TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
YARGITAY KARARLARI 67 (OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI-İDARİ YAPTIRIM TÜRLERİ-İDARİ PARA CEZALARI İLE İDARİ İŞLEMLERE KARŞI İTİRAZLAR - İŞSİZLİK SİGORTASINA İLİŞKİN GENEL HÜKÜMLER) / 20-04-2012
 UYUŞMAZLIK  Hukuk Bölümü 2010/112 E.N , 2011/16 K.N.

Özet

506 SAYILI YASA´NIN 79. MADDESİNE GÖRE SİGORTA İDARESİNCE RESEN DÜZENLENEN EK BELGELERE GÖRE HESAPLANAN PRİM BORCU VE GECİKME ZAMMININ İPTALİ VE ÖDENEN MİKTARIN İADESİ İSTEMİYLE AÇILAN DAVANIN ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Davacı : Tenka İnş. Taah. Nak. İth. İhr. Tic. Ltd. Şti.

Vekili : Av. A. Ç.

Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı(SSK İskenderun Sigorta Müdürlüğü)

Vekili : Av. A. Ü.

O L A Y  : Davacı şirkete ait işyeriyle ilgili olarak İskenderun Sigorta Müdürlüğü tarafından yapılan kontrollerde, 2006/10 ayına ait sigortalı çalışmalarının sebepsiz olarak 30 günün altında bildirildiğinin tespit edildiği belirtilerek, 506 sayılı Yasanın 79. maddesine ve 4447 sayılı Yasaya istinaden Ek Aylık Prim ve Hizmet Belgesinin düzenlenerek 30 gün içinde Müdürlüklerine verilmesi 22.1.2007 gün ve 3651 sayılı yazı ile istenmiş; ancak bu belgelerin süresinde düzenlenmemesi üzerine İdarece; 12.3.2007 gün ve 16070 sayılı işlem ile, bu belgelerin resen düzenlendiği belirtilerek; 138,23 TL prim aslı, 11,68 TL İSP ve 22,60 TL gecikme zammı olmak üzere toplam 172,51 TL borç tahakkuk ettirilmiştir.

Diğer taraftan 506 sayılı Yasanın 79. maddesinin ihlal edildiğinden bahisle, aynı Yasanın 140. maddesinin c fıkrasında belirtilen; "c) Bu Kanunun 79 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca verilmesi gereken belgeleri anılan fıkrada belirtilen süre içinde Kuruma vermeyenlere her bir fiil için belgenin;

1- Asıl nitelikli olması halinde aylık asgari ücretin üç katını geçmemek kaydıyla Kuruma verilmiş olan belgede kayıtlı sigortalı sayısı başına aylık asgari ücretin 1/5´i tutarında,

2- Ek nitelikte olması halinde Kuruma verilmiş olan her bir ek belge için aylık asgari ücretin 1/8´i tutarında,

Şu kadar ki, ek belgenin 79 uncu maddenin üçüncü fıkrasına istinaden Kurumca re´sen düzenlenmesi durumunda aylık asgari ücretin üç katı tutarında,

3- Mahkeme kararı ile veya denetim elemanlarınca yapılan tespitler sonucunda ya da kamu kurum ve kuruluşları tarafından düzenlenen belgelerden hizmetleri veya kazançları Kuruma bildirilmediği veya eksik bildirildiği saptanan sigortalılarla ilgili olması halinde, belgenin asıl veya ek nitelikte olup olmadığı, işverence düzenlenip düzenlenmediği üzerinde durulmaksızın aylık asgari ücretin üç katı tutarında,(…) İdari para cezası verilir." hükmü uyarınca 12.3.2007 gün ve 16067 sayılı işlemle davacı şirkete 1.593.00YTL idari para cezası verilmiştir.

Davacı şirket tarafından; ihale kapsamında iş taahhütlerinde bulundukları için SSK´ya prim borçlarının bulunmaması gerektiğinden, 172,51 YTL´nin ödendiği, İdari Para Cezası için de 27.03.2007 tarihinde itiraz edildiği, ancak itirazlarının aynı gerekçe ile kurum tarafından reddedilip, 20.06.2007 tarih ve 37944 sayılı yazı ile 27.06.2007 tarihinde kendilerine tebliğ edildiği belirtilerek; sonuçta, 1.593,00 YTL idari para cezasının kaldırılmasına, eksik günler için tahakkuk ettirilen 172.51 YTL prim ve gecikme zammının iadesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açılmıştır.

İSKENDERUN İŞ MAHKEMESİ: 13.03.2008 gün ve E: 2007/578, K:2008/77 sayı ile; dava dilekçesinin özeti yapıldıktan sonra; davalı kurum vekilinin cevap dilekçesinde özetle; öncelikle açılan davaya görev itirazlarının olduğunu, 506 sayılı yasanın 09.05.2007 tarih 5655 sayılı yasa ile değişik 140. maddesindeki düzenleme nedeniyle davanın Hatay İdare Mahkemesinin görevli olduğunu talep ettiği; tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacının davalı kurumca tahakkuk ettirilen idari para cezasının iptalini talep ettiği, 506 sayılı yasanın 09.05.2007 tarihli değişik 140. maddesi gereğince; idari para cezalarına tebliğden itibaren 15 gün içinde kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebileceği, kurumca itirazı reddedilenlerin kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabileceğini hüküm altına aldığı, bu hüküm gereğince davanın idare mahkemesinde açılması gerektiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez, davacı şirket adına 1.593 YTL idari para cezası tahakkuk ettirilmesine ilişkin işlem ile, 172,51 YTL prim ve gecikme zammı tahakkuk ettirilmesine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Hatay İdare Mahkemesi: 27.05.2009 gün ve E: 2008/351, K: 2009/725 sayı ile; davalı idare tarafından 1.593 YTL idari para cezası tahakkuk ettirilmesine ilişkin 12.03.2007 tarih ve 16067 sayılı işlem ile, 172,51 YTL prim ve gecikme zammı tahakkuk ettirilmesine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle davacı vekili tarafından tek dilekçe ile dava açıldığı anlaşılmakta ise de; mevzuat hükmü gereğince idari para cezası tahakkuk ettirilmesine ilişkin işleme ayrı, prim ve gecikme zammı tahakkuk ettirilmesine ilişkin işleme ayrı dilekçelerle dava açılmasının gerektiği nedeniyle; dava dilekçesinin, 2577. Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun 15.maddesinin 1.fıkrası (d) bendi gereğince bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 30 gün içinde 5. maddeye uygun şekilde düzenlenerek her bir işlem hakkında yeniden dava açmakta serbest olmak üzere reddine karar vermiştir.

Davacı vekili, dilekçesini yenileyerek bu kez; davacı şirkete aylık prim ve hizmet bildirgeleri ile eksik gün bildirimlerini yasal süre içinde vermediğinden bahisle 138,23 TL prim aslı, 11,68 TL İSP ve 22,60 TL gecikme zammı olmak üzere toplam 172,51 TL prim borcu tahakkuk ettirilmesine ilişkin 12.03.2007 tarih ve 16070 sayılı işlemin iptali ve ödenen miktarın iadesi istemiyle tekrar idari yargı yerinde dava açmıştır.

HATAY İDARE MAHKEMESİ: 16.09.2009 gün ve E: 2009/890, K: 2009/1352 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanun´un 14.maddesinin 3/a bendine göre dava dilekçelerinin "görev ve yetki" yönünden inceleneceği, adli yargının görevli olduğu konularda açılan davanın aynı Kanun´un 15. maddesi 1/a bendi uyarınca reddedileceğinin öngörüldüğü; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu´nun 79. maddesinde "Sigorta müfettişi tarafından, Kuruma bildirilmediği tespit edilen asgari işçilik tutarı üzerinden Kurumca resen tahakkuk ettirilen sigorta primleri bu Kanunun 80 inci maddesi de nazara alınarak işverene tebliğ olunur. İşveren, tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde Kuruma itiraz edebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca İtirazın reddi halinde, işveren, kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde yetkili iş mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvurulması prim borcunun takip ve tahsilini durdurmaz." hükmüne yer verildiği; dosyanın incelenmesinden, davacı şirkete 10/2006 döneminde aylık prim ve hizmet bildirgeleri ile eksik gün bildirimlerini yasal süresi içinde vermediğinden bahisle 138,23 TL prim aslı, 11,68 TL İSP ve 22,60 TL gecikme zammı olmak üzere toplam 172,51 TL prim borcu prim borcu tahakkuk ettirilmesine ilişkin 12.03.2007 tarih ve 16070 sayılı işleme yapılan itirazın reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığının anlaşıldığı; bu durumda, yukarıda anılan kanun hükmü gereğince uyuşmazlığın adli yargı mercilerince çözümlenmesinin gerektiği nedenleriyle; davanın, 2577 sayılı Kanunun 15/1-a maddesi uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mahmut BİLGEN, Erdoğan BUYURGAN, Sıddık YILDIZ, Ayper GÖKTUNA, Muhittin KARATOPRAK ve Sedat ÇELENLİOĞLU´nun katılımlarıyla yapılan 07.02.2011 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında, "138,23 TL prim aslı, 11,68 TL İSP ve 22,60 TL gecikme zammı olmak üzere toplam 172,51 TL prim borcu tahakkuk ettirilmesine ilişkin 12.03.2007 tarih ve 16070 sayılı davalı idare işlemin iptali ve ödenen miktarın iadesi istemi" yönünden anılan Yasa´nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, sigorta idaresince resen düzenlenen ek belgelere göre hesaplanan prim borcu ve gecikme zammının iptali ve ödenen miktarın iadesi istemiyle açılmıştır.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu´nun "Prim belgeleri ve ölçümleme" başlıklı 79. maddesinin ikinci fıkrasında; "EK: Fıkra; 08/09/1999 - 4447/11 md.) Ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların otuz günden az çalıştıklarını açıklayan bilgi ve belgelerin işverence prim bildirgelerine eklenmesi şarttır."; üçüncü fıkrasında, "(EK: Fıkra; 08/09/1999 - 4447/11 md.) Sigortalıların otuz günden az çalıştığını gösteren bilgi ve belgelerin Kuruma verilmemesi veya verilen bilgi ve belgelerin Kurumca geçerli sayılmaması halinde, otuz günden az bildirilen sürelere ait primler Kurumca re´sen tahakkuk ettirilerek 80 inci madde hükümlerine göre tahsil olunur. Uygulamanın usul ve esasları altı ay içinde yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirlenir."; yedinci fıkrasında(Değişik yedinci fıkra: 29/7/2003-4958/37 md.), "Fiilen veya iş yeri kayıtlarından tespit edilecek her türlü bilgiden ya da kamu kuruluşları tarafından düzenlenen belge veya alınan bilgilerden çalıştığı tespit edilen sigortalılara ait olup, bu Kanun uyarınca Kuruma verilmesi gereken belgelerin yapılan tebligata rağmen bir ay içinde verilmemesi veya noksan verilmesi halinde, bu belgeler Kurumca re´sen düzenlenir ve muhteviyatı sigorta primleri Kurumca tespit edilerek işverene tebliğ edilir", sekizinci fıkrasında ise, "İşveren, tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili Kurum ünitesine itiraz edebilir. İtiraz tahsilatı, durdurur. İtirazın reddi halinde, işveren kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde yetkili mahkemeye başvurabilir. Yetkili mahkemeye başvurulması prim borcunun tahsil ve takibini durdurmaz" ve aynı Kanunun 134. maddesinde, "Bu kanunun uygulanmasından doğan uzlaşmazlıklar, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görülür" hükmü yer almıştır.

Ancak, 506 sayılı Kanun´un yukarıda sözü edilen maddeleri 31.5.2006 gün ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu´nun 106. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.

5510 sayılı Kanun´un 86. maddesinin yedinci fıkrasında (Değişik yedinci fıkra: 17/4/2008-5754/50 md.), "Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarınca, fiilen yapılan denetimler sonucunda veya işyeri kayıtlarından yapılan tespitlerden ya da kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemeler neticesinde veya kamu kurum ve kuruluşları ile bankalar tarafından düzenlenen belge veya alınan bilgilerden çalıştığı anlaşılan sigortalılara ait olup, bu Kanun uyarınca Kuruma verilmesi gereken belgelerin yapılan tebligata rağmen bir ay içinde verilmemesi veya noksan verilmesi halinde, bu belgeler Kurumca re´sen düzenlenir ve muhteviyatı sigorta primleri Kurumca tespit edilerek işverene tebliğ edilir. İşveren, bu maddeye göre tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde, ilgili Kurum ünitesine itiraz edebilir. İtiraz, takibi durdurur. İtirazın reddi halinde, işveren kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde yetkili iş mahkemesine başvurabilir. Yetkili mahkemeye başvurulması, prim borcunun takip ve tahsilini durdurmaz. Mahkemenin Kurum lehine karar vermesi halinde, 88 inci ve 89 uncu maddelerin prim borcuna ilişkin hükümleri uygulanır" ve 101. maddesinde, "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür" hükmü yer almıştır. 5510 sayılı Kanun´un sözü edilen maddeleri 1.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

Olayda, sonradan yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasa´nın 86 ve 101. maddeleri gözetildiğinde, 506 sayılı Yasa´nın 79. maddesi uyarınca resen tahakkuk ettirilen prim borcundan doğan uyuşmazlıklara bakmakla iş mahkemesinin görevli bulunduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İş Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İskenderun İş Mahkemesi´nce verilen 13.03.2008 gün ve E: 2007/578, K:2008/77 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.02.2011 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2010/156 E.N , 2010/328 K.N.

Özet

3417 SAYILI YASA´YI YÜRÜRLÜKTEN KALDIRAN 4853 SAYILI ÇALIŞANLARIN TASARRUFLARINI TEŞVİK HESABININ TASFİYESİ VE BU HESAPTAN YAPILACAK ÖDEMELERE DAİR KANUN KAPSAMINDA; TASARRUF KESİNTİSİ, KURUM KATKISI VE NEMALARIN TAHSİLİ İSTEMİYLE AÇILAN DAVANIN, İDARİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİNİN GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Davacı : C. T.

Vekilleri : Av. H. K. - Av. M. T.

Davalılar : 1) Hazine Müsteşarlığı   Vekili  : Av. Y. T.

                2) Merzifon Belediye Başkanlığı   Vekili  : Av. K. U.

O L A Y  :Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin Merzifon Belediyesi´nde işçi olarak göreve başladığını ve emekli olarak işten ayrıldığını, davalı işveren tarafından müvekkiline ait tasarruf kesintilerinin Ziraat Bankası´na yatırılmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 500 YTL tasarrufu teşvik kesintisi, neması, işveren ve Devlet katkısının işten ayrılış tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsili istemiyle Merzifon Belediye Başkanlığı´na karşı adli yargı yerinde dava açmıştır.

Merzifon Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi Sıfatıyla); 9.4.2009 gün ve E:2008/381, K:2009/277 sayı ile, açılan davanın husumet yönünden reddine karar vermiş; bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi; 7.7.2009 gün ve E:2009/22064, K:2009/20279 sayı ile, "…Davacı işçi davalı belediye hakkında açtığı bu davada, işyerinde çalıştığı dönemde 3417 sayılı Yasa uyarınca tasarruf kesintisi ile işveren katkı payı ödemesinin yapılmadığını ileri sürerek, tasarruf teşvik ve nema alacağı isteklerinde bulunmuştur.

Davalı işveren hazine müsteşarlığının sorumlu olduğunu savunmuştur.

Mahkemece, davanın husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmiştir.

Tasarruf teşvik kesintisi ve katkı payı ödemeleri, 18.3.1988 tarihinde yürürlüğe giren 3417 sayılı Yasa ile öngörülmüş, anılan Yasanın 6. maddesine göre anılan ödemelerin ilgili adına açılacak banka hesabına yatırılmaması durumunda, Sosyal Sigortalar Kurumunun tahsil görevinin olduğu açıklanmıştır.

3417 sayılı Yasa 24.4.2003 tarih ve 4853 sayılı Yasa ile yürürlükten kaldırılmış ve sözü edilen Yasanın 7. maddesinde, "3417 sayılı Kanunun mülga 2 nci maddesi kapsamındaki hak sahipleri tarafından bu Kanun kapsamına giren alacaklarla ilgili olarak yargı mercilerine açılmış ve devam eden davalar ile icra takipleri hakkında bu Kanun hükümleri uygulanır" şeklinde kurala yer verilmiştir. 4853 sayılı Yasanın 8. maddesinde ise, tasarruf teşvik kesintileri ile katkı paylarını süresinde işverence yatırılmaması halinde, Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından primlerin tahsiline ilişkin hükümler çerçevesinde tahsil edileceği açıklamıştır.

Öte yandan, 4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı eklenen ek madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır. Anılan hükümde, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve 3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve 4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar Hazineye devrolunur. Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak sahiplerine bu amaçla konulacak ödenekten karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona erer" şeklinde kurala yer verilmiş olmakla tasarruf teşvik kesintisi, katkı payı ve nema alacaklarından sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait olmalıdır.

Açıklanan hukuksal gerekçelere göre davalı yönünden husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesi isabetli ise de; husumet değişikliğinin yasadan kaynaklanması, Dairenin son uygulamaları ve usul ekonomisi açısından davacının öncelikle davasını Hazine Müsteşarlığına yöneltmesi için davacıya süre verilmeli, sonucuna göre yargılamaya devam edilerek işin esası bakımından hüküm kurulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten bozulmasına,…" karar vermiştir.

Davacı vekili, Mahkemece Yargıtay bozma kararına uyulmasına karar verilmesi üzerine, dava dilekçesinin Hazine Müsteşarlığı´na tebliğini istemiştir.

Davalı Hazine Müsteşarlığı vekili birinci savunma dilekçesinde, davanın idari yargının görev alanına girdiğini öne sürerek görev itirazında bulunmuştur.

MERZİFON ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (İŞ MAHKEMESİ SIFATIYLA); 15.4.2010 gün ve E:2009/313 sayı ile, davalı Hazine Müsteşarlığının görev itirazının, 5521 sayılı Kanun´un 1. maddesi gereğince işçi ile işveren arasında hizmet ilişkisinden doğan uyuşmazlığın çözüm yeri iş mahkemesi olduğundan reddine karar vermiştir.

Davalı Hazine Müsteşarlığı vekilince süresi içinde verilen dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe, dava dosyası ile birlikte Danıştay Başsavcılığı´na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 24.4.2003 tarih ve 4853 sayılı Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabının Tasfiyesi ve Bu Hesaptan Yapılacak Ödemelere Dair Kanun´un 1. maddesinde, bu Kanunun, 9.3.1988 tarihli ve 3417 sayılı Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanun uyarınca açılmış bulunan Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabında biriken paraların tasfiyesi ve bu hesaptan hak sahiplerine yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacını taşıdığının ifade edildiği, 7. maddesinde, "3417 sayılı Kanunun mülga 2 nci maddesi kapsamındaki hak sahipleri tarafından bu Kanun kapsamına giren alacaklarla ilgili olarak yargı mercilerine açılmış ve devam eden davalar ile icra takipleri hakkında bu Kanun hükümleri uygulanır" denildiği, 8. maddesinin ikinci fıkrasında, "3417 sayılı Kanunun mülga 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamındaki personelin aylık ve ücretlerinden tasarruf kesintileri ile Devlet ve işveren katkılarını süresi içinde ilgililer adına açılmış bulunan Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırmayan kurumlar, yatırılması gereken miktarların resen veya ilgililerin başvurusu halinde yasal faiziyle birlikte T.C. Ziraat Bankası şubelerindeki ilgili Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırılmasından sorumludurlar" hükmünün yer aldığı, 10. maddesi ile de, 9.3.1988 tarihli ve 3417 sayılı Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanun´un yürürlükten kaldırıldığı, anılan 4853 sayılı Kanun´a 26.12.2006 tarih ve 5568 sayılı Kanun´la eklenen Ek 1. maddede, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve 3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasları belirlemek üzere 24.4.2003 tarihli ve 4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31.12.2007 tarihine kadar Hazineye devrolunur. Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak sahiplerine yapılacak her türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi kayıtları esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir. Bu ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini takiben söz konusu ödeme karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona erer" denildiği, mülga 3417 sayılı Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanun´un "Kapsam" başlıklı 2. maddesi, "Bu Kanun hükümleri çerçevesinde; a) Aylıklarını 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu hükümlerine göre almakta olan kamu görevlileri ile kanunla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulan kuruluşlarda çalışanların, Aylık ve ücretlerinden "tasarruf kesintisi" yapılır. Bu tasarruflara Devlet veya ilgili işverenlerin katkısı sağlanır. 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar, Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununa tabi olarak çalışanlar gelirlerinin, bu Kanun hükümlerine göre belirlenecek kısmını tasarruf olarak her ay ilgili banka şubesine yatırırlar" hükmünü, 4. maddesinin birinci fıkrası, "Kurumlar bu Kanun hükümleri çerçevesinde çalışanların aylık ve ücretlerinden yapacakları tasarruf kesintisi ile sağlanacak Devlet katkılarını aylık ve ücret ödemesinin yapıldığı ayı takip eden ayın sonuna kadar. T.C. Ziraat Bankasında personel adına açtıracakları "Tasarrufu Teşvik Hesabı´na yatırırlar" hükmünü ihtiva ettiği, 6. maddesinde ise, emeklilik veya ölüm halinde biriken tasarruf kesintileri ile Devlet ve işveren katkılarının Bağ-Kur kapsamında olanlar bakımından tasarruf tutarları ve Devlet katkılarının, ilgililere veya kanuni mirasçılarına neması ile birlikte ödeneceğini kurala bağlayan mülga 3417 sayılı Yasa ile, kapsama dahil tüm kamu çalışanlarının aylık ve ücretlerinden kurumlarınca yapılacak tasarruf kesintileri ile sağlanacak Devlet katkısının, ilgili kurum tarafından T.C. Ziraat Bankası´nda açılacak "Tasarrufu Teşvik Hesabı"na yatırılacağı, bu şekilde tahsil olunan paraların, T.C. Ziraat Bankası Ankara Merkez Şubesinde Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı (20.12.1994 tarih ve 4059 sayılı Yasa´ya göre: Hazine Müsteşarlığı) adına açılacak "Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabı"nda toplanacağı, bu hesabın izlenmesinden T.C. Ziraat Bankası´nın, bu hesaptaki paraların nemalandırılmasından ise Hazine Müsteşarlığı´nın sorumlu tutulacağının öngörüldüğü, çalışanların serbest irade ve insiyatifi olmaksızın tasarrufa teşvik edilmeleri ve bu tasarruflarının kamusal usul ve esaslarla değerlendirilmesi suretiyle bir kamu hizmetini düzenleyen ve bu nedenle de kamu hukuku alanına ilişkin olduğu kuşkusuz bulunan mülga 3417 sayılı Yasa´nın, yükümlü tuttuğu kamu kurum ve kuruluşlarınca, 4. maddedeki bu yükümlülüğün zamanında veya hiç yerine getirilmemesi halinde, Yasa ile bağlı yetki olarak düzenlenen yasal yükümlülüğün yerine getirilmemesi şeklindeki olumsuz idari tasarruf nedeniyle doğan zararların giderilmesi için, kapsama dahil tüm kamu çalışanları tarafından, ilgili idareye karşı açılacak tam yargı davalarının görüm ve çözümünün idari yargı yerince yapılacağı, nitekim; Uyuşmazlık Mahkemesi´nin 12.2.1996 günlü, E:1995/96, K:1996/43 sayılı ve 8.5.1998 günlü, E:1998/8, K:1998/10 sayılı kararlarının da bu doğrultuda olduğu, bu nedenlerle, 2247 sayılı Yasa´nın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa´nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı´ndan yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; konuya ilişkin mevzuat incelendiğinde: 4853 sayılı "Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabının Tasfiyesi ve Bu Hesaptan Yapılacak Ödemelere Dair Kanun"un 10. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 3417 sayılı Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Yasa´nın 4. maddesinde, "Kurumlar bu Kanun hükümleri çerçevesinde çalışanların aylık ve ücretlerinden yapacakları tasarruf kesintisi ile sağlanacak Devlet katkılarını aylık ve ücret ödemesinin yapıldığı ayı takip eden ayın sonuna kadar T.C. Ziraat Bankasında personeli adına açtıracakları "Tasarrufu Teşvik Hesabı"na yatırırlar. İşverenler işçilerinin ücretlerinden yapacakları tasarruf kesintileri ile sağlayacakları işveren katkılarını tahakkuk ettirerek, ücret ödenmesinin yapıldığı ayı takip eden ayın sonuna kadar T.C. Ziraat Bankasında işçileri adına açtıracakları "Tasarrufu Teşvik Hesabı"na yatırırlar. 1479 sayılı Kanuna tabi olarak çalışanlar 3 üncü madde hükümlerine göre tespit edilecek aylık tasarruf tutarlarını, ait oldukları ayın sonuna kadar, belirlenecek ilgili banka şubelerinde kendi adlarına açtıracakları "Tasarrufu Teşvik Hesabı"na yatırırlar. Yapılan katkı ve kesintiler, ilgili bankaya yatırılmasını müteakip, muhtevası Yüksek Planlama Kurulunca tespit edilip her hak sahibine verilecek bir hesap cüzdanına işlenir. (Değişik fıkra: 30/05/1994 - KHK-533/3 md.; iptal: Anayasa Mahkemesi´nin 21/07/1994 tarih ve E.1994/66, K.1994/63-2 sayılı kararı ile.; Yeniden düzenlenen fıkra: 24/11/1994 - 4046/32 md.) Bu şekilde tahsil edilen paralar tahsilatın yapıldığı ayı takip eden ayın sonuna kadar T.C. Ziraat Bankası Ankara Merkez Şubesinde Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı adına açılacak "Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabı"na yatırılır" hükmü; aynı Yasanın 7. maddesinde, "İşverenlerin, ücretlerden yapacakları tasarruf kesintileri ile sağlayacakları işveren katkılarını 4 üncü maddede belirtilen süreler içinde ilgililerin banka hesaplarına yatırmamaları halinde, yatırılması gereken miktarlar resen veya ilgililerin başvurusu halinde Sosyal Sigortalar Kurumunca 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun primlerin tahsiline ilişkin hükümleri dairesinde tahsil olunarak alınacak gecikme zammı ile birlikte ilgili banka hesabına yatırılır. Tasarruf tutarlarını süresi içinde ve tam olarak ödemeyen Bağ-Kur sigortalılarının ödemeleri gereken tutarlar 1479 sayılı Kanunun primlerin tahsiline ilişkin hükümleri çerçevesinde Bağ-Kur tarafından tahsil olunarak ilgili banka hesabına yatırılır" hükmünün yer aldığı, 4853 sayılı Yasa´nın 1. maddesinde, Kanunun amacının, 09/03/1988 tarihli ve 3417 sayılı Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanun uyarınca açılmış bulunan Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabında biriken paraların tasfiyesi ve bu hesaptan hak sahiplerine yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasların belirlenmesi olduğunun belirtildiği; 7. maddesinde, 3417 sayılı Kanun´un mülga 2 nci maddesi kapsamındaki hak sahipleri tarafından bu Kanun kapsamına giren alacaklarla ilgili olarak yargı mercilerine açılmış ve devam eden davalar ile icra takipleri hakkında bu Kanun hükümlerinin uygulanacağının bildirildiği ve süresinde ödenmeyen tasarruf kesintileri ve katkı paylarına ilişkin 8. maddesinin 2. fıkrasında ise, 3417 sayılı Kanun ´un mülga 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamındaki personelin aylık ve ücretlerinden tasarruf kesintileri ile Devlet ve işveren katkılarını süresi içinde ilgililer adına açılmış bulunan Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırmayan kurumların, yatırılması gereken miktarların resen veya ilgililerin başvurusu halinde yasal faiziyle birlikte T.C. Ziraat Bankası şubelerindeki ilgili Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırılmasından sorumlu olduklarının hükme bağlandığının görüldüğü, 4853 sayılı Yasa´ya 29.12.2006 tarih ve 5568 sayılı Yasa ile eklenen EK 1. maddesinde, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve 3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve 4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar Hazineye devrolunur. Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak sahiplerine yapılacak her türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi kayıtları esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir. Bu ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini takiben söz konusu ödeme karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona erer" hükmünün yer aldığının görüldüğü, dolayısıyla, anılan yasal düzenlemeler gereğince çalışanların serbest irade ve inisiyatifi olmaksızın tasarrufa teşvik edilmelerinin söz konusu olması ve bu tasarruflarının kamusal usul ve esaslarla değerlendirilmesi suretiyle bir kamu hizmetini düzenlediği için kamu hukuku alanına ilişkin olduğu kuşkusuz bulunan 3417 sayılı Yasa´nın, yükümlü tuttuğu kamu kurum ve kuruluşlarınca, 4. maddedeki bu yükümlülüğün zamanında veya hiç yerine getirilmemesi halinde; Yasa ile bağlı yetki olarak düzenlenen yasal yükümlülüğün yerine getirilmemesi şeklindeki olumsuz idari tasarruf nedeniyle doğan zararların giderilmesini teminen kapsama dahil tüm kamu çalışanları tarafından ilgili idareye karşı açılacak tam yargı davalarının yargısal denetiminin idari yargı yerince yapılması gerektiği, nitekim; Uyuşmazlık Mahkemesi´nin 17.3.1996 tarih ve 22583 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanan 12.2.1996 günlü, E.1995/96, K.1996/43 sayılı kararının da bu doğrultuda olduğu, bu nedenle, Danıştay Başsavcılığı´nın 2247 sayılı Yasa´nın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Merzifon Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 2009/313 Esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Erdoğan BUYURGAN, Ramazan TUNÇ, Habibe ÜNAL, Ayper GÖKTUNA, Gürbüz GÜMÜŞAY ve Coşkun GÜNGÖR´ün katılımlarıyla yapılan 20.12.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı Hazine Müsteşarlığı vekilinin anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı´nca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, Belediyede işçi olarak çalışırken emekli olan davacının, tasarruf kesintisi, Kurum katkısı ve nemalarının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

24/4/2003 gün ve 4853 sayılı Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabının Tasfiyesi ve Bu Hesaptan Yapılacak Ödemelere Dair Kanun´un 10. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 09/03/1988 gün ve 3417 sayılı Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanun´un 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, çalışanların aylık ve ücretlerinden tasarruf kesintisi yapılmasını, tasarruflara Devlet veya ilgili işverenlerin katkıda bulunmasını, bağımsız çalışanların gelirlerinin bir kısmının tasarrufa ayrılmasını temin etmek ve bu tasarrufların en iyi şekilde nemalandırılmasını sağlamak suretiyle çalışanların tasarruf yapmalarını teşvik etmek olduğu belirtilmiş; 4. maddesinde, kurumların bu Kanun hükümleri çerçevesinde çalışanların aylık ve ücretlerinden yapacakları tasarruf kesintisi ile sağlanacak Devlet katkılarını aylık ve ücret ödemesinin yapıldığı ayı takip eden ayın sonuna kadar T.C. Ziraat Bankası´nda personeli adına açtıracakları Tasarrufu Teşvik Hesabına yatıracakları, işverenlerin işçilerinin ücretlerinden yapacakları tasarruf kesintileri ile sağlayacakları işveren katkılarını tahakkuk ettirerek, ücret ödenmesinin yapıldığı ayı takip eden ayın sonuna kadar T.C. Ziraat Bankası´nda işçileri adına açtıracakları Tasarrufu Teşvik Hesabına yatıracakları, 1479 sayılı Kanun´a tabi olarak çalışanların 3 üncü madde hükümlerine göre tespit edilecek aylık tasarruf tutarlarını, ait oldukları ayın sonuna kadar, belirlenecek ilgili banka şubelerinde kendi adlarına açtıracaklar Tasarrufu Teşvik Hesabına yatıracakları, yapılan katkı ve kesintilerin, ilgili bankaya yatırılmasını müteakip, muhtevasının Yüksek Planlama Kurulu´nca tespit edilip her hak sahibine verilecek bir hesap cüzdanına işleneceği, (Değişik fıkra: 30/05/1994 - KHK-533/3 md.; İptal: Anayasa Mahkemesi´nin 21/07/1994 tarih ve E.1994/66, K.1994/63-2 sayılı Kararı ile.; Yeniden düzenlenen fıkra: 24/11/1994 - 4046/32 md.) bu şekilde tahsil edilen paraların tahsilatın yapıldığı ayı takip eden ayın sonuna kadar T.C. Ziraat Bankası Ankara Merkez Şubesinde Hazine ve Dışticaret Müsteşarlığı adına açılacak Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabına yatırılacağı düzenlemesine yer verilmiştir.

24/4/2003 gün ve 4853 sayılı Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabının Tasfiyesi ve Bu Hesaptan Yapılacak Ödemelere Dair Kanun´un "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı, 9.3.1988 tarihli ve 3417 sayılı Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanun uyarınca açılmış bulunan Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabında biriken paraların tasfiyesi ve bu hesaptan hak sahiplerine yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasların belirlenmesidir", "Kapsam" başlığını taşıyan 2. maddesinde, "Bu Kanun, 3417 sayılı Kanun hükümleri uyarınca T.C. Ziraat Bankasında adlarına Tasarrufu Teşvik Hesabı açılan ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar kendilerine 3417 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci ve iptal edilen üçüncü fıkraları gereği ödeme yapılmamış hak sahiplerini kapsar", "Ödeme" başlığını taşıyan 6. maddesinde, "Hak sahiplerine, anapara tutarları 2003 yılı Nisan ayında defaten ödenir.

5 inci madde uyarınca değerlendirilen tutar Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında olmak üzere 2004 yılında dört taksit, 2005 yılında dört taksit ve Mart ve Haziran aylarında olmak üzere 2006 yılında iki taksit olarak toplam on taksitte ödenir.

Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan, ödeme tarihlerini bir ay önce veya bir ay sonra olarak belirlemeye yetkilidir.

Emeklilik veya ölüm halinde taksitlendirme devam etmez ve ilgililere veya kanunî mirasçılarına kalan tutar defaten ödenir.

Bu Kanun hükümleri gereğince hak sahiplerine yapılacak ödemeler ve bu ödemeler nedeniyle düzenlenecek belgeler hiçbir vergi ve kesintiye tâbi tutulamaz", "Süresinde ödenmeyen tasarruf kesintileri ve katkı payları" başlığını taşıyan 8. maddesinde, "3417 sayılı Kanun hükümlerine göre, ücretlerden yapmaları gereken tasarruf kesintileri ile katkı paylarını süresi içinde ilgililer adına açılmış bulunan Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırmayan işverenlerden; yatırılması gereken miktarlar ile gecikme zammı, resen veya ilgililerin başvurusu halinde Sosyal Sigortalar Kurumunca 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun primlerin tahsiline ilişkin hükümleri dairesinde tahsil olunarak T.C. Ziraat Bankası şubelerindeki ilgili Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırılır.

3417 sayılı Kanunun mülga 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamındaki personelin aylık ve ücretlerinden tasarruf kesintileri ile Devlet ve işveren katkılarını süresi içinde ilgililer adına açılmış bulunan Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırmayan kurumlar, yatırılması gereken miktarların resen veya ilgililerin başvurusu halinde yasal faiziyle birlikte T.C. Ziraat Bankası şubelerindeki ilgili Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırılmasından sorumludurlar", "Düzenleme" başlığını taşıyan 9. maddesinde, "Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan, bu Kanunun uygulanması ile ilgili her türlü düzenlemeyi yapmaya yetkilidir", "Yürürlükten kaldırılan hükümler" başlığını taşıyan 10. maddesinde, "9.3.1988 tarihli ve 3417 sayılı Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanun yürürlükten kaldırılmıştır" ve Ek 1. maddede(26/12/2006-5568/4 md.) ise, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve 3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve 4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar Hazineye devrolunur. Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak sahiplerine yapılacak her türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi kayıtları esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir. Bu ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini takiben söz konusu ödeme karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona erer.

Mülga 9/3/1988 tarihli ve 3417 sayılı Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanunun ödemeleri düzenleyen 6 ncı maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası uyarınca sistemden çıkan tasarruf sahiplerinin sistemden çıktıkları tarihte tasarruf teşvik hesaplarında kalan Devlet veya işveren katkısı tutarları, ödenen nema tutarları mahsup edilmek kaydıyla ilk kesinti tarihinden; şahıs kesintisine tekabül eden ödenmeyen nema tutarları ise sistemden çıkış tarihinden 30 Nisan 2003 tarihine kadar olan dönem için 3417 sayılı Kanunun nemalandırmaya ilişkin 5 inci maddesinde yer alan düzenlemeye göre ve bu tarihten sonraki dönem için ise 4853 sayılı Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabının Tasfiyesi ve Bu Hesaptan Yapılacak Ödemelere Dair Kanunun 5 inci maddesinde belirlenen esaslar çerçevesinde Şubat 2007 sonu itibariyle değerlemeye tâbi tutularak tasarruf sahiplerine başvuru halinde defaten ödenir. Söz konusu ödemelerin hak sahibi bazında belirlenmesinde Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi kayıtları esas alınır.

3417 sayılı Kanunun ödemeleri düzenleyen 6 ncı maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası uyarınca sistemden çıkarak her ne suretle olursa olsun, işbu düzenleme tarihinden önce mülkiyet hakkı kapsamında talebi karşılanmış hak sahipleri lehine bir fark oluşması halinde, söz konusu tutar 2007 yılı Aralık ayı sonuna kadar defaten ödenir.

İkinci ve üçüncü fıkra düzenlemesi ile konuları kalmayacağından kapsama giren tasarruf sahipleri tarafından yargı mercilerine açılmış davalar ile icra takipleri hakkında bu madde hükümleri uygulanmak suretiyle dava ve takipler sonuçlandırılır. Bu kapsamda, yargı organlarınca idare aleyhine hüküm altına alınabilecek yargılama giderleri de ilgililerinin talep etmesi halinde haklılık oranında nispî şekilde ödenerek davaların ve ihtilafların sonuçlandırılması sağlanır" hükümleri yer almıştır.

3417 sayılı Yasada, çalışanların aylık ve ücretlerinden tasarruf kesintisi yapılması, tasarruflara Devlet veya ilgili işverenlerin katkıda bulunması, bağımsız çalışanların gelirlerinin bir kısmının tasarrufa ayrılmasının sağlanması ve bu tasarrufların en iyi şekilde nemalandırılması suretiyle tasarruf yapmalarının teşvik edilmesine ilişkin hususlar düzenlenmiş; anılan Yasa´yı yürürlükten kaldıran ve çalışanların tasarruflarını teşvik hesabında biriken paraların tasfiyesi ve bu hesaptan hak sahiplerine yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasları belirleyen 4853 sayılı Yasa ile de, yapılacak ödemeler konusunda Hazine Müsteşarlığı´na görev ve sorumluluk verilmiştir.

Bu durumda, kesintilerin ilgililerin iradeleri dışında, idarenin kamu gücü kullanılarak yapıldığı, konunun kamu hukuku alanına ilişkin olduğu gözetildiğinde; tasarruf kesintisi, kurum katkısı ve nemaların tahsili istemiyle, anılan İdareye karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır

Belirtilen nedenlerle, Danıştay Başsavcısı´nın başvurusunun kabulü ile davalı Hazine Müsteşarlığı vekilinin görev itirazının reddine ilişkin Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi Sıfatıyla) kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı´nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile davalı Hazine Müsteşarlığı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Merzifon Asliye Hukuk Mahkemesi´nin (İş Mahkemesi Sıfatıyla verdiği) 15.4.2010 gün ve E:2009/313 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 20.12.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 


UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2010/53 E.N , 2010/326 K.N.

Özet

KURUMA OLAN PRİM, İŞSİZLİK PRİMİ VE İDARİ PARA CEZASI BORCUNDAN DOLAYI DAVACININ EMEKLİ MAAŞINA KONULAN HACZİN KALDIRILMASI İSTEMİYLE AÇILAN DAVANIN, ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Davacı : N. B.

Davalı  : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı

Vekili  : Av. A. T. M.

O L A Y : Davacı dava dilekçesinde, halen SGK bünyesine geçmiş olan BAĞKUR kanalı ile yaşlılık aylığına bağlanmış emekli olduğunu, 27.4.2009 tarihinde maaşını aldığı esnada emekli maaşına haciz konulduğunu öğrendiğini, SGK Kayseri İl Müdürlüğü´nün maaşı üzerine konan haczin, Sigorta Kurumu (SSK) tarafından, ticaretle uğraştığı zaman çalıştırdığı işçi prim borçlarından kaynaklandığını ve dosya numarasının da 2005/25718 olduğunu belirttiğini ileri sürerek muvafakati olmadan konulan bu haczin kaldırılması, yapılan haciz kesintilerinin tarafına geri ödenmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

KAYSERİ 3. İCRA HUKUK MAHKEMESİ; 12.5.2009 gün ve E:2009/462, K:2009/443 sayı ile, davacının dilekçesinde, hakkında SGK tarafından yapılan 2005/25718 nolu haciz dosyasında SGK Bağ-Kur´dan almakta olduğu emekli maaşı üzerine haciz konulduğunu, emekli maaşlarının nafaka borçları dışında haczinin mümkün olmadığını, kamu alacaklarının da bu kapsamda bulunduğunu, bu nedenle Bağ-Kur maaşı üzerine SGK tarafından konulan haczin kaldırılmasına karar verilmesini istediği, Mahkemelerince yapılan değerlendirmede, takibin 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre SSK Kayseri Müdürlüğünün İcra Servisince yapıldığı, 6183 sayılı Yasa´nın 99. maddesinin 2. cümlesinde, ihalenin feshinin gayrimenkulün bulunduğu yerin icra mahkemesinden şikayet yolu ile istenebilir hükmünü taşıdığı, bu madde dışında icra mahkemelerinin 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan takip ve haciz işlemlerinden dolayı şikayet konularına bakamayacağı, davacının şikayetinin ise emekli maaşına konulan haczin kaldırılması yönünde haczedilmezlik şikayeti olduğu, 6183 sayılı Yasa´nın 99. maddesinin 2. fıkrasına girmediği, davacının haczedilmezlik şikayetinin de idari yargıda çözümlenmesi gerektiği, Mahkemelerinin görevsiz olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davacının şikayetinin reddine karar vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

KAYSERİ 2. İDARE MAHKEMESİ; 29.12.2009 gün ve E:2009/678 sayı ile, davacı N. B. tarafından emekli maaşına haciz konulmasına ilişkin işlemin iptali ve kesilen paranın tarafına iadesi istemiyle Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı´na karşı dava açıldığı, 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu´nun 34. maddesinin (a) fıkrasında, sosyal sigorta ve genel sağlık sigortası prim gelirleri, idari para cezaları, gecikme cezaları, gecikme zamları ve katılım paylarının kurumun gelirleri arasında olduğunun belirtildiği, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu´nun 88. maddesinde, Kurumun, 6183 sayılı Kanun´un uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanacağı, Kurumun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun´un uygulamasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesinin yetkili olduğu, 93. maddesinde ise, bu Kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödeneklerinin, sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu Kurum nezdinde doğan alacaklarının, devir ve temlik edilemeyeceği, gelir, aylık ve ödeneklerin; 88. maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemeyeceği, aynı Kanunun 101. maddesinde ise, "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür" hükmüne yer verildiği, öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun "İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinde, idari dava türlerinin, a) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayıldığı, dosyanın incelenmesinden, davacının daha önceden işlettiği ticari işletmesinde çalışanlarının sigorta primlerinin yatırılmadığından bahisle davacıya ödeme emri gönderildiği, davacının borcunu ödememesi üzerine emekli maaşı üzerine haciz konduğu, söz konusu haciz işleminin iptali istemiyle Kayseri 3. İcra Hukuk Mahkemesi´nin E:2009/462, K:2009/443 sayılı dosyasında dava açıldığı, verilen görevsizlik kararı üzerine aynı istemle görülmekte olan davanın açıldığının anlaşıldığı, olayda, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu´nun 101. maddesi hükmü uyarınca açıkça idari yargının görevine girdiği belirtilmeyen dava konusu haciz işleminin iptali davasının görüm ve çözümünün adli yargı yerine ait bulunduğu sonuç ve kanaatine ulaşıldığı, bu nedenlerle, Mahkemelerinin görevsizliğine, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun´un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesi´nce bir karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Erdoğan BUYURGAN, Ramazan TUNÇ, Habibe ÜNAL, Ayper GÖKTUNA, Gürbüz GÜMÜŞAY ve Coşkun GÜNGÖR´ün katılımlarıyla yapılan 20.12.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa´nın 19. maddesine göre başvurulmuş ise de, idari yargı dosyasının, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası temin edilmeden gönderildiği, Başkanlıkça, adli yargı dosyasının da ilgili Mahkemesinden getirtildiği, başkaca usule aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ´un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, Kurum alacaklarının tahsili için 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre emekli aylığına konulan haczin kaldırılması istemiyle açılmıştır.

Davalı idare vekili, İdare Mahkemesine verdiği savunma dilekçesinde, davacının, Kurumun 1011994.38-1008389.38-1012125.38 sicil sayılı dosyalarda işlem gören işyerlerinin işvereni olduğunu, 1996/4-5-6-7-8 inci dönemler prim, İSP ve 2005/6 ncı dönem prim, İSP ve İPC larının tahsili için davacı aleyhine icra takibi başlatıldığını, ancak ödeme emrinin tebliğine rağmen davacının Kuruma olan borcunu ödemediğini, bunun üzerine Kurumun 5510 sayılı Kanun´un 93. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak 25.12.2008 tarihinde emekli aylığına haciz koyduğunu belirtmiştir.

5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu´nun 37. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Süresi içinde ödenmeyen sosyal sigorta ve genel sağlık sigortası primleri, işsizlik sigortası primleri, idarî para cezaları, gecikme zamları, katılım payları Kurum alacağına dönüşür ve bu alacakların tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç diğer maddeleri uygulanır" denilmiştir.

Öte yandan, 31.5.2006 gün ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu´nun 88. maddesinde, "…Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır.

Kurum, 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen alacakları hariç olmak üzere her türlü alacağın teminatını teşkil etmek üzere Yeni Türk Lirası ve/veya yabancı para birimi üzerinden ticari işletme, taşınır ve/veya taşınmaz rehni dahil olmak üzere her türlü teminat almaya yetkilidir.

Kurumun 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen prim ve diğer alacakları amme alacağı niteliğinde olup, imtiyazlı alacaktır. Kurumun taraf olduğu her türlü dava ve icra takiplerinin kısmen veya tamamen aleyhe neticelenmesi halinde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda yazılı tazminat ve cezalar Kurum hakkında uygulanmaz.

Kurumun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun uygulamasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesi yetkilidir. Yetkili iş mahkemesine başvurulması alacakların takip ve tahsilini durdurmaz…", 93. maddesinde, "Bu Kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu Kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler; 88 inci maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez. Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde, icra müdürü tarafından reddedilir…" ve 101. maddesinde, "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür" hükmü yer almıştır.

Olayda, Kurum alacağının tahsili için 6183 sayılı Yasa hükümleri uygulanarak davacının emekli aylığına haciz konulmuştur.

Bu duruma göre, Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Yasa´nın uygulanmasından doğan ihtilafa ilişkin davada, 5510 sayılı Yasa´nın 88. maddesi hükmü karşısında, İş Mahkemeleri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi´nin başvurusunun kabulü ile İcra Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kayseri 2. İdare Mahkemesi´nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Kayseri 3. İcra Hukuk Mahkemesi´nin 12.5.2009 gün ve E:2009/462, K:2009/443 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 20.12.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.


 


UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2010/153 E.N , 2010/231 K.N.

Özet

4857 SAYILI KANUN UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI YAPILAN İTİRAZIN ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİNİN GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Davacı  : İstanbul Mimarlık Rest. İnş.Taah. San. Tic. Ltd.Şti.

Davalı : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı(Kocaeli Bölge Müdürlüğü)

O L A Y : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Kocaeli Bölge Müdürlüğü´nün 29.12.2008 gün ve 16937 sayılı işlemi ile; faaliyete başlayan iş yerini 1 ay içinde bölge müdürlüğüne bildirmeyerek, 4857 sayılı İş Kanunu´nun 3. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak 98. maddesine göre idari para cezası verilmiştir.

Davacı, para cezasının kaldırılması istemiyle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

GEBZE 2. SULH CEZA MAHKEMESİ: 10.11.2009 gün ve D.İş No: 2009/459 sayı ile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Kocaeli Bölge Müdürlüğünün B.13.O.ÇGM 1.41.077607.125.09-16937 sayı ve 29.12.2008 tarihli Kararının ve yaptırım niteliğindeki para cezasının iptalinin talep edilmiş olduğu, idari işlemin iptalinde İdare Mahkemesinin görevli olduğu, Adli Yargının görev alanı dışında kaldığının anlaşıldığı; 5326 Sayılı yasanın 27. maddesi gereğince itiraz konusunun İdari yargının görev alanına girdiği nedeniyle görevsizlik kararı vermiş; yapılan itiraz Gebze Ağır Ceza Mahkemesinin 11.12.2009 gün ve Değ.İş:2009/667 sayılı kararıyla kesin olarak reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacı Şirket, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

KOCAELİ 2. İDARE MAHKEMESİ: 01.04.2010 gün ve E: 2009/2438 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun "Genel Kanun Niteliği" başlıklı 3. ve 27. maddesinden bahisle; Kabahatler Kanunu´nun idari yaptırım kararlarına karşı başvurulacak kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine bir hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı, diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi halinde ise uygulanmayacağının anlaşıldığı; 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında verilecek para cezalarına karşı 7 gün içinde yetkili İdare Mahkemesine itiraz edilebileceğine ilişkin 108. maddesinin 2. fıkrasının, 08/02/2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun´un 578/öö maddesi uyarınca yürürlükten kalktığı ve İş Kanunu´nda idari para cezalarına karşı başvurulacak kanun yollarına ilişkin bir madde hükmünün kalmadığı; uyuşmazlığa konu olayda; 21/10/2008 tarihinde faaliyete geçtiği halde işyerini 1 ay içinde Bölge Müdürlüğüne bildirmediği gerekçesiyle İş Kanunu hükümlerine göre davacı şirkete verilen 23.000,00TL idari para cezasının kaldırılması talebiyle Gebze 2. Sulh Ceza Mahkemesinde açılan davanın uyuşmazlığın idari işlemden kaynaklandığı ve İdare Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görev yönünden reddedildiği, bunun üzerine bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; bu durumda; davacıya işyerini 1 ay içinde Bölge Müdürlüğüne bildirmediği gerekçesiyle İş Kanunu hükümlerine göre verilen para cezasına ilişkin davanın, İş Kanununda görevli mahkemenin düzenlenmediği ve bu nedenle dava konusu para cezasının genel kanun niteliğinde olan Kabahatler Kanunu kapsamında yer aldığı anlaşıldığından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde Sulh Ceza Mahkemesinin görevli olduğu sonucuna varıldığı, açıklanan nedenlerle; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İsleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli merciin belirlenmesi için dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine, Mahkemece yapılacak inceleme sonucuna göre davanın incelenmesinin bekletilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mahmut BİLGEN, Ramazan TUNÇ, Sıddık YILDIZ, Ayper GÖKTUNA, Muhittin KARATOPRAK ve Sedat ÇELENLİOĞLU´nun katılımlarıyla yapılan 01.11.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…" açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa´nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, 4857 sayılı Kanun´un 3, 98 ve 108. maddelerine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

4857 sayılı İş Kanunu´nun 3. maddesinde, işyerini bildirmeye ilişkin düzenlemeye yer verilmiş; 98. maddesinde, işyerini bildirme yükümlülüğüne aykırılık halinde verilecek idari para cezaları belirtilmiş; "İdari para cezalarının uygulanmasına ilişkin hususlar" başlığını taşıyan 108. maddesinde ise, "(Değişik: 15/5/2008-5763/10 md.) Bu Kanunda öngörülen idari para cezaları, 101 ve 106 ncı maddelerdeki idari para cezaları hariç, gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürünce verilir. 101 ve 106 ncı maddeler kapsamındaki idari para cezaları ise doğrudan Türkiye İş Kurumu İl Müdürü tarafından verilir ve genel esaslara göre tahsil edilir. 106 ncı maddeye göre verilecek idari para cezası için, 4904 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin (h) bendindeki tutar esas alınır" denilmiş, madde hükmü 26.5.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu´nda idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nce, sözü edilen Kanun´un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda; diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu´nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu´nun; İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun´un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4857 sayılı Kanun´da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacak olması nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kocaeli 2. İdare Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Gebze 2. Sulh Ceza Mahkemesi´nin 10.11.2009 gün ve D.İş No:2009/459 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 01.11.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.



 

 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2010/52 E.N , 2010/212 K.N.

Özet

5434 SAYILI KANUN´UN 129. MADDESİ UYARINCA KURUM ALACAĞININ TAHSİLİ AMACIYLA ÖZEL HUKUK GERÇEK VE TÜZEL KİŞİSİNE KARŞI AÇILAN DAVANIN, ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Davacı  : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emekli Sandığı (Devredilen)

Vekilleri : Av. A. S. - Av. Ö. A.

Davalılar : 1- H. İ. A.   2- Ak Sigorta A.Ş.

Vekili  : Av. A. F.

O L A Y : Davacı vekili, 5434 sayılı Kanun´un 129. maddesi uyarınca Kurum alacağı 30.000 TL´nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte araç sürücüsü H. İ. A., aracın sigortacısı Ak Sigorta A.Ş. ve araç sahibi O. A.´tan müştereken ve müteselsilen tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davacı vekili, daha sonra dava dilekçesinde belirttiği tazminat miktarını arttırmak için ıslah dilekçesi vermiştir.

ANKARA 22. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 28.5.2009 gün ve E:2007/298, K:2009/182 sayı ile, davacı adına vekili dava dilekçesinde özetle, Kurum iştirakçisi D. C.´ın Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı merkez teşkilatında şoför olarak görev yapmakta iken 29.07.2005 tarihinde geçirdiği trafik kazasında vefat ettiğini, kazaya, davalı H. İ. A.´nin, sevk ve idaresindeki 06 KH 537 plaka sayılı aracın direksiyon hakimiyetini kaybetmesi nedeniyle sebebiyet verdiğini, davalı H. İ. A. hakkında açılan Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi´nin 2005/260-278 Esas, Karar sayılı ilamında gelişen kazada tamamen kusurlu olduğuna hükmedildiğini, aracın sigortacısı olan davalı Sigortanın poliçe gereği zarardan sorumlu olduğunu, iştirakçi D. C.´ın 26 yıl 10 ay hizmetine karşılık eşine ve çocuklarına dul ve yetim aylığı bağlandığını, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu´nun 129. maddesi gereğince Sandığın, iştirakçilerin dul ve yetimlerine sebep olanlar aleyhine açılan davaları Sandığın kovuşturmaya ve bu davalara 3. şahıs olarak girmeye ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya yetkili olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 30.000 TL´nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava ettiği, davalı Ak Sigorta A.Ş.´nin vekili marifeti ile davaya verdiği cevaplarında, Kurum sigortalısının vefatına neden olan 06 KB 537 plakalı aracın karayolları zorunlu mali mesuliyet sigortası kapsamında 23.7.2005-23.7.2006 tarihleri arasında şirketlerine sigortalı olduğunu, D. C. mirasçılarının şirkete başvurusu üzerine şirket nezdinde 6261338 sayılı hasar dosyası açıldığını, D. C. mirasçısı H. C.´ın destekten yoksun kalma zararının limitleri dahilinde olan 50.000 TL´nın 11.10.2005 tarihinde havale edildiğini, 21.10.2005 tarihinde de H. C.´ın bu tutarı tahsil ettiğini, bu nedenle, sorumluluklarının bulunmadığını, Kurumca taraflarına husumet yöneltilmesinin yerinde olmadığını bildirdiği, davalı H. İ. A.´nin usulüne uygun davetiyeye rağmen oturumlara katılmadığı, davacı Kurumun 26.2.2008 tarihli dava dilekçesi ile, Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi esasına kayıtlanan davada, aynı alacakların araç maliki O. A.´tan da tahsilini talep ettiği, bu dava dosyasının arada bulunan hukuki ve fiili irtibat nedeni ile dava dosyaları ile birleştirildiği, davalı O. A.´ın davanın reddini talep ettiği, esas ve birleşen davanın, 5434 sayılı Yasa´nın 129. maddesi gereğince talep edilen tazminata ilişkin olduğu, davacı Kurum iştirakçisinin sicil dosyasının, ödeme belgelerinin, kazaya ilişkin tutanakların, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi´nin 2005/260 Esas, 2005/278 Karar sayılı dosyasının dosya içine celp edildiği, dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak talep edilecek tazminat miktarının belirlendiği ve davacının davasını ıslah ettiği, davanın 5431 sayılı Emekli Sandığı Yasası´nın 129. maddesine dayandığı, bu Yasanın 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Sağlık Kanunu´nun 105. maddesine göre yürürlükten kaldırıldığı, 5510 sayılı Yasa´nın 108. maddesine göre 5510 sayılı Yasa hükümlerinin 1.10.2008 tarihinde yürürlüğe girdiği, bu Yasanın yürürlüğü incelenirken Mahkemelerinin davaya bakmakta görevli olup olmayacağının tartışılması gerektiği, Yasa değişikliğinden önce dava açılmakla 5510 sayılı Yasa´nın 101. maddesinin uygulanamayacağı, dolayısıyla, iş mahkemelerinin görevli olmadığının görüldüğü, destek 657 sayılı Yasa´ya tabi olup, açılacak davanın idari yargı yerinde açılması gerektiği, bu nedenle, davaya bakmakta Mahkemelerinin görevli olmadığı, yargı yolu sebebi ile davanın reddinin gerektiği, görevin yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınacağı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, aynı istemle araç sürücüsü H. İ. A. ve aracın sigortacısı Ak Sigorta A.Ş.´ye karşı idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 7. İDARE MAHKEMESİ; 21.1.2010 gün ve E:2010/53 sayı ile, davacı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından, 5434 sayılı Yasa´nın 129. maddesi uyarınca Kurum alacağı olan 30.000 TL´nin ödeme tarihinden işleyecek yasal faiziyle tahsil edilmesi istemiyle Ak Sigorta A.Ş.ve H. İ. A. aleyhine dava açıldığı, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu´nun 129. maddesinde, "Vazifeleri içinde veya dışında her hangi sebeple zarar görmüş veya tehlikeye düşmüş ve bundan dolayı adi malul durumuna girmiş iştirakçilerin veya bunlardan ölenlerin, dul ve yetimlerinin; sebep olanlar aleyhine açacakları davaları Sandık dahi kovuşturmaya ve bu davalara üçüncü şahıs olarak girmeye ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya yetkilidir. Dava sonunda para tazminatı da alınırsa bundan kovuşturma için yapılan masraflarla birlikte emekli, adi malullük, dul ve yetim aylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı; (Toptan ödeme) yapılan hallerde de bunların toplamının yarısı Sandıkça alınarak, varsa, geri kalanı ilgililere ödenir. Sebep olanlar iştirakçi ise ve bunlara bu kanuna göre Sandıklarca her hangi adla olursa olsun ödeme yapılacaksa istihkakları dava sonuna kadar hükmolunacak tazminata karşılık olmak üzere ödenmez" hükmünün yer aldığı, dava dosyanın incelenmesinden; davacı Kurumun iştirakçisi olan D. C.´ın, davalı H. İ.A.´nin sevk ve idaresindeki 06 KH 537 plaka sayılı araçla yaya kaldırımına çıkarak yapmış olduğu trafik kazası neticesinde hayatını kaybetmesi nedeniyle eşine ve çocuklarına ödenen, ikramiye, dul ve yetim aylığı nedeniyle oluşan ve Kurum zararının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 30.000 TL´nin ödeme tarihinden başlayacak yasal faiziyle ödenmesi talebiyle adli yargı merciinde dava açtığı, açılan davada Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi´nce, idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görev ret kararı verildiği, bunun üzerine de davacı tarafından söz konusu tutarın ödenmesine karar verilmesi istemiyle işbu davanın açıldığının anlaşıldığı, olayda; Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 28.5.2009 günlü ve E:2007/298, K:2009/182 sayılı kararıyla, "...Destek 657 sayılı Yasaya tabi olup, açılacak davanın idari yargı yerinde açılması gerektiği, bu nedenle davaya bakmakla Mahkememizin görevli olmadığı yargı yolu sebebiyle davanın reddinin gerektiği" gerekçesiyle idare mahkemesinin görevli olduğu yönünde karar verilmiş ise de; Kurumun iştirakçisi olan D. C.´ın vazifesi dışında görmüş olduğu zarar sonucu hayatını kaybetmesi nedeniyle dul ve yetimlerinin, sebep olanlar aleyhine açacakları dava, zarardan kaynaklı tazminat davası niteliğinde olup, 5434 sayılı Yasa´nın 129. maddesi uyarınca Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı´nın (Devredilen Emekli Sandığı Kurumu) meydana gelen zararı ödeyerek alacaklının haklarına halef olarak Kurum zararı olan 30.000 TL´nin tazminine ilişkin uyuşmazlığın Borçlar Kanunu´nun ilgili hükümleri çerçevesinde adli yargıda çözümlenmesi gerektiği, kaldı ki; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun 2. maddesi uyarınca ancak idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları idari yargı mercileri nezdinde görülmekte olup; olayda olduğu gibi özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerine karşı açılacak her nevi davanın idari yargı mercilerinde değil adli yargı mercilerinde çözümleneceğinin de yasal düzenlemelerle açıkça ortaya konulduğu, bu nedenlerle; adli yargının görev alanına giren davada Mahkemelerinin görevli olmadığına, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun´un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesi´nce karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mahmut BİLGEN, Ramazan TUNÇ, Sıddık YILDIZ, Ayper GÖKTUNA, Muhittin KARATOPRAK ve Sedat ÇELENLİOĞLU´nun katılımlarıyla yapılan 1.11.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, idari yargı dosyası ile birlikte adli yargı dosyası da gönderilmek suretiyle 2247 sayılı Yasa´nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında her iki yargı yerinde de davalı olan Halil İbrahim Aktepe ve Ak Sigorta A.Ş. yönünden doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ´un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, 5434 sayılı Kanun´un 129. maddesi uyarınca Kurum alacağının ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte araç sürücüsü ve aracın sigortacısı sigorta şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsili istemiyle açılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlığını taşıyan 2. maddesinin birinci fıkrasında, "1. (Değişik: 10/6/1994 - 4001/1 md.) İdari dava türleri şunlardır:

a) (İptal: Ana.Mah.nin 21/9/1995 tarih ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/2000 - 4577/5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

c) (Değişik: 18/12/1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar" denilmiştir.

İdari davalardan olan iptal ve tam yargı davalarında davalı daima idaredir. Bir başka deyişle, idari yargı yerinde açılan bir iptal ya da tam yargı davasına bakılabilmesi için, diğer dava koşullarının yanısıra, davanın idare aleyhine açılmış olması gerekmekte; idari yargı yerinde gerçek kişiler aleyhine dava açılabilmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.

Bu durumda, davanın, ortada idarece kamu gücüne dayalı olarak ve idari usul ve esaslara göre re´sen ve tek yanlı biçimde tesis edilmiş bir işlem veya eyleminden dolayı hak ve menfaati ihlâl edilenler tarafından idare aleyhine açılmış 2577 sayılı Yasa´nın 2. maddesinde belirtilen davalardan biri olmayıp, özel hukuk gerçek ve tüzel kişisi aleyhine açılan tazminat davası olması karşısında, idari yargının görevine giren bir dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

Buna göre, 5434 sayılı Kanun´un 129. maddesi uyarınca Kurum alacağının ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte araç sürücüsü ile aracın sigortacısı sigorta şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsili istemiyle özel hukuk gerçek ve tüzel kişisi aleyhine açılan davanın, özel hukuk hükümleri çerçevesinde görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 7. İdare Mahkemesi´nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi´nin 28.5.2009 gün ve E:2007/298, K:2009/182 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.11.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 


 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2010/36 E.N , 2010/207 K.N.

Özet

BELEDİYEDE İŞ KANUNUNA TABİ İŞÇİ STATÜSÜNDE ŞOFÖR OLARAK GÖREVLİ BULUNAN DAVACININ, İKİNCİ BİR EMRE KADAR BAŞKA BİR BELEDİYEDE GÖREVLENDİRİLMESİNE İLİŞKİN İŞLEMİN İPTALİ İSTEMİYLE AÇTIĞI DAVANIN ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Davacı : A. P.

Davalı : Güneykaya Belediye Başkanlığı - Yıldızeli

Vekili : Av. M. Y.

O L A Y : Davacı, Sivas ili, Yıldızeli İlçesi, Güneykaya Belediyesi´nde İş Kanununa tabi işçi statüsünde ve şoför olarak çalışmakta iken; 10.09.2009 tarih ve 2009/305 sayılı davalı idare işlemiyle, ikinci bir emre kadar Kavak Belediyesi´nde şoför olarak çalışmak üzere görevlendirilmiştir.

Davacı dava dilekçesinde; Güneykaya Belediyesinde 1999 yılından bu yana şoför olarak çalıştığını, 2009 yılında yapılan seçimler sonucu yeni seçilen İşverenin (Belediye Başkanı), partilisi olmayan işçilerin istifa etmesi yönünde kendilerine baskı uyguladığını, şifahi emirlerle değişik birimlerde görevlendirildiğini, uzun yıllar hizmetinin olması ve geçimi için gerekli olması nedeniyle verilen işleri yaptığını; yasaya ve toplu iş sözleşmesine uygun olmayan görevlendirmeler ile verilen işleri yaptığını görünce bu kez de Kavak Belediye Başkanı ile danışıklı olarak daha fazla sıkıntı yaratmak ve istifaya zorlamak amacı ile Kavak Belediyesinde geçici olarak görevlendirildiğini; geçici olarak görevlendirildiği Belediyenin yetkilisi olan Başkan ile görüştüğünde doğru dürüst yapacağı bir iş verilmediği gibi, nerede kalacağı, nasıl gidip geleceği, harcırahının karşılanıp karşılanmayacağı sorularının yanıtsız kaldığını; ne kadar süre ile çalışacağı sorusuna karşılık olarak da; "ne zaman istifa eder ayrılırsan o zamana kadar görevlisin" gibi sözlerin sarf edildiğini; geçici görevlendirmenin kapsamı incelendiğinde; 1) Bir yerel yönetimin kendi mülki sınırları dışında başka bir yerel yönetim bünyesinde geçici görevlendirmesinin söz konusu olamayacağı, zira; halen iş akti ile çalışmakta olduğu Belediyenin, başka bir Belediyede geçici görevlendirmeme durumunda bir yararının olmadığı, sırf istifaya zorlamak için yapılan bir görevlendirme olduğu; 2) İşverenin başka bir yerde geçici görevlendirme yapabilmesi için, kendi işinin yapılmasının söz konusu olmasının gerektiği, başka bir Kurumun işinin yapılmasının, bir yerel yönetim için gerekli bir görev olmadığını; 3) İşverenin geçici görevlendirmeyi, kendi işyeri sayılacak ve Belediye sınırları içerisinde bulunan bir bölgede yapabileceğini, başka bir işverene ait işyerinde görevlendirme yapmasının mümkün bulunmadığını; 4) Bir Yerel Yönetiminin işyerinden başka bir yerel yönetimin işyerine geçici görevlendirme yapabilmesi için İlçe Kaymakamının veya İl valisinin onayının gerektiğini; amaç ve mevzuat dışı, belirli bir süresi olmayan geçici görevlendirme işleminin iptali için dava açmak zorunda kaldığını ifade ederek, sonuçta; Güneykaya Belediye Başkanlığının 10.09.2009 tarih, 2009/305 sayılı "Kavak Belediyesinde geçici görevlendirmeye ilişkin" davalı Kurum (İşveren) işleminin iptaline karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açmıştır.

YILDIZELİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (İŞ MAHKEMESİ SIFATIYLA); 21/10/2009 gün ve E: 2009/253, K: 2009/253 sayı ile, davacının dava dilekçesinin özetini yaptıktan sonra, davalı vekilinin cevap dilekçesinde; "Davacının Güneykaya Beldesinde iki dönemdir işçi statüsünde çalıştığını, geçici olarak Güneykaya Belediye başkanlığı tarafından Kavak Belediyesine 10/09/2009 tarihinde görevlendirildiğini, davacının aynı gün Kavak Belediyesine giderek işbaşı yaptığını ve çalıştığını ancak sonraki günler bir daha gitmediğini, İş Kanununa göre görevlendirmenin iptali diye bir dava söz konusu olmadığından açılan davanın yersiz olduğunu" belirttiği; dosyanın yapılan incelemesi neticesinde; dava konusunun Güneykaya Belediyesi tarafından verilen geçici görevlendirme işleminin iptali olduğu, geçici görevlendirme işleminin idarenin "idari işlem" niteliğindeki kararlarından sayıldığı, bu nedenle 2577 sayılı yasanın 2. Maddesi uyarınca idari işlemin iptali için açılacak davanın idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı, aynı istekle bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır.

SİVAS İDARE MAHKEMESİ; 25.11.2009 gün ve E: 2009/1163 sayı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun´un 19. maddesi hükmüne yer verdikten sonra; 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun´un, ´İdare Mahkemelerinin Görevleri´ başlıklı 5. maddesinde ise; 1. "İdare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştay´ da çözümlenecek olanlar dışındaki,

a) İptal davalarını,

b)Tam yargı davalarını,

c)Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları,

d) Diğer kanunlarla verilen işleri çözümler.

2. Özel kanunlarda Danıştay´ın görevli olduğu belirtilen ve İdari Yargılama Usulü Kanunu ile idare mahkemelerinin görevli kılınmış bulunduğu davaları çözümler." kuralına yer verildiği; 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu´nun 1. maddesinde, işçi sayılan kimselerle işveren ya da vekilleri arasında iş sözleşmesinden ya da İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan her türlü hukuki uyuşmalıkların İş Mahkemelerinin görevine girdiği, hükmüne yer vermiş olduğu; dosya içeriğinden; davacının Sivas ili, Yıldızeli İlçesi, Güneykaya Belediyesi´nde İş Kanununa tabi işçi statüsünde ve şoför kadrosunda çalışmakta iken 10.09.2009 tarih ve 2009/305 sayılı davalı idare işlemiyle geçici olarak Kavak Belediyesi´ne görevlendirildiği, davacının bu görevlendirme işlemine karşı 14.09.2009 tarihinde Yıldızeli Asliye Hukuk Mahkemesi´nde (İş Mahkemesi Sıfatıyla) açtığı davanın, idari yargının görevli olduğundan bahisle görevsizlik nedeniyle reddi üzerine Mahkemelerinde bakılan bu davanın açıldığının anlaşıldığı; yukarıda vurgulandığı üzere, İş Kanunu´ndan kaynaklanan uyuşmazlıkların görüm ve çözümü ile görevli mahkemenin İş Mahkemeleri olduğu, uyuşmazlığa konu edilen davanın adli yargı yerinde (İş Mahkemelerinde) çözümlenmesi gerekeceği kanaatine varılmış bulunduğu gerekçesiyle; Mahkemelerinin görevine girmeyen ve ilgili adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilen bu davada, görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın 2247 sayılı Kanun´un 19. maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mahmut BİLGEN, Ramazan TUNÇ, Sıddık YILDIZ, Ayper GÖKTUNA, Muhittin KARATOPRAK ve Sedat ÇELENLİOĞLU´nun katılımlarıyla yapılan 01.11.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi´nce anılan Yasa´nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, Sivas ili, Yıldızeli İlçesi, Güneykaya Belediyesi´nde İş Kanununa tabi işçi statüsünde, şoför olarak görevli bulunan davacının; ikinci bir emre kadar Kavak Belediyesi´nde şoför olarak çalışmak üzere görevlendirilmesine ilişkin 10.09.2009 tarih ve 2009/305 sayılı davalı idare işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu´nun 1. maddesinin birinci fıkrasında, "İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur." denilmiş; maddenin işaret ettiği 4857 sayılı İş Kanunu´nun "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1. maddesinde birinci fıkrasında, "Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir." hükmüne; 2. maddenin ilk fıkrasında, "Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İşveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birime işyeri denir." tanımına yer verilmiş; Yasanın 5. maddesinde; iş ilişkisinde dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayırım yapılamayacağı belirtilmiş; "Geçici İş İlişkisi"nin tanımı ve koşulları 7.maddede; "İş Sözleşmesi, Türleri ve Feshi" hususları ise 8. madde ile başlayan "İkinci Bölüm"de yer almıştır.

Olayda, Güneykaya Belediyesi´nde İş Kanununa tabi işçi statüsünde şoför olarak çalışan davacının; farklı bir siyasi partiden olması nedeniyle işverenin kendisine baskı yaptığını, verilen işin niteliği ve çeşitliliği açısından farklı davrandığını; Yasaya ve Toplu iş sözleşmesine uygun olmayan görevlendirmelerde bulunduğunu; iş akti ile çalışmakta olduğu Belediyenin başka bir Belediye de geçici görevlendirme yapmakta yararının olmadığını; işverenin geçici görevlendirmeyi ancak Belediye sınırları içerisinde bulunan bir bölgede yapabileceğini, başka bir işverene ait işyerinde görevlendirme yapmasının mümkün olmadığını iddia ederek; davalı Belediye´nin, "ikinci bir emre kadar Kavak Belediyesi´nde şoför olarak çalışmak üzere görevlendirilmesine ilişkin 10.09.2009 tarih ve 2009/305 sayılı işleminin iptali istemiyle" dava açtığı anlaşılmıştır.

Buna göre, işçi statüsündeki davacı ile davalı Belediye arasında, Toplu İş Sözleşmesinden kaynaklanan işçi - işveren ilişkisi bulunduğu; davalı Belediye tarafından tesis edilen işlemin, iş akdine ve (İş) Kanuna aykırı olduğu ileri sürülerek iptalinin istenildiği gözetildiğinde; uyuşmazlığın, "işçi ve işveren arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıkları" kapsamında İş Mahkemesince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi´nce yapılan başvurunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesi´nin (İş Mahkemesi Sıfatıyla verdiği) görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Sivas İdare Mahkemesi´nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Yıldızeli Asliye Hukuk Mahkemesi´nin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) verdiği 21.10.2009 gün ve E:2009/253, K:2009/253 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 01.11.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 




 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2010/59 E.N , 2010/190 K.N.

Özet

4447 SAYILI İŞSİZLİK SİGORTASI KANUNU UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI AÇILAN DAVANIN ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Davacı : Doğan Müzik Yapım ve Ticaret A.Ş

Vekili : Av. Ş. E. İ.

Davalı : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü

Vekili : Av. G. E.

O L A Y  : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Eminönü Şube Müdürlüğü´nün 28/10/2005 gün ve 6831 sayılı işlemi ile, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nun 48. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle 54. maddesi uyarınca davacı adına 977.40,00YTL idari para cezası verilmiş; yapılan itiraz 23/11/2005 gün ve 7285 sayılı işlem ile reddedilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 2. SULH CEZA MAHKEMESİ: 12.04.2006 gün ve E:2005/51 itiraz, K:2005/51 itiraz sayı ile, İtiraz konusu karar ve eklerinin tetkikinden 03.08.2005 tarihinde hizmet akdi feshedilen A. S.´e ait işten ayrılma bildirgesinin kuruma verilmemesi nedeni ile itiraz eden Doğan Müzik Yapım ve Ticaret A.Ş.´ne 4447 sayılı Kanununun 54. maddesi gereğince 977.40 YTL idari para cezası verildiği, bu karara karşı kurum nezdinde yapılan itirazın komisyonca reddedildiği, aynı Kanunun 54/b.2 cümlesi ile "idari para cezaları tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde kuruma ödenir veya aynı süre içinde kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur, kurumca itirazı reddedilen idari yargı yoluna başvurabilirler .... " hükmünün getirildiği, bu hükmün ve bu kanunun yürürlükte olduğu, mahkemelerinin konu ile ilgilendirilmesini öngören 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesi´nin 01.03.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararı ile iptal edildiği, mahkemelerinin bu davaya bakmakta görevsiz olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, idari para cezasının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 6. İDARE MAHKEMESİ: 23.05.2008 gün ve E:2006/2171, K: 2008/920 sayı ile ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun idari yaptırım ve idari para cezalarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı, 5728 sayılı Kanunun 578. maddesinin (ll) fıkrası ile 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu uyarınca verilen idari para cezalarına karşı yetkili İdare Mahkemesinde İtiraz edilebileceğine ilişkin hükmün yürürlükten kaldırılması karşısında, 4447 sayılı Kanun uyarınca tesis edilen idari para cezalarına karşı 5326 sayılı Kanun uyarınca Sulh Ceza Mahkemesine itiraz edilebileceğinin açık olduğu; buna göre, Davacı tarafından, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununa muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanun uyarınca 977,40 YTL idari para cezası verilmesine ilişkin 23.11.2005 tarih ve 7285 sayılı davalı idare işleminin iptal edilmesi istemiyle bakılan dava açılmış ise de, 4447 sayılı Kanun hükümlerine göre verilen para cezasına karşı açılacak davalarda 5326 sayılı Yasa hükümleri uyarınca Sulh Ceza Mahkemelerinin görevli bulunması karşısında, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde Mahkemelerinin görevi bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın 2577 sayılı Kanunun 15/1-a maddesi uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş; yapılan itiraz Ankara Bölge İdare Mahkemesinin 11.2.2009 gün ve E:2008/7382, K:2009/1014 sayılı kararıyla reddedilerek karar onanmış ve kesinleşmiştir.

Davacı vekili tarafından aynı istemle bir kez daha adli yargı yerinde itirazda bulunulmuş ise de; davanın açıldığı Ankara 5.Sulh Ceza Mahkemesince; uyuşmazlığın çözümü için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmek üzere dava dosyası Ankara 2.Sulh Ceza Mahkemesine; anılan Mahkeme tarafından da, iki mahkeme arasında ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi amacıyla dava dosyaları Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mahmut BİLGEN, Erdoğan BUYURGAN, Habibe ÜNAL, Sıddık YILDIZ, Muhittin KARATOPRAK ve Sedat ÇELENLİOĞLU´nun katılımlarıyla yapılan 04.10.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği..." açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olayda, adli ve idari yargı yerlerince, görevsizlik kararı verilmekle birlikte, kararların kesinleşmesinden sonra, Davacı vekili tarafından, para cezasına karşı ikinci kez adli yargı yerinde itirazda bulunulması üzerine Mahkemece; idare mahkemesine ait dosya da temin edilmek suretiyle görevli merciin belirtilmesi için re´sen Uyuşmazlık Mahkemesi başvurulmuştur.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa´nın 14. maddesinde öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi´nce yapılan başvurunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi´nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi´nin kuruluş amacına uygun olacağından ve usule ilişkin başka bir noksanlık da bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, 4447 sayılı Kanun´un 48. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 54. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

25.8.1999 gün ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nun 48. maddesinde, işsizlik sigortasına ilişkin genel hükümlere yer verilmiş; "İdari para cezaları ile idari işlemlere karşı itirazlar" başlığını taşıyan 54. maddesinde, "Kurumca dayanağı belirtilmek suretiyle;

a) İşsizlik sigortasına ilişkin yükümlülükleri nedeniyle sigortalıların ücretlerinden indirim veya kesinti yapan işverenlere her bir sigortalı için 25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücret tutarında,

b) 48 inci maddede öngörülen işten ayrılma bildirgesini Kuruma vermeyen işverenlere her bir fiil için ayrı ayrı 25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin iki katı tutarında,

İdari para cezası verilir.

(Değişik ikinci fıkra: 25.6.2003 - 4904/ 31 md.) İdarî para cezaları tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler idarî yargı yoluna başvurabilirler. Yargı yoluna başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz.

İşsizlik sigortası uygulamasına ilişkin işlemlere karşı sigortalıların ve işverenlerin yapacakları itirazlardan Sosyal Sigortalar Kurumuna verilen görevlerle ilgili olanlar adı geçen Kuruluşa, diğerleri ise Kuruma yapılır. İtirazların, işlemin tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde yapılması ve 30 gün içinde sonuçlandırılması zorunludur. Yapılan itirazlar daha önce yapılmış bulunan işlemlerin uygulanmasını geciktirmez. İtiraz yoluna başvurulmuş olması ilgililerin yargı yoluna başvurma haklarını ortadan kaldırmaz" hükmü yer alırken, 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun´un 478. maddesiyle bu maddenin birinci fıkra hükmü değiştirilmiş; 578. maddesiyle de ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nda son haliyle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Öte yandan; 30.3.2005 gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 6.12.2006 gün ve 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, "(1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır"; Kanunun "Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise, "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır.

Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu´nun, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun´un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 5560 sayılı Kanun´la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile aynı Mahkemece daha önce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile aynı Mahkemece daha önce verilen 12.04.2006 gün ve E:2005/51 itiraz, K:2005/51 itiraz sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 04.10.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.



 

 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2010/56 E.N , 2010/157 K.N.

Özet

İŞ MEVZUATINA TABİ KAPSAM DIŞI PERSONEL OLARAK ÇALIŞMAKTA İKEN KURUMUN ÖZELLEŞTİRİLMESİ NEDENİYLE MEMUR OLARAK ATAMASI YAPILAN DAVACININ, MAAŞ NAKİL İLMÜHABERİNİN 4046 SAYILI YASA´NIN 22. MADDESİNE UYGUN DÜZENLENMEMESİ SONUCUNDA HAK KAYBINA UĞRADIĞINI İLERİ SÜREREK MAAŞ NAKİL İLMÜHABERİNİN YENİDEN DÜZENLENMESİ VE MADDİ ZARARININ FAİZİ İLE BİRLİKTE TAZMİN EDİLMESİNE KARAR VERİLMESİ İSTEMİYLE AÇTIĞI DAVANIN, ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Davacı : A. Ş.

Vekili : Av. A. K.

Davalı : Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğü

O L A Y : Davacı, Selçuklu Telekom Müdürlüğünde iş mevzuatına tabi kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken kurumun özelleştirilmesi nedeniyle 16.2.2007 tarihinde Konya İl Sağlık Müdürlüğü emrine memur olarak atanmıştır.

Davacı vekili, müvekkilinin nakil sırasında bildirilen maaşının eksik hesaplandığı ileri sürerek, yapılan yanlışlığın düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvuru üzerine; Konya İl Telekom Müdürlüğü´nün tesis ettiği 17.6.2008 tarih ve 8129 sayılı işlem ile, bu işleme karşı yaptığı itirazın reddine ilişkin aynı Müdürlüğün 2.9.2008 tarih ve 10215 sayılı işleminin iptali ve yeni kurumu olan Konya il Sağlık Müdürlüğünde göreve başladığı 16.2.2007 tarihinden itibaren maaşında yapılan eksik ödemenin yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle 12.09.2008 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

KONYA 1. İDARE MAHKEMESİ: 11.11.2008 gün ve E:2008/1201, K:2008/1533 sayı ile, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun´un "İdare Mahkemelerinin Görevleri" başlıklı 5.; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun, "İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2.maddesinden bahisle; kural olarak idari yargıda ancak devlet ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabildiği, idare aleyhine dava açılmayıp davalı mevkiinde özel hukuk tüzel kişisinin bulunması durumunda, ortada idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari davanın bulunduğundan söz edilemeyeceği; 1953 tarihli ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesinin kurulduğu, 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu´nun 10.06.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasayla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetlerin, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğünce, telekomünikasyon hizmetlerin ise "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi" tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırıldığı; 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu´nun, 27.01.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa´nın 1.maddesi ile eklenip 12.05.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa´nın 1. maddesi ile değiştirilmiş 1. maddesinin dokuzuncu fıkrasında; "Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom´a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır." hükmünün yer aldığı, 406 sayılı Yasa´nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin ( c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde; Türk Telekomun, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürüteceği belirtildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendinde 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlesinde; Türk Telekom´daki kamu payının %50´nin altına düşmesi halinde, Türk Telekom´un tüm tekel haklarının 31.12.2003 tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olacağı hükmüne yer verildiği, 4502 sayılı Yasa´nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş.nin, 233 sayılı KHK.´nin ekindeki "B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)" bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarıldığı; Türk Telekom A.Ş.´nin; 4502 sayılı Yasa´nın, 29.01.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.01.2000 tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış olmakla birlikte, 14.11.2005 tarihine kadar hisselerinin tamamı kamuya ait bulunan kendine özgü statüye sahip olan kamu kuruluşu niteliğinde bulunduğu; ancak özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.´deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden %55´i, Bakanlar Kurulunun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)´nin %55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.´ ye satılmış bulunduğundan Türk Telekom A.Ş´nin kamu kuruluşu niteliğinin bu tarih itibariyle son bulduğu; o halde; 14.11.2005 tarihi itibariyle kamu kurumu olmayan tamamen özel hukuk hükümlerine tabi bir şirket olan Türk Telekom A.Ş.´nin anılan tarihten sonra tesis ettiği işlemlerin idari işlem olarak görülmesi mümkün olmadığı gibi, davacının kamu personeli olup olmamasının da söz konusu işleme idari nitelik kazandırmayacağı; dava dosyasının incelenmesinden; Türk Telekom A.Ş.´de iş mevzuatına tabi kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken kurumun özelleştirilmesi nedeniyle 16.02.2007 tarihinde Konya İl Sağlık Müdürlüğü emrine memur olarak atanan davacının, nakil sırasında Konya il Telekom Müdürlüğünce bildirilen maaşının eksik hesaplandığını ileri sürerek yapılan yanlışlığın düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvuru üzerine Konya il Telekom Müdürlüğü´nce tesis olunan 17.06.2008 tarih ve 8129 sayılı işlem ile davacının talebinin kısmen karşılandığı, bunun üzerine davacı tarafından, yapılan düzeltmenin yetersiz ve yanlış olduğu ileri sürülerek anılan işleme karşı itirazda bulunulduğu, bu itirazın Konya il Telekom Müdürlüğü´nün 02.09.2008 tarih ve 10215 sayılı işlemi ile reddi üzerine de bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; bu durumda; davacı tarafından, nakil sırasında Konya İl Telekom Müdürlüğünce bildirilen maaşının eksik hesaplandığı ve bildirildiği ileri sürülerek, yapılan yanlışlığın düzeltilmesi istemiyle yapılan başvurular üzerine tesis edilen dava konusu işlemlerin, Türk Telekomdaki kamu hisselerinin %55´inin devrinden sonra tesis edildiği anlaşıldığından, idari işlem olarak görülmesi mümkün olmayan iş bu işlemlerin iptali istemiyle açılan bu davada idari yargı mahkemelerinin değil adli yargı mahkemelerinin görevli bulunduğu gerekçesiyle; davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-a. maddesi hükmü uyarınca görev yönünden reddine karar vermiş; temyiz isteminde bulunan Davacı vekilinin istemi, Danıştay 5. Daire´sinin 26.6.2009 gün ve E:2009/1548, K: 2009/4073 sayılı kararı reddedilerek kararın onanması suretiyle, Mahkeme kararı kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, aynı istemle 01.10.2009 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

KONYA 2. İŞ MAHKEMESİ: 18.01.2010 gün ve E:2009/282 sayı ile, davacı vekilinin, müvekkilinin 16/07/1992 yılından itibaren Türk Telekom A. Ş. Konya il Müdürlüğünde tekniker kadrosunda kapsam dışı işçi statüsünde çalışmakta iken, 2005 yılında askere gittiğini, asker dönüşü ihtiyaç fazlası personel olarak Devlet personel Başkanlığına bildirildiğini, istihdam fazlası personel olarak 16/02/2007 tarihinde ilişiği kesilerek 657 sayılı yasaya tabi memur statüsünde Konya İl Sağlık Müdürlüğünde göreve başladığını, maaş nakil ilmühaberinin eksik hesaplanması nedeni ile maaşının az ödendiğini, İl Sağlık Müdürlüğünde göreve başladığı 16/02/2007 tarihinden geçerli olmak üzere eksik ve yanlış hesaplanan maaştaki ilmühaberinin düzeltilmesi ve aradaki farkın yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesini talep etmiş olduğu; davalı Türk Telekom A.Ş.nin henüz davaya cevap vermediği; davacının, davalı yanında kapsam dışı işçi statüsünde çalışmakta iken 14/11/2005 tarihinde şirketin hisselerinin satışı sonucunda 4046 sayılı kanunun Ek 22.maddesi uyarınca başka kamu kurum ve kuruluşlarında nakil hakkını kullanarak 16/02/2007 tarihinde Konya İl Sağlık Müdürlüğünde 657 sayılı yasaya tabi memur olarak çalışmaya başladığı; davacının, maaşındaki ilmühaberinin geldiği kurumca eksik ve yanlış düzenlemesi nedeni ile eksik maaş aldığı iddiasıyla Konya 1. İdare Mahkemesine açtığı davada, Mahkemece Türk Telekomdaki Kamu hisselerinin %55´inin devrinden sonra işlem tesis edildiği, bu nedenle İdari Yargı Mahkemelerinin görevine girmediği nedeni ile görev yönünden davanın reddine karar verildiği, temyizen inceleme sonucu kararın Danıştay 5. Dairesinin ilamı ile onandığı; davacının, dava açtığı sırada 657 sayılı yasaya tabi memur statüsünde çalıştığı, çalıştığı kurum olan Konya İl Sağlık Müdürlüğünce maaşının eksik ödendiğini iddia ettiği ve geçmişe yönelik eksik ödenen aylıkların yasal faizi ile tahsilini talep ettiği, davalı Türk Telekom A.Ş.nin, 14/11/2005 tarihinde özelleşerek kamu hisselerinin azınlığa düştüğü, istihdam fazlası personelin diğer kamu kurumlarına 4046 sayılı Yasa çerçevesinde dağıtıldığı; davalı Türk Telekom A.Ş. tarafından yapılan işlemin idari nitelikte olmadığı doğru ise de, memur statüsünde çalışan davacının aylığını eksik ödeyen kurumun işleminin idari işlem niteliğinde olduğu, maaş nakil ilmühaberini düzenleme görevi davalı şirkete ait ise de, maaş ödemede bulunacak olan dava dışı İl Sağlık Müdürlüğünün bu ilmühaber ile bağlı olmadığı, denetleme görevinin bulunduğu, aksi halde maaş nakil ilmühaberinin yanlış düzenlenmesi sonucu il Sağlık Müdürlüğünce davacıya fazla maaş ödenmesi gerektiğinin kabulünün gerektiği; davacının talebinin iki yönlü olduğu, eksik düzenlemenin, maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve eksik ödenen aylıkların tahsili olduğu; maaş nakil ilmühaberini düzenlemek davalı şirkete ait ise de, eksik ödenen maaşların tahsilinde muhatabın İl Sağlık Müdürlüğü olduğu, bu yönüyle idari işlemin oluştuğu ve davanın İdare Mahkemelerinin görevine girdiği, maaş nakil ilmühaberi denetleyecek, doğru bir şekilde maaş ödemesinde bulunacak kurumun da yine İl Sağlık Müdürlüğü olduğu, burada hasımın, davacı tarafından bu yönüyle de yanlış gösterildiği, yasal hasımın İl Sağlık Müdürlüğü, giderek Sağlık Bakanlığı olmasının gerektiği, İdare Mahkemesinde yasal hasım düzeltilerek davaya devam edilebileceği; belirtilen nedenlerle açılan davanın idari yargı koluna girdiği, mahkemelerinin görevli olmadığı gerekçesiyle; 2247 sayılı Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dava dosyalarını Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Sıddık YILDIZ, Muhittin KARATOPRAK ve Sedat ÇELENLİOĞLU´nun katılımlarıyla yapılan 05.07.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İş Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa´nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, Türk Telekom A.Ş.´de iş mevzuatına tabi kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken kurumun özelleştirilmesi nedeniyle 16.2.2007 tarihinde Konya İl Sağlık Müdürlüğü emrine memur olarak atanan davacı tarafından, nakil sırasında bildirilen maaşının eksik hesaplandığı ileri sürülerek yapılan yanlışlığın düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvuru üzerine Konya İl Telekom Müdürlüğü´nün tesis ettiği 17.6.2008 tarih ve 8129 sayılı işlem ile, bu işleme karşı yaptığı itirazın reddine ilişkin aynı Müdürlüğün 2.9.2008 tarih ve 10215 sayılı işleminin iptali ve yeni kurumu olan Konya il Sağlık Müdürlüğünde göreve başladığı 16.2.2007 tarihinden itibaren maaşında yapılan eksik ödemenin yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.

1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu´nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa´yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü´nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise, "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)" tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.

27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa´nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa´nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, "Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom´a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır" denilmiş; anılan fıkra hükmü, 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa´nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve "Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom´a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır"; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398 sayılı Kanun´un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır…" denilmiştir.

Öte yandan; 406 sayılı Yasa´nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, "Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür" denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, "Ancak, Türk Telekom´daki kamu payı %50´nin altına düştüğünde, Türk Telekom´un tüm tekel hakları 31.12.2003 tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur" denilmiş; 4502 sayılı Yasa´nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK´nin ekindeki "B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)" bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.

Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel" olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom´un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50´nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır.

Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.´deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55´i, Bakanlar Kurulu´nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)´nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş.´ne satılmıştır.

Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:

Türk Telekom A.Ş.,4502 sayılı Yasa´nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000 tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.

Anılan 4502 sayılı Yasa´nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa´ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, "a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel eliyle yürütülür. Bu personel hakkında bu Kanunda öngörülen hükümler saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur" hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; "a) Personelin statüsü:(Ek ibare: 12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50´nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır.(Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur" hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.

406 sayılı Yasa´nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü´ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve 24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan "Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği" adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.

Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu´na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun´un yürürlüğe girdiği 29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun´un yürürlüğe girdiği 2.7.2004 tarihleri arasında geçerli olmuştur.

Anayasa´nın 128. maddesinde, "Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür" denilmiştir.

406 sayılı Yasa´nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun´la değişik birinci fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…" denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom´da 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.

Olayda, davalının hisse devir (14.11.2005) tarihinde iş mevzuatına tabi Kapsam Dışı personel statüsünde çalışan, 14.4.2006 tarihinde 406 sayılı Kanun´un Ek 29 ve 4046 sayılı Kanun´un 22. maddesi çerçevesinde başka kuruma nakli için Devlet Personel Başkanlığı´na bildirilen ve 16.2.2007 tarihinde Konya İl Sağlık Müdürlüğü emrine memur olarak atanan davacı; nakil sırasında bildirilen maaşının eksik hesaplandığı ileri sürerek yapılan yanlışlığın düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvuru üzerine Konya İl Telekom Müdürlüğü´nün tesis ettiği 17.6.2008 tarih ve 8129 sayılı işlem ile, bu işleme karşı yaptığı itirazın reddine ilişkin aynı Müdürlüğün 2.9.2008 tarih ve 10215 sayılı işleminin iptali ve yeni kurumu olan Konya il Sağlık Müdürlüğünde göreve başladığı 16.02.2007 tarihinden geçerli olmak üzere, eksik ve yanlış hesaplanan maaş nakil ilmühaberinin düzeltilmesi ve aradaki farkın yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle dava açmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun "İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:

"a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları,

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

c) (Değişik : 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar" idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.

İncelenen uyuşmazlıkta, davalının özel hukuk tüzel kişisi olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

Buna göre, davalının hisse devir(14.11.2005) tarihinde iş mevzuatına tabi Kapsam Dışı personel statüsünde çalışan, 406 sayılı Kanun´un Ek 29 ve 4046 sayılı Kanun´un 22. maddesi çerçevesinde 16.2.2007 tarihinde Konya İl Sağlık Müdürlüğü emrine memur olarak atanan davacının, davalı tarafından maaş nakil ilmühaberinin 4046 sayılı Yasa´nın 22. maddesine uygun düzenlenmemesi sonucunda hak kaybına uğradığını ileri sürerek maaş nakil ilmühaberinin yeniden düzenlenmesi ve maddi zararının faizi ile birlikte tazmin edilmesine karar verilmesi istemiyle açtığı davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İş Mahkemesinin başvurusunun reddi gerekmiştir.

S O N U Ç : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 2. İş Mahkemesi´nce 18.01.2010 gün ve E:2009/282 sayı ile yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE 05.07.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 


 

 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2010/34 E.N , 2010/150 K.N.

Özet

4817 SAYILI YABANCILARIN ÇALIŞMA İZİNLERİ HAKKINDA KANUN UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI AÇILAN DAVANIN ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Davacı : H. Ö.

Vekili : Av. E. Ö., Av. D. H. Ö., Av. E. İ., Av. H.Ö. A.

Davalı : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (İzmir Bölge Müdürlüğü )

O L A Y : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İzmir Bölge Müdürlüğü´nün 30.05.2006 gün ve 18761 sayılı işlemi ile, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun´un 4. maddesine muhalefet edilerek, çalışma izni olmayan yabancı uyruklu işçilerin işyerinde bağımlı olarak çalıştırıldığından bahisle, Kanunun 21. maddesine dayanılarak, 21/3. maddesine göre 64.296,00 YTL idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, bu para cezasının kaldırılması istemiyle, adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

İZMİR 7. SULH CEZA MAHKEMESİ: 23.01.2007 gün ve D.İş:2006/198 ve K:2007/30 sayı ile; 19.12.2006 tarih ve 5560 sayılı yasa ile değişikliğe uğrayan 5326 sayılı Kabahatler Yasasının 3/a maddesine göre, Kabahatler Yasasının idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerin diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağının belirlenmesi ve itiraza konu 4857 sayılı iş yasasının 108/son maddesine göre bu yasa hükümlerine göre verilen idari para cezalarına karşı itirazın açıkça idari yargı mercilerine yapılacağının belirlenmesi karşısında, görev kurallarının kamu düzenine ilişkin olduğu göz önüne alınarak 5326 sayılı yasanın 28/1-b maddesi gereği itiraz olunan idari yaptırım kararının Sulh Ceza Mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığı gerekçesiyle; 5560 sayılı yasa ile değişik 5326 sayılı Kabahatler Yasasının 3/a ve 28/1- b maddesi uyarınca görev nedeni ile başvurunun REDDİNE karar vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu defa aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İzmir 3.İdare Mahkemesi; 08.03.2007 gün ve E:2007/356, K.2007/290 sayı ile davanın görüm ve çözümünün, 4817 sayılı Kanunun 21/6. maddesi gereğince sulh ceza mahkemesinin görevine girdiği gerekçesiyle görev yönünden reddine karar vermiş; kararın, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onuncu Dairesi; 17.09.2009 tarih ve E:2007/6030, K:2009/8059 sayı ile, davacı tarafından, 4817 sayılı Yasa uyarınca verilen idari para cezasına karşı ilk önce Sulh Ceza Mahkemesinde açılan davanın, İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesinin kararıyla, idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görev yönünden reddedilmesi üzerine, İzmir 3. idare Mahkemesinde bakılan davanın açıldığı; İdare Mahkemesince de, 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi uyarınca, uyuşmazlığı çözmekte Sulh Ceza Mahkemesinin görevli olduğu sonucuna ulaşılması nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulması gerekirken, davanın görev yönünden reddine karar verildiği bu nedenle, temyize konu İdare Mahkemesi kararının, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanuna aykırı bulunduğu gerekçesiyle Mahkeme kararını bozmuştur.

İZMİR 3. İDARE MAHKEMESİ: 23.12.2009 gün ve E: 2009/1801 sayı ile; yeniden esas kaydına alınan dava dosyası incelenerek ve bozma kararına uyularak işin gereği görüşüldüğü; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun´un 19.maddesi hükmüne yer verdikten sonra; davanın, davacıya 4817 sayılı yasa uyarınca para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açıldığı; 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun´un, dava tarihinde yürürlükteki şekliyle, 21/6. maddesinde, "Bu Kanunda öngörülen idari para cezaları gerekçesi belirtilmek suretiyle Bakanlık: bölge müdürlüğünce ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. İdari para cezaları tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde vergi daireleri veya mal müdürlüklerine ödenir. İlgililer cezaya bu süre içinde yetkili sulh ceza mahkemesi nezdinde itiraz edebilir ... " hükmüne yer verildiği; dosyanın incelenmesinden, davacının çalışma izni olmayan yabancı uyruklu işçileri bağımlı olarak çalıştırmak suretiyle, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun´un 4. maddesine muhalefet edildiği gerekçesiyle, 4817 sayılı Yasanın 21. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verilen para cezasının iptali istemiyle açıldığının anlaşıldığı; öte yandan, dava konusu işlemin iptali istemiyle, İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesi´nde işlemin tebliğ tarihinden itibaren 10. günde açılan davada, mahkemece 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre hüküm tesis edilerek, idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş ise de; dava konusu işlemin 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun hükümlerine göre yapıldığı ve söz konusu kanun hükümleri uyarınca verilecek para cezalarına karşı sulh ceza mahkemesine itiraz edileceğinin açıkça belirtilmiş olması karşısında, bu davanın görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevinde olduğu; diğer yandan, daha sonra 08.02.2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe konulan 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun´un 499.maddesi ile 4817 sayılı Kanunun 2l.maddesi değiştirilerek "18 inci maddeye göre bildirim yükümlülüğünü süresi içinde yerine getirmeyen bağımsız çalışan yabancı ile yabancı çalıştıran işverene her bir yabancı için ikiyüzelli Türk Lirası idari para cezası verilir. / Çalışma izni olmaksızın bağımlı çalışan yabancıya beşyüz Türk Lirası idari para cezası verilir. / Çalışma izni bulunmayan yabancıyı çalıştıran işveren veya işveren vekillerine her bir yabancı için beşbin Türk Lirası idari para cezası verilir. Bu durumda, işveren veya işveren vekili yabancının ve varsa eş ve çocuklarının konaklama giderlerini, ülkelerine dönmeleri için gerekli masrafları ve gerektiğinde sağlık harcamalarını karşılamak zorundadır. / Birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarda sayılan fiillerin tekrarı halinde idari para cezaları bir kat artırılarak uygulanır. / Bu Kanuna göre verilmiş çalışma izni olmaksızın bağımsız çalışan yabancıya ikibin Türk Lirası idari para cezası verilir ve varsa işyeri veya işyerlerinin Bakanlık bölge müdürlerince kapatılması kararı alınarak, bu kararın uygulanması için durum ilgili valiliğe bildirilir. / Tekrarı halinde, varsa işyeri veya işyerlerinin kapatılmasının yanı sıra idari para cezası bir kat artırılarak uygulanır. / Bu Kanuna göre idari para cezası ile cezalandırılan bağımlı veya bağımsız çalışan yabancılar ile yabancı çalıştıran işverenler İçişleri Bakanlığına bildirilir." şekli verilmiş bulunduğu; yapılan bu değişiklik sonrasında ise 4817 sayılı Kanun uyarınca verilecek idari para cezası işlemlerine karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 19.12.2006 tarihli Resmi Gazete´de yayımlanan 5560 sayılı Kanunla değişik 3/a maddesinde "Bu Kanunun; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanır" hükmü, 27. maddenin 1. fıkrasında" İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, Sulh Ceza Mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir " hükmü, 8. fıkrasında ise, " İdari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararlarında da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görülür." hükmünün yer aldığı; 19/12/2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre idari para cezasına ilişkin bir kanunda bu cezaya karşı idare mahkemesinde itiraz edilebileceğinin açıkça belirtilmemesi halinde, itirazı görmek ve çözmek konusunda sulh ceza mahkemesinin görevli olacağı sonucuna varıldığı; belirtilen hukuksal duruma göre de halihazırda bakılan uyuşmazlığın çözümünde sulh ceza mahkemesi görevli olup idare mahkemesinin görevsiz bulunduğu gerekçesiyle; İzmir 7.Sulh Ceza Mahkemesinin Değişik İş: 2006/198, K:2007/30 sayılı dosyası anılan Mahkemeden getirtilerek iş bu başvuru kararı ile dava dosyalarının 2247 sayılı Kanunun 19.maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderilmesine, davanın Uyuşmazlık Mahkemesi´nin karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Sıddık YILDIZ, Muhittin KARATOPRAK ve Sedat ÇELENLİOĞLU´nun katılımlarıyla yapılan 05.07.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…"açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa´nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun´un 4. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle, 21. maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

27.2.2003 tarih ve 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun´un "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, yabancıların Türkiye´deki çalışmalarını izne bağlamak ve bu yabancılara verilecek çalışma izinleri ile ilgili esasları belirlemek olduğu; "İzin alma yükümlülüğü ve izin verme yetkisi" başlıklı 4. maddesinde, Türkiye´nin taraf olduğu ikili ya da çok taraflı sözleşmelerde aksi öngörülmedikçe, yabancıların Türkiye´de bağımlı veya bağımsız çalışmaya başlamadan önce izin almalarının gerektiği; ülke menfaatlerinin gerekli kıldığı hallerde veya mücbir nedenlere bağlı olarak, çalışmaya başlamadan önce ilgili makama bilgi vermek koşuluyla, çalışma süresi bir ayı geçmemek ve Bakanlık onayı alınmak suretiyle çalışma izninin işe başladıktan sonra da verilebileceği hükme bağlanmış; 21. maddesinde, idari para cezasının hangi hallerde verileceği ve verilecek idari para cezası miktarları belirtildikten sonra, bu Kanunda öngörülen idari para cezalarının gerekçesi belirtilmek suretiyle Bakanlık bölge müdürlüğünce ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, idari para cezalarının tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde vergi daireleri veya mal müdürlüklerine ödeneceği, ilgililerin cezaya bu süre içinde yetkili sulh ceza mahkemesi nezdinde itiraz edebilecekleri, başvurunun, cezanın takip ve tahsilini durdurmayacağı öngörülmüşken, bu madde, 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun´un 499. maddesiyle, "18 inci maddeye göre bildirim yükümlülüğünü süresi içinde yerine getirmeyen bağımsız çalışan yabancı ile yabancı çalıştıran işverene her bir yabancı için ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Çalışma izni olmaksızın bağımlı çalışan yabancıya beşyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Çalışma izni bulunmayan yabancıyı çalıştıran işveren veya işveren vekillerine her bir yabancı için beşbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu durumda, işveren veya işveren vekili yabancının ve varsa eş ve çocuklarının konaklama giderlerini, ülkelerine dönmeleri için gerekli masrafları ve gerektiğinde sağlık harcamalarını karşılamak zorundadır.

Birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarda sayılan fiillerin tekrarı hâlinde idarî para cezaları bir kat artırılarak uygulanır.

Bu Kanuna göre verilmiş çalışma izni olmaksızın bağımsız çalışan yabancıya ikibin Türk Lirası idarî para cezası verilir ve varsa işyeri veya işyerlerinin Bakanlık bölge müdürlerince kapatılması kararı alınarak, bu kararın uygulanması için durum ilgili valiliğe bildirilir.

Tekrarı hâlinde, varsa işyeri veya işyerlerinin kapatılmasının yanı sıra idarî para cezası bir kat artırılarak uygulanır.

Bu Kanuna göre idarî para cezası ile cezalandırılan bağımlı veya bağımsız çalışan yabancılar ile yabancı çalıştıran işverenler İçişleri Bakanlığına bildirilir" şeklinde değiştirilmiştir. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Olayda, para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun´da yapılan değişiklikle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nce, sözü edilen Kanun´un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu´nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesinde

"(1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu´nun; İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun´un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4817 sayılı Kanun´da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun´un 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesi´nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 3. İdare Mahkemesi´nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesi´nin 23.01.2007 gün ve D.İş:2006/198 ve K:2007/30 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 05.07.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 


 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2010/19 E.N , 2010/144 K.N.

Özet

4857 SAYILI KANUN UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI YAPILAN İTİRAZIN ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİNİN GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Davacı : Alkım Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti.

Vekili  : Av. N. Ö.

Davalı : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

O L A Y : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü´nün 29.1.2007 gün ve 5427 sayılı işlemi ile, 4857 sayılı İş Kanunu´nun 77, 78 ve 86. maddelerine muhalefet edildiğinden bahisle 108. maddesine dayanılarak 105. maddesine göre 6.130 YTL idari para cezası verilmiştir.

Davacı şirket temsilcisi, para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

BÜYÜKÇEKMECE 2. SULH CEZA MAHKEMESİ: 19.03.2007 gün ve E: 2007/246, K:2007/69 sayı ile, 4857 Sayılı İş Kanunun 108/2 maddesinde bu kanuna göre verilen idari para cezalarının tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde İdare Mahkemesine itiraz edilebileceğinin izah edildiği; Davacının davasını, 5236 Sayılı Kabahatler Kanunun 27. maddesine istinaden ikame ettiği; 5271 Sayılı Yasanın 3. maddesi gereğince Sulh Ceza Mahkemelerinin görevinin, 5235 sayılı yasanın 10. maddesiyle belirlendiği, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 Sayılı yasanın 27. maddesinde de idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı Sulh Ceza Mahkemelerine başvurulabileceğinin belirtilmiş olduğu, dava konusu olayda, 5326 Sayılı yasanın 1. maddesinde düzenlenen Kabahat karşılığında uygulanan bir idari yaptırım bulunmadığı gibi, 5326 Sayılı Kanun genel bir yasa olup, bu kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatlerde de uygulanacağı hükmünü içeren 3. maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği, 06.12.2006 tarihinde kabul edilen 5560 Sayılı kanunun 31. maddesiyle 5326 Sayılı Kabahatler Yasasının 3. maddesinin " İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerin diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanır." şeklinde değiştirildiği, 4857 sayılı İş Kanunun halen yürürlükte bulunduğu; başvuru konusu idari yaptırım kararının, Sulh Ceza Mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

Bu kez Davacı vekili, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 8. İDARE MAHKEMESİ: 29.02.2008 gün ve E:2007/1286, K: 2008/442 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 2. maddesinde, Kanunların karşılığında idari yaptırım öngördüğü haksızlıklar kabahat olarak tanımlanmış, 3. maddesinde; idari yaptırım kararlarına karşı diğer Kanunlarda aksine hüküm. bulunmaması halinde bu Kanunun "Kanun yollarına" ilişkin hükümlerinin uygulanacağı ve 16. maddesinde Kabahat karşılığında uygulanacak idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğu belirtildikten sonra 27.maddesinin 1. fıkrasında; idari para cezasına karşı kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde Sulh Ceza Mahkemesine başvurulabileceği ve 8. fıkrasında ise idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceğinin hükme bağlanmış olduğu; aktarılan bu hükümlerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda ilgililer hakkında verilen idari para cezaları ve diğer idari yaptırımlara karşı kendi Kanununda idari yargı yoluna başvurulabileceğine dair açık bir hüküm bulunmaması halinde, bu yaptırımlar için ( bu kanunun 27. maddesinin 8. fıkrası hükmü hariç) Sulh Ceza Mahkemesine başvurulması gerektiğinin anlaşılmakta olduğu; bu arada 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına dair Kanunun yürürlüğe girdiği, kimi kanunlardaki idari para cezalarına, idare mahkemelerine itiraz edileceğine dair kanun yolunun 5728 sayılı bu kanunla yürürlükten kaldırıldığı; bakılan davada, davacıya 4857 sayılı Kanunun 77-78 ve 86. maddeleri uyarınca para cezası verildiğinin görüldüğü, bu ceza için kendi kanununda idari yargı merciilerine itiraz edileceğine dair açık bir hüküm bulunmadığından, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün 5326 Sayılı Kanunun 27/1. maddesi gereğince adli yargı merciine ait olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle; görevsizlik kararı vermiş, bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, aynı istemle ikinci kez adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

BÜYÜKÇEKMECE 2. SULH CEZA MAHKEMESİ: 14.05.2009 gün ve E:2008/1007, K:2009/308 sayı ile; muteriz vekili tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı´nın 29.01.2007 tarih ve 5427 sıra nolu idari para cezasına yönelik itirazı üzerine dosyanın mahkemelerine gelmiş olmasıyla birlikte, mahkemelerine ait 2007/246 Esas- 2007/69 Karar nolu dava dosyasında, muterizin Alkım Tekstil Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. Olduğu, karşı tarafın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olduğu, 29.01.2007 tarih ve 5427 sayılı idari para cezasına ilişkin karara itiraz edildiği, itirazın görev yönünden red edildiğinin anlaşıldığı, İstanbul 8. İdare Mahkemesinin 2007/1286 Esas-2008/442 Karar nolu dava dosyası incelendiğinde ise, davacısının Alkım Tekstil San. Ve Tic. Ltd. Şti. olduğu, davalısının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olduğu, 29.01.2007 gün ve 5427 sayılı işlem ile idari para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali hususunda açılmış davanın görev yönünden reddine karar verilmiş olduğunun anlaşıldığı ve mahkemeleri ile İstanbul 8. İdare Mahkemesi arasında olumsuz yönde görev uyuşmazlığı meydana gelmiş olduğunun anlaşılmasıyla, öncelikle davanın esasına girilebilmesi için uyuşmazlığın halli gerektiğinden, yargılamanın bu aşamada durdurularak uyuşmazlığın halli için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine dair hüküm tesisinin uygun görüldüğü; gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; her ne kadar mahkemelerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü tarafından 29.01.2007 tarih ve 5427 sayılı idari para cezasına ilişkin tutanağa itiraz için başvurulmuş ise de; aynı idari yaptırım kararı tutanağına, mahkemelerine ait 2007/246 esas, 2007/69 karar nolu dava dosyasında da itirazda bulunulduğu ve görev yönünden red kararı verildiği; yine aynı idari para cezasına ilişkin tutanağın iptali hususunda İstanbul 8.İdare Mahkemesi´nde 2007/1286 esas ve 2008/442 karar nolu dava dosyasında iptal davası açıldığı ve bu davanın da görev yönünden reddedildiğinin anlaşıldığı; görev hususunda olumsuz uyuşmazlık meydana gelmiş olduğu, bu uyuşmazlık halledilmeden yeniden bu dosyada itirazda bulunulduğu tespit edilmekle, yargılamanın bu aşamada DURMASINA, İstanbul 8.İdare Mahkemesi´nin 2007/1286 esas ve 2008/442 karar nolu dava dosyası ile mahkemelerine ait 2007/246 esas, 2007/69 karar nolu dava dosyasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının halli için dosyanın UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Sıddık YILDIZ, Muhittin KARATOPRAK ve Sedat ÇELENLİOĞLU´nun katılımlarıyla yapılan 05.07.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği..." açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

2247 sayılı Yasa´nın 19. maddesindeki "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler." hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi´ne başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi´nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi´ne başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli ve idari yargı yerlerince, görevsizlik kararı verilmekle birlikte, kararların kesinleşmesinden sonra, Davacı vekili tarafından, para cezasına karşı ikinci kez adli yargı yerinde itirazda bulunulması üzerine Mahkemece, 14.05.2009 gün ve E:2008/1007, K:2009/308 sayılı karar ile, taraflardan birisinin talebi olduğuna ilişkin bir dilekçe sunulmadan; İstanbul 8. İdare Mahkemesi´nin E:2007/1286, K:2008/442 sayılı dava dosyası ile Mahkemelerine ait E:2007/246, K:2007/69 sayılı dava dosyaları arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için re´sen Uyuşmazlık Mahkemesi başvurulmuştur.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa´da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Büyükçekmece 2. Sulh Ceza Mahkemesi´nce yapılan başvurunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi´nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi´nin kuruluş amacına uygun olacağından ve usule ilişkin başka bir noksanlık da bulunmadığı anlaşıldığından, İstanbul 8.İdare Mahkemesi´nin E:2007/1286, K:2008/442 sayılı dava dosyası ile Büyükçekmece 2. Sulh Ceza Mahkemesi ait E:2007/246, K:2007/69 sayılı dava dosyaları arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, 4857 sayılı Kanun´a göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

4857 sayılı İş Kanunu´nun 108. maddesinin 2. fıkrasında, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüşken, 8.2.2008 gün ve 26781 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanan 23.1.2008 gün ve 5728 sayılı Kanun´un 578. maddesinin öö bendi ile, 22.5.2003 tarihli ve 4857 sayılı Kanun´un 108 inci maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış; son olarak anılan madde 15.5.2008 tarihli 5763 sayılı Kanun´un 10. maddesiyle, "Bu Kanunda öngörülen idari para cezaları, 101 ve 106 ncı maddelerdeki idari para cezaları hariç, gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürünce verilir. 101 ve 106 ncı maddeler kapsamındaki idari para cezaları ise doğrudan Türkiye İş Kurumu İl Müdürü tarafından verilir ve genel esaslara göre tahsil edilir. 106 ncı maddeye göre verilecek idari para cezası için, 4904 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin (h) bendindeki tutar esas alınır" şeklinde değiştirilmiş; madde hükmü 26.5.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu´nda idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır.

Öte yandan; 30.3.2005 gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 6.12.2006 gün ve 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, " (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır"; Kanunun "Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise, "İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır.

Bu düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu´nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının, 5326 sayılı Kanun´un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4857 sayılı İş Kanunu´nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacak olması nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Büyükçekmece 2. Sulh Ceza Mahkemesi´nin 14.05.2009 gün ve E:2008/1007, K:2009/308 sayılı başvurusunun kabulü ile aynı Mahkeme´ce verilen 19.03.2007 gün ve E: 2007/246, K:2007/69 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Büyükçekmece 2. Sulh Ceza Mahkemesi´nin 14.05.2009 gün ve E:2008/1007, K:2009/308 sayılı BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile aynı Mahkeme´ce daha önce verilen 19.03.2007 gün ve E:2007/246, K:2007/69 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 05.07.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 



 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2010/106 E.N , 2010/136 K.N.

Özet

4857 SAYILI İŞ KANUNU UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI AÇILAN DAVANIN, ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Ordu İl Müdürlüğü´nün 17.7.2009 gün ve 311720 sayılı işlemi ile, 4857 sayılı İş Kanunu´nun 30. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle 108. maddesine dayanılarak 101. maddesine göre idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.                                                                                

FATSA SULH CEZA MAHKEMESİ; 10.9.2009 gün ve D. İş:2009/404 sayı ile, itiraz eden vekilinin dilekçesi ile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Ordu İl Müdürlüğü´nün 17.7.2009 tarihli idari para cezasına itiraz ettiğinin anlaşıldığı, Türkiye İş Kurumu Ordu İl Müdürlüğü´nden idari para cezasına dayanak evrakların celp edildiği, incelendiğinde, 4857 sayılı Kanun´un 5378 sayılı Kanun´la değişik 101. ve 30. maddeleri gereğince itirazcı şirkete gerekli sayıda özürlü işçi çalıştırmamaktan para cezası verildiğinin anlaşıldığı, her ne kadar 5326 sayılı Kabahatler Kanunu yürürlüğe girdikten sonra genel nitelikte verilen idari para cezalarına itirazları inceleme yetkisi sulh ceza mahkemelerine verilmiş ise de; 5326 sayılı Kanun´un 3. maddesinde yapılan değişiklikten sonra kanunlarında özel düzenleme olduğu takdirde itirazları inceleme yetkisinin özel düzenlemede belirtilen mahkemeye ait olacağı hükmü getirildiğinden ve akabinde 4857 sayılı İş Kanunu´nun 108. maddesinin 2. fıkrası 5378 sayılı Kanun´la değiştirilerek, bu Kanun gereğince verilen idari para cezalarına 7 gün içerisinde idare mahkemelerinde itiraz edileceği belirtildiğinden; bu konuda özel düzenleme ile idare mahkemelerinin görevli kılındığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ORDU İDARE MAHKEMESİ; 2.3.2010 gün ve E:2010/58 sayı ile, davacı Avrasya Özel Sağlık Hizmetleri ve Hastanesi  A.Ş. vekili tarafından, 4857 sayılı İş Kanunu´nun 5378 sayılı Kanun´la değişik 108. maddesine dayanılarak 101. maddesi uyarınca eski hükümlü ve özürlü işçi çalıştırılmadığından bahisle verilen toplam 40.527.-TL idari para cezasına ilişkin 17.7.2009 tarih ve 311720 sayılı işlemin iptali istemiyle dava açıldığı, dosyanın incelenmesinden; davacı şirkete dava konusu işlemle, 4857 sayılı İş Kanunu´nun 30. maddesine göre çalıştırmak zorunda olduğu eski hükümlü ve özürlü işçi kontenjan açığını kapatmaması nedeniyle aynı Kanunun 5378 sayılı Kanun´la değişik 108. maddesine dayanılarak 101. maddesi uyarınca toplam 40.527.-TL idari para cezası verildiği, davacı şirket vekilinin anılan para cezasının iptali istemiyle Fatsa Sulh Ceza Mahkemesi´nde açtığı davanın, anılan Mahkemenin 10.9.2009 gün ve Değişik İş E:2009/404 sayılı kararıyla idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görev yönünden reddedildiği, akabinde de Mahkemelerinde görülmekte olan davanın açıldığının anlaşıldığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun muhtelif maddelerinden söz ederek, 4857 sayılı İş Kanunu´nun 101. maddesinde, bu Kanunun 30. maddesindeki hükümlere aykırı olarak özürlü ve eski hükümlü çalıştırmayan işveren veya işveren vekiline çalıştırmadığı her özürlü ve eski hükümlü ve çalıştırılmadığı her ay için yediyüzelli milyon lira para cezası verileceği, 108. maddesinde ise, bu Kanunda öngörülen idari para cezalarının, 101 ve 106. maddelerdeki idari para cezaları hariç, gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürünce verileceği, 101 ve 106. maddeler kapsamındaki idari para cezalarının ise doğrudan Türkiye İş Kurumu İl Müdürü tarafından verileceği ve genel esaslara göre tahsil edileceği, 106. maddeye göre verilecek idari para cezası için, 4904 sayılı Kanun´un 20. maddesinin (h) bendindeki tutarın esas alınacağının düzenlendiği, dava konusu uyuşmazlığa uygulanacak ilgili Yasada idari yargı merciine dava açılabileceğine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmaması nedeniyle dava konusu idari para cezasının görüm ve çözüm yerinin Mahkemeleri değil, görevsizlik kararı veren Fatsa Sulh Ceza Mahkemesi olduğu sonucuna ulaşıldığı, bu nedenlerle, 2247 sayılı Yasa´nın 19. maddesi uyarınca Fatsa Sulh Ceza Mahkemesi´nce verilen görevsizlik kararı üzerine Mahkemelerinde açılan davada, görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi´ne başvurulmasına, Uyuşmazlık Mahkemesi´nce bu konuda karar verilinceye kadar davanın incelenmesinin ertelenmesine ve bu kararla birlikte dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Sıddık YILDIZ, Muhittin KARATOPRAK ve Sedat ÇELENLİOĞLU´nun katılımlarıyla yapılan 7.6.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre:

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…" açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare Mahkemesince, idari yargı dosyası ile birlikte adli yargı dosyası da gönderilmek suretiyle 2247 sayılı Yasa´nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ´un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, 4857 sayılı Kanun´a göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

4857 sayılı İş Kanunu´nun 108. maddesinin 2. fıkrasında, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüşken, 8.2.2008 gün ve 26781 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanan 23.1.2008 gün ve 5728 sayılı Kanun´un 578. maddesinin öö bendi ile, 22.5.2003 tarihli ve 4857 sayılı Kanun´un 108 inci maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış; son olarak anılan madde 15.5.2008 tarihli 5763 sayılı Kanun´un 10. maddesiyle, "Bu Kanunda öngörülen idari para cezaları, 101 ve 106 ncı maddelerdeki idari para cezaları hariç, gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürünce verilir. 101 ve 106 ncı maddeler kapsamındaki idari para cezaları ise doğrudan Türkiye İş Kurumu İl Müdürü tarafından verilir ve genel esaslara göre tahsil edilir. 106 ncı maddeye göre verilecek idari para cezası için, 4904 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin (h) bendindeki tutar esas alınır" şeklinde değiştirilmiş; madde hükmü  26.5.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu´nda idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır.

Öte yandan; 30.3.2005 gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 6.12.2006 gün ve 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, " (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır"; Kanunun "Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise, "İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır.

Bu düzenlemelere göre;  Kabahatler Kanunu´nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının, 5326 sayılı Kanun´un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4857 sayılı İş Kanunu´nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacak olması nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ordu İdare Mahkemesi´nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Fatsa Sulh Ceza Mahkemesi´nin 10.9.2009 gün ve D.İş:2009/404 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 7.6.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 


 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2009/179 E.N , 2010/74 K.N.

Özet

TÜRK TELEKOM İLE SÖZLEŞMELİ PERSONELİ ARASINDA ÖZELLEŞTİRME TARİHİNDEN SONRA DOĞAN UYUŞMAZLIĞIN ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Davacı, Trabzon İl Telekom Müdürlüğü´ne verdiği 16.8.2006 günlü dilekçesinde, Türk Telekom´da teknik amir olarak çalışmakta iken 25.9.1997 tarihinde tekniker pozisyonuna geçtiğini, 2.10.2000 tarihinde İş Kanununa tabi personel olarak çalışmak üzere müracaatta bulunduğunu, ancak; ilgili tebliğler gözardı edilerek teknik uzman olarak İş Kanununa geçişinin engellendiğini, konunun incelenerek 2.10.2000 tarihinden bugüne kadar uğramış olduğu maddi(maaş, ikramiye vs.) kaybın faizi ile birlikte telafi edilmesi, başka kamu kurumuna geçiş ücretinin de buna göre düzeltilmesi ve unvanının verilmesi için gereğinin yapılmasını istemiştir.

Trabzon İl Telekom Müdürlüğü´nce davacıya gönderilen 12.9.2006 gün ve 23855 sayılı yazıda, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre sözleşmeli statüde tekniker olarak çalışmakta iken, 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanan 4502 sayılı Kanun´un geçici 4 üncü maddesi uyarınca iş mevzuatına tabi personel statüsünde göreve devam etmek için talepte bulunduğu, ancak iş mevzuatına aynı unvanda geçirilmek istendiğinden bahisle bu talebinden vazgeçtiği, şimdi ise Unvan Yükselmelerinde Uygulanacak Esasların Geçici 5 inci maddesi gereğince iş mevzuatına tabi teknik uzman pozisyonuna atama yapılmadığından bahisle unvan ve ücret yönünden mağdur edildiği hususundaki 16.8.2006 tarihli dilekçesine istinaden sicil ve dosyasının incelendiği, 18.7.1977 tarihinde teknisyen olarak göreve başladığı, 1.10.1986 tarihinde başteknisyen pozisyonuna, 19.8.1991 tarihinde teknik amir pozisyonuna, 23.9.1997 tarihinde de isteği üzerine tekniker pozisyonuna atandığının tespit edildiği, buna göre; dilekçede belirtildiği gibi, unvan yükselmek suretiyle 4502 sayılı Kanun´un geçici 4 üncü maddesi uyarınca iş mevzuatına tabi personel statüsüne geçirilmek kaydıyla teknik uzman pozisyonuna atanma talebinin olmadığı, sadece anılan Kanun uyarınca iş mevzuatına tabi personel statüsünde göreve (aynı unvanda) devam etmek istediği hususunda talebinin bulunduğu, daha önce teknik amir pozisyonunda çalışmakta iken, tekniker pozisyonuna atanması nedeniyle Türk Telekomünikasyon A.Ş. Unvan Yükselmelerinde Uygulanacak Esasların Geçici 5 inci maddesi gereğince iş mevzuatına geçirilerek teknik uzman pozisyonuna atanmasında yönetmelik açısından engel bir halin olmadığı; ayrıca; Şirketlerinde boş pozisyonların iptal edilmiş olması ve görülen lüzum üzerine Türk Telekomünikasyon A.Ş. Unvan Yükselmelerinde Uygulanacak Esasların geçici 5 inci maddesi gereğince iş mevzuatına geçiş ve atama işlemleri için Ünitelerine pozisyon ilave edildiği hususunun görev yapılan birime tebliğ edildiği halde teknik uzman pozisyonuna atanması hususunda da herhangi bir talebinin bulunmadığının tespit edildiği, Şirketlerinde 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (II) sayılı cetvele dahil tekniker pozisyonunda, sözleşmeli statüde çalışmakta iken, 406 sayılı Kanun´un Ek: 29 uncu maddesi uyarınca 4046 sayılı Kanun´un 22. maddesi çerçevesinde başka kamu kurum ve kuruluşlarına nakil talebinde bulunduğu ve bu talebe istinaden kurumlar arası nakil yolu ile Trabzon Ulaştırma Bölge Müdürlüğü emrine tekniker olarak naklen atandığı ve 5.7.2006 tarihinde yeni Kurumda göreve başladığı tarih itibariyle de Şirketleri ile ilişiği kesildiğinden, teknik uzman pozisyonuna atanma ve unvan itibariyle de uğramış olunan maddi(maaş, ikramiye vs) kaybı hususunda Ünitelerince yapılacak herhangi bir işlem bulunmadığı belirtilmiştir.

Davacı, dava dilekçesinde, başvurusu üzerine davalı tarafından tesis edilen 12.9.2006 gün ve 23855 sayılı işlemden söz ederek, idarenin 2.10.2000 tarihli dilekçesine karşılık 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanan 4502 sayılı Kanun´un geçici 4.  maddesi uyarınca ve ayrıca Unvan Yükselmelerinde Uygulanacak Esasların Geçici 5. maddesine göre teknik uzman olarak iş mevzuatına geçirilmesi gerekirken, tekniker olarak iş mevzuatına geçmesi teklif edilerek iş mevzuatına geçmesinin engellenmesi sebebiyle uğramış olduğu maddi zararın(maaş+ikramiye) yasal faizi ile birlikte tahsiline ve alması gereken unvanın verilmeyerek başka kamu kurumuna taban unvanla (tekniker) nakledilişinin iptal edilerek teknik uzman unvanıyla geçişine karar verilmesi ve maaşının bu unvana göre yeniden tespit edilerek uygulanmasına karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

TRABZON İDARE MAHKEMESİ; 14.3.2007 gün ve E:2006/2383, K:2007/596 sayı ile, davanın, Trabzon İl Telekom Müdürlüğü´nde tekniker olarak çalışmakta olan davacının, 2.10.2000 tarihinde İş Kanununa tabi personel olarak çalışmak üzere müracaatta bulunmasından sonra kendisinin de yönetim kurulunca belirlenmiş olan Unvan ve Yükselmelerde Uygulanacak Esaslara göre teknik uzman olarak iş mevzuatına geçirilmesi gerektiğinden, kendisine teknik uzman unvanının verilmesi ve 2.10.2000 tarihinden itibaren devam eden yanlış uygulamadan dolayı uğradığı maddi zararlarının yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle açıldığı, 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu´nun 1. maddesinin 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa´nın 1. maddesiyle değişik 1. fıkrasında, "Posta ve telgraf tesis işletmesine ilişkin hizmetler T.C. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğünce (P.İ.), Telekomünikasyon hizmetleri ise Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket) tarafından yürütülür", aynı maddenin 4673 sayılı Yasa ile değişik 2. fıkrasında, "Şirkette kamu payı %50´nin altına düşünceye kadar ana sözleşmede yapılacak değişikliklerde Ulaştırma Bakanının görüşü alınır", 4502 sayılı Yasa ile eklenen 6. fıkrada, "Telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesi ve telekomünikasyon altyapısı tesisi ve işletilmesi bu Kanuna tabidir", 7. fıkrada, "Türk Telekom, bu kanun çerçevesinde her türlü telekomünikasyon hizmetlerini yürütmeye ve telekomünikasyon altyapısını işletmeye yetkilidir", 8. fıkrada, "Türk Telekom´un söz konusu yetkiye ilişkin hak ve yükümlülükleri Bakanlık ile imzalanacak görev sözleşmesi ve/veya görev sözleşmeleri ile belirlenir. Türk Telekom, görev sözleşmelerinde belirlenen asgari hizmetleri sunmakla yükümlüdür", aynı maddenin 4673 sayılı Yasa ile değişik 9. fıkrasında, "Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekoma uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır" hükümlerine yer verilerek Türk Telekom´a özgü farklı bir statü oluşturulduğu, öte yandan, Türk Telekom´un, hisselerinin tamamı Hazineye ait bulunmakta iken, Bakanlar Kurulu´nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi(Türk Telekom)´nin %55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İIişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar" uyarınca, %55 oranındaki hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmiş bulunduğu, böylece Türk Telekom´un, 406 sayılı Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirket olup, hisse devir işlemleri tamamlanarak özelleşmiş bulunduğu ve dolayısıyla kamu kurum ve kuruluşlarına uygulanan mevzuatın Türk Telekom´a uygulanmadığı, dava dosyasının incelenmesinden, davalı şirkete bağlı Trabzon İl Telekom Müdürlüğü´nde tekniker olarak çalışmakta olan davacının, davacı şirketin özelleştirme kapsamına alınması üzerine 4046 sayılı Yasa gereğince davacının diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakil talebinde bulunduğu, bunun üzerine davacının isminin tekniker unvanıyla Devlet Personel Başkanlığı´na bildirildiği, Başkanlıkça, davacının Ulaştırma Bakanlığı emrine (Trabzon/ taşra) tekniker olarak naklen atamasının yapıldığı ve 5.7.2006 tarihi itibariyle davacı şirketle ilişiğinin kesildiği, daha sonra davacı şirkete Bakanlar Kurulu kararıyla tekniker pozisyonunun ihdas edilmesi üzerine, genel ihtiyaçlar çerçevesinde ve davacının da isteği göz önünde bulundurularak tekniker olarak  atamasının yapılması üzerine bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı, uyuşmazlık konusu olayda, Türk Telekomünikasyon A.Ş.´deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden %55´i, Bakanlar Kurulunun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)´nin %55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar´ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile Ojer Telekomünikasyon A.Ş.´ne satılmış olup, kamu kurum ve kuruluşlarına uygulanan mevzuat hükümlerinin artık söz konusu şirkete uygulanma imkanı bulunmadığından, Türk Telekom hisselerinin devrinin fiilen gerçekleştiği tarihten sonra 12.9.2006 tarihinde tesis edilen işleme karşı açılan davanın görüm ve çözümünün adli yargı mercilerine ait bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, DANIŞTAY BEŞİNCİ DAİRESİ´nin 24.10.2008 gün ve E:2007/4430, K:2008/5135 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez, idarenin 12.9.2006 gün ve 23855 sayılı, tekniker (399 sayılı KHK´ye göre sözleşmeli statü) görevinden teknik uzman(iş mevzuatına tabi, kapsam dışı) göreve atanma isteminin reddine dair işleminin iptali, 2.10.2000 tarihine kadar olduğu gibi 2.10.2000 tarihinden sonrada İş Kanununa tabi emsali teknik uzmanın görevlerini yaptığı için bu tarih itibariyle teknik uzman sayılmasına ve bu tarih itibariyle uğramış olduğu maddi kayıplarının yasal faizi ile birlikte fazlaya ilişkin hak ve ıslahı talep hakkı saklı kalmak kaydıyla uğradığı 1.000,00TL zararın tazmini istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

TRABZON İŞ MAHKEMESİ; 22.4.2009 gün ve E:2009/119, K:2009/200 sayı ile, davacının, dava dilekçesi ile, davalı idarenin 12.9.2006 tarih ve 023855 sayılı, tekniker(399 sayılı KHK´ye göre sözleşmeli statü) görevinden teknik uzman(iş mevzuatına tabi, kapsam dışı) görevine atanma isteminin reddine dair işleminin iptaline ve İş Kanununa geçmek üzere müracaat ettiği 2.10.2000 tarihe kadar olduğu gibi bu tarihden sonrada İş Kanununa tabi emsali teknik uzmanın görevini yaptığı için bu tarih itibariyle teknik uzman sayılmasına ve bu tarih itibariyle uğramış olduğu maddi kaybının yasal faizi ile birlikte fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00TL zararının davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesini talep ve dava ettiği, davalı kurum vekili cevap dilekçesi ile, davacının davalının Erişim Şebekeleri Müdürlüğünde 399 sayılı KHK´ya göre sözleşmeli statüde tekniker olarak çalışmakta iken 406 sayılı Kanun´un Ek 29. maddesi uyarınca 4046 sayılı Kanun´un 22. maddesi çerçevesinde başka kamu kurum ve kuruluşlarına nakil talebinde bulunması nedeniyle 18.4.2006 tarihinde Devlet Personel Başkanlığı´na bildirimi yapılan ve bu Kurum tarafından Ulaştırma Bakanlığı´na bağlı Trabzon Ulaştırma Müdürlüğü´ne atanarak 5.7.2006 tarihinde göreve başlaması nedeniyle aynı tarih itibari ile ayrılışı sağlanan davacının, müvekkili şirket aleyhine açtığı işbu davanın hukuki dayanağının bulunmadığını ve 406 sayılı Kanun´un Ek 29. maddesi ile 4046 sayılı Kanun´un 22. maddesi çerçevesinde başka kamu kurum ve kuruluşlarına naklen ataması yapılan davacının geriye dönük hak iddia etmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın reddini savunduğu, davanın, idarenin iş mevzuatına geçmeye yönelik talebinin reddine dair kararının iptaline ilişkin olduğu, davacının sicil dosyası ve işyeri dosyasının celp edildiği, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacının davalı işyerinde çalışırken iş mevzuatına geçmediği, sürekli sözleşmeli statüde çalıştığı, iş mevzuatına tabi bir çalışmasının bulunmadığı, memur ve sözleşmeli personel statü hukukunu ilgilendirdiğinden idare ile çıkacak olan uyuşmazlığın iş mahkemesinde değil idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği, Uyuşmazlık Mahkemesi´nin 1995/1 Esas, 1996/1 Karar sayılı ilke kararında, özelleştirme kapsamında olsun yada olmasın kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli personel statüsünde çalışanların, kurumları ile olan ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğunun hükme bağlandığı, salt kurumun özelleşmesinin, davacının anlatılan statüdeki çalışması nedeniyle iş mevzuatının uygulanmasını gerektirmediği, bu nedenlerle, davanın görev yerinin idari yargı olduğu sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Nüket YOKLAMACIOĞLU, Muhittin KARATOPRAK ve Gürbüz GÜMÜŞAY´ın katılımlarıyla yapılan 5.4.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece idari yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ´un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Mehmet AKKAYA´nın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre sözleşmeli statüde tekniker olarak çalışmakta olan davacının, teknik uzman pozisyonuna atanması ve unvan itibariyle de uğramış olduğu maddi(maaş, ikramiye vs.) kaybının giderilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin Trabzon İl Telekom Müdürlüğü´nün 12.9.2006 gün ve 23855 sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu´nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa´yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü´nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)" tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.

27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa´nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa´nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, "Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom´a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır" denilmiş; anılan fıkra hükmü 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa´nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve "Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom´a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır"; Ek 29. maddesinin 3.7.2005 gün ve 5398 sayılı Kanun´un 14. maddesi ile değişik birinci fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen aslî ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır…" denilmiştir.

Öte yandan; 406 sayılı Yasa´nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde, "Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür" denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendine 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede, "Ancak, Türk Telekom´daki kamu payı %50´nin altına düştüğünde, Türk Telekom´un tüm tekel hakları 31.12.2003 tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur" denilmiş; 4502 sayılı Yasa´nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK´nin ekindeki "B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)" bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.

Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar "tekel" olarak yürütmekle görevli kılınan ve çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom´un, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50´nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır.

Özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.´deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55´i, Bakanlar Kurulu´nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon   Anonim   Şirketi   (Türk   Telekom)´nin   %  55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar"ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş.´ne satılmıştır.

Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:

Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa´nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000 tarihi itibariyle 233 sayılı KHK kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,  Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi  teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararı kapsamı dışında değerlendirilmesi gerekmektedir.

Anılan 4502 sayılı Yasa´nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa´ya eklenen Ek 22. maddenin (a) bendinde, "a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksen  gün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personel  eliyle  yürütülür.  Bu  personel  hakkında  bu  Kanunda  öngörülen   hükümler   saklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur" hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; "a) Personelin statüsü:(Ek ibare: 12.5.2001-4673/6. md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50´nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır.(Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004-5189/12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur" hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci paragrafında da iş mevzuatına tabi olan Türk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır.

406 sayılı Yasa´nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü´ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve 24010(Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan "Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği" adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.

Kanunla, Kurumda görev yapan personelden asli ve sürekli görev yapacak olanları kadro unvanı itibariyle belirlemek konusunda Bakanlar Kurulu´na yetki verildiği açıktır. Bu yetki 4502 sayılı Kanun´un yürürlüğe girdiği 29.1.2000 tarihi ile 5189 sayılı Kanun´un yürürlüğe girdiği 2.7.2004 tarihleri arasında geçerli olmuştur.

Anayasa´nın 128. maddesinde, "Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür" denilmiştir.

406 sayılı Yasa´nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanun´la değişik birinci fıkrasında, "Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet Personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır…" denilerek, yasakoyucu tarafından Türk Telekom´da 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile kapsam dışı personel, kamu personeli sayılmıştır.

Olayda, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre sözleşmeli personel statüsünde tekniker olarak çalışırken 4046 sayılı Yasa´nın 22. maddesine göre naklen atamaya tabi tutulan davacı, teknik uzman pozisyonuna atanması ve unvan itibariyle de uğramış olduğu maddi(maaş, ikramiye vs.) kaybının giderilmesi istemiyle yaptığı başvurunun 12.9.2006 günlü işlemle reddi üzerine uyuşmazlığa konu edilen davayı açmış bulunmaktadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun "İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı" başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:

"a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5 md.) İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları,

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

c) (Değişik : 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar"

idari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.

İncelenen uyuşmazlıkta, davalının özel hukuk tüzel kişisi olması karşısında, idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

Buna göre, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre sözleşmeli personel statüsünde tekniker olarak çalışırken 4046 sayılı Yasa´nın 22. maddesine göre naklen atamaya tabi tutulan davacının, teknik uzman pozisyonuna atanması ve unvan itibariyle de uğramış olduğu maddi(maaş, ikramiye vs.) kaybının giderilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddi üzerine açtığı davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İş Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Trabzon İş  Mahkemesi´nin 22.4.2009 gün ve E:2009/119, K:2009/200 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.4.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 


 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2009/42 E.N , 2010/59 K.N.

Özet

4904 SAYILI TÜRKİYE İŞ KURUMU KANUNU UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI AÇILAN DAVANIN, ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Ankara İl Müdürlüğü´nün 16.2.2006 gün ve 3794 sayılı işlemi ile, Kurumlarından izin almadan internet üzerinden iş ve işçi bulmaya aracılık faaliyetinde bulunulduğunun belirlendiği, İI Müdürlüklerinin uyarısına rağmen iş ve işçi bulmaya web sitesinde devam edildiğinin görüldüğü, bu itibarla; 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu´nun 3-d ve 20-d maddeleri gereğince 1.570.-YTL idari para cezası verildiği davacıya bildirilmiştir.

Davacının para cezasına itirazı, Komisyonca reddedilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 6.6.2006 gün ve E:2006/36 İtiraz, K:2006/36 İtiraz sayı ile, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Rektörlüğü vekili, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Ankara İl Müdürlüğü´nün 16/02/2006 tarih ve 3794 sayılı kararı ile vermiş olduğu 1.570.-YTL idari para cezasına itiraz etmiş ise de, celp olunan idari para cezasına ilişkin evrakların tetkikinden, itiraza konu idari para cezasının 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu´nun 3-d ve 20-d maddeleri gereğince verildiği, ancak aynı Kanunun 20/son maddesinin, "kurumca itirazı reddedilenler idari yargı yoluna başvurabilirler" hükmünü getirdiği, bu hükmün yürürlükte olduğu, idari para cezalarına itirazı adli yargıya yönlendiren 5326 sayılı Kanun´un 3. maddesinin, Anayasa Mahkemesi´nin 1.3.2006 gün ve 2005/108 Esas, 2006/35 Karar sayılı kararı ile iptal edildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davanın çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle verilen görevsizlik kararının Ankara Bölge İdare Mahkemesi´nce bozulması üzerine ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ; 29.2.2008 gün ve E:2007/1129, K:2008/341 sayı ile, 14.7.2006 tarih ve E:2006/1839, K:2006/2550 sayılı görev ret kararının Ankara Bölge İdare Mahkemesi´nin 21.3.2007 tarih ve E:2007/1443, K:2007/2251 sayılı kararı ile bozulması üzerine görev hususu kamu düzeninden olduğundan, dosyanın 2577 sayılı Yasa´nın 14/6. maddesi yönünden incelendiği, davanın, davacının izin almadan internet üzerinden iş ve işçi bulmaya aracılık faaliyetinde bulunduğundan bahisle 4904 sayılı Kanun´un 3/d ve 20/d maddesi uyarınca 1.570,00YTL para cezası ile tecziyesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açıldığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun 14. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendinde, dilekçelerin "görev ve yetki" yönlerinden inceleneceği, 15. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde ise, adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddedileceği belirtildikten sonra 43. maddesinde, "Danıştay ve bölge idare mahkemesince görev ve yetki uyuşmazlıkları ile ilgili olarak verilen kararlar kesindir" hükmüne yer verildiği, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 3 ve 27. maddelerinden söz ederek, dava dosyasının incelenmesinden, davacının izin almadan internet üzerinden iş ve işçi bulmaya aracılık faaliyetinde bulunduğundan bahisle 4904 sayılı Kanun´un 3/d ve 20/d maddesi uyarınca 1.570,00YTL para cezası ile tecziyesine ilişkin işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı, olayda, 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu´nun "Kurumca itirazı reddedilenler idari yargı yoluna başvurabilirler" hükmüne yer veren 20. maddesinin, 8.2.2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun´un 503. maddesi ile değiştirildiği, 4904 sayılı Kanun´un yeni halinde idari yargı yerinde dava açılacağı yönünde bir hükme yer verilmediği görülmekle, yukarıda yer verilen Kanun hükmü uyarınca, aksine hüküm bulunmaması nedeniyle Kabahatler Kanunu kapsamında olan ve içeriğinde idari yargının görev alanına giren herhangi bir kararı da içermeyen dava konusu idari para cezası verilmesi işleminin iptali istemiyle açılan bu davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara yapılan itirazın reddi suretiyle kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Ayper GÖKTUNA, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK´ın katılımlarıyla yapılan 1.3.2010 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…" açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi´nin E:2009/58 sayılı dosyasında görülmekte olan uyuşmazlık nedeniyle ilgili Mahkemesinden getirtildiği, davacı vekilinin olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemli dilekçesinin de Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderildiği,  Başkanlıkça, adli yargı dosyası da ilgili Mahkemesinden getirtilmiş olup, sonuçta usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ´un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU´nun davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, 4904 sayılı Kanun´un 3/d maddesine aykırılıktan dolayı aynı Kanunun 20/d maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

25.6.2003  gün ve 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu´nun 3. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde, "İşçi isteme ve iş aramanın düzene bağlanmasına ilişkin çalışmalar yapmak, işgücünün yurt içinde ve yurt dışında uygun oldukları işlere yerleştirilmelerine ve çeşitli işler için uygun işgücü bulunmasına ve yurt dışı hizmet akitlerinin yapılmasına aracılık etmek, istihdamında güçlük çekilen işgücü ile işyerlerinin yasal olarak çalıştırmak zorunda oldukları işgücünün istihdamlarına katkıda bulunmak, özel istihdam bürolarına ilişkin Kuruma verilen görevleri yerine getirmek, işverenlerin yurt dışında kendi iş ve faaliyetlerinde çalıştıracağı işçileri temin etmesi ile tarım işlerinde ücretli iş ve işçi bulma aracılığına izin verilmesi ve kaldırılmasına ilişkin işlemleri yapmak" Kurumun görevleri arasında  sayılmış;  "İdari Para Cezaları" başlığını taşıyan 20. maddesinde(Değişik madde: 23/01/2008-5728 S.K./503.mad) ise, "Kurumca dayanağı belirtilmek suretiyle; (…)d) Bu Kanunun 3 üncü maddesinin (d) bendine aykırı davranan kişilere ikibin Türk Lirasından ellibin Türk Lirasına kadar, ayrıca Kuruma onaylatılmayan her bir yurt dışı hizmet akdi için de üçyüz Türk Lirası, (…)  idarî para cezası verilir. (…)Kanun hükümlerine göre verilen idarî para cezaları Kurum tarafından genel esaslara göre tahsil edilir" denilmiştir.

4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu´nda idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır.

Öte yandan; 30.3.2005 gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 6.12.2006 gün ve 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, "(1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır"; Kanunun "Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise, "İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır.

Bu düzenlemelere göre;  Kabahatler Kanunu´nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının, 5326 sayılı Kanun´un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu´nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacak olması nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ:Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi´nin 6.6.2006 gün ve E:2006/36 İtiraz, K:2006/36 İtiraz sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.3.2010 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 


 

 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2009/121 E.N , 2009/293 K.N.

Özet

4817 SAYILI YABANCILARIN ÇALIŞMA İZİNLERİ HAKKINDA KANUN UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI AÇILAN DAVANIN ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Edirne Bölge Müdürlüğü´nün 04.10.2007 gün ve B.13.0.ÇGM.1.59.4520.1 75-04/10950 sayılı işlemi ile, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun´un 21. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle, 21/3. maddesine göre idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, bu para cezasına  karşı, adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ÇORLU SULH CEZA MAHKEMESİ; 6.11.2007 gün ve 2007/1111 Müt.sayı ile, 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu´nun 3.maddesinin Anayasa Mahkemesince 22 Temmuz 2006 tarihinde Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren, 01.03.2006 tarih, 2005/108 Esas ve 2006/35 sayılı kararı ile, anılan hükmün Anayasa´ya aykırı olması nedeniyle iptaline karar verildiği, bu iptal kararı ile birlikte, iptal hükmünün kararın Resmi Gazete´de yayımlanmasından itibaren başlayarak altı ay sonra yürürlüğe gireceğinin belirtildiği, mahkemelerince, görevsizlik kararının iptal hükmü yürürlüğe girdikten sonra verildiğinin anlaşıldığı;  yine, 5560 Sayılı Yasanın 31 .maddesi ile değişik 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu´nun 3.maddesi a bendinin "idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı"nın belirtildiği, iptale konu işlem bir idari işlem olduğu,  idari İşleme karşı açılacak davanın da bir idari dava olduğu,  bu davanın da iptal ya da tam yargı davası olacağı, bu davanın, genel hukuk prensibince Anayasa Mahkemesi´nce yapılan iptal ve 5560 Sayılı Yasa ile yapılan değişiklik gereği ve 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun 3. ve 12.maddeleri uyarınca, yetkili ve görevli İdare Mahkemesi´nde açılmasının gerektiği  kanaatine varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar  kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu defa aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

EDİRNE iDARE MAHKEMESİ: 20.02.2009 gün ve E: 2008/770 sayı ile, dosyanın incelenmesinden; davacının işyerine yapılan denetim sonucunda Bakanlık İş Müfettişleri tarafından düzenlenen 28/06/2007 tarih ve İT/68, HÖ/77 sayılı raporda 4817 Sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkındaki Kanun´un 21. maddesine göre davalı idarece 04.10.2007 tarih ve 10950 sayılı işlemle 3.572.00- TL· idari para cezası kesildiği, davacı tarafından 25/10/2007 tarihinde anılan para cezasına Çorlu Sulh Ceza Mahkemesinin 2007/1111 Müt. esas sayılı dosyasında itirazda bulunduğu, adı geçen Mahkemece 06/11/2007 tarihli karar ile uyuşmazlığa bakmaya idare mahkemesinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verildiği, bu karara itirazda bulunulmaması üzerine Tekirdağ İdare Mahkemesine dava açıldığı, açılan davada 07/05/2008 tarih ve E: 2008/231, K:2008/413 sayılı karar ile davanın yetki yönünden reddine kararı üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı; mevzuatın değerlendirilmesinden, 5326 sayılı Kanunun 3. maddesinde idari yaptırım kararına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin ancak diğer kanunlarda aksine bir hükmün bulunmaması halinde uygulanacağı, diğer genel hükümlerinin ise idari para cezasıyla veya mülkiyet kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağının hüküm altına alındığı, dolayısıyla 5326 sayılı Kanunun 3. madde başlığında da görüleceği üzere Kabahatler Kanunu´nun genel bir kanun niteliği taşıdığı, görevli yargı merciinin tayinine dair cezaya müstenit ilgili Kanunda hükme yer verilmemesi halinde 5326 sayılı Kanunun tatbik edileceğinin benimsendiği, 5326 sayılı Kanunun 3. maddesinin atıf yaptığı Kanun yollarına dair 27´nci maddesinde ise idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine dair idari yaptırım kararlarına karşı kararın tebliğ veya tefhimi tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde Sulh Ceza Mahkemesine başvuru yolunun düzenlendiği ancak İdari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idari yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının da bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceğinin anlaşıldığı; olayda ise, dava konusu edilen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun´un 16.maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunu´nda 23.01.2008 tarihinde yapılan değişiklikle bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediğinin anlaşıldığı;  bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağından, dava konusu idari para cezasının görüm ve çözümünün 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 27´nci maddesinin 1´nci bendi uyarınca Sulh Ceza Mahkemesinin görev alanına girdiği; açıklanan nedenlerle, Mahkemelerinin görevsizliğine, 2247 sayılı Kanun´un 19´ncu maddesi uyarınca görevli yargı merciinin tayin ve tespiti için Uyuşmazlık Mahkemesi´ne başvurulmasına, dosyanın anılan Mahkeme´ye gönderilmesine ve davanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi´nin kararına kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Turan KARAKAYA, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK´ın katılımlarıyla yapılan 07.12.2009 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…"açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa´nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU´nun davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun´un 21. maddesine göre verilen idari  para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

27.2.2003 tarih ve 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun´un  "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, yabancıların Türkiye´deki çalışmalarını izne bağlamak ve bu yabancılara verilecek çalışma izinleri ile ilgili esasları belirlemek olduğu; 21. maddesinde, idari para cezasının hangi hallerde verileceği ve verilecek idari para cezası miktarları belirtildikten sonra, bu Kanunda öngörülen idari para cezalarının gerekçesi belirtilmek suretiyle Bakanlık bölge müdürlüğünce ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, idari para cezalarının tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde vergi daireleri veya mal müdürlüklerine ödeneceği, ilgililerin cezaya bu süre içinde yetkili sulh ceza mahkemesi nezdinde itiraz edebilecekleri, başvurunun, cezanın takip ve tahsilini durdurmayacağı öngörülmüşken, bu madde, 23.1.2008 tarih ve  5728 sayılı Kanun´un 499. maddesiyle, "18 inci maddeye göre bildirim yükümlülüğünü süresi içinde yerine getirmeyen bağımsız çalışan yabancı ile yabancı çalıştıran işverene her bir yabancı için ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Çalışma izni olmaksızın bağımlı çalışan yabancıya beşyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Çalışma izni bulunmayan yabancıyı çalıştıran işveren veya işveren vekillerine her bir yabancı için beşbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu durumda, işveren veya işveren vekili yabancının ve varsa eş ve çocuklarının konaklama giderlerini, ülkelerine dönmeleri için gerekli masrafları ve gerektiğinde sağlık harcamalarını karşılamak zorundadır.

Birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarda sayılan fiillerin tekrarı hâlinde idarî para cezaları bir kat artırılarak uygulanır.

Bu Kanuna göre verilmiş çalışma izni olmaksızın bağımsız çalışan yabancıya ikibin Türk Lirası idarî para cezası verilir ve varsa işyeri veya işyerlerinin Bakanlık bölge müdürlerince kapatılması kararı alınarak, bu kararın uygulanması için durum ilgili valiliğe bildirilir.

Tekrarı hâlinde, varsa işyeri veya işyerlerinin kapatılmasının yanı sıra idarî para cezası bir kat artırılarak uygulanır.

Bu Kanuna göre idarî para cezası ile cezalandırılan bağımlı veya bağımsız çalışan yabancılar ile yabancı çalıştıran işverenler İçişleri Bakanlığına bildirilir" şeklinde değiştirilmiştir. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Olayda, para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun´da yapılan değişiklikle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nce, sözü edilen Kanun´un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu´nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,  27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,  30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesinde" (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,  Kabahatler Kanunu´nun; İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının  5326 sayılı  Kanun´un 16. maddesinde  belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4817  sayılı Kanun´da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır.  Bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun´un 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesi´nce verilen  görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ:Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Edirne İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Çorlu  Sulh Ceza Mahkemesi´nin 6.11.2007 gün ve 2007/1111 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.12.2009 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.



 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2009/13 E.N , 2009/192 K.N.

Özet

4904 SAYILI TÜRKİYE İŞ KURUMU KANUNU UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI YAPILAN İTİRAZIN ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Türkiye İş Kurumu Kayseri İl Müdürlüğü´nün 08.12.2006 gün ve 83713 sayılı işlemi ile, 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu´nun 3/d maddesine aykırılıktan dolayı (Kurum aracılığı olmadan işçi alımı) aynı Kanunun 20/d maddesi uyarınca davacıya idari para cezası verilmiş; yapılan itiraz 13.12.2006 gün ve 88422 sayılı işlem ile kısmen reddedilmiştir.

Davacı vekili, idari para cezasının iptali istemiyle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

KAYSERİ 2. SULH CEZA MAHKEMESİ ; 05.05.2008 gün ve  2007/52 D.İş sayı ile, 4904 Sayılı kanunun 20/son maddesi gereğince uygulanan idari para cezası işleminin niteliği itibari ile idari işlem mahiyetinde olduğu, itirazın da yetkili idari yargı tarafından görülmesinin icap ettiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

KAYSERİ 1. İDARE MAHKEMESİ; 24.7.2008 gün ve E: 2008/650 K: 2008/766 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun 2., 14. ve 15.; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 16., 5560 sayılı Kanun´la değişik 3. ve 27.  maddesinden bahisle; Kabahatler Kanunu´nun anılan maddelerinden anlaşılacağı üzere, idari yaptırım kararı uygulanmasının dayanağı olan özel yasada idari yaptırım kararlarına karşı idari yargı merciinde dava açılabileceğine ilişkin bir hükmün bulunmaması halinde yapılacak itirazların adli yargının görevine girdiği, yargı yolu konusunda açık bir biçimde idare mahkemelerine işaret edilmiş veya aynı kişiyle ilgili olarak idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında idari yargının görev alanına giren başkaca kararların da alınmış olması durumunda idari yargı merciinde itirazda bulunulabileceği;  diğer bir ifadeyle, Kabahatler Kanunu´nun, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin düzenleme getiren hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanamayacağı; diğer taraftan, 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu´nun 20 inci maddesinde yer alan; "... para cezalarına karşı yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği ... " hükmünün de yer aldığı 20 inci maddesi, 08.02.2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun´un 503 üncü maddesiyle değiştirilerek, sözü edilen Kanun uyarınca verilen idari para cezalarıyla ilgili itirazlara bakmakla görevli idare mahkemelerinin bu konudaki görevlerinin sona erdirilmiş bulunduğu; bu durumda, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 3 üncü maddesinin 1/a bendinde belirtildiği üzere,  bu Kanunu´nun idari yaptırım kararlarına karşı Kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacak olması nedeniyle, bakılmakta olan uyuşmazlığın görüm ve çözümünün hangi mahkemenin görevine girdiği hususunun tespitinde 5326 sayılı. Yasa hükümlerinin dikkate alınması hukuken zorunlu olduğundan, 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu hükümlerine aykırı davranış karşılığında uygulanan idari para cezasına karşı açılan davanın, Kabahatler Kanunu´nun 27 inci maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca sulh ceza mahkemesinin görevine girdiği sonucuna varılmış olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Turan KARAKAYA, Nüket YOKLAMACIOĞLU, Serdar AKSOY ve Coşkun GÜNGÖR´ün katılımlarıyla yapılan 06.07.2009 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre: Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…" açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının adli yargı dosyası ile birlikte davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU´nun davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4904 sayılı Kanun´un 3/d maddesine aykırılıktan dolayı aynı Kanunun 20/d maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

25.6.2003  gün ve 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu´nun 3. maddenin birinci fıkrasının d bendinde; "İşçi isteme ve iş aramanın düzene bağlanmasına ilişkin çalışmalar yapmak, işgücünün yurt içinde ve yurt dışında uygun oldukları işlere yerleştirilmelerine ve çeşitli işler için uygun işgücü bulunmasına ve yurt dışı hizmet akitlerinin yapılmasına aracılık etmek, istihdamında güçlük çekilen işgücü ile işyerlerinin yasal olarak çalıştırmak zorunda oldukları işgücünün istihdamlarına katkıda bulunmak, özel istihdam bürolarına ilişkin Kuruma verilen görevleri yerine getirmek, işverenlerin yurt dışında kendi iş ve faaliyetlerinde çalıştıracağı işçileri temin etmesi ile tarım işlerinde ücretli iş ve işçi bulma aracılığına izin verilmesi ve kaldırılmasına ilişkin işlemleri yapmak." Kurumun görevleri arasında  sayılmış;  "İdari Para Cezaları" başlığını taşıyan 20. maddesinde ise, (Değişik madde: 23/01/2008-5728 S.K./503.mad) "Kurumca dayanağı belirtilmek suretiyle; (…)d) Bu Kanunun 3 üncü maddesinin (d) bendine aykırı davranan kişilere ikibin Türk Lirasından ellibin Türk Lirasına kadar, ayrıca Kuruma onaylatılmayan her bir yurt dışı hizmet akdi için de üçyüz Türk Lirası, (…)  idarî para cezası verilir. (…)Kanun hükümlerine göre verilen idarî para cezaları Kurum tarafından genel esaslara göre tahsil edilir." denilmiştir.

4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu´nda idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır.

Öte yandan; 30.3.2005 gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 6.12.2006 gün ve 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, " (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır"; Kanunun "Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır.

Bu düzenlemelere göre;  Kabahatler Kanunu´nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun´un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu´nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacak olması nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kayseri 2. Sulh Ceza Mahkemesi´nin 05.05.2008 gün ve  2007/52 D.İş  sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 06.07.2009 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.


 


 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2009/101 E.N , 2009/137 K.N.

Özet

506 SAYILI SOSYAL SİGORTALAR KANUNU UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA  CEZASINA KARŞI YAPILAN İTİRAZIN İDARİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Aylık sigorta primleri bildirgelerinin, aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süre içersinde Kuruma verilmemesi nedeniyle davacı adına 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu´nun 140. maddesine göre idari para cezası verilmiş, yapılan itiraz  komisyon kararı ile reddedilmiştir.

Davacı, söz konusu para cezasının iptali istemiyle 9.6.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

KONYA 1. İDARE MAHKEMESİ; 11.10.2005 gün ve E:2005/707, K:2005/1001 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´na göre idari para cezalarının kabahat kapsamı içinde kalması sebebiyle davanın görüm ve çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar Konya Bölge İdare Mahkemesi´nce onanarak kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez, aynı istemle 15.12.2005 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

KONYA 2. SULH CEZA MAHKEMESİ ; 6.11.2007  gün  ve  D. İşler No:2006/12 sayı ile, 5655 sayılı Yasa´nın 2. maddesi ile yapılan düzenleme karşısında davanın görüm ve çözüm görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar kesinleşmiştir.

Bu karar üzerine, davacı ikinci kez idari yargı yerinde dava açmış, Mahkemece daha önce görevsizlik kararı verildiği gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiş, davacı vekilinin talebi üzerine dava dosyası, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun´un 15. maddesi uyarınca ortaya çıkan görev uyuşmazlığının çözümü için Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Turan KARAKAYA, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK´ın katılımlarıyla yapılan 01.06.2009 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği..."açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa´nın 14. maddesinde belirtilen biçimde oluşan olumsuz görev uyuşmazlığında, aynı Yasa´nın 15. maddesi uyarınca Mahkememize gönderilen dava dosyasında, usule ilişkin işlemlerde bir eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Hakim-Raportör G. Fatma BÜYÜKEREN´in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU´nun davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 506 sayılı Yasa´nın 140. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

17.7.1964 tarih ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu´nun daha sonra değişikliğe uğrayan 29.7.2003 tarih ve 4958 sayılı Kanun ile değişik 140. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanunun sayılan maddelerinde öngörülen yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında asgari ücrete göre belirlenen oranlarda idari para cezası verileceği bent´ler halinde kurala bağlanmıştır. Aynı maddenin 4. fıkrası, 20.5.2007 tarihinde yürürlüğe giren 9.5.2007 gün ve 5655 sayılı Kanun´un 2. maddesiyle değiştirilerek, "İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî para cezası kesinleşir. Mahkemeye başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenmeyen idarî para cezaları, bu Kanunun 80 inci maddesi hükmü gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir. İdarî para cezalarının, Kuruma itiraz ve yargı yoluna başvurulmaksızın tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme, idarî para cezalarına karşı Kuruma itiraz etme veya yargı yoluna başvurma hakkını etkilemez. Ancak, Kurumca itirazın reddedilmesi veya mahkemece Kurum lehine karar verilmesi halinde, daha önce tahsil edilmemiş olan dörtte birlik ceza tutarı, 80 inci madde hükmü de dikkate alınarak tahsil edilir" şeklinde yeniden düzenlenmiş iken, 506 sayılı Kanun´un yukarıda sözü edilen maddeleri 1.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 31.05.2006 gün ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu´nun 106. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.

5510 sayılı Kanun´un 102. maddesinde, "…İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ ile tahakkuk eder. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ya da Kurumun ilgili hesaplarına yatırılır veya aynı süre içinde Kuruma itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde, idari para cezası kesinleşir.

İdarî para cezalarının, Kuruma itiraz edilmeden veya yargı yoluna başvurulmadan önce tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde peşin ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme idari para cezasına karşı yargı yoluna başvurma hakkını etkilemez. Ancak Kurumca veya mahkemece Kurum lehine karar verilmesi halinde, daha önce tahsil edilmemiş olan dörttebirlik ceza tutarı, 89 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü de dikkate alınarak tahsil edilir.

Mahkemeye başvurulması idari para cezasının takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde ödenmeyen idari para cezaları, 89 uncu madde hükmü gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir…" hükmü yer almıştır.

1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,  Kabahatler Kanunu´nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

Bu duruma göre, incelenen uyuşmazlıkta, dava konusu edilen idari para cezasına ilişkin yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 1.10.2008 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 506 sayılı Yasa´nın 140. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 1. İdare Mahkemesi´nce verilen 11.10.2005 gün ve E:2005/707, K:2005/1001 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 01.06.2009 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 



 

 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2009/93 E.N , 2009/100 K.N.

Özet

506 SAYILI SOSYAL SİGORTALAR KANUNU UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI YAPILAN İTİRAZIN İDARİ YARGI YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Aylık sigorta primleri bildirgelerinin, aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süre içerisinde Kuruma verilmemesi nedeniyle davacı adına 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu´nun 79 ve 140. maddelerine göre idari para cezası verilmiş, yapılan itiraz komisyon kararı ile kısmen reddedilmiştir.

Davacı vekili, söz konusu para cezasının iptali istemiyle 19.1.2006 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

KONYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 20.1.2006 gün ve E:2006/187, K:2006/63 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´na göre idari para cezalarının kabahat kapsamı içinde kalması sebebiyle davanın görüm ve çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş, verilen karar Konya Bölge İdare Mahkemesi´nce onanarak kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez, aynı istemle 31.1.2006 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

KONYA 3. SULH CEZA MAHKEMESİ ; 22.6.2007 gün ve D. İş No: 2006/131 sayı ile, 506 sayılı Yasa´nın 140. maddesinde yapılmış olan değişikliğin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildiği, bu nedenle davanın görüm ve çözüm görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itirazın görev yönünden reddine karar vermiş, karar kesinleştikten sonra davacı vekilinin talebi ve 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun´un 15. maddesi uyarınca ortaya çıkan görev uyuşmazlığının çözümü için dosya Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Turan KARAKAYA, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK´ın katılımlarıyla yapılan 13.04.2009 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME :       Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği..." açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdari ve adli yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa´nın 14. maddesinde belirtilen biçimde oluşan olumsuz görev uyuşmazlığında, aynı Yasa´nın 15. maddesi uyarınca Mahkememize gönderilen dava dosyasında, usule ilişkin işlemlerde bir eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Hakim-Raportör G. Fatma BÜYÜKEREN´in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU´nun davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 506 sayılı Yasa´nın 140. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

17.7.1964 tarih ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu´nun daha sonra değişikliğe uğrayan 29.7.2003 tarih ve 4958 sayılı Kanun ile değişik 140. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanunun sayılan maddelerinde öngörülen yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında asgari ücrete göre belirlenen oranlarda idari para cezası verileceği bent´ler halinde kurala bağlanmıştır. Aynı maddenin 4. fıkrası, 20.5.2007 tarihinde yürürlüğe giren 9.5.2007 gün ve 5655 sayılı Kanun´un 2. maddesiyle değiştirilerek, "İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî para cezası kesinleşir. Mahkemeye başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenmeyen idarî para cezaları, bu Kanunun 80 inci maddesi hükmü gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir. İdarî para cezalarının, Kuruma itiraz ve yargı yoluna başvurulmaksızın tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme, idarî para cezalarına karşı Kuruma itiraz etme veya yargı yoluna başvurma hakkını etkilemez. Ancak, Kurumca itirazın reddedilmesi veya mahkemece Kurum lehine karar verilmesi halinde, daha önce tahsil edilmemiş olan dörtte birlik ceza tutarı, 80 inci madde hükmü de dikkate alınarak tahsil edilir" şeklinde yeniden düzenlenmiş iken, 506 sayılı Kanun´un yukarıda sözü edilen maddeleri 1.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 31.05.2006 gün ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu´nun 106. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.

5510 sayılı Kanun´un 102. maddesinde, "…İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ ile tahakkuk eder. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ya da Kurumun ilgili hesaplarına yatırılır veya aynı süre içinde Kuruma itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde, idari para cezası kesinleşir.

İdarî para cezalarının, Kuruma itiraz edilmeden veya yargı yoluna başvurulmadan önce tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde peşin ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme idari para cezasına karşı yargı yoluna başvurma hakkını etkilemez. Ancak Kurumca veya mahkemece Kurum lehine karar verilmesi halinde, daha önce tahsil edilmemiş olan dörttebirlik ceza tutarı, 89 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü de dikkate alınarak tahsil edilir.

Mahkemeye başvurulması idari para cezasının takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde ödenmeyen idari para cezaları, 89 uncu madde hükmü gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir…" hükmü yer almıştır.

1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.    

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu´nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

Bu duruma göre, incelenen uyuşmazlıkta, dava konusu edilen idari para cezasına ilişkin yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 1.10.2008 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 506 sayılı Yasa´nın 140. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerek-miştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 2. İdare Mahkemesi´nce verilen 20.1.2006 gün ve E:2006/187, K:2006/63 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.04.2009 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 


 

 

 

 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2008/228 E.N , 2009/174 K.N.

Özet

4447 SAYILI İŞSİZLİK SİGORTASI KANUNU UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI AÇILAN DAVANIN ADLİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Edirne İl Müdürlüğü´nün (para cezası miktarındaki hata nedeniyle 1.062.-YTL idari para cezası verilmesi yolunda tesis edilen 4.1.2007 gün ve 1274 sayılı işlemin İdarece iptalinden sonra) 19.1.2007 gün ve 18130 sayılı  işlemi ile, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nun 48. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle 54. maddesi uyarınca davacı adına 2.124.-YTL idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, 2.124.-YTL idari para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

EDİRNE 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 9.3.2007 gün ve E:2007/159 MÜT. sayı ile, 19.12.2007 gün ve 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesi ile değiştirilen 5326 sayılı Yasa´nın 3. maddesinden söz ederek, kanun yolunu düzenleyen 5326 sayılı Yasa´nın 28. maddesi uyarınca sulh ceza mahkemesine başvurulabilmesi için başvuruya konu olay ile ilgili olarak özel kanununda başka bir mahkemenin görevli kılınmaması gerektiğinin anlaşıldığı, itiraz edene verilen idari para cezasının 4447 sayılı Yasa uyarınca verildiği ve aynı Yasanın 54/2. maddesinde, bu kanuna göre verilen cezalara karşı idari yargı yoluna başvurulacağının düzenlendiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, 4.1.2007 gün ve 1274 sayılı ve 19.1.2007 gün ve 18130 sayılı  işlemlerin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

EDİRNE İDARE MAHKEMESİ; 28.4.2008 gün ve E:2007/661 sayı ile, davacı İriş İnş. Day. Tük. Mal. Tic. ve San. A.Ş. vekili tarafından, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Edirne Bölge Müdürlüğü´nün 4.1.2007 tarih ve 1274 sayılı işlemiyle davacı şirket adına 4447 sayılı Kanun´a muhalefet nedeniyle kesilen idari para cezasının iptali istemiyle Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü´ne karşı dava açıldığı, 5326 sayılı Kanun´un 3. ve 27. maddelerinden söz ederek, dosyadaki mevcut bilgi ve belgenin incelenmesinden; davacı şirket hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Edirne İl Müdürlüğü´nün 4.1.2007 tarih ve 1274 sayılı işlemiyle idari para cezası verildiği, bu işleme karşı Edirne 2. Sulh Ceza Mahkemesi nezdinde 31.1.2007 tarihinde itiraz edildiği, Edirne 2. Sulh Ceza Mahkemesi´nin 9.3.2007 tarih ve 2007/159 Müt. kararıyla görevsizlik kararı verildiği ve bu kararın 15.6.2007 tarihinde kesinleştiği yönünde kesinleşme şerhi düşüldüğü, bunun üzerine Mahkemeleri nezdinde 2007/661 Esas numarasıyla 5.7.2007 tarihinde mezkur para cezasının iptali istemiyle görülmekte olan davanın açıldığının anlaşıldığı, olayda ise, dava konusu edilen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun´un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nun 54. maddesindeki 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediğinin anlaşıldığı, bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağından, dava konusu idari para cezasının görüm ve çözümünün 5326  sayılı Kabahatler Kanunu´nun 27. maddesinin 1. bendi uyarınca sulh ceza mahkemesinin görev alanına girdiği, bu nedenlerle, Mahkemelerinin görevsizliğine, 2247 sayılı Kanun´un 19. maddesi uyarınca görevli yargı merciinin tayin ve tespiti için Uyuşmazlık Mahkemesi´ne başvurulmasına ve dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine ve davanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi´nin kararına kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Turan KARAKAYA, Nüket YOKLAMACIOĞLU, Serdar AKSOY ve Coşkun GÜNGÖR´ün katılımlarıyla yapılan 6.7.2009 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…" açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare Mahkemesince, anılan Yasanın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında (İdare Mahkemesinde 4.1.2007 gün ve 1274 sayılı ve 19.1.2007 gün ve 18130 sayılı işlemlerin iptali istemiyle dava açılmış ise de; Mahkemece sehven sadece İdarece iptal edilen idari para cezasına ilişkin 4.1.2007 gün ve 1274 sayılı işlemden söz edilmiş olması nedeniyle) 19.1.2007 gün ve 18130 sayılı işlem muhteviyatı idari para cezası yönünden görev uyuşmazlığı doğduğunun kabulü suretiyle işin esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ´un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU´nun davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4447 sayılı Kanun´un 48. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 54. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

25.8.1999 gün ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nun 48. maddesinde, işsizlik sigortasına ilişkin genel hükümlere yer verilmiş; "İdari para cezaları ile idari işlemlere karşı itirazlar" başlığını taşıyan 54. maddesinde, "Kurumca dayanağı belirtilmek suretiyle;

a) İşsizlik sigortasına ilişkin yükümlülükleri nedeniyle sigortalıların ücretlerinden indirim veya kesinti yapan işverenlere her bir sigortalı için 25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücret tutarında,

b) 48 inci maddede öngörülen işten ayrılma bildirgesini Kuruma vermeyen işverenlere her bir fiil için ayrı ayrı 25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin iki katı tutarında,

İdari para cezası verilir.

(Değişik ikinci fıkra: 25.6.2003 - 4904/ 31 md.) İdarî para cezaları tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler idarî yargı yoluna başvurabilirler. Yargı yoluna başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz.

İşsizlik sigortası uygulamasına ilişkin işlemlere karşı sigortalıların ve işverenlerin yapacakları itirazlardan Sosyal Sigortalar Kurumuna verilen görevlerle ilgili olanlar adı geçen Kuruluşa, diğerleri ise Kuruma yapılır. İtirazların, işlemin tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde yapılması ve 30 gün içinde sonuçlandırılması zorunludur. Yapılan itirazlar daha önce yapılmış bulunan işlemlerin uygulanmasını geciktirmez. İtiraz yoluna başvurulmuş olması ilgililerin yargı yoluna başvurma haklarını ortadan kaldırmaz" hükmü yer alırken, 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun´un 478. maddesiyle bu maddenin birinci fıkra hükmü değiştirilmiş; 578. maddesiyle de ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nda son haliyle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Öte yandan; 30.3.2005 gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 6.12.2006 gün ve 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır"; Kanunun "Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise, "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır.

Bu düzenlemelere göre;  Kabahatler Kanunu´nun, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun´un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 5560 sayılı Kanun´la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ:Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Edirne İdare Mahkemesi´nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Edirne 2. Sulh Ceza Mahkemesi´nin 9.3.2007 gün ve E:2007/159 MÜT. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 6.7.2009 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 


 

 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2008/29 E.N , 2009/35 K.N.

Özet

1475 SAYILI İŞ KANUNU UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASININ KALDIRILMASI İSTEMİYLE 5326 SAYILI KABAHATLER KANUNU´NUN YÜRÜRLÜĞE GİRDİĞİ TARİHTEN ÖNCE İDARE MAHKEMESİNDE AÇILAN DAVANIN, İDARİ YARGI YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Diyarbakır Bölge Müdürlüğü´nün 22.1.2003 gün ve 363 sayılı işlemi ile, 1475 sayılı İş Kanunu´nun 25/b maddesine muhalefet edildiğinin tespit edildiğinden bahisle 3493 sayılı Kanun´la değişik 108. maddesine dayanılarak 98/c maddesine göre para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

DİYARBAKIR 1. SULH CEZA MAHKEMESİ; 8.4.2004 gün ve Değişik İş:2003/755 sayı ile, itiraz eden vekilinin Diyarbakır Sigorta İl Müdürlüğü tarafından verilen (Karakaya Hes İşletme Müdürlüğü ünvanlı işyerine) 22.1.2003 tarih ve 363 sayılı idari para cezasına itiraz ettiği, 10.6.2003 tarih ve 25134 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 4857 sayılı Yasa´nın özürlü ve eski hükümlü çalıştırma zorunluluğuna aykırılık hallerini düzenleyen 101. maddesi gereğince Kurumca verilen idari para cezalarına karşı yine aynı Yasanın 108. maddesine göre, verilen idari para cezalarına dair kararların 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliği tarihinden itibaren en geç 7 gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edebileceğinden ve ceza yargılamasında görev kamu düzenine ilişkin olup, davanın her aşamasında mahkemece resen göz önünde bulundurulması gerekli emredici bir usul hükmü olduğundan, CMUK´nun 7 ve 263. maddesi gereğince görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

DİYARBAKIR 1. İDARE MAHKEMESİ; 7.12.2006 gün ve E:2004/1297, K:2006/2336 sayı ile, 1475 sayılı Kanun´un 25, 98 ve 108. maddeleri uyarınca çalıştırılması gereken sayıda özürlü ve eski hükümlü personel çalıştırılmadığından bahisle davacı şirket adına kesilen 32.866,00YTL tutarındaki 22.1.2003 tarihli ve 363 sayılı idari para cezası işleminin iptalinin istenildiği, 1475 sayılı Kanun´un dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 3493 sayılı Yasa ile değişik 108/2. maddesinden söz ederek, dava dosyasının incelenmesinden; davacı şirketin 1475 sayılı Yasa ile yükümlü olduğu sayıda özürlü ve eski hükümlü personel çalıştırmadığı iddiaları üzerine 18.12.2002 tarihinde son beş yılı kapsayacak şekilde yapılan teftişte 1475 sayılı Kanun´un 25. maddesine aykırı olarak özürlü ve eski hükümlü personel açığının giderilmediğinin tespit edilmesi üzerine dava konusu edilen idari para cezasının 22.1.2003 tarihinde tesis edildiğinin anlaşıldığı, bakılan davada, işlem tarihi itibariyle 1475 sayılı Yasa´nın 108. maddesi uyarınca tesis edilen idari para cezalarına karşı sulh ceza mahkemesinde dava açılmasının icap ettiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bunun üzerine para cezasına karşı ikinci kez adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

DİYARBAKIR 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 12.4.2007 gün ve D. İş:2007/294, D. İş K:2007/294 sayı ile, muteriz vekilinin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüğü tarafından müvekkili Genel Müdürlük bünyesinde özürlü personel sayısının eksik olduğundan bahisle haklarında idari para cezası tanzim edildiğini, Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi´ne yapmış oldukları itirazın Mahkeme tarafından görevsizlik kararı verilerek yargı yeri olarak sulh ceza mahkemelerinin gösterildiğini, bu nedenle yasal süre içerisinde Mahkemelerine müracaat ettiklerini, söz konusu idari para cezasının kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiği, Anayasa Mahkemesi´nin 4.10.2006 tarih ve 2006/75-99 Karar sayılı kararı ile, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu´nun 140. maddesinin 8.2.2006 günlü 5454 sayılı Yasa´nın 5. maddesi ile değiştirilen 4. fıkrasının "Kurumca itirazı reddedilenler kararın kendilerine tebliği tarihinden itibaren 15 gün içerisinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler" biçimindeki üçüncü tümcesi iptal edildiğinden ve iptal kararının gerekçesinde de belirtildiği üzere SSK tarafından uygulanan idari yaptırım kararının denetiminin adli yargı merciince yapılmasının uygun olmadığı, bu tür yaptırımların denetim yerlerinin idari yaptırımın gereği olarak idari yargı yeri olması gerektiğinden CMK nun 3-5 maddeleri uyarınca Mahkemelerinin görevsizliğine, görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderilmesine karar vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Turan KARAKAYA, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK´ın katılımlarıyla yapılan 2.3.2009 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre:

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği..." açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

2247 sayılı Yasa´nın 19. maddesindeki "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler." hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi´ne başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi´nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi´ne başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re´sen Uyuşmazlık Mahkemesi´ne başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa´da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Diyarbakır 2. Sulh Ceza Mahkemesi´nce re´sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasa´nın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi´nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi´nin kuruluş amacına uygun olacağından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ´un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU´nun davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 1475 sayılı Kanun´un 25, 98 ve 108. maddelerine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

1475 sayılı İş Kanunu´nun 25. maddesinde, çalıştırma zorunluluğu, 98. maddesinde, hizmet akdine ilişkin cezalar düzenlenmiş; Yasanın 108. maddesinin ikinci fıkrasında ise, idari nitelikteki para cezalarının ilgililere usulüne göre tebliğ edileceği, bu para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine itiraz edilebileceği, itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu öngörülmüşken; anılan Kanun 22.5.2003 tarih ve 4857 sayılı İş Kanunu´nun 120. maddesi ile, -14. madde hariç- yürürlükten kaldırılmış, geçici 1. maddesinde "Diğer mevzuatta 1475 sayılı İş Kanununa yapılan atıflar bu Kanuna yapılmış sayılır" hükmüne yer verilmiştir.

Kaldırılan 1475 sayılı Yasa´nın yerine yürürlüğe konulan 4857 sayılı İş Kanunu´nun 108. maddesinde, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüşken; 8.2.2008 gün ve 26781 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 23.1.2008 gün ve 5728 sayılı Kanun´un 578. maddesinin öö bendi ile, 22.5.2003 tarihli ve 4857 sayılı Kanun´un 108 inci maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış; son olarak anılan madde, 15.5.2008 tarihli 5763 sayılı Kanun´un 10. maddesiyle; " Bu Kanunda öngörülen idari para cezaları, 101 ve 106 ncı maddelerdeki idari para cezaları hariç, gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürünce verilir. 101 ve 106 ncı maddeler kapsamındaki idari para cezaları ise doğrudan Türkiye İş Kurumu İl Müdürü tarafından verilir ve genel esaslara göre tahsil edilir. 106 ncı maddeye göre verilecek idari para cezası için, 4904 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin (h) bendindeki tutar esas alınır" şeklinde değiştirilmiş; madde hükmü 26.5.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu´nda idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır.          

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Buna göre, davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun Geçici 2. maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmaz" denildiği, İdare Mahkemesinde davanın Kabahatler Kanunu´nun yürürlüğe girmesinden önceki 2004 yılında açıldığı; öte yandan, dava konusu edilen para cezasına ilişkin Yasadaki görev hükmünün 8.2.2008 tarihinde yürürlükten kalktığı, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesinin bulunduğu nedenleriyle, idare hukukunun bir müeyyidesi olan dava konusu idari para cezasından doğan uyuşmazlıkta idari yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Diyarbakır 2. Sulh Ceza Mahkemesi´nin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi´nce verilen 7.12.2006 gün ve E:2004/1297, K:2006/2336 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 2.3.2009 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 



OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI

UYUŞMAZLIK Hukuk Bölümü 2008/47 E.N , 2009/42 K.N.

Özet

BÖBREK HASTASI OLAN DAVACININ DİYALİZ SERVİS ARACINI KULLANDIĞINDAN BAHİSLE KENDİSİNE DAHA ÖNCE ÖDENEN YOL PARALARININ TAHSİL EDİLMESİNE İLİŞKİN DAVANIN, 506 SAYILI YASANIN 134. VE BU HÜKMÜ YÜRÜRLÜKTEN KALDIRAN 5510 SAYILI YASANIN 101. MADDESİ UYARINCA ADLİ YARGI YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİNİN GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Kronik böbrek hastası olan 1100103233 tahsis numaralı davacının, ikametgahından diyaliz merkezine gidip gelirken diyaliz servis aracını kullandığı halde, sanki kendi imkanlarıyla gidip gelmiş gibi yol parası aldığından bahisle Bartın Sigorta İl Müdürlüğünün 23.8.2006 tarih ve 14476 sayılı işlemi ile 2005/Kasım, Aralık,2006/Ocak-Nisan aylarına ait davacıya ödenen toplam 1.945,10-YTL yol parasının ödenmesi hususu davacıya tebliğ edilmiş ve bu miktar kurum veznesine yatırılmıştır.

Bartın Sigorta İl Müdürlüğünün 18.10.2006 tarih ve 17546 sayılı işlemiyle de, 2005/ Şubat - Ekim aylarına ait dializ yol parası karşılığı olarak davacıya ödenen toplam 3.173,98-YTL.´nin Müdürlük veznesine yatırılması hususu davacıya bildirilmiştir.

Davacı vekili, Bartın Sigorta İl Müdürlüğünün 23.8.2006 tarih ve 14476 sayılı kararı ile 18.10.2006 tarih ve 17546 sayılı kararının iptali ile birlikte, ilk karar uyarınca ödenen 1.945,10 YTL´ nin ödeme tarihindeki yasal faiziyle beraber iade edilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ZONGULDAK İDARE MAHKEMESİ 8.2.2007 gün ve E:2007/231, K:2007/154 sayı ile, 2576 sayılı Kanunun 5.nci maddesinin 1.nci fıkrasında; İdare Mahkemelerinin, Vergi Mahkemelerinin görevine giren davalar ile Danıştay da çözümlenecek olanlar dışındaki iptal davaları ile tam yargı davalarını, tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinin birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar ve kanunlarla verilen diğer işleri çözümleyeceğinin hükme bağlandığı; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu´nun 134. maddesinde; bu kanunun uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği, aynı kanunun 140. maddinde ise idarî para cezalarının ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk edeceği ve tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde kuruma ödeneceği veya aynı süre içinde kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebileceği, kurumca itirazı reddedilenlerin, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde yetkili Sulh Ceza Mahkemesine başvurabileceklerinin hüküm altın alındığı; bu durumda 506 sayılı kanunun uygulamasından kaynaklanan dava konusu uyuşmazlığın görümü ve çözümünün idari yargının değil adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili tarafından, bu defa aynı istemle sulh ceza mahkemesinde itirazda bulunulmuştur.

BARTIN SULH CEZA MAHKEMESİ; 8.8.2007 gün ve E:2007/76 D.İş sayı ile, başvuru dilekçesi, aleyhine itiraz edilen vekili beyanı ve tüm başvuru dilekçesi birlikte değerlendirildiğinde; 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 140. maddesinde idari para cezalarına karşı itiraz hakkında görevli mahkemenin gösterildiği ancak itiraz tarihinden sonra 6.4.2007 tarih ve 26485 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 4.10.2006 tarih ve 2006/75 Esas, 2006/99 Karar sayılı kararı ile "17.7.1964 günlü, 506 sayılı "Sosyal Sigortalar Kanunu"nun 140. maddesinin, 8.2.2006 günlü, 5454 sayılı Yasa´nın 5. maddesiyle değiştirilen dördüncü fıkrasının "Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendileri tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yetkili Sulh Ceza Mahkemesine başvurabilirler." biçimindeki üçüncü tümcesinin Anayasa´ya aykırı olduğuna ve iptaline" karar verildiği, mahkemelerinin Kabahatler Kanunu ile ilgili başvurular hususunda görevli olduğu, başvuran tarafından bulunulan talebin ise kabahat bazında olmadığı, böylelikle, bu iptal kararı karşısında 506 sayılı Yasa uyarınca düzenlenen idari yaptırım kararlarına karşı itirazları incelemeye mahkemelerinin görevli olmadığı, talep konusunda idare mahkemelerinin görevli ve yetkili olduğun anlaşılmasıyla başvurunun görev yönünden reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuş olduğu; gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 506 sayılı yasanın göreve ilişkin düzenlemeyi içeren 140. maddesinin Anayasa Mahkemesinin 4.10.2006 tarih ve 2006/75 Esas, 2006/99 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş olmasıyla,başvuru konusu idari yaptırım kararının Sulh Ceza Mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 28/1-b maddesi uyarınca Başvurunun görev yönünden reddine karar verilmiş; yapılan itiraz Bartın Ağır Ceza Mahkemesinin 21.9.2007 gün ve E:2007/799 D.İş, K:2007/788 sayılı kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, Turan KARAKAYA, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK´ın katılımlarıyla yapılan 02.02.2009 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör - Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU´nun davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, böbrek hastası olan davacının diyaliz servis aracını kullandığından bahisle kendisine daha önce ödenen yol paralarının tahsil edilmesine ilişkin Bartın Sigorta İl Müdürlüğünün 23.8.2006 tarih ve 14476 sayılı kararı ile 18.10.2006 tarih ve 17546 sayılı kararının iptali ile ilk karar uyarınca ödenen 1.945,10 YTL´ nin ödeme tarihindeki yasal faiziyle beraber iade edilmesi isteminden ibarettir.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu´nun olay tarihinde yürürlükte bulunan "Yol parası" başlıklı 102. maddesinde;

"(DEĞİŞİK: 102 ncü madde; 11/07/1978 - 2167/12 md.)

Bu Kanun gereğince sigortalılar ile bunların hak sahibi kimseleri ve 35, 36, 40 ve 42 nci maddelerde sözü edilenler:

a) Muayene ve tedavi

b) Protez araç ve gereçleri ile ortapedik cihazların sağlanması, takılması, onarılması ve yenilenmesi,

c) Analık,

d) Sürekli iş göremezlik veya malullük durumlarının tesbiti,

e) Erken yaşlanma halinin tesbiti,

f) Sağlık durumlarının tesbiti,

g) Raporların kurumca yeterli görülmemesi yeniden muayene,

h) Kontrol muayenesi,

Dolayısıyla kurumca bir yerden başka bir yere gönderilirlerse, bunların ve sağlık durumları sebebiyle başkaları ile birlikte gitmelerinin gerektiği hekim raporu ile belgelenenler ile 15 yaşına kadar (15 yaş dahil) çocuklar ile birlikte gidecek kimselerin gidip gelme yol paraları ile zaruri masrafları, kurumca hazırlanacak bir yönetmeliğe göre ödenir.

İlgililerin istekleri veya itirazları üzerine kurumca muayeneye gönderilenlerden, sadece isteklerin doğru olduğu anlaşılanların gerektiğinde bunlarla beraber gidenlerin gidip gelme yol paraları ile zaruri masrafları verilir. .

Yukarıda belirtilen durumlarda gerek bulundukları gerek gönderildikleri yerlerde yapılan muayene ve müşahadeler için ilgililerden kurumca masraf alınmaz." denilmiştir.

Anılan Kanun´un yine olay tarihinde yürürlükte bulunan 134. maddesinde, bu Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceğine işaret edilmiş; anılan hükümleri yürürlükten kaldıran ve 16/6/2006 günlü, 26200 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu´nun 2008 yılı Ekim ayı başında yürürlüğe giren 65. maddesinde "Yol gideri, gündelik ve refakatçi giderleri" hususuna yer verilmiş; "Uyuşmazlıkların çözüm yeri" başlığını taşıyan 101. maddesinde ise; "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür." hükmü yer almıştır.

Olayda, idari para cezası tahakkuk ettirilmesinden doğan bir davanın bulunmadığı; 506 sayılı Yasa´nın 102. maddesi uyarınca resen tahakkuk ettirilen yol paralarının tahsil edilmesine ilişkin Sigorta İl Müdürlüğü işlemlerinden doğan uyuşmazlığın söz konusu olduğu gözetildiğinde, görevli mahkemenin 506 sayılı Yasanın 134. ve bu hükmü yürürlükten kaldıran 5510 sayılı Yasanın 101. maddesinde işaret edilen iş mahkemesi olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesi´nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bartın Sulh Ceza Mahkemesi´nce verilen 8.8.2007 gün ve E:2007/76 D.İş sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.02.2009 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.


 


 

İDARİ YAPTIRIM TÜRLERİ - OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2008/323 E.N , 2008/406 K.N.

Özet

4857 SAYILI İŞ KANUNU UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI YAPILAN İTİRAZIN, ADLİ YARGI YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİNİN GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bursa Bölge Müdürlüğü´nün 16.1.2007 gün ve 837 sayılı işlemi ile, 4857 sayılı İş Kanunu´nun 32 ve 41. maddelerine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak 102. maddesine göre davacı şirket adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

BURSA 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 26.2.2007 gün ve 2007/372 Müt. sayı ile, 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 3. maddesinin, Anayasa Mahkemesince iptal edildiği, 5560 Sayılı Kanunun 6.12.2006 tarihinde TBMM´de kabul edildiği ve 19.12.2006 tarih ve 26381 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdiği, Kanunun 31. maddesi ile 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 3. maddesinde değişiklik yapıldığı, diğer kanunlarda aksine hüküm olmadığı takdirde idari yaptırım kararlarına karşı Kabahatler Kanunundaki hükümlerin uygulanacağının ifade edildiği, böylece özel kanunlarda idare mahkemesinin görevli olduğu yazılı ise, sulh ceza mahkemelerinin bu davalara bakamayacağının anlaşıldığı; 4857 Sayılı İş Kanunun 108/2. maddesi ile "…. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç (7) gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir." düzenlemesi getirildiğinden, Mahkemelerince görevsizlik kararı vermenin gerekmiş olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

BURSA 2. İDARE MAHKEMESİ; 29.2.2008 gün ve E: 2007/543, K:2008/184 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerine göre kendi özel kanunlarında idare mahkemelerine itiraz yolu öngörülmeyen veya idari yargının görev alına giren bir işlem kapsamında verilmeyen idari yaptırım kararlarına karşı Sulh Ceza Mahkemelerine başvurulmasının gerektiği; öte yandan 4857 sayılı İş Kanununun 108. maddesinin 2. fıkrasında yer alan cezalara karşı yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği yolundaki hükmün yürürlükten kaldırıldığı, halen idare mahkemelerinde görülmekte olan davaların, açıldığı mahkemede görülmesine devam edileceği yönünde istisnai hükme de yer verilmediği; bu durumda, davacı şirkete 4857 sayılı Kanunun 102. maddesine aykırı hareket ettiği gerekçesiyle verilen para cezasından kaynaklanan uyuşmazlığı çözümleme işinin 5728 sayılı Kanunun 578. maddesi ile Mahkemelerinin görev alanından çıkarıldığından, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerine göre uyuşmazlığı çözme görevinin Sulh Ceza Mahkemesine ait bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Turan KARAKAYA, Nüket YOKLAMACIOĞLU, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK´ın katılımlarıyla yapılan 22.12.2008 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği..." açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.    

Olayda, adli ve idari yargı yerlerince, görevsizlik kararı verilmekle birlikte, kararların kesinleşmesinden sonra, Davacı vekili tarafından, para cezasına karşı ikinci kez adli yargı yerinde itirazda bulunulması üzerine Mahkemece; idare mahkemesine ait dosya da temin edilmek suretiyle görevli merciin belirtilmesi için re´sen Uyuşmazlık Mahkemesi başvurulmuştur.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa´nın 14. maddesinde öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Bursa 2. Sulh Ceza Mahkemesi´nce yapılan başvurunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi´nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi´nin kuruluş amacına uygun olacağından ve usule ilişkin başka bir noksanlık da bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTINTAŞ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU´nun davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4857 sayılı Kanun´un 32, 41, 102 ve 108. maddelerine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

4857 sayılı İş Kanunu´nun "Ücret ile ilgili hükümlere aykırılık" başlıklı 102. maddesinde; Kanunun, 32 nci maddesinde belirtilen ücret ile işçinin bu Kanundan veya toplu iş sözleşmesinden veya iş sözleşmesinden doğan ücret ödemelerini süresi içinde kasden ödemeyen veya eksik ödeyen; 41 inci maddesinde belirtilen fazla çalışmalara ilişkin ücreti ödemeyen, işçiye hak ettiği serbest zamanı altı ay zarfında kullandırmayan, fazla saatlerde yapılacak çalışmalar için işçinin onayını almayan işveren veya işveren vekiline para cezası verileceği belirtilmiş; "İdari para cezalarının uygulanmasına ilişkin hususlar" başlığını taşıyan 108. maddesinde ise, "(Değişik: 15/5/2008-5763/10 md.) Bu Kanunda öngörülen idari para cezaları, 101 ve 106 ncı maddelerdeki idari para cezaları hariç, gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürünce verilir. 101 ve 106 ncı maddeler kapsamındaki idari para cezaları ise doğrudan Türkiye İş Kurumu İl Müdürü tarafından verilir ve genel esaslara göre tahsil edilir. 106 ncı maddeye göre verilecek idari para cezası için, 4904 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin (h) bendindeki tutar esas alınır." denilmiş, madde hükmü 26.5.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bu durumda, 4857 sayılı İş Kanunu´nda idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır.          

Öte yandan; 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde  " (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır"; Kanunun "Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır.

Bu düzenlemeye göre; Kabahatler Kanunu´nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun´un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4857 sayılı Kanun´da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacak olması nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun´un 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bursa 2. Sulh Ceza Mahkemesi´nce verilen 26.2.2007 gün ve 2007/372 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 22.12.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 


 

İDARİ YAPTIRIM TÜRLERİ - OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI

 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2008/323 E.N , 2008/406 K.N.

 

Özet

4857 SAYILI İŞ KANUNU UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI YAPILAN İTİRAZIN, ADLİ YARGI YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİNİN GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bursa Bölge Müdürlüğü´nün 16.1.2007 gün ve 837 sayılı işlemi ile, 4857 sayılı İş Kanunu´nun 32 ve 41. maddelerine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak 102. maddesine göre davacı şirket adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

BURSA 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 26.2.2007 gün ve 2007/372 Müt. sayı ile, 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 3. maddesinin, Anayasa Mahkemesince iptal edildiği, 5560 Sayılı Kanunun 6.12.2006 tarihinde TBMM´de kabul edildiği ve 19.12.2006 tarih ve 26381 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdiği, Kanunun 31. maddesi ile 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 3. maddesinde değişiklik yapıldığı, diğer kanunlarda aksine hüküm olmadığı takdirde idari yaptırım kararlarına karşı Kabahatler Kanunundaki hükümlerin uygulanacağının ifade edildiği, böylece özel kanunlarda idare mahkemesinin görevli olduğu yazılı ise, sulh ceza mahkemelerinin bu davalara bakamayacağının anlaşıldığı; 4857 Sayılı İş Kanunun 108/2. maddesi ile "…. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç (7) gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir." düzenlemesi getirildiğinden, Mahkemelerince görevsizlik kararı vermenin gerekmiş olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

BURSA 2. İDARE MAHKEMESİ; 29.2.2008 gün ve E: 2007/543, K:2008/184 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerine göre kendi özel kanunlarında idare mahkemelerine itiraz yolu öngörülmeyen veya idari yargının görev alına giren bir işlem kapsamında verilmeyen idari yaptırım kararlarına karşı Sulh Ceza Mahkemelerine başvurulmasının gerektiği; öte yandan 4857 sayılı İş Kanununun 108. maddesinin 2. fıkrasında yer alan cezalara karşı yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği yolundaki hükmün yürürlükten kaldırıldığı, halen idare mahkemelerinde görülmekte olan davaların, açıldığı mahkemede görülmesine devam edileceği yönünde istisnai hükme de yer verilmediği; bu durumda, davacı şirkete 4857 sayılı Kanunun 102. maddesine aykırı hareket ettiği gerekçesiyle verilen para cezasından kaynaklanan uyuşmazlığı çözümleme işinin 5728 sayılı Kanunun 578. maddesi ile Mahkemelerinin görev alanından çıkarıldığından, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerine göre uyuşmazlığı çözme görevinin Sulh Ceza Mahkemesine ait bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Turan KARAKAYA, Nüket YOKLAMACIOĞLU, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK´ın katılımlarıyla yapılan 22.12.2008 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği..." açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.    

Olayda, adli ve idari yargı yerlerince, görevsizlik kararı verilmekle birlikte, kararların kesinleşmesinden sonra, Davacı vekili tarafından, para cezasına karşı ikinci kez adli yargı yerinde itirazda bulunulması üzerine Mahkemece; idare mahkemesine ait dosya da temin edilmek suretiyle görevli merciin belirtilmesi için re´sen Uyuşmazlık Mahkemesi başvurulmuştur.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa´nın 14. maddesinde öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Bursa 2. Sulh Ceza Mahkemesi´nce yapılan başvurunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi´nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi´nin kuruluş amacına uygun olacağından ve usule ilişkin başka bir noksanlık da bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTINTAŞ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU´nun davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4857 sayılı Kanun´un 32, 41, 102 ve 108. maddelerine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

4857 sayılı İş Kanunu´nun "Ücret ile ilgili hükümlere aykırılık" başlıklı 102. maddesinde; Kanunun, 32 nci maddesinde belirtilen ücret ile işçinin bu Kanundan veya toplu iş sözleşmesinden veya iş sözleşmesinden doğan ücret ödemelerini süresi içinde kasden ödemeyen veya eksik ödeyen; 41 inci maddesinde belirtilen fazla çalışmalara ilişkin ücreti ödemeyen, işçiye hak ettiği serbest zamanı altı ay zarfında kullandırmayan, fazla saatlerde yapılacak çalışmalar için işçinin onayını almayan işveren veya işveren vekiline para cezası verileceği belirtilmiş; "İdari para cezalarının uygulanmasına ilişkin hususlar" başlığını taşıyan 108. maddesinde ise, "(Değişik: 15/5/2008-5763/10 md.) Bu Kanunda öngörülen idari para cezaları, 101 ve 106 ncı maddelerdeki idari para cezaları hariç, gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürünce verilir. 101 ve 106 ncı maddeler kapsamındaki idari para cezaları ise doğrudan Türkiye İş Kurumu İl Müdürü tarafından verilir ve genel esaslara göre tahsil edilir. 106 ncı maddeye göre verilecek idari para cezası için, 4904 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin (h) bendindeki tutar esas alınır." denilmiş, madde hükmü 26.5.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bu durumda, 4857 sayılı İş Kanunu´nda idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır.          

Öte yandan; 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde  " (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır"; Kanunun "Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer almıştır.

Bu düzenlemeye göre; Kabahatler Kanunu´nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun´un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4857 sayılı Kanun´da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacak olması nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun´un 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bursa 2. Sulh Ceza Mahkemesi´nce verilen 26.2.2007 gün ve 2007/372 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 22.12.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.


 



İDARİ PARA CEZALARI İLE İDARİ İŞLEMLERE KARŞI İTİRAZLAR - İŞSİZLİK SİGORTASINA İLİŞKİN GENEL HÜKÜMLER
UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2008/249 E.N , 2008/385 K.N.

Özet

4447 SAYILI İŞSİZLİK SİGORTASI KANUNU UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI YAPILAN İTİRAZIN ADLİ YARGI YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

Davacı şirkete, 19.10.2006 tarihinde iş akdi feshedilen R.Ç. adlı kişi adına 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nun 48. maddesinde yer alan işten ayrılma bildirgesini süresi içinde düzenleme yükümlülüğünü yerine getirmediğinden bahisle aynı Kanunun 54. maddesi uyarınca 1.062,00 YTL idari para cezası verilmiştir.

Davacı, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 1.SULH CEZA MAHKEMESİ; 25.01.2007 gün ve 2007/19 Müt. sayı ile; her ne kadar davacı tarafından davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ankara İl Müdürlüğü tarafından verilen idari para cezasının iptali talebi ile Kabahatler Kanunu uyarınca dava açılmış ise de, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3.maddesi ile "bu kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır" hükmü gereğince daha önce adli yargıda görevli sulh ceza mahkemesince idari eylem ve işlemlere yönelik idari para cezaları yönünden görevsizlik kararı verildiği, idari yargı yerlerince de adli mahkemelerin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmesi üzerine dosyaların uyuşmazlık mahkemesine gönderildiği ve o tarihte yürürlükte olan kanun yönünden Uyuşmazlık Mahkemesince bu durumlarda adli yargı yerlerinin görevli olduğundan bahisle dosyaların mahkemelerine iade edildiği, ancak Kabahatler Kanununun 3.maddesinin Anayasa Mahkemesince iptali üzerine iptalden sonra düzenlenen 5560 sayılı Kanunun 31.maddesi gereğince 5326 sayılı Kanunun 3.maddesinin "bu kanunun; a) idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde b) diğer genel hükümleri idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanır" şeklinde değiştirildiği ve bu değişiklikten sonra ilgili kanunda özel olarak sulh ceza mahkemelerinin görevli olarak belirtilmediği durumlarda idari para cezalarına karşı açılan davalarda idari yargının görevli olduğunun açık ve kesin olarak belirlendiği, bu konuda mahkemelerinin görevli olmadığı, idari para cezalarında görevli mahkemenin idari yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 15. iDARE MAHKEMESİ; 29.05.2008 gün ve E:2007/1482 sayı ile, 31.03.2005 gün ve 25772 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3. maddesinde, "Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır" hükmüne yer verildiği, 27. maddesinin 1.fıkrasında da "idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" kuralının yer aldığı; 19.12.2006 tarihli Resmi Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 Sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişlik Yapılmasına ilişkin Kanun ile Kabahatler Kanunu´nun 3.maddesinin "Bu Kanunun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanır şeklinde değiştirildiği, söz konusu değişiklik uyarınca, diğer kanunlarda idari yaptırıma ilişkin uyuşmazlıkta görevli yargı yerinin belirtilmesi halinde idari yaptırıma ilişkin uyuşmazlığın kanunda belirtilen görevli yargı merciince çözümleneceği, görevli yargı yerinin belirtilmemesi halinde ise 5326 sayılı Kanun uyarınca sulh ceza mahkemesinin görevli bulunacağı;          4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nun 54. maddesinin 2. fıkrasında yer alan; "idari para cezaları tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. itiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler idari yargı yoluna başvurabilirler. Yargı yoluna başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz." hükmünün 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun´un 578. maddesinin (II) bendi ile yürürlükten kaldırıldığı; dava dosyasının incelenmesinden, Davacı şirketin, 19.10.2006 tarihinde iş akdi feshedilen Ramazan Çolak adlı kişi adına 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nun 48. maddesinde yer alan işten ayrılma bildirgesini süresi içinde düzenleme yükümlülüğünü yerine getirmediğinden bahisle aynı Kanunun 54. maddesi uyarınca 1.062,00 YTL idari para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle adli yargıda açılan dava sonucunda, Ankara 1.Sulh Ceza Mahkemesi´nce 25.01.2007 tarih ve Müteferrik No: 2007/19 sayılı görevsizlik kararının verilmesinden sonra 12.03.2007 tarihinde dava konusu idari para cezasının iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığının anlaşıldığı; görevli mahkeme hususunun kamu düzenine ilişkin olması ve görevli mahkemelerin belirlenmesi gibi usul kurallarının derhal yürürlüğe girmesi ile dava konusu uyuşmazlıkta olduğu gibi yürürlükten kaldırılan mevzuata göre görevli yargı yerinde açılan davaların görülmekte olduğu mahkemelerde çözümleneceği yolunda 5728 sayılı Kanun´da geçici bir düzenlemeye de yer verilmemiş bulunması hususları dikkate alındığında, yukarıda aktarılan Kanun hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, idari para cezasının dayanağını oluşturan 4857 sayılı Kanuna göre verilen idari para cezalarına yapılan itirazların çözümü konusunda, 5728 sayılı Kanunla idare mahkemesinin görevli olduğuna yönelik kural kaldırıldığından, artık idare mahkemesinin görevli olduğuna ilişkin açık bir düzenleme bulunmaması nedeniyle, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca davanın görüm ve çözümünün sulh ceza mahkemesine ait olduğu sonucuna varıldığı; açıklanan nedenlerle, Mahkemelerinin görevsizliğine, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve işleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesi´nce karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Turan KARAKAYA, Nüket YOKLAMACIOĞLU, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK´ın katılımlarıyla yapılan 22.12.2008 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…."açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare mahkemesince, 2247 sayılı Yasa´nın 19. maddesinde öngörülen durumun aksine, adli yargı kararının kesinleşme durumu açıklığa kavuşturulmadan başvurulduğu görülmekte ise de; Başkanlık yazısıyla, adli yargı dava dosyasının Mahkemesinden istenildiği ve sonuçta usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTINTAŞ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU´nun davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4447 sayılı Kanun´un 48. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 54. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

25.8.1999 gün ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nun 48. maddesinde, işsizlik sigortasına ilişkin genel hükümlere yer verilmiş, "İdari para cezaları ile idari işlemlere karşı itirazlar" başlığını taşıyan 54. maddesinde, "Kurumca dayanağı belirtilmek suretiyle;

a) İşsizlik sigortasına ilişkin yükümlülükleri nedeniyle sigortalıların ücretlerinden indirim veya kesinti yapan işverenlere her bir sigortalı için 25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücret tutarında,

b) 48 inci maddede öngörülen işten ayrılma bildirgesini Kuruma vermeyen işverenlere her bir fiil için ayrı ayrı 25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin iki katı tutarında,

İdari para cezası verilir.

(Değişik ikinci fıkra: 25.6.2003 - 4904/ 31 md.) İdarî para cezaları tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler idarî yargı yoluna başvurabilirler. Yargı yoluna başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz.

İşsizlik sigortası uygulamasına ilişkin işlemlere karşı sigortalıların ve işverenlerin yapacakları itirazlardan Sosyal Sigortalar Kurumuna verilen görevlerle ilgili olanlar adı geçen Kuruluşa, diğerleri ise Kuruma yapılır. İtirazların, işlemin tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde yapılması ve 30 gün içinde sonuçlandırılması zorunludur. Yapılan itirazlar daha önce yapılmış bulunan işlemlerin uygulanmasını geciktirmez. İtiraz yoluna başvurulmuş olması ilgililerin yargı yoluna başvurma haklarını ortadan kaldırmaz" hükmü yer alırken, 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun´un 478. maddesiyle bu maddenin birinci fıkra hükmü değiştirilmiş; 578. maddesinin (ll) bendiyle de ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Olayda, para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nda son haliyle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nce, sözü edilen Kanun´un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu´nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesinde         " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.    

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu´nun; İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun´un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 5560 sayılı Kanun´la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 15. İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi´nce verilen 25.01.2007 gün ve 2007/19 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 22.12.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 


 

4447 SAYILI İŞSİZLİK SİGORTASI KANUNU UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASI- İDARİ YAPTIRIM TÜRLERİ

 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2008/230 E.N , 2008/257 K.N.

Özet

4447 SAYILI İŞSİZLİK SİGORTASI KANUNU UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI AÇILAN DAVANIN ADLİ YARGI YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

O L A Y : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Adana İl Müdürlüğü´nün 11.8.2006 gün ve 9837 sayılı işlemi ile, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nun 48. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle 54. maddesi uyarınca davacı adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ADANA 3. SULH CEZA MAHKEMESİ; 28.3.2007 gün ve Müt:2006/116 sayı ile, muteriz vekilleri, Türkiye İş Kurumu Adana İl Müdürlüğü´nün 11.8.2006 tarihli ve 9837 sayılı kararı ile vermiş olduğu idari para cezasının haksız olduğunu belirterek kaldırılmasını talep ettiği, para cezasına ilişkin kayıtlar ve belgelerin getirtildiği, itiraz edene 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu uyarınca para cezası verildiğinin anlaşıldığı, 4447 sayılı İşsizlik sigortası Kanunu´nun 54. maddesi gereğince idari para cezası verildiği, bu Kanunun 54. maddesinde; Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilen idari para cezalarına karşı 60 gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceğine ilişkin hüküm bulunduğu, 19.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun ile değişik 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 3/1 maddesinin "Kabahatler Kanununun idari yaptırım kararlarına karşı Kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, ancak diğer Kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanabileceği" hükmünü taşıdığı, idari yaptırım kararının dayanağını oluşturan 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nun 54. maddesinde, itirazın yetkili idare mahkemesine yapılması gerektiği hükmü bulunduğundan; sonuç itibariyle, Mahkemelerinin söz konusu idari cezaya karşı başvuruyu incelemekle görevli olmadığı, görev hususu kamu düzenine ilişkin olup resen dikkate alınması gerektiğinden, Mahkemelerinin görevsizliğine karar vermenin icap ettiği gerekçesiyle 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 5560 sayılı Kanun ile değişik 3/1 ve 28/1-b maddeleri gereğince görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ADANA 1. İDARE MAHKEMESİ; 12.3.2008 gün ve E: 2007/880, K: 2008/314 sayı ile, davanın, davacı şirket tarafından, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nun 54. maddesi uyarınca 1.062,00YTL idari para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Türkiye İş Kurumu Adana İl Müdürlüğü´nün 11.8.2006 tarih ve 9837 sayılı işleminin iptali istemiyle açıldığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun muhtelif hükümlerinden söz ederek, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu´nun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağının anlaşıldığı,son olarak 8.2.2008 gün ve 26781 sayılı Resmî Gazete´de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun ile temel ceza kanunlarına uyum amacıyla çeşitli kanunlarda ve diğer bazı kanunlarda değişiklikler yapıldığı, buna göre özel kanunlarında daha önce dava yolu idari yargı olarak gösterilen kimi düzenlemelerin kanunlarından çıkarılmış bulunduğu, incelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralının değiştirildiği ve yeni düzenleme 8.2.2008 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 4447 sayılı Yasa´nın 54. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde gerek 5728 sayılı Kanun gerekse Kabahatler Kanunu´nun değişik 3. maddesi hükmü nedeniyle adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK´ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…."açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosya örneğinin 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ´un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU´nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4447 sayılı Kanun´un 48. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 54. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

25.8.1999 gün ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nun 48. maddesinde, işsizlik sigortasına ilişkin genel hükümlere yer verilmiş, "İdari para cezaları ile idari işlemlere karşı itirazlar" başlığını taşıyan 54. maddesinde, "Kurumca dayanağı belirtilmek suretiyle;

a) İşsizlik sigortasına ilişkin yükümlülükleri nedeniyle sigortalıların ücretlerinden indirim veya kesinti yapan işverenlere her bir sigortalı için 25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücret tutarında,

b) 48 inci maddede öngörülen işten ayrılma bildirgesini Kuruma vermeyen işverenlere her bir fiil için ayrı ayrı 25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin iki katı tutarında,

İdari para cezası verilir.

(Değişik ikinci fıkra: 25.6.2003 - 4904/ 31 md.) İdarî para cezaları tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler idarî yargı yoluna başvurabilirler. Yargı yoluna başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz.

İşsizlik sigortası uygulamasına ilişkin işlemlere karşı sigortalıların ve işverenlerin yapacakları itirazlardan Sosyal Sigortalar Kurumuna verilen görevlerle ilgili olanlar adı geçen Kuruluşa, diğerleri ise Kuruma yapılır. İtirazların, işlemin tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde yapılması ve 30 gün içinde sonuçlandırılması zorunludur. Yapılan itirazlar daha önce yapılmış bulunan işlemlerin uygulanmasını geciktirmez. İtiraz yoluna başvurulmuş olması ilgililerin yargı yoluna başvurma haklarını ortadan kaldırmaz" hükmü yer alırken, 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun´un 478. maddesiyle bu maddenin birinci fıkra hükmü değiştirilmiş; 578. maddesiyle de ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Olayda, para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nda son haliyle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nce, sözü edilen Kanun´un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu´nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi´nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi´nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesinde    " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.    

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu´nun; İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun´un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu´nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 5560 sayılı Kanun´la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Adana 3. Sulh Ceza Mahkemesi´nin 28.3.2007 gün ve Müt:2006/116 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.


 



4817 SAYILI YABANCILARIN ÇALIŞMA İZİNLERİ HAKKINDA KANUN UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASI - OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2008/119 E.N , 2008/234 K.N.

Özet

4817 SAYILI YABANCILARIN ÇALIŞMA İZİNLERİ HAKKINDA KANUN UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI AÇILAN DAVANIN ADLİ YARGI YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

O L A Y : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Antalya Bölge Müdürlüğü´nün 1.5.2006 gün ve 8819 sayılı işlemi ile, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun´un 21. maddesi uyarınca davacı adına 7.844.-YTL idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, dava dilekçesinde, 783.-YTL tutarındaki idari para cezasına ilişkin 8821 sayılı işlemi göstermiş ise de; 7.844.-YTL tutarındaki idari para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANTALYA 1. SULH CEZA MAHKEMESİ; 9.6.2006 gün ve D. İş E:2006/753, D. İş K:2006/753 sayı ile, başvuran hakkında Antalya Bölge Çalışma Müdürlüğü tarafından dosya kapsamındaki idari para cezasının düzenlendiği, bu düzenleme üzerine başvuran tarafından idari para cezasının iptalinin istendiği, Anayasa Mahkemesi´nin 2005/108 Esas, 2006/35 Karar sayılı, 1.3.2006 tarihli kararı ile Kabahatler Kanunu´nun 3. maddesinin iptal edildiği, bu iptal kararı ile idari para cezalarına karşı başvuru yolu konusunda 1 Haziran 2005 tarihi öncesindeki uygulamaya büyük oranda geri dönüldüğü, buna göre, idari para cezasının kaynağı olan yasada, kişiler hakkında idare tarafından verilen idari para cezalarına karşı itiraz yolu açık biçimde sulh ceza mahkemeleri olarak belirlenmemiş ise, idarenin her türlü eylem ve işlemlerinin hukuksal denetimini yapmakla görevli mahkemelerin (Anayasa´nın ilgili hükümleri ve İdare Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkındaki Kanun hükümlerinden yola çıkılarak) idare mahkemeleri olduğu hukuksal sonucuna ulaşılabileceği, itiraz eden hakkında düzenlenen idari para cezasının dayanağı olan yasa hükmünün ve bu hükmün yer aldığı özel yasanın bütünüyle incelenmesi halinde, bu yasa gereğince verilen idari para cezalarına karşı itiraz yolunun özel olarak açık biçimde sulh ceza mahkemeleri olarak gösterilmediğinin anlaşıldığı, Kabahatler Kanunu´nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesi´nin yukarıda anılan kararı ile iptal edilmesi de dikkate alınarak yapılan inceleme sonucu, itiraz eden hakkında uygulanan idari para cezasının dayanağı olan özel yasa da Mahkemeleri özel olarak görevlendirilmediğinden, yapılan itirazı değerlendirme ve sonuçlandırma görevinin idare mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANTALYA 1. İDARE MAHKEMESİ; 5.12.2007 gün ve E:2006/2847, K:2007/1797 sayı ile, davanın, davacı şirketin çalışma izni olmayan yabancıları çalıştırıldığından bahisle 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun´un 21. maddesi uyarınca 7.844.-YTL para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 1.5.2006 tarih ve 8819 sayılı işlemin iptali istemiyle açıldığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 6.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun´la değişik 3. ve 27. maddesinden söz ederek, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun´un 21. maddesinin 6. fıkrasında, "Bu Kanunda öngörülen idari para cezaları gerekçesi belirtilmek suretiyle Bakanlık Bölge Müdürlüğünce ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. İdari para cezaları tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde vergi daireleri veya mal müdürlüklerine ödenir. İlgililer cezaya bu süre içinde yetkili sulh ceza mahkemesi nezdinde itiraz edebilir" hükmüne yer verildiği, 4817 sayılı Kanun´da, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 3. maddesinin aksine bir hüküm bulunmadığından, 4817 sayılı Kanun uyarınca verilen idari para cezalarına karşı açılan davalarda sulh ceza mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna ulaşıldığı, bu durumda, 4817 sayılı Yasa´nın 21. maddesi uyarınca verilen dava konusu para cezasına ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli yargının(sulh ceza mahkemesinin) görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK´ın katılımlarıyla yapılan 13.10.2008 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği..." açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderildiği, Başkanlıkça adli yargı dosyasının da ilgili Mahkemesinden getirtildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ´un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU´nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun´un 21. maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

27.2.2003 tarih ve 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun´un "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, yabancıların Türkiye´deki çalışmalarını izne bağlamak ve bu yabancılara verilecek çalışma izinleri ile ilgili esasları belirlemek olduğu; 21. maddesinde, idari para cezasının hangi hallerde verileceği ve verilecek idari para cezası miktarları belirtildikten sonra, bu Kanunda öngörülen idari para cezalarının gerekçesi belirtilmek suretiyle Bakanlık bölge müdürlüğünce ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, idari para cezalarının tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde vergi daireleri veya mal müdürlüklerine ödeneceği, ilgililerin cezaya bu süre içinde yetkili sulh ceza mahkemesi nezdinde itiraz edebilecekleri, başvurunun, cezanın takip ve tahsilini durdurmayacağı öngörülmüşken, bu madde, 23.1.2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun´un 499. maddesiyle, "18 inci maddeye göre bildirim yükümlülüğünü süresi içinde yerine getirmeyen bağımsız çalışan yabancı ile yabancı çalıştıran işverene her bir yabancı için ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Çalışma izni olmaksızın bağımlı çalışan yabancıya beşyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.

Çalışma izni bulunmayan yabancıyı çalıştıran işveren veya işveren vekillerine her bir yabancı için beşbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu durumda, işveren veya işveren vekili yabancının ve varsa eş ve çocuklarının konaklama giderlerini, ülkelerine dönmeleri için gerekli masrafları ve gerektiğinde sağlık harcamalarını karşılamak zorundadır.

Birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarda sayılan fiillerin tekrarı hâlinde idarî para cezaları bir kat artırılarak uygulanır.

Bu Kanuna göre verilmiş çalışma izni olmaksızın bağımsız çalışan yabancıya ikibin Türk Lirası idarî para cezası verilir ve varsa işyeri veya işyerlerinin Bakanlık bölge müdürlerince kapatılması kararı alınarak, bu kararın uygulanması için durum ilgili valiliğe bildirilir.

Tekrarı hâlinde, varsa işyeri veya işyerlerinin kapatılmasının yanı sıra idarî para cezası bir kat artırılarak uygulanır.

Bu Kanuna göre idarî para cezası ile cezalandırılan bağımlı veya bağımsız çalışan yabancılar ile yabancı çalıştıran işverenler İçişleri Bakanlığına bildirilir" şeklinde değiştirilmiştir. 5728 sayılı Kanun hükümleri 8.2.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Olayda, para cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmış olup; 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun´da yapılan değişiklikle idari para cezasına karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nce, sözü edilen Kanun´un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu´nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi´nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi´nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesinde    " (1) Bu Kanunun;

a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.    

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, Kabahatler Kanunu´nun; İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen idari para cezasının 5326 sayılı Kanun´un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun´da da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu´nun 5560 sayılı Kanun´la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Yasa hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 1.Sulh Ceza Mahkemesi´nin 9.6.2006 gün ve D. İş E:2006/753, D. İş K:2006/753 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 13.10.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.


 


 

OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2007/574 E.N , 2008/195 K.N.

Özet

KURUM ALACAKLARININ TAHSİLİ İÇİN 6183 SAYILI YASA HÜKÜMLERİNE GÖRE EMEKLİ AYLIĞINA KONULAN HACZİN İPTALİ İSTEMİNDEN DOĞAN DAVANIN, 506 SAYILI YASA´NIN 80. MADDESİNİN YEDİNCİ FIKRASI UYARINCA ADLİ YARGI YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİNİN GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

O L A Y : Davacı vekili, müvekkilinin S.S.K. emeklisi olup, maaşını Oyakbank Bolu Şube Müdürlüğü´nden aldığını ve aynı zamanda Bol-Et Bolu Entegre Et Gıda San. Ltd. Şti.´nin müdürü ve yöneticisi olduğunu; Davalı tarafından, anılan şirketin borcundan dolayı davacının Oyakbank Bolu Şube Müdürlüğü´ndeki emeklilik maaşına da haciz konulduğunu; bu nedenle emeklilik maaşını alamadığını; S.S.K. emekli maaşının haczinin mümkün olmadığını, kaldı ki davacının başka gelirinin de bulunmadığını belirterek; emekli maaşına vaki haczin kaldırılması istemiyle, 20.7.2007 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

BOLU 1. İCRA HUKUK MAHKEMESİ; 20.07.2007 gün ve E:2007/171, K:2007/161 sayı ile, müşteki vekilinin dilekçesinde özetle, müvekkilinin SSK emeklisi olup, Bolu Oyakbank Şubesinden maaş aldığını, aynı zamanda Bol-Et Bolu Entegre Et Gıda Sanayi Ltd. Şti. yöneticisi olduğunu, aldığı maaş hesabı üzerine haciz konulduğunu, vaki haczin kaldırılmasını talep ettiğini, dilekçe eki belgelerden haczin müştekinin yöneticisi olduğu şirketin borcundan dolayı, 6183 sayılı Yasaya bağlı olarak konulduğunun anlaşıldığı; 6183 sayılı Kanun uyarınca yapılan takip sonucunda konulan haczin kaldırılmasının, icra mahkemelerinden değil, İdari yargı yerinden istenilmesinin gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez S.S.K emeklilik maaşının haczine dair işlemin iptali ile haczin kaldırılmasına, karar verilmesi istemiyle 31.07.2007 gününde idari yargı yerinde(vergi mahkemesinde) dava açmıştır.

Sakarya Vergi Mahkemesi; 11.9.2007 gün ve E:2007/559, K:2007/644 sayı ile, haciz işleminin dayanağı olan borcun vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümden kaynaklanmaması karşısında, uyuşmazlığın çözümünün 2576 sayılı yasa uyarınca Vergi Mahkemesi´nin görev alanına girmeyip İdare Mahkemesi´nin görev alanına girdiği gerekçesiyle, davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu´nun 14/ ve 15/1-a maddesi uyarınca görev yönünden reddedilerek dava dosyasının Sakarya İdare Mahkemesi´ne gönderilmesine karar vermiş ve dava dosyası Sakarya İdare Mahkemesi´ne gönderilmiştir.

SAKARYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 14.11.2007 gün E: 2007/1158 sayı ile, SSK´ya olan prim borçları ile ilgili olarak davacının maaşına 6183 sayılı Yasa gereğince haciz konulması ve Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesinin yetkili olduğu göz önüne alındığında, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün Adli Yargının görevine girdiği sonucuna ulaşıldığı; açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Yasasının 19.maddesi uyarınca görevli yargı merciinin belirlenmesi için dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Mustafa KICALIOĞLU, Mahmut BİLGEN, Habibe ÜNAL, O.Cem ERBÜK, Serdar AKSOY ve Muhittin KARATOPRAK´ın katılımlarıyla yapılan 7.7.2008 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesince anılan Yasa´nın 19. maddesinde öngörülen biçimde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

lI-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın Çelik´in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU´nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Kurumun alacaklarının tahsili için 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre emekli aylığına konulan haczin iptali isteminden ibarettir.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu´nun "Primlerin ödenmesi" başlıklı 80. maddesinin değişik beşinci fıkrasında, Kurumun, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 ve 102. maddeleri hariç diğer maddelerinin uygulanacağına işaret edilmiş; 6183 sayılı Yasa´nın 71. maddesinde, kısmen haczedilebilecek gelirler arasında "sigorta ve emeklilik sandıkları tarafından bağlanan gelirler" gösterilmiş ve en çok üçte birinin haczedilebileceği belirtilmiş; 506 sayılı Yasa´nın 80. maddesinin yedinci fıkrasında "Kurum alacaklarının tahsilinde 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesi yetkilidir." hükmü yer almıştır.

Olayda, Kurumun alacağının tahsili için 6183 sayılı Yasa hükümleri uygulanarak davacının emekli aylığına haciz konulmuştur.

Bu duruma göre, Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Yasa´nın uygulanmasından doğan davada, 506 sayılı Yasa´nın 80. maddesinin yedinci fıkrasının açık hükmü karşısında, İş Mahkemeleri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi´nin başvurusunun kabulü ile İcra Hukuk Mahkemesince yargı yolu yönünden verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,bu nedenle Sakarya 2.İdare Mahkemesi´nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ İLE Bolu 1. İcra Hukuk Mahkemesi´nce verilen 20.07.2007 gün ve E:2007/171, K:2007/161 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.07.2008 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.



OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI 

 

UYUŞMAZLIK

Hukuk Bölümü 2007/145 E.N , 2007/111 K.N.

Özet

4857 SAYILI İŞ KANUNU UYARINCA VERİLEN İDARİ PARA CEZASINA KARŞI YAPILAN İTİRAZIN İDARİ YARGİ YERİNDE ÇÖZÜMLENMESİ GEREKTİĞİ HK.

İçtihat Metni

O L A Y:Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ankara Bölge Müdürlüğü´nün 5.9.2005 gün ve 23729 sayılı işlemi ile, 4857 sayılı İş Kanunu´nun muhtelif maddelerine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak 105. maddesine göre davacı adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 12. SULH CEZA MAHKEMESİ; 1.11.2005 gün ve 2005/690 Müt. sayı ile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ankara Bölge Müdürlüğü´nce 4857 sayılı İş Kanunu´nun 108. maddesine dayanılarak davacıya idari para cezası verildiği, 4857 sayılı Kanun´un 108/2. maddesine göre, idari para cezasının tebliğ tarihinden itibaren idare mahkemesine 7 gün içinde itiraz edilebileceği, tahakkuk ettirilen idari para cezası idarenin kamu gücünü kullanarak yaptığı bir işlem olup, bu bakımdan idari para cezası niteliğini taşıyan cezaların idari yargı denetimi dışında tutulmasının idarenin yargısal denetiminin etkin ve doğal anlamda gerçekleşmemesi sonucunu doğuracağı, esasen Anayasa Mahkemesi´nin kararlarının da bu doğrultuda olduğu, Kabahatler Kanunu´nda, kabahat deyiminden, Kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık olduğunun anlaşılması gerektiği belirtilmişse de, verilen para cezasının kamu gücü kullanılarak yapılan bir idari işlem olduğu ve 4857 sayılı Yasa´nın 108/2. maddesinde yetkili mahkemenin idare mahkemesi olduğuna dair yetkiyi belirleyen maddenin halen yürürlükte bulunduğu, bu durumda, davacıya uygulanan idari para cezasına itiraz merciinin idari yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, idari para cezası verilmesine ilişkin söz konusu işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ; 14.12.2005 gün ve E:2005/2600, K:2005/2058 sayı ile, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 1, 2, 3, 16, 27, geçici 2 ve geçici 3. maddelerinden söz ederek, belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca; 1.6.2005 tarihinden itibaren, 5326 sayılı Yasa´da sayılan idari para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idari yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan istisnai durumlar haricinde sulh ceza mahkemeleri nezdinde dava açılması gerektiği, bu durumda, idari yaptırım niteliğindeki dava konusu idari para cezasının iptali istemiyle 12.12.2005 tarihinde açılan davanın çözümü adli yargı yerine ait olduğundan, Mahkemelerince incelenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nün, Ahmet AKYALÇIN´ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Z.Nurhan YÜCEL, H.Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU´nun  katılımlarıyla yapılan 04.06.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa´nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu´nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci madde-sinin ikinci fıkrasında yer alan, ´ceza uyuşmazlıkları´ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ´hukuk uyuşmazlığı´ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ´ceza davası´ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği..." açıkça belirtilmiştir.Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi´ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ´un, davanın çözümünde  idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU´nun, davada  idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4857 sayılı Kanun´un muhtelif maddelerine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak 105. maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

22.5.2003 tarih ve 4857 sayılı İş Kanunu´nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinin birinci fıkrasında, "Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir" denilmiş; 105. maddesinde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili hükümlere aykırılık halinde verilecek cezalar düzenlenmiş; aynı Kanunun 108. maddesinde, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüştür.

4857 sayılı Yasa´nın 108. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü´nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu´nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,  27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,  5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi´nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete´de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi´nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu´nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa´nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,  Kabahatler Kanunu´nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 4857 sayılı Yasa´nın 108. maddesine dayanılarak 105. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 5. İdare Mahkemesi´nce verilen 14.12.2005 gün ve E:2005/2600, K:2005/2058 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 04.06.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

 

 

 
                                  Sayaç