TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR.. SİTEMİZDE YER ALAN BİLGİLERİ İNCELERKEN ARADIĞINIZ SORULARIN CEVABINI BÜYÜK ÖLÇÜDE BULABİLECEKSİNİZ..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
YARGITAY CEZA DAİRELERİ KARARLARI 24 / 13-11-2013
HARÇ YATIRILMAKSIZIN KARARIN TEMYİZ EDİLMESİ...

YARGITAY 13. CEZA DAİRESİ

Esas Numarası: 2012/12718

Karar Numarası: 2012/21996

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

31.03.2011 günlü 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıy­la Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13. maddesiyle de­ğiştirilen Harçlar Kanunu’nun (1) sayılı tarifesinin mahkeme harçları bölü­münün “Temyiz, istinaf ve itiraz harçları” kısmındaki “Yargıtay Ceza Daire­lerine yapılacak temyiz başvurularında 40,00 TL temyiz harcı alınacağına” ilişkin (b) fıkrasının 29.12.2011 gün ve 28157 sayılı Resmi Gazete’de ya­yımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 20.10.2011 tarih ve 2011/54-142 E.K. sayılı kararı ile iptal edildiğinin ve iptal hükmünün 29.06.2012 tarihinde yürürlüğe girdiği ve 26.12.2011 tarihli dilekçe ile harç yatırılmaksızın kararın temyiz edildiği anlaşılmış ise de;

TC Anayasası’nın 90/5. maddesi uyarınca “usulüne göre yürürlüğe ko­nulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir... Usulüne göre yü­rürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuş­mazlıklarda milletlerarası antlaşmalar esas alınır.”

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ile Anaya­samızın 36. maddesi Hak Arama Özgürlüğünü güvence altına al­mıştır. “(Temyiz) kanun yoluna başvurma hakkı da” hak arama öz­gürlüğünün bir parçasıdır.” Harçlar Kanunu’nun 13. maddesinde düzen­lenen ceza yargılamasındaki temyiz başvuru harcı hükmü, sanığın harçsız temyiz başvurusu yaptığı tarihte Anayasa Mahkemesi tarafından AİHS’nin 6. ve Anayasa’nın 36. maddelerine aykırılık nedeniyle iptal edilmiş olmakla bir­likte henüz iptal kararı yürürlüğe girmemiştir.

Ancak, AİHS’nin 6. maddesi hükmü, Anayasa’nın 153/5. ve Harçlar Kanunu’nun 13. maddesi ile çelişmekte ise de; Anayasa’nın 90/5. maddesi hükmü uyarınca sözleşme hükümleri üstün tutulup, sanığın harçsız temyiz başvurusu süresinde ve geçerli kabul edil­mekle temyiz isteminin reddine ilişkin Kayseri Beşinci Asliye Ceza Mahkemesi’nin 02.02.2012 tarih ve 2011/630 Esas, 2011/840 Karar sayılı ek kararı kaldırılarak yapılan incelemede;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde ince­lenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre sanık Harun’un temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğnameye uygun olarak (ONANMASINA) 18.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


KÜLTÜR VARLIĞI OLAN ALTIN SİKKELERİ İŞYERİNDE BULUNDURMA...

YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ

Esas Numarası: 2011/9661

Karar Numarası: 2012/18367

2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm sanık, mahalli Cumhuriyet savcısı ve müşteki vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Suçtan doğrudan doğruya zarar gören ve sanık hakkındaki kamu davası ihbar edilmeyen Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, temyiz dilekçesi ile birlikte katılma talebinde bulunduğu anlaşıldığından, 5271 sayılı CMK’nın 237/2 maddesi uyarınca katılmasına karar verilerek yapılan incelemede;

1- Sanığın iş yerinde yapılan arama sonucu sikkelerin ele geçirildiği, dosya içerisinde mevcut arkeolog bilirkişisinin 18.06.2008 tarihli raporuna göre, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında kalan eserler olduğunun belirtildiği, sanığın bu sikkeleri merakı olduğu için, hatıra amaçlı satın aldığına ilişkin aksi ispatlanamayan savunması ve objelerin yakalandığı işyerinin bu tür eşyaların satışının yapıldığı yerlerden olmadığının dosyadan anlaşılması karşısında eyleminin 2863 sayılı Kanun’un 70. maddesine temas eden suçu oluşturduğunun gözetilmemesi,

2- Dosya içeriğine göre; sanığın kültür varlığını ihbar yükümlülüğünde bulunmamak olan eyleminin 2863 sayılı Kanunun 5728 sayılı Kanun ile değişik 70. maddesi kapsamına giren suç için kanun maddesinde öngörülen cezanın süresi itibariyle davaya bakmanın, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 10, 11, 12. maddeleri hükmüne göre Asliye Ceza Mahkemesinin görevine girdiği anlaşıldığından, görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yargılamaya devam edilmesi,

3- Kabule göre de; sanığa hükmedilen adli para cezasına, 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinde belirtilen tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağı gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi,

 

Kanuna aykırı olup, sanığın, mahalli Cumhuriyet savcısının ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde göründüğünden, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak (BOZULMASINA), 12.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


SANIKLAR ARASINDA MENFAAT ÇATIŞMASI,AYNI AVUKATIN MÜDAFİİLİĞ

T.C

YARGITAY

1.CEZA DAİRESİ

Esas No:2013/1598

Karar No:2013/4739

Karar Tarihi : 04.07.2013

1- Sanık S... hakkında ruhsatsız silah taşıma suçundan dava açıldığı halde bu yönden herhangi bir karar verilmemiş ise de, zaman aşımı süresi içinde karar verilmesi mümkün görülmüştür.

2- Sanıklar H.., İ... H..., T..., T..., F... ve S... hakkında maktül D...´yi kasten öldürme ve nitelikli yağma suçlarından, sanıklar İ... H... ve T... hakkında ruhsatsız silah taşıma suçlarından, sanıklar S..., A..., M...ve S... hakkında suçluyu kayırma ve suç delillerini bildirmeme suçlarından kurulan hükümler yönünden yapılan incelemede;

Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 20.10.2009 gün ve 2009/1-85/242 sayılı kararında açıklandığı üzere; sanıklardan birisinin savunulmasının diğer sanık yönünden savunmada zaafıyet yarattığı durumlarda sanıklar arasında menfaat uyuşmazlığı bulunduğunun kabulü gerektiğinden; nitelikli yağma suçlarından yargılanan sanıklar H... ve İ...H... arasında menfaat uyuşmazlığı bulunduğu anlaşılmakla; sanıkların ayrı ayrı müdafiiler yerine aynı müdafii tarafından savunmalarının yapılması suretiyle 1136 sayılı Avukatlık Kanunu´nun 38/1 ve 5271 sayılı CMK.nun 152. maddelerine aykırı davranılması,

 

Usule aykırı olup, sanık İ... H... müdafiinin duruşmalı incelemede ve temyiz dilekçesindeki temyiz itirazları ile Cumhuriyet Savcısının, katılanlar vekillerinin ve diğer sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, kısmen re´sen de incelemeye tabi hükümlerin sair cihetleri incelenmeksizin, öncelikle bu nedenle, kısmen tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), 02.07.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

 

İFTİRA,BORCUNU ÖDEMEMEK İÇİN DÜZENLEDİĞİ BELGEYİ İNKAR ETME

T.C

YARGITAY

4.CEZA DAİRESİ

Esas No:2006/9661

Karar No:2008/1773

Karar Tarihi:25.02.2008

İFTİRA SUÇUNUN SÜBUTU...

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Sanığın borcunu ödememek için kendisi tarafından düzenlenen 05.01.2004 tarihli belgenin katılan tarafından, rızası dışında elde edildiğini iddia ederek katılanı sahtecilik, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından C.Savcılığı´na şikayet ettiğinin anlaşılması karşısında, iftira suçunun sübuta erdiği gözetilmeden yasal temelden yoksun gerekçelerle beraat kararı verilmesi,

Yasaya aykırı ve katılan Kader vekilinin temyiz nedenleri ile teb-liğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden (HÜKMÜN BOZULMASINA), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 25.02.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



 

 

DENETİMLİ SERBESTLİK SÜRESİNİ BELİRLEME YETKİSİ...

YARGITAY 7. CEZA DAİRESİ

Esas: 2012/5120

Karar: 2012/16651

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği gö­rüşülüp düşünüldü;

Sanığın önceden kasıtlı suçtan hükümlülüğünün bulunması nedeniyle, 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakıl­ması hükümlerinin uygulama olanağının bulunmadığı gözetilerek yapılan ince­lemede;

5237 sayılı TCK’nın 58/7. maddesinde; mahkumiyet kararında, hükümlü hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra de­netimli serbestlik tedbirinin uygulanacağı düzenlenmiştir.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 108. maddesinin 4. fıkrasında “Hakim, mükerrir hakkında cezanın infazının tamamlanmasından sonra başlamak ve bir yıldan az olmamak üzere denetim süresi belirler.” 5. fıkrasında “Tekerrür dolayısıyla belirlenen denetim sü­resinde, koşullu salıvermeye ilişkin hükümler uygulanır.” 6. fıkrasında “Hakim, mükerrir hakkında denetim süresinin uzatılmasına karar verebilir. Denetim süresi en fazla beş yıla kadar uzatılabilir.” hükümleri mevcuttur.

Bu yasal düzenlemeler karşısında, denetim süresini belirleme ve ge­rektiğinde uzatma görevinin, hükmü veren mahkemeye değil, hükümlünün infaz aşamasındaki davranışlarını da değerlendirerek koşullu salıverme ile ilgili kararı verecek olan mahkemeye ait olduğu gözetilerek, 5237 sayılı TCK’nın 58/7. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın in­fazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağının belirtilmesi ile yetinilmesi gerekirken, ayrıca denetimli serbestlik tedbiri süresinin de gös­terilmesi,

 

Yasaya aykırı, sanık müdafiinin ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden ve bu husus yeniden yargılamayı gerek­tirmediğinden, 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesi uyarınca, hükmün 7. bendindeki “5275 sayılı Yasa’nın 108/4. maddesi gereğince cezasının infazından sonra takdiren 1 yıl süre ile hakkında denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmasına” iba­relerinin çıkarılarak, “cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına” cümlesinin hükme eklenmesi, suretiyle hükmün (DÜZEL­TİLEREK ONANMASINA), hükmün sair kısımlarının aynen bırakılmasına, 21.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

 

HAGB KARARINDAN SONRA YENİ SUÇ İŞLENMESİ, HÜKMÜN AÇIKLANMASI

YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ

Esas:2011/17464

Karar:2012/4240

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

Denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranan sanık hakkında 5271 sayılı CMK’nın 231/11. maddesi gereğince; geri bırakılan hükmün açıklanması, durumunun yeniden değerlendirilmesi, cezanın yarısına kadar belirlenecek bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar verilerek yeni bir mahkumiyet hükmü kurulması olanaklı olduğundan, 5271 sayılı CMK’nın 223/1. maddesindeki ‘Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olma­dığı, mahkumiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.’ ve 231/1. maddesindeki ‘Duruşma sonunda, 232. maddede belirtilen esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana çizgileriyle anlatılır.’ düzenlemeler, Anayasa’nın ‘hak arama hürriyeti’ başlığı ile düzenlenen 36. maddesindeki ‘herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.’ hükmü ve taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesindeki ‘adil yar­gılanma’ ilkesi karşısında; hükmün açıklanmasına karar verilebilmesi için ön­celikle ceza yargılamasının ‘vasıtasızlık’, ‘alenilik’ ve ‘sözlülük’ ilkeleri gereği duruşma açılarak, sanığın, hakkında yapılan yargılamadan haberdar edilmesi gerektiği gözetilmeden ve hükmün gerekçesinde de iddia, savunma, sanığın lehine ve aleyhine olan tüm kanıtlar, sabit kabul edilen olaylar ve suçun yasal öğelerinin nasıl oluştuğu açıklanıp, tartışılması ve dayanaklarının gösterilmesi gerektiği düşünülmeden, Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK’nın 34 ile 230. maddelerine aykırı davranılmak suretiyle hiçbir gerekçeye yer verilmeden yazılı şekilde dosya üzerinde hüküm kurulması,

 

Bozmayı gerektirmiş, sanık Alparslan’ın temyiz nedenleri ile tebliğ­namedeki düşünce yerinde görüldüğünden (HÜKMÜN başkaca yönleri in­celenmeksizin BOZULMASINA), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahke­mesine gönderilmesine, 29.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


 

VERGİ İNCELEMESİNİN YAPILACAĞI YER,TEBLİGAT GEÇERLİLİĞİ

T.C

YARGITAY

11. CEZA DAİRESİ

ESAS NO:2011/6200

KARAR NO:2013/3494

KARAR TARİHİ:04.03.2013

>Defter ve Belgelerin İbraz Edilmemesi (Gizlenmesi)

>Vergi İncelenmesinin Yapılacağı Yer

>Tebligatın Geçerliliği

>İncelemenin Yapılacağı Yere İlişkin İstisnalar

ÖZET: 213 sayılı Yasanın 139.maddesine göre incelemenin işyerinde yapılması gerektiği, ticari faaliyetine devam ettiği anlaşılan sanığa vergi denetmeni tarafından defter ve belgelerini ibraz etmesi için yapılan tebligatın işyerinde ve bizzat yapılmış olmasına nazaran, hesapların dairede incelenmesine imkan veren 213 sayılı Yasanın 139/2.maddesindeki istisnalardan birinin varlığının önceden belirlenmesi gerektiği aksi takdirde yapılan tebligatın hukuki geçerliliğinin bulunmadığı gözetilmelidir.

(213 s. VUK m. 139/1-2, 359/a-2)

Sanığın, 2005 yılına ait defter ve belgelerini tebligata rağmen incelemeye ibraz etmediğini iddia olunması karşısında; 213 sayılı Yasanın 139.maddesine göre incelemenin işyerinde yapılması gerektiği, ticari faaliyetine devam ettiği anlaşılan sanığın verdi denetmeni tarafından defter ve belgelerini ibraz etmesi için yapılan tebligatın işyerinde ve bizzat yapılmış olmasına nazaran, hesapların dairede incelenmesine imkan veren 213 sayılı Yasanın 139/2. maddesindeki istisnalardan birinin varlığının önceden belirlenip belirlenmediğinin incelemeyi yapan vergi denetmeninden sorulması, işyeri dışında inceleme yapılmasına ilişkin bir tespiti varsa belgesini dosyaya ibrazının istenmesi, aksi takdirde yapılan tebligatın hukuki geçerliliğinin bulunmadığı gözetilmeden, eksik soruşturma sonucu yazılı şekilde sanığın mahkumiyetine karar verilmesi,

Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı,5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK´nın 321.maddesi uyarınca istem gibi (BOZULMASINA), 04.03.2013 gününde oybirliğiyele karar verildi.


 

GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞI VE BU SUÇA TEŞEBBÜS

Yargıtay Ceza Genel Kurulu

Esas Numarası: 2012/8-1085

Karar Numarası: 2013/96

Göçmen kaçakçılığı suçundan sanık M... ´ın 5237 sayılı TCK´nun 79/1-a, 62/1, 52/2-4, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 24.320 Lira adli para, sanık F... ´ın ise 79/1-a, 52/2-4, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 4 yıl hapis ve 58.400 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve adli para cezalarının 24 eşit taksitle tahsiline ilişkin, Fatih 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.01.2006 gün ve 685-4 sayılı hükmün, sanık M... ile sanık F... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 06.05.2010 gün ve 15411-6935 sayı ile;

"Yasadışı yollardan Türkiye´ye gelen ve buradan Yunanistan´a gitmek isteyen göçmenlerin sanık F... ´a ait işyerinde barındırılarak, süre içerisinde ihtiyaçlarının sanıklar tarafından karşılandığı, sanıkların kanıtlanan bu eylemlerinin göçmenlerin yurt dışına çıkmalarına imkân sağlamaya teşebbüs aşamasında kaldığı, TCK´nun 79. maddesi uyarınca verilen cezadan teşebbüs nedeniyle anılan Yasanın 35. maddesine göre indirim yapılması gerektiği gözetilmeyerek sanıklar hakkında fazla ceza tayini" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş, Daire Başkanı S. Çetinkol ile Daire Üyesi H. Akdağ; "sanıkların suçunun tamamlandığı" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

Fatih 5. Asliye Ceza Mahkemesi ise 19.10.2010 gün ve 681-1046 sayı ile;

"TCK´nun 79/1-a maddesi; ´doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollardan yabancıyı ülkeye sokan veya ülkede kalmasına imkân sağlayan kişi cezalandırılır´ şeklindedir, sanıkların göçmenlerin bir süre ülkede kalmalarına imkân sağladıkları açıktır" gerekçesiyle direnerek sanıkların önceki hükümdeki gibi cezalandırılmasına karar vermiştir.

Bu hükmün de Cumhuriyet savcısı, sanık F... ve sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.06.2012 gün ve 186114 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanıkların göçmen kaçakçılığı suçundan cezalandırılmalarına karar verilen somut olayda, Özel Daire çoğunluğu ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların üzerlerine atılı göçmen kaçakçılığı suçunun tamamlanıp tamamlanmadığının belirlenmesine ilişkindir.

5237 sayılı TCK´nun "Göçmen kaçakçılığı" başlıklı 79. maddesi suç tarihinde;

"1) Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollardan;

a) Bir yabancıyı ülkeye sokan veya ülkede kalmasına imkân sağlayan,

b) Türk vatandaşı veya yabancının yurt dışına çıkmasına imkân sağlayan,

Kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır

2) Bu suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek cezalar yarı oranında artırılır.

3) Bu suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur" şeklinde iken, 22.07.2010 gün ve 6008 sayılı Kanunun 6. maddesiyle yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasına; "suç teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur" hükmü eklenerek, göçmen kaçakçılığı bir teşebbüs suçu haline getirilmiştir. Suç tarihinden sonra yapılan bu düzenleme, sanıkların aleyhine bulunduğundan uyuşmazlığın TCK´nun 79. maddesinin 6008 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki haline göre çözümlenmesi gerekmektedir.

TCK´nun 262, 277, 288, 309, 310, 311 ve 312. maddelerinde teşebbüs suçları düzenlenmiş ve anılan maddelerin kapsamında bulunan suçlarda teşebbüs hali, tamamlanmış suç gibi yaptırıma bağlanmıştır. 6008 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce TCK´nun 79. maddesine göre göçmen kaçakçılığı teşebbüs suçu olmadığından, genel hükümler çerçevesinde, şartların varlığı halinde bu suç yönünden teşebbüs hükümlerinin uygulanabilmesi ve saptanacak temel cezadan teşebbüsün varlığı nedeniyle indirim yapılması mümkündür.

Teşebbüs hükümlerinin uygulanabilmesi için;

a- Suç teşebbüse elverişli bir suç olmalı,

b- Belirli bir suç işleme kastı bulunmalı,

c- Suç işleme kararı icraya başlanılmalı,

d- Engel nedenlerle sonuca ulaşılamamalıdır.

Seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenen göçmen kaçakçılığı suçu, kanunda öngörülen göçmenin yasal olmayan yollardan "ülkeye sokulması," "ülkede kalmasına imkân sağlanması" veya "yurt dışına çıkarılmasına imkân sağlanması" suretiyle işlenebilmektedir. Seçimlik hareketlerden "yurt dışına çıkmaya imkân sağlama" bakımından netice, ülke karasuları, kara sınırları ya da hava sahasının dışına çıkılmasıyla gerçekleşmektedir. Bu şartlar yerine getirilmedikçe fiilin teşebbüs aşamasında kaldığının kabulü zorunludur.

Yasal olmayan yollardan ülke dışına çıkarılmak istenen göçmen ya da göçmenlerin, bu amacın gerçekleştirilebilmesi için geçici bir süre ile ev, otel ya da benzeri yerlerde saklanması fiili, "yasal olmayan yollardan ülkede kalmaya imkân sağlama" biçimindeki hareketin değil, "göçmenin yurt dışına çıkmasına imkân sağlama" şeklindeki seçimlik hareketin kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. "Ülkede kalmaya imkân sağlama" ise, başka bir ülkeye gitme amacı bulunmayan ve ülkemizde sürekli kalmak isteyen göçmenin yasal olmayan yollardan ülkede kalmasına imkân sağlamaya yöneliktir.

Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90. maddesinin son fıkrası uyarınca onaylanmakla iç hukuk normu haline gelen, "Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol"ün 6. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendindeki, "Her taraf devlet, kendi hukuk sisteminin temel kavramlarına bağlı kalmak kaydıyla göçmen kaçakçılığına teşebbüsü suç haline getirmek için gerekli yasal ve diğer önlemleri alır" şeklindeki düzenleme, teşebbüs halini tamamlanmış suç gibi cezalandırmayı gerektiren zorlayıcı bir düzenleme değildir. Anılan Protokolde yazılı olan; "taraf devletin kendi hukuk sisteminin temel kavramlarına bağlılık" kuralı göz önüne alındığında, göçmen kaçakçılığı açısından suçun tamamlanmış haline göre teşebbüsü belirli bir oranda indirimle ceza yaptırımına bağlayan 6008 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki ceza mevzuatının protokole aykırı bir düzenlemeyi öngörmediği açıktır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Yerel mahkemece, sanıkların yasal olmayan yollardan ülkemize giren göçmenlerin maddi menfaat elde etmek amacıyla ülkede kalmalarına imkan sağladıkları ve bu şekilde eylemlerinin tamamlandığı kabul edilmiş ise de, yasal olmayan yollardan ülkeye giriş yapan göçmenleri, yurt dışına çıkarmak maksadıyla belli bir süre barındıran sanıkların eylemlerinin, göçmen kaçakçılığı suçunun, suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan ve sanıkların lehine olduğunda tereddüt bulunmayan "göçmenin yurt dışına çıkartılmasına imkan sağlanması" şeklindeki seçimlik hareketi oluşturduğu, göçmenlerin yurt dışına çıkartılamadan yakalanmış olmaları nedeniyle sanıkların fiilinin teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, suçun tamamlandığı gerekçesiyle teşebbüse ilişkin hükmü uygulamayan yerel mahkemenin direnme hükmü isabetsiz olup, bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Fatih 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.10.2010 gün ve 681-1046 sayılı hükmünün, sanıkların üzerine atılı göçmen kaçakçılığı suçunun teşebbüs aşamasında kaldığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.03.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.


 

HAGB KARARINA İTİRAZ AVUKATLIK ÜCRETİ TAYİN EDİLMEMESİ

T.C

YARGITAY

2. CEZA DAİRESİ

ESAS NO.2011/19218

KARAR NO.2011/13215

KARAR TARİHİ15.6.2011

Açıklanmayan ve hukuken varlık kazanmamış bulunan hükmün içeriğine dahil bulunan hukuka aykırılıkların, itiraz yolu ile incelenmesi olanağı bulunmadığından;

Katılan vekilinin hükmün içeriğine yönelik itirazının kabulüne karar verilerek, hükümde vekalet ücreti ile ilgili düzeltme yapılması nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüştür.

DAVA ve KARAR:

Elektrik enerjisi hakkında hırsızlık suçundan sanık İbrahim K.`ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu`nun 142/1-f, 168/1., 62/1. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, katılan kendini vekille temsil ettirmiş ise de vekili duruşmalara katılmadığından 175,00.- Türk Lirası dilekçe ücretinin sanıktan tahsiliyle katılana verilmesine,

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair,

Keşan Asliye Ceza Mahkemesinin 27.7.2010 tarihli ve 2010/301-773 sayılı karaRINA yönelik itirazın kabulü ile Keşan Asliye Ceza Mahkemesinin 27.7.2010 tarihli ve 2010/301-773 sayılı kararının 4 nolu bendinin “katılan kendisini vekille temsil ettirdiğinden 1.000,00.- Türk Lirası dilekçe ücretinin sanıktan tahsiliyle katılana verilmesine” şeklinde düzeltilmesine ilişkin, EDİRNE 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.9.2010 tarihli ve 2010/940 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 6.4.2011 gün ve 2011/3885-18109 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.5.2011 gün ve 2011/164662 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu:

Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz kanun yoluna başvurulması hâlinde, itiraz merciinin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesinin şartlarının olup olmadığını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararında hukuka aykırılık bulunup bulunmadığını inceleyebileceği;

Mercii tarafından suçun sübutu, nitelendirilmesi gibi esasa ilişkin değerlendirme yapılamayacağı;

Açıklanmayan mahkumiyet hükmü içeriğindeki hukuka aykırılıkların denetlenemeyeceği, bu gibi hukuka aykırılıkların ancak davanın düşmesi kararı verildiğinde veya hükmün açıklanması ya da yeni bir hüküm kurulması halinde temyiz kanun yolu ile incelenebileceği cihetle, itirazın reddi yerine, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

KARAR

Sanık hakkında Keşan Asliye Ceza Mahkemesi`nin, 27.7.2010 tarih, 2010/301-773 sayılı kararı ile elektrik hırsızlığı suçundan, 5271 sayılı CMK.’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, katılan vekilinin vekalet ücretine hükmolunmaması yönündeki itirazı üzerine,

Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesi`nce, itirazının kabulü ile “karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 1.000.- TL. vekalet ücretinin sanıktan tahsili ile katılana verilmesine,” şeklinde hükmün düzeltilmesine karar verilmiştir.

5271 sayılı Yasanın 231. maddesinin 5. fıkrasında

“Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder.” şeklindeki düzenleme nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde, aynı maddenin 12. fıkrası uyarınca itiraza tabi bulunan bu karar yönünden, itiraz merciince ancak 5271 sayılı yasanın 231. maddesindeki koşulların bulunup bulunmadığına ilişkin sınırlı bir denetleme yapılabilecek, anılan maddenin 5. fıkrası uyarınca henüz varlık kazanmamış olan hükmün denetlenmesi, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 3.2.2009 gün ve 2009/4-13 Esas – 2009/12 sayılı Kararında da belirtildiği üzere, anılan yasanın 231 ve 271. maddelerindeki düzenlemelere aykırı olacaktır.

Hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar ancak hükmün hukuken varlık kazanması halinde olağan ve olağanüstü yasa yolları denetimine konu olabilecektir.

Bu itibarla; açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmünün, hükmün açıklanması, düşme kararı verilmesi veya yeni bir mahkûmiyet hükmünün tesisinden sonra ancak temyiz incelemesine konu olabilmesi, temyiz yasa yoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde ise koşulları bulunduğu taktirde yasa yararına bozma yasa yolu ile incelenebilecek olması ve ancak bu aşamada hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıkların denetlenebilecek olması karşısında, açıklanmayan ve hukuken varlık kazanmamış bulunan hükmün içeriğine dahil bulunan hukuka aykırılıkların, itiraz yolu ile incelenmesi olanağı bulunmadığından, katılan vekilinin hükmün içeriğine yönelik itirazının kabulüne karar verilerek, hükümde vekalet ücreti ile ilgili düzeltme yapılması nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görülmekle,

SONUÇ: EDİRNE 1. Ağır Ceza Mahkemesinden kesin olarak verilen 24.9.2010 gün ve 2010/940 D. İş sayılı kararın, BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.


 

CEP TELEFONU GÖRÜŞMESİNİN KAYDA ALINMASININ DELİL DEĞERİ...

YARGITAY CEZA GENEL KURUL KARARI

Esas Numarası: 2012/5.MD-1270

Karar Numarası: 2013/248

Sanıklar, ... İcra Hakimi A... ve turizmci N... ´in Ağustos-Eylül 2006 tarihlerinde, ... 3. İcra Hukuk Mahkemesince verilmiş ve Yargıtay 12. Hukuk Dairesince onanarak kesinleşmiş olan bir kararın tashihi karar yoluyla bozulmasını sağlayacaklarını söyleyerek katılan M... ´den yarar sağladıklarından bahisle 5237 sayılı TCK´nun 37. maddesi delaletiyle aynı Kanunun 255/1. maddesinde düzenlenmiş olan yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama suçundan cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda Yargıtay 5. Ceza Dairesince 07.04.2010 gün ve 3-2 sayı ile; sanıkların beraatlarına karar verilmiştir.

Hükmün katılan vekili ve Yargıtay C.Başsavcılığı tarafından, sanıklara yüklenen suçun sabit olduğu ve cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiğinden bahisle temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 21.06.2011 gün ve 187-131 sayı ile;

"Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanıklara yüklenen yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama suçunun sübuta erip ermediğinin belirlenmesine ilişkin ise de; katılanın sanıklar ile aynı ortamda ve telefonda yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt etmek suretiyle elde ettiği kayıtların niteliği ile hukuken geçerli nitelikte delil sayılıp sayılamayacakları hususu öncelikle değerlendirilecektir.

Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için öncelikle haberleşme hürriyeti ve iletişimin denetlenmesi kavramlarının üzerinde durmak gerekmektedir.

Anayasa’nın 22. maddesi gereğince kural olarak herkes haberleşme özgürlüğüne sahiptir ve haberleşmenin gizliliği esastır. Ancak, yine aynı madde uyarınca, ulusal güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması nedenlerine dayalı olarak hakim kararıyla gizlilik kuralı askıya alınabilir.

Tarafı olduğumuz ve onaylamakla iç hukuk mevzuatına dahil ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi´nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu kurala bağlanmış, bu hakka bir kamu otoritesinin müdahalesinin ancak, ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda gerekli olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabileceği belirtilmiştir.

Ülkemizde 1412 sayılı CYUY´nın yürürlükte olduğu 1999 öncesi dönemde iletişimin denetlenmesi konusunda herhangi bir düzenleyici kural öngörülmemiştir. Uygulamada CYUY´nın 91. maddesinde yer alan, sanığa gönderilen mektuplar ve sair mersulenin zapt edilebileceğine ilişkin kuralın kıyasen uygulanması suretiyle haberleşmeler denetlenmiş ise de bu tür kanıt derlemeleri özellikle öğretide yoğun eleştirilere konu edilmiştir.

İletişimin denetlenmesine ilişkin ilk yasal düzenleme, 01.08.1999 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasasında yer almıştır. Bu Yasanın 2. maddesinde; 4422 sayılı Yasada katalog halinde sınırlı olarak sayılan suçların soruşturmasında, başkaca kanıt elde etme olanağı bulunmayan hallerde hakim kararıyla iletişimin dinlenmesi ve tespiti olanaklı hale gelmiştir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde C. Savcısı da bu tedbire başvurabilecek ancak, 24 saat içerisinde hakimden bu konuda karar almak zorunda kalacaktır. Görüldüğü gibi bu düzenleme ancak sınırlı suçlarla ilgili ve sınırlı hallerde iletişimin dinlenmesi ve tespitine olanak tanımaktadır. Bu sınırların dışına çıkılarak iletişimin dinlenmesi ve tespiti halinde elde edilen bilgiler yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğinde olacaktır.

İletişimin denetlenmesine ilişkin son düzenleme ise 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasasında yapılmış, 5320 sayılı Yasanın 18. maddesi ile de 4422 sayılı Yasa yürürlükten kaldırılmıştır.

5271 sayılı CYY´nın Koruma Tedbirleri başlıklı dördüncü kısmının 135 ila 138. maddelerini kapsayan beşinci bölümünde "Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi" düzenlenmiş olup, anılan Yasanın 135. maddesi,

“(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.

(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.

(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.

(4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, (...) mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, (...)mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.

(5) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.

(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:

a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

 

1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),

2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),

3. İşkence (madde 94, 95),

4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),

5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),

6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),

7. Parada sahtecilik (madde 197),

8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),

9. Fuhuş (madde 227, fıkra 3)

10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),

11. Rüşvet (madde 252),

12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),

13. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315),

14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.

b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.

c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,

d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.

e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.

(7)Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz” hükmünü taşımaktadır.

İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması başlıklı 135. maddenin birinci fıkrasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasının şartları ve usulü düzenlenmiştir. İletişimin tespiti, belli bir telefon numarasından kimlerin ne zaman arandığı, konuşmanın ne kadar süreyle yapıldığı, elektronik posta yoluyla kimlerle iletişim kurulduğu hususlarının belirlenmesinden ibarettir. İletişimin dinlenmesi, telli veya telsiz telefonla ya da internet üzerinden yapılan konuşmalar açısından da geçerlidir. İletişimin kayda alınması ise, telli veya telsiz telefonla ya da internet üzerinden yapılan konuşmalardaki ses veya görüntüler açısından söz konusu olduğu gibi, elektronik posta yoluyla yapılan iletişimin içeriği hakkında da uygulanabilir.

Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınmasına dair usul ve esaslar ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkındaki Yönetmeliğin tanımlar başlıklı 3. maddesinin (e) bendinde; iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasının, telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilmekte olan konuşmalar ile diğer her türlü iletişimin uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik işlemleri, (f) bendinde ise, iletişimin tespitinin, iletişimin içeriğine müdahale etmeden iletişim araçlarının diğer iletişim araçlarıyla kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespit edilmesine yönelik işlemleri ifade ettiği belirtilmiştir.

5271 sayılı CYY´nın 135. maddesi anlamında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kaydı alınması, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturma sırasında iki kişi arasında gerçekleştirilen görüşmenin, ancak bir üçüncü kişi tarafından uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınması halinde mümkün olacaktır. Bu yöntemle elde edilen kanıtların hukuka uygun kabul edilmeleri için de yasada öngörülen usuller dairesinde bu işlemlerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Kendisine karşı suç işlendiği gerekçesiyle bir kişinin, bir başkasıyla yaptığı telefon görüşmeleri ile ortam konuşmalarını kayda alması işleminin 5237 sayılı CYY´nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilmesi olanaklı değildir. Çünkü yapılan işlemin anılan madde kapsamında değerlendirilmesi için maddede belirtilen işlemlerin bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturma sırasında bir üçüncü kişi tarafından yerine getirilmesi gereklidir.

Katılanın sanıklar ile aynı ortamda ve telefonda yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt ettiği sırada, sanıklar hakkında yetkili organlarca başlatılmış bir soruşturma veya kovuşturma bulunmadığından, dolayısıyla 5271 sayılı CYY´nın 2. maddesinde tanımı yapılan şüpheli veya sanık kavramlarının konuşmaların kayıt edildiği aşamada sanıklar yönünden söz konusu olmaması, 5271 sayılı CYY´nın 135. maddesinde düzenlenmiş olan iletişimin denetlenmesi tedbirinin yalnızca şüpheli veya sanık sıfatına sahip kişiler hakkında uygulanmasının mümkün bulunması karşısında da, katılan tarafından elde edilen kayıtların 5271 sayılı CYY´nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve hakim kararı olmaksızın gerçekleştirildiklerinden bahisle hukuka aykırı kabul edilmesi isabetli bir yaklaşım tarzı değildir.

Somut olay bu kapsamda değerlendirildiğinde; henüz yasaya göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilerek soruşturmaya başlanılmayan bir dönemde katılanın kendisinden rüşvet istedikleri gerekçesiyle sanıklar ile aynı ortamda ve telefonda yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt etmek suretiyle elde ettiği kayıtların 5271 sayılı CYY´nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilmesi olanağı bulunmamaktadır.

 

Dolayısıyla, katılanın kendisinden rüşvet istedikleri gerekçesiyle sanıklar ile aynı ortamda ve telefonda yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt etmek suretiyle elde ettiği kayıtların Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından 5237 sayılı CYY´nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve hakim kararı olmaksızın gerçekleştirildiklerinden bahisle hukuka aykırı kabul edilmesi isabetli değildir.

Diğer taraftan, katılan tarafından elde edilmiş olan kayıtların 5237 sayılı TCY´nın Özel Hükümler başlıklı İkinci kitabının kişilere karşı suçlar başlıklı ikinci kısmının dokuzuncu bölümünde düzenlenen özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar kapsamında kabulü de olanaklı değildir. Zira katılan eylemi bir başkasının özel hayatına müdahale olmayıp, kendisine karşı işlendiğini düşündüğü suçla ilgili olarak kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engelleyerek, yetkili makamlara sunmak amacıyla güvence altına almaktır.

Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur. Aksi takdirde kanıtların kaybolması ve bir daha elde edilememesi söz konusudur.

Öğretide, ´Meşru müdafaa olarak değerlendirilebilecek, örneğin hakaret, tehdit veya şantaj suçlarına muhatap olan ve o an konuşmaları kayıt altına alan mağdurun elde ettiği bu delil hukuka uygun sayılacaktır´ (Prof. Dr. Ersan Şen, Türk Hukuku´nda Telefon Dinleme, Gizli Soruşturmacı, X Muhbir, 2. Baskı, sf. 74), “… ‘kayıt altına alma’ gerçekleşen bir haksız saldırıya karşı, ‘kayıtları takip organlarına verme’ ise tekrarı muhakkak bir haksız saldırıya karşı yapılmaktadır. Yani her ikisi de meşrudur. Netice olarak, meşru savunma çerçevesinde hareket ettiğinden, üzerinde durulan sorunda mağdurun eyleminin haberleşmenin gizliliğini ihlal veya kişiler arasındaki konuşmaların kayda alınması ya da benzeri başka bir suça vücut vermediği gibi, yapmış olduğu kayıtların da hukuka uygun olarak ele geçirilmiş olduklarından pekala delil olarak değerlendirilebileceği söylenebilir.” (Yrd.Doç. Dr. Ali İhsan Erdağ, TBB Dergisi, 2011(92), sf. 54) şeklinde görüşler mevcuttur.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Katılanın sanıklar ile aynı ortamda ve telefonda yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt etmek suretiyle elde ettiği kayıtların, 5271 sayılı CYY´nın 135. maddesi kapsamında değerlendirmesi, bu bağlamda hakim kararı olmadığından bahisle hukuka aykırı kabul edilmesi olanaklı olmayıp, rüşvet istenmek suretiyle sanıklar tarafından kendisine karşı işlendiğini iddia ettiği suçla ilgili olarak, bir daha elde edilme olanağı bulanmayan kanıtların yetkili makamlara sunulmak amacıyla toplandığının, dolayısıyla hukuka uygun olduğunun kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla, katılanın sanıklar ile aynı ortamda ve telefonda yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt etmek suretiyle elde ettiği kayıtları hukuka aykırı kabul ederek, hükme esas almayan Yargıtay 5. Ceza Dairesi beraat hükmünün, hukuka uygun olduğu kabul edilen kayıtlarında değerlendirilmesi suretiyle sanıkların hukuki durumlarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğinden esasa ilişkin diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına" karar verilmiştir.

Bozmaya uyarak hukuka uygun olduğu kabul edilen kayıtlarıda gözönünde bulundurmak suretiyle sanıkların hukuki durumlarını yeniden değerlendiren Yargıtay 5. Ceza Dairesince 07.03.2012 gün ve 5-2 sayı ile; yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama suçuna teşebbüsten sanık A...’ın 5237 sayılı TCK’nun 255/1, 35/2, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca hapis cezasından çevrilme 6000 lira ve doğrudan hükmolunan 1000 lira adli para, sanık N... ’in ise aynı kanunun 40 ve 38. maddeleri yollamasıyla 255/1, 35/2, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca hapis cezasından çevrilme 6000 lira ve doğrudan hükmolunan 1000 lira adli para cezası ile cezalandırılmalarına, 53/5 maddesi gereğince sanık A... cezasının infazından sonra işlemek üzere takdiren 150 gün süreyle 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kullanmaktan yasaklanmasına, sanıkların yeniden suç işlemeyeceği yönünde kanaat oluşmadığından CMK’nun 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir.

Bu hükmün de sanık N... müdafii ve sanık A... tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay C. Başsavcılığının "onama" istekli 19.09.2012 gün ve 31069 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık K... hakkında verilen mahkumiyet hükmüne karşı kanun yoluna başvurulmadığından inceleme, sanıklar A... ve N... hakkında kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.

Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar A... ve N... atılı suçu işleyip işlemediklerinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Katılanın, yaklaşık değeri 3 trilyon lira olan taşınmazının 600 milyar liraya satıldığı iddiasıyla ... 3. İcra Hukuk Mahkemesinin 2004/471 esas sayılı dosyasında 09.07.2004 tarihinde ihalenin feshi davası açtığı, hakimliğini A... , zabıt katipliğini ise K... yaptığı mahkemece 25.04.2006 gün ve 471-239 sayı ile davanın reddine ve katılandan % 10 para cezası alınmasına karar verildiği, katılan tarafından temyiz edilen bu kararın Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 18.07.2006 gün ve 13051-15897 sayı ile onandığı, tashihi karar talebi de 24.11.2006 tarihinde reddedilen katılanın 11.01.2007 tarihinde yaptığı yargılamanın yenilenmesi talebininde kabul edilmediği,

Katılanın 02.10.2006 tarihinde ...Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçede, Yargıtayca onanmış olan kararı Yargıtay 12. Hukuk Dairesince tashihi karar yoluyla bozdurmak vaadiyle hakim A... kendisinden toplam 600 bin Euro rüşvet istediği iddiasıyla şikayetçi olduğu ve ayrıca olayla ilgili olarak kendisi tarafından telefona kaydedilen konuşma kayıtlarını içeren 3 adet CD’yi de savcılığa teslim ettiği,

Katılanın aynı iddialarla 28.03.2007 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçe ile de ayrıca K... ve N... hakkında da şikayetçi olduğu,

...Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık K... ´in rüşvet almaya teşebbüs suçundan 5237 sayılı TCK´nun 252/1-3 ve 35. maddeleri, sanık N... ´in ise rüşvet almaya teşebbüs suçuna yardımdan aynı kanunun 252/1-3, 35 ve 39. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarının talep edildiği, bu davanın yapılan yargılaması sonunda İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesince 17.04.2008 gün ve 348-109 sayı ile, sanıklar K... ve N... , yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlamaya teşebbüs suçundan, 5237 sayılı TCK´nun 255/1, 35, 62 ve 52. maddeleri uyarınca 10 ar ay hapis ve 120 şer Lira adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği, kararın sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesince 22.06.2009 gün ve 461-7888 sayı ile, aynı olay hakkında A... hakkında Yargıtay 5. Ceza Dairesinde açılmış ve derdest olan bir davanın bulunduğu gerekçesiyle yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verildiği, bunun üzerine İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesince 28.03.2007 gün ve 282 sayı ile birleştirme kararı verilerek, dosyanın Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderildiği ve tüm sanıkların yargılamasının birlikte yapıldığı,

Katılan tarafından sunulan 3 adet CD üzerinde inceleme yapan bilirkişi tarafından "CD´lerdeki ses kayıtları, mümkün olduğunca, dil bilgisi kuralları göz ardı edilerek aslına uygun şekilde deşifre edilip metne yazılmıştır. Ancak özellikle telefon konuşmalarında karşı tarafın konuşmaları olmak üzere yer yer konuşmalar duyulmamakta, sesler birbirine karışmakta veya tam anlaşılmamaktadır. Anlaşılmayan yerler metinde .... olarak gösterilmiştir. Deşifre metinde, seslerin kime ait olduğu konusunda sıkıntılar yaşanmış, bazı seslerin kime ait olduğu anlaşılmamış, bu durumda ses erkek/bayan diye ayrılmıştır. Ancak konuşma içinde birbirlerine hitap ederlerken eğer ses sahibinin ismi geçiyorsa, metnin devamında yine erkek/bayan olarak yazılmıştır" açıklamalarına yer verildiği, çözümlemelere bakıldığında konuşmaların büyük ölçüde anlaşılabilir olduğu, seslerin kime ait olduğu konusunda herhangi bir teknik inceleme yaptırılmadığı,

01.05.2006 ve 30.10.2006 tarihleri arasında, (karşılıklı olarak) A... ile N... 248 kez, A... ile K... 33 kez, A... ile katılanın 2 kez, K... ile N... 295 kez, K... ile katılanın 190 kez, N... ile katılanın ise 46 kez görüştükleri; bazı günler görüşmelerin çok yoğunlaştığı örneğin, 05.09.2006 tarihinde katılan ile K... 6 kez, 20.08.2006 tarihinde A... ile N... 13 kez, 17.10.2006 tarihinde ise N... ile K... 17 kez görüşme yaptıkları, katılan ile sanık K... arasındaki görüşmelerin 25.04.2006 tarihinde müştekinin davasının reddedilmesinin hemen ardından 01.05.2006 tarihinde başladığı, devam eden aşamada ise K... ile A... arasındaki görüşmelerin 05.05.2006 tarihinde başladığı, katılan ile A... arasındaki iki görüşmenin 01.07.2006 tarihli olduğu, bunun dışında ise A... ile N... arasındaki görüşmelerin 02.07.2006, K... ile N... arasındaki görüşmelerin 06.07.2006, müşteki ile N... arasındaki görüşmelerin de 21.08.2006 tarihinde başladığı,

M…… Turizm ve Seyahat Acentası Ltd. Şti’ne ait 29.08.2006 gün ve 696947 sayılı faturadan ve dosyada bulunan elektronik uçak biletlerinden; katılanın kredi kartından, 22.08.2006 tarihinde, N... ve M... adına İstanbul-Milas-İstanbul, A... adına ise İstanbul-Milas-Dalaman-İstanbul uçak bileti alındığı ve kişi başına 348 TL ödendiği, N... ve katılanın 25.08.2006 tarihinde saat 22.00 de Milas üzerinden Bodrum’a gidip, 27.08.2006 tarihinde saat 11.55 te aynı havaalanından İstanbul’a döndükleri, A... ise 25.08.2006 tarihinde saat 22.00 de Milas üzerinden Marmaris´e gidip, 28.08.2006 tarihinde ise Dalaman’dan İstanbul’a döndüğü,

Sanık A... ´a ait kredi kartı hesap ekstresinde uçak biletine ait bir harcamanın bulunmadığı,

Anlaşılmaktadır.

Katılan M... aşamalarda özetle; Maslak´ta bulunan gayrimenkulleri ile ilgili olarak ...Adliyesi´nde birçok işlerinin olduğunu, işlerini görmek için gidip geldikçe sanıklardan K... ile tanıştığını, K... kendisine çok yakınlık gösterdiğini, Maslakta bulunan ve değeri 15-20 trilyon olan gayrimenkulünün üzerine haciz konulduğunu, tebligatın ise 15-20 seneden beri ikametgah olarak kullanmadığı, gelinlerinin kullandığı adrese yapıldığını, gayrimenkulünün satışa çıkarılması üzerine satışın iptali için ...İcra merciine müracaatta bulunduğunu, avukatı aracılığı ile ...3. İcra Tetkik Mercii hakimliğine dava açtığını, davaya birçok hakimin girdiğini, en son davaya Hakim A... ´ın baktığını, sanık K... bu mahkemede katip olarak çalıştığını, davanın aleyhine sonuçlandığını, dava aleyhine sonuçlanınca K... ´le görüşüp davanın lehine sonuçlanacağını söylediği halde neden böyle olduğunu sorduğunda, hakim D. beyin A... beyle fazla teması olduğunu, herhalde ondan dolayı sonucun değişmiş olabileceğini söylediğini, kararı temyiz ettiğini, bu arada bir gün arkadaşları ile birlikte R... Otelinde bulundukları sırada K... ´in telefonla aradığını ve daha sonra yanlarına geldiğini, daha sonra kendisine bir telefon geldiğini, bir misafirin olduğunu ve gelmek istediğini söyleyince kabul ettiğini, daha sonra N... ´in de yanlarına geldiğini, turizmci olduğunu söyleyerek N... ile tanıştırdığını, sonra ayrıldıklarını, ertesi gün K... in N... ile birlikte arayarak hakim A... ´ın görüşmek istediğini belirttiğini, kabul edince ertesi gün R... Otelinde buluştuklarını, birlikte yemek yediklerini, ayrılırken hakimin kendisini daireye çağırdığını, ertesi gün daireye gittiğinde hakimin yanlış karar verdiğini ve bunu düzeltebileceğini, Yargıtayda ceza hakimi olarak çalıştığını, bir çok tanıdığının bulunduğunu, kararı Yargıtay´da düzelttirebileceğini, Ankara´da bulunan arsalarının tapularını istediğini, bunları getirdiğini, Ankara´da yer almak istediği için tapuları istediğini, Bodrum´da oteli olduğunu söyleyince buraya gitmeyi teklif ettiğini, Bodrum´a gitmek için kendisine, hakim A... ve N... ´e uçak bileti aldığını ve kendilerine verdiğini, ancak hakim beyin biletini Marmaris olarak değiştirdiğini ve oraya gittiğini,N... ile Bodrum´a gittiklerini, burada otelini ve arsalarını gezdiklerini, N... ´in oteli spor kulübü yapmayı teklif ettiğini ve sürekli olarak hakim A... telefonla malumat verdiğini, daha sonra İstanbul’a döndüklerini, sanıkların üçü birlikte yemek yemeyi teklif etmeleri üzerine bir otelin restoranında buluştuklarını, daha sonra hakim A... ´ın davanın halledilmesi için 600 bin Euro istediğini, bu durumu K... ´e anlattığında bu işin düzelmesi için bu parayı vermesi gerektiğini ve zengin olduğunu söylediğini, N... ile görüştüğünde A... beyin bu işi yapacağını belirttiğini, bu konuşmaları telefona kaydettiğini, arkadaşlarının parayı vermemesini, kendisini kandırıp parasını alacaklarını söylemeleri üzerine tedbirli olduğunu ve tüm konuşmaları kaydettiğini, parayı vermediğini ve şikayetçi olduğunu belirtmiştir.

Sanık K... özetle; olay tarihinde ...Adliyesinde zabıt katibi olduğunu, ihtiyacı nedeniyle turizm firması olan ve hakim A... beyin arkadaşı olan N... ´in firmasında mesai sonraları çalıştığını, katılanı adliyede davaları olması nedeniyle tanıdığını, Bodrum´da otel işleri nedeniyle N... ´i katılan ile tanıştırdığını, birlikte yatırım amaçlı iş yapacakları nedeniyle tanışıp görüştüklerini, katılanın adliyede bir takım işleri olduğunu, katılanın A... ´in mahkemesinde görülmekte olan bir davayı kaybettiğini, hakim beyin bu işi temyiz aşamasında Yargıtay´da halledebileceğini kendisine söylediğini belirttiğini, ancak buna inanmadığını, karşılığında bir şey istediğinden bahsetmediğini, davasını daha önce hakim beyin kabul ettiği sonra değiştirdiği yönünde bir şey söylemediğini, birlikte yemek yediklerini, ancak suçlamaları kabul etmediğini belirtmiş,

Sanık N... özetle; şirket sahibi olduğunu ve turizm işiyle uğraştığını, turizm işi için yatırım amaçlı olarak katılan ile birlikte Bodrum´a gittiğini, katılanın otel yapımı için öngördüğü yatırım yapacakları yere gidip araziyi gördüklerini, arazi üzerinde otelin kurulmuş bazı ünitelerinin olduğunu,eksik olan tesisler için eksperin gelip ne kadar masraf olacağını belirlediğini, 600.000 Euronun tesisler için öngörülen fiyat olduğunu, iki gün sonra İstanbul´a döndüklerini, sonradan katılanın kendisini oyalaması nedeniyle kandırıldığı kanısına vardığını, icra dosyası ile hiçbir ilgisinin olmadığını,bu konuyla ilgili olarak kimseyle görüşmediğini, hakim A... ile bir araya geldiklerini, icra tetkik mercii dosyasının hiç gündeme gelmediğini, yalnız A... Bey´in emekli olduğunda otelle ilgilenebileceğini, ben de çalışırım dediğini, zaman zaman hakim beyle bir araya geldiğini, K... ´in bazen şirketine gelip part time olarak çalıştığını, icra tetkik mercii dosyası ile ilgili bir şey söylemediği gibi, bu konuda aralarında hiçbir zaman konuşmada geçmediğini, Bodrum´a gittiklerinde yalnız kendisinin ve katılanın olduğunu, hakim A... ´ın kendileriyle gelmediğini, hiçbir şekilde uçak bileti alıp verme olayının olmadığını, suçlamaları kabul etmediğini söylemiş,

Sanık A... özetle; suçlamaları kabul etmediğini, katılanın aleyhinde verilen kararı kanuni yollardan lehine verilmesini temin edemeyince alışık olduğu hileli yöntemlere başvurarak, hakimi şaibeli bir kişi gibi göstererek, borcunu ödememek amacıyla yargılamanın iadesi yoluna başvurabilmek için böyle bir iftira attığını,katılanın bu şekilde bir çok kişinin canını yaktığını, katılanın İstanbul Adliyelerinde çok sayıda suç dosyası ve ihaleye fesat karıştırma dosyalarının olduğunu, katılanın kendisinin baktığı ...3. İcra Mahkemesinin 2004/471 esas sayılı dosyasında açmış olduğu ihalenin feshi davasını kaybetmesi ve bu kararın da Yargıtay tarafından onanması sonucu, davayı yeniden gördürmek için bu şekilde davrandığını, katılanın asıl amacını gizleyerek, turizm işi yapan arkadaşı N... ile 2006 yılı Ağustos ayında bir vesile ile tanıştığını,Bodrum´daki oteline yaşlı olması nedeniyle bakamadığını söyleyince N... ile birlikte bakmaya gittiklerini, N... ´in oteli beğendiğini, sporcuları konaklatmak için uygun olduğuna karar verdiklerini, ancak N... otelin kullanılabilir hale gelmesi için en az 600.000 Euro masrafı olduğunu katılana söylediğini,katılanın parayı temin edeceğini ancak onarım işleriyle uğraşamayacağını söyleyince, N... ´in bu işle seve seve ilgilenmeyi kabul ettiğini, ancak katılanın her nedense daha sonra bu anlaşmadan vazgeçtiğini, kaldı ki katılanın dosyadaki toplam borcunun 300.000 Euro olduğunu, bunun için 600.000 Euro istenmesinin mantık dışı olduğunu, rüşvet isteyecek olsaydı katılanın davasını reddetmeyip, kabul edeceğini,gerçek bir rüşvet anlaşması olsaymış katılanın kendisini suçüstü yakalatabileceğini,dolayısıyla böyle bir durumun olmadığını, katılanın sunduğu CD içeriğini inceleyen bilirkişinin, ses kayıtlarının katılan tarafından çok sayıda tekrarlar yapılarak kopyalandığı, nerede, ne zaman, kimin kimle ne amaçla konuştuğunun belli olmadığı tesbitini yaptığı, katılanın sunduğu CD´leri kanuni delil olmadığını, uçak seyahatini kendi parası ile yaptığını, kredi kartı ekstresinden bu durumun anlaşılabileceğini savunmuştur.

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK´nun "Yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama" başlıklı 255. maddesi; "Görevine girmeyen ve yetkili olmadığı bir işi yapabileceği veya yaptırabileceği kanaatini uyandırarak yarar sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır" şeklinde iken, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 89. maddesiyle "Nüfuz ticareti" başlığıyla;

(1) Kamu görevlisi üzerinde nüfuz sahibi olduğundan bahisle, haksız bir işin gördürülmesi amacıyla girişimde bulunması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya bir başkasına menfaat temin eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kişinin kamu görevlisi olması halinde, verilecek hapis cezası yarı oranında artırılır. İşinin gördürülmesi karşılığında veya gördürüleceği beklentisiyle menfaat sağlayan kişi ise, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Menfaat temini konusunda anlaşmaya varılması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.

(3) Birinci fıkrada belirtilen amaç doğrultusunda menfaat talebinde bulunulması ve fakat bunun kabul edilmemesi ya da menfaat teklif veya vaadinde bulunulması ve fakat bunun kabul edilmemesi hallerinde, birinci fıkra hükmüne göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.

(4) Nüfuz ticareti suçuna aracılık eden kişi, müşterek fail olarak, birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır.

(5) Nüfuz ticareti ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü gerçek kişi veya tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilileri, müşterek fail olarak, birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır.

(6) İşin gördürülmesi amacıyla girişimde bulunmanın müstakil bir suç oluşturduğu hallerde kişiler ayrıca bu suç nedeniyle cezalandırılır.

(7) Bu madde hükümleri, 252 nci maddenin dokuzuncu fıkrasında sayılan kişiler üzerinde nüfuz ticareti yapılması halinde de uygulanır. Bu kişiler hakkında, Türkiye´de bulunmaları halinde, vatandaş veya yabancı olduklarına bakılmaksızın, resen soruşturma ve kovuşturma yapılır" biçiminde değiştirilmiştir.

Maddenin ilk halinde suç, ancak kamu görevlisi tarafından işlenebilen bir suç olduğundan fail yönüyle özgü suç olarak kabul edilmişken, 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle her gerçek kişinin suçun faili olacağı kabul edilmiş, failin kamu görevlisi olması, bu suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsurunu oluşturacağı hüküm altına alınmıştır.

6352 sayılı Kanun ile maddede yapılan değişiklikle suç rüşvet suçu gibi bir karşılaşma suçuna dönüştürülmüş, işinin gördürülmesi karşılığında veya gördürüleceği beklentisiyle menfaat sağlayan kişi de suçun faili olarak kabul edilmiştir.

Başlangıçta maddedeki suç yönüyle teşebbüs hükümlerinin uygulanması kabul edilmişken, 6352 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle maddenin ikinci fıkrasında, menfaat temini konusunda anlaşmaya varılması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunacağı kararlaştırılmıştır.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Aşamalarda değişmeyen, tutarlı ve samimi katılan anlatımları, katılan ile sanıklar arasında yapılmış olan konuşma içeriklerine ilişkin dosya içerisinde bulunan çözümlemeler, katılan tarafından alınmış olan üç adet uçak bileti ile sanıkların birbirleriyle ve katılanla sık sık telefon görüşmesi yaptıklarına ilişkin iletişimin tespitı raporları gözönüne alındığında; katılanın davasının görüldüğü mahkemede katip olan ve katılanı adliyedeki başka davaları nedeniyle tanıyan sanık K... , davasının reddedilmesi üzerine katılanın neden davanın bu şekilde sonuçlandığını sorması sonrasında, mesai haricinde yanında çalıştığı, turizm işiyle uğraşan ve aynı zamanda sanık hakim A... ´in de arkadaşı olan sanık N... ile katılanı tanıştırması, bir araya geldiklerinde katılanın ekonomik durumunu öğrenmeleri, temyiz istemi reddedilmiş olan katılan üzerinde davaya bakan hakimin tashihi karar aşamasında dosyayı Yargıtay´da katılan lehine bozdurulabileceği kanaati oluşturmaları, daha sonra da katılanı davaya bakan sanık hakim A... ile tanıştırıp, hep birlikte dosyanın tashihi karar aşamasında Yargıtay´da lehine bozdurulabileceği kanaati oluşturmak suretiyle katılandan menfaat temininin kararlaştırılması, bu amaçla sanık hakimin katılandan bu işin çözümü için 600.000 Euro talep etmesi, ancak sanık hakimin paranın diğer sanıkların bilgisi olmaksızın kendisine verilmesini talep etmesinin, dosya içerisinde bulunan katılanın sanıklar ile aynı ortamda ve telefonda yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt etmek suretiyle elde ettiği ve Ceza Genel Kurulunca hukuka uygun olduğu kabul edilen yaklaşık 60 sayfalık çözümleme kayıtlarından anlaşılması, diğer sanıkların da paranın mutlaka yanlarında sanık hakime verilmesini istemeleri nedeniyle kendisini kandıracakları düşüncesine kapılan katılanın parayı vermeyip sanıklar hakkında şikayetçi olması şeklinde gerçekleştiği anlaşılan olayda, 5237 sayılı TCK´nun 6/1-c maddesi uyarınca kamu görevlisi olan sanık A... ´ın eyleminin, görevine girmeyen veya yetkili olmadığı bir işi yapabileceği veya yaptırabileceği kanaati uyandırarak yarar sağlama suçunu oluşturduğunun kabulünde, sanık N... ise; bağlılık kuralının düzenlendiği aynı kanunun 40/2. maddesi uyarınca eylemden azmettiren sıfatıyla suça iştirakten sorumlu tutulmasında ve katılanın kendisinden istenilen parayı sanıklara vermemesi nedeniyle de eylemin teşebbüs aşamasında kaldığının kabulü ile uygulama yapılmasında suç ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan kanuni düzenleme gözetildiğinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

 

Diğer taraftan, Yargıtay tarafından karara bağlanan bir dosyaya kanuni olmayan yöntemlerle müdahale edilme çabalarının "haksız bir işin gördürülmesi" kapsamında kaldığı gözönüne alındığında, maddenin ilk halinde temel hapis cezasının alt sınırı bir yıl iken, 6352 sayılı Kanunun 89. maddesi ile yapılan değişiklikle iki yıla çıkarılması, adli para cezasının üst sınırının 730 günden 5000 güne yükseltilmesi, failin kamu görevlisi olması halinde cezanın yarı oranında artırılacağı düzenlemesinin kabul edilmesi, önceki düzenlemede teşeşbüs hükümlerinin uygulanması mümkün iken, 6352 sayılı Kanunla yapılan değişik ile menfaat temini konusunda anlaşmaya varılması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunacağının hüküm altına alınması nedenleriyle yeni kanuni değişikliğin aleyhe olduğu, bu itibarla, sonradan yürürlüğe giren kanuni değişikliğin sanıklar lehine hükümler içermediği ve Özel Daire hükmünün isabetli olduğu anlaşıldığından, sanıkların temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan Özel Daire hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi A.Kınacı; "Aynı davayla ilgili Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 21.06.2011 tarihli 2010/187- 2011/131 sayılı bozma kararına yazdığım karşı oy gerekçemde belirttiğim nedenlerle;

a)Katılanın, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından verilmiş bir karar bulunmadığı halde, sanıklarla birlikte olduğu ortamdaki konuşmaları ve sanıklarla yaptığı telefon görüşmelerini 5 ayı aşkın süreyle kayda alması ´hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil´ niteliğinde olup, bu kayıtların hükme esas alınması mümkün değildir.

b) Sözü edilen kayıtlara dayanılarak verilen mahkûmiyet hükümleri yasaya aykırıdır.

c)Sanıklar hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin bozulması gerektiği görüşündeyim.

Sonuç olarak; hükümlerin onanmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum" düşüncesiyle,

Diğer bir Genel Kurul Üyesi de, benzer görüşlerle karşı oy kulanmışlardır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 07.03.2012 gün ve 5-2 sayılı hükmünün ONANMASINA,

2- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.05.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.


 

İNFAZDA,MAHSUP

T.C.

KOCAELİ

CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI

Sayı : 2012/5-1934,1935,1652 06/06/2012

Konu : Kanun Yararına Bozma

 

T.C.

ADALET BAKANLIĞI

CEZA İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ`NE

Gönderilmek üzere

Bakanlık Muhabere Bürosu

KOCAELİ

KANUN YARARINA BOZMA TALEP EDİLEN KARAR:

Sakarya 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 07.09.2009 tarih ve 2009/588 D.İş sayılı kararı. KANUN YARARINA BOZMA TALEP EDEN: Mahmut TOKMAK-37575

Kocaeli Cumhuriyet Savcısı

Hükümlü Cafer ŞEFİK’in Sakarya 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2000 gün ve 200/41 Müt.sayılı kararı ile verilen 36 yıl hapis cezasını infaz ettiği sırada Silifke Ağır Ceza Mahkemesinin 23.05.2002 gün ve 2002/182 Müt.sayılı kararı ile 4616 Sayılı Yasanın ½ .maddesi gereğince Derhal Şartla Tahliyesine karar verildiği,01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni yasalar gereğince verilen ek kararlar sonucunda hükümlü hakkındaki cezaların 32 yıl 16 ay hapis cezasına dönüştüğü,Hükümlü Cafer’in Bihakkın tahliye tarihi dolmadan deneme süresi içerisinde 13.07.2007 tarihinde yeniden suç işlediği ve Sakarya 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 29.07.2009 gün ve 2009/741 D.İş sayılı kararı 5275 Sayılı Yasanın 107/2 maddesi gereğince Silifke Ağır Ceza Mahkemesinin 23.05.2002 gün ve 2002/182 Müt.sayılı kararı ile verilen Koşullu Salıverme Kararının Geri Alınmasına ve e deneme süresinde işlenen ikinci suçun tarihi olan 13.07.2007 ile ek kararlar sonucu yeniden tespit edilen bihakkın tahliye tarihi olan 03.03.2028 tarihleri arasındaki sürenin aynen ceza İnfaz Kurumunda çektirilmesine,4616 Sayılı Yasadan faydalanarak şartla tahliye edilen hükümlünün fazladan yatmış olduğu süre kazanılmış hak teşkil etmeyeceğinden bu husustaki talebin reddine karar verilmiş bu karara hükümlü tarafından yapılan itiraz sonucu, Sakarya 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 07.09.2009 tarih ve 2009/588 D.İş sayılı kararı hükümlü hakkındaki cezaların ek kararlar sonucu 32 yıl 16 ay hapis cezası olarak hükümlü lehine değiştiği ve 4616 sayılı yasa nedeniyle şartla tahliye tarihinin 12.03.1998 olarak değiştiği ve bu nedenle kazanılmış hak teşkil edeceğinden 12.03.1998 ile 23.05.2002 tarihleri arasındaki 1533 günlük sürenin Sakarya 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 29.07.2009 gün ve 2009/741 D.İş sayılı aynen çektirilmesine dair cezasından Mahsubuna karar verilmiş ise de bu karar usul ve yasalara aykırıdır.

1-4616 sayılı yasan 22.12.2000 tarihinde yürürlüğe girmiş olduğundan yürürlükte olmayan bir yasa gereğince geçmişe yönelik şartla tahliye kararı verilemez.

2- Yüksek Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre, “koşullu salıverilme bir infaz kurumudur ve hükümlünün cezaevinden bırakılarak özgürlüğü bağlayıcı cezasının dışarıda çektirilmesi sürecini başlatır. Bu bağlamda koşullu salıverilme kararı cezanın tamamen çektirildiği anlamına gelmez. Başka bir anlatımla koşullu salıverilen hükümlü hakkında infaz işleminin özgürlüğü bağlayıcı cezanın tamamının yerine getirilmesi tarihine kadar kesintisiz sürdüğünün kabulünde zorunluluk vardır. İnfazın kesintisiz sürdürülmesi kuralı gereğince cezanın tamamının çektirilmiş sayıldığı tarihin aşılmaması durumu dışında, koşullu salıverilme süresinin geçirildiği gerekçesiyle mahsup kararı verilemez.

Bu ilke bağlamında somut olay değerlendirildiğinde:

Hükümlünün, 4616 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önceki yasal düzenlemelere göre infaz kurumunda geçirmesi zorunlu en az sürenin belirlenmiş olması karşısında, sonradan yürürlüğe giren anılan Yasa uygulanarak infaz kurumundan bırakıldığı tarihine göre koşullu salıverilmenin önceki bir tarihten geçerli olacak şekilde hükümlü yararına saptandığı, bu durumda infazın kesintisiz sürmesi ve bölünmezliği ilkesi gereğince fazladan infaz edilen bir tutukluluk süresinin bulunmadığı anlaşıldığından belirtilen iki tarih arasında kalan sürenin sonraki cezasından mahsubu yoluna gidilemeyeceği açıktır.

Yargıtay 6.CD 31.12.1993 tarih ve 9864/11613 ve Yargıtay 1.CD 27.03.1992 tarih ve 695/701 Sayılı Emsal Kararları ve benzer konuda C.Başsavcılığımızca Hükümlü R.A

hakkında Kanun Yararına Bozma Yoluna gidilmiş ve Yargıtay 1.Ceza Dairesinin 27.06.2008 tarih ve 2008/5169-5425 E.-K Sayılı ilamları mevcuttur.

4616 Sayılı Yasa uygulanmak suretiyle Şartla Tahliye edilmesinin anılan kanun gereği olduğu ve fazla çektirilmiş bir cezadan bahsedilmeyeceğinden infazda kazınılmış hakkın söz konusu olamayacağı kuralı da dikkate alındığında verilen mahsub kararı yasalara aykırıdır.

Yukarıda açıklanan gerekçelerle,

Anılan hükmün 5271 Sayılı C.M.K’nun 309 ve devamı maddeleri gereğince Kanun Yararına Bozma yoluna gidilmesi hususu takdirlerinize arz olunur.

MAHMUT TOKMAK 37575

Cumhuriyet Savcısı

EKİ : 1 Klasör İnfaz dosyası..

NOT:Hükümlü halen Kanun Yararına Bozmaya ilamı Kocaeli 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda İnfaz etmektedir

T.C.

YARGITAY

6.CEZA DAİRESİ

Y A R G I T A Y İ L A M I

Esas No : 2012/22229

Karar No : 2013/15143

Karar Tarihi:26.06.2013

Tebliğname No : Kanun Yararına Bozma-2012/218503

5237 SAYILI TCK 63 mad.5275 sk 107 mad

Önceden İnfaz edilen(4616 sy göre tahliye edilen ) ve fazla infaz edilen sürenin sonradan işlenen suçun infazından Mahsup edilemeyeceği

Muhtelif suçlardan 36 yıl ağır hapis cezasına hükümlü Cafer Şefik´in, 4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun´un 1/2. maddesi uyarınca şartla tahliyesine dair Silifke Ağır Ceza Mahkemesinin 23/05/2002 tarihli ve 2002/182 müt. sayılı kararını müteakiben 13/07/2007 tarihinde işlediği kasıtlı bir suçtan dolayı Kırşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 09/01/2008 tarihli ve 2007/337 esas, 2008/1 sayılı mahkûmiyet kararının kesinleşmesi üzerine, şartla tahliyesinin geri alınmasına, 13/07/2007-03/03/2028 tarihleri arasındaki sürenin aynen infazına ve mahsup talebinin reddine ilişkin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/07/2009 tarihli ve 2009/741 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulü ile hükümlünün fazla yattığı 1533 günlük sürenin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/07/2009 tarihli ve 2009/741 değişik iş sayılı cezasından mahsubuna dair SAKARYA 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 07/08/2009 tarihli ve 2009/588 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 03/08/2012 gün ve 2012/12953/46047 sayılı kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17/08/2012 gün ve 2012/218503 sayılı ihbar yazısı, Yargıtay 8.Ceza Dairesinin 27.09.2012 tarihli görevsizlik kararı ile infaz dosyası 14/12/2012 tarihinde Dairemize gönderilmekle incelendi:

Anılan Yazıda;

 

Dosya kapsamına göre; Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan mahsubun, mahsup mantığına aykırı olduğu, kişilerin devletten alacaklı olduğu hissi ile ikinci suç işlemesine sebep olacağı, bu durumun hükümlü için kazanılmış hak olarak kabul edilemeyeceği, cezaevinde önceden infaz edilen sürenin sonradan işlenen suçun infazından mahsup edilmesinin mümkün olmadığı gözetilmeden itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiş olduğundan bahisle 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması Dairemizden istenilmiştir.

TÜ R K M İ L L E T İ A D I N A

Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden kabulü ile Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesince kesin olarak verilen 07.08.2009 tarih ve 2009/588 Değişik iş sayılı kararın 5271 sayılı CMK.nun 309.maddesi gereğince BOZULMASINA, sonraki işlemlerin yerinde yapılmasına, 26.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

CEZA VE MÜSADERE DAVALARINDA TEMYİZ EDİLEBİLİRLİK SINIRI...

YARGITAY CEZA GENEL KURULU

Esas Numarası: 2011/3-222

Karar Numarası: 2012/5

6831 sayılı Yasa’ya aykırılık suçundan sanık Şahin hakkında açılan kamu davasının 5237 sayılı TCY’nin 75. maddesi uyarınca ön ödeme nedeniyle düşmesine, satımı yapılan suça konu emvalin bedelinin orman idaresi adına gelir kaydına ilişkin, (Kale Sulh Ceza Mahkemesi)’nce verilen 27.10.2009 gün ve 88-128 sayılı hükmün, katılan idare vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Üçüncü Ceza Dairesi’nce 13.07.2011 gün ve 2586-10811 sayı ile;

“Hükümden sonra, 14.04.2011 tarih 27905 sayılı Resmi Gazete’de ya­yınlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Yasa’nın 11. maddesi ile 6831 sayılı Orman Yasası’nın 91. maddesinin 5. fıkrasında yapılan değişikliğin ve ceza sisteminin lehe hükümlerinin bütün halinde değerlendirme sonucu 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 7. maddesi de dikkate alınarak sanık lehine uygulanması gerekliliği” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 18.08.2011 gün ve 24305 sayı ile;

“02.05.1983 tarihli ve 65-119 sayılı ve 02.05.1994 gün ve 97-126 sayılı Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında vurgulandığı üzere hükmün temyiz edilebilir olup olmadığının belirlenebilmesi için hüküm tarihindeki yasal dü­zenlemenin dikkate alınması gerekir.

5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 305. maddesi hükmüne göre ceza mahkemelerince verilen hükümler temyiz yasa yoluna tabidir. 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinde ise beraat, ceza verilmesine yer olmadığına, mahkumiyet, gü­venlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi, davanın düşmesi ve adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları hüküm olarak gös­terilmiştir.

1412 sayılı CMUK’nın 305. maddesi gereğince yukarıda sayılan hü­kümlerden birinin verilmesi durumunda, bu kararlara karşı başvurulacak yasa yolu temyizdir. Ancak yasa koyucu bir kısım hükümlerin kesin olduğunu belirtmek suretiyle bu hükümlere karşı temyiz yasa yoluna başvurula­mayacağını aynı maddede belirtmiştir. Buna göre, ikibin liraya kadar para cezalarına dair kararlar ile yukarı sınırı onbin lirayı geçmeyen para cezasını gerektiren suçlar nedeniyle verilen beraat hükümleri ve yasalarda kesin olduğu belirtilen hükümlerin temyiz yeteneği bulunmamaktadır. İncelenen mahkeme kararındaki ceza miktarı ön ödeme nedeniyle 779,67 TL’dir ve bu miktarın ödenmesi nedeniyle düşme kararı verilmiştir.

1412 sayılı CMUK’nın 315. maddesi uyarınca hükmü veren mahkeme öncelikle hükmün temyizi kabil olup olmadığını değerlendirerek red kararı vermelidir. Bu değerlendirme yapılmaksızın gelen dosyada Yargıtay öncelikle CMUK’nın 317. maddesine göre temyiz koşullarının bulunup bulunmadığını tespit edecektir. Yargıtay temyiz koşullarının varlığını belirlediği takdirde tem­yiz incelemesi yapılabilecektir.

Ayrıca 5237 sayılı TCK 50. maddesinde ‘...uygulamada asıl mahkumiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası veya tedbirdir’ hükmü yer almasına karşın 647 sayılı Kanun 4. maddesinde olduğu gibi ‘bu hükmün uygulanması kanun yollarına başvurmada engel teşkil etmez’ düzenlemesine yer verilmediğinden 5237 sayılı TCK’nın 50. maddesi uyarınca kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaya seçenek olarak veya 52. madde uyarınca doğrudan hükmedilen 2000 TL’yi aşmayan adli para cezalarına dair kararların temyiz yeteneği bulunmamaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09.03.2010 gün ve 2009/237-2010/51 sayılı kararında da belirtildiği üzere; 04.06.1936 gün ve 12-14 sayılı içtihadı birleştirme kararında müsadere kararlarında HUM Kanunu’nun esas alınması gerektiği vurgulanmıştır. Müsadere edilen eşyanın toplam değerinin temyiz edilebilir olup olmadığının tespiti HUMK’nın 427. maddesine göre yapılmakta olup karar tarihi itibari ile müsadere edilip satılan malların bedeli bu değerin altında kalmaktadır.

Kesinlik sınırının altındaki hükümlerin suç vasfına yönelik temyiz edi­leceği Yargıtay tarafından duraksamasız olarak kabul edilmektedir. Katılan temsilcisinin temyiz istemi suç vasfına yönelik olmayıp sadece vekalet ücreti yönünden temyizi vardır.

Katılan idare vekilinin suç vasfına yönelik bulunmayan temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 305, 317 ve HUMK’nın 427. maddeleri uyarınca reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek bozulmasında isabet görülmemiştir” görüşüyle itiraz yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve katılan idare vekilinin temyiz isteminin CYUY’nin 305, 317 ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası’nın 427. maddeleri uyarınca reddine karar verilmesi is­teminde bulunmuştur.

Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulu’nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Sanık hakkında 6831 sayılı Yasa’ya aykırılık suçundan açılan kamu davasının 5237 sayılı TCY’nin 75. maddesi uyarınca ön ödeme nedeniyle düşmesine, satımı yapılan suça konu orman emvalinin bedelinin orman idaresi adına gelir kaydına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulu’nca çözülmesi gereken uyuşmazlık; hükmün temyiz edilebilir nitelikte olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Sanığın yargılama aşamasında ön ödeme önerisine uyarak 779,67 Lirayı yatırdığı ve makbuzunu da dosyaya ibraz ettiği, suça konu 19 kental emvalin orman idaresi tarafından 04.01.2008 gün ve 23 nolu makbuz ile 191,9 Liraya satıldığı, katılan vekilinin temyiz dilekçesinde, katılan idare lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin temyiz konusu yapıldığı, suç niteliğine yönelik ise bir temyizinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

5320 sayılı Yasa’nın 8. maddesi gereğince hüküm tarihi itibariyle uy­gulanma zorunluluğu bulunan 1412 sayılı CYUY’nin 305. maddesi uyarınca, ceza mahkemelerince verilen hükümler temyiz yasa yoluna tabidir.

Ancak;

1- İkimilyar liraya kadar (ikimilyar dahil) para cezalarına dair olan hü­kümler,

2- Yukarı sınırı onmilyar lirayı geçmeyen para cezasını gerektiren suç­lardan dolayı verilen beraat hükümleri,

3- Bu Kanun ile sair kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümler,

Kesin olup, bu hükümler hakkında temyiz yasa yoluna başvurulamaz.

“İkimilyar liraya kadar (ikimilyar dahil) para cezalarına dair olan hükümlerin” temyiz edilemeyeceğine ilişkin 1412 sayılı CYUY’nin 305. mad­desinin 2. fıkrasının 1. bendinin, Anayasa Mahkemesi’nin 07.10.2010 tarihinde yürürlüğe giren 23.07.2009 gün ve 65-114 sayılı kararı ile iptal edilmesinden sonra verilen, ister hapis cezasından çevrilen, ister doğrudan hükmolunan adli para cezasına ilişkin mahkumiyet hükümlerinin 14.04.2011 tarihine kadar hiçbir miktar gözetilmeksizin, 14.04.2011 gün ve 27905 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Yasalarda Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa’nın 23. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasası’nın 272. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendinde “hapis cezasından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere sonuç olarak belirlenen 3.000 Türk Lirası dahil adli para cezasına mahkumiyet hükümlerine karşı istinaf yasa yoluna başvurulamayacağı” şeklinde yapılan değişiklik ve 6217 sayılı Yasa’nın 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Yargılaması Yasası’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasa’ya eklenen “bölge adliye mahkemeleri faaliyete geçinceye kadar hapis cezasından çevrilenler hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dahil adli para cezasına mahkumiyet hükümlerine karşı temyiz yoluna başvurulamaz” şek­lindeki geçici 2. maddesi gözönünde bulundurulduğunda, 14.04.2011 tari­hinden sonra ise, ancak doğrudan hükmolunan 3.000 Türk Lirasından fazla adli para cezalarına ilişkin mahkumiyet hükümlerinin temyizinin olanaklı hale geldiği konusunda bir duraksama bulunmamaktadır.

Ceza Genel Kurulu’nun 30.09.2003 gün ve 226-229 ile 27.01.2004 gün ve 3-14 sayılı kararlarında da açıkça belirtildiği üzere; bahse konu iptal kararının, iptal kararının yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olan hükümleri nasıl etkileyeceği sorunu, usul yasalarının zaman bakımından uygulanması ile ilgilidir.

Yargılama yasalarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi açıkça düzenlenmiş olmadıkça “hemen (derhal) uygulama” ilkesidir. Bu ilke uyarınca usul işlemleri, yapıldıkları sırada yürürlükte bulunan yargılama yasası hükümlerine tabi olacaktır. O halde, ceza yargılaması sırasında, yasada de­ğişiklik olduğunda veya dayanılan bir usul kuralına ilişkin yasanın Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmesi halinde, yeni yasa ya da iptal sonucu ortaya çıkan usul prosedürü hemen uygulanmalıdır. Ancak 5320 sayılı Yasa’nın 4. maddesinin 2. fıkrasında da ifade edilen bu durum, önceki yasanın yürürlükte bulunduğu dönemde, o yasaya uygun biçimde yapılmış işlemlerin geçersizliği sonucunu doğurmayacağı gibi yenilenmesini de gerektirmez.

Bu ilkenin sonucu olarak;

a- Usul işlemleri kural olarak yürürlükteki yasaya göre yapılacaktır.

b- Yürürlükteki yasaya göre yapılmış işlemler, sonradan yürürlüğe giren yasa nedeniyle geçerliliğini yitirmeyecektir.

c- Yeni yasanın ya da Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının yürür­lüğünden sonra yapılması gereken usul işlemleri ise yeni yasaya ya da iptal kararıyla ortaya çıkan usule tabi olacaktır.

d- Yeni yasanın uygulanmasında, sanığın leh veya aleyhinde sonuç do­ğurmasına bakılmayacaktır.

Anayasa Mahkemesi iptal kararının yürürlük tarihinin 07.10.2010 (Resmi Gazete’de yayımlandığı 07.10.2009 tarihinden 1 yıl sonra) olması nedeniyle; yerel mahkemenin 27.10.2009 tarihli hükmünün temyize tabi olup olmadığı sorununun, iptal kararıyla ortaya çıkan yeni duruma göre değil, 27.10.2009 tarihinde yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre belirlenmesi gerek­mektedir.

5271 sayılı Yasa’nın 223 ve 1412 sayılı CYUY’nin 305. maddeleri ile yargısal kararlarda varılan ilkeler dikkate alındığında, 647 sayılı Yasa’nın 4. maddesi uygulanmak suretiyle tayin edilen sonuç adli para cezasının miktarına bakılmaksızın, maddedeki “Bu hükmün uygulanması kanun yollarına baş­vurmada engel teşkil etmez” düzenlemesi uyarınca temyiz yeteneği bu­lunmakta ise de, benzer düzenlemeye yer verilmemesi nedeniyle 5237 sayılı TCY’nin 50 veya 52. maddeleri uygulanmak suretiyle hükmolunan ve başkaca herhangi bir hak kısıtlaması doğurmayan 2.000 Liraya kadar (2.000 Lira dahil) adli para cezasına ilişkin mahkumiyet hükümleri kesin nitelikte olup, bu hükümlere karşı temyiz yasa yoluna başvurulamaz. Ancak kesin nitelikteki bu hükümler, kesinlik sınırını aşar nitelikle yaptırım içermek koşuluyla suç vasfına yönelik temyiz üzerine, bu hususla sınırlı biçimde temyiz incelemesine konu olabilirler.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 25.09.2007 gün ve 194-189, 27.12.2005 gün ve 121-171 ile 16.12.1997 gün ve 307-318 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da vurgulandığı üzere, ön ödeme sonucu verilen düşme kararları da 5271 sayılı CYY’nin 223. maddesinde sayılan hükümlerden olup, bu kararların temyiz edilebilirlik sınırı 5320 sayılı Yasa’nın 8. maddesi gereğince hüküm tarihi itibariyle halen uygulanma zorunluluğu bulunan 1412 sayılı CYUY’nin 305. maddesinin 2. fıkrasının 1. bendine göre saptanmalıdır.

Zoralım kararı niteliğinde olan suça konu orman emvalinin satımından elde edilen paranın katılan orman idaresi adına gelir kaydına karar veril­mesinin, hükme temyiz edilebilirlik niteliği kazandırıp kazandırmayacağına ge­lince;

Ceza Genel Kurulu’nca 09.03.2010 gün ve 237-51 ve son olarak da 15.11.2011 gün ve 213-227 sayılı kararlarla çözüme kavuşturulduğu üzere; 04.06.1936 gün ve 12-14 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; “zoralım ka­rarlarının temyiz edilebilme sınırının saptanmasında Hukuk Usulü Muha­kemeleri Yasası’nın esas alınması gerektiği” vurgulanmış olup, bu güne kadar istikrarlı olarak devam eden uygulamanın 5237 sayılı TCY’nin yürürlüğe gir­mesinden sonra değiştirilmesini gerektirecek herhangi bir neden bulunma­maktadır.

Yerel mahkeme karar tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Yargılaması Yasası’nın 427. maddesinde 21.07.2004 günü yayımlanarak yürürlüğe giren 5219 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin (c) bendi ile yapılan değişiklikle “40 milyon” TL olan kesinlik sınırı “1 milyar” TL’ye çıkarılmış, ek-4. maddesinde ise; “müteakip yıllar için kesinlik sınırının 213 sayılı Vergi Usul Yasası’nın mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle belirleneceği” hüküm altına alınmıştır. Karar tarihinin 27.10.2009 olduğu somut olayda temyiz edilebilirlik sınırı 1.400 Lira olup, zoralım kararı niteliğinde olan suça konu orman emvalinin satımından elde edilen paranın değeri olan 191,9 Lira bu miktarın üzerinde değildir.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yerel mahkeme hükmü, 779,67 Liralık ön ödeme önerisinin yerine getirilmesi nedeniyle kamu davasının düşmesi ile suça konu orman emvalinin satışından elde edilen 191,9 Liranın katılan orman idaresi adına gelir kaydına karar verilmesinden ibaret olup, eylemin başka bir suçu oluşturma olasılığı bulunmamaktadır. Suç vasfına yönelik olarak aleyhe temyiz de bulunmadığına göre, kamu davasının ön ödeme nedeniyle düşmesine ilişkin hükmün 5320 sayılı Yasa’nın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nin 305. maddesinin 1. fıkrasındaki açık düzenleme karşısında temyizi olanaklı olmadığı gibi, katılan orman idaresi adına gelir kaydına karar verilen paranın HUYY’nin 427. maddesindeki kesinlik sınırının altında olması nedeniyle sanık hakkındaki hüküm bu açıdan da temyiz edilebilirlik niteliği kazanma­mıştır.

Bu itibarla; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, katılan idare vekilinin temyiz isteminin 1412 sayılı CYUY’nin 5320 sayılı Yasa’nın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 305, 317 ve Hukuk Usulü Yargılaması Yasası’nın 427. maddeleri uyarınca reddine karar verilmelidir.

S o n u ç: Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay Üçüncü Ceza Dairesi’nin 13.07.2011 gün ve 2586-10811 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3- Katılan vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Yasa’nın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte olunan 1412 sayılı CYUY’nin 305, 317 ve HUYY’nin 427. maddeleri uyarınca REDDİNE,

4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Baş­savcılığı’na TEVDİİNE, 31.01.2012 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.


 

CEZANIN EN ÜST SINIRDAN VERİLMESİ, ORANTILILIK İLKESİ...

YARGITAY CEZA GENEL KURULU

Esas Numarası: 2012/11-1337

Karar Numarası: 2013/292

RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK

Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık Nevzat´ın 5237 sayılı TCK´nun 204/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Adana 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 13.01.2012 gün ve 915-1 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 15.05.2012 gün ve 6138-8740 sayı ile;

“...II-Sanığın, resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyetine dair hükmün incelenmesinde ise,

1-İki sınır arasında ceza tayini, hakimin takdir ve değerlendirme yetkisinin içerisinde ise de, bu yetkinin kullanılmasında, adalet ve hakkaniyet kurallarına bağlı kalınması, suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araç, suç konusunun özellikleri, zararın ve tehlikenin ağırlığı, kastın veya taksirin yoğunluğu, suç sebepleri ve saikleri, failin amacı, fiilden sonraki durumu gibi unsurların göz önünde bulundurulması, cezanın adil ölçüler içinde tayini ve dosya içeriğine uygun olması gerekir. Olayımızda, kardeşinin kimlik bilgileri ile aldığı nüfus cüzdanı talep belgesini kullanmak suretiyle nüfus cüzdanı çıkartan sanığa ´suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zararın miktarı, sanığın kusuru, amaç ve saiki ile fiilin diğer özellikleri, suç işleme kastının yoğunluğu´ göz önüne alınarak en üst sınırdan ceza tayin edilmiştir. Bu gerekçelerin cezanın asgari haddin üzerinde makul bir düzeyde arttırılması için yeterli olmasına karşın, en üst sınırdan belirlenmesi açısından dosya içeriğine uygun ve adil olmadığının gözetilmemesi suretiyle yazılı şekilde hak ve nesafet kurallarına aykırı davranılması,

2-Sanığın, suça konu 09.04.2010 tarihli sahte nüfus cüzdanı talep belgesini aynı gün nüfus müdürlüğüne ibraz ederek sahte nüfus cüzdanı çıkarttığının anlaşılması karşısında, suçun zincirleme işlendiğinin nazara alınmaması suretiyle eksik ceza tayini,

3-Suça konu iki adet sahte nüfus cüzdanı talep belgesinin dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmesiyle yetinilmesi gerekirken, ayrıca müsaderesine de karar verilmesi,” isabetsizliklerinden bozulmuştur.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 29.06.2012 gün ve 46487 sayı ile;

“TCK´nun 61. maddesinde, hâkim temel cezayı belirlerken suçun işleniş biçimini, suçun işlenmesinde kullanılan araçları, suçun işlendiği zaman ve yeri, suç konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, failin güttüğü amaç ve saiki, göz önünde bulunduracağı belirtilmiştir.

Somut olayda, hırsızlık suçundan yakalanan sanığın kendisini üzerinde bulunan başkasına ait kimlik bilgileri ile tanıtıp bu kimlik ile yargılama yapılmasına yol açmış olması, mahkemece gerçeğin saptanıp suç duyurusunda bulunulması üzerine yapılan soruşturma esnasında, sanığın bu kez de benzer mahiyetli sahte evrak tanzimi suçundan mevcut başka bir soruşturma evrakı bulunduğunun anlaşıldığı ve dosyanın bu evrakla birleştirildiği, davanın da bu şekilde açıldığının anlaşıldığı,

Sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair geçmiş tarihli mevcut sicil kayıtları, suçlu kişiliği ve suç işlemek konusundaki eğilimleri nazara alındığında mahkemenin kararında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Ayrıca dairenin resmi evrakta sahtecilik ile ilgili bozma kararının 2 numaralı kısmında sanık aleyhine temyiz bulunmadığı halde, suçun zincirleme işlendiğinden bahisle bozma yapılmış olması da isabetli değildir" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, 2 nolu bozma nedeninin eleştiri, 3 nolu bozma nedeninin düzelterek onama konusu yapılması isteminde bulunmuştur.

CMK´nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 03.10.2012 gün ve 22314-16402 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan üst sınırdan ceza tayin edilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğine göre;

Sanığın kardeşi Cevdet´in kimlik bilgileri ile kendi fotoğrafını yapıştırarak nüfus cüzdanı talep belgesi düzenlediği ve G. Mahallesi muhtarının talep belgesini onaylaması sonucunda sahte nüfus cüzdanını 09.04.2010 tarihinde çıkarttığı, sanığın Y. Kurt isimli kişinin adına düzenlenmiş bir başka sahte nüfus cüzdanını kullanarak işlediği hırsızlık suçundan tutuklandığı, bu isimle Adana 14. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılamasının devam ettiği sırada incelemeye konu dosyadaki olayın ortaya çıktığı,

 

Sanığın sabıka kaydında, suç tarihinden önce 16.12.2009 günü TCK´nun 116/2. maddesinden verilen kesin nitelikte 2.000 Lira adli para cezasından ibaret geçmiş hükümlülüğünün bulunduğu, ayrıca üç adet hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının olduğu,

Sanığın; nüfus cüzdanını daha önce yakalandığı bir suçtan dolayı aldıklarını, yargılandığı bu davanın dayanağını oluşturan Cevdet adına düzenlenen nüfus cüzdanı talep formundaki resim ve imzanın kendisine ait olduğunu beyan ettiği,

Yerel mahkeme kararın gerekçe kısmında; “sanığın yapılan Uyap sorgulamasında 111 adet kaydı bulunduğu ve aynı suçtan ve değişik mahkemelerden hırsızlık, sahtecilik, iftira olmak üzere benzer suçlar olduğu, bu şekilde sanığın üzerine atılı suçları işlediği anlaşıldığından sanığın mahkumiyeti gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı”, hüküm fıkrası kısmında ise; “suçun işleniş biçimi suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri meydana gelen zararın miktarı, sanığın kusuru amaç ve saiki ile fiilin diğer özellikleri, suç işleme kastının yoğunluğu da gözönünde bulundurularak” şeklinde gerekçe gösterildiği,

Anlaşılmaktadır.

Sanığa atılı resmi belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nun 204/1. maddesinde 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasını gerektirecek şekilde yaptırıma bağlanmış, temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilkeler ise aynı kanunun 61/1. maddesinde, 765 sayılı TCK’nun 29. maddesine benzer olarak;

“(1) Hakim, somut olayda;

a) Suçun işleniş biçimini,

b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,

c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,

d) Suçun konusunun önem ve değerini,

e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,

f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,

g) Failin güttüğü amaç ve saiki,

Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler” şeklinde düzenlenmiştir.

5237 sayılı TCK’nun “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasındaki, “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur” biçimindeki hüküm ile de, işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması gerektiği vurgulanmıştır.

Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçenin, TCK’nun 61/1. maddesine uygun olarak, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saiki ile ilgili, dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde kanuni ve yeterli olmalıdır.

Öte yandan, sanığın sabıka kaydında geçmiş hükümlülüklerinin bulunması, şartlarının varlığı halinde tekerrür uygulamasında dikkate alınabilecek bir husus olup, TCK´nun 61. maddesinde sayılan temel cezanın belirlenmesi ölçütleri arasında bulunmadığından alt sınırdan uzaklaşma gerekçesi olarak kullanılamayacaktır. Bununla birlikte sabıka kaydındaki geçmiş hükümlülükler ile bu hükümlülüklerin niteliği ve sayısının, aynı kanunun 61/1-f maddesinde yer alan “failin kastının ağırlığı”nın belirlenmesi sırasında hakim tarafından gözönüne alınabilmesinde de kanuni bir engel bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yerel mahkemece temel ceza belirlenirken, “suçun işleniş biçimi suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri meydana gelen zararın miktarı, sanığın kusuru amaç ve saiki ile fiilin diğer özellikleri, suç işleme kastının yoğunluğu” şeklinde kullanılan alt sınırdan uzaklaşma gerekçesinin TCK’nun 61. maddesi anlamında kanuni, yeterli ve dosya içeriğine uygun olduğunda ve buna bağlı olarak alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesinin yerinde bir uygulama olduğunda şüphe bulunmamaktadır. Ancak, tüm dosya içeriği gözönüne alındığında, TCK´nun 204/1. maddesi gereğince 2 ila 5 yıl hapis cezasını gerektiren resmi belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulurken temel hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırdan 5 yıl olarak belirlenmiş olması, aynı kanunun 3/1. maddesinde düzenlenen “orantılılık” ilkesi ve dosya kapsamıyla bağdaşmamaktadır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 25.12.2012 gün ve 1280-1864 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.

Bu nedenle, somut olayda yerel mahkemece sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan temel hürriyeti bağlayıcı cezanın, işlenen fiil ile orantılı olmayacak şekilde üst sınırdan belirlenmesi yerinde olmadığından, Özel Daire bozma kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu itibarla, itirazın reddine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.06.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.


 

MAKTUL VE SANIĞIN 18 YAŞINDAN KÜÇÜK OLMALARI

YARGITAY CEZA GENEL KURULU

Esas Numarası: 2012/1-1285

Karar Numarası: 2013/3

KASTEN ÖLDÜRME

Kasten öldürme suçundan sanık Ahmet’in 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 81/1, 29, 31/3, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin, Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 02.06.2009 gün ve 253-184 sayılı hükmün, sanık müdafii, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 10.05.2011 gün ve 362-2976 sayı ile;

“Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık Ahmet´in suçunun sübutu kabul, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebinin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçeler ile reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık Ahmet müdafiinin bir sebebe dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;

a ) Maktûl Celal´in 22.07.1991 doğumlu olup, suç tarihinde çocuk olduğu halde, TCK´nun 82/1-e maddesi yerine TCK´nun 81. maddesi ile hüküm kurularak sanığa eksik ceza tayini,

b) Maktûlden kaynaklanan ve haksız tahrik oluşturan söz ve davranış bulunmadığı halde sanığın müdafii huzurunda alınan ilk savunmasında ileri sürmediği ancak daha sonra az ceza alma düşüncesiyle geliştirdiği oluşa ve dosya kapsamına uygun olmayan savunmasına itibar edilerek, haksız tahrik nedeniyle indirim yapılması suretiyle eksik ceza tayini,

c) Kendisini vekil ile temsil ettiren katılan Tevfik lehine hüküm tarihinde geçerli olan Avukatlık Ücret Tarifesine göre vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin düşünülmemesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkemece 19.12.2011 gün ve 319-492 sayı ile;

“... Her iki sanığın da TCK uygulamasında henüz 18 yaşını ikmal etmediklerinden çocuk sayılmaları ve hatta maktûl Celal ´den daha küçük olmaları nedeniyle TCK´nun 82/1-e maddesinin uygulanamayacağı düşünülmüştür. Zira TCK´nun 82/1-e maddesine göre kasten öldürme suçunun çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi, bu suç açısından bir nitelikli hal olarak öngörülmüştür. Maktûlün çocuk olması veya ileri yaşı, hastalığı, malüllüğü veya ruhi veya fizik güçsüzlüğü nedeniyle kendini korumaktan aciz bir kimseye karşı fiilin işlenmesi, gerek faildeki ahlaki kötülüğün mefruz çokluğu gerek fiilin icrasındaki kolaylık dolayısıyla nitelikli hal sayılmıştır. Bu durumda sanığın da çocuk olması kaldı ki dosyamızdaki somut olayda olduğu gibi maktulden daha küçük yaşlarda bulunması hallerinde TCK´nın 82/1-e maddesindeki ağırlaştırıcı neden olarak öngörülen faildeki ahlaki kötülüğün mefruz çokluğundan ve fiilin icrasındaki kolaylıktan bahsedilmesi mümkün değildir. Aynen çok yaşlı bir failin yaşıtı maktulü öldürmesi olayında da olduğu gibi güçlerin denkliği nedeniyle kasten öldürme suçunun kolaylığından ve sanıkların yaşça küçük olmaları nedeniyle ahlaki kötülüklerinin yoğunluğundan da bahsedilemez. Zira yaşı küçük sanıklarla ilgili TCK´nun 31. maddesindeki cezadan indirim TCK´nun 82/1-e maddesinin uygulanması gerektiğine gerekçe de gösterilemez. TCK´nun 31. maddesindeki yaş küçüklüğü nedeniyle yapılan cezadan indirimler tüm çocuklara tüm suçlar için uygulanan genel cezadan indirim maddesidir. Kaldı ki, 18 yaşından büyük, çeşitli nedenlerle fizik güçsüzlüğü bulunan faillerin kendilerini, benzer şekilde fizik güçsüzlüğü nedeniyle savunamayacak kişilere karşı işledikleri kasten öldürme suçlarında yaş küçüklüğü gibi benzer bir nedenle cezadan indirim hükümleri de bulunmamaktadır. Bu nedenlerle bir çocuğun çocuğa karşı kasten öldürme suçunun nitelikli öldürme suçu kapsamında değerlendirilemeyeceği ya da her olayda dosya içeriğine göre somut olaya bakılarak mahkememizin iş bu dosyasındaki olayda olduğu gibi çocuk yaşta kasten öldürülen maktûlden yaşça daha küçük çocuklar hakkında da ancak TCK´nun 81. maddesine göre hüküm verilebileceği kanaatine varılmıştır..." gerekçesiyle suç niteliği ile ilgili (a) bendindeki bozma nedenine direnilmesine, (b) ve (c) bendindeki bozma nedenlerine uyulmasına karar verilerek bu kez sanığın TCK’nun 81/1, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 10 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedilmiştir.

Bu hükmün de katılan vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C. Başsavcılığının “bozma” istekli 23.09.2012 gün ve 42576 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

 

İnceleme, sanık Ahmet hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Sanığın kasten adam öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verilen ve suçun sübutunda bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir hukuka aykırılık bulunmayan olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, maktûlün onsekiz yaşından küçük olması nedeniyle kasten öldürme suçunun TCK´nun 82/1-e bendinde yer alan “çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiye karşı” işlenmesine ilişkin nitelikli halin, onsekiz yaşını doldurmamış olan sanık hakkında uygulanma imkanının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

15.02.1993 doğumlu sanık Ahmet ile 29.05.1993 doğumlu sanık Tarık´ın, 22.07.1991 doğumlu Celal´i kasten öldürdükleri iddiasıyla açılan kamu davasının yargılaması sonucunda, 04.04.2008 günü gerçekleştirilen eylem nedeniyle her iki sanığın da 5237 sayılı TCK´nun 81/1, 29, 31 ve 62. maddeleri gereğince mahkûmiyetine karar verildiği,

Suç tarihinde 12-15 yaş grubunda bulunan sanık Tarık ile ilgili hükmün, Özel Dairece adam öldürme suçunun hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılamadığı veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişip gelişmediği hususunda rapor aldırılması ve 5395 sayılı Kanunun 35/1. maddesi uyarınca sosyal inceleme raporu temin edilmesi gerektiğinden bahisle diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verildiği, yerel mahkemece adı geçen sanık hakkındaki bozma nedenlerine uyularak yapılan yargılama sonucunda yeniden mahkûmiyet hükmünün kurulduğu, sanık müdafii, katılan vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilen bu hükmün direnme kapsamında bulunmaması nedeniyle inceleme kapsamında olmadığı,

Sanık Ahmet hakkındaki mahkûmiyet hükmünün ise suç niteliğinin hatalı belirlenmesi, haksız tahrikin uygulanma şartlarının bulunmaması ve katılan lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmesinden sonra, yerel mahkemece suç niteliğine yönelik bozma nedenine direnilmesine, haksız tahrik ve vekalet ücretine ilişkin bozma nedenlerine uyulmasına karar verilerek bu kez sanığın TCK´nun 81/1, 31/3 ve 62. maddeleri gereğince cezalandırılmasına hükmedildiği,

Anlaşılmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Tanımlar" başlıklı 6. maddesinde,

"(1) Ceza kanunlarının uygulanmasında;

...b) Çocuk deyiminden; henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişi,

....anlaşılır" hükmü yer almaktadır.

Buna göre, çocuk henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişiyi ifade etmekte olup, söz konusu hüküm, çocuğun suçta hem fail hem de mağdur olduğu durumlar açısından geçerli bir tanımlamayı içermektedir.

Aynı Kanunun Birinci Kitap Genel Hükümler bölümünde yer alan "Yaş Küçüklüğü" başlıklı 31. maddesinde çocuk sanıklara verilecek cezaların belli oranda indirime tabi tutulduğu, buna karşılık İkinci Kitap Özel Hükümler bölümünde yer alan bazı suçlarda ise eylemin çocuk mağdurlara yönelik gerçekleştirilmesinin nitelikli hal olarak öngörülüp cezaların belirli oranlarda artırıldığı, aynı şekilde bir kısım suçların beden ve ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişilere karşı işlenmesinin de nitelikli hal olarak düzenlendiği görülmektedir.

Örneğin, insan üzerinde deney, kumar oynanması için yer ve imkan sağlama ve insan ticareti suçlarında eylemin çocuklara karşı gerçekleştirilmesi TCK´nda nitelikli hal olarak düzenlenmiş, bununla birlikte kasten yaralama ve yağma suçlarında “beden ve ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişilere karşı işlenmesi” nitelikli hal olarak değerlendirilmiş, uyuşmazlık konusu olan kasten öldürme suçu ile işkence, eziyet ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma gibi diğer bazı suçlarda da her iki durum, yani eylemin “çocuğa ya da beden ve ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiye karşı gerçekleştirilmesi” nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Dilencilik suçunda da çocuğun ya da beden ve ruh bakımından kendisini savunamayacak kişinin kullanılması suçun unsuru sayılmıştır. Cinsel saldırı suçunun beden ve ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiye karşı işlenmesi TCK´nun 102/3-a maddesinde nitelikli hal olarak düzenlenmişken, eylemin çocuğa karşı gerçekleştirilmesi hali "çocukların cinsel istismarı" adı altında 103. maddede daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç olarak hüküm altına alınmıştır.

Görüldüğü üzere, bir kısım suçlarda mağdurun çocuk olması nitelik hal iken, bir kısım suçlarda beden ve ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olması, diğer bazı suçlarda ise her iki durum da nitelikli hal olarak kabul edilmiş olup, bu durum Kanun koyucunun bilinçli bir tercihi olarak gözükmektedir.

Uyuşmazlık konusu ile ilgili kanuni düzenleme olan Türk Ceza Kanununun 81. maddesindeki, "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" hükmü ile kasten öldürme suçunun temel şekli düzenlenmiş, aynı kanunun "Nitelikli Haller" başlıklı 82. maddesinde yer alan;

"(1) Kasten öldürme suçunun;

...e) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

 

...İşlenmesi hâlinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" şeklindeki düzenleme ile de öldürme suçunun çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesine ilişkin nitelikli hal hüküm altına alınmıştır.

Anılan maddenin 1. fıkrasının (e) bendinin gerekçesinde de, “kasten öldürme suçunun çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi, bu suç açısından bir nitelikli hâl olarak öngörülmüştür. Çocuk olması veya ileri yaşı, hastalığı, malûllüğü veya ruhî veya fizik güçsüzlüğü nedeniyle kendini korumaktan âciz bir kimseye karşı fiilin işlenmesi, gerek faildeki ahlâkî kötülüğün mefruz çokluğu gerek fiilin icrasındaki kolaylık dolayısıyla, nitelikli hâl sayılmıştır” açıklamalarına yer verilmiştir.

Öğretide, beden ve ruh bakımından kendini savunamayacak kişi; “ileri yaşta olma, sakatlık, uyku hali, bilinçsizlik, narkoz, alkol ve uyuşturucu madde etkisi altında bulunma, hastalık gibi nedenlerle mağdurun kendisine yönelik gerçekleştirilecek suç sayılan fiillere karşı kendini koruma gücüne sahip olamaması” şeklinde tanımlanmaktadır.

Kanun koyucunun kasten öldürme suçunun çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesini nitelikli biri hal olarak düzenlerken "çocuk" sözcüğünü gereksiz olarak kullandığı düşünülemeyeceğinden, kendini savunamayacak durumda olma ile çocuk olma durumları birbirinden ayrı olarak değerlendirilmelidir. Her çocuğun beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olacağı söylenemeyeceğinden, TCK´nun 82/1-e maddesindeki düzenleme ile kendisini savunabilecek durumda olan mağdur çocuklar açısından da uygulama alanı oluşturulduğu kabul edilmelidir.

Şu halde, kasten öldürme suçu çocuğa karşı işlenmiş ise, sanığa karşı kendisini savunabilecek durumda olup olmadığına bakılmaksızın TCK´nun 82. maddesinde düzenlenen nitelikli hal uygulanacaktır. Maddedeki "çocuk" sözcüğü ile mağdurun ya da maktulün beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olup olmadığına bakılmaksızın yaşı nedeniyle bir nitelikli hal öngörüldüğünden, sanığın onsekiz yaşını doldurmamış olmasının veya fizik yapısı itibarıyla maktulden daha güçsüz durumda bulunmasının bu nitelikli halin uygulanıp uygulanmaması noktasında bir önemi bulunmayacaktır. Sanığın da çocuk olması Türk Ceza Kanununun 31. maddesi kapsamında ve içinde bulunduğu yaş grubuna göre ayrıca bir indirim nedeni olacaktır. Diğer bir anlatımla, sanık ile mağdurun durumları ayrı ayrı değerlendirilecek, sanığın çocuk olması durumunda 31. maddedeki indirim hükmü uygulanacak, mağdurun ya da maktulün çocuk olması halinde de eylemi gerçekleştirenin yaşına bakılmaksızın aynı kanunun 82. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendindeki nitelikli hal uygulanacaktır. İkisinin de çocuk olması durumunda ise, sanık hakkında TCK´nun 82/1-e maddesi uyarınca belirlenen temel ceza üzerinden aynı Kanunun 31. maddesi uyarınca yaş küçüklüğü indirimi yapılacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

22.07.1991 doğumlu olan maktul Celal´in suç tarihi itibariyle onsekiz yaşından küçük yani çocuk olması nedeniyle, kasten öldürme suçunun TCK´nun 82/1-e bendinde düzenlenmiş olan “çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiye karşı” işlenmesine ilişkin nitelikli halinin, onsekiz yaşını doldurmamış olan sanık hakkında da uygulanması zorunlu olduğundan, sanığın kasten öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verilen olayda TCK´nun 82/1-e maddesi uyarınca uygulama yapılması gerekmektedir.

Bu nedenle, yerel mahkemenin sanığın da çocuk olması nedeniyle nitelikli halin uygulanamayacağına ilişkin direnme gerekçesi isabetsizdir.

Bu itibarla, sanık Ahmet hakkındaki yerel mahkeme hükmünün, maktûlün çocuk olması nedeniyle TCK´nun 82/1-e maddesi uyarınca hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına ve diğer sanık Tarık hakkındaki hükmün temyiz incelemesinin yapılabilmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin sanık Ahmet hakkındaki 19.12.2011 gün ve 319-492 sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA,

2- Diğer sanık Tarık hakkındaki hükmün temyiz incelemesi için dosyanın Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.01.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.


 

E-POSTA HESABINA GİRİLEREK ŞİFRENİN DEĞİŞTİRİLMESİ...

YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ

Esas: 2012/31216  

Karar: 2013/25978

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Oluşa, katılanın aşamalardaki anlatımlarına, sanığın babasına ait internet hesabından katılana ait elektronik posta hesabına bir çok kez girildiğine ilişkin Microsoft ve TİB´den gelen yazı yanıtlarına ve tüm dosya kapsamına göre; katılana ait elektronik posta hesabının şifresini ele geçirerek bu adrese giren ve şifreyi değiştirmek suretiyle katılanın elektronik postalarına erişimini engelleyen sanığın, eylemine uyan TCK.nun 244/2. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle beraat hükmü kurulması,

Yasaya aykırı, C.Savcısı ve katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK.nun 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 01.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 BİLİŞİM SUÇLARINDA SORUŞTURMA YÖNTEMLERİ

YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ

Esas: 2012/21817  

Karar: 2013/25428

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Sanığın kullandığı bilgisayar üzerinde usulünce imaj alma işlemi yapılarak sonucunda çıkan veri bütünlük (hash) değerlerinin tesbit edilmemiş bulunması, IP numarasının kullanılan bilgisayarı göstermeyip internetle olan bağlantıyı göstermesi, sanığın bilgisayarlarında yapılan incelemede, bu bilgisayar kütüğünden m...-k12.com adresine bağlantı yapıldığının tespit olunamaması "hack" proğramına rastlanmasının şikayetçiye ait siteye müdahele edildiğini göstermeyeceği, kesin delil bulunmadan varsayımlarla hüküm kurulamayacağı cihetle tebliğnamedeki bozma düşüncesine katılınmamıştır.

Mahkemece kanıtlar değerlendirilip gerektirici nedenleri açıklanmak suretiyle verilen beraat kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, katılan vekilinin suçun sabit olduğuna yönelik yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün (ONANMASINA), 24.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.



TÜRKİYE CUMHURİYETİ´NE VE ATATÜRK´E ALENEN HAKARET

KAMU DAVASININ AÇILMASININ ERTELENMESİ ŞARTLARI VE SONUÇLARI
BASIN YAYIN YOLUYLA İŞLENEN SUÇLAR

YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ 
Esas: 2012/37416
Karar: 2013/5539

Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme, internet yoluyla hakaret, tehdit, Türkiye Cumhuriyeti´ne ve Atatürk´e alenen hakaret suçlarından şüpheli K... hakkında yürütülen soruşturma evresi sonucunda, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun´un geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca kamu davası açılmasının ertelenmesine, aynı Kanun´un geçici 1. maddesinin 2. fıkrası uyarınca erteleme kararının verildiği tarihten itibaren 3 yıl içinde 1. fıkra kapsa- mına giren yeni bir suç işlenmediği taktirde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verile- ceğine, yeni bir suç işlenip kesinleşmiş hükümle mahkûm olunduğu taktirde soruşturmaya devam olunacağına, erteleme süresince kamu davası zamanaşımı süresinin duracağına dair Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının 10.09.2012 tarihli ve 2011/7665 soruşturma, 2012/1 sayılı kararına yönelik şüpheli müdafii tarafından yapılan itirazın kabulü ile dava açılmasının ertelenmesi kararının kaldırılmasına ilişkin (ÜSKÜDAR) 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.10.2012 tarihli ve 2012/1276 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosyasıyla ilgili olarak;
Dosya kapsamına göre, 6352 sayılı Yasa´nın geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında "31.12.2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı, a) Soruşturma evresinde, 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir" anılan Kanunun geçici 1. maddesinin 2. fıkrasında ise "Hakkında kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen kişinin, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlememesi hâlinde, kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verilir. Bu süre zarfında birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlenmesi hâlinde, bu suçtan dolayı kesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen soruşturma veya kovuşturmaya devam olunur." hükümlerine yer verildiği, söz konusu düzenlemeler dikkate alın- dığında 6352 sayılı Yasa gereği kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilme- sinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 171 inci maddesindeki şartların aran- mayacağının gayet açık olduğu, bununla birlikte şüphelinin kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin beyanının alınmasına yönelik kanun koyucu tarafından herhangi bir şarta da yer verilmediği, ayrıca söz konusu karara 5271 sayılı Ceza Muha- kemesi Kanunu´nun 171/2. maddesi gereği sadece suçtan zarar gören tarafın itiraz hakkı olduğunun ve itiraz üzerine kesin olarak verilen kaldırma kararı sonucu 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 173/4. maddesi uyarınca şüpheli hakkında iddianame düzenlenerek mahkemeye verilmesi gerektiğinin, bu durumun ise şüphelinin daha aleyhine sonuç doğurabileceğinin anlaşılması karşısında, şüphelinin kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin beyanının alınmadığından bahisle itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 28.11.2012 gün ve 67171 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 17.12.2012 gün ve KYB/2012-303894 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Gereği görüşülüp düşünüldü:
05.07.2012 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun´un geçici 1. maddesinde, "31.12.2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı;
a) Soruşturma evresinde, 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muha- kemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılma- sının ertelenmesine, karar verilir. Anılan Kanun´un geçici 1. maddesinin 2. fıkrasında ise "Hakkında kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen kişinin, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlememesi hâlinde, kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verilir. Bu süre zarfında birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlenmesi hâlinde, bu suçtan dolayı kesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen soruşturma veya kovuşturmaya devam olunur." hükümlerine yer verildiği, söz konusu düzenlemeler dikkate alındığında 6352 sayılı Yasa gereği kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmesinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 171. maddesindeki şartların aranmayacağı, bununla birlikte şüphelinin kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin beyanının alınmasına yönelik kanun koyucu tarafından herhangi bir şarta yer verilmediği, ayrıca karara itiraz hakkının Ceza Genel Kurulunun 12.04.2011 gün ve 2010/7-218 esas, 2011/50 sayılı kararıda gözönünde bulundurularak 5271 sayılı Yasanın 171/2. maddesi gereğince sadece suçtan zarar gören tarafın itiraz hakkı olduğu ve itiraz üzerine kesin olarak verilen kaldırma kararı sonucu 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 173/4. maddesi uyarınca şüpheli hakkında iddianame düzenlenerek mahkemeye verilmesi gerektiği, bu durumun ise şüphelinin aleyhine sonuç doğurabileceğinin anlaşılması karşısında, şüphelinin kamu davasının açılmasının ertelen- mesine ilişkin beyanının alınmadığından bahisle itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabu- lüne karar verilmesi,
Yasaya aykırı ve Adalet Bakanlığı´nın Kanun Yararına Bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarname içeriği bu itibarla yerinde görül- düğünden Üsküdar 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.10.2012 gün, 2012/1276 değişik iş sayılı kararının CMK.nun 309. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), müteakip işlem- lerin mahkemesince yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 14.02.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.


 

İNTERNETTEN ELEKTRONİK POSTA YOLU İLE HAKARET

T.C

YARGITAY

4.CEZA DAİRESİ

ESAS NO : 2011/7577

KARAR NO: 2013/11425

KARAR TARİHİ:15/04/2013

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;Katılana, IP adresleri … olan “…@mynet.com”, “…@mynet.com”, “…@yahoo.com” ve “…@yahoo.com.tr” adlı elektronik postalarla hakaret ve tehdit edildiği iddiasıyla açılan davada;

Elektronik postaların IP adresleri ve internet bağlantısı yapılan telefon numaraları tespit edilmiş ise de; sanıkların, elektronik postaların sahibi ve kullanıcısı olmadıklarını, iletileri kendilerinin göndermediğini savunmaları karşısında;Elektronik posta adresi hesabının oluşturulması sırasında elektronik posta hizmeti veren şirkete beyan edilen kimlik bilgileri, elektronik posta adresleri oluşturulurken kullanılan IP adresleri ve bağlantı için kullanılan telefon numaraları, elektronik posta adresinin aktive edilmesi için elektronik posta adreslerinin alındığı şirketlere verilen diğer elektronik posta adresleri, bu adreslerin kullandığı IP adresleri ve bağlantı telefon numaraları, suçta kullanılan elektronik posta adresleri ve bunların aktive edilmesi için şirkete bildirilen diğer elektronik posta adresleri ile başka adreslere gönderilen iletilerin tespit edilmesi için dosyadaki tüm bilgi ve belgelerin Türkiye İletişim Kurumu Başkanlığına gönderilerek gelen cevaba ve iletilerin gönderildiği başka adresleri kullanan kişilerden, suçta kullanılan elektronik posta adreslerinin kime ait olduğu sorularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak eksik inceleme ile hükümler kurulması,

 Kanuna aykırı ve katılan … vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 15/04/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

 

E: 2012/13-1315

K: 2012/1871

T: 25.12.2012

 

• Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

• Objektif Şartlar

• Yasa Bozması

Özet: Objektif şartlardan birisinin gerçekleşmediği bir ahvalde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi amacıyla yerel mahkeme hükmünün bozulmasına gerek bulunmamaktadır.

(5271 s. CMK m. 231/5-14)

(5395 s. ÇKK m. 23)

 


T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

 

E: 2013/13-303

K: 2013/296

T: 11.06.2013

 

• Hırsızlık

• Suçların İçtimai

• Zincirleme Suç

• Farklı Mağdurlar

• Zararın Giderilmesi Halinde Kazanç Müsaderesi

 

Özet:

1-) Beş ayrı mağdurun pantolon cebinden para ve cep telefonu çalan sanık hakkında, hırsızlık suçundan beş ayrı hüküm kurulması gerekmekte olup 5237 sayılı TCK’nın 43/2 maddesi uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanamaz.

2-) Mağdurların tüm zararını gidermiş olan sanığın üzerinde bulunan 66 Liranın 5237 sayılı TCK’nın 55. maddesi uyarınca müsaderesine karar verilemez.

(5237 s. TCK m. 43/1-2-son, 55, 141, 142)


T.C.

YARGITAY

BİRİNCİ CEZA DAİRESİ

 

E:2011/7847

K:2013/4931

T:10.09.2013

 

• Kasten Yaralama

• Öldürmeye Teşebbüs

• Haksız Tahrik

• Makul Oran

Özet: Sanığın oğlunun ayrıldığı nişanlısının amcası ve onun arkadaşı olan mağdur hakkında şikâyetçi olduğu, basit yaralama ve tehdit suçlarından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, mağdurun kullandığı tır ile seyri sırasında sanığın kullandığı kamyoneti fark etmesi üzerine, aracın önünü kestiği ve yanına giderek sanığa küfür etmesi nedeniyle sanığın da araçtan inmeden tabanca ile yol üzerinde bulunan mağdura ateşi sonucu, mağduru hayati tehlike geçirmeksizin ancak basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralayıp, mağdurun kaldırıma düştüğünü görmesi üzerine olay yerinden ayrıldığı olayda; kullanılan silahın etkinliği, atış mesafesi ve sayısı, hedef alınan bölge ve isabet yerleri ile sanığın, mağdurun yere düşmesi üzerine amacına ulaştığını düşünerek eylemini sürdürmemesi karşısında, sanığın eyleme bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu ve öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması gerektiği gözetilmelidir.

Mağdurun, olaydan hemen önce sanığın aracının önünü kesmesi ve sanığa küfür etmesi nedeniyle birden fazla haksız tahrik oluşturan eylemin bulunması ve eylemlerin ulaştığı boyut dikkate alınarak makul oranda cezadan indirim yapılmalıdır.

(5237 s. TCK m. 29, 35, 81, 86/1, 3-e)


T.C.

YARGITAY

BİRİNCİ CEZA DAİRESİ

 

E:2013/3295

K:2013/5297

T: 30.09.2013

 

• Şartla Tahliye, Dava ve Cezaların Ertelenmesi

• Şartla Tahliyenin Geri Alınması

• Aynen İnfaz Kararı

• Aynı Cins Suç

 

Özet: Gerek Anayasa Mahkemesince iptal edilen 4616 sayılı Yasanın 1/4-2 maddesi ve gerekse 4758 sayılı Yasanın 1/4-2 maddesindeki -aynı cins suç- kavramını, 765 sayılı TCK´nın da yer alan kabahat ve cürüm şeklindeki suç ayrımına göre anlamak gerektiği, 5237 sayılı TCK’nın da kabahat ve cürüm ayırımının kaldırılıp, ağır hapis, hapis ve hafif hapis şeklindeki düzenlemeye son verilerek, süresi ne olursa olsun tüm hürriyeti bağlayıcı cezaların -hapis- olarak nitelendirildiği, koşullu salıverilme kararının geri alınmasını gerektiren ikinci suç tarihi ile geri alma kararının 23 Nisan 1999’dan sonra olması nedeniyle geri alınan süre ile ilgili olarak anılan yasalarda ki, çekilmesi gereken cezadan 10 yıllık indirime ilişkin hükümden yararlanılamayacağı gözetilmelidir.

(5275 s. CGİK m. 107/12)

(4616 s. ŞSEK m. I/4-2)

(4758 s. ŞSEKDK m. I/4-2)


T.C.

YARGITAY

İKİNCİ CEZA DAİRESİ

 

E:2012/28972

K:2013/6481

T: 28.03.2013

 

• Hırsızlık

• Suça Sürüklenen Çocuk

• Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

• Denetimli Serbestlik Süresinde Suç İşlenmesi

 

Özet: 19.12.2006 tarihinden önce yürürlükte bulunan 5395 sayılı Kanunun 23. maddesinin 6. fıkrasında, denetimli serbestlik süresi içerisinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suçun işlenmesi halinde, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanacağı belirtilip, 5237 sayılı TCK’nın 50/5. maddesinde de “uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası veya tedbirdir ” hükmüne yer verilmesi karşısında, mahkûmiyet hükmünün adli para cezasından ibaret olması ve suça sürüklenen çocuk hakkında hapis cezasına mahkûm olma koşulunun gerçekleşmemesi nedeniyle hükmün açıklanmasına karar verilemeyeceği gözetilmelidir.

 

(5237 s. TCK m. 50/5)

(5395 s. ÇKK m. 23/5-6)


T.C.

YARGITAY

İKİNCİ CEZA DAİRESİ

 

E: 2012/25472

K: 2013/15402

T: 11.06.2013

 

• Hırsızlık

• Zararın Giderilmesi

• Pişmanlık İradesi

• Ödeme İmkânı

 

Özet: Suçtan haksız menfaat elde ettiği konusunda kuşku bulunmayan sanığın özür dilemek suretiyle pişmanlığını dile getirerek, zararı gidermek istediğini söylemesi nedeniyle hakkında 5237 sayılı TCK’nın 168. maddesinin uygulanabilmesi için, hırsızlık suçunun mağduru olmayan sigorta şirketinin zararını karşılamasının zorunlu olmadığı ancak, sanığın etkin pişmanlığından söz edilebilmesi için “aldığını aynen geri vermesi ya da tazmin etmesi” koşuluna yer verildiği dikkate alınıp; ödenmesi gereken miktar belirlenerek, ödeme yeri gösterilmek suretiyle ödeme imkânı sağlanıp sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmelidir.

(5237 s. TCK m. 168)


T.C.

YARGITAY

ÜÇÜNCÜ CEZA DAİRESİ

 

E:2012/31458

K:2013/24823

T: 13.06.2013

 

• İşgal ve Faydalanma

• Bütünlük Arzı

• Kendiliğinden Ormanlaşma

• Ormandan Kazanılmış Yer

Özet: Dava konusu yerin, eski tarihlerde çevresi ile birlikte ormandan açıldığı yönünde bulguların bulunması yanında ikinci keşif sonucunda düzenlenen raporların çelişkiler içermesi ve konuyu yeterli açıklığa kavuşturamamış olması karşısında, alanında yeniden keşif yapılarak, yerin çevresi ile birlikte incelenip bütünlük arz edip etmediği, müdahale edilmemesi halinde kendiliğinden ormanlaşacak alanlardan olup olmadığı ve geçmişte ormandan kazanılmış yer olup olmadığı hususunun tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi gerektiği gözetilmelidir.

(6831 s. OK m. 93)


T.C.

YARGITAY

ÜÇÜNCÜ CEZA DAİRESİ

 

E:2012/29152

K: 2013/24884

T: 13.06.2013

 

• İşgal ve Faydalanma

• Seyyar Satış Yeri

• Geçici İşletme Sözleşmesi

        

Özet: Sanığın geçici işletmeci olarak İl Özel İdare Müdürlüğü ile Valilik oluruna istinaden oluşturulan komisyon kararına göre orman tehdit sınırları içerisinde kaldığı tespit edilen seyyar satış yeri için sözleşme imzaladığının anlaşılmasına göre II Özel idareden sanıkla imzalanan sözleşmeye ilişkin belgeler getirtilerek mahallinde uygulanıp sanığın sözleşme haricinde kullanımı bulunup bulunmadığı belirlenerek sonucuna göre karar verilmelidir.

(6831 s. OK m. 93)


T.C.

YARGITAY

DÖRDÜNCÜ CEZA DAİRESİ

 

E:2012/22672

K: 2013/17889

T: 10.06.2013

 

• İmar Kirliliğine Neden Olma

• Yapı Tatil Tutanağı 

• Hukuki Kesinti

• Suçların İçtimai

• Zincirleme Suç

Özet: Sanıkların ilk yapı tatil tutanağı düzenlendikten sonra ancak iddianame düzenlenmeden önce binanın inşaatına devam ederek tamamlaması halinde ikinci davada, ilk davada verilen ceza üzerinden TCK´nın 43/1. maddesindeki zincirleme suç hükmü uyarınca artırılabilecek oranda ceza verilebileceği, ilk davanın iddianamesi düzenlendikten sonra inşaata devam edilmesi durumunda ise hukuki kesinti gerçekleşmiş olacağından ayrı bir suçun oluşacağı gözetilmelidir.

(5237 s. TCK m. 43/1, 184/1)


T.C.

YARGITAY

DÖRDÜNCÜ CEZA DAİRESİ

 

E:2011/7299

K: 2013/18685

T: 11.06.2013

• Hakaret

• Taşkın Yakınma

• Eleştiri ve Sitem Sınırlarının Aşılması

• Küçültücü ve Suçlayıcı Sözler

 

Özet: Taşkın yakınma anlamına gelse dahi, eleştiri ve sitemin, kişilerin şereflerini, onurlarını, namuslarını, toplum içindeki itibarlarını incitmeye ve diğer bireyler nezdindeki saygınlıklarını zedelemeye yönelik hakaret içeren sözcükler kullanılmak suretiyle yapılamayacağı gözetilmelidir.

(5237 s. TCK m. 125)


T.C.

YARGITAY

BEŞİNCİ CEZA DAİRESİ

 

E:2012/11197

K: 2013/6909

T: 20.06.2013

 

• Nitelikli Zimmet

• Avukatlık Görevini Kötüye Kullanma

• Kamu Görevlisi

• Kamusal Faaliyet

• Özel Kanunlarla İlişki

 

Özet: Bir kimsenin Ceza Yasası uygulamasında “kamu görevlisi” yapılan faaliyetin de “kamusal faaliyet” sayılabilmesi için, kamu adına yürütülen bir hizmetin bulunması, bunun da Anayasa ve yasalarda belirlenmiş usullere göre verilmiş bir siyasal karara dayalı olması ve ayrıca faaliyetin kamuya ait güç ve yetkilerin kullanılması suretiyle gerçekleştirilmesi gerektiği, avukatların 1136 sayılı Kanunun 35/1 ve 35/A maddelerinde yazılı ve münhasıran avukatlar tarafından yapılabilecek iş ve işlemler ile uzlaştırma işlemi ve barolar ile Türkiye Barolar Birliğinin organlarında ifa ettikleri görevleri yönünden kamu görevlisi olduklarında kuşku bulunmadığı, 5237 sayılı TCK’nın 5. maddesinin 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe girmiş olması nedeniyle anılan Kanunun genel hükümlerine aykırı olan sınırlayıcı nitelikteki Avukatlık Yasanın 62. maddesinin de özel nitelikteki görevi kötüye kullanma suçları açısından zımnen ilga edilmiş sayılacağı ve TCK’nın 247. maddesine göre zimmete geçirilen malın devlete veya özel kişilere ait olmasının suçun oluşması bakımından öneminin bulunmadığı gözetilmelidir.

(5237 s. TCK m. 5, 6/1-c, 247, 257)

(1136 s. Av. K. m. 1,2,35/1,35/A, 62,76/1,109/1-2)


T.C.

YARGITAY

BEŞİNCİ CEZA DAİRESİ

 

E: 2013/11259

K: 2013/8588

T: 12.09.2013

• Cumhuriyet Savcısının Yetki Uyuşmazlığı

• Yetkili Savcılığın Belirlenmesi

 

Özet: 5271 sayılı CMK’nın 161/7 madde ve fıkrasının sadece ilk yetkisizlik kararı veren Cumhuriyet Başsavcılığına dosyanın gönderilmesi durumunda değil, üçüncü bir Cumhuriyet Savcılığına yetkisizlik kararı verilmesi durumunda uygulanması gerektiği gözetilmelidir.

(5271 s. CMK m.161/7)


T.C.

YARGITAY

ALTINCI CEZA DAİRESİ

 

E:2013/172

K:2013/18124

T: 24.09.2013

 

•Suça Sürüklenen Çocuk

•Sosyal İnceleme Raporu

•Davranışları Yönlendirme Yeteneği

 

Özet: Suça sürüklenen çocuğun işlediği iddia olunan suç belirtilmeksizin psikiyatri uzmanı doktor tarafından düzenlenen rapor ile psikolog tarafından düzenlenen sosyal inceleme raporu arasındaki çelişki giderilip, gerektiğinde 5237 sayılı TCK’nın 32. maddesi kapsamında üzerine atılı fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı yönünde rapor alınıp sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmelidir.

(5237 s. TCK m. 31/2, 32)

(5395 s. ÇKK m. 12, 35)


T.C.

YARGITAY

ALTINCI CEZA DAİRESİ

 

E:2013/13173

K:2013/19139

T: 07.10.2013

 

• İşyerinde Yağma

• İşyeri Dokunulmazlığının İhlali

• Suçların İçtimai

• Bileşik Suç

 

Özet: Yağma eyleminin işyerinde gerçekleşmesi halinde,5237 sayılı TCK’nın 149/1-d maddesinde düzenlenen suçun nitelikli şekli işlenmiş olacağından ayrıca işyeri dokunulmazlığını bozma suçunda hüküm kurulamayacağı gözetilmelidir.

(5237 s. TCK m. 42, 116, 119/1-c, 149/1-d)


T.C.

YARGITAY

YEDİNCİ CEZA DAİRESİ

 

E: 2012/27077

K:2013/12815

T: 03.06.2013

 

• Askerlikten Kurtulmak İçin Hile Yapmak

• Aldatma Kabiliyeti

• Denetimde İhmal

 

Özet: Askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçunun sahte evrak veya hileye elverişli her türlü eylem ve hareketle işlenmesi mümkün olup, eylem ve hareketlerin bu konuda işlem yapmakta görevli olan kimseleri aldatabilecek nitelik ve kabiliyette olması, aldatma kabiliyetinin bulunup bulunmadığı belirlenirken de, yapılan hilenin ortalama dikkat, bellek ve muhakeme yeteneğine sahip bir kişiyi aldatmaya elverişli olması gerektiği gözetilmelidir.

(1632 s. ACK m. 81)


T.C.

YARGITAY

YEDİNCİ CEZA DAİRESİ

 

E: 2012/22798

K:2013/18491

T: 24.09.2013

 

•        Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

•        Kaçakçılık Suçlarında Zarar Kavramı

•        Kamu Zararı

 

Özet: Kaçakçılık suçuna konu eşyanın ithalinde öngörülen gümrük vergileri ile diğer eş etkili mali yüklerin ödenmemesi nedeniyle yoksun kalman gelirin kamu zararı olduğu, gümrüklenmiş değerin kamu zararı olarak kabul edilemeyeceği gözetilmelidir.

(5271 s. CMK m. 231/6-c)


T.C.

YARGITAY

SEKİZİNCİ CEZA DAİRESİ

 

E:2010/12322

K: 2012/19338

T: 06.06.2012

 

•        Silahla Tehdit

•        Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması

•        Bıçak ve Mermi Bulundurma

•        Fikri İçtima

 

Özet: Sanığın, aralarında husumet bulunan müştekilerin evine doğru silahla ateş etmekten ibaret eylemi silahla tehdit suçunu oluşturur.

Sanığın ikametinde ele geçip, Adli Tıp raporuna göre 6136 sayılı Yasa kapsamında olan hançer benzeri olan bıçak ve 2 adet mermi dolayısıyla TCK.nın 44. maddesi uyarınca, TCK.nın 3. Maddesi de nazara alınarak 6136 sayılı Yasanın 15/1.maddesiyle hüküm kurulması gerektiği gözetilmelidir.

(5237 s. TCK m.43,44,51,53/1-c,62,106/2-a,170/1-c)

(6136 s. ASK m. 13/1,15/1)


T.C.

YARGITAY

SEKİZİNCİ CEZA DAİRESİ

 

E:2012/35189

K:2013/18245

T: 17.06.2013

 

• Görevli Mahkeme Gaz Tabancası 

• Gaz Ayırıcı Parça 

• Eksik Soruşturma

• İnfaz Yetkisinin Kısıtlanması

• Cezaların İçtimai

Özet: Suça konu tabancayı satın aldığını beyan eden sanığın eyleminin 6136 sayılı Yasanın 13/1. madde ve fıkrasındaki suçu oluşturup oluşturmayacağını belirleme görevi asliye ceza mahkemesine aittir.

Davaya konu gaz tabancasının namlusu içerisinde bulunan gaz ayırıcı parçanın daire şeklinde delikli yapıda olması nedeniyle çapına uygun hazırlanmış özel nitelikteki ateşli silah fişeklerim atmaya elverişli olduğunun belirtilmesi karşısında; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından bu silahın mevcut haliyle üretilmesine izin verilip verilmediği sorulup, üretim şemasının getirtilmesi, temin edilememesi halinde, üretici firmadan gaz ayırıcı parçanın mevcut şekli ile imal edilip edilmediği, üretim iznine uygun imalattan sonra gaz ayırıcı parça üzerinde mermi çekirdeği geçişine imkân verecek şekilde tadilat yapılıp yapılmadığı sorulup bu konuda Adli Tıp Kurumundan alınacak bir rapor ile 6136 sayılı Yasa kapsamında kalıp kalmadığı hususunun kesin olarak saptanması gerektiği gözetilmelidir.

5237 sayılı TCK.nın 50/6. madde ve fıkrasında yer alan “yaptırım" ibaresinin “tedbir" olarak değiştirilip, 5275 sayılı CGTÎK.nın 106. maddesinin 4 ve 9. fıkrasının yeniden düzenlenip 10. fıkrasının da yürürlükten kaldırılması nedeniyle ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtarı infaz yetkisini kısıtlar.

5237 sayılı TCK’da cezaların içtimaına dair bir düzenlemeye yer verilmemiş olduğundan, hapisten çevrilen para cezası ile doğrudan verilen para cezasının toplanması suretiyle taksitlendirilmelerine karar verilemez.

(5237 s. TCK m. 50/6)

(5235 s. AYBAMK m. 11)

(5275 s. CGİK m. 106/4-9)

(6136 s. ASK m. 13/1)


T.C.

YARGITAY

DOKUZUNCU CEZA DAİRESİ

 

E: 2012/11592

K:2013/3073

T: 27.02.2013

 

• Muhafaza Görevini Kötüye Kullanma

• Kamu Alacağı Nedeniyle Haciz

• Menkul Malların Satışa Çıkarılma Süresi

• Suçun Unsurları

 

Özet: Muhafazaya konu menkul malların 6183 sayılı´ Kanunun 84/1. maddesinde düzenlenen süreden sonra satışa çıkarılması nedeniyle haciz ve muhafaza görevi ile görevlendirme işlemi sona erdiğinden muhafaza görevinin kötüye kullanılması suçunun unsurları itibari ile oluşmadığı gözetilmelidir.

(5237 s. TCK m. 289)

(6183 s. AAK m. 84/1)


T.C.

YARGITAY

DOKUZUNCU CEZA DAİRESİ

 

E:2013/2898

K:2013/7064

T: 06.05.2013

 

•        Başkasına Ait Kimlik Veya Kimlik Bilgilerinin Kullanılması

•        Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan

•        İdari Yaptırım

 

Özet: Trafik ekiplerince yapılan yol uygulamasında durdurulan sanığın alkollü araç kullanması nedeniyle hakkında trafik ceza tutanağı ile ehliyetin geri alınması şeklinde idari yaptırım uygulanması sırasında başkasına ait sürücü belgesini ibraz etmesi şeklindeki eyleminin TCK’nın 206. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu oluşturacağı gözetilmelidir.

(5237 s. TCK m. 206, 268)


T.C.

YARGITAY

ONBİRİNCİ CEZA DAİRESİ

 

E:2010/12822

K:2012/21847    

T: 17.12.2012     

 

• Defter ve Belgeleri İbraz Etmemek

• Tebligat Usulü

• Suçun Unsurları

• İptal İçin Defter İstenmesi Hali

 

Özet: Mükellefiyet kaydı resen terkin edilip, defter ve belgelerin iptal için istenmesi halinde defter ve belgelerin ibraz edilmemesi suçunun yasal unsurlarının oluşmayacağı gözetilmelidir.

(213 s. VUK m. 359/a-2)


T.C.

YARGITAY

ONBİRİNCİ CEZA DAİRESİ

 

E:2010/7866

K:2012/22547

T: 27.12.2012

 

• Resmi Belgede Sahtecilik

• Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesi

• Gereksiz Sahtecilik

• Hukuki Sonuç Doğurma Yeteneği

 

Özet: Suça konu veraset ve intikal vergisi beyannamesinde diğer mirasçılara atfen atılan imzaların, sanığın miras hissesine düşen parayı almasında hukuki olarak sonuca etkili olmaması ve diğer mirasçıların imzası olmadan tek başına bu beyannameyi vermesi halinde de aynı sonucu elde edecek olması nedeniyle yüklenen resmi belgede sahtecilik suçundan beraati isabetlidir.

(5237 s. TCK m. 204/1)

(7338 s. VİVK m. 8/son)


T.C.

YARGITAY

ONİKİNCİ CEZA DAİRESİ

 

E:2012/25864

K:2013/18786

T: 09.07.2013

 

• Taksirle Yaralama

• Vasiye Tebligat 

• Akıl Hastalığı

• Ceza Ehliyeti

 

Özet: Temyiz süresi, gerekçeli kararırı vasiye tebliğ edilmesiyle başlar.

Atipik psikoz ve karışık madde kötüye kullanımı rahatsızlığı nedeniyle işlerini göremediğinden kendisine vasi atanmasının uygun olduğu sağlık kurulu raporuyla belirlenen sanığın suç tarihinde işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı, bu fiil ile ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerektiği gözetilmelidir.

(5237 s. TCK m. 32, 89)



T.C.

YARGITAY

ONİKİNCİ CEZA DAİRESİ

 

E: 2013/2377

K: 2013/18943

T: 11.07.2013

•        Taksirle Yangına Neden Olma

•        Taksirle Yaralama

•        Fikri İçtima

•        Tehlike/Zarar SUÇU

 

Özet: 5237 sayılı TCK’nın “Genel Güvenliğin Taksirle Tehlikeye Sokulması” başlıklı 171. maddesinde belirtilen suç tehlike suçu olup, taksirle çıkan yangın neticesinde başkasının yaralanması halinde zarar suçunun oluştuğu dikkate alınarak taksirle yaralama suçundan hüküm kurulması gerektiği gözetilmelidir.

(5237 s. TCK m. 89, 171/1)

 


T.C.

YARGITAY

ONÜÇÜNCÜ CEZA DAİRESİ

 

E:2012/14553

K:2013/26256

T: 25.09.2013

 

• Yargılama Giderleri

• Zorunlu Müdafii Görevlendirilmesi

• Avukatlık Ücreti

• Mali İmkânlar 

• Adil Yargılanma Hakkı

Özet: Suça sürüklenen çocuklar için görevlendirilen zorunlu müdafiiye ödenen avukatlık ücretlerinin, dosya ve UYAP sistemindeki SGK bilgilerinden düzenli mali gelirleri bulunmadığı anlaşılan suça sürüklenen çocuklara yargılama gideri olarak yüklenmesine karar verilmesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ’nin 6/3-c maddesine aykırı olduğu gözetilmelidir.

(AİHS m. 6/3-c)

(5271 s. CMK m. 150/2, 325)


T.C.

YARGITAY

ONÜÇÜNCÜ CEZA DAİRESİ

 

E: 2012/20866

K:2013/30856

T: 31.10.2013

 

• Hırsızlık

• Etkin Pişmanlık

• Yer Gösterme

• Seçenek Yaptırımın Yerine Getirilmemesi

Özet: Çalınan malın satıldığı yer söylenerek suç konusu eşyanın mağdura iadesi sağlansa da satın alandan elde edilen paranın kazanç müsaderesine konu edilmek üzere soruşturma makamlarına teslim edilmemesi halinde 168/1. maddesinin uygulanması olanaksızdır.

Suça sürüklenen çocuklar hakkındaki tedbir gereklerinin yerine getirilmemesi halinde 5275 sayılı Yasanın 106/4. maddesinin amir hükmüne kıyasen, kısa süreli hapis cezasının kısmen ya da tamamen çektirilemeyeceği gözetilmelidir.

(5237 s. TCK m. 50, 168/1)

(5275 s. CGİK m. 106/4)

 


T.C.

YARGITAY

ONDÖRDÜNCÜ CEZA DAİRESİ

 

E:2013/7364

K:2013/9172

T: 16.09.2013

• Koşullu Salıverilme Kararının Geri Alınması

• İkinci Suçun İşlenme Zamanı

• Geri Almanın Koşulları

Özet: Hukukumuzda koşullu salıverilme kararının geri alınabilmesi için, hükümlü olan kişinin öncelikle koşullu salıverilmesi ve koşullu salıverilmesinden sonra ya denetim süresinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlemesi ya da kendisine yüklenen yükümlülüklere, hâkimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi gerekmekte olup, ikinci ve yeni suçun hükümlünün koşullu salıverilmeden önce işlemesi durumda koşullu salıverilme kararının geri alınmasının mümkün bulunmadığı ancak, bu durumun 5275 sayılı CGTİK’nun 107/1 fıkrası gereğince hükümlünün “iyi halli olma” kriteri içinde değerlendirilebileceği gözetilmelidir.

(765 s. TCK m. 17)

(5275 s. CGİK m. 107/1-12-13)


T.C.

YARGITAY

ONBEŞİNCİ CEZA DAİRESİ

E:2013/7721

K:2013/12895

T: 10.09.2013

• Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklamak

• Katılma Hakkı

• Suç Eşyasının Satın Alınması

• Dolandırıcılık

• Sigorta Acentası

Özet: Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçu ile birden fazla hukuki yarar korunmakta olup, kendisine kaynaklık eden öncül suçtan bağımsız ve ayrı suç olması nedeniyle öncül suçtan zarar gören mağdurun bu suçtan açılan kamu davasına katılma hakkı yoktur.

Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçunun konusunu, ancak daha önce işlenmiş bir suçtan elde edilmiş, ekonomik değeri olan şeylerin oluşturabileceği gözetilmelidir.

(5237 s. TCK m. 64,155,157,158/1-h, 165, 282)

(6762 s. TTK m. 14, 124)

(1163 s. Koop. K. m. 55)


T.C.

YARGITAY

ONBEŞİNCİ CEZA DAİRESİ

 
E:2013/11271

K: 2013/13053

T: 11.09.2013

• Basın ve Yayın Araçlarının Sağladığı Kolaylıktan Yararlanmak Suretiyle Dolandırıcılık

• Gazeteye İlan Verilmesi

• Aldatmada Kolaylık Sağlamak

Özet: Gazeteye verilen ilanın sadece sanığa ulaşılmasına yardımcı olduğu, şikâyetçinin aldanmasında ve hileli hareketlerin gerçekleştirilmesinde kolaylık sağlamadığı ya da şikâyetçinin basit bir araştırmayla gerçeği öğrenebileceği hallerde TCK’nın 158/1-g maddesinin varlığından söz edilemeyeceği, ancak "basit dolandırıcılık” suçunun oluşabileceği gözetilmelidir.

(5237 s. TCK m. 157, 158/1-g)



 

 
                                  Sayaç
Bugün Tekil: 223 Bugün Çoğul: 0 Dün Tekil: 228 Toplam Tekil: 218407 Toplam Çoğul: 30
        Dataişlem