TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR.. SİTEMİZDE YER ALAN BİLGİLERİ İNCELERKEN ARADIĞINIZ SORULARIN CEVABINI BÜYÜK ÖLÇÜDE BULABİLECEKSİNİZ..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
YARGITAY KARARLARI 75 (SPORCUNUN ÇALIŞMA SÜRESİNİN TESPİTİ-TARAF İSMİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ-HİZMET TESPİTİ-DAVA DİLEKÇESİNDE TARAF İSMİNİN YANLIŞ YAZILMASI-MECBURİ DAVA ARKADAŞLIĞI-SİGORTA YARDIMLARININ TAHSİLİ- HUSUMET) / 14-06-2012



SPORCUNUN ÇALIŞMA SÜRESİNİN TESPİTİ, TARAF İSMİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ… (6100 S. HMK  124. MD)

YARGITAY 10.HUKUK DAİRESİ ESAS   2010/3287  KARAR 2011/13592

Dava, davalılardan işverene ait spor klübünde profesyonel sporcu olarak geçen sigortalı çalışma sürelerinin tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

     Hükmün, davalıların Avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi …tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1- Davacı, davalılardan işverene ait … Spor Klübünde, 11.10.1995 – 31.12.1995, 01.05.1996 – 31.05.1996, 10.06.1996 – 14.07.1996 ve 09.10.1996 – 31.05.1997 tarihleri arasında  hizmet sözleşmesine dayalı profesyonel futbolcu olarak çalıştığının tespitini istemiş; Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Davacı ile davalılardan işveren arasında uyuşmazlık konusu dönemleri kapsar profesyonel futbol sözleşmesi bulunmakta ise de; davalılardan işveren, temyiz dilekçesinde; dava dilekçesinin, kendileri ile ilgisi bulunmayan F…’a tebliği usulsüz olup, savunma haklarının kısıtlandığını; Yine, tarafların, 08.06.1996 tarihinde Ankara 3. Noterliğinde feshe ilişkin müşterek düzenledikleri sözleşmenin bulunduğunu; davacının, 09.10.1996 – 31.05.1997 tarihleri arası dönem için, davadışı … Büyükşehir Belediyespor Klübü ile sözleşme yapıp, bu tarihten itibaren anılan davadışı klüpte futbol oynadığını belirtmiştir.

Mahkemece, öncelikle; davalının çalışanı olarak belirtilip, dava dilekçesinin tebliğ edildiği F…’ın, tebligatın yapıldığı tarih itibariyle davalılardan işveren ile ilişkisi ve tebligatın usulüne uygun yapılıp-yapılmadığı araştırılmalı; dava dilekçesinin tebliğinin usulsüz olduğunun anlaşılması durumunda, dava dilekçesi işveren vekiline usulüne uygun olarak tebliğ edilerek, savunması alınıp, sunacağı deliller hep birlikte değerlendirilerek, sonucuna göre karar verilmelidir.

2- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun tarafta iradi değişikliği düzenleyen 124. maddesinde, bir davada taraf değişikliğinin, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkün olduğu; ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebinin, karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edileceği belirtilmiştir. Davalılardan işveren, davacı ile yapılan sözleşmenin 08.06.1996 tarihinde karşılıklı olarak feshedildiğini, davacının, sonrasında başka bir spor kulübünde futbol oynadığını ileri sürmüş olup; bu konuda, gerekli belgeler celbedilerek, iddia araştırılmalı; davacının, 09.06.1996 tarihi ve sonrasında davalı işveren ile ilişkisinin bulunmadığının anlaşılması durumunda, bu döneme ilişkin olarak, davadışı kulübe husumet yöneltilmesine davalının izin verip-vermediği veya buna ilişkin hatanın maddi bir hatadan veya dürüstlük kuralına aykırılıktan kaynaklanıp-kaynaklanmadığı araştırılıp-tartışılarak; çalışmaların geçtiği belirtilen … Büyükşehir Belediyespor Klübü usulünce davaya katılarak, sunacağı deliller toplanıp, sonucuna göre karar verilmelidir.

Mahkemenin yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan … Spor Kulübü´ne iadesine, 11.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


HİZMET TESPİTİ, DAVA DİLEKÇESİNDE TARAF İSMİNİN YANLIŞ YAZILMASI… (6100 S. HMK 124/4. MD)

YARGITAY 10.HUKUK DAİRESİ ESAS   2011/12755   KARAR 2011/13319

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, bozmaya uyularak ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı işveren ve davalı Kurum avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine,temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Davacı davalıya ait işyerinde 1/8/1998-8/8/2008 tarihleri arasında sürekli çalıştığının tespitini istemiş olup, mahkemece, davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, 1/8/1998-6/7/2002 tarihleri arası sigortalı hizmetlerin tespiti açısından eksik araştırma ve incelemeye dayanması nedeniyle bozulmuştur.

Yargıtay Bozma ilamı sonrası yapılan yargılamada ise; … Vergi Dairesi tarafından, davalıya ait işyerinin 12/12/1998 tarihinden itibaren dava dışı Z… adına kayıtlı iken,  6/8/2001 tarihinde davalıya devredildiği bildirilmiş, … Belediyesi tarafından ise, 23/12/1998 tarihinde Z… adına kayıtlı olan işyeri ruhsatının, 5/6/2003 tarihinde davalı şirket tarafından yenilendiği bildirilmiş olup bu nedenle bir kısım sigortalı çalışma yönünden, husumetin dava dışı Z…´e yöneltilmesi gerekmektedir.Temyiz incelemesi sırasında yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu´nun 124/4. maddesine göre  dava dilekçesinde  tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, karşı tarafın rızası aranmaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebileceğinden, dava  dışı Z…´e yöntemince husumetin yöneltilmesi sağlanmalı, her iki işveren arasında işyeri devrine ilişkin yazılı bir anlaşma varsa taraflardan ve verilmiş ise Kurumdan celbedilmeli, devir tarihi kesin olarak saptanmalıdır.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir
O halde, davalı işveren ve davalı Kurum avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalı şirkete iadesine, 06/10/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


HİZMET SÜRESİNİN TESPİTİ, TARAF EHLİYETİ VE DAVA EHLİYETİ… (6100 S. HMK 50, 51. MADDELERİ)

YARGITAY 10.HUKUK DAİRESİ ESAS   2010/3196  KARAR 2011/13049

Dava, 01.08.1991-dava tarihi 09.06.2008 arası dönemde hizmet akdine dayalı olarak geçen ancak Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen sigortalı hizmetlerin tespiti istemine ilişkindir.

Mahkeme, istek gibi davanın kabulüne karar vermiştir. 

Hükmün, davalılar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesi olup, anılan Yasanın 2. maddesi; bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların, bu kanuna göre sigortalı sayılacağını, aynı yasanın 4. maddesi ise; bu kanunun uygulanmasında 2’nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişilerin işveren olduğunu düzenlemiştir.

Diğer taraftan, taraf ve dava ehliyeti, maddi hukuktaki hak ve fiil ehliyetinin medeni usul hukukundaki büründüğü şekil olup, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 50. maddesi; medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olanların davada taraf ehliyetine de sahip olduğunu, anılan yasanın 51. maddesi ise, dava ehliyetinin medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirleneceğini düzenlemiştir. Türk Medeni Kanununun 8 ve 48. maddeleri, her gerçek ve tüzel kişinin hak ehliyetine sahip olduğu hükmünü içermektedir. Bunun sonucu olarak da, medeni haklardan yararlanma ehliyeti olan her gerçek ve tüzel kişi, davada taraf olma ehliyetine de sahip olacaktır.

Dava ehliyeti ise, gerçek ve tüzel kişilerin kendisinin ya da yetkili kılacağı temsilcisinin aracılığı ile, davayı takip etme ve usul işlemlerini yapabilme ehliyeti olup, fiil ehliyetinin varlığını gerektirir. Fiil ehliyetine ilişkin koşullar ise, gerçek kişiler bakımından Medeni Kanunun 10 ve 14. maddelerinde düzenlenmiştir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 52. maddesi ise, medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olmayanların davada kanuni temsilcileri, tüzel kişilerin ise, yetkili organları tarafından temsil edileceğini öngörmüştür. Somut olayda, davacı, Kartal Kamyon Kamyonet Minibüs Otobüs ve Otomobil Şoförleri Esnaf Odasına husumet yönelterek davaya konu dönemde oda tarafından işe alındığını ve Gülsuyu-Maltepe dolmuş hattında intizam görevlisi (değnekçi) olarak ve odaya bağlı şekilde çalıştığını öne sürerek anılan dönemde sigortalı hizmetlerin tespitini talep etmiş, mahkeme de, istek gibi davanın kabulüne karar vermiştir.

Gerek, çalışılan yer, gerekse yapılan işin niteliğine göre, davacı ile, davalı oda arasında hizmet akdine dayalı bir ilişkinin bulunmadığının dosya kapsamıyla sabit bulunması karşısında, davanın kabulüne dair mahkeme hükmü isabetli bulunmamıştır. Somut olayda, işverenlik sıfatı, çalışmanın yapıldığı iddia edilen duraktaki minibüs işletmecilerine ait olup, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 124/4. maddesindeki; dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması halinde, hakimin karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebileceğine ilişkin düzenleme de gözetilerek, söz konusu işverenlere ayrı ayrı ek dava açılmaksızın davaya dahil edilip savunma ve delilleri toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gereği gözetilmeksizin, yazılı biçimde hüküm tesis edilmiş olması, usul ve yasaya aykırı görülmüştür.

O halde; davalılar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA,  temyiz harcının istek halinde davalılardan Kartal Kamyon Minübüs Oto ve Otomobil Şoförler Esnaf Odası´na iadesine, 04.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

HİZMET SÜRESİNİN TESPİTİ, MECBURİ DAVA ARKADAŞLIĞI… (6100 S. HMK 59. MD)

YARGITAY 10.HUKUK DAİRESİ ESAS  2010/3109  KARAR 2011/13005

Dava, davacıların davalı Belediyede çalıştıkları sürelerin tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalılardan SGK Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 59. maddesi anlamında davalılar arasında mecburi dava arkadaşlığı yoktur. Aynı Yasanın 166/4. maddesi anlamında bir bağlantıdan söz etmek mümkün değildir. Davalar arasında Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 57.  veya 166/4. maddesi anlamında bağlantı bulunmadığı halde, mahkemenin dava dosyalarını birleştirme kararı verip, yargılamayı iyi bir şekilde yürüterek sonuçlandırması imkânı yoktur. Böyle bir durum yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesine engel olduğu gibi isabetli bir karar verilememesi sonucuna yol açar.  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun 06.10.2010 gün ve 10-429, 2010/ 449 sayılı v.b. kararlarında da vurgulandığı üzere, her davanın kendine özgü koşullar içereceği gözetilip, davadaki iddiaların ve her bir davacı sigortalının durumu irdelenip, tolanan delillerin bireyselleştirilmesi zorunludur. Bağlantı bulunmadan yapılan bir birleştirme kararı sonuca etkili önemli bir usul yanlışlığı olduğundan Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesinde yer alan ve “Hakim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider sağlamakla yükümlüdür” şeklinde ifadesini bulan usul ekonomisi ilkesinin de böyle bir durumda uygulanma yeri yoktur. Mahkemenin, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O hâlde, davalılardan SGK Başkanlığı vekilinin  bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.


 

İŞ KAZASI, SİGORTA YARDIMLARININ TAHSİLİ, HÜKÜM FIKRASINDA KARIŞIKLIK… (6100 S. HMK 297. MD)

YARGITAY 10.HUKUK DAİRESİ ESAS 2010/3833  KARAR 2011/12945

Davacı, iş kazası sonucu malul kalan sigortalıya yapılan yardımların davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, ilâmında belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 26. maddesi olup, davalının rücu alacağından sorumluluğu, ancak maddede öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde mümkündür. Bu maddeye dayanan rücu davalarında kusurun belirlenmesinde, mahkemece, öncelikle iş kazasının ne şekilde olduğu, dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak, varsa çelişki giderilerek belirlenmeli ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, kusur oran ve aidiyeti konusunda bilirkişi incelemesine gidilmelidir.

Davaya konu somut olayda, sigortalı, davalı işverene ait işyerinde, araca ekmek yüklerken, ardında bulunan başka bir aracın geriye doğru gelerek sigortalıya çarpması sonucu yaralanmıştır.

Mahkemece, hükme esas alınan, makine mühendisi iş güvenliği uzmanınca hazırlanan 26.12.2008 tarihli raporda, iş kazasında, işverenin %70 kusurlu bulunduğu, %30 oranında kaçınılmazlığın etken olduğu bildirilmiştir.

Bilindiği üzere, anılan Yasal düzenleme çerçevesinde kusur durumu saptanırken, iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerektiğinin, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığının ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığının 4857 sayılı Kanunun 77. maddesi hükmü doğrultusunda raporda tartışılması gerekir. İşverenin tamamen kusursuz kabul edilebilmesi için, anılan madde gereğince, işyerindeki işçilerin sağlığı ve iş güvenliğini sağlamaya yönelik her türlü tedbiri alması, uygun çalışma ortamı hazırlaması, araçları noksansız bulundurması, işçileri etkin bir biçimde denetlemesi, gözetlemesi, bütün yükümlülüklerini özenle yerine getirmesi gerekir. Kaçınılmazlıktan ise, işveren tarafından tüm bu önlemler alındığı ve kazalı da bu önlemlere uyduğu halde kaza meydana gelmişse söz edilebilecektir. “Kaçınılmazlık, sosyal sigortalar uygulamasında, hukuksal ve teknik anlamda, olayın meydana geldiği tarihte geçerli olan   bilimsel   ve   teknik   tüm   önlemlere   rağmen   zararın   meydana   geldiği   ve önlenemediği durumları anlatan bir kavram…”(Prof.Dr. A. Can Tuncay, Kurumun işverene Rücuu-Olayda Kaçınılmazlık Durumu, Sicil İş Hukuku Dergisi,  Sayı 4, s. 185) olup; bu halin kabulünün koşulu, “…vuku bulan olaya karşı koyulmazlık hali ve her türlü tedbirin alınmasına rağmen gerçekleşmesi önlenemeyen ve objektif bir kaçınılmazlık durumunun söz konusu olmasıdır. Umulmadık bir hal kaçınılmazlık olarak nitelenemeyecektir. Ummamak, ummayı düşünmemek ve zarar verici olay ile karşılaşmak, kaçınılmazlık olarak değerlendirilemez.” (Prof.Dr. Berin Engin, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İşverene Rücuya Nasıl Bakıyor?, Sicil İş Hukuku Dergisi,  Sayı 4, s. 139)

Hal böyle olunca, yukarıdaki açıklamalar ışığında, sigortalının yaralanmasına sebep olan iş kazasında kaçınılmazlıktan söz edilemez. Mahkemece yapılacak iş, iş kazasının gerçekleştiği iş kolu ile işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında uzman kişilerden seçilecek bilirkişi kurulundan, yukarıda sıralanan maddi ve hukuki olgular ışığında yapılacak incelemeyle; mevzuat uyarınca hangi önlemlerin alınması gerektiği, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığı ve alınmış önlemlere sigortalının uyup uymadığı yönlerinin yargısal denetime elverir biçimde irdelendiği çelişkiden uzak rapor alınıp irdelenerek, sonucuna göre hüküm kurmaktan ibarettir

Mahkemece açıklanan bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.

3-Kabule göre de; Mahkemece,  6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinin 2. fıkrasının “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” yönündeki amir hükmüne aykırı olarak, hüküm altına alınan,

Kurumca sigortalıya bağlanan gelirin peşin sermaye değeri ile sigortalı hakkında yapılan masrafların her biri hakkında faizin başlangıç tarihleri belirtilmeksizin,  infazda tereddüt oluşturacak şekilde, “10.524,03 TL kurum alacağının sarf, onay ve tediye tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile” davalıdan tahsiline karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 03.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İŞ KAZASI, SİGORTA YARDIMLARININ TAHSİLİ, MADDİ HATALARIN DÜZELTİLMESİ, KARŞI TARAFIN RIZASI… (6100 S. HMK 124/3. MD)

YARGITAY 10.HUKUK DAİRESİ ESAS  2010/3265  KARAR 2011/12791

Dava, iş kazası geçirerek sürekli iş göremez durumuna giren sigortalıya yapılan sosyal sigorta yardımlarının tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmün davacı Kurum Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine,temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Kurum tarafından sigortalının geçirdiği iş kazası nedeniyle yapılan sosyal sigorta yardımlarının işveren sıfatıyla … Beyaz Eşya San AŞ aleyhine dava açıldıktan sonra, 10/11/2009 tarihli dilekçeyle, davalı isminin … Metal San Tic AŞ´´ olarak düzeltilmesi üzerine mahkeme tarafından, ıslahla davanın taraflarının değiştirilememesine dayalı olarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Dava dilekçesinin … Beyaz Eşya San AŞ aleyhine açıldıktan sonra, dilekçe ile davalı ünvanındaki maddi hata niteliğindeki yanlışlığın fark edilerek ´´ … Metal San Tic AŞ´´ olarak düzeltilmesi, davanın ıslahı niteliğinde kabul edilemez.Nitekim temyiz incelemesi sırasında yürürlüğe giren, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu´nun 124/3. Maddesinde de, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebinin, karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edileceği düzenlemesini öngörmektedir.

Mahkemece, Ticaret Sicil Memurluğu´ndan … AŞ´´ nin ticari ünvan ve kapsamı tespit edilerek, sonucuna göre taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
 O halde, davacı Avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.


DOĞUM BORÇLANMASI, ŞUBENİN İŞLEMLERİNDE YETKİLİ MAHKEME… (6100 S. HMK 5 VD MD.)

 YARGITAY 10.HUKUK DAİRESİ ESAS 2011/7239  KARAR 2011/9905

Dava, davacının doğum borçlanması yapabilmesi gerektiğinin tespiti ile aksine olan Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde dava dilekçesinin yetkisizlik nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

5510 sayılı Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklarda anılan yasada hüküm bulunmaması nedeni ile yetkili mahkemenin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa ilişkin genel hükümlere göre belirlenmesi gerekir. Bu çevrede davanın kural olarak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 9 ve 17. maddeler gereğince davalı Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığının bulunduğu Ankara veya işlemlerin yapıldığı şubenin bulunduğu yerde açılması gerekir. 12.01.2011 kabul tarihli 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 5 ve devamı maddelerinde yetki konusunda benzer düzenlemeler getirilmiş olup, 14. maddesinin (1). Paragrafında “Bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şubenin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir.” Hükmü düzenlenmiştir.

Davalı Kurumun Kadıköy’de şubesinin bulunduğu ve dava konusu edilen kurum işlemi de aynı şubenin yetkili birimleri tarafından yapıldığına göre Kadıköy İş Mahkemesi de yetkili bulunduğundan bu mahkemede de dava açılabileceği tartışmasızdır.

Diğer taraftan iş davalarının en kısa sürede sonuçlandırılması yasa hükmü gereği olup, konuya sosyal güvenlik açısından da bakıldığında yetkiye ilişkin genel usul   kurallarının   katı  biçimde   uygulanması,   bu   hukuk   dalının   amacı   ile   de bağdaştırılamaz. Aksinin kabulü halinde kural olarak dar gelirli durumda bulunan sigortalının haklarını teslimde zorlaştırıcı değil, yasaların olanak verdiği ölçüde olabildiğince kolaylaştırıcı olmalıdır.

Kaldı ki, dava konusu yapılan Kurum işleminin Sosyal Güvenlik Kurumu Kadıköy Müdürlüğü aracılığıyla yapılacağı da açıktır.

 Mahkemece, bu hukuki ve maddi olgular gözönünde tutulmaksızın, yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

 O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

 SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 04.07.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YENİ HMK’DA HÜKMÜN ZORUNLU UNSURLARI ( 6100 S. HMK 297. MD)

YARGITAY 9. Hukuk Dairesi ESAS NO    : 2009/20810 KARAR NO  : 2011/35525  

DAVA :Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı, ücret, fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil, izin ücreti alacaklarının ödetilmesine  karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

 Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, iş sözleşmesinin uygun çalışma ortamının sağlanmaması ve hak edilen ücretlerin ödenmemesi sebebiyle haklı nedenle işçi tarafından feshedildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti ve yıllık izin ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı … Genel Müdürlüğü vekili, davacının diğer davalı taşeron işçisi olduğunu  bu nedenle davalı kuruma husumet yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Davalı 1945 … İnş. San. Ve Tic. A.Ş. vekili aşamalardaki beyanlarında davanın reddini talep etmiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, 26.06.2007 tarih ve 2003/101 esas-2007/810 sayılı karar ile davacının iş akdini ücretinin ödenmemesi sebebiyle haklı nedenle feshettiği ve davalı kurumun ihale makamı olarak asıl işveren, … inşaat A.Ş’ Nin de alt işveren olarak değerlendirilerek davacının alacaklarından anılan Yasa´nın 1. maddesi çerçevesinde her iki davalı şirketin de müştereken ve müteselsilen sorumlu bulunduğu gerekçesiyle ihbar tazminatının reddine diğer taleplerin ise kabulü ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.

İş bu karar davalı … Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 27.11.2008 tarih ve 2007/32759 esas-2008-32405 karar sayılı ilamı ile "...Davalı …  Kurumu  Genel  Müdürlüğü  faaliyet  sahası  dışında  inşaat  işini  diğer  davalıya    ihale  yolu  ile  vermiştir. Davalının  işinin  bir  bölümü  olmadığı  gibi, inşaat  işi  yardımcı  iş de  değildir.  Bu  durumda   4857 sayılı  İş  Kanunu  2/6  maddesi  uyarınca  davalı    …  Kurumunun    sorumluluğu  bulunmamaktadır. (Dairemiz emsal  kararı  Y.9.HD. 16.5.2007 tarih  2006/27724 E 2007/15277 K). Ancak, davalı  …  Kurumunun sorumluluğu  son  üç  aylık    ücretle   sınırlıdır.  Mahkemece  ücret dışındaki   alacaklarla    ilgili   davalı  … sorumlu  tutulmaması   gerekirken  yazılı  şekilde  karar  verilmesi  hatalıdır..." Gerekçesiyle bozulmuştur.

Mahkemece bozma ilamı sonrası yalnızca davalılardan ... Genel Müdürlüğü´ne davetiye çıkartılmış, davalı taraf vekilinin yokluğunda bozma ilamına uyma kararı verilmiştir. Bozma ilamına uyma kararı verilmesi sonrası Mahkemece "...Yargıtay bozma ilamı ve tüm dosya kapsamı bir adara değerlendirildiğinde  davalı ... Genel Müdürlüğü faaliyet sahası dışında inşaat işini Arı İnşaata ihale yolu ile verdiği, bu işin davalının işinin bir bölümü olmadığı gibi, inşaat işi  yardımcı iş de olmadığından  4857 sayılı İş Kanunun 2/6 maddesi uyarınca davalı ...´nin sorumluluğunun bulunmadığı ve ... sorumluluğunun son üç aylık ücretle sınırlı olduğu, davalı ... nin dava konusu diğer alacaklardan sorumlu tutulamayacağı anlaşılmakla...." gerekçesiyle yalnızca davalı ... Genel Müdürlüğü ile kısıtlı olmak üzere 1.830,00.TL net ücret alacağının dava tarihi olan 04.04.2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... den alınarak  davacıya verilmesine, davacının kıdem tazminatı ,fazla mesai alacağı, yıllık ücretli izin alacağı, ulusal bayram genel tatil alacağı, hafta tatili ücret alacağı taleplerinin reddine, davacının ihbar tazminatına ilişkin verilen karar kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verilmiştir.

D) Temyiz:

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

   Mahkemeler tarafından verilen kararlarda tarafların gösterilmesi, iddia ve savunmaların özetlenmesi, ihtilaflı konular hakkındaki delillerin tartışılması ret ve üstün tutma sebeplerinin açıklanması zorunludur. Kararın, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 388 ve 389. Maddelerinde tanımlanan unsurları taşıması ve

     1. Kararı veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve tutanak kâtibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği,

     2. Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri,

     3. İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep,

     4. Hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi,

     5. Kararın verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve tutanak kâtibinin imzaları, yönündeki hükümlerin kararın yazımında dikkate alınması gerekir.

       Benzer düzenlemeye 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde de yer verilmiş ve;

"(1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:

a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.

b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.

c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.

ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.

d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.

e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi" hükmü konulmuştur.

Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Aynı kural HUMK. nun 389.maddesinde de tekrarlanmıştır. Keza HUMK. nun 381.maddesi (kararın tefhimi en az 388.maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçilerek okunması suretiyle olur).Aynı nitelikteki düzenleme 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297/2. maddesinde de yer almış ve "...Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir...." düzenlemesine yer verilmiştir. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar, hükmün hedefine ulaşılmasını engeller, Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2011/6-18 esas-2011/30 karar sayılı ilamında "....Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 388.maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.

Aynı kural HUMK.nun 389.maddesinde de tekrarlanmış; HUMK.nun 381.maddesinde ise “Kararın tefhimi en az 388.maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçilerek okunması suretiyle olur” hükmüne yer verilmiştir.

Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.

Ayrıca, bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini yitirdiğinden ona atıf suretiyle hüküm tesisinin yukarıda açıklanan kurallara uygun düşmeyeceği de aşikardır.

Nitekim, Yargıtay´ın yerleşmiş görüşü de bu yöndedir (Hukuk Genel Kurulu´nun 19.6.1991 gün 323/391 sayılı;10.9.1991 gün 281-415  sayılı; 25.9.1991 gün 355-440 sayılı; 05.12.2007 gün ve 2007/3-981/936 sayılı; 23.01.2008 gün ve 2008/14-29/4 sayılı kararları).

Ceza Genel Kurulu´nca da önceleri C.M.U.K.nun benzer hükümleri taşıyan 261 ve 268 maddelerinin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile birlikte de bu kanunun 34, 223, 230,231,232 maddelerinin uygulanmasında bozulan kararın geçerliliğini ve yerine getirilme yeteneğini yitirdiğinden "önceki hükümde direnilmesine" denilmekle yetinilerek ve atıf suretiyle hüküm kurulamayacağı kabul edilmiştir (Ceza Genel Kurulu´nun 2.2.1976 gün 1/22-25 sayılı;  12.05.1998 gün ve 1998/6-104-171 sayılı; 05.02.2002 gün ve 2001/1-417-2002/153 sayılı kararları).

Somut olayda da aslolan kısa  kararda, hüküm fıkrası oluşturulmamış; yalnızca "önceki kararda direnilmesine" denilmekle yetinilmiştir.

O itibarla mahkemece HUMK.nun 388.maddesinin açık hükmü gözetilmeksizin  yazılı biçimde karar verilmesi doğru değildir. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır." şeklinde karar verilmiştir.

Yukarıda anılan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında da ifadesini bulduğu üzere yerel Mahkemelerce verilen kararların ilgili Yargıtay Dairesince bozulması sonucu verilen ilk karar bir bütün halinde ortadan kalkar.Bu ilkeden hareketle yerel Mahkemece verilen 26.06.2007 tarih ve 2003/101 esas-2007/810 sayılı karar Dairemizin 27.11.2008 tarih ve 2007/32759 esas-2008-32405 karar sayılı ilamı ile hayatiyetini yitirmiştir. Bu nedenle yerel Mahkemece, Dairemizce verilen bozma kararı sonrası dosyanın Mahkemenin yeni esasına kaydından sonra davalılar ... Genel Müdürlüğü vekili ve 1945 … İnş. San. Ve Tic. A.Ş. vekiline davetiye çıkartılıp bozma ilamı hakkında beyanlarının tespitinden sonra her iki davalı hakkında bir hüküm oluşturulması gerekirken bozma sonrası yalnızca davalı  ... Genel Müdürlüğü hakkında hüküm kurulması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

F) Sonuç:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 06.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



 HUSUMET - İŞ SÖZLEŞMESİNİN HAKSIZ FESHİ - YARGILAMA SIRASINDA DAVACININ ÖLÜMÜ

YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ 2011/52279 E.N , 2012/3146 K.N.

Özet:
ÖLÜ KİŞİ ADINA HÜKÜM KURULAMAYACAĞINDAN, MİRASI REDDETMEYEN MECBURİ DAVA ARKADAŞLARI DAVACININ MİRASÇILARININ DAVADA YER ALMALARININ SAĞLANMASI VE MİRASÇILARIN VEKALETNAMELERİNİ SUNMASI İÇİN VEKİLE SÜRE VERİLMESİ GEREKİR. DAVA SIRASINDA ÖLEN VE TARAF EHLİYETİ SON BULAN DAVACI HAKKINDA HÜKÜM KURULMASI İSABETSİZDİR.

Davacı vekili, davacı işçinin iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini, tazminat ve işçilik alacaklarının ödenmediğini belirterek, kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla mesai, tatil çalışmaları karşılığı ücret alacaklarının davalı işverenlerden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm süresi içinde davacı ve davalılardan K… E… Belediye Başkanlığı avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı vekili, davacının davalı K… E… Belediyesi´nin otopark işletme ihalesini alan diğer davalı F… Makine şirketinde otopark görevlisi çalıştığını, iş akdinin işveren tarafından haksız olarak sona erdirildiğini, davalılar arasında alt işveren-üst işveren ilişkisi olduğunu, bu nedenle davalı Belediyenin asıl işveren olarak davacının işçilik alacaklarından sorumlu olduğunu, yıllık izin kullandırılmadığını, fazla mesai yaptığını, tatillerde çalıştığını belirterek, kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin, fazla mesai ve tatil çalışmaları karşılığı ücret alacaklarının davalı işverenlerden tahsiline karar verilmesini talep et-miştir.

Davalı Belediye Başkanlığı vekili husumet itirazında bulunurken, diğer davalı şirket ise zamanaşımı itirazı ile birlikte davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece davalılar arasında asıl alt işveren ilişkisi olduğu, davacının iş sözleşmesinin haksız feshedildiği, izin kullandırılmadığı, fazla mesai yapıldığı, tatillerde çalışıldığı, tazminat ve ücretlerinin ödenmediği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

6100 sayılı HMK´nın 55. maddesi uyarınca "taraflardan birinin ölümü halinde mirasçılar mirası kabul veya reddetmemiş ise, bu hususta kanunla belirlenen süreler geçinceye kadar dava ertelenir. Bununla beraber hakim, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, talep üzerine davayı takip için kayyım atanmasına karar verebilir". Bu hüküm mirasçıların mal varlığını etkileyen davalarda dikkate alınmalıdır. Zira mirasçılara intikal etmeyen, tarafın ölümü ile konusuz kalan davalarda gerek bulunmamaktadır.

Dava devam ederken taraflardan birinin ölmesi halinde, TMK´nın 28/I. maddesi uyarınca ölen kişinin taraf ehliyeti son bulur. Bu durumda mirasçıları da ilgilendiren, mirasçıların malvarlığı haklarını etkileyen davalar, tarafın ölümü ile konusuz kalmaz. Bu halde, ölen tarafın mirasını reddetmeyen mirasçılarının, davayı mecburi dava arkadaşı olarak hep birlikte takip etmeleri gerekir.

Davacı vekilinin temyiz dilekçesine eklediği nüfus kaydına göre davacı işçi yargılama sırasında 15.12.2010 tarihinde ölmüştür. Dava konusu istek malvarlığına ilişkin olup, mirasçıların malvarlığını etkilemektedir.

Ölü kişi adına hüküm kurulamayacağından, mahkemece anılan usul hükümleri dikkate alınarak, mirası reddetmeyen mecburi dava arkadaşları davacının mirasçılarının davada yer almalarının sağlanması ve HMK´nın 77/1. maddesi uyarınca mirasçıların vekaletnamelerini sunması için vekile süre verilmesi gerekir. Yazılı şekilde dava sırasında ölen ve taraf ehliyeti son bulan davacı hakkında hüküm kurulması hatalıdır. 
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten (BOZULMASINA) , peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiyeye iadesine  13.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


6100 SAYILI HMK´DA TALEPLE BAĞLILIK İLKESİ -İŞ KAZASI SONUCU ÖLÜM - SİGORTALININ HAK SAHİPLERİNE BAĞLANAN GELİRLER - RÜCUAN TAZMİNAT

YARGITAY 10.HUKUK DAİRESİ ESAS: 2010/5390 KARAR: 2011/14116

Dava, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçe ile isteğin kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davacı Kurum ve davalılardan T… İnş. Taah. Tic. San. A.Ş. Avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1- Davaya konu iş kazasına dayalı olarak, davalı şirketlerin yetkilileri hakkında Karadeniz Ereğli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2006/18 Esas sayılı dosya ile mahkumiyetlerine karar verildiği anlaşılmakta olup; Mahkemece, ceza davasının kesinleşip-kesinleşmediği araştırılmalı; kesinleştiğinin anlaşılması durumunda, ceza mahkumiyet kararı ile kusura dayalı sorumluluklarına ilişkin maddi olgu da kesinleşeceğinden, bu doğrultuda sanıklara da bir miktar kusur verilmesi gerekecek olup; kusur oran ve aidiyetinin yeniden alınacak kusur raporu ile buna göre belirlenmesi gerekir.

2- Kabule göre de, 6100 sayılı Kanunun 26. maddesine (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 74. maddesi) göre, hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği gibi; anılan Kanunun 297. maddesinin son fıkrasında (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388 ve 389. maddeleri) belirtildiği üzere, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Dava, rücuan tazminat istemine ilişkin olup; Mahkemece, Kurum’un rücu edebileceği miktar hükmün gerekçesinde belirtilmekle yetinilip, hüküm fıkrasında talep konusu miktar gözetilerek, alacağa hükmedilmesi gerekirken; ayrıca, davacı Kurum’un rücu edebileceği miktarın da tespitine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı Kurum ve davalılardan T… İnş. Taah. Tic. San. A.Ş. vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davalılardan T… İnş.Taah.Tic.San. AŞ´ye iadesine, 18.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 
                                  Sayaç