞİRKETİN İŞÇİSİ OLAN DAVACI TARAFINDAN GEÇİRDİĞİ İŞ KAZASI NEDENİYLE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİYLE DAVALILAR ALEYHİNE AÇILAN DAVANIN, YÜKÜN TAŞIMASINI YAPAN TCDD İŞLETMESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ YÖNÜNDEN İDARİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Davacı vekili, dava dilekçesinde, davacının, davalı Habur Taşımacılık Taahhüt ve Ticaret Ltd. Şti. işçisi olarak çalışmakta iken 11.3.2008 tarihinde iş kazası geçirdiğini, sağ el kavrama parmağının (başparmağı) koptuğunu, kaynakçı olarak iş başı yapan ve tesisin (Tunçbilek) kaynak işlerinde çalışan davacının, olay günü, vagonların yükleme tesisinde dolum yapılacağı bölüme çekilmesi işinde görevlendirildiğini, davalılardan G.L.İ.´nin maliki bulunduğu (asıl işveren), alt işveren sıfatıyla Habur Ltd. Şti.´nin işlettiği yükleme tesisine ait vinç ve halatlar yardımıyla vagonların yükleme mahalline çekilmesi vs. işlemleri sırasında iş bu davaya konu kazanın meydana geldiğini, zira; vagonların kontrolden çıkması, bulunması istenen noktadan hareketlenmesi gibi durumlarda sabitlenmesini (kontrolünü) temin için iptidai bir biçimde ağaç takozlardan istifade edildiğini, kaza anında vagonun geriye gitmesi sebebiyle davacının takoz kullanarak vagonu durdurmak istediğini, ancak, parmağının sıkışması neticesi maluliyetini doğuran kazanın meydana geldiğini, kazanın oluşunda TCDD´nin dahi kusurlu ve sorumlu bulunduğunu, işverenlerin; iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işyerinde alınan iş sağlığı ve iş güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını kontrol etmek, işçilerin karşı karşıya olduğu mesleki riskler, alınması gereken tedbirler, yasal hak ve sorumlukları konusunda işçiyi bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve iş güvenliği eğitimini vermekle mükellef oldukları, davalıların İş Kanunu, İ.S.İ.G.T. ve ilgili mevzuat hükümlerine riayet etmedikleri, denetim ve gözetim görevlerini yerine getirmedikleri, kazanın oluşundan ve sonuçlarından davalıların birlikte sorumlu oldukları ileri sürülerek bakiye ve her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 30.000.-TL maddi tazminat ile 40.000.-TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 11.3.2008 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı TCDD vekili, savunma dilekçesinde, davada idari yargının görevli olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuştur.

TAVŞANLI 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ(İŞ MAHKEMESİ SIFATIYLA); 2.4.2009 gün ve E:2009/88 sayı ile, "Öte yandan, olumsuz etkileme olarak adlandırılan bir durumda aynı olaydan dolayı işçi sıfatını taşımayan ve işveren ile arasında hizmet akdi ilişkisi bulunmayan kişiler hakkında da dava arkadaşlığı sebebiyle özel mahkeme olan iş mahkemesinin esas alınması hususudur. Ancak bu durumun gerçekleşebilmesi için iş mahkemesinin taraflardan en az birisi için görevli olması gerekir. Taraflardan birisinin yanında yer alan kişi için genel hukuk mahkemesinin veya idare mahkemesinin görevli olması sonuca etkili değildir. Bu nedenle Yargıtay´ca aynı davada birleştirilmiş konularda birbiri ile çelişkili kararlar çıkmasının önlenmesini, işlerin daha çabuk ve az masrafla sonuçlanmasını sağlamak amacıyla genel mahkemelere ait davaların iş mahkemelerinde sonuçlandırılması kabul edilmiştir" (Doç. Dr. Cevdet İlhan Günay Sayfa:115 - Yetkin yayınları-2007-Ankara) şeklindeki bilimsel makalede de belirtildiği üzere Mahkemelerince bilimsel makalede belirtilen hususlar nazara alınarak DDY vekilinin yargı yolu itirazının reddine karar vermiştir.Davalı TCDD vekilinin, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki dilekçesi üzerine, dava dosyası örneği Danıştay Başsavcılığı´na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Garp Linyitleri İşletmesi Müessese Müdürlüğü´nün yükleme işini yapan Habur Taşımacılık, Taahhüt ve Ticaret Limited Şirketi´nin işçisi olan davacının, vagonları takozladığı sırada takoz ile vagon tekerleğinin demir aksamı arasında sıkışan sağ elinin başparmağının tırnak hizasından kopması nedeniyle maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle T.C.D.D. İşletmesi Genel Müdürlüğü, Habur Taşımacılık, Taahhüt ve Tic. Ltd. Şirketi ve GLİ Müessese Müdürlüğü´ne karşı Tavşanlı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi´nin E:2009/88 sayılı dosyasında açılan davada, davalılardan T.C.D.D. İşletmesi Genel Müdürlüğünce davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği ileri sürülerek görev itirazında bulunulduğu ve itirazların reddi üzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasının istenildiği, Anayasa´nın 125 inci maddesinde, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun belirtildiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun 2 nci maddesinin (1-b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davalarının, görüm ve çözümü idari yargının görev alanına giren idari dava türleri arasında gösterildiği, kamu hizmetini yürütmekle yükümlü kılınan kamu kuruluşunun, kamu hizmetini yürütürken kişilere verdiği zararın tazminine ilişkin davada, kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuk kurallarına uygun olarak yürütülüp yürütülmediği, kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediği, gerekli güvenlik önlemlerinin alınıp alınmadığı, sonuç olarak olayda hizmet kusuruna dayalı ve idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tayin ve tespitinin idari yargı yerlerine ait olduğu, uyuşmazlığın, T.C.D.D İşletmesi Genel Müdürlüğü´nün yürütmekle görevli olduğu kamu hizmetinin gereği gibi yapılmamasından dolayı uğranıldığı ileri sürülen zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tazmini istemine ilişkin bulunduğu, bu durumda, davanın T.C.D.D İşletmesi Genel Müdürlüğü´ne yönelik olan kısmının görüm ve çözümü, idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davalarına bakmakla görevli olan idari yargı yerlerine ait bulunduğundan, Tavşanlı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi´nin, anılan idarenin görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerektiği, bu nedenlerle, davanın T.C.D.D İşletmesi Genel Müdürlüğü´ne karşı açılan kısmı yönünden 2247 sayılı Yasa´nın 10 uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa´nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı´nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Davacı İ K. vekilleri tarafından davalı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü aleyhine Tavşanlı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi´nde açılan 2009/88 Esas sayılı tazminat davasında, Danıştay Başsavcılığı tarafından 2247 sayılı Kanun´un 10. maddesi gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması nedeniyle gönderilen 2009/175 Esas sayılı dosyanın incelendiği, davacı İsmail Kurt´un, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Garp Linyitleri İşletmesi Müessese Müdürlüğü´nün yükleme işini yapan Habur Taşımacılık, Taahhüt ve Ticaret Limited Şirketi´nde işçi olarak çalışmaktayken 11.03.2008 tarihinde vagonları takozlama işlemi sırasında sağ elinin başparmağının vagon tekerleğinin demir aksamı ile takoz arasında sıkışması sonucunda tırnak hizasından kopması nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü, Habur Taşımacılık Taahhüt ve Ticaret Ltd. Şirketi ve Tavşanlı GLİ Müessese Müdürlüğü´ne karşı Tavşanlı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi´nde açtığı davada, davalı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından görev itirazında bulunulması üzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığının anlaşıldığı, TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu niteliğinde olduğu, 233 sayılı KHK ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak karlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla işletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olmasının, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil etmediği, Anayasa´nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davalarının idari dava türleri arasında sayıldığı, kamu hizmetini yürütmekle yükümlü kılınan kamu kuruluşunun, kamu hizmetini yürütürken kişilere verdiği zararın tazminine ilişkin davada, kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuk kurallarına uygun olarak yürütülüp yürütülmediği, kamu yararına uygun şekilde işletilip işletemediği, sonuçta, hizmet kusuru ve idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tayin ve tespitinin idari yargı yerlerine ait olduğu, iş kazası nedeniyle parmağın tırnak hizasından kopması nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın idarenin hizmet kusuru esasına göre tazmini istemiyle açılan davanın, TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü´ne yönelik olan kısmının görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunduğundan, Danıştay Başsavcısı´nın başvurusunun kabulünün düşünüldüğü, bu nedenlerle, Danıştay Başsavcılığı´nın 2247 sayılı Yasa´nın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Tavşanlı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 2009/88 Esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Nüket YOKLAMACIOĞLU, Muhittin KARATOPRAK ve Gürbüz GÜMÜŞAY´ın katılımlarıyla yapılan 5.4.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı TCDD vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı´nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ´un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Garp Linyitleri İşletmesi Müessesesi Müdürlüğü´nün yüklenicisi Habur Taşımacılık Taahhüt ve Ticaret Ltd. Şti. işçisi olan davacının, sağ el başparmağının vagon tekerleği altında kalarak kopması nedeniyle maddi ve manevi tazminatın faizi ile birlikte davalılardan tahsili istemiyle açılmıştır.

28.10.1984 tarih ve 18559 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanan Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü(TCDD) Ana Statüsü´nün "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1. maddesi, "Bu Ana Statünün amacı; 8.6.1984 tarih ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak söz konusu Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kamu İktisadi Kuruluşunun hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapısı, müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri ile bunlar arasındaki ilişkileri ve ilgili diğer hususları düzenlemektir..." hükmünü taşımakta;  "Hukuki Bünye"  başlıklı 3. maddesinde, bu Ana Statü ile teşkil olunan TCDD İşletmesinin, sermayesinin tamamı Devlete ait, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir "Kamu İktisadi Kuruluşu" olduğuna ve 233 sayılı KHK ile bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaret edilmekte; 4. maddesinde, sayılan Kuruluş amaç ve faaliyet konularının tamamına yakınının "tekel" kapsamında işler olduğu belirtilmekte; kuruluşu, yönetimi ve denetimi konularında 233 sayılı KHK hükümlerine paralel düzenlemelere yer verilmektedir.

Buna göre, TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu tartışmasızdır. 233 sayılı KHK ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, İşletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olması, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil etmemektedir.

Dosyanın incelenmesinden, davacının, Habur Taşımacılık Taahhüt ve Ticaret Ltd. Şti.´nin işçisi olduğu, davalılardan TCDD İşletmesi (yükün taşımasını yapıyor) ile işçi - işveren ilişkisi içerisinde bulunmadığı anlaşılmıştır.

Anayasa´nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Buna göre, kamu hizmeti yürüten TCDD İşletmesine  karşı açılan dava; olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa´nın 2/1-b maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.

Belirtilen nedenlerle, Danıştay Başsavcısı´nın başvurusunun kabulü ile davalı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi sıfatıyla) kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ:Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı´nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Tavşanlı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi´nin(İş Mahkemesi Sıfatıyla) 2.4.2009 gün ve E:2009/88 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 5.4.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.


 

UYUŞMAZLIK Hukuk Bölümü 2009/179 E.N , 2010/74 K.N.  

Özet

TÜRK TELEKOM İLE SÖZLEŞMELİ PERSONELİ ARASINDA ÖZELLEŞTİRME TARİHİNDEN SONRA DOĞAN UYUŞMAZLIĞIN ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Davacı, Trabzon İl Telekom Müdürlüğü´ne verdiği 16.8.2006 günlü dilekçesinde, Türk Telekom´da teknik amir olarak çalışmakta iken 25.9.1997 tarihinde tekniker pozisyonuna geçtiğini, 2.10.2000 tarihinde İş Kanununa tabi personel olarak çalışmak üzere müracaatta bulunduğunu, ancak; ilgili tebliğler gözardı edilerek teknik uzman olarak İş Kanununa geçişinin engellendiğini, konunun incelenerek 2.10.2000 tarihinden bugüne kadar uğramış olduğu maddi(maaş, ikramiye vs.) kaybın faizi ile birlikte telafi edilmesi, başka kamu kurumuna geçiş ücretinin de buna göre düzeltilmesi ve unvanının verilmesi için gereğinin yapılmasını istemiştir.

Trabzon İl Telekom Müdürlüğü´nce davacıya gönderilen 12.9.2006 gün ve 23855 sayılı yazıda, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre sözleşmeli statüde tekniker olarak çalışmakta iken, 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanan 4502 sayılı Kanun´un geçici 4 üncü maddesi uyarınca iş mevzuatına tabi personel statüsünde göreve devam etmek için talepte bulunduğu, ancak iş mevzuatına aynı unvanda geçirilmek istendiğinden bahisle bu talebinden vazgeçtiği, şimdi ise Unvan Yükselmelerinde Uygulanacak Esasların Geçici 5 inci maddesi gereğince iş mevzuatına tabi teknik uzman pozisyonuna atama yapılmadığından bahisle unvan ve ücret yönünden mağdur edildiği hususundaki 16.8.2006 tarihli dilekçesine istinaden sicil ve dosyasının incelendiği, 18.7.1977 tarihinde teknisyen olarak göreve başladığı, 1.10.1986 tarihinde başteknisyen pozisyonuna, 19.8.1991 tarihinde teknik amir pozisyonuna, 23.9.1997 tarihinde de isteği üzerine tekniker pozisyonuna atandığının tespit edildiği, buna göre; dilekçede belirtildiği gibi, unvan yükselmek suretiyle 4502 sayılı Kanun´un geçici 4 üncü maddesi uyarınca iş mevzuatına tabi personel statüsüne geçirilmek kaydıyla teknik uzman pozisyonuna atanma talebinin olmadığı, sadece anılan Kanun uyarınca iş mevzuatına tabi personel statüsünde göreve (aynı unvanda) devam etmek istediği hususunda talebinin bulunduğu, daha önce teknik amir pozisyonunda çalışmakta iken, tekniker pozisyonuna atanması nedeniyle Türk Telekomünikasyon A.Ş. Unvan Yükselmelerinde Uygulanacak Esasların Geçici 5 inci maddesi gereğince iş mevzuatına geçirilerek teknik uzman pozisyonuna atanmasında yönetmelik açısından engel bir halin olmadığı; ayrıca; Şirketlerinde boş pozisyonların iptal edilmiş olması ve görülen lüzum üzerine Türk Telekomünikasyon A.Ş. Unvan Yükselmelerinde Uygulanacak Esasların geçici 5 inci maddesi gereğince iş mevzuatına geçiş ve atama işlemleri için Ünitelerine pozisyon ilave edildiği hususunun görev yapılan birime tebliğ edildiği halde teknik uzman pozisyonuna atanması hususunda da herhangi bir talebinin bulunmadığının tespit edildiği, Şirketlerinde 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (II) sayılı cetvele dahil tekniker pozisyonunda, sözleşmeli statüde çalışmakta iken, 406 sayılı Kanun´un Ek: 29 uncu maddesi uyarınca 4046 sayılı Kanun´un 22. maddesi çerçevesinde başka kamu kurum ve kuruluşlarına nakil talebinde bulunduğu ve bu talebe istinaden kurumlar arası nakil yolu ile Trabzon Ulaştırma Bölge Müdürlüğü emrine tekniker olarak naklen atandığı ve 5.7.2006 tarihinde yeni Kurumda göreve başladığı tarih itibariyle de Şirketleri ile ilişiği kesildiğinden, teknik uzman pozisyonuna atanma ve unvan itibariyle de uğramış olunan maddi(maaş, ikramiye vs) kaybı hususunda Ünitelerince yapılacak herhangi bir işlem bulunmadığı belirtilmiştir.

Davacı, dava dilekçesinde, başvurusu üzerine davalı tarafından tesis edilen 12.9.2006 gün ve 23855 sayılı işlemden söz ederek, idarenin 2.10.2000 tarihli dilekçesine karşılık 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanan 4502 sayılı Kanun´un geçici 4.  maddesi uyarınca ve ayrıca Unvan Yükselmelerinde Uygulanacak Esasların Geçici 5. maddesine göre teknik uzman olarak iş mevzuatına geçirilmesi gerekirken, tekniker olarak iş mevzuatına geçmesi teklif edilerek iş mevzuatına geçmesinin engellenmesi sebebiyle uğramış olduğu maddi zararın(maaş+ikramiye) yasal faizi ile birlikte tahsiline ve alması gereken unvanın verilmeyerek başka kamu kurumuna taban unvanla (tekniker) nakledilişinin iptal edilerek teknik uzman unvanıyla geçişine karar verilmesi ve maaşının bu unvana göre yeniden tespit edilerek uygulanmasına karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

TRABZON İDARE MAHKEMESİ; 14.3.2007 gün ve E:2006/2383, K:2007/596 sayı ile, davanın, Trabzon İl Telekom Müdürlüğü´nde tekniker olarak çalışmakta olan davacının, 2.10.2000 tarihinde İş Kanununa tabi personel olarak çalışmak üzere müracaatta bulunmasından sonra kendisinin de yönetim kurulunca belirlenmiş olan Unvan ve Yükselmelerde Uygulanacak Esaslara göre teknik uzman olarak iş mevzuatına geçirilmesi gerektiğinden, kendisine teknik uzman unvanının verilmesi ve 2.10.2000 tarihinden itibaren devam eden yanlış uygulamadan dolayı uğradığı maddi zararlarının yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle açıldığı, 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu´nun 1. maddesinin 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa´nın 1. maddesiyle değişik 1. fıkrasında, "Posta ve telgraf tesis işletmesine ilişkin hizmetler T.C. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğünce (P.İ.), Telekomünikasyon hizmetleri ise Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülür", aynı maddenin 4673 sayılı Yasa ile değişik 2. fıkrasında, "Şirkette kamu payı %50´nin altına düşünceye kadar ana sözleşmede yapılacak değişikliklerde Ulaştırma Bakanının görüşü alınır", 4502 sayılı Yasa ile eklenen 6. fıkrada, "Telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesi ve telekomünikasyon altyapısı tesisi ve işletilmesi bu Kanuna tabidir", 7. fıkrada, "Türk Telekom, bu kanun çerçevesinde her türlü telekomünikasyon hizmetlerini yürütmeye ve telekomünikasyon altyapısını işletmeye yetkilidir", 8. fıkrada, "Türk Telekom´un söz konusu yetkiye ilişkin hak ve yükümlülükleri Bakanlık ile imzalanacak görev sözleşmesi ve/veya görev sözleşmeleri ile belirlenir. Türk Telekom, görev sözleşmelerinde belirlenen asgari hizmetleri sunmakla yükümlüdür", aynı maddenin 4673 sayılı Yasa ile değişik 9. fıkrasında, "Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekoma uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır" hükümlerine yer verilerek Türk Telekom´a özgü farklı bir statü oluşturulduğu, öte yandan, Türk Telekom´un, hisselerinin tamamı Hazineye ait bulunmakta iken, Bakanlar Kurulu´nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi(Türk Telekom)´nin %55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İIişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar" uyarınca, %55 oranındaki hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmiş bulunduğu, böylece Türk Telekom´un, 406 sayılı Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirket olup, hisse devir işlemleri tamamlanarak özelleşmiş bulunduğu ve dolayısıyla kamu kurum ve kuruluşlarına uygulanan mevzuatın Türk Telekom´a uygulanmadığı, dava dosyasının incelenmesinden, davalı şirkete bağlı Trabzon İl Telekom Müdürlüğü´nde tekniker olarak çalışmakta olan davacının, davacı şirketin özelleştirme kapsamına alınması üzerine 4046 sayılı Yasa gereğince davacının diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakil talebinde bulunduğu, bunun üzerine davacının isminin tekniker unvanıyla Devlet Personel Başkanlığı´na bildirildiği, Başkanlıkça, davacının Ulaştırma Bakanlığı emrine (Trabzon/ taşra) tekniker olarak naklen atamasının yapıldığı ve 5.7.2006 tarihi itibariyle davacı şirketle ilişiğinin kesildiği, daha sonra davacı şirkete Bakanlar Kurulu kararıyla tekniker pozisyonunun ihdas edilmesi üzerine, genel ihtiyaçlar çerçevesinde ve davacının da isteği göz önünde bulundurularak tekniker olarak  atamasının yapılması üzerine bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı, uyuşmazlık konusu olayda, Türk Telekomünikasyon A.Ş.´deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden %55´i, Bakanlar Kurulunun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)´nin %55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar´ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.´ne satılmış olup, kamu kurum ve kuruluşlarına uygulanan mevzuat hükümlerinin artık söz konusu şirkete uygulanma imkanı bulunmadığından, Türk Telekom hisselerinin devrinin fiilen gerçekleştiği tarihten sonra 12.9.2006 tarihinde tesis edilen işleme karşı açılan davanın görüm ve çözümünün adli yargı mercilerine ait bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, DANIŞTAY BEŞİNCİ DAİRESİ´nin 24.10.2008 gün ve E:2007/4430, K:2008/5135 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez, idarenin 12.9.2006 gün ve 23855 sayılı, tekniker (399 sayılı KHK´ye göre sözleşmeli statü) görevinden teknik uzman(iş mevzuatına tabi, kapsam dışı) göreve atanma isteminin reddine dair işleminin iptali, 2.10.2000 tarihine kadar olduğu gibi 2.10.2000 tarihinden sonrada İş Kanununa tabi emsali teknik uzmanın görevlerini yaptığı için bu tarih itibariyle teknik uzman sayılmasına ve bu tarih itibariyle uğramış olduğu maddi kayıplarının yasal faizi ile birlikte fazlaya ilişkin hak ve ıslahı talep hakkı saklı kalmak kaydıyla uğradığı 1.000,00TL zararın tazmini istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

TRABZON İŞ MAHKEMESİ; 22.4.2009 gün ve E:2009/119, K:2009/200 sayı ile, davacının, dava dilekçesi ile, davalı idarenin 12.9.2006 tarih ve 023855 sayılı, tekniker(399 sayılı KHK´ye göre sözleşmeli statü) görevinden teknik uzman(iş mevzuatına tabi, kapsam dışı) görevine atanma isteminin reddine dair işleminin iptaline ve İş Kanununa geçmek üzere müracaat ettiği 2.10.2000 tarihe kadar olduğu gibi bu tarihden sonrada İş Kanununa tabi emsali teknik uzmanın görevini yaptığı için bu tarih itibariyle teknik uzman sayılmasına ve bu tarih itibariyle uğramış olduğu maddi kaybının yasal faizi ile birlikte fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00TL zararının davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesini talep ve dava ettiği, davalı kurum vekili cevap dilekçesi ile, davacının davalının Erişim Şebekeleri Müdürlüğünde 399 sayılı KHK´ya göre sözleşmeli statüde tekniker olarak çalışmakta iken 406 sayılı Kanun´un Ek 29. maddesi uyarınca 4046 sayılı Kanun´un 22. maddesi çerçevesinde başka kamu kurum ve kuruluşlarına nakil talebinde bulunması nedeniyle 18.4.2006 tarihinde Devlet Personel Başkanlığı´na bildirimi yapılan ve bu Kurum tarafından Ulaştırma Bakanlığı´na bağlı Trabzon Ulaştırma Müdürlüğü´ne atanarak 5.7.2006 tarihinde göreve başlaması nedeniyle aynı tarih itibari ile ayrılışı sağlanan davacının, müvekkili şirket aleyhine açtığı işbu davanın hukuki dayanağının bulunmadığını ve 406 sayılı Kanun´un Ek 29. maddesi ile 4046 sayılı Kanun´un 22. maddesi çerçevesinde başka kamu kurum ve kuruluşlarına naklen ataması yapılan davacının geriye dönük hak iddia etmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın reddini savunduğu, davanın, idarenin iş mevzuatına geçmeye yönelik talebinin reddine dair kararının iptaline ilişkin olduğu, davacının sicil dosyası ve işyeri dosyasının celp edildiği, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacının davalı işyerinde çalışırken iş mevzuatına geçmediği, sürekli sözleşmeli statüde çalıştığı, iş mevzuatına tabi bir çalışmasının bulunmadığı, memur ve sözleşmeli personel statü hukukunu ilgilendirdiğinden idare ile çıkacak olan uyuşmazlığın iş mahkemesinde değil idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği, Uyuşmazlık Mahkemesi´nin 1995/1 Esas, 1996/1 Karar sayılı ilke kararında, özelleştirme kapsamında olsun yada olmasın kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli personel statüsünde çalışanların, kurumları ile olan ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğunun hükme bağlandığı, salt kurumun özelleşmesinin, davacının anlatılan statüdeki çalışması nedeniyle iş mevzuatının uygulanmasını gerektirmediği, bu nedenlerle, davanın görev yerinin idari yargı olduğu sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. 

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Nüket YOKLAMACIOĞLU, Muhittin KARATOPRAK ve Gürbüz GÜMÜŞAY´ın katılımlarıyla yapılan 5.4.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece idari yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ´un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre sözleşmeli statüde tekniker olarak çalışmakta olan davacının, teknik uzman pozisyonuna atanması ve unvan itibariyle de uğramış olduğu maddi(maaş, ikramiye vs.) kaybının giderilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin Trabzon İl Telekom Müdürlüğü´nün 12.9.2006 gün ve 23855 sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu´nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa´yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü´nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)" tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.

27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa´nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa´nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, "Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom´a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır" denilmiş; anılan fıkra hükmü 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa´nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve "Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom´a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır"; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398 sayılı Kanun´un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır…" denilmiştir.

Öte yandan; 406 sayılı Yasa´nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, "Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür" denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, "Ancak, Türk Telekom´daki kamu payı %50´nin altına düştüğünde, Türk Telekom´un tüm tekel hakları 31.12.2003 tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur" denilmiş; 4502 sayılı Yasa´nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK´nin ekindeki "B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)" bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.

Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel" olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom´un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50´nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır.

Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.´deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55´i, Bakanlar Kurulu´nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon  Anonim   Şirketi   (Türk   Telekom)´nin    55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş.´ne satılmıştır.

Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:

Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa´nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000 tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,  Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi  teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.

Anılan 4502 sayılı Yasa´nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa´ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, "a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen  gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle  yürütülür.  Bu  personel  hakkında  bu  Kanunda  öngörülen   hükümler   saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur" hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; "a) Personelin statüsü:(Ek ibare: 12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50´nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır.(Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur" hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.

406 sayılı Yasa´nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü´ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve 24010(Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan "Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği" adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.

Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu´na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun´un yürürlüğe girdiği 29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun´un yürürlüğe girdiği 2.7.2004 tarihleri arasında geçerli olmuştur.

Anayasa´nın 128. maddesinde, "Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür" denilmiştir.

406 sayılı Yasa´nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun´la değişik birinci fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…" denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom´da 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.

Olayda, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre sözleşmeli personel statüsünde tekniker olarak çalışırken 4046 sayılı Yasa´nın 22. maddesine göre naklen atamaya tabi tutulan davacı, teknik uzman pozisyonuna atanması ve unvan itibariyle de uğramış olduğu maddi(maaş, ikramiye vs.) kaybının giderilmesi istemiyle yaptığı başvurunun 12.9.2006 günlü işlemle reddi üzerine uyuşmazlığa konu edilen davayı açmış bulunmaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun "İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:

a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları,

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

c) (Değişik : 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar"

idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.

İncelenen uyuşmazlıkta, davalının özel hukuk tüzel kişisi olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

Buna göre, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre sözleşmeli personel statüsünde tekniker olarak çalışırken 4046 sayılı Yasa´nın 22. maddesine göre naklen atamaya tabi tutulan davacının, teknik uzman pozisyonuna atanması ve unvan itibariyle de uğramış olduğu maddi(maaş, ikramiye vs.) kaybının giderilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddi üzerine açtığı davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İş Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Trabzon İş  Mahkemesi´nin 22.4.2009 gün ve E:2009/119, K:2009/200 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.4.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.


 

UYUŞMAZLIK Hukuk Bölümü 2010/56 E.N , 2010/157 K.N.     

Özet

İŞ MEVZUATINA TABİ KAPSAM DIŞI PERSONEL OLARAK ÇALIŞMAKTA İKEN KURUMUN ÖZELLEŞTİRİLMESİ NEDENİYLE MEMUR OLARAK ATAMASI YAPILAN DAVACININ, MAAŞ NAKİL İLMÜHABERİNİN 4046 SAYILI YASA´NIN 22. MADDESİNE UYGUN DÜZENLENMEMESİ SONUCUNDA HAK KAYBINA UĞRADIĞINI İLERİ SÜREREK MAAŞ NAKİL İLMÜHABERİNİN YENİDEN DÜZENLENMESİ VE MADDİ ZARARININ FAİZİ İLE BİRLİKTE TAZMİN EDİLMESİNE KARAR VERİLMESİ İSTEMİYLE AÇTIĞI DAVANIN, ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Davacı : A. Ş.

Vekili : Av. A. K.

Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğü

O L A Y : Davacı, Selçuklu Telekom Müdürlüğünde iş mevzuatına tabi kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken kurumun özelleştirilmesi nedeniyle 16.2.2007 tarihinde Konya İl Sağlık Müdürlüğü emrine memur olarak atanmıştır.

Davacı vekili, müvekkilinin nakil sırasında bildirilen maaşının eksik hesaplandığı ileri sürerek, yapılan yanlışlığın düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvuru üzerine; Konya İl Telekom Müdürlüğü´nün tesis ettiği 17.6.2008 tarih ve 8129 sayılı işlem ile, bu işleme karşı yaptığı itirazın reddine ilişkin aynı Müdürlüğün 2.9.2008 tarih ve 10215 sayılı işleminin iptali ve yeni kurumu olan Konya il Sağlık Müdürlüğünde göreve başladığı 16.2.2007 tarihinden itibaren maaşında yapılan eksik ödemenin yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle 12.09.2008 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

KONYA 1. İDARE MAHKEMESİ: 11.11.2008 gün ve E:2008/1201, K:2008/1533 sayı ile, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun´un "İdare Mahkemelerinin Görevleri" başlıklı 5.; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun, "İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2.maddesinden bahisle; kural olarak idari yargıda ancak devlet ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabildiği, idare aleyhine dava açılmayıp davalı mevkiinde özel hukuk tüzel kişisinin bulunması durumunda, ortada idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari davanın bulunduğundan söz edilemeyeceği; 1953 tarihli ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesinin kurulduğu, 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu´nun 10.06.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasayla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetlerin, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğünce, telekomünikasyon hizmetlerin ise "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi" tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırıldığı; 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu´nun, 27.01.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa´nın 1.maddesi ile eklenip 12.05.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa´nın 1. maddesi ile değiştirilmiş 1. maddesinin dokuzuncu fıkrasında; "Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom´a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır." hükmünün yer aldığı, 406 sayılı Yasa´nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin ( c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde; Türk Telekomun, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürüteceği belirtildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendinde 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlesinde; Türk Telekom´daki kamu payının %50´nin altına düşmesi halinde, Türk Telekom´un tüm tekel haklarının 31.12.2003 tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olacağı hükmüne yer verildiği, 4502 sayılı Yasa´nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş.nin, 233 sayılı KHK.´nin ekindeki "B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)" bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarıldığı; Türk Telekom A.Ş.´nin; 4502 sayılı Yasa´nın, 29.01.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.01.2000 tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış olmakla birlikte, 14.11.2005 tarihine kadar hisselerinin tamamı kamuya ait bulunan kendine özgü statüye sahip olan kamu kuruluşu niteliğinde bulunduğu; ancak özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.´deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden %55´i, Bakanlar Kurulunun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)´nin %55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.´ ye satılmış bulunduğundan Türk Telekom A.Ş´nin kamu kuruluşu niteliğinin bu tarih itibariyle son bulduğu; o halde; 14.11.2005 tarihi itibariyle kamu kurumu olmayan tamamen özel hukuk hükümlerine tabi bir şirket olan Türk Telekom A.Ş.´nin anılan tarihten sonra tesis ettiği işlemlerin idari işlem olarak görülmesi mümkün olmadığı gibi, davacının kamu personeli olup olmamasının da söz konusu işleme idari nitelik kazandırmayacağı; dava dosyasının incelenmesinden; Türk Telekom A.Ş.´de iş mevzuatına tabi kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken kurumun özelleştirilmesi nedeniyle 16.02.2007 tarihinde Konya İl Sağlık Müdürlüğü emrine memur olarak atanan davacının, nakil sırasında Konya il Telekom Müdürlüğünce bildirilen maaşının eksik hesaplandığını ileri sürerek yapılan yanlışlığın düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvuru üzerine Konya il Telekom Müdürlüğü´nce tesis olunan 17.06.2008 tarih ve 8129 sayılı işlem ile davacının talebinin kısmen karşılandığı, bunun üzerine davacı tarafından, yapılan düzeltmenin yetersiz ve yanlış olduğu ileri sürülerek anılan işleme karşı itirazda bulunulduğu, bu itirazın Konya il Telekom Müdürlüğü´nün 02.09.2008 tarih ve 10215 sayılı işlemi ile reddi üzerine de bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; bu durumda; davacı tarafından, nakil sırasında Konya İl Telekom Müdürlüğünce bildirilen maaşının eksik hesaplandığı ve bildirildiği ileri sürülerek, yapılan yanlışlığın düzeltilmesi istemiyle yapılan başvurular üzerine tesis edilen dava konusu işlemlerin, Türk Telekomdaki kamu hisselerinin %55´inin devrinden sonra tesis edildiği anlaşıldığından, idari işlem olarak görülmesi mümkün olmayan iş bu işlemlerin iptali istemiyle açılan bu davada idari yargı mahkemelerinin değil adli yargı mahkemelerinin görevli bulunduğu gerekçesiyle; davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş; temyiz isteminde bulunan Davacı vekilinin istemi, Danıştay 5. Daire´sinin 26.6.2009 gün ve E:2009/1548, K: 2009/4073 sayılı kararı reddedilerek kararın onanması suretiyle, Mahkeme kararı kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, aynı istemle 01.10.2009 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

KONYA 2. İŞ MAHKEMESİ: 18.01.2010 gün ve E:2009/282 sayı ile, davacı vekilinin, müvekkilinin 16/07/1992 yılından itibaren Türk Telekom A. Ş. Konya il Müdürlüğünde tekniker kadrosunda kapsam dışı işçi statüsünde çalışmakta iken, 2005 yılında askere gittiğini, asker dönüşü ihtiyaç fazlası personel olarak Devlet personel Başkanlığına bildirildiğini, istihdam fazlası personel olarak 16/02/2007 tarihinde ilişiği kesilerek 657 sayılı yasaya tabi memur statüsünde Konya İl Sağlık Müdürlüğünde göreve başladığını, maaş nakil ilmühaberinin eksik hesaplanması nedeni ile maaşının az ödendiğini, İl Sağlık Müdürlüğünde göreve başladığı 16/02/2007 tarihinden geçerli olmak üzere eksik ve yanlış hesaplanan maaştaki ilmühaberinin düzeltilmesi ve aradaki farkın yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesini talep etmiş olduğu; davalı Türk Telekom A.Ş.nin henüz davaya cevap vermediği; davacının, davalı yanında kapsam dışı işçi statüsünde çalışmakta iken 14/11/2005 tarihinde şirketin hisselerinin satışı sonucunda 4046 sayılı kanunun Ek 22.maddesi uyarınca başka kamu kurum ve kuruluşlarında nakil hakkını kullanarak 16/02/2007 tarihinde Konya İl Sağlık Müdürlüğünde 657 sayılı yasaya tabi memur olarak çalışmaya başladığı; davacının, maaşındaki ilmühaberinin geldiği kurumca eksik ve yanlış düzenlemesi nedeni ile eksik maaş aldığı iddiasıyla Konya 1. İdare Mahkemesine açtığı davada, Mahkemece Türk Telekomdaki Kamu hisselerinin %55´inin devrinden sonra işlem tesis edildiği, bu nedenle İdari Yargı Mahkemelerinin görevine girmediği nedeni ile görev yönünden davanın reddine karar verildiği, temyizen inceleme sonucu kararın Danıştay 5. Dairesinin ilamı ile onandığı; davacının, dava açtığı sırada 657 sayılı yasaya tabi memur statüsünde çalıştığı, çalıştığı kurum olan Konya İl Sağlık Müdürlüğünce maaşının eksik ödendiğini iddia ettiği ve geçmişe yönelik eksik ödenen aylıkların yasal faizi ile tahsilini talep ettiği, davalı Türk Telekom A.Ş.nin, 14/11/2005 tarihinde özelleşerek kamu hisselerinin azınlığa düştüğü, istihdam fazlası personelin diğer kamu kurumlarına 4046 sayılı Yasa çerçevesinde dağıtıldığı; davalı Türk Telekom A.Ş. tarafından yapılan işlemin idari nitelikte olmadığı doğru ise de, memur statüsünde çalışan davacının aylığını eksik ödeyen kurumun işleminin idari işlem niteliğinde olduğu, maaş nakil ilmühaberini düzenleme görevi davalı şirkete ait ise de, maaş ödemede bulunacak olan dava dışı İl Sağlık Müdürlüğünün bu ilmühaber ile bağlı olmadığı, denetleme görevinin bulunduğu, aksi halde maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlenmesi sonucu il Sağlık Müdürlüğünce davacıya fazla maaş ödenmesi gerektiğinin kabulünün gerektiği; davacının talebinin iki yönlü olduğu, eksik düzenlemenin, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve eksik ödenen aylıkların tahsili olduğu; maaş nakil ilmühaberini düzenlemek davalı şirkete ait ise de, eksik ödenen maaşların tahsilinde muhatabın İl Sağlık Müdürlüğü olduğu, bu yönüyle idari işlemin oluştuğu ve davanın İdare Mahkemelerinin görevine girdiği, maaş nakil ilmühaberi denetleyecek, doğru bir şekilde maaş ödemesinde bulunacak kurumun da yine İl Sağlık Müdürlüğü olduğu, burada hasımın, davacı tarafından bu yönüyle de yanlış gösterildiği, yasal hasımın İl Sağlık Müdürlüğü, giderek Sağlık Bakanlığı olmasının gerektiği, İdare Mahkemesinde yasal hasım düzeltilerek davaya devam edilebileceği; belirtilen nedenlerle açılan davanın idari yargı koluna girdiği, mahkemelerinin görevli olmadığı gerekçesiyle; 2247 sayılı Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dava dosyalarını Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Sıddık YILDIZ, Muhittin KARATOPRAK ve Sedat ÇELENLİOĞLU´nun katılımlarıyla yapılan 05.07.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İş Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa´nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, Türk Telekom A.Ş.´de iş mevzuatına tabi kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken kurumun özelleştirilmesi nedeniyle 16.2.2007 tarihinde Konya İl Sağlık Müdürlüğü emrine memur olarak atanan davacı tarafından, nakil sırasında bildirilen maaşının eksik hesaplandığı ileri sürülerek yapılan yanlışlığın düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvuru üzerine Konya İl Telekom Müdürlüğü´nün tesis ettiği 17.6.2008 tarih ve 8129 sayılı işlem ile, bu işleme karşı yaptığı itirazın reddine ilişkin aynı Müdürlüğün 2.9.2008 tarih ve 10215 sayılı işleminin iptali ve yeni kurumu olan Konya il Sağlık Müdürlüğünde göreve başladığı 16.2.2007 tarihinden itibaren maaşında yapılan eksik ödemenin yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.

1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu´nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa´yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü´nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)" tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.

27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa´nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa´nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, "Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom´a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır" denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa´nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve "Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom´a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır"; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398 sayılı Kanun´un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır…" denilmiştir.

Öte yandan; 406 sayılı Yasa´nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, "Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür" denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, "Ancak, Türk Telekom´daki kamu payı %50´nin altına düştüğünde, Türk Telekom´un tüm tekel hakları 31.12.2003 tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur" denilmiş; 4502 sayılı Yasa´nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK´nin ekindeki "B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)" bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.

Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel" olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom´un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50´nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır.

Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.´deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55´i, Bakanlar Kurulu´nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)´nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş.´ne satılmıştır.

Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:

Türk Telekom A.Ş.,4502 sayılı Yasa´nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000 tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.

Anılan 4502 sayılı Yasa´nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa´ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, "a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur" hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; "a) Personelin statüsü:(Ek ibare: 12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50´nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır.(Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur" hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.

406 sayılı Yasa´nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü´ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve 24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan "Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği" adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.

Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu´na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun´un yürürlüğe girdiği 29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun´un yürürlüğe girdiği 2.7.2004 tarihleri arasında geçerli olmuştur.

Anayasa´nın 128. maddesinde, "Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür" denilmiştir.

406 sayılı Yasa´nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun´la değişik birinci fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…" denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom´da 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.

Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde iş mevzuatına tabi Kapsam Dışı personel statüsünde çalışan, 14.4.2006 tarihinde 406 sayılı Kanun´un Ek 29 ve 4046 sayılı Kanun´un 22. maddesi çerçevesinde başka kuruma nakli için Devlet Personel Başkanlığı´na bildirilen ve 16.2.2007 tarihinde Konya İl Sağlık Müdürlüğü emrine memur olarak atanan davacı; nakil sırasında bildirilen maaşının eksik hesaplandığı ileri sürerek yapılan yanlışlığın düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvuru üzerine Konya İl Telekom Müdürlüğü´nün tesis ettiği 17.6.2008 tarih ve 8129 sayılı işlem ile, bu işleme karşı yaptığı itirazın reddine ilişkin aynı Müdürlüğün 2.9.2008 tarih ve 10215 sayılı işleminin iptali ve yeni kurumu olan Konya il Sağlık Müdürlüğünde göreve başladığı 16.02.2007 tarihinden geçerli olmak üzere, eksik ve yanlış hesaplanan maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve aradaki farkın yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle dava açmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun "İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:

a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları,

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

c) (Değişik : 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar" idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.

İncelenen uyuşmazlıkta, davalının özel hukuk tüzel kişisi olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

Buna göre, davalının hisse devir(14.11.2005) tarihinde iş mevzuatına tabi Kapsam Dışı personel statüsünde çalışan, 406 sayılı Kanun´un Ek 29 ve 4046 sayılı Kanun´un 22. maddesi çerçevesinde 16.2.2007 tarihinde Konya İl Sağlık Müdürlüğü emrine memur olarak atanan davacının, davalı tarafından maaş nakil ilmühaberinin 4046 sayılı Yasa´nın 22. maddesine uygun düzenlenmemesi sonucunda hak kaybına uğradığını ileri sürerek maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve maddi zararının faizi ile birlikte tazmin edilmesine karar verilmesi istemiyle açtığı davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İş Mahkemesinin başvurusunun reddi gerekmiştir.

 

S O N U Ç : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 2. İş Mahkemesi´nce 18.01.2010 gün ve E:2009/282 sayı ile yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE 05.07.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.


UYUŞMAZLIK Hukuk Bölümü 2010/59 E.N , 2010/190 K.N.

Özet

4447 SAYILI İŞSİZLİK SİGORTASI KANUNU UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI AÇILAN DAVANIN ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Davacı : Doğan Müzik Yapım ve Ticaret A.Ş

Vekili : Av. Ş. E. İ.

Davalı : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü

Vekili : Av. G. E.

O L A Y  : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Eminönü Şube Müdürlüğü´nün 28/10/2005 gün ve 6831 sayılı işlemi ile, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nun 48. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle 54. maddesi uyarınca davacı adına 977.40,00YTL idari para cezası verilmiş; yapılan itiraz 23/11/2005 gün ve 7285 sayılı işlem ile reddedilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 2. SULH CEZA MAHKEMESİ: 12.04.2006 gün ve E:2005/51 itiraz, K:2005/51 itiraz sayı ile, İtiraz konusu karar ve eklerinin tetkikinden 03.08.2005 tarihinde hizmet akdi feshedilen A. S.´e ait işten ayrılma bildirgesinin kuruma verilmemesi nedeni ile itiraz eden Doğan Müzik Yapım ve Ticaret A.Ş.´ne 4447 sayılı Kanununun 54. maddesi gereğince 977.40 YTL idari para cezası verildiği, bu karara karşı kurum nezdinde yapılan itirazın komisyonca reddedildiği, aynı Kanunun 54/b.2 cümlesi ile "idari para cezaları tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde kuruma ödenir veya aynı süre içinde kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur, kurumca itirazı reddedilen idari yargı yoluna başvurabilirler .... " hükmünün getirildiği, bu hükmün ve bu kanunun yürürlükte olduğu, mahkemelerinin konu ile ilgilendirilmesini öngören 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesi´nin 01.03.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararı ile iptal edildiği, mahkemelerinin bu davaya bakmakta görevsiz olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, idari para cezasının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 6. İDARE MAHKEMESİ: 23.05.2008 gün ve E:2006/2171, K: 2008/920 sayı ile ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun idari yaptırım ve idari para cezalarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı, 5728 sayılı Kanunun 578. maddesinin (ll) fıkrası ile 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu uyarınca verilen idari para cezalarına karşı yetkili İdare Mahkemesinde İtiraz edilebileceğine ilişkin hükmün yürürlükten kaldırılması karşısında, 4447 sayılı Kanun uyarınca tesis edilen idari para cezalarına karşı 5326 sayılı Kanun uyarınca Sulh Ceza Mahkemesine itiraz edilebileceğinin açık olduğu; buna göre, Davacı tarafından, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununa muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanun uyarınca 977,40 YTL idari para cezası verilmesine ilişkin 23.11.2005 tarih ve 7285 sayılı davalı idare işleminin iptal edilmesi istemiyle bakılan dava açılmış ise de, 4447 sayılı Kanun hükümlerine göre verilen para cezasına karşı açılacak davalarda 5326 sayılı Yasa hükümleri uyarınca Sulh Ceza Mahkemelerinin görevli bulunması karşısında, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde Mahkemelerinin görevi bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın 2577 sayılı Kanunun 15/1-a maddesi uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş; yapılan itiraz Ankara Bölge İdare Mahkemesinin 11.2.2009 gün ve E:2008/7382, K:2009/1014 sayılı kararıyla reddedilerek karar onanmış ve kesinleşmiştir.

Davacı vekili tarafından aynı istemle bir kez daha adli yargı yerinde itirazda bulunulmuş ise de; davanın açıldığı Ankara 5.Sulh Ceza Mahkemesince; uyuşmazlığın çözümü için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmek üzere dava dosyası Ankara 2.Sulh Ceza Mahkemesine; anılan Mahkeme tarafından da, iki mahkeme arasında ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi amacıyla dava dosyaları Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mahmut BİLGEN, Erdoğan BUYURGAN, Habibe ÜNAL, Sıddık YILDIZ, Muhittin KARATOPRAK ve Sedat ÇELENLİOĞLU´nun katılımlarıyla yapılan 04.10.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği..." açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olayda, adli ve idari yargı yerlerince, görevsizlik kararı verilmekle birlikte, kararların kesinleşmesinden sonra, Davacı vekili tarafından, para cezasına karşı ikinci kez adli yargı yerinde itirazda bulunulması üzerine Mahkemece; idare mahkemesine ait dosya da temin edilmek suretiyle görevli merciin belirtilmesi için re´sen Uyuşmazlık Mahkemesi başvurulmuştur.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa´nın 14. maddesinde öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi´nce yapılan başvurunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi´nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi´nin kuruluş amacına uygun olacağından ve usule ilişkin başka bir noksanlık da bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, 4447 sayılı Kanun´un 48. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 54. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

25.8.1999 gün ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nun 48. maddesinde, işsizlik sigortasına ilişkin genel hükümlere yer verilmiş; "İdari para cezaları ile idari işlemlere karşı itirazlar" başlığını taşıyan 54. maddesinde, "Kurumca dayanağı belirtilmek suretiyle;

a) İşsizlik sigortasına ilişkin yükümlülükleri nedeniyle sigortalıların ücretlerinden indirim veya kesinti yapan işverenlere her bir sigortalı için 25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücret tutarında,

b) 48 inci maddede öngörülen işten ayrılma bildirgesini Kuruma vermeyen işverenlere her bir fiil için ayrı ayrı 25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin iki katı tutarında,

İdari para cezası verilir.

(Değişik ikinci fıkra: 25.6.2003 - 4904/ 31 md.) İdarî para cezaları tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler idarî yargı yoluna başvurabilirler. Yargı yoluna başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz.

İşsizlik sigortası uygulamasına ilişkin işlemlere karşı sigortalıların ve işverenlerin yapacakları itirazlardan Sosyal Sigortalar Kurumuna verilen görevlerle ilgili olanlar adı geçen Kuruluşa, diğerleri ise Kuruma yapılır. İtirazların, işlemin tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde yapılması ve 30 gün içinde sonuçlandırılması zorunludur. Yapılan itirazlar daha önce yapılmış bulunan işlemlerin uygulanmasını geciktirmez. İtiraz yoluna başvurulmuş olması ilgililerin yargı yoluna başvurma haklarını ortadan kaldırmaz" hükmü yer alırken, 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun´un 478. maddesiyle bu maddenin birinci fıkra hükmü değiştirilmiş; 578. maddesiyle de ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nda son haliyle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Öte yandan; 30.3.2005 gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 6.12.2006 gün ve 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, "(1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,uygulanır"; Kanunun "Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise, "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır.

Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu´nun, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun´un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 5560 sayılı Kanun´la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile aynı Mahkemece daha önce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile aynı Mahkemece daha önce verilen 12.04.2006 gün ve E:2005/51 itiraz, K:2005/51 itiraz sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 04.10.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.



BELEDİYEDE İŞ KANUNUNA TABİ İŞÇİ STATÜSÜNDE ŞOFÖR OLARAK GÖREVLİ BULUNAN DAVACININ, İKİNCİ BİR EMRE KADAR BAŞKA BİR BELEDİYEDE GÖREVLENDİRİLMESİNE İLİŞKİN İŞLEMİN İPTALİ İSTEMİYLE AÇTIĞI DAVANIN ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HAKKINDA 

UYUŞMAZLIK Hukuk Bölümü 2010/36 E.N , 2010/207 K.N.

İçtihat Metni

Davacı : A. P.

Davalı : Güneykaya Belediye Başkanlığı - Yıldızeli

Vekili : Av. M. Y.

O L A Y : Davacı, Sivas ili, Yıldızeli İlçesi, Güneykaya Belediyesi´nde İş Kanununa tabi işçi statüsünde ve şoför olarak çalışmakta iken; 10.09.2009 tarih ve 2009/305 sayılı davalı idare işlemiyle, ikinci bir emre kadar Kavak Belediyesi´nde şoför olarak çalışmak üzere görevlendirilmiştir.

Davacı dava dilekçesinde; Güneykaya Belediyesinde 1999 yılından bu yana şoför olarak çalıştığını, 2009 yılında yapılan seçimler sonucu yeni seçilen İşverenin (Belediye Başkanı), partilisi olmayan işçilerin istifa etmesi yönünde kendilerine baskı uyguladığını, şifahi emirlerle değişik birimlerde görevlendirildiğini, uzun yıllar hizmetinin olması ve geçimi için gerekli olması nedeniyle verilen işleri yaptığını; yasaya ve toplu iş sözleşmesine uygun olmayan görevlendirmeler ile verilen işleri yaptığını görünce bu kez de Kavak Belediye Başkanı ile danışıklı olarak daha fazla sıkıntı yaratmak ve istifaya zorlamak amacı ile Kavak Belediyesinde geçici olarak görevlendirildiğini; geçici olarak görevlendirildiği Belediyenin yetkilisi olan Başkan ile görüştüğünde doğru dürüst yapacağı bir iş verilmediği gibi, nerede kalacağı, nasıl gidip geleceği, harcırahının karşılanıp karşılanmayacağı sorularının yanıtsız kaldığını; ne kadar süre ile çalışacağı sorusuna karşılık olarak da; "ne zaman istifa eder ayrılırsan o zamana kadar görevlisin" gibi sözlerin sarf edildiğini; geçici görevlendirmenin kapsamı incelendiğinde; 1) Bir yerel yönetimin kendi mülki sınırları dışında başka bir yerel yönetim bünyesinde geçici görevlendirmesinin söz konusu olamayacağı, zira; halen iş akti ile çalışmakta olduğu Belediyenin, başka bir Belediyede geçici görevlendirmeme durumunda bir yararının olmadığı, sırf istifaya zorlamak için yapılan bir görevlendirme olduğu; 2) İşverenin başka bir yerde geçici görevlendirme yapabilmesi için, kendi işinin yapılmasının söz konusu olmasının gerektiği, başka bir Kurumun işinin yapılmasının, bir yerel yönetim için gerekli bir görev olmadığını; 3) İşverenin geçici görevlendirmeyi, kendi işyeri sayılacak ve Belediye sınırları içerisinde bulunan bir bölgede yapabileceğini, başka bir işverene ait işyerinde görevlendirme yapmasının mümkün bulunmadığını; 4) Bir Yerel Yönetiminin işyerinden başka bir yerel yönetimin işyerine geçici görevlendirme yapabilmesi için İlçe Kaymakamının veya İl valisinin onayının gerektiğini; amaç ve mevzuat dışı, belirli bir süresi olmayan geçici görevlendirme işleminin iptali için dava açmak zorunda kaldığını ifade ederek, sonuçta; Güneykaya Belediye Başkanlığının 10.09.2009 tarih, 2009/305 sayılı "Kavak Belediyesinde geçici görevlendirmeye ilişkin" davalı Kurum (İşveren) işleminin iptaline karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

YILDIZELİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (İŞ MAHKEMESİ SIFATIYLA); 21/10/2009 gün ve E: 2009/253, K: 2009/253 sayı ile, davacının dava dilekçesinin özetini yaptıktan sonra, davalı vekilinin cevap dilekçesinde; "Davacının Güneykaya Beldesinde iki dönemdir işçi statüsünde çalıştığını, geçici olarak Güneykaya Belediye başkanlığı tarafından Kavak Belediyesine 10/09/2009 tarihinde görevlendirildiğini, davacının aynı gün Kavak Belediyesine giderek işbaşı yaptığını ve çalıştığını ancak sonraki günler bir daha gitmediğini, İş Kanununa göre görevlendirmenin iptali diye bir dava söz konusu olmadığından açılan davanın yersiz olduğunu" belirttiği; dosyanın yapılan incelemesi neticesinde; dava konusunun Güneykaya Belediyesi tarafından verilen geçici görevlendirme işleminin iptali olduğu, geçici görevlendirme işleminin idarenin "idari işlem" niteliğindeki kararlarından sayıldığı, bu nedenle 2577 sayılı yasanın 2. Maddesi uyarınca idari işlemin iptali için açılacak davanın idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı, aynı istekle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır.

SİVAS İDARE MAHKEMESİ; 25.11.2009 gün ve E: 2009/1163 sayı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun´un 19. maddesi hükmüne yer verdikten sonra; 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun´un, ´İdare Mahkemelerinin Görevleri´ başlıklı 5. maddesinde ise; 1. "İdare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştay´ da çözümlenecek olanlar dışındaki,

a) İptal davalarını,

b)Tam yargı davalarını,

c)Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları,

d) Diğer kanunlarla verilen işleri çözümler.

2. Özel kanunlarda Danıştay´ın görevli olduğu belirtilen ve İdari Yargılama Usulü Kanunu ile idare mahkemelerinin görevli kılınmış bulunduğu davaları çözümler." kuralına yer verildiği; 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu´nun 1. maddesinde, işçi sayılan kimselerle işveren ya da vekilleri arasında iş sözleşmesinden ya da İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan her türlü hukuki uyuşmalıkların İş Mahkemelerinin görevine girdiği, hükmüne yer vermiş olduğu; dosya içeriğinden; davacının Sivas ili, Yıldızeli İlçesi, Güneykaya Belediyesi´nde İş Kanununa tabi işçi statüsünde ve şoför kadrosunda çalışmakta iken 10.09.2009 tarih ve 2009/305 sayılı davalı idare işlemiyle geçici olarak Kavak Belediyesi´ne görevlendirildiği, davacının bu görevlendirme işlemine karşı 14.09.2009 tarihinde Yıldızeli Asliye Hukuk Mahkemesi´nde (İş Mahkemesi Sıfatıyla) açtığı davanın, idari yargının görevli olduğundan bahisle görevsizlik nedeniyle reddi üzerine Mahkemelerinde bakılan bu davanın açıldığının anlaşıldığı; yukarıda vurgulandığı üzere, İş Kanunu´ndan kaynaklanan uyuşmazlıkların görüm ve çözümü ile görevli mahkemenin İş Mahkemeleri olduğu, uyuşmazlığa konu edilen davanın adli yargı yerinde (İş Mahkemelerinde) çözümlenmesi gerekeceği kanaatine varılmış bulunduğu gerekçesiyle; Mahkemelerinin görevine girmeyen ve ilgili adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilen bu davada, görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın 2247 sayılı Kanun´un 19. maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mahmut BİLGEN, Ramazan TUNÇ, Sıddık YILDIZ, Ayper GÖKTUNA, Muhittin KARATOPRAK ve Sedat ÇELENLİOĞLU´nun katılımlarıyla yapılan 01.11.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi´nce anılan Yasa´nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, Sivas ili, Yıldızeli İlçesi, Güneykaya Belediyesi´nde İş Kanununa tabi işçi statüsünde, şoför olarak görevli bulunan davacının; ikinci bir emre kadar Kavak Belediyesi´nde şoför olarak çalışmak üzere görevlendirilmesine ilişkin 10.09.2009 tarih ve 2009/305 sayılı davalı idare işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu´nun 1. maddesinin birinci fıkrasında, "İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur." denilmiş; maddenin işaret ettiği 4857 sayılı İş Kanunu´nun "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1. maddesinde birinci fıkrasında, "Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir." hükmüne; 2. maddenin ilk fıkrasında, "Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İşveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birime işyeri denir." tanımına yer verilmiş; Yasanın 5. maddesinde; iş ilişkisinde dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayırım yapılamayacağı belirtilmiş; "Geçici İş İlişkisi"nin tanımı ve koşulları 7.maddede; "İş Sözleşmesi, Türleri ve Feshi" hususları ise 8. madde ile başlayan "İkinci Bölüm"de yer almıştır.

Olayda, Güneykaya Belediyesi´nde İş Kanununa tabi işçi statüsünde şoför olarak çalışan davacının; farklı bir siyasi partiden olması nedeniyle işverenin kendisine baskı yaptığını, verilen işin niteliği ve çeşitliliği açısından farklı davrandığını; Yasaya ve Toplu iş sözleşmesine uygun olmayan görevlendirmelerde bulunduğunu; iş akti ile çalışmakta olduğu Belediyenin başka bir Belediye de geçici görevlendirme yapmakta yararının olmadığını; işverenin geçici görevlendirmeyi ancak Belediye sınırları içerisinde bulunan bir bölgede yapabileceğini, başka bir işverene ait işyerinde görevlendirme yapmasının mümkün olmadığını iddia ederek; davalı Belediye´nin, "ikinci bir emre kadar Kavak Belediyesi´nde şoför olarak çalışmak üzere görevlendirilmesine ilişkin 10.09.2009 tarih ve 2009/305 sayılı işleminin iptali istemiyle" dava açtığı anlaşılmıştır.

Buna göre, işçi statüsündeki davacı ile davalı Belediye arasında, Toplu İş Sözleşmesinden kaynaklanan işçi - işveren ilişkisi bulunduğu; davalı Belediye tarafından tesis edilen işlemin, iş akdine ve (İş) Kanuna aykırı olduğu ileri sürülerek iptalinin istenildiği gözetildiğinde; uyuşmazlığın, "işçi ve işveren arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıkları" kapsamında İş Mahkemesince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi´nce yapılan başvurunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesi´nin (İş Mahkemesi Sıfatıyla verdiği) görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Sivas İdare Mahkemesi´nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Yıldızeli Asliye Hukuk Mahkemesi´nin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) verdiği 21.10.2009 gün ve E:2009/253, K:2009/253 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 01.11.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.


5434 SAYILI KANUN´UN 129. MADDESİ UYARINCA KURUM ALACAĞININ TAHSİLİ AMACIYLA ÖZEL HUKUK GERÇEK VE TÜZEL KİŞİSİNE KARŞI AÇILAN DAVANIN, ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HAKKINDA

UYUŞMAZLIK
Hukuk Bölümü 2010/52 E.N , 2010/212 K.N.      

İçtihat Metni

Davacı  : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emekli Sandığı (Devredilen)

Vekilleri : Av. A. S. - Av. Ö. A.

Davalılar : 1- H. İ. A.   2- Ak Sigorta A.Ş.

Vekili  : Av. A. F.

O L A Y : Davacı vekili, 5434 sayılı Kanun´un 129. maddesi uyarınca Kurum alacağı 30.000 TL´nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte araç sürücüsü H. İ. A., aracın sigortacısı Ak Sigorta A.Ş. ve araç sahibi O. A.´tan müştereken ve müteselsilen tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davacı vekili, daha sonra dava dilekçesinde belirttiği tazminat miktarını arttırmak için ıslah dilekçesi vermiştir.

ANKARA 22. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 28.5.2009 gün ve E:2007/298, K:2009/182 sayı ile, davacı adına vekili dava dilekçesinde özetle, Kurum iştirakçisi D. C.´ın Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı merkez teşkilatında şoför olarak görev yapmakta iken 29.07.2005 tarihinde geçirdiği trafik kazasında vefat ettiğini, kazaya, davalı H. İ. A.´nin, sevk ve idaresindeki 06 KH 537 plaka sayılı aracın direksiyon hakimiyetini kaybetmesi nedeniyle sebebiyet verdiğini, davalı H. İ. A. hakkında açılan Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi´nin 2005/260-278 Esas, Karar sayılı ilamında gelişen kazada tamamen kusurlu olduğuna hükmedildiğini, aracın sigortacısı olan davalı Sigortanın poliçe gereği zarardan sorumlu olduğunu, iştirakçi D. C.´ın 26 yıl 10 ay hizmetine karşılık eşine ve çocuklarına dul ve yetim aylığı bağlandığını, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu´nun 129. maddesi gereğince Sandığın, iştirakçilerin dul ve yetimlerine sebep olanlar aleyhine açılan davaları Sandığın kovuşturmaya ve bu davalara 3. şahıs olarak girmeye ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya yetkili olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 30.000 TL´nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava ettiği, davalı Ak Sigorta A.Ş.´nin vekili marifeti ile davaya verdiği cevaplarında, Kurum sigortalısının vefatına neden olan 06 KB 537 plakalı aracın karayolları zorunlu mali mesuliyet sigortası kapsamında 23.7.2005-23.7.2006 tarihleri arasında şirketlerine sigortalı olduğunu, D. C. mirasçılarının şirkete başvurusu üzerine şirket nezdinde 6261338 sayılı hasar dosyası açıldığını, D. C. mirasçısı H. C.´ın destekten yoksun kalma zararının limitleri dahilinde olan 50.000 TL´nın 11.10.2005 tarihinde havale edildiğini, 21.10.2005 tarihinde de H. C.´ın bu tutarı tahsil ettiğini, bu nedenle, sorumluluklarının bulunmadığını, Kurumca taraflarına husumet yöneltilmesinin yerinde olmadığını bildirdiği, davalı H. İ. A.´nin usulüne uygun davetiyeye rağmen oturumlara katılmadığı, davacı Kurumun 26.2.2008 tarihli dava dilekçesi ile, Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi esasına kayıtlanan davada, aynı alacakların araç maliki O. A.´tan da tahsilini talep ettiği, bu dava dosyasının arada bulunan hukuki ve fiili irtibat nedeni ile dava dosyaları ile birleştirildiği, davalı O. A.´ın davanın reddini talep ettiği, esas ve birleşen davanın, 5434 sayılı Yasa´nın 129. maddesi gereğince talep edilen tazminata ilişkin olduğu, davacı Kurum iştirakçisinin sicil dosyasının, ödeme belgelerinin, kazaya ilişkin tutanakların, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi´nin 2005/260 Esas, 2005/278 Karar sayılı dosyasının dosya içine celp edildiği, dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak talep edilecek tazminat miktarının belirlendiği ve davacının davasını ıslah ettiği, davanın 5431 sayılı Emekli Sandığı Yasası´nın 129. maddesine dayandığı, bu Yasanın 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Sağlık Kanunu´nun 105. maddesine göre yürürlükten kaldırıldığı, 5510 sayılı Yasa´nın 108. maddesine göre 5510 sayılı Yasa hükümlerinin 1.10.2008 tarihinde yürürlüğe girdiği, bu Yasanın yürürlüğü incelenirken Mahkemelerinin davaya bakmakta görevli olup olmayacağının tartışılması gerektiği, Yasa değişikliğinden önce dava açılmakla 5510 sayılı Yasa´nın 101. maddesinin uygulanamayacağı, dolayısıyla, iş mahkemelerinin görevli olmadığının görüldüğü, destek 657 sayılı Yasa´ya tabi olup, açılacak davanın idari yargı yerinde açılması gerektiği, bu nedenle, davaya bakmakta Mahkemelerinin görevli olmadığı, yargı yolu sebebi ile davanın reddinin gerektiği, görevin yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınacağı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, aynı istemle araç sürücüsü H. İ. A. ve aracın sigortacısı Ak Sigorta A.Ş.´ye karşı idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 7. İDARE MAHKEMESİ; 21.1.2010 gün ve E:2010/53 sayı ile, davacı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından, 5434 sayılı Yasa´nın 129. maddesi uyarınca Kurum alacağı olan 30.000 TL´nin ödeme tarihinden işleyecek yasal faiziyle tahsil edilmesi istemiyle Ak Sigorta A.Ş.ve H. İ. A. aleyhine dava açıldığı, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu´nun 129. maddesinde, "Vazifeleri içinde veya dışında her hangi sebeple zarar görmüş veya tehlikeye düşmüş ve bundan dolayı adi malul durumuna girmiş iştirakçilerin veya bunlardan ölenlerin, dul ve yetimlerinin; sebep olanlar aleyhine açacakları davaları Sandık dahi kovuşturmaya ve bu davalara üçüncü şahıs olarak girmeye ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya yetkilidir. Dava sonunda para tazminatı da alınırsa bundan kovuşturma için yapılan masraflarla birlikte emekli, adi malullük, dul ve yetim aylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı; (Toptan ödeme) yapılan hallerde de bunların toplamının yarısı Sandıkça alınarak, varsa, geri kalanı ilgililere ödenir. Sebep olanlar iştirakçi ise ve bunlara bu kanuna göre Sandıklarca her hangi adla olursa olsun ödeme yapılacaksa istihkakları dava sonuna kadar hükmolunacak tazminata karşılık olmak üzere ödenmez" hükmünün yer aldığı, dava dosyanın incelenmesinden; davacı Kurumun iştirakçisi olan D. C.´ın, davalı H. İ.A.´nin sevk ve idaresindeki 06 KH 537 plaka sayılı araçla yaya kaldırımına çıkarak yapmış olduğu trafik kazası neticesinde hayatını kaybetmesi nedeniyle eşine ve çocuklarına ödenen, ikramiye, dul ve yetim aylığı nedeniyle oluşan ve Kurum zararının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 30.000 TL´nin ödeme tarihinden başlayacak yasal faiziyle ödenmesi talebiyle adli yargı merciinde dava açtığı, açılan davada Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi´nce, idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görev ret kararı verildiği, bunun üzerine de davacı tarafından söz konusu tutarın ödenmesine karar verilmesi istemiyle işbu davanın açıldığının anlaşıldığı, olayda; Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 28.5.2009 günlü ve E:2007/298, K:2009/182 sayılı kararıyla, "...Destek 657 sayılı Yasaya tabi olup, açılacak davanın idari yargı yerinde açılması gerektiği, bu nedenle davaya bakmakla Mahkememizin görevli olmadığı yargı yolu sebebiyle davanın reddinin gerektiği" gerekçesiyle idare mahkemesinin görevli olduğu yönünde karar verilmiş ise de; Kurumun iştirakçisi olan D. C.´ın vazifesi dışında görmüş olduğu zarar sonucu hayatını kaybetmesi nedeniyle dul ve yetimlerinin, sebep olanlar aleyhine açacakları dava, zarardan kaynaklı tazminat davası niteliğinde olup, 5434 sayılı Yasa´nın 129. maddesi uyarınca Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı´nın (Devredilen Emekli Sandığı Kurumu) meydana gelen zararı ödeyerek alacaklının haklarına halef olarak Kurum zararı olan 30.000 TL´nin tazminine ilişkin uyuşmazlığın Borçlar Kanunu´nun ilgili hükümleri çerçevesinde adli yargıda çözümlenmesi gerektiği, kaldı ki; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun 2. maddesi uyarınca ancak idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları idari yargı mercileri nezdinde görülmekte olup; olayda olduğu gibi özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerine karşı açılacak her nevi davanın idari yargı mercilerinde değil adli yargı mercilerinde çözümleneceğinin de yasal düzenlemelerle açıkça ortaya konulduğu, bu nedenlerle; adli yargının görev alanına giren davada Mahkemelerinin görevli olmadığına, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun´un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesi´nce karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mahmut BİLGEN, Ramazan TUNÇ, Sıddık YILDIZ, Ayper GÖKTUNA, Muhittin KARATOPRAK ve Sedat ÇELENLİOĞLU´nun katılımlarıyla yapılan 1.11.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, idari yargı dosyası ile birlikte adli yargı dosyası da gönderilmek suretiyle 2247 sayılı Yasa´nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında her iki yargı yerinde de davalı olan Halil İbrahim Aktepe ve Ak Sigorta A.Ş. yönünden doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ´un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, 5434 sayılı Kanun´un 129. maddesi uyarınca Kurum alacağının ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte araç sürücüsü ve aracın sigortacısı sigorta şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsili istemiyle açılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlığını taşıyan 2. maddesinin birinci fıkrasında, "1. (Değişik: 10/6/1994 - 4001/1 md.) İdari dava türleri şunlardır:

a) (İptal: Ana.Mah.nin 21/9/1995 tarih ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/2000 - 4577/5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

c) (Değişik: 18/12/1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar" denilmiştir.

İdari davalardan olan iptal ve tam yargı davalarında davalı daima idaredir. Bir başka deyişle, idari yargı yerinde açılan bir iptal ya da tam yargı davasına bakılabilmesi için, diğer dava koşullarının yanısıra, davanın idare aleyhine açılmış olması gerekmekte; idari yargı yerinde gerçek kişiler aleyhine dava açılabilmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.

Bu durumda, davanın, ortada idarece kamu gücüne dayalı olarak ve idari usul ve esaslara göre re´sen ve tek yanlı biçimde tesis edilmiş bir işlem veya eyleminden dolayı hak ve menfaati ihlâl edilenler tarafından idare aleyhine açılmış 2577 sayılı Yasa´nın 2. maddesinde belirtilen davalardan biri olmayıp, özel hukuk gerçek ve tüzel kişisi aleyhine açılan tazminat davası olması karşısında, idari yargının görevine giren bir dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

Buna göre, 5434 sayılı Kanun´un 129. maddesi uyarınca Kurum alacağının ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte araç sürücüsü ile aracın sigortacısı sigorta şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsili istemiyle özel hukuk gerçek ve tüzel kişisi aleyhine açılan davanın, özel hukuk hükümleri çerçevesinde görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

 

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 7. İdare Mahkemesi´nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 28.5.2009 gün ve E:2007/298, K:2009/182 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.11.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.


UYUŞMAZLIK Hukuk Bölümü 2010/53 E.N , 2010/326 K.N.  

 Özet

KURUMA OLAN PRİM, İŞSİZLİK PRİMİ VE İDARİ PARA CEZASI BORCUNDAN DOLAYI DAVACININ EMEKLİ MAAŞINA KONULAN HACZİN KALDIRILMASI İSTEMİYLE AÇILAN DAVANIN, ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Davacı : N. B.

Davalı  : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı

Vekili  : Av. A. T. M.

O L A Y : Davacı dava dilekçesinde, halen SGK bünyesine geçmiş olan BAĞKUR kanalı ile yaşlılık aylığına bağlanmış emekli olduğunu, 27.4.2009 tarihinde maaşını aldığı esnada emekli maaşına haciz konulduğunu öğrendiğini, SGK Kayseri İl Müdürlüğü´nün maaşı üzerine konan haczin, Sigorta Kurumu (SSK) tarafından, ticaretle uğraştığı zaman çalıştırdığı işçi prim borçlarından kaynaklandığını ve dosya numarasının da 2005/25718 olduğunu belirttiğini ileri sürerek muvafakati olmadan konulan bu haczin kaldırılması, yapılan haciz kesintilerinin tarafına geri ödenmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

KAYSERİ 3. İCRA HUKUK MAHKEMESİ; 12.5.2009 gün ve E:2009/462, K:2009/443 sayı ile, davacının dilekçesinde, hakkında SGK tarafından yapılan 2005/25718 nolu haciz dosyasında SGK Bağ-Kur´dan almakta olduğu emekli maaşı üzerine haciz konulduğunu, emekli maaşlarının nafaka borçları dışında haczinin mümkün olmadığını, kamu alacaklarının da bu kapsamda bulunduğunu, bu nedenle Bağ-Kur maaşı üzerine SGK tarafından konulan haczin kaldırılmasına karar verilmesini istediği, Mahkemelerince yapılan değerlendirmede, takibin 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre SSK Kayseri Müdürlüğünün İcra Servisince yapıldığı, 6183 sayılı Yasa´nın 99. maddesinin 2. cümlesinde, ihalenin feshinin gayrimenkulün bulunduğu yerin icra mahkemesinden şikayet yolu ile istenebilir hükmünü taşıdığı, bu madde dışında icra mahkemelerinin 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan takip ve haciz işlemlerinden dolayı şikayet konularına bakamayacağı, davacının şikayetinin ise emekli maaşına konulan haczin kaldırılması yönünde haczedilmezlik şikayeti olduğu, 6183 sayılı Yasa´nın 99. maddesinin 2. fıkrasına girmediği, davacının haczedilmezlik şikayetinin de idari yargıda çözümlenmesi gerektiği, Mahkemelerinin görevsiz olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davacının şikayetinin reddine karar vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

KAYSERİ 2. İDARE MAHKEMESİ; 29.12.2009 gün ve E:2009/678 sayı ile, davacı N. B. tarafından emekli maaşına haciz konulmasına ilişkin işlemin iptali ve kesilen paranın tarafına iadesi istemiyle Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı´na karşı dava açıldığı, 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu´nun 34. maddesinin (a) fıkrasında, sosyal sigorta ve genel sağlık sigortası prim gelirleri, idari para cezaları, gecikme cezaları, gecikme zamları ve katılım paylarının kurumun gelirleri arasında olduğunun belirtildiği, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu´nun 88. maddesinde, Kurumun, 6183 sayılı Kanun´un uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanacağı, Kurumun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun´un uygulamasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesinin yetkili olduğu, 93. maddesinde ise, bu Kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödeneklerinin, sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu Kurum nezdinde doğan alacaklarının, devir ve temlik edilemeyeceği, gelir, aylık ve ödeneklerin; 88. maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemeyeceği, aynı Kanunun 101. maddesinde ise, "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür" hükmüne yer verildiği, öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun "İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinde, idari dava türlerinin, a) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayıldığı, dosyanın incelenmesinden, davacının daha önceden işlettiği ticari işletmesinde çalışanlarının sigorta primlerinin yatırılmadığından bahisle davacıya ödeme emri gönderildiği, davacının borcunu ödememesi üzerine emekli maaşı üzerine haciz konduğu, söz konusu haciz işleminin iptali istemiyle Kayseri 3. İcra Hukuk Mahkemesi´nin E:2009/462, K:2009/443 sayılı dosyasında dava açıldığı, verilen görevsizlik kararı üzerine aynı istemle görülmekte olan davanın açıldığının anlaşıldığı, olayda, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu´nun 101. maddesi hükmü uyarınca açıkça idari yargının görevine girdiği belirtilmeyen dava konusu haciz işleminin iptali davasının görüm ve çözümünün adli yargı yerine ait bulunduğu sonuç ve kanaatine ulaşıldığı, bu nedenlerle, Mahkemelerinin görevsizliğine, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun´un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesi´nce bir karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Erdoğan BUYURGAN, Ramazan TUNÇ, Habibe ÜNAL, Ayper GÖKTUNA, Gürbüz GÜMÜŞAY ve Coşkun GÜNGÖR´ün katılımlarıyla yapılan 20.12.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa´nın 19. maddesine göre başvurulmuş ise de, idari yargı dosyasının, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden gönderildiği, Başkanlıkça, adli yargı dosyasının da ilgili Mahkemesinden getirtildiği, başkaca usule aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ´un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, Kurum alacaklarının tahsili için 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre emekli aylığına konulan haczin kaldırılması istemiyle açılmıştır.

Davalı idare vekili, İdare Mahkemesine verdiği savunma dilekçesinde, davacının, Kurumun 1011994.38-1008389.38-1012125.38 sicil sayılı dosyalarda işlem gören işyerlerinin işvereni olduğunu, 1996/4-5-6-7-8 inci dönemler prim, İSP ve 2005/6 ncı dönem prim, İSP ve İPC larının tahsili için davacı aleyhine icra takibi başlatıldığını, ancak ödeme emrinin tebliğine rağmen davacının Kuruma olan borcunu ödemediğini, bunun üzerine Kurumun 5510 sayılı Kanun´un 93. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak 25.12.2008 tarihinde emekli aylığına haciz koyduğunu belirtmiştir.

5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu´nun 37. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Süresi içinde ödenmeyen sosyal sigorta ve genel sağlık sigortası primleri, işsizlik sigortası primleri, idarî para cezaları, gecikme zamları, katılım payları Kurum alacağına dönüşür ve bu alacakların tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç diğer maddeleri uygulanır" denilmiştir.

Öte yandan, 31.5.2006 gün ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu´nun 88. maddesinde, "…Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır.

Kurum, 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen alacakları hariç olmak üzere her türlü alacağın teminatını teşkil etmek üzere Yeni Türk Lirası ve/veya yabancı para birimi üzerinden ticari işletme, taşınır ve/veya taşınmaz rehni dahil olmak üzere her türlü teminat almaya yetkilidir.

Kurumun 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen prim ve diğer alacakları amme alacağı niteliğinde olup, imtiyazlı alacaktır. Kurumun taraf olduğu her türlü dava ve icra takiplerinin kısmen veya tamamen aleyhe neticelenmesi halinde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda yazılı tazminat ve cezalar Kurum hakkında uygulanmaz.

Kurumun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun uygulamasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesi yetkilidir. Yetkili iş mahkemesine başvurulması alacakların takip ve tahsilini durdurmaz…", 93. maddesinde, "Bu Kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu Kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler; 88 inci maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez. Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde, icra müdürü tarafından reddedilir…" ve 101. maddesinde, "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür" hükmü yer almıştır.

Olayda, Kurum alacağının tahsili için 6183 sayılı Yasa hükümleri uygulanarak davacının emekli aylığına haciz konulmuştur.

Bu duruma göre, Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Yasa´nın uygulanmasından doğan ihtilafa ilişkin davada, 5510 sayılı Yasa´nın 88. maddesi hükmü karşısında, İş Mahkemeleri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi´nin başvurusunun kabulü ile İcra Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

 

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kayseri 2. İdare Mahkemesi´nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Kayseri 3. İcra Hukuk Mahkemesi´nin 12.5.2009 gün ve E:2009/462, K:2009/443 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 20.12.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.


506 SAYILI YASA´NIN 79. MADDESİNE GÖRE SİGORTA İDARESİNCE RESEN DÜZENLENEN EK BELGELERE GÖRE HESAPLANAN PRİM BORCU VE GECİKME ZAMMININ İPTALİ VE ÖDENEN MİKTARIN İADESİ İSTEMİYLE AÇILAN DAVANIN ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HAKKINDA

UYUŞMAZLIK
Hukuk Bölümü 2010/112 E.N , 2011/16 K.N.  

İçtihat Metni

Davacı : Tenka İnş. Taah. Nak. İth. İhr. Tic. Ltd. Şti.

Vekili : Av. A. Ç.

Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı(SSK İskenderun Sigorta Müdürlüğü)

Vekili : Av. A. Ü.

O L A Y  : Davacı şirkete ait işyeriyle ilgili olarak İskenderun Sigorta Müdürlüğü tarafından yapılan kontrollerde, 2006/10 ayına ait sigortalı çalışmalarının sebepsiz olarak 30 günün altında bildirildiğinin tespit edildiği belirtilerek, 506 sayılı Yasanın 79. maddesine ve 4447 sayılı Yasaya istinaden Ek Aylık Prim ve Hizmet Belgesinin düzenlenerek 30 gün içinde Müdürlüklerine verilmesi 22.1.2007 gün ve 3651 sayılı yazı ile istenmiş; ancak bu belgelerin süresinde düzenlenmemesi üzerine İdarece; 12.3.2007 gün ve 16070 sayılı işlem ile, bu belgelerin resen düzenlendiği belirtilerek; 138,23 TL prim aslı, 11,68 TL İSP ve 22,60 TL gecikme zammı olmak üzere toplam 172,51 TL borç tahakkuk ettirilmiştir.

Diğer taraftan 506 sayılı Yasanın 79. maddesinin ihlal edildiğinden bahisle, aynı Yasanın 140. maddesinin c fıkrasında belirtilen; "c) Bu Kanunun 79 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca verilmesi gereken belgeleri anılan fıkrada belirtilen süre içinde Kuruma vermeyenlere her bir fiil için belgenin;

1- Asıl nitelikli olması halinde aylık asgari ücretin üç katını geçmemek kaydıyla Kuruma verilmiş olan belgede kayıtlı sigortalı sayısı başına aylık asgari ücretin 1/5´i tutarında,

2- Ek nitelikte olması halinde Kuruma verilmiş olan her bir ek belge için aylık asgari ücretin 1/8´i tutarında,

Şu kadar ki, ek belgenin 79 uncu maddenin üçüncü fıkrasına istinaden Kurumca re´sen düzenlenmesi durumunda aylık asgari ücretin üç katı tutarında,

3- Mahkeme kararı ile veya denetim elemanlarınca yapılan tespitler sonucunda ya da kamu kurum ve kuruluşları tarafından düzenlenen belgelerden hizmetleri veya kazançları Kuruma bildirilmediği veya eksik bildirildiği saptanan sigortalılarla ilgili olması halinde, belgenin asıl veya ek nitelikte olup olmadığı, işverence düzenlenip düzenlenmediği üzerinde durulmaksızın aylık asgari ücretin üç katı tutarında,(…) İdari para cezası verilir." hükmü uyarınca 12.3.2007 gün ve 16067 sayılı işlemle davacı şirkete 1.593.00YTL idari para cezası verilmiştir.

Davacı şirket tarafından; ihale kapsamında iş taahhütlerinde bulundukları için SSK´ya prim borçlarının bulunmaması gerektiğinden, 172,51 YTL´nin ödendiği, İdari Para Cezası için de 27.03.2007 tarihinde itiraz edildiği, ancak itirazlarının aynı gerekçe ile kurum tarafından reddedilip, 20.06.2007 tarih ve 37944 sayılı yazı ile 27.06.2007 tarihinde kendilerine tebliğ edildiği belirtilerek; sonuçta, 1.593,00 YTL idari para cezasının kaldırılmasına, eksik günler için tahakkuk ettirilen 172.51 YTL prim ve gecikme zammının iadesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açılmıştır.

İSKENDERUN İŞ MAHKEMESİ: 13.03.2008 gün ve E: 2007/578, K:2008/77 sayı ile; dava dilekçesinin özeti yapıldıktan sonra; davalı kurum vekilinin cevap dilekçesinde özetle; öncelikle açılan davaya görev itirazlarının olduğunu, 506 sayılı yasanın 09.05.2007 tarih 5655 sayılı yasa ile değişik 140. maddesindeki düzenleme nedeniyle davanın Hatay İdare Mahkemesinin görevli olduğunu talep ettiği; tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacının davalı kurumca tahakkuk ettirilen idari para cezasının iptalini talep ettiği, 506 sayılı yasanın 09.05.2007 tarihli değişik 140. maddesi gereğince; idari para cezalarına tebliğden itibaren 15 gün içinde kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebileceği, kurumca itirazı reddedilenlerin kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabileceğini hüküm altına aldığı, bu hüküm gereğince davanın idare mahkemesinde açılması gerektiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez, davacı şirket adına 1.593 YTL idari para cezası tahakkuk ettirilmesine ilişkin işlem ile, 172,51 YTL prim ve gecikme zammı tahakkuk ettirilmesine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Hatay İdare Mahkemesi: 27.05.2009 gün ve E: 2008/351, K: 2009/725 sayı ile; davalı idare tarafından 1.593 YTL idari para cezası tahakkuk ettirilmesine ilişkin 12.03.2007 tarih ve 16067 sayılı işlem ile, 172,51 YTL prim ve gecikme zammı tahakkuk ettirilmesine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle davacı vekili tarafından tek dilekçe ile dava açıldığı anlaşılmakta ise de; mevzuat hükmü gereğince idari para cezası tahakkuk ettirilmesine ilişkin işleme ayrı, prim ve gecikme zammı tahakkuk ettirilmesine ilişkin işleme ayrı dilekçelerle dava açılmasının gerektiği nedeniyle; dava dilekçesinin, 2577. Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun 15.maddesinin 1.fıkrası (d) bendi gereğince bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 30 gün içinde 5. maddeye uygun şekilde düzenlenerek her bir işlem hakkında yeniden dava açmakta serbest olmak üzere reddine karar vermiştir.

Davacı vekili, dilekçesini yenileyerek bu kez; davacı şirkete aylık prim ve hizmet bildirgeleri ile eksik gün bildirimlerini yasal süre içinde vermediğinden bahisle 138,23 TL prim aslı, 11,68 TL İSP ve 22,60 TL gecikme zammı olmak üzere toplam 172,51 TL prim borcu tahakkuk ettirilmesine ilişkin 12.03.2007 tarih ve 16070 sayılı işlemin iptali ve ödenen miktarın iadesi istemiyle tekrar idari yargı yerinde dava açmıştır.

HATAY İDARE MAHKEMESİ: 16.09.2009 gün ve E: 2009/890, K: 2009/1352 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanun´un 14.maddesinin 3/a bendine göre dava dilekçelerinin "görev ve yetki" yönünden inceleneceği, adli yargının görevli olduğu konularda açılan davanın aynı Kanun´un 15. maddesi 1/a bendi uyarınca reddedileceğinin öngörüldüğü; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu´nun 79. maddesinde "Sigorta müfettişi tarafından, Kuruma bildirilmediği tespit edilen asgari işçilik tutarı üzerinden Kurumca resen tahakkuk ettirilen sigorta primleri bu Kanunun 80 inci maddesi de nazara alınarak işverene tebliğ olunur. İşveren, tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde Kuruma itiraz edebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca İtirazın reddi halinde, işveren, kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde yetkili iş mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvurulması prim borcunun takip ve tahsilini durdurmaz." hükmüne yer verildiği; dosyanın incelenmesinden, davacı şirkete 10/2006 döneminde aylık prim ve hizmet bildirgeleri ile eksik gün bildirimlerini yasal süresi içinde vermediğinden bahisle 138,23 TL prim aslı, 11,68 TL İSP ve 22,60 TL gecikme zammı olmak üzere toplam 172,51 TL prim borcu prim borcu tahakkuk ettirilmesine ilişkin 12.03.2007 tarih ve 16070 sayılı işleme yapılan itirazın reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığının anlaşıldığı; bu durumda, yukarıda anılan kanun hükmü gereğince uyuşmazlığın adli yargı mercilerince çözümlenmesinin gerektiği nedenleriyle; davanın, 2577 sayılı Kanunun 15/1-a maddesi uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mahmut BİLGEN, Erdoğan BUYURGAN, Sıddık YILDIZ, Ayper GÖKTUNA, Muhittin KARATOPRAK ve Sedat ÇELENLİOĞLU´nun katılımlarıyla yapılan 07.02.2011 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında, "138,23 TL prim aslı, 11,68 TL İSP ve 22,60 TL gecikme zammı olmak üzere toplam 172,51 TL prim borcu tahakkuk ettirilmesine ilişkin 12.03.2007 tarih ve 16070 sayılı davalı idare işlemin iptali ve ödenen miktarın iadesi istemi" yönünden anılan Yasa´nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, sigorta idaresince resen düzenlenen ek belgelere göre hesaplanan prim borcu ve gecikme zammının iptali ve ödenen miktarın iadesi istemiyle açılmıştır.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu´nun "Prim belgeleri ve ölçümleme" başlıklı 79. maddesinin ikinci fıkrasında; "EK: Fıkra; 08/09/1999 - 4447/11 md.) Ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların otuz günden az çalıştıklarını açıklayan bilgi ve belgelerin işverence prim bildirgelerine eklenmesi şarttır."; üçüncü fıkrasında, "(EK: Fıkra; 08/09/1999 - 4447/11 md.) Sigortalıların otuz günden az çalıştığını gösteren bilgi ve belgelerin Kuruma verilmemesi veya verilen bilgi ve belgelerin Kurumca geçerli sayılmaması halinde, otuz günden az bildirilen sürelere ait primler Kurumca re´sen tahakkuk ettirilerek 80 inci madde hükümlerine göre tahsil olunur. Uygulamanın usul ve esasları altı ay içinde yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirlenir."; yedinci fıkrasında(Değişik yedinci fıkra: 29/7/2003-4958/37 md.), "Fiilen veya iş yeri kayıtlarından tespit edilecek her türlü bilgiden ya da kamu kuruluşları tarafından düzenlenen belge veya alınan bilgilerden çalıştığı tespit edilen sigortalılara ait olup, bu Kanun uyarınca Kuruma verilmesi gereken belgelerin yapılan tebligata rağmen bir ay içinde verilmemesi veya noksan verilmesi halinde, bu belgeler Kurumca re´sen düzenlenir ve muhteviyatı sigorta primleri Kurumca tespit edilerek işverene tebliğ edilir", sekizinci fıkrasında ise, "İşveren, tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili Kurum ünitesine itiraz edebilir. İtiraz tahsilatı, durdurur. İtirazın reddi halinde, işveren kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde yetkili mahkemeye başvurabilir. Yetkili mahkemeye başvurulması prim borcunun tahsil ve takibini durdurmaz" ve aynı Kanunun 134. maddesinde, "Bu kanunun uygulanmasından doğan uzlaşmazlıklar, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görülür" hükmü yer almıştır.

Ancak, 506 sayılı Kanun´un yukarıda sözü edilen maddeleri 31.5.2006 gün ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu´nun 106. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.

5510 sayılı Kanun´un 86. maddesinin yedinci fıkrasında (Değişik yedinci fıkra: 17/4/2008-5754/50 md.), "Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarınca, fiilen yapılan denetimler sonucunda veya işyeri kayıtlarından yapılan tespitlerden ya da kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemeler neticesinde veya kamu kurum ve kuruluşları ile bankalar tarafından düzenlenen belge veya alınan bilgilerden çalıştığı anlaşılan sigortalılara ait olup, bu Kanun uyarınca Kuruma verilmesi gereken belgelerin yapılan tebligata rağmen bir ay içinde verilmemesi veya noksan verilmesi halinde, bu belgeler Kurumca re´sen düzenlenir ve muhteviyatı sigorta primleri Kurumca tespit edilerek işverene tebliğ edilir. İşveren, bu maddeye göre tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde, ilgili Kurum ünitesine itiraz edebilir. İtiraz, takibi durdurur. İtirazın reddi halinde, işveren kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde yetkili iş mahkemesine başvurabilir. Yetkili mahkemeye başvurulması, prim borcunun takip ve tahsilini durdurmaz. Mahkemenin Kurum lehine karar vermesi halinde, 88 inci ve 89 uncu maddelerin prim borcuna ilişkin hükümleri uygulanır" ve 101. maddesinde, "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür" hükmü yer almıştır. 5510 sayılı Kanun´un sözü edilen maddeleri 1.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

Olayda, sonradan yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasa´nın 86 ve 101. maddeleri gözetildiğinde, 506 sayılı Yasa´nın 79. maddesi uyarınca resen tahakkuk ettirilen prim borcundan doğan uyuşmazlıklara bakmakla iş mahkemesinin görevli bulunduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İş Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

 

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İskenderun İş Mahkemesi´nce verilen 13.03.2008 gün ve E: 2007/578, K:2008/77 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.02.2011 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.


HİZMET TESPİTİ DAVASI

T. C. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 2009/10-41 E.N 2009/93 K.N

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki “hizmet tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Osmaneli Asliye Hukuk Mahkemesince (İş Mahkemesi Sıfatıyla) davanın reddine dair verilen 21.12.2005 gün ve 2003/132-2005/151 sayılı kararın incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 16.10.2006 gün ve 2006/9382-13034 sayılı ilamı ile;

Dosyadaki  yazılara,  toplanan  delillere  ve  hükmün  dayandığı gerektiricı sebeplere göre, sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

Davacı 01.01.1998 tarihinden beri davalı işverene ait işyerinde çalıştığının tespitini istemiş, mahkemece, ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir.

1-506 Sayılı Kanunun 130. maddesi hükmüne göre Kurum müfettişi tarafından usulünce düzenlenmiş tutanaklar, aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanıncaya kadar geçerli belgelerdendir. Anılan maddede 25.08.1999 tarih ve 4447 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikle de "sigorta müfettişlerinin bu kanunun uygulanması bakımından İş Kanununda belirtilen teftiş, kontrol ve denetleme yetkisini haiz bulundukları" öngörülerek bu yönde 4857 sayılı İş Kanununun 92/son maddesine yollamada bulunulmakla, geçerli biçimde düzenlenen tutanak aksinin eşdeğerde delillerle ispatlanması gereğine ilişkin ilke aynen muhafaza edilmiş olup, eldeki davada, aksi eş değerde delille ispatlanamayan Kurum müfettişinin 24.03.2003 tarihli usulünce düzenlenmiş Yerel Denetim tutanağı esas alınarak, davalı işverene ait işyerinde 01.01.2002-24.03.2003 tarihleri arasında davacının hizmet akdi ile çalıştığının tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

2-24.03.2003 tarihinden 18.0.8.2003 dava tarihine kadar olan çalışmanın tespiti istemine gelince;

Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi olup, bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır.

Bu durumda yapılacak iş; anılan döneme ilişkin olarak -varsa-işveren nezdindeki belgeler getirtilmeli; işbu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden imzanın kendisine aidiyeti sigortalı tarafından kabul edilenler ile inkar edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine sigortalıca hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanmalı; bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince araştırılmalı; yukarıda öngörülen nitelikte yazılı belge ibraz olunmayan çalışma süreleri yönünden ise, o dönemde sigortalı ile birlikte çalışan ve işverenin bordrolarında kayıtlı kişiler ile aynı yörede komşu ve benzeri işleri yapan başka işverenler ile bu işverenlerin çalıştırdığı ve bordrolara geçmiş kişiler saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı; yargılama aşamasında dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, işyerinin kapsamı kapasite ve niteliği nazara alınmalı böylece bu konuda yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.

3-Kabule göre; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3/2. maddesi gereğince;  davanın reddi sebebi ortak olan davalılar lehine tek vekalet ücreti yerine, ayrı ayrı vekalet ücretine karar verilmesi isabetsizdir.

Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN  : Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 25.02.2009 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.


KANUNUN AMACI, SİGORTALI SAYILANLAR VE SAYILMAYANLAR - KURUM İŞLEMİNİN İPTALİ  -  TESPİT 

T. C. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 2010/10-23 E.N , 2010/59 K.N.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki “kurum işleminin iptali-tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 9. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 14.06.2007 gün ve 2006/803 E., 2007/368 K. sayılı kararın incelenmesi davalı SGK vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 13.05.2008 gün ve 2007/15875 E., 2008/6435 K. sayılı ilamı ile; (...Kurum kayıtlarında 01.01.1983 tarihinde sigortalı olarak tescil edilen davacı, 16.04.1993-25.06.1997 döneminde de sigortalı olduğunun ve 01.06.2006 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiş; Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacının, 01.01.1983-16.04.1993 tarihleri ile 02.07.1997 ve devamı dönemlerde kuruluş kaydı bulunmakta olup; uyuşmazlık konusu dönemde kuruluş kaydı ve prim ödemesi bulunmamaktadır.

1479 sayılı yasada; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın 79/10 maddesinde öngörüldüğü biçimde geçmiş hizmet süresinin saptanmasına ilişkin bir dava türü mevcut bulunmamasına, yasanın cevaz vermediği bir durumun; yargılama yoluyla tespitinin mümkün olmamasına, geçmişe yönelik prim ödemesinin, o döneme sigortalılık kazandırmasının mümkün bulunmamasına göre, davacının, yasal dayanaktan yoksun bulunan sigortalılık süresinin tespitine ilişkin isteğinin reddine karar verilmesi, yaşlılık aylığına ilişkin isteğinde buna göre belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi, usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalı Bağ-Kur vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ  EDEN  : Davalı SGK vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; kurum işleminin iptali ile 16.04.1993 ila 25.06.1997 tarihleri arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak çalışıldığının saptanması ve 01.06.2006 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesi, istemine ilişkindir.

Davacı vekili; müvekkilinin, davalı kurumun sigortalısı olduğunu, 01.01.1983 tarihinde kuruma kayıt olup, sigortalılık halinin aralıksız devam ettiğini, tüm primlerini ödediğini, 30.05.2006 tarihinde tahsis talebinde bulunduğunu, 16.04.1993-25.06.1997 tarihleri arası hizmeti iptal edilerek talebinin reddedildiğini, 16.04.1993-25.06.1997 tarihleri arasında da Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine, 01.06.2006 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (Devredilen Bağ-Kur Genel Müdürlüğü) vekili; davacının, müvekkili Kuruma 23.02.1983 tarihli giriş bildirgesi ile TV Radyo Tamirciliği vergi kaydından dolayı 1479 Sayılı Yasanın 24.maddesi gereğince 01.01.1983 tarihi itibariyle tescilinin yapıldığını, 1479 Sayılı Yasanın 25.maddesi gereği 16.04.1993 tarihinde terkin yapıldığını, meslek kuruluşundaki kaydını 16.04.1993 tarihinde terk ettiğinin 02.10.1997 tarihli inceleme tutanağı ile tespit edildiğini, 25.09.1997 ve 22.01.2003 tarihlerinde ibraz ettiği belgelere istinaden 02.07.1997 tarihinde sigortalılığının yeniden başlatıldığını, davacının 16.04.1993 ila 02.07.1997 tarihleri arasında bir mesleki faaliyetinin olmadığı tespit edildiğinden, 1479 Sayılı Yasa gereğince hizmet verilemediğini, bu süreler içinde herhangi bir prim ödemesi de yapılmadığını, tahsis talebinde bulunduğunu tarih itibariyle askerlik borçlanması dahil toplam 20 yıl 10 ay 14 gün hizmeti bulunduğundan talebinin reddedildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

Yerel mahkemece; davacının 1479 Sayılı Yasa hükümlerine göre 16.04.1993 ila 02.07.1997 tarihleri arası için sigortalılığını gerektirecek kaydının bulunmadığı, ancak, davacı sigortalının 16.04.1993 ila 02.07.1997 dönemine ait prim borcunu, 19.09.1997 ve 09.10.1997 tarihlerinde ödediğini, davalı Kurumun bu ödemeleri itirazsız olarak kabul edip nemalandırdıktan sonra primleri tahsil edilen sigortalılık süresinin tahsis işlemleri sırasında iptalinin, evrensel nitelikte olan ve Medeni Kanunun 2. maddesinde anlamını bulan iyi niyet kurallarına aykırı bulunduğunu gerekçe göstererek davacının talebinin kabulüne karar verilmiştir.

Özel dairece; yukarıda açıklanan gerekçelerle karar bozulmuş; mahkemece, önceki hükümde direnilmiştir.

Davacının, uyuşmazlık konusu dönemde, prim ödemesinde bulunmadığı, bu döneme ait borcunu 19.9.1997 ve 09.10.1997 tarihlerinde toplu olarak ödediği ve tahsis talebinde bulunduğu 30.5.2006 tarihinde, prim borcunun olmadığı, hususlarında taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır.

Açıklanan maddi olgu, iddia ve savunma ile bozma ve direnme kararlarının kapsamları itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının, ihtilaf konusu dönemde sigortalılık şartlarını taşıyıp taşımadığı; sigortalılık şartlarını taşımadığının kabul edilmesi halinde, bu dönemin priminin ödenmiş olması hali dikkate alınarak primi ödenen sürelerin sigortalı olarak değerlendirilip, değerlendirilmeyeceği noktalarında toplanmaktadır.

Somut olayın özelliklerine girmeden önce, konuya ilişkin genel düzenlemelere değinmenin faydalı olacağı düşünülmüştür;

01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 Sayılı Yasa’nın 24. ve 25. maddelerinde “…kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler...”; “meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren”  zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılmışken, anılan maddelerde 19.4.1979 gün ve 2229 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, “kendi adına ve hesabına” çalışma koşulu ve belirtilen nitelikte çalışmaya başlama tarihi sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir.

20.4.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasa ile yapılan düzenlemede, kendi adına ve hesabına çalışma koşuluna ek olarak “...gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar” için mükellefiyetin başlangıç tarihinden, “kendi adına ve hesabına bağımsız olarak çalışmakla beraber gelir vergisinden muaf olanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar” kayıt oldukları tarihten itibaren sigortalı sayılmaktadırlar.

Ne var ki;  1479 Sayılı Yasaya 2654 Sayılı Yasa ile eklenen Ek Geçici 13. madde ile,  “...sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olanların her türlü hak ve mükellefiyetleri bu Kanunun yürürlüğe girdiği (20.4.1982) tarihinde” başlayacaktır hükmü getirilmiştir.

22.3.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikte ise, bu kez; “gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkarlar Siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıtlı bulunanlar” dan, gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanlar da Esnaf ve Sanatkarlar Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı sayılmışlardır.

619 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen düzenlemelerin, anılan KHK’nin Anayasa Mahkemesi’nce iptalinden sonra 4956 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle bu kez; gerçek ve basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyet tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkarlar Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıt olanlar ise, talep tarihinden itibaren zorunlu sigortalı olarak Yasa kapsamına alınmışlardır.

Gerçekten, 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 Sayılı Yasa’nın 24.maddesine göre; bir kimsenin, zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olması için, meslek kuruluş kaydı ile birlikte, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışması gerekmektedir.

Öte yandan; 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 Sayılı Yasa’nın 6.maddesi ile değişik 1479 Sayılı Yasa’nın 24.maddesinde, zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmak için, ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi mükellefi olması, gelir vergisinden muaf olanlarında meslek kuruluşuna kayıtlı olması hükmü yer almaktadır.

Görüldüğü üzere; 20.04.1982 tarihinde yapılan değişiklikle; değişiklikten, önceki mevzuatın öngördüğü koşullara sahip olan sigortalıların, sigortalılıklarına son vermemekte; değişikliğin yürürlüğe girdiği, 20.04.1982 tarihinde, Bağ-Kur’a yeni kayıt ve tescil edilecekler için yeni, düzenlemeler öngörmektedir. Tersinin kabulü, kazanılmış hakları ortadan kaldırmak olur ki, bu durumun kabulüne, yasaca ve hukukça olanak olmadığı ortadır. Kaldı ki, 2654 Sayılı Yasa’nın 6. Maddesi ile 1479 Sayılı Yasa’nın 24. Maddesinde yapılan değişiklikte, vergi mükellefi olmayan vergiden muaf olanlardan, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olanlarında, zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılacağı açıktır.

Somut olaya gelince;

Davacının, vergi kaydına istinaden 01.01.1983 tarihinde TV ve radyo tamircisi olarak, birinci basamaktan kaydının yapıldığı, Midyat Vergi Dairesi’ne bağlı olarak 01.06.1980 ila 05.04.1982 tarihleri ile 01.01.1983 ila 14.04.1993 tarihleri arasında  ve 02.07.1997 tarihinden itibaren kesintisiz devam eden vergi mükellefiyetinin bulunduğu sigorta sicil dosyasından anlaşılmaktadır.

Davacı ile ilgili olarak, M...... Esnaf ve Sanatkarlar Odası tarafından düzenlenen belgelerde çelişki görülmesi üzerine, Kurum tarafından meslek kuruluşunun defter ve belgeleri üzerinde inceleme yapıldığı ve inceleme sonucu düzenlenen 02.10.1997 tanzim tarihli tutanağın düşünceler kısmında; davacının 14.03.1990 tarihinde kaydının yapıldığı, 14.04.1993 tarihinde istifa ettiği ancak yönetim kurulu kararına rastlanılmadığından üyeliğinin devam ettiği kanaatine varılmıştır.

Böylece; Kurum tarafından sigortalılığı iptal edilen dönemde, davacı; davalı Kurum tarafından sigortalı olarak kabul edilmiştir. Davacı, 16.05.1997 tarihinde yürürlüğe giren 4247 Sayılı Yasa’nın 3. Maddesi gereğince süresi içerisinde olduğu halde Kuruma af kanunundan yararlanmak isteği ile başvurarak ödemede bulunması gerekirken; sigortalı olduğu inancında olduğundan, bunu yapmamış ancak ihtilaf konusu dönemde dahil olmak üzere geçmişe dönük tüm borçlarını 19.09.1997 ve 09.10.1997 tarihlerinde ödemiştir.

Her ne kadar; 1479 Sayılı Yasa’da geçmiş Bağ-Kur hizmetlerinin tesbitine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamakta ise de; dava konusu olayda olduğu gibi, uyuşmazlık konusu dönemin önce kabul edilip sonra iptal edilmesi karşısında Bağ-Kur hizmetinin tespiti değil, kurum işleminin iptalinin amaçlandığının kabulü gerekir.

Hal böyle olunca; uyuşmazlık konusu döneme ilişkin primler Kurumca tahsil edilip uzun süre kullanılmış ise bu halde davalı Kurum’un yapmış olduğu iptal işleminde iyiniyetli olduğu kabul edilemez. Daha açık ifadeyle; davacıyı kendi hatalı işlemi nedeniyle yıllarca sigortalı sayan Kurum’un, davacıya sigortalı olduğu inancını verdikten sonra yaptığı yanlışlığın farkına vararak sigortalılık süresini indirmesi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenmiş olan “herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda bulunduğu” ilkesine aykırı bulunduğu belirgindir.

Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.1997 gün ve 1997/10-578-758, 03.12.2008 gün ve 2008/1-732-736, 23.05.2001 gün ve 2001/21-420-430, 11.11.2009 gün ve 2009/10-412-510 sayılı kararlarında da aynı prensipler benimsenmiştir.

Tüm bu açıklamalar ışığında; davacının 16.04.1993 ila 25.6.1997 tarihleri arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılması gerektiği söz götürmez. Direnme kararı bu nedenle usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.

Ne var ki; davacının yaşlılık aylığına prim ödeme gün sayısı yönünden hak kazanıp kazanmadığı bakımından Özel Dairece inceleme yapılmamış olduğundan bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davaya konu edilen dönemde sigortalılığın tespitine ilişkin, DİRENME UYGUN OLUP; davalı SGK vekilinin yaşlılık aylığının bağlanmasına ilişkin karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için DOSYANIN 10.HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 03.02.2010 gününde, oybirliği ile  karar verildi.


HİZMET TESPİTİ - PRİM BELGELERİ - SİGORTALILIĞIN BAŞLANGICI

T. C. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 2010/10-72 E.N , 2010/72 K.N.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki “hizmet tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 1.İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 26.12.2007 gün ve 2005/1210 E.- 2007/1343 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 14.04.2009 gün ve 2008/2583 E.- 2009/7192 K. sayılı ilamı ile; (“...Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10.maddesi olup, bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır.

Davacı, gümrük komisyonculuğu ve iş takibi yapan davalıya ait işyerinde geçen sigortalı çalışmalarının tespitini istemiştir. Mahkemece, resmi kuruluşlardaki işlerin takibi için dava dışı şirketler tarafından davacı ve davalılardan işveren adına 2005 yılında düzenlenen vekâletnameler ve belgelere göre, davacının, 2005 yılına ilişkin sigortalı çalıştığının kabulü isabetli bulunmuştur. Ne var ki; dosyadaki deliller 2003 ve 2004 yılı için hüküm kurmaya yeterli değildir. Mahkemece, uyuşmazlık konusu 2003 ve 2004 yıllarına ilişkin olarak, öncelikle iddia edilen dönemde böyle bir işyerinin mevcut ve faal olup olmadığı yöntemince araştırılıp saptanmalı, tespite konu çalışmalara ilişkin olarak -varsa- işveren nezdindeki belgeler getirtilmeli; işbu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden imzanın kendisine aidiyeti tarafından kabul edilenler ile inkâr edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine sigortalıca hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanmalı; yukarıda öngörülen nitelikte yazılı belge ibraz olunmayan çalışma süreleri yönünden ise, 1995–1999 yıllarında işçi çalıştırıldığı ancak, uyuşmazlık konusu dönemde sigortalı bildirilmediği anlaşılan işyerinde, defter ve belgeler incelenerek, işyeri kapasitesi ve iş yoğunluğu belirlenip, sigortalı çalıştırılmaksızın işlerin takibinin mümkün olup olmayacağı araştırılmalı, aynı yörede komşu ve benzeri işleri yapan başka işverenler ile bu işverenlerin çalıştırdığı ve bordrolara geçmiş kişiler saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylece bu konuda yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.

Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalılar vekilleri

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; davacının davalı işveren F.... T.....’ye ait gümrük komisyonculuğu işyerinde 03.09.2003 – 27.04.2005 tarihleri arasında hizmet akdi ile kesintisiz ve sürekli çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.

Davacı M.... M.... A...., 03.09.2003 – 27.04.2005 tarihleri arasında davalı işverene ait gümrük komisyonculuğu işyerinde gümrüklerde ve TSE´de davalı işveren adına iş takibi yapmak üzere kesintisiz ve sürekli çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Davalı işveren, davacı ile aralarında hizmet sözleşmesinin bulunmadığını, işin niteliği gereği bazı sorunlu işlerin takibinde dışarıdan bedeli ödenmek suretiyle yardım alındığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Davalı Kurum, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü davalılar vekillerinin temyizi üzerine Yüksek Özel Dairece, 2005 yılına ilişkin tespit isabetli bulunmuş, ancak 2003–2004 yıllarına ilişkin olarak eksik araştırma yapıldığı gerekçesi ile bozulmuştur.

Yerel mahkemece, davacı ile davalı işveren arasındaki iş ilişkisini ortaya koyar nitelikteki telefon konuşmalarının sürekliliği hüküm vermeye yeterli olduğundan ilk kararda direnilmiştir.

Yerel mahkeme ile Yüksek Özel Daire arasında, davacının 2005 yılında sigortalı olarak çalıştığının tespiti gerektiği konusunda bir uyuşmazlık yoktur.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, 2003 ve 2004 yıllarına ilişkin olarak fiili çalışma olgusunun kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hüküm kurmaya yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle, davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10.maddesinin irdelenmesinde ve hukuki niteliği ile ispat koşulları üzerinde durulmasında yarar vardır.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10. maddesinde;

“Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.”

Hükmü yer almaktadır.

Sosyal Sigorta sistemimizde işverenlerin, prim ve vergi ödememek veya başka nedenlerle, çalıştırmış oldukları kişileri Kuruma ya hiç bildirmedikleri ya da çalışmalarını eksik bildirdikleri olgusu göz önüne alınarak yukarıda açıklanan yasal düzenlemeye gidilmiş ve yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları hususu Kurumca tespit edilemeyen sigortalılara mahkemeye başvurarak hizmetlerini ispatlama olanağı getirilmiştir.

1982 Anayasasının 12.maddesinde; “Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir.”

60.maddesinde ise; “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir.”

Hükmüne yer verilmiştir.

Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve vazgeçilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 6.maddesinde de, bu ilke aynen benimsenerek, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olduğu, bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği, sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamayacağı belirtilmiştir. Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp aynı zamanda bir yükümlülüktür.

Bu nedenle, kamu düzenini ilgilendiren hizmet tespiti davalarında hâkimin özel bir duyarlılık göstererek delilleri kendiliğinden toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir. Zira sigortalı tarafından hizmet tespiti davasının açılması ile Sosyal Sigortalar Kurumu bir çalışma ilişkisinden haberdar olacak gerektiğinde müfettiş incelemesi yaparak re´sen prim tahakkuk ettirip, tahsil edecektir. Dolayısıyla, hizmet tespiti davaları Kurumun hak alanını da doğrudan ilgilendirmektedir.

Öte yandan, hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır.

Bu davalarda işverenin çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır.

Yukarıda belirtilen ilkeler, Hukuk Genel Kurulu´nun 28.05.2003 gün ve 2003/21-362 E. - 360 K.; 29.06.2005 gün ve 2005/21-409 E. - 413 K.; 23.12.2009 gün ve 2009/10-581 E.- 619 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

Gerçekten; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi, sigortalılıktan söz edilemez. 

O nedenle, burada, fiili çalışmanın varlığının kabul edilebilmesi için hangi kanıt ve olguların bulunması gerektiği üzerinde durulmalıdır.

Hemen belirtilmelidir ki, fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte, 506 sayılı Kanunun 79.maddesinde belirtilen ve sigortalının çalışma gün sayısını, kazanç durumunu çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile tespit davasına konu dönemde yürürlükte bulunan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 17.maddesinde belirtilen dört aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de, fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edilebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 Sayılı Kanununun 79/8.maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi ve primi ödenmiş gün sayısı yönünden gerçekte çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.06.1999 gün ve 1999/21-510 E.-527 K. ; 30.06.1999 gün ve 1999/21-549 E.-555 K.; 05.02.2003 gün ve 2003/21-35 E.-64 K.; 15.10.2003 gün ve 2003/21-634 E.-572 K.; 03.12.2003 gün ve 2003/21-710 E.-714 K.;03.11.2004 gün ve 2004/21-480 E.-579 K.; 10.11. 2004 gün ve 2004/21-538 E.-621 K.; 01.12.2004 gün ve 2004/21-629 E.-641 K.;  29.06.2005 gün ve 2005/21-409 E.-413 K.; 22.03.2006 gün ve 2006/21-43 E.-98 K.; 12.03.2008 gün ve 2008/21-242 E.-251 K.; 23.12.2009 gün ve 2009/10-581 E.- 619 K. sayılı kararları da aynı doğrultudadır.

Somut olayda, dönem bordrosuna göre 1999/3. dönemden itibaren gayri faal olarak bildirildiğinden, uyuşmazlık konusu devrede dönem bordrosu bulunmadığı gibi, işyerinde bildirimli çalışan da yoktur. 15.09.2003 – 15.03.2005 tarihleri arasında davacı ile davalı işverenin sürekli olarak birbirleriyle cep telefonu ile görüştükleri iletişim şirketinin cevabi yazısından anlaşılmaktadır. Aynı işyerinde çalışılması durumunda, bu sıklıkta telefon görüşmesi yapılmasının hayatın olağan akışına uygun bulunmadığı çok açıktır. Sadece telefon kayıtlarına dayanılarak tespit hükmü kurulması yukarıda belirtilen ilkelere aykırı bir durum yaratır.

Çekişme konusu dönemde işyerinin 506 Sayılı Kanun kapsamında olduğu belirgindir.

Sigortalılığın; zorunlu, kişiye bağlı ve özellikle devredilemez bir hak olduğu ve bu nedenle bu tür davaların özel bir duyarlılık gözetilerek sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek için yerel mahkemece yapılacak iş; davacı, davalıya ait gümrük komisyonculuğu işyerinde, gümrüklerde ve T.S.E.´de iş takipçiliği yapmak suretiyle hizmet akdiyle çalıştığını ileri sürdüğüne göre, davacının 4458 sayılı Gümrük Kanunu´nun 5, 225 ve 226.maddeleri ile Gümrük Yönetmeliğinin 696 ve diğer maddelerine göre faaliyet göstermeye yetki veren belge ve vekâletnamesinin bulunup bulunmadığı, yasal zorunluluk nedeniyle Gümrük Müşavirleri Derneğine kayıtlı olup olmadığı, uyuşmazlık konusu dönem içerisinde hangi şirketlerin işini yaptığı, bu işlerin takibine ilişkin vekâletname veya ilgili kurum ve kuruluşlarda imzasını içeren belgenin mevcut olup olmadığı, gümrük ve T.S.E.´de yapılan işler yöntemince düzenlenmiş yetki belgesi olmadan yapılamayacağına göre, böyle bir belgenin düzenlenip bu kurumlara ibraz edilip edilmediği araştırılmalı, işini takip ettiği şirketlerin yetkilileri veya çalışanları tespit edilip tanık sıfatıyla beyanlarına başvurulmalı, uyuşmazlık konusu dönem içerisinde S.S.K. müfettiş incelemesi yapılıp çalışanların belirlendiği tutanağın düzenlenip düzenlenmediği, yine uyuşmazlık konusu dönemde maliye denetim tutanağının düzenlenip düzenlenmediği hususları üzerinde durularak ve bu konuda yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenmeli; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.

Sonuç itibariyle; Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, Yerel mahkemece önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K. nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 10.02.2009 gününde, oybirliğiyle karar verildi.


HİZMET TESPİT DAVASI - TARAF EHLİYETİ 

YARGITAY 10. Hukuk Dairesi 2008/18485 E.N , 2011/8504 K.N.    

Özet

TÜZEL KİŞİLER HAK EHLİYETİNE SAHİP OLUP DAVADA TARAF OLABİLİRLER. ANCAK TÜZEL KİŞİLİĞİ SON BULAN DERNEĞİN TARAF EHLİYETİ BULUNMAMAKTADIR. TARAF EHLİYETİ RE ´SEN GÖZETİLMELİDİR.

TESPİTİ İSTENEN ÇALIŞMANIN GEÇTİĞİ ESAS İŞYERİNİN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ´NA BAĞLI FAAL LİSE OLDUĞU, OKUL VE ÖĞRENCİLERİ KORUMA DERNEĞİ´NE AİT KAYIT VE DEFTERLERİN KAYMAKAMLIKTAN TEMİN EDİLMİŞ OLMASI NAZARA ALINARAK, FESHEDİLMİŞ OLAN DERNEĞİN YENİDEN İHYA EDİLİP TÜZEL KİŞİLİK SAĞLANMASINA GEREK OLMAKSIZIN, DAVA DİLEKÇESİNİN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI´NA TEBLİĞİ İLE DAVAYA İŞTİRAKİ SAĞLANIP DELİLLER TOPLANDIKTAN SONRA SONUCUNA GÖRE KARAR VERİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Davacı, 05.02.1998-29.12.2001 tarihleri arasında davalılardan C... Lisesi Okul ve Öğrencileri Koruma Derneği nezdinde, C... Lisesi´nde hizmetli olarak aralıksız çalıştığı iddiasıyla, diğer davalı Kuruma bildirilmeyen sürelerin tespitine karar verilmesini istemiş, mahkemece, davanın kabulü ile istem hüküm altına alınmıştır.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu´nun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren geçici 7. maddesinde; bu Kanun´un yürürlük tarihine kadar 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar ile 506 sayılı Kanun´un geçici 20. maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık sürelerinin tabi olduğu kanun hükümlerine göre değerlendirileceği yönündeki hükmün öngörülmüş olması ve genel olarak kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun´un 79. maddesinin onuncu fıkrasıdır.

Diğer taraftan, taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneği olup, medeni (maddi) hukuktaki medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şekildir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 38. maddesinde davaya ehliyetin Medeni Kanun ile belirlendiği belirtilmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu´nun 48. maddesi hükmüne göre tüzel kişiler hak ehliyetine sahiptirler ve dolayısıyla davada taraf olabilme ehliyeti de ancak, tüzel kişiliği bulunan yapılanmalar için geçerlidir. Tüzel kişiliğin son bulması ile artık eski tüzel kişinin taraf ehliyetinin de son bulacağı tartışmasızdır. Taraf ehliyeti kamu düzeni ile ilgili olduğundan hakimin bu hususu re´sen gözönünde bulundurması zorunludur.

506 sayılı Kanun´un 4. maddesi ile "işveren; ...sigortalıları çalıştıran... kişiler..." olarak tanımlanmış olup, hizmet tespitine yönelik davalarda, çalışma ilişkisinin nitelik ve süresinin belirlenmesinde, bu yöndeki işyeri bilgi ve belgelerine ulaşılmasında, bir başka deyişle, davanın sübutu, kanıtlama yükümlülüğü ve verilen kararın infazı açısından, işverene husumet yöneltilmesi zorunludur.

Davaya konu somut olayda; C... Lisesi Okul ve Öğrencileri Koruma Derneği´nin 05.12.2004 tarihinde feshedildiği anlaşıldığından kendisine husumet yöneltilerek davaya devam olunması mümkün bulunmamaktadır. Ancak, tespiti istenen çalışmanın geçtiği işyeri C... Lisesi olup, esas itibariyle işyerinin Milli Eğitim Bakanlığı´na bağlı ve halen anılan Bakanlık bünyesinde faal olması, C...Lisesi Okul ve Öğrencileri Koruma Dernegi´ne ait kayıt ve defterlerin C... Kaymakamlığımdan temin edilmiş olması nazara alınarak, feshedilen söz konusu derneğin ihya edilip yeniden tüzel kişilik sağlanmasına gerek olmaksızın, dava dilekçesinin Milli Eğitim Bakanlığı´na tebliği ile davaya iştiraki sağlanmalı ve tarafların göstereceği deliller de toplandıktan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun 01.06.2011 tarih 10-223-369 sayılı kararı).

Kabule göre; sigortalının davaya konu sürelerle çakışır şekilde 01.07.1998 tarihi ile 1999 yılı birinci dönemi arasında başka işyerinde geçen kesintisiz çalışmasının bulunması karşısında; bu işyeri ve çalışmaya ilişkin davalı Kurum nezdindeki işyeri sicil dosyası ve dönem bordroları ile diğer tüm bilgi ve belgeler getirtilmefi, söz konusu işyerinde geçen çalışmaların niteliği belirlenerek, sigortalının aynı dönemde iki farklı işyerinde çalışmasının mümkün olup olmayacağı yöntemince araştırılmalıdır.

Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç; Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 09.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

 

HALK EĞİTİM MERKEZİNDE USTA ÖĞRETİCİ HİZMET TESPİTİ

YARGITAY 10. Hukuk Dairesi 2010/11453 E.N 2011/4062 K.N.

Özet

506 SAYILI YASA´NM 79, 1739 SAYILI MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNU ´NUN 47, 657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNU ´NUN 4, 4857 SAYILI İŞ KANUNU´NUN 13. MADDESİ İLE BU KONUDAKİ YÖNETMELİK HÜKÜMLERİ GÖZETİLDİĞİNDE USTA ÖĞRETİCİLERİN ÖNGÖRÜLEN VE ÖNCEDEN BELİRLENEN SÜRE DAHİLİNDE BİR ÇALIŞMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ KABULLENDİKLERİ VE DERS SAATİ KARŞILIĞINDA DA ÜCRETE HAK KAZANDIKLARI GÖRÜLMEKTEDİR.

YASA VE SÖZLEŞMELERDE BELİRTİLEN SINIRLAMALARA AYKIRI, TAM SÜRELİ HİZMET SÖZLEŞMESİNİN UNSURLARININ GERÇEKLEŞTİĞİ BİR ÇALIŞMA DURUMUNUN EYLEMLİ OLARAK OLUŞTUĞUNUN İDDİA EDİLİP KANITLANMASI OLANAK DAHİLİNDEDİR.

BU NEDENLE DAVA KONUSU DÖNEMLERE İLİŞKİN DERS VE YOKLAMA DEFTERLERİ, PITANTAJLAR GETİRTİLİP, BU TÜR BELGELERDE NOKSANLIK VARSA BUNUN NEDENİ ARAŞTIRILARAK, İŞVEREN KURUMUN İLGİLİ ŞEF, AMİR VE MÜDÜR GİBİ YETKİLİ KİŞİLERİ DİNLENEREK DAVACININ RESMİ BELGELERDE BELİRTİLEN DERS SAATLERİNDEN SONRA KURSTA KALMASININ HAKLI GEREKÇESİNİN BULUNUP BULUNMADIĞI ARAŞTIRILMALI, DELİLLER HEP BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLİP SONUÇ UYARINCA BİR KARAR VERİLMELİDİR.

İçtihat Metni

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı Kurum vekili ile davalı Milli Eğitim Bakanlığı adına Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Davacı, L... ve G... İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü´ne bağlı Halk Eğitim Merkezlerinde 1983-2006 yılları arasında, usta öğretici olarak tam gün ve sürekli olarak çalışmasına rağmen, çalıştığı sürelerin eksik şekilde Kuruma bildirildiğinden bahisle eksik günlerin tespitini talep etmiş, mahkemece, tanık beyanları esas alınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı´na bağlı Halk Eğitim Merkezlerinde usta öğretici olarak ek ders ücret bordrolarında belirtilen saatler kadar, ders ücreti karşılığı çalışmış olan davacının, ay içerisindeki toplam çalışma saatine göre aylık çalışma günü hesaplanmak suretiyle, sigortalı hizmet olarak Kuruma bildirimi yapılmış olup, İşbu dava ile davacı, işe giriş ve çıkış tarihleri arasındaki çalışmalarının tam süreli olarak kabulü ile ayda 30 gün üzerinden bildirim yapılması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. Davanın 5510 sayılı Kanun´un 4/I-a bendi kapsamındaki sigortalılara İlişkin olduğu, geçiş hükümlerini içeren aynı Kanun´un geçici 7. maddesi hükmünde "Bu Kanun´un yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanun´la mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun´un geçici 20. maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler" hükmü gözetildiğinde, eldeki somut uyuşmazlığın dayandığı mevzuat hükümleri 506 sayılı Kanun´un 79. maddesi ile 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu´nun 47. maddesidir.

Milli Eğitim Temel Kanunu´nun 47. maddesi; "Örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ve hizmetiçi yetiştirme kurs, seminer ve konferanslarında uzman ve usta öğreticiler de geçici veya sürekli olarak görevlendirilebilir. Öğretim tür ve seviyelerine göre uzman ve usta öğreticilerin seçimlerinde aranacak şartlar, görev ve yetkileri, yönetmeliklerle tespit edilir." düzenlemesini getirmiş, bu yasal düzenleme uyarınca çıkarılan Yönetmeliğin 5. maddesi "Uzman ve Usta Öğreticiler aşağıdaki şekillerde görevlendirilirler.

1- Geçici personel olarak:

Geçici personel olarak görevlendirilecek uzman ve usta öğreticiler ile yapılacak sözleşme esasları 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu´nun 15.05.1975 gün ve 1897 sayılı Kanun´un 1. maddesi ile değiştirilen 4. maddesine göre Bakanlıkça hazırlanır.

2-  Ek ders görevi verilmek yoluyla:

4. maddede belirtilen esaslara göre ek ders görevi verilmesi yoluyla görevlendirilecek uzman ve usta öğreticilere, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu´nun 89. maddesi uyarınca 02.12.1998 tarihli ve 98/12120 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Esaslarda belirtilen miktarda ek ders görevi verilebilir."; aynı yönetmeliğin 8. maddesi; "Geçici sözleşmeli olarak görevlendirilen uzman ve usta öğreticilerin haftalık çalışma süresi 40 saattir." ve 9. maddesi; "Uzman ve usta öğreticilerin günlük çalışma süresi en fazla 8 saattir. Kurum Müdürü, Cumartesi, Pazar günleri de dahil olmak üzere, uzman ve usta öğreticilere günün 8.00-23.00 saatleri arasında görev verebilir." hükümlerini içermektedir. Davacının, çalışma esasları İle çalışması sırasında tabi olacağı statü yukarıda sıralanan mevzuat çerçevesinde ayrıntılı bir düzenlemeye tabi tutulmuş olup; anılan düzenlemelere egemen ilkeler ve 4857 sayılı İş Kanunu´nun 13. maddesinde yer alan "İşçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal İşçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi durumunda sözleşme kısmi süreli iş sözleşmesidir." hükmü de gözetildiğinde; çalışma ilişkisinde, "tam süreli iş sözleşmesi" olarak nitelenmeye olanak verecek bir bağımlılık ilişkisinin bulunmadığı, usta öğreticilerin öngörülen ve önceden belirlenen süre dahilinde bir çalışma yükümlülüğünü kabullendikleri ve ders saati karşılığında da ücrete hak kazandıklarını göstermektedir.

Bu konuda ortaya çıkan uyuşmazlık sonucu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nca verilen 17.09.2008 gün 2008/10-555 Esas 2008/530 sayılı kararda da; "dinlenen tanıkların da aynı davacı gibi başka köylerde usta öğretici olarak çalışan kişiler olduğu, resmi belgeler ve davacının imzasını taşıyan belgelerle çelişkili tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği anlaşıldığından; tam gün esası ve aylık karşılığı olmayan çalışmaların, günlük çalışma saatine göre ve kısmi zamanlı çalışma olması nedeniyle bu çerçevede değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmek gerektiği" belirtilmiş olup, bu şekildeki bir çalışma ilişkisinde, tam süreli çalışmaya ilişkin hakların doğduğunu kabule olanak yok ise de; yasa ve sözleşmelerde belirtilen sınırlamalara aykırı, tam süreli hizmet sözleşmesinin unsurlarının gerçekleştiği bir çalışma durumunun, eylemli olarak oluştuğunun iddia edilip kanıtlanması olanak dahilinde bulunmaktadır. Ancak, bu yöndeki iddia, hizmet tespiti davalarının kamu düzenine ilişkin niteliği gözetilerek kanıtlanmalı; işverenin resmi kurum niteliği, ücret ödemelerinin kayıtlara dayalı olma gerekleri dikkate alınarak; kurum kayıtlarına yansıyan bilgilerin aksinin kanıtlanmasına yönelik kanıtların hüküm kurmaya elverişli olup olmadığı, sosyal güvenlik hakkının yaşama geçirilmesine yönelik davanın özelliklerinin gerektirdiği duyarlılık uyarınca denettenmelidir.

Mahkemece, ek ders ücret bordroları celbedilmiş ise de; davacının çalışmasının niteliği gereğince ve yeterince araştırma konusu yapılmamıştır. Bu nedenle; dava konusu dönemlere ilişkin ders ve yoklama defterleri, Özellikle puantajlar getirtilmeli, bu tür belgelerde noksanlık varsa bunun nedeni araştırılmalı, gerekirse işveren kurumun ilgili şef, amir ve müdür gibi yetkili kişileri dinlenerek bir sonuca ulaşılmalı, hüküm altına alınan süreler yönünden davacının resmi belgelerde belirtilen ders saatlerinden sonra kursta kalmasının haklı bir gerekçesinin bulunup bulunmadığı araştırılmalı, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.

Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurum vekili ile davalı Milli Eğitim Bakanlığı adına Hazine vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 24.03.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

ALIŞMA SÜRESİ HİZMET TESPİTİ KISMİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİ TAM SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİ

YARGITAY 21. Hukuk Dairesi 2009/7144 E.N , 2010/5510 K.N.             

Özet

DAVACININ DAVALI İŞYERİNDE GEÇEN ÇALIŞMALARININ KISMİ VEYA TAM GÜN SÜRELİ OLUP OLMADIĞININ ANLAŞILABİLMESİ İÇİN, DAVACININ GÜNLÜK MESAİSİNİN TAMAMINI BU İŞE AYIRIP AYIRMADIĞININ VE AYNI İŞYERİNDE TAM GÜN SÜRELİ ÇALIŞAN EMSAL ÇALIŞANLARLA AYNI İŞİ YAPIP YAPMADIĞININ YA DA TAM GÜN SÜRELİ ÇALIŞAN EMSAL ÇALIŞANLARA GÖRE ÖNEMLİ ÖLÇÜDE DAHA AZ ÇALIŞIP ÇALIŞMADIĞININ BELİRLENMESİ GEREKİR.

İçtihat Metni

Davacı, 1992-2008 yılları arasında davalılardan Bakanlığa ait işyerinde, 19.09.1994-12.06.1995 tarihleri arasında ise davalı B... A.Ş.´ye ait işyerlerinde çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalılardan Kurum ile Milli Eğitim Bakanlığı vekillerince temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Davacı, davalı Milli Eğitim Bakanlığı´na bağlı Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğüme ait işyerlerinde 1992-1994 ve 1995-2008 yılları arasındaki eğitim ve öğretim dönemlerinde, 19.09.1994-12.06.1995 tarihleri arasında ise Ankara Büyük Şehir Belediyesine bağlı B... A.Ş/de aylık 30 tam gün süre ile hizmet akdine dayalı olarak çalıştığını ileri sürerek bu dönemlerde Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitini istemiştir.

Mahkemece, davalı B... A.Ş. işyerindeki çalışmaları Kuruma bildirildiğinden 19.09.1994-12.06.1995 tarihleri arasındaki döneme ilişkin istemin reddine, davalı Milli Eğitim Bakanlığı hakkında açılan davanın kabulü ile davacının bu davalıya bağlı işyerinde Kuruma bildirilen süre dışında 1815 gün hizmetinin bulunduğunun tespitine karar verilmiştir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının davalı B... A.Ş. işyerinden 01.11.1994-31.01.1995 tarihleri arasında çalışmalarının Kuruma tam olarak bildirildiği, davalı Milli Eğitim Bakanlığı´na bağlı Akşam Sanat Okullarında ise 02.11.1992-28.02.2008 tarihleri arasında B... A.Ş. işyerinde çalıştığı 1994-1995 eğitim dönemi dışında her yıl işe giriş ve çıkışlarının yapıldığı ve dosyaya sunulan 1992-1996 yılları arasındaki ait imzalı ücret bordrolarında ve davacı ile imzalanan 14.11.2007-31.05.2008 tarihleri arasını kapsayan usta öğretici sözleşmesinde 7,5 saatlik çalışmanın bir gün kabul edilmek üzere Kuruma bildirileceğinin kararlaştırıldığı, diğer yılların ücret bordroları ile ders programlarının, puantajların ve her yıl açılan kurslarda kaçar saat derse girileceğine dair program ve bunların kaymakamlık olur yazılarının, görevlendirme belgelerinin getirtilmediği anlaşılmaktadır.

21.05.1977 tarihli Milli Eğitim Bakanlığı Kurumlarında Sözleşmeli veya Ek Ders Görevi ile Görevlendirilecek Uzman ve Usta Öğreticiler Hakkında Yönetmelik ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu´nun 89. maddesi uyarınca yürürlüğe konulan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ücretli Ders Saatlerine ilişkin 04.11.1983 tarihli Bakanlar Kurulu kararında kadrolu bulunmayan uzman ve usta öğreticilerin uders ücreti karşılığı" görevlendirileceği açıkça belirtilmiştir. Ayrıca, 4857 sayılı İş Kanunu´nun 63. maddesi (1475 sayılı Kanun´un 61. maddesi) gereğince 7,5 saatlik çalışma süreleri bir gün kabul edilmektedir. Aynı Kanun´un 13. maddesinde ise kısmi süreli ve tam süreli iş sözleşmeleri ile ilgili düzenleme yer almaktadır.

Öte yandan, davacının çalışmalarının geçtiğini ileri sürdüğü işyeri bir kamu kuruluşuna aittir. Kamu kuruluşlarında çalışanların kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin belgelere dayandırılması asıldır. Nitekim, davacıya ait çalışmaların resmi kayıtlara intikal ettirildiği de tartışmasızdır. Mahkemece, davacının kayıtlarda gözükmeyen çalışmaların hangi nedenle bildirim dışı kaldığı gereğince ve yeterince araştırma konusu yapılmamıştır.

Somut olayda davacının davalı işyerinde hizmet akdine bağlı olarak çalıştığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, davacının davalı işyerinde geçen çalışmalarının kısmi veya tam süreli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Hal böyle olunca davacının günlük mesaisinin tamamını bu işe ayırıp ayırmadığının ve aynı işyerinde tam gün süreli çalışan emsal çalışanlarla aynı işi yapıp yapmadığının ya da tam gün süreli çalışan emsal çalışanlara göre önemli ölçüde daha az çalışıp çalışmadığını belirlemek için davalı işyerinden davacı adına düzenlenen puantaj kayıtları, ders programları, görevlendirme yazıları, devam-devamsızlık çizelgesi ile tüm ücret belgeleri getirtilip birlikte incelenmeli, okula geliş ve ayrılış saatleri de gözönüne alınarak davacının günlük girilen ders saati itibariyle mesaisini tam gün olarak davalı işveren nezdinde geçirip geçirmediği, diğer bir anlatımla bir günlük çalışma mesaisinin tümünü davalı işyerine hasredip etmediği saptanmalı, daha az saat derse girilen günlerde tam gün mesaisinin davalı işveren nezdinde geçtiği kabul edilemeyeceğine göre 7,5 saatlik çalışmanın 1 gün kabul edilmek suretiyle hesap yapılması gerekirken, mahkemece ifadeleri yetersiz olan tanık beyanlarını esas alan bilirkişi raporuna göre sonuca gidilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 10.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

İŞÇİLİK ALACAKLARININ İŞVERENDEN TAHSİLİ ÖLÜ KİŞİ ADINA HİZMET TESPİTİ

YARGITAY 21. Hukuk Dairesi 2009/6165 E.N , 2010/4833 K.N

Özet

ÖLÜM İLE VEKALET İLİŞKİSİ SON BULDUĞU VE DAVACININ MİRASÇILARINDAN VEKALETNAME ALINARAK DAVAYA DEVAM EDİLDİĞİ HALDE MİRASÇILAR ADINA DEĞİL DE ÖLÜ KİŞİ ADINA HÜKÜM KURULMUŞ OLMASI, HÜKÜM ALTINA ALINAN ALACAK MİKTARLARININ TESPİTE KARAR VERİLEN SÜRELERDEKİ APARTMAN KAT MALİKLERİNDEN HİSSELERİ ORANINDA TAHSİLİ YERİNE DOĞRUDAN DAVALI APARTMAN YÖNETİMİNDEN TAHSİLİNE KARAR VERİLMESİ DOĞRU DEĞİLDİR.

İçtihat Metni

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01.07.1996-01.08.2003 tarihleri arasında çalıştığının tespitiyle, işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,

2- Dava, davacının davalı apartman işyerinde kapıcı olarak 01.07.1996-01.08.2003 tarihleri arasında hizmet akdine tabi çalıştığının tespiti île bir kısım işçilik alacaklarının davalı işverenden tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, davacının davalı işyerinde 01.07.1996-01.08.2003 tarihleri arasında sürekli çalıştığının kabulü ile işçilik alacaklarının da kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Tespit edilen süreler ile hesaplanan işçilik alacaklarının miktarları doğru ise de; davacının, davanın açılmasından sonra yargılama devam ederken öldüğü ve davaya mirasçıları tarafından devam edildiği halde ölü kişi adına tespite ve alacağa karar verilmiştir.

Dava devam ederken taraflardan birinin ölmesi halinde MK 27/1. maddesi gereğince ölen kişinin taraf ehliyeti son bulur. Bu nedenle, davaya ölen tarafa karşı veya onun tarafından devam edilmesine imkan yoktur. Ölü kişi adına hüküm kurulamaz. Yalnız Öleni ilgilendiren yani mirasçılara geçmeyen haklara ilişkin davalar tarafın ölümü ile konusuz kalır. Yalnız ölen tarafı ilgilendirmeyen, yani mirasçıları da ilgilendiren, mirasçıların malvarlığı haklarını etkileyen davalar tarafın ölümü ile konusuz kalmaz. Bu davalara, ölen tarafın mirasçıları tarafından veya ölen tarafın mirasçılarına karşı devam edilir. Borçlar Kanunu´nun 397. maddesi hükmüne göre; aksi sözleşmeden ve işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekil edenin ölümü ile vekalet ilişkisi son bulur. Somut olayda; ölüm ile vekalet ilişkisi son bulduğu ve davacının miras-çılarından vekaletname alınarak davaya devam edildiği açık İse de mirasçılar adına değii de ölü kişi adına hüküm kurulmuş olması ve hüküm altına alınan alacak miktarlarının tespite karar verilen sürelerdeki apartman kat maliklerinden hisseleri oranında tahsili yerine doğrudan davalı apartman yönetiminden tahsiline karar verilmesi doğru değildir.

Yapılacak iş; davacılar murisinin yukarıda belirtilen tarihler arasında davalıya ait işyerinde çalıştığının tespiti ile hüküm altına alınan işçilik alacaklarının tespite konu olan sürelerde kat maliki olan kişilerden hisseleri oranında tahsili ile mirasçılara paylan oranında ödenmesine ilişkin hüküm kurmaktan ibarettir.

Mahkemece bu yönler dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan bozmayı gerektirmektedir.

O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 26.04.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILMA – HİZMET TESPİTİ

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 2011/10-223 E.N , 2011/369 K.N.   

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "hizmet tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;İstanbul 4.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 24.10.2007 gün ve 2006/154-2007/735 sayılı kararın incelenmesi davalılardan M.... E.... Bakanlığı ve S..... G.... K..... Başkanlığı vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 10.5.2010 gün ve 2010/ 2458-6793 sayılı ilamı ile,

Davacının 13.09.2005-28.03.2006 tarihleri arasında K…………. Lisesi işyerinde çalıştığı ve çalışmalarının Kuruma  bildirildiği,  prim tahakkuk cetveli, davacı imzalı adı geçen işyerinden verilen işe giriş bildirgesi ile davalı Kurum memurlarınca tutulan 05.01.2006 tarihli işyeri durum tespit tutanağı içeriğinden anlaşılmaktadır.Yoklama memurlarınca tutulan sözkonusu tutanakta davacının K……….. işyerinde 13.09.2005 tarihinde çalışmaya başladığına ilişkin tespitin davacı tarafından da imzalandığı, yazılı delil niteliğindeki bu belgenin aksinin ancak eş değerdeki belgelerle ispatlanması gerektiği, Mahkemece, dosyadaki yazılı belgeler karşısında aksi ispatlanamadığından istemin reddine karar vermek gerekirken açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalılar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...)gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalılardan S.. ve M... vekilleri

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici  nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu´nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ:Davalılar S... ve M... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA,  1.6.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi



 

İŞ ARAMA İZİN ÜCRETİ ALACAĞI - KIDEM TAZMİNATI

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 2011/9-302 E.N , 2011/368 K.N.
İçtihat Metni      
Taraflar arasındaki "kıdem tazminatı ve iş arama izin ücreti alacağı"  davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 8. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.05.2008 gün ve 2006/667 E., 2008/328 K. sayılı kararın incelenmesi davalılardan SGK (Devredilen Emekli Sandığı) vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 11.03.2010 gün ve 2008/28618 E., 2010/6424 K. sayılı ilamı ile; 
"1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davacı işçi ihbar öneli kullandırılmasına rağmen iş arama izni verilmediğini ileri sürerek iş arama izin ücretlerinin ödetilmesini talep etmiştir.  Mahkemece isteğin kabulüne karar verilmiştir. 
4857 sayılı İş Kanununun 27. maddesine göre, yeni iş arama izni vermeyen veya eksik kullandıran işveren, o süreye ait ücreti işçiye ödemekle yükümlüdür. Aynı maddenin 3. fıkrasında, işveren yeni iş arama izni esnasında işçiyi çalıştırırsa, işçinin çalışma karşılığı olmaksızın alacağı ücrete ilaveten çalıştırdığı sürenin ücretini yüzde yüz zamlı ödemesi gerektiği kuralı getirilmiştir. 
Yeni iş arama izni, işçinin ihbar öneli içinde çalıştırıldığı günler için geçerli olur. İşçinin hafta tatili, bayram ve genel tatil izinlerini kullandığı günler için iş arama izni verme zorunluluğu bulunmamaktadır. Çalışılmayan günler için iş arama izni verilmesi gerekmediğine göre, iş arama izin ücretine de hak kazanılamaz. Dairemizin ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun uygulaması da bu yöndedir. (Yargıtay Hukuk Genel  Kurulu, 27.1.2010   tarih ve  2009/9-593 E, 2010/20 K ; Y 9. HD. 10.2.2009 tarih ve 2009/804 E, 2009/2102 K)
Somut olayda davalı işveren, ihbar öneli içinde yeni iş arama izinlerini kullandırdığını kanıtlayabilmiş değildir. İşçinin ihbar öneli içinde çalıştığı günler bakımından her gün için iki saat iş arama izin ücretinin 4857 Sayılı İş Kanununun 27. maddesi hükmüne uygun olarak %100 olarak hesaplanarak hüküm altına alınması gerekir. Çalışılmayan hafta tatilleri için de iş arama izin ücreti hesaplanarak sonuca gidilmesi hatalı olup kararın bu yönden de bozulması gerekmiştir…" gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN:  Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (Devredilen Emekli Sandığı) vekili 
HUKUK GENEL KURULU KARARI 
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: 
Dava, kıdem tazminatı ve yeni iş arama izin ücreti alacağı istemine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalılardan Emekli Sandığına ait bakımevinin işletmesini üstlenen diğer davalı E.. T…. S….. İşler D….. Ve T….. Limitet Şirketinde çalıştığını, iş akdinin E… Ş…… tarafından kıdem tazminatı ödenmeksizin feshedildiği ve yeni iş arama izni verilmediğini, davalı Emekli Sandığının asıl işveren olarak alt işveren E.. Ş….. ile birlikte müteselsil sorumlu olduğunu belirterek kıdem tazminatı ve kullandırılmayan yeni iş arama iznine ilişkin ücret alacağının davalılardan tahsilini talep ve dava etmiş, bilahare yeni iş arama izin ücreti alacağı ıslah edilerek ihbar tazminatı talebinde bulunulmuştur.
Davalı Emekli Sandığı vekili, asıl işveren değil, ihale makamı olduklarını, işin anahtar teslimi yaptırılması nedeniyle sorumlulukları bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etmiş, davalı E… Ş….. davaya cevap vermemiştir.
Yerel mahkemece, usulüne uygun olarak yapılmadığı gerekçesi ile ıslah talebinin reddine karar verildikten sonra davacının kıdem tazminatı alacağının kabulüne, ancak iş akdi ihbar öneli kullanılmaksızın feshedildiğinden yeni iş arama izin ücretine yönelik davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Dairece; davalı Kurum vekilinin sair temyiz itirazları reddedilerek, "iş arama izin ücreti hesaplanırken çalışılmayan günler için de izin ücreti hesaplamasına gidilmesinin hatalı olduğu" gerekçesi ile hüküm iş arama izin ücreti yönünden bozulmuş, yerel mahkemece bozma ilamının sehve dayalı olduğu, iş arama izin ücreti talebinin reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmemesi ile kesinleştiği gerekçesiyle önceki kararda direnilmesine karar verilmiştir.
Direnme kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmektedir.
Uyuşmazlık; iş arama izin ücretinin reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmemesi karşısında Özel Dairenin bu talebe ilişkin bozmasının ilamının maddi hataya dayalı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Somut olayın incelenmesinde, yerel mahkemenin iş arama izin ücretinin reddine ilişkin kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmeksizin kesinleştiği, dolayısıyla davalılar yararına bu yönde usuli kazanılmış hak oluştuğu, Özel Dairenin hakkında hiçbir hesaplama yapılmaksızın reddine karar verilen ve temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olan iş arama izin ücreti konusunda hesaplama yönteminin yanlışlığı konusunda bozmasının açıkça maddi bir hataya dayalı olduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle iş arama izin ücretinin reddine ilişkin kararın kesinleşmiş bulunması karşısında Özel Dairenin bozma ilamının maddi hataya dayalı olduğu anlaşıldığından usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.
SONUÇ: Davalılardan SGK (Devredilen Emekli Sandığı) vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 01.06.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

AVUKATIN HACİZ SIRASINDAKİ GÖREVİNİN YARGI FAALİYETİNE İLİŞKİN BULUNMADIĞI - FAZLA CEZA BELİRLENMESİNİN İSABETSİZLİĞİ SANIKLARIN HACZİ ENGELLEMEYE YÖNELİK KATILAN AVUKATA TEHDİTLE DİRENME EYLEMLERİ

T.C. YARGITAY 4.Ceza Dairesi Esas: 2009/3133 Karar: 2011/3082 Karar Tarihi: 14.03.2011    

 TEHDİT VE HAKARET SUÇLARI - SANIKLARIN HACZİ ENGELLEMEYE YÖNELİK KATILAN AVUKATA TEHDİTLE DİRENME EYLEMLERİ - AVUKATIN HACİZ SIRASINDAKİ GÖREVİNİN YARGI FAALİYETİNE İLİŞKİN BULUNMADIĞI - FAZLA CEZA BELİRLENMESİNİN İSABETSİZLİĞİ

ÖZET: Sanıkların haczi engellemeye yönelik katılan avukata tehditle direnme eylemleri nedeniyle, alacaklı vekili olan avukatın haciz sırasındaki görevinin <yarg faaliyetine=""> ilişkin bulunmadığı gözetilmeden fazla ceza belirlenmesi isabetsizdir.</yarg>

(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 230) (5237 S. K. m. 61, 265)

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede:

1- Sanık M. A. hakkında tehdit ve hakaret suçlarından kurulan beraat hükümlerinin incelenmesinde;

Eylemlere ve yükletilen suçlara yönelik katılan Y. K.´ın temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye aykırı olarak, temyiz davasının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA,

2- Sanıklar M. A. ve İ. A. hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;

Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

a- Anayasanın 141/3, 5271 saydı CYY. nın 34, 230/1. maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının davanın tarafları ile herkesi inandıracak ve Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde olması, Yargıtay’ın gerekçelerde denetimi sağlaması ve disiplin işlemini yerine getirmesi için, kararın dayandığı tüm veriler ile bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, bu bağlamda iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler, kanıtların tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen kanıtların belirtilmesi, yargılama sonucunda oluşan vicdani kanıya göre, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen eylem ve bunun nitelendirilmesine ilişkin değerlendirmelerin açıkça gerekçeye yansıtılması gerektiği, buna göre sanıkların hangi söz ve eylemlerle, nerede hakaret ve tehdit suçlarını işledikleri, hakaret suçlarında aleniyet unsurunun ne şekilde oluştuğu, sanıkların tehdit eylemlerinin olayın gelişimine, eylemler arasındaki zaman aralığına göre ne şekilde fikir ve irade birliği içinde gerçekleştirildiği kanıtlara dayalı olarak gösterilmeden, yetersiz gerekçe karar verilmesi,

b- Sanıkların haczi engellemeye yönelik katılan avukata tehditle direnme eylemleri nedeniyle, alacaklı vekili olan avukatın haciz sırasındaki görevinin <yarg faaliyetine=""> ilişkin bulunmadığı gözetilmeden, TCY. nın 265/2 madde ve fıkrası uygulanarak fazla ceza belirlenmesi,</yarg>

c- TCY. nın 61. maddesindeki ölçütler ve aynı yasanın 3. maddesindeki <fiilin a="" orant="" ceza="" verilmesi="" ilkesi=""> çerçevesinde somut olay açıkça irdelenerek temel cezaların saptanılması gerektiği gözetilmeden, yalnızca soyut yasal ifadeler tekrar edilerek temel cezaların alt sınırlardan uzaklaşılarak belirlenmesi ve seçenek yaptırım olarak adli para cezası öngörülen suçlarda hapis cezalarının tercih edilmesi,</fiilin>

d- Sanıklara yaralama suçundan hükmolunan cezadan teşebbüs nedeniyle TCY. nın 35/2. maddesi ile indirim yapılırken gerekçe gösterilmeden üst sınırın altında indirim oranı uygulanması,

Sonuç: Yasaya aykırı ve sanıklar M. A., İ. A. müdafii ve katılan Y. K.´ın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükümlerin BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 14.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 
                                  Sayaç